TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                18’inci Birleşim

                                                                                        9 Kasım 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, 8 Kasım Uzun Mehmet’i Anma ve Dünya Kömür Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in, Sinop ilinin ve muhtarların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, pamuk üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, teknolojiye, AR-GE’ye, inovasyona gerekli önemi vermeyen AKP iktidarının on dört yıldır ülkenin zamanını, enerjisini ve kaynaklarını boşa harcadığına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, AKP iktidarının 29/10/2016 tarihinde yayımladığı kanun hükmünde kararnameyle akademik özgürlüklere yeni bir darbe vurduğuna ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, uluslararası ve tarafsız bir bilişim şirketinin byLock programını inceleyerek tüm kullanıcıları tespit etmesi ve tüm byLock kullanıcılarının kamuoyuna açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğine ve Hükûmete soğukkanlı bir şekilde müzakerelere devam edilmesi çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, teröre finansman sağladıkları gerekçesiyle TMSF’ye devredilen 527 şirketin durumuyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Gönen ilçesindeki bazı mahallelerin yararlanacağı 12 kilometrelik yol hattının yapılmasının beklendiğine ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, engellilerin atamalarının yapılmamasına ilişkin açıklaması

8.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, okulların açılmasının üzerinden iki ay geçmesine rağmen ders kitaplarının dağıtılmadığına ve Millî Eğitim Bakanının derhâl istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Çanakkale’de ve Türkiye’de kaç öğrencinin birleştirilmiş sınıflarda eğitim gördüğünü ve kaç sınıf öğretmeninin atama beklediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Analık İzni veya Ücretsiz İzin Sonrası Yapılacak Kısmi Süreli Çalışmalar Hakkındaki Yönetmelik’in yeniden düzenlenmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Trabzon’un Beşikdüzü ve Giresun’un Eynesil ilçelerinde eylül ayında yaşanan sel afeti nedeniyle yapılan çalışmalar hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Şişli Endüstri Meslek Lisesinin bahçesinde Hükûmete yakın bir firmanın inşaat yapmasına ilişkin açıklaması

13.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Başbakanın, basın özgürlüğü açısından 180 ülke arasında 151’inci sırada olunmasından rahatsızlık duyup duymadığını, Cumhuriyet gazetesi soruşturmasını yürüten savcının görev yerinin değiştirilmesini düşünüp düşünmediğini ve 9 tutuklu gazetecinin tutuksuz yargılanması için ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Maliye Bakanlığı yetkililerinin vergi mükelleflerine matrahı artırmaları konusunda baskı yaptıkları haberlerinin doğru olup olmadığını ve Muğla-Fethiye Göcek 2 Tüneli’nin açılmamasının sebebini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kapatılan okulların durumuyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Millî Eğitim Bakanlığının boş kadrolara engelli öğretmen atamalarını bir an evvel yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bazı il ve ilçelerde vali ve kaymakamların AK PARTİ milletvekilleriyle köy, esnaf, mahalle, oda, dernek ziyareti yaptıklarına dair duyumlar aldıklarına ve bu vali ve kaymakamları buradan uyarmayı görev saydığına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Şişli Endüstri Meslek Lisesinin bahçesinde devam eden inşaatın bir an önce sona erdirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, üniversitelerde yapılan öğrenci temsilciliği seçimlerinde ciddi ölçüde bir baskı ve siyasi dayatmanın olduğuna ilişkin açıklaması

21.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Ataşehir ilçesinin Yeni Çamlıca Mahallesi’nde halkın uyuşturucuyla mücadele nöbetinin dört günden beri devam ettiğine ve İçişleri Bakanlığını uyuşturucuyla mücadele konusunda göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın 671 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Malta'nın başkenti Valletta'da 8-9 Kasım 2016 tarihlerinde Uluslararası Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Enstitüsü (IIJ) ve Avrupa Komisyonu tarafından "Hukukun Üstünlüğü Çerçevesinde Terörizmle Mücadele Sistemlerinin İnşasında Milletvekillerinin Rolünün Geliştirilmesi" konulu çalıştaya katılması Genel Kurulun 1 Kasım 2016 tarihli 14'üncü Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/851)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ankara Milletvekili ve Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı Emrullah İşler'in, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ve Cezayir Millî Arşivler Genel Müdürlüğü iş birliğiyle 9-10 Kasım 2016 tarihlerinde Cezayir'in Becaya şehrinde düzenlenecek olan "Osmanlı Döneminde Cezayir" adlı arşiv sergisi ve seminere katılmasına ilişkin tezkeresi (3/852)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi Slovakya dönem başkanlığında 1-2 Aralık 2016 tarihlerinde Slovakya'nın başkenti Bratislava'da düzenlenecek olan Enerji Birliği Hakkında Ekonomik İşler Komiteleri Başkanları Toplantısı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/853)

 

 

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve 22 milletvekilinin, kamu emekçilerinin temel haklarına yönelik ihlallerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/357)

2.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 milletvekilinin, sokağa çıkma yasakları dolayısıyla sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunların ve hak ihlallerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/358)

3.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme konusunda örnek teşkil eden ülkelerin politikalarının ve uygulama çalışmalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/359)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 419)

2.- 671 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/756) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 421)

3.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425)

4.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 435)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Murat Emir’in 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 419) 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi’nin oylaması

2.- (S. Sayısı: 421) 671 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/756) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi’nin oylaması

9 Kasım 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için dört dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 8 Kasım Uzun Mehmet’i Anma ve Dünya Kömür Günü münasebetiyle söz isteyen Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’a aittir.

Buyurun Sayın Ulupınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, 8 Kasım Uzun Mehmet’i Anma ve Dünya Kömür Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bundan yüz seksen yedi yıl önce Zonguldak’ta, Ereğli ilçesinde Uzun Mehmet kömürü buldu. O gün bugündür Zonguldak’ımızda kömür üretimi yapılmaktadır. Benim çocukluğumda 60 bin işçi çalışırdı. Şimdi de özel sektörle beraber 12 bin civarında işçimiz orada istihdam edilmektedir.

Zonguldak 1924’te il olmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından sonra ilk il olan şehir Zonguldak’tır. Daha doğrusu, kömürle beraber Zonguldak il olmuştur, şehir olmuştur. Bu vesileyle, 80 ilden vatandaşımızın Zonguldak’ta bulunduğunu ifade etmek istiyorum. Zonguldak’ta -kozmopolit bir şehir- Alevi’si, Sünni’si, Kürt’ü, Türk’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Roman’ı kardeşçe yaşamaktadır.

Bu kömür zor şartlarda Zonguldak’ta çıkarılmaktadır, üretilmektedir. Şu anda yerin 560 metre derinliğinden kömür çıkarmaya çalışıyor kardeşlerimiz. Tabii, bu zor şartlarda bazen hayatlarını kaybedebiliyorlar. 5 bin maden şehidimiz vardır, madenci şehidimiz vardır. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu kömür, Türkiye’de başka bir yerde bulunmayan özelliklere sahip, koklaşabilir özelliği olan, kalori değeri yüksek taş kömürüdür. Demir çeliği eritebilen bir kömürdür. Zonguldak’ta 1,3 milyar ton civarında kömür rezervi bulunmaktadır. Yılda da Türkiye'nin 80 milyon ton civarında bu kömüre ihtiyacı vardır.

Sayın Cumhurbaşkanımız söyledi, Bakanımız, Başbakanımız söyledi, ithal kömüre belli kotalar uygulanmakta yerli kömürün teşvik edilebilmesi için. İnşallah bundan sonra yerli kömür daha çok üretilecektir, daha çok çıkarılacaktır.

Biz hükûmetlerimiz döneminde çalışma koşullarını çok iyileştirdik. Madenci kardeşlerimiz haftada 37,5 saat çalışmaktadırlar, 2 gün izin yapmaktadırlar, 43 yaşında emekli olabilmektedirler ve aldıkları ücret 2 asgari ücretin altında olmamalı. Bunun gibi düzenlemeler yapıldı.

Önceden atalarımız, ecdadımız silah zoruyla madenlerde çalıştırıldı. O zamanlar bir madencinin ömrü 35’ti, 40’tı. Zor koşullarda çalıştılar, Allah rahmet eylesin. Benim de dedem, babam, amcam madenlerde çalıştı. Birçok büyüğümüzü de maden hastalıklarından yitirdik, kaybettik. Dolayısıyla, bugün çalışma koşulları her ne kadar iyileştirilmiş olsa da yine de dünyanın en zor iş kolu madenciliktir. İsterim ki herkes madenleri hayatında en az bir kere görsün, ziyaret etsin.

Yine, bu kömür sayesinde Zonguldak’ta demir çelik fabrikaları kurulmuştur, Karabük’te -daha önce bizim ilçemizdi biliyorsunuz- Ereğli’de. Termik santraller kurulmuştur Zonguldak’ta. Bugün Zonguldak Türkiye’de enerji üretiminin ve tüketiminin yüzde 7’sini karşılayabilmektedir. Tabii ki çevre konusunda da hassasiyetlerimiz var.

Şimdi, bizim madenci yakınlarının bizden bir talebi var. Biliyorsunuz, Ermenek ve Soma’da maden kazaları olduktan sonra bir yasa düzenlemesi oldu, İş Güvenliği Yasası. Bununla beraber Zonguldak’ta da şehit madencilerin yakınları bu haklardan istifade etmek istemektedirler. Yani, Ermenek ve Soma’da şehit madencilerin yakınlarına verilen haklardan Zonguldak şehit madenci yakınları da istifade etmek istiyorlar. Biz de bunu bakanımıza, Başbakanımıza, önceki Başbakanımıza ilettik, inşallah bu düzenlemeler de önümüzdeki günlerde yapılacaktır.

Hedefimiz Zonguldak’ta istihdamın artması, kömür üretiminin artması, kurumun kâra geçmesidir, zararın ortadan kalkmasıdır. Bu yönde de Enerji Bakanımız önceki gün Plan ve Bütçe Komisyonunda açıklamalar yaptı. Çalışmalar Zonguldak ölçeğinde yapılmaktadır.

Rödovansçılarla ilgili de çok önemli düzenlemeler yapılmıştır. Rödovansçılar özel kömür işletmeleridir. Orada da şu anda 1.500 civarında çalışanımız var, daha önce bu sayı 4.500’lerdeydi. İnşallah önümüzdeki günlerde yine sayının artması için mücadelemiz devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimiz de Zonguldak’ımıza 8 katrilyon civarında yatırım yapmıştır. 2 tane beldemiz, Kozlu ve Kilimli ilçe olmuştur. Zonguldak Havalimanı dönemimizde açılmıştır. Filyos, yüz yıllık proje -inşallah- başlamıştır. Çok yakın bir zamanda burada 15 bin civarında gencimiz iş sahibi olacaktır.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ulupınar.

Gündem dışı ikinci söz, Sinop ve muhtarların sorunları hakkında söz isteyen Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’e aittir.

Buyurun Sayın Karadeniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in, Sinop ilinin ve muhtarların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sinop ve muhtarlarımızın sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi muhtarlık kurumu Türkiye’nin idare tarihinde önemli bir yere sahiptir. Demokrasiye inanan ve savunan herkes bilir ki muhtarlar halkın temsilcisi ve katılımcı demokrasinin öncüleridir.

Muhtarlarımızın sorunları son on dört yılda çığ gibi büyümüştür. Her şeyden önce muhtarlarımızın ciddi mali sıkıntıları ve özlük hakkı sorunları bulunmaktadır. Muhtarlarımız köylerde ve mahallelerde halkın sorunlarına çözüm üretirlerken kendi sorunlarını çözemez hâle gelmişlerdir.

Sinop’un her karışını, tek tek köylerimizi, mahallelerimizi gezen, muhtarlarımızla sık sık görüşen bir milletvekili olarak şunları söyleyebilirim: On dört yıllık AKP iktidarınızda muhtarlarımıza gereken değeri vermediniz. Öyle ki size oy veren, sizin için çalışan muhtarlarımız bile artık sizden bıktı.

BAĞ-KUR primlerinin yüzde 25’ini devlet, geri kalanını muhtar kendi cebinden ödüyor, sağlık güvenceleri yok. BAĞ-KUR primini ödeyemediği için eşini, çocuğunu hastaneye götüremeyen muhtarlarımız var. Hizmet verdiği binanın kirasını, elektriğini, suyunu, telefonunu ve benzeri ücret ve masraflarını ödeyemiyorlar. Köye amir, memur gelse temsil ve ağırlama masraflarını muhtarlarımız kendi ceplerinden karşılıyor. Aldıkları üç kuruş maaşla bunları karşılamalarını beklemek doğru olmaz, birçoğu borçlu durumda.

Uzun yıllar bu devlete, halkına hizmet vermiş muhtarlarımız var. Muhtarken onlara silah veriyoruz, muhtarlık görevi sona erdikten sonra bu silahın harcını, vergisini istiyoruz. Görevi biten muhtarlardan bu harç ve vergileri almayacak düzenlemeyi gelin birlikte oturalım yapalım, inanın hepsi bunu bekliyor.

Muhtarlarımıza vefa göstermeliyiz, seçimden sonra “Seninle işim bitti, bak başının çaresine.” dememeliyiz. Muhtarlarımızı vatandaşlarımızla karşı karşıya getirmemeliyiz. Seçim dönemlerinde yol, su, kanalizasyon sözü verip seçim bittikten sonra bir daha köye uğramamazlık yapmamalıyız, uğramalıyız.

Muhtarlarımız AKP’nin memuru değildir. “Memurunuz olmam.” diyen muhtarınıza da yapmadığınızı bırakmıyorsunuz. Muhtarlarımız çok zor şartlar altında görev yapıyor ve büyük fedakârlıklar sergiliyorlar. Gelin, beraber olup muhtarlarımızın sorunlarını çözelim.

Sinop’un 470 köyü var. Sık sık köylerimizi geziyor, muhtarlarımızı, halkımızı dinliyorum. Muhtarlarımız beni sever, ben de muhtarlarımızı inanın çok severim. Siz şimdi 2023 hedefini ballandıra ballandıra anlatıyorsunuz ama düzgün yolu olmayan, su şebekesi olmayan köylerimiz var. Sinop’ta 5.184 kilometre yol ağımız var, bu ağın sadece yüzde 25’i asfalt. Sinop, Türkiye'nin cennet bir köşesidir. Ayancık ilçemizin Akgöl ve İnaltı mağaralarına giden Bakırlı, Avdullu, Kızılcakaya köy yollarımıza eşek bile zor gidiyor affedersiniz. Kabalı Köprümüzün bir ayağı koptu, neredeyse üzerinden bir insan geçse yıkılacak durumda. İlla bir can kaybı mı yaşanması gerekiyor bunun yapılması için? Karapınar’a, Taypaklı’ya, Alasökü’ye, Lala’ya, Kozcuğaz’a ve bütün köylerimize malzeme sözü veriyorsunuz ama sözünüzü yerine getirmiyorsunuz. Su şebekesi olmayan köylerimiz var. 200 metre boruyla çözümlenecek bir şebeke için muhtarı oyalıyorsunuz, dilekçe üzerine dilekçe yazdırıyorsunuz. Ayancık’ta Belediye sokak isimlerini değiştiriyor muhtara ne danışan var ne soran. Bir kamyon malzeme için muhtarlarımıza kırk dereden su getirtiliyor. Durağan, Boyabat, Saraydüzü, Türkeli, Dikmen, Gerze, Erfelek, Ayancık ve merkez muhtarlarımız canla başla çalışıyor Nazım ağabey. Biraz olsun kulak verin dinleyin, ne dertleri var bir sorun.

Değerli milletvekilleri, muhtarlarımıza sahip çıkalım, onları mağdur etmeyelim, onlar bizim baş tacımız.

Muhtarlarımıza sesleniyorum: Sizi mağdur eden iktidar karşısında susmayın, hakkınız olanı söke söke alın. Ben Sinop Milletvekili Barış Karadeniz olarak sonuna kadar destekçinizim, sonunu kadar arkanızdayım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karadeniz.

Gündem dışı üçüncü söz, pamuk üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Muharrem Varlı’ya aittir.

Buyurun Sayın Varlı.

Süreniz beş dakikadır.

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, pamuk üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pamuk üreticilerinin problemleri hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Pamuk, Türkiye'nin en çok ihtiyaç duyduğu ham maddelerden bir tanesi ve endüstriyel bir bitki. Pamuğun lif hâline getirilmişi tekstil sanayisinde, çiğidi yani tohumu yağ sanayisinde, tozu ve çüpürü de yem sanayisinde ham madde olarak kullanılır. Bu derece önemli bir ihtiyaç maddesi Türkiye için. Türkiye geçmiş yıllarda kendi ihtiyacını karşılayabilirken son on beş yılda pamuk ekim alanları gün geçtikçe geriledi ve şu anda ihtiyacımızın yarısını dahi karşılayamıyoruz. Türkiye 1 milyon ton lif pamuk yani iplik olacak pamuk ithal ediyor dışarıdan. Bunun kilosu yaklaşık 2 dolara tekabül eder, 2 milyar dolar para demek. 2 milyar dolar paramız Amerika’nın, Hindistan’ın, Yunanistan’ın çiftçilerine gidiyor, bizim cebimizden alıyoruz götürüp onlara veriyoruz.

Hep çıkıp burada övünüyor ya bakanlar, tarım bakanları veya Hükûmet yetkilileri, işte biz çiftçiye şu kadar destek veriyoruz, bu kadar destek veriyoruz... Sanki kendi ceplerinden veriyorlarmış gibi anlatıyorlar bunu da. Hâlbuki, çiftçiye vermiş oldukları son yıllardaki yükselişe, artışa rağmen –bakın, son bir yılda pamuğun prim destekleme fiyatı arttı- buna rağmen vermiş olduğunuz destek 20 milyon dolar. Yani 2 milyar dolar nere 20 milyon dolar nere? Eğer çiftçimize gerçekten pamuk ektirmek için desteği artırmış olsak, pamuk ekim alanlarını çoğaltsak yani Çukurova’ya, Ege’ye ve Urfa bölgesine bu desteklemeleri artırsak, bölgesel ve ürünsel bazda destek versek, pamuk ekim alanları çoğalsa Türkiye'nin ihtiyacı olan 4 milyon ton kütlü pamuğu Türkiye çok rahatlıkla, Türk çiftçisi çok rahatlıkla üretebilir. Biz de 2 milyar dolar paramızı başka ülkelerin çiftçilerinin cebine koymamış oluruz. Bu kadar önemli bir şey.

Değerli hemşehrilerim, değerli milletvekilleri; bakın, şimdi, Türkiye'nin 1,5 milyon ton lif pamuğa ihtiyacı var ama biz ancak 600 bin ton lif pamuk üretebiliyoruz. Neden üretemiyoruz? Çünkü, pamuk desteklenmemiş, gün geçtikçe alanlarını kaybetmiş.

Bakın, ben size birkaç örnek vermek istiyorum: 1995 yılı ile 2002 yılı arasında Türkiye’deki pamuk ekim alanı 7 milyon 566 bin dekar. Çok önemli bir rakam. Bunu bugünkü pamuk verim oranlarıyla karşılaştırdığımızda yani dönüme ortalama 500 kilogram pamuk verdiğini hesap ettiğimizde 3 milyar 783 milyon kilogram yapıyor yani Türkiye'nin 4 milyon ton kütlü pamuk ihtiyacını 3 milyar 783 milyon kilogramla çiftçimiz zaten karşılamış oluyor. Ama, yıllardan beridir pamuk üretim alanları gerilediği için, pamuğa verilen destekler önemsenmediği için, çiftçimizin üretimi önemsenmediği için gün geçtikçe pamuk ekim alanları geriledi ve ne yazık ki biz dünyanın en çok pamuk ithal eden ülkeleri arasına girdik. Bir dönem pamuk ihraç eden bir ülkeyken şu anda dünyanın en çok pamuk ithal eden ülkelerinden birisi hâline geldik. Bu, Türk çiftçisine zulümdür; bu, Türk ekonomisine büyük bir darbedir, yaradır.

Bakın, yağlı tohumlara yaklaşık 3 milyar dolar para ödüyoruz, yağ ithalatına dünyanın parasını ödüyoruz ama Türkiye'nin yağ ihtiyacını karşılayacak soya fasulyesi gibi, pamuktan elde edilenlerin, çiğitten elde edilenlerin -ham madde, yağ gibi- bunların hiçbirini önemsemiyoruz ve hepsinin gün geçtikçe gerilemesine vesile oluyoruz. İşte, bundan kaynaklı olarak çiftçimiz sıkıntılar yaşıyor.

Çözüm? Çözüm: Pamuk primleri her ne kadar olumlu olarak artmış olsa da pamuk primlerinin bir miktar daha artırılması, bölgesel bazda, ürünsel bazda desteklemenin verilmesi ve pamuk ekim alanlarının çoğaltılması Türkiye'nin pamuk ihtiyacını karşılayacaktır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Varlı.

Şimdi, gündeme geçmeden önce sisteme giren ilk on beş sayın milletvekiline İç Tüzük 60’a göre yerinden bir dakika süreyle söz vereceğim.

İlk söz, Sayın Engin’in.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, teknolojiye, AR-GE’ye, inovasyona gerekli önemi vermeyen AKP iktidarının on dört yıldır ülkenin zamanını, enerjisini ve kaynaklarını boşa harcadığına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye İstatistik Kurumu 2016 yılı Eylül ayı Sanayi Endeksi verilerini açıkladı. Bu verilere göre, eylül ayında sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,1 azaldı, ağustos ayına göre sanayi üretimi ise yüzde 3,8 azaldı. Son yıllarda sürekli düşüş trendi içinde olan ihracat, ekim ayında da azaldı ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 düşüşle 11,7 milyar dolara geriledi. Eylül ayı bütçe açığı ise 17 milyar lira oldu.

Eğer bir ülkede ihracat sürekli geriliyor, sanayi üretimi düşüyor ve bütçe büyük açıklar veriyorsa o ülkenin kalkınma damarları tıkanmış demektir. Bugün gelinen sonuç bilime, teknolojiye, AR-GE’ye, inovasyona gerekli önemi vermeyen AKP iktidarının on dört yılda ülkemizin zamanını, enerjisini ve kaynaklarını nasıl boşa harcadığının en somut kanıtıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel.

2.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, AKP iktidarının 29/10/2016 tarihinde yayımladığı kanun hükmünde kararnameyle akademik özgürlüklere yeni bir darbe vurduğuna ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2002 yılında üniversiteleri özgürleştireceği iddiasıyla yola çıkan AKP iktidarı ne hikmetse 29 Ekimde yayımladığı KHK’yla akademik özgürlüklere yeni bir darbe vurdu. Ağustos ayında torba yasada sözde uzlaşı gösterilerek geri çekilen teklif, bir gece operasyonuyla KHK’nın içerisine sokuluverdi. Bundan sonra, rektörleri sarayın tek adam diktası atayacak, biat etmeyene bilim yolu kapanacak.

Ülkeyi adım adım demokrasiden uzaklaştıranlar, seçimle kazanamadıklarını atadıkları kayyumlarla ele geçirmeye çalışanlar biat etmeyen üniversiteleri kanun hükmünde kararnamelerle hizaya getireceğini düşünüyor ama yanılıyor. Geçen hafta Boğaziçi Üniversitesinde, dün de ODTܒde yüzlerce öğretim üyesi bir araya gelerek KHK’nın iptalini talep etti. Akademisyenlerden öğrencisine, öğretmeninden velisine, hiçbir kesimin sesine kulak vermeyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – …iktidara sesleniyorum: Gittiğiniz yol, yol değildir. Siz bugün sadece akademik özgürlükleri değil, aynı zamanda, Türkiye'nin geleceğine, on yıllarına darbe vuruyorsunuz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, uluslararası ve tarafsız bir bilişim şirketinin byLock programını inceleyerek tüm kullanıcıları tespit etmesi ve tüm byLock kullanıcılarının kamuoyuna açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

ByLock programının FET֒cülerin iç haberleşme aracı olduğu kabul edilmektedir. ByLock kullanan binlerce kişinin tutuklu olduğu veya memuriyetten ihraç edildiği bilinmektedir. Bununla birlikte, byLock kullanıcısı olduğu hâlde hakkında işlem yapılmayan bazı siyasetçiler olduğu da iddia edilmektedir. Bizim önerimiz, uluslararası ve tarafsız bir bilişim şirketinin byLock programını incelemesi ve tüm kullanıcıları tespit etmesidir.

AKP’ye önerimiz ise, eğer kimseden korkmuyorsa veya çekinmiyorsa bütün byLock kullananları kamuoyuna açıklamasıdır. Eğer AKP bunu yapmazsa FET֒cü teröristlerle iş birliği yaptığı algısı oluşacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

4.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğine ve Hükûmete soğukkanlı bir şekilde müzakerelere devam edilmesi çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Birliğinin Türkiye’yle ilgili yıllık ilerleme raporunun yayınlanmasına günler kala Sayın Başbakan Avrupa Birliğine seslenerek “Sizin kırmızı çizginizin üzerine bir kırmızı çizgi de biz çekeriz.” dedi. Evet Sayın Başbakan, iktidarlarınız boyunca, evrensel değerler olan düşünce ve ifade özgürlüğüne, hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına, demokratik işleyen güçler ayrılığı ilkesine ve en önemlisi, ulusal, stratejik Avrupa Birliği hedefimize kırmızı çizgiyi siz çekiyorsunuz. Az önce yayınlanan ilerleme raporunda belirtilen tespitler ve eleştiriler bağlamında, buradan Avrupa Birliğine ve Hükûmete bir an önce bu tansiyonun düşürülmesi ve soğukkanlı bir şekilde müzakerelere devam edilmesi çağrısında bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

5.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, teröre finansman sağladıkları gerekçesiyle TMSF’ye devredilen 527 şirketin durumuyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, teröre finansman sağladıkları gerekçesiyle 527 şirkete el koyarak TMSF’ye devrettiklerini açıkladı. Hükûmete sormak istiyorum: Bu şirketlerin terörle bağlantısına dair somut kanıt var mıdır? Bunlar nelerdir? Bu şirketleri sonuç olarak ne yapacaksınız, satacak mısınız? Satış işlemleri nasıl gerçekleşecek; ihaleyle mi yoksa yandaşlarınıza verecek misiniz? Bu şirketlerin teröre bulaşmadığı anlaşılırsa sahiplerine iade edecek misiniz? Edecekseniz arada oluşan zararlardan kim sorumlu tutulacak? Borsada işlem gören şirketlerin hisselerini ellerinde bulunduran yurttaşların durumu ne olacak? Atadığınız kayyumların aldıkları ücretler ne kadardır? Bu kayyumların sorumlulukları nelerdir, ihmalleri olursa nasıl bir yaptırım uygulayacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Akın…

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Gönen ilçesindeki bazı mahallelerin yararlanacağı 12 kilometrelik yol hattının yapılmasının beklendiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Gönen ilçemizin Koçbayır, Alaşar, Ömerler, Kalburcu, Deliktaş mahallelerinin yararlanacağı 12 kilometrelik bir yol hattı var. Muhtarlarımıza geçtiğimiz yıl programa alındığı, ihalesinin yapıldığı ve en kısa sürede tamamlanacağı bilgisi verilmiş ancak 2015 yılında yapılan ihalenin hâlâ gereği yerine getirilmemiştir. Altyapı çalışması yapılmış ve öylece bırakılmış durumda. Hemşehrilerim yolun yapılmasını bekliyorlar. Yol ve köprü yapmakla her fırsatta övünen AKP yönetimindeki bir belediye 12 kilometrelik yolu yapmaktan niye kaçınır anlamıyorum. İhalesi yapılan yol neden yapılmamıştır, nerede, hangi aksama olmuştur? Kırsal mahallelerimizden hizmetlerden yeterince yararlanamadıklarıyla ilgili sürekli şikâyetler alıyoruz.

Buradan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanına sesleniyorum: Başladığın işi yarım bırakma. İsimlerini belirttiğim 5 mahallemiz sizden derhâl hizmet bekliyor.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, engellilerin atamalarının yapılmamasına ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İktidarın engelli vatandaşlarımıza yaşattığını pişmiş tavuk bile yaşamamaktadır. Engelli arkadaşlarımız engelli KPSS sınavına girdiler ve uzun bir süre bu sınavın sonucu açıklanmadı, aylarca oyalandılar, kendilerine cevap bile verilmedi. Daha sonra, bizim de çabalarımızla tarihi öğrendik, bilgilendiler, 24 Ağustosta açıklandı, yerleştirmeler belirlendi. Bütün evraklarını teslim etmiş olmalarına rağmen yine kaç aydır bu engelli arkadaşlarımız işe başlatılmıyorlar. Gerekçe olarak da güvenlik soruşturmasının sürdüğü belirtiliyor, bazılarına doğru düzgün cevap bile verilmiyor. Yine atanamayan 1.500 engelli öğretmen kardeşimiz var. Bunlar hiçbir şekilde kendilerine muhatap bulamıyorlar, randevu alamıyorlar, sorunlarını dile getiremiyorlar. Artık bu engellilerimize hak ettikleri atamayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

8.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, okulların açılmasının üzerinden iki ay geçmesine rağmen ders kitaplarının dağıtılmadığına ve Millî Eğitim Bakanının derhâl istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; basın, Parlamento ve halk üzerinde baskı uygulamaktan okulların, öğrencilerin ve öğretmenlerin sorunlarını çözemeyen Hükûmet okullarda ders kitapları dağıtımını hâlâ becerememiştir. Okulların açılmasının üzerinden iki ay geçmesine rağmen ders kitaplarını dağıtmayı başaramayan Millî Eğitim Bakanlığı tam bir skandala imza atmıştır. Millî Eğitim Bakanına sormak istiyorum: Ders kitaplarını yıl sonunda karnelerle birlikte mi dağıtacaksınız? Millî Eğitimi yıllarca FETÖ terör örgütüne teslim eden ve sonunda hepimizin başına bela eden zihniyet öğretmen ihraç ederek eğitim sorununu düzelteceğini sanmaktadır. Her konuda açıklama yapan fakat dağıtılmayan ders kitapları hakkında hiç konuşmayan Sayın Millî Eğitim Bakanı derhâl istifa etmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

9.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Çanakkale’de ve Türkiye’de kaç öğrencinin birleştirilmiş sınıflarda eğitim gördüğünü ve kaç sınıf öğretmeninin atama beklediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Çanakkale Yenice Kayatepe Köyü İlköğretim okulunda kayıtlı 18 öğrenci birleştirilmiş sınıfta 1 öğretmenle eğitim görüyor. Millî Eğitim Bakanlığı bu durumu norm kadro yönetmeliğiyle açıklamaya çalışıyor. Köyde görev yapan 2 öğretmenden biri başka bir okula görevlendiriliyor. Farklı yaş grubundaki öğrenciler aynı sınıfın içinde tek bir öğretmen tarafından eğitim görüyor. 1, 2, 3 ve 4’üncü sınıf öğrencileri bir arada, 4 sınıf birleştirilmiş şekilde aynı sınıfta okutuluyor. Buradan sormak istiyorum: Çanakkale ilinde toplam kaç okulda birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılmaktadır? Bu okulların kaçı köy okuludur? Çanakkale’de ve Türkiye’de kaç öğrenci birleştirilmiş sınıflarda eğitim görmektedir? Kaç sınıf öğretmeni atama beklemektedir? Kamusal eğitime bütçeden ayrılan payın artırılması gerekmez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın İlgezdi…

10.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Analık İzni veya Ücretsiz İzin Sonrası Yapılacak Kısmi Süreli Çalışmalar Hakkındaki Yönetmelik’in yeniden düzenlenmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Kısmi Süreli Çalışmalar Hakkında Yönetmelik’i dün yürürlüğe girdi. Böylece, kadınlarımızı daha da güvencesizleştirerek iş yerinde ayrımcılığı körükleyen ve cinsiyetçi iş bölümünü derinleştiren yeni bir adım daha atıldı. Kadın ve emek örgütleri, haklı olarak kiralık işçi uygulamasını kadın emeği üzerinden meşrulaştıran, kadın emeğinin sömürüsüne dayanan, çocuk bakımını sadece kadınların görevi olarak gören, kadını toplumsal yaşamın dışına itmeye çalışan, emzirme hakkı yerine yarı zamanlı çalışmayı dayatan bu düzenlemeye tepki gösteriyor. Biz kadınlar, sosyal devlet hizmetlerinin “Kısmi çalışma hakkınız var.” denilerek kısılması ve bütün yükün kadınların omzuna yüklenmesini kabul etmiyoruz. Kadınları anneliğe ve ev kadınlığına hapseden bu zihniyetle mücadele edeceğiz. Sendikalı ve güvenceli iş yerlerinde düzenli çalışmak, çocukları kamu ve iş yeri kreşlerinde huzur içinde yetiştirmek en doğal hak talebidir.

Unutulmasın ki sadaka değil haklarımızı istiyoruz. Bu yönetmeliğin yeniden düzenlenmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Trabzon’un Beşikdüzü ve Giresun’un Eynesil ilçelerinde eylül ayında yaşanan sel afeti nedeniyle yapılan çalışmalar hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum ilgili bakanlara. Trabzon’un Beşikdüzü ve Giresun’un Eynesil ilçelerinde eylül ayında yöreyi tümden etkileyen bir sel afeti yaşandı. O afette 3 yurttaşımız da hayatını kaybetti, çok sayıda ev ve iş yeri, kamu, özel kuruluş sular altında kaldı. Afetin vurduğu ilçelerimizden birisi de Eynesil’di. Bu ilçemizde 11 köy, 12 mahalle, 59 ev hasar gördü, kamu kuruluşlarından bazıları sular altında kaldı. En önemlisi de ilçe merkezi ile köylere ve mahallelere ulaşımı sağlayan köprüler yıkıldı. Ancak şu ana kadar afetin yaraları sarılmadı, hayatı normale döndürecek bütçe ödenekli bir çalışma yapılmadı, verilen sözler tutulmadı. Hatta o yöredeki belediyelere 100-125 bin lira gibi sadaka sayılabilecek bir yardım gönderildiği belirtiliyor. Beşikdüzü Belediyesine ise 2 milyon lira civarında bir yardım gönderildiğinden bahsediliyor. Bu tespitler neye göre yapıldı bilemiyoruz. Sayın Bakanlar umarım bu olayı açıklarlar.

Daha önce soru önergesiyle gündeme getirdiğim bu konuyu bir kez daha bilgilerinize sunuyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

12.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Şişli Endüstri Meslek Lisesinin bahçesinde Hükûmete yakın bir firmanın inşaat yapmasına ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Yine, Şişli Endüstri Meslek Lisesini gündeme getirmek istiyorum. Şişli Endüstri Meslek Lisesinin bahçesinde Hükûmete yakın bir inşaat firması inşaat yapmaya başlamış durumda. Şişli Endüstri Meslek Lisesi Türkiye'nin gözbebeği liselerinden bir tanesidir. 5 bin öğrencisi vardır, 25 büyük kurumla, otomotiv firmasıyla anlaşmalı çalışmalar yapmaktadır. Sabah 07.40’tan, akşam 21.00’e kadar öğrenciler orada ders görmektedir, öğretmenler de eğitilmektedir. Çok önemli ve yıllardır var olan bir geleneği vardır. Ama Millî Eğitim Bakanlığı bu süreçte açılan davalarda müdahil olmamıştır. Neden müdahil olmamıştır öncelikle onu öğrenmek isteriz. Ülkemizin böyle önemli okullarından biri olan bu okulda niçin okulun bahçesinde inşaat yapılmak istenmektedir? Her değerli araziye niçin göz dikilmek istenmektedir? Okullara niçin göz dikilmiştir? Bunları öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, dün de bu konu gündeme gelmişti, dün açıklama yapmıştık. Şişli’deki bu bahsedilen yer, Bulgar Vakfına ait bir yer.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hayır, değildir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – 59 dönümlük bir yer.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Dava açıldı Bulgar Vakfına geri alınmak üzere Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – 17 dönümünü Millî Eğitim Bakanlığına hibe etmiş.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Yanlış bilgi üzerine konuşuyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yapılan inşaat bir okul inşaatı. Öyle yağma, talan falan değil.

Dolayısıyla her şeyi yerli yerinde konuşmakta fayda var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – O zaman ben bilgi verebilir miyim Sayın Başkan.

Bu konuyu çok iyi biliyorum, daha evvelsi gün o okuldaydım. Sayın Başkanın bilgisi eksik ve yanlış. Şu anda dava devam ediyor. Daha önce…

BAŞKAN – Sayın Yedekci, Sayın Başkanla birlikte böyle bir çay sohbetinde kuliste bunu konuşursanız çok daha iyi olur diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – O zaman o da çay sohbetinde söyleseydi. Öyle bir şey var mı? Yanlış bilgi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşalım, konuşalım.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Yanlış bilgi.

BAŞKAN – Sayın Arslan, buyurun.

13.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Başbakanın, basın özgürlüğü açısından 180 ülke arasında 151’inci sırada olunmasından rahatsızlık duyup duymadığını, Cumhuriyet gazetesi soruşturmasını yürüten savcının görev yerinin değiştirilmesini düşünüp düşünmediğini ve 9 tutuklu gazetecinin tutuksuz yargılanması için ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum: Cumhuriyet gazetesine yapılan baskınlar, yöneticilerinin ve yazarlarının tutuklanmalarına karar verilmesi, basın özgürlüğüne tamamen aykırıdır. AKP iktidarıyla birlikte, ülkemiz dünya ülkeleri arasında basın özgürlüğü açısından 180 ülkenin arasında 151’inci sıradadır. Geride kalmış olan bu basın özgürlüğü sırasından rahatsızlık duymuyor musunuz? Bu durum Türkiye’nin imajını zedelemiyor mu?

İki: FET֒cülerle hiçbir bağı olmayan, şimdiye kadar sürekli Fetullah Gülen’le mücadele eden bir gazetenin yazarlarının ve yöneticilerinin “FET֒yle bağlantısı var.” denilerek FET֒cü bir cumhuriyet savcısı tarafından soruşturmasının yapılmış olmasından dolayı bu savcının görev yerinin değiştirilmesini düşünüyor musunuz?

Üç: Cumhuriyet gazetesinin haber yapmanın ötesinde bir suçu yoktur, yöneticileri ve yazarları devlete karşı bir terör suçu da işlememiştir. Bu 9 tutuklu gazetecinin -haksız olarak verilen- tutuksuz yargılanması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Demir…

14.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Maliye Bakanlığı yetkililerinin vergi mükelleflerine matrahı artırmaları konusunda baskı yaptıkları haberlerinin doğru olup olmadığını ve Muğla-Fethiye Göcek 2 Tüneli’nin açılmamasının sebebini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maliye Bakanlığından bir açıklama bekliyorum.

6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Yasası gereği olarak özellikle aralarında küçük esnafların da bulunduğu vergi mükelleflerine Maliye Bakanlığı yetkililerinin matrahı artırmaları konusunda baskı yaptıkları, tehdit ettikleri haberleri gelmektedir. İhracat ve ekonomik hareketliliğin durmuş olduğu, turizmde yaşanan kötü gidişe ve sınırlarda yaşanan savaşlardan dolayı çok zor günler geçiren küçük, orta, büyük esnafa yapılanlar doğru mudur? Bu tür baskılardan Bakanlığın haberi var mıdır ya da acaba organize bir girişim midir?

İkinci olarak da Muğla-Fethiye Göcek 2 Tüneli teslim edileli altı ay olmasına rağmen hâlâ açılmamaktadır. Bunun sebebi nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Kuyucuoğlu, buyurun.

15.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kapatılan okulların durumuyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Millî Eğitim Bakanına. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra bu yapıya ait olan ve binlerce dersliği bünyesinde barındıran okullar kapatılmış ve mülkiyetleri hazineye devredilmişti. Bakanlık yetkilileri söz konusu binaların millî servet olduğunu kaydederken bu okulların dönüştürülecekleri söylenmiştir. Bu bağlamda Millî Eğitim Bakanımıza sormak istiyorum: Bu dönüşümler tamamen sağlanmış mıdır? Şimdiye kadar Türkiye genelinde toplam kaç okul kapatılmıştır? Söz konusu okulların kaçı imam-hatip, kaçı sosyal bilimler, kaçı fen bilimleri, kaçı spor ve güzel sanatlar, kaçı mesleki ve teknik Anadolu lisesine dönüştürülmüştür?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Malta'nın başkenti Valletta'da 8-9 Kasım 2016 tarihlerinde Uluslararası Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Enstitüsü (IIJ) ve Avrupa Komisyonu tarafından "Hukukun Üstünlüğü Çerçevesinde Terörizmle Mücadele Sistemlerinin İnşasında Milletvekillerinin Rolünün Geliştirilmesi" konulu çalıştaya katılması Genel Kurulun 1 Kasım 2016 tarihli 14'üncü Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/851)

4/11/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Malta'nın başkenti Valletta'da 8-9 Kasım 2016 tarihlerinde Uluslararası Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Enstitüsü (IIJ) ve Avrupa Komisyonu tarafından "Hukukun Üstünlüğü Çerçevesinde Terörizmle Mücadele Sistemlerinin İnşasında Milletvekillerinin Rolünün Geliştirilmesi" konulu çalıştaya katılım sağlanması hususu, Genel Kurulun 1 Kasım 2016 tarihli 14'üncü Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                          İsmail Kahraman

                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                 Başkanı

  Fatma Benli                               İstanbul

Ömer Fethi Gürer                           Niğde

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın Akçay, sisteme girmişsiniz.

İki dakika süreyle söz vereceğim gündeme geçmeden önce.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Millî Eğitim Bakanlığının boş kadrolara engelli öğretmen atamalarını bir an evvel yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığında 30.084 engelli kontenjanı vardır ve bunun 16.338’i dolu olup 13.746 açık engelli kontenjanı bulunmaktadır ve şu anda, bütün Türkiye'de, en fazla 1.500 civarında atama bekleyen engelli öğretmen adayı bulunmaktadır ve Millî Eğitim Bakanlığının, bu boş engelli personel kadrolarına bu öğretmenlerin atamalarını bir an evvel yapmakta engel hiçbir bir durum yoktur. Engelli öğretmen adayları bu atamaların bir an evvel yapılmasını beklemektedir. Millî Eğitim Bakanlığının da bu konuda gereken hassasiyeti göstermesini diliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Altay, buyurun.

17.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bazı il ve ilçelerde vali ve kaymakamların AK PARTİ milletvekilleriyle köy, esnaf, mahalle, oda, dernek ziyareti yaptıklarına dair duyumlar aldıklarına ve bu vali ve kaymakamları buradan uyarmayı görev saydığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce 60’a göre söz alan İstanbul Milletvekilimiz Sayın Gülay Yedekci’nin açıklamasından sonra çoğunluk partisinin grup başkan vekilinin, Gülay Yedekci’nin söylediklerini olumsuzlayan, hatta yalanlayan bir çıkışı oldu. Pek usullerde de milletvekilleri yerinden söz alırken grup başkan vekillerinin böyle refleksleri olmaz. Bu bakımdan, milletvekilimizin söylediklerinin Genel Kurulca ve kamuoyunca yanlış anlaşılmaması için milletvekilimize bir açıklama hakkı vermenizi takdirinize bırakıyorum.

Bununla beraber, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; her vesileyle, gerek çoğunluk partisi gerek muhalefet partileri demokrasinin faziletinden, erdeminden, güzelliğinden bahsediyoruz. İyi, güzel, hoş, ama sahada ve uygulamalarda bunun tam tersi örnekler bürokratlar ve siyasetçiler tarafından yaşatılıyor. Şöyle ki: “Kimi illerde ve ilçelerde, kimi valilerin ve kaymakamların çoğunluk partisi milletvekilleriyle köy ziyareti, esnaf ziyareti, mahalle ziyareti, oda, dernek ziyareti yaptıklarına dair çeşitli duyumlar alıyoruz. Milletvekillerinin de aslında bu duruma meydan vermemeleri gerekir. Devletin valisi, devletin kaymakamı elbette Hükûmetin de memurudur, hiçbir itirazım yok ama vatandaş onlara baktığı zaman, onlardan, bir objektif, tarafsız anlayış içerisinde devlet işlerinin sevk ve idaresi görevini bekliyor. Milletvekillerimizin dahi, işgüzarlık yapan bu tür vali ve kaymakamların bu hamlelerine, öncelikle, “Rica ederim kardeşim, siz işinizi yapın.” diyebilmeleri lazım. Ama öte yandan, bu kendini bilmez, devletin örf, âdet ve geleneklerine aykırı hareket eden, hadsizlik ve densizlik yapan vali ve kaymakamları da buradan uyarmayı bir görev sayıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Kalan bir dakikayı da o zaman Sayın Yedekci’ye verelim.

Buyurun Sayın Yedekci.

18.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Şişli Endüstri Meslek Lisesinin bahçesinde devam eden inşaatın bir an önce sona erdirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, o okulun 39 dönümü -Taşyapı, firmanın adını da veriyorum- şu anda orada, Padişah Vakfından Bulgar Vakfına bir şekilde verilmiş. Dava hâlinde. İnşallah o dava da sonuçlanacak. 17 dönümüne okul yapılıyor, 39 dönümlük yerine de Taşyapı 1 rezidans yapıyor -bir yanlışlık olmasın- bunun karşılığında 3 ayrı okul yapıyor. Yaptığı okulların ederi 1’er milyondan 3 milyon eder, o okulun arazisi su içinde 25 milyar dolar eder. Onun için, bu, devletin malını birilerine peşkeş çekmenin adı mıdır?

Ayrıca çok önemli bir nokta vardır: Millî Eğitim Bakanlığı müdahil olmak durumundadır; müdahil olmamıştır, kamu yararı bulunduğunu söylemiştir. Burada nasıl bir kamu yararı vardır, öncelikle onu bilmek isteriz.

İnşaatın bir an önce sona erdirilmesi, bahçenin öğrencilere bırakılması talebindeyiz.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bostancı, lütfen, iki dakika size de süre veriyorum.

Buyurun.

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Elbette, burada, sayın vekiller birer dakikalık konuşmalarını yaparken biz arada çıkarak düzeltme girişiminde bulunmuyoruz, böyle bir tavrımız ve tarzımız yok. Sadece, dün yine bu konu dile gelmişti ve orada bir açıklama da getirilmişti, tekrar edilince ben o açıklamayı tekrar etme lüzumunu hissettim. Esasen, bir siyasi polemikten ziyade, bize intikal etmiş olan bilgiyi kamuoyuyla paylaşma lüzumunu hissettim. Bize gelen bilgi şudur: “Burada, Bulgar Vakfına ait olan ve 2014 kararıyla birlikte kendilerine iade edilen 59 dönümün 17 dönümü Millî Eğitim Bakanlığına hibe ediliyor, elbette okul yapılması karşılığında. Yapılan inşaatın da burada okul olduğu, başka herhangi bir şey olmadığı; dolayısıyla rezidanstı, oteldi, şuydu buydu buna ilişkin bir inşaat söz konusu değil. Yine, okulların bulunduğu bir alanda okulun yapıldığı bir inşaattan bahsediliyor.

Sayın vekilin buradaki açıklamalarını muhakkak Millî Eğitim Bakanlığı, ilgili yetkililer duyacaktır. Bu söylenenlerin dışında, benim yaptığım açıklamamın dışında herhangi bir durum var ise o durumun da açığa çıkarılmasını ayrıca ben de talep ederim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, fotoğrafları var. Evvelsi gün çektim; rezidans inşaatı başlamış. Yanlış bilgi alıyorsunuz ve yanlış bilgi veriyorsunuz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bu polemiği bitirelim; her ikiniz de ifade ettiniz.

Sayın Usta, siz de sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, üniversitelerde yapılan öğrenci temsilciliği seçimlerinde ciddi ölçüde bir baskı ve siyasi dayatmanın olduğuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Malum, ülkemiz ciddi sorunlarla boğuşuyor, zor günlerden geçiyoruz. Ülkede ciddi bir karışıklık var. Aslında benzer bir durum maalesef üniversitelerimizde de var. Bugünlerde üniversitelerimizde öğrenci temsilciliğinin seçimleri yapılıyor fakat üniversitedeki seçimlere ciddi ölçüde bir baskının, dayatmanın, siyasi dayatmanın olduğunu müşahede ediyoruz, bize ciddi şikâyetler geliyor. Bırakalım öğrencilerimiz centilmence mücadelesini yapsınlar, seçimlerini yapsınlar, demokrasiye olan inançlarını yitirmesinler. Gençliğin moralini bozmayalım, hür iradesiyle seçimlerini yapsınlar.

Bu ülkede müdahalelerin, liyakatsiz insanların bir yerlere getirilmesinin ne tür sonuçlar doğurduğunu hep gördük; o yüzden ben bunu son derece yanlış buluyorum. Önümde bir sürü örnek var. Örneğin, Süleyman Demirel Üniversitesinde centilmenliğe aykırı ve seçime ciddi müdahale var. Onun haricinde, Bilecik’te yine demokratik yöntemlerle seçilen adayların seçimleri iptal edilip yerine rektörlük tarafından atama yapılıyor. Amasya’da aynı durum var; seçimler iptal ediliyor, adayların ikisine de dönem başkanlığı veriliyor. Konya’da ÜNİAK adayı demokratik olmayan yöntemlerle seçim çalışması yapıyor. Yine, kendi ilçemde, Samsun Havza’da da mevcut aday iktidar partisinin ilçe başkanlığı tarafından; adaylardan bir kısmı rüşvetlerle, çocukların yakacak yardımları falan yapılarak çekilmesi sağlanıyor. Yani bunlar hakikaten çok çirkin müdahaleler, bu müdahaleleri yapmamamız lazım. Özellikle milliyetçi, ülkücü gençlerin önünün bu şekilde kesilmesi son derece yanlıştır. Bundan ülkeye bir fayda gelmeyeceğini özellikle vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve 22 milletvekilinin, kamu emekçilerinin temel haklarına yönelik ihlallerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/357)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamu emekçilerine yönelik baskı ve tehditler ile ifade özgürlüğü başta olmak üzere kamu emekçilerinin temel haklarına yönelik ihlallerin araştırılması için Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla teklif ederiz.

1) Filiz Kerestecioğlu Demir                      (İstanbul)

2) Meral Danış Beştaş                               (Adana)

3) Behçet Yıldırım                                     (Adıyaman)

4) Berdan Öztürk                                       (Ağrı)

5) Dirayet Taşdemir                                   (Ağrı)

6) Sırrı Süreyya Önder                               (Ankara)

7) Ayşe Acar Başaran                                (Batman)

8) Mehmet Ali Aslan                                   (Batman)

9) Saadet Becerekli                                   (Batman)

10) Hişyar Özsoy                                       (Bingöl)

11) Mizgin Irgat                                         (Bitlis)

12) Altan Tan                                            (Diyarbakır)

13) Çağlar Demirel                                    (Diyarbakır)

14) Feleknas Uca                                      (Diyarbakır)

15) İmam Taşçıer                                      (Diyarbakır)

16) Nimetullah Erdoğmuş                          (Diyarbakır)

17) Nursel Aydoğan                                   (Diyarbakır)

18) Sibel Yiğitalp                                      (Diyarbakır)

19) Ziya Pir                                               (Diyarbakır)

20) Mahmut Toğrul                                    (Gaziantep)

21) Abdullah Zeydan                                  (Hakkâri)

22) Mehmet Emin Adıyaman                       (Iğdır)

23) Erdal Ataş                                           (İstanbul)

Gerekçe:

Türkiye'de yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan Ankara ve Suruç katliamlarına tepki gösteren, özellikle sokağa çıkma yasaklarının olduğu bölgelerde yaşam hakkı başta olmak üzere temel hakların ihlal edilmesine, eğitim ve sağlık dâhil tüm kamu hizmetlerinin askıya alınmasına karşı grev hakkını kullanan, açıklama ve eylemlere katılan ya da hak ihlalleriyle ilgili endişelerini sosyal medyada ifade eden kamu emekçileri, özellikle son dönemde yoğun idari baskıya maruz kalmakta, en üst kademedeki devlet görevlileri tarafından hedef gösterilerek nefret suçlarına açık hâle getirilmektedir.

Ankara katliamında dostlarını kaybeden KESK üyeleri, arkadaşlarının yasını tutmak ve sorumluları protesto etmek için 12-13 Ekim tarihlerinde grev haklarını kullanmışlardı. Fakat maalesef greve ve katliamla ilgili basın açıklamalarına katılan pek çok KESK üyesi hakkında soruşturmalar yürütülmüş, disiplin cezaları verilmiş ve okunan basın metinleri gerekçe gösterilerek üyeler hakkında adli işlem başlatılmıştı.

Benzer biçimde, KESK, DİSK, TMMOB tarafından sokağa çıkma yasaklarını kınamak, barışı ve yaşam hakkını savunmak için 29 Aralık tarihindeki iş bırakma eylemiyle ilgili olarak valiliklere gönderilen “Eğitim Hakkını Engelleyici Eylemler” konulu talimatla da yapılan eylemin yasa dışı, siyasi ve ideolojik amaçlı olduğu bildirilmiş, okul müdürlerinden eyleme katılan EĞİTİM SEN üyelerinin bilgileri istenmiştir. Oysa öğretmenlerin, bağlı bulunduğu sendikanın aldığı karar uyarınca bir gün göreve gelmemesi eyleminin sendikal faaliyet kapsamında olduğu Danıştay kararlarıyla da belirlenmiştir. Bu konuda çok sayıda AİHM, Danıştay ve idari yargı kararı bulunmaktadır. Kamu emekçilerinin katıldığı grev ve açıklamalarla ilgili yürütülen soruşturmalar ile Anayasa ve ILO'nun 87 ve 98 numaralı Sözleşmeleriyle güvence altına alınan, Türk ceza hukukuyla da korunan grev hakkı açıkça çiğnenmiş, yöneticiler tarafından siyasi kararlar verilmiştir.

Kamu emekçilerine yönelik idari baskıların yoğunlaştığı bu dönemde, Vine Politik, Polis Memurları Dayanışma Grubu gibi sosyal medya platformları aracılığıyla da barış talebinde bulunan öğretmenlerin bilgileri teşhir edilmiş, Halkların Demokratik Partisini destekleyen iletiler paylaştıkları veya yalnızca barış talebinde bulundukları için terör örgütü propagandası yapmakla suçlanmışlardır. Hedef gösterilen eğitimciler, fiilî saldırılara maruz kalmış, görev yaptıkları ilçeleri terk etmek zorunda bırakılmışlardır. Örneğin, Balıkesir'in Dursunbey ilçesinde okul müdürü olarak görev yapan Ali Kürşat Özgüler ile aynı ilçede öğretmenlik yapan Çilem Seda Erdoğan tehdit edilmiş, Özgüler'in evinin etrafı 25-30 kişilik bir grup tarafından sarılmıştır. Tüm vatandaşların yaşam ve barınma haklarını korumakla yükümlü olan ve kamu emekçilerine yönelik linç girişimleri başlatanlar hakkında gerekli bilgileri cumhuriyet savcısına bildirmek ve soruşturmayı yürütmekle görevli olan ilçe Emniyet yetkilileri ve kaymakamlık ise "can güvenliğinin olmadığı" gerekçesiyle eğitimcileri ilçeyi terk etmeye yönlendirmiştir. Yine, Facebook'ta sokağa çıkma yasaklarını ve çocuk ölümlerini protesto eden bir psikolog, Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki görevinden uzaklaştırılmıştır. Ünlü bir televizyon programına telefonla bağlanarak "Çocuklar ölmesin." diyen bir öğretmen ve "Herkesin isteği barış." diyerek cevap veren bir program sunucusu dahi terör soruşturmasına maruz bırakılmıştır.

Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi pek çok köklü metin ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır fakat maalesef bugün, ifade özgürlüğü, iktidara yönelik muhalefeti bastırmak amacıyla açıkça ihlal edilmektedir. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından "Üniversiteler, hastaneler, okullar başta olmak üzere kamuda görev yapanlardan terör örgütünün yanında yer alanların süratle ayıklanmasına ihtiyaç vardır." gibi ifadeler sarf edilmesi, tüm kamu emekçilerini hedef hâline getirmekte, kamu emekçileri can güvenlikleri ve iş güvenceleriyle ilgili derin endişe duymaktadırlar. Binlerce öğretmenin “hizmet içi eğitim” adı altında ilçelerden çıkarıldığı, sağlık emekçilerinin öldürüldüğü, tüm kamu hizmetlerinin yeniden dizayn edildiği çatışma ortamında kamu emekçilerinin vicdan ve ifade özgürlüklerinin ihlali bugün yakıcı bir sorundur.

2.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 milletvekilinin, sokağa çıkma yasakları dolayısıyla sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunların ve hak ihlallerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/358)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de hâlâ devam eden sokağa çıkma yasakları dolayısıyla baskı altında olan tüm kesimler gibi sağlık emekçileri de görevlerini yaparken can güvenliği dâhil birçok sorun yaşamaktadırlar. Sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunların araştırılması ve hak ihlallerinin tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırılması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Sibel Yiğitalp                                        (Diyarbakır)

2) İdris Baluken                                        (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                      (İstanbul)

4) Garo Paylan                                          (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                            (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                      (İzmir)

7) Ali Atalan                                              (Mardin)

8) Erol Dora                                              (Mardin)

9) Mithat Sancar                                        (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                                     (Muş)

11) Burcu Çelik Özkan                               (Muş)

12) Besime Konca                                     (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                      (Siirt)

14) Aycan İrmez                                         (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                                  (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                        (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                         (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                       (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                                     (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                                 (Şanlıurfa)

21) Alican Önlü                                         (Tunceli)

22) Nadir Yıldırım                                      (Van)

23) Tuğba Hezer Öztürk                             (Van)

Gerekçe:

16 Ağustostan bu yana 7 kentin 20 ilçesinde onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde 56 kez ilan edilen sokağa çıkma yasakları toplamda 295 günü bulmuş durumdadır. Hukuki bir dayanak olmaksızın ilan edilen sokağa çıkma yasaklarıyla bütün hukuki değerler ayaklar altına alınmaktadır. Devam eden bu süreçte birçok sağlık kurumu, kolluk kuvvetleri tarafından karargâh olarak kullanılmakta, bu bağlamda hem sağlık emekçilerinin fiziksel mekânda sağlık hizmeti sunma hakkı hem de Anayasa gereği yurttaşın sağlık hizmeti alma hakkı hiçe sayılmaktadır. Bu durum beraberinde en temel hak olan yaşama hakkının gasbına kadar uzanmaktadır. Buna ek olarak, bazı sağlık emekçilerine de görev yaptıkları binaları boşaltmaları, binaların kolluk güçleri tarafından kullanılacağı bilgisinin sözlü olarak iletildiği de tarafımıza ulaşmıştır. Türkiye'nin de taraf olduğu ve savaş hukukunu düzenleyen Cenevre sözleşmelerinden 12 Ağustos 1949 tarihli "Sağlık ve Emniyet Mıntıkaları ve Mahallerine Müteallik Anlaşma Projesine" göre, sağlık mıntıkalarına hiçbir şekilde silahlı güçlerin girmemesi gerekmektedir. Yani sağlık kurumlarının kolluk güçlerinin ablukasına alınıp halkın sağlık hakkının engellenmesi açıkça adı geçen sözleşmenin ihlalidir. Ayrıca yasakların başladığı günden bu yana aile sağlığı merkezlerinin hizmet verememesi sonucu gebe takibi, aşı uygulaması, kronik hastalıkların takibi gibi birçok koruyucu sağlık hizmeti uygulanamamaktadır. Süreç boyunca eczanelerin çok kısıtlı hizmet vermesi ya da kapalı olması sebebiyle de düzenli tıbbi tedavi alan hastaların tedavileri aksamakta, bu da geri dönüşü olmayan fiziksel, ruhsal hastalıkların oluşmasına hatta can kaybına neden olmaktadır.

Halkın sağlık hizmetine ulaşamamasının yanı sıra, sağlık emekçilerinin görevlerini yapması da engellenmektedir. Hastanelere başvuran yaralıların öncelikli olarak hayati bulgularına bakılması gerekirken, kolluk güçlerinin müdahaleyi engelleyerek, hastanın parmak izini alması, müdahale yapan sağlık emekçisiyle ilgili tutanak tutması gibi uygulamaların yapıldığı sağlık emekçileri tarafından ifade edilmektedir.

Ambulansların yaralıları almaya giderken yine kolluk güçleri tarafından engellendiği de ifade edilenler arasındadır. Bu süreçte görevini yapmaya çalışan sağlık emekçileri sadece engellenmemekte, aynı zamanda darbedilmekte, tehdit edilmekte ve hatta öldürülmektedirler. Sağlık emekçilerinden Eyüp Ergen, Şeyhmus Dursun ve Abdülaziz Yural yaralılara yardım etmek isterken öldürülmüşlerdir.

Ayrıca son zamanlarda yazılı ve görsel basında çıkan haberlerle, yasağın olduğu bölgelerde görevini yapmaya çalışan sağlık emekçilerinin, isimlerinin baş harfleri, çalıştıkları bölümler ve sosyal medya hesapları yayımlanarak da hedef gösterildikleri görülmektedir.

Tüm bunlara ek olarak Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu tarafından yapılan açıklamayla, yasak ilan edilen bölgelerde görev yapan sağlık emekçilerinin yirmi dört saatlik nöbetler şeklinde değil, haftalık nöbetler şeklinde çalışacakları duyurulmuştur. Bunun gerekçesi ise sokağa çıkma yasağının olduğu bölgelerde hastane personelinin giriş çıkışında sorun yaşanmaması olarak beyan edilmiştir. Hukuksal dayanağı olmadan yapılan bu açıklamaya ek olarak herhangi bir yazılı talimatla resmîleştirilmeden hayata geçirilmiştir. Oysa Sağlık Bakanlığı, personelinin çalışma koşullarını, can güvenliğini ve yaşam hakkı başta olmak üzere en temel insani haklarını güvence altına alma konusunda sorumludur. Sağlık emekçileri, sokağa çıkma yasağının bulunduğu bölgelerde yaşadıkları ihlalleri ilk günden itibaren Sağlık Bakanlığına bildirdiklerini ve sağlık hizmetlerine erişimin güvence altına alınması için önlem alınmasını talep ettiklerini de beyan etmişlerdir.

Bu nedenlerden hareketle, savaş dâhil her koşulda yaşatma mücadelesi veren sağlık emekçilerinin sorunlarının araştırılması, yaşadıkları hak ihlallerinin tespit edilmesi için Meclis çatısı altında acilen bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ederiz.

3.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme konusunda örnek teşkil eden ülkelerin politikalarının ve uygulama çalışmalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/359)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme konusunda örnek teşkil eden ülkelerin politikalarının ve uygulama çalışmalarının sonuçlarıyla birlikte incelenmesi, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme politikalarının kadın-erkek eşitliğini sağlamadaki etkisinin araştırılması, Türkiye'de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin önündeki en büyük engel olan merkeziyetçi yapının etkilerinin incelenmesi ve toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin nasıl yapılabileceği konularında bu alanda çalışan kadın örgütleriyle ve yerel yönetimlerden uzmanlarla beraber çalışarak ortaya konması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

                                                                                                                Çağlar Demirel

                                                                                                                   Diyarbakır

                                                                                                        HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için devletin her alanda bu eşitliği sağlama yönünde politikalar üretmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, yani toplumun kolektif ihtiyaçlarını karşılamak için planlanan ulusal bütçenin, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik sistemi, istihdam, ulaşım başta olmak üzere tüm alanlarda cinsiyetler arası eşitsizliği ortadan kaldıracak biçimde planlanmadığı takdirde kadına yönelik ayrımcılığın önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme yöntemi kadınların istihdam, eğitim, sağlık, siyasete katılım gibi alanlarda yaşadıkları ayrımcılıkla mücadelede en etkili yöntemlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Böyle bir bütçelemeye geçilmesi, toplumun yarısını oluşturan kadınların eğitimden sağlığa, refah düzeyinin artmasına vesile olup toplumsal olarak eşitlikçi ve demokratik bir anlayışın sağlanmasında da etkili olacaktır.

Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, kaba bir yöntemle kadına özgü bütçe ayrılması ya da kadın ve erkek için eşit bütçe harcanması anlamına gelmemektedir. Diğer ülkelere baktığımızda, örneğin toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemede en başarılı ülkelerden biri olan İsveç'te ayrı bir Eşitlik Bakanlığı bulunmakta olup bu Bakanlık cinsiyet eşitliği kıstasını diğer bütün bakanlıkların uygulamasının da garantörü durumundadır. İngiltere'deyse bütçe görüşmelerinde her türlü ekonomik, sosyal, kültürel alan cinsiyete dayalı bir analizle rapor edilmektedir ve bu analizler sonucunda, örneğin, istihdam için ayrılan bütçenin yüzde 95'i kadınların istihdamının artırılması için kullanılabilmektedir. Bunların yanı sıra, 12 Avrupa ülkesi daha 2003 yılında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme politikalarını kabul ederek uygulamaya geçirmiştir. Türkiye'deyse sadece kısıtlı sayıdaki projeler dışında bir gelişme olmadığı ortadadır. Oysaki kadın odaklı bütçelemenin yerel yönetimlerde uygulanması yerelden inşa edilecek cinsiyet eşitliği perspektifi açısından önceliklendirilmelidir.

Kadınların farklı yerellerde birbirinden farklı ihtiyaçlarını görebilen, eşitlik ilkesine hizmet edebilecek bir bütçe ancak yerelden inşa edilebilir. Bu anlamda, Demokratik Bölgeler Partisinin belediyeleri ilkesel olarak tüm yerel bütçe süreçlerinde kadın odaklı bütçelemeyi esas almıştır ve harcama ile hizmet üretiminde kadın önceliğine göre politikalar ve projeler geliştirmektedir. Böylelikle, kadınlara yönelik yaşam evlerinin açılması, kadın istihdamının desteklenmesi için ücretsiz kreşlerin açılması, kadınların görünmeyen emeğini görünür hâle getirmek amaçlı kooperatiflerin açılması gibi uygulamalar hayata geçirilmiştir. Fakat, Türkiye'de yerel bütçelemenin merkezî yapıya katı bir biçimde bağlı olması DBP belediyeleri başta olmak üzere bazı belediyelerde uygulanan toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin (TCDB) önünde çok büyük bir engel teşkil etmektedir. Bu engellerin aşılabilmesi için ademimerkeziyetçi bir siyasi ve idari yapının benimsendiği bir yönetim anlayışının geliştirilmesi elzemdir.

Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin etkin bir şekilde yapıldığı Avustralya, Hindistan gibi ülkeler incelendiğinde, yerinden yönetim anlayışının benimsendiği dikkat çekmektedir. Cinsiyet eşitliğinin sağlanması için bu anlayışın kalkınma planlarının temel ilkesi olarak benimsenmesi gerekmektedir.

TCDB'nin somut uygulamaları düzenlenirken kamu kaynaklarının dağılımında önceliklerin yeniden belirlenmesi esastır. Bunun için bütçeye özel önlem kalemleri eklenmesi ve uygulama sonuçlarının bağımsız izleme mekanizmalarıyla sürekli değerlendirilerek denetlenmesi gibi yöntemler en yaygın uygulamalardır. Tüm bunların uygulanmasıyla sadece bütçe konusunda cinsiyet eşitliği sağlanmış olmayacak, aynı zamanda kadın yoksulluğunun azaltılması, cinsiyete duyarlı yaklaşımın sağlanması, ekonomik üretkenliğin ve şeffaflığın artması da mümkün olabilecektir.

Bu bağlamda, TCDB konusunda örnek teşkil eden ülkelerdeki politikaların ve çalışmaların nasıl uygulandığının sonuçlarıyla birlikte incelenmesi, TCDB politikalarının kadın-erkek eşitliğini sağlamadaki etkisinin araştırılması, Türkiye'de merkezî ve yerel bütçe çalışmalarında TCDB’nin nasıl yapılabileceği konusunda bu alanda uzman kişilerle çalışarak ortaya konması için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını teklif ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.28

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 adet tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ankara Milletvekili ve Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı Emrullah İşler'in, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ve Cezayir Millî Arşivler Genel Müdürlüğü iş birliğiyle 9-10 Kasım 2016 tarihlerinde Cezayir'in Becaya şehrinde düzenlenecek olan "Osmanlı Döneminde Cezayir" adlı arşiv sergisi ve seminere katılmasına ilişkin tezkeresi (3/852)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ve Cezayir Millî Arşivler Genel Müdürlüğü iş birliğiyle 9-10 Kasım 2016 tarihlerinde Cezayir'in Becaya şehrinde "Osmanlı Döneminde Cezayir" adlı arşiv sergisi ve seminer düzenlenecektir.

Söz konusu programa Ankara Milletvekili ve Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı Profesör Doktor Emrullah İşler'in katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                  İsmail Kahraman

                                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Meclis tezkeresini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi Slovakya dönem başkanlığında 1-2 Aralık 2016 tarihlerinde Slovakya'nın başkenti Bratislava'da düzenlenecek olan Enerji Birliği Hakkında Ekonomik İşler Komiteleri Başkanları Toplantısı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/853)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi Slovakya Dönem Başkanlığında 1-2 Aralık 2016 tarihlerinde Slovakya'nın başkenti Bratislava'da "Enerji Birliği hakkında Ekonomik İşler Komiteleri Başkanları Toplantısı" düzenlenecektir.

Söz konusu konferansa katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                  İsmail Kahraman

                                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Böylece, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi’nin görüşmelerine başlayacağız.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 419) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 419 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu kanun hükmünde kararname İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, kanun hükmünde kararname, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerinde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Kanun hükmünde kararnamenin tümü üzerinde söz isteyen gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri izleyen değerli Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, ben 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım.

15 Temmuzda Türkiye belki de tarihinde hiç görülmemiş bir darbe girişimiyle, bir ihanet girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Bunu hepimiz biliyoruz ve kabul ediyoruz elbette ki. Biz bunu ülkeye bir işgal girişimi olarak görüyoruz ve bu sadece aslında seçilmiş Hükûmete karşı değil, milletin tamamına ve devlete karşı yapılmış bir girişimdir. Dolayısıyla, bu kapsamda FET֒yle yapılan mücadeleyi, bu terör örgütüyle yapılan mücadeleyi elbette destekliyoruz. OHAL’i de bu çerçevede destekledik. Türkiye olağanüstü şartlardan geçiyor; olağanüstü şartlarda da bazı şeylerin, olağanüstü uygulamaların olması tabii ki normal.

Gelişmeler şunu gösterdi: FET֒yle PKK aynı kaynaktan besleniyor, aynı merkezlerden yönetilen terör örgütleridir. PKK eylemleriyle FET֒nün 15 Temmuzda başaramadığı çözülmeyi tamamlamak istiyor. Durum böyle olunca, Türkiye aslında beka düzeyinde ciddi risklerle karşı karşıyadır. Öyleyse bu mücadelenin başarılı olabilmesi için mücadelenin doğru yapılması lazım. Ben bugünkü konuşmamı da bu mücadeleyi nasıl yaparsak doğru bir mücadele yapmış oluruz ve netice alabiliriz, bununla ilgili olarak, daha çok bunun üzerinde yoğunlaştırmak istiyorum.

Bana göre, Hükûmet FET֒yle mücadelede stratejik bir hata yaptı. Bu hata… Mücadeleye yani bu darbe girişimi sonrasında FET֒yü temizleme mücadelesine üst düzeyden başlaması gerekirken en alt düzeye inerek bir mücadele sistemi benimsedi ve bugün, belki de sayısı 200 bini bulan kamu görevlisi veya özel sektörde çalışan, bu FET֒nün değişik birimlerinde çalışan insanlar ya açığa alındı ya ihraç edildi veya okulları kapatıldı.

Dolayısıyla, bir defa, adalet sistemi ciddi yük altına girdi ve şu anda işler yürümez hâle geldi. Bakın, Türkiye'de normal adalet sistemi çalışmıyor, hatta FET֒yle yapılan mücadele kapsamındaki işler de hiçbir şekilde çalışmıyor çünkü iş arttı, diğer taraftan da baktığımızda aslında, aktif olarak çalışan hâkim savcıların da belki yarıya yakını veya üçte 1’i civarında, üçte 1’inden biraz fazlası bu kapsamda açığa alındı, ihraç edildi. Tabii, bunlar haklı uygulamalarsa buna bir diyeceğimiz yok.

Dolayısıyla “stratejik hata” dediğim şuydu: Buna tepeden başlayıp aşağı doğru, önce kritik birimleri halledip daha sonra daha alt düzeylere inilmesi, işin uygulanabilirliği açısından çok daha doğru olacaktı. Bir defa, şu konuda bizim irademiz çok net, bunu Sayın Genel Başkanımız da defalarca ifade etti: Suçu sabit görülenler, FET֒yle irtibatı ve iltisakı bulunanlar, şüphesiz devletin hiçbir kademesinde bulundurulmasın, bunların tamamı temizlensin. Ancak bunun yapılabilmesi için, mağduriyetlerin oluşmaması için de sağlıklı bir soruşturma yapılmalıdır. Yeteri kadar soruşturma yapılmadan kimsenin itibarı zedelenmemelidir.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisinin bu yapıyla hiçbir zaman yolu kesişmedi. Bu yapının geçmişine şöyle bir baktığımızda bunun bir “cemaat” olarak adlandırıldığı dönem var, hatta şu anda “teröristbaşı” olarak adlandırdığımız başındaki kişinin “Muhterem Hoca Efendi” olarak adlandırıldığı bir dönem var, daha sonra “paralel devlet yapılanması”, şimdi de “FET֔ şekline geldi. Herkes biliyor ki, Milliyetçi Hareket Partisinin bu yapıyla hiçbir zaman yolu kesişmedi, hatta Sayın Genel Başkanımız geçmişte defalarca bu yapıyla ilgili olarak uyarılarda bulundu. Mesela 2011 yılında Fetullah Gülen’in Türkiye’ye getirtilmesi gerektiğini, bu yapının faaliyetlerinin durdurulması gerektiğini veya askıya alınması gerektiğini söylediğinde eğer devlet veya o gün Hükûmeti yönetenler bize karşı çıkmasaydı, bu uyarılara kulak tıkanmasaydı belki Türkiye bu kadar beka düzeyinde risklerle karşı karşıya kalmayacaktı. Bunları, geçmişi karıştırıp birtakım suçlular bulmak için söylemiyorum. Önümüzde de bundan sonraki günlerde de benzer risklerle karşılaşmamak için bu tespitlerin yapılmasının doğru olduğunu ve gerekli olduğunu düşündüğüm için ifade ettim.

Şimdi, FET֒yle mücadelede kim zafiyet gösterdiyse bir bir ortaya çıkarmalı. Bunlar ister sivil bürokraside olsun ister askerî bürokraside olsun, siyaset dünyasında olsun, kasıt ve ihmali olanlar tespit edilmeli ve cezası neyse en ağır şekilde cezalandırılmalı. Bunu bu ülkenin güveni ve huzuru için bir zaruret olarak görüyoruz. Yıllardır vatansever gençler işsiz gezerken FET֒cüleri askerî ve sivil bürokrasiye yerleştirenler mutlaka kanun önünde hesap vermelidirler ve bu çerçevede FET֒yle mücadele en sert şekilde sürdürülmeli, hiçbir şekilde sulandırılmamalı, esnetilmemeli, gevşetilmemelidir. Tabii ki bu mücadeleyi yaparken belirlediğimiz yöntem hukuki olmalıdır, hukuk egemen olmalıdır. İstismar olacak diye mağduriyet yaratılmamalıdır. Önümüzdeki on yılları ipotek altına alacak şekilde devlete küslüğe neden olunmamalıdır yapılan uygulamalarla.

Şimdi, birçok kamu görevlisi görevden uzaklaştırıldı, ihraç edildi ama şu durum çok önemli bence: Birçok insan, birçok insan değil, belki tamamına yakını neyle suçlandığını bilmiyor ve daha da kötüsü bunlara savunma hakkı verilmiyor. Savunma hakkı verilmediği zaman yapılacak soruşturmada da gerçeğin çıkartılması mümkün olmayacaktır. İnsanlar kendilerinin neyle suçlandığını bilmeden kendi suçsuzluklarını anlatmaya, ifade etmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla, itiraz dilekçelerinden de bu anlamda çok fazla sonuç alınamayacaktır. Bakın, bu mücadele yöntemi gerçek FET֒cülerin, kripto FET֒cülerin ellerini ovuşturmalarına neden olacak bir uygulamadır. Bu, şu anda belki iş başında olan gerçek, kripto darbecileri -çünkü bunlarla ilgili de ciddi iddialar var- sevindirecek bir durumdur. İnsanlara savunma hakkı vermemiz lazım ve insanların neyle suçlandığını bilmemiz lazım, sağlıklı soruşturmalar yapılması lazım. Dolayısıyla, mücadeleye zarar vermeden bu işi sürdürmemiz gerekiyor.

Bu mücadelede suçun şahsiliği ilkesi hiçe sayılıyor. Elimizde yüzlerce örnek var, ben şimdi bunlarla sizleri meşgul etmek istemiyorum. Yani bir şekilde karısı suçlu, kocasını da işten atıyorsunuz; çocuklarını ilaçsız bırakıyoruz. Böyle uygulamalar olmaz. Yani 3 milyon Suriyeliye –ki doğrudur- yani ilacını verirken her türlü barınmasını verirken kendi insanımızın, babası suça karıştı diye –daha suçu sabit görülmüş falan da değil, isterse suçlu olsun- çocuğunu ilaçsız bırakmaya devletin hakkı yoktur. Bunları yaptığımız zaman işte gerçek FET֒cüler bu olanlara sevinecektir ve bu ülkenin karışmasından onlar menfaat elde edeceklerdir.

Adil yargılanmaya aykırı uygulamalar var. Bir defa bu gizli tanık ifadeleri tam bir sıkıntı yaratmaya başladı. İfadeye çağrılanlar veya içeriye alınanlar zorlanıyor. Gizli tanıklar var, işte 5 kişinin, 10 kişinin ismini ver deniliyor ve burada ciddi iftiralar atılıyor. Geçmişte ihbar mektuplarından doğan mağduriyetlerin, sıkıntıların şimdi gizli tanıklarla doğduğunu, bu gizli tanıkların tam bir iftira makinesine döndüğünü görüyoruz.

Şimdi, avukatlarla ilgili uygulamalarda, mesela ben Samsun’a da gittim, bana orada da anlattılar, başka yerlerden de geliyor. Avukatlar bir defa müvekkille görüşmek için dört-beş saat sıra bekliyor, sadece on beş dakika görüşüyorlar. Tutuklu, haklarını bilmiyor, avukatlara taraf muamelesi yapılıyor. Avukatlara yaka mikrofonu, üstte kamera var. Mesela Samsun’da aynı uygulama, IŞİD’den tutuklu olanlar var, PKK’dan tutuklu olan sanıklar var, o uygulama yapılmıyor. Diyorlar ki bizim Samsun’daki avukatlar mesela, “Savunma hakkımız sınırlanıyor.” diye dava açacaklar ve yarın uluslararası mahkemede bunların hepsi kazanacak. Şimdi bunu yapmaya hakkımız var mı bizim? Yani biz cezalandırılsın diyoruz yani FET֒yle mücadelenin en sert şekilde yapılmasını isteyen bir siyasi partinin temsilcisiyim ben. Ama bunu yaparken ülkemizin geleceğini riske atmamamız lazım ve haklı olduğumuz meselede haksız duruma düşmememiz lazım. Bütün bu eleştirilerim o nedenledir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde maalesef, ülkemizin uluslararası mahkemelerde ciddi tazminatlarla karşı karşıya kalma riski vardır. Bu konuda ben uygulayıcıların dikkatini çekmek istiyorum.

Şimdi, memurlar neyle suçlandığını bilmeden itiraz ediyorlar ve suçsuzluğunu ispat etmeye çalışıyorlar. İtirazların dikkatlice incelenmesi gerekir ve hatadan en hızlı şekilde dönülmesi gerekir. Mesela, temize çıkmış insanlarla ilgili olarak dahi, onlar açığa alındıysa başlatılma işlemini maalesef bugün kurum yöneticileri yapmıyor; bu da ayrıca bir mağduriyete neden oluyor. Sürekli artan mağduriyet ve şikâyetleri etraflıca incelemeden insanları açlığa ve çaresizliğe itmek İslami ve insani hiçbir değerle bağdaşmayacaktır elbette.

Şimdi, diğer taraftan da hiçbir suça bulaşmamış insanlar var. Belki bu yapıyla bir şekilde -hani Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle- ibadet düzeyinde ilişkisi olmuş insanlar olabilir. Nasıl ki, Hükûmet “Biz kandırıldık.” dedi, tövbe etti, pişman oldu, bu insanlara da belki bu anlamda bir pişman olma hakkı tanımak lazım. Dolayısıyla, suça bulaşmamış vatandaşlara bu imkânın verilmesi bu sayıyı azaltacak, toplumda da barışı sağlayacak önemli bir husustur. Dolayısıyla, kaybetmek kolay, kazanmak zordur; bizim kazanmaya çalışan tarafta olmamız lazım. İhanet edenler ayıklanmalı, FET֒yle bağlantısı olanlar kaçtıkları yere kadar kovalanmalı ama -Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle- eften püften nedenlerle, cılız ve ucuz suçlamalarla iktidar gücünü kötüye kullanmaktan da kesinlikle uzak durulmalıdır.

Kripto FET֒cülerin hâlâ görevde bulunduğu, iftiralarla çok sayıda kamu görevlisinin memuriyetten atılmalarını sağlayarak sürdürülen mücadeleyi savsaklamak amacında oldukları çok sık dile getirilmektedir; bu iddianın doğru olup olmadığı süratle açıklığa kavuşturulmalıdır.

Bu mücadele esnasında ne kadar çok hata yapılırsa milletin birliği ve FET֒yle mücadeleye verdiği destek azalacaktır; bundan da şiddetle kaçınmamız gerekir. Türk milleti -yani iftiharla söyleyebiliriz- 15 Temmuz hain darbe girişimine tek yürek olarak karşı durmuştur. Bu birlikteliği zedeleyecek uygulamalardan kurumlarımızın kaçınması lazım, kurumlarımızı da bu anlamda uyarmamız lazım. Hükûmetin de bu anlamda görevi olduğunu ifade etmek isterim.

Hukuk herkese eşit uygulanmalı, aynı ölçü ve dozajda etkisini göstermelidir. Hukukun üstünlüğüne bağlıysak başka türlüsünü düşünmek zaten imkânsızdır. Bir terör örgütüyle mücadelede hatırlı ve iktidara yakın olmak hiç kimseye avantaj sağlamamalı, korumaya almamalıdır. Kimin byLock’u varsa deşifre edilmeli, kim FET֒ye yardım ve yataklık yapmışsa gereği eksiksiz ve sonuna kadar yapılmalıdır. Adalet yerini bulmadan, hak ve hukuka saygı duyulmadan Türkiye’nin güvencede olması, millî güvenliğini tesis etmesi düşünülemeyecektir; byLock’u kullananların sıfat ve görevi ne olursa olsun, üstüne gitmek siyasetin namus borcudur. Gizlenmiş abi ve ablaların saklandıkları delikten çıkarılmaları, Pensilvanya’daki teröristbaşının ABD’yi ikna ederek ülkemize getirilmesi Hükûmetin tarihî nitelikli bir görevidir. Bunu yaparken de diplomasi, hukuki delillerle güçlendirilmelidir. Yurtta sulh konseyi başta olmak üzere, FETÖ tümüyle, tüm organ ve unsurlarıyla ortaya çıkarılarak cezalandırılmalıdır.

15 Temmuz darbesinin siyasi kadroları ve FET֒nün siyasi bağlantıları, siyaset kurumu içindeki unsurları ve uzantıları esrarını korumaktadır. Bu konuda hiçbir gelişme kaydedilmemesi, bunların hâlâ aydınlığa kavuşturulmamış olması çok vahimdir, çok manidardır ve izaha muhtaç koskoca bir garabettir. Bunlar açığa çıkartılmadan ne FETÖ anlaşılabilecek ne de 15 Temmuz darbe girişimi tüm yönleriyle aydınlanabilecektir. Siyasi ayaklar ortaya çıkarılmadan FET֒yle mücadele topal kalacak, bu habis terör örgütünün kökünün kazınması mümkün olmayacaktır. Türkiye, herkesin küçük siyasi hesapları bir tarafa bırakarak millî sorumluluk anlayışı içinde hareket etmesini zorunlu kılan karanlık bir döneme girmiştir. Bu da, aynı zamanda burada yapılacak uygulamalar yani siyasi kanatta yapılacak uygulamalar Hükûmetin samimiyet testi olacaktır.

Diğer taraftan, FET֒yle mücadelede kurumların yaptığı uygulamalarda bir standart da yok. Buralarda farklı kurumlar farklı uygulamalar yapıyor. Bunların detaylarına girmek istemiyorum, vaktim çok azaldı. Burada da bir uygulama birliğinin sağlanması gerekiyor.

Haksız yere ekmeği elinden alınan, başka yerde çalışmasına izin verilmeyen insana suç işlemekten başka seçenek bırakılmamaktadır. Burası çok önemlidir arkadaşlar. Yani, dolayısıyla, insanlara doğru müdahale yapmamız lazım, bunlara savunma hakkı vermemiz lazım, suçu olan kimse cezalandırılsın. Suçun şahsilik ilkesinden hiçbir şekilde ayrılmayalım ama suçsuz insanlar cezalandırılıp ekmeksiz bırakılarak bunları terör örgütlerinin kucağına itmememiz gerekir.

Diğer bir husus da -çok yakinen gördüğümüz örnekler var, eğer bizden istenirse biz bunları ayrıca verebiliriz- bazı kurum yöneticileri kendi komplekslerini, kendi sıkıntılarını, geçmişte FET֒yle kendi bağlantılarını kapatmak için suçsuz insanların canlarını yakıyor. Bunları çok acı acı bildiğimiz, tanıdığımız kurumlarda görüyoruz. Kim ne kadar fazla bağırıyorsa bilin ki onda FET֒yle irtibat var demektir. Bunu çok acı bir şekilde yani kurum yöneticileri düzeyinde, belki de siyaset düzeyinde görüyoruz.

Şimdi, tabii, bu işin bir de siyaset, ticaret ve iş dünyasına yansımaları var. Yine, eften püften nedenlerle, geçmişte bir dernek üyesi oldu diye -bu dernekler nihayetinde kapatılmış dernekler değil, bunlar yasal olarak faaliyetlerini sürdüren dernekler- bazı firmaların itibarları zedelenmekte, yetkilileri içeri alınmaktadır.

Elbette finansal destek sağlıyorsa FET֒ye, bu terör örgütüne, onlarla ilgili en sert şekilde mücadele yapılsın. Ancak, sadece bir dernek üyeliği var diye… Ve üç beş yıl önce dernek üyeliğinden çıkmış kendisi -bununla ilgili örnekler var elimizde- fakat dernek silmemiş üyeliğini, şimdi onun üzerine müfettiş gönderiyoruz. Bu uygulamalar bu ülkeye, bu ülkenin firmalarına zarar verecektir, ciddi ekonomik sıkıntılara da neden olacaktır. Burada yani firmalar konusunda da çok dikkatli davranmamız gerekiyor. Ondan sonra böyle bir ortamda elbette ki yatırım yapılması imkânı olmayacaktır.

Şimdi, bu görüştüğümüz kanun hükmünde kararname büyük ölçüde işin askeriye tarafıyla ilgili düzenlemeler yapıyor. Bir defa, ordu bizim milletimiz açısından çok önemlidir, Türk milleti için silahlı kuvvetlerden öte bir anlam taşımaktadır.

Her biri şanlı tarihimizin bir halkası olan devletlerimizin hepsinin de kurucu unsuru ordu olmuş, toprağı vatan kılmış, devleti milletin üzerine yıkılmaz bir çatı gibi inşa etmiştir. Varlığımızı varlığına adadığımız Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşu olağanüstü şartlarda gerçekleşmiş, burada da ana rolü yine ordumuz üstlenmiştir.

Türk tarihi bir bütündür, Türk devleti tektir. İşte, o yüzden Türk Silahlı Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak Büyük Hun İmparatoru Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan milattan önce 209 yılı esas alınmıştır. Zira, hanlar hanı Mete Han, günümüzde her ordu tarafından kullanılmakta olan sistemi geliştiren ve uygulayan kişidir ve ne mutlu ki Türk’tür, ne mutlu ki bizim atamızdır.

Bu necip milletin İslamiyet’le şereflenmesini müteakip şanlı ordumuzda Peygamber ocağı sıfatını kazanmış Mehmet’lerimiz huduttan hududa, meydandan meydana, zaferden zafere koşmuştur.

Milletimizin ve devletimizin karşısına mertçe çıkamayan zalimlerin asimetrik yollara başvurması, millî kurumlarımızı zayıflatarak bizi mağlup etmek istemeleri yeni bir durum değildir. Tarihin her döneminde bu maksatla çeşitli sızma ve girişimler olmuştur. Nitekim, 15 Temmuz da bunlardan bir tanesidir. Ancak burada, devlet, refleks ve tepkilerle değil, sabırla ve aklıselimle idare olunmak durumundadır. Ordumuzu var eden kurumları ortadan kaldırmak, devletimizin temeline dinamit koymakla aynı anlama gelecektir. Her uçak kalkan, her tank çıkan, her top çıkan kışlanın kapısına kilit vurmak, bütün suçu taşa toprağa, demire çeliğe, betona yüklemek bir gafleti ifade etmektedir.

Askeri itibarsızlaştırmak, kalkışmanın başarısız olmasını sağlayan şanlı ordumuza haksızlık etmek anlamına gelecektir. Unutulmamalıdır ki bu kurumlarda hainlerden sayıca katbekat fazla olan aslanlar yetişmiş, işte bu aslanlar millî iradenin hilafına değil, lehine tavır koymuşlardır. Tabii ki bizim ordumuzun ve askerimizin itibarına sahip çıktığımız kadar da tepeden tırnağa askerimiz de, ordumuz da kendi itibarına sahip çıkmak durumundadır.

Ordunun sivil denetime açılması bir yoldur; kurumlara giriş şartlarının, eğitim usul ve esaslarının yeniden belirlenmesi bir yoldur; müfredatın değiştirilmesi, aksayan düzenin ıslah edilmesi ve denetimin etkinleştirilmesi, yönetimi geliştirme anlamında askerî eğitim kurumlarında süreklilik arz etmesi gereken bir durumdur ancak bu kurumları doğrudan kapatmak doğru bir yol değildir. Alelacele, panik hâlinde alınan kararlar, tepkisellikten başka bir anlam ifade etmeyecektir. Çözüm için atıldığı düşünülen bu adımlar daha büyük sorunlar yaratabilecektir.

Mesele sistem değil, yönetim sorunudur. Yönetimden kaynaklanan sorunları görmeyerek yönetim zafiyetlerinin üstünü örtmek ve “Sistem sorun üretiyor.” diyerek sorumluluğu başka yerlere atmak yanlış bir davranış olacaktır. Bize göre, asker-sivil-hükûmet ilişkilerinde, TSK’nın sivil denetime ilişkin mekanizmalarında eksiklik ve yanlış giden işler vardır ancak bunun, tüm tarafların katılımıyla ve ortak akılla giderilmesi, aceleye getirilmemesi gerekmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, kuvvetleriyle birlikte bir bütündür ve komutanları Genelkurmay Başkanıdır. Dolayısıyla, TSK’nın parçalanması, bağlılık karmaşası yaratılması, TSK’nın dinamik yapısını hantallaştıracak bir bürokratik yapı ortaya çıkaracaktır. Gücü dağıtmak yerine tahkim etmek yerinde olacaktır. Şayet karar alma aşamasında bir sivil katılım öngörülüyorsa ya da bu eksiklik giderilmek isteniyorsa Askerî Şûra yapısındaki değişim yeterlidir. Kuvvet komutanlıklarının bağlılığındaki çok başlılık uygulamada ciddi sıkıntılara yol açacaktır.

Diğer taraftan, askerî okulların kapatılması ve öğrencilerin, hatta mezun olanların TSK yerine bambaşka bir üniversiteyle ilişkilendirilmeleri haksızlık ve adaletsizliktir. Bunların içinde şayet teröre bulaşmış olanlar varsa ya da liseye veya akademiye girişlerinde usulsüzlük tespit edilmişse bunların hesabı sorulmalı ve bu gençler ayıklanmalıdır ancak aksi takdirde, toptancı bir yaklaşımla hepsinin mağdur edilmesi kabul edilemeyecek bir durumdur.

Özetle, arkadaşlar, hukuk içerisinde kalarak FET֒yle mücadeleyi en etkin şekilde sürdürmemiz gereğine inanıyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’a aittir.

Buyurun Sayın Bozkurt. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bilinen yasa gücünde kararnameyle ilgili söz aldım, grubumuzun görüşlerini aktaracağım.

Tabii, 15 Temmuz, sizin söylediğiniz gibi klasik bir askerî darbe değil. 15 Temmuz, o gece saat 23.00 sularında Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ın dediği gibi, ordu içinde küçük bir grubun isyan hareketi, ordu içinde küçük bir grubun kalkışması. Bunu daha sonra “darbe” olarak tanımlamayı Sayın Cumhurbaşkanınız uygun gördü çünkü Allah’ın lütfu olmalıydı ve başkanlık yolunun kapısını açmalıydı.

Şimdi, biz 15 Temmuzdan beri, dört aydır bu darbenin liderini hâlâ bilmiyoruz. “Adil Öksüz” diye bir adamın adını ortaya attınız, nerede olduğu meçhul. Şimdi bir “Kemal Baymaz” mı, “Batmaz” mı ne, bir şey çıktı; o da meçhul. Bu hareketten sonra, 20 Temmuz günü olağanüstü hâl ilan ettiniz, ondan beri de ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyorsunuz. Bugün de onlardan birini görüşüyoruz.

Sevgili milletvekilleri, bu görüştüğümüz yasa gücünde kararname ordumuzu yeniden düzenliyor. Hangi orduyu? İki bin yıllık yazılı geleneği olan orduyu düzenliyor. Yani, sınırlarını İngiliz emperyalizminin çizdiği herhangi bir Orta Doğu devletinin ordusunu değil, dört bin yıllık geleneği olan ve iki bin yüz yıllık yazılı tarihi olan Türk ordusunu yeniden düzenliyorsunuz. Ne yaptınız? Genelkurmayı Cumhurbaşkanlığına, Yüksek Askerî Şûrayı Başbakana, kuvvet komutanlıkları Millî Savunma Bakanlığına, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanına, okulları Millî Eğitim Bakanına, hastaneleri -yok edilmiş, askerî tababeti yok- Sağlık Bakanlığına ve yargısı da Adalet Bakanlığına... Yediye böldünüz orduyu, hiçbir komuta bütünlüğü bırakmadınız ve bu ordu şimdi Suriye’de savaşıyor. “Musul’da hem harekâtın içinde hem masada olacağız.” diyorsunuz.

Bu ordunun üniforması arkadaşlar -o üniformayı yirmi yıl giymiş bir eski asker olarak söylüyorum- rastgele bir üniforma değildir; hatırlatmak isterim bu Mecliste şu anda bulunan, bulunmayan bütün milletvekillerine ve Sayın Cumhurbaşkanı dâhil bütün yetkililere, o ordunun üniforması Yarbay Reşat Bey’in üniformasıdır. Kimdir? 1922 Ağustosunda Çiğiltepe’yi söz verdiği saatte alamadığı için tabancasını şakağına dayayıp çeken Yarbay Reşat Çiğiltepe’nin üniformasıdır o üniforma. O üniforma Mohaç’tan geliyor, Malazgirt’ten geliyor. O üniformada Sakarya’nın, İnönü’nün, Dumlupınar’ın tozu, kanı, teri var. O üniforma Mareşal Çakmak’ın, o üniforma İsmet Paşa’nın, o üniforma Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün üniformasıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın ne yaptınız o üniformaya arkadaşlar, bakın. Türk ordusunun generallerine potansiyel terörist muamelesi yaptınız, Anıtkabir’in kapısında astsubaylara dedektörle paşa arattınız. O paşalar kim biliyor musunuz? “Size taarruz etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum.” diyen ve kurşunun üzerine koşarak giden Türk ordusunun paşaları.

Şimdi, başkumandanlık ya da başkomutanlık söylemekle olmuyor arkadaşlar, tamam? “Başkumandan” dediğin, “başkomutan” dediğin adam ordunun paşasına güvenmiyorsa, geçmiş olsun. Böyle bir ordu olmaz.

Bakın, Mustafa Kemal Paşa -benim, “Atatürk” demememin sebebi, Mustafa Kemal Paşa o tarihte Atatürk olmadı henüz de ondan yoksa söylemekten çekinmiyorum- 27 Temmuz 1920 akşamı Afyonkarahisar’a gelir, 31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar’da subaylarla bir toplantı yapar, der ki: “Efendiler, dünyada hayat için, insanca yaşamak için istiklal lazımdır. İstiklal sahibi olmak için haizikuvvet olmak, bunun mevcudiyetini ispat etmek ve kuvvet bulundurmak lazımdır. Kuvvet ordudur. Ordunun menbaıhayatı ve sadakati, istiklali takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan imanıvicdanisidir.” Arkadaşlar, siz milletin imanıvicdanisini yani vicdanındaki imanı zedelediniz subaylarını bu duruma düşürerek.

Sevgili kardeşlerim, ne diyor bakın Mustafa Kemal: “İngilizler milletimizi istiklalden mahrum etmek için, pek tabii olarak, evvela onu ordudan mahrum etme çarelerine tevessül ettiler. Bunun için ordumuzun zabitanını tezyif ettiler, zelil ettiler.”

Sevgili kardeşlerim, diyor ki Mustafa Kemal: “Ordu arkadaşlar, ancak zabitan heyeti sayesinde ordudur. O hâlde, zabitanımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu mutlaka ve behemahâl koruyacaktır.”

Bakın, son olarak, şöyle bitiriyor Mustafa Kemal: “Hayatında bir an olsa bile zabitlik etmiş, zabitlik izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü kabul etmiş bir insan hayatta kaldığı müddetçe düşmanın reva gördüğü bu muameleye katlanamaz.”

Yazık ki bu muameleyi bize, bizim ordumuza düşman değil bu ülkeyi yönetenler reva gördü. Bunu mutlaka kayda geçirmek istiyorum ve hiç doğru bulmadığımı söylüyorum.

Sevgili kardeşlerim, bu kararnamelerle yeni rejim inşa etmeye çalışıyorsunuz. Derdiniz FETÖ falan değil. Eğer derdiniz FETÖ olsaydı ilk olarak o FET֒ye vücut veren siyaset erbabından işe başlardınız, siyaset esnafından işe başlardınız, siyasetçi kılığıyla gezen hainlerden işe başlardınız. Oradan başlamadınız. (CHP sıralarından alkışlar) Oradan başlamadınız sevgili arkadaşlar. Nereden başladınız? Meşru, yasal bir sendikaya üye olmuş gariban öğretmenden. 672’yle, Bozkır’ın Üçpınar köyündeki öğretmeni kaldırıp attınız. Niye? FET֒cü diye. Güzel, iyi, peki. Askerî öğrencileri attınız. 1773 yılında kurulmuş Deniz Lisesini kapattınız. Sizin şu çok öykündüğünüz Osmanlı’nın II. Mahmut Dönemi’nde, 1827’de açtığı ve bu topraklarda bilimsel, laik eğitimi ilk başlatan kurum olan GATA’ya saldırdınız arkadaşlar. Yapmayın ya! Bu, bir cinayettir. Dünyanın hiçbir ordusu yoktur ki kendi askerî hekimlik teşkilatı olmasın, kendi yargısı olmasın, kendi okulları olmasın. Bu olmaz, doğru değil, yapmayın.

Bakın, öyle bir rejim inşa etmeye çalışıyorsunuz ki kendi ağzınızla, Sayın Cumhurbaşkanımızın ağzıyla 16 Ağustos günü diyorsunuz ki: “Bunlarla menzilimiz aynıydı, aynı menzile yürüyorduk.” Ne o menzil? 1923’ten beri laik cumhuriyeti yok etmek isteyen, Türkiye'de ve bu topraklarda, bu bölgede ne kadar şeriatçı, gerici, yobaz, dinci cemaat, tarikat adı altında örgütlenme varsa hepsiyle müttefiksiniz, hepsiyle ittifak hâlindesiniz. Bu, kabul edilemez arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Laik cumhuriyeti, referansı İslam olan bir din devletine döndürme eğilimi kabul edilebilir bir eylem değildir. Bunu sağlayabilmek için sevgili kardeşlerim, değerli arkadaşlar; herkesi ötekileştiriyorsunuz, herkes düşmanınız sizin. Kimse yok; bakın, bölgede bir tek dostumuz yok, dünyada bir tek dostumuz yok. Herkese hakaret ediyorsunuz; Irak Başbakanı’nı aşağılıyorsunuz, Suriye Devlet Başkanını aşağılıyorsunuz, Avrupa Birliğini aşağılıyorsunuz; herkesi aşağılıyorsunuz, herkes sizin düşmanınız.

Bir tek Allah’ın yalnızca sizin olduğuna inanıyorsunuz. Yazmışsınız Konya’da bütün minibüslerin arka camlarına: “Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır.”

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Elhamdülillah! Elhamdülillah!

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Arkadaşlar, o göklerdeki karar sahibi hepimizin kulu olduğu Allah. (CHP sıralarından alkışlar) Herkes o Allah’ın kulu. Hiç kimsenin öyle bir üstünlüğü, ünsiyeti yok. Ama siz Yüce Allah’ın katına mı çıktınız da aldığı kararların hepsinin kendiniz için olduğunu düşünüyorsunuz?

Yazarlara düşmansınız, karikatüristlere bile düşmansınız, CHP'lilere zaten düşmansınız, bilim insanlarına düşmansınız, akademisyenlere düşmansınız; hep Allah sizin yanınızda, herkese düşmansınız.

Amma sevgili arkadaşlar, Allah’ın yanında olduğunuzu düşünürken yaptığınız şeylere bir bakın Allah aşkına, dönün bir bakın! Kırk günlük bebeği anasından ayırıyorsunuz, Allah sizin yanınızda(!). Hiçbir günahı olmayan bir öğretmeni eşiyle beraber ihraç ediyorsunuz, Allah sizin yanınızda(!) Akademisyen, 30 yaşında, nisan ayında doçent olmuş bir kızcağızı kapının önüne koyuyorsunuz, Allah sizin yanınızda(!) Boğaz Köprüsü’nde linç edilen, paramparça edilen o çocukların yani Hava Harp Okulu öğrencilerinin hesabını sormuyorsunuz, Allah sizin yanınızda(!) Yalova’dan çıkarılıp, getirilip Boğaz Köprüsü’ne konulan askerî öğrencileri dört aydır cezaevinde tutuyorsunuz, Allah sizin yanınızda(!) Yargıçları atıyorsunuz, savcıları atıyorsunuz, hep Allah sizin yanınızda amma zinhar siyaset erbabına gelmiyorsunuz, bir türlü gelemiyorsunuz. Neden, neden arkadaşlar? Bu kadar iş olurken hiç siyaset dahli olmadan bunlar olabilir mi, yapılabilir mi?

Bakın, sevgili arkadaşlar, yuvaları dağıttınız ya! Evlatlar ana babalarını, anne babalar evlatlarını “Başıma bir iş gelir.” korkusuyla gidip ziyaret edemez oldu. Bütün bunları yapıyorsunuz; söylediğiniz, yazdığınız her şey ortada, dolaşıyor yani siz şunların tarihe kaydolmadığını, unutulduğunu falan zannediyorsunuz, diyorsunuz ki: “Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemizdir.” Efendim “Bana ‘Serok Ahmet’ diyorlar.” 2010 yılında diyorsunuz ki: “Bizim PKK’yla görüştüğümüzü söyleyen şerefsizdir.” Tamam. 2012’de diyorsunuz ki: “Görüşme emrini ben verdim, derdi olan bana söylesin.” Hep bu arada Allah sizin yanınızda ha, ne yapsanız onaylıyor, hep böyle kabul içinde.

Sevgili kardeşlerim, bakın, bu siyasetin inanın ki sonu yok. Tarihi şu kafasında fesle dolaşan adamdan öğrenmeyi bırakıp biraz kitaplardan okusanız göreceksiniz. Ocak 1933, Alman sağının iki lideri Von Papen ile Hitler anlaşıyor, Hitler 31 Ocak günü iktidar oluyor. 28 Şubat günü Alman Meclisi Reichstag yakılıyor. Hitler fırlıyor, diyor ki: “Bunu sosyalistler yaktı.” Bir yetki yasası çıkarıyor, Almanya’yı tümüyle teslim alıyor ve ondan sonra sosyalistlerden başlayarak Yahudilerden çıkıyor, kim varsa içeri atıyor. Ne oluyor? Aradan topu topu -1933-1945- on iki, on üç sene geçtikten sonra bir sonla karşı karşıya kalıyor ama o arada dünya ve Almanlar büyük acılar çekiyor. 1945 yılında savaşın sonuna doğru Nazi generali sığınakta Führer’i ziyaret ediyor. “Führer’im, siviller ölüyor, artık teslim olalım.” diyor. Führer’in, Hitler’in cevabı ibretlik arkadaşlar, diyor ki: “Ne teslim olması? Bu onların tercihiydi, onlar bize oy verdi, tabii ölecekler.” (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, faşizmin kandan, intikamdan, nefretten, kinden başka bir şey ektiği ve ölümden ve acıdan ve kardeş düşmanlığından başka bir şey biçtiği görülmemiştir. Tarih bu kadar önümüzdeyken, Almanya’nın, Hitler’in Adalet Bakanı Frank’a özenip Türk yargıçları yargıda karar verirken “Reis ne diyor?” diye ona bakar benzeri uygulamalardan lütfen kaçının. Bu kürsüden size söylemiştim: Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, adalet öldüğü gün devlet yıkılır. Yapmayın bunu.

Bakın, bu kararnamelerinizin hiçbirinde hukuk yok. Evet, anayasal; doğru. Evet, Anayasa’ya göre OHAL gereğince söylüyorsun; doğru. Yasal ama adil değil, adaletli değil. 1 milyona yakın mağdur yarattınız; bir gün çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki “At izini it izine karıştırdınız.” Bir gün çıkıp diyorsunuz ki “Mağdur falan yok, mağdur olan millet.” Tabii ki mağdur olan millet, biz de tam onu söylüyoruz. Bu kadar mağdur insanla devam edemezsiniz; yapmayın, yapmayın. Bir an önce yeni bir kararname çıkarın, şu suçsuz insanları görevlerine döndürün, etmeyin.

Bakın, tekrar söylüyorum yani üzüntüyle söylüyorum, gerçekten üzüntüyle söylüyorum: Şu Meclise geldiğimizden beri yaptığımız en istikrarlı iş şehit cenazesine koşturmak ama onu bile böldünüz arkadaşlar ya. Bu nasıl bir vicdandır kardeşim? PKK’yla doğuda mücadele ederken şehit olana 80 bin lira, 15 Temmuz şehidimize -onun da sayısı belli değil ha; 251, 253, 256, en son 241’de karar kıldınız- 300 küsur bin lira. Ne bu? Allah aşkına biri çıksın söylesin, şehitler nasıl farklı olabilir? Burada da Allah yanınızda ha(!) Maşallah, öyle bir Allah tanımı yapıyorsunuz ki…

Bakın, beni dinlemiyorsunuz, Kemal Kılıçdaroğlu’nu zaten dinlemiyorsunuz; biz düşmanız ya. “Bu Mecliste kimse olmasın.” Olur, hepimizi atın, 550 AKP milletvekiliyle gelin. Bana söyleyin, bir vicdan sahibi çıksın söylesin: Bundan farklı ne yapacaksınız? Ciddi söylüyorum, neyi isteyip de yapamıyorsunuz arkadaşlar? Bütün derdiniz -tekrar söylüyorum- bu rejimi değiştirmek, bunu yapmayın. Bu cumhuriyetin kubbesi Atatürk ve laikliktir, oynamayın kilit taşıyla. (CHP sıralarından alkışlar) Yıkacaksınız o kubbeyi, kalacağız hep beraber altında. Yapmayın bakın, inanın ki yapmayın! Bunu yapanlar tarih boyunca hiç umur görmediler, yapmayın!

Beni dinlemiyorsunuz, belki bunları dinlersiniz:

“O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da,

Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?

“Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru;

Belânı istedin, Allah da verdi… Doğrusu bu.

Talep nasılsa, tabîî, netîce öyle çıkar,

Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?

“Çalış!” dedikçe Şerîat, çalışmadın, durdun,

Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!

Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,

Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!

Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini;

Birer birer oku tekmîl edince defterini;

Bütün o işleri Rabbim görür: Vazîfesidir…

Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!

Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak…

Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!

O’nun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!

Havâle et ne kadar masrafın olursa… Verir!

Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;

Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!

Çıkıp kumandası altında ordu ordu melek;

Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!

Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:

“Yetiş!” de, kendisi gelsin, ya Hızr’ı göndersin!

Çoluk çocuk O’na âid: Lalan, bacın, dadın O;

Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;

Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;

Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!

Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu?

Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;

Utanmadan da “tevekkül” diyor bu cür’ete… Ha?”

Ben demiyorum, Mehmet Akif Ersoy diyor. Hani çok öykünüyorsunuz ya.

Evet, sevgili kardeşlerim, sonunda, bakın, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Genelkurmayı Alman Genelkurmayına ihale edilmişti. Falkenhaynlar, işte Von Goltz paşalar, bilmem neler, Liman von Sandersler cirit atıyordu. Şimdi de, bak, Genelkurmaya bir Amerikan irtibat subayı geldi. Ve şimdi, aynı Genelkurmay, bizi, yarın Anıtkabir’e “ordu-millet” buluşmasına çağırıyor. Teşekkür ediyorum o Genelkurmay Başkanına. Ama, Sayın Genelkurmay Başkanına hatırlatıyorum, ona bu emri verdirenlere hatırlatıyorum: Biz her daim Anıtkabir’deyiz, ev sahibi biziz, hepinizi Anıtkabir’e bekleriz.

Saygıyla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozkurt.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı kürsüden yaptığı konuşmada, bizim, din devleti kurmak istediğimizi, mürtecilerle iş birliği yaptığımızı, herkese düşman olduğumuzu… Tabii, herkese düşman olarak bütün bunları yapıyoruz…

BAŞKAN – Buyurun.

Sataşmadan dolayı iki dakika süre vereyim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Anlatayım.

CHP’ye düşman olduğumuzu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Biraz da öylesiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Daha sayayım mı? Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika sataşmadan dolayı size söz vereceğim.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu bol miktarda laiklik endişesi taşıyan ve iktidarı sürekli “din devleti kurmak”, “İslamcı bir tahayyülle davranmak” şeklindeki CHP’nin o klasik suçlamasının geçmişte kaldığını düşünüyordum. Daha rasyonel, daha Türkiye'nin gerçekleriyle ilgili bir dile evrilmişti epeydir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tam gerçek bu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hatta, bizim de kafamızı karıştıran konuşmaları burada yapıyorlardı; hatırlarsınız, bol miktarda ayete, hadise gönderme yaparak nice konuşmalar da dinledik. Şimdi tekrar bu lafları duyunca, acaba CHP bunca başarısızlık yaşayınca, psikolojide “regresyon” diyorlar, insan gerçek dünyada hayal kırıklığına uğrayınca tekrar eski hikâyeye dönmek ister, regresyon böyle bir şeydir; acaba böyle bir durum mu söz konusu CHP için? Ciddi manada endişelendim çünkü CHP bizim için önemli, Türkiye siyaseti için de önemli. Türkiye'nin gerçekleriyle yüzleşen bir CHP’nin konuşmasını dileriz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Regresyonun padişahı sizde!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – On dört yıldır iktidarda olan bir partiden “Din devleti kuracaksınız.” diye bahsetmek, herhâlde, çok tutarlı bir yaklaşım olmaz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çok tutarlı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Herkese düşmansınız.”, “CHP’ye düşmansınız.”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çok doğru.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Mürtecilerle iş birliği yapıyorsunuz.” Mürtecilerle iş birliği yaparak eğer bu memlekette yüzde 50 oy alıp iktidar oluyorsak…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Bütün okulları niye Ensar Vakfına peşkeş çekiyorsunuz o zaman?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …burada hiç kimse böyle laiklik filan konuşması yapamaz, öyle bir Türkiye yok; burada değil, Türkiye'nin hiçbir yerinde yapamaz. Türkiye özgür bir ülke.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hitler de oy almıştı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hitler meselesine gelince: Bakın, kaç seçim yaşadık biz? Hitler kaç seçim yaptı? Sürekli bu Hitler göndermesi yapılıyor, maalesef, bunu yapanlar tarih bilmiyorlar, Türkiye'nin gerçekliğini bilmiyorlar. Seçimde kazanın, lafla rekabet ederek değil, lafla birtakım yanlış algılar uyandırarak değil.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O güne de az kaldı inşallah.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Millet nihai kararı veriyor ve her defasında millete gidiliyor; demokrasi bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendileri kaç seçim kazanarak geldi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bostancı, hatibimizin, Genel Kurulun ve Türkiye'nin zevkle izlediği konuşmasını tahrif ederek iktidar partisine yönelik kastetmediği ifadeleri itham ettiğini beyan etti. Dolayısıyla, hatibimize bir söz hakkı doğdu Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ama ne dedim?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama ben mi cevap vereyim? Ayrıca, CHP’yle ilgili de ithamları var.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ne ithamı? İtham değil efendim, itham değil, bir değerlendirme, itham söz konusu değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Onun için ben cevap verme gereği duymuyorum ama sayın hatibin…

BAŞKAN – CHP’ye dönük söylemleri için ben Sayın Bozkurt’a iki dakika süreyle söz veriyorum.

Sayın Bozkurt, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Hocam, ben Hitler benzetmesini tarihten örnek olarak yaptım, son derece doğru bir benzetme.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çok yanlış, bakın, o çok yanlış.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Bakın, bir şey söyledim, dikkat edin. Hitler elbette seçimle geldi. Siz bizim buradaki her eleştirimize “Ama, halk bize oy verdi.” diyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kaç kere seçim yaptı Hitler, kaç kere seçim yaptı?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Sevgili Hocam, ben biliyorum. Onu, Hitler’i asla ne sizinle ne de AKP Grubuyla bir arada telaffuz etmem, bu aklımın ucundan geçmez; öyle bir şeyi de bu ülke için hiç dilemem. Onu demiyorum, başka bir şeyi söyledim. Dikkat ettiyseniz, sonunda diyor ki Hitler: “Bu onların tercihiydi, bize oy verdiler, tabii ölecekler.” Faşizmin gittiği noktayı söylemek istedim.

Bakın, şimdi samimiyetle şunu söyleyeyim: Ben burada konuşurken hakikaten üsluba dikkat etmeye çalışıyorum ama bir bakın, lütfen. Bakın, diyorsunuz ki: “Yani Cumhuriyet Halk Partisi terörü destekliyor.” Ya, insaf edin! Bütün bunları yapmak sizin hakkınız, biz ne diyeceğiz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben böyle bir şey demedim ama siz bana cevap vermeye çalışıyorsunuz.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Yani şunu demeye çalışıyorum Sevgili Hocam… Tabii, karşılıklı konuşmayalım.

Özür diliyorum Sayın Başkanım.

Elbette, buradaki söylediğimiz bu sözler ülkemizi esirgemek için. Elbette, hepimiz, şu Mecliste bulunan bütün milletvekilleri inanıyorum ki bu ülkeyi en az benim kadar seviyorlar, bu orduyu en az benim kadar seviyorlar; buna yüzde yüz eminim. Ama, arkadaşlar, 317 kişilik AKP Grubunda şu gidişin doğru olduğunu, bu ülkenin refaha gittiğini, selamete gittiğini, bu ülkenin şu anda başının belada olmadığını düşünen varsa diyecek bir şeyim yok. Ama, yapmayın…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Var, var; biz öyle düşünüyoruz, hepimiz öyle düşünüyoruz.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Vardır, Sayın Metiner, seni biliyorum. Eminim öyledir. Nerede istiyorsan konuşuruz, yani sıkıntı yok. Beni laf atarak susturamazsın, hiç heveslenme.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Hepimiz öyle düşünüyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Ama, sizi düşünmeye davet ediyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Faşizmi de sizden öğrendik.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Faşizm konusunda da düşünün…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendi geçmişinize bakın.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – …şu olaylar konusunda da düşünün ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – …CHP’nin geçmişine dil uzatmak için önce ağzını çalkala sonra konuşalım. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendi geçmişinize, Millî Şef’inize bakın. “Faşizm” kelimesini ağzınıza almayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 419) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekilleri, grup adına sözler bitti.

Tümü üzerinde şahıslar adına ilk söz İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’ye aittir.

Buyurun Sayın Sürekli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce 15 Temmuz gecesi vatanı, milleti, bayrağı uğruna hain darbe kalkışması karşısında belki de bir daha evlerine geri dönmemek üzere meydanlara koşan, bu hain kalkışmaya karşı gereken çalışmaları yapan, bu kalkışmayı bertaraf eden başta aziz şehitlerimiz olmak üzere gazilerimize, milletimize şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu süreçte, bu kalkışma sırasında 246 şehidimiz var, Cenab-ı Allah’tan hepsine rahmet diliyorum. Yine, aynı şekilde ülkemizin, güzel yurdumuzun üstüne karabasan gibi çöken şer odakları, terör örgütleriyle mücadelede şehadete eren yiğitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Onlar vatan uğruna, bayrak uğruna, millî irade uğruna fedakârlıkların, kahramanlıkların en büyüğünü nasıl gösterdilerse Yüce Rabb’ime yemin olsun ki bizler de onların uğruna can verdiği mukaddes emanetleri için gerektiğinde aynı fedakârlığı göstereceğiz. Binlerce yıldır şehit kanlarıyla sulanmış bu aziz vatanda hain emellerini gerçekleştirmelerine izin vermeyeceğiz, operasyonlara izin vermeyeceğiz. FET֒nün de , PKK’nın da, PYD’nin de, DEAŞ’ın da ve hain emelleri aynı olan tüm alçak örgütlerin, onların üst akıllarının hesaplarını başlarına geçireceğiz.

Evet, 15 Temmuz gecesine bir dönelim. Biraz önceki hatip de o geceyle ilgili bir tanımlama yaptı; bir darbe kalkışması, evet. Ordu içerisindeki asker elbisesi giymiş bir grup terörist kılıklı askerin kalkışması. Ama, o, bir kalkışma mıydı, o bir darbe kalkışmasıyla sınırlı mıydı? Boyutuna bakarsak, eldeki diğer verilere de bakarsak bu, bir istila girişimiydi, bu, bir postmodern istila girişimiydi. Diğer bütün veriler de bunu destekliyor. Evet, o istila girişimine karşı bu Gazi Meclis de, bütün milletimiz de hep beraber karşı koyduk. O gece neler oldu? Türkiye Büyük Millet Meclisine, millî iradenin tecelli ettiği buraya bomba atıldı. Helikopterlerden masum halkın üstüne ateş açıldı. Milletin parasıyla satın alınan milletin tankıyla millet ezilmeye kalkıldı. Bunları unutmayacağız, unutturmayacağız. Hep beraber de…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz de unutmayacağız, biz de unutmayacağız elbette.

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) - Bütün milletimiz, burada o akşam Parlamentoda bulunan bütün temsilciler hep beraber karşı koyduk.

Bundan sonra ne yapacağız? Tabii ki, devlet refleksini gösterecek. “Bir daha böyle şey olmasın, böyle kalkışma olmasın, böyle bir istila girişimi olmasın.” diye gerekeni yapacağız. Gereken nerede? Gereken Anayasa’da. Nedir bu? Olağanüstü hâl. Anayasa’nın 119’uncu, 120’nci, 121’inci maddelerinde yerini bulmuş. Buna dayanarak burada geldik, Milliyetçi Hareket Partisi de sağ olsun, destek verdi, olağanüstü hâl ilanını yaptık. Ondan sonra da bunun gerekleri olarak olağanüstü hâlde neler yapılabilir? Olağanüstü hâlde açıkça sıralanmış: Vatandaşlara para, mal, hizmet yükümlülüğü getirilebilir. Temel hak ve hürriyetler kısmen ve tamamen durdurulabilir. Yine, kanun hükmünde kararnameler çıkarılabilir. Bizler de bunun gereği olarak kanun hükmünde kararnameleri çıkarmaya başladık. İşte, onlardan biri olan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi de bugün burada görüşüyoruz.

Evet, devlet refleks gösterdi, savunmasını gösterdi: “Bir daha kamu otoritesine böyle kalkışma olmasın, bir daha istila girişimi olmasın. Kırk yıldır sinsice devlete sızan bu hain, alçak FETÖ terör örgütü devletten temizlensin.” Bu ortamı fırsat bilen diğer, devlete kastetmiş terör örgütleri de temizlensin. İşte yapılan bu, bunları yapıyoruz, bu kanun hükmünde kararnamelerle bunların gereklerini yerine getiriyoruz.

Evet, hatibi dinledik, yapılanları eleştiriyor. Tabii eleştireceksiniz, sizin eleştirileriniz bize, modern demokrasilerde, çağdaş demokrasilerde yol gösterici olacak.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Atatürk’le ne alakası var? Kim Atatürk’e ne yapmış?

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) – Ancak bu kadarı fazla yani milyonlarca mağdurdan bahsetmek biraz haksızlık oluyor. Bu düzenlemeleri Hükûmetimiz yaparken nasıl hareket ediyor? Hükûmetimiz, çok net ifade edildi, Sayın Cumhurbaşkanımız da... Biz burada intikam duygusuyla değil, merhamet duygusuyla değil, adalet duygusuyla hareket ediyoruz, etmeye çalışıyoruz. Tabii ufak tefek aksaklıklar olabilir, kamu kurumlarında binlerce ihraçla uğraşıyoruz. Kurumlarımızı ben buradan tebrik ediyorum, gerçekten çok çok büyük oranda isabet vardır bu çalışmalarda. Mağduriyet edebiyatı yapılıyor. Sayın Başbakanımızın da deyimiyle: “Esas mağdur olan, 246 şehidimizin yakını, gazilerimiz, milletimiz.” Milletin üzerine tank geldi o akşam. Lütfen, eksikler varsa bunları dile getirelim.

İşte, kanun hükmünde kararnamelerle, yeni çıkaracağımız kanun hükmünde kararnamelerle gereğini de yapıyoruz. Ancak yapılan başarılı çalışmaları, titizlikle günlerdir, aylardır yapılan bu çalışmaları gölgelemeyelim. Bu çalışmaları gölgelersek bazılarının ekmeğine yağ süreriz, bu iş sulandırılmış olur.

Ben muhalefetten burada, özellikle tabii ana muhalefet partisinden bu konuda daha yol gösterici bir çalışma bekliyorum; bu işin sulandırılmasına zemin hazırlamasınlar, bu işe gölge düşürmesinler.

Evet, başka şeylere değinecektim, Avrupa’ya değinecektim, bizim kanun hükmünde kararnamelerimizi, OHAL’imizi eleştiren Fransa’dan bahsedecektim. İki tane terör olayında OHAL ilan ettiler, bir yıldır OHAL’leri sürüyor. Bizi eleştiren Avrupa’dan, Macaristan’dan örnek verecektim. 1.294 sığınmacıyı ülkelerine kabul etmemek için referandum yapan Macaristan mı bize yol gösterecek, onlar mı bize insan haklarını öğretecek veya FET֒ye kucak açan Amerika Birleşik Devletleri mi bizim buradaki OHAL’imizi eleştirecek? Hiçbirinin hakkı yok. Biz refleksimizi yapıyoruz, kendimizi korumak için gerekeni yapıyoruz, onlar kendi işlerine baksınlar, kendi ülkelerindeki insan hakları ihlallerine, kendi demokrasilerine baksınlar.

Son olarak da şunu ifade etmek istiyorum: Bu süreçte en büyük kazanımımız şuydu: Yenikapı ruhu. 7 Ağustosta 5 milyon vatandaşımız İstanbul’da Yenikapı’da bir araya geldi, muhteşem bir manzaraydı. Katkısı olanlara teşekkür ediyoruz. Ama lütfen, bu Yenikapı ruhunu bozmayın. Biz bozdurmayacağız. Siz ne yaparsanız yapın Yenikapı ruhu bozulmayacak. Çünkü bunu millet istedi, millet oluşturdu, millete rağmen bir şey olmaz. Yenikapı ruhu da devam edecek. Hep beraber yine millî iradenin hâkimiyeti için çalışacağız. Eksikler varsa düzeltiriz ama tekrar altını özellikle çiziyorum, FET֒yle yapılan bu mücadelede devlet organlarının, Hükûmetimizin, Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, bakanlarımızın başarıyla yaptığı bu mücadeleye kimse gölge düşürmesin. Hep beraber inşallah bunun sonunu getireceğiz.

Evet, görüştüğümüz 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de bazı düzenlemeler yapıyoruz. Yüksek Askerî Şûranın yapısını değiştiriyoruz. Yüksek Askerî Şûrada Başbakan, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Adalet Bakanı, kuvvet komutanları ve Millî Savunma Bakanı olacak. Eskiden yer alan Jandarma Genel Komutanı, Donanma Komutanı, ordu komutanları, orgeneraller ve oramiraller yer almayacaklar.

Yine, bu kanun hükmünde kararnameyle askerî okullarda düzenlemeler yapıyoruz.

Yine, sağlık alanında düzenlemeler yapıyoruz.

Askerî yargıda düzenlemeler yapıyoruz. Yalnız demin yanlış bir ifade oldu, askerî yargı Adalet Bakanlığına değil, askerî hâkimler ve askerî mevzuat bundan sonra Millî Savunma Bakanlığına bağlı olacak; bunu da burada düzeltmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sürekli.

Şahısları adına ikinci ve son konuşmacı Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar.

Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin aleyhinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

Güneydoğuda terörle mücadelede ya da Suriye’de, Irak’taki askerî operasyonlarda görev yapan er, erbaş, uzman, astsubay veya subay, hatta görev yapan polis memuru veya güvenlik görevlisi olduğunuzu düşünün; kendiniz, çocuğunuz veya bir yakın akrabanız olduğunu düşünün ya da olanlar varsa onlara sorun; sınır karakollarında nöbet tutan askerlerimize sorun ya da Sayın Bakan, yanınızdaki askerî personele sorun: Bir operasyon olduğunda ve Allah korusun yaralandıklarında hangi hastanede tedavi görmek isterler? Nihai tedavilerinin nerede yapılmasını isterler? Kahir ekseriyetle, bu sorunun cevabı “Askerî hastane ve sonuçta GATA’da tedavi görmek isterim.” olacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetlerini dünyadaki diğer askerî ordulardan ayıran en önemli özellik, ordunun “Peygamber ocağı” olarak adlandırılması ve savaşta, operasyonlarda şehitlik ve gazilik mertebelerinin var olmasıdır. Bir operasyonda ya da savaşta Mehmetçik’imizin yegâne sağlık güvencesi olan askeri tababet ve sıhhiyenin uygulanacağı yer olan askerî hastaneleri ve GATA’yı kapatıp Sağlık Bakanlığı hastanelerinden biri hâline dönüştürürseniz, yarın ruzumahşerde şehitlerimizin ve gazilerimizin vebali sizlerin boynundadır.

Değerli milletvekilleri, Gülhane ismiyle 1898’de açılmıştır. Adını Topkapı Sarayı’nın Gülhane Bahçesi’nden almıştır. Ordumuzun seferlerdeki sıhhiye ihtiyaçlarının giderilmesi için gerekli olan tabip ve sağlık personelini yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Osmanlı’nın tababetteki reform anlayışının model örneğidir. Hani, devamlı “Osmanlı” diyorsunuz ya… Gülhane Askerî Tababet Tatbikat Mektebi, kurulduğu günden bugüne, ülkemizdeki tıp biliminin merkezi ve hastalarına gösterdiği ihtimam açısından da örnek olmuştur. Osmanlı’dan cumhuriyete uzanan tıbbi bilgi ve kültür aktarım çabalarının mihenk taşıdır. Cumhuriyetin kurulması sonrasında, frengi, sıtma, verem, trahom gibi hastalıklara karşı verilen savaşta Gülhaneli hekimleri ön saflarda buluyoruz.

Rahmetle analım; Refik Saydam, Tevfik Sağlam, Abdülkadir Noyan gibi hekimler ülkemizin sağlığına önemli katkılar sağlamışlardır.

Memleket için fedakârca çalışmak, tıbbi, bilimsel ilkelere bağlı kalmak, hastası için en iyisini gerçekleştirme çabası, Gülhane’den yetişen tüm hekimlerin ortak hasleti olarak Gülhane eğitiminin içine işlemiştir.

Askerî tıp, Silahlı Kuvvetlerin savaşma gücünü zinde tutmak ve muhafaza etme amaçlı tıbbi müdahale ve uygulamaların tümüdür. Sivil doktorlarla askerî operasyon yapamazsınız. Ayrıca, Cenevre Sözleşmesi gereği, sivil personelin harekât alanında görev yapamayacağı da unutulmamalıdır. Dalgıç tabipliği, uçuş tabipliği, harp cerrahisi askerî tababetin özel uzmanlık alanlarıdır.

Önerimiz, Gülhane sağlık bilimleri üniversitesinin kurulmasıdır. Bu üniversite içerisinde; Gülhane Tıp Fakültesi, Gülhane Diş Hekimliği Fakültesi, Gülhane Eczacılık Fakültesi, Gülhane Sağlık Bilimleri Fakültesi, Gülhane Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Gülhane harp cerrahisi enstitüsü ve teknokent olmalıdır. Bu üniversite, YÖK içerisinde sivil bir üniversite olarak kurulmalı, Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığıyla bir protokol yaparak, Kara, Deniz, Hava ve Jandarma Genel Komutanlığının ihtiyaç duyacağı tıp fakültesi öğrencisini, uzman doktoru, öğretim üyesini ve yardımcı sağlık personelini yetiştirmelidir. Sivil ve askerlerin birlikte çalışacağı bir özgün model olmalıdır. Örneğin, tıp fakültesine 200 öğrenci alınacak ise 100’ü askerî öğrenci, 100’ü sivil öğrenci olabilir.

Ayrıca, eski adlarıyla İstanbul’daki Haydarpaşa Askerî Hastanesi, Ankara’daki TSK Rehabilitasyon Merkezi ve Sağlık Bakanlığına devredilen tüm askerî hastaneler bu üniversite bünyesine alınarak özgün ve tematik bir üniversite modeli ve askerî sağlık hizmeti geliştirilebilir. Bu modelle, ülkemizdeki modern tıbbın kurucusu ve geliştiricisi olan “Gülhane” adının şu anda bağlı olduğu Sağlık Bakanlığının onlarca eğitim araştırma hastanesi içerisinde kaybolup gitmiş olması da engellenmiş olacaktır. Deontolojinin gereği olan vefayla geçmişimize saygı yerine getirilmiş ve 118 yıllık tarihî misyon devam ettirilmiş olacaktır.

Şimdi, gelelim bazı çarpıtma, aldatmaca ve yalanlara. Neymiş efendim, askerî hastanelerde verimlilik yokmuş. Askerî hastanelerde verimlilik bakkal dükkânı hesabıyla bakılan hasta sayısıyla ölçülmez. Verimlilik savaş ve terör anında askerî hastanenin tüm kadrolarıyla yirmi dört saat hazır olma yeteneğiyle ve anında başarılı müdahalesiyle ölçülür. GATA’da terörle mücadele harekâtı kapsamında 2015 yılında 164, 2016 yılında ise 581; toplam 745 yaralı gazimiz yatarak tedavi görmüştür. Şehit oranımız yüzde 3,8’dir, gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 10’un üzerindedir. Derdiniz barış zamanı sivil hasta bakmak ise yüzde 10 olan sivil hasta kontenjanını kaldırırsınız olur biter. Hiçbir şey vatanı için gözünü kırpmadan canını veren benim Mehmetçik’imin tırnağından dahi daha kıymetli olamaz.

Gelelim “Biz istenilen askerî doktoru sözleşmeli subay olarak dışarıdan temin ederiz.” aldatmacasına. Son beş yılda tüm ilanlara rağmen Deniz Kuvvetlerine 41, Hava Kuvvetlerine 36, Kara Kuvvetlerine 2 dışarıdan muvazzaf tabip bulunabilmiştir. Demek ki askerî tıp fakültesinden yetiştirmezsen ve yetişen gencin önüne kıta hizmeti sonrası uzmanlık gibi bir hedef koyamaz isen askerî tabip bulamıyorsun.

Bir de “Gülhaneye en düşük puanla giriyorlar.” çarpıtması var. Gülhaneyi kazanan öğrenci, askerî öğrenci olabilmek için heyete girer.

İlk olarak: Gözü 3 numaradan fazla miyop ise, belinde küçücük bir eğrilik ya da açıklık var ise, ayağında düztabanlık var ise askerî öğrenci olamaz.

İkincisi: Fiziki yeterlilik. 1.500 metreyi belirli bir sürenin altında koşamaz ise askerî öğrenci olamaz.

Üçüncüsü: Emniyet Genel Müdürlüğünden yapılan güvenlik soruşturması uygun değil ise askerî öğrenci olamaz.

Bu nedenle, haksızlık yapmayalım. Gülhaneye girebilmek için tek kriter üniversite sınavı değildir. Hodri meydan: Gülhane sağlık bilimleri üniversitesini kuralım; 100 sivil, 100 askerî öğrenci alalım; göreceksiniz, sivil öğrencilerin puanı Türkiye’deki ilk 3 tıp fakültesi içerisinde olacaktır.

Şimdi, gelelim “Diyarbakır’ı falan gördükleri yok.” yalanına. 15 Temmuz 2015 tarihinden itibaren Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Tatvan, Van, Elâzığ, Erzincan ve Adana’da Gülhaneden yirmi bir günlük periyotlar hâlinde çeşitli branşlarda 275 öğretim üyesi ve uzman tabip, 42 yardımcı sağlık personeli görevlendirilmiştir. 12 Mart ve 10 Haziran 2016 tarihleri arasında ise yalanı söyleyen Sağlık Bakanlığının isteğiyle Nusaybin ve Yüksekova Devlet Hastanelerinde çeşitli branşlarda 64 öğretim üyesi ve uzman tabip ile 21 ameliyathane teknikeri görevlendirilmiştir. Toplamda 402 görevlendirme yapılmıştır.

Kapatılma gerekçesi olarak öne sürülenlerden biri de, neymiş efendim, Gülhane FETÖ yuvası olmuş. Gülhanedeki bütün FET֒cüleri ayıkladınız; peki, neden kapatıyorsunuz? Neden FET֒cü bulup ayıkladığınız fakültelerin ve okulların hepsini kapatmıyorsunuz da “İçinde FET֒cü bulundu.” diye yalnızca Gülhaneyi kapatıyorsunuz? Yoksa Menzilci olduğu dillendirilen Sağlık Bakanının başka hesapları, başka hırsları mı var? Bunu bilmek istiyoruz. Yapmayın, yazıktır. Çanakkale Savaşı’nda bütün sınıfları şehit olduğu için mezun veremeyen askerî tıbbiyelilerin kemiklerini sızlatıyorsunuz.

Gülhanede yetişmiş bir sivil öğretim üyesi olarak sizleri tarih önünde son kez uyarıyorum: Nasıl ki istihkâm bölüğünün görevini belediye üstlenemez ise askerî tıbbiyenin rolünü de Sağlık Bakanı, hele bakkal hesabı yapan bir Sağlık Bakanı asla üstlenemez.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Fakülteler ve hastaneler çok başlı olamaz, bunu bil, olmaz öyle bir şey.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Olur, bal gibi olur.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 18’inci maddenin (a) bendi, 18’inci maddenin (b) bendi ve 20’nci maddeye bağlı geçici madde 13 ve geçici madde 14 dâhil olmak üzere 1 ila 28’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Mehmet Günal’a aittir.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuzdan bu yana yaşamış olduğumuz bu olağanüstü durumla ilgili kanun hükmünde kararnameleri görüşüyoruz.

Öncelikle, oraya geçmeden önce, bugün, açılışta gündem konusu yapılan Sayın Yedekci’nin konuştuğu ve Sayın Bostancı’nın cevap verdiği Şişli’deki durumla ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum çünkü bu konu bugünün meselesi değil. Ben şahsen üç yıldır, olay başladığından beri takip ediyorum Sayın Bostancı. Ayrıntılı bilgileri de size, dosyayı, birazdan -yukarıda olduğu için- takdim edeceğim, gündem yoğunluğundan dolayı -bir yukarı bir aşağı- yetişemedim. Ama kısaca şunu söyleyeyim: Orası bir eğitim yuvasıydı. Şişli’deki teknik okullar kampüsüdür bahsetmiş olduğumuz yer. Çok kısa bilgi vereyim dememin nedeni o, çok uzun bir konu. Özetle, bir okul kampüsü, vakıflarla ilgili düzenleme kullanılarak Bulgar din adamına ait iken devlete kalmış, orası da 1958 yılından beri -yapılan tahsisle- okul olarak, okul alanı olarak tahsis edilmiş. Bundan iki üç yıl önce bir iş adamı Bulgar Vakfıyla anlaşarak Bulgar Vakfı da Vakıflardan bunu alarak yüzde 50 yüzde 50 kâr paylaşımı şeklinde ihale etmiş. Biz daha önce defalarca Millî Eğitim Bakanına da Çevre Bakanına da bunları ilettik, hatta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da imar tadilatıyla 2,5 emsal vererek orayı iş alanı hâline getirdi. Geçmişten bugüne Vakıflarla ilgili, Millî Eğitimle ilgili kararlar var. Eğer böyle bir hak talep edilirse “Devlet parasını versin, burası okul olarak kalsın.” diyen 1958 tarihli yazı var. Onun için ben size takdim edeyim. Hele hele böyle dönem arasında bir an önce başlanması daha ayrı bir garabet. Evet, bir kısmını Sayın Bostancı’nın da dediği gibi, okul alanı bırakarak yapmışlar ama başka yerlere belki okul alanı yapacaklar. Önemli olan, orası bütün gariban çocuklarımızın okuduğu ve sanayiye ara eleman yetiştiren, motor teknik, meslek liseleri gibi birçok lisenin bir arada olduğu çok büyük bir eğitim kampüsüydü; kaygımız ondan dolayıdır. Başka yerlerde geliştirme yapılabilir. Ben ayrıntılı bilgiyi tekrar sizlere sunacağım, komisyonda da ilgili bakanlara geldiği zaman zaten ileteceğim, geçmişte de ilettiğimiz bilgiler var. Orası bir eğitim kampüsü olmaktan çıktı, şimdi bir iş merkezi hâline dönüşüyor maalesef. Rantsal dönüşüm o anlamda devam ediyor. Açıkçası bu KHK, daha önce çıkmış olan KHK’lar -biliyorsunuz, olağanüstü hâl KHK’sı olarak bunlar geliyor- olağan dönemde de bizim hep “Meclisten geçsin.” dediğimiz kanunlardı.

15 Temmuzda yaşamış olduğumuz bu darbe teşebbüsünde, hepimizin burada, bir kısmınızla birlikte benim de Sayın Başkanla beraber kürsüde olduğum bir anda başlayan bombardımanla bu tecrübeyi hep birlikte yaşamış olduk. Tabii ki bununla ilgili gerekli bütün önlemlerin alınması gerekir. Bütün kurumlarda da kimler karıştıysa onlarla ilgili soruşturmaların tamamlanması, suçlu olanların cezalandırılması gerekir. Ama, şuna da dikkat etmemiz lazım: Özellikle, olayın hemen akabinde yaşanan birtakım şeyler gerçekten yüreklerimizi burkmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı topyekûn bir harekete geçilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizi küçük düşürecek birtakım yayınların yapılması bizi yaralamıştır. Bizim için ordu, peygamber ocağıdır. Türk milleti, ordu millettir. Gerçekten de bana arkadaşlarım sordular, uluslararası toplantılara da katıldık, bunun arkasından heyetler hâlinde belli yerlere gittik, sizler de biliyorsunuz, basınla yaptığımız röportajlarda, burada bu tecrübeyi yaşayan, o anda Mecliste olan arkadaşlarımızın temsilcisi olarak bizlerle mülakat yaptılar, Yenikapı toplantısından sonra dediler ki: “Sizin için en dikkat çekici şey neydi?” Dedim ki “Benim için en önemli olan şey, Genelkurmay Başkanımızın şahsında Türk Silahlı Kuvvetlerine Türk milletinin göstermiş olduğu teveccühtür.” 30’dan fazla defa tezahüratla kesilmesi, milletimizin Türk Silahlı Kuvvetlerinin tamamını aynı kefeye koymadığını gösteriyor. Biz burada kanun yapıcılar olarak, sizler de Hükûmet olarak buna dikkat etmemiz gerekiyor, komutanlarımız yanınızda.

Evet, suçluyu ayıklayalım ama bunu yaparken de birtakım şeylere dikkat edelim. Daha önceki gün yine bir subayımızın gururuna yediremeyerek intihar ettiğini duyduk, yeni yani. Şimdi burada… Bizim askerimiz, polisimiz gururludur. “Evet, bunu yapalım ama onu yaparken şimdi bu arada da daha önceden bekleyen Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili dizaynlarımızı yapalım, aceleyle bunları hemen kapatalım, birleştirelim.” demek biraz yanlış olur. Sistemde reforme edilmesi gereken yer varsa burası yasama, burası Gazi Meclis; gelirsiniz, hepsini getirirsiniz, burada tartışırız, gerekli kurumlardan görüşler alınır, bizler de görüşlerimizi sunarız, değişiklikleri yaparız. Ülkemizin gelişmesi için, hele hele şu anda dört bir yanımızdan terör saldırılarıyla, değişik açılardan yapılan kuşatmalarla karşı karşıya olduğumuz bir ortamda, evet, güvenlik kuvvetlerimizin reforme edilmesi normaldir, varsa içinde darbe teşebbüsüne karışanlar ayıklanmalıdır ama toptancı bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz.

Bu kapsamda, burada yapılan düzenlemelerde de Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz en başta söyledik, Jandarmayla ilgili bir düzenleme yapılacaksa yapalım ama biz sadece bağladık İçişleri Bakanlığına. Sorun bitti mi? Yani, basit bir örnek vereyim, işte, İl İdaresi Kanunu var -orada, siz bunu koydunuz- diyor ki: Yargı mensupları ve askeriye hariç ilin idaresi onda. Askeriye valinin emrinde değil. O değişikliği yapmadan nasıl yapacağız? Örnek olarak söylüyorum. Birçok reform çalışması yapmamız gerekiyor. Ha “Biz o anda yaptık, KHK’ya koyduk, oldu.” dediğimiz zaman maalesef o olmuyor.

Askerî okullarda da yine aynı şey. Toptancı yaklaşıyoruz arkadaşlar. Evet, onları ayıklayalım ama sınav sisteminde bir şey varsa… İnsan kalitesiyle ilgili bu, okulla ilgili değil ki. Oraya koyduğumuz insanlar yine kayırmacı olur, yine farklı bir şey olursa yeniden orada kötü bir şey olur. “Üniversiteye dönüştürelim.” dedik, tamam. Sonra, yanlışların bir kısmından kısmen dönüldü, Silahlı Kuvvetlerle ilgili de, okullarla ilgili de ama hâlâ sağlıkla ilgili, eğitimle ilgili şeyler devam ediyor. “Efendim, şuraya bağlayalım, buraya bağlayalım.” Önemli olan bir yere bağlanması değil, orada bir kurum kültürünün oluşması ve bunun etkin bir şekilde çalışması. Güvenlik zafiyeti oluşturmadan, ülkemizin geleceği açısından, dünyada itibar açısından Türk Silahlı Kuvvetlerinin en etkin şekilde, en modern silahlarla donanmış bir şekilde… Evet, “Yurtta barış, dünyada barış.” ama bunu sağlarken de dosta güven, düşmana korku verecek bir yapı olması lazım. Onun için de “ordu millet” dediğimiz, “Peygamber ocağı” dediğimiz bu ordu yapısının bozulmaması gerekiyor. Dünyanın hiçbir yerinde çocuğunu kınalayıp askere gönderen başka bir millet yok, yani vatana feda olsun, kurban olsun diye gönderiyor. Bakıyoruz, cenazelere de çok etkileniyoruz, anneler, babalar geliyor, diyor ki babası: “Ben de hazırım, bir tane daha oğlum var, o da feda olsun.” Şimdi, biz eğer o maneviyatı yıkarsak, insanların güvencini, inancını kırarsak bu kuruma onları yeniden yapamayız. Yeniden ordu kurarız, yeniden silah alırız, yeniden donanımını yaparız ama o manevi şeylerle başa çıkamayız.

Onun için, başta güvenliğimizi sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet mensuplarımız olmak üzere, bütün kurumlarda bu hassasiyeti göstermemiz gerekiyor. Bir taraftan bunları cezalandıralım, yeniden sistemi toparlayalım derken, öbür taraftan farklı mağduriyetler ve kurumlar arası sorunlara yol açacak düzenlemelerden de kaçınmak gerekiyor. Bunun içerisinde de arkadaşlarımızın maddelerle ilgili önerileri olacak. O önergelerde değişiklikleri yine tartışacağız. Ama, esas itibarıyla, bir an önce bu yargılama süreçlerinin tamamlanması, kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olacak toptancı yaklaşımlardan uzaklaşılması gerekiyor. İnşallah, bizim sizlere iletmiş olduğumuz öneriler, bizim sizlere daha önce iletmiş olduğumuz, parti olarak, kurumsal olarak da iletmiş olduğumuz bu yanlışlarla ilgili değerlendirmeler bir an önce yapılır, masum olanlar ayıklanır. Aksi takdirde, daha büyük sosyal yaralar açılmasına neden olunacaktır.

İnşallah, milletimizin geleceği açısından bu düzenlemeler yapılarak, suçluların bir an önce yargılanması tamamlanarak cezalandırılır; diğer masum insanlarımızın veya onlar tarafından kandırılmış olan insanlarımızın da bir an önce normal hayata dönmeleri sağlanır.

Ben bu dileklerle tekrar teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.

Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Murat Emir’e aittir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biz bu kanun hükmünde kararnamede de daha öncekilerde de neyi konuşuyoruz? Konuştuğumuz, temel olarak devletin yeniden yapılandırılması. Bu ihtiyaç niye oluştu, nereden çıktı bu ihtiyaç? 15 Temmuz darbe girişiminden. Peki, Türkiye'yi 15 Temmuza kim taşıdı? 15 Temmuza gelene dek Türkiye'yi on dört yıl kim yönetti? O kadroları Fetullahçı yapılanmaya kim tahsis etti? Kim buna göz yumdu? Millî Güvenlik Kurulundan başlamak üzere, bütün istihbarat raporlarına, devletin bütün raporlarına, belgelerine rağmen buna kim göz yumdu? Hatta, Silahlı Kuvvetlerin komutanı bu raporu Başbakana götürdüğü zaman “Ya, Paşam, bunlarla çok fazla ilgilenmeyin, fazla büyütüyorsunuz.” kim dedi? İşte, değerli arkadaşlar, burada temel olarak konuşmamız gereken budur. AKP iktidarı Fetullahçı yapılanmaya yardım ve yataklık yapmıştır. Sonuç olarak, sizler bizim bildirgemizi suç duyurularıyla korkutamazsınız, bizi çekindiremezsiniz. İstediğiniz kadar suç duyurusunda bulunun sonuç olarak sizlerin FETÖ terör örgütüne yaptığı yardım ve yataklığı gizleme olanağınız yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, olağanüstü hâli çok sevdiniz, haksız hukuksuz bir uygulama. Zaten OHAL’in kurallarının da hiçbirine uymuyorsunuz, dışına taşıyorsunuz ve uzattıkça da uzatıyorsunuz. Ben buradan sormak istiyorum: Nereye kadar Türkiye'yi OHAL’le yöneteceksiniz? Türkiye'yi gerçek bir anayasal düzene, bir demokrasiye, en azından kabul edilebilir bir hukuk düzenine ne zaman getireceksiniz? Bakın, Türkiye yanıyor, enflasyon artıyor, döviz almış başını gidiyor, Türkiye'de her yerde kanlı eylemler oluyor ve siz hâlâ OHAL’i kendi diktatöryal rejiminizi inşa etmek için kullanma gayretindesiniz.

Değerli arkadaşlar, keyfî uygulamalar yapıyorsunuz, bunların hepsi Anayasa’ya aykırı, bunların hepsini götüreceğiz. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi sizin hoşunuza gidecek bir karar vermek uğruna kendi tarihini lekeledi ve evrensel hukuk ilkelerini ve Anayasa’yı da görmezden geldi ama önünde sonunda doğrular ortaya çıkacak ve bugünkü bu konuşmalar ve bu kanunlar tarihe kara bir leke olarak geçecek, bunun hepimizin farkında olmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, temel insan haklarından uzaklaşıyoruz gittikçe. Anayasa’mızın 15’inci maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler yani çekirdek haklar asla, OHAL de olsa, sıkıyönetim de olsa sınırlanamaz. Hâlbuki bu kararnamede de, daha öncekilerde de açık seçik görüyoruz ki birçok temel hak ve özgürlüğü sınırlıyorsunuz, kısıtlıyorsunuz, hatta yok ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, burada ihraçlar olduğunu görüyoruz. İhraçlarla ilgili olarak dilimizde tüy bitti artık anlatmaktan ama bir kez daha söylemekte yarar görüyorum: Bu ihraçları bu şekilde yapmak haksızdır, herkesin yargılanma hakkı var, hiç olmazsa bir soruşturma yapın. Bakınız, sorgusuz sualsiz, insanları görevden alıyorsunuz, ekmeğe muhtaç hâle getiriyorsunuz. O da yetmiyor, burada kanunla o kişileri damgalıyorsunuz. Bakın, bu listedeki insanlardan biri dahi masum olsa bunun vebalini kim taşıyacak? Peki, şu gerekçeyi öne sürebilirsiniz: Ya, biz FET֒yle mücadele ediyoruz, OHAL’de bu kadar olabilir. Hayır, olamaz. Acelemiz yok. Bakın, bunları açığa alırsınız, ihraç etmezsiniz, maaşlarının bir kısmını verebilirsiniz, adil bir yargılama sürecinden geçmesini sağlayabilirsiniz. Şimdi, bunlar yapılmadan peşinen ihraç yapmak elbette ki temel insan haklarına aykırıdır.

Burada 5’inci maddede bir nokta dikkatimizi çekiyor hemen. Bir Millî Savunma Üniversitesi kuruluyor, burada kalıcı düzenlemeler yapılıyor, bir OHAL kanun hükmünde kararnamesinde olamayacak kadar Millî Savunma Bakanlığının yapısında kalıcı düzenlemeler yapılıyor ama orada da yine yetki aşımı yapılıyor ve rektör seçme yetkisi yine Cumhurbaşkanına veriliyor. Yani 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de Cumhurbaşkanı rektör atamak konusunda yetkilendirilmiş oluyor. Tabii biliyorsunuz, kalıcı yetkiyi de daha sonra aldı Sayın Cumhurbaşkanı.

Değerli arkadaşlar, konunun önemine binaen Gülhane’yle ilgili birkaç noktaya değinmek isterim. Gülhane’nin sivilleştirilmesi ve Sağlık Bakanlığına bağlanması çok büyük bir hatadır. Yanlışın neresinden dönülse kârdır. Gelin, bunu yapmayın. Gülhane’ye kıymayın efendiler. Bunu yapmayın. Bakın, eninde sonunda döneceksiniz çünkü askerî tababet bambaşka bir şeydir. Bu, kamuoyuna yansıdığında şöyle dendi: “Canım, Gülhane ne yapar? En çarpıcı örneği harp cerrahisidir. E harp cerrahisini, bizim cerrahlarımız da çok tecrübeliler, pekâlâ yapabilirler.” Oysaki bu gerçeği yansıtmıyor.

Bakınız, şunları cankulağıyla dinlemenizi istirham ediyorum. Bakınız, bir askerimizin yaralandığını varsayın. O askerimiz önce ilk yardım istasyonuna getiriliyor, sonrasında ambulansla ayırma istasyonuna getiriliyor, oradan ikinci kademe dediğimiz seyyar birliklere getiriliyor; eğer orada seyyar cerrahi uygulamayla iyileştirilebiliyorsa yapılıyor, olmuyorsa da helikopterle Diyarbakır’a götürülüyor veya Şırnak, Yüksekova veya Hakkâri’deki askerî hastanelere götürülüyor, helikopterle. Eğer orada da yetersizse, gerekiyorsa ambulans uçakla GATA’ya getiriliyor ve orada tedavisi yapıldıktan sonra da eğer ihtiyaç varsa -ki gaziler açısından sıklıkla ihtiyaç oluyor- rehabilitasyon merkezine getiriliyor. Bakın, bu başlı başına bir organizasyondur ve başlı başına askerî bir işlemdir. Buna dikkatinizi çekiyorum. Bu, sivillerin yapabileceği bir şey değildir. Biz, sivilleri alırız, askeriyede de çalıştırırız. Bu anlayış yanlış bir anlayış. GATA’nın kapatılmasıyla askerî tababeti de bitiriyorsunuz, askerî sağlık eğitimini bitiyorsunuz. Askerî sıhhi astsubaylığını da bitiriyorsunuz, askerî hemşireliği de bitiriyorsunuz ve oradaki yaralılarımızı normal sağlık hizmetlerinin dışında tutuyorsunuz ve sivil kaynaklardan bunu gidermeye çalışıyorsunuz ama bunun bu şekilde giderilmesinin olanağı yok.

Bakınız, burada, ben, Gülhane Hastanesini yani eski Gülhane Tıp Akademisini ziyaret ettim. Gördüğüm şudur: Oradaki sağlık personeli, elinden geldiği kadar çalışmasına devam ediyor. Şu denebilir: Zaten Gülhane çalışıyordu; üniformalıydı, şimdi üniformasız çalışıyorlar. Ancak, arkadaşlar, orada şöyle bir sıkıntı var. Bugün itibarıyla, bir an için, asker yaralıların veya askerî şahısların tedavilerinin Gülhane’de öncelikli olarak ve ayrıcalıklı olarak yapıldığını kabul edebiliriz, kabul edelim. Ancak, bunun kalıcı düzenlemeye ihtiyacı var çünkü önümüzdeki süreçte, bir yıl sonra, üç yıl sonra, beş yıl sonra diğer hastanelerden hiçbir farkı olmayan, hiçbir statü farkı olmayan bugünkü Gülhane Hastanesinin askerî yaralıları öncelikli alması için bir sebep var mı? Bakın, mevzuata bunu mutlaka koymamız gerekiyor, hiç olmazsa bunu yapalım. Yani diyelim ki: “Askerî şahıslar yaralandıklarında öncelikle Gülhane Hastanesine gelirler. Bu bile eksik yani bu, oradaki doktorların, yöneticilerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi bir sorundur. Askerî sıhhiye şu işe yarar: Öncelikle, yaralıyı tedavi etmeye yarar. Evet, yaralı tedavi edilecektir elbette ama bir yönü daha vardır; asker cephede savaşırken kendisine bir şey olursa en iyi şekilde bakılacağını, ortada kalmayacağını ve en iyi şekilde rehabilite edileceğini bilmek zorundadır. Peki, şu hâliyle belli midir, yani Şırnak’ta, Silopi’de yaralanan bir gazimizin ne olacağı belli midir? Şu mevzuatta yeri var mıdır? Yani çıkıp Sağlık Bakanı “Öncelik verdim onlara; hiçbir gazimiz, yaralımız açıkta kalmadı.” diyebilir. Doğru da olabilir bu ki aksi örnekleri biliyoruz ama varsayalım ki doğru olsun. Bir yıl sonra bunun doğru olacağını biliyor muyuz? Bunu mutlaka bir mevzuata bağlamamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, askerî tıbbiyenin kendine özgü özellikleri var. Bakınız, hep harp cerrahisi üzerinden anlatıldı ama harp cerrahisi dışında askerî psikoloji var, harp psikiyatrisi var, askerî hijyen var. Askerî olmayan bir tıp fakültesine askerî hijyen öğretemezsiniz.

Bunun dışında, hava uzay hekimliği var, deniz su altı hekimliği var, askerî sağlık hizmetleri ana bilim dalı var, biyomedikal ana bilim dalı var. Türkiye’de tek biyomedikal ana bilim dalı Gülhane’de var. Şimdi, bu kararnamede diyorsunuz ki: “Bunları devrettik.” Devretmekle olmaz, bunlar ancak askerliğin içinde verilebilecek eğitimler.

Bakın, burada, yine, kıta tababeti neler içeriyormuş? Yani kıtadaki doktorun asker olması niye gerekli? Uçuş tababeti bilecek, deniz altı tababetini bilecek, sıhhiye takım komutanlığını yapabilecek, seyyar cerrahiyi yapabilecek.

Tabii, pratisyen doktorların da sıkıntısı var. Şimdi, askerî pratisyen doktorların önünde bir ihtisas beklentisi kalmadı şu durumda ve bunun da mutlaka, acilen yasal bir düzenlemeyle düzenlenmesi gerekiyor.

Sürem yetmediği için Gülhane’yle ilgili yapılanları, yapılan hataları daha fazla anlatamıyorum ama bunun büyük bir hata olduğunu, bir an evvel dönülmesi gerektiğini, bir formül üretilmesi gerektiğini yüce Meclisin takdirine sunuyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Emir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı, AK PARTİ’nin FETÖ terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı iddiasında bulunmuştur. Öteden beri CHP’nin söylemeye çalıştığı, iddia ettiği bir yaklaşımı bir kez daha burada tekrar etmiştir. Bu, açık bir sataşmadır. Bundan söz istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bir dakika ya! Hükûmete sataştı. 69 çok açık Sayın Başkan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Beraber yürümediniz mi bu yollarda ya? Aynı menzile gitmiyor muydunuz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, iki dakika süre veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Murat Emir’in 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Arkadaşlar, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada arkadaşımızın ifade ettiği AK PARTİ’nin FET֒ye yardım ve yataklık yaptığı iddiası siyaseten yanlıştır, hukuken yanlıştır, aklen yanlıştır ve bir kere bunu şiddetle reddediyorum her şeyden evvel. Hep hukuktan bahsediyorsunuz. Hukuken, bir terör örgütü ne zaman ortaya çıkar? Ne zaman ortaya çıkar? Bir kasta yönelik olarak eylemli bir şekilde kalkıştığında dersiniz ki: “Evet, bu bir terör örgütü.” Bu örgütün temel özelliği, sürekli kendisini sureti haktan göstermek ve bununla her yere nüfuz etmek.

Millî Güvenlik Kurulu bir idari organ. Millî Güvenlik Kurulu, efendim, “Takip edin, dikkat edin.” demiş. Millî Güvenlik Kurulu neler söyledi geçmişte de. Eğer söylenen her şeyi takip etmeye kalkarsanız hukukun dışına çıkma ihtimali de doğabilir. Hukuka uygun bir şekilde davranmak hepimizin boynunun borcu.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Hangi hukuk? Hukuk mu koydunuz, hukuk mu kaldı? Hukuku bitirdiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kaldı ki, o dönemlerde neler yaşandığını, AK PARTİ’nin iktidarına karşı irticaydı, bilmem neydi, gibi iddialarla hangi karışıklıkların, alt planda hangi kumpasların çevrildiğini siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum.

Burada, FET֒nün terör örgütü olarak ortaya çıkışı 15 Temmuz tarihidir, ondan önce de 17-25 Aralıktır.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sizinle beraber çıktı, sizinle beraber.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Çünkü müesses yapıya ilişkin hukuki ve polisiye istihbarat üzerinden bir organizasyon yapmıştır ve maalesef, 17-25 Aralıkta bu kirli örgütün, sizin de bizim de şimdi “Evet, böyle.” dediğimiz örgütün ortaya koyduğu malzemeyi, bu kirli terör örgütünün ortaya koyduğu malzemeyi hâlen, zaman zaman kullanmakta bir beis görmüyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kullanacağız tabii.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hepimizin derdi, Türkiye’ye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …demokrasiye kastetmiş olan bu örgüte karşı mücadele. İstikameti kaybetmemek lazım.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hiç öyle kurtulamazsınız, yok öyle yağma. Kurtulamazsınız öyle.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Emir…

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkanım, sayın hatip aklen uymadığını söyleyerek benim konuşmalarımı çarpıtmıştır ve sataşmıştır. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Emir, burada bir sataşma göremiyorum. Bakın şöyle, siz bir iddiada bulundunuz, FETÖ terör örgütüne yardım, yataklık; Sayın Bostancı da ona yönelik olarak açıklamalarda bulundu. Yani, ne şahsınıza ne de grubunuza yönelik herhangi bir ithamda da bulunmadı.

MURAT EMİR (Ankara) – Aklen uygun olmadığını…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Emir…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Ne demesi lazım Başkanım, “aklen” diyor. Daha ne diyecek? Daha ne söylemesi lazım?

MURAT EMİR (Ankara) – Aklen uygun olmadığını, izahının olmadığını söyleyerek akılsızca bir şey söylediğimi ifade etti.

BAŞKAN – Bakın, sayın milletvekilleri, ben iki dakika için… Gerekirse bazen bir saat uzatıyoruz…

MURAT EMİR (Ankara) – Biliyorum.

BAŞKAN - Ama gerekirse de hemen veririm. Ben gerçekten adil olmaya çalışıyorum. Burada kesinlikle bir sataşma göremiyorum. Israr ediyorsanız da ben size bir dakika yerinizden bir söz veririm 60’a göre. 60’a göre bir dakika söz veririm çünkü ben bunu sataşma olarak…

Sayın Altay, siz de takdir edersiniz ki orada böyle ciddi bir iddiada bulundu. İddiaya yönelik açıklamalarda bulundu.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Söz vermeden önce şunun altını özenle çizmek isterim: Sayın milletvekilimizin yaptığı konuşmada da geriye dönük müteaddit defalar bizim yaptığımız, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin yaptığı konuşmada da meramımız şudur: Kürsü Genel Kurula yönelik olduğu için, geri dönüp Hükûmete konuşamayacağımız için Hükûmetin içinden çıktığı partiye yönelik itham gibi algılansa da biz Adalet ve Kalkınma Partisinin hiçbir sayın milletvekilini itham etmiyoruz. Biz terör örgütlerine yardım ve yataklık yapmakla ilgili Hükûmeti suçluyoruz. Onun altını çizmek isterim.

69’a göre de -ki İç Tüzük 69’u çok iyi bilirsiniz, benden iyi bilirsiniz- şahsına yapılan sataşmaya ya da partisine yapılan sataşmaya grup başkan vekilleri cevap verecek. Orada, 69’da “hükûmete sataşma” ibaresi de vardır. Hükûmete yapılan sataşmalara bir sayın milletvekilinin cevap vermesi İç Tüzük 69’u açık bir ihlaldir. İç Tüzük ihlal edilecek yer Meclis değildir. Bunun da altını çizmek istedim.

Arz ederim, saygı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Tabii, “AK PARTİ” deyince AK PARTİ Grubunu temsilen grup başkan vekili olarak sataşmadan, haklı olarak söz verdim ben.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, kasıt odur, onu da milletvekilim şimdi düzeltecektir zaten.

BAŞKAN – Sayın Emir, bir dakika, 60’a göre size söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MURAT EMİR (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim kastım elbette Hükûmettir.

Ancak bugün konuştuğumuz kanun hükmünde kararnamede, bakın, 1.196 kişinin ihracından bahsediyoruz. Bu 1.196 kişiyi kim yerleştirmiştir oraya? Bu sorunun cevabının mutlaka verilmesi lazım. Bu sorunun cevabı verilmediği sürece de FET֒yle mücadelenin bir göstermece olduğu apaçık ortadadır.

Sayın Bostancı bir tarih belirleme durumunda değildir, öyle bir hakkı da yetkisi de yoktur. Bakınız, terör örgütünün ne zaman başladığına, izin verirlerse hukuk karar verecek, savcılar karar verecek. Terör örgütü 17-25’te mi başlamış, yani Erdoğan’ın koltuğu sarsıldığında mı başlamış yoksa 2008’de, 2009’da “Ne istedilerse verdik.” döneminde mi başlamış? Bu, bağımsız mahkemelerde bugün olmasa bile yarın ortaya çıkacaktır.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 419) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına ilk söz Balıkesir Milletvekili Mahmut Poyrazlı’ya aittir.

Buyurun Sayın Poyrazlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MAHMUT POYRAZLI (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, malum olduğu üzere o hain darbe girişimi sonrasında tedbirlerin acilen alınması, etkin ve hızlı bir şekilde yürütülebilmesi için Hükûmetimiz tarafından bir olağanüstü hâl ilan edilmiş ve bu karar da gazi Meclisimiz tarafından onaylanmıştır. Şimdi, tekrar altını çizmek gerekiyor herhâlde: Her zaman ifade ettiğimiz gibi olağanüstü hâl kararı millete karşı değil, devlete karşı alınmıştır. Sadece ülkemizin karşı karşıya bulunduğu terör tehdidine karşı önlemlerin alınmasına yönelik bir olağanüstü hâl Türkiye’de ilan edilmiştir.

Görüşmekte olduğumuz 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname de Millî Savunma Bakanlığı Üniversitesi kurulması, Bakanlığın yeniden yapılandırılması, askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına bağlanması ve askerî yargıda bazı düzenlemeleri içermekte olan bir kanun hükmünde kararnamedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, geçmişte yaşanan darbelerde evlerinden çıkamayan halkımız bu sefer Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Meydanlara inin.” talimatı ve davetiyle meydanlara inmiş, “Gün millî iradeye sahip çıkma günüdür.” diyerek meydanları darbecilere teslim etmemiş, o Fetullahçı terör örgütü mensubu hainleri de hezimete uğratmıştır ama maalesef o hain girişim esnasında 246 vatandaşımız hainler tarafından şehit edilmiş, 2.195 vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu vesileyle kahraman şehitlerimize tekrar Allah’tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyoruz.

15 Temmuz gecesi ülkemiz tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ilkeleri etrafında birleşmiş, halkımız günlerce meydanları boş bırakmayarak istiklaline ve istikbaline sahip çıkma kararını ortaya koyarken gazi Meclisimiz de bombalar altında çalışmalarını sürdürmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüyoruz ki bu hain darbe girişimi sadece milletimize, Hükûmetimize, Meclisimize karşı değil aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerimize karşı da yapılmış bir darbe girişimidir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve Mehmetçiğimiz bizim her zaman göz bebeğimiz olmuştur. İşte bu kanun hükmünde kararnameyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yeniden yapılandırılmakta ve “Peygamber Ocağı” olarak kabul ettiğimiz bu ocaktan hainler de temizlenmektedir. İnşallah, illegal yapıların tekrar Türk Silahlı Kuvvetlerinde yapılanmaması için de bu kanun hükmünde kararnamede getirilen tedbirler önemlidir.

Ülkemiz bu hain girişimi, başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, halkımızın, hükûmetimizin ve çatısı altında bulunduğumuz Gazi Meclisin temsilcisi siz değerli milletvekillerimizin kararlı tutumlarıyla atlatmıştır. Devletimiz de Allah’a hamdolsun 2023 hedeflerimiz doğrultusunda, içeride ve dışarıdaki tüm engelleme uğraşlarına karşın yatırımlarına son süratle devam etmektedir. 2023 hedeflerimiz doğrultusunda yatırımlarımız aynı kararlılıkla devam etmekte, hizmete sunulan Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü, yakın bir zamanda hizmete sunulacak Avrasya Tüneli ve inşallah yine yakın bir zamanda başlayacağımız Çanakkale Köprüsü, Kanal İstanbul gibi dev yatırımlarla güçlü Türkiye yoluna devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, tabii, ülkemiz sadece FET֒yle değil aynı zamanda PKK, DAEŞ gibi terör örgütleriyle de kararlılıkla mücadelesine devam etmektedir. Bu mücadele, takdir edersiniz ki sadece AK PARTİ’nin mücadelesi değildir ama özellikle de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra artık herkesin safını net bir şekilde, “ama”sız bir şekilde belirleme zamanı gelmiştir. Artık herkes FET֒nün tarafında mı, eli kanlı PKK’nın, DAEŞ’in safında mı yoksa ölümü göze alarak istiklaline ve istikbaline sahip çıkan aziz milletimizin yanında mı olduğunu belirlemeli; bu belirlemesini de söz ve eylemleriyle de açık bir şekilde artık belli etmelidir diyorum.

Şimdi, görüştüğümüz 669 sayılı olağanüstü hâl kapsamındaki bu Kanun Hükmündeki Kararname’nin de yukarıda izaha çalıştığım şekilde değerlendirilmesi gerektiğinin altını bir kez daha çiziyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Poyrazlı.

Sayın Altay, geçiyoruz konuşmanızı, şahıslar adına ikinci söz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz efendim.

Böylece, bölümler üzerindeki konuşmalar da tamamlanmıştır.

Şimdi maddelere ve maddeler üzerindeki önerge görüşmelerine başlıyoruz.

1’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesinde yer alan "... ve Milli Savunma Üniversitesinin kurulmasına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Dursun Çiçek                         Mustafa Hüsnü Bozkurt                          Aytuğ Atıcı

                 İstanbul                                         Konya                                           Mersin

             Haluk Pekşen                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu                 Gamze Akkuş İlgezdi

                 Trabzon                                          Bursa                                          İstanbul

             Yakup Akkaya                               Gülay Yedekci

                 İstanbul                                        İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini teklif ederiz.

“MADDE 1- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararname ile 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü hal kapsamında, darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde zaruri olan tedbirlerin alınması ve vatan savunmasında yetiştirilmek üzere, Milli Savunma Üniversitesinin kurulmasına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanmaktadır."

               Erhan Usta                                 Muharrem Varlı                             Deniz Depboylu

                  Samsun                                          Adana                                           Aydın

              Baki Şimşek                             Fahrettin Oğuz Tor

                  Mersin                                    Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor, süreniz beş dakikadır. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün bu saatte 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun aylık ve ikramiye ödenmesiyle ilgili 89’uncu maddesi hakkında hem bilgilendirme hem de bir haksızlığı açıklamak üzere huzurunuzdayım.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, devlet memurları yaş ve süreleri doldurduğu zaman, ilgili yasanın 89’uncu maddesine göre, her tam fiilî hizmet yılı için aylık bağlanmaya esas tutarın bir aylığı kadar emekli ikramiyesi ödeniyor. Eskiden otuz yıldan fazla sürelere emekli ikramiyesi ödenmiyordu, Anayasa Mahkemesi kararına göre şu anda tüm çalışılan süreler için ikramiye ödeniyor. Emekli Sandığının 89’uncu maddesi, konuyla ilgili 89’uncu maddesi 26/1/2012 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan 6270 sayılı Yasa’yla değiştirildi. Değişen şekliyle 1475 sayılı Kanun’un yani İş Kanunu’nun 14’üncü maddesine göre, kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erenlere ikramiye ödenmemektedir. Bu durumda, mülga 2829 sayılı sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet sürelerini birleştirerek emekli olmak isteyen ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesine göre kıdem tazminatına hak kazanma şartına uygun olarak sona ermiş değilse görevi, memura ikramiye ödenmemektedir. Örnekleyecek olursak, bay veya bayan hizmet süresine göre memur olarak çalıştı ancak önceden bir gün dahi sigortalı hizmeti varsa ikramiye alamamaktadır. Aynı durum BAĞ-KUR’lular için de geçerlidir. Daha önceden BAĞ-KUR hizmeti varsa, daha sonraki sürelerde yıllarca memuriyet yapmışsa, eğer görevden ihraç söz konusuysa bunlara da ikramiye ödenmemektedir. Netice olarak, hizmetin tamamı memur statüsünde geçip diğer şartları yerine getirenlere, görevi 1475 sayılı Yasa’nın 14’üncü maddesine aykırı olarak sona erse dahi, birleştirilen hizmeti olmadığı için, ikramiye aldığı hâlde, aynı durumda olup bir gün sigortalı veya BAĞ-KUR’lu hizmeti varsa ikramiye alamamaktadır. Oysa ikramiye çalışılan hizmetin bir sonucudur. Çalışmayı iptal etmediğinize göre ikramiye de ödememiz gerekmektedir. Bu uygulamanın Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, uygulamanın hak ve adalet ilkelerine, kamu vicdanına da aykırı olduğunu düşünmekteyim. Zira, sosyal güvenlik güç durumda kalınması hâli için kurulmuş sistemin adıdır.

Anayasa’nın 60’ıncı maddesine göre, herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. Vatandaş zamanında anayasal bir hak kullandı diye aleyhinde bir durum oluşturmamalıdır.

Emekli ikramiyesini, emekli aylığından ayrı düşünmek mümkün değildir. Emekli ikramiyesi de sosyal güvenlik hakkının asli unsurlarındandır. Doğrudan sosyal ve ekonomik bir haktır, tıpkı eğitim öğretim hakkı, çalışma hakkı gibi. Bir gün veya fazla sigortalı hizmeti var diye veya BAĞ-KUR hizmeti var diye yıllarca memur olarak çalışana ikramiye ödenmemesi kamu vicdanını rahatsız edecektir, devlete olan güveni sarsacaktır.

Bu sebeple, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Yasası’nda 2012 yılında 6270 sayılı Yasa’yla getirilen hükmün yeniden düzenlenerek mağduriyetin giderilmesi yönünde değiştirilmesi gerekmektedir. Zira, 2012 yılından önce benzer durumda olanlara ikramiye ödeniyordu.

Bu çelişkinin giderilmesi gerektiğini düşünüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesinde yer alan "... ve Milli Savunma Üniversitesinin kurulmasına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Haluk Pekşen (Trabzon) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bir grup başkan vekili bir şey söylerse ben bunu çok önemserim. Sayın grup başkan vekili biraz önce buraya geldiğinde, özellikle FET֒ye ilişkin görüşlerini buraya aktarırken altını çizerek bir şey söyledi, bir hukuki tespitten bahsetti, “Bu tespitin tarihi önemlidir.” dedi. Evet, gayet doğru, haklı, ben de katılıyorum. “Bu tespitin tarihi, 17 Aralık olarak belirlenmiştir.” dedi.

Peki, ben soruyorum şimdi: Sayın grup başkan vekili, 17 Aralıkta terör örgütü tespiti yaptıysanız, Sayın Fehmi Koru’yu, hangi gerekçeyle aracı kılarak Amerika Birleşik Devletleri’ne, Pensilvanya’ya “Biz kardeşiz, barışı sağlayalım.” diye gönderdiniz? Bu bir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İki: Sayın grup başkan vekili, madem 17 Aralık, bu terör örgütüyle ilgili sizin yapmış olduğunuz tespit. Buna hiçbir itirazımız yok. Millî İstihbarat Teşkilatı, 17 Aralıktan sonra size 1.715 bürokratın ismini verdi, askerin ismini verdi, “1.715 FETÖ örgütü mensubu devletin içerisinde etkin noktalardadır, bunlarla ilgili gereğini yapın.” dedi. Bunlarla ilgili hiçbir şey yapmadınız ama 1.685’i, 15 Temmuz gecesi ellerinde silahlar, bu ülkenin insanlarını katlettiler. Peki, siz bu terör örgütüne niye göz yumdunuz madem o tarih 17 Aralık tarihiydi? Bunun hesabını elbette halk soracak. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, devam edelim, gelelim kanun hükmünde kararname konusuna. Saygıdeğer milletvekilleri, silah arkadaşlığı, Silahlı Kuvvetler için o kadar önemlidir ki. Silah arkadaşınız, sırtınızı döneceğiniz arkadaştır. Siz, silah arkadaşlığını bitirdiniz. Ne demektir, bunu anlamanız için bir örnek anlatayım size: 2015 yılında Malatya’da 2 tane Fantom uçağı sisin içerisinde dağa çarptı ve 4 pilotumuz orada şehit oldu. Niçin şehit oldular biliyor musunuz, niçin 2 tane uçak aynı anda? Çünkü ikili kol sisteminde uçuyorlar. Lider uçağı, arkasındaki uçak takip eder; lider nereye gidiyorsa kol da onu takip eder, ona mutlak inanır. O ne yapıyorsa onunla aynısını arkadaki yapar çünkü ona güvenmek zorundadır, askerlik böyle bir şey. Siz, terör örgütüyle cephedesiniz, onunla savaşırken arkanızdaki silah arkadaşınızın sizin için ölmeye hazır olduğunu ve sizi vurmayacağına emin olursunuz. İşte, tam böyledir. Onun için birinci uçak dağa vurdu, arkasındaki de ona inandığı için o da vurdu ve 4 şehidimiz oldu. Bu, silah arkadaşlığıydı ama siz ne yaptınız biliyor musunuz? O silah arkadaşlığını bitirdiniz. Nasıl? Genelkurmay Başkanının emir subayını, onun gırtlağını sıkacak hâle getirdiniz. Cumhurbaşkanının emir subayını, Cumhurbaşkanına komplo kuracak hâle getirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, bitirdiğiniz buydu. Şimdi de bunun burada perçinlemesini yapıyorsunuz. Yapmayın diyoruz bunu, ordunun içerisine lütfen siyaseti sokmayın.

Bakın, Rus general söylüyor, onu bari lütfen doğru okuyun, diyor ki: “Karadeniz artık bir Türk gölü değildir.” Buna Demirelvari bir cevap verilebilirdi, “Karadeniz binaenaleyh göl de değildir.” denilebilirdi. Bu, işin esprisiydi ama bir gerçeğin altını çizdi, Karadeniz’de bu Silahlı Kuvvetler, bizim gemilerimizin bayraklarını dalgalandırdığında hepimizin gururuydu ama şimdi değil. Peki, Karadeniz’de öyle de başka yerde nasıl? Bakın, 2006 yılında dünyanın 4 tane hava kuvvetlerinin yapabildiği bir büyük operasyonu biz yaptık, başardık. Neydi? 2006 yılında 17 askerî hava meydanından geceleyin 54 tane uçağımızı kaldırdık, üçüncü bir ülkeye gönderdik ve orada gece operasyonları yaptı, hiçbir aksama olmadan eksiksiz olarak geldiler ve meydanlarına indiler. Bu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin büyük operasyon gücüydü ama onu da kırdınız. Bunu yapmayın, böyle, Silahlı Kuvvetlerin içerisine siyaseti sokmayın. Siyaseti soktuğunuz zaman bunun sonu gelmez.

Onun için sizi uyarıyoruz, bugün iktidarsınız, elinize geçirdiğiniz her şeyle büyük hatalar yapıyorsunuz. Bakın, hatayı söyleyeyim size, sizi buradan uyardık, Cumhuriyet Halk Partisi dedi ki: “FET֒yle mücadele ederken FET֒ye destek verecek şekilde büyük hatalar yapıyorsunuz.” Cumhuriyet gazetesi, cepheyi FETÖ lehine geliştirmek için büyük hatanızdır. Her kim soruşturduysa… O savcıyla ilgili sizi buradan uyardım. Cumhuriyet gazetesine sizin operasyon yapan savcınızla ilgili sizi günler öncesinden uyardım, “Bu savcı, FET֒cüdür.” dedim. Doğru çıktım, haklı çıktım, öyle değil mi?

Devamını bir sonraki maddede anlatacağım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı, 17-25 Aralıkla ilgili hukuki bir durum tespiti iddiasında bulunduğum şeklindeki bir ifadeyle söylediklerimi çarpıtmıştır.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – E, siz söylediniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bağlamı ve mantığı itibarıyla çarpıtmıştır. Söz talep ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tutanaklara bakılsın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, dilerseniz ben yerinizde söz vereyim. Sisteme girmişsiniz, 60’a göre size söz vereyim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, benim söylediğim şudur: 15 Temmuz darbesini yapan, FETÖ terör örgütü. Buna ilişkin mahkemeler sürüyor, boy boy zaten ifadeler var. Elbette ki hukuken bir yargıya varmamız için bu mahkemeler neticelenecek. Bunun öncesinde de bazı mahkeme kararları var 2014 tarihi itibarıyla. Eminim ki 17-25 Aralığa ilişkin kamuoyundaki ortak kanaat, genel kanaat, FET֒nun hukuki ve polisiye birimlerinin bu işi yaptığıdır. Muhakkak hukuken de bunlar değerlendirilecektir, bağımsız yargı buna ilişkin de bağlantıları ortaya çıkaracaktır.

O oraya gitmiş, bu bunu yapmış, bilmem ne yapmış… Yukarıda bir darbe komisyonu kurduk. Orada zaten her şey konuşuluyor ve netice itibarıyla bir rapor çıkacak. Biz bu darbe komisyonunu Genel Kurul bir darbe komisyonu olmasın diye kurduk. Detayları gelip burada konuşmanın bir manası yok.

Saygılarımla arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 419) (Devam)

BAŞKAN – Haluk Pekşen ve arkadaşlarının az önceki önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrasına “silah ruhsatları” ibaresinden sonra gelmek üzere “, gemi adamlığına ilişkin belgeleri” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                            Ömer Serdar

                 Amasya                                         İstanbul                                          Elâzığ

              Ramazan Can                                    Sait Yüce                                  Enver Fehmioğlu

                 Kırıkkale                                        Isparta                                           Bingöl

        Gökcen Özdoğan Enç                        Hüsnüye Erdoğan

                 Antalya                                          Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “mahkûmiyet kararı aranmaksızın, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler” ibarelerinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                        Yakup Akkaya                                Dursun Çiçek

                  Konya                                          İstanbul                                         İstanbul

               Faik Öztrak                                 Gülay Yedekci                            Metin Lütfi Baydar

                 Tekirdağ                                        İstanbul                                          Aydın

             Tacettin Bayır                          Gamze Akkuş İlgezdi                 Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                   İzmir                                          İstanbul                                          Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının dördüncü cümlesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini teklif ederiz.

“Bu kişiler hakkında ilgisine göre Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıkları tarafından ilgili pasaport birimine derhal bildirimde bulunulur.”

               Erhan Usta                                 Muharrem Varlı                             Deniz Depboylu

                  Samsun                                          Adana                                           Aydın

         Fahrettin Oğuz Tor                             Baki Şimşek                                   Arzu Erdem

            Kahramanmaraş                                    Mersin                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Uygun görüşle takdire bırakıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bu, Arzu Erdem ve arkadaşlarının önergesiydi.

Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulmasıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, olağanüstü hâl kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma personeline ilişkin alınan tedbirler, FETÖ/PDY bağlantısı olan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın görevden alınmasını kapsamaktadır.

Hain FETÖ ve uzantılarının kökü kazınmalıdır ancak bunu yaparken, konuyla ilgili bir konuşmamda değindiğim gibi, suçsuz ile suçlu birbirinden ayrılmalıdır. Bu hususta titiz ve detaylı çalışmalar yapılmalıdır, masum insanlara dokunulmamalıdır, suçu olmayanların günahına girilmemelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler suçsuz ve mağdur olan milletimizin her zaman yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Bu süreç FET֒ye yönelik olduğu kadar diğer terör örgütlerini de kapsamalıdır. Ülkemizin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden her kim olursa olsun gerekli cezanın tereddütsüz verilmesi gerekmektedir. Bu, bizim vatan borcumuzdur.

Değerli milletvekilleri, ben, bugün sizlere mağdur gençlerimizin sorunlarından bahsetmek istiyorum. Ziraat mühendisleri, gıda mühendisleri, su ürünleri, balıkçılık teknolojisi mühendisleri, veteriner hekimler, tekniker ve teknisyenler işsiz. Bugüne kadar yapılan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı personel alımları ülkemizin ihtiyacının çok gerisinde kalmıştır. Son on yılda Bakanlık tarafından küçük alımlar yapılmıştır, geriye kalan binlerce işsiz mühendisimiz kaderine terk edilmiştir ancak bu fakültelerimiz de hâlâ mezun vermeye devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde tarım, her dönemde önemli yer almaktadır, milletimizin ekonomik ve sosyal gelişimini büyük ölçüde etkilemektedir. Merdiven altı üretimin arttığı ve bir sürü zararlı besinin piyasaya sürüldüğü günümüzde yılda 3 bin 500 civarında mezun veren gıda mühendisleri gerektiği kadar atanamamaktadır. Bunun yanında, hayvan sağlığı ve dolayısıyla insan sağlığını korumak üzere veteriner hekimlerin istihdam edilmesi ülkemiz açısından önem teşkil etmektedir. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanların üretimi, tedavisi, hayvan ırklarının ıslahı ve yetiştirilmesi, verimliliklerinin artırılması, sağlıklarının korunması, salgın hastalıkların önlenmesi, et, süt, bal gibi hayvansal ürünlerin uygunluğunun denetlenmesi, gıda hijyeni ve kontrolü gibi konularla ilgilenen veteriner hekimlere yeterince önem verilmemektedir. Hayvan sağlığının, dolayısıyla da insan sağlığının bozulmasına sebep olabilecek acı tabloların önüne geçebilmek için yeteri kadar veteriner hekimin kamuda istihdamının sağlanması gerekmektedir. Böylece hem istihdam sağlanır hem de gençlerimizin sorunları çözülür.

Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde su ürünlerinin değerlendirilmesi, projelerin üretilmesi, su ürünlerinde dünya pazarında yer almak, su ürünleri mühendisleri tarafından gerçekleştirilebilir. Ülkemizin su ürünleri potansiyeli göz önüne alındığında, istihdam edilen su ürünleri mühendisleri ve balıkçılık teknolojisi mühendisleri sayısı da yeteri kadar değildir.

Değerli milletvekilleri, milletimizin sağlıklı gıda üretmesi ve tüketmesi, hayvansal besinlerin sağlıklı bir biçimde yeterince üretilebilmesi, su ürünlerinin en ekonomik şekilde milletimize ulaştırılabilmesi, ülkemizin ekonomisinin gelişmesi ve doğru tarım ve hayvancılık politikalarının izlenmesi amacıyla ziraat, gıda, su ürünleri, balıkçılık teknolojisi mühendisleri, veteriner hekimler, tekniker ve teknisyenlerin istihdamı gerekmektedir. Milletimizin yediden yetmişe her bir ferdi bizim için kıymetlidir. Aynı zamanda bilinçsiz üretim, üreticilerin maliyetlerini artırırken bundan tüm ülkemiz etkilenmekte ve daha pahalıya tüketim yapmaktadır. Bu denli büyük önem taşıyan bir konuya eminim ki iktidar partisi de kulak verecektir.

Sözlerime yarın ölüm yıl dönümünde rahmet ve minnetle anacağımız Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün şu cümleleriyle son vermek istiyorum; bunu özellikle iktidar partisinin vicdanına sunuyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle bugün gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: “Batı senden, yani Türk’ten çok gerideydi. Manada, fikirde, tarihte de bu böyleydi. Eğer bugün Batı, teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk çocuğu, o kabahat, senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur.”

Evet, söylediğim gibi, iktidar partisinin vicdanına bırakıyorum. Buradan tüm istihdam bekleyen gençlerimizi sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “mahkûmiyet kararı aranmaksızın, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler” ibarelerinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu.

Buyurun Sayın Altaca Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 419 sıra sayılı 669 Sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Evet, bu madde, herhangi bir mahkûmiyet kararı olmadan Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Jandarma Genel Komutanlığından askerlerin ihracıyla ilgili bir madde. Şimdi, buraya bir cümle olarak geçmiş, bizler için ve sizler için çok bir şey ifade etmiyor olabilir ama bizler sahadayken, bu maddelerle ihraç edilen, neden ihraç edildiğini bilmeyen bu askerlerin eşleriyle çok konuştuk. Hepsi gözyaşları içinde Şırnak’ta veya başka yerde hiç haberi olmadan… İşte, mesela Şırnak’ta bir askeri çağırıyorlar “Gelin, operasyon var.” diye. Bu asker, PKK’yla operasyona gittiğini düşünüyor, hiçbir şeyden haberi yok. Sormadan, sorgusuz sualsiz, yargılamadan, savunma hakkı tanımadan bunları ihraç ediyorsunuz ve aileleri mağdur ediyorsunuz. Böyle bir gerçek var. Siz bunlarla görüşmüyorsunuz, konuşmuyorsunuz ama biz bunları dinliyoruz.

Şimdi, bu KHK’larla yüzlerce yıldır, hatta binlerce yıldır oluşmuş olan hukukun bütün temel ilkelerinin hepsini yerle bir ettiniz. Nedir bunlardan biri? Biliyorsunuz, normal bir ceza yargılamasında mahkeme, yargılamaları yapar, delilleri toplar, en ufak yani bakın, yüzde 1 bile suçun işlenmediğine dair bir şüphe oluşursa kendisinde “Şüpheden sanık yararlanır.” ilkesiyle beraat kararı verir, ama bugün bu KHK’larla “Şüpheden iktidar yararlanır.” ilkesi getirdiniz, tarihe böyle bir ilke getirdiniz ve bu şekilde de maalesef, FET֒yle mücadeleyi kendiniz sulandırdınız.

15 Temmuzdan sonra on dört yıllık filmi geriye sardınız, kötü ne varsa hepsini FET֒ye yıktınız. Biliyorsunuz, geçmişte, çok eski çağlarda insanlar şöyle yaparmış: Günah işledikleri zaman, bir hayvana -keçi oluyor özellikle, hani “günah keçisi” deniliyor ya- bütün günahlarını yükleyip bir törenle götürüp dağ başında onu bırakırlarmış ve böylelikle de günahlarından kurtulduklarını düşünürlermiş, sizin de yaptığınız bu. Siz de döndünüz geriye “Ergenekon’u, Balyoz’u FETÖ yaptı, Anayasa referandumunu, yargı bağımsızlığını yok etmeyi FETÖ yaptı, iletişimle ilgili TİB Yasası’nı FETÖ getirdi, Hrant Dink cinayetini falan FETÖ yaptı, bütün kötü ne varsa FETÖ yaptı.” dediniz, “kandırıldık” dediniz, işin içinden çıktınız.

Peki, şimdi yapılanlar… 15 Temmuzdan sonra yapılanlar… Yani Cumhuriyet Gazetesi operasyonu, solcu, demokrat insanların ihraç edilmesi, bunlar için sizi kim kandırıyor, çok merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Kim kandırıyor sizi? Biraz vicdan diyorum, başınızı yastığa koyduğunuzda biraz bunları düşünün. Bu KHK’lar, kanun hükmünde kararname falan değil.

Bakın, Anayasa değişikliğini bile Anayasa Mahkemesi, en azından şeklî yönden, işte, oy çokluğu, teklif çokluğu vesaire bu yönlerden ele alıyor ve değerlendiriyor, ama bunları, bırakın şekil yönünden, başka yönden, nitelendirme yönünden değerlendirmeyi, tamamen reddetti başvurumuzu ve bunlar, KHK falan değil, tamamen hukuksuzluk kararnameleri olarak hukuk tarihimize de bu şekilde, maalesef geçmiş olacak.

Şimdi, biz bunlarla ilgili, yaşanan bu hukuksuzlukları… Biz çok açık söylüyoruz “FET֒yle mücadele, terörle mücadele, sonuna kadar destekliyoruz ama hukuk içerisinde yapın, yeni mağdurlar yaratmayın.” diyoruz. Biz bunu söylerken, her zaman olduğu gibi hiç kimsenin siyasi görüşüne falan da bakmıyoruz. Sonra parti meclisi bildirgemizi terörle ilişkilendirmeye çalışıyorsunuz kendinizce, bir amacınız var, bizi vatan haini konumuna düşürmeye çalışıyorsunuz ama biz, sizin vatanınızın ne olduğunu biliyoruz. Biz, sizin vatanınızın ne olduğunu biliyoruz ve büyük usta, şair Nazım Hikmet’e buradan selamlarımı gönderiyorum, ondan esinlenerek diyorum ki: Sizin vatanınız gemilerinizse, sizin vatanınız koltuklarınızsa, sizin vatanınız bin beş yüz odalı saraysa, sizin vatanınız yandaşa peşkeş çekilen ihalelerse biz vatan haini olmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Sizin vatanınız halkı yoksul bırakmaksa, yoksul bırakıp oylarını almaksa, sizin vatanınız halkı işsiz bırakmaksa, sizin vatanınız doğayı, geleceğimizi, çevremizi katletmekse biz bu vatan haini olmayı şeref sayarız diyorum, saygıyla Genel Kurulu selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Vatan bir bütündür, bölünemez. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Vatan, hepimiz için kutsal kavramlardan birisi. Böyle uluorta siyasi spekülasyonların konusu yapmak uygun değil; bu bir.

İkincisi; hanımefendi, bu tür ortak değerler üzerinden bile AK PARTİ’ye çatmayı marifet sayabilir ama vatanın ne olduğunu bu millet iyi biliyor ve her siyasette gösteriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrasına “silah ruhsatları” ibaresinden sonra gelmek üzere “, gemi adamlığına ilişkin belgeleri” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

670 sayılı KHK’nın 10 uncu maddesiyle bu maddede yapılan değişikliğin madde metnine yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Milet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesinin sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Bu süreler bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mevzuatta öngörülen sürelerin üç katını geçemez.”

          İsmail Faruk Aksu                             Erkan Haberal                                 Kamil Aydın

                 İstanbul                                         Ankara                                         Erzurum

             Saffet Sancaklı                              Muharrem Varlı                                Baki Şimşek

                  Kocaeli                                          Adana                                           Mersin

       Ahmet Selim Yurdakul

                 Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesinde yer alan “15/7/2016 tarihinden sonra millî güvenlik gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan kamu görevlileri hakkında ilgili mevzuatında öngörülen soruşturma açma süreleri olağanüstü hal süresince uygulanmaz” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                        Yakup Akkaya                                Dursun Çiçek

                  Konya                                          İstanbul                                         İstanbul

               Faik Öztrak                             Metin Lütfi Baydar                       Gamze Akkuş İlgezdi

                 Tekirdağ                                         Aydın                                          İstanbul

             Gülay Yedekci                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu                      Tacettin Bayır

                 İstanbul                                          Bursa                                            İzmir

             Orhan Sarıbal

                   Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal.

Buyurun Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylül faşizmi, kendisinden sonra bu ülkeye demokrasi, özgürlük, barış getireceğim diye gelmişti. Ne yazık ki emperyallerin ve bir avuç zenginin çıkarlarını korumak, toplumdaki demokrasiden, özgürlüklerden, yurtsever olan insanların tümünü yok etme amacı gütmüş, onun yerine gerici bir yapılanmayı, sermayeye dayalı bir yapılanmayı, uluslararası emperyalizme peşkeş çekeceği bir Türkiye’yi hazırlamaya başlamıştı. Ne yazık ki 12 Eylül darbesi sonrası baktığımızda, yurtsever, ilerici, solcu kimseyi bu ülkede bırakmamışlardı. Sonuçta bu ülkeyi, toplumu depolitize ederek siyaseti bankerlere, Amerika’nın bir avuç liboşuna bırakmıştı. O sarmal ne yazık ki bugünlere kadar taşındı, geldi.

Hadi, bunu Fetullah Gülen Cemaati’yle de özdeşleştirelim, ilişkilendirelim. Kırk altı yıllık bir Fetullah Gülen öyküsü. Sonuçta en büyük ikramiye kendisine 2002 AKP iktidarından sonra verilmiş, tabii ki Kestanepazarı Camisinden bugüne kadar gelmiş ve 25 milyon dolarlık bir villaya Pensilvanya’da sahip olmuştur. O nasıl sahip oldu, bunu ben bilmiyorum, sizler daha iyi biliyorsunuz. Ama, bildiğimiz bir şey var, ne yazık ki Fetullah Gülen Cemaati gerçek anlamda en büyük yandaşlığını 2002’den sonra görmüştür. Kamunun Silahlı Kuvvetlerine, kamunun Adalet Bakanlığına, kamunun bütün yürütme organlarına, Millî Eğitimine, Sağlık Bakanlığına bizzat yerleştirilmiştir. Hatta, kendisi şöyle bir açıklama yapmış 15 Temmuz darbe girişiminden sonra: “Ya, biz bu devletin kurumlarına sızmadık, herkesin izniyle, AKP iktidarının izniyle beraber girdik, beraberce o süreci götürdük. Ama, itirazım var, itirazım şu: Bu kadar EĞİTİM SEN’li, bu kadar solcu, bu kadar Atatürkçü, bu kadar ilerici bizim örgüte nasıl sızmış, bunu anlayamadım.” diyor, rahatsız. Ama, ne yazık ki siz 15 Temmuz girişiminden sonra Fetullah Gülen Cemaati’nin üyelerini ya da darbe girişimine neden olanları devletten götüreceksiniz diye, yok edeceksiniz diye, bu ülkedeki bütün muhalefeti, “Allah’ın lütfu” olarak elinize geçirmiş olduğunuz 15 Temmuz gecesi darbe girişimi meselesinden sonra temizlemeye başladınız.

Yaptığınız en güzel şey, ne yazık ki, hemen kanunlarda değişiklik yapmak. 21 Temmuzda OHAL, arkasından KHK’lar ve şu anda konuştuğumuz KHK’nın ilgili maddesi gereği, daha önce on günle sınırlanmış olan, tutuklanan ya da tutuklanmayan, kendisine devlet memurluğundan alındığı andan itibaren on gün içerisinde soruşturma başlatılması gereken o yapıyı lağvettiniz. Yani “Biz, elbet bir gün soruşturma yapacağız ama bu soruşturmanın ne zaman olacağına, ne kadar olacağına biz karar vereceğiz.” diyorsunuz. Söyler misiniz, hepinizin vicdanı var ve hani, deyim yerindeyse, bu Gazi Meclisin içerisinde de duruyorsunuz, bu topluma ve insanlığa da sorumluluğunuz var, hangi insan haklarıyla ilgili bir maddeyle bir insanı işinden alıkoyduğunuzda, soruşturma süresi ve soruşturma zamanı belli olmayacak şekilde içeride tutuyorsunuz; var mı böyle bir hukuk düzeni, var mı böyle bir insan hakları modeli? Biz görmedik ama sizin işinize geliyor. Neden işinize geliyor biliyor musunuz? Türkiye'nin hiçbir zaman normalleşmesini istemiyorsunuz.

Neden? Çünkü, Türkiye birazcık normalleştiğinde, 7 Haziran örneğinde olduğu gibi oylarınız patır patır aşağı inecek. Çünkü, o zaman bu ülke insanı gerçek gündemini konuşacak, işsizliği konuşacak, yoksulluğu konuşacak, eğitimdeki travmaları konuşacak, sağlıktaki tekelleşmeyi konuşacak ve sizin bu ülkeye büyük başarı öyküsü olarak sunduğunuz, ne yazık ki o faşizan uygulamalarla yaptığınız büyük projelerle halkı emperyalizme, kapitalizme ömür boyunca nasıl sömürü aracı olarak kullandığınızı konuşacak. Ne yazık ki bunların hiçbirini konuşamıyoruz çünkü siz, varlık sebebiniz olan şiddet, korku, gözyaşı modelini kendi iktidarda kalma modeliniz olarak, iktidarı sürdürme modeliniz olarak ortaya koyuyorsunuz.

Evet, bir şey yapmak gerekiyor, yüzleşmek gerekiyor ve hesaplaşmak gerekiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, 15 Temmuz gecesiyle ve Fetullah Gülen cemaatiyle hesaplaşıp yüzleşmediği sürece bu ülke ne Fetullah Gülen cemaatinden ne de diğer cemaatlerden kurtulacaktır. O yüzden buradan yapılacak en güzel iş şudur: Adalet ve Kalkınma Partisinin ve Cumhurbaşkanının bu ülkeye bir hesaplaşma ve yüzleşme borcu vardır. Yapacakları tek şey, bu ülkenin iktidarından ve o saraydan inip bu ülkenin halkına ve adaletine hesap vermektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 669 sayılı olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesinin sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Bu süreler bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mevzuatta öngörülen sürelerin üç katını geçemez.”

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yurdakul.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, muhterem vatandaşlar; dört bir yanı teröristlerle ve dost görünen ancak her fırsatta kuyumuzu kazan odaklarla çevrili ülkemiz olağanüstü bir dönemden geçmektedir. Gazi ve yüce Meclisimizin iç ve dış düşmanlara karşı bir ve iri olması gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz.

Şu anda görüşülmekte olan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Türk milletinin içindeki teröristlerin ayıklanmasını ve bir daha bu millete düşmanlık etme ihtimallerinin ortadan kaldırılmasını ümit ediyorum.

Ancak burada Türk milleti olarak bir şerh düştüğümüzün bilinmesi gerekmektedir. Türk milleti 15 Temmuz akşamında tankların köprülerde görünmeye başladığı o anlardan itibaren bugüne kadar -tam yüz on beş gündür- sabırla yurtta sulh konseyinin kimlerden oluştuğunu merak etmektedir. Geriye dönük tüm darbe girişimlerinde darbeyi icra eden ve akabinde ülkemizde yönetime el koyanların kimler olduğu anlaşılmış ve bu şahıslar tarihe bir not olarak düşülmüştür. Devletimizin bunca imkân ve kabiliyetine rağmen 241 vatandaşımızın şehadetine neden olan yurtta sulh konseyinin siyasi profillerinin henüz daha açıklanmadığını üzülerek izliyoruz.

Darbenin as kadrolarının ve devletin tepe noktalarındaki suç ortaklarının gün yüzüne çıkartılmaması ve yalnızca darbe girişiminin son halkaları üzerinde yapılan mücadele vatandaşlarımızı tatmin etmek bir yana daha da kızdırmakta ve darbe girişiminin, bu suçlarının yanlarına kâr kaldığı algısı günden güne yayılmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, FETÖ de dâhil her türlü terörle anladığı dilden mücadele edilmesi gerektiğini defalarca tekrarladık. Büyük Türk milletinin beklentisi de terörle gerektiği şekilde mücadele edilmesi, son teröristin başı ezilene veya teslim olana kadar da bu mücadelenin sürdürülmesidir. Genel Başkanımızın “Terörle dostluk hiç kimseye hayır getirmemiştir.” ifadelerini buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Özellikle de terörle arasına sınır çizemeyenlere, onlarla aynı yola baş koyma gafletine düşenlere bu sözden ders almalarını tavsiye ediyorum. Teröristlerle ve onların uzantılarıyla her fırsatta görüşen, onlara alan açan, suçlarını görmezden gelen, sözde evrensel gerçeklerle Türk milletine silah doğrultanların sözcülüğüne yeltenenleri uyarmak istiyorum. PKK bir terör örgütüdür, FETÖ bir terör örgütüdür, PYD/YPG bir terör örgütüdür, IŞİD bir terör örgütüdür. Açıkça söylüyorum ki bu gruplarla ortak strateji geliştiren, açılımdan bahseden, sözde demokratik destek sağlayan her kişi, her grup, her siyasi parti Türk milleti tarafından teröristlerle aynı kefeye konulacaktır. Bakmayın ülkemiz üstündeki kara bulutlara, bakmayın gecenin en karanlık anlarındaki umutsuzluklara. Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az önceki andır. Şafak söktüğünde al kırmızı bayrağımız yine dalgalanacak, ezanlar yine yüreklerimize imanla dolacaktır. Toz bulutları dağıldığında bu topraklarda hüküm sürecek olan yine Türk milleti olacaktır.

Konuşmama son vermeden önce Nihal Atsız’ın eserinde belirttiği gibi:

“Kürşad'ın narasıyla indik Tanrı Dağı’ndan,

Ruhumuzu kandırdık Orhun'un kaynağından.

Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur,

Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur.”

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin birinci fıkrasına "Olağanüstü halin" ibaresinden sonra gelmek üzere "ilanından itibaren ve" ibaresi, "mahkemelerce" ibaresinden sonra gelmek üzere "iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal" ibaresi ile aynı maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Olağanüstü halin ilanından önceki dönemde yapılan iflasın ertelenmesi talepleriyle ilgili olarak;

a) Olağanüstü hal süresince iflasın ertelenmesine karar verilemez.

b) Olağanüstü halin ilanından sonra ve devamı süresince herhangi bir tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal kaldırılır.

c) Olağanüstü halin ilanından önceki dönemde 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesi uyarınca verilmiş olan tedbir kararları, mahkemece ivedilikle ele alınarak, terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu iddiasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanan veya hakim ortakları ya da yöneticileri hakkında adli soruşturma yürütülen sermaye şirketleri ile kooperatifler lehine verildiği anlaşılan tedbir kararları derhal kaldırılır."

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                            Ömer Serdar

                 Amasya                                         İstanbul                                          Elâzığ

              Ramazan Can                                   Sait Yüce                                  Enver Fehmioğlu

                 Kırıkkale                                        Isparta                                           Bingöl

       Hacı Bayram Türkoğlu                       Hüsnüye Erdoğan

                   Hatay                                           Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 4 (1) Olağanüstü halin devamı süresince, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 179 uncu maddesi uyarınca sermaye şirketleri ile kooperatifler tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz."

               Erhan Usta                                 Muharrem Varlı                             Deniz Depboylu

                  Samsun                                          Adana                                           Aydın

         Fahrettin Oğuz Tor                             Baki Şimşek

            Kahramanmaraş                                    Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Dursun Çiçek                                Tacettin Bayır                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                 İstanbul                                          İzmir                                            Bursa

             Haluk Pekşen                         Mustafa Hüsnü Bozkurt                        Yakup Akkaya

                 Trabzon                                         Konya                                          İstanbul

         Metin Lütfi Baydar                             Faik Öztrak                            Gamze Akkuş İlgezdi

                   Aydın                                         Tekirdağ                                        İstanbul

             Gülay Yedekci

                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Pekşen, önerge üzerinde siz mi konuşacaksınız?

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Evet.

BAŞKAN - Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen konuşacaktır.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; keşke bu önergede ne yazıldığını yurttaşlarımıza tek tek aktarabilsek ve söyleyebilsek.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – AKP’nin önergesinde.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – AKP’nin önergesinde.

Böyle bir önergeyi burada konuşurken, AKP’ye insanların hangi mantıkla oy verdiklerini anlamak, algılamak mümkün değil. Bakın, eğer AKP’nin bu önergesi buradan geçerse, bir tek şey söylüyorum, mahkemelerde büyük bir kaos başlayacak. Mahkeme tapuya tedbir koymuş, mahkeme alacak için tedbir koymuş, otomobile tedbir koymuş, haciz için tedbir koymuş; tamamını kaldırıyorsunuz. İnsanlar birbirlerini kırarlar. Böyle bir şey olabilir mi? Yargı kararlarıyla korunan hakların tamamına tedbir yöntemiyle mahkeme önleyici bir karar almış, siz o karara müdahale ediyorsunuz ve onları kaldırıyorsunuz. Böyle bir şey yok ki. Ceza mahkemesinin tedbirlerini kaldırıyorsunuz; ayrım yapmaksızın, hukuk mahkemesi, icra mahkemesi, ticaret mahkemesi, tümünün tedbirlerini kaldırıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Bunu nereye sığdıracaksınız? Bu hangi olağanüstü hâl gerekçesine sığacak? Hani Anayasa’nın 138’inci maddesinde yargı kararları Parlamentoyu bağlıyordu, yürütmeyi bağlıyordu, yargıyı bağlıyordu. Hani, nerede? Bu nasıl bir önerge? “İflasın ertelenmesini kaldırıyorum.” Tam tersini yapmanız gerekiyor.

Memleketi iflasa sürüklediniz. Kayseri’de, Konya’da, Malatya’da, Gaziantep’te, Adana’da, Mersin’de, Denizli’de patır patır firmalar dökülüyor, hepsi iflasın eşiğindeler. Sizi daha önce uyardık, aman gelin dedik, şu İstanbul yaklaşımı gibi bir yasa çıkarın, ivedilikle çıkarın, bu yasayla firmalar borçlarını yapılandırsınlar. Bu bankalar bu firmaların gırtlaklarına yapışır. Ekonomiyi zaten batırdınız, insanları iyice batıracaksınız, yapmayın dedik. Her insan işsiz kaldığında büyük bir problemi de ülkenin gündemine taşıyacak.

Bunu nasıl getirdiniz? Bu önergenin içerisine iflas ertelemeyi koymuşsunuz, “Kaldırıyoruz.” diyorsunuz. Niye? “İnsanlar kötü niyetli.” Kabul, olabilirler, insanlar kötü niyetli olabilirler. Ama firmalar patır patır batıyor, bankalar kredilerini takibe koyuyor, çekler yazılıyor, senetler yazılıyor. İşsiz, insanlar işsiz. Kimi ararsanız arayın. Bugün beni dinleyen bütün yurttaşlarıma sesleniyorum, en yakınınızdaki herhangi bir iş adamını arayın, herhangi bir esnafı arayın, herhangi bir tüccarı arayın, bu son bir ay içerisinde işten eleman çıkarıp çıkarmadığını bir sorun. O hâlde bu ne demektir? “İflasın ertelenmesini kaldırıyorum, yasaklıyorum.” Bırakın buna mahkemeler karar versinler. Siz insanların kötü niyetli olduğu üzerine hüküm kuruyorsunuz. Yargıya gerek yok ki zaten, siz hepsini kendiniz düzenliyorsunuz, onların adına hüküm veriyorsunuz.

“Anayasa’nın 138’inci maddesi çöp olmuş.” demişti burada bir Meclis başkan vekili. Ben de diyorum ki sayende sayın Meclis başkan vekili, hâlâ senin partin Anayasa’yı çöpe göndermeye devam ediyor ama emin olun ki yurttaşlar da bunları not ediyorlar, not.

Ekonomiyle geldiniz, evet doğru, 2007 yılına kadar ekonomik iktidarınızı sürdürdünüz. Evet, doğru veya yanlışlar yaptınız ama vatandaş sizi yaptıklarınızdan dolayı kutladı ve sizi tekrar ödüllendirdi, 2007 yılında iktidar yaptı ekonomide iyi şeyler yaptığınızı düşündükleri için ama 2007’den sonra o Cumhurbaşkanlığı seçiminde büyük bir tuzağa düştünüz, o tuzağın içerisinde hâlâ savruluyorsunuz.

Bakın, özellikle buradan uyardığımız bir şeyi bir kez daha tekrar etmekte yarar görüyorum. Bu FETÖ hikâyesini hafife alıyorsunuz ve mücadele ettiğinize de ben inanmıyorum. Siz bunların tuzağına düşmeye devam ediyorsunuz. Yarın, Türkiye’de FET֒nün cephesini genişletecek şekilde… Dün Cumhuriyet Halk Partisine suç duyurusunda bulundunuz, yarın kim bilir kimlere saldırırsınız. Yapacağınız her büyük yanlış FET֒nün hesabına yazılacak, cephesine yazılacak olan bir artı. Bunu yapmayın, doğru adamları bulun, doğru adamları yargılayın ve doğru yasalarla yargılayın.

Arkadaşlar, insanlar suç işledikleri için yargılanırlar, niyetlerinden dolayı yargılanmazlar. Siz istediğiniz için değil, yasaları ihlal ettikleri için yargılansınlar. İnsanları cepheleştirmeyin, toplumu ayrıştırmayın. Buradaki, getirdiğiniz kanun hükmünde kararnamenin bu olağanüstü hâlle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu Anayasa Mahkemesine elbette götüreceğiz. Anayasa Mahkemesine gelsin, bunun altına imza atacak o üyelerinin de hepsini göreceğiz burada, hepsini tarihe not edeceğiz. Eğer bu başvuruyu kabul etmezlerse insanlık tarihinde kendi ülkesinin Silahlı Kuvvetlerini tarihî olarak yok eden bir Anayasa Mahkemesi olarak tarihe geçeceklerdir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 4 (1) Olağanüstü halin devamı süresince, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 179 uncu maddesi uyarınca sermaye şirketleri ile kooperatifler tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz."

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekili Deniz Depboylu.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesi üzerindeki önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Sizleri, Gazi Meclisimizi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, madde önergemizde belirtilen durum, hâlihazırda mahkemelerimizin tarafsızlığı şaibe altında iken vatandaşlarımızın mağduriyetini arttırıcı bir etmendir. Milletin adalet arayışı içerisinde devletin mahkemelerine güvenmekten başka çaresi yokken ve OHAL kapsamında kimse mahkemelerde hakkını arayamazken, bu tarz kararlar vatandaşlarımızı olumsuz etkilemektedir; aynı şekilde, devlete ve adalete olan güvenlerini de sarsmaktadır.

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin de belirttiği gibi, devlete güvenin sarsıldığı bugünlerde en büyük soru işareti yurtta sulh komitesinde bulunan siyasilerin kimlikleridir. Bu kişiler her kim ise bir an önce ortaya çıkarılmalı, ülkemize ve milletimize çektirilen acıların karşılığı olarak haklarında yasal işlemler yapılmalıdır. Ancak bu şekilde milletimiz rahat bir nefes alarak adaletin herkese eşit dağıtıldığını ve kimsenin korumasının ülke menfaatinin önüne geçmediğini görebilir.

Aynı şekilde askerlerimize olan güvenimiz yine bizler için vazgeçilmezdir. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde konuşlanmış Fetullahçı terör örgütüne mensup subayların 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirdiği darbe girişimi, cumhuriyeti, demokrasiyi, millî hâkimiyeti yok etmeyi amaçlamış hain bir planın fiilî durumudur. Türk milleti askerdir; bu, geçmişten bugüne değişmeyen gerçektir. Türk Silahlı Kuvvetleri bizim onurumuzdur. Maalesef, yaşanılanlar sebebiyle ortaya çıkan tabloda askerlerimiz de mağdur edilmiştir. Bütün umutlarını bu mesleğe bağlayan ve hayatlarını bu ülke uğruna feda etmek için bekleyen askerî öğrencilerimizin durumları ise tam bir felakettir. Keza, mezunlara verilen diplomalarda hiçbir kalifiye ihtiva etmeyen ve kendilerine iş kapılarını kapatan bir durum mevcuttur.

Değerli milletvekilleri, devletin hayati organlarını kanser hücreleri gibi saran Fetullahçı terör örgütü, Türk Silahlı Kuvvetlerini ele geçirme amacıyla son yirmi yıldır çalışmalarını yoğunlaştırmış, çeşitli yol ve yöntemlerle kendi kadrolarını oluşturmak üzere gayrette bulunmuştur.

FETÖ mensubu olan ve askerî okullarda eğitimci olarak görev yapan subay görünümündeki teröristler, ordu içindeki vatansever askerî öğrencilere yönelik, acımasızca, bezdirici ve yıpratıcı, hukuk dışı uygulamalarda bulunmuşlardır. Vatansever, milliyetçi, Atatürk ilkelerine bağlı birçok askerî öğrencinin okuldan uzaklaştırılmasını sağlamak için bu öğrencilerin sınav kâğıtlarının üzerinde tahribat yapılmış, başarısızlık ve disiplin suçlarıyla suçlanmış, çaresiz bırakılmıştır. Askerî kamplarda hedef alınan bu öğrencilere fiziksel ve psikolojik işkenceye varan görevler yükleyerek okulu bırakmaya zorlamışlardır. Çok sevdikleri okullarından ayrılmak zorunda kalan bu öğrenciler büyük mağduriyet yaşamış, tazminat ödemek zorunda kalmış, maddi ve manevi kayba uğramışlardır. Yaklaşık olarak 3 bin civarında olduğunu düşündüğümüz öğrenimini yarıda bırakan askerî öğrencilerin, bu konuda mağdur olan çocuklarımızın, gençlerimizin mağduriyetleri nasıl giderilecektir, bunun hesaplanması gerekmektedir.

Milletin silahını millete doğrultma cüretini gösteren, milletin iradesine darbe girişiminde bulunan tüm hainlerin, uzantılarının yargılanması ve vatana ihanet eden bu kişilerin en ağır cezayı almaları hepimizin hemfikir olduğu, hassasiyet gösterdiğimiz bir konudur.

Mağdur olan gençlerimizden istekli olan, terör örgütüyle hiçbir bağı olmayanlarının Türk Silahlı Kuvvetlerine veya kurulacak olan yeni millî savunma fakültelerine dönebilmesi için imkân sağlanması, vatan âşığı gençlerimizin yaralarının sarılmasına yardımcı olacaktır.

Yine, askerî okulların kapatılmasıyla, bu okullarda eğitim gören yaklaşık 25 bin öğrenci ile ailelerinin umutlarının da karardığını hatırlatmak isterim. Bu gençlerin tamamının FETÖ üyesi olduğunu iddia etmek mümkün müdür? Sapla saman birbirine karışmış durumdadır, kurunun yanında yaşlar da yanmaktadır. Bu mağduriyet nasıl giderilecektir? Askerî liselerimizin kapatılması sadece eğitim boyutunda ele alınacak bir kayıp değildir. Bunlar bizim millî, kültürel, tarihî miraslarımızdır ve sahip çıkmak zorundayız.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Depboylu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasına “Olağanüstü halin” ibaresinden sonra gelmek üzere "ilanından itibaren ve" ibaresi, "mahkemelerce" ibaresinden sonra gelmek üzere "iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal" ibaresi ile aynı maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Olağanüstü halin ilanından önceki dönemde yapılan iflasın ertelenmesi talepleriyle ilgili olarak;

a) Olağanüstü hal süresince iflasın ertelenmesine karar verilemez.

b) Olağanüstü halin ilanından sonra ve devamı süresince herhangi bir tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal kaldırılır.

c) Olağanüstü halin ilanından önceki dönemde 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesi uyarınca verilmiş olan tedbir kararları, mahkemece ivedilikle ele alınarak, terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu iddiasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanan veya hakim ortakları ya da yöneticileri hakkında adli soruşturma yürütülen sermaye şirketleri ile kooperatifler lehine verildiği anlaşılan tedbir kararları derhal kaldırılır."

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, konuşma almayacağız ama biraz önce bu önergeye ilişkin çok haksız ve yersiz bir değerlendirme yapıldı. Bu önergenin kastı, hileli iflas yollarına başvurarak mal kaçırmak ve alacaklıları mağdur etmek isteyen FETÖ terör örgütüyle bağlantılı şirketlere ilişkin bir tedbirdir. Konunun, önerge iyice okunduğunda anlaşılacağı kanaatindeyiz.

Arz ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

673 sayılı KHK’nın 10’uncu maddesiyle bu maddede yapılan değişikliklerin madde metnine yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasında yer alan "…(4) Üniversitenin teşkilatı Bakanlar Kurulu kararıyla oluşturulur." ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Dursun Çiçek                                Tacettin Bayır                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                 İstanbul                                          İzmir                                            Bursa

              Mehmet Tüm                           Gamze Akkuş İlgezdi                   Mustafa Hüsnü Bozkurt

                 Balıkesir                                        İstanbul                                          Konya

             Yakup Akkaya                           Metin Lütfi Baydar                              Faik Öztrak

                 İstanbul                                          Aydın                                          Tekirdağ

                                                                 Gülay Yedekci

                                                                     İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 5’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasından sonra aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(5) Üniversitenin yerleşkesi daha önce Kara, Hava ve Deniz Harp Okulları ile Astsubay Meslek Yüksek Okullarının bulundukları yerlerde oluşturulur."

               Erhan Usta                                 Muharrem Varlı                             Deniz Depboylu

                  Samsun                                          Adana                                           Aydın

              Mustafa Mit                                  Baki Şimşek                              Fahrettin Oğuz Tor

                  Ankara                                          Mersin                                    Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Mustafa Mit.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 419 sıra sayılı 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 5’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun hükmünde kararnamenin 5’inci maddesiyle Millî Savunma Üniversitesi kurulmuştur. Üniversite, kara, deniz, hava harp okulları ile kurmay subay yetiştirmek ve lisans üstü eğitim vermek amacıyla yeni kurulacak enstitülerden, astsubay meslek yüksekokullarından oluşmaktadır.

Türk ordusunun subay, astsubay ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuş olan okulların bir üniversite çatısı altında toplanması, orduya katılan subay, astsubayın akademik disipline sahip olması yerinde ve olumlu bir düşüncedir. Ancak birçok konuda olduğu gibi, bu konu da yeterince araştırılmadan, incelenmeden, tartışılmadan aceleye getirilmektedir.

Her ne kadar üniversite olarak adlandırılsa da nihayetinde özel bir mesleki eğitimin gerekliliği bilinen bir gerçektir. Bu kapsamda ancak genel değerlendirme yapabilecek durumdayız.

Öncelikle, harbiye tecrübemiz de dikkate alınarak, dünyadaki örneklerinin dikkatlice incelenerek altının doldurulması gerekmektedir. Her şeyden önce millî ve manevi duyguları haiz, yüksek morale sahip bir ordu millî güvenliğimizin temel unsurudur.

Subay, astsubay yetiştirmek üzere verilecek eğitimin teorik ve pratik yönden çağın gereğine uygun olması gerekmektedir. Dünyadaki gelişmelerin takip edilerek eğitim programlarına dâhil edilmesi, harbiyenin teorik, pratik eğitim tecrübelerinden istifade edilerek mesleğin gerektirdiği yüksek ahlak ve ruhun verilebilmesi temel hedef olarak alınmalıdır.

Bilindiği üzere, askerlik geçmişte de gelecekte de dünyanın her yerinde yüksek disiplin gerektirmektedir. Tecrübi olarak istifade ediyoruz. Geçmişte yaş itibarıyla karakterin oluştuğu, iyi kötü, doğru yanlış kavramlarının zihinlerde yer etmeye başladığı, ahlaki formasyonun oluşmaya başladığı dönemlerden başlayan askerî eğitim hayatın her alanına yöneliktir.

Burada ifade etmeye çalıştığımız hususların teşkilat yapısı ve eğitim programı oluşturulurken dikkate alınacağını ümit etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bu kararnamenin temel gerekçesi olan 15 Temmuz darbe girişiminde rol alan askerlerin ve askerî personelin kilit konumda olması, bir daha böyle bir teşebbüsün olmamasına yönelik tedbir arayışını gerektirmektedir. Düşünce olarak bir daha darbe olmaması için çare aramak elbette ki siyaset kurumunun ve Meclisimizin görevidir. Ancak, kendi disiplini içerisinde çalışacak ordunun içine siyasetin girmemesi, siyasetin etkisinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Anayasa ve yasalarda tanımlanan değerlere dayanan görev tanımlamalarında kendi iç denetimi, Millî Savunma Bakanlığının denetimiyle denetlenmelidir. Anayasa ve yasalarda belirtilmiş amaçlara ve görev tanımlarına uymayan bakış açılarının beslediği farklı aidiyetler derhâl ordudan uzaklaştırılmadır.

15 Temmuz tecrübesi, yasa ve disiplin kurallarının şahsi yorumlarla esnetilmemesi veya kuralların görmezlikten gelinerek yok sayılması neticesinde bir anlayışın ordunun yönetim kademelerine hâkim olmasına yol açmıştır. Bu sistem böyle olduğu takdirde bir başka devletin orduya nüfuz edebilme imkânını sağlamaktadır ve Türkiye’de olan da budur ve bunun sonunda bir felaketle karşı karşıya kalmışızdır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasında yer alan "...(4) Üniversitenin teşkilatı Bakanlar Kurulu kararıyla oluşturulur." ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Tüm (Balıkesir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Genel Başkanımıza ve Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisine, AKP ve Cumhurbaşkanı tarafından dava açıldığını biliyoruz. Ancak, on dört yıldan beri devleti FETÖ terör örgütüne teslim edenlerin böyle bir davayı açmasını asla uygun görmüyoruz. Bu, yavuz hırsız anlayışından başka bir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, OHAL'in ilan edilmesiyle birlikte yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Geldiğimiz yerde -öyle anlaşılıyor ki- Hükûmet OHAL’i ilan etmeyi büyük bir sabırsızlıkla bekliyormuş. AKP, OHAL’i kendi rejimini oluşturmak için bir altyapı olarak kullanmaktadır. İktidar, OHAL uygulamalarıyla hukuk devletini yok etmiş, demokrasiyi tümden ortadan kaldırmıştır.

Sizin doğal lideriniz geçmişte bir konuşmasında diyor ki: “Demokrasi tramvay gibidir; gerektiğinde biner, gerektiğinde ineriz.” Şimdi, artık demokrasi tramvayından indiğinizi görüyoruz. Ama, ne yazık ki indiğiniz durak faşizm durağıdır, diktatörlüktür. Şimdi size karşı olanları, FETÖ'cü ya da PKK'Iı ilan ederek susturmak istiyorsunuz çünkü başka sığınacağınız hiçbir liman yoktur. Oysaki, geçmişte bu örgütlerle beraber iş tuttunuz, birlikte yol yürüdünüz, kader birliği yaptınız; o zaman “ortak” diye bunlardan faydalandınız, şimdi ise düşman ilan ederek faydalanmaya çalışıyorsunuz. Sizin “terörle mücadele etme” diye bir derdiniz asla yoktur; olsaydı, ülkemizde bu kadar şehidimiz olmazdı ve bu kadar insanımız ölmezdi.

Değerli milletvekilleri, bu gittiğiniz yolun doğru bir yol olmadığını sizler de çok iyi biliyorsunuz. İktidarın 15 Temmuzdan ders almasını bizler çok isterdik. Ne yazık ki hâlâ toplumu kutuplaştırıp kin ve nefreti canlı tutuyorsunuz. Kin ve nefretiniz sadece insanlara değil, kamu kurumlarına da yansımaktadır. Darbe yapacak diye doktor, hemşire, sağlık personeli yetiştiren Gülhane Askeri Tıp Akademisini kapattınız, sonra dönüp silahlı bir güç olan Sahil Güvenlik ve Jandarma Akademisi kurdunuz. Yüz yıllık geçmişi olan askerî okulları kapattınız, sonra Millî Savunma Üniversitesi adıyla yeniden açtınız. Okulları, dershaneleri kapattınız; sonra yeni isim vererek tekrar açtınız. Kamu görevlilerini işten atıyorsunuz, sonra “Pardon.” diyerek, bir kısmını yeniden işe alıyorsunuz. Tüm bunları OHAL’i kullanarak hukuk dışı kanun hükmünde kararnamelerle yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, böyle, yazboz tahtası mantığıyla yönetilen bir ülke yoktur. Sizler neyi onayladığınızın gerçekten farkında mısınız? Bunu merak ediyoruz. Eğer tüm bunları içinize sindirerek yapıyorsanız bilin ki tarih sizi asla affetmeyecektir. Bin yıllık devlet geleneği, yüz yıllık Parlamento deneyimi olan doksan üç yıllık cumhuriyete tüm bunlar yakışmıyor. Ne yazık ki bu güzelim ülkeyi siz bir çadır devletine çevirdiniz.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, OHAL yasası kalıcı bir düzenleme yapmayı öngörmez. Şimdi sizlere soruyorum: Bu düzenlemelerden kalıcı olmayan hiçbir şey var mı? Anayasa’ya açıkça aykırı olan bu durum, ne yazık ki sizin oluşturduğunuz Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınmıyor. Bugün burada yasaya çevrilecek olan bu kanun hükmünde kararnameler, umarım ki bundan sonra Anayasa Mahkemesinin yetki alanına girecektir.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu kanun hükmünde kararnamelerin maddeleri üzerinde konuşmayı çok anlamlı bulmuyorum çünkü tamamı sakat, tamamı hukuk devletiyle bağdaşmayan maddelerdir çünkü bu kanun hükmünde kararnamelerle AKP'nin gizli ajandasında neler varsa onlar gerçekleşmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP 2002 yılında iktidara gelirken 3 ilde OHAL vardı, bugün 81 ilde OHAL ilan ettiniz. On dört yıldır ülkeyi siz idare ediyorsunuz. OHAL şartlarına bu ülkeyi siz getirdiniz. “On dört yıldır iktidarda biz yoktuk, FETÖ vardı.” diyorsanız, çıkın, bunu da açıkça itiraf edin.

Değerli milletvekilleri, hesap veremeyenlerin asla hesap sorma hakkı olamaz. Eğer gerçekten halka hesap vermek istiyorsanız, byLock kullanan, vekillerinizi, bakanlarınızı çıkın, açıklayın; FETÖ'ye arsa tahsis eden, destek veren belediye başkanlarınızı açıklayın. Bunu yapmadan kurusıkı laflar söyleyerek bu olaydan asla kurtulamazsınız, bu darbeyle de asla yüzleşemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Devamla) – FET֒yle ilgisi olmayan, sırf EĞİTİM SEN’li, EĞİTİM İŞ’li diye işten attığınız öğretmenlerin ve memurların vebali sizlerin boynunadır. Hangi kanun hükmünde kararnameyi çıkarırsanız çıkarın adaletten asla kaçamazsınız diyorum.

Tekrar size teşekkürler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söylüyorum. Geçen hafta da “ByLock kullanan bakanları, vekilleri açıklayın.” diye kendisi öyle bir hüküm cümlesi beyan etti, geçen hafta da bunun tartışması oldu. Beyefendinin bildiği bir isim varsa gelsin, açıklasın. Öyle tezvirat yapmanın manası yok.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Az kaldı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu tür laflarla siyaset olmaz. Siyasetin de bir usulü olur, bir aklı olur. Söylenen her söze dikkat etmekte fayda var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Bakanı tarafından” ibaresinin “Bakanınca” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kamil Aydın                           Ahmet Selim Yurdakul                            Erhan Usta

                 Erzurum                                        Antalya                                         Samsun

              Zühal Topcu                                  Baki Şimşek

                  Ankara                                          Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6’ncı maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Dursun Çiçek                                Tacettin Bayır                                 Aytuğ Atıcı

                 İstanbul                                          İzmir                                           Mersin

    Nurhayat Altaca Kayışoğlu                        Faik Öztrak                          Mustafa Hüsnü Bozkurt

                   Bursa                                          Tekirdağ                                         Konya

        Gamze Akkuş İlgezdi                       Metin Lütfi Baydar                            Yakup Akkaya

                 İstanbul                                          Aydın                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6’ncı maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Olağanüstü hâl uygulamasına karşı çıkan, terör örgütleriyle geçmişte veya bugün iş birliği yapmayan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 6’ncı maddeyle ne düzenlediğiniz önemli değil. Her ne kadar Millî Savunma Üniversitesine bağlı enstitüler kuruyor iseniz de çıkardığınız kanun hükmünde kararnamelerin tümü hukuksuzdur. Önergemizde “Bu maddeyi çıkarın.” diyorsak da aslında, size şunu söylüyoruz: 1) Olağanüstü hâl uygulamasını derhâl kaldırın. 2) Çıkardığınız hukuksuz kanun hükmündeki kararnameleri derhâl iptal edin.

Olağanüstü hâlin çok hoşunuza gittiğini biliyoruz. Nereden biliyoruz? Cumhurbaşkanı bu darbe girişimi için “Bu darbe bize Allah’ın bir lütfudur.” demişti. Gelinen nokta bir cümleyle özetlenebilir: Darbeyle mücadeleniz bahane, kadrolaşma şahane.

“Olağanüstü hâl ve kanun hükmünde kararnameler Anayasa’ya uygundur.” diyorsunuz. Yalan; değilse, bilgisizlik, cahillik. Anayasa diyor ki: “Kanun hükmünde kararname ancak olağanüstü hâl nedeniyle ilgili olabilir.” Olağanüstü hâli niye ilan ettiniz? Darbecilerle mücadele için. Peki, soruyorum: Darbeyi EĞİTİM-SEN’liler mi yaptı da yüzlerce EĞİTİM-SEN’liyi ihraç ettiniz? Darbeyi Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası mı yaptı da bunları ihraç ettiniz? Darbeyi imzacı akademisyenler mi yaptı da onları ihraç ettiniz? Darbeyi rektörler mi yaptı da rektör seçimini kaldırdınız? Darbeyi öğrenciler mi yaptı? Darbeyi Gülhane doktorları mı yaptı?

AKP, darbe hukukunu kendi lehine kullanmaya devam etmektedir, üstelik de Anayasa’yı ihlal ederek. Kin, nefret ve intikamla iş yapıyorsunuz. Bu, devlet yönetimine yakışmaz. AKP’nin gücü sadece bir kesime yetiyor. AKP’nin gücü, kendi içindeki siyasilere dokunmaya yetmiyor. AKP bunlara dokunmaya korkuyor. Size “Darbecilerle mücadele etmeyin.” diyen yok. ByLock kullanıcıları büyük ihtimalle FET֒cü mü? Evet. Açıklasanıza Allah aşkına bu byLock kullanıcılarını.

BAŞKAN – Açıkladılar ya Sayın Atıcı kaç defa. Kimseyi tahkir etmeyelim lütfen, itham etmeyelim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Kendimle gurur duyuyorum, tarafsız bir Meclis Başkan Vekili bana sataşıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ama, tüm milletvekillerinin hakkını, hukukunu savunmak bizim görevimiz. Bildiğiniz bir isim varsa siz açıklayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Biraz sabretseydiniz, önerimi dinleyecektiniz. Yani, siz de tabii, taraf olduğunuz için bizi her dakika, sürekli sabote etmeye çalışıyorsunuz ama nafile, işe yaramayacak.

Size önerimiz şu: Bir tarafsız bilişim şirketi Türkiye’ye gelsin, şu byLock’u bir incelesin -yüreğiniz yetiyorsa buyurun- ve desin ki “Türkiye byLock kullanıcıları şunlar, şunlar, şunlardır.” Niye korkuyorsunuz Allah aşkına? Korkmanızın bir tek nedeni var: Ucu size dokunacak, ucu “1 numara” dediğiniz kişiye dokunacak, ondan korkuyorsunuz, başka bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, size “Geçmişte Fetullahçı teröristlerle iş birliği yaptınız.” dediğimizde bize kızıyorsunuz. Yapmadınız mı kardeşim, beraber yürümediniz mi bu yollarda, aynı menzile giden sizler değil miydiniz? Kendinizi aklayamayacaksınız. “AKP Hükûmeti geçmişte PKK’yla müzakere yaptı.” dediğimizde bize kızıyorsunuz. Müzakere yapmadınız mı kardeşim, aynı masaya oturmadınız mı kardeşim, onları desteklemediniz mi kardeşim? Çıkın bunları söyleyin. AKP Hükûmeti IŞİD’i geç fark etti, herkes bunlara “terörist” derken “Siz, öfkeli Sünni gençler dediniz.” dediğimiz için bize kızıyorsunuz. Allah aşkına, demediniz mi? Çıkın, “Davutoğlu böyle bir şey söylemedi.” deyin.

AKP geçmişte “dostum” dediği herkesle bugün savaşıyor. Bugün AKP’yle dost olanlar, size sesleniyorum, önemle duyuruyorum: Sizinle savaş günü de elbette yakın olacak.

Kesinlikle, Türkiye’nin CHP’ye en çok ihtiyacı olduğu günlerden geçiyoruz, bunun farkındayız, karanlığa boyun eğmeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sayılı Kanun Hükmün Kararname’nin 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Bakanlık tarafından” ibaresinin “Bakanınca” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Zühal Topcu (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Ankara Milletvekili Zühal Topcu.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Evet, insanların bir arada yaşamasını sağlayan birçok erdem vardır. Şu anda, özellikle, en çok ihtiyacımız olan şey bir arada yaşama kültürü ve bu kültürün hem oluşturulması hem de devam etmesi. Ama, bir tanesi var ki, bu beraber yaşama kültürünü oluşturacak olanlardan bir tanesinin görmezden gelinmesi, yokluğu, dikkate alınmaması geri dönüşü olmayan sıkıntılara da zemin hazırlayacaktır. Bu da yıldızı bazı zaman yükselen, bazı zaman sarsılan, bazı zaman da düşen adalet kavramı olmaktadır. Hiçbir erdem adalet kadar büyük ve kutsal değildir aslında. Yine, çok konuşulan barış, eşitlik, özgürlük kavramlarının hepsinin temeline baktığımızda adalet kavramının olduğunu görebiliyoruz. Ama, şu anda günümüzde de en çok hırpalanan kavramın da adalet kavramı olduğunu söyleyebiliriz. Adalet olmazsa diğerlerinin, hiçbir kavramın yani toplumu bir arada tutan hiçbir kavramın da anlamı kalmıyor. İşte, toplumların bütünleşip başarıyı yakalaması veya çözülüp dağılması gerçekten bu kavramın uygulanmasına bağlı.

Şu anda görüyoruz ki işte, bu adalet kavramı hem bizim bir arada kalmamızı sağlayacak hem de çözülüp dağılmamıza neden olacak en önemli kavram. Acaba bu kavramın neresindeyiz? Çünkü, adalet aynı zamanda ahlakın da temeli olmaktadır, adalete dayanmayan ahlakın olabilmesi mümkün değil. Vicdanlarda yorumlanmayan adaletin de başarılı olabilmesi mümkün değil. İşte, içinde bulunduğumuz durum irdelendiğinde, bu kavramların, demin de belirttiğimiz gibi, nasıl önemli hâle geldiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz. İşte Yenikapı ruhu bunun için, işte birlik, beraberlik üniter yapının korunması bunlar için gerekli.

Hem küresel ölçekten hem de yerel ölçekten bakıldığında zor bir dönemden geçiyoruz ve tartışmasız da bunu kabul ediyoruz. Bu ülkenin birliği ve bütünlüğü artık her şeyden önemli hâle gelmiştir. Türkiye'nin özellikle 15 Temmuz sonrası yaşadığı travmayı ortadan kaldırmaya yönelik çok dikkat etmesi gerekiyor. Önce işte, bu travmayı ortadan kaldırabilmek için “Bu hâle nasıl geldik?” diye irdelemek gerekiyor. Bu irdelemenin ehil eller tarafından ve uzun soluklu süreçler şeklinde yapılması gerekiyor. “Biz hangi hataları yaptık? Açıklarımız nelerdi?” diye sorgulamamız lazım. Bunu hep birlikte yapmamız lazım. Yani, eğer hep birlikte yaparsak ancak o zaman başarılı olabiliriz ama “Hatamız yok.” diye ısrar edilirse bence, yanlışlar görülmediği zaman belki, Allah korusun, tekraren 15 Temmuzların yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Yani, buraya kendi başımıza gelmedik.

Tabii ki bunlar irdelenmeli derken bunun sosyolojik altyapısı var, bunun psikolojik altyapısı var, bunun ekonomik altyapısı var, bunun yönetimsel altyapısı var. Bunlar nasıl hazırlandı? Hangi boşluklardan FETÖ terör örgütü sızdı ve ülkeyi bu hâle getirdi? Nasıl bir imtiyaz sağlandı? Kimlere sağlandı bu imtiyazlar, hangi gerekçelerle sağlandı, bunların açık ve net olarak çalışmasının yapılması lazım.

Eğer yanlışta ısrar edilirse -Allah korusun- hep birlikte, tekrar aynı şekilde bu kalkışmayla karşı karşıya kalabiliriz, bir daha kalmamamız için çok dikkatli olmamız lazım. Bu ülkede özellikle yönetimin duygusal davranmaya hakkı yok. Bu ülkede, özellikle, yine vurgulayarak söylüyoruz ki Fırat’ın kenarındaki kuzunun sorumluluğunu hisseden bir iktidarın çok daha dikkat etmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Erhan Usta                               Kamil Aydın                              Zühal Topcu

            Samsun                                     Erzurum                                     Ankara

    Fahrettin Oğuz Tor              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu             Ahmet Selim Yurdakul

       Kahramanmaraş                                 Hatay                                      Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7’nci maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Dursun Çiçek                       Tacettin Bayır                  Gamze Akkuş İlgezdi

             İstanbul                                İzmir                                 İstanbul

          Faik Öztrak                        Yakup Akkaya                Mustafa Hüsnü Bozkurt

             Tekirdağ                              İstanbul                                Konya

     Metin Lütfi Baydar          Nurhayat Altaca Kayışoğlu              Gülay Yedekci

              Aydın                                  Bursa                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Akkuş İlgezdi Hanımefendi.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; 669 sayılı OHAL Kararnamesi’nde görüşlerimi belirtmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın vekiller, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’le birlikte, ülkemiz kanun hükmünde kararnameler demokrasisiyle yönetiliyor. Bu öyle bir demokrasi ki burada Parlamentoya karşı sorumluluk yok, insan haklarına saygı yok, temel hak ve özgürlüklere yer yok, kanun önünde hesap vermek yok ve muhalif sesleri duymaya tahammül yok. Oysa, Sayın Davutoğlu’nun “Kim ne yaparsa yapsın, hangi provokasyonu yaparsa yapsın, bu özgür ve demokratik ülke bir daha OHAL benzeri uygulamalarla karşı karşıya kalmayacak. OHAL Türkiye’si eski Türkiye’dir.” sözlerinin üzerinden sadece iki yıl geçti. Bugün geldiğiniz nokta, sizin deyiminizle, eski Türkiye’yi aratır oldu, sizlere de anımsatmak isterim.

Değerli vekiller, 15 Temmuzdan bu yana Türkiye’de kesintisiz bir darbe süreci yaşanıyor. Yüzyıllardır var olan askerî liseler, ilgili komisyonlarda tartışılmadan, kurumların ve uzmanların görüşü alınmadan bir gecede kapatılıyor. 5 binden fazla öğrenci kendisini bir anda kapının önünde buluverdi. Harp okulları ise millî savunma üniversitelerine bağlandı. Eğer mesele demokratik bir ordu kurmaksa seçtiğiniz bu yöntemin kimseye bir faydası yok, bilmenizi isteriz. Neden mi? Askerî okulları ve harp akademilerini FET֒cüler var diye kapatıyorsunuz. Oysa, FETÖ sadece bu okullarda mı var? Millî Eğitim Bakanlığını, İçişleri Bakanlığını ya da Diyanet İşleri Başkanlığını kapatmayı düşünüyor musunuz? Elbette düşünmüyorsunuz. O hâlde, şimdiden uyarıyoruz: Askerî okullara siyaseti sokarsanız, askerî okulları kendi ideoloji ve talepleriniz doğrultusunda dizayn etmeye kalkarsanız, ülkemiz daha vahim sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır.

Şunu açıklıkla ifade ediyoruz: Darbe karşıtı olmak ile OHAL yandaşı olmak aynı şey değildir. Bizler, darbe karşıtı olduğumuz kadar, Türkiye'nin kararnameler demokrasisiyle yönetilmesine de hain darbe girişimi fırsat bilinerek Parlamentonun devre dışı bırakılmasına da kurumların OHAL KHK’larıyla yeniden inşa edilmesine de karşıyız.

Değerli vekiller, şimdi bir milletvekili değil, hekim olarak konuşuyorum: Bakın, GATA’yı yani yüz on sekiz yıllık başka bir kurumu, Anayasa’ya aykırı bir şekilde, bir gecede kapattınız. 33 askerî hastaneyi, 5.700 personeli Sağlık Bakanlığına bağladınız. Hangi Sağlık Bakanlığına? 5 bine yakın personelini FETÖ bağlantısı nedeniyle ihraç ettiğiniz Sağlık Bakanlığına. Ne değişti arkadaşlar? GATA sıradan bir askerî hastane olmadığı gibi, askerî doktorluk da sivil doktorluktan ayrı bir alandır. Gelişmiş ülkelerin hepsinde mutlaka askerî sağlık sistemi vardır. Ülkemizde bu zincir bozulunca ne olacağını düşündünüz mü? Tıp eğitiminin yanı sıra askerlik eğitimlerini de ateş altında alan doktorları uzmanlaştıkları alandan uzaklaştırırsanız sadece kaos yaratırsınız.

Bu kararla askerî doktorluğu ortadan kaldırıyorsunuz ama aynı zamanda harp cerrahisini de yok sayıyorsunuz. Mesela, bugün etrafımızı saran ateş çemberinde operasyonlara sivil doktor gönderebilecek misiniz acaba? Bakanlık emrine bağladığınız, eline silah almamış, çatışma ortamında bulunmamış, saha tecrübesi olmayan sivil doktorları, hemşireleri, sağlık çalışanlarını operasyonlara nasıl göndereceksiniz? “Gitmem.” diyenlerin maaşını mı keseceksiniz? “Yok, ben GATA’dan yetişen doktorları göndereceğim.” derseniz o hâlde GATA’yı kapatmanızın manası nedir?

Bakın, açık ve net bir şekilde uyarıyoruz: Gülhaneyi tarihe gömerseniz hiçbir sivil doktoru askerî tim içinde görevlendiremezsiniz. Sırf bu sebeple şehit sayımızın artmasını da hiçbir vicdan kabul etmez, edemez, bunun hesabını da kimse veremez. “Askerî hastanelerde öncelik askerî personele verilir.” ibaresiyle ne kaosu ne de şehit haberlerini önleyebilirsiniz.

Bakın, daha şimdiden sorunlar yumağına dönüşmüş bir durumla karşı karşıyayız. Askerimizin sevk ve tedavilerinin yoğunluk ve sıra bekleme nedeniyle yapılamadığı, ayrıca uzman doktor eksikliği sebebiyle de şehit sayısının arttığı yönünde haberler düşüyor basına, bu da canımızı yakıyor.

Değerli vekiller, şimdi gerçekçi olalım. Getirdiğiniz bu düzenlemenin aslında darbe girişimiyle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Bu sağlık kurumlarının devri, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla dayatılan “paran kadar sağlık hizmeti”nin son halkasıdır. Çünkü GATA, gerçek anlamda parasız sağlık hizmetini sunan, hastasını müşteri, personelini esnaf olarak görmeyen sosyal devlet uygulamasının sağlık alanındaki son örneğidir; tarihe gömdünüz. Ortaya çıkan mağduriyetin hesabını verebilecek misiniz, mağduriyeti telafi edebilecek misiniz?

Bu sebeple, getirdiğiniz bu KHK’nın aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce Divanınızı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Zühal Topcu (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Zühal Topcu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sayılı KHK üzerinde söz almış bulunuyoruz, hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

Evet, demin de ifade ettiğimiz gibi, özellikle şu anda gündemde olan FETÖ terör örgütüyle mücadele ederken ince eleyip sık dokumakta fayda var, on düşünüp bir konuşmakta fayda var diyoruz. Çünkü, kurunun yanında özellikle yaşın yanmamasına dikkat etmemiz lazım. Çünkü, bu ara mağduriyetlerin çok fazla yükseldiği, insanların evine ekmek alamayacak duruma getirildiği anlara hep birlikte şahitlik ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti gerçekten büyük bir devlet, kökleşmiş bir kültürü var ve aynı zamanda kurumları da var, her kurumun da kendine ait kültürü var, oluşmuş bir devlet kültürümüz var. İşte, bu açıdan bakıldığında, FETÖ terör örgütüne mensup olduğu iddia edilerek mağdur edilen insanlar üzerinde bir daha düşünülmesi gerekiyor. Diyoruz ki kriterler belirlendi, bu kriterlerin açık ve net olması lazım. Yani, bu devlet büyük bir devlet. Bu devletin istihbaratı var. Kimdir gerçekten buna zemin hazırlayan, altyapıyı oluşturan, kaynaklık eden veya işte, kalkışmayı yönetenler, yapanlar? Bütün alanlarda ve siyasi alan da dâhil olmak üzere bütün ayaklarının ayrı ayrı incelenip ortaya çıkartılması lazım. Gerçekten, bu FETÖ terör örgütünün içinde olanların bulunup en ağır cezayla cezalandırılması lazım ama kendini ait hissetmeyen ve bu işte olmadığını iddia eden var ise bunların da teker teker ayıklanmasında fayda var. Onun için, bir an önce bu kriterlerin net bir biçimde açığa çıkarılması lazım. Yayımlanan her bir KHK’da -biliyoruz ki- binlere varan insanın kurumlardan atıldığını veya yargılandığını görebiliyoruz. Onun için, bir an önce buna el atılması gerekmektedir. Netleşmemekle beraber, FETÖ terör örgütüne mensubiyete yönelik kriterler belirlenmişti ama tam olarak ne olduğunu da bilemiyoruz. Demin de belirttiğimiz gibi bunların artık ayıklanması ve eylemlerinin ortaya çıkması lazım. Tabii ki bu eylemlerin 15 Temmuza kadar gelen ayağına bakıldığında bir birikim sonucu olduğunu da görebiliyoruz.

Her konuda kanun hükmünde kararnameyle yapılan düzenlemeler artık toplumu da tedirgin etmeye başlamıştır. Palyatif tedbirlerle ülkeler yönetilemez, akşamdan sabaha alınan kararlarla ülkeler yönetilemez, hele anlık heyecanlarla hiç yönetilemez çünkü yarın, burada KHK şeklinde alınan ve burada kanunlaştırdığımız maddeler başka sorunlara da zemin hazırlamaktadır çünkü acilen alındığı için, etraflıca düşünülmediği için ve çok fazla da mağduriyet yarattığı için, tekrar bumerang gibi bizi vuracaktır. Yarın da yasalaşan bu KHK kararlarını düzeltmek için yeni KHK’lar gündeme gelecektir. Onun için, bu duruma düşmeyelim.

Şimdi, bu kanun hükmünde kararnameyle -elimizdekine baktığımızda- olağanüstü hâl kapsamında alınması gereken tedbirlerle çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması öngörülüyor ama bir bakıyoruz ki her şey var, her aradığınızı burada bulabilirsiniz. Canımızın kızdığı, hemen ufacık problem gördüğümüz her şeyi bunun içine koymuşuz ama biz görüyoruz ki bunlar yarın karşımıza problem olarak çıkacaktır. Bakıyoruz, o kadar farklı konular var ki burada, burada işten atmalar var, burada eğitim konusu var, üniversite açma var, burada üniversiteleri bir yere bağlama var, personel alımı var, personelin değerlendirilmesi var, denetlenmesi var, hukuk var, yönetim var.

Şimdi, bir KHK içinde 115 maddeyle siz Türkiye Cumhuriyeti devletinin birçok kurumuna şekil vermek istiyorsunuz. Bunu nasıl yapacaksınız? Yarın başka şekilde KHK’larla düzeltmeye giderek mi yapacaksınız? Üniversiteler hâlâ sorundu. Bu şekildeki uygulamalarla Millî Savunma Bakanlığına bağlanan Millî Savunma Üniversitesinin de yeni sorun yumağı olarak karşımıza çıkacağını da buradan söylemek istiyoruz.

Hepinize saygılarımızı sunuyoruz. Teşekkür ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.01

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın Tanal, İç Tüzük 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Ataşehir ilçesinin Yeni Çamlıca Mahallesi’nde halkın uyuşturucuyla mücadele nöbetinin dört günden beri devam ettiğine ve İçişleri Bakanlığını uyuşturucuyla mücadele konusunda göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul ili Ataşehir ilçemizde Yeni Çamlıca halkının dört günden beri süren uyuşturucuyla ilgili mücadelesi devam ediyor. Tümör gibi yayılan uyuşturucu madde kullanımı gittikçe artıyor. Yeni Çamlıca halkı bu gidişata “Dur.” demek için gece nöbetlerine devam ediyor.

Çetelerin halkı bezdirmek için ev basmaları nedeniyle geçen aylarda 9 yaşındaki çocuk silahla yaralandı, 2 polisimiz de ağır yaralanmıştı. Bu sebepten dolayı, halkın sabrı taşmış durumda.

İçişleri Bakanlığını uyuşturucu maddeyle mücadele konusunda göreve davet ediyoruz. Tüm tedbirlerin alınmasını, insanların sokaklarda bu şekilde nöbet tutmamasını istirham ediyorum.

Selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (1/751) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 419) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, 8’inci maddede kalmıştık.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 13’üncü maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                         Dursun Çiçek                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                  Konya                                          İstanbul                                          Bursa

             Haluk Pekşen                           Gamze Akkuş İlgezdi                          Yakup Akkaya

                 Trabzon                                        İstanbul                                         İstanbul

             Gülay Yedekci                                Kazım Arslan

                 İstanbul                                         Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddenin (a) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 18’inci maddesinde yer alan “a) bendi”nin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Haluk Pekşen                        Dursun Çiçek               Nurhayat Altaca Kayışoğlu

             Trabzon                               İstanbul                                Bursa

     Gamze Akkuş İlgezdi                  Yakup Akkaya                        Tanju Özcan

             İstanbul                               İstanbul                                 Bolu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tanju Özcan konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Tanju Özcan’ı es geçemedik tabii.

Önerge üzerinde Sayın Özcan konuşacak, buyurun efendim.

Bolu Beyi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce Sayın Başkana bu nazik daveti için teşekkür ediyorum ama inşallah, doğruları söyledim diye konuşmamın sonunda yine 3 maç ceza vermez bize.

BAŞKAN – Kurallarına göre oynarsan ceza almazsın Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, özellikle AKP milletvekillerine seslenmek istiyorum, sizin bir özelliğinizi keşfettim maalesef. Siz şu kürsüden ne zaman doğrular söylense geriliyorsunuz, sinirleniyorsunuz ama ben yine bugün kendi açımdan doğruları söylemeye devam edeceğim.

Sayın milletvekilleri, enteresandı geçen dönem Meclis, burada 24’üncü Dönemde birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız var. Sizler “çözüm süreci” adında bir süreç başlatmıştınız, bizi sürekli bu sürecin karşısında olmakla itham ediyordunuz, işte bugün Meclisi protesto eden HDP Grubuyla koalisyon ortağı gibiydiniz. Hatırlıyorsunuz değil mi bunları? Daha öncesinde Habur’da mahkemeleri kurdurdunuz, teröristin ayağına mahkeme götürdünüz, Oslo’da bunlarla görüştünüz, muhtemelen İmralı’da da görüştünüz, Dolmabahçe’de en son bu birlikteliği mutabakata bağladınız. Şimdi, bunların hepsini yaptınız, biz bunları eleştirdik diye sizin şiddetinize bile maruz kaldık, tehdidinize bile maruz kaldık, neler yaşadık. Bunları hatırlıyorsunuz değil mi? Ondan sonra ne oldu? Aradan zaman geçti, size “Terör örgütleriyle müzakere ediyorsunuz.” diyenlere dediniz ki: “Siz terör örgütleriyle kol kolasınız, onların yandaşlarıyla kol kolasınız.” Bunu bile söylediniz, bunu bile söylediniz.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Yalan mı yani?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Yalan tabii. Allah’tan korkmak lazım, kuldan da utanmak lazım.

Açık olarak söylüyorum; yani terör örgütleriyle flört içerisindeydiniz, bunun sonucunda bu flörtünüze karşı çıkanları bugün terör örgütleriyle kol kola olmakla suçlayacak kadar da ileri gidiyorsunuz.

Bakın, siz ne yaptınız? Çıraklık döneminizde bu PKK’yı yeniden hortlattınız. İktidara geldiğinizde “PKK” diye bir sorun kalmamıştı ülkede. Kalfalık döneminizde bu FET֒yü iyice başımıza bela ettiniz, 2010’da da pik yaptı bu 12 Eylül referandumunda. Ustalık döneminizde ne yaptınız? “IŞİD” denen yapının güçlenmesine her türlü desteği verdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yüzde 50 oy aldık.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Son döneminizde ne yaptınız? Hepsini birlikte başımıza bela ettiniz, “Topyekûn gelin.” dediniz.

Bakın, siz samimi değilsiniz, bugün mücadele ediyor gibi görünüyorsunuz bu örgütlerle, yarın yeniden müzakere süreci içerisine girebilirsiniz. Biz bu konuda size güvenmiyoruz, toplum da güvenmiyor. Bakın, burada MHP’li milletvekillerimiz var, onlar benim duruşumu, söylemlerimi bilir geçen dönemden. Şimdi, şunu mu yapmaya çalışıyorsunuz: FETÖ denen zavallı bile sizi kandıracak, siz de aklınızca MHP’lileri kandıracaksınız. MHP’li sayın milletvekili dostlarıma seslenmek istiyorum: Sayın milletvekilleri, elbette siz her yaşananını görüyorsunuz.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – MHP’ye laf atma.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sen kendine bak, Genel Başkanına bak.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Zannetmeyin ki bunlar gerçekten milliyetçi, gerçekten bölücü terör örgütüyle mücadele ediyorlar; bunlar çakma milliyetçi, bunlar her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan adamlar.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Edepli ol, edepli!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ben zaten sizin bunlara itibar etmeyeceğinizi biliyorum ancak hiç ciddiye alıp görüşmenize, müzakere etmenize bile gerek yok diye dostane bir uyarıda bulunuyorum, benim samimiyetimi bildiğiniz için.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Siz arkabahçesisiniz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, FET֒yle mücadele: Burada defalarca eleştirdik, siz FET֒yle mücadele falan etmiyorsunuz, samimi bir mücadele içerisinde değilsiniz. Korkarım ki siz FET֒yle yeniden anlaştınız, endişem bu.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Hadi lan oradan!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Neden bunu söylüyorum biliyor musunuz? Ortak düşmanlarınız vardı hani şu muhalif yazarlar, Cumhuriyet gazetesi gibi gazeteler. Ne yaptınız şimdi, FET֒yle mücadele ediyoruz diye başlayıp ortak düşmanlarınızla mücadele etmeye başladınız yeniden.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen önce Muğla Büyükşehir Belediyesine bak, Zaman’a verdiğin şeylere bak, kendine bak.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bir idam tartışması çıkardınız, bir idam tartışması çıkardınız. Ne demek bu biliyor musunuz? Suçluların iadesini istiyorsunuz, FET֒cülerin iadesini istiyorsunuz değil mi? Samimi olarak istemiyorsunuz. Diyorsunuz ki idam tartışmalarını gündeme getirerek “Bak bize bunları vermeyin, Türkiye’de idam cezası yeniden gelebilir.” mesajı veriyorsunuz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sen Türkiye’de yaşamıyorsun galiba.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Siz gerçekten FET֒yü de istemiyorsunuz, onun yandaşlarını da istemiyorsunuz. Şundan korkuyorsunuz…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Hikmet Sami’ye anlat, Hikmet Sami’ye.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – “Gelip konuşurlarsa ne yaparız?” diye korkuyorsunuz. Hangi ihaleyi birlikte nasıl, kime peşkeş çektiğinizi anlatırlar, hangi kamu kurumuna nasıl sızdığınızı anlatırlar diye, bundan korkuyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımız -hani şu en tarafsız olan Sayın Cumhurbaşkanımız- muhtarlar toplantısında 15 Temmuzdan sonra bir konuşma yaptı, elini de şöyle kaldırdı: “Allah’ım bizi affetsin.” dedi, değil mi? Ben de o konuşmadan sonra aynı Allah’ın kulu olarak her gece dua ediyorum, ellerimi semaya kaldırıyorum diyorum ki: “Ya Rabb’im bu FET֒yü başımıza bela eden, PKK’yı yeniden hortlatan, IŞİD denen belayı dünyanın başına bela eden bu Recep Tayyip Erdoğan kulunu affetme Ya Rabb’im.” diyorum, ben de böyle bir çağrıda bulunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Hadi lan oradan, edepsiz bir adamsın sen!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddenin (a) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkanım, sadece kayıtlara geçmesi açısından... Milliyetçi Hareket Partisi Türk siyasi hayatında olup biteni en iyi analiz edecek partilerden bir tanesidir, ilkeleriyle hareket eder, kendi duruşu vardır. Bunların kayıtlara geçirilmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

18’inci maddenin (b) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 18’inci maddesinde yer alan “b) bendi”nin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Haluk Pekşen                                 Dursun Çiçek                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                  Trabzon                                        İstanbul                                          Bursa

             Yakup Akkaya                          Gamze Akkuş İlgezdi                      Elif Doğan Türkmen

                  İstanbul                                        İstanbul                                          Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Meclis Başkanlık Divanı Üyesi Elif Doğan Türkmen Hanımefendi konuşacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Türkmen.

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2002 yılında AKP tek başına iktidar olduğunda toplumun bir kısmında yolsuzlukların biteceği, yasakların kalkacağı, yolsuzlukların olmayacağı bir Türkiye ümidi doğdu çünkü AKP, halkımıza iktidar olma sözüyle birlikte 3 Y’yle mücadele edeceği sözünü de verdi.

Gelelim 2016 yılına. On dört yıldan bu yana AKP Türkiye’de tek başına iktidar. İktidarda olan AKP, 3 Y’nin olmaması adına, bırakın mücadele etmeyi, doksan üç yılda olamayacağı kadar 3 Y’yle Türkiye’yi tanıştırdı. Kadınların yaşam hakkı, sokakta bulunma hakkı pamuk ipliğine bağlı. Kadın olmak tek başına tekme yemekle eş değer. Kadın olmak eski kocanın öldürme hakkına sahip olmasıyla eş değer. Çocuk tacizleri ve istismar arttıkça artıyor. AKP’li Türkiye bunları önlemenin gereğini yerine getirmiyor. Bu konuda yapılan haberlerin sitelerine erişim yasağı veriyor tıpkı Adıyaman Gerger’de olduğu gibi. Adıyaman Gerger’de imam-hatip lisesinde 30 çocuğa yapılan taciz ve istismarın sonucunda ne yazık ki bu konuda yapılan haberlere erişim yasağı getiriliyor.

Türkiye’de çocuklar taciz ve istismara uğruyor da gençlerin durumu daha mı iyi? Hayır. Üniversiteyi bitiren her 5 çocuktan 3’ü işsiz, üniversite bitirmeyenler zaten işsiz ve Türkiye’deki gençler ne yazık ki istatistiki olarak da geleceklerine karanlık bir biçimde bakıyorlar. Dolar her gün başını almış gidiyor. Esnaf siftahsız kapattığı tezgâhını, iş yerini artık kapatmak zorunda kalıyor. Çiftçi ise ürünü para etmediği için artık ürününü tarlada bırakmakta çareyi buluyor. “Ekonomi nereye gidiyor?” diye sorarsak buna verilecek tek cevap var: Ekonomi iyiye gitmiyor.

“FET֒yle mücadele” adı altında binlerce insanı aileleriyle birlikte mağdur ettiniz. FETÖ yurdunda kalanı işten attınız, bankasında hesap açtıranı işten attınız, sendikasına üye olanı işten attınız. Peki, soruyorum: Bu yurda, bu sendikaya yasal kurulma iznini siz vermediniz mi? Bir şey daha soruyorum: Bankanın kurdelesini siz birlikte kesmediniz mi? Yani FET֒nün yurdunda kalmak, FET֒cü olmak, terörist olmak işten atılmak gerektiriyor ama FET֒nün yurduna izin veren her nedense terörist olarak nitelendirilmiyor. Sendikaya üye olanlar için de aynı şeyleri söylemek mümkün, bankanın kurdelesinin kesenler için de aynı şeyleri söylemek mümkün.

Bugün sendikal yaşamı bitirmek adına EĞİTİM SEN’li öğretmenleri de işten atıyorsunuz, yetmedi görevden uzaklaştırıyorsunuz, yetmedi Muğla başta olmak üzere -ne yapıyorsunuz- öğretmenleri sürgüne gönderiyorsunuz.

Ordumuzun yetiştirdiği elemanların, askerlerimizin, subaylarımızın olduğu okulları kapattınız. Peki, sormak istiyorum: Millî eğitimde de binlerce FET֒cü var, Emniyet Müdürlüğünde de binlerce FET֒cü var. Polis yetiştiren, efendim, öğretmen yetiştiren ya da diğer alanlarda meslek mensuplarını yetiştiren okulları da kapatacak mısınız yoksa tek amacınızı mı var “Uluslararası güçlerin güçlü bir Türk ordusu istememesine hizmet etmek.” gibi?

Bir şeyi daha söylemek istiyorum: 7 Haziran sonrası tek başına iktidar istediniz terörü bitirmek için. 1 Kasımdan bu yana bir yılı geçti. Türkiye, hâlen, kan gölü içerisinde, her gün şehitlerimiz geliyor. Peki, “Şehitlerimizin geldiği bir Türkiye'de terörü biz bitiririz.” sözünüzü ne zaman tutacaksınız?

Sayın Cumhurbaşkanımız, “Türkiye'de hukuk var, guguk değil.” dedi. Ayşegül Terzi’yi tutuklayan bir mahkeme, bir başkası serbest bıraktı, sonra bir başka mahkeme tuttu ve yine bir başka mahkeme serbest bıraktı.

Sayın milletvekilleri, sizin takdirinize bırakıyorum: Türkiye'de hukuk mu var yoksa guguk mu?

Bugünlerde birbirimize “Nasılsın?” diye sormaya utanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Devamla) - Çünkü yeni bir cevap çıktı ortaya: “Türkiye gibiyiz.” Evet, sayın milletvekilleri, artık, hepimiz Türkiye gibiyiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkmen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddenin (b) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci maddeye bağlı geçici 13’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 20’nci maddesinde yer alan “Geçici madde 13” ibaresinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Haluk Pekşen                                 Dursun Çiçek                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                 Trabzon                                        İstanbul                                          Bursa

             Yakup Akkaya                          Gamze Akkuş İlgezdi

                 İstanbul                                        İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden, Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeye bağlı geçici 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci maddeye bağlı geçici 14’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20’nci maddesinde yer alan “Geçici Madde 14” ibaresinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Haluk Pekşen                                 Dursun Çiçek                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                 Trabzon                                        İstanbul                                          Bursa

             Yakup Akkaya                          Gamze Akkuş İlgezdi

                 İstanbul                                        İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden, Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeye bağlı geçici 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum… Önerge çekilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölüm üzerindeki maddeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 41’inci maddeye bağlı ek madde 1, ek madde 2, ek madde 3, ek madde 4, ek madde 5, ek madde 6, ek madde 7, ek madde 8, ek madde 9; 42’nci maddeye bağlı geçici madde 1 ve geçici madde 2 dâhil olmak üzere 29 ila 49’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde konuşma yok.

Soru-cevap yok.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

İkinci bölümün maddelerine geçiyoruz.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

31’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 32’nci maddesinde yer alan "143’üncü maddesi," ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                            Ömer Serdar

                 Amasya                                         İstanbul                                          Elâzığ

                Sait Yüce                                 Enver Fehmioğlu                            Hüsnüye Erdoğan

                  Isparta                                          Bingöl                                           Konya

              Ramazan Can                          Hacı Bayram Türkoğlu

                 Kırıkkale                                         Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Madde 671 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı, gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 33’üncü maddesiyle değiştirilen 1324 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde yer alan "Barışta" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Mehmet Naci Bostancı                          Mehmet Doğan Kubat                            Ömer Serdar

                 Amasya                                         İstanbul                                          Elâzığ

                Sait Yüce                                 Enver Fehmioğlu                            Hüsnüye Erdoğan

                  Isparta                                          Bingöl                                           Konya

              Ramazan Can

                 Kırıkkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 Kanun Hükmünde Kararname’nin 33’üncü maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Dursun Çiçek                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu                      Yakup Akkaya

                 İstanbul                                          Bursa                                          İstanbul

               Faik Öztrak                                 Tacettin Bayır                            Metin Lütfi Baydar

                 Tekirdağ                                          İzmir                                            Aydın

        Gamze Akkuş İlgezdi                   Mustafa Hüsnü Bozkurt

                 İstanbul                                         Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Anayasa'nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen "olağanüstü halin gerekli kıldığı konu" olarak nitelenemeyeceğinden, Anayasa'nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 33’üncü maddesiyle değiştirilen 1324 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde yer alan “Barışta” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeye 671 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

34’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 34’üncü maddesiyle değiştirilen 1324 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 2 — Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanlığının görevleri saklı kalmak kaydıyla; Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları tespit eder.

Bunlardan;

a) İstihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerinin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar vasıtasıyla uygulamasını sağlar.

b) Personel hizmetleri, özel kanunlarına göre yürütülür.

Lojistik ve tedarik hizmetleri için tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programlar ile askeri okullardaki eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin önerilerini, bu hizmetleri yürütecek olan Millî Savunma Bakanlığına bildirir."

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                            Ömer Serdar

                 Amasya                                         İstanbul                                          Elâzığ

              Ramazan Can                                    Sait Yüce                              Gökcen Özdoğan Enç

                 Kırıkkale                                        Isparta                                         Antalya

           Hüsniye Erdoğan

                  Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 34’üncü maddesinde yer alan “1324 sayılı Kanunun 2. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.” ibaresinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                         Dursun Çiçek                                  Faik Öztrak

                  Konya                                          İstanbul                                        Tekirdağ

         Metin Lütfi Baydar                           Tacettin Bayır                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                   Aydın                                            İzmir                                            Bursa

        Gamze Akkuş İlgezdi                          Yakup Akkaya

                 İstanbul                                        İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 34’üncü maddesiyle değiştirilen 1324 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 2 — Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanlığının görevleri saklı kalmak kaydıyla; Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları tespit eder.

Bunlardan;

a) İstihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerinin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar vasıtasıyla uygulamasını sağlar.

b) Personel hizmetleri, özel kanunlarına göre yürütülür.

Lojistik ve tedarik hizmetleri için tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programlar ile askeri okullardaki eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin önerilerini, bu hizmetleri yürütecek olan Millî Savunma Bakanlığına bildirir."

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeye 671 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35’inci maddesiyle değiştirilen 1325 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Bakanlık merkez teşkilatı; Müsteşar, beş müsteşar yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanlığı, Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü, Tersaneler Genel Müdürlüğü, Askeri Adalet İşleri ve Kanunlar Genel Müdürlüğü, Askeralma Genel Müdürlüğü, Personel Genel Müdürlüğü, Bütçe ve Mali Hizmetler Genel Müdürlüğü, Lojistik Genel Müdürlüğü, Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Genel Plan ve Prensipler Genel Müdürlüğü, Hukuk Müşavirliği, Muhabere ve Bilgi Sistem Daire Başkanlığı, Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı, Askeri Adalet Teftiş Kurulu Dairesi Başkanlığı, Teknik Hizmetler Dairesi Başkanlığı ve diğer komutanlıklardan oluşur. Genel müdürlüklerde ikiyi geçmemek üzere genel müdür yardımcılıkları ve altıyı geçmemek üzere daire başkanlıkları bulunur.

Bakanlık teşkilatında ayrıca Özel Kalem Müdürlüğü ve Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği ile sayısı otuzu geçmemek üzere Bakanlık Müşaviri bulunur."

"Bakanlık merkez teşkilatındaki kadroların Türk Silahlı Kuvvetlerindeki rütbe karşılığı; müsteşar için orgeneral, Milli Savunma Üniversitesi Rektörü için korgeneral, müsteşar yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı ve genel müdürler için tümgeneral, genel müdür yardımcıları ve müstakil daire başkanları için tuğgeneral, daire başkanları için ise albaydır. Bu kadrolara atananlar, kamu konutları ve askeri sosyal tesislerden rütbe karşılığı subaylar gibi istifade ederler. Askeri protokol münasebetlerinin düzenlenmesinde de aynı esas uygulanır."

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                            Ömer Serdar

                 Amasya                                         İstanbul                                          Elâzığ

              Ramazan Can                                    Sait Yüce                                 Hüsnüye Erdoğan

                 Kırıkkale                                        Isparta                                          Konya

        Gökcen Özdoğan Enç

                 Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle 674 ve 676 sayılı KHK'lar ile 2 Eylül 2016 gün ve 29819 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2016/9132 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla yapılan değişikliklerin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

36’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 36’ncı maddesinde yer alan "1325 sayılı Kanunun 1. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 1/A maddesi eklenmiştir." ibaresinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dursun Çiçek Tacettin Bayır                        Yakup Akkaya

                 İstanbul                                          İzmir                                           İstanbul

    Nurhayat Altaca Kayışoğlu                        Faik Öztrak                          Mustafa Hüsnü Bozkurt

                   Bursa                                          Tekirdağ                                         Konya

        Gamze Akkuş İlgezdi                       Metin Lütfi Baydar

                 İstanbul                                          Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa'nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen "olağanüstü halin gerekli kıldığı konu" olarak nitelenemeyeceğinden, Anayasa'nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Dursun Çiçek ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 37’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Nazım Maviş

                 Amasya                                         İstanbul                                          Sinop

           Hasan Basri Kurt                           Hüseyin Özbakır

                  Samsun                                       Zonguldak

“MADDE 37- 1325 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine "sosyal," ibaresinden sonra gelmek üzere "askeri okullardaki (harp okulları ve astsubay meslek yüksekokulları) eğitim," ibaresi eklenmiş, aynı fıkranın (b) bendinin (1) numaralı alt bendine "Barışta ve savaşta" ibaresinden sonra gelmek üzere "personel temini ile" ibaresi eklenmiş, aynı bendin (3) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde, fıkranın (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki ibare eklenmiştir.

"(3) Askeri fabrikalar ve tersaneler dahil harp sanayii hizmetlerini,"

"(c) Teftiş, inceleme ve soruşturma hizmetlerini,

yürütmektir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) –Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede 671 ve 676 sayılı KHK’larla yapılan değişikliklerin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

39’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

40’ıncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 1’i kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 2’yi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 3’ü kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 4’ü kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 5’i kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 6’yı kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 7’yi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 8’i kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeye bağlı EK MADDE 9’u kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci maddeye bağlı GEÇİCİ MADDE 1’i kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci maddeye bağlı GEÇİCİ MADDE 2’yi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

44’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

45’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

46’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

47’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

48’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

49’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler ve maddeler tamamlanmıştır.

Üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm 50 ila 79’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde söz isteyen yok.

Soru-cevap yok.

50’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

60’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

61’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 699 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 61’inci maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Dursun Çiçek             Mustafa Hüsnü Bozkurt                Metin Lütfi Baydar

             İstanbul                            Konya                                     Aydın

           Faik Öztrak            Nurhayat Altaca Kayışoğlu             Gamze Akkuş İlgezdi

             Tekirdağ                            Bursa                                    İstanbul

         Yakup Akkaya                                                                Tacettin Bayır

             İstanbul                                                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

61’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

62’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 699 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 62’nci maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Dursun Çiçek             Mustafa Hüsnü Bozkurt                Metin Lütfi Baydar

             İstanbul                            Konya                                     Aydın

           Faik Öztrak            Nurhayat Altaca Kayışoğlu             Gamze Akkuş İlgezdi

             Tekirdağ                            Bursa                                    İstanbul

         Yakup Akkaya                                                                Tacettin Bayır

             İstanbul                                                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

62’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

63’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 63’üncü maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Dursun Çiçek             Mustafa Hüsnü Bozkurt                Metin Lütfi Baydar

             İstanbul                            Konya                                     Aydın

           Faik Öztrak                    Tacettin Bayır                  Nurhayat Altaca Kayışoğlu

             Tekirdağ                            İzmir                                      Bursa

     Gamze Akkuş İlgezdi              Yakup Akkaya

             İstanbul                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat)) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden, Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

63’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

64’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 64’üncü maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Dursun Çiçek             Mustafa Hüsnü Bozkurt                Metin Lütfi Baydar

             İstanbul                            Konya                                     Aydın

           Faik Öztrak                    Tacettin Bayır                  Nurhayat Altaca Kayışoğlu

             Tekirdağ                            İzmir                                      Bursa

     Gamze Akkuş İlgezdi              Yakup Akkaya

             İstanbul                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat)) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden, Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

64’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

65’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

66’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

67’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

68’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

69’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

70’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

71’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

72’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

73’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

74’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

75’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

76’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

77’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

78’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

79’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece üçüncü bölüm üzerindeki maddelerin görüşmeleri de tamamlanmıştır.

Şimdi, dördüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Dördüncü bölüm 80 ila 105’inci maddeleri kapsamaktadır.

Dördüncü bölüm üzerinde söz isteyen yok.

Soru-cevap yok.

Maddelerinin görüşülmelerine başlıyoruz.

80’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

81’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

82’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

83’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

84’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

85’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

86’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 699 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 86’ncı maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Dursun Çiçek             Mustafa Hüsnü Bozkurt                Metin Lütfi Baydar

             İstanbul                            Konya                                     Aydın

          Faik Öztrak            Nurhayat Altaca Kayışoğlu             Gamze Akkuş İlgezdi

             Tekirdağ                            Bursa                                    İstanbul

         Yakup Akkaya                                                                Tacettin Bayır

             İstanbul                                                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

86’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

87’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/07/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 699 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 87’nci maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Dursun Çiçek             Mustafa Hüsnü Bozkurt                Metin Lütfi Baydar

             İstanbul                            Konya                                     Aydın

          Faik Öztrak            Nurhayat Altaca Kayışoğlu             Gamze Akkuş İlgezdi

             Tekirdağ                            Bursa                                    İstanbul

         Yakup Akkaya                                                                Tacettin Bayır

             İstanbul                                                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü halin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

87’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

88’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

89’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

90’ıncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

91’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

92’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

93’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

94’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

95’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

96’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

97’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

98’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

99’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 99’uncu maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                    Dursun Çiçek                            Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                  Konya                                     İstanbul                                               Bursa

             Yakup Akkaya                            Faik Öztrak                                      Tacettin Bayır

                 İstanbul                                   Tekirdağ                                               İzmir

        Gamze Akkuş İlgezdi                  Metin Lütfi Baydar

                 İstanbul                                     Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

99’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

100’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

101’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 101’inci maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                    Dursun Çiçek                            Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                  Konya                                     İstanbul                                               Bursa

             Yakup Akkaya                            Faik Öztrak                                      Tacettin Bayır

                 İstanbul                                   Tekirdağ                                               İzmir

        Gamze Akkuş İlgezdi                  Metin Lütfi Baydar

                 İstanbul                                     Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

101’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

102’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 102’nci maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                         Dursun Çiçek                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                  Konya                                          İstanbul                                          Bursa

             Yakup Akkaya                                 Faik Öztrak                                 Tacettin Bayır

                 İstanbul                                        Tekirdağ                                          İzmir

        Gamze Akkuş İlgezdi                       Metin Lütfi Baydar

                 İstanbul                                          Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

102’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

103’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 103’üncü maddesinin kararname metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                         Dursun Çiçek                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                  Konya                                          İstanbul                                          Bursa

              Faik Öztürk                            Gamze Akkuş İlgezdi                          Yakup Akkaya

                 Tekirdağ                                        İstanbul                                         İstanbul

             Gülay Yedekci                               Tacettin Bayır                            Metin Lütfi Baydar

                 İstanbul                                          İzmir                                            Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifade edilen “olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konu” olarak nitelenemeyeceğinden Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

103’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

104’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 104’üncü maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(3) Birinci fıkra uyarınca kapatılan eğitim kurumlarının hak ve yükümlülükleri başka bir işleme gerek kalmaksızın Milli Savunma Bakanlığına geçer. Bu yerlerin ihtiyaçlarını temin etmek maksadıyla imzalanmış sözleşmeler, devam eden ihtiyaçlar gözönüne alınarak Milli Savunma Bakanlığınca feshedilebilir ya da sözleşmede belirtilen işin miktarı azaltılabilir. Bu nedenlerle yükleniciye herhangi bir tazminat ödemesi yapılmaz. Feshedilen sözleşmelere ilişkin alınan teminatlar iade edilir ve yüklenici hakkında yasaklama işlemi yapılmaz. Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları ile astsubay meslek yüksekokullarının ihtiyaçlarını içeren sözleşmeler hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanabilir.”

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                            Ömer Serdar

                 Amasya                                         İstanbul                                          Elâzığ

                Sait Yüce                              Gökcen Özdoğan Enç                         Enver Fehmioğlu

                  Isparta                                         Antalya                                          Bingöl

           Hüsnüye Erdoğan                              Ramazan Can

                  Konya                                         Kırıkkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Naci Bostancı ve arkadaşlarının önergesinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeye 670 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 104’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

105’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 105’inci maddesinin (2)’nci fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Açılmış olan davalarda yargılama giderleri ve vekalet ücretlerine hükmolunamaz, hükmolunanlar tahsil edilmez.”

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                     Gökcen Özdoğan Enç

                 Amasya                                         İstanbul                                         Antalya

           Hasan Basri Kurt                              Ramazan Can                         Muhammet Müfit Aydın

                  Samsun                                        Kırıkkale                                          Bursa

              Halil Eldemir                                Osman Mesten                             Hüsnüye Erdoğan

                  Bilecik                                           Bursa                                           Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeye 670 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 105’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, dördüncü bölüm üzerindeki görüşmeler ve maddelerin oylanması tamamlanmıştır.

Şimdi, beşinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Beşinci bölüm 106 ila 115’inci maddeleri kapsamaktadır.

Beşinci bölüm üzerinde söz isteyen? Yok.

Soru-cevap? Yok.

106’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 106’ncı maddesinin (4)’üncü fıkrasında yer alan “Sağlık Bakanlığı bütçesinin” ibaresinin “Sağlık Bakanlığı ve/veya bağlı kuruluşları bütçelerinin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                     Gökcen Özdoğan Enç

                 Amasya                                         İstanbul                                         Antalya

           Hasan Basri Kurt                              Ramazan Can                                 Halil Eldemir

                  Samsun                                        Kırıkkale                                         Bilecik

            Osman Mesten                             Hüsnüye Erdoğan

                   Bursa                                           Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 31/7/2016 tarih ve 419 sıra sayılı 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 106’ncı maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Dursun Çiçek                                Tacettin Bayır                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                 İstanbul                                          İzmir                                            Bursa

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                        Yakup Akkaya                            Metin Lütfi Baydar

                  Konya                                          İstanbul                                          Aydın

               Faik Öztrak                            Gamze Akkuş İlgezdi

                 Tekirdağ                                        İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Dursun Çiçek konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çiçek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili tarihî bir oturum yapıyoruz.

Emir komuta birliği bir harp prensibidir. Bu prensibin nasıl ihlal edildiğini, yüz yılların birikimi olan tecrübenin nasıl göz ardı edildiğini burada hep birlikte yaşıyoruz.

Tabii, benim hayatımda, Mustafa Kemal’in askerlerinin hayatında önemli olan bir madde var, 33’üncü madde. “Barışta” ifadesinin metinden çıkarılmasını… Sanırım, bir önceki Meclis, 2009 yılında, askerlerin yargılanmasıyla ilgili olarak aynı, bir kelime değişikliğiyle Mustafa Kemal’in askerlerini, cumhuriyetçi, Atatürkçü subayları bir kalemde, bir gecede “FET֒cü” dediğiniz hâkim, savcı kılıklı militanlara teslim etmişti. Şimdi bu konuda bütün sorumluluk iktidar partisi grubunda, Millî Savunma Bakanlığında ve Millî Savunma Komisyonundadır. Daha sonra, biz, Anayasa Mahkemesine giderek bu sorumluluğa onları da ortak edeceğiz, burada düzeltilmeyen hususların Anayasa Mahkemesinde düzeltilmesini talep edeceğiz.

Emir komuta birliği o kadar önemli ki stratejide Çin’in strateji politikası olarak ifade edilen “parçala, böl, yönet” taktiğini bu kanun hükmünde kararnamede ne yazık ki görüyoruz. Tabii, Çin bunu düşmanına karşı uygulamıştı, Türklere karşı uygulamıştı. Şimdiyse biz ne yapıyoruz? Kendi ordumuzu parçalayıp, bölüp yönetmeye çalışıyoruz ve aynı orduya, “Terörle mücadele et.”, “Suriye’de, Irak’ta Türkiye'nin menfaatlerini koru.” diyoruz, sonra da güvenmiyoruz. Görev veriyoruz, “Şehit ol.” diyoruz, “Gazi ol.” diyoruz ama güvenmiyoruz, “Kapının arkasında bekle.” diyoruz. Bu, vicdani de değildir, hukuki de değildir, siyasi de değildir.

Şimdi, geçmiş dönemde atmadığımız bir imzayı kabul ettirmek için beş yıl bize manevi işkence yaptınız. Bu davada müşteki olan iktidar partisi, hâlâ, Ergenekon dosyasından müştekiliğini çekmemiştir. Bu davaların kumpas olduğunu ifade etmesine rağmen, hâlâ, ıslak imzalı olarak bilinen dosyada AKP müştekidir. Bu, samimiyetsizliktir, ikiyüzlülüktür.

Şimdi, devletin temel kurumları var; yasama, yürütme ve yargı. Şimdi yargı yerlerde sürünüyor, çoğu şüpheli, sanık. Yasama, kanun hükmünde kararnamelerle işlevsiz hâle getirildi. Emniyet, Türk Silahlı Kuvvetleri ayakta durmaya çalışıyor. Devlet yerle bir edildi, hukuk devleti ihlal edildi. Şimdi, demokrasiyi, hukuk devletini, anayasal devleti neyle yürüteceğiz? Silahlı Kuvvetler ayağa kalkmak istiyor, onları da bu aldığımız tedbirlerle… Bugün Mecliste kabul edilen yasalarla olağanüstü hâli olağan hâle çeviriyoruz, barışta da, savaşta da bütün yetkileri Millî Savunma Bakanına devrediyoruz. Hangi tecrübeyle, hangi strateji bilgisiyle, hangi askerî bilgilerle bunu yönetecek, onu tarih gösterecek. Tarih, tabii ki bu Meclisi, bu kararı veren Meclisi yargılayacaktır.

25 bin askerî öğrenci devletle sözleşme yapmış, subay olmak için, astsubay olmak için, askerî doktor olmak için imza atmış. Bunlar sözleşmeyi feshettiği zaman biz bu ailelerden on binlerce lira tazminat alıyoruz. Şimdi, aynı devlet, aynı Hükûmet kapının önüne koyuyor “Sen başının çaresine bak, seni tanımıyorum.” diyor. Böyle hukuk devleti olmaz, böyle siyaset olmaz.

Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Meclisteki komisyonda ve Yargıtayda yaptığı konuşmada şunu vurgulamıştı: “Silahlı Kuvvetlere kurulan kumpasta, 15 Temmuza gelen süreçte üç tane sorumlu var. Bunlardan birincisi dış güçler, ABD, CIA, Mossad; ikincisi FETÖ; üçüncüsü de siyasi iktidar.” demişti. Şimdi bugün siyasi iktidar bu aldığı kararlarla, Meclisten geçen bu yasalarla milletine ihanet etmektedir, Türk Silahlı Kuvvetlerine, tarihine ihanet etmektedir.

Takdir yüce Türk milletinindir diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Eleştirileri anlıyorum ama “ihanet” lafını kesinlikle reddediyoruz. Kayıtlara geçsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – “Mağdur var.” diyene “ihanet” diyeni de biz reddediyoruz, “hain” diyeni de reddediyoruz. “Mağdur var.” diyoruz, “hain” diyorsunuz.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 106’ncı maddesinin (4)’üncü fıkrasında yer alan “Sağlık Bakanlığı bütçesinin” ibaresinin “Sağlık Bakanlığı ve/veya bağlı kuruluşları bütçelerinin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan kanun hükmünde kararnamenin 106’ncı maddesinin (4)’üncü fıkrasında 670 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğe göre düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 106’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

107’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır.

107’nci madde üzerinde verilen önerge 500 kelimeyi geçtiğinden İç Tüzük’ün 87’nci maddesi gereği önergenin özeti okunacak, önergenin tamamı tutanağa eklenecektir. Ayrıca önergenin tam metni siyasi parti gruplarına da dağıtılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (X)

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 107’nci maddesinin (3)’üncü ve (4)’üncü fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, maddeye (4)’üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkraların eklenmesini ve son fıkrasının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                 Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

           Abdurrahman Öz                             Abdullah Ağralı                               Halil Eldemir

                   Aydın                                           Konya                                           Bilecik

           Hasan Basri Kurt                           Hüsnüye Erdoğan                        Gökcen Özdoğan Enç

                  Samsun                                          Konya                                          Antalya

     Muhammet Müfit Aydın

                   Bursa

"(3) Devredilen personelden;

a) Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre alanlara, devredilmeden önce en son ayda kadrolarına bağlı olarak yapılan aylık gösterge, ek gösterge, kıdem aylığı, taban aylığı, zam, tazminat ve ek ödeme veya sağlık hizmetleri tazminatı ödemeleri toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); devir sonrası atandıkları yeni kadrolarına bağlı olarak yapılan aylık gösterge, ek gösterge, kıdem aylığı, taban aylığı, zam, tazminat ödemeleri ile döner sermayeden yapılan ek ödemenin toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan kanun hükmünde kararnamenin 107’nci maddesinde 670 ve 675 sayılı KHK’larla yapılan ek ve değişikliklere göre düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum Naci Bostancı ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 107’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

108’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

109’uncu maddeyi kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

110’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 110’uncu maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı                           Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                 Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

            Osman Mesten                        Muhammet Müfit Aydın                         Halil Eldemir

                   Bursa                                            Bursa                                           Bilecik

           Hasan Basri Kurt                           Hüsnüye Erdoğan                        Gökcen Özdoğan Enç

                  Samsun                                          Konya                                          Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

668 sayılı KHK’da yapılan değişiklik sonrası ihtiyaç kalmadığından tekrara düşülmemesi amaçlı olarak metinden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 110’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

111’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

112’nci maddeyi kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

113’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır.

113’üncü madde üzerinde verilen önerge 500 kelimeyi geçtiğinden İç Tüzük’ün 87’nci maddesi gereği önergenin özeti okunacak, önergenin tamamı tutanağa eklenecektir. Ayrıca önergenin tam metni siyasi parti gruplarına da dağıtılmıştır.

Önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına(X)

Görüşülmekte olan 419 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 113’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                   Muhammet Müfit Aydın

                  Amasya                                         İstanbul                                          Bursa

           Hüsnüye Erdoğan                              Ramazan Can                                Osman Mesten

                   Konya                                         Kırıkkale                                          Bursa

        Gökcen Özdoğan Enç

                  Antalya

"MADDE 113- 2803 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 13/A maddesi eklenmiştir.

"Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi

Madde 13/A — Jandarma ve Sahil Güvenlik Teşkilatlarının subay ve astsubay ve diğer personel ihtiyacını karşılamak, önlisans, lisans ve lisansüstü eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın yapmak üzere bünyesinde fakülte, enstitü, astsubay meslek yüksekokulları, eğitim ve araştırma merkezleri ve kurslar bulunan bir yükseköğretim kurumu olarak İçişleri Bakanlığına bağlı Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi kurulmuştur. Akademinin ihtiyaçları Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinden karşılanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

674 ve 676 sayılı KHK’lerle yapılmış olan değişikliklerin yansıtılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Evet, Sayın Naci Bostancı ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 113’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

114’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

115’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, beşinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları da tamamlanmıştır.

Tümünün oylamasından önce Komisyonun bir redaksiyon talebi var.

Buyurun Sayın Komisyon.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Sayın Başkanım, görüşülmekte olan 419 sıra sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” Genel Kurulda kabul edilen değişiklik önergeleriyle birlikte kanunlaşacağından düzenlemenin adının “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanun” şeklinde değiştirilmesi, ayrıca metinde geçen ve görüştüğümüz Kanun Hükmünde Kararnameye atıfta bulunan “Kanun Hükmünde Kararname” ibarelerinin “Kanun” olarak değiştirilmesine yönelik redaksiyon talebimiz vardır. Takdirlerinize saygıyla arz ediyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Kanunun yazımı sırasında dikkate alınacaktır.

Böylece, kanun hükmünde kararnamenin tümü üzerindeki görüşmeler maddeleriyle birlikte tamamlanmıştır.

Kanun hükmünde kararnamenin tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 669 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı       :         220

Kabul                             :         210

Ret                                :          10  (X)

                    Kâtip Üye                                Kâtip Üye

                   Ömer Serdar                             Özcan Purçu

                        Elâzığ                                      İzmir”

Böylece kanun hükmünde kararname kanunlaşmıştır; hayırlı uğurlu olsun diyorum ve birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.27

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2’nci sırada bulunan, 671 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/756) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi’nin görüşmelerine başlayacağız.

2.- 671 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/756) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 421) (x) 

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 421 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu kanun hükmünde kararname İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, kanun hükmünde kararname, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Kanun hükmünde kararnamenin tümü üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; 671 sayılı Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnamesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 671 sayılı Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnamesi hakkında sözlerime geçmeden önce genel anlamda Olağanüstü Hâl Kanunu kapsamındaki bu uygulamalar ve özellikle kanun hükmünde kararnameler kapsamında düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Bilindiği gibi, 15 Temmuzda tarihimizin en büyük ihanetlerinden biriyle karşılaştık ve bu çerçevede Türk demokrasisi bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu anlamda, bu yüce çatıda bombalanmaya varıncaya kadar büyük bir ihanet bizim karşımıza o çerçevede çıkmış oldu.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu olağanüstü dönemin başlamasının, olağanüstü hâlin ilan edilmesinin temel sebebi olan bu 15 Temmuz demokrasiye darbe girişimi çerçevesinde, tabii ki, olağanüstü hâlin gerektirmesi üzerine ama olağanüstü hâlin hukukla sınırlı olduğu gerçeğini hiç göz ardı etmeden, bu çerçevede biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak baştan beri tutumumuzu ortaya koyduk.

Gerçekten, olağanüstü hâl bir anayasal müessesedir. Bu anlamda Anayasa’mızın 119’uncu ve 122’nci maddeleri arasında buna ilişkin çerçeve çizilmektedir. Ayrıca olağanüstü hâl bir kanunla da düzenlenmekte ve buna ilişkin işleyişin ne şekilde olması gerektiği burada açıkça ayrıntılarıyla yer almaktadır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak karşımızdaki tablonun vahametine binaen, idarenin daha seri, daha olması gereken zamanda, daha etkin ve verimli bir mücadele yürütebilmesi adına olağanüstü hâlin ilanında destekte bulunduk. Olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin bu anlamda çıkarılması da bir kaçınılmaz gerçek fakat bu olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin her şeyden önce temel olarak hukukla sınırlı olduğu, bunun altında bir normatif düzenleme olarak Anayasa’mızın 119’uncu ve 122’nci maddeleri arasındaki hükümlerin ve olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin de bu anlamda Olağanüstü Hâl Kanunu’na uygun, hukuka uygun, Anayasa’nın ilgili hükümlerine uygun olması gerektiğini kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmakta.

Peki, uygulamalar bu şekilde yapılmış mıdır? Kanun hükmünde kararnamelerin tamamı bu anlamda olağanüstü hâle ilişkin olarak biraz önce sıraladığım hukuk, Anayasa, ilgili kanun bunlara uygun olarak uygulanmış mıdır, işte orada çok ciddi soru işaretleri var. Bu kapsamda da 421 sıra sayılı, 671 sayılı Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnamesi’nde de hem hukuk çerçevesinde hem de işleyiş bakımından kayda değer, ciddi, tarihe not düşülmesi gereken hususlar vardı. Ben şimdi bunları genel hatlarıyla ifade etmeye çalışacağım.

Saygıdeğer milletvekilleri, 671 sayılı Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnamesi’yle Hava Kuvvetlerinin sivil kaynaklardan pilot temin etmesi, askerî pilotların zorunlu hizmet sürelerinin on sekiz yıla çıkarılması, kuvvet komutanlıklarının Genelkurmay Başkanlığıyla ilişkileri, Genelkurmay Başkanı seçim kriterlerinde değişiklik yapılması, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kapatılarak görev, yetki ve personelinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna devredilmesi, öğretim üyelerinin emeklilik yaşının 75’e çıkarılması, bölge idare mahkemesi üyelik kriterlerinin değiştirilmesi, şüpheli ve sanıklara ait taşınmazlar ile ulaşım araçlarının tapu ve ruhsatlarına şerh düşülmesi hususları düzenlenmektedir.

Bu kararname çerçevesinde biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak şu hususları özellikle vurgulamak isteriz:

İlk olarak mezkûr kanun hükmünde kararnameyle Genelkurmay Başkanı olabilmek için kuvvet komutanlığı yapmış olma şartının kaldırılmış olması. Bir başka deyişle orgeneral veya oramiral rütbesine sahip olan herkesin, kuvvet komutanlığı yapmadan da Genelkurmay Başkanı olarak atanabilmesi son derece üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir husus.

Siyasi iktidar, daha önce çıkardığı 25 Temmuz 2016 tarih ve 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nda yaptığı değişiklikle bu iradesini ortaya koymuş ancak alelacele yapıldığı anlaşılan bu değişiklikte 1324 sayılı Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun’da gerekli değişiklikleri yapmayı anlaşılan unutmuştur.

Kuvvet komutanlığı yapmamış birisinin Genelkurmay Başkanı olabilmesinin askerî emir komuta zinciri açısından sakıncaları bir yana, kuvvet komutanlığı yapmış olma şartı aranmaksızın her orgeneral ve oramiralin, Genelkurmay Başkanı adayı olabilmesi, başlı başına büyük sıkıntılar oluşturabilecek hassas bir durumdur.

Bu düzenlemeyle Genelkurmay Başkanı olmak isteyen orgeneral ve oramirallerin, siyasi davranabilme ihtimalleri ile iktidar partisine yakın olma eğilimlerinin artacağı su götürmez bir gerçektir. İktidar, bugün çektiğimiz sıkıntıların en önemli nedenlerinden olan "tarafsızlık" ve "liyakat" gibi konulardaki eksikliklerini gidermek bir yana, kamunun her noktasında liyakatsiz ve yandaş kişilerle çalışabilmenin kanuni altyapısını hazırlamakta, ne yazık ki bunun için yeni yollar aramaktadır.

Bu düzenleme ile daha dün kendi kuvvet komutanının emri altında bulunan bir orgeneral veya oramiral, bir gün sonra kendi kuvvet komutanının üstü olarak Genelkurmay Başkanlığına atanabilecektir. Bu durum, özellikle de siyasi bağlantıları bulunan orgeneral ve oramirallere gizli bir dokunulmazlık sunacak, kuvvet komutanları kendi emirleri altında bulunan bu generallere karşı, tabiri caizse, daha dikkatli yaklaşma zorunluluğu hissedecektir.

Tarihi milattan önce 240 yılına kadar dayanan, her yüzyılda dünyaya cesareti, becerisi ve kahramanlığıyla nam salmış olan Türk ordusunun bugünkü komutanı Genelkurmay Başkanıdır. Genelkurmay Başkanı, tanrıkut Mete Han'ın varisidir. Mete Han'ın makamına en uygun kişinin siyasi saiklerle seçilebilmesinin önünün açılması asla kabul edilemez.

Siyasetin askeriyeye girmesinin sonuçlarını özellikle de Osmanlı döneminde çok ağır bir biçimde defalarca yaşayan Türk milleti, yeniden aynı zule mahkûm edilemez, edilmemelidir.

Sayın milletvekilleri, kanun hükmünde kararname vasıtasıyla Silahlı Kuvvetler üzerinde yapılan bir diğer önemli değişiklik, kuvvet komutanlıklarının barışta olduğu gibi, savaşta da Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşları arasında yer alması, bir başka deyişle Milli Savunma Bakanlığına bağlı tutulmasıdır. Bu düzenleme, kuvvet komutanlıklarımızın savaş durumunda dahi Genelkurmay Başkanlığıyla ilişkilerinin sınırlı tutulmasını beraberinde getirmektedir ki bu durum da ordumuza, askerimize yeterince güvenilmediğinin bir göstergesidir.

Ordularımız, Türk milletinin sınırlarının, güveninin ve namusunun yılmaz bekçisidir. Siyasi iktidarın en hafif ifadeyle göz yumması, aslında doğrudan teşvikiyle Türk ordusunun üst kademelerine kadar sızan bir kısım hain varlık, Türk ordusunun değil, siyasi iktidarın üzerindeki bir lekedir. Dolayısıyla, bu durumdan hareketle Türk ordusu cezalandırılamaz, güçsüz düşürülemez, koordinasyonu ve emir komuta zinciri bozulamaz. Türk ordusu her fırsatta Türk devletine darbe yapmayı hayal eden hainler topluluğu değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni her türlü tehlikeden korumak üzere ant içmiş kahraman askerlerin oluşturduğu bir şehitler otağı, bu yönüyle Peygamber ocağıdır. Savaşta kuvvet komutanlıklarının Genelkurmay Başkanlığı'na bağlılığında sorun çıkacağını düşünenler, Türk ordusunun, Türk devleti, yabancı bir ordunun tehdidi altındayken bile darbe girişiminde bulunabileceği gibi bir ihtimali gözetenlerdir. Türk ordusu da Türk milleti de bu şüpheyi asla kaldıramaz, sindiremez. Bugün alınan bu kararların yanlışlığı, yarın -Allah korusun- şiddetli bir savaş durumuyla karşı karşıya kalındığında ne yazık ki daha iyi anlaşılabilecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, aynı keyfî ve öngörüsüz anlayış, Hava Kuvvetlerimizde görev yapan pilotlarımızın mecburi hizmet sürelerinin on sekiz yıla çıkarılmasında da kendisini bir kez daha göstermektedir. Ölmeyi "bayılmak", görev yapmayı "keyif çatmak" sananların, Hava Kuvvetlerinde görevli pilotların karşı karşıya olduğu durumu bilmesi beklenmemelidir; ancak jet pilotluğu bakan olmaya, müsteşar olmaya, genel müdür olmaya hiç mi hiç benzememektedir.

“Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” diyenlerin, darbenin tüm sonuçlarını askerin üzerine yıkması ne kadar adaletlidir, düşünmek gerek. İki farklı kurs için 15 Temmuz 2016 tarihinde Ankara'da bulunan, hiçbir olaya karışmamış askerî pilot adayı öğrencilerin eğitim hayatını bitirip saatlerce elleri bağlı bir şekilde aç susuz bırakanlar, tuvalete dahi göndermeyenler, askerî pilot açığının yükünü neden hâlen görevde olan askerî pilotlarımıza yüklemektedir, bunu değerlendirmek lazım.

Askerî pilotlar sağlık, sosyal ve psikolojik koşullar başta olmak üzere birçok sıkıntı içerisinde, çok önemli ve kritik görevler icra etmektedir. Askerî pilotlar da insandır ve bu şartlar altında on sekiz yıl etkin ve verimli bir şekilde görev yapmalarını beklemek büyük bir adaletsizliktir. Askerî pilotların zorunlu görev süreleri sonunda sivil havacılık şirketlerinde pilot olarak görev yapmaları bizleri yanıltmamalıdır. Çünkü askerî pilotluk ile sivil pilotluk arasındaki fark, hem zorluk hem de risk bakımından katbekat fazladır. Diğer yandan, sivil pilotlar ve üniversite öğrencilerinden yetiştirilmek üzere askerî pilot alınması ileride çok büyük sorunlara, can ve mal kayıplarına yol açabilecek önemli bir risk alanıdır. Bu risk, siyasi iktidar tarafından çok dikkatli ve özenli bir şekilde yönetilmelidir.

Tüm dünyada en başarılı ve cesur savaş pilotlarını bünyesinde barındıran Türk Hava Kuvvetlerinin büyük emeklerle elde ettiği bu konumu kaybetmemesi için çok daha etkin önlemler alınması gerektiği kuşkusuzdur.

Saygıdeğer milletvekilleri, kanun hükmünde kararnameyle getirilen bir başka düzenlemeyse Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kapatılması ve yetkilerinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna devredilmesidir. Özellikle teknik takip ve dinlemeler açısından çok kritik değişikliklere neden olan bu düzenleme de iktidarın her şeyi kontrol etme ve denetimsiz bir şekilde tek elden yürütme eğiliminin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. FETÖ'nün bu ve benzeri kurumlara kendi başına sızmadığı ortadayken, FETÖ'yü bu kurum ve kuruluşlara sızdıranları bir kenara bırakıp kurumlarla mücadele etmek, sadece siyasi iktidara has bir uygulama olarak tarihteki yerini almıştır.

Düzenlemenin en dikkat çekici noktalarından biri de Anayasa'nın 22’nci maddesinde sayılan sebeplerden biri veya birkaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Başbakan tarafından bildirilen tedbirlerin kurum tarafından uygulanacak olması ve bu tedbirlere ilişkin kararların bilahare hâkim onayına sunulmasıdır. Bu düzenlemeyle, normalde mahkeme kararıyla alınması gereken bir tedbir ya da yapılması gereken bir dinleme, önce Başbakanın talimatıyla gerçekleştirilecek, daha sonra hâkim onayına sunulacaktır. Böyle bir düzenleme sonrasında alınan böylesine bir tedbire hangi hâkim, hangi gerekçeyle onay verecektir, bunu da ayrıca değerlendirmek lazım.

Siyasi iktidar, her zaman olduğu gibi önden yürümekte, durumun mevzuata uydurulmasıysa arkadan gelmektedir. Siyasi iktidar, acaba TİB'in yaptığı hukuksuz dinlemelerden mi rahatsız olmuştur yoksa bu dinlemelerden dolayı ortaya saçılan pisliklerden mi rahatsızdır? Telekomünikasyon İletişim Başkanlığını kurarak telefon dinlemelerini kolaylaştıran ve o dönem yandaş saydığı FETÖ'ye teslim eden Hükûmet, bugün her konuda olduğu gibi bu konuda da ricat etmek durumunda kalmıştır. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kuruluşundan bugüne "benden olsun da ne olursa olsun" anlayışı sonucunda yaşanan tecrübe siyasi iktidara yetmemiş olacak ki bu kez de bu kurum kapatılarak benzer yetkilerin daha fazlası, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna verilmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname mahkûmların tahliye sürelerinin kısaltılmasına ilişkin düzenlemeler de içermektedir. Bazı suçlar istisna tutulmakla beraber, daha önce koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlüler denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak tahliye edilirken bu süre iki yıla çıkarılmıştır. Böylece, koşullu salıverilmesine iki yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlüler, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak bir yıl daha erken tahliye edilebilecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi tarafından, AKP döneminde astronomik olarak artan suç oranları ve buna bağlı olarak cezaevlerindeki aşırı doluluğu daha önce defalarca dile getirilmiştir. Darbe girişimi ve FETÖ kapsamında tutuklanan kişilerle birlikte, ülkemizde zaten kapasitesinin üzerinde tutuklu ve hükümlü barındıran cezaevlerinde, âdeta yatacak yer kalmamış ve iktidar böyle bir düzenlemeye âdeta mecbur kalmıştır.

Siyasi iktidar, sorumlu siyaset anlayışıyla hemen her konuda önemli uyarılar yapan partimiz Milliyetçi Hareket Partisini dinlememenin sonucunu bu konuda da bir kere daha görmüş, bu kürsüden atılan adalet nutukları ile gerçekler arasındaki mesafe bir kere daha anlaşılmıştır.

Sayın milletvekilleri, mezkûr kanun hükmünde kararname kapsamında değinmek istediğim bir başka konu da üniversitelerde görev yapan öğretim üyelerinin emeklilik yaşlarının 75 olarak değiştirilmesi ve bu uygulamanın 2020 yılının sonuna kadar uzatılmasıdır. Tıpkı askerî pilotlarımızın zorunlu hizmet sürelerinde yapılan değişiklik gibi bu değişiklikte de FETÖ yapılanmasının ülkemize, kurumlarımıza ve insanlarımıza olan dolaylı zararları görülmektedir. Siyasi iktidar, ülkemizi demokrasiden uzak, taraflı ve öngörüsüz bir şekilde yönetmeye devam ettikçe yaralar açılmaya devam edecek ve korkarım, bu yaralar, Türk milleti olarak bir ömür çalışsak da kapanmayacak, kapatılamayacaktır.

İktidarın FETÖ ve PKK’yla girdiği iş birliği, karşılıklı menfaat ve pazarlık esaslı ilişkilerin sonuçları, her alanda Türk milletine büyük zararlar vermiştir. Bu durumun iktidar tarafından ivedilikle ve açıklıkla kabul edilmesi gerekmektedir.

İktidar, FETÖ ve PKK başta olmak üzere, terör örgütleriyle yaptığı kirli pazarlıklarını kendi başına çözmeye çalışmaktan vazgeçmeli, bugün artık bir memleket meselesi olan bu konuların üzerinde daha ciddi durulmasını sağlamak için şeffaf, adaletli ve samimi davranmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden yaklaşık dört ay gibi bir süre geçmiştir. On binlerce insanın açığa alındığı, yine on binlerce insanın yargılandığı, kurunun yanında yaşın da yandığı, at izinin it izine karıştığı bir ortamda, FETÖ'yü güçlendiren, gönendiren, kendi iktidarı döneminde 15 kat büyüten, mensuplarını kadro olarak kullanıp devlete sızmalarını âdeta teşvik eden siyasi iktidarın teşkilatlarına mensup tek bir kişinin bile resmî olarak FETÖ kapsamında ihraç edilmemiş veya cezalandırılmamış olması, bu kapsamda ayrıca dikkate değerdir. Bu durum ister istemez akıllara "Acaba bazı kişiler, bazı yapılar, FET֒yle mücadeleden, FETÖ operasyonlarından, FETÖ yargılamalarından muaf mıdır?" sorusunu getirmektedir.

FETÖ'ye kurban derisi, fitre, zekât verenden bağış yapana, çocuğunu okuluna veya dershanesine gönderenden bankasından havale yapana, sendikasına üye olandan petrolünden benzin alana kadar hesap sorulurken –ki sorulmalıdır, bunlar doğrudur- FETÖ'ye ne istediyse verenlerin, kamu malını parsel parsel FETÖ'ye aktaranların, devlet kurumlarında FETÖ'cü yapılanmayı destekleyenlerin yakasından tutulmuyorsa, kusura bakmayın ama bu mücadelenin etkinliğine ve samimiyetine kimseyi inandırmak mümkün değildir.

Suçun, özellikle de vatana ihanet suçunun, tarihi, miladı, zaman aşımı olmaz. Vatana ihanetin sorumlusu olur, yargılaması olur, cezası olur. Vatana ihanet, kişinin istemeden veya kandırılarak yapabileceği taksirli bir suç hiç değildir. Vatana ihanet, her şeyden önce bir kan meselesidir, hesabı da buna göre sorulmalıdır.

Kişisel olarak yüce Allah'tan elbette af dilenebilir ancak demokrasilerde “milletimiz affetsin" gibi bir cümle olmaz, daha doğrusu, olmamalıdır, her suçun adalet sistemi içerisinde bir karşılığı, bir cezası, bir yaptırımı olmalıdır.

Söylediklerimiz, siyasi sonuç elde etmeye yönelik bir yaklaşım değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne dair bir uyarıdır. Böylesine kanlı bir darbe girişiminden büyük bir kahramanlık ve cesaret örneği göstererek, alnının akıyla çıkan yüce Türk milleti, FETÖ'yle mücadele noktasında adil, tarafsız ve cesur davranmayan siyasi hareketleri cezalandırır, gerçek sorumlularına bunların bedelini ödetir.

Diğer yandan, böyle kritik bir süreçte yapılacak kayırma ve görmezden gelmelerin bedelini ileride devlet ve millet olarak çok ağır biçimde yaşayacağımız da iktidar başta olmak üzere hepimizin asla aklından çıkarmaması gereken hayati bir konudur. Türk milleti, bağımsızlığını canı pahasına koruduysa, siyasi iktidar da işi sulandırmak yerine sorumluluklarının farkına varmalı, kuru kuruya inkâr etmek yerine herkesin bildiği gerçekleri kabul etmeli ve bahçesinden başlayarak her yeri temizlemelidir. Aksi hâlde bunun bedelini sadece siyasi iktidar değil, hepimiz ağır bir şekilde öderiz.

Uyumsuzlukla birlikte gözü pek olmayı, yanlışlıkla birlikte inatçılığı, güçlü bir konuşma yapmak yeteneğiyle birlikte yalancılığı alışkanlık hâline getirenler, sonuçlarına da katlanmayı göze almalıdır. “Sonraya bıraktık.”, “Daha sonra bakacağız.”, “Şimdi zamanı değil.”, “Her doğru, her zaman, her yerde söylenmez.” gibi yaklaşımlarla bu konuların üstesinden gelebilmek mümkün değildir.

Özellikle müessese bazlı yaptığım açıklamalar da bunlarla alakalı olarak, FET֒yle bağlantılı, hatta en üst düzeyde yönetimlerinde bulunan… Örneğin pilotlardan söz ederken, o gece bu yüce milletin çatısını bombalayanların da pilot olduğu gerçeğini elbette göz ardı etmemek lazım ama bunu bir müessesenin tümden, topyekûn zararına olacak şekilde birtakım değerlendirmelere götürmek, hepimiz için çok sıkıntılı, çok yanlış bir durumdur.

Ben bu düşüncelerle söz konusu kanun hükmünde kararname üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yaklaşımlarımızı ortaya koyuyor ve yarın karşılayacağımız, büyük Türk milliyetçisi Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde bir kez daha rahmetle, saygıyla, minnetle ve şükranla anıyor, sizleri de saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Parsak.

Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Murat Bakan’a aittir.

Buyurun Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz darbe girişimine bu Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partiler karşı durdular. Milletvekili arkadaşlarımız, Gazi Meclis bombalanırken Parlamentoyu açık tuttular. Sadece biz mi? Sokağa çıkan milyonlar, sivil toplum örgütleri, sendikalar, meslek odaları, medya kuruluşları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, bu vatanı seven herkes darbe girişiminin karşısında oldu. Niye? Biz ana muhalefet partisi olarak, AKP iktidarının politikalarını beğendiğimiz için mi bu darbe girişiminin karşısında olduk? Çözüm sürecinde, Habur’da teröristlere kurulan çadır mahkemelerini mi onayladık? “Askere verilen çözüm süreci var, teröristlere operasyon yapmayın.” emirlerinizi mi, yoksa PKK terör örgütü şehirlere binlerce ton bomba yığarken görmezden gelmenizi mi haklı bulduk? Eğitim sisteminde yaptığınız değişikliklere mi destek verdik? Bir cemaate ülkenin yargısını, emniyetini, ordusunu teslim etmenizi makul bir durum olarak mı gördük? Dostumuz ve itibarımızın kalmadığı dış politikada ülkenin geldiği içler acısı hâlin mi farkına varamadık? Elbette hayır.

Değerli arkadaşlar, bizler, demokrasiye inandığımız için darbe girişiminin karşısında olduk; faşizmin insanlığa düşman olduğunu bildiğimiz için karşısında olduk; seçimle gelenin tankla değil, seçimle gitmesi gerektiğine inandığımız için karşısında olduk. Adaletin ancak işleyen bir demokraside sağlanacağına inandık. İnsan hak ve özgürlüklerinin de ancak bir demokraside korunabileceğine inandığımız için karşısında olduk ve aynı sebeple olağanüstü hâl ilanına karşı çıktık. “Darbenin panzehri demokrasidir, hukukun üstünlüğüdür, kuvvetler ayrılığıdır.” dedik, “Çok sesliliğin olduğu, farklı düşüncelerin demokrasi içerisinde özgürce bir arada yaşadığı bir ülkede darbe de olmaz, darbeci de olmaz.” dedik, “Gelin, darbe karşıtı yasaları bu Mecliste oy birliğiyle, birlikte geçirelim.” dedik; bizi dinlemediniz, OHAL ilan ettiniz.

OHAL’le yüz binlerce insanı mağdur ettiniz, cezaların şahsiliği ilkesini ortadan kaldırdınız, sadece darbecilerle iltisaklı olanlara değil, kendiniz gibi düşünmeyen tüm muhaliflere yöneldiniz. Sizlerin iltifatına, ilgisine, övgüsüne bakarak cemaatin iç yüzünü bilmeden ona yaklaşan masum çoban itikatlı Müslümanlar ile gerçek darbecileri birbirinden ayırmadınız. Yüz binlerce insanının KHK’larla işine son verdiniz, ne adli ne idari soruşturması olmayan yüz binin üzerinde insanı sokağa, açlığa, ölüme terk ettiniz.

Kamu hizmetinden çıkardığınız bu insanları işsizliğe, açlığa terk ederken bunu OHAL düzenlemesiyle de sınırlı yapmadınız. “Bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilemezler.” dediniz, bu insanların yarın masumiyetlerini kanıtlamaları durumunu bile göz ardı ettiniz. Çoluğu çocuğuyla ebedî işsizliğe ve çaresizliğe terk ettiniz.

İnsanlar, iktidara yakınlığına ve sizin övgülerinize aldanarak kuruluş onayı verdiğiniz, üye olmaları için teşvik ettiğiniz sendikaya üye oldu. Bankacılık iznini sizin verdiğiniz bankaya para yatırdı diye aç susuz sokağa attınız. Kendilerini de çocuklarını da açlığa, sefalete terk ettiniz.

Elinde her tür istihbarat olanağı bulunan, MİT’i, Emniyet istihbaratı, Jandarma istihbaratı, eniştesi olan Sayın Cumhurbaşkanı “Kandırıldım, Allah affetsin.” dedi fakat Tire’de 2.500 TL maaşla çalışan, Sayın Cumhurbaşkanını dinleyerek 3 çocuk sahibi olan, hayatında hiç disiplin cezası almamış, karakolun önünden geçmemiş, evi kira, eşi ev hanımı, ilkokul öğretmenine “Biz de kandırıldık, bizler kendi halkına kurşun sıkanlardan değiliz, böyle olsun istemedik, bunu yapanlar haindir.” deme hakkını vermediniz.

“Demokrasi, özgürlük, insan hakları, çevre, parasız ve laik eğitim.” diyen emekten yana EĞİTİM SEN’li binlerce öğretmeni barış eylemine katıldılar diye ihraç ettiniz. FET֒nün hep karşısında olmuş bu insanların suçu neydi? Bu ülkenin solcuları, 12 Martta, 12 Eylülde darbecilerin gadrine uğramışlardı, on dört yıldırsa iktidarı paylaştığınız FET֒nün, şimdiyse sizin gadrinize uğruyorlar. Her ne hikmetse, olan, hep solculara oluyor.

Peki, değerli arkadaşlar, OHAL bittiğinde ne olacak? Darbeyle hiçbir somut bağı olmadan ihraç ettiğiniz insanların anayasal hakları, uluslararası sözleşmelerden doğan hakları hâlâ devam edeceğinden Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” diyen 13’üncü maddesini ihlal etmiş olmayacak mısınız? Darbeyle somut hiçbir bağı bulunmayan kişilerin ömür boyu çalışma hakkı başta olmak üzere tüm ekonomik ve sosyal haklarından mahrum bırakılması temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunmak değil midir? Bu insanları temel haklarından mahrum etmenin yanı sıra, ülkemiz aleyhine on binlerce dava açılacağı şüphesiz değil midir?

Değerli arkadaşlar, “Çözümün adresi Parlamentodur, başka adres aramayın, elinde silahı olan teröristlerle görüşme yapmayın.” dedik, dinlemediniz. Kapalı kapılar ardında, Oslo’da, İmralı’da, daha bilemediğimiz birçok gizli yerde görüşmeler yaptınız, sadece bu yüce Mecliste görüşmediniz. Şimdi de çözümün asıl adresi Parlamentoyu çalıştırmanız gerekirken seçilmiş milletvekillerinin tutuklanmasına ses çıkarmıyorsunuz. Dün PKK’lı teröristlerle “çözüm süreci” adı altında yaptığınız pazarlıklar hatalıydı, bugün ise seçilmiş milletvekillerinin tutuklanması hususunda aldığınız tavır yine hatalıdır.

“Vakıf üniversiteleri kamunundur.” deyip mütevelli heyetlerini değiştirip içlerinde varsa suçluları, darbecileri ayıklayacağınıza, üniversitelerin kapısına kilit vurdunuz. On binlerce öğrenciyi, velilerini mağdur ettiniz. Öğrencileri etiketlediniz. O okullarda çalışan, haklarında hiçbir soruşturma bulunmayan akademik ve idari personeli, bu ülkenin yetişmiş bilim insanlarını da açlığa ve sefalete mahkûm ettiniz. Bilimsel araştırma yapması gereken bilim adamları, evine ekmek götürmek için Kordon’da balon satıyor; taksicilik yapan doktora öğrencilerimiz var, tarlada çalışan profesörlerimiz var sayenizde.

Aileleri rehin alıyorsunuz, 12 Eylül darbecilerinin yapmadığını yapıyorsunuz, “suçun şahsiliği” ilkesini bir kenara bırakıyorsunuz. Şüphelinin ailesine yönelmek, onları mağdur etmek, onları rehin almak, hukukta olmadığı gibi bu kadim toprakların geleneğinde ve inancında da yoktur.

Ömrünü bu tür yapılanmalarla mücadele ederek geçirenlerin “Bu örgüte hizmet ediyor.” diye gözaltına alınması, tutuklanması akla ziyan değil de nedir? Cumhuriyet gazetesinin tarihine bir göz atın. İlhan Selçuk’un yazılarını okuyun, Hikmet Çetinkaya’nın kitaplarını okuyun. Sizin onlar ne isterlerse verdiğiniz, devletin tüm organlarını onlara emanet ettiğiniz, teslim ettiğiniz dönemlerde bu örgütle nasıl mücadele ettiklerini göreceksiniz. Sizin bugün “FET֔ dediğinize, Cumhuriyet gazetesi, AKP henüz kurulmamışken de “FET֔ diyordu ve tehlikeye dikkat çekiyordu. Şimdi “O örgüte hizmet ediyor.” diye İlhan Selçuk’un arkadaşlarını, öğrencilerini, manevi mirasını tutukluyorsunuz. Seçilmişlere yöneliyorsunuz, kimini gözaltına alıyorsunuz, kimini tutukluyorsunuz.

Yargılayın elbette, hepimizin yargı karşısında boynu kıldan incedir, kimsenin suç işleme hakkı yoktur, ancak bir milletvekilinin tutuklu yargılanması doğru değildir. Seçimle gelenin seçimle gitmesi bir demokrasi geleneğidir. CHP bu konuda ilkelidir, CHP’nin bu ilkesini de en iyi Sayın Cumhurbaşkanı bilmektedir.

Üniversitesi kapatıldığı için işsiz kalan akademisyenin kemoterapi alan eşi, evine ekmek götürmek, evlerinin kirasını ödemek için çalışıyor ve siz hâl⠓Mağdur yok.” diyorsunuz, çünkü her zamanki gibi tek mağdur ve mağrur sizsiniz.

Devlet elbette darbe girişiminde bulunanları yargılayacak ve devlet organlarından temizleyecektir, ancak bunu yaparken hukuka uygun davranması gerekir. Hukuka uygun olmayan düzenlemeler adaleti ortadan kaldırır. Adaletin olmadığı ülkede kaos olur, terör olur, iç barış sona erer, bugün yaşanan budur.

Sayın Cumhurbaşkanının, başkanlık hayaliyle ve bunu gerçekleştirmek için attığı adımlarla Hükûmette bir yönetim zaafına yol açtığı açıktır ve ülkedeki otoriter yönetim anlayışı da ülkemizi iç barıştan hızla uzaklaştırmaktadır.

Değerli arkadaşlar, olağanüstü hâl, adından da anlaşıldığı ve yaşadığımız üzere olağanüstü koşulların yarattığı bir dönemdir, ancak olağanüstü hâl, ülkede hukukun Hükûmete teslim edildiği bir yönetim modeli değildir. Demokrasiyle yönetilen bir hukuk devletinde olağanüstü hâlin sınırlarını yine hukuk kuralları belirler.

İktidar, OHAL uygulamaları eleştirildiğinde, “Biz de Fransa’daki gibi OHAL ilan ettik, ne farkımız var?” diyor. Fransa Dışişleri Bakanı ile bizim Dışişleri Bakanımızın birlikte yaptığı basın toplantısında, Sayın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da aynı sözleri söyleyince, farkın ne olduğunu Fransa Dışişleri Bakanı söyledi, “Türkiye'deki ve Fransa’daki OHAL birbiriyle aynı değildir, aynı hukuki temele dayanmamaktadır. Fransa’daki OHAL’de yasama yetkisi yürütmeye geçmez ve yargı bağımsızdır. Fransa’daki OHAL sadece polise fazladan yetki getirir.” dedi. Demek istedi ki suçun bireysel olduğunu gözardı etmiyoruz, hukuka el atmıyoruz.

Biz de bunu söyledik 15 Temmuzdan beri bu kürsüden, Anayasa’mızı hatırlattık. Anayasa’mızın 121’inci maddesinde Bakanlar Kurulunun olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname çıkarabileceği belirtiliyor. Dolayısıyla, ancak olağanüstü hâlin nedenlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan konularda düzenleme yapılabilir. Bu da amaç bakımından kanun hükmünde kararnamelerin sınırlanması demektir.

OHAL kanun hükmünde kararnamelerine getirilen bir başka sınırlama ise süre bakımından. Bunlar, olağanüstü hâlin ilan edildiği süreyle sınırlı. OHAL’in sona ermesiyle KHK’lar kendiliğinden yürürlükten kalkar. Bu nedenle, uygulaması sürecek kurallar konamaz, yasalarda değişiklik yapılamaz. Anayasa Mahkemesinin 1991 tarihli içtihadı da bu yöndedir. Bu nedenle, KHK’larla yasalarda değişiklik yapılmamalı diyoruz. Tersi durumda, olağanüstü hâlin sona ermesine karşın, kuralın yürürlüğünü koruması söz konusu olacaktır.

OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ları incelediğimizde yukarıda belirtilen ilkelerle uyum içinde olmadığı açıktır. OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle OHAL’le ilgisi olmayan konular düzenleniyor. Örneğin, bu kanun hükmünde kararnameyle dış kaynaktan pilot temini düzenleniyor, TİB kapanıyor, Ceza İnfaz Kanunu değiştiriliyor. Bunların olağanüstü hâlle ilişkisi nedir? Tedbir mahiyetinde alınan kararlar mıdır bunlar?

OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle, yasalar değiştirilmedikçe, kalıcı düzenlemeler getirilmekte ve alenen Anayasa ihlal edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, başka ülkelerde yapılan darbelere bakarsak darbe veya darbe girişimleri sonrası iki tür gelişme olduğunu görürüz; o ülkelerde ya demokrasi kökleşmiştir ya faşizm gelmiştir. Birincisinde darbeye karşı duran gruplar, demokrasiyi korumak için güç birliğine devam ederek ülkelerinde demokrasinin gelişimini sağlamıştır. Komşumuz Yunanistan, İspanya, Portekiz bunların örneğidir.

İspanya’da, 1981 yılında, Yarbay Antonio Tejero komutasındaki askerler, canlı yayında İspanya Parlamentosunu bastılar, milletvekillerini rehin aldılar. O durumda monarşi ve kral yanlılarının desteklemesi beklenirdi ancak İspanya Kralı çıktı, dedi ki: “Çok acı çeken İspanyol halkının demokrasi hakkını kimse engelleyemez.” Televizyondan bir konuşma yaptı, tarihî bir konuşma ve o konuşma sonrası darbe bertaraf edildi. Arkasından, monarşi yanlıları da darbenin yanında olmadıklarını ilan ettiler. Ertesi gün El Pais gazetesi “Demokrasinin yanındayız.” başlığını attı. Franco faşizminin son kalıntıları bizzat monarşi yanlıları ve kralın tavrıyla engellendi ve arkasından İspanya’da güçlü bir demokrasi oluşturuldu. Darbeyi fırsat bilip tersini yapamazlar mıydı? Yapabilirlerdi, sizin yaptığınız gibi.

İkinci tür gelişmede ise iktidarlar, darbe girişimlerini fırsata çevirerek diktatörlüğe giden yolu açmak için demokrasiyi rafa kaldırıp, muhalifleri susturup kendi dikta rejimlerini kurmuşlardır. Orta Doğu, Afrika, Asya ve Latin Amerika’nın kimi ülkeleri de bu örneklerle doludur.

15 Temmuz sonrası oluşan “Yenikapı ruhu” dediğimiz tarihî uzlaşı, demokrasimizin gelişmesi için müthiş bir fırsat iken siz -Hükûmet ve özellikle Sayın Cumhurbaşkanı- bu durumu bilinçli şekilde kendi kafanızdaki yönetim biçiminin inşası için kullanmaktasınız. Sayın Cumhurbaşkanı “Bu darbe bize Allah’ın lütfudur.” derken biz bu lütfu ülkemizde demokrasinin kökleşmesi, parlamenter rejimin güçlenmesi için bir fırsat olarak görmüştük. Oysa bu lütfun başkanlık yolu olduğunu, muhalefeti saf dışı bırakma amacı taşıdığını, basını susturma aracı olduğunu, seçilmişlerin hapse atılması olduğunu, yüz binlerce ailenin mağdur edilmesi olduğunu birkaç ay içinde yaşayarak öğrendik.

Biz “mağdur” dediğimizde “Mağdur edebiyatı yapmayın.” diyorsunuz. Mağdur edebiyatı yapmakta sizin elinize su dökecek babayiğit daha çıkmadı bu ülkede. Mağdur edebiyatı yapa yapa iktidara geldiniz, mağdur edebiyatı yapa yapa Cumhurbaşkanı oldunuz. Şimdi de darbeyi fırsata çevirerek, yine mağdur edebiyatı yaparak parlamenter demokrasiye son vermek istiyorsunuz.

Peki, siz OHAL’le ne yapıyorsunuz? Ülkede demokrasinin kökleşmesi için gayret mi sarf ediyorsunuz? Kutuplaşmayı azaltmak için adım mı atıyorsunuz? Hiçbirini yapmıyorsunuz, tam tersine şehitlerimizi bile ayrıştırıyorsunuz. Bizim için dağda teröristle savaşan da 15 Temmuzda tankın önüne yatan da birdir, hepsi bizim şehidimizdir, bu vatan için can vermiştir.

Değerli arkadaşlar, 17-25 Aralık tarihini milat alıyorsunuz, neden? Sizi hedef aldığı için olabilir mi? Neden milat, Türkiye’de Nurculuk faaliyetleri ve Fetullah Gülen konusunun Millî Güvenlik Konseyi gündemine alındığı, Genelkurmay ve MİT tarafından kapsamlı bir sunum yapıldığı 24 Haziran 2004 değil? Tüm bu olacaklar size o tarihte anlatılmadı mı? Neden milat, FET֒cülerin üniversite, KPSS ve diğer kamu sınavlarında soruları çaldıkları, memur, polis, asker olabilecekken olamadığı, görevinde terfi edebilecekken edemediği, on binlerce gencimizin hakkının gasbedildiği dönem değil? Neden milat, Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davaları değil de para kasalarının, ayakkabı kutularının ortaya saçıldığı 17-25 Aralık? Kamudaki tüm sınav soruları çalınırken, kumpas davaları sürerken, ülkenin Genelkurmay Başkanı tutuklanırken, Türk ordusunun vatansever subayları, gazetecileri Silivri zindanlarında çürürken neredeydiniz? Neden milat cumhuriyet tarihinin en büyük kumpas davaları değil? Yolsuzluk iddiaları gerçek değil miydi? Ses kayıtları başkasına mı aitti? Arkadaşlar, 17-25 Aralık sadece bir şeyin miladı olabilir, AKP FETÖ suç ortaklığının bozulmasının miladı olabilir. (CHP sıralarından alkışlar)

Dürüst de davranmıyorsunuz. Nerede bu FET֒nün siyasi ayağı? Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Emniyet teşkilatının, Millî Eğitimin, MİT’in yüzde 50’si, yüzde 60’ı FET֒cü ise nasıl oluyor da siyasette FET֒cü çıkmıyor? Aynı menzile farklı yollardan giden sizlerin içinde FET֒cü il başkanları, ilçe başkanları, belediye başkanları ve hatta milletvekilleri yok mu? Partinize bırakın el atmayı, göz atmaya bile cesaret edemiyorsunuz çünkü göz göze geldiğinizde neyle karşılaşacağınızı biliyorsunuz. Bütün bu olan bitende asıl sorumluluk, 2002 yılından beri bu ülkeyi yöneten sizlerindir. Gücünüz güçsüzlere yetiyor ama Pensilvanya’yı tavaf eden, el pençe divan duran, başı açıkken Pensilvanya’ya çiftliğe gittiğinde türbana bürünen vekillerinizi, yakınlarınızı görmüyorsunuz, görmeye cesaret edemiyorsunuz. Yiğitliğiniz garibana, fakire fukaraya.

Sayın Cumhurbaşkanı bile “At izi, it izi birbirine karıştı.” diyor. Bakın, ozan ne demiş: “Hele kalksın şu dağın tozu dumanı, bindiğin at mı, eşek mi belli olur.” Bu sis, pus kalktığında en çok bağıranların en suçlu olduklarını hep birlikte göreceğiz.

Arkadaşlar, siz şimdi, bu darbeyi fırsata çevirip parlamenter demokrasimize darbe üzerine darbe yapıyorsunuz. Gelin, bu haksız, hukuksuz yoldan dönün, bu ülkede adaleti yeniden tesis edelim, demokrasimizi güçlendirelim, laiklik ile taçlanan cumhuriyetin aydınlık yolunda buluşalım.

Değerli arkadaşlar, yarın 10 Kasım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü, kendisini saygı ve rahmetle anıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Bostancı, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın 671 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın konuşmacı, “AK PARTİ’nin içinde belediye başkanları vesair görevlerde bulunanlar, milletvekilleri yok mu FETÖ örgütüyle bağlantılı?” tarzında bir ifade kullandı. Hangi milletvekilinin bu FETÖ örgütüyle bağlantılı olduğuna dair böyle genelgeçer değerlendirmeler değil, doğrudan isim vererek konuşması yerinde olur. Aksi hâlde bu tür iddialar lüzumsuz siyasi spekülasyon, niyet ve kastın ötesinde, esasen sonuç olarak FET֒yle mücadele eden AK PARTİ’ye zarar verme kastına yönelik FET֒yle aynı mecraya düşen bir mahiyet kazanır. O bakımdan ne söylüyoruz ne iddia ediyoruz, arkasını nasıl dolduruyoruz, bunlar son derece önemli. Hem byLock’çu maylokçu birtakım laflar edeceksiniz, “Gel, kim, söyle.” dendiğinde susacaksınız, “Vekil” diyeceksiniz sonra susacaksınız; bu, kabul edilemez; birincisi bu.

İkincisi: Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı burada yok. Yani altın makas gibi kes yapıştır, sözleri değiştir, bağlamlarını karıştır, kendine göre mana icat et! Sayın Cumhurbaşkanı “Bu darbe, Allah’ın lütfudur.” derken hiçbir şekilde beyefendinin kastettiği manada kullanmıyor.

Bu kültüre aşina olanlar bilirler ki İbrahim Hakkı hazretlerinden beri şerlerden nasıl hayır çıkacağına ilişkin bir gelenek vardır. “Hak Şerleri Hayreyler” diye İbrahim Hakkı’nın çok meşhur bir şiiri vardır. Esasen, bizim şer bildiklerimizden, netice olarak akıl sahibiysen, izan sahibiysen oradan bir hayır çıkartırsın.

Sayın Cumhurbaşkanının kastettiği budur. Lafları doğru anlamakta fayda vardır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun, size de bir dakika süreyle söz veriyorum.

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bostancı herhâlde 60’a göre söz istedi, ben de o mealde söz istedim.

Sayın Bostancı, sizi çok aklı başında bulurum. Yani bu konuştuklarınıza kendiniz inanıyor musunuz? Matematiksel olarak, mantık olarak FET֒nün Adalet ve Kalkınma Partisine -bu, darbecilik anlamında da- sızmamış olması mümkün mü? Ben, geçen bir yerde söyledim, matematiksel olarak bize sızmamış olduğunu söyleyemem dedim. Ben bu kadar dürüst ve samimi bunu söyledim. Siz niye söyleyemiyorsunuz?

ByLockçu bakanlara gelince… Allah bize şah damarımız kadar yakın, değil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hepimize.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani, affetmez. ByLockçu Hükûmet üyesi olduğuna dair kamuoyunda geniş bir kanaat var. ByLockçu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, bu virüs her yere sızmıştır. Bunu cesurca söylemeniz lazım. “Bizde yok, bizde yok.” diyerek bu işten sıyrılamazsınız. Ben, bizde yok demiyorum. Dürüst olun. Dürüst değilsiniz diye demedim yalnız. Bu bir sataşmaya girer, onu da söyleyeyim.

Yalnız, bir şey söyleyeceğim asıl: Yani, Cumhurbaşkanlığına sızmış bir örgütün Adalet ve Kalkınma Partisinin il, ilçe teşkilatlarına, belediye meclislerine sızmamış olduğunu iddia etmek gülünç bir iddia olur.

Sizin iyiliğiniz için konuşuyorum. Bu tartışmayı da burada kapatmayı öneriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- 671 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/756) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 421) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kanun hükmünde kararnamenin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 6’ncı maddeye bağlı ek geçici madde 92 ve ek geçici madde 93 dâhil olmak üzere, 1 ila 19’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Baki Şimşek.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – OHAL Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz bugünlerde ne yazık ki çok ağır şartlar içerisinde; iç ve dış güvenliğimizin tehdit edildiği, millî güvenlik sorununun yaşandığı sıkıntılı günlerden geçmektedir. Güvenlik güçlerimiz bir yandan Suriye’de IŞİD ve PYD’ye operasyon yapmakta, diğer bir yandan Türkiye'nin huzurunu kaçırmak için yeni tezgâhlar düzenleyen bölücü terör örgütüyle çatışmaktadır. Bir yanda Irak ve Suriye’de yaşanan ve endişe verici boyutlara ulaşan vahim gelişmeler, diğer yanda maalesef bugün müttefikimiz ABD’nin Suriye’deki kara gücü hâline gelen PYD tehlikesi.

ABD’nin PKK’yla özdeş olan PYD terör örgütüne yapmış olduğu silah ve lojistik destek gün geçtikçe artmaktadır. ABD Suriye’deki terör örgütünü âdeta başka bir terör örgütüyle vurmaya çalışmaktadır. Tüm bu yapılanların dostluk ve müttefiklikle uzaktan yakından alakası yoktur.

Ayrıca, bilindiği üzere, bugün ABD’de Başkanlık seçimleri yapıldı. Açıkçası, ABD Başkanlık seçimlerini kimin kazandığı bizi ilgilendirmiyor. Yayın organlarımız maalesef yirmi dört saattir ABD’deki Başkanlık seçimlerinden başka bir haber vermiyorlar. ABD’nin politikaları başkana göre şekillenmiyor. Müslüman kökenden geldiği söylenen Obama döneminde milyonlarca Müslüman katledildi, milyonlarca kadın dul, çocuk yetim kaldı, yüz binlerce kadın tecavüze uğradı, babası belli olmayan çocuklar dünyaya geldi. Dünyada mazlumların ve mağdurların hamisi olacak tek devlet Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkçe düşünüp, Türkçe okuyup ve gerektiği gibi yönetildiği zaman Türkiye şaha kalkacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye çok ciddi beka sorunlarıyla karşı karşıyadır. Toplumsal huzur ve tedirginlik giderek artmıştır. Tüm bu yaşanan vahim gelişmelere ek olarak milletimiz, 15 Temmuz akşamında vahşi bir darbe kalkışmasıyla irkilmiş, etkilerini ve sarsıntılarını hâlâ atlatamamıştır. Bu kanlı girişimin üzerinden yaklaşık dört ay geçmiş, Türkiye'nin tüm kamu kurum ve kuruluşlarında tarihinde görülmemiş tasfiyeler başlamıştır. FETÖ, Emniyetten yargıya, basından kamu kurum ve kuruluşlarına, iş dünyasına, üniversitelere uzun yıllar boyunca ve sistemli bir şekilde sızmıştır. Devletimiz bu sızmalara karşı tedbirler almak zorundadır. Ancak, tüm bunlar yapılırken vatandaşlarımız mağdur edilmemelidir. Ne yazık ki 15 Temmuz kanlı darbesinden sonraki süreçte açığa alma ve ihraçlarda okul, dershane ve banka kriterleri uygulanmıştır. Bu sebeple, açığa alma ve ihraçlarda dikkatli davranılması, iyi araştırılması ve gerçek darbecilerin yargılanması gerekmektedir.

Darbeyi FETÖ yapmıştır ancak FETÖ bu emirleri kime vermiştir? Yurtta sulh konseyi kimlerden oluşmaktadır? Darbe girişimi sırasında TSK bünyesinde sıkıyönetim görevlilerinin isimlerini içeren liste ele geçirilmiştir. Askerî sıkıyönetim komutanları bellidir, bunların emrinde görev yapacağı konsey üyeleri meçhuldür. Bu sebeple, darbeyi planlayan üst kademeye ulaşılmadıkça, doğru bir istihbarat bilgisiyle FETÖ terör örgütünün en etkili isimleri bulunmadıkça darbe soruşturmaları, kamudan uzaklaştırmalar bir anlam ifade etmeyecektir.

Çeşitli kanun hükmünde kararnamelerle görevden alma, ihraçlar ve gözaltılar yüz binleri bulmuştur. Buna karşılık memuriyete iade edilenler olmakla birlikte, bunların sayıları oldukça azdır. Detaylı araştırmalarda, acele etmeden yapılan soruşturmalarda suçu sabit görülenler, FET֒yle gerçekten irtibatı olanlar şüphesiz ki devletin hiçbir yerinde tutulmamalıdır, bunda tavrımız MHP olarak nettir ama sudan sebeplerle, incelemeden insanları açığa alma ne dinî gerçeklerimizle ne de insanlığımızla örtüşmemektedir. Herhangi bir suçu olmayıp işi, mesleği, geleceği ve ekmeği elinden alınan vatandaşlarımızın feryat ve figanları her gün kulağımızda çınlamaktadır. Mecliste odamıza gelen, bizlere telefonla ya da mektupla ulaşan birçok vatandaşımız iftirayla görevlerinden uzaklaştırıldıklarını söylemektedir. Bize gelen şikâyetlerden ciddi mağduriyetlerin olduğu, sadece bankaya para yatırdığı için ihraç olan, vatanseverliğinden zerre kadar şüphe duymadığımız TÜRK DİYANET-SEN’in kurucu başkanı Ali Kılıç, TÜRK TARIM ORMAN-SEN’in kurucusu Ramazan Dalkırdan ve Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı yöneticisi Alparslan Akbak’ın ve daha binlerce mağdurun göreve iadelerini bekliyoruz. Bu sebeple iktidarın dikkatli, soğukkanlı ve sabırlı davranması gerektiğine inanıyoruz.

Hükûmete tavsiyemiz, gittikçe yaygınlaşan, âdeta kanserli bir hücre gibi yayılan ve herkesi vuran FET֒yle mücadelede hukukun temel ilkelerinden ayrılmaması yönündedir. Zabıt kâtibine, garsona, temizlikçiye, belediyede çöp arabası kullanan şoföre, ebeye, doktora, polise, savcıya, kat hizmetlisine kadar inen ancak üst düzey ve gerçekten FET֒cü olanlara ulaşmayan bir mücadele inandırıcı olmayacaktır. Ayrıca, bu kapsamda tutuklanan er ve erbaşların, komutanların verdiği talimatı yerine getiren er ve erbaşların -dört aydır tutuklu bulunan er ve erbaşlar hâlâ mevcuttur- acilen tahliye edilmesini bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, eli kanlı teröristlerle ortaklığı Türkiye'nin dostluğuna tercih eden ABD ve AB büyükelçilerine sesleniyorum: Teröre yardım ve yataklık edenlere silah yardımı yaptınız, sırtını terör örgütüne dayayanların arkasında oldunuz, HDP’nin grup toplantısına en önce siz gittiniz, Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okuyanları, hukuku tanımayanları, bölücülüğün ve terörün sözcülüğünü yapanları her ortamda desteklediniz. Şimdi size soruyorum: Bir kez olsun vatanı ve milleti için şehit edilen kahraman Mehmetçiklerimizin cenazesine katıldınız mı? Bir taziye mesajı yayımladınız mı? ABD, bölücü terör örgütü PYD’ye yardım etmekle âdeta terörü ödüllendirmektedir. Ancak bilinmelidir ki terörle dostluk hiç kimseye hayır getirmemiştir. Ayrıca Meclise gelmeyen, yemin bile etmeyen milletvekillerine dünyanın hiçbir ülkesi maaş vermez. Seçimle gelmiş olmak hiç kimseye teröre yardım etme hakkını tanımaz.

Değerli milletvekilleri, gelin, Türkiye’nin meselelerini hep birlikte çözelim. Nasıl başörtüsü olayının çözümünde, nasıl Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçiminde Meclise girerek, nasıl terörle mücadelede ve darbede Hükûmete destek vererek iktidarıyla muhalefetiyle beraber hareket etmişsek rektör atamalarında da, HSYK seçimlerinde de, velhasıl ülke yönetiminde de beraber hareket edelim. Ülkemizde bu kadar sorun varken -on beş yıldır tek başınıza yönettiğiniz Türkiye’de asgari ücret 1.300 TL, yoksulluk yardımı alan kişi sayısı 15 milyon, 10 bin Özel Harekât polis alım başvurusuna müracaat edenlerin sayısı sadece erkeklerde 1 milyon- milyonlarca işsiz gencimiz, atanamayan öğretmenimiz, mühendisimiz varken Meclisin mesaisini boşa tüketmeyelim. Türkiye Büyük Millet Meclisinde iki hafta önce salı günü yedi saatte Kazan’ı “kahraman” yaptık. Çarşamba günü asgari ücreti vergi dilimi dışında bıraktık. Perşembe günü çoğunluk sağlayamadığımız için Meclisi tatil ettik. Gelin, Türkiye’nin sorunlarını çözelim, Meclisin mesaisini boşa harcamayalım.

Değerli milletvekilleri, Üzümlü’den Keşan’a, Karaman’dan Ermenek’e birçok ilçeye doğal gaz geldi ama Türkiye’nin en gelişmiş illerinden birisi olan Mersin’in ilçeleri henüz doğal gazla tanışmadı. 2016 yılında, 2017 yılında ve 2018 yılında da Mersin’e doğal gaz getirilmesiyle ilgili bir proje henüz maalesef yok. Türkiye’de yolcusu olmayan birçok ile havaalanı yapıldı, öğrencisi olmayan birçok kente üniversite yapıldı ama 2 milyon nüfuslu Mersin’de hâlâ havaalanı yok. 350 bin nüfuslu Tarsus’a seçimlerde üniversite sözü verdiniz, Bakanlar Kurulundan geçti ama hâlâ bekletiyorsunuz. Mersin’in ilçelerinin birçoğunda sorunlar devam etmekte. Akdeniz Oyunlarında sporcuların kalacağını söylediğiniz oteller hâlâ yapılamadı. Bölgenin kaderini değiştirecek olan Pamukluk Barajı karınca hızıyla gidiyor. Silifke Kayraktepe Barajı’na ne oldu? Fakir fukaraya aylık 100 TL taksitle vereceğinizi söylediğiniz evler nerede? Mersin’de bir tane kentsel dönüşüm projesi hayata geçirilmedi. Tarıma gerekli destek verilmedi. Narenciye dalında kaldı. İthal muzdan dolayı şu anda muz fiyatları dibe vurdu. Sayın Tarım Bakanımıza soruyorum: İthal muzdan yüzde 145 vergi almanız gerekiyor, acaba bunda sınırlamayı kaldırdınız mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) – Mecliste bile Chiquita muz satılıyor. Başkanlık Divanına bunu defalarca dile getirmemize rağmen hâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisinde Chiquita muz satılıyor.

Bu konularda gerekli hassasiyeti göstermenizi bekliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

Şimdi, bölüm üzerinde gruplar adına ikinci söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Selina Doğan’a aittir.

Buyurun Sayın Doğan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ikinci bölümü üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinize iyi akşamlar.

Malum, aylardır burada konuşuyoruz kanun hükmünde kararnamelerin hukuksuzluğunu. Âdeta bu olağanüstü hâl sıradan hâle geldi ve normal hâlimiz olağanüstü hâle geldi, bu durumdan da ciddi şekilde kaygı duyuyoruz. Maalesef, olağanüstü hâl şimdiden amacını aştı ve muhalefet üzerinden tüm toplum susturulmaya çalışılıyor. Ben burada mağduriyetleri tek tek sıralamak yerine müsaade ederseniz bu kanun hükmünde kararnamedeki bazı hukuki tespitlere değinmek istiyorum.

Şimdi, olağanüstü hâl, Anayasa’da düzenlendiği şekliyle, özgürlükleri geçici olarak kısıtlayan ve aslında bireyin haklarını ve kamu düzenini korumak için öngörülen bir düzenleme ve bazı kriterleri içermesi gerekiyor hukuka uygun olabilmesi için. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi gerekiyor, durumun gerektirdiği ölçülülüğü aşmaması gerekiyor, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi bütünlüğüne kastetmemesi gerekiyor, kimsenin din ve vicdan hürriyetinden mahrum bırakılmaması gerekiyor, suç ve cezaların geçmişe yürütülmemesi gerekiyor, suçluluğu mahkeme kararıyla ispatlanmamış hiç kimsenin suçlu sayılmaması gerekiyor yani masumiyet karinesinin korunması gerekiyor.

Olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri her şeyden önce konu bakımından sınırlı olmalı sayın milletvekilleri. Kanun hükmünde kararnameler sadece olağanüstü hâlin gerektirdiği konularda ve ölçülülük ilkesi dikkate alınarak düzenlenebilmeli. Yani, siz bir olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesine dayanarak televizyonları kapatamamalısınız, kişilerin mülklerine el koyamamalısınız, sosyal güvenlik haklarını iptal edememelisiniz, üniversite kuramamalı, üniversite kapatamamalı ve üniversitelerin adlarını değiştirememelisiniz. Bunların şiddeti bastırmakla, darbeyi önlemekle hiçbir ilgisi olmadığı malum.

Olağanüstü hâl kararnameleri aynı zamanda zaman bakımından da sınırlı olmalı sayın milletvekilleri. Yani, kanun hükmünde kararnameler ancak olağanüstü hâlin gerektirdiği süreyle sınırlı düzenlemeler içermeli ve olağanüstü hâl kalktığında o düzenlemeler de kendiliğinden kalkmalı. Ancak, mevcut duruma baktığımızda, bu olağanüstü hâl kararnamelerinin kurumsal, kalıcı düzenlemeler getirdiğini görüyoruz. Nitekim, partimizin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesinin verdiği karara da değinmek istiyorum, o kararda şöyle diyor biliyorsunuz: “Olağanüstü hâllerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.” Oysa aynı mahkeme, biliyorsunuz, 1991 yılında SHP döneminde şu şekilde karar vermişti: “OHAL’in gerekli kıldığı konularda çıkarılmayan kararnameler OHAL kanun hükmünde kararnamesi sayılamazlar ve bunlar hakkında Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılabilir.”

Yine, OHAL kanun hükmünde kararnameleri sadece OHAL süresince geçerlidir, OHAL kalkınca bunlar da kendiliğinden kalkar. OHAL kanun hükmünde kararnameleri yasalarda değişiklik yapamaz çünkü bunlar sadece OHAL’in gerekli kıldığı konulara ilişkindir ve OHAL süresince geçerlidir. Ancak, gelinen durumda, yeni bir kanun hükmünde kararnameyle, bu kadar işlevsiz hâle gelen Anayasa Mahkemesi de kapatılırsa kimse şaşırmayacak.

Şimdi, bugün görüşmekte olduğumuz kanun hükmünde kararname az önce belirttiğim birçok ihlali içermekle birlikte ben müsaade ederseniz 25’inci ve 31’inci maddelerine değinmek istiyorum.

Şimdi, 25’inci maddede, Başbakanlığa, Anayasa’nın 22’nci maddesini ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 135’inci maddesini aşan, doğrudan tüm iletişim sağlayıcılarına yönelik denetim ve tedbir hakkı getiriliyor ve yargı denetimi de Başbakanın kararından sonraya bırakılıyor. Yani, burada yargı âdeta bir onama mercisi hâline getirilmiş ve yargının da içinde bulunduğu durumu gözettiğimizde Başbakanın verdiği kararın aksine bir karar verebilmesinin de mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yani, düşünün ki Bakanlar Kuruluyla çıkarılan bir kanun hükmünde kararnameyle hem Anayasa hem CMK hükümleri bertaraf ediliyor ve asıl kaygımız şu ki bu düzenlemeler kalıcı hâle gelecek.

Yine, 31’inci maddede de, hem anayasal güvenceler hem de Ceza Usulü Yasası’ndaki tedbirle kurumlar baypas edilmiş oluyor ve yine bu kanun hükmünde kararnameyle, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki uygulamacılara doğrudan, sanki ortada kesin bir hüküm varmış gibi mala mülke el koyma yetkisi geliyor. Her ne kadar kişiler veya tüzel kişiler hakkında lehe bir sonuç doğarsa bu zararın telafi edileceği ifade edilmişse de hepimiz biliyoruz ki çok ciddi anlamda telafisi imkânsız zararlar doğurabilecek nitelikte düzenlemeler bunlar ve kişiler ciddi anlamda adli soruşturmadan yoksun kalabilecekleri gibi mal kayıpları da yaşayacaklar.

Yine, bu maddeyle Anayasa’nın 36’ncı maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü de bertaraf ediliyor ve masumiyet karinesi yok ediliyor en önemlisi.

OHAL’in yaşamımıza getirdiği başka bir şey de yine, insanların ve tüzel kişilerin mal varlıklarına ve hatta emekli maaşı ve sosyal güvencelerine el konulması. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128’inci maddesine göre kişilerin mallarına el konulabilir ama bunun için, el konulan malların suçun işlenmesinden elde edildiğine dair somut bir delil şart.

Bir ülke düşünün, yürütme organı kimseye sormadan, kimseye danışmadan toplumsal düzende önemli değişiklikler yapan yasa çıkarıyor ve bu yasa hiçbir mahkemenin denetimine tabi değil. Şimdi, biz bunları söylediğimizde, diktatörlük diye bunu eleştirdiğimizde bize kızıyorsunuz ama kusura bakmayın sayın vekiller, siyasi terminolojide bunun başka bir karşılığı da yok maalesef.

Şimdi, biliyorsunuz bugün AB ilerleme raporu yayımlandı. Yine Türkiye’yi yerden yere vuruyor rapor. AB kriterleriyle yine bağlantılı olarak Avrupa Konseyi sürekli olarak Türkiye’yi uyarıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin nitekim OHAL’le ilgili yerleşik bir içtihadı var, diyor ki: “Tehdit azaldığı ölçüde alınan önlemlerin de azalması lazım.” Şimdi her geçen gün bu tedbirlerin arttığını görüyoruz. Ben burada sormak istiyorum Hükûmete: Acaba tehdit artıyor mu? Yani bizim bilmediğimiz, artmaya devam eden bir tehdit mi var ki önlemler her geçen gün artıyor? Bu sorunun cevaplanması gerekiyor.

AB ilerleme raporuna yönelik olarak Sayın Cumhurbaşkanının ve Avrupa Birliği Bakanımızın yine böyle -ahkâm kesen diyeceğim- açıklamaları var. Oysa ortada elli yıllık bir birikim, elli yıllık bir emek var. Dolayısıyla, AB müzakerelerinin dondurulması tehdidine karşı çok daha yapıcı, Türkiye’nin böylesine stratejik hedefiyle ilgili çok daha yapıcı tepkilerin ortaya konmasını, yapılan eleştirilerin dikkate alınmasını dilerdik.

Öte yandan, malum, zaten mevcut Terörle Mücadele Kanunu bir problemdi AB-Türkiye ilişkileri açısından, şimdi olağanüstü hâl kararnamesiyle birlikte Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişiklik Türkiye-AB ilişkilerini iyice çıkmaza soktu. Dolayısıyla, bu açıdan da bizler hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Avrupa Birliği standartlarına erişmesi bakımından hem de çağdaş dünyadan hızla Türkiye’nin koparılması açısından son derece kaygılıyız.

Tabii, bir de idam cezası tartışmaları var. Türkiye’de iç kamuoyuna yönelik yapılan tüm konuşmalar dış dünyada çok daha misliyle tepki buluyor, bu tartışmalar bizi her geçen gün dünyadan koparıyor. Şuna artık kanaat getirdik: Türkiye, AB normlarını kendisine ayak bağı olarak görüyor, AB’yle ipleri tamamen koparmak için elinden geleni yapıyor. “Vatandaşlarımız Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz gidecek.” diye iç kamuoyuna yönelik bu şekilde diplomatik hamleler yapılırken, vatandaşlarımız, şu anda, yabancı ülkelerin konsolosluklarında, oturma izni, iltica başvuruları için kuyruktalar. Bu da maalesef Türkiye’nin içine düşürüldüğü ironik durum.

İçinden geçtiğimiz dönemin 12 Eylülü aratmadığı sıkça dile getiriliyor. 12 Eylül döneminde tutuklu ve hükümlü sayısında yaklaşık 27 bin kişilik bir artış olurken, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana 34 bin kişi darbe girişimiyle alakalı olarak tutuklanmış. Yeni cezaevlerinin yapılacağı söyleniyor. Biliyorsunuz, tutuklu, hükümlü sayıları her geçen gün artıyor.

Ayrıca, cezaevlerindeki güvenlik sorunları bir başka problem. Her ne kadar yandaş basına yansımasa da, avukatlar, meslektaşlarımız cezaevlerinde çok ciddi güvenlik sorunlarını gündeme getiriyorlar. Biliyorsunuz, şimdiye kadar 21 kişi cezaevlerinde hayatını kaybetti. Dolayısıyla, biz bunlardan kaygılıyız. Cezaevleri Alt Komisyonu bunların hiçbirini denetlemiyor. Oysa, bunların hepsinin hem Darbeleri Araştırma Komisyonunda hem Cezaevleri Alt Komisyonunda araştırılıyor olması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika süre alabilir miyim müsaade ederseniz?

BAŞKAN – Vermiyorum ama buyurun, tamamlayın isterseniz.

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ayrıca da cezaevleriyle ilgili basına çıkan bazı haberler var cezaevlerinden kaçış planı olduğuna yönelik. Bu anlamda avukatlar kaygılılar çeşitli cezaevlerine yönelik operasyonlar yapılacağı ve müvekkillerinin yaşam hakkıyla ilgili. Kötü muamele ve işkencenin, 16 maddesini askıya aldığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde, bu hâlde dahi işkence ve kötü muamelenin yasak olduğu açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla, bizler Hükûmeti bütün bu kanunlara uymaya davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğan.

Bölüm üzerinde şahıslar adına Sinop Milletvekili Nazım Maviş.

Buyurun Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuzda hepimizin bildiği ve yakinen yaşadığı hain bir darbe girişimine hep birlikte tanık olduk; tarihimizde yaşanmamış bir ihanetle karşı karşıya kaldık. Gazi Meclisimize, yüce milletimizin egemenliğinin tecelligâhına bomba yağdırılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan milletvekilleri olarak hep birlikte maruz kaldık. Rabb’ime şükürler olsun ki Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa dökülen yüce milletimizin kahramanca duruşu bu hain darbe girişimini bertaraf etmiş oldu. Ancak atlattığımız bu büyük tehlike sonrasında yapılması gereken ve atılması gereken adımlar vardı. Devlet içinde yapılanan bu örgütün bütünüyle temizlenmesi, içinde bulunduğumuz durumun hızlı ve etkili bir şekilde düzeltilmesi için olağanüstü hâl ilan edildi.

Olağanüstü hâl kararı ve çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle iki temel husus amaçlanmaktadır: İlk olarak, FETÖ terör örgütüyle daha güçlü, daha hızlı ve daha etkin bir mücadele amaçlanmaktadır. İkinci olarak, demokrasimizi teminat altına almak ve askerî darbe ihtimallerinin önünü kesin bir şekilde kesmek hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar ülkemiz demokrasisi birçok kere darbe ve müdahalelerle karşı karşıya kalmıştır. Yetkisini ve meşruiyetini halktan alan siyasetçilerin önü sürekli olarak meşruiyeti kendinden menkul gören vesayetçi odaklar tarafından kesilmiştir. Silahlı Kuvvetler içinde yuvalanan cuntalar siyasi hayata müdahaleyi meşru görmüşler ve demokrasimize darbe vurmuşlardır. Ülkemizde gerçekleştirilen her darbe vesayeti tahkim etmek istemiştir. Darbe sonrası yapılan anayasal ve yasal değişikliklerle demokrasi zapturapt altına alınmak istenmiştir. 1960 darbesinden sonra 1961 Anayasası’yla, 1924 Anayasası’nda Millî Savunma Bakanına bağlı olan Genelkurmay Başkanı Başbakana bağlanmış, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili düzenlemeler yapılmıştır. 1971, 1973; anayasal düzenlemelerle Millî Güvenlik Kurulunun yetkileri artırılmış, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Sayıştay denetimi dışına çıkarılması sağlanmış, askerî yüksek idare mahkemesinin kurulması sağlanmıştır. 1982 Anayasası’yla, YAŞ kararlarının yargı denetiminin dışına çıkarılması, Genelkurmay Başkanlığının YÖK’e üye ataması gibi, her darbe teşebbüsünün ardından vesayet tahkim edilmeye çalışılmıştır. Bu örneklerde de görüldüğü gibi, her darbe teşebbüsü sivil siyasetin üstünde vesayeti tahkim etmek isteyen yasal ve anayasal düzenlemeleri yapmaya çalışmıştır.

1960’tan bugüne kadar; 1960’ta, 1971’de, 1980’de, 28 Şubatta, 27 Nisanda ve 15 Temmuzda yapılan darbeler Türkiye'de darbeyi üreten bir yapısal sorunun olduğunu bize çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ortaya konulan kanun hükmünde kararnamelerle bu yapısal sorun çözülmeye ve FETÖ terör örgütüyle birlikte bütün terör örgütlerinin devletin içerisindeki yuvalanmaları engellenmeye çalışılmıştır.

Buradan biraz önce konuşan Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü arkadaşıma bir şeyi ifade etmek istiyorum: Biraz önce bu kürsüden konuşan arkadaşımız, İspanya Kralının İspanya’da İspanya Meclisini basan askerlerle ilgili yaptığı mücadeleyi ve orada İspanya demokrasisinin güçlenmesine dair attığı adımları örnek göstermiştir. Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında görev yapan bir milletvekili arkadaşımızın, İspanya Kralının İspanya’nın demokratikleşmesiyle ilgili ortaya koyduğu bu çabayı takdir ettiği kadar, 15 Temmuz gecesi, milletinin önünde, kameraların karşısında darbeye karşı çok açık ve net bir duruş sergilemiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını da takdir etmesini beklerdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, bugün, evet, darbeyi bir fırsata dönüştürüyoruz; darbeyi bu ülkeyi daha demokratikleştirmek için bir fırsata dönüştürüyoruz. Yıllardır bu ülkede asker-sivil ilişkisini eleştiriyoruz; yıllardır bu ülkede, 1960’tan bugüne kadar, darbeleri eleştiriyoruz, darbelere zemin hazırlayan sistemi eleştiriyoruz. İşte bugün, olağanüstü hâl kararlarıyla ve kanun hükmünde kararnamelerle darbeye zemin hazırlayan bu kurumsal yapı tasfiye edilmeye çalışılmaktadır. O açıdan, Türkiye'nin, milletiyle beraber, Parlamentodaki milletvekilleriyle beraber bu ülkenin kahraman Cumhurbaşkanını takdir etme hakkı ve zorunluluğu vardır. Bunu ifade ederek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birinci bölüm üzerinde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip grubumuza sataşmıştır.

BAŞKAN – Gruba sataşma olmadı Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, olur mu? Yani, gayet açık ve net şunu söyledi: Biraz önceki konuşmacı olan arkadaşımıza “Kürsüde, niye Cumhurbaşkanını takdir etmedi?” diye gayet açık ve net söyledi. Bundan daha açık nasıl bir sataşma olabilir.

BAŞKAN - Sayın Tanal, az önce Sayın Bakan da ifadelerde bulundu. Faklı bir şekilde, aynı şekilde Sayın Maviş de kendi perspektifinden açıklamalarda bulundu. Şahsına sataşan, hakaret eden ya da gruba böyle bir sataşma yoktur.

Böylece, sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki tüm görüşmeler tamamlanmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim…

BAŞKAN – Şimdi, birinci bölümde yer alan maddelere…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - …ve varsa maddeler üzerindeki önerge oylamalarına geçiyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, o zaman sorularım var. Sorularım var. Madem böyle yapacaksanız, sorularımı soracağım.

BAŞKAN – Sayın Tanal maddelere geçtik, maddelere geçtik.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim sorular var, daha ona geçmediniz.

BAŞKAN – Efendim soru yok, maddelere… “Görüşmeler tamamlanmıştır.” dedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değil, değil… Yani…

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul etmeyenler...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Madde kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan.

BAŞKAN – Tamam, 2’ncisinde istersiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İsteyeceğiz hepsinde. Böyle yaparsan, hepsinde isteyeceğiz.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hiç kusura bakmayın!

BAŞKAN – “Görüşmeler tamamlanmıştır” dedik Sayın Tanal. Soru-cevabı geçtik, maddeyi oyladık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, böyle yaparsanız hepsinde karar yeter sayısı isteyeceğim artık.

BAŞKAN – Bir dakika, 60’a göre size söz vereyim istiyorsanız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kanuna karşı hile yapmam. Sataşmada bulundu, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma yok Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yoksa devam ediniz o zaman.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Bakan isterse bir ihtimal olabilir ama gruba yönelik hiçbir şey söylemedi, Sayın Bakan’ın ifadelerine ilişkin söyledi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, hayatım boyunca kanuna karşı hileye hiç bulaşmadım ve bulaşmak da istemem.

BAŞKAN – Ama, gruba yönelik hiçbir şey söylemedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben yasal olan hakkımı istedim.

BAŞKAN – Tutanakları aç bak, gruba yönelik hiçbir şey söylemedi. Hiçbir şey söylemedi, hayır Sayın Tanal. Yoksa biz de…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tutanakları isteyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tutanakları isteyelim, bakalım, gruba yönelik varsa değerlendiririz.

2’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 15/8/2016 tarih ve 421 sıra sayılı 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Dursun Çiçek                         Bülent Yener Bektaşoğlu                         Murat Bakan

                 İstanbul                                         Giresun                                           İzmir

              Ceyhun İrgil                                 Burcu Köksal                                 Kazım Arslan

                   Bursa                                     Afyonkarahisar                                    Denizli

      Fatma Kaplan Hürriyet                         Mahmut Tanal                          Zülfikar İnönü Tümer

                  Kocaeli                                         İstanbul                                          Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) –Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz sonrası olağanüstü hâl ilanı sayesinde âdeta darbe fırsatçılığı yapıp KHK’larla devleti yeniden şekillendirmeye çalışıyorsunuz. “FET֒cüleri temizliyoruz.” diye suçlu, suçsuz bakmadan insanları işinden, aşından ve özgürlüğünden ettiniz. Bank Asya’dan kredi çeken memuru işten attınız ama bu FET֒cülerle Bank Asyanın açılışında kurdelesini birlikte kestiniz. FET֒yle bağlantısı olduğunu gördüğünüz okullara çocuklarını gönderen memurları açığa aldınız ama o okullara arsa tahsis eden belediye başkanlarınıza, o okullara giden öğrencilere devlet teşviki veren Millî Eğitim Bakanınıza dokunmadınız. Türk Silahlı Kuvvetlerinde ne kadar Atatürkçü, cumhuriyetçi asker varsa bunlara kumpas kurulup içeri atılırken sesinizi çıkarmayıp bir de üstüne “Ergenekon’un savcısıyız.” deyip FET֒cüleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevlendirip bize 15 Temmuzu yaşattınız. Biz “Fetullah Gülen terör örgütüdür.” dediğimizde, kürsülerden “Gel de bu hasret bitsin.” diye seslendiniz. “Hoca Efendi” diye Türkçe Olimpiyatları’na katılıp methiyeler düzdünüz. Pensilvanya’ya gidip elini ölüp fotoğraflar çektirip icazet aldınız.

Bakın, biraz önce, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Naci Bostancı söylemlerimizin altının boş olduğunu ifade etti. Ben size söylemlerimizin altının aslında ne kadar dolu olduğunu bizzat örnek vererek açıklayacağım.

Afyonkarahisar Belediye Başkanı Sayın Burhanettin Çoban -ki AKP’nin kurucularındandır, yıllar boyunca da İl Başkanlığı yapmıştır- geçtiğimiz ay katıldığı bir televizyon programında, AKP’de insanların vekil, bakan veya belediye başkanı olmak için -birçok AKP’linin- Pensilvanya’ya gidip icazet aldığını, kendisinin belediyeye ait bilgi evlerini 1 Nisan 2014 tarihine kadar FET֒cülere kullandırdığını, ayrıca, FETÖ nedeniyle kapatılan Osmanbey Kolejine belediye arsasını Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği üzerine kendisinin tahsis ettiğini bizzat itiraf etti. İsterseniz, buna ilişkin kaseti de televizyon programının kasetini size ulaştırabiliriz Sayın Bostancı.

On dört yıllık iktidarınız döneminde FET֒yle et ile tırnak gibi oldunuz, sonra da çıkıp “kandırıldık” dediniz. “FET֒cüleri temizliyoruz.” diye, hiçbir FETÖ bağlantısı olmayan yirmi dört yıllık Adli Tıp uzmanını ihraç edip tutukladınız. Gerekçe ne biliyor musunuz? Gizli tanık beyanı. Hoş, gerçi biz ülke olarak gizli tanıklara çok alıştık. PKK’nın 2 numaralı adamı kumpas davasında askerlere karşı gizli tanık olarak görüldü. Ondan sonra, bunu gördükten sonra, artık bunlar hafif kalıyor. Bakın, 29 Ekim töreninde Afyonkarahisar Sinanpaşa Kaymakamı cumhuriyetin önemini vurgulayıp “Padişahlık gelmeyecek, tek adamlık gelmeyecek.” dedi, bununla ilgili bir konuşma yaptı, ondan sonra açığa alındı. Bu manidar değil mi? “FETÖ temizliğini muhalifleri cezalandırma avına dönüştürmeyin.” dedik ama ne hikmetse muhalif olan insanlara karşı sopa olarak kullanmaya başladınız fakat iş siyasi kanada gelip dayanınca “kandırıldık” deyip sıyrılmaya çalışıyorsunuz. Kendi içinde bile FETÖ temizliği yapamayan AKP, ülkedeki FET֒cüleri nasıl temizleyecek Allah aşkına?

Ülkeyi iyi yönetemiyorsunuz, ülkeyi iyi yönetemediğiniz için de iç ve dış politikadaki başarısızlıklarınızı örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Teröre, işsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, ekonomideki kötü gidişata dur diyemeyen, kendi seçim afişlerinizde bile doğu ve güneydoğuda “OHAL kalktı, özgürce yaşıyorum.” diye övünüp, 15 Temmuz sonrası yaşananları fırsat bilip olağanüstü hâli tüm ülkede ilan ediyorsunuz ve KHK’larla, olağanüstü hâl döneminde çıkardığınız KHK’larla devleti yeniden dizayn etmeye çalışıyorsunuz. Hiç kusura bakmayın, şapka düştü kel göründü.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.08

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

421 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

421 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 15/8/2016 tarih ve 421 sıra sayılı 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesiyle 27/7/1967 tarih ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 14’üncü maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 14/A maddesinin "... yedek subay olma koşullarını taşımak ve sınavlarda başarılı olmak şartıyla" ibaresinden sonra gelmek üzere, "Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden ihtiyacı karşılayacak pilot subay temini mümkün bulunmadığı hallerde" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Dursun Çiçek                    Kazım Arslan                            Murat Bakan

             İstanbul                           Denizli                                     İzmir

          Ceyhun İrgil              Fatma Kaplan Hürriyet              Bülent Yener Bektaşoğlu

               Bursa                             Kocaeli                                   Giresun

    Zülfikar İnönü Tümer              Mahmut Tanal

              Adana                            İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 421 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesiyle 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen 14/A maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                Hasan Basri Kurt

             Amasya                               İstanbul                               Samsun

      Kerem Ali Sürekli                     Ramazan Can                  Hacı Bayram Türkoğlu

               İzmir                                Kırıkkale                                Hatay

                                                   Necip Kalkan

                                                        İzmir

"Dış kaynaktan pilot subay temini:

MADDE 14/A- En az dört yıl süreli eğitim veren fakülte veya yüksekokullardan pilot olarak mezun olanlar ile ticari pilot lisansı veya havayolu nakliye pilotu lisansı bulunanlar öncelikli olmak üzere en az dört yıl süreli mühendislik eğitimi veren fakülte veya yüksekokullardan mezun olan kadın veya erkeklerden muvazzaf subay olmak için başvuranlar; düzeltilmemiş nüfus kaydına göre müracaat yapılan yılın ocak ayının ilk günü itibarıyla otuziki yaşını bitirmemiş olmak, yedek subay olma koşulları ile uçuş için gerekli şartları taşımak ve sınavlar ile uygulanacak temel askerlik eğitiminde başarılı olmak şartıyla muvazzaf subaylığa nasbedilebilirler. Bunlardan pilotaj eğitiminde başarısız olanlar, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde hizmetine ihtiyaç duyulması halinde, 14 üncü maddede düzenlenen diğer şartları sağlamak ve gerekli eğitimleri tamamlamak kaydıyla diğer sınıflarda istihdam edilebilirler. Ancak bunlar için 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasındaki deneme süresi üç yıl olarak uygulanır. Pilotaj eğitiminde başarısız olanlar ile deneme süresi içerisinde Türk Silâhlı Kuvvetlerinden ayrılanlardan herhangi bir tazminat alınmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede 676 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okutmuş olduğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi tamamen değiştiren bu önerge diğer önergeyi de ortadan kaldırıyor.

Dolayısıyla, kabul edilen doğrultusunda 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeye bağlı ek geçici madde 92 üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 421 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6’ncı maddesiyle 926 sayılı Kanun’a eklenen ek geçici 92’nci maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                Hasan Basri Kurt

             Amasya                               İstanbul                               Samsun

      Kerem Ali Sürekli                     Ramazan Can                  Hacı Bayram Türkoğlu

               İzmir                                Kırıkkale                                Hatay

         Necip Kalkan

               İzmir

"EK GEÇİCİ MADDE 92- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce herhangi bir nedenle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan veya ilişiği kesilen pilot subaylar ile ticari pilot lisansı ya da havayolu nakliye pilotu lisansına sahip en az 1000 saat uçuşu bulunan diğer sınıflardaki subaylardan istekliler, uçuş için gerekli şartları sağlamaları ve başvurularının uygun görülmesi halinde ilgili Kuvvet Komutanının teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı ile yeniden subay nasbedilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinde pilot olarak görevlendirilebilirler. Bunlar 2629 sayılı Kanun kapsamında pilot kabul edilirler. Bunların dışarıda geçirdikleri süreler rütbe bekleme süresinden, pilot subayların dışarıda geçirdikleri uçuş süreleri, belgelendirmeleri kaydıyla ayrıca uçuş hizmet süresinden sayılır. Malûllük ve ölüm hali hariç olmak üzere en az dört yıl görev yapmadan Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılanlar, nasbedildikleri yeni rütbelerinin emeklilik de dahil olmak üzere hiçbir hakkından yararlanamaz. Emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken bu madde kapsamında görevlendirilenlerin bu aylıkları kesilir. Aylıkları kesilenlerden dört yıl görev süresi şartını yerine getirmemiş olanların, bu hizmet süreleri hizmet birleştirmesine konu edilmez ve başkaca bir şart aranmaksızın haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanır. Aylıkları kesilenlerin sigortalılıklarının sona erdiği tarih yazılı istek tarihi kabul edilerek ilgili sosyal güvenlik kanunlarına göre aylıkları yeniden bağlanır. Bu maddenin uygulanması nedeniyle geçmişe yönelik olarak herhangi bir ödeme yapılmaz.

Bu madde kapsamındakiler göreve başladıkları tarihten itibaren dört yıl süresince 41 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan Yüksek Askerî Şûra tarafından belirlenecek hizmet kadrosu fazlası albay miktarı kapsamında değerlendirilmezler.

Bunların Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve tekrar başladıklarında bir defaya mahsus olmak üzere 38 inci maddede belirtilen rütbe terfi şartları ve esasları aranmaksızın emsallerinin bulundukları rütbelere terfi işlemleri derhal yapılarak nasıpları emsalleri tarihine götürülür."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) –Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede 676 sayılı KHK’yla yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda madde 6’ya bağlı ek geçici madde 92’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 6’ya bağlı ek geçici madde 93’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 421 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7’nci maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                Hasan Basri Kurt

             Amasya                               İstanbul                               Samsun

      Kerem Ali Sürekli                     Ramazan Can                  Hacı Bayram Türkoğlu

               İzmir                                Kırıkkale                                Hatay

         Necip Kalkan

               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede 669 sayılı KHK’da yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiş, 7’nci madde metinden çıkartılmıştır.

8’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 15/8/2016 tarih ve 421 sıra sayılı 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8’inci maddesiyle yapılan 1324 sayılı Kanunun 8’inci maddesinin birinci fıkrasındaki değişiklikte "Genelkurmay Başkanı" ibaresinden sonra gelmek üzere "Kara, Deniz veya Hava Kuvvetleri Komutanlığını yapmış" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Dursun Çiçek                        Murat Bakan                        Kazım Arslan

             İstanbul                                İzmir                                 Denizli

          Ceyhun İrgil                 Bülent Yener Bektaşoğlu                Mahmut Tanal

               Bursa                                 Giresun                               İstanbul

   Fatma Hürriyet Kaplan                                                     Zülfikar İnönü Tümer

             Kocaeli                                                                          Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyoruz:

Gerekçe:

1324 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin "Genelkurmay Başkanı; Kara, Deniz veya Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmış general ve amiraller arasından, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır." şeklinde olan birinci fıkrası, 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8’inci maddesinde "Genelkurmay Başkanı; orgeneral ve oramiraller arasından, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır. " olarak düzenlenmiştir.

Genelkurmay Başkanının sorumluluk ve yetki anlamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üst mercisi olması nedeniyle kuvvet komutanlığı yapmış orgeneral veya oramiraller arasından atanması liyakat ilkesinin gereğidir.

Bu bağlamda, 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8’inci maddesinde "Genelkurmay Başkanı; orgeneral ve oramiraller arasından, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır." olarak düzenlenen maddenin, "...Genelkurmay Başkanı" ibaresinden sonra gelmek üzere, "Kara, Deniz veya Hava Kuvvetleri Komutanlığını yapmış" ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde iki önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine söz vereceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 421 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9’uncu maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                        Hasan Basri Kurt

                 Amasya                                         İstanbul                                         Samsun

          Kerem Ali Sürekli                              Ramazan Can                          Hacı Bayram Türkoğlu

                   İzmir                                          Kırıkkale                                         Hatay

                                                                 Necip Kaplan

                                                                   İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Dursun Çiçek                                 Kazım Arslan                                 Murat Bakan

                 İstanbul                                         Denizli                                           İzmir

     Bülent Yener Bektaşoğlu                         Ceyhun İrgil                           Fatma Kaplan Hürriyet

                  Giresun                                          Bursa                                           Kocaeli

        Zülfikar İnönü Tümer                          Mahmut Tanal

                   Adana                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu aynı mahiyetteki önergelere?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat)- Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeleri okutuyoruz.

Gerekçe:

Maddede 669 sayılı KHK’da yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

Gerekçe:

OHAL ilanıyla, 15 Temmuz 2016 tarihinde Fetullahçı terör örgütünün yaptığı darbe girişimi nedeniyle şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin bozulması nedeniyle hukuk devletine, vatandaşların hak ve özgürlüklerine yönelik olarak ortaya çıkan tehditlerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

Anayasa’nın 120’nci ve 121’inci maddeleri uyarınca 668 sayılı KHK’nın amaç ve kapsamı 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla ilan edilen OHAL ilan sebebine uygun olmalı, bu sebebi ortadan kaldırarak en kısa sürede olağan döneme dönmeyi amaçlamalıdır.

Bu maddede yapılan değişiklik, OHAL sebebini ve amacını aşan bir düzenlemedir. Genel ve sürekli nitelik taşıyan, hukuken özlü ve kalıcı bir etkiye neden olacak bu değişiklik dolayısıyla OHAL süresi sona erdikten sonra da yürürlükte kalacaktır.

Bu madde, Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifadesi bulunan “olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konu”da yapılmış bir düzenleme olarak nitelenemez. Madde metninden çıkarılması istenen düzenleme, Anayasa’nın 121’inci maddesine aykırıdır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmiştir dolayısıyla 9’uncu madde metinden çıkartılmıştır.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda, kanun yazımı sırasında maddeler teselsül ettirilecektir. Kanun hükmünde kararname görüşmelerine mevcut maddelere göre devam edeceğiz.

10’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 15/8/2016 tarih ve 421 sıra sayılı 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 10’uncu maddesinin kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Dursun Çiçek                      Kazım Arslan                          Murat Bakan

             İstanbul                             Denizli                                   İzmir

          Ceyhun İrgil                Fatma Kaplan Hürriyet            Bülent Yener Bektaşoğlu

               Bursa                               Kocaeli                                 Giresun

    Zülfikar İnönü Tümer                Mahmut Tanal

              Adana                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 6’ncı maddesinin “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanının en az dört yıl üye olarak görev yapmış hakim sınıfından seçeceği bir üye Genel Sekreterlik görevini yapar. Bu görev için ayrıca kadro verilir." şeklinde olan birinci fıkrasının birinci cümlesi, 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 10’uncu maddesiyle "Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun hakim sınıfından seçeceği bir üye Genel Sekreterlik görevini yapar. " olarak düzenlenmiştir.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin Genel Sekreterlik makamına belli süre görev yapmış hâkimler arasından atama yapılması liyakat ilkesinin gereğidir.

Ayrıca bu hüküm, Anayasa’nın 121/3’üncü maddesinde ifadesi bulunan "olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konu"da yapılmış bir düzenleme olarak nitelenemez. Bu itibarla, madde metninden çıkarılması istenen düzenleme Anayasa’nın 121’inci maddesine aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 421 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Mehmet Naci Bostancı                Mehmet Doğan Kubat            Hasan Basri Kurt

             Amasya                                   İstanbul                            Samsun

   Hacı Bayram Türkoğlu                      Ramazan Can                 Kerem Ali Sürekli

              Hatay                                   Kırıkkale                            İzmir

         Necip Kalkan

               İzmir

"MADDE 13- 2629 sayılı Kanuna ekli ek cetvel aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"EK CETVEL:

A- Hizmet Grubu: Jet Pilotu,

B- Hizmet Grubu: Pervaneli Pilotu,

C- Hizmet Grubu: Silah Sistem Subayı,

Ç- Hizmet Grubu: Seyrüsefer Subayı,

D- Hizmet Grubu: ADS Pilotu, Denizaltıcı Subay, Denizaltıcı Astsubay, Denizaltıcı Uzman Erbaş, Dalgıç, Kurbağa Adam,

E- Hizmet Grubu: Taktik Koordine Subayı, Uçuş Ekibi Personeli, Görev Ekibi Personeli, Paraşütçü.

 

 

Hizmet Yılı

Tazminat Oranlan (%)

 

A Hizmet Grubu

B Hizmet Grubu

C Hizmet Grubu

Ç Hizmet Grubu

D Hizmet Grubu

E Hizmet Grubu

1

290

290

290

270

284

270

2

297

297

297

274

289

274

3

306

306

306

280

294

280

4

345

345

332

309

301

286

5

359

359

347

323

305

291

6

366

371

358

339

311

295

7

392

392

375

351

316

300

8

403

403

382

357

320

304

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ekli liste olduğu için ekin okunmasına gerek yok efendim, bu tip şeylerde bu şekildedir. Zaten “ekli liste” diye geçiyor. Çünkü, metinde “2629 sayılı Kanuna ekli cetvel aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.” denildikten sonra, A, B, C, Ç, D, E şeklinde ekli liste var. Listenin okunmasına gerek yok efendim, liste ekinde zaten. Bugüne kadarki bütçe kanunlarında ve diğer şeylerde uygulamalarımız bu şekilde.

BAŞKAN – Başladığımız işi tamamlayalım Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçmesi açısından söyledim Başkanım.

BAŞKAN – Tamam.

“

9

413

418

389

366

324

310

10

520

495

435

426

326

316

11

539

514

450

444

332

319

12

565

535

468

465

338

324

13

618

653

487

485

346

329

14

720

780

514

503

349

334

15

725

790

520

527

353

340

16

740

815

527

533

357

346

17

762

840

530

538

363

351

18

782

867

534

544

366

357