TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 15’inci Birleşim

                                                                                        2 Kasım 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, medyanın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’in, Musul’la tarihî bağlarımıza ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, narenciye sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kötü giden ekonominin faturasının halka kesildiğine ve Hükûmetten bir an önce önlem almasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, son yapılan kayyum uygulamalarıyla seçmen sayısının sıfırlandığına ilişkin açıklaması

3.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, Avrupa Parlamentosu Başkanının Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonla ilgili bazı ifadelerine, terörle mücadele ve ulusal güvenlik gerekçesiyle birçok Avrupa ülkesinde medya özgürlüğünün kısıtlandığına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlık sistemiyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Pozantı-Gölcük arasındaki yol yapımında mağdur olan çiftçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, TELEKOM’un Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan bir yazılım şirketinden casus yazılım istediğiyle ilgili basında yer alan haberlere ve AKP Hükûmetinin vatandaşların attığı her adımı neden takip etmek istediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, hiçbir zaman bu kadar faşizan, bu kadar baskıcı bir düzen görülmediğine ve basına, insan hayatına bu kadar müdahalenin olmadığına ilişkin açıklaması

8.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri ve devlet hastaneleri olarak hizmet vermeye başlamasının halk tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandığına ve Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Recep Tayyip Erdoğan, AKP ve Fetullah Gülen’in menzilinin aynı olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a yapılan saldırıyı ve Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonu kınadığına ve çevreye zarar veren projeler konusunda Hükûmetten açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

11.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Hükûmetin paralel devlet yapılanması bahanesiyle muhalif kesimlere yönelik baskı yaptığına, OHAL ve kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye’yi hapishaneye çeviren bu zihniyeti şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Türkiye’nin OHAL kararnameleriyle tam bir kaosa sürüklendiğine ve kamu vicdanını yaralayan bazı kararların gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a gerçekleştirilen saldırıları kınadığına ve bu saldırıların Cumhuriyet Halk Partisini asla durduramayacağına ve Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyona ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a yapılan saldırı ile Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonu kınadığına ve fındık fiyatında yabancı firmaların manipülasyonu konusunda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının çalışmalarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptıkları açıklamaları ile Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Ankara Etimesgut Kaymakamının Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum olarak atanmasına, siyasi soykırım operasyonları kapsamında Elâzığ’da aralarında DBP eş başkanlarının da bulunduğu 10 kişinin gözaltına alınmasına ve ölümle, tutuklamayla ve baskılarla asla diz çökmeyecek bir halk iradesinin dimdik ayakta olduğuna ilişkin açıklaması

 

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a yapılan saldırıyı kınadığına, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ve 4 Kasım Hazreti Ömer’in ahirete irtihalinin yıl dönümüne ilişkin açıklaması

20.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine, 15 Temmuzu AK PARTİ ve Recep Tayyip Erdoğan’ın içinde bulunduğu bir senaryo gibi göstermenin üzücü olduğuna ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, on altı yıl öncesinden Fetullah Gülen’in askerî darbe yapacağını ifade eden Hikmet Çetinkaya ve Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının saçma bir iddiayla gözaltında olduklarına ve hakkında FET֒cülükten dolayı dava açılan ve şu anda sanık olan bir savcının bu soruşturmayı yürüttüğüne ilişkin açıklaması

22.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Cumhuriyet gazetesine yöneltilen soruşturmayı yürüten savcının FETÖ adına açılan bir davada sanık olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bilirkişilik müessesesiyle ilgili bazı bilgileri öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

26.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı yürüten savcının bir FETÖ davasının sanığı olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

27.- Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP Grup Başkan Vekili olarak sorduğu basit bir soruya cevap alamadığına ilişkin açıklaması

30.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturmayı yürüten savcının Fetullahçı yapılanmayla ilgili geçirdiği bir soruşturma süreci olup olmadığı bilgisinin bir an önce verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

31.- Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in, Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Murat İnam’ın Selam Tevhid soruşturması nedeniyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinde açılan davada sanık olduğuna ve FET֒ye karşı yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında herhangi bir açığa alma veya ihraç işlemi yapılmadığına ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya grup başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın 388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, kamuda çalışan avukatların özlük haklarında yaşadıkları mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/348)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ ve 23 milletvekilinin, zorunlu trafik sigortası primlerinin yüksekliğinin yarattığı mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

3.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Hrant Dink cinayetinde rol alan derin ilişkilerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, anayasal güvence altında olan haber alma hakkının ihlal edilişinin yarattığı sakıncaların tespitine ilişkin 6/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Bilirkişilik Kanunu Tasarısı (1/687) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 388)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

2 Kasım 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşimini açıyorum.

İyi çalışmalar diliyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, medyanın sorunları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Atila Sertel’e aittir.

Buyurun Sayın Sertel. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, medyanın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün, konuşmamı gerçekten içten, yürekten ve bu ülkenin hayrına yapıyorum ve o nedenle de sözüm Meclisten dışarı diyorum. Çünkü, bıçağın kemiğe dayandığı bu noktada, dikkate alınması gereken eleştirilerde bulunacağım.

Sözüm Meclisten dışarı dememin sebebi, bu gidişatta tanık olduğunuz olaylar karşısında sorumsuz, vurdumduymaz ve biat eden anlayışınız nedeniyledir. Biz size ne söylersek söyleyelim, hiçbir hükmünün olmadığını ne yazık ki yaşayarak öğreniyoruz. Bir yerden bir emir geliyor “tak” diye, hemen yapıyorsunuz “şak” diye.

Bu ülke güzel bir ülke, bu ülkeyi gerçekten zıvanadan çıkardınız. “Olağanüstü hâli kaldıracağız.” diye pankartlar astınız Türkiye’nin her yerine seçim öncesi, şimdi olağanüstü hâli getirdiniz. Neymiş? Olağanüstü hâl gerekliymiş.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sessizliğimizi koruyalım.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Neymiş? Kanun hükmünde kararnameler gerekliymiş. KHK’lara dayanıyorsunuz. Ben, KHK’ları keyfî hükümler kararnamesi olarak adlandırıyordum, son dönemde kanunsuz hükümler kararnamesi olarak adlandırıyorum. Siz, ne yazık ki bu gerçeği de kabul etmezsiniz. FET֒yle tek yumurta ikizisiniz, beraber doğdunuz, beraber yürüdünüz ve hatta şarkılar söylediniz “Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda.” diye. O şarkının güftecisi de bestecisi de bu durumdan inanın utanıyordur “Nereden yaptım bu şarkıyı da bunlara malzeme oldu.” diye.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Şarkıyı beğendiniz galiba, beraber söylüyorsunuz.

ATİLA SERTEL (Devamla) - “Kandırıldık.” dediniz, birçok olayda insanları kandırdınız. Sürekli övgüyle bahsettiğiniz ve baş tacı ettiğiniz, yurda çağırdığınız Fetullah Gülen’le ilgili inanılmaz durumları birlikte yaşadık. Ben Ergenekon davalarını yaşadığım süreçte, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanıyken, İzmir Gazetecileri Cemiyeti Başkanıyken Silivri zindanlarının önünde Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleriyle gaz yerken, coplanırken şunu söylüyorduk: O süreçte 200 gazeteciyi siz cezaevinde sorgusuz sualsiz yatırdınız. Bizim arkadaşlarımız o süreçten geçtiler ve aklandılar. Onlar aklandılar ama siz asla o süreçten dolayı aklanamayacaksınız ve o süreçte o arkadaşlarımızın çoluk çocuğunun vebalinin, eşlerinin vebalinin, onların zindanlarda dört yıl, beş yıl yatırıldığının vebalinin mutlaka karşılığını da bir gün göreceksiniz.

Daha iki gün önce Cumhuriyet’e operasyon yaptınız; çiçeği burnunda, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’yu gözaltına aldınız, Hikmet Çetinkaya gibi İzmir kökenli bir gazeteciyi, Aydın Engin gibi 12 Eylül döneminde, 12 Mart döneminde işkenceden geçmiş, cezaevinde yatmış ve yurt dışında sürgünde bulunmuş bir aydını gözaltına aldınız. Bu insanların yaşı 75 ve Orhan Erinç gibi Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Başkanını da alacaktınız, gerekçe olarak dediniz ki: “Yaşı ileri.”

Şimdi, söylüyor Yılmaz Özdil bugün, diyor ki: “Kaderin cilvesi, tam on altı yıl önce 2 Kasım 2000 tarihindeki makalesinde Hikmet Çetinkaya şunu söylüyor: ‘Fetullah Gülen’in tek amacı var, Türk Silahlı Kuvvetlerinde iyice örgütlenip askerî darbeyle devleti ele geçirmek. Fetullah Gülen askerî darbe planı yapıyor.’” Bunu yazan Hikmet Çetinkaya, 12 Eylül döneminde tutuklu bir arkadaşımız. Şimdi, gerçekler mutlaka bir gün gene gelip ortaya çıkacaktır ama bir tespiti yapmak istiyorum: 12 Eylülde gözaltında tanıdığım Hikmet Çetinkaya’nın Gülenciler terör örgütünü anlatan onlarca kitabını görmeden ona “Fetullah Gülen’le iş birliği...” demek gerçekten sizin ve sizin yaptığınız davranışların en kötü örneklerinden biridir.

Kitaptan korkuyorsunuz, kalemden korkuyorsunuz, karikatürden korkuyorsunuz, cumhuriyetten korkuyorsunuz ama şunu söyleyeyim: Hasan Cemal gibi size bir dönem “Yetmez ama evet.” diye demokrasi konusunda sahip çıkan insanın, gazetecinin bile, basın kartını iptal ettiniz. Bu ayıplar sizin çoluk çocuğunuza kalacak ayıplardır. Bunları lütfen, bir daha gözden geçirin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sertel.

Gündem dışı ikinci söz, Musul’la tarihî bağlarımız hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’in, Musul’la tarihî bağlarımıza ilişkin gündem dışı konuşması

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi, değerli milletvekillerimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Ayrıca, yakın zaman diliminde müessif bir saldırıya uğrayan Cumhuriyet Halk Partili Değerli Milletvekilimiz Sayın Bülent Tezcan’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Bugün aramızdan ayrılan, hakikaten, devlet adamlığı tanıyanların tamamınca müsellem olan, benim de yakinen tanımaktan kıvanç duyduğum, çeşitli dönemlerde Türkiye hükûmetlerinde görev yapmış olan, bakanlık yapmış olan Saygıdeğer Korkut Özal’ın vefatını da teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Kendisine Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına başsağlığı dileklerimi sunuyorum.

Şair şöyle diyor bir şiirinde:

“Şu yakın suların,

Kolu neden bükülmez?

Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin,

Benden doğar, bana dökülmez?

 

Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum,

İdil'le, Tuna'yla, Nil'le konuşurdum,

‘Sangaryos’u ‘Sakarya’ yapan,

‘İkonyom’u ‘Konya’ yapan,

Dille konuşurdum.”

Biz, ne yazık ki sınırları belli noktalardan öteye geçemeyen bir neslin çocuklarıyız. Sınırlarımız Dicle’den, Fırat’tan Meriç’ten öteye maalesef geçmiyor. Ama, elbette bu durum, geçmişimize de tarihimize de tarihî bağlarımıza da bugünkü sınırlardan bakmamızı gerektirmiyor. Gönüllere ve zihinlere ne geçmişte ne de günümüzde sınır çizilebilmiştir. Bu bakımdan “gönül coğrafyası” tabiri fevkalade önemlidir.

Haritayı açıp baktığımızda, haritanın batı tarafında Edirne ötesindeki göz ağrılarımızla karşılaşırız; Deliorman, Şumnu, İskeçe, Şıpka, Niş, Saraybosna, Filibe, Yanbolu, Silistre, İşkodra, Kavala, Gümülcine, Dedeağaç… Uzar gider liste. Ama, haritanın aşağısında da bizi başka göz ağrılarımız bekler. Onlar da “Mekke” diye başlar, “Medine” diye devam eder, “Şam” diye ses verir, “Bağdat” diye yankılanır ve “Kahire” deriz, “Trablus” deriz, “Bingazi” deriz. Böyle büyük bir devletin çocukları olarak, evlatları, o ecdadın ahfadı olarak, hakikaten, biz, gönül coğrafyası çok zengin bir ülkenin çocukları olarak burada siyaset yapmaktayız, Mecliste ülkemizi temsil etmekteyiz ve gönül coğrafyamızla bağlarımızı da sıklıkla dile getirmekteyiz.

Türküler çok şey söylüyorlar. Nitekim bazı türkülerde bazı hususlar çok ön plana çıkar. Musul’la ilgili de bu tip türküler vardır. Musul’la alakalı türkünün giriş dizelerinde “Gül açar, bülbül öter Musul’un bağında.” diye başlar şair ve türküyü söyleyen de geri kalan kısmında öylece devam eder.

Zağra Müftüsü Hüseyin Raci Efendi’nin bir şiirinde nakarat olarak tekrarladığı “Aziz-i vakt idik, a'dâ zelil kıldı bizi!” ifadesi, hakikaten bugünlerimizi anlatan çok önemli bir ifade olsa gerektir. Musul, bizim soydaşlarımızın bulunduğu, dindaşlarımızın bulunduğu, tarihî bağlarımızın derin boyutlarda seyrettiği bir kutlu şehirdir. Asur başşehri Ninova yakınlarında kurulan bu şehirden biz Hazreti Yunus’u hatırlarız ve Hazreti Peygamberimiz Taif seferine gittiğinde, bağa sığındığında kendisini teselli edip daha sonra da kendisine inanan Addâs isimli Müslüman’ı hatırlarız. Hazreti Ömer devrinde fethettiğimiz Musul kentini biz daha sonra Yavuz Sultan Selim’den itibaren dört asır süreyle vilayet olarak yönetmişizdir. Okyanusun ötesinden bir ülke, okyanusun yine ötesinden bir ada ülkesi, okyanusun kıyısından bir başka ülke gelecek, orada haritaları yeniden çizmeye kalkışacak ama bizim bu kadar tarihî bağlarımız olan yere, imparatorluk değil miyiz canım, geçmişteki paryalarımız, bağlantılarımız, tabilerimiz bizi paçalarımızdan bataklığa çekti diyeceğiz, öyle mi? Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Onun için, Musul bizim göz bebeği bir kentimizdir ve orayla ilgili alınacak bütün siyasi kararlarda da biz varız, olmalıyız, olacağız.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Gündem dışı üçüncü söz, narenciye sektörünün sorunları hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Baki Şimşek’e aittir.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, narenciye sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; narenciye üreticilerinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tarım sektörü içerisinde önemli bir yere sahip olan narenciye sektöründe son birkaç yılda sorunlar çığ gibi büyümektedir. Dalında çürümeye terk edilen ve zor şartlar altında alıcı bekleyen narenciye, ülke ekonomisi ve insan sağlığı bakımından ülkemiz ve bölgemiz açısından son derece önemlidir. Dünyada 131 milyon ton narenciye üretilmektedir, Türkiye ise dünyada 9’uncu sıradadır. Ülkemiz her yıl yaklaşık 3 milyon 700 bin ton narenciye üretmektedir. Bu üretimin yüzde 72’si Çukurova’da gerçekleştirilmektedir. Bölgemiz de 2 milyon 650 bin tonluk üretimle 1’inci sırada bulunmaktadır. Türkiye 1 milyon ton narenciye ihracatıyla dünyada 5’inci sırada yer almaktadır. Türkiye narenciyenin yaklaşık yüzde 45’ini ihraç etmektedir. İhracat gelirimiz ise 1 milyar doların üzerindedir. İhracattaki en büyük pazarımız Rusya’nın ağırlığı ise 650 milyon dolar seviyesindedir. Mersin, Türkiye yaş sebze-meyve ihracatında 1’inci sırada bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, eylül ayı başında erkenci cins ürünlerle piyasaya giren narenciye iç piyasada maalesef umduğunu bulamamıştır. Okitsu mandalina 30-40 kuruş, portakal 40-50 kuruş gibi vasat bir fiyatla işlem görmektedir. İhracatçı, Hükûmetin açıklayacağı Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) teşvik rakamını beklemektedir. İhracat sezonu bir ay önce başlamasına rağmen DFİF primi henüz açıklanmamıştır. İhracat primlerinin yetersiz ve düşük olması ihracatçıların beklentisini karşılamamaktadır. Üretici birliklerinin talebi ton başına 100 dolardır. Geçen yıl ton başına 150 TL olan teşvik priminin 300 TL olması Hükûmetin uyguladığı sıkı maliye politikaları gereğince mümkün görünmemektedir. Ayrıca, Hükûmet, 2015 yılından kalan DFİF ücretlerini bile sekiz ay geçmiş olmasına rağmen, hâlâ ödememiştir. İhracatçılar DFİF alacaklarını vergi ve SSK’yla mahsuplaşmaktadır. Hiç olmazsa DFİF alacaklarının yarısı nakdî olarak ödenmeli ve bu ödemenin tarihi de önceden ihracatçılara bildirilmelidir.

Çiftçi yine umduğunu bulamamıştır. Ürünler hâlâ dalında beklemektedir. Çiftçi, mazot, zirai ilaç ve gübre masraflarını dahi ödeyememiştir. Greyfurt 30 kuruş, limon 60 kuruş, portakal 50 kuruş, mandalina 30 kuruş, elma 40 kuruş gibi cüzi fiyatlarla alınıp satılmaktadır.

Türkiye’nin her yerindeki soğuk hava depoları elmayla doludur. Bu elmaların iç piyasada tüketilmesi mümkün değildir. Narenciyenin yanında elma ve domatese de DFİF primi verilmelidir. İhracatçı DFİF’ten gelecek prime göre piyasayı canlandıracaktır, bu da üreticilerin önünü açacaktır. Bu konuların tekrar gözden geçirilmesini ve çiftçilerin desteklenmesini bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, narenciye bahçesi sekiz on yılda yetiştirilmektedir. Sekiz on yıl yatırım yapan ve emek veren bir çiftçi maalesef umduğunu bulamamaktadır. Narenciye yetiştiriciliği uzun yıllar istikrarlı bir şekilde izlenen bir ürün politikasını gerektirmektedir. Ülkemizde böyle bir politikanın olmayışı, pazarlama sisteminde aracıların belirleyici olması en önemli sorundur. Üreticiyi desteklemeye yönelik kredi ve finansman sistemi yetersizdir. İhracatçıların yanında üreticiler de desteklenmeli ve ton başına üreticilere de destek verilmelidir.

Ayrıca, her seçim dönemi billboardlar asılıp Mersin’e vadedilen, bugün yerinde yeller esen Tarsus devlet hastanesinin, Çukurova havaalanının, Kazanlı turizm bölgesinin, Çeşmeli-Taşucu otoban yolunun, organize sanayi bölgelerinin ve Tarsus’a araç muayene istasyonunun bir an önce yapılmasını bekliyoruz. Mersin’e gelen politikacılara soruyoruz: “Bu projeler ne oldu?” Bize verilen cevap “İstanbul’a köprü yaptık.”, “İstanbul’a tüp geçit yaptık.” Mersin’e geldiklerinde, yıllardır Mersin’e vadedilen bu projelerden en az birkaç tanesinin gerçekleştirilmiş olmasını bekliyoruz. 22 tane alt geçit lazım olan Mersin’e on beş yılda 1 tane alt geçit yapılmamıştır. Hükûmetten bu konuda gerekli desteğin verilmesini bekliyoruz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren 15 milletvekiline birer dakika olmak üzere yerlerinden söz vereceğim.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Aydın, Sayın Şeker, Sayın Kırcalı, Sayın Engin, Sayın Gürer, Sayın Atıcı, Sayın Sarıbal, Sayın Aydemir, Sayın Tüm, Sayın Tanal, Sayın Yıldırım, Sayın İlgezdi, Sayın Yıldırım, Sayın Öz, Sayın Benli, Sayın Bektaşoğlu.

Sayın Aydın, sizden başlıyoruz.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kötü giden ekonominin faturasının halka kesildiğine ve Hükûmetten bir an önce önlem almasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ekonomi, ne Hükûmetin ne de Cumhurbaşkanının iddia ettiği gibi parlak değil. TÜİK’in ekim ayı raporu yine korkunç gerçeği ortaya koydu; iki yılda 457 bin yeni işsiz. Geniş tanımlı işsiz sayısı 6,3 milyonu aştı. Tarım istihdamı 291 bin, imalat sanayisi istihdamı da 95 bin kişi azaldı. Ne eğitim ne de istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 26,3’e yükseldi. Ekim ayında 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı da 1.205 lira olurken konut, sağlık, giyim, ulaşım, eğitim ve benzeri zorunlu harcamaların göstergesi olan yoksulluk sınırı ise 3.926 lirayı aştı. Kısacası, kötü giden ekonominin faturası halka kesilmiş durumda. İşsizlik ve yoksulluk almış başını giderken Hükûmet bunun üstünü örtmeye çalışıyor. Hükûmetten bir an önce ekonomik önlemler almasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şeker…

2.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, son yapılan kayyum uygulamalarıyla seçmen sayısının sıfırlandığına ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, demokrasi birlikte karar almak, cumhuriyet hep birlikte ortak akıl ve eşit temsille yönetmek demektir. Cumhuriyet gazetesi de özgür basının sesidir. Cumhuriyetimizin rehin tutulmasına müsaade etmeyeceğiz, aklımızı ve yetkimizi kiraya rehin olarak vermeyeceğiz. Seçmen sayısı maalesef sıfırlandı. Son yapılan uygulamalarla, kayyum uygulamalarıyla artık seçmen sayısı teke düştü. Saraydaki -ne isterse- kayyum olarak rektör atıyor, kayyum olarak dekan atıyor, kayyum olarak başbakan atadı, kayyum olarak savcıları, hâkimleri atıyor, kayyum olarak belediye başkanlarını atıyor, şirketlere kayyum atıyor ve sivil ve askerî darbe yapanlar darbelerini yarıştırıyorlar. 58 milyon seçmen sayısı teke düştü maalesef bu yaşadığımız dönemde. Halkın gözlerini havuz bataklık medyasının balçık çamuruyla kapatmasına daha fazla müsaade etmeyeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kırcalı…

3.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, Avrupa Parlamentosu Başkanının Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonla ilgili bazı ifadelerine, terörle mücadele ve ulusal güvenlik gerekçesiyle birçok Avrupa ülkesinde medya özgürlüğünün kısıtlandığına ilişkin açıklaması

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son dönemde bir gazeteye yapılan operasyon sonrası Avrupa Parlamentosu Başkanı “Bir kırmızı çizgi daha aşıldı.” demişti. Bu beyanın amacı bir özgürlüğü savunmak mı yoksa dünyada her geçen gün ağırlığı artan 2023, 2053 ve 2071 vizyonlarına doğru hızla ilerleyen yeni Türkiye’yi durdurmak mı?

Terörle mücadele yasaları ve ulusal güvenlik gerekçe gösterilerek birçok Avrupa ülkesinde medya özgürlüğünün kısıtlandığı, gazetecilere orantısız cezalar verildiği ve İnternet gazeteciliğinde içeriğe müdahale edildiği veya erişimin engellendiği Avrupa Konseyi tarafından geçen yıl hazırlanan Avrupa’da Demokrasi ve İnsan Hakları Raporu’nda vurgulanmıştır. Dünyada mazluma karşı her türlü zulüm yapılırken en temel hak olan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Engin...

4.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlık sistemiyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakan Binali Yıldırım AKP İstanbul Danışma Meclisinde yapmış olduğu konuşmada “Başkanlık gelmezse Türkiye'nin bölünme riski var.” dedi. Doksan üç yıldır parlamenter sistemle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar bölünme riski taşımadı ancak bugün, AKP Hükûmetinin Başbakanı bölünme riskinden bahsediyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra ülkemize zorla bir seçim daha yaşatıp “Huzur istiyorsanız oyunuzu bize verin.” diyerek iktidar olanlar, şimdi de parlamenter sistemi yok etmek için bölünme tehdidiyle halkımıza yeni bir şantaj yapmaktalar. AKP’nin hayalini kurduğu padişahlık sisteminin bölünme tehdidiyle kullanılması tehlikelidir ve ateşle oynamadır. Sayın Başbakanın bu sözleri on dört yıldır ülkemizi kesintisiz tek başına yöneten AKP iktidarının ülkemizi hangi noktaya getirdiğinin acı bir itirafıdır. Halkımız bu tehditlere asla boyun eğmeyecektir.

BAŞKAN – Sayın Gürer...

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Pozantı-Gölcük arasındaki yol yapımında mağdur olan çiftçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pozantı-Niğde-Ankara otoyolu Niğde Gölcük sonrası durdu. Programda yer almasına karşın rol yapılmıyor. Bu yol yapımında bazı köylerin arazilerinden yol geçti, bu köyler mağdur. Merkez Pınarcık köyünde çiftçilerle konuştum, yaklaşık 100 kadar çiftçi, arazilerinden mahrum kaldıkları için ekim yapamadıklarını söylüyorlar. Köylüler 2014 yılında parsellerinden dolayı oluşan gelir kayıpları için Bakanlığa başvurduklarını, arazilerinin yerine yeni arazi verilmediği gibi ilk yıl verilen zarar ziyan bedellerinin de ödenmez olduğunu ifade ediyorlar. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının otoyol altında kalan alanlarda komisyonun belirlediği gelir kayıplarının ödemesinin yapılacağını belirtmesine karşın çiftçilere iki yıldır bir ödeme yapılmıyor, yeni yer teslimi de gerçekleşmediği için köy halkı mağdur, bir an önce gelir kayıplarının karşılanmasını ve yeni arazilerin verilmesini bekliyorlar. Hükûmet ve Bakanlık bu konuda gereğini yapmalıdır. Bölgede Pozantı-Gölcük arasındaki yol yapımında mağdur durumuna gelen çiftçilerin mağduriyeti giderilmelidir. Benzer sorun yaşayan köylülerin de sorunları çözüm bekliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Atıcı…

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, TELEKOM’un Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan bir yazılım şirketinden casus yazılım istediğiyle ilgili basında yer alan haberlere ve AKP Hükûmetinin vatandaşların attığı her adımı neden takip etmek istediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

TELEKOM’un Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan bir yazılım şirketiyle 6 milyon dolara anlaşarak bir casus yazılım istediği basında yer aldı. Bu casus yazılımla İnternet kullanan herkesin hangi sitelere girdiği, hangi yazışmaları yaptığı AKP tarafından takip edilebilir olacak. Bu yazılım şirketinin uzmanlarının “Biz bu suça ortak olmak istemiyoruz, Erdoğan’ın acımasızlığının bir parçası olduğumuz için hayatımız boyunca pişmanlık duymak istemiyoruz.” diyerek istifa ettikleri de yazılıyor. Darbe yapılacağı istihbaratı verildiği hâlde kılını kıpırdatmayan AKP Hükûmeti, vatandaşların attığı her adımı neden takip etmek istiyor? Darbe girişimini kendi lehine fırsata çeviren AKP, diktatörlüğün son taşlarını döşeyerek halkı baskı altına almaya devam etmektedir. Bu uygulama insanlık dışıdır, derhâl vazgeçilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Sarıbal…

7.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, hiçbir zaman bu kadar faşizan, bu kadar baskıcı bir düzen görülmediğine ve basına, insan hayatına bu kadar müdahalenin olmadığına ilişkin açıklaması

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biliyoruz, basın hiç özgür olmadı bu topraklarda, düşünce, ifade özgürlüğü hiç olmadı bu topraklarda. Biliyoruz, türküler bile özgür olmadı bu coğrafyada ve tabii ki insanlık her daim baskı altındaydı. İsimlerimiz, dillerimiz özgür olmadı bu topraklarda, her daim o günün siyaseti kendi hegemonyasını ve egemenliğini kurdu ama, ama hiç bu kadar da faşizan, bu kadar da baskıcı olmadı, böyle bir düzen hiç görülmedi, basına, insan hayatına bu kadar müdahale hiç olmadı. “Havuz medyasının dışında olanlara ölüm! Yaşasın havuz medyası!” meselesi hep bugünün tam da odağında oldu. Özgür basın susturulamaz! Özgür basın susturulamaz! Özgür basın susturulamaz! Kahrolsun diktatöryal düzen! Kahrolsun faşizm! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

8.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri ve devlet hastaneleri olarak hizmet vermeye başlamasının halk tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandığına ve Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri ve devlet hastaneleri olarak hizmet vermeye başlaması halkımız tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Erzurum’da bulunan Mareşal Çakmak Hastanesinin devlet hastanesi olarak hizmetine devam etmesi, eşitlik adına da önemli bir açılım olarak kabul görmüştür. Sağlık alanında reform düzeyinde dönüşüm başlatan ve bu atılımla ülkemizi marka ülke hâline getiren Hükûmetimize ve Sayın Bakanımız Recep Akdağ’a bu vesileyle minnettarlığımızı kaydetmek isterim.

Sağlıkta gerçekleştirilen birinci dönüşümle Türkiye’de çağdaş sağlık hizmetleri adına ilkleri hayata geçiren Hükûmetimizin 2017’de sağlıkta dönüşüm ikinci fazının başlamasına yönelik müjdesi, tüm ülkede olduğu gibi ilimiz ve bölgemizde büyük bir sevinç ve memnuniyet doğurmuştur, medyunuşükranız.

Bu vesileyle Erzurum eski milletvekili, nitelik abidesi bir ismi Korkut Özal’ı kaybetmenin hüznünü yaşadığımızı ifadeyle kendisine Cenab-ı Hak’tan rahmet, ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal…

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Recep Tayyip Erdoğan, AKP ve Fetullah Gülen’in menzilinin aynı olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP’nin yolsuzluğu açığa çıkarmaya yönelik 17-25 Aralık soruşturması olmasaydı, bugün AKP-Fetullah Gülen arasından su sızmıyor olacaktı. Bütün sorun, Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben ne istediniz de size vermedim? Neden benim size güvenerek yaptığım yolsuzlukları ortaya saçıyorsunuz?” Aslında, siyasi iktidarın ve Recep Tayyip Erdoğan’ın derdi bu yoksa Fetullah Gülen’in cumhuriyete karşı olması AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın umurunda değil. Çünkü, Recep Tayyip Erdoğan, AKP ve Fetullah Gülen’in menzili aynıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre -hatırlatıyorum önce 67’nci maddesini sizlere- lütfen, konuşmalarımızda ve ifadelerimizde kaba ve yaralayıcı sözler söylemeyelim. Beni İç Tüzük’ün 67’nci maddesinin hükümlerini uygulamak zorunda bırakmayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Neyi var? Kaba ve yaralayıcı neyi var? Düşünce açıklıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, bunlar kaba değil, yaralayıcı değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

10.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a yapılan saldırıyı ve Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonu kınadığına ve çevreye zarar veren projeler konusunda Hükûmetten açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcımız ve Aydın Milletvekilimiz Sayın Bülent Tezcan’a yapılan çirkin saldırıyı şiddet ve nefretle kınıyor, kendisine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Cumhuriyet gazetesine yapılan faşizan baskıyı şiddet ve nefretle kınıyorum, tüm gazetecilerin hemen serbest bırakılmasını talep ediyorum.

Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı iş adamlarının isteği üzerine ÇED Yönetmeliği’ni değiştireceğini söylüyor. Hükûmete sormak istiyorum: “Çevreye zararlıdır.” diye mahkemelerce durdurulan termik santraller, siyanürle altın aramalar ne olacak? Bu projelerden vazgeçmeyi düşünüyor musunuz? Hükûmet bu ülkenin mahkeme kararlarını tanımayı düşünüyor mu? Kaz Dağlarını, Sinop yeşilini, Cerattepe’nin doğasını kimlere, ne adına kurban edeceksiniz? 15 Temmuzda sokaklara dökülen halk ile Cerattepe’de sokağa dökülen halk aynı halk değil midir, millî iradeyi temsil etmiyor mu? Halkı yok sayarak mı bu projeleri yapacaksınız? Hükûmetten bu konuda bir açıklama bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Behçet Yıldırım…

11.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Hükûmetin paralel devlet yapılanması bahanesiyle muhalif kesimlere yönelik baskı yaptığına, OHAL ve kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye’yi hapishaneye çeviren bu zihniyeti şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Teşekkürler.

AKP ile paralel devlet yapılanması arasındaki iş birliği devam ediyor. Dün, AKP paralel devlet yapılanmasından yararlandı, bugün de yararlanmaya devam ediyor. Paralel devlet yapılanmasının darbe kalkışmasını kendisi için lütuf gören zihniyet, on dört yılda yapmak isteyip yapamadıklarını bu darbe bahanesiyle yargıyı da eline geçirerek kendisi gibi düşünmeyen sol, sosyalist, demokrat, Alevi, Kürt kurum ve kuruluşlara darbe yapıyor; on binlerce kamu görevlisini ihraç etmiş ve açığa almıştır ki bunların çoğunun ömrü paralel devlet yapılanmasıyla mücadeleyle geçmiş insanlardır. Seçimle alamadığı halkın belediyelerine kayyum atamaları, hiçbir suça bulaşmamış belediye eş başkanlarımızı tutuklamaları, onlarca basın ve yayın organını kapatmak, en son, asırlık Cumhuriyet gazetesini suçlu gibi lanse edip kapatmaya çalışmak gibi. Muhalif kesimlere yönelik tüm bu baskıları paralel devlet yapılanması bahanesiyle yapmaktadır.

OHAL ve kanun hükmündeki kararnamelerle Türkiye’yi hapishaneye çeviren bu zihniyeti şiddetle kınıyorum. Bir an önce Türkiye'nin demokrasiye geçmesinin acil bir ihtiyaç olduğunu belirtiyorum.

BAŞKAN – Sayın İlgezdi…

12.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Türkiye’nin OHAL kararnameleriyle tam bir kaosa sürüklendiğine ve kamu vicdanını yaralayan bazı kararların gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde tekme atanların elini kolunu sallayarak dolaştığı yeni bir döneme giriyoruz. Ayşegül Terzi’ye tekme atan şahıs dün 3’üncü kez tahliye edildi. Kamuoyunun vicdanını yaralayan bu kararın yanı sıra 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle denetimli serbestlik süresinin bir yıldan iki yıla çıkarılmasıyla Ali İsmail Korkmaz’a son tekmeyi atarak ölümüne neden olan zanlının da tahliye edilmesi istendi. Türkiye, OHAL kararnameleriyle tam bir kaosa sürükleniyor. 19 yaşında bir gencin kamu düzenini korumakla görevli polis tarafından öldürülmesi ve bu kadar kısa sürede tahliye edilmesi düşünülemez ve kabul edilemez. Böyle kararlar verilmeye devam edilirse adalet beklentisinde olan kişilerin inancı son bulur, yeni cinayetlerin önü açılır. Kamu vicdanını yaralayan bu kararlar tekrar gözden geçirilmeli ve yanlışlardan geri dönülmelidir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hurşit Yıldırım…

13.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

HURŞİT YILDIRIM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eski bakanlarımızdan fikir, siyaset ve millî mücadele adamı Korkut Özal’ın bugün vefat ettiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Hem rahmetli Turgut Özal’ın manevi danışmanlığını yapan hem de devlet adamlığı vasfıyla kritik dönemlerde büyük emekler sarf eden rahmetli Korkut Özal bir döneme siyasi damgasını vurmuştur. Korkut Özal, aziz milletimizin değerlerine inanarak siyaset yapan ve tam bağımsız Türkiye inancıyla hareket eden mücadelesiyle hatırlanacaktır. Millî ve yerli bir ruhla mücadele eden Korkut Özal gibi değerli siyasetçilerimizin bizlere önemli bir miras bıraktığı kanaatindeyim. Devletine ve milletine büyük hizmetleri olan, kişiliği, karakteri, duruşu ve millet sevdalısı olan devlet adamımız Korkut Özal’a Allah’tan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öz…

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a gerçekleştirilen saldırıları kınadığına ve bu saldırıların Cumhuriyet Halk Partisini asla durduramayacağına ve Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyona ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, şehit cenazesinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun önüne kurşun atılması, Eren Erdem’in İstanbul Bağcılar’da katıldığı panele taşlı sopalı bir grup tarafından yapılan saldırı, son olarak da Sayın Bülent Tezcan’a Aydın’da gerçekleştirilen alçakça saldırıları nefretle kınıyorum. Bu saldırılar Cumhuriyet Halk Partisini asla durduramayacaktır.

Cumhuriyet gazetesi, Fetullah Gülen ile iktidarın aynı yağmurun altında beraber yürüdüğü dönemde bu çetenin ne menem bir örgüt olduğunu Türk basınında ilk yazan gazetedir.

Cumhuriyet gazetesi, Cumhuriyet Vakfı yönetiminin ve yazarlarının “FETÖ, PKK, KCK” gibi terör örgütleriyle ilişkilendirilmesi akla ziyan bir durum değil midir?

FETÖ darbe girişimi başarılı olsaydı, kimlere ya da hangi kurum ve gazetelere baskı ve gözaltı yapılacaktı? Şu anda iktidarın yaptığı ne? Ne farkları var? Ülkeyi yönetme iddiasında olanların toplumsal kamplaşmayı körükleyen dilden uzaklaşması gerekmiyor mu? Faşizme direnebilecek bütün toplum kesimlerini derdest etmeyi düşünüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Özgür basın susturulamaz.

BAŞKAN – Sayın Benli…

15.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Korkut Özal’ın vefat ettiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine ise başsağlığı diliyorum.

Korkut Özal, Türkiye'nin büyümesinde ve dünyaya açılmasında en önemli isimlerden bir tanesi olan Özal’ın kardeşi ve siyasi hayattaki en önemli destekçilerinden bir tanesiydi. Öğretim görevlisi ve mühendis olan Korkut Özal, bir dönem İçişleri Bakanlığı yaptı ve tarih sahnemizde kara bir leke olan 1980 darbesinin ardından da aktif siyasetten çekildi. Vatanı için pek çok cefaya sabretmiş olan Özal’ı, tarih, onurlu ve mücadeleci bir siyasetçi olarak anacak.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bektaşoğlu…

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a yapılan saldırı ile Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonu kınadığına ve fındık fiyatında yabancı firmaların manipülasyonu konusunda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının çalışmalarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partiye kurşunu, Cumhuriyet gazetesine baskını bir kez daha kınıyor ve lanetliyorum.

Sorum Sayın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımıza: Sizin de bildiğinizi gibi, bugüne kadar fındıkla ilgili verdiğim sayısız önerge, yaptığım onca konuşma ve açıklamalarımda vurguladığım “Yabancı firmalar manipülasyon yaparak fındık fiyatlarını düşürüyor.” gerçeği sonunda partinizin milletvekilleri tarafından da kabul edilmiş ve Sayın Başbakana bu konuda Afyon’da bir dosya sunulduğu açıklanmıştır. Dosyada ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak, bu önemli itiraf sonrasında Bakanlığınızın yapacağı çalışmaları merakla bekliyoruz. Özellikle, manipülasyon yasalarımıza göre suç olduğuna göre bu suçu işleyenlerin araştırılması gerekmektedir. 17-18 TL’ye çıkan fındığın fiyatının ortalama 10-11 liraya düşmesi acaba nedendir? Bu konuda vereceğim araştırma önergeme destek bekliyorum, ne kadar samimisiniz görelim istiyorum. Fındık gibi millî bir ürünümüz üstündeki yabancı sektör tekelleşmesini nasıl sağladınızsa bunun yarattığı sonuçları ortadan kaldırmak da sizin göreviniz olacaktır. Şikâyet etmeye hakkınız yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, söz talebinde bulunan…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım.

17.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptıkları açıklamaları ile Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Teşekkür ederim.

Değerli Başkanım, birkaç konu hakkında kısa kısa bilgiler arz etmek istiyorum.

Birincisi: Elbette ki ben de eski bakanlarımızdan Sayın Korkut Özal’a rahmet diliyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’a geçmiş olsun diyorum.

Ankara-Niğde otoyolu konuşuldu. Ankara-Niğde otoyoluyla ilgili YPK kararı çıktı, ÇED olumlu kararı çıktı ve işlemleri tamamlıyoruz, yakında bunun ihalesine çıkacağız. Bu bilgiyi arz etmiş olayım.

Özellikle, TÜRK TELEKOM’un Amerika’daki bir firmadan yazılım isteyerek herkesi dinlemek istediği yönünde bir açıklama yapıldı. Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Her ayrılan çıkıp bir açıklama yapıyor. Gazetedeki yanlış bilgilere dayanarak kurumun da bizlerin de itham edilmesi doğru değil. Zira, dinlemenin hâkim kararıyla olacağı… Kaldı ki hâkim karar verse dahi, BTK’ya geldikten sonra oradaki bizim uzman hâkimlerimiz inceliyor, uygunsa uç veriliyor. Onu da özellikle vurgulamış olayım.

Yine, Sayın Şimşek “İstanbul’da büyük projeler yapılıyor, Mersin’de yapılmıyor.” dediler ama İstanbul’daki büyük projeler Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlaması ve ülkemizdeki büyük koridorları tamamlayıcı olması nedeniyle çok gündeme geliyor. Ama herkes biliyor ki cumartesi günü açtığımız Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı sadece Ankara’nın değil Türkiye’nin her yerine, Mersin’e de hizmet edecek. Zira, Konya, Karaman, Adana, Mersin yüksek hızlı tren çalışmamız devam ediyor, o proje bittiğinde Mersinliye de hizmet edecek. Sadece Mersin’de şu an 20’nin üzerinde büyük projemiz devam ediyor. Bunların her biri de en az 150-200 milyon Türk liralık işlerdir. Yine, Adana ile Mersin’e hizmet edecek havalimanıyla ilgili de ihale süreçlerini tamamladık, Kamu İhale Kurumuna bir itiraz oldu, itiraz süreci biter bitmez inşallah o da başlayacak. Dolayısıyla, İstanbul’un büyük projeleri dünya çapında projeler olması nedeniyle gündeme geliyor ama herkes bilmeli ki 81 ilimiz de kalkınma hamlesinden yararlanıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, söz isteyen sayın grup başkan vekillerine, söz isteme sırasına göre söz vereceğim.

Sayın Baluken, buyurun.

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Ankara Etimesgut Kaymakamının Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum olarak atanmasına, siyasi soykırım operasyonları kapsamında Elâzığ’da aralarında DBP eş başkanlarının da bulunduğu 10 kişinin gözaltına alınmasına ve ölümle, tutuklamayla ve baskılarla asla diz çökmeyecek bir halk iradesinin dimdik ayakta olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saray-AKP rejiminin siyasi soykırım operasyonları kapsamında Diyarbakır Büyükşehir Belediye eş başkanlarımızı rehin almasından sonra dün de Belediyemize yönelik bir gasp girişimi gerçekleşti ve Ankara Etimesgut Kaymakamı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum olarak atandı.

Biz, demokratik yollarla kazanamadığı halk iradesini gasp yoluyla, ganimet mantığıyla elde etmeye çalışan bu anlayışı kınadığımızı ve kabul edilemez bulduğumuzu ifade etmek istiyoruz. “Musul’u Musullular, Telafer’i Telaferliler, Suriye’yi Suriyeliler yönetecek.” diyen ve bunu bütün yanlış dış politikasına bir maske olarak kullanan bir rejim anlayışı Diyarbakır’ı Etimesgut’tan atamış olduğu bir memurla yönetmeye kalkıyor. Bunun yabancısı değiliz. En son, Diyarbakır’da 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kayyum atanmıştı. O dönem Albay Feyyaz Üzümcü, Kürt halkının iradesini kırmak üzere, inkâr ve asimilasyon politikalarını devreye koymak üzere Büyükşehir Belediyesine kayyum olarak atanmıştı. Onun atandığı dönemde, bugün rehin alınan Gültan Kışanak arkadaşımız Diyarbakır Cezaevinde insanlık adına, bütün kadınlar adına işkence tezgâhlarında direniyordu. Dolayısıyla, otuz altı yıl aradan sonra yeniden Diyarbakır halkının iradesine kayyum atayarak sonuç alacağını sananların, Feyyaz Üzümcü’nün, Kenan Evren’in ve Gültan Kışanak’ın Diyarbakır halkının gönlünde, iradesinde, yüreğinde bugün nerede durduklarına da bakmaları gerektiğini düşünüyoruz.

Aynı uygulama Cizre’de de hayata geçirilmişti. Cizre de biliyorsunuz, kendi iradesine sahip çıkan bir yer olarak devletin bugüne kadar her türlü baskı politikalarına maruz kalmış bir kentimiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - O dönemde köy yakmalarla, faili belli cinayetlerle bu halkı teslim almaya çalışanlar, 1994 yılında da bir korucubaşını Cizre’ye Belediye Başkanı olarak zorla dayatarak Cizre halkının iradesini teslim almaya çalışmışlardı. Bugün ne o korucubaşının ne de onu Cizre halkına dayatan Tansu Çiller’in esamesinin okunmadığı bir yerde Cizre halkının özgürlük ve demokrasi iradesinin dimdik ayakta olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Bugün bu siyasi soykırım operasyonları kapsamında Elâzığ’da aralarında DBP eş başkanlarımızın da bulunduğu 10 arkadaşımız daha gözaltına alındı. Mevcut durumda, AKP’ye şairin şu dizelerini hatırlatmak istiyorum; tutuklamalarla, baskılarla, ölümlerle sonuç almaya çalışanlar şu dizeleri hatırlamalı:

“Cellat uyandı yatağında bir gece,

‘Tanrım’ dedi bu ne zor bilmece?

Öldürdükçe çoğalıyor adamlar,

Ben tükenmekteyim öldürdükçe."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ne ölümle ne tutuklamayla ne baskılarla asla diz çökmeyecek bir halk gerçekliği ve halk iradesinin dimdik ayakta olduğunu vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya grup başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Usta, yeni görevinizde tekrar başarılar diliyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a yapılan saldırıyı kınadığına, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ve 4 Kasım Hazreti Ömer’in ahirete irtihalinin yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Aydın Milletvekili ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı, benim de çocukluk arkadaşım Bülent Tezcan Bey’e yapılan saldırıyı nefretle ve şiddetle kınıyorum, kendisine acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, eski bakanlarımızdan Sayın Korkut Özal’ın vefatını bugün üzüntüyle öğrendik, kendisine de Allah’tan rahmet diliyorum.

Ayrıca, 4 Kasım İslam’ın 2’nci Halifesi Hazreti Ömer’in ahirete irtihalinin yıl dönümü. Hazreti Ömer, 581 yılında Mekke’de doğmuştur. Kendisi Müslüman olduktan sonra İslam’ı tebliğ için her türlü çabayı göstermiş; Bedir, Uhud, Hendek, Hayber gibi gazaların hepsine katılmış, bunların bazısında komutan olarak da görev yapmıştır. Hazreti Ebubekir’in halifelik döneminde en büyük yardımcısı olan Hazreti Ömer, Hazreti Ebubekir’den sonra 2’nci İslam Halifesi olarak iş başına gelmiştir. Arap Yarımadası onun döneminde İslam’ın hâkimiyetine boyun eğmiştir. İslam ordusuyla fethettiği bölgelerdeki halk, Müslümanlardan gördükleri müsamaha ve adil davranışlardan etkilenerek kitleler hâlinde İslam’a girmişlerdir.

Günümüz idarecileri özellikle Hazreti Ömer’in hayatını dikkatlice okumalı ve devlet yönetiminde uygulamalarını inceleyerek icraatlarında Hazreti Ömer’i kendilerine rehber edinmelidirler. Hazreti Ömer adaletli bir hükümdardı. Üzerinde titizlikle durduğu en önemli konu adalet meselesiydi. Devlet memurlarını ve valileri her zaman kontrol ederdi. Adaletiyle gönülleri fetheden, heybetiyle dünyayı titreten, herkese hakkını veren Hazreti Ömer, adaleti uygularken kul ahlakının gereği olarak herkese eşit davranmış, soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. Din ayrımı gözetmemiş, Hristiyan ve Yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunmuştur. Hazreti Ömer, toplumu ilgilendiren meselelerde karar vereceği zaman Müslümanların görüşüne başvurur, onlarla istişare ederdi. O “İstişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur.” derdi. Bugün, özellikle istişare…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Bugünkü yönetimde özellikle istişarenin kalktığını göz önünde bulundurursak Hazreti Ömer’in bu davranışının örnek alınmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Hazreti Ömer idarede görevlendirdiği memurların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummaz, halka karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa problemleri öğrenip çözümlemek için gece gündüz çalışırdı. O bu hassasiyetini “Fırat kıyısında bir deve helak olsa Allah bunu Ömer’den sorar diye korkarım.” sözüyle ortaya koymaktadır.

Hazreti Ömer bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı. Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi: “Şunu ve şunu yasakladım. İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. Allah’a yemin ederim ki herhangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım.” Akrabasından hiç kimseye devlet hizmetinde görev vermemiştir.

Adalete en çok ihtiyacımız olan bugünlerde Hazreti Ömer mutlaka örnek alınması gereken en büyük şahsiyettir. 1 Kasım 644’te İranlı Hristiyan bir köle tarafından Medine’de sabah namazında hançerle saldırıya uğramış ve 4 Kasımda vefat etmiştir. Kendisine Cenab-ı Allah’tan rahmet dilerim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Elitaş…

20.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine, 15 Temmuzu AK PARTİ ve Recep Tayyip Erdoğan’ın içinde bulunduğu bir senaryo gibi göstermenin üzücü olduğuna ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, Korkut Özal’ın, zamanında bakanlık yapmış bir şahsiyetin vefatını üzüntüyle öğrendik. Rahmetli Turgut Özal Türkiye'de bir vizyonu, bir misyonu harekete geçirdi. Türkiye’nin bu pozisyonunda, serbest piyasa ekonomisine girmesinde ve demokrasinin taçlanmasında çok katkı sağlamıştı. O da, Korkut Özal da Özal kardeşlerin 2’ncisiydi. Merhuma Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

İkinci konu: Burada “İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi” diye ifade edilen gündem dışı söz alan milletvekili arkadaşlarımızın, gün geçtikçe 15 Temmuz hareketini, -FETÖ terör örgütünün yurt dışında ifade ettiği gibi- 15 Temmuzu sanki bir düzmece, bir senaryo gibi gösterme eğilimi içerisinde olduklarını görüyorum ki üzüntüyle bu olayları takip ediyorum. Nasıl ki 15 Temmuzda Sayın Cumhurbaşkanının Marmaris’ten halkıyla bütünleşmek için -bütün yolları deneyerek, hayatını risk ederek- halkıyla kucaklaşmak için gelirken verdiği mücadele ve aynı gün tüm milletvekili arkadaşlarımızın Türkiye Büyük Millet Meclisini sabaha kadar açık tutarak FETÖ terör örgütüyle mücadelede gösterdikleri dik duruşu, kahramanlığı hepsi unutuluyor, bir tarafa itiliyor. 15 Temmuzu AK PARTİ ve Recep Tayyip Erdoğan’ın içinde bulunduğu bir senaryo gibi gösterme hareketleri hem 15 Temmuz sabahında Türkiye Büyük Millet Meclisinde kahramanca duran milletvekillerine hem de o gün mücadele eden bütün değerli vatandaşlarımıza yapılan bir üzücü davranış şeklidir diye ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öte yandan, PKK terör örgütüne destek yönünde çeşitli belirtilerin bulunduğu Diyarbakır Belediye Başkanı ile Diyarbakır Belediye Meclis üyesinin tutuklanmasıyla ilgili HDP’li arkadaşlarımızın şiddetli bir şekilde ve hakikaten olmayan “AK PARTİ’nin sarayla birlikte demokrasiye vurdukları darbe” şeklinde ifade ettikleri mesele, aslında çukurlar kazılırken PKK terör örgütüne yardım ve yataklık ederek -Kürt halkının en büyük düşmanı PKK terör örgütüyle mücadele etmesi gereken bir belediyenin- çukurların kazılması, oralara bombanın yerleştirilmesi ve Kürt kardeşlerimizin zulme, ölüme tabi tutulmasına göz yummalarına isyan etmeleri gerekirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Şu anda, o isyanı yerine getirmiyorlar, Kürtlere zulmedenleri destekler pozisyonda oluyorlar ki bu da Kürt halkına büyük bir ızdırap vermektedir.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, turu tamamlayalım, sonra söz vereceğim.

Sayın Gök, buyurun.

21.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, on altı yıl öncesinden Fetullah Gülen’in askerî darbe yapacağını ifade eden Hikmet Çetinkaya ve Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının saçma bir iddiayla gözaltında olduklarına ve hakkında FET֒cülükten dolayı dava açılan ve şu anda sanık olan bir savcının bu soruşturmayı yürüttüğüne ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 2 Kasım 2000 tarihinde, bir gazetenin bir yazarı köşesinde aynen şunları yazdı: “Fetullahçılar sahte raporlarla askerî okullara giriyor. Fetullahçılar müritlerini Meclise taşıyor. Vali, kaymakam, polis müdürü oluyorlar. Korunup kollanarak Türk Silahlı Kuvvetlerine sızıyorlar. Akyazılı Vakfının Maltepe Askerî Lisesindeki örgütlenme biçimine şaşarsınız. Askerî lise öğrencilerini laik devleti yıkacağız, sizden olmayan subayları ordudan temizleyeceğiz, diye eğitiyorlar. Fetullah Gülen’in tek amacı var: Türk Silahlı Kuvvetlerinde iyice örgütlenilmesi, askerî darbeyle devleti ele geçirmek. Fetullah Gülen askerî darbe planı yapıyor.” Bu sözlerin yazarı, tam on altı yıl önce bunu yazan Sayın Hikmet Çetinkaya’dır Sayın Başkan. Cumhuriyet gazetesinde Fetullah Gülen’in tam on altı yıl öncesinden askerî darbe yapacağını ifade eden Hikmet Çetinkaya ve Cumhuriyet gazetesi çalışanları bugün saçma sapan bir iddiayla gözaltındalar ve etkisizleştirme hareketiyle karşı karşıyalar. Ama, başka bir ilginç nokta daha var: Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturmayı kim yürütüyor? Selam Tevhid soruşturması kapsamında hakkında FET֒cülükten dolayı dava açılan ve şu anda sanık olan bir savcı olan Murat İnam’ın bu soruşturmayı yürüttüğünü öğreniyoruz bugün çıkan haberlerde. Şu garabete bakar mısınız Sayın Başkan; “Fetullah Gülen askerî darbe yapacak.” diye on altı yıl öncesinden herkesi uyaran Hikmet Çetinkaya içeride, FET֒cülükten dolayı hakkında dava açılmış savcı onu soruşturuyor. Yazıklar olsun, yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş konuşması sırasında açık bir şekilde grubumuza sataştı. PKK’ye yardım, yataklık ve destek üzerinden ifade ettiği bu sataşmaya cevap vermem gerekiyor.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşma yok. Ben bir gerçeği ifade ettim. Yerimden konuştum, yerinden cevap verir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşma, açık bir sataşma. Ağır bir sataşmada bulundu. HDP’li arkadaşlarımız…

BAŞKAN – Sayın Baluken, HDP’ye bir sataşma olduğunu iddia ediyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tabii tabii, net yani.

BAŞKAN - Size söz vereceğim ama daha gündeme geçmedik, isterseniz bu aşamada yerinizden vereyim, yine iki dakika olacak zaten.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani bu çok önemli bir sataşma. İç Tüzük gereği de sataşmanın gereğini kürsüden yerine getirmemiz lazım.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Süreniz iki dakika.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bakın, bir kere Diyarbakır Büyükşehir eş başkanlarımızla ilgili ortaya atmış olduğunuz iddiaların tamamını savcılık yalanladı. Günlerdir, haftalardır, aylardır “Belediyeden -bilmem- dağa para gönderilmiş.” diye yalan yanlış haberler yapıp propaganda yaptınız. Ya, sorguda bununla ilgili tek bir soru yok: “Dağa niye para gönderdiniz? Nasıl gönderdiniz? İşte, bunun kanıtı budur, bilgisi budur, verisi budur.” diye bir soru yok. Beş gün boyunca eş başkanlarımıza sorulmuş tek bir soru yok. Orada rehin tutuluyorlar. Sonrasında da sadece yapmış olduğu konuşmalardan dolayı, Demokratik Özerklik Çalıştayı’nda neden demokratik özerkliği savunduğundan dolayı, cenazelerle ilgili yapılan faaliyetlerden dolayı, neden ambulans temin edildiğine dair sorulmuş olan sorular var. Dolayısıyla, sizin ifade etmiş olduğunuz hususları zaten talimat verdiğiniz yargı yalanlıyor.

Ya, daha bir yıl öncesine kadar, işte, “Dağdan para size geliyor, onunla -bilmem- çalışma yürütüyor.” diyordunuz. Şimdi o yalan çöktü, bir yıl sonra bu sefer “Siz dağa…” Bir karar verin ya. Yani, bir “Dağ size para gönderiyor.” bir “Siz dağa para gönderiyorsunuz.” üzerinden yalan algı operasyonları dışında hiçbir şey yapmıyorsunuz. Elinizde herhangi bir bilgi, bir belge, bir veri yok ama biz bunun siyasi bir operasyon olduğunu biliyoruz.

Ben açık konuşuyorum: En son, Diyarbakır Belediyesine 12 Eylül faşist darbesi kayyum atamıştı; şimdi de saray, AKP rejimi kayyum atamış oldu. Amaç, halk iradesini kırmak ama bunu başaramayacaksınız. O gün o anlayışla giden darbeciler nasıl halkın gönlünde, tarih önünde mahkûm oldularsa bugün de kayyum atayarak sonuç almaya çalışanlar aynı şekilde mahkûm olacaktır diyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir: Belediyelerde “eş başkanlık” sistemi hukuken yoktur.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Onu da getirdik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –Sadece Siyasi Partiler Kanunu’nda siyasi partiler genel başkanlarının eş başkan olabileceği ifade edilmiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Onu da biz getirdik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - İl başkanlarından eş başkan olmaz, belediye başkanlarından eş başkan olmaz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Onların da yasası var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Eş başkan” diye ifade ediyorlar, hukuki bir alt yapısı yok.

Şunu da açıkça ifade ediyorum: PKK terör örgütüne kim yardım, yataklık ediyorsa, FETÖ terör örgütüyle kim müzahirse bu millet 246 şehidimiz için, 2.194 gazimiz için sonuna kadar mücadele edecektir, hepsinden de teker teker hesap soracaktır; bu, Diyarbakır Belediye Başkanı olabilir, başka biri olabilir, kim ki terörle birlikteyse, teröre yardım ve yataklık ediyorsa onun hesabı muhakkak sorulacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanaklara geçmesi açısından ben de bir hususu tekrar ifade edeyim: Bizim belediyelerimizden herhangi bir yere para aktarıldığına dair bugüne kadar ispat edilmiş tek bir bilgi, belge, veri söz konusu değildir. Bu, büyük bir çarpıtılmış yalan, algı operasyonudur. Terör örgütlerine büyükşehir belediyelerinin ya da herhangi bir belediyenin imkân sağlamasıyla ilgili bir süreç yürütülecekse bizim bütün belediyelerimizin arşivleri, yazışmaları, her türlü hukuksal bilgileri denetime açıktır. Aynı şeyi AKP grup yöneticileri de burada ifade etsinler; İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin bütün yazışmalarını, bütün arşivlerini, bütün mevcut mevzuatlarını eğer denetime açıyorlarsa buyurun, birlikte Mecliste bir komisyon kuralım, hangi belediye hangi terör örgütüne ne kaynak aktarmış birlikte inceleyelim diyoruz. Biz bugün Kandıra Cezaevinde tutulan arkadaşlarımızın rehine olarak tutulduğunu ifade ediyoruz. Terör örgütlerine destek üzerinden bir süreç yürütülecekse o cezaevinde bulunması gereken belediye başkanlarının da tüm kamuoyu tarafından açık bir şekilde bilindiğini ifade ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yargı gerekeni yapar, yargı.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Esir aldığınız yargı mı?

BAŞKAN – Buradaki sorun galiba para aktarıp aktarmama meselesi değil, terörist gruplarla ilişki içinde olmak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, yani şuur altında para aktarma olduğu için onun savunma güdüsüyle hareket ediyorlar.

BAŞKAN – Yani, benim anladığım kadarıyla…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, siz hem para aktarmışsınız hem arsa aktarmışsınız hem arazi aktarmışsınız…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şuur altındaki para aktarma…

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz Sayın Elitaş.

Sayın Elitaş, Sayın Baluken; bir para aktarıp aktarmama meselesi söz konusu olmadı. Buradaki sorun, terör örgütleriyle birlikte iş birliği içinde olup olmaması.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben “Para aktarma…” demiyorum, “Kim yardım, yataklık yaptıysa…” diyorum ama şuur altında para aktarma var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …kredi aktarmışsınız, teşvik aktarmışsınız; senin aktarmadığın şey yok ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şuur altında para aktarma var, bütün problem orada.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz kendiniz ifade ettiniz, kendiniz. Siz güzellemeler yaptınız, para aktardınız, arsa verdiniz, bunlar ispatlı ama diğeri ispatlı değil, sadece söylem.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, Fetullah Gülen’e malikâne yapmışlar. Bak, Ankara’da malikânesi var. Buraya geldiğinde kalacağı ev yapmışlar. Utanmadan bir de teröre destekten bahsediyorlar ya. Milyon dolarlık daireler havada uçuşacak, sonra gelip halka yalan söyleyecekler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biz de Divan olarak Korkut Özal’a Allah'tan rahmet diliyoruz, ailesine ve yakınlarına da başsağlığı dileklerimizi söylüyoruz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, kamuda çalışan avukatların özlük haklarında yaşadıkları mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/348)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamuda çalışan avukatların özlük haklarında yaşanan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                  (Artvin)

2) Okan Gaytancıoğlu                                (Edirne)

3) Ömer Fethi Gürer                                  (Niğde)

4) Akif Ekici                                              (Gaziantep)

5) Ali Yiğit                                                (İzmir)

6) Kazım Arslan                                        (Denizli)

7) Candan Yüceer                                      (Tekirdağ)

8) Ceyhun İrgil                                          (Bursa)

9) Ali Akyıldız                                           (Sivas)

10) Gülay Yedekci                                     (İstanbul)

11) Sibel Özdemir                                     (İstanbul)

12) Mahmut Tanal                                     (İstanbul)

13) Orhan Sarıbal                                      (Bursa)

14) Namık Havutça                                    (Balıkesir)

15) Serkan Topal                                       (Hatay)

16) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

17) Hüseyin Yıldız                                     (Aydın)

18) Tekin Bingöl                                        (Ankara)

19) İbrahim Özdiş                                      (Adana)

20) Çetin Arık                                           (Kayseri)

21) Özcan Purçu                                        (İzmir)

22) Tur Yıldız Biçer                                   (Manisa)

Gerekçe:

Ülkemizde kamu çalışanlarının her kesiminin sorunları olmakla beraber, üzerinde hiçbir çalışma yapılmayan ve yılların birikimiyle sorunları devleşen ve kronikleşen kamu avukatlarının zaman zaman bazı kesimlerin hakları iyileştirilmesine rağmen, kamu avukatlarına özgü bir iyileştirme yapılmamıştır. Meslek icabı kamu sorunlarıyla boğuşan kamu avukatları, kendi sorunları altında ezilmektedir.

Kamu avukatları, hâkim ve savcılara nazaran çok daha ağır yük ve sorumluluklar taşımalarına rağmen, onların sahip oldukları hiç bir hakka ve teminata sahip değillerdir. Oysa kamu avukatları savcılar gibi kamu gücünü temsil etmekte ve kamu adına her türlü davada devletin yararını korumaktadırlar.

Hâkim ve savcılardan çok daha ağır sorumluluklar yüklenen kamu avukatları onlardan çok daha kötü şartlarda çalışmaktadır. 1980'li yıllarda mali yönden hâkim ve savcılarla aynı şartlara tabi olan kamu avukatları, zaman içerisinde hâkim ve savcıların haklarının iyileştirilmesi nedeniyle onlarla kıyaslanamayacak hâle gelmişlerdir. Zaman içerisinde yapılan iyileştirmelerle hâkim ve savcıların maaşları kamu avukatlarının maaşının 3 katına varmaktadır.

Birinci sınıfa yükselen hâkim ve savcıların ek göstergesi 7600 rakamına çıkarılmışken, 1’inci derecedeki bir kamu avukatının ek göstergesi yıllardır 3000 rakamında kalmıştır. Kamu avukatları, zaman içinde ek göstergelerine dokunulmayan ender meslek mensuplarından biridir. Bırakın hâkim ve savcıları, bir kamu avukatının ek göstergesi, mimar, mühendis, müfettiş, doktor, diş hekimi, eczacı, veteriner ve biyolog gibi meslek mensuplarından bile daha düşüktür. Zira bu sayılanlardan en düşük ek göstergeye sahip olanların ek gösterge rakamı 3600'dür. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 106’ncı ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 152’nci maddesine göre ödenen özel hizmet tazminatları incelendiğinde, kamu avukatlarının yine emsal meslek gruplarına göre daha az tazminat aldıkları görülecektir.

Yine, kamu avukatları makam ve temsil tazminatları alamamaktadırlar. Çoğu kez duruşma, murafaa, keşif ve haciz gibi sebeplerle görev yeri dışına çıkmalarına rağmen, çok düşük miktarda harcırah almaktadırlar. Sadece hazine avukatlarına ve hazine avukatı olmayan yerlerde, avukat olmadığı hâlde mal müdürlerine keşif ücreti ödenmekte, buna karşın diğer kurum ve kuruluşlarda çalışan avukatlara keşif ücreti ödenmemektedir.

Kamu avukatlarının ciddi anlamda sorunları mevcuttur. Bunların başında, statü sorunu, ek gösterge sorunu, yan ödeme ve özel hizmet tazminatı sorunu, görev makam ve temsil makam sorunu, derece, tabi olunan yasal mevzuat, büro aidatı, vekâlet ücreti, teftiş ve denetleme gibi sayacağımız birçok sorunlar mevcuttur. Tüm bu sorunların giderilmesi, kamu avukatlarının yaşadığı mağduriyetlerin çözüme kavuşması ve özlük haklarının yeniden düzenlenmesi gerekli tespit ve incelemeler sonrası ivedilikle gerekmektedir.

O nedenle, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, kamuda çalışan avukatların özlük haklarında yaşanan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ ve 23 milletvekilinin, zorunlu trafik sigortası primlerinin yüksekliğinin yarattığı mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası üçüncü şahıslara ve mallarına verilebilecek zararları ödemekle yükümlü olduğu için aslında kamu düzenini sağlayıcı, koruyucu bir poliçedir. Çünkü sigorta kapsamında verilen teminat limitleri vatandaşın bir çırpıda ödeyebileceğinden çok çok yüksektir. Bu teminat limitleri her yıl Hazine Müsteşarlığı tarafından arttırılarak belirlenmekte, buna istinaden trafik sigortaları primleri artmaktadır. Yaklaşık iki yıldır uygulanan bazı yasal sorumluluklar ile gider artışı bahane edilerek trafik sigortaları fahiş rakamlara ulaşmıştır. Yaşına bakılmadan tüm araçlara yönelik değer kaybı tazminat ödemelerinin önünün açılması, ticari araç poliçelerine üst sınır getirilmesiyle kârı azalan sigorta şirketlerinin maliyetleri artmış, bu da vatandaşın araç poliçelerine yansıtılmıştır. “İyi sürücüye iyi fiyat” anlayışı güncelliğini yitirmiş, kaza yapmayan ve yüzde 20 ile en yüksek hasarsızlık indirimine sahip sürücü de asgari yüzde 100 prim artışı görmüştür. Bir diğer sorun ise aynı araca aynı sigorta şirketi bünyesindeki farklı acentelerin farklı fiyatlar teklif etmesi vatandaşta güvensizlik yaratmakta olup, poliçe fiyatlarının sabitlenmesi bu güvensizliği ortadan kaldıracaktır. Yasa gereği yapmak zorunda olunan zorunlu trafik sigortası primlerinin adaletli ve vatandaşın bütçesini sarsmayacak makul bir fiyata çekilmesi ve yaşanan mağduriyetin giderilmesi gerekmektedir. Bu amaçla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Gökdağ                                    (Gaziantep)

2) Özcan Purçu                                         (İzmir)

3) Orhan Sarıbal                                       (Bursa)

4) Ömer Fethi Gürer                                  (Niğde)

5) Şerafettin Turpcu                                  (Zonguldak)

6) Seyit Torun                                           (Ordu)

7) Akif Ekici                                              (Gaziantep)

8) Namık Havutça                                      (Balıkesir)

9) Kazım Arslan                                        (Denizli)

10) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

11) Ceyhun İrgil                                        (Bursa)

12) Serkan Topal                                       (Hatay)

13) Okan Gaytancıoğlu                              (Edirne)

14) Hüseyin Yıldız                                     (Aydın)

15) Candan Yüceer                                    (Tekirdağ)

16) Gülay Yedekci                                     (İstanbul)

17) Ali Akyıldız                                         (Sivas)

18) Sibel Özdemir                                     (İstanbul)

19) Mahmut Tanal                                     (İstanbul)

20) Tekin Bingöl                                        (Ankara)

21) İbrahim Özdiş                                      (Adana)

22) Ali Yiğit                                              (İzmir)

23) Çetin Arık                                           (Kayseri)

24) Tur Yıldız Biçer                                   (Manisa)

Gerekçe

Hazine Müsteşarlığının Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na ilişkin yeniden düzenlemesiyle, Karayolları zorunlu trafik sigortasında 1 Haziran 2015 tarihinden itibaren başlayan yeni dönemle birlikte poliçe fiyatlarında fahiş artış trafikte bulunan 19 milyon araç sahibini hayrete düşürmüştür. Kamuoyunda zorunlu trafik sigortası olarak bilinen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda iki yıldır üst üste yapılan bazı yasal değişiklikleri ve gider artışını bahane ederek trafik sigortalarında fahiş artışlara giden sigorta şirketleri, yeni araç alan ya da sigortasını yenileyen vatandaşa ağır faturalar çıkartmaktadır.

Yapılan düzenlemeyle "eş değer parça" kullanımıyla yapılan onarımlar ve kazalardaki aracın değer kaybından doğan zararların da sigorta kapsamına alınması ve bunun da primlere direkt yansıtılmasıyla birlikte zorunlu trafik sigortası iki yılda 10 kat zamlanmıştır. Yani 2013’te aracını 100 liraya sigorta yaptıran vatandaş 2015’e gelindiğinde aynı aracı bin liraya sigorta yaptırmak zorunda kalmıştır. Araçların yaşlarına bakılmadan tamamının "değer kaybı" kapsamına alınması, ticari araçların poliçe bedellerine üst sınır getirilmesi, geliri azalan sigorta şirketlerinin fiyat artışındaki en büyük bahanesi olmuştur.

Sigorta piyasası uzmanları, yeni şartların çok acele yürürlüğe konulduğunu ve bazı hassas noktalara dikkat edilmediğini belirterek, prim fiyatlarının aşırı yükseldiğini, yaşına bakılmadan tüm araçlara yönelik değer kaybı tazminatının önünün açılmasının sigorta şirketlerinin maliyetini arttırdığını ve bunun da poliçe fiyatlarına yansıtıldığını söylemişlerdir. Zorunlu sigorta poliçelerinin fiyatlarındaki artış nedeniyle sigortalı araç sayısının yüzde 2 azaldığı ve bunun da 356 bin araca denk geldiği Türkiye Sigorta Birliği tarafından açıklanmıştır.

Ayrıca, ticari araçların trafik sigortalarının üst limitle sınırlandırılması da bu artışın sebeplerinden biridir. 2015 Ocak ayında 260 TL prim ödeyen otomobil sahibi sigortalı 2016 Ocak ayında 540 TL ödemiş, buna karşın her gün trafikte olan riski normal otomobilden kat kat fazla olan ticari araçlar kategorisine giren kamyonlarda 4 bin TL, kamyonetlerde 1.300 TL, minibüslerde 2.250 TL, 18-30 koltuklu otobüslerde 3.800 TL, 31 ve üstü koltuklarda 11.800 TL ve taksilerde 3.600 TL üzerine poliçe kesilmesi engellenmiştir. Böylelikle geliri azalan sigorta şirketleri azalan kârlarını arttırmak için vatandaşın kullandığı araçların sigorta bedellerini yükseltmekte bulmuştur.

Kasko isteğe bağlı sigorta iken trafik sigortasının zorunlu olması ve zorunlu trafik sigortasında serbest tarifeye geçilmesi, sigorta şirketlerini teknik açıdan fiyat belirleme konumuna getirmiştir. Sigorta şirketleri, öncelikle kârı düşündüklerinden ve piyasada da rekabet ortamı oluşmadığından kendi aralarında tarifeyi belirleyerek fiyatların yüksek oluşmasını sağlamışlardır. Geliri düşük vatandaşı 10 bin liralık arabasına siz 2 bin lira sigorta ücreti ödemek zorunda bırakırsanız vatandaş bu parayı ödemeyeceği için arabasını satmak zorunda kalacaktır. Sigorta şirketlerinin uyguladığı yüksek zamlara bir sınır getirilerek tekrar gözden geçirilmesi yerinde olacaktır.

3.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Hrant Dink cinayetinde rol alan derin ilişkilerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hrant Dink'in cinayetinde rol alan derin ilişkilerin üstüne gidilmemesi, ölümünden önce kendisini hedef gösteren basın yayın kuruluşlarının bu cinayetteki rolü, Hrant Dink'in katledilmesinde ihmal ve kasıtlı uygulamaları olan ve haklarında soruşturma açılan kamu görevlilerinin görevlerine hâlen devam etmesi ve Hrant Dink'in öldürülmesinden sonraki süreçte adaletin tesisinde yaşanan sorunlar Türkiye toplumunun vicdanında derin bir yara açmıştır. Hrant Dink cinayet davasında soruşturma etkin bir şekilde yürütülmediğinden, cinayet dokuz yıldır aydınlatılamamıştır.

Adaletin yerine getirilmesi ve bu cinayetin derin bağlantılarıyla beraber araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                                 İdris Baluken

                                                                          HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Hrant Dink, 1954 yılında Malatya'da dünyaya gelmiş, 19 Ocak 2007 tarihinde saat 15.00 sularında İstanbul'da Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptığı AGOS gazetesinin önünde vurularak yaşamını yitirmiştir.

Hrant Dink, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar tekçi, katı ulusçu, ayrımcı ve düşmanlaştırıcı siyasi politikalarının zihinsel arka planına karşın her zaman reddedilen kimliklerin varlığını savunmuş, eşit yurttaşlık düzeyinde hak talep etmiştir. Hrant Dink vurulduktan sonra, Türkiye'de yaşayan halkların etnik kimlik, inanç farklılığı gözetmeden protesto yürüyüşlerine katılması, Türkiye'de halkların barış özlemini, Hrant Dink'e yapılan suikastı kınayan duyarlılığını ve Hrant Dink'in de vurguladığı eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşama iradesini ortaya koymuştur.

Hrant Dink, tarihsel gerçekliklerle yüzleşmeyi, mazlumluk siyasetinin eşit yaşam talebine evrilmesi gerektiğini, birlikte ve barış içerisinde yaşamanın önemini anlatmaya çalıştı. Hrant Dink, öldürüldüğü günden bu yana birçok kesim tarafından sahiplenildi. Bu sahiplenme ve adalet çağrısına karşılık Hrant Dink'i öldürenlerle ilgili adaletin tecelli ettirilmesi yerine adaletsizliği derinleştirecek durumlar ortaya çıktı. Deliller yok edildi, etkin soruşturma yürütülmedi, Hrant Dink cinayetinde ihmal ve kasıtlı uygulamaları olan kamu görevlileri ya terfi ettirildi ya da görevlerine devam etti. Kamu görevlilerinin bütünleşik sorumluluklarını büyük oranda ortaya koyan, iddianameyi düzenleyen ve kamu görevlileri davasını açan savcının 11/1/2016 tarihinde görevden alınması ise Hrant Dink cinayet davasının aydınlatılması yönündeki kaygıları artırmıştır.

Derin devletin ideolojik anlayışının güncel uygulaması olarak Hrant Dink'in öldürülmesi, devleti temsil eden resmî görevli kişilerin içinde bulunduğu, tetikçilerin ideolojik aygıtlarla yönetildiği, cinayetin işlenmesinde aracıların bulunduğu planlı bir suikastı açıkça göstermektedir. Hrant Dink katledildikten sonra gerek adli gerek idari makamlar soruşturmaları sonuç alıcı ve etkin bir şekilde yürütmemiştir. Gelinen nihai aşamada, Hrant Dink katledilmeden hemen önce Hrant Dink'in oturduğu binaya Trabzon Jandarma İstihbaratında görevli 2 kişinin girdiği ve jandarmaya ait telefonların sinyallerinin de bu muhitten alındığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra Trabzon Jandarma İstihbarat görevlilerini İstanbul'da karşılayanın da Yüzbaşı M.D. olduğu tespit edilmiştir. Tüm tekil ve genel gerçeklikleri açıkta olan bu cinayetle ilgili katledildiği 19 Ocak 2007 tarihinden beri herhangi adli sonuç alınmaması kabul edilemezdir.

Böylesi ilişkileri içinde barındıran bir cinayetle ilgili örgütlü suçu açığa çıkaracak şekilde işletilmeyen süreç, cinayette dahli bulunan devlet yetkililerinin açığa çıkarılmaması, derin devlet bağlantılarının belirlenmemesi toplumsal vicdanı yaralamakta ve infiale neden olmaktadır. Bu nedenle, TBMM’nin irade göstermesi gerekmektedir. Bu sebeple bir Meclis araştırması talep ediyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, anayasal güvence altında olan haber alma hakkının ihlal edilişinin yarattığı sakıncaların tespitine ilişkin 6/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2/11/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/11/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     İdris Baluken

                                                                                                                       Diyarbakır

                                                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

6 Ekim 2016 tarihinde Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından verilen 2857 sıra numaralı “anayasal güvence altında olan haber alma hakkının ihlal edilişinin yarattığı sakıncaların tespitine ilişkin” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 2/11/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken konuşacaktır.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Basın özgürlüğüyle ilgili vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz aldım. Türkiye'de adım adım Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP’li yetkililerin ifade ettiği baskıcı bir rejimin hayata geçtiği bir dönemde bu önergemizin de AKP oylarıyla reddedileceğini biliyoruz ancak biz buradan hem Türkiye kamuoyuna hem de dünya kamuoyuna Türkiye'deki mevcut durumu özetleyen tabloyu basın özgürlüğü üzerinden ifade etmeye çalışacağız.

Öncelikle şunu ifade edelim: Belirttikleri rejim değişikliğiyle şu anda Türkiye'deki mevcut yönetimin adı, Saray AKP rejimidir. Bu rejim bir diktatörlük rejimidir, otoriter baskılarla ve faşist saldırılarla bütün toplumu ve bütün toplumsal muhalefeti susturmaya ve sindirmeye çalışmaktadır. Bu rejim, emrindeki devlete ait olan bütün aygıtlara biat ettirip toplum üzerinde bir baskı cenderesi oluşturmaya çalışmaktadır. Yargısı, polisi, askeri, bürokrasisi bizzat bu rejim tarafından biat ettirilmiş ve deyim yerindeyse teslim alınmıştır. Artık, devlet aygıtı halkın ya da toplumun emrinde değil, bizzat bu baskıcı rejimin emrinde, her geçen gün Türkiye'deki bütün demokratik kırıntıları yok etmek üzere görev başındadır.

Değerli arkadaşlar, basın özgürlüğünden AKP’nin anladığı şey, basın kurumlarını baskın özgürlüğüdür. Bunu net olarak ifade etmemiz lazım. Bunun tarihsel bir kökeni de var. 1857 yılında 15 Şubatta, Osmanlı Dönemi’nde devreye konan Basmahane Nizamnamesi o dönemin hükümdar ve hükûmet ailesine ve hükûmetin haklarına yapılan her türlü eleştiriyi altı ayla üç yıl arasında hapisle cezalandırıyordu ve eleştirilerin dozuna göre de 25’le 100 altın arasında da nakdî cezalarla tüm basını susturmaya çalışıyordu.

Yine, o dönem, bu Nizamname’de belirtilen maddelerde, bakanlara dokunacak sözler olursa, yani, hükümdara ve saraya verilen cezaların daha azaltılmış dozu, bir aydan bir yıla kadar hapis cezaları şeklinde öngörülüyordu. Bakın, bugün de güncele uyarlayalım, basın üzerindeki bütün baskıların nedeni, saray üzerinde, Hükûmet üzerinde eleştiri hakkını kullanmak isteyen bütün medya kurumlarına, bütün gazetecilere yönelik baskılardan oluşuyor.

1857’de bu Nizamname’yi yayımlayanlar 1867’de de Sadrazam Ali Paşa emriyle bu cezaları daha da artıracak bir değişikliğin altına imza attılar. Yani, on yıl sonra Sadrazam Ali Paşa’nın yaptığını, bugün, atanmış Başbakan Binali Yıldırım eliyle AKP Hükûmeti basını zapturapt altına almaya çalışıyor.

Her gün televizyon, radyo, ajans ya da yayın kurumlarının kapatılmasına tanıklık ediyoruz. Bugüne kadar yaratmış olduğunuz bu baskılarla 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi olmak üzere tam 173 medya organı kapatıldı. Tutuklanan gazeteci sayısı 117’yi geçti. 2.500 gazeteci işsiz kaldı. 775 gazetecinin basın kartı iptal edildi. 46 gazetecinin pasaportu bu baskı uygulamaları neticesinde iptal edilmiş oldu.

Bunlar, Cumhuriyet baskınına kadar, Cumhuriyet gazetesine yapılan baskına kadar var olan tablo. Biliyorsunuz, iki gün önce de Cumhuriyet gazetesine baskın yapıldı ve Cumhuriyet gazetesinde yazı yazan aydınlar, yazarlar utanç verici bir şekilde gözaltına alınarak, basın üzerindeki baskıları kurumsallaştırmak isteyen bir süreçle maalesef muhatap oldular.

Şimdi -o görüntüleri, bilmiyorum, izlediniz mi- yaşlı ve hasta olan Aydın Engin’i o şekilde gözaltına aldırmakla siz Türkiye demokrasi tarihi açısından bugüne kadar belki de görülmedik bir utanca imza atmış oldunuz. Gerçi birkaç yıl önce de kemoterapi gören Türkan Saylan’ı gözaltına aldırdığınızda da o vicdanları kanatmıştınız ama Aydın Engin’in ayakta duracak takati olmadığı hâlde bu şekilde gözaltına alınmasının hesabını ne halklar önünde ne tarih önünde veremeyeceksiniz.

Hikmet Çetinkaya’yı gözaltına aldınız; Hikmet Çetinkaya’yı Fetullahçı yapılanmaya destek ve iş birliğinden gözaltına aldınız. Yahu, insan biraz utanır. Bakın, ben, eğer okumadıysanız size göstereyim, Hikmet Çetinkaya’nın daha kaç yıl öncesinden, kırk yıllık, Fetullah Gülen’in serüvenini anlatan kitabını eğer bilmiyorsanız, yazılarını bilmiyorsanız hiç olmazsa o iddianameleri hazırlamadan önce ya siz okuyun ya da talimat verdiğiniz o savcılar okusun.

Bu gazeteyi, on dört yıl önce “Gülenciler terör örgütüdür” diye manşet atan bu gazeteyi Fetullah Gülen’le, cemaatle iş birliğiyle suçluyorsunuz; on dört yıl boyunca devletin her kademesine yerleştirdiğiniz bu cemaatle de siz kendiniz mücadele ettiğinizi söylüyorsunuz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yani olamaz mı?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Buna kim inanır? Buna hiç kimse inanmaz. Böyle çelişki olabilir mi?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Olma ihtimali yok mu Sayın Baluken?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sizin beyinlerinizle olur tabii.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, Musa Kart’ı gözaltına aldınız çünkü karikatürün gücünden, çizginin, mizahın gücünden korkuyorsunuz.

Kadri Gürsel’i, Uluslararası Basın Enstitüsü Türkiye Ulusal Komitesi Başkanını gözaltına aldınız. Yani bu uygulamaların tamamı nasıl bir anlayışla hareket ettiğinizi gösteriyor.

Can Dündar’ın evine baskın yaptınız? Niye? Çünkü Can Dündar MİT tırlarıyla ilgili haberi yaptı ve AKP-IŞİD ilişkilerini, AKP’nin Suriye’deki çete ilişkilerini teşhir etti. O gün, hatırlayın, Erdoğan “Bunun bedelini ödeyecekler.” demişti Can ve Erdem için; şimdi Can ve Erdem için olan o kişisel husumeti Cumhuriyet’i kurumsal olarak cezalandırarak hayata geçirmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, biz açık söylüyoruz, bu günlerin geleceği belliydi, Cumhuriyet’e baskının yapılacağı bu günden belliydi. Özgür Gündem kapatıldığı anda susanlar Cumhuriyet’in basılmasına onay verdiler. Özgür Gündem niye kapatıldı? Bakın, manşet tesadüf oldu, “Çözüm İmralı’da.” dediği için. Barışı, demokratik siyasi çözümü ve bu ülkede müzakere yöntemini savunduğu için Özgür Gündem’i kapattınız. Bakın, burada Diyarbakır’da alana çıkmış milyonlar var. Şimdi, tutuklamayla sonuç alacağınızı sanıyorsunuz ya, siz bu milyonları tutuklayarak, Özgür Gündem’i kapatarak, bu milyonların iradesini kırarak mı sonuç alacağınızı düşünüyorsunuz? Bakın, bu kapatıldığı için Azadiya Welat kapatıldı. Musa Anter’in, Ape Musa’nın “Kürtçe ıslık çalmamız bile yasaklanmıştı.” dediği dönemlere Türkiye’yi geri götürdünüz. Azadiya Welat’ı kapatarak Kürtlerin diline, Kürtçeye olan düşmanlığınızı ortaya koydunuz. Bu ikisi kapatıldığı için, işte, Cumhuriyet de kapatılmış oldu.

Bakın, burada sayısız kapatmış olduğunuz kurumlar var. Ya, bir basın mezarlığına cevirdiniz bu ülkeyi. Jiyan TV’yi kapattınız. Benim anadilim olan Zazaki’de tek yayın yapan televizyon kanalını kapattınız. UNESCO Zazaki’yi yok olma tehlikesi, riski altında olan dil olarak ilan ediyor, siz Zazaki yayın yapan Jiyan TV’yi kapatıyorsunuz. Bak, ben size Zazaca söyleyeyim yani bizim meşhur bir deyimimiz var: …(x) O yüzden böyle baskılarla falan ne Zazaki’yi yok edebilirsiniz ne de bizleri susturabilirsiniz. Zarok TV’yi niye kapattınız? Hâlâ bir cevap yok ya. Çizgi film gösteren Kürtçe kanalı niye kapattığınızın bir cevabı yok. Bakın, JINHA’yı kapattınız çünkü kadının sesinden korkuyorsunuz. Kadınla ilgili tek haber ajansını kapatarak siz kadın özgürlük çizgisine karşı kadın kölelik çizgisinin sonuç alacağını tahmin ediyorsunuz. Ya muharrem yasında TV10’u kapattınız çünkü Alevilerin sesinden korkuyorsunuz. Hayatın Sesi’ni kapattınız çünkü işçinin, emekçinin haklı sesinden korkuyorsunuz. Yani özcesi bu ülkeyi bir basın mezarlığı hâline getirdiniz. Ancak bu baskılarınızın asla sonuç vermeyeceğini ifade etmek istiyorum. Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, Ahmet Altan, Mehmet Altan, İnan Kızılkaya, Nazlı Ilıcak, Zana Kaya, Zehra Doğan ve daha ismini zikretmediğim yüzlerce gazeteci, aydın yazarı cezaevine gönderdiniz. Şimdi, ağzınızla kuş tutsanız dünyayı başka bir şeye inandıramazsınız. Siz gazetelerden de, gazetecilikten de, aydınlardan, yazarlardan da korkuyorsunuz. Üç gündür İnternet ve sosyal medya erişimini Kürt illerinde çökertmiş durumdasınız. Hastanelerin, okulların, ticarethanelerin tamamını çökertmiş durumdasınız. Ya ayıp denen bir şey var, 15 Temmuz darbecilerinin yapmadığını siz yaptınız ya. Onlar darbe yaparken İnternet’i, sosyal medyayı kesmemişlerdi; siz Kürt illerinin tamamında darbe yaptığınızda, kayyum atadığınızda İnternet’i çökertip bütün yaşamı felç ediyorsunuz. Yasa dışı işler yapıyorsunuz, yasaya aykırıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Böyle, iletişim hakkını, haber alma hakkını, bütün toplumsal yaşamı etkileyecek olan bu tarz süreçleri işletmeyle ilgili ne mevcut yasalarda ne de Anayasa’da tek bir madde gösteremezsiniz. O nedenle, biz bu baskıcı rejimin son derece tehlikeli bir noktaya doğru evrildiğini söylüyoruz ve Meclisi de bir komisyon kurarak basından başlamak üzere bu sürece müdahil olmaya çağırıyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Ankara Milletvekili Aydın Ünal konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

En başta şunu vurgulamam lazım: Türkiye’de basın özgürlüğünün, özellikle de ifade özgürlüğünün genişletilmesi, engellerin, bariyerlerin, hendeklerin ortadan kalkması için AK PARTİ gerçekten çok büyük bir mücadele verdi.

Yine burada bir kez daha hatırlatmak isterim: Sayın Cumhurbaşkanımız, kurucu Genel Başkanımız ifade özgürlüğü konusunda bir şiir okuduğu için hapiste yatmak zorunda kalmıştı ve ifade özgürlüğünün değerini sadece Cumhurbaşkanımız, kurucu Genel Başkanımız değil hepimiz çok çok iyi biliyoruz. Şunu da çok iyi biliyoruz: Burada, bu kürsü dâhil olmak üzere, bundan on yıl, on beş yıl önce kullanılamayan kelimeler vardı, kullanılamayan kavramlar vardı, kullanıldığında suç teşkil eden kavramlar vardı. Bütün bu kavramlara veya bütün bu kavramların üzerindeki zincirleri, prangaları kaldıran yine AK PARTİ olmuştur, bu konuda da çok örnek bir mücadele vermiştir AK PARTİ.

Yine hatırlarsanız, klavyelerdeki bazı harflerin üzerinde yasaklar, engellemeler, kısıtlamalar vardı. En son, klavyelere dahi özgürlük getiren parti AK PARTİ olmuştur.

Burada birkaç rakamı özellikle zikretmek isterim, bu rakamlar çok önemli. Değerli arkadaşlar, TÜİK’in yayınladığı istatistikte Türkiye'deki toplam gazete sayısı 2.731; bunların 172 tanesi ulusal yayın yapıyor, 112 tanesi bölgesel, 2.447 tanesi de yerel yayın yapıyorlar. Toplamda 2.731 tane gazete şu anda Türkiye'de faaliyet gösteriyor. 4.071 tane dergi şu anda Türkiye'de haftalık, aylık ya da mevsimlik olarak çıkıyor. Türkiye'de toplam 6.800 tane süreli yayın var. 26 tane ulusal televizyon kanalı var, 10 tane bölgesel, 161 tane yerel; toplamda 197 tane televizyon Türkiye'de yayın yapıyor. Bu liste uzun; radyolar var, başka sosyal medya var.

Anlatmak istediğim şu: Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar zengin, bu kadar çeşitli, bu kadar renkli bir medya göremezsiniz. Gerçekten, bu anlamda Avrupa'nın birçok ülkesinden... Belki de Avrupa'da bile bu renklilik, çeşitlilik anlamında birinci ülke olabiliriz. (HDP sıralarından gülüşmeler)

Evet, gülüyorsunuz, gülmekte haklısınız. Türkiye’ye yönelik medya konusunda çok ciddi bir algı operasyonu var, bunu yıllardır hepimiz çok iyi görüyoruz. Şimdi, RSF kısaltmalı Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, adında bir örgüt var. Bakın, 2016 sıralamasını yayınladı RSF. Türkiye 180 ülke arasında 151’inci RSF’ye göre basın özgürlüğü açısından. Gambiya, Angola, Afganistan, İsrail -bu ülkeleri karalamak için söylemiyorum ama- bu ülkeler basın özgürlüğü konusunda Türkiye'nin daha önündeler. Afganistan, İsrail; basın özgürlüğü konusunda RSF’ye göre Türkiye'nin önündeler. Şimdi, zaman zaman bizim muhalefet partilerimizin temsilcileri de bunu sanki muteber bir bilgiymiş gibi çıkıp bu kürsüden aktarıyorlar.

Değerli arkadaşlar, Afganistan’da, İsrail’de -yani vicdanlarınıza soruyorum bunu- basın özgürlüğünün Türkiye’den daha ileri olduğuna inanan hiç kimse var mı? Aynı şekilde, CPJ isminde yine gazetecilerle ilgili Gazetecileri Koruma Komitesi var. Biliyorsunuz, Türkiye’deki tutuklu gazetecilerle ilgili bunların çeşitli çalışmaları olmuştu. Bir ara “100’den fazla gazeteci tutuklu.” dediler, sonra bilgilendirildiler bunlar, 14 gazeteciye kadar indiler. Bu 14 gazetecinin de ne olduğunu Adalet Bakanımız da, Cumhurbaşkanımız da, Başbakanımız da müteaddit defalar açıkladı. Bekçi öldüren, polis öldüren, banka soygunu yapan, evrakta sahtecilik yapan ama cebinden gazeteci kartı çıkan, herhangi bir derginin muhabiri olduğuna dair kart çıkan birçok isim bu uluslararası örgütler tarafından tutuklu, hükümlü gazeteci olarak nitelendiriliyor. Bunlar katil, bunlar hırsız, bunlar evrakta sahtecilik yapmış ama bunlar gazeteci olarak dünyaya lanse ediliyor ve Türkiye karalanmaya çalışılıyor.

Şimdi, bu Avrupa’nın, RSF’nin, CPJ’nin bilmediği isimler de var.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bunların hepsi size düşman.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Örneğin, Mustafa Cambaz’ı hiç kimse tanımıyor. Geçenlerde Avrupa Birliği temsilcisi bir açıklama yapıyor, kırmızı çizgilerden bahsediyor. Acaba beyefendi Mustafa Cambaz ismini hiç duymuş mudur, 15 Temmuzda katledilen, şehit edilen? Veya bir başka örnek, Nidal Ebu Akkar isimli Filistinli gazeteci hapiste. Acaba herhangi bir Avrupalı, Batılı örgüt bu isimleri duymuş mudur? Ama, iş Türkiye’ye geldiği zaman, Türkiye’de algı operasyonu yapmaya geldiği zaman yalanlar arka arkaya sıralanıyor ve maalesef, bizim muhalefet partilerimiz de bu yalanların ne yazık ki sözcülüğünü yapıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Cumhuriyet gazetesine yargının yaptığı işlemin içeriğini henüz bilmiyoruz. Burada biraz önce hatip Cumhuriyet gazetesinden bazı manşetleri gösterdi. Ben bu konuşma için değil ama hasbelkader birkaç gündür Cumhuriyet gazetesinin tarihiyle ilgileniyorum, kütüphanemizde de var, Cumhuriyet gazetesinin tarihini çok iyi anlatan kitaplar var.

1924 yılında, Mustafa Kemal Yunus Nadi’yi çağırıyor ve şunu söylüyor: “Çocuk, hilafete yönelik, hilafeti savunanlar var; cumhuriyete saldıranlar var, bunlara karşı bir gazete çıkaralım.” diyor. Yunus Nadi İstanbul’a gidip 17 Nisan 1924 tarihinde Cumhuriyet gazetesini çıkarmaya başlıyor. Tarihi oldukça uzun arkadaşlar ama şimdi şunu biliyoruz: 1920’lerde, 1930’larda Kürtleri yamyam olarak niteleyen haberleri var Cumhuriyet gazetesinin içinde.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O yüzden mi kapatıyorsunuz?

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Dersim’i sonuna kadar savunuyorlar.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bize hakaret ettiği için mi kapattınız?

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Kürtlere “yamyam” diyor Cumhuriyet gazetesi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O yüzden mi kapatıyorsunuz?

AYDIN ÜNAL (Devamla) – İnönü’yle arası hiç iyi değil Cumhuriyet gazetesinin. Bir keresinde İsmet İnönü, Yunus Nadi’ye “Yunus Nazi” diye hitap ediyor. Faşizmi çok güçlü şekilde destekliyorlar 1940’lı yıllarda.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok gerilere gittin ya, çok gerilere gittin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Allah Allah!

AYDIN ÜNAL (Devamla) – 1940’ın sonunda Demokrat Partiden Yunus Nadi milletvekili oluyor, 1954’e kadar Demokrat Partili. 1954’ten sonra 1960 darbesini alkışlıyor Cumhuriyet gazetesi. 1960’lardan itibaren komünist, devrimci.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Günümüze gelin, günümüze.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – 1970’lerde cuntacı. 1980 darbesini Nadir Nadi alkışlıyor, bunun hepsi kayıtlarda var, Nadir Nadi’nin, Yunus Nadi’nin kendi hatıralarında var.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bunlar Aydın Engin’in tutuklanması için gerekçe mi?

AYDIN ÜNAL (Devamla) – 1990’larda liberal oluyor, arkasından yeniden Kemalizme dönüyor ve hepiniz biliyorsunuz 2013’ten itibaren de Fetullahçı, PKK’lı bir çizgiye geliyor.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Bir de verdiği şehitlerden bahset Cumhuriyetin; Uğur Mumcu’dan bahset, Ahmet Taner Kışlalı’dan bahset.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Yani, biraz önce manşetler gösterdiniz ya, bunlar pek muteber manşetler değil.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Zamanın ruhuna uygun değişim getiriyorlar bu gazetede, değil mi?

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Cumhuriyet gazetesi dün öyle olmuş olabilir, bugün -biliyorsunuz hepiniz- Fetullahçı, PKK’lı bir çizgiye geldi.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ayıp oluyor, ayıp oluyor; çok ayıp oluyor.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Hem “Bilmiyoruz içeriğini.” diyorsun…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok ayıp, çok ayıp!

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Burada çok sayıda manşet var elimde.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – “Yargılamanın içeriğini bilmiyorum.” diyorsun.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Fransa’daki saldırıyla ilgili Cumhuriyet gazetesinin manşeti: “Fransa çocuklarına ağlıyor.”

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Savcı sizsiniz herhâlde(!)

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Savcı Kiraz’ın katledilmesiyle ilgili yapılan haber Cumhuriyet gazetesinde…

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Dün dündür, değil mi?

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Haberse… Basın Yasası var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Balbay, lütfen.

AYDIN ÜNAL (Devamla) - “Bu eylem, mecbur bırakıldığımız yöntem.” Bakın, utanç vesikasıdır bu, utanç vesikası.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama hiç alakası yok konuştuklarının ya.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Türk basın tarihine geçecek bir utanç vesikasıdır. “Kadınlar Çevik’e saldırdı.” Çevik Kuvvete kadın teröristler saldırı yapıyorlar “Kadınlar Çevik’e saldırdı” diye yine utanç vesikası bir haber.

Bir başka örnek, Gündem gazetesinden “Barış isteyenler sarayı durdursun.”, “Türkiye IŞİD’leşiyor.”

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Doğru demiş.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – E, doğru söylemiş.

AYDIN ÜNAL (Devamla) - “Topyekûn savaşa topyekûn direniş.”

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – 70 vilayette örgütlenmiş IŞİD, haberin var değil mi Sayın Vekil?

AYDIN ÜNAL (Devamla) - “Yüreğimizi yaktın, sarayını yıkacağız.”

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Savaşa direnmeyelim mi?

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Cumhuriyet gazetesinin “Fransa çocuklarına ağlıyor” manşeti, aynısı Türkiye’de olduğu zaman “Katliam ülkesi” manşeti.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, savcıya talimat verdiğinizi kabul mü ediyorsunuz?

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Tıpkı Zaman gazetesi gibi “Çözüm süreci Başkanlık hayâline feda edilmiş”, “Barışa suikast.”

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Siz de Zaman okuyordunuz ya.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Aynı merkezden hazırlanan, aynı kafayla, aynı mantıkla hazırlanan manşetler.

En çarpıcısını göstermek istiyorum, hani, Özgür Gündem diyorsunuz; Avrupa’da yayınlanan Özgür Gündem’de Nurettin Demirtaş’ın bir yazısı: “Nilüfer çiçeği gibi sevilecek kadın.” Bununla ilgili uzunca bir makale yazıyor: “Nilüfer çiçeği gibi sevilecek kadın.” Kim bu nilüfer çiçeği gibi sevilecek kadın? Ankara’da Kızılay Meydanı’nda canlı bomba olup orada çocukları katleden teröristle ilgili yazılmış, onu öven bir yazı değerli arkadaşlar.

Şimdi, evet, basın özgürlüğü; sonuna kadar savunuyoruz, sonuna kadar da savunacağız…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Öyle mi?

AYDIN ÜNAL (Devamla) - …ama basın özgürlüğü ile terörü de birbirinden hassasiyetle ayıracağız. Biz terörle mücadele ederken özgürlükler konusunda son derece hassas davranıyoruz. Biraz önce rakamları da yayımladım, bu ülkede isteyen istediği gazeteyi çıkarıyor, istediğini de söylüyor, yazıyor ama teröre destek verilmesin. [CHP ve HDP sıralarından alkışlar(!)]

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kapattıklarınıza bakın, kapattıklarınıza.

AYDIN ÜNAL (Devamla) - Fetullahçı teröre, PKK terörüne, Avrupa’nın, Amerika’nın desteğiyle, onların iteklemesiyle, onların motivasyonuyla destek veren her kim olursa olsun, bu ülke ondan hesabını mutlaka ve mutlaka soracaktır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, Fetullah Gülen size motivasyon veriyordu size, kime verecek.

AYDIN ÜNAL (Devamla) - Avrupa şunu demiş, PKK bunu demiş, yok efendim, Avrupalı basın örgütleri Türkiye’ye şu eleştiriyi yapmış, bu sıralamayı yapmış… Bunların hiçbiri umurumuzda değil. Biz, terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Bunu Fransa yapıyor, Almanya yapıyor, bunu İngiltere yapıyor, bunu Amerika Birleşik Devletleri acımasızca yapıyor. Biz de terörle mücadelemizi bu şekilde, kararlı bir şekilde devam ettireceğiz. Basın özgürlüğüne “evet” ama teröre destek veren, şiddeti öven ve hatta terörün içinde yer alan birtakım basın organı görünümündeki kuruluşlara da asla taviz vermeyeceğiz.

Tekrar ediyorum: Bu ülke terörle mücadelesini en kararlı şekilde devam ettirecek ama özgürlükleri de aynı şekilde, en kararlı şekilde muhafaza edecektir.

Teşekkür ediyorum, heyetinizi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Vallahi, bizi çok güldürdün ha.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip kürsüden konuşurken bizim yalan yanlış bilgiler ifade ettiğimizi söyledi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yok, öyle bir şey söylemedi Başkanım.

BAŞKAN – İsim bildirmedi ama.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yok, öyle bir şey yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, “Muhalefet yalan yanlış bilgilerle algı oluşturmaya çalışıyor.” dedi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yok yok Başkanım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Açık biçimde sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Sizin grubu hedefleyen bir açıklama… (HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Evet, evet.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yok, Başkanım.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cumhuriyet’in kapatılmasıyla ilgili de benim yalan yanlış bilgiler aktararak bir algı operasyonu yönettiğimi…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hayır, onlara onu demedi, gazetelere dedi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …Cumhuriyet’in tarihinden bugüne kadar neden kapatıldığını ifade etmiş oldu. Açık bir sataşmadır.

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Muhalefeti kastetmedim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Muhalefeti kastetmedim.” diyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

İki dakika.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Mesela Yunus Nadi’nin faşist olamayacağını İdris Bey’den dinlemek isteriz.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben öncelikle, AKP Grubu adına konuşan sayın hatibe teşekkür ediyorum, Meclis tutanaklarına da geçti, çok önemli bir itirafta bulundu. Bütün bu basın-yayın kurumlarının bizzat siyasi iktidarın, siyasi iradenin talimatıyla kapatıldığını ve bunlar için de işte, buraya getirmiş olduğu manşetlerle de siyasi iktidarın gerekçeler ürettiğini, savcıların, mahkemelerin de göstermelik bir şekilde şu anda bu süreci takip ettiğini Meclis tutanaklarına geçecek şekilde itiraf etmiş oldu. Sizin basın özgürlüğünden anladığınız bu. İşte, manşetleri okudunuz. Sarayı eleştirdi diye, savaşa karşı çıktı diye, IŞİD’le ilgili mevcut pozisyonunuzu teşhir etti diye siz basın kurumlarının kapatılmasını savunuyorsanız zaten bizim size söyleyecek bir şeyimiz yok, biz de tam bunu ifade ediyoruz.

Bakın, bizim ifade etmiş olduğumuz hiçbir şeyde herhangi bir yalan yanlış bilgi yok. Ya, siz “darbeyle ilgili mücadele” adı altında bu Meclisteki danışmanları, sıvacıyı, garsonu işten çıkarıyorsunuz KHK’yla ama aranızda byLock kullanan, darbecilerle ilişkisi olan milletvekilleri oturmaya devam ediyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Söyle, kimler? Kim var, söyleyin, bir isim söyleyin. Yalan söylüyorsun! Kim var, söyle.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hepiniz içindeydiniz, hepiniz beraber ıslanıyordunuz yağmurda.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Milletvekillerini koruyup gazetecilerle ilgili, gazetelerle ilgili süreci eğer yürütürseniz bununla ilgili hiçbir samimiyetiniz kalmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, yalan söylüyor, açıkça yalan söylüyor!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, müsaade edin.

Sayın Baluken, siz de ithamda bulunmayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolayısıyla, siz tamamen siyasi bir süreç yürütüyorsunuz. Bakın, Darbe Komisyonunda basın kurumlarının izlemesine engel getiriyorsunuz, orada milletvekillerinin Periscope’la yayın yapmasından bile çekiniyorsunuz. Şimdi, biz sizin hangi darbeyle mücadele ettiğinize inanacağız; hangi gerekçeyle, bu yürütmüş olduğunuz sürek avıyla ilgili sizi inandırıcı bulacağız? Türkiye kamuoyu da inanmıyor, dünya kamuoyu da inanmıyor diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Biz darbeciyiz, siz darbe karşıtısınız (!)

BAŞKAN - Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşurken biraz önce “Yalan yanlış ifadeler kullanıyor, bizi itham ediyor.” diye ifade etti, kürsüde konuşurken “Aranızda byLock’çu milletvekilleri var.” diye yalan söyledi. Varsa söyleyecek, “Şu milletvekilleri byLock kullanıyor.” diye ifade edecek, aksi hâlde iftira ediyordur. Bu iftirasından dolayı, yalan söylediğinden dolayı sataşma yaptığı için söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika size de. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın milletvekillerim, FETÖ terör örgütünün Türkiye’de yapamadığı darbeyi siyaset kesiminde AK PARTİ’ye yapmaya devam etmek adına, AK PARTİ içerisinde veya siyaset kurumu içerisinde byLock kullanan veya siyaset kurumu içerisinde FET֒yle müzahir olmuş milletvekili var olduğunu ifade eden bir yayın yapma, tezvirat yapma içerisinde ama maalesef, bazı milletvekili arkadaşlarımız da ki şu anda burada gördüğümüz gibi, HDP Grup Başkan Vekili, FETÖ terör örgütünün yaptığı değirmene su taşıyacak bir şekilde “AK PARTİ içerisinde byLock’çu var.” ifadesini kullanarak yalan söylemiştir, FETÖ terör örgütünün isteğinin doğrultusunda bir konuşma yapmıştır. Sizin bu konuşmanızı, demokratik bir parti olduğunu ifade eden, halkların özgürlüğünü savunduğunu ifade eden, darbelere karşı olduğunu ifade eden, darbecilere karşı olduğunu ifade eden Sayın Baluken’i burada şiddetle kınıyorum.

İkinci konu: Terör örgütünü övmek, terör seviciliği yapmak gazetecilik değildir. Nasıl ki 15 Temmuz gibi, üniformalı teröristler gelip bu milletin insanlarını katlettilerse bu ülkenin demokrasisini yok etmek için gayret gösterdilerse gazeteci kimliğiyle, basın kartıyla da birileri çıkıp terörist faaliyetleri destekleyemez. Terörle gazeteciliği ayırmamız lazım. Gazeteci milletin gözü kulağıdır, namusudur ama namussuzluk yaptığı takdirde bu ülkenin evlatları da onlardan hesap sormak mecburiyetindedir ve soracaklardır.

Az önce değerli milletvekilinin söylediği gibi, 25-26 insanı katleden teröristi sevicilik yapan birisi de bence insan değil -ne söylenmesi gerekiyorsa- en ahlaksız, en aşağılık mahluktur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Elitaş açık bir şekilde yalan söylediğimi ve FET֒nün propagandasını yaptığımı ifade etti, açık bir sataşmada bulundu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İspat edeceksin, söyleyeceksin onu.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Baluken, evet, Elitaş bunu söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “İsim ver.” diyorum, “İsim vermezsen yalan söylüyorsun.” diyorum, “İftira ediyorsun.” diyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – İsim verecekse çıksın biz de bilelim. İçimizdeki o alçakları bilelim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Siz AK PARTİ Grubunu hedef göstererek ciddi bir ithamda bulundunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet…

AK PARTİ Grubunu hedef göstermedim canım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle söyledi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır…

BAŞKAN – Öyle dediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle söyledin, tutanaklara bak.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – AK PARTİ Grubu içerisinde Fetullahçı yapılanmayla ilişkisi olanları kastettim.

MEHMET METİNER (İstanbul) – İçimizdeki o alçakları biliyorsa açıklasın; aksi takdirde, müfteridir.

BAŞKAN – “byLock kullananlar var.” dediniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Bunu söylediniz, “AK PARTİ Grubu içinde…” dediniz, bu ciddi bir itham.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle söyledi.

BAŞKAN – Eğer bu ithamla ilgili elinizde bilgi, belge varsa doğrusu ben de bu Genel Kurulu, şu oturumu yöneten bir kişi olarak bunu açıklamanızı isterim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Eğer içimizde o FET֒cü alçaklar var da biliyorsanız, açıklamıyorsanız alçak sizsiniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Alçak sizsiniz! Siz demek ki içinizde alçakların olduğunu kabul ediyorsunuz, alçak sizsiniz!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sen açıklayacaksın, sen açıklamazsan en büyük alçak sensin, en büyük alçak sensin!

BAŞKAN – Sayın Baluken, benle konuşuyorsunuz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Açıklamazsanız alçaksınız!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Alçak sizsiniz, siz; FET֒cü sizsiniz!

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Senin açıklaman lazım.

BAŞKAN – Bakın, şimdi sözlerinize dikkat edin.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Alçaklar varsa açıklamazsanız alçaksınız!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şu anda…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …beni yalan söylemekle itham eden ve Fetullahçı yapılanmanın propagandasını yaptığımı söyleyen bir konuşma oldu, neyi tartışıyoruz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “AK PARTİ içerisinde byLock’çu var.” dediğiniz için söylüyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Açık bir sataşma var, bu sataşmaya cevap vereceğim.

BAŞKAN – Sayın Baluken, siz daha önce -bakın, sizinle tartışmıyorum- çıktınız, AK PARTİ Grubunu hedefleyerek…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben AK PARTİ Grubunu değil…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle söyledi.

BAŞKAN – Öyle söylediniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …AK PARTİ Grubu içerisindeki Fetullahçı yapılanmayı söyledim.

BAŞKAN – “byLock kullananlar var.” dediniz, bu ciddi bir itham.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Eğer bu konuda delilleriniz varsa -en azından bu oturumu yöneten Meclis Başkan Vekili olarak sizden rica ediyorum- bu konuda bilginiz, belgeniz varsa ilgili yerlere sunun; eğer bilginiz, belgeniz yoksa böyle bir ithamda bulunmayın, bu bir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Müsaade edin, kürsüden ifade edeyim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özür dilesin Başkanım, özür dilesin.

BAŞKAN – İki: Sizinle ilgili sataşmada bulundu dediniz, gerekçesini tekrar edin lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yalan söylemekle ve Fetullahçı yapılanmanın propagandasına alet olmakla itham etti, ağır bir sataşmada bulundu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ’ye iftira etmiştir.

BAŞKAN – Şimdi “Eğer bulamazsanız, itham ettiğiniz şeyi gerekçelendiremezseniz böyle düşünürüm.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle söyledi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan “Bu iddiaları dile getirerek FET֒nün propagandasını yapıyorsunuz.” dedi.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika…

“Eğer gerekçelendiremezseniz ve adlandıramazsanız bu ithamın arkasını, sizi böyle addederim.” dedi, dinledim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Herhâlde gerekçeyi söyleyecek şimdi Sayın Başkan, söyleyemezse öyle olacak.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır “Fetullahçı yapılanmanın propagandasına alet oluyorsunuz.” dedi.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika…

Yalnız, sayın milletvekilleri, ciddi ithamlar var Genel Kurulda, mesnetsiz ithamları burada lütfen sarf etmeyelim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İlk kez duydunuz değil mi Sayın Başkan?

FERHAT ENCU (Şırnak) – Sanki ilk kez Sayın Başkan.

BAŞKAN – Herkesin hak ihlalinden doğan hakları vardır, bunu hatırlatırım.

FERHAT ENCU (Şırnak) – Bu darbenin siyasi ayağı nerede?

BAŞKAN – Lütfen…

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yorumunuzu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kim o kim, söyle, kim o?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yahu, sen açıklayacaksın, sen.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kim o söyle, kim?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, biz…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Açıklamazsan müfterisin, müfterisin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Açıklamazsan yalancısın.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sen yalancısın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yalancı sensin, darbecisin sen!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Açıkla, kim o kim, kim?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Darbe Komisyonunda…

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.40

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini görüşmekteydik.

Sayın Baluken, siz kürsüdeydiniz.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

İki dakika…

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması (Devam)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP sıralarından laf atılmamış olsaydı, bir gürültüyle sözüm kesilmemiş olsaydı şunu ifade edecektim.

Bu Mecliste oturan milletvekilleri için, belediye başkanları için, devletin farklı yerinde görev alan devlet yetkilileri için, her kimin bu Fetullahçı yapılanmayla ilişkisi varsa Darbe Komisyonunda biz bu listelerin açıklanması için talepte bulunduk. Aynı şekilde, “byLock” sistemiyle ilgili, her kim ki bu sistemi kullanmışsa –ki, AKP’li yetkililer ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da tüm açıklamalarında bu sistemin sadece bu yapılanma tarafından özel olarak kullanıldığı ifade edilmişti- bunun bilgisinin listelerinin Meclise sunulmasını istedik. Yani bu bir tek sizin grup için falan da geçerli değil, hangi grupta varsa, 4 siyasi partiden ya da Parlamento dışında bulunan siyasi partilerden her kim ki bu listelerde bir şekilde, işte bu sürecin içerisinde yer almışsa bunları milletin bilme hakkı var, Meclisin bilme hakkı var. Biz bunu Darbe Komisyonunda talep ettiğimizde eğer engelleyen bir tutumla karşılaşırsak, tabii ki çıkar burada mevcut durumu ifade ederiz.

Bakın, bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları var: “Biz bu yapıya ne istedilerse verdik ama onlar nankörlük etti. Biz bu yapının ayağına her türlü imkânı serdik ama onlar bizi arkadan hançerledi.” diyor.

Şimdi, Afyon toplantısından sonra Başbakan Binali Yıldırım “Bizde FETÖ'cü yok, bizde ‘byLock’çu yok.” derken asıl Cumhurbaşkanını yalanlamış oluyor. Bütün bu süreçlerin şeffaf bir şekilde toplum tarafından bilinmesinden hiç kimsenin korkmaması gerekiyor.

Getirin o 30 bin kişilik “byLock” listesini açıklayın, hangi siyasi partide kim var ya da kim yok, onu bütün Türkiye kamuoyu bilsin, onunla ilgili tartışmayı da ancak bu şekilde engellersiniz. Böyle laf atmayla, söz kesmeyle falan toplumun vicdanındaki bu tartışmaları bitiremezsiniz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, anayasal güvence altında olan haber alma hakkının ihlal edilişinin yarattığı sakıncaların tespitine ilişkin 6/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ikinci olarak İstanbul Milletvekili Sayın Barış Yarkadaş konuşacak.

Buyurun Sayın Yarkadaş. (CHP sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP'nin basın özgürlüğü ve haber alma hakkına ilişkin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli üyeler, Türkiye’de bugün basın özgürlüğünden bahsetmek ancak ve ancak bir komedi unsuru olabilir, ancak ve ancak parodilerde yer alabilecek bir mesele hâline gelmiştir Türkiye’de basın özgürlüğü. Bugün basın özgürlüğünde gelinen nokta -Aydın Ünal her ne kadar “Ben Avrupa’yı önemsemiyorum.” dese de- Avrupa Parlamentosu tarafından da ele alınmış ve Türkiye’de 15 Temmuz alçak darbe girişiminin ardından gazetecilerin durumunun daha da kötüleştiği kayıt altına alınmıştır. Kuşkusuz, gazetecilerin yaşadıklarını ve hangi baskılarla karşı karşıya kaldıklarını Avrupa Parlamentosunun raporlarından ya da onların görüşlerinden öğrenecek değiliz. Biz her gün gazetecilerin, benim meslektaşlarımın hangi baskılarla, hangi engellemelerle, hangi tehditlerle karşı karşıya kaldığını bizzat görüyor, yaşıyoruz. Biz bu konuşmayı yaparken Cumhuriyet gazetesinin önünde gazeteye yönelik operasyonu protesto eden gençlik kollarından arkadaşımız Umut Güney polis tarafından dövülerek gözaltına alınıyor, orada bulunan protestoculara polis tarafından “Hepinizi gözaltına alırız.” tehdidi sürüyor.

Sevgili üyeler, 15 Temmuz alçak darbe girişimini bahane ederek basının üzerindeki baskılarını artıran AKP iktidarı, kıyım hükmündeki kararnamelerle 118 televizyon, radyo ve gazeteyi, onlarca İnternet sitesini, 3 haber sitesini kapattı; 184 gazeteci bu süreçte gözaltına alındı. 15 Temmuzdan bu yana 3 binin üzerinde gazeteci işsiz kaldı, 750 gazetecinin sarı basın kartı, 46 gazetecinin pasaportu gerekçesiz bir biçimde iptal edildi.

Basına yönelik baskılar bununla da bitmedi, Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalı Halk TV’nin muhabirleri Başbakanlık binasına alınmıyor. Halk TV’nin Başbakanlık binasında soru sorma özgürlüğü gasbediliyor. Yine, Halk TV, Adalet Bakanlığı tarafından cezaevlerinde izletilmiyor. Sayın Bakana buradan bir kez daha çağrı yapıyorum: Bu sorun daha önce de yaşanmıştı, Sayın Bakan Halk TV’ye yönelik sansürü ortadan kaldırtmıştı ancak ne yazık ki, Sayın Bakan, 15 Temmuzdan sonra birçok mektup geldi bize ve Halk TV’nin cezaevlerinde yeniden yasaklandığını öğrenmiş bulunuyoruz. Sayın Adalet Bakanına da buradan bir çağrıda bulunuyorum: Lütfen cezaevlerindeki bu anlamsız sansüre bir an önce son verin.

Tabii, sadece Halk TV’ye yönelik baskılar yok. Sözcü gazetesi… Bakın, Sözcü gazetesi FETÖ torbasına sokulmaya ve yayınları engellenmeye çalışılıyor. Sadece FETÖ torbasına atılmakla tehdit edilmiyor, bizzat TOKİ tarafından müteahhitlere yapılan baskıyla birlikte ilan ve reklam alması engelleniyor. Peki, neden Sözcüye bu baskı yapılıyor? İşte, bu parsel parsel dağıtılan arsaları toplum görmesin, FET֒ye AKP’nin hangi yardımları yaptığı toplum tarafından bilinmesin diye.

Keza bir diğer gazete, muhalif ve sol kimliğiyle bilinen Birgün ile Evrensel gazeteleri. Birgün ve Evrensel gazeteleri dava yağmurlarıyla karşı karşıya. Evrensel bünyesinde yayın yapan Evrensel Kültür dergisi yirmi beş yıllık yayın hayatına kanun hükmünde kararnamelerle son vermek zorunda kaldı. Evrensel Kültür dergisi gerekçe bile gösterilmeden kapatıldı. Keza Özgür Gündem’in Yayın Kurulunda olan ve Türk Ceza Kanunu’na göre hiçbir sorumluluğu olmayan Necmiye Alpay ile Aslı Erdoğan da hâlâ gerekçesiz bir şekilde cezaevinde tutulmaya devam ediyor. “Darbeye karşı mücadele ediyorum.” adı altında ortaya koyduğunuz uygulamalar 12 Eylülü bile aratıyor. Emin olun ki Kenan Evren bugün yaşasa sizin yaptıklarınızı gördüğünde gerçekten sizi kıskanırdı.

Az önce Sayın Aydın Ünal Afganistan’dan bahsetti, Türkiye’nin Afganistan’dan daha iyi durumda olduğunu söyledi. Oysaki Sayın Aydın Ünal Afganistan Radyo Televizyon Birliği Başkanı Azizullah Aral’ın dün yaptığı açıklamayı görse sanırım bu kürsüde konuşmazdı.

Afganistan Radyo ve Televizyonlar Birliği Başkanı Azizullah Aral “Türkiye’deki meslektaşlarımız bir an önce serbest bırakılsın, Türkiye’de basın özgürlüğü Afganistan’dan bile geriye gidiyor.” diyor Sayın Ünal, Google’dan bakarak görebilirsiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Vay, vay, vay, çok önemli bir açıklama(!)

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Gelelim, asıl tel tel dökülen Cumhuriyet gazetesi operasyonuna. Demokrasi için şehitler vermiş, darbeler karşısında bedel ödemiş, yazarları, çalışanları katledilmiş, her darbe döneminde kapısına kilit vurulmuş Cumhuriyet gazetesi yine bir darbe sürecinde iktidarın hedefi hâline geliyor. Oda TV’den Barış Pehlivan’ın bugün yayımladığı belgeye göre Cumhuriyet operasyonunu yöneten Savcı Murat İnan aslında hâlâ şu anda FET֒den yargılanan bir sanık. Sırf bu gerçek bile Cumhuriyet çalışanlarının bir an önce serbest bırakılmasını gerektiriyor. Savcı, Anayasa Mahkemesinin kararlarını da hiçe sayıyor. Anayasa Mahkemesi, Can Dündar ve Erdem Gül’ü serbest bıraktıran kararı aldığında “’Tweet’ler ve köşe yazıları tutuklamaya gerekçe olamaz.” diyor. Savcının Anadolu Ajansına sızdırdığı gerekçelere baktığımızda ise gözaltı gerekçelerinin “tweet”ler, haber başlıkları ve köşe yazıları olduğunu görüyoruz. AKP iktidarının yönetiminde Anayasa Mahkemesinin de fiilen lağvedildiğini ve tasfiye edildiğini de kayıtlara geçiyoruz.

Tabii, biz bu operasyonun neden yapıldığını biliyoruz. Aslında Aydın Ünal bunu çok güzel söyledi, “Cumhuriyetin adını Mustafa Kemal Atatürk koymuştur.” dedi. Siz cumhuriyetle olan hesaplaşmanızı bugün Cumhuriyet gazetesi üzerinden yapmaya çalışıyorsunuz. Başkanlık rejimi öncesi, başkanlık rejimi tartışmaları öncesi başkanlığa karşı çıkan her sesi susturmak, sindirmek ve ortadan kaldırmak istiyorsunuz. Gözünüz o denli dönmüş ki ne yaptığınızı bilemez bir hâldesiniz. Siz FET֒yü okşayıp severken Türkiye’ye FETÖ gerçeğini kırk yıldır anlatan Hikmet Çetinkaya’yı FETÖ torbasına doldurmaya çalışıyorsunuz. Hrant’ımızın en yakın arkadaşı Aydın Engin’i Hrant Dink’i katletmekle suçlanan FETÖ örgütünün bir üyesi olarak gözaltına alıyorsunuz ve köşesini boş bırakıyorsunuz. Ama, şunu unutmayın: Hiçbir zaman bu köşeler boş kalmaz. Siz Aydın Engin’i gözaltına aldınız, köşesini boş bıraktınız. Ben de bir gazeteci olarak bugün Aydın Engin’in boş kalan köşesini kendi el yazımla doldurdum. Meslek büyüğüm, şu anda avukatlarıyla görüştürülmesine izin verilmeyen, sulh ceza hâkimliğinin kendisiyle ilgili kararı avukatlarının tüm isteğine rağmen kendisine, avukatlarına teslim edilmeyen Aydın Ağabey’e şöyle seslendim:

“Aydın abi; bugünkü köşen boş kalmasın diye buraya iki satır karalamak istedim.

Meslek hayatının tamamını terör örgütlerine karşı verdiğin mücadeleyle geçirdin.

Teröre kurban verdiğimiz Hrant'ımızın en yakın arkadaşıydın.

Bugün seni bile; Hrant'ı katletmekle suçlanan terör örgütü FETÖ'ye yardım etmekle suçluyorlar.

Bu asılsız ve akıldışı suçlamanın amacını biliyoruz.

Aydın abi; seni de gözaltındaki arkadaşları da bu trajikomik suçlamalarla susturamaz, sindiremezler.

Cumhuriyet'i ve onun değerlerini savunanları;

Yıkamazlar,

Sindiremezler,

Teslim alamazlar!”

Siz Aydın Engin’i her ne kadar gözaltına alsanız da emin olun ki Aydın Engin yarın yine çıkacak ve bildiklerini yazmaya devam edecek.

Evet, biliyoruz, siz Goebbels’in o meşhur sözünü kendinize ilke edinmişsiniz. Goebbels diyor ki: “Gazeteciler bir piyanonun tuşları gibi olmalıdır. Biz hangi tuşa basarsak o sesi çıkarmalıdır.”

Emin olun ki bu ülkede, sizin piyanonuzun tuşları olmayacak onlarca, yüzlerce gazeteci var ve o gazeteciler az önce, Türkiye Gazeteciler Sendikasının öncülüğünde, sizi çok rahatsız edecek bir pankartı Cumhuriyet binasına astılar. Türkiye Gazeteciler Sendikasının pankartında “Bu işyerinde cesaret var” yazıyordu. İşte o cesareti taşıyanlar sizin iktidarınıza boyun eğmeyeceklerini her gün, her dakika gösterecekler.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarkadaş.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sizin vekiliniz başka şey söylüyor ama. O her şeyi biliyor.

BAŞKAN – Sayın Ünal…

AYDIN ÜNAL (Ankara) – İsmimi zikretmek suretiyle atıflar yapmıştır bana. İki dakikalık söz hakkı istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – O sataşma değil, bir değerlendirmedir.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı söz istiyorsunuz?

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Evet.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sataşma değil. Tutanaklara bakalım.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir tutanak yok.

Aydın Bey, ben de izledim.

AYDIN ÜNAL (Ankara) – İsmimi zikretti Başkanım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama ismi zikretmek bir sataşma değil.

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Ama açıklamam gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen müdahale etmeyin. Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Tutanaklara baksaydık efendim.

BAŞKAN – Lütfen, teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Ünal.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, evet, burada gazetelere, basına yönelik terörle mücadele kapsamında yapılan bazı işlemlerden, yargı işlemlerinden bahsediyoruz. Ama, şunu hepinizden özellikle rica ediyorum: Bu ülkeye haksızlık etmeyelim, bu ülkeye yazık etmeyelim.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Etmeyin kardeş, “Edin.” diyen yok.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Evet, Recep Tayyip Erdoğan’la bir probleminiz olabilir, AK PARTİ’yle bir probleminiz olabilir, bunlar millî irade sonucu buraya gelmişlerdir ama bunları eleştirebilirsiniz. Ama, Afganistan’ı veya bir başka ülkeyi Türkiye'nin önüne geçirmek suretiyle, Türkiye’deki basın özgürlüğünü bu ülkelerle kıyaslamak suretiyle bu ülkeye yazık etmeyelim.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayenizde geçti.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) - Uygulamalarınızın sonucu, sizin uygulamalarınızın sonucu.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – İkincisi: Biraz önce kürsüye gelen hatip, Cumhuriyet gazetesinin ismini Atatürk’ün koyduğunu ve Cumhuriyet gazetesiyle değil cumhuriyetle problemimiz olduğu mealinde bir ifade kullandı. Cumhuriyet gazetesinin ismini Mustafa Kemal Atatürk koymamıştır. Aynı zamanda, biraz önce ben konuşmamda da ifade ettim, Cumhuriyet gazetesi 1924 yılında yayın hayatına başladı; faşizm, Kemalizm, liberalizm, devrimcilik, komünizm, antikomünistlik, Nazım Hikmet’in yüzüne tükürmek, Dersim harekâtını övmek, Kürtlere “yamyam” demek, Fetullahçılık, PKK’lılık…

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) - Yazık, insaf, bu gazete de şehitler verdi ya!

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Mustafa Bey, siz de biliyorsunuz, “tweet”iniz ortalıkta dolaşıyor birkaç gündür.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Esas gerçekleri siz biliyorsunuz.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Cumhuriyet gazetesi bütün bunları yapmış bir gazetedir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, yazı yazdırmıyorlardı, yazmaya başlayın. “Tweet”iniz var.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Bizim için ölçü çok nettir; hiç kimse teröre destek veremez. Bakın, biraz önce burada bazı manşetleri gösterdim. Hanginiz şunu onaylayabilir arkadaşlar: Bir adliyeye 2 terörist giriyor, bir savcıyı odaya kilitliyorlar ve kafasına kurşun sıkıyorlar, arkasından gazete şu başlığı atıyor: “Bu eylem mecbur bırakıldığımız yöntemdir.”

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Tırnak içinde veriyor Aydın Bey onu, tırnak içinde, açıklamayı veriyor. Yapmayın, siz yazarçizersiniz, yapmayın.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Hanginizin vicdanı bunu kabul edebilir? Yine, şunu gösterdim, buna cevap verilmiyor: Ankara’da canlı bomba kendisini patlatıyor, 100’e yakın insanımız, çocuklar, öğrenciler ölüyor, katlediliyor, Nurettin Demirtaş Özgür Gündem gazetesinde, Avrupa’da yazı yazıyor; “Nilüfer çiçeği gibi sevilecek kadın.” Hanginizin vicdanı kabul ediyor bunu? Cumhuriyet Halk Partisi acaba bunu savunuyor mu, bunların arkasında duruyor mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Sayın Bakan Bekir Bozdağ, bir açıklama yapmak istedi.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; cezaevlerine ilişkin, bir önceki hatibin yaptığı değerlendirmelere ilişkin açıklık getirmek istiyorum.

Cezaevlerinde seyredilen televizyonlar tutuklu ve hükümlülere yapılan anket sonucunda belirlenmektedir. Ankette ilk 20’ye giren televizyonlara izin verilmektedir. Halk TV bunların arasında yer almadığı için bu şeyde görülmüyor. Ama bütün her yerde değil; bir yerde ilk 20’ye girmişse eğer, orada seyredilmiyorsa orada olmadığı içindir ama ilk 20’de yer alıyorsa orada mutlaka seyrediliyordur. Bu bütün cezaevlerinin tamamı için değil, her yer için ayrı ayrı değerlendirmeler yapılıyor.

İki, gazetelerle ilgili… Eğer bir gazetenin mahkeme kararıyla cezaevine girmesi yasaksa, onlar cezaevine alınmıyor ama onun dışında, tutuklu ve hükümlülerin sipariş verdiği bütün gazeteler cezaevine geliyor ve oradaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Birgün gazetesi de, Sözcü gazetesi de yasak gazetelerden değildir. Sipariş edip “Bana gazete getirmedi.” diyen birisi varsa ismini verin, ben özel baktıracağım.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Bakanım, havaalanına niye girmiyor Sözcü gazetesi?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, anayasal güvence altında olan haber alma hakkının ihlal edilişinin yarattığı sakıncaların tespitine ilişkin 6/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

HDP grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Bugün itibarıyla 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nı yasalaştırmayı düşünüyoruz. İki bölümden oluşuyor, 57 madde. İnşallah, bütün grupların oy birliğiyle buradan geçecek. Kamuoyunda beklenen bilirkişilik müessesesini gerçekten kurumsallaştıran bir yapı. Bu konuda Adalet Bakanımıza ve çalışanlara teşekkür ediyoruz.

Burada basın özgürlüğüyle ilgili bir şeylerden bahsedildi. Ben de bu konuya değinmek istiyorum. Tabii ki basın hürdür ve sansür edilemez. Bu, Osmanlı’nın son döneminden itibaren cumhuriyetle birlikte kurumsallaşmış bir gelenek, bir teamül bir yapı ancak hiçbir kimseye de verilmiş olan imtiyaz ya da bir hak veya temel hak ve hürriyet kötüye kullanılamaz. Medeni Kanun’un 2’nci maddesinde de bu düzenlenmiştir. Medeni Kanun’un düzenlemiş olduğu hakkın kötüye kullanılması hâlinde de hukuk sistemi, demokrasi kendi önlemini de alacaktır. Burada özellikle basın, üzerine düşen sorumluluğu, imtiyazı, haber alma hakkını ve haber verme, bilgilendirme hakkını kullanırken de bunu bir silah olarak, bir kalkan olarak, bir siyasi zırh olarak da kullanmamalı. Bu konuda kullananlar varsa tabii ki meşru hukuk sisteminde de bunun gereği yapılacaktır. Netice itibarıyla, temel hak ve hürriyetler bir başkasının temel hak ve hürriyetlerini ihlal ediyorsa, imha ediyorsa bunun da hukuk düzeninde yeri olmadığı düşünülmektedir.

Diğer taraftan, hâkimler ve savcılarla ilgili dokunulmazlık var, askerlerle ilgili kendi iç bünyesinde dokunulmazlık var, memurlarla ilgili de memur muhakematından kaynaklanan dokunulmazlık var. Peki, bunlar, bu yaşamış olduğumuz süreçte, 15 Temmuza giden süreçte ve 15 Temmuzda hâkimler kalemlerini silah olarak kullanmadılar mı? Askerlerin içerisinde yapılanmış FETÖ yapıları, millete gerek tanklardan gerek uçaklardan silahları yöneltmedi mi? Yöneltti. Bütün bunlar siyaset kurumuna yapıldı. Efendim “Siz 17-25 Aralıktan önce FET֒yle iş birliği içerisindeydiniz.” Doğrudur, bunlar olmuştur, o günün şartlarında bilindiği kadarıyla bunlarla ilişki kurulmuş olabilir. Bunda, AK PARTİ olarak üzerimize düşen öz eleştiriyi her ortamda yaptık. Peki, 17-25 Aralıktan sonra gün yüzüne çıktığı hâlde onların getirmiş olduğu taşeronları marifetiyle bilgiler, belgeler burada Hükûmeti sıkıştırma noktasında kullanılmadı mı? Kullanıldı. Bu manada da muhalefet üzerine düşen öz eleştiriyi yapmalı. Kaldı ki 15 Temmuzdan sonra dahi bunlara prim veriyorsak siyaset kurumu ve millet buna itibar etmez diye düşünüyorum.

Bu duygular içerisinde grup önerisinin aleyhinde olduğumu beyan ediyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Bilirkişilik Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Bilirkişilik Kanunu Tasarısı (1/687) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 388) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 388 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak görüşlerimizi ifade etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Mevzuat hazırlanmasına ilişkin usul ve esaslarda her tasarı hakkında düzenleyici etki analizi yapılması zorunlu kılınmışken bu tasarı hakkında bu yönde bir çalışma yapılmamıştır. Bu durum, tasarının incelenmesini ve getirilen düzenlemelerin etkilerinin irdelenmesini zorlaştırmaktadır.

Bu tasarıda bilirkişilikle ilgili genel düzenlemeler yer almakta, bilirkişiliğin temel ilkeleri, bilirkişilerin nitelikleri, seçimi ve denetimi ile teşkilatlanma ve Adli Tıp Kurumuna ilişkin bazı düzenlemelere yer verilmekte, diğer kanunlardaki bilirkişilikle ilgili hükümlerin bu kanuna uygunluğu sağlanmaktadır. Kanunla kendilerine bilirkişilik yetkisi verilmiş olan kurumlar ise kapsam dışında bırakılmaktadır.

Türkiye’de hâlen bilirkişilik sisteminin sağlıklı işlemediği bir gerçektir. Bu nedenle, öncelikle ifade etmeliyim ki bilirkişilerin seçimi ve denetimi başta olmak üzere işleyişe ilişkin hususların düzenlenerek adaletin tesisine katkı sağlayacak bir yapıya dönüştürülmesini gerekli görüyoruz. Nitekim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamelerimizde özetle, “Adli, idari ve askerî yargıdaki ceza, hukuk ve idari yargılama usulünde bilirkişilik müessesesi ile bilirkişilerin seçimi ve denetimi yeniden düzenlenerek adaletin gerçekleşmesine katkı sağlayacak bir yapıya kavuşturulacaktır.” demek suretiyle hem bu alandaki eksikliklere dikkat çekilmiş hem de çözüm yoluna işaret edilmiştir. Ancak, kanun tasarısı bu anlamda sorunları tartışmasız bir şekilde ortadan kaldıracak durumda görülmemektedir; bazı düzenlemeleri itibarıyla mevcut durumdaki problemlerin nasıl giderileceğine ilişkin soru işaretlerini barındırmakta, yer yer mevcut hâlden daha sıkıntılı durumların ortaya çıkmasına zemin oluşturacak bir yapı öngörmektedir. Tasarının kapsamından görevlere, oluşturulan kurullardan teşkilatlanmaya, görev ve sorumluluklardan denetime ve işleyişe ilişkin birçok konuda sakıncalı olabilecek düzenlemeler tasarıda yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, bilirkişilik görevi bakımından önem arz eden hususların başında mahkemenin genel hukuk bilgisiyle çözüme kavuşturamayacağı teknik konuların tarafsız biçimde tetkiki ve takdimi gelmektedir. Nitekim, tasarının 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında bilirkişinin görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getireceği ifade edilmiştir. Mezkûr hükmün dışında tasarıda bilirkişilerin tabi olmaları gereken etik ilkelere dair herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Bu noktada, tasarıda en azından dava dosyasının izahı gibi gerekçelerle dava taraflarının bilirkişilerle temas kurmalarının önüne geçecek bir hükme yer verilmesinin isabetli olacağı değerlendirilmektedir. Bunun dışında, bilirkişilerin yürüttükleri tetkikata ilişkin ihtiyaç duydukları bilgi ve belgeleri doğrudan mahkeme vasıtasıyla talep edebilecekleri hususunun da hükme bağlanmasında fayda görülmektedir.

Bilirkişilik kurumu, adalet mekanizmasının hakkaniyetin tesisinde çağdaş, bilimsel gerçekleri nazara alan ve mümkün olduğu ölçüde hızlı işleyen bir yapıya kavuşturulmasını teminen mahkemelerin özel ve teknik nitelikteki bilgiye ulaşabilmek amacıyla müracaat ettikleri yardımcı ve tali bir müessese hüviyeti taşımaktadır. Bununla birlikte, uygulamada bilirkişilik müessesesiyle ilgili yaşanan en önemli sorun, bilirkişilik kurumunun adalet sisteminin içinde bulunduğu şartlar gereği amacı dışında kullanılmakta olmasıdır. Gerçekten de mahkemelerce bilirkişilik kurumuna özel ve teknik bilgiden daha ziyade hukuki bilgiye erişebilmek saikıyla müracaat edildiği gözlemlenmektedir. Hiç kuşkusuz, bilirkişilik kurumunun amaç dışı kullanımının temelinde hâlihazırda Türk adalet sisteminin karşı karşıya olduğu önemli sorun alanları yer almaktadır.

Üniversitelerin dört yıllık eğitim veren hukuk fakültelerinden hiçbir alanda derinlemesine ihtisas sahibi olmadan ve sadece genel hukuk bilgisiyle mezun olan öğrenciler, yine sadece genel hukuk bilgisinin sınandığı mesleki yeterlilik sınavı ve mülakat aşamaları neticesinde hâkim, savcı adayı olarak mesleğe kabul edilmektedir. Söz konusu adaylar, kısa sayılabilecek ve umumiyetle son derece verimsiz geçen staj dönemi sonrasında belirli alanlarda ihtisas sahibi olmak bir yana, mevcut genel hukuk bilgilerinde dahi gerileme yaşayarak hâkimlik mesleğini icra etmeye başlamaktadır. Böylesi yetersiz bir eğitim ve uygulama altyapısıyla çok genç yaşta adalet dağıtma gibi ulvi ve meşakkatli bir yetkiyle teçhiz edilen bireyler, henüz meslek hayatlarının başında söz konusu mesleki yetersizlik ve deneyimsizliklerini özellikle ve ağırlıklı olarak hukuki meselelere ilişkin müracaat etmek zorunda bırakıldıkları bilirkişilik kurumu marifetiyle giderme eğilimi sergilemektedir.

Bunun yanında, mevzuatımızda yıllarca mesleğini ceza hâkimi olarak sürdürmüş ve bu alanda tecrübe kazanmış bir kişinin hukuk mahkemesine, benzer nitelikteki bir hukuk hâkimininse ceza mahkemesine tayin edilmesinin önünde herhangi bir engelin bulunmadığı dikkate alındığında, bilirkişilik kurumu sadece mesleğin başındaki hâkimler için değil, kıdemli hâkimler için dahi hukuki meselelerde mecburi bir müracaat makamı teşkil etmektedir.

Tüm bunların yanı sıra, meslek içi eğitimin yetersizliği, yabancı dil bilgisine sahip olup güncel hukuki gelişmeleri takip edebilecek hâkim sayısının son derece kısıtlı olması, terfi sistemi kriterlerinin hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyici mahiyette olmaması, hâkim savcı açığının dosya yoğunluğuna sebebiyet vermesi gibi ciddi gerekçeler yakın gelecekte de bilirkişilik kurumuna yönelik mecburiyetin devam edeceğini göz önüne sermektedir.

Sorunların temelinde hukuk fakültelerinde verilen eğitimin niteliğinden hâkimlik, savcılık mesleğinde kabul yöntemine, staj uygulamalarından meslek içi eğitime, hâkimlik güvencesinin sağlanmasından terfi usulüne kadar uzanan ve nihayet adalet mekanizmasının işleyişini hukuki meselelerde dahi bilirkişilik kurumuna mecbur bırakan çok geniş bir sorunlar yumağı bulunmaktadır.

Bilirkişilik kurumuna dair sıkıntıların temelinde yatan söz konusu esaslı sorun alanları çözüme kavuşturulmadan bilirkişilik kurumunu düzenlemeye çalışmak eksik olacaktır. Bir diğer ifadeyle ülkemizde bilirkişiliğin neden bir sorun hâline dönüştüğünü, bu sorunu doğuran etmenlerin neler olduğunu tetkik etmeden, münhasıran kurumsal altyapı ve denetim mekanizması tesisiyle bilirkişilik kurumunun sorunlarının çözüleceğini beklemek en nazik ifadeyle hayalciliktir.

Bu itibarla, tasarıyla bazı sorunların çözümüne katkı sunulacak olsa da, bununla adalet sisteminin bütün sorunlarını çözecekmiş gibi yaklaşmak oldukça yanlıştır. Zira, bilirkişilik, yaşanan sorunların sebebi değil sonucudur. Üstelik bilirkişilik kurumuna ilişkin mevcut bulunan aksaklıklar bahse konu sorunların sebebiyet verdiği neticelerden sadece bir tanesini teşkil etmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 1’inci maddesinde, bu kanunun adli, idari ve askerî yargıyı kapsayacağı ifade edilse de Anayasa, Sayıştay, uyuşmazlık ve seçim gibi diğer yargı yerlerine ilişkin bir eksiklik olmaması bakımından maddede “tüm yargı çeşitlerini” ibaresi konulması yerinde olacaktır.

2’nci maddede tanımlara yer verilmiştir. Bu maddede özel hukuk tüzel kişilerinin de bilirkişi olabilecekleri öngörülmüştür. Bilirkişilik tanımı içinde özel hukuk tüzel kişilerinin yer alması bu amaçla ticari şirketlerin teşekkül etmesi suretiyle bilirkişiliğin ticarileşmesine ve kanunun amacı dışında bir işleve bürünmesine yol açabilecektir. Hâlen bilirkişilik müessesesinin şikâyet edilen yönleri, bu düzenlemeyle daha şiddetli bir olumsuzluk ortaya koyacaktır.

Sayın Adalet Bakanı bilirkişilerin baktıkları yıllık dosya sayısı hakkında Adalet Komisyonunda bilgi verirken yılda 3.797 dosyaya bakmış görülen bilirkişiler olduğunu, bunların sağlıklı bir bilirkişilik yaptığını kabul etmenin mümkün olmadığını ifade etmiş. Ancak kanun tasarısının bu şekilde yasalaşması hâlinde anılan yapı şirketler yoluyla kurumsal hâle getirilmiş olacak ve sorun hem büyüyecek hem de derinleşecektir.

Özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişilik yapmasına ilişkin hüküm, bu tasarının bize göre üzerinde durulması ve düzeltilmesi gereken en kritik noktalarından birisidir. Bilirkişilik, bilindiği gibi, teknik bilgisi nedeniyle başvurulan kişi olup birden fazla teknik bilgili insanın bir arada karar vermesi gereken durumların olması hâlinde farklı alanlardan uzmanlardan oluşan bilirkişilerin hâkimin takdiriyle bir araya getirilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu sebeple “Bazı hâllerde bir kurumsal organizasyon ihtiyacı olabilir.” yönündeki gerekçe doğru değildir.

Bu uygulamanın halen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu çerçevesinde yapılabildiği görüşü ise bu düzenleme için gerekçe olmadığı gibi bu tasarı görüşmelerinin mevcut durumun gözden geçirilmesi için bir fırsat olarak değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişi olarak kabul edilmesi, bilirkişilik yapmak üzere özel müesseselerin oluşmasına, bu işin ticari bir anlayışla şekillenmesine ve amaç dışı gelişmelerin meydana gelmesine zemin hazırlayacaktır. Özel hukuk tüzel kişilerinin aktif olarak bilirkişilik sistemine sokulması bu çarpıklığı derinleştirecektir; bu amaçla şirketler oluşturulacak, sistem ticarileşecek, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları yaygınlaşacak ve yargı kararları doğru bile olsa tartışılacak, inanırlılığı ve güvenilirliği hep sorgulanacaktır. Bu nedenle, özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişi olarak belirlenmesine imkân veren hükmün tasarı kapsamından çıkartılmasını gerekli görüyoruz.

3'üncü madde temel ilkeleri düzenlemekte olup burada yer alan hususların kural mı yoksa istisnaları da olabilir mi, açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Varsa istisnalara tasarıda açık olarak yer verilmesi ve ilkelerin uygulanabilirliğinin müeyyidelerle desteklenmesi gerekli görülmekte, belirtilen yükümlülüklerle ilgili müeyyidelerin de ilerleyen maddelerde açıkça düzenlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, birden fazla mevzuatın getirdiği hukuki sorumluluk ve müeyyideler birbirine karışabilecektir.

Maddede, hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı belirtilmekle birlikte, burada çerçevesi tanımlamak suretiyle zaruret hâlinde ve zaruret miktarında bilirkişiye başvuru yolunun açılmasının bazı hâllerde gerekebileceği de değerlendirilmektedir.

4 ve 5'inci maddelerde Bilirkişilik Danışma Kurulu ile kurulun görevleri düzenlenmektedir. Bakanlık içerisinde sürekli bir kurul olarak istişari manada görüş verecek olan kurul, tarafların katılımı anlamında önemli olmakla birlikte, hem yapısı hem de görevleri itibariyle ilgili daire başkanlığı gölgesinde kalacak bir yapı olarak görülmektedir. Bu sebeple, kurulması öngörülen Bilirkişilik Danışma Kurulunun işlevsel bir özelliği yoktur. Öte yandan, kurulun geniş bir üye yapısına sahip ve yılda sadece 2 defa toplanacak olması, Danışma Kurulunun politika oluşturmasına katkısını azaltacaktır. Daha dar kapsamlı ancak daha aktif katılımlı bir yapı, ilgili dairenin politika oluşturmasına aktif ve verimli katkı sağlayabilecektir.

Kurula katılacak olanların çerçevesinin hangi kriter esas alınarak belirlendiği belli değildir. Bu durumda, bazı sivil toplum kuruluşlarının neden yer almadığı sorusu da cevapsız kalmaktadır. Görevlerinin, 6'ncı maddeyle kurulan daire başkanlığının görevleriyle paralel olduğu da görülmektedir. Bir yandan kurulun tarafsızlığı öngörülürken, başkanı ve kurulun ekseriyeti bakanlık yetkililerinden oluşmaktadır. Bakanlık mensuplarının tarafsızlık ilkesine uygun hareket edip etmeyeceği konusunda ciddi tereddütler ortaya çıkması ise beklenen katkının sağlanamamasına yol açacaktır.

6'ncı madde, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü içinde bir Bilirkişilik Daire Başkanlığı kurulmasını ve dairenin görevlerini düzenlemektedir. Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Bilirkişilik Dairesi görevleri itibarıyla yargı bağımsızlığına müdahale anlamına gelebilecek hususlar içermektedir.

Dairenin görevlerinin amaç, kapsam ve ilkelerle ilgili maddelerinde dikkat çekilen hususlar çerçevesinde başta eğitim ve bilirkişilik yapacak özel hukuk tüzel kişilerinin tespiti konuları olmak üzere yeniden düzenlenmesi yerinde olacaktır.

Bilirkişi eğitimlerinin tek bir kurul tarafından verilmesi mümkün olmayacağı gibi mesleklerinde uzman olan bilirkişilerin nasıl ve kimler tarafından eğitileceği de belli değildir.

Diğer taraftan, 6. maddenin (1)’inci fıkrasıyla kurulması öngörülen Bilirkişi Daire Başkanlığının görev ve yetkilerine bakıldığında, yargı alanına girebilecek hususlar da görevler arasında sayılmıştır. Her ne kadar gerekçe ve yetkililerin açıklamalarında daireye verilen görevlerin yargılama alanı dışında kalan düzenleyici işlemlerle sınırlı olduğu ifade edilse de maddenin özensiz yapısından kurtarılarak yargıya müdahale anlamına gelmeyecek şekilde tanzimi gerekmektedir. Ayrıca, maddeye dairenin belirleyeceği usul ve esaslara ilişkin olarak ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş almasına ilişkin bir hükmün eklenmesi de gerekli görülmektedir.

7, 8 ve 9'uncu maddeler bilirkişilik bölge kurullarının kuruluş ve görevlerini düzenlemektedir. Bilirkişilik bölge kurullarında savunmayı temsilen kimsenin yer almamasını bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle bölge kurullarında yargının savunma ayağını temsilen Barolar Birliğinden bir avukatın komisyonda olmasını temsil açısından zaruri görmekteyiz.

Ayrıca, bölge kurullarının bilirkişi taleplerinin değerlendirilmesi ve listeye dahli konusunda gerekli hâllerde yetkili gördüğü kurum ve kişilerden görüş almasına da imkân verilmesi tereddüt edilen teknik konularda doğru karar verilmesine katkı sağlayacaktır.

10'uncu madde bilirkişiliğe kabul şartlarını düzenlemektedir. Bilirkişi olarak görevlendirilen kişilerin kendi konularında uzman olduğu dikkate alındığında bilirkişilik eğitimine tabi tutulmalarına gerek olmadığı düşünülmektedir.

Ayrıca, bilirkişilerin temel eğitime tabi tutulacak olması, bununla birlikte söz konusu eğitimin niteliğinin belli olmaması sebebiyle bilirkişilik sistemiyle bağdaşmayacak şekilde eğitimin bir meslek içi eğitim mi veya kişilerin alanlarıyla ilgili yetkinlik kazandırma eğitimi mi olduğu sorularını akla getirmektedir. Oysa, belirtilen durumun bilirkişinin raporlama, süre ve benzeri şeklî hususlarla ilgili bir bilgilendirmeden ibaret olması gerekmektedir.

12'nci maddede bilirkişilik sicili ve listesinin tutulması düzenlenmiştir. Bilirkişilerin listelerden seçilmesi zorunluluğu, yetkin kişilerin gerekli prosedürleri yerine getirmekten imtina etmesine yol açabilecek ve bilirkişi olarak başvuruda bulunmamalarına sebep olabilecektir. Bu durumda, hâkimler, bilirkişi tayininde zor durumda kalabileceklerdir.

Değerli milletvekilleri, 17'nci maddeyle kadrolar düzenlenmektedir. İhdas edilen kadrolar bir etki analizine dayalı olarak öngörülmediği için yerinde olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Mevcut kadro unvanlarının kullanılamadığı, bu nedenle yeni kadro ihdası yapıldığı gerekçesi ise, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kadrolarda Bakanlar Kurulu kararıyla sınıf, unvan ve derece değişikliği yapılabilmesinin mümkün olması karşısında yersizdir.

Tasarının 28'inci maddesinde Adli Tıp Kurumunun görev alanıyla ilgili olarak kamu ve özel sektörle çeşitli konularda protokol yapılabileceği hükmüne yer verilmişken, bu konuda Adalet Komisyonunda MHP’li üyeler olarak dile getirdiğimiz kurumun görev alanıyla ilgili incelemelerde özel sektörden taşeron kullanılabileceği, bazı işlerin şirketlere ihale edilebileceği endişesi karşısında “özel sektör” ibaresi metinden çıkarılmıştır.

Bu önergemiz kabul edilmemiş olsaydı bu düzenleme Adli Tıpta da şirketleşme, taşeronlaşma ve ticarileşmenin önünü açabilecek tehlikeli bir süreçle kurumun bugünkü bağımsızlık, tarafsızlık, doğru ve hızlı değerlendirme ve sonuç üretme fonksiyonuna ilişkin tereddütleri ve sıkıntıları derinleştirecek bir düzenleme olacaktı.

Adli Tıp Kurumuna ilişkin olarak Devlet Denetleme Kurulu tarafından oluşturulan raporda kurumun teşkilat yapısının, görevinin gerektirdiği “bağımsızlık” ilkesine uygun şekilde yapılandırılması önerilmiştir. Bu şekilde bilirkişilik görev ve yetkisi ile kurumun yapısı arasında doğrudan ilişki kurulmaktadır.

Diğer yandan, taşra teşkilatındaki grup başkanlıklarının güçlendirilmesiyle çalışanların ağır çalışma şartlarının iyileştirilmesinin çalışma verimliliğini ve kurumun etkinliğini artıracağı vurgulanmıştır. Ancak görev, yetki ve sorumlulukları artırılırken kurumun bu işleviyle uyumlu, bağımsız bir kurum hâline getirilmesi önerisi dikkate alınmamıştır.

Yine, Adli Tıp Kurumu uzmanları ve diğer kurum çalışanlarının çalışma şartları ile mali ve sosyal haklarının iyileştirilmesine ilişkin beklentiler tasarıyla karşılanamamaktadır. Bu durum, kurumun görev, yetki ve sorumluluklarıyla uyumlu bir yapının teşekkül ettirilmediğini de göstermektedir.

Tasarının hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Doğrusu, çok önemli bir mesele. Özellikle yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı, adalet mekanizmasının doğru işleyişi meselesinde en önemli unsurlardan biri de tabii ki bilirkişilik müessesedir ve bilirkişilerin objektif, tarafsız, hakkaniyete uygun raporlar vermesidir. Olması gereken de gerçekten bu tasarının bir bütün olarak bilirkişilik kurumunu bütün ayrıntılarıyla yeni baştan yapılandırması, düzenlemesi ve bugün yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine yapılan tartışmalara bir cevap vermek şeklinde olabilirdi ama maalesef tasarı bütün bunlardan uzak bir şekilde düzenlenmiştir. Çünkü bilirkişilik kurumu şu anda Türkiye'de yargının bir parçası olarak âdeta kanayan bir yara olarak Türkiye gündeminde. Özellikle davaların tarafları olan, yıllarca mahkeme kapılarında sürünen, cezaevlerinde bilirkişi raporları doğrultusunda tutuklulukları devam ettirilen, iş cinayetlerinde, iş kazalarında bilirkişi raporları sebebiyle haklarına kavuşamayan, kadına yönelik cinsel istismar, tecavüz vakalarında kadınların aleyhine rapor veren bilirkişilerin yarattıkları sonuçların çok önemli bir gündem olarak aslında tartışılması gerekiyor.

Şimdi, burada niye yargıçlar bilirkişiliğe başvuruyor? Bunu da tabii ki görmemiz lazım ama bundan önce Avrupa Birliğinin Türkiye’nin 2015 yılı İlerleme Raporu’nda bilirkişi raporlarına da dikkat çektiğini hatırlatmak isterim. Söz konusu raporlarda Avrupa Birliğinin ilerleme raporlarında Türkiye’deki yargılamalarda bilirkişi raporlarının kalitesinin oldukça düşük olduğuna ve bilirkişi ücretlerinin de aynı zamanda düşüklüğüne işaret edilmiştir ve bu nedenle Avrupa Birliği ilerleme raporunda bütünlüklü bir yasal düzenlemeyle bu ihtiyacın giderilmesi gerektiği de yine vurgulanan hususlar arasındadır fakat bu tasarı bunu ne kadar yansıtıyor, bunu tartışmalarımız sırasında mümkün olduğunca ifade etmeye çalışacağız.

Evet, “bilirkişilik kurumu” deyince kamuoyunda gerçekten ne anlaşılıyor? Şunu söylüyorlar: Hatalı raporlar, yanlış raporlar, güçlüden, failden yana rapor hazırlanması en sık karşımıza çıkan meselelerden biridir. Örneğin, Dilek Doğan meselesinde olduğu gibi çok sık ve saymakla bitmeyecek kadar evde yargısız infaza maruz kalınan olayda bilirkişilerin raporları nasıl oluyor? Polis bir suçluyu kovalıyor genelde, sendeliyor, o arada silahı ateş alıyor nedense ve o kişi ölüyor ya da karşısında kendisine silah çeken birileri oluyor ama gerçekte, hakikatte bunların olmadığını yargılama sürecinde görebiliyoruz. İşte, burada tarafı kamu olan, güvenlik gücü olan, mesela dosyalarda gerçekten her zaman güvenlik gücünden, devletten yana olan bilirkişi raporları kararlara damgasını vurmaktadır. Bununla birlikte yine birçok dava dosyasında, bizzat bilerek söylüyorum, tarafı olduğum, müdahil avukat olduğum tecavüz, istismar, aile içi şiddet davalarında maalesef bilirkişi raporları katilden, tecavüzcüden, cinsel istismarcıdan yana bir rapor düzenleniyor. Mesela, bir dava dosyam vardı Midyat’ta, 15 yaşında bir kız çocuğu, 3 kere, sistematik bir şekilde daha fazla tecavüze maruz kalmıştı. Bilirkişi raporu, Adli Tıp Kurumu, 3 kere olması sebebiyle ve daha önce şikâyet etmediği sebebiyle burada küçüğün, mağdurun rızası olduğu sonucuna varmıştı. Genellikle kadına yönelik fiillerde bilirkişilik kurumu, maalesef, kadının karşısında olan, tecavüzcüyü, tacizciyi, şiddeti uygulayanı haklı çıkarır bir konumda raporlamalar yapıyor.

Yine, bilirkişi raporları uygulamada, mahkeme dosyalarında genellikle işçi düşmanı patrondan yana raporlar verir. İş kazalarında, iş cinayetlerinde, benzeri birçok dava dosyasında savunma avukatlarının, işçilerin en büyük itiraz noktalarından birini bu oluşturmaktadır. Bu nedenle, bilirkişilik kurumuyla ilgili kapsamlı bir düzenleme yapılması gerektiği her türlü tartışmadan azadedir.

Evet, bu nedenle bir hususu daha ifade etmek isteriz: Gerçekten, bu tasarıyla bilirkişilik seçimi, denetimi, eğitimine ilişkin usul ve esasların değiştirilmesi hedeflenmektedir. Fakat, aynı zamanda bu tasarıda bir suçta fail devletse ve dolayısıyla kararını her zaman devletten yana alan Adli Tıp Kurumunda da bu kapsamda düzenlemeye gidilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının adına baktığımızda, düzenlenen hükümlerin bilirkişilik kurumunu yeniden, sil baştan aslında oluşturması gerekiyordu, bir bütün olarak kurumsal düzenlemeyi yeniden tesis etmesi gerekiyordu. Fakat, görüşmeler esnasında maalesef bu konuda bir ilerleme kaydedilemedi ve aslında başka bir şekilde tasarı bir anlamda bilirkişilik kurumunun yeniden yapılandırılması hakkında yasa tasarısı hâlini aldı. Bizce de sorunlu olan kısım sadece tasarının adı değildir, aynı zamanda muhtevası da çok ciddi sıkıntılar ve sorunlar içermektedir. Böyle bir düzenleme başta Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu olmak üzere usul yasalarımızda bilirkişilik kurumuyla ilgili tüm düzenlemelerin uyarlanmasını, kaldırılmasını ya da en azından bu tasarıya uygun güncelleştirmesini gerektirirdi.

Tasarı, askerî, idari ve adli yargı alanındaki her türlü bilirkişilik faaliyetini kapsamaktadır. Bununla birlikte, (3)’üncü fıkradaki düzenleme başta Adli Tıp Kurumu olmak üzere çok sayıda kamu kurumunu da kapsam dışı tutmuştur. Bakanlık bünyesinde mevcut yapıların oluşturulabilme kapasitesine karşın, Bilirkişilik Üst Kurulu adıyla yepyeni bir kurul oluşturuluyor; bu da takdir edersiniz ki yeni bütçe, yeni kadrolar anlamına gelmektedir. Söz konusu kurula 5 meslek odasının üye gönderebileceği ifade ediliyor ancak üyelerin bilirkişilik uzmanlığı konusunda hangi ölçütün olacağı, hangi ölçütlerle bunun yapılacağı konusunda bir ayrıntı olmaması buradaki niyeti sorgulamamıza sebebiyet vermektedir. Yetkin olmayan bir üyenin yapacağı denetimin nesnelliği ne kadar şüphe içeriyorsa, tasarıda yer alan bilirkişilik bölge kurulları da aynı olumsuzluğu kendi bünyesinde barındırmaktadır.

Evet, bu tasarıda en çok tartışmamız gereken meselelerden biri, bilirkişilik tüzel kişilere de, özel hukuk tüzel kişilerine de verilebilecektir bu tasarıyla yani şirketlere, başka kurumlara da bilirkişilik artık tevdi edilebilecektir. Hâlbuki, bilirkişiliğin tanımının yapıldığı (b) bendinde özel hukuk tüzel kişileri de yer alıyor ve yapısı gereği bilirkişilik ancak gerçek kişiler tarafından aslında yapılabilecek bir faaliyettir. Her şeyden önce, “bilirkişi” dediğiniz uzmanlığı gerektirir, dürüstlük, güvenilirlik ve gerçek kişilere özgü ve tanımlayıcı özelliklerle bilirkişilik tanımlanır her zaman. Fakat, bununla birlikte, bilirkişilik aynı zamanda bir kamu görevi niteliğindedir, bilirkişi de kamu görevlisi konumundadır yani kendisine tevdi edilen görevi bizzat yerine getirme, yemin etme, sır saklama, sadakat ve özenle görevi ifa etme, yasaklılık ve ret kurumları ancak gerçek kişiler bakımından işlerlik kazandırılabilir bir mahiyettedir. Özel hukuk tüzel kişileri bu vasıfların hiçbirisine sahip olmadığı gibi, bilirkişilik kurumunun da ticari bir alana dönüşeceği kaygımızı çok güçlü bir şekilde beslemektedir.

Özel ve teknik bilgiye dayalı aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiği ve bu yüzden başkasına devredilmemesi gereken bir kamu görevi olan bilirkişiliğin tüzel kişilerce de yapılması bilirkişiliğin bu özellikleriyle hiçbir surette bağdaşmamaktadır. Özel ve teknik bilgiye sahip bilirkişilerin şirket bünyesinde görev yaparken bilirkişilik görevini ticaret hukukunun teamülleri gereğince de bağımsız bir biçimde yerine getirmesi artık mümkün olamayacaktır. Özel hukuk tüzel kişilerine böyle bir görevin verilmesi, bilirkişilik alanında bir pazarın açılmasına sebebiyet verecektir ve yargının en önemli ayaklarından biri olan bilirkişiliğin rant aracı hâline gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu konuda şu anda da arz ve talep meselesini göz önüne alacak olursak bunun bir rant hâline dönüşmesine doğrudan zemin oluşturacak bir yasa tasarısını gündemde tartışıyor durumdayız. Evet, 11’inci maddede tüzel kişiler bakımından bu bağlamda durumun ne olacağı hiçbir şekilde belirlenmemiş ve bir muğlaklık söz konusudur.

Esas endişemiz, bu konuda Sayın Adalet Bakanının zaten hâlihazırda İstanbul'da 17 şirketin bu hizmeti verdiği yönündeki açıklaması olmuştur. Yasal olmayan bir durum bakan aracılığıyla meşrulaştırılmaya mı çalışılmaktadır ya da yandaş şirketler çoktan bu olasılığın kendilerince zeminini mi hazırladılar? Gerçekten, bu sorularımızı çok güçlü bir şekilde sormak ve yanıtları objektif ve reel olarak almak isteriz. Her iki hâlde de hukuk tümüyle devre dışı bırakılmakta ve ayaklar altına alınmaktadır.

Tabii ki tartışılacak birçok mesele var ama satır başlarını ifade etmeye çalışıyorum.

Kamu görevi olma hâline de tekrar tekrar dikkat çekmek istiyorum.

Bilirkişiliğin bir meslek olmadığı da hepimizce bilinmektedir. Bir meslek olmadığı için de bunun sürekli bir şekilde sanki bu işe atfedilmiş bir ticari alana dönüşmesi ve meslek olarak tarifi de ciddi tehlikelere işaret etmektedir. Türk Dil Kurumu da zaten bilirkişiliğin bir meslek olmadığını tanımlamaktadır ve uygulamadan, yasalardan, yargı yapılanmasından bunu hepimiz çok yakından biliyoruz. Bilirkişilik ise bu durumda yapısı gereği tamamen geçicidir, geçici bir iştir veya tesadüfi olarak aslında kendisine tevdi edilen görevi yerine getiren, rapor hazırlayan bilirkişiler eliyle yürütülen bir faaliyet konumundadır. Bu nedenle sürekli bir biçimde icra olunamaz, mevcut durumda uygulamalar tam da bunu içermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten bu tasarıda gene başka bölüm var. Hatalı, yanlış, eksik raporlarından herkesin mustarip olduğu bir kurumdan söz ediyoruz, bilirkişilik kurumundan. Burada performans değerlendirilmesi getiriliyor bu kanunda. Bu değerlendirmeyi yapması öngörülen bölge üst kurullarının hangi ölçütleri kıstas alacağı yine üye seçimlerinde olduğu gibi hiçbir şekilde belirtilmemiştir. Tasarı bilirkişilik yapabilmek için bilirkişilik eğitiminden geçilmesi ve yapılacak sınavda başarılı olunması zorunluluğunu getiriyor. Fakat eğitimi verecek kurumların belirlenmesi yetkisinin bilirkişilik daire başkanına verilmesi şeffaf olması gereken karar alınması sürecini ciddi bir şekilde tartışmalı hâle getirmektedir. Bu durumda bilirkişilerin vasıflarını belirleme veya çıkarma yetkisinin ise bilirkişi daire başkanlığında kesinlikle olmaması gerekiyor. Bu husus, danışma kuruluna verilmesi nesnel kararlar almayı güçlendirecek bir adım olacaktır.

Yine, tasarının 23’üncü maddesinden 37’nci maddesine kadar Adli Tıp Kurumu düzenlenmektedir. Birçok meselede, aslında kan bulaşan, ölüm olan, tecavüz olan, hasta tutsakların durumu ve daha birçok meselede Adli Tıp Kurumu mesela boynundan felç olan, iki elini kullanamayan hasta tutsaklara “Cezaevinde yaşayabilir, hayatını devam ettirebilir.” raporları vermektedir. Adli Tıp Kurumu raporları sebebiyle, taraflı, yanlı, devletten yana, kesinlikle vatandaş aleyhine kararları sebebiyle yüzlerce hasta tutsak şu anda cezaevinde adım adım ölüme terk edilmektedir ve aslında diğer anlamda, burada bu talepleri, tahliye taleplerini, infaz erteleme taleplerini kabul etmeyen ve “Cezaevinde yaşayabilir.” raporu veren bilirkişilerin aslında bir cinayete imza attığı gerçeğini de gözler önüne sermektedir. Tahliye olduktan sonra yaşamını yitiren onlarca hasta tutukluyu da Adli Tıp Kurumu gelmişken hatırlatmak isterim.

İşte bu nedenle, bu tasarıda, ne yazık ki Adli Tıp Kurumunun tarafsız ve bağımsız bir biçimde ve bilimsellik ilkesine uygun görev yapmamasına ilişkin sorunları çözmek için yeterli bir yaklaşım olmadığını üzülerek belirtmek isterim. Adli Tıp Kurumu sorunu birkaç maddeyle çözülebilecek bir sorun değildir. Burada öncelikle zihniyetin, yaklaşımın ve kurumsal yapının değişmesi gerekmektedir ve bunun için de Adli Tıp Kurumunun adil yargılanma hakkına uygun ve tarafsız bir bilirkişilik hizmeti verebilmesi için Adalet Bakanlığı bünyesinden ivedilikle çıkarılması ve onu bağımsız kılacak bir yasal zeminin hazırlanması gerekmektedir.

Evet, değerli milletvekilleri, buna ilişkin, Bilirkişilik Kanunu Tasarısı üzerine sivil toplum örgütleri, bilirkişilik icra eden farklı kurum ve kuruluşların da çok sayıda açıklamaları ve raporları oldu. Bu açıklamalar, katılım isteği ve düzeltme istedikleri meseleler maalesef Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nda gerekli karşılığı bulamadı. TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği de bunlardan biridir.

Şimdi, burada bilirkişilik kurumunu yargı bağımsızlığından ayrı asla düşünemeyiz. Zaten, sıkça ifade ettiğimiz üzere, 2010 anayasa referandumuyla yargıya müdahale aktif bir şekilde başlamış ve bugüne kadar “Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı artık yoktur.” diyebileceğimiz bir noktaya gelmiş durumdadır. Ama bu yapılırken bilirkişiler de unutulmamış tabii ki. Burada, bu tasarıyla bilirkişiler Adalet Bakanlığının aslında memuru konumuna getiriliyorlar. Bu yapılırken kanun tasarısıyla bilirkişileri Adalet Bakanlığına bağlıyor, bilirkişi seçen hâkimin takdir hakkı da elinden alınmış oluyor ve bilirkişilik hizmeti âdeta ticari bir sektör olarak örgütlenmektedir.

Anayasa’nın 138’inci maddesi bu konuda aslında açıktır, hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vereceği amir hüküm olarak orada yerini almıştır. Fakat burada yani o yargılama sürecinde bilirkişiliği seçme, onların yetişmesi ve bütün ayrıntılara ilişkin müdahale aynı zamanda Anayasa 138’in de ihlali anlamına gelmektedir.

İşte, bakanlık, gerçekten, bilirkişiliği neden kendi bünyesine ve emir ve talimatlarıyla zapturapt altına almak istiyor? Burada çok önemli bir hususa dikkati çekmek isterim. Kamu kaynaklarını -orman alanları, tarım arazileri, zeytinlikler, meralar, HES’ler, kentsel dönüşüm alanları ve buna benzer birçok ranta dönüştürülen alanlar- talana karşı açılan davalarda mahkemeler bağımsız bilirkişi raporlarını bütün müdahalelere rağmen görmezden gelemiyorlar. İşte, tasarıyla bu talanın önüne geçen mahkeme kararlarını bertaraf etmeye yönelik olduğu konusunda ciddi kuşkularımız vardır. Yerli ve yabancı sermaye kuruluşlarının oluşturduğu Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulunun eylem planının öncelikleri arasında bu tasarının yer alması da kuşkularımızı destekler niteliktedir.

Yine, bu nedenledir ki yasa teklifiyle gerçek kişi bilirkişiler tasfiye ediliyor ve bilirkişilik alanı sermaye şirketleri olan tüzel kişilere teslim edilmektedir.

İşte, kesinlikle, bu kanun tasarısı hâkim ve savcıları, Bakanlığın seçtiği bilirkişileri seçmeye mecbur bırakmaktadır. Bu nedenle, özel teknik bilgiye sahip olmak, hâkim ya da savcı tarafından görevlendirilmek ve tarafsız olmak ilkelerinin tümü bertaraf edilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, gerekse Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki bu ilkeler tümüyle yerle bir edilmektedir.

Ezcümle, bu tasarı ne getiriyor özetlemem gerekirse bir dakikada: Bu tasarı, bilirkişiliği bir meslek olarak düzenliyor. Bu tasarıda bilirkişilik resmî bir liste hâline getiriliyor. Bilirkişiliğin amiri artık bakanlık oluyor. Hâkimin liste dışından bilirkişi seçme hakkı ortadan kaldırılıyor, taraflar uzlaşsa dahi liste dışından bilirkişi önerme hakları bulunmuyor.

Yine, başka bir bölüm, bilirkişilerin uzman ve tüzel ve teknik bilgiye sahip olmadıkları ön kabul olarak dercediliyor ve mutlaka eğitime katılıp sertifika alma zorunluluğu getiriliyor. Bilirkişiler bağımsız olmaktan aslında resmî olarak çıkarılıyor. Bilirkişi şirketleri kurulacak, burada bunun da sicilleri bakanlıkça tutulacak ve uygulanacak yaptırımlar yine bakanlıkça uygulanacaktır. Bu sistemden bağımsız bir bilirkişilik hizmeti çıkmayacaktır.

Bu nedenle, bizim bu tasarıyı kesinlikle desteklemediğimizi, yeniden bir yapılandırma tasarısını talep ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel konuşacak.

Buyurun Sayın Yüksel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilirkişilik Kanunu Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.

Doğum kontrolü caiz midir? Vallaha ben bilmiyorum. İnsan bilmediği bir şeyi kime sorar? Bir bilene sorar, o konuda bilirkişi olana sorar. Bir vatandaşın aklına “Doğum kontrolü caiz midir?” diye bir soru gelse gider mahallenin imamına sorar. Oradan tatmin olmazsa müftülüğe sorar, oradan da tatmin olmazsa gider Diyanet İşleri Başkanlığına sorar. Yani bu saydıklarım bizler için bir tür bilirkişi. Memlekette yaşayan milyonlarca kişi içinden çıkamadığı, evde öğrendikleriyle cevap veremediği soruların kaynağını bu mercilerde arıyor. Soru neydi? “Doğum kontrolü caiz midir?” Vatandaşın biri bu soruyu sormuş ve Diyanet 2016…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Müftüyü, imamı niçin küçümsüyorsunuz ki? Niçin küçümsüyorsunuz bunları?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Lütfen, dinlerseniz Sayın Vekilim…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Genlerinizde var, genlerinizde…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Vatandaşın biri bu soruyu sormuş, Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 takviminde bu soruya cevap vermiş. Cevap şöyle: “Hap kullanmak, deri altına hormon düzenleyici yerleştirmek, kondom kullanmak ve diğer yöntemlerle hamileliğin önlenmesi sağlığa zararlı olmadığı müddetçe caizdir.” Yani bu cevaptan anlıyoruz ki sayılan yöntemlerle doğum kontrolü yapmanın dinen bir sakıncası yok. Bunu bilirkişi söylüyor ama bir de Türkiye’de her şeyi bilir kişi var. İşte, o her şeyi bilir kişi bir vakfın toplantısında şöyle buyurmuş, demiş ki: “Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayışın içinde olamaz. Rabb’im ne diyorsa, Sevgili Peygamber’i ne diyorsa biz o yoldan gideceğiz.” Ee, din kuralları konusunda Türkiye’deki en yetkili ve bilgili kurum yani bu işlerin bilirkişisi Diyanet İşleri Başkanlığı “Doğum kontrolü caiz.” diyor, öte yandan Türkiye'nin her şeyi bilir kişisi “Caiz değil.” diyor.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Reis ne derse o olur(!)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Ben şimdi bu kürsüden dinen caiz olmayan bir konuda iddiada bulunsam, mesela, desem ki: “Rabb’im ne diyorsa o, kadınlar 4 erkekle evlenebilir.” E takdir edersiniz ki kıyamet kopar. Diyanet İşleri Başkanlığı hem de zehir zemberek sözlerle beni tekzip eder, “Bunun söyledikleri doğru değil, dinen görüş bildirmek sadece benim tekelimdedir.” der.

Şimdi, bunları neden anlattım. Türkiye'nin her şeyi bilir kişisi Diyanetin fetvasının aksine bir şeyi ulu orta söylediğinde Diyanet İşleri Başkanlığından ses çıkmadı, hâlen de çıkmıyor, çıkamaz da.

Sayın milletvekilleri, ben laik bir ülkenin milletvekiliyim. Bu kürsüden dinî konuları tartışmak gibi bir niyetim yok. Derdim şu: Diyanet İşleri Başkanlığını yürütmenin kontrolüne bıraktığınızda eğer o yürütme her şeyi bildiğini varsayıyor, kimseye danışmadan, sadece yanında yamacında beslediği birkaç meczubun söylediklerini dikkate alarak her şeyi kendi zihniyetine göre eğip bükmekten kaçınmıyorsa, dinimizi bile kendi zihniyetine uygun tahrif etmekten kaçınmıyorsa işte böyle şeyler olur.

SAİT YÜCE (Isparta) – Meczup kim, meczup? Diyanette meczup yok. Diyanet İşlerini konuşurken dikkatli konuş. Meczup senin yanında olabilir.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Gerek hukuk gerekse ceza muhakemesi hukukunda bilirkişi “Çözümü uzmanlık ya da özel teknik bilgiyi gerektiren hususlarda görüşüne başvurulmak üzere, hâkim ya da savcı tarafından görevlendirilen tarafsız kişiler.” olarak tanımlanıyor ama şimdi görüştüğümüz tasarıda, yürütmeye bağlı olacak şekilde Bilirkişilik Danışma Kurulu, daire başkanlığı ve bölge kurulları kuruluyor. Danışma Kurulunun içinde Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Hukuk İşleri Genel Müdürü, Ceza İşleri Genel Müdürü var. Bu kurulun başkanı Adalet Bakanlığı Müsteşarı. Ayrıca, Adalet Bakanlığı bünyesinde Bilirkişilik Daire Başkanlığı kuruluyor, Bilirkişilik Daire Başkanını Adalet Bakanı atıyor. Yani, diğer bir deyişle, tarafsız olması gereken bilirkişiler yürütmenin kontrolü altına veriliyor.

Biz, bu kanunla tesis edilecek kurulların başına getirilecek olan insanların Diyanet İşleri Başkanından daha haysiyetli olmasını bekleyemeyiz. Yargıya intikal etmiş bir konuda, her şeyi bilir kişi, kendi kanaatini, sanki o konudan anlıyormuş gibi böyle ulu orta söylediğinde, sözünü ettiğim kurulların başında bulunan kişiler “Yahu, o öyle değil, böyle.” demeye cesaret edemezler.

Sevgili arkadaşlar, memleket, kendi doğru bildiği şeyleri, etraflıca araştırmadan, bir bilene danışma ihtiyacı hissetmeden, miting meydanlarında kameraların önünde söyleyiveren; siyasi amaçları uğruna her türlü gerçekliği, hatta biraz önce anlattığım gibi, dinimizi bile çarpıtmakta bir sakınca görmeyen her şeyi bilir kişinin keyfî yönetimi altında. Başbakanımız, sağ olsun, kanunla kendisine bağlı kurumlar dâhil, bütün yetkileri her şeyi bilir kişiye devretmiş durumda.

12 Eylül döneminde, bir köşe yazarı, köşesinde bir fıkra anlatmış ve anlattığı fıkra yüzünden yargılanmıştı. Fıkrayı anlatmayacağım ama fıkra “Paşa da bilmez ama onun her dediği doğrudur.” cümlesiyle bitiyordu. Gerçekten, 12 Eylül ve devamında Kenan Evren bilmediği konularda, bilmediğini de bilmediği için, bugün her şeyi bilir kişinin yaptığı gibi konuşup, ahkâm kesip duruyordu. Hiçbir işin aslının Evren’in dediği gibi olmadığını herkes biliyordu. Biliyordu bilmesine ama kimse korkusundan bunu söyleyemiyordu. Bakmayın siz bizim her şeyi bilir kişinin kendisini Özal’la, Menderes’le özdeşleştirmeye çalışmasına, gözünüzü…

BAŞKAN – Sayın Hatip, bir dakika.

Müzakere konusunun dışında bir konuşma yapıyorsunuz, sizi konudan ayrılmamaya davet ediyorum.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sayın Başkan, sabrederseniz ne konuda konuştuğumu anlayacaksınız.

BAŞKAN – Ben anlıyorum ve o yüzden size bu ikazı yapma gereğini hissettim. Lütfen… Bunu da ilk ihtar olarak algılayabilirsiniz.

Buyurun, devam edebilirsiniz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Şimdiye kadarki bütün konuşmalar konusunda mı yapılmıştı?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Konuşmama da gerekli sürenin eklenmesini talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin. Onun takdirini ben yaparım.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Şimdi, bakmayın siz bizim her şeyi bilir kişinin kendisini Menderes’le özdeşleştirmeye çalışmasına. Gözünüzü bir an için kapatın, Evren’li günlere dönün; aslında bu kişinin kiminle daha çok benzeştiğini anlayacaksınız. 12 Eylül dönemi bu memlekete hayır getirmedi, bugünler de getirmeyecek. O günlerde tesis edilen mevzuat yıllarca bu memleketin önünü tıkadı. Bugün yaptığımız düzenlemeler de yıllarca başımıza dert olacak.

Türk yargı sistemini bilenler hem bilirkişilik kurumunun ne kadar önemli olduğunu hem de ıslah edilmeye ne kadar muhtaç olduğunu bilirler. Ancak önümüzdeki tasarı bu kurumu ıslah etme amacı taşımıyor, Hükûmetin Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde verdiği söz gereği yapılması gereken bir iş. Bu yüzden böyle apar topar, doğru dürüst tartışılmadan önümüze getirildi. Her zamanki fırsatçılıkla, bir yandan “İşte, Avrupa Birliği istedi, biz yaptık.” denilecek, bir yandan da Avrupa Birliğinin talep ettiğinin tam zıddı yapılarak bilirkişilik faaliyeti Hükûmetin kontrolü altına sokulacak. Amacınız hem Avrupa Birliği uyum yasaları adı altında işinizi görmek hem de “AB bize karşı. Bakın, yasa çıkartıyoruz, yine olmuyor.” diye politika yapmak. Avrupa Birliği aptal değil. Yaptığınız bu yasanın AB uyum yasalarıyla alakası yok. Çıkartmak istediğiniz bu yasa bu işin ruhuna ters. Avrupa Birliği bunu söylediğinde yani “Bu yasa bizim istediklerimizi karşılamıyor.” dediğinde “Gördünüz işte, Hristiyan birliği bize karşı.” falan deme fırsatı doğacak. İyi de ne hâldeyiz, görmüyor musunuz? Kimse kendini güvende hissetmiyor, kimse hayatından memnun değil, hiç kimsenin yüzü gülmüyor. Hadi bizim yüzümüz gülmüyor ama sizin yüzünüz de gülmüyor. Hadi bizim çocuklarımız mutsuz ama sizin çocuklarınız da mutlu değil.

Uyarmadı demeyin, özellikle önümüzdeki seçimde üstü çizilecek olan arkadaşlar, biliyorsunuz, her birinizin üstü çizilebilir, her birinizin sadakati yetersiz bulunabilir ve bir dahaki dönem burada olmayabilirsiniz. Tecrübeyle sabit ki AKP’ye zamanında düşmanlık etmiş, AKP’ye her türlü hakareti yapmış olan kişiler yani “Soylu”lar, “Kurtulmuş”lar, “Türkeş”ler baş tacı ediliyor ama AKP’nin yükünü taşımış olan “Arınç”ların, “Gül”lerin ve daha nicelerinin başı dertten kurtulmuyor. İşte, burada sizin de başınıza çok dert gelebilir. Bu kanun, örneğin, sahip olduğunuz malın mülkün yok pahasına istimlak edilebilmesine imkân sağlayacak. Elbette sadece sizin değil, hepimizin malı bu kanunla beraber kolaylıkla müsadere edilebilir hâle gelecek. Yükseklerden bir emir geldiğinde, “Bu adam ya da bu kadın bize ihanet etti, cezasını kesin.” dendiğinde bilirkişiler sizin malınızın, bizim malımızın mülkümüzün yok pahasına satılmasına uygun bir değer biçebilirler.

Kanunun geneli hakkında aslında benden önceki konuşmacılar teknik konuda çok şeyler söyledi, ben o yüzden fazla tekniğe girmedim. Maddelere girdiğimizde teknik konuları da konuşacağız ama son günlerde, bugün Adalet Komisyonunda da en son atlattığımız darbe girişimiyle ilgili bir şeyler söylendi, ben de bu kürsüden bir şeyler söylemek istiyorum. Ya, şu bizi yönetenlere söylemek lazım, milletin aklıyla dalga geçmeyi bırakmak lazım. En son, Sayın Başbakan “FETÖ AK PARTİ döneminde palazlanmamıştır. AK PARTİ içerisinde ne FETÖ ne de terör örgütü mensubu barınamaz.” buyurmuşlar. Hadi bunu doğru kabul edelim. “Ne istediler de vermedik.” diyen Sayın Kemal Kılıçdaroğlu muydu? Ya da onu da bırakın, Gülen Cemaati’ni kastederek “Aynı menzile farklı yollardan gidiyorduk.” diyen Sayın Cumhurbaşkanı değil miydi? Madem “F tipi” sizin zamanınızda palazlanmadı, o zaman Sayın Cumhurbaşkanı neden çıkıp da “Biz bunlara müsamaha gösterdik, bundan dolayı hem Rabb’imize hem milletimize verilecek hesabımız var. Rabb’im de milletim de bizi affetsin.” dedi? Başbakan mı doğruyu söylemiyor, Cumhurbaşkanı mı doğruyu söylemiyor?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Senin bilirkişiye ihtiyacın var Cemal.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Daha da komiği Yılmaz Bey, şimdi size göre Fetullah Cemaati okullara sızmış, hastanelere sızmış, GATA’ya sızmış, askerî liselere sızmış, harp okullarına sızmış. Nereye sızamamış? İmam-hatiplere sızamamış. Darbe girişiminde bulunan bu cemaat, size göre kozmik odaya sızmış, telefonlara sızmış, TÜBİTAK’a sızmış, hatta Rus uçağını düşüren F16’ya bile sızmış ama on dört seneden beri size seçim kazandıran, SEÇSİS’e sızamamış.

Görevden uzaklaştırmalara bakarsak, İçişleri Bakanlığına sızmış, Ulaştırma Bakanlığına sızmış, Millî Eğitim Bakanlığına sızmış ama o bakanlar hâlâ orada oturduğuna göre demek ki siyasilere sızamamış.

Bu örgüt, basın-yayın organlarına sızmış, örneğin -dün öğrendik- Cumhuriyet gazetesine sızmış, defalarca cemaat tarafından mahkemeye verilmiş Sözcü gazetesine sızmış, radyolara, televizyonlara sızmış ama bu nasıl iş, kendisine methiyeler düzen havuz medyasına sızamamış.

Bu ne hınzır bir dinci örgüttür ki Komünist Partiye sızmış, CHP’ye sızmış, HDP’ye sızmış, MHP’ye sızmış, sızamadığı tek parti AK PARTİ. Vallahi pes, billahi pes. Yani bu kadarı şeytanın bile aklına gelmez. Ya, biz milleti aptal mı zannediyoruz? 17-25 Aralığa kadar bunlarla ne kadar yakın olduğunuzu hepimiz biliyoruz. Ruh ikiziydiniz, aynı menzile giden kardeşlerdiniz. Bunu ben söylemiyorum, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor.

Darbe Komisyonunda dinledik, 17 Aralıktan sonra Fetullah Gülen’e kim elçi gönderdi? Kim “Savaş baltalarını gömelim.” dedi? Eğer o gün bir anlaşma sağlansaydı 25 Aralık olacak mıydı? Fetullah Cemaati yani 17 Aralıktan önce hepinizin ayrı ayrı övgü düzdüğü Hoca Efendiniz yine terörist olacak mıydı? CHP’li 14 milletvekilinin mi Fetullah Gülen’le fotoğrafı var? Benim Genel Başkanımın kardeşi mi darbeci general? Ankara’yı parsel parsel satan belediye başkanı CHP’li mi? Daha dün Fetullah Gülen Cemaati olmaktan gözaltına alınan, bugün tutukluluğa sevk edilen Bucak Belediye Başkanı CHP’li mi? Benim Genel Başkanım mı asrın kumpas davaları için “Ben bu davanın savcısıyım.” dedi? Sizin milletvekilleriniz mi Fetullah Gülen ve cemaati tarafından zindanlara atıldı, hapishanelerde çürütüldü? Sınav soruları çalınarak devlete yerleştirilen memurlar CHP’li mi? Bank Asya’nın açılış kurdelesini benim Genel Başkanım mı kesti? Ya da Pensilvanya’ya seslenip “Bitsin bu hasret.” diyen kimdi?

Arkadaşlar, ne olur aklımızla dalga geçmeyi bırakın. Tamam, bir felaket atlattık. Bu darbe başarılı olsaydı şimdi bu kürsüde darbeciler oturuyor olacaktı, biz hapishanelerdeydik. Darbe başarısız oldu, şimdi hapishanelerde olan onlar. Methiyeler düzdüğünüz, palazlandırdığınız, her istediklerini verdiğiniz cemaat eğer muvaffak olsaydı sizinle birlikte bizi de yok edecekti, laik cumhuriyetin yerinde yeller esiyor olacaktı. Ne olur hatalarınızı kabul edin. Hatasını görmeyen doğruyu bulamaz. Şimdi, Fetullah Cemaati’nden boşalan yerleri başka cemaatlere teslim etmeyin.

Biz, hem F tipine hem M tipine hem S tipine yani tipi ne olursa olsun her türlü tarikata ve cemaate dün de karşıydık bugün de karşıyız, yarın da karşı olacağız ama siz, örneğin Fetullah Cemaati’yle dün beraberdiniz, bugün karşısınız, yarın ne olacağını inanın ben de bilmiyorum.

Şimdi gelelim olayın başka bir tarafına: Sayın Cumhurbaşkanımız -hatırlarsınız- bu menfur darbeyi Allah’ın bir lütfu olarak nitelendirmişti, yenilerde de Sayın Başbakan “Başkanlığın kapısı 15 Temmuz gecesi açılmıştır.” buyurdular. Ya, bu darbe parlamenter demokrasiye karşı yapılmadı mı? O gece milletvekillerimiz de içerideyken bu darbeciler bu Gazi Meclisi bombalamadı mı? Nasıl oluyor da parlamenter demokrasinin karşıtı olan başkanlık sisteminin yolu, kapısı 15 Temmuz gecesi açılmış oluyor? 15 Temmuz gecesi darbe üzerine kaleme alınan ve Sayın Meclis Başkanıyla beraber 4 parti liderinin imzaladığı bildiriden aynen okuyorum: “Unutulmamalıdır ki Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten, Türkiye’nin demokrasiye geçişini gerçekleştiren, demokratik parlamenter sistemi yıllar içinde geliştirmiş bir milleti yokluk ve yoksulluktan alıp muhasır medeniyet seviyesine çıkarmanın mücadelesini vermiş bir Meclistir.” diyor, sonra da diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin demokrasiye sarsılmaz inancını yansıtmayı sürdürecektir. Milletin Meclisi ve milletvekilleri milletin emanetini yere düşürmemiştir ve düşürmeyecektir.” Bu bildirinin altında Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı, Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ın da imzası var. E, şimdi size soruyorum: Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Hem bu bildirinin altında imzan olacak hem de “Başkanlığın kapısı 15 Temmuz gecesi açılmıştır.” diyeceksiniz. Vallahi, benim aklım bunu almıyor.

SAİT YÜCE (Isparta) – Bu anlattıklarınızın kanunla ne ilgisi var? Hakikaten, fikirlerinizi öğrenmek istiyoruz kanunla ilgili.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, defalarca dile getirdik, Cumhuriyet Halk Partisi her türlü darbeye karşı ama Cumhuriyet Halk Partisi darbe fırsatçılığına da karşı. Biraz önce değindim, fırsatçılıkta pek mahirsiniz. Darbeyi fırsat bilip olağanüstü hâl ilan ettiniz ve kanun hükmünde kararnamelerle darbeyle alakası olmayan bir sürü kanun değiştirdiniz. Anayasa’nın amir hükmüne göre, kanun hükmünde kararnameler olağanüstü hâl süresince geçerli olmak üzere çıkarılıyor ama siz, olağanüstü hâlin ilan edildiği 20 Temmuzdan bu yana 100’den fazla kanunda kalıcı değişiklik getirdiniz. Hani bazıları: Zabitan ve Askeri Memurların Maaşatı Hakkında Kanun; Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanunu; Millî Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun; bunlar sadece birkaçı. Ya, bunların darbeyle, Fetullah Cemaati’yle ne alakası var? KHK fırsatçılığı yaparak, her fırsatta “millî irade, millî irade” diyerek övgüler düzdüğünüz milletin iradesine saygısızlık yapmıyor musunuz? Bunların, bu kanunların Mecliste görüşülmesi gerekmiyor mu? Ya da KHK’larla açığa aldığınız, işten attığınız, F tipi cemaatle hiçbir alakasının olmadığını sizin de bildiğiniz, tek suçları AKP’li olmamak olan binlerce KHK mağduru da bu anlayıştan kaynaklanmıyor mu? Yoksa, Anayasa Mahkemesi zaten bizde, CHP istediği kadar başvuruda bulunsun, biz Meclisi devre dışı bırakırız, canımızın istediği gibi at koştururuz düşüncesinde misiniz? Sorduğuma bakmayın, elbette cevabı biliyorum; bu düşüncedesiniz. Yani, şimdi, farkındayım, Bilirkişilik Kanunu’yla çok paralel bir konuşma yapmadım ama bunların da söylenmesi gerekiyor.

Şimdi, sizin darbeden önce ya da 17-25 Aralıktan önce övgüler düzdüğünüz, şimdi de amansızca üzerine gittiğiniz Fetullah Cemaati’yle ilişkinizi görünce aklıma eski Türk filmlerinden bir sahne geliyor: Nikâh masası, nikâh memuru, gelin, damat; tam nikâh kıyılacak, kalabalıktan biri çıkar ve der ki: “Durun, siz kardeşsiniz. Ya, ne yapıyorsunuz? Durun, siz kardeşsiniz.” (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulda görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı üzerinde Hükûmetimizin görüşlerini açıklamak ve kanun tasarısıyla ilgili değerlendirmelerimizi saygıdeğer Genel Kurul üyeleriyle paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, yargılama süreçlerinde hakkın yerini bulması ve doğru karar verilerek hak sahibine teslim edilmesi sadece hukuk kurallarının uygulanmasıyla ilgili ve sınırlı değildir. Hukuk kurallarıyla çözülemeyecek pek çok teknik konu var. Bunlar için de uzmanlara müracaat etmek, onların teknik bilgi ve uzmanlıklarından yararlanmak suretiyle doğru karar vermek için çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye’de pek çok bilirkişilik yapan kurum olduğu gibi kişiler de bulunmaktadır ancak bütün bunların hepsi, bilirkişilik alanındaki düzenlemelerin çeşitliliğini ortaya koyduğu gibi, tek bir çatı altında düzenlenmemiş olması nedeniyle büyük de sıkıntılar, sorunlar ortaya koymaktadır. Bizim hukukumuz, bilirkişiliğe çok büyük önem veriyor. Esasında, baktığınızda, muhakeme usulünün düzenlendiği yasalara baktığınızda, bilirkişilikle ilgili ret müessesesinin varlığını görüyorsunuz.

Normalde cumhuriyet savcılarıyla ilgili doğrudan bir ret müessesesine yasalarımızda yer verilmemişken bilirkişilikle ilgili hem Ceza Muhakemesinde hem de Hukuk Muhakemesinde ret müessesesine yer verilmiş olması, bu konuya hukukumuzun verdiği önemi göstermesi bakımından son derece önemlidir çünkü bilirkişinin de tarafsızlığı ve uzmanlığının gerektirdiği konularda sadakatle görevini yapması son derece önem arz etmektedir.

Tarafsız bir bilirkişi, objektif hareket eden, bilim ve fennin kurallarına uygun rapor hazırlayan, raporunu da süratli bir şekilde takdim eden bilirkişi, her şeyden önce, adalet terazisinin doğru tartmasına hayati derecede katkı sağlayacaktır ancak uygulamada, bilirkişilik müessesesinin hem uygulanış biçiminden hem bu alanda bir kurumsal yapının olmayışından hem de pek çok nedenden kaynaklı çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Bu sorunlar sadece bu tasarı vesilesiyle gündeme gelmiş değil, geçmişte de pek çok vesileyle gündeme getirilmiş. Devlet Denetleme Kurulu, 2010 yılında Adli Tıp Kurumunun faaliyet alanıyla ilgili düzenlediği raporda Türkiye’de bilirkişilik sisteminden kaynaklanan sorunlara değinmiş ve kurumsal eksikliğin giderilmesinin önemine vurgu yapmıştır. 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı’nda da yargılama sürecinin hızlandırılması, yargıya ulaşılabilirliğin artırılması amacıyla bilirkişilik mekanizmasının geliştirilmesi ve bilirkişilik kurumunun gözden geçirilerek etkin bir sistem kurulması tavsiye edilmiştir. Adalet Bakanlığı ile Avrupa Birliği arasında 2013-2015 yılları arasında yürütülen Geliştirilmiş Bilirkişilik Sistemi Eşleştirme Projesi sonucunda da bu alanda yapılacak çalışmaların önemine ve gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Bunlar, bilirkişi raporlarıyla âdeta bilirkişilik müessesesinin yeniden düzenlenmesini ve kurumsal bir yapıya kavuşturularak etkin bir denetim mekanizmasının oluşturulmasını bize emrediyor. Biz bir nevi bu bilirkişilik raporları üzerinden Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nı hazırladık, huzurlarınıza getirdik. Bu konuda yargı görevi yapan hâkim ve savcılardan, avukatlardan, yargıya işi düşen vatandaşlarımızdan Bakanlığımıza gelen pek çok öneriler, eleştiriler ve tavsiyeler oldu, bunlar değerlendirildi; akademik çevrelerden gelen tavsiyeler oldu, bunlar değerlendirildi ve bütün bunların üzerinden adımlar atıldı. Öncelikle buradaki eksiklikler üzerinde çalışıldı.

Herkes biliyor ama buradan bir kez daha ifade etmek isterim ki bilirkişilik kurumuna yönelik ciddi eleştiriler var. Bunlardan birisi, adalet komisyonları tarafından liste oluşturulması dışında hiçbir kurumsal yapının bulunmaması, tüm yargı kollarını kapsayacak bir bilirkişilik sisteminin olmaması, liyakati bulunan bilirkişilerin sisteme yeterince dâhil edilememesi, bilirkişi raporlarının standardının bulunmaması. O kadar ilginç ki bütün verileri aynı olan bir dosyada uzmanlıkları da aynı olan 2 bilirkişinin birbirinden neredeyse yüzde 100 denecek derecede farklı raporlar verdiğine kamuoyunda çıkan haberlerden, yorumlardan şahit oluyoruz. Olabilir mi? Dosya aynı, veriler aynı, uzmanlık aynı; 2 ayrı bilirkişiye gidiyor, birisinin “ak” dediğine öbürü “kara” diyebiliyor. Burada büyük bir sıkıntı var. Bunda bir standart yok, denetim de yok ve bunun üzerine etkin bir şekilde gidilmesi gerekiyor.

Şimdi, bu büyük bir eksiklik. Denetim mekanizması hiç yok. Bilirkişi yanlış yaptı, kim denetleyecek? Denetleyecek yapı yok. Denetlendi, nasıl bir müeyyide uygulanacak? Müeyyide de yok. Ceza Kanunu’nda öngörülmüş bir müeyyide var, o da âdeta müeyyidesizlik kapsamında çünkü hükmün açıklanmasının geri bırakılması, paraya çevrilmesi, ertelenmesi gibi alternatif seçenekli cezai yaptırımlar var. Yani, sahtekârlık yaparak bilirkişilik raporu düzenleyen kişinin bir gün bile içeride kalmasına imkân vermeyen bir ceza maddemiz var. Böyle olunca denetim eksikliği, cezai müeyyide eksikliği, bütün bunlarla beraber büyük sorunları da beraberinde getirmiştir.

Yine, bilirkişiliğe ilişkin etik ilke ve kurallar da yok maalesef. Bu kurallara aykırı davranılmasına ilişkin herhangi bir şeyin de olmadığını yine sistemde görüyoruz. Bilirkişilere dönük de ciddi eleştiriler yapılıyor. Onlardan bazılarını burada zikretmek istiyorum: “Bilirkişilerin ihtiyaç duyulan yeterlilikte ve yetkinlikte olmaması”, “Bilirkişilerin hâkimin görev ve yetki alanına girmeleri.” Bu madde o kadar önemli ki. Bilirkişiler artık savcı yerine geçmiş, hâkim yerine geçmiş, âdeta hâkimler de savcılar da bilirkişileri dosyanın özetini çıkaran bir yardımcı olarak kullanır hâle gelmişler. Bilirkişi hâkim değildir, bilirkişi savcı değildir. Sadece uzmanlığının gerektiği konularda, ihtiyaç duyulan konularda uzmanlığıyla ilgili ve sınırlı rapor vermekle, bilgi vermekle sorumludur ancak maalesef uygulamaya baktığımızda, bilirkişiler pek çok konuda rapor veriyor hâkim gibi. Hâkimin gerekçeli kararı gibi bilirkişilik raporları var, savcılık iddianamesi gibi bilirkişilik raporları var, bu da fevkalade büyük sorunlara yol açıyor. İşte bu düzenleme, esasında, bu eleştirilerin tamamına cevap olan ve bunları ortadan kaldıran pek çok yeniliği, pek çok kuralı beraberinde getirmektedir.

Raporlar sürelerinde teslim edilmiyor, davalar uzuyor; demin ifade ettiğim gibi, birbirine zıt raporlar veriliyor; hadi, 2’nci rapor, 3’üncü rapor, 4’üncü rapor… Hem yargılama sürecinin masrafları artıyor hem de yargılama süreci uzuyor, adaletin zamanında tecellisi engellenmiş oluyor.

Bilirkişilerle ilgili eğitim de burada konuşuldu ama bir eğitim de yok. Eğitim verilmesi de yanlış anlaşıldı. Bizim bu tasarıyla getirdiğimiz eğitim bir uzmanlık eğitimi değil. Elektronik mühendisine elektronik mühendisliği eğitimi verilmeyecek, uzmanlığına ilişkin herhangi bir değerlendirme ve eğitim yapılmayacak. Sadece, bilirkişi raporu hazırlanırken, bu kanunla getirdiğimiz kurallar çerçevesinde rapor yazarken uyacağı kurallar kendisine öğretilecek, uzmanlığı öğretilmeyecek. Böylelikle, eksik ve yanlış bilirkişilik raporlarının hazırlanıp gönderilmesinin önüne geçilmiş olacak.

Hukuki konularda bilirkişilik yoluna başvuran pek çok hâkim ve savcı var; kanunda yazan bir kuralın ne anlama geldiğini bilirkişiye soruyor, bir düşünce açıklamasında hakaret bulunup bulunmadığını bilirkişiye soruyor. E, kanun bunun yetkisini, takdirini bilirkişiye vermemiş ki. Bunun takdirini kim yapacak? Hâkim yapacak. Eğer cezai bir soruşturma gerekiyorsa soruşturma evresinde savcı, yargılama evresinde de mahkeme yapacaktır ama bunları dahi bilirkişilere soran pek çok hâkimimiz var, pek çok savcımız var. Maalesef, hukukun uygulanmasının dahi bilirkişilere bazı konularda havale edildiğini görüyoruz ki bu da büyük bir tehlike ve tehdit oluşturuyor.

Öte yandan, bilirkişilikle ilgili dosyaların da müthiş bir tekel oluşturduğunu görüyoruz. Bazı ellerde toplanıyor, ondan sonra bilirkişilik üzerinden servetler de ediniliyor. Çok da kokular geliyor bu alandan. Şimdi, bu kokuları ortadan kaldıracak mekanizmalara da bizim ihtiyacımız var. Şimdi, benim elimde 2015 yılında en fazla bilirkişilik dosyası kendilerine havale edilen 20 bilirkişinin ismi var ve ellerinde kaç dosya var, ne kadar para almışlar, onlar var. Tabii kişisel veri olduğu için isimleri paylaşmayacağım ama izninizle ilk 10’a girenlerin dosya sayısını paylaşacağım. Böyle bir bilirkişinin verdiği dosyada ne kadar isabetli karar verip veremeyeceğini de Genel Kurulun takdirine bırakıyorum. En fazla bilirkişilik için dosya gönderilen kişiye 3.797 dosya gönderilmiş bir yılda, 3.797 dosya. Tatil yapmasa, uyumasa, her gün bir dosya çıkarsa 365 dosya yapar. Öte yandan, 2’nci kişiye 3.604 dosya; bir diğerine 2.903 dosya; bir diğerine 2.213 dosya gönderilmiş. Böyle gidiyor aşağıya doğru. Şimdi, en az dosya giden kişiye, 20’nci sıradaki kişiye 1.424 dosya gönderilmiş. Burada, dağılımda bir adalet var mı? Yok. Mahkeme heyeti değişince bilirkişiler de değişiyor. Ben staj yaptığımda tayin dönemi vardı, bir baktım iş mahkemelerinde hâkimler değişti -önceki duruşmaları takip ettiğimde bilirkişiler hep belliydi, hangi mahkemeye gidersem oranın bilirkişilerini ben ezbere biliyordum- benim de ezberim değişti çünkü bilirkişilerin hepsi yeni hâkime göre değişmişti. Şimdi, burada objektif bir sistem kuracağız. Hâkimlerin kafasına göre beğendiklerini bilirkişi atadığı bir sistem değil, UYAP’ta olduğu gibi otomatik bir mekanizma burada kurulacak. O sistemde bütün bilirkişilerin uzmanlıklarını görecek, oradan basacak, oradan gelecek. Tabii, buna dair de bir mekanizma oluşturulacak, objektif, somut olacak ve kotalar da konacak. Böylelikle, bir kişinin bakamayacağı sayıda dosyayla muhatap olmasının da önüne geçilecektir. Son derece önemli bir adımı burada atmış olacağız.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir başka konu, özel hukuk tüzel kişilerince bilirkişilik yapılması konusunda bu kanun tasarısında da düzenleme var. Biz, ilk defa bunu getiriyor değiliz. Esasında, özel kanunların pek çoğunda bilirkişilikle ilgili düzenleme olan yerlerde özel hukuk tüzel kişilerine bilirkişilik yapma imkânı veren düzenlemeler var. Eğer biz bu kanunun içerisine bunu koymazsak kurduğumuz bu yeni sisteme, kurumsal yapıya özel hukuk tüzel kişisi olarak bilirkişilik yapan pek çok şirket girmemiş olacak, dışarıda kalacak. Hâlbuki, bu kanun içerisine almak suretiyle, özel kanunlar gereği şu anda bilirkişilik yapan şirketlerin tamamını da bu kanunun öngördüğü esas ve usullere uymaya mecbur ediyoruz, sistemin içine alıyoruz, denetim yapıyoruz ve denetim dışında hiçbir bilirkişilik yapısının kalmasına izin vermemiş oluyoruz. Biz yeni bir şey getirmiyoruz, olan bir şeyi zapturapt altına alıyoruz. Şu anda, pek çok gayrimenkul değerlendirme şirketi var, faaliyet gösteriyor; hem bankaların hem sigorta şirketlerinin kullandığı pek çok ekspertiz şirketi var, bunlar bilirkişilik yapıyor. Yine, demin ifade ettim, pek çok tercüme bürosu var, bunlar da bilirkişilik yapıyor. Ben geçen vermiştim, sadece İstanbul’da 17 tane bu anlamda şirket var, Türkiye'nin değişik yerlerinde de pek çok bu anlamda şirket var, faaliyette bulunuyor ve bunların tamamını biz ne yapıyoruz, zapturapt altına alıyoruz, bir düzen kuruyoruz. Bu alandaki disiplin sayesinde yargıya olan güvenin de yükseleceğine biz yürekten inanıyoruz. Yargıya olan güven yükselecektir. Çünkü bilirkişilikle ilgili bir danışma kurulu kuruluyor. Öte yandan, yine Danışma Kurulu kuruyoruz, Bilirkişilik Daire Başkanlığı kuruyoruz, bir de bilirkişilik bölge kurulları kuruyoruz. Danışma Kurulu, bilirkişilikle ilgili, irtibatlı olduğu değerlendirilen pek çok kurumun temsilcilerinden oluşuyor. Bilirkişilik Daire Başkanlığı bunların sekretaryasını yapacak, bunlarla ilgili hazırlıkları yapacak ve bilirkişilik müessesini işleten bilirkişilik bölge kurulları ile bu Danışma Kurulu arasında da bir köprü vazifesi görecek ve bu alana ilişkin bu yasanın verdiği görevleri yapacaktır. Son derece önemli.

Bilirkişilik bölge kurulları, bunlar da çok ciddi bir vazife ifa edecek çünkü bilirkişilerin bilirkişiliğe kaydedilmesi, raporlarının süresi içerisinde verilip verilmediğinin denetlenmesi çok önemli. Burada bir yanlış anlaşılma var, onu önlemek için de çok net ifade etmek istiyorum: Bölge kurulları bilirkişi raporlarının içeriğini inceleme yetkisine sahip değil, içerik incelemesi yapmayacaktır; sadece, mahkeme diyelim bir aya kadar rapor istemiş, mahkemenin verdiği sürede rapor gitmiş mi, gitmemiş mi onu denetleyecektir. Çünkü süresinde verilmeyen raporlar nedeniyle pek çok sıkıntı yaşanıyor. Bilirkişilerle ilgili şikâyetler, ihbarlar olduğu zaman bunları inceleyecek, bunları değerlendirecektir, sertifikasyon konusunda karar verecektir, listelerden silme konusunda karar verecektir; pek çok önemli görevi yapacaktır ve bu sistemin sağlıklı işlemesi bakımından da esasında bilirkişilik bölge kurulları sigorta görevi yapacaktır. Hem idari yargıdan hem adli yargıdan hem istinaftan hem de cumhuriyet savcılarından oluşan bu kurul, sistemin sağlıklı işlemesine büyük katkı sağlayacaktır.

Son olarak, saygıdeğer milletvekilleri, yaptığımız bu düzenleme, esasında, Türkiye’de bugüne kadar ayrı ayrı kanunlarda dağınık düzenlenmiş bulunan bilirkişilik müessesini bir kurumsal yapıya kavuşturuyor, tek kanun çatısı altında birleştiriyor. Yetkileri, sorumluları belirliyor, yetkilerin ve sorumlulukların da sınırlarını çiziyor, müeyyideler ortaya koyuyor, bilirkişilik müessesesi üzerine bugüne kadar yöneltilmiş bulunan bütün eleştirileri olmasa bile bunların önemli bir kısmını ortadan kaldıracak çözümler ortaya getiriyor. Bütün bunlar yargı sürecinin sağlıklı işlemesi, adalet terazisinin doğru tartması için, yargı görevi yapanlara en büyük yardımı sunan bilirkişilerin sağlıklı çalışmasının sonucunu doğuracak ve kararların isabet oranını artıracak, yargıya olan güveni de en üst düzeyde tesis edecektir. Bundan da herhangi bir şüphem yoktur.

Ben bu vesileyle bu kanun üzerinde uzlaşı anlayışı gösteren bütün siyasi parti gruplarımıza ve destek veren milletvekillerimize ayrı ayrı teşekkür ediyor, kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi şahsı adına Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç konuşacak.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın geneli üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün, 8’inci merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın kardeşi, eski bakanlarımızdan Korkut Özal vefat etti. Allah’tan rahmet diliyorum, sevenlerine de başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bilirkişilik, yargı mercilerince çözümü, uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya tüzel hukuk kişisini ifade eden bir müessesedir. Hâkim kendi hukuki bilgisi ve genel bilgisiyle çözemediği özel veya teknik bilgi gerektiren hususlarda bilirkişiye başvurarak uyuşmazlığı çözmek durumundadır -bilirkişi görüşü, takdirî delillerdendir- dosyadaki diğer delillerle beraber bilirkişi görüşünü değerlendirip buna göre karar verecektir.

Günümüzde hukuki ihtilaflar giderek çeşitlenmektedir. Teknolojinin, bilimin gelişmesi, iktisadi ve ticari ilişkilerin daha da çeşitlenmiş olması nedeniyle bu ihtilaflar daha çok çeşitlenmekte ve bilirkişilik müessesesinin yeniden ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bilirkişilik hususu, bilirkişilik müessesesi gerek adli yargı mercilerinde -hukuk ve ceza olmak üzere- gerek askerî yargıda gerekse idari yargıda, hepsi ayrı ayrı, usul kanunlarında düzenlenmiştir. Hukuki ihtilafların doğru çözümlenmesi ve adaletin tesisi için iyi işleyen bilirkişilik kurumuna ihtiyaç vardır.

Bilirkişilik alanında yaşanan sorunlar yıllardır konuşulmaktadır. Gerek yargı camiası içerisinde gerek avukatlar gerek yargı hizmetinden yararlanan vatandaşlarımız bilirkişilikle ilgili sorunları bizzat yaşamaktadırlar. Devletin de raporlarına bilirkişilik müessesinin yeniden ele alınmasıyla ilgili bu sorunlar yansımıştır. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun 2010 yılında hazırladığı rapor, yine Adalet Bakanlığının 2010 yılında bilirkişilik incelemesiyle ilgili hazırladığı rapor, Onuncu Kalkınma Planı’nda, yine bilirkişilik sorunlarına ve bu sorunların giderilmesi gerektiğine yer verilmiştir. Adalet Bakanlığı ile Avrupa Birliği, Bilirkişilik Eşleştirme Projesi’ni yürütmüştür 2013-2015 arası. Burada da yine bu sorunlara yer verilmiştir. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde de bilirkişilik sorunlarına yer verilmiştir. Ayrıca 65’inci Hükûmet Programı’nda da ve ondan önceki hükûmet programlarında da bilirkişilik müessesinde karşı karşıya kaldığımız sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik görüşler ifade edilmiştir.

Mevcut duruma baktığımızda, bilirkişi listeleri, adli yargı adalet komisyonları tarafından oluşturulmaktadır. Bu konuda koordinasyonu sağlayacak kurumsal bir yapı bulunmamaktadır. Sayıları on binleri bulan bilirkişilerin ilgili listelere kayıtları, listelerden silinmesi işlemleri, adli yargı adalet komisyonlarınca yürütülmektedir. Bu komisyonlar, ancak sınırlı nedenlerin varlığı hâlinde bilirkişiyi listeden çıkarmakta, bunun haricinde bilirkişilik uygulamalarını izleyip denetleyebilecek bir kurumsal yapıya sahip değildir. Tasarıyla, bilirkişilik kurumunun tüm yargı kollarını kapsayacak bir kurumsal yapıya kavuşması sağlanmaktadır ve bir temel kanun, Bilirkişilik Kanunu oluşturulmaktadır.

Bilirkişilik uygulamasında en dikkat çekici sorun mesleki yeterlilik konusundaki sorundur. Mesleğinde üç yılı tamamlamış, henüz daha mesleğinde yeterli bilgi birikimine sahip olmadan bilirkişi listelerine yazılan kişiler raporlar hazırlamaktadır ve bu raporlar da yargıya yön göstermektedir ve hak kayıplarına neden olmaktadır. Asıl liyakatli olan kişilerin, mesleki tecrübesi fazla olan kişilerin de listelere yazılmadığını görmekteyiz.

En önemli sorunlardan bir tanesi de teknik konu-hukuki konu ayrımı yapılmamaktadır uygulamada. Özellikle hukuki kanaatler belirtilmektedir. Raporların sonuçlarına baktığımız zaman, hâkimin vermesi gereken kararı bilirkişinin yargıya vararak verdiğini görmekteyiz. Bu da hak kayıplarına ve adaletin düzgün tesis edilmemesine neden olmaktadır.

Bilirkişiliğe yönelik en önemli eleştirilerden bir tanesi, bilirkişilerin bir bilirkişilik eğitimi almamaları, raporların bu nedenle usule uygun düzenlenmemesi, bir standardının olmaması nedeniyle uygulamada çok önemli ve farklı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ek rapora ihtiyaç duyulmaktadır. İlk raporla hiç kimse yetinmemektedir. İtirazlar neticesinde ikinci rapora gidilmektedir. İkinci rapor geldiğinde de ilk raporla çeliştiği için üçüncü rapora tekrar gidilmektedir, üçüncü bilirkişiye. Üç farklı sonuca ulaşan bir bilirkişi görüşü karşısında hâkim ya üçüncüye göre karar vermektedir ya da dördüncü kez bilirkişiye göndermektedir çelişkileri gidermek için. Bu da tabii yargılamaları uzatmaktadır. Bilirkişi, maliyetleri, yargılama maliyetlerini artırmaktadır. Bir bilirkişi incelemesi için yerel mahkemede bir yıl, iki yıl… Bir de Yargıtaydan bozulduğunu düşündüğümüzde, yeniden bilirkişi incelemesi ihtiyacı düşünüldüğünde bir dosyada belki 5, 6 kez bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulmaktadır. Bu da yargıya olan güveni zedelemektedir.

Uygulamada bilirkişinin görev alanının belirlenmemesi ve bilirkişiye sorulacak soruların açık ve net bir şekilde ortaya konulmaması nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır. Bilirkişiler çoğu zaman bir hâkim yardımcısı gibi görev yapmaktadırlar, tomar hâlindeki bir dosyayı özetlemektedirler. Hâkim bu dosyayı iş yoğunluğundan dolayı belki yeterince inceleyememiştir. Bu bilirkişinin özetlediği dosyayı okuyup bilirkişinin vardığı kanaate göre de karar verebilmektedir. Bu da elbette ki hukuki değildir.

Tasarıyla bilirkişilik kurumsal bir yapıya kavuşmaktadır ve bu öngörülen yapı da yargı bağımsızlığı ilkesine uygun bir yapıdır. Bir üst kurul olarak sivil toplum kuruluşlarının da katılımını sağlayan bir Danışma Kurulu oluşturulmaktadır. Bu Danışma Kurulunun yargısal bir görevi bulunmamaktadır. Bilirkişilik uygulamalarına yönelik tavsiye niteliğinde kararlar alabilecek bir kuruldur ve bu kurulda -Türkiye Barolar Birliğinden, mimar mühendis odalarından, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonundan- tüm sivil toplum kuruluşlarının burada temsili sağlanmaktadır.

Asıl yargısal faaliyeti yapacak olan da bilirkişilik bölge kurullarıdır. Bilirkişilik bölge kurulları da her bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde oluşturulacaktır. HSYK tarafından atanacak olan bölge adliye mahkemesi üyesinin başkanlığında hâkim ve savcılardan oluşacaktır, gerek adli yargı gerek idari hepsi temsil edilmektedir. 6 kişilik bölge kurulu, bilirkişilerin seçimi, bilirkişilerin listeden çıkarılması, bilirkişilerin denetimiyle ilgili görevleri yapacaktır. Bu tamamen bir yargısal faaliyet olduğu için burada hâkim ve savcılarımız görev yapacaktır. Bilirkişi bölge kurulu kararlarına karşı da başvuru üzerine ya da resen denetleme mümkün olabilecektir. Bölge kurulunun kararlarına karşı da ayrıca itiraz ve dava yolu da vardır. İdari yargıda otuz gün içerisinde bölge kuruluna itiraz, eğer itiraz sonucunda yine tatmin olunamıyorsa idari yargıda süresi içerisinde dava açılabilecektir.

Eleştirilen hususlardan bir tanesi Daire Başkanlığının kurulmasıdır. Daire Başkanlığının, Adalet Bakanlığına bağlı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı Daire Başkanlığının görevi burada yargısal bir faaliyet değildir, o nedenle yargı bağımsızlığıyla ters düşen bir durum söz konusu değildir. Sadece yapacağı iş sekreterya ve bilirkişilik müessesesine teknik altyapıyı sağlayacak olan bir birim olarak faaliyet gösterecektir.

Burada özel hukuk tüzel kişileriyle ilgili eleştiriler yapıldı. Öncelikle, bu, Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi yeni bir durum değil, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 64’üncü maddesinde zaten tüzel kişilerin bilirkişilik yapabilecekleri mevcut. Burada aslında bir güvence getiriyoruz. Özel hukuk tüzel kişisinin bünyesinde çalışacak olan bilirkişiler de zaten gerçek kişi bilirkişilerin şartlarını haiz olacak. Dolayısıyla, gerçek kişi bilirkişi rapora imza koyanların hukuki ve cezai sorumlulukları olduğu gibi, özel hukuk tüzel kişisi şirketin de ayrıca hukuki sorumluluğu müteselsil sorumluluk olacak, böylece sorumluluk daha da genişlemektedir. Vatandaşlarımız için, hak arama hürriyeti için daha da uygun bir durum söz konusudur. Burada sadece bilirkişilik yapmak için bir şirket kurulamayacak. Bir şirket var, ticari işletmesine devam ediyor, başarılı bir şirket, bu şirket bilirkişilik de yapabilecek, aksi takdirde o zaman bilirkişilik şirketi oluşur, buna tasarı meydan vermiyor.

Kamulaştırmayla ilgili değer tespitlerinin daha sağlıklı olabilmesi için Sermaye Piyasası Kurulu ilkelerinin göz önünde bulundurulması, gayrimenkul değerlendirme uzmanlarının burada komisyonlarda görev yapıyor olması da olumlu düzenlemelerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yine, Adli Tıp Kurumunun ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden geliştirilmesi gerekiyordu, bu anlamda da tasarı önemli bir boşluğu dolduruyor.

Tasarının hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

Şahsı adına son olarak Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ konuşacaklar.

Buyurun Sayın Gökdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’yla etkin ve verimli bir kurumsal yapı amaçlandığı, bu kurumsal yapıyla Adalet Bakanlığının idari yapısı içinde bilirkişiler zorunlu temel ve mesleki eğitime ve eğitim sonunda bilirkişilik listesinde yer almayı hak edenler de denetim ve performans ölçütüne tabi tutulmuş, bilirkişiliğin gerçek kişi yanında tüzel kişilerce de yapılacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Adalet Bakanlığı bünyesinde merkezileştirilmiş ve farklı mahkeme ve yasalardaki bilirkişiliğe ilişkin hükümlerin kimisinin yürürlükten kaldırılması, kimi hükümlerin ise değişikliği öngörülmüştür. Bizim hukuk sistemimizde ve evrensel hukuk sisteminde bilirkişi, çözümü uzmanlık veya özel ya da teknik bilgiyi gerektiren hususlarda görüşüne başvurulmak üzere hâkim veya savcı tarafından görevlendirilen tarafsız kişiler olarak tanımlanır değerli arkadaşlar. Bu tanımdan hareket edecek olursak bilirkişi olarak atanmış kişilerin kendi çalışma alanında bilgisiyle donanmış olması temel koşuldur. Tarafsız ve uzman olan bu kişi önüne gelen konu hakkında görüşünü teknik ve bilimsel olarak ortaya koyacak ve hukuki olayın çözümünde adalete uygun bir karar oluşturulmasına yardımcı olacaktır. Bilirkişi uyuşmazlık konusunu incelerken mesleki birikimini, ahlaki ilkelerini, bağımsızlığını, objektifliğini, yeterliliğini konunun çözümünde ortaya koyacak.

Bu nedenle, meslek, kişinin bilirkişi olarak görevlendirilmesini sağlayan temel unsur olmakla birlikte mesleki yeterlilik, ahlaki ilkeler, bağımsızlık ve tarafsızlık bilirkişi hizmetinde olmazsa olmaz koşullardandır. Bilirkişi uyuşmazlığın çözümünde hâkimin yardımcısıdır değerli arkadaşlar. Bu nedenle, bağımsız ve tarafsız olması temel koşuldur. Bilirkişi Adalet Bakanına, hâkime, savcıya, taraflara, siyasal iktidara, basına, kamuoyuna karşı bağımsız olmalıdır. Aksi hâlde, adil bir yargılamadan söz edilemez. Ancak, değerli milletvekilleri, kanun tasarısına baktığımızda burada temel amacın bilirkişilere amirlik yapacak bir kurumun hedeflendiği açık olarak görülmektedir. Oysa amaç, adil bir yargılamanın yapılmasına olanak sağlayacak eksikliklerin giderilmesi olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, uyuşmazlık hâkim, savcı ve avukatın önündedir. Yargılamanın unsuru olan bu tarafların sorunları ile bilirkişilik kurumunun sorunları arasında neden-sonuç ilişkisi göz ardı edilmeden soruna yaklaşılmalı ve buna bağlı olarak çözüm ortaya konulmalıdır. Tasarıda yargılamanın unsurları ve sorunları göz ardı edilmiş, bilirkişilik tüm bu sorunlardan bağımsız bir şekilde ele alınmıştır. Bu, amaca uygun bir tasarı hazırlanmasının önüne geçmiştir.

Tasarıda bilirkişilik Adalet Bakanlığı bünyesinde bir idari birime teslim edilmiştir. Tasarıda öngörülen kurumsal yapı oluştuğunda değerli arkadaşlar, bilirkişilerin sicil, denetim, performans ölçümünün Adalet Bakanlığınca yapılıyor olması, bağımsız olması gereken bilirkişilerin bağımsızlıklarını yitirmelerine ve memur statüsüne dönüştürülmelerine neden olacaktır. Memur olan bir bilirkişiden de bağımsız ve tarafsız bir rapor beklenmesi hayatın gerçeğine aykırıdır.

Tasarıdaki Bilirkişilik Üst Kurulu ve bölge kurulları ile bu kurulların yapısı incelendiğinde değerli arkadaşlar, tümüyle Adalet Bakanlığının denetiminde bir yapı oluşturulduğu görülmektedir. Oysa bu kurulların bilim ve meslek kuruluşlarının ağırlıklı olarak yer aldığı bağımsız bir yapıda olması, bilirkişilik sisteminin iyileştirilmesinin en önemli başlığı olan bilirkişinin yargıdaki rolü nedeniyle bağımsız, tarafsız ve objektif olmasının sağlanması bakımından gereklidir. Örneğin, hükûmet programlarını uygulamakla görevli olan bakanlıklara karşı açılan davalarda bilirkişilerin nitelikleri, eğitimi, seçimi ve denetimini yapacak olan Adalet Bakanlığının diğer bakanlıklardan bağımsız görüş oluşturabilmesi olanaklı olmayacağından idare aleyhine rapor düzenlemesi olanaklı olmayacaktır. İdare aleyhine rapor düzenleyen bilirkişinin bilirkişilik sistemi içinde kalamayacağını öngörmemek mümkün değildir. Bu şekilde kurumsallaşan bir yapının özellikle idareye karşı açılmış davalarda bir sorun olarak karşımıza çıkacağı aşikârdır.

Öte yandan, kanun tasarısıyla bilirkişilik, sahip olduğu meslekten ayrı ve bağımsız bir meslek olarak düzenlenmektedir değerli arkadaşlar. Oysa bilirkişilik, ayrı bir meslek olmayıp kişinin icra ettiği meslekteki uzmanlığı temel alan bir görevdir. Yasa tasarısı bu hâliyle bilirkişiliği başlı başına bir meslek olarak ele almakta ve düzenlemektedir. Bilirkişiliğin uygulamada meslek olarak kabulü, onarılması güç sorunlar doğuracaktır. Sorun gidermek amacıyla hazırlandığı söylenen tasarıyla içinden çıkılmayacak yeni sorunlar oluşacağı açıkça görülmektedir.

Tasarıyla özel hukuk tüzel kişilerinin yani ticari şirketlerin bilirkişilik yapmasına olanak tanınmıştır. Özel ve teknik bilgisine başvurulan, bu bilgiye dayalı aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü bizzat yerine getirme zorunluluğu bulunan ve bu yüzden başkasına devredilmemesi gereken bir kamu görevi olan bilirkişiliğin tüzel kişilerce de yapılması bilirkişiliğin niteliğiyle bağdaşmayacağı görünen bir gerçektir. Bilirkişilik kesinlikle uzman gerçek kişi eliyle yapılması gereken bir görevdir. Özel hukuk tüzel kişilerine bu hakkın verilmesi bilirkişiliğin ileride bu amaçla kurulacak şirketlere teslim edilmesi sonucunu doğuracaktır. Özel ve teknik bilgiye sahip bilirkişinin şirket bünyesinde görev yaparken bilirkişilik görevini bağımsız bir biçimde yerine getirmesi de mümkün olmayacaktır.

Değerli arkadaşlar, tasarıda meslek odalarına Bilirkişilik Danışma Kurulunda birer temsilci bulundurma dışında bir rol verilmemiştir. Mesleki ve teknik bilgisine başvurulan meslek mensuplarının yürüttükleri bir hizmeti meslek odalarından bağımsız, merkezî idarenin denetimi altına alma yaklaşımı bilirkişiliği bürokrasinin hegemonyasında bir araç hâline getirir. Kanun tasarısındaki bilirkişilik, eğitimi, denetimi, sicillerinin Bakanlıkça tutulması başlı başına bir sorundur ve kabul edilemez. Mesleğinde otorite olan bir meslek mensubunun bu eğitime katılmayacağı ve dolayısıyla Adalet Bakanlığından bir sertifika alamayacağı düşünülürse bu uzmanların görüşünden yararlanmak mümkün olmayacaktır.

Değerli arkadaşlar, bilirkişilik, yargılamamızda çok önemli bir yer tutuyor. Çoğu kararlarda bilirkişiliğin raporu karara dayanak teşkil ediyor. Bu nedenle sorunları ortadan kaldıran bir düzenleme yapılmalıdır. Aceleyle yapılan düzenlemeler ihtiyaca cevap vermediği gibi yeni sorunlar doğurmaktadır. Değerli arkadaşlar, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Komisyonda bu sıkıntıları dile getirdiğimizde… Biraz önce Sayın Adalet Bakanı da söyledi, biraz önce AKP adına konuşan sayın konuşmacı da söyledi: “Zaten böyle bir fiilî durum var, o hâlde biz fiilî duruma yasal bir çerçeve uyduralım.” Şimdi bu bir alışkanlık hâline geldi AKP anlayışında: Madem fiilî bir durum var, biz buna yasal bir dayanak oluşturalım yani onlar yasaya uymuyorsa biz yasayı ona uyduralım. Yani Cumhurbaşkanı Anayasa’ya uymuyorsa… O da son günlerde konuşuluyor. Deniliyor ki fiilî bir başkanlık durumu var, ne yapacağız? O zaman bunu hukuki hâle getirelim. Şimdi, bu gidişle ne olacak biliyor musunuz arkadaşlar, bu anlayış ilerledikçe? Yolsuzluk var, biz bu yolsuzluğu önleyemiyoruz, o zaman yolsuzluğa yasal bir zemin hazırlayalım; hırsızlık var, hırsızlığı da önleyemiyoruz, fiilî bir durum var, o zaman hırsızlığı yasal bir hâle getirelim, ona da yasal bir durum düzenleyelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu bir hukuk devleti anlayışı değildir. Bırakın hukuk devletini bu bir devlet anlayışı değildir. Türkiye Cumhuriyeti devletine bu haksızlığı yapmak hiç kimsenin haddi olmamalı, buna izin verilmemeli.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 28’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor konuşacaklar.

Sayın Tor, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde MHP adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bilirkişilik müessesesi yaklaşık yüz yıldan beri yargılama sistemimizin kanayan bir yarası hâlindedir. Her ne kadar hukuk ve ceza usul kanunlarımızla bilirkişilik müessesesi, bilirkişilerin vasıf ve nitelikleri, hâkim ve cumhuriyet savcılarının bilirkişileri seçerken dikkat edecekleri hususlar, bilirkişilerin görevleri, inceleme konusu olayla ilgili rapor düzenlerken bilirkişilerin uyması gereken kurallar sayılmışsa da gerek mahkemeler gerekse soruşturma makamları çoğu zaman bu düzenlemelere uymamış, davalar çoğu zaman konunun uzmanı bile olmayan bilirkişilerin insafına terk edilmek suretiyle bu zamana kadar binlerce kişi mağdur edilmiştir. Birçok hâkim ve cumhuriyet savcısı bilirkişi seçimini kalemine, yazı işleri müdürüne bırakmış; böylelikle kalemle, yazı işleri müdürleriyle iyi ilişki içerisinde olan bilirkişiler yeterliliklerine bakılmadan davalarda ve soruşturmalarda bilirkişi oluvermişlerdir. Çoğu zaman, mesleğe yeni başlayan mühendis, mimar veya hukukçuların ya da başka meslek mensuplarının ek gelir temin etme kapısı olarak kullanılmış, çoğu zaman da devletten emekli olmuş eski kamu görevlilerinin yeni iş kapısı hâline gelen bilirkişilik kurumu bazen de kötü niyetli kişilerin geçim kaynağı hâline gelmiştir. Bir ceza yargılamasına konu zimmet, yiyicilik, rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırmak gibi suçlarda görev alan fakat iktisat, işletme, maliye gibi fakülte veya yükseköğretim kurumlarından mezun olan yani davaya konu suç tipi ve unsurlarıyla ilgili hiçbir eğitimi veya yargılama pratiği olmayan bilirkişilerin verdikleri raporlarda hâkimin görev alanına girecek hukuki konulara yer verdikleri, “Sanık zimmet suçunu işlemiştir.” veya “Sanık rüşvet alma ya da verme suçun işlemiştir.” gibi hâkimin bile hükümden önce söylediği takdirde ihsasırey sayılması sebebiyle hâkiminin ret sebebi sayılan mütalaalar vermişler. Çoğu zaman bilirkişilerin bu mütalaaları sebebiyle raporlarına yapılan itirazlar yüzünden yargılamalar gereksiz yere çok uzayarak davanın taraflarının telafisi imkânsız zararlarına neden olunmuştur. Çoğu zaman da hâkimler, itirazları hiç dikkate almadan, dosyayı incelemek için vakitleri de olmadığını ileri sürerek bilirkişilerin görevleri dışına çıkarak verdikleri yanlış mütalaalara göre davayı karara çıkarmak suretiyle hem adaletin geç tecelli etmesine neden olmuşlar hem de kişilerin ya da kamunun zarar görmesine neden olabilmişlerdir.

Ceza yargılamasında durum böyle iken hukuk yargılamasında da bundan farklı olmamıştır. Bilirkişi, hâkime, hakkaniyete ve kanuna, bilim ve fen kurallarına uygun karar verebilmesi için yardımcı olacaktır; bu doğrudur. Ancak özellikle hukukçu bilirkişilerin, yardımcı olmaktan ziyade hükme esas teşkil edecek şekilde raporlar düzenlemek suretiyle hâkimin yerine geçtikleri, hâkimin de buna ses çıkarmadığı gibi çoğu zaman bilirkişi tavsiyesine uygun kararlar verdikleri de gerçektir.

Kısaca, adaletin geç tecelli etmesinde de, dava sürecinin gereksiz yere uzamasında da, adli hatalarda da bilirkişilik kurumunun çok büyük rolü vardır. Bu sebeple bilirkişilik kurumunun özel bir kanunla disiplin altına alınmasına çok büyük ihtiyaç vardı; bu sebeple bu konuda kanun yapmanın ve bilirkişilik kurumunun bir disiplininin olması, kurallarının ve özel kanunla düzenlenmiş yaptırımlarının olması doğru bir adımdır.

Şimdi gelelim nasıl bir kanun tasarısıyla karşı karşıyayız ve nasıl bir kanun yapmalıyız meselesine:

Değerli milletvekilleri, kanunen zorunlu olmadığı hâlde, uygulamada, hâkimler ve cumhuriyet savcıları kararlarını desteklemek ve hem Yargıtay, Danıştay hem de taraflar nezdinde kararlarını kabul edilebilir kılmak için çoğu zaman otomatik olarak bilirkişiye gitmektedirler. Bu yanlıştır fakat tasarıda bunun önüne geçecek düzenlemelere rastlanmamıştır.

Hâkim ve cumhuriyet savcılarının kendi mesleki, hukuki bilgileriyle çözemeyecekleri konular için bilirkişiye gitmeleri gerekir. Oysa uygulamada hukuki meselelerde dahi bilirkişi yardımına başvurulduğu görülmektedir. Tasarıda bunun önüne geçebilecek düzenlemeler görülmemektedir.

Çoğunlukla bilirkişilerden tam olarak ne istediklerini, bilirkişiye hangi soruları yönelttiklerini açıkça belirtmemekte, bilirkişi araştıracağı ve görüş bildireceği konuları kendi belirlemektedir.

Bilirkişiye verilen dosyalar genellikle eksik olmakta, bilirkişinin değerlendirmesinde, esas alacağı bilgi ve belgelerin temini için yapılan yazışmalar ve bürokratik süreç yargılama sürecini uzatmaktadır.

Bilirkişiyi seçme yetkisi hâkime ait olmakla birlikte, uygulamada bilirkişiler mahkemenin yazı işleri müdürleri tarafından, çoğunlukla uzmanlık temelinde değil, bildik tanıdık olma ölçütüne göre seçilmektedir.

Uygulamada zorunlu olmamasına rağmen, çoğu zaman bir bilirkişi kurulu oluşturulmakta fakat çoğu zaman kurulun bazı üyelerinin nihai rapora katkısı kâğıt üzerinde bir imzadan ibaret kalmaktadır.

Bilirkişiler, raporlarında yargılamayı olumsuz yönde etkilemektedirler. Kanunla bunun önüne kesinlikle geçilecek düzenlemeler yapılmalıdır.

Bilirkişiye yöneltilecek soruların belirlenmesi için mutlaka tarafların görüşünün alınması gerekir. Bu husus tasarıya eklenmelidir.

Tasarıda bilirkişi görevlendirilecek kurumlar arasında mahkemeler ve cumhuriyet savcıları sayıldığı hâlde icra dairelerine yer verilmemiştir Bu ciddi bir eksikliktir.

Tasarıda bilirkişinin cezai sorumluluğuna ilişkin tatmin edici bir düzenleme yer almamaktadır.

Tasarıda TÜBİTAK, Adli Tıp Kurumu gibi kurumlar kapsam dışında tutulmuş fakat adli, idari ve askerî yargı alanları kapsama alınmıştır.

Tasarıda "Bilirkişilik Üst Kurulu" adıyla yeni bir kurul oluşturulmaktadır. Bu Kurulun görevi Adalet Bakanlığında hâlen var olan başka birimlerce yerine getirilebilecekken ayrıca yeni bir kurul oluşturulmaktadır.

Hükûmete bağlı ve tabi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarının Bilirkişilik Üst Kurulunun başında olması, dolaylı da olsa yargının bağımsızlık ve tarafsızlık niteliklerini zedeleyebilir ve yargıya olan güvenin zedelenmesine neden olabilir. Bu yüzden kurula yüksek yargı üyeleri arasından bir başkan seçilmesi doğru olacaktır. Kurulda Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca avukatlar arasından seçilecek bir kişinin de bulunacağı belirtilmiştir. Fakat, Kurula seçilecek avukatın bilirkişilik konusunda yeterliliğinin belirlenmesi için bir ölçüt tespit edilmemiştir. Aynı durum, Kurula üye seçme hakkı tanınan YÖK, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği için de geçerlidir.

Bir başka husus da “bilirkişilik bölge kurulları" adıyla bölge adliye mahkemelerinin bulunduğu yerlerde kurullar oluşturulmaktadır. Bu kurullar da Bilirkişilik Üst Kurulu gibi oluşmaktadır. Türkiye Barolar Birliğinin yerini de bölge adliye mahkemelerinin bulunduğu illerde barolar almaktadır.

Yukarıda belirttiğimiz olumsuzluklar bu kurullar için de geçerlidir. Üst Kurula YÖK'ün seçeceği öğretim üyeleri için hukuk alanında görev yapan öğretim üyesi şartı getirilmişken bölge kurulları için bu şart Kurulun görev yapacağı bölge üniversitelerinde hukuk fakültesi olmayan durumlarda aranmamaktadır. Böylece, hukukçu olmayan öğretim görevlilerinin de Kurula üye olmasının yolu açılmış olmaktadır.

Tasarı, özel hukuk tüzel kişilerinin de bilirkişilik yapabilmesine imkân tanımaktadır. Böylelikle salt bilirkişilik yapmak için kurulmuş ticari şirketler kurulacak ve bilirkişilik kurumu ticari rant kapısı hâline gelecektir. Bilirkişiler için mevcut olan yemin etme, sır saklama, sadakatle ve özenle görevi ifa etme gibi yükümlülükler ancak gerçek kişiler için geçerli olabilir. Bu hususların tüzel kişiler için nasıl sağlanacağı tasarıda yer almamaktadır.

Yine, bilirkişilik bir kamu görevidir. Özellikle bilirkişilik gibi yargılamaya ilişkin bir kamu görevinin özel hukuk tüzel kişileri tarafından yerine getirilmesini doğru bulmadığımızı belirtmek isterim.

Yine, bilirkişinin hukuki sorumluluğu söz konusu olduğunda özel hukuk tüzel kişilerinin sorumlu tutulması bakımından çok ciddi sorunlar yaşanacağını düşünüyoruz. Bu düzenleme doğru değildir. Bunun önüne geçilmelidir.

Değerli milletvekilleri, tabii konu önemli bir konu, kanayan bir yaradır. Hükûmetin getirdiği tasarıyı ilk adım olarak olumlu buluyoruz fakat zaman içinde eksikliklerinin düzeltilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat konuşacak.

Buyurun Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 388 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Evet, bilirkişilik kurumu, gerçekten, yargıdan gelen, avukatlıktan gelen arkadaşların çok yakından bildiği çok önemli bir alan. Yani hukuk davalarının, ceza davalarının âdeta yargılama faaliyetinin olmazsa olmazı olan bir kurum aslında. Tasarının başlığına bakıldığında, yaşanan birçok sıkıntıya cevap olabilecek hem bilirkişilerin hem bilirkişiye başvurmak zorunda kalan tarafların sorunlarını çözme yetkisine sahip bir düzenleme gibi gözükse de, bu düzenlemenin de diğer birçok düzenleme gibi, bundan önce Meclis gündemine getirilen tasarılar gibi yargıyı güçlendiren, Hükûmeti güçlendiren, yargı bağımsızlığını azaltıcı yanının çokça güçlü olduğu görülecektir. Dolayısıyla, bu söz konusu tasarıda da daha önceki tasarılara ilişkin yaptığımız eleştirilerin bir benzerini ve belki de daha güçlüsünü yapmak durumundayız. Çünkü insan hak ve hukukuyla insanların hak arama yoluna başvurduğu adalet mekanizmasında, bilirkişilik âdeta hâkimler yerine geçirilmiş bir kurum hâline getirilmiş; hâkimin bağımsız ve tarafsız olarak karar vermesinin yerine bilirkişilik âdeta bir kurum olarak düzenlenmiş ve burada ileride yaşanacak, telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacak düzeyde bir düzenlemeden bahsetmekteyiz.

“Yargılama sürecinde özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda yargı mercileri tarafından bilgi ve görüşüne başvurulan uzman kişiye ‘bilirkişi’ denir.” Açık tanımı bu. Fakat, 2015 raporlarına baktığımızda, hâkim ve savcıların, yargının gereğinden yani haddinden fazla bir oranda bilirkişi müessesesine başvurduğu, kendi görevini bırakarak âdeta sırf bilirkişi raporlarını dikkate alarak kararlar verdiği yönünde eleştiriler gelmiştir. Söz konusu bilirkişi raporlarının ise kalite standartlarının çok altında olduğu ve bu anlamıyla tartışmalı raporlar olduğu raporda dikkate alınmıştır. Oysa, söz konusu tasarıya baktığımızda, bu kalite standartlarını artıracak, bilirkişiliği tarafsız kılacak, bağımsız, adil bir yargılamada önemli bir faktör olan bilirkişiliği daha da bağımsız hâle getirecek bir düzenlemeden mi bahsediyoruz? Hayır. Söz konusu düzenleme bilirkişiliği farklı bir pozisyona sokmuş, ticari şirketlerin âdeta kâr rantını ve yarışı, kâr marjını göz önünde bulunduran; bağımsız yargı üzerinde, Adalet Bakanlığına bağlı, yargı erkine bağlı bir düzenlemeden bahsediyoruz. Burada kurulan kurullara baktığımızda; Bilirkişilik Danışma Kurulu, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve bilirkişilik bölge kurullarına baktığımızda, yapısal anlamda kuruluş şekline baktığımızda, Adalet Bakanlığına bağlı bir kurul gibi çalışacağını göreceğiz. Bilirkişilik gibi tecrübe ve mesleki yeterliliği çözecek olan kurulda meslekten gelen bir üye olması gerekirken hâkim ve savcılar, söz konusu kuruldaki kişiler olarak bilirkişiler hakkında söz ve karar sahibi olacaklardır. Uzmanlığı gerektiren bilirkişilik müessesinde maalesef uzmanlık ve tecrübeye sahip olmayan hâkim ve savcılar söz konusu bilirkişilerin sicillerini, sicilden silinmelerini ve performanslarını değerlendirme gibi bir göreve getirilecek ve bu da bilirkişilerin yarışının, bilirkişiler arasında haksız rekabet ve ticari bir anlayışın yayılması anlamına gelecektir oysaki bilirkişi, bağımsız, meslekî becerinin, meslekî uzmanlığın söz konusu yapılan yargılamaya katkısı olması açısından başvurulan bir kişidir. Burada yapılan yanlış en çok da toplum üzerinde, toplum içerisinde yargıya, adalete olan inancın bir kez daha zedelenmesi anlamına gelecek.

Diğer bir eksiklik Adli Tıp Kurumuna ilişkin olan düzenlemelerdir. Adli tıp kurumlarından verilen raporlar çokça eleştirilmiş, çokça haberlere konu edilmiş, cezaevi raporlarında yer edinmiş ve bizlerin de başvurularına konu edilmiştir. Âdeta bir torba yasa tasarısı şeklinde yasa sistemi yapmaktan vazgeçmeyen AKP Hükûmeti, burada da Adli Tıp gibi bir kurumu ve diğer birçok düzenlemeyi Bilirkişilik Yasa Tasarısı içerisine sıkıştırmış ve söz konusu tasarının hakkıyla tartışılmasının önünde engel olmuştur.

Adli Tıp Kurumu hasta tutsaklardan, siyasi tutsaklardan çokça hatırladığımız üzere, birçok hastalığına rağmen, normal hayatını idame ettirememesine rağmen bu kişiler hakkında “Söz konusu cezaevinde kalabilir.” raporu veren adli tıp kurumları hâlâ tartışmalı hâldeyken burada tekrardan yürütmenin iradesine terk edilmiş, bağımsız bir yapıya maalesef ki kavuşturulamamıştır.

Türkiye’nin adalet, yargı ve diğer tüm sorunlarının çözümünü maalesef ki yürütmeye bağlı, yürütme erkini güçlendiren, erkler ayrılığını yani yasama, yürütme ve yargıyı ortadan kaldıran bir sisteme doğru gidiyoruz. Bu söz konusu tasarıda da yapılan şey aslında budur. Yapılan yasa tasarıyla yavaş yavaş Türkiye tek adam rejimine, belki de başkanlık rejimine doğru götürülmeye çalışılmaktadır.

Söz konusu Bilirkişilik Yasa Tasarısı’na baktığımızda, buradaki düzenlemeden ne yapılmak istendiği… Burada bilirkişilik sorunlarına yani benden önceki konuşmacıların dile getirmiş olduğu gibi yargılamalarda yaşadığımız sıkıntılara, yani yazı işleri müdürlerinin torpili ve tanıdığı adamından yola çıkarak tarafsız, adil ve gerçekten liyakate uygun bir bilirkişi sıralaması yapılması hedeflenmiş mi? Hayır. Burada, gerçekten, o sicilden çıkmamak için korkan, yürütmeye bağlılığını her bir raporunda dile getirmeye çalışan biatçı bir bilirkişi topluluğu yaratmaya çalışıyoruz. Biatçı bir toplumu yaratırken biatçı raporcular, biatçı bilirkişiler ve bu konuda eleştiri almayacak, sicilinde herhangi bir sıkıntı yaşamayacak, performanslarında herhangi bir eksikliğe düşmeyecek raporları hazırlayan bilirkişilerle biz yargılama faaliyetlerini yürütürken gerçekten adalet arayan, sorunlarını yargı mercisine taşıyıp çözüm arayan insanların sorunlarına çözüm olmayı bir tarafa bırakın, yeni sorunlar yaşayacağımızı ve bu anlamda ciddi bir mağduriyet ordusuyla karşı karşıya kalacağımızı dile getirmek istiyorum.

Tasarıdan bilirkişilik kurumsal yapısının Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulacağı anlaşılmaktadır. Ancak yargısal bir mekanizma olan bilirkişilik kurumunun diğer yargı organları gibi bağımsız olması gereken bir kurum olduğunu burada yinelemek isterim.

Komisyon çalışmalarında dile getirdiğimiz birçok eleştiri dikkate alınmamış; tasarıdan çıkarılması gereken birçok düzenleme tasarıda, şu an, yerini almış bulunmaktadır. Bu tartışmada, bu tasarı çalışmasında bu eksiklikler giderilir ve gerçekten bir ihtiyaca cevap olacak; bağımsız, tarafsız, adil yargılamayı sağlayacak bilirkişilik düzenlemesinin buradan geçmesini diliyorum. Bu hâliyle tasarıyı eksik bulduğumuzu, yanlış bulduğumuzu, sorunlara cevap olamayacağını dile getiriyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Irgat.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Necati Yılmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Divan, sayın milletvekilleri; bilirkişilik kurumu yargı sisteminin en sorunlu, en fazla eleştiri alan konularından biridir. Bu kuruma yönelik eleştiriler daha çok mesleki yetersizlik, liyakatsizlik, raporların kalitesizliği, rapor sürelerinin uzunluğu, bilirkişiye başvuruların fazlalığı, rapor standartlarının oluşmaması, yargı yetkisinin bilirkişiye devredilmesi gibi başlıklar altında yoğunlaşmaktadır. AB raporlarında da bilirkişilerin sertifikasyonu, eğitimi, denetimi ve performans ölçümleri yapılması amacıyla bu alanda düzenleyici ve denetleyici bir yapının kurulması gerektiği belirtilmektedir. Kanun tasarısının genel gerekçesinde tüm bu görüşlere etraflı bir şekilde yer verilmiştir ancak yapılan düzenleme bu sorunları gidermeyip yeni sorun alanları yaratacak gibi görülmektedir. Tasarıda özel hukuk tüzel kişilerine bilirkişilik yolunun açılması bu yeni sorunlu alanlardan biridir.

Sayın milletvekilleri, bilirkişi, özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda yargı mercileri tarafından bilgi ve görüşlerine başvurulan uzman, tarafsız kişidir. Burada belirtilen uzmanlık, dürüstlük, güven, yemin etme, sır saklama, verilen görevi bizzat yerine getirme bilirkişiliğin gerçek kişiler tarafından ifa edilmesi gereken bir görev olduğunu ortaya koymaktadır. Yine, yasaklılık ve bilirkişinin reddi kurumları da gerçek kişiler bakımından işletilecek yol ve yöntemlerdir. Bu gerçekliğin tersine, özel hukuk tüzel kişilerine bilirkişilik yolunun açılması, bir kamu hizmeti ve görevi olan bilirkişiliği bir mesleğe ve zaman içerisinde ticari bir faaliyete dönüştürecektir.

Sayın milletvekilleri, bilirkişilik faaliyetinin merkezîleştirilmesi ve yürütmeye bağlanması bu tasarının temel karakterini oluşturmaktadır. Bu amaçla tasarıya üç yeni merkezî yapı konulmuştur. Bunlardan birincisi; başkanlığını müsteşarın yaptığı Bilirkişilik Daire Başkanlığıdır. Bu düzenlemeyle bilirkişilik delili iktidarın müdahalesine açıktır ve emrine sunulmaktadır.

Sayın milletvekilleri, özel bir adli kolluğun olmaması nedeniyle iktidarın sicil yetkisine sahip olduğu idari kolluk üzerinden yargıya yaptığı müdahaleler bilinmektedir. Keza, en son Cumhuriyet gazetesi soruşturmasında olduğu gibi, savcılara verilen talimatlar ve savcı rolleri üstlenilerek iktidarın yargıya müdahalesi de hatırlanmaktadır. Yine, bakan ve müsteşarın HSYK içerisindeki konumuyla yargıya müdahalelerini de çok iyi biliyoruz. En son “adli yıl açılış töreni” adıyla, saraydaki, yargı bağımsızlığının defin töreninde yargıç ve savcıların düğmesiz cüppelerini ilikleyerek yürütmenin karşısında önce ayağa kalkıp sonrasında nasıl eğildiklerini aklımızdan hiç çıkaramıyoruz. Bu düzenlemeyle, merkezîleşmiş ve yürütmenin denetimine sokulmuş bilirkişilik kurumu üzerinden iktidarın yargıya müdahalesine yeni bir yol açılmaktadır.

Tasarıyla oluşturulan ikinci kurul, bilirkişilik bölge kurullarıdır. Bu kurullar performans değerlendirmesi yaparak bilirkişilerin sicillerinin tutulmasına ve listeden çıkarılmasına karar verebilecektir. Bilirkişilerin nasıl bir temel eğitimden geçirilerek listeye kabul edileceği bu tasarıda belirsizdir. Listeden çıkarılmak için de etik ilkeler, güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlar gibi hiç de somut olmayan kavramlar ölçü alınmaktadır. Bu durum iktidarın keyfîliğine olanak tanımaktadır.

Üçüncü yapı, Bilirkişilik Danışma Kuruludur. Bu kurul yetkisiz, salt bürokratik bir anlayışla tasarlanmış olup tasarıdaki bu hâliyle gereksiz bir kuruldur. 28 kişilik bu kurul yılın belli zamanlarında toplanıp sadece tavsiye kararları alabilecektir. Bu tavsiyelere uyulmamasının da bir yaptırımı görülmemektedir. Bu kurulda mesleki ve teknik uzmanlık alanlarının temsilcilerinin artırılması, yetkilerinin çoğaltılması, kararlarının etkili ve bağlayıcı hâle getirilmesi kurulu anlamlı hâle getirecektir.

Tasarı bu hâliyle sorunu çözmeye odaklı ve objektif bir düzenleme olmaktan ziyade yürütmenin yargı üzerindeki etkinliğini artıran ve buna bağlı yeni sorunlar yaratacak olan bir düzenlemedir.

Sayın milletvekilleri, 15 kez sistem değişikliğiyle de eğitim sistemini çürütüp amacını ve işlevini kaybettiren iktidar, yargıyı çürütme ve adalete olan güveni kaybettirme çalışmalarını bu tasarılarla tamamlamak üzeredir. Bu yapılanların iş bilmezlikten değil, bilinçli ve sistemli bir şekilde demokrasiyi çürütme ve devleti ele geçirme niyetinden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz.

Sayın milletvekilleri, sorunları çözmek yerine sorunları yönetmek ve istismar etmekten vazgeçmedikçe biz hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. İktidara verilen oyların devleti ele geçirmek için değil, seçildiği dönemle sınırlı olmak üzere devleti yönetmek için verildiğini idrak etmedikçe biz hiçbir sorunumuzu çözemeyiz ve keza “Biz hukuka uymayacağız, hukuk bize uydurulsun.” sözleri fütursuz bir suç ikrarı olarak kabul görmedikçe biz sorunlarımızı çözemeyiz.

Sayın milletvekilleri, bir tek kişinin iradesine tabi olmadan Parlamentodaki her bir milletvekilinin iradesinin serbestçe ortaklaştığı işleyişleri Meclis çalışmalarımıza hâkim kılarak sorunlarımızı çözebiliriz. Ancak maalesef, bu durum şu an için olanaklı görünmüyor. Çünkü ülkemiz on dört yıldır her şeyi, hepimizin toplamından daha iyi bilen, bildiğini sanan bir tek kişinin anlayışıyla yönetiliyor. Çünkü diğer hatiplerin de ifade ettiği gibi, ülkemizde her şeyi bilen bir bilirkişi var.

Bakın, neler söylüyor…

(Hatibin tablet bilgisayardan bir ses kaydı dinletmesi)

BAŞKAN – Sayın Konuşmacı, kürsüye konuşmak için geldiniz, lütfen.

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Peki, ses gelmiyor ama şunu söyleyeyim: Hayatın her alanında bilgi sahibi, tek bilgi sahibi olduğunu söyleyen bir bilir kişi var. O bilir kişi her meseleyi şu Meclisin iradesinin toplamından çok daha iyi bildiğini ısrarla söyleyip topluma anlatıyor. Biz bu görüntüleri görüyoruz, biliyoruz.

Aslına bakarsanız, bir gün hepimizin ardından “Nasıl bilirdiniz?” diye bir soru soracaklar. Yakın zamandır, AKP’de bir siyasi mevtaya dönüştüğü gün, AKP hakkında da “Nasıl bilirdiniz?” diye soracaklar. Ben o sözü şimdiden söyleyeyim: Biz sizi iyi biliriz; biz sizi hem de çok çok iyi biliriz, çok iyi biliriz.

“2 ayyaş” diye söze başlayıp sıkıştığınız yerde genel merkezinize astığınız dev Atatürk resminden ikiyüzlülüğünüzü de biliriz. Her ulusal bayramda, her 10 Kasımda nükseden hastalıklarınızdan biliriz ve sizi beraber yürüdüğünüz yol arkadaşlarınızdan, taa Bank Asya açılışlarından biliriz. Yine, bu kürsülerden okyanus ötesine hasret sözlerinizden, zırhlı arabalarınızdan biliriz. Biz sizi kumpas savcılığınızdan beri parsel parsel biliriz ve BOP eş başkanlığından, IŞİD’e “öfkeli kalabalık” demenizden, tırlar dolusu biz sizi biliriz. Biz sizi Parlamentoyu baypaslarınızdan, yargıya yaptığınız kumpaslarınızdan biliriz ve biz sizi, dostlarınızı, düşmanlık ettiklerinizi çok iyi biliriz. Biz sizi Uludere’den, Suruç’tan, Diyarbakır’dan biliriz ve yine vatandaşa “Takla at da göreyim.” demenizden, çiftçiye “Ananı al git!” sözlerinizden, “Üç beş Mehmet öldü diye Meclis toplanmaz.” demenizden biz sizi iyi biliriz. Biz sizi garın önünde bedeni parçalanan 101 barış gönüllüsünden biliriz. Metin Lokumcu’yu öldüren biber gazınızdan, Dilek Doğan’a sıktığınız o kirli mermiden biliriz. Berkin’i Esma’dan ayırıp annesini meydan meydan yuhalatmanızdan biliriz. “Allah’ın lütfu” dediğiniz darbe fırsatçılığınızdan, ekmeğini elinden aldığınız öğretmenden, ithalatçıya kurban ettiğiniz çiftçiden, madenciler için “Güzel öldüler.” demenizden, madenci yakınlarına attığınız o tekmelerden biliriz biz sizi ve çürütülen ahlaki ve inançsal değerlerden, “Çalıyorlar ama alınları secdeye değiyor.” demenizden, Bakara’dan makaradan biz sizi çok iyi biliriz.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – O kadar değil ya! Ne alakası var?

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Biz sizi mücahitlikten, müteahhitlikten, zarflarınızdan, kartlarınızdan, kutu kutu, bakan bakan biz sizi biliriz. Biz sizi çok çok iyi biliriz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Olur mu böyle bir şey ya? Ne alakası var?

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Siz her şeyi biliyorsunuz ama bilmediğiniz bir tek şey var.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Ayıp ya, saçmalıyorsunuz ya!

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Bu yaptıklarınızın, bu saydıklarımın hesabını vermeyiz sanıyorsunuz. Bunu bilmiyorsunuz. Ama bilin ki hasat zamanı bitti, hesap zamanı geliyor. Bu yaptıklarınızın hesabını hem sandıkta hem de hukuk önünde vereceksiniz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Az önce burada konuşma yapan kişi “Biz sizi biliriz.” derken AK PARTİ Grubuna parmağıyla işaret edip söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır Hükûmeti kastetti efendim, ne alakası var? Sayın Bakan verir cevabını, Allah Allah!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tahmin ediyorum bizi ifade etti. Hakaretten ve sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, arkadaşımızın konuşması Hükûmete yönelik.

BAŞKAN – Sayın Gök, hepimiz gördük, hangi grubu işaret ettiğini gördük. Sayın Gök, lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama karşılarında herkes var, herkesi işaret ediyor. Yani Sayın Bakan arkada kalıyor.

BAŞKAN – Sizi işaret ediyorsa siz de sataşmadan söz isteyebilirsiniz.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın 388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Gök, eğer sizi işaret ediyorsa ben konuşmayayım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Herkesi işaret etti arkadaşımız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hükûmeti işaret ediyor Hükûmeti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O zaman herkes adına konuşuyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Elitaş, arkadaşımızın söylediği Hükûmet. Hükûmeti eleştiriyor.

BAŞKAN – Sayın Gök…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Gök, herkes adına konuşuyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İstemiyorum ben benim adıma konuşmanızı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bütün milletvekillerinden özür diliyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil kabiliyeti olan, milletin alnı ak oylarıyla seçilmiş bütün milletvekillerinden özür diliyorum. Herkesin saçmalama hakkı olabilir ama bu kürsüde milletin temsilcisinin bu kadar saçmalama hakkının olacağını ilk defa görüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, değerli milletvekillerim, bizi bilirsiniz. Siz bizi hiç bilmemişsiniz. On dört yıldır bu millet, 10 seçimdir… 3 Kasım 2002’de -bugün ayın 2’si- yani bundan tam on dört yıl önce bu milletin karşısına çıktık “Ey millet, biz buyuz." dedik. Millet “Biz sizi iyi biliriz." dedi iktidara getirdi 363’le. Arkasından 2004 seçimleri oldu. Dedik ki: “Ey ahali, biz sizin karşınıza geldik…” “Biz sizi çok iyi biliyoruz, buyurun." dedi, yüzde 40’la yerel seçimlerde tekrar iktidara getirdi. Sonra 2007 seçimleri oldu. 367 garabetini çok iyi bilirsiniz. Koşa koşa, saat altıya on kala, burada milletvekillerinin verdiği oydan sonra Anayasa Mahkemesine yetişip “Ya, bu yanlış da olsa biz Anayasa Mahkemesine yetişiriz.” dediniz, onu da çok iyi biliriz. Ve 2007 seçimlerinde bu millet…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama senden iyi bilenler var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …yüzde 47’yle “Sizi çok iyi biliyoruz. Onları da biliyoruz, sizi de iyi biliyoruz.” dedi, iktidara getirdi 341 milletvekiliyle. Arkasından 2009-2011 seçimleri oldu.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Gelelim 7 Hazirana.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 2011 seçimlerinde “Sizi çok iyi biliyoruz, onları da iyi biliyoruz.” dedi, yüzde 49,5’la, 326 milletvekiliyle buraya getirdi. En son 1 Kasım yani bundan tam bir yıl önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (İstanbul) – 7 Haziranda ne oldu?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – 7 Haziranı ne yaptınız? 7 Haziranı yediniz mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 7 Haziranı da say.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “7 Haziranda hata yaptım.” dedi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Öyle mi? Vatandaş “Hata yaptın.” dedi, değil mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Ben bunları destekledim, elim kırılsaydı.” dedi, tekrar “Sizi çok iyi biliyoruz.” dedi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz iradesini yok mu saydınız yoksa, iradesini mi çiğnediniz yoksa?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Bunları da yeni tanıdık.” dedi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Onun için, bu millet bizi çok iyi biliyor, sizin bilmenize gerek yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Öyle işinize geldiği zaman kıvırıyorsunuz hemen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Milletin takdirine, eyvallah, boynumuz kıldan ince.

Yüce heyeti, milletin vekillerini saygıyla hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Pensilvanya’yı da çok iyi biliyorsunuz siz, komşu kapısı yaptınız Pensilvanya’yı, orasını da gayet iyi bilirsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Pensilvanya’yı 17 Aralıktan sonra çok iyi gördük zaten, biliyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 17 Aralıktan önce-sonra.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Gök’ü dinliyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş’ın arkadaşımızın Hükûmeti kastederek ifade ettiği sözleri niçin kendi üzerine alıp da Hükûmet adına cevaplandırdığını anlamış değiliz. Herhangi bir nezaket sınırını aşmadan, arkadaşlarımızın son derece mütevazı bir şekilde “Sizleri iyi biliriz.” şeklindeki sözlerinin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok mütevazı(!)

LEVENT GÖK (Ankara) – …herhangi bir sataşma teşkil etmeyeceği açıktır ama bu söze rağmen siz Sayın Elitaş’a söz verdiniz.

BAŞKAN – Evet.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Elitaş daha konuşmasının birinci cümlesinde arkadaşımızın saçmaladığını belirtmek suretiyle arkadaşımıza sataşmıştır. Doğal olarak, arkadaşımıza sataşılmasından dolayı söz istiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru, ben saçmaladığını söyledim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şunu da belirtmek isterim Sayın Gök: Sayın Yılmaz’ın konuşmasında Hükûmeti kastettiğini söylediniz ama biz burada gördük, ben de gördüm, Adalet ve Kalkınma Partisinin grubunu hedefleyerek bunu söyledi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Hükûmet…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, nitekim, 64’üncü Hükûmetin bir üyesiydim ben de.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ha, onu söylesene, o zaman olur. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. Onu söyleseydin kabul edecektik.

BAŞKAN - Ayrıca da Hükûmet üyeleri de Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun üyeleridir, Grup Başkan Vekilinin cevap verme hakkı vardır. Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – “Sizi iyi biliriz.” demenin neresi hakaret?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yılmaz.

7.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; sayın hatibin burada ifade ettiği gibi, bu art arda sıraladığım saçmalıkları ne yazık ki AKP iktidarları döneminde yaşadık. Gerçekten de benim kastettiğim Hükûmetti. Ancak, burada karşımda, o on dört yıllık süreçte bakanlık yapmış arkadaşlarımız da vardı, onları da tabii ki bu değerlendirmenin içerisine aldım ve değerlendirdim ama ismen veyahut da bir grubu kastederek bir ifadede bulunmadım. Şayet, ismen bir isnatta bulunacak olsam, Sayın Elitaş’a “Biz sizin imamla ilgili sözlerinizi, durumlarınızı da biliriz.” derdim, demedim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Söyle.

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Bilmediklerimiz varsa o on beş senede, gelip burada anlatın. İşte o zaman burayı aydınlatmış olursunuz. Dolayısıyla, isme, adrese teslim bir söz olmadı.

Şimdi bu, adrese teslimdir: Lütfen, gelin, buradan -imam meselesini biliyoruz biz- bilmediklerimizi söyleyin.

Sayın milletvekilleri, bu on dört yılda tüm bu saçmalıkları Türkiye hak etmemiştir. Gerçekten de Türkiye’nin on dört yılına yazık edilmiştir. Türkiye’nin on dört yılı ve buna bağlı olarak yaratılan çürümeyle gelecek on yılları çalınmıştır.

Şimdi, bu uyarı üzerinden söylüyoruz ki: Bu hâllerinizi iyi bildik. Gerçekten de size “İyi bilirdik.” dememizi istiyorsanız, biz sizi hukuk içinde davranmaya davet ediyoruz, biz sizi adaletli davranmaya davet ediyoruz, biz sizi bu utandığınız durumları yaşamaktan sakınmaya davet ediyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Utanmıyoruz, gurur duyuyoruz.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size de söz vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

Sayın Elitaş, sizi dinliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Adımı ifade ederek imamla olan ilişkilerimden bahsetti. Yanlış anlaşılmasın diye, izin verirseniz, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hangi imam? İmamın ismini de bekliyoruz Sayın Başkan.

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bütün bildiklerin buysa, hepsi yanlış. O imamla olan mesele sık sık, temcit pilavı gibi buraya getirilir.

Yıl 2009 veya 2010 ya da 2008 olabilir. O zaman, yargı vasıtasıyla, bir hâkim vasıtasıyla basın özgürlüğünün önüne geçildiğinden dolayı, yayın yasağı konulduğundan dolayı… Bir telefon görüşmemi o zaman bu sıralarda oturan bir milletvekili alıp… Gizli bir soruşturmada benim 3 tane konuşmam var. O konuşmayla ilgili -bir milletvekilinin konuşması dinleniyor- diyorum ki: “Niye böyle yayın yasağı verdirdi?” diyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İçeriği neydi Sayın Başkan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İçeriği neydi, içeriğini söyle konuşmanın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İçeriği, Kayseri Şeker Fabrikasındaki yolsuzluktu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hah, “Dava açılmasın.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yolsuzlukla ilgili olan konuydu. Kayseri Şeker Fabrikasında yapılan yolsuzlukları, oradaki 1 katrilyon lirayı il başkanınız çok iyi bilir, o zamanki milletvekili de çok iyi bilir. O zamanki milletvekillinin -onun da kayıtları var, ses kayıtları var, sonradan geldi, dinledim- elmalarla, armutlarla nasıl ilişkiler içerisinde olduklarını da çok iyi biliriz ama siz bunu bilmezsiniz.

Bakın, o günlerde Kayseri Şeker Fabrikasının yolsuzluklarıyla ilgili yaptığım mücadele benim boynumdaki önemli bir madalyadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İmama ne dedin hâkimle ilgili, imama, onu söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz bugün eğer Kayseri’deki herhangi bir vatandaşa sorarsanız “Kayseri Şeker Fabrikası bundan altı sene önce, yedi sene önce 600 trilyon lira batak vaziyetteyken bugün 400 trilyon lira kâra geçtiyse, bütün borçlarını bitirdiyse bunda kimin katkısı var?” diye, bunu Kayserili çok iyi bilir ama siz bilmezsiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İmama gel.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bugün, 80 bin çiftçi ortağı olan bir büyük şeker fabrikası eğer Türkiye’nin en büyük 2’nci şeker fabrikası hâline geldiyse o da bizim o yaptığımız mücadeleden ortaya çıkandır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Elitaş, imamı sorduk.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O imam hâkimin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne dedirttirdin imama?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ya Haydar, bırak imamın peşinde koşmayı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya Allah aşkına söyle ama.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen gerçekleri öğrenmek istiyor musun, istemiyor musun?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İmama söylediklerini söyle kürsüden.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Gerçekleri öğrenmek istiyor musun, istemiyor musun?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İmama söylediklerini söyle o kürsüden.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bu arkadaş bilirim diyor ama her şeyi yanlış biliyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söyle, seni tebrik edeceğim.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Sayın Elitaş bütün konuşmasını bize doğru dönerek yaptı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yahu arkadaşınız…

BAŞKAN – Konuşmacıya.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Konuşmacıyı kastetti.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ve “Siz bilmezsiniz.” diyerek de bütün grubumuza sataştı.

BAŞKAN – Peki, talebiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Peki, cevap ver o zaman.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani, az önce nasıl aynı gerekçeyle Sayın Elitaş’a söz verdiyseniz tüm grubumuzu hedef alan -işaret ederek- yaptığı bu konuşma da, “Siz bilmezsiniz.” şeklindeki sözler de ağır bir sataşmadır, biz de ona cevap vermek istiyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Kim konuşacak?

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bak, şimdi, eşinin akrabalarına sorsan çok iyi bilirler o Kayseri Şekerdeki olayı.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, Sayın Gök’ü dinliyoruz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Vay, vay, vay! Olay başka yere gidiyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Elitaş süremi aldı efendim.

BAŞKAN – Peki, yeniden başlatalım, 7 saniyelik kaybınız vardı, yeniden başlayalım.

Buyurun Sayın Gök.

9.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz ana muhalefet partisiyiz, diğer partiler de muhalefet partisi. Burada, iktidar partisinin hem milletvekilleri var hem de iktidar partisinden seçilmiş bir Bakanlar Kurulu var. Bakanlar Kuruluna yaptığımız tüm eleştirileri iktidar partisinin grup sözcüleri nedense hepsi üzerlerine alıyorlar, sanki bakanların yaptıkları hataları kendileri yapmış gibi cevaplandırmaya çalışıyorlar. Burada bir hükûmet varsa yasama organı nerede? Yasama sizseniz yürütme kimde?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Yürütme ile yasamayı bilmiyorlar, aradaki farkı bilmiyorlar.

LEVENT GÖK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yürütme ile yasama bu kadar iç içe geçebilir mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Parlamenter sistem…

LEVENT GÖK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hepinize soruyorum. Sizlere de sataşıyorum: Yani yasama ile yürütme birbirine geçebilir mi? Ama AKP Grubu ile yürütme beraber, birbirine geçmiş, bir söz söyleyenin hemen üzerine atlıyorlar, alınıyorlar. Nedir bu alınganlık? Buradaki milletvekilleri bütün gerçekliği ortaya koyacaklardır, eleştiride bulunacaklardır. Sizler bu eleştirilere tahammül etmek durumundasınız yani şu imam konusunu bir anlatamadınız şurada. Hepimiz merak ediyoruz. Bunun için çıktığınızı zannettik ama bu konuya giremediniz. Ben, bu konuyu şahsileştirmek istemiyorum arkadaşlar yani böyle bir konu varsa, Sayın Elitaş da anlatmak istemiyorsa onun bileceği iştir ama kafamızda tereddütlerin oluşması da doğaldır bundan sonra. O kendisinin bileceği bir iştir.

Şimdi, böyle bir tabloda -hiç olmazsa HDP Grubuna bakayım, onlar da “Bize sataşıyor.” demezler ama- ben, yasama ile yürütmenin ayrı kalmasını istiyorum Sayın Başkan. Yürütmeye yönelttiğimiz eleştirilere iktidar partisi cevap veremez. Yürütmede Sayın Bakan var, kalkar, buradan cevap verir, biz de karşılığını veririz. Bu ilişkinin böyle olması gerekir ve tüm konularda, Sayın Elitaş siz de iktidar partisinin bir grup sözcüsü olarak lütfen yapılan bütün eleştirileri, sert eleştirileri iktidara muhalefetin akılcı yaklaşımlarının bir tavsiyesi olarak alın ve onu iktidarınızla lütfen paylaşın.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Gök, Sayın Bakan söz istedi ama bir türlü söz veremedik Sayın Bakana atışmalardan dolayı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tasarının görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne gerekçeyle?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup adına söz istiyorum efendim. CHP'den sonra ben varım, AK PARTİ Grubu var sırada.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır.

BAŞKAN – Sevgili arkadaşlarım, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, grubu adına şu anda… Cumhuriyet Halk Partisi konuştu grubu adına, MHP konuştu, HDP konuştu; grup adına söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Elitaş, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Bakana bir güvensizlik hissediyorum ben burada, sanki cevaplayamayacak gibi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizin söz talebiniz yok Sayın Başkan, sizin söz talebiniz yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Grup adına on dakika söz istiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup Başkan Vekili olarak…

BAŞKAN – Kim MHP adına…

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır efendim, söz talepleri yok AKP’nin de.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bölüm üzerine konuşacak.

BAŞKAN – Hayır, grup adına mı konuşmak istiyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup adına konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, efendim, bu bir usul tartışmasının…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Daha ne diyeceksin grup adına?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Süre geçti ama.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, daha şahıslara geçmedik. “Açıkla.” dediniz Sayın Gök, istemiyor musun açıklamamı?

BAŞKAN – Yok öyle, geçti yok çünkü bu bölümü bitirmemiştik daha, verebilirim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Daha geçmedi, geçmedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İmamı anlat imamı.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – İmamdan icazeti bir açıklayın ya.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim…

BAŞKAN – Sayın Gök, bu bölümü geçmedik daha, şahsı adına konuşmalara geçmedik, bölüm adına konuşma isteyebilirler, bunda hiçbir mahzur yok.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, söz talebim var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Vereceğim ama bir dakika Sayın Elitaş, Sayın Bakana söz vereceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani Sayın Elitaş sataşmadan dolayı mı söz istiyor? Neden dolayı söz istiyor?

BAŞKAN – Hayır, grup adına, yasayla ilgili grup adına konuşmak istiyor o.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Sayın Bakana siz söz verdiniz ama.

BAŞKAN – Sayın Bakana söz vereceğim, sonra da Elitaş’ı kürsüye alacağım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, yani hangi usulü uyguluyorsunuz, ben anlamadım ki bunu? AKP Grubunun söz talebi yok, yok efendim, söz talebi yok.

BAŞKAN - Sayın Bakan, buyurun.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika, sataşmadan mı?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

Sayın Bakan sataşmadan dolayı söz istedi, iki dakika süre verdik kendisine.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, Sayın Bakan bize şunu net bir anlatabilirse çok mutlu olacağız: Şu eski köprüler ile yeni köprülerin fiyat farkı niye çok?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen.

Buyurun Sayın Bakan.

10.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Değerli Başkanım, Hükûmet hedef alındı.

Hükûmet ile AK PARTİ Grubunu -işlerimizi yaparken- yürütme ile yasamayı birbirinden ayırmakta hiç beis yok. Ancak biz AK PARTİ Grubu sayesinde güçlüyüz, biz AK PARTİ Grubunun arkasındaki vatandaş desteği sayesinde güçlüyüz, bunun böyle bilinmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Bakan, ayırmasını bilin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Çok yanlış.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) – “Efendim, AK PARTİ yüzünden on dört yıllık kayıp var, bundan sonra da on yıllık kayıp olmasın.” dendi, ben bu kaybın ne olduğunu söyleyeyim: 36 tane havalimanı vardı, sadece 26 tanesi çalışıyordu, AK PARTİ sayesinde ve AK PARTİ hükûmetleri sayesinde 55 tanesi çalışıyor; bu kayıp mıdır? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Osmangazi’den kimse geçmiyor Osmangazi’den, AK PARTİ’nin icraatı bu.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) – 35 milyon yolcu taşınıyorken 185 milyon yolcu taşınıyor; bu kayıp mıdır? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Kars’ta yol yok, Kars’ta, Sayın Bakan Kars’ta yol yok, oranın vekilisin. Kars’ın yollarını yap Kars’ın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) – Vergi gelirlerinin yüzde 80’ine yakını faize giderken yüzde 15’lere düşmüştür; bu kayıp mıdır?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Osmangazi’den kimse geçmiyor.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) – 6.100 kilometre bölünmüş yol varken 25 bin kilometre bölünmüş yol olmuştur; bu kayıp mıdır? (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok, değil.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) – Hızlı treni hayal ediyorken...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne iş yapacaksınız onları yapmayacaksınız da?

BAŞKAN – Sayın Akar…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) -...bugün AK PARTİ hükûmetleri sayesinde Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 8’inci yüksek hızlı trenine sahip ülkeyiz; bu kayıp mıdır?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 22 tane istasyon vardı, kaldırdınız, hiçbiri çalışmıyor.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) - Marmaray Projesi bitmiştir; 50 milyondan, 150 milyondan fazla yolcu taşınmıştır; bu kayıp mıdır?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Soyuluyor, soyuluyor millet Osmangazi’de.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) - Avrasya Tüneli bitmek üzeredir; bu kayıp mıdır?

Dünyanın en büyük havalimanı yapılıyor; bu kayıp mıdır?

3 bin dolar gelirden 9.500 dolar gelire gelmişiz; bu kayıp mıdır?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Bakan, demir yollarından bahset, demir yollarından.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Devamla) - Bunları kayıp sayıyorsanız evet, ancak vatandaş bunları kayıp saymadığı için desteğini sonuna kadar devam ettiriyor.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, sizi dinleyeyim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bakanı dinledik. Sayın Bakan yapmış oldukları bakanlık görevinin yani iktidar görevinin…

BAŞKAN – Evet, icraatlardan bahsetti.

LEVENT GÖK (Ankara) - …arkasında AKP Grubunun olduğunu ve onlardan destek aldıklarını ifade etti.

Şimdi, şüphesiz bir seçim olur, Meclisin içinden bir hükûmet çıkar ama o seçilen hükûmet, kendisini o makama getiren partinin değil artık tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının hükûmetidir. Bu ayrımın yapılması gerekir. Türkiye’de bir kuvvetler ayrılığı prensibi vardır. Dolayısıyla, hükûmet oluştuktan sonra bir yürütme organı oluşmuştur ve o yürütme organı bir başka organdır, yasama organı bir başka organdır. İşte, zaten Türkiye’nin temel sıkıntısı da yasama ile yürütmenin ve hatta yargının da bir araya girmesinden kaynaklanmaktadır. Bizim itirazımız tam da bunadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bilirkişilik Kanunu Tasarısı (1/687) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 388) (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Aslında Sayın Gök önemli bir şeyi ifade ediyor. Yani yasama, yürütme, yargı Anayasa’mızda net bir şekilde ayrılmış. Ama yürütme bildiğiniz gibi parlamento içerisinden çıkıyor, parlamenter sistemin özelliği bu zaten. Onun için biz diyoruz ki gelin, yasama ile yürütmeyi ayırmak için, madem bu şikâyetleriniz var, başkanlık sistemini hep beraber destekleyelim, halkın önüne götürelim, halk ne derse onu yapalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Ne alakası var, ne alakası var? Buna inanıyor musunuz hâlâ?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Alakasını az sonra düşünürsen ne olduğunun farkına varırsın.

Değerli milletvekilleri, bakın, bizim bugüne kadar ifade etmeye çalıştığımız, hani “parlamenter sistem” dediğimiz, bu grubun içerisinden veya Cumhuriyet Halk Partisi Grubu içerisinden… Eğer halk teveccüh ederse, iktidara getirirse, o zaman Cumhuriyet Halk Partisi içerisinden olan meseleleri, gelirler, “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı” derler, on dört yıldır “AK PARTİ iktidarı” diyorlar. Mesela, biz 57’nci Hükûmetle ilgili bir meseleyi gündeme getirdiğimizde, “2002’den önce böyle oldu.” dediğimizde arkadaşlarımızın bir kısmı, Milliyetçi Hareket Partisi diyor ki: “57’nci Hükûmetin mensubu olan bir siyasi parti olarak benim de buna cevap verme hakkım var, o dönemdeki bakanlarım yok.” Hakkı var, yok onu tartışmıyorum ama parlamenter sistemin özelliği, doğası bu, parlamenter sistemin Anayasa’ya göre denetiminin nasıl olacağı da o.

Dün yaptığımız gensoru görüşmeleri; bu gensoru görüşmelerini… Ben gençlik yıllarımda, Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuduğum dönemde bir gensoru önergesi bakana veya hükûmete verildiği takdirde nefesler tutulurdu. Medya o gün “Gensoru önergesiyle ilgili meselelerde ne var acaba?” diye pürdikkat dinler, Parlamentoda ne konuşulacak diye bakardı. Ama, şimdi gensoru önergelerine bakıyoruz, gensoru önergelerinin içinin ne olduğunu medya da bilmiyor, bakan da bilmiyor, biz de bilmiyoruz. Çünkü artık sürekli grup önerisi gibi gelmeye başladı, gensoru önergeleri soru önergeleri gibi gelmeye başladı. Biz onun için diyoruz ki parlamenter sistemde bir tıkanıklık var, bir bozukluk var, gelin, bu parlamenter sistemi…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – “Tıkıyoruz.” deyin, daha doğru olacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Başkanlık sisteminde parlamento yok mu? Başkanlık sisteminde de parlamento var. Başkanlık sistemindeki parlamentoyu da… O zaman hükûmetin parlamentodan ayrı olduğunu, parlamentonun tamamen denetim faaliyeti içerisinde olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlar, az önce Sayın Bakan anlattı. Hakikaten bugün gururumuz bizim Ulaştırma Bakanlığındaki yaptığımız hizmetlerimiz, on dört yıllık dönem içerisinde yaptığımız hizmetlerimiz. Yetmiş dokuz yıllık cumhuriyet tarihi boyunca 6.100 kilometrelik duble yol yapılmış ama bizim on dört yıllık iktidarımız döneminde 24 bin kilometre…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nı görüşüyoruz değil mi?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Çok güzel tespit etti. Sayın Tanal, teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, İç Tüzük ne diyor?

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Benim, aslında bütün konuşmalarımda itirazlarımdan birisi hep buydu. Ama, buraya çıkan, konuşan arkadaş, tasarıyla, bilirkişilikle alakalı bir cümle etti mi, etmedi mi, bilmiyorum. Herhâlde başlangıçta demiştir ki: “Şu sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.” diye arkadaş ortaya çıkmıştır.

Bir de Sayın Gök’ün az önce ifade ettiği gibi, imam konusuna gelelim. Bu imam konusunu… Sayın Gök, sizin aileniz Kayserili, eşiniz Kayserili. İyi de takip ediyorlardır, beni de çok iyi biliyorlardır. Muhtemelen eşlerimiz de sınıf arkadaşı. Yani, Kayseri’nin iyi bir ailesinden ama… Sorun eşinizin yakınlarına, deyin ki: “Ya, böyle böyle… Kayseri’de bir hadise varmış. 80 bin çiftçinin yaşadığı bir yerde, o insanların hakkını korumakla görevli olan milletvekilleri, siyasetçiler o güne kadar niye durmuşlar da Elitaş bu meseleye parmak basmış?” Sonra, bir milletvekillerinin şahsi menfaatlerinden dolayı ortaya çıkardığı ve gizlilik kararı olması gerekirken… Şuranın altını çok çizmemiz gerekir: Bakın, ben o konuşmanın içeriğinden hiç gocunmuyorum, hiç de yüksünmüyorum. Benim için o 80 bin çiftçinin hakkını korumak şeref madalyasıdır diyorum çünkü orada kaybolan paraları durdurmak için büyük mücadele verdim. Hakikaten birçok tehditle karşı karşıya kaldım; çocuklarımı tehdit ettiler, beni tehdit ettiler. Ama, ben o 80 bin çiftçinin hakkını, vebalini milletvekili olarak üzerimde taşıdığımdan dolayı, sonuna kadar mücadele ederek götürmeye çalıştım ve sonuçta da bugün, Kayseri Şeker Fabrikası en büyük tesislerden biri hâline geldi. Bakın, içeriğinden hiç gocunmuyorum, ne söylediğimi de ifade ediyorum. O günkü gazetelere yayın yasağı koyduruldu, bir mahkeme vasıtasıyla duygusal ilişkiler sonucunda yayın yasağı koyduruldu, ben bu yayın yasağı niye koyduruldu diye itiraz ettim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kime itiraz ettiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Az önce siz savundunuz ya hani, “Cumhuriyet gazetesine niye böyle yapılıyor?”, “Basın sansürleniyor?” diye ifade ediyorsunuz ya hani… O dönemde basının doğruları anlatmasına, yolsuzluğu, hırsızlığı gündeme getirmesine yargı vasıtasıyla -engel konulana- niye böyle yaptınız? Duygusal ilişkiler vasıtasıyla yayın yasağı konulmasına itiraz ettim. Bakın, o kaset…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kime, kime?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ya, bırak, gözünü severim ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama, kime itiraz ettiniz onu söyleyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ya, bırak diyorum. Ben itiraz ettim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “İtiraz ettim.” böyle bir şey olur mu? Neye ettin, kime ettin onu söyle.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen karşılıklı konuşmayın, böyle bir usul yok.

Sayın Gök, lütfen, rica ediyorum sizden…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haydar, sen neyin peşindesin?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir şeyin peşinde değilim, doğruyu söylemenin peşindeyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bırak o zaman da konuşayım, bırak da…

BAŞKAN - Sayın Gök, lütfen, rica ediyorum, arkadaşınızla ilgili…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Gök…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Orada duygusal ifadelerle konuşup da… İtiraz falan etmedin, imamı devreye soktun; niye devreye soktun onu söyle, duysun arkadaşlar da bilsinler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani, Sırrı Süreyya Önder’in söylediğini söyleyeceğim şimdi sana, söylememeyeyim boş ver, neyse… Sen kayıtlara bakarsan Sırrı Süreyya Önder’in şu kürsüden sana oradan bağırırken söylediği bir şey var, kayıtlardan arar, bulursun sen onu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne yapacaksın? Sen gel, yap o zaman gücün yetiyorsa.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne söylemiş Sırrı Süreyya bana?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Anladın, anladın bak.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne demiş, ne demiş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Allah var anladın, ne olduğunu da çok iyi anladın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne demiş, ne demiş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Anladın, anladın sen ne olduğunu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben kürsüye yürüdüğümde sen tuttun beni.

BAŞKAN – Sayın Akar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen ne olduğunu anladın şimdi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de senin ne olduğunu anladım. Adam gibi burada söyleyeceksin insanlara imamla ne konuştuğunu.

BAŞKAN – Sayın Akar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Benim adam olduğumu herkes bilir de seninkini ben bilmiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Konuşacaksın, konuşacaksın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, şurada milletvekili arkadaşlarımızın dikkat etmesi gereken konu şu: Gizlilik olan bir yargı süreci içerisinde benim yaptığım konuşmanın, içeriği ne olursa olsun… Ama, o konuşmadan gurur duyduğumu ifade ediyorum. O konuşmada suçluluk veya böyle bir yolsuzluk olması mümkün değil ama gizlilik kararı olan bir kasetin bir milletvekili tarafından basına verilmesine ne dersiniz? Söylemek de istemiyorum. O dönemde, 2010 yılında 6 Mayısı 7 Mayısa bağlayan gece çeşitli operasyonların yapıldığını hep biliyoruz, farklı farklı kasetlerin ortaya çıktığını biliyoruz. Bir milletvekili tarafından basına servis edilen… Gizlilik kaydı olmasına rağmen, bir mahkemenin dinleme kaydını alıp basına vermek, milletvekili olarak nasıl değerlendirirsiniz bunu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İyi değerlendirmeyiz ama içeriğine bakarız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Asıl önemli olan mesele bu. Sen anlamazsın da Levent Bey bunu çok iyi anlıyor, biliyorum, sen anlayamazsın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tabii, tabii, sen anlarsın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen daha hâlâ Sırrı Süreyya Önder’in ne dediğinin peşindesin. Milletvekilleri tutanakları görürse onların ne olduğunu anlarlar.

Değerli milletvekilleri, onun için, Kayseri Şeker Fabrikasında yapılan operasyonlarla ilgili… Bugün, Kayseri Şeker Fabrikası eğer hakikaten iyi bir konuma geldiyse, üretimini, yatırımını, borçlarını bitirip milletine, 80 bin çiftçisine hizmet eder bir hâle geldiyse o konudaki yaptığımız mücadeleyle birlikte bu sonuca ulaştığımızı ifade etmek istiyorum.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Elitaş, dışarıdan tatlandırıcı getirdiğinizi de anlat o zaman burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Çıkmamız gereken, yapmamız gereken nokta şu: Sayın Gök’ün, Sayın Tanal’ın vasıtasıyla yaptığı uyarı çok doğru bir uyarı. Buraya çıkan milletvekili arkadaşlarımız yasayla ilgili konuştukları takdirde hakikaten çok bilgi sahibi oluyoruz. Doğru olup olmadığı önemli değil, katılıp katılmamamız da önemli değil. Az önce değerli milletvekilimiz bu tasarının Alt Komisyon Başkanlığını yapan Yılmaz Bey hakikaten teknik bir konuşma yaptı ve büyük de bir memnuniyet duydum, gurur duydum. Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekili arkadaşımız “Samimiyetle söylüyorum, Yılmaz Bey, ne güzel açıkladınız.” dedi. Ben o arkadaşımızı da izledim. Az önce sizden yine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan beyefendi, -ismini hatırlamıyorum- katılmıyorum içeriğine ama teknik olarak çok güzel bir konuşma yaptı. Milliyetçi Hareket Partisinden gelen Sayın Fahrettin Oğuz Tor Bey burada geldi yasayla ilgili konuşma yaptı.

Arkadaşlar, yapmamız gereken nokta, bizim burada yasayla ilgili bütün bilgilerimizi ortaya koyabilmek; yasada doğruluk varsa o doğruluğu destekleyebilmek, yanlışlık varsa bu yanlışları da beraber, ortak akılla -zaten Parlamentodaki uzlaşma dediğimiz kültür de bu, dayatmayla değil- bir ortaya koyabilmek, çözebilmek. Nitekim bu yasayla ilgili -isim vermek istemiyorum- milletvekili arkadaşlarımız itirazlarını bize ilettiler, grup başkan vekilleri vasıtasıyla ettiler ve o arkadaşlarımızla bunun bir değerlendirmesini yaptılar; bazılarında ikna ettiler, bazılarında edemediler. Her şeyde ikna edeceğiz diye de bir kaygımız da yok, sizin de bir mecburiyetiniz yok. Siz görüşlerinizi ifade edeceksiniz, yanlışlar varsa bu tutanaklara tescil ettireceksiniz, tespit ettireceksiniz. Diyeceksiniz ki: “Ey ahali, AK PARTİ’nin çıkardığı yasada böyle böyle yanlışlıklar var, ben senin hakkını korumak için büyük mücadele ettim ama o mücadelemde yapamadım, bunun sorumluluğu AK PARTİ’dedir. Ben gereğini yaptım, üzerime düşeni yaptım.”

Onun için değerli arkadaşlar, bu tutanaklardan vatandaş faydalanmalı, yargı faydalanmalı. Biz okuduğumuzda derlerdi ki: “Kanun koyucunun niyetine bakarız.” derlerdi, tahmin ediyorum uzun zamandır mahkemeler kanun koyucunun niyetine bakmıyor çünkü yasayla ilgili hiçbir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Elitaş konuşması sırasında grubumuzu kastederek gensoru önergelerinin çok ciddiyetsiz bir şekilde hazırlandığını ve gensoru mekanizmasının sulandırıldığını ifade etti. Yani, böyle bir durum bizim açımızdan kabul edilir bir durum değil, açık bir sataşma bu.

BAŞKAN – Sayın Baluken, gensoru önergesini muhalefet partisi olarak tek siz vermiyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gensoruları biz veriyoruz, dün biz verdik.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi de veriyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dün biz verdik. Bu son dönemdeki gensoruların tamamını biz verdik.

BAŞKAN – Ama “dün” diye bir tarih vermedi Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bizi Parlamento çalışmalarını sulandırmakla suçladı, açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Sizi suçlamadı, lütfen, rica ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Muhalefet partileri içerisinde biz varız.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Diğer muhalefet partileri...

BAŞKAN – “Muhalefet partisi” de demedi, “verilen önergeler” dedi Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tamam, biz o önergeleri veren bir grup olarak buradan kendimize sataşıldığını düşünüyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika söz vereyim size. Burada bir sataşma yok Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şimdi bakın, CHP ya da MHP buradan kendisine bir pay çıkarır mı bilemiyoruz ama dün verdiği 2 gensoru önergesi görüşülen bir siyasi parti grubu olarak biz bunu grubumuza açık bir hakaret ve sataşma olarak değerlendiriyoruz. Diğer siyasi partilerin de bu anlamda sataşmadan söz alma hakları var, kullanmayabilirler ama biz kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Baluken, yani öyle bir duruma geliyoruz ki buradaki görüşmelerde kimse kimseyi hiçbir şekilde eleştiremiyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Yani, burada eleştiri hakkı sadece muhalefet partilerinde olmamalı; iktidar partisinde de bu hak aynı şekilde, aynı dozajda olmalı, muhalefet partilerinde de.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Eyvallah.

BAŞKAN – Biz de yönetici olarak burada buna dikkat ediyoruz. Ama söylenen her sözü de eleştiri sınırlarından çıkarıp hakaret boyutuna vardırmak bir hakkın kötüye kullanımı anlamında anlaşılabilir, lütfen siz de buna biraz riayet edin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şimdi, bahsetmiş olduğunuz eleştiri sıradan bir eleştiri değil. Parlamentoyu işlevsizleştirme...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanlık sistemine oradan bir geçiş yaptım.

BAŞKAN – Sizin şahsınıza ve grubunuza yönelik...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Grubumuza yönelik...

Parlamentoyu işlevsizleştirme ve parlamenter...

BAŞKAN – Grubunuzun adını verse haklısınız...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Baluken, başkanlık sistemine geçişe oradan girdim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, muhalefetin...

BAŞKAN – ...ama verilen önergelerle ilgili genel bir vizyon çizdi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – E tamam. Muhalefet partilerine sataşma var. Biz de dün 2 gensoru önergesi vermiş bir grubun sahibiyiz. Şimdi, bu görüşmeleri izleyen bir halk gerçekten bizim Parlamento çalışmalarını sulandırdığımızı, işlevsizleştirdiğimizi düşünürse bununla ilgili herhâlde bir izahat getirme hakkımız var.

BAŞKAN – Peki, gelin iki dakika, peki.

Eleştiri sınırlarını iyi tayin etmek gerekiyor sevgili milletvekili arkadaşlar.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum. Hayır, Sayın Başkan, bakın, söz alma hakkıyla ilgili bir zorlama durum içerisinde değilim. Biz, son dönemdeki gensoru önergelerinin sahibi olan siyasi parti grubu olarak kendimize sataşıldığını düşünüyoruz.

Dün, burada kürsüden de ifade ettim. Adalet Bakanı, hakkında vermiş olduğumuz gensoru önergesinin metnini okumamış, “1,5 sayfa benim düşüncelerimle ilgili bir düzenleme yapılmış ve gensoru olarak Meclise getirilmiş.” diyor. Oysaki, biz, bütün hukuksuzlukları, OHAL uygulamalarını, bu uygulamalarla ilgili mağduriyetleri, evrensel hukuk kriterleriyle ilgili gaspları ayrıntılarıyla yazmışız, bir cümle rejim değişikliğiyle ilgili Adalet Bakanının cümlesini kullanmışız.

Şimdi, bakın, siz hukukun evrensel kriterlerini Türkiye’de yok ettiniz, suçların şahsiliğini ortadan kaldırdınız, savunma hakkını ortadan kaldırdınız, can ve mal güvenliğini ortadan kaldırdınız, silahların eşitliği, savunma makamının elinde bulunan yetkileri mevcut çıkardığınız KHK’larla ortadan kaldırınız. Şimdi, bu, gensoruyu hak etmiyor mu? Böyle bir Adalet Bakanı gensoruyla ilgili eğer bu Mecliste görevden alınmamışsa bu tartışılmalı, Meclis açışından bu durumun utanç verici olduğunu düşünüyoruz.

Eğitimle ilgili hakeza, eğitim yapboz tahtasına çevrilmiş, AKP’nin ideolojik örgütlenmesinin, kadrolaşmasının olduğu bir arka bahçeye çevrilmiş, buna seyirci mi kalacağız? Biz, buna seyirci kaldığımız anda, adaletle ilgili, eğitimle ilgili mevcut tabloya onay verdiğimiz anda bize oy veren seçmenimize ihanet etmiş oluruz. Dolayısıyla, bilinçli bir şekilde sizin işlevsizleştirmeye çalıştığınız, halkın gündeminden koparmaya çalıştığınız, sarayın gündemiyle mesai saatlerini bile belirlemeye çalıştığınız bu Meclisi halkın gündemi doğrultusunda burada çalıştırmak, burada o gündemleri işletmek bizim boynumuzun borcudur, onu yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Gensorunuzla ilgili ciddiyet arıyorsanız önce o metinleri okuyun diyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bilirkişilik Kanunu Tasarısı (1/687) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 388) (Devam)

BAŞKAN – Şahsı adına ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla ve hürmetle selamlıyorum.

Görüşülmekte olan, Bilirkişilik Kanunu Tasarısı. Dünyada iki tane sistem var; sistemin bir tanesi, hâkimi, savcıları serbest bırakan bir sistem. Bir de, aynı zamanda bilirkişilerin zapturapt altına alınması. Şu anda yapmaya çalıştığımız bir sistem.

Bu sistemlere baktığımız zaman mevcut olan şu andaki uygulamada tüm mevzuatımıza bilirkişinin tarafsız, bağımsız, dürüst olması gerekir ve bunların içerisinde, bugüne kadar bilirkişilik yapacakların içerisinde, listesinde -tabii, Sayın Bakanının mesleki alanına girmiyor ama- Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı olma şartı var. Mevcut olan bu tasarıda bilirkişilerin bilirkişilik yapabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartı yok. Bunu sizden istirham ediyorum, bu şekilde eksiklik, vesaire… Siz yabancı ülkelere mi bilirkişilik yaptıracaksınız? Yani, Türkiye’de hangi kaynağımız eksik de “vatandaşlık” ibaresini özellikle yazmıyorsunuz; bir.

İki: Mevcut olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 20’nci maddesi -hukukçu arkadaşlarımız bilebilirler- ne diyor? “Tüzel kişilere ceza verilemez.” diyor ve bu Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nda da tüzel kişiler de bilirkişilik yapıyor Sayın Bakan. Tüzel kişi bilirkişi raporunu tanzim etti, hâkimi yanılttı, gerçeğe aykırı rapor verdi, gerçeğe aykırı rapor verdiği için kişi mağdur oldu. Peki, bunun karşılığı yine Türk Ceza Kanunu’nun 285’inci maddesi diyor ki: “Gerçeğe aykırı bilirkişi raporunu veren kişiye şu kadardan şu kadara kadar ceza verilir.” Peki, siz bilirkişiyi tüzel kişi yaptınız, 20’nci maddede “Tüzel kişiye ceza verilmez.” diyor. Ne yapacaksınız bunu siz? Yani değerli arkadaşlar, bu şekilde hem “Tüzel kişiye ceza verilmez.” diyeceksiniz, 20’nci madde açık ve net hem de Ceza Kanunu 285’e göre “Hakikate aykırı rapor verene ceza şu şekilde verilir.” diyeceksiniz. Bu, kabul edilebilir bir durum değil.

Bir başka sorun: Cinsel tecavüz suçlarından mahkûm olan veyahut da yargılanan birisi bilirkişilik yapabilecek mi? Mevcut olan bu tasarınıza göre yapabilecek. Olabilecek bir iş mi bu değerli arkadaşlar? Bunu madem yapıyorsunuz gerçekten ehliyet ve liyakat esaslarına göre yapın.

“Bilirkişiler eğitilecek.” deniliyor. O zaman, siz hâkiminizi, savcınızı dört yıllık fakülteden ve stajdan geçirecekseniz, bu eğitim de yetmeyecek, ekstra “Ben bunu eğiteceğim, bunu bilirkişi yetiştireceğim.”

Arkadaşlar, buna kimse inanmaz ve bu ayrı bir handikaptır, ayrı sorunları bize getirecek. Biz ne diyoruz? “Bilirkişi, mahkeme hâkiminin süjesidir, yardımcısıdır.” diyoruz, “Bu rapor hâkimi bağlamaz.” diyoruz ve bu raporu denetleyecek olan kişi de mahkemedir, mahkemenin hâkimidir. Burada “Raporu üst kurul denetleyecek.” şeklinde bir hüküm var.

Değerli arkadaşlar, üst kurul denetledi, onayladı, yargıca geldi, yargıç eğer “Ben onaylamıyorum.” derse, ya ciddi görmezse, yarın öbür gün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu “Ya, bu Bilirkişi Üst Kurulu bunu kabul etti, sen hangi gerekçeyle kabul etmiyorsun?” derse yargıca, ne yapacaksınız bunu siz?

Kanunun amacı tek bir şey olur, sorun yaratmayacak, adil olan ve gerçekten mevcut olan sorunları giderebilecek ihtiyaca cevap vermesi lazım. Bu düzenlemeyle, biz, idareye bağlı bir bilirkişi getiriyoruz yani bir vesayet kurumu getiriyoruz. Bilirkişinin tarafsızlığı, bağımsızlığı ne olacak?

Şimdi, ileride toplumsal davalar görülecek. Toplumsal davalarla ilgili siz bir bilirkişi heyeti oluşturdunuz, bu kanun da geçti. Onun dışında uzman bir kişiyi o mahkeme hâkimi seçemeyecek. Ergenekon, Balyoz’da 5 kişilik bilirkişi üyesi vardı. Bu 5 kişi de nereden gelmişti, nerede bunlar eğitildi? Amerika’da. Belgelerini istedim. Birer haftalık eğitimle geldiler bunlar. Savcılık aşamasında aynı polisler, Silivri duruşmalarında aynı polisler. Peki, o bilirkişiler ne oldu? Hepsi daha önce oluşturulmuş düzmece bilirkişiler değil miydi? Önümüzdeki toplumsal davalarda aynı düzmece bilirkişileri yargının karşısına çıkarırsanız ne olacak? (CHP sıralarından alkışlar) Yani arkadaşlar, bunlar gerçekten sıkıntı yaratan hususlar.

Hepinize teşekkür ve saygılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Son cümle şu: Sayın Bakan dedi ki…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük’ün dışına çıkma.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Son cümle, şunu söyledi: “Biz şunları yaptık, bunları…” Evet, bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti devleti için hakikaten kim taş üstüne taş koymuşsa teşekkür ederim. Ancak…

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (Devamla) - …döneminizde yaşanan darbe girişiminin ülkeye hakikaten faturası kaldırılabilir bir husus değil. Bunu da sizler yaşattınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Birinci bölüm üzerinde şahsı adına son sözde kalmıştık.

Şahsı adına ikinci ve son söz, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilirkişilik Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, bugün bir acı kaybımız oldu, büyük siyaset ve devlet adamı Korkut Özal’ı kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine de baş sağlığı diliyorum.

Tabii, benden önceki konuşmacıların da özellikle belirttiği şekilde, bilirkişilik kurumu, ülkemizde, geldiği nokta itibarıyla çok sıkıntılı bir hâl almış vaziyette. Hatta hukukçu milletvekillerinin özellikle net şekilde meslek hayatlarında gördüğü ya da ticaretle uğraşan arkadaşlarımızın bildiği gibi, bilirkişilik müessesesi üzerinden yargılamada çok ciddi sıkıntılar çıkmakta, yargılama maliyeti çok yükselmekte ve adli süreç çok uzamaktadır. Özellikle bu sebeple, böyle bir müessesenin temel bir kanunla düzenlenmesi için bu teklif hazırlanmış bulunmakta.

Evet, bilirkişilikle ilgili mevcut sorunları özetlersek; kurumsal bir yapının bulunmaması, etik ilkelerin belirlenmemesi, bilirkişilik eğitiminin verilmemesi, denetim mekanizmasının olmaması, başvuran herkesin listeye kaydedilmesi, listelerin her yıl yenilenmesi, liste dışından bilirkişi görevlendirilmesi, idari ve askerî yargının listeye tabi olmaması, meslek ve ehliyet yerine diploma ve sertifikanın esas alınması, yetersiz kişilerin bilirkişi olarak görevlendirilmesi, hukuki konularda sıklıkla rapor alınması, bilirkişinin görev alanının açıkça belirlenmemesi, raporların standart bulunmaması, farklı ücret uygulamaları, talimatla bilirkişi raporu alınması, yargı mensuplarının olumsuz uygulamaları söylenebilir.

Bu kanunla birlikte, özellikle kuralsız bir ortama, bilirkişilik kurumuna bir standart ve düzen getirmeyi denemiş oluyoruz. Özellikle yargılamada gördüğümüz: Dosya bilirkişiye gidiyor fakat ilk bilirkişi raporundan sonra, itiraz üzerine bir bilirkişi, bir bilirkişi raporu daha. Özellikle kimi davalarda dört, beş, altıya kadar bilirkişi incelemeleri yapılıyor. Özellikle bu, demin de bahsettiğim üzere, gördüğümüzde, yargılamanın sürecini çok ciddi şekilde uzattığı gibi, çok ciddi bir maddi külfet de getiriyor. Özellikle bilirkişileri kimi hâkim ve savcılarımız da -sanki yardımcıları gibi- kendi almış oldukları mahkeme gerekçelerine, karara dayandırmakta, hatta savcılıkların da iddianamelerine esas alınmaktadır. Bilirkişilik bir hâkim yardımcısı, savcı yardımcısına durmuş noktadadır.

Özellikle Komisyonda -ben muhalefetteki arkadaşlarımızın düşüncelerine çok katılmıyorum- çok uzun süreli tartışmalar yapıldı. Alt komisyona gitti yasa, alt komisyonda da uzun süre tartıştık ve önünüze bu kanun tasarısını getirmiş oluyoruz.

Bu kanunla ilgili özellikle en önemli şey, bilirkişilik kurumuna güveni sağlarsak yargıya da güveni artıracağız. Bu husus bu noktada çok önemli ve bu amaçla da Danışma Kurulu, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve bilirkişilik bölge kurullarını getiriyoruz.

Özellikle muhalefetteki temsilcilerin bilirkişilikle ilgili kuracağımız Daire Başkanlığına ilişkin, sanki bilirkişilerin yürütmenin kontrolü altına gireceği hususuna gerçekten katılmak mümkün değil. On binlerce bilirkişiden bahsediyoruz ve özellikle de Daire Başkanlığının faaliyeti yargısal bir faaliyet değil, zaten sekretarya ve bilirkişilikle ilgili altyapı çalışmalarını düzenleyecek bir kuruldan bahsediyoruz. Özellikle buradaki yürütmenin kontrolüne geçiş eleştirisi bu sebeple çok kabul edilebilecek noktada değildir.

Özellikle bilirkişimizin eğitimi: Bu noktada da eleştiriler geldi fakat bilirkişiye mesleki noktada bir eğitim hususu verilmeyecek ama bir rapor ve bu raporun esaslarına ilişkin değerlendirmeler hazırlanarak ve yargılamadaki hızlı bir süreci ve dağınık bir noktada olan bilirkişiliğe ilişkin maddeleri de bir temel kanun hâlinde bir araya getirmiş olacağız bu yasayla birlikte.

Özellikle şu noktada benden önceki konuşmacıların bir notu vardı: Çok da saygıdeğer ve sevdiğim bir konuşmacıdır ama sanki Türkiye’deki her şeyi, Cumhurbaşkanımızı kastederek, Cumhurbaşkanımızın üzerinden bir bilirkişi gibi tayin edildiği noktasında da bir yaklaşımda bulunmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan milletin bilir kişisidir; bu 2002’de de çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır, 2007 seçimlerinde de çok net şekilde ortaya çıkmıştır, 2011 seçimlerinde de net ortaya çıkmıştır, 2014’te yüzde 52 oyla Cumhurbaşkanı olarak seçildiğinde de net şekilde ortaya çıkmıştır ve en sonda 2015’te de gördüğümüz üzere milletin bilir kişisi olarak kabulü zaten net şekilde ortaya çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) – Ben bu süreç üzerinden, özellikle başkanlık noktasındaki eleştirilere ilişkin şunu söylemek istiyorum: Bu Bilirkişilik Kanunu da neticede başkanlık hususuna bir şekilde bağlanmış oldu muhalefetçe. Biz 15 Temmuzda da gördük ki milletimizin ferasetine de cesaretine de muhalefetin de güvenmesini istiyoruz.

Milletimize güvenmekten korkmayın, milletimize güvenin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bugün itibarıyla, 8’inci Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal’ın kardeşi ve aynı zamanda büyük devlet ve siyaset adamı Korkut Özal’ı rahmete uğurluyoruz. Rabbim mekânını cennet eylesin. Ailesine, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, alçak bir saldırıya uğrayan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Bülent Tezcan’a da buradan bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) - Teşekkür ederiz Sayın Başkan, sağ olun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre çok kısa bir söz talebim olacak.

BAŞKAN - Buyurun, bir dakika süreyle söz veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gündüz hararetli tartışmalardan dolayı ifade edememiştik. Biz de Halkların Demokratik Partisi olarak Sayın Korkut Özal’ın yaşamını yitirmesinden dolayı duymuş olduğumuz üzüntüyü paylaşmak istiyoruz. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal, size de 60’a göre söz veriyorum galiba.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Yok Sayın Başkan, ben soru-cevaba girmiştim. Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN - Bir tek siz girmişsiniz. Çıkartırsak oradan 60’a göre bir dakika süreyle verelim, bitirelim bu işi.

LEVENT GÖK (Ankara) - Şöyle yapacağız Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Olabilir.

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Bakan gelecekmiş.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) - Biz soru-cevaplarda Sayın Bakanın gitmesi üzerine öyle bir uygulama yaptık, “60’a girelim.” diye ama Sayın Bakan geldiği zaman, Adalet Bakanı -ya da herhâlde gelecektir- ona yöneltecek sorularımız var. Ama benim de bir dakikalık bir talebim var izninizle.

BAŞKAN - Buyurun, açayım. Siz sisteme girin efendim, bir dakika süreyle size söz vereyim Sayın Gök.

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Korkut Özal’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Cumhuriyet gazetesine yöneltilen soruşturmayı yürüten savcının FETÖ adına açılan bir davada sanık olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan, öncelikle, Korkut Özal’ın vefatından dolayı tüm sevenlerine, herkese başsağlığı diliyor, Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Bakan, bütün devlet olanakları elinizde, bu bilgiyi hemen bizlerle paylaşmanızı sizden özellikle rica ediyorum. Lütfen, konu acildir, önemlidir. Bu konuyu, sorunu derhâl, bugün, şu anda çözelim.

Cumhuriyet gazetesine yöneltilen soruşturmayı yürüten savcı FETÖ adına açılan bir davada sanık mıdır? Bu kişi Murat İnan mıdır? Böyle, sanıklığı olduğu bir dava var mıdır? Bu konunun derhâl paylaşılmasında zaruret vardır. Cumhuriyete FETÖ suçlamasıyla bir gözaltı kararı veren, gazetecilerini gözaltına alan bu savcının bugün ortaya çıkan bu pozisyonunu lütfen bizimle paylaşır mısınız, bilgi verir misiniz? Çok acil olarak bunu sizlerden bekliyoruz Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

Sayın Bakan bilgi aldıktan sonra paylaşacak.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Arkadaşlar bilgi alsınlar, cevap vereyim.

BAŞKAN – Tamam Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemini geçiyoruz.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 60’a göre…

BAŞKAN - Sayın Tanal, 60’a göre buyurun bir dakika süre veriyorum size de.

25.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bilirkişilik müessesesiyle ilgili bazı bilgileri öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, -biraz önce tabii sorularımın arasında konuşma yaparken- tüzel kişiler bilirkişilik yapabiliyor bu tasarıya göre. Şu anda mesela Ağaoğlu şirketi, Cengiz Holding, onlar bilirkişilik yapacak mı? Türkiye'deki tüm davaların bilirkişiliği bu şirketlere verilirse… Bunu engelleyen bir yasa var mı? Yok. Bu konuda yani gerçekten bugüne kadar para kazanan şirketlerin yeni bir para kazanma alanı mı açılıyor?

İki: Bilirkişiler reddedilebilir mi?

Üç: Bilirkişiler taraflarla görüşebilir mi?

Dört: Adli tıp kararları bağlayıcı mı?

Beş: Bilirkişilerin sorumlulukları nelerdir?

Altı: Ceza davasındaki bilirkişiler hukuk davasındaki davalarda görevlendirilebilir mi?

Yedi: Kesinleşen yargı kararının dayanağı olan bilirkişi raporu bağlayıcı mıdır?

Sekiz: Tarafları farklı uyuşmazlıklarda emsal bilirkişi raporları kullanılabilir mi?

Bir başka soru…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ediyoruz.

Bu sorulara herhâlde yazılı cevap verilir ya da Sayın Bozdağ geldiğinde, müsait olduğunda, imkânlar dâhilinde cevaplandırır diye düşünüyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bilirkişilik Kanunu Tasarısı (1/687) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 388) (Devam)

BAŞKAN - Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinin (2)’nci fıkrasındaki "adli, idari ve askeri" ibaresinin kaldırılarak yerine "tüm" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                Baki Şimşek                                    Zihni Açba

                   Konya                                           Mersin                                          Sakarya

            Saffet Sancaklı                                Kamil Aydın

                  Kocaeli                                         Erzurum

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              İdris Baluken                             Meral Danış Beştaş                              Ferhat Encu

                Diyarbakır                                        Adana                                           Şırnak

            Behçet Yıldırım                              Mahmut Toğrul

                Adıyaman                                      Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 Sıra Sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                               Mehmet Gökdağ

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                        Gaziantep

              Kazım Arslan                         Bülent Yener Bektaşoğlu

                  Denizli                                         Giresun

"(3) Kanunlarda bilirkişilik hizmeti verebileceği öngörülen kurumlar ile tüm yargı mercilerinin talebi üzerine bilimsel ve teknik görüş bildiren kamu kurum ve kuruluşları bu Kanunun kapsamı dışındadır."

BAŞKAN – Komisyon son okuduğum önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önergesinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 1’inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki "yargı" ibaresinden önce "tüm" ibaresi eklenerek kanun metninin tüm yargı alanlarını kapsaması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Gerekçesini okutmuş olduğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinin (2)’nci fıkrasındaki "adli, idari ve askeri" ibaresinin kaldırılarak yerine "tüm" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, “bilirkişilik” gerçekten çok önemli bir kavram. Bilirkişilikle ilgili böyle ihtiyaç hasıl olan bir kanunu da görüşmek gerçekten çok elzem diye düşünüyoruz. Niye? Çünkü bilirkişilik bilgiye, bilime, tecrübeye müracaat etmedir. Biz bununla beraber gerçekten bilgiyi önceleyen, tecrübeyi önceleyen, inşallah, bir danışma formatı geliştirmeye çalışıyoruz. Peki, Adalet Bakanlığı bünyesindeki bir daireye bağlı olarak bunun işlerlik kazanması da tabii ki kâğıt üzerinde gerçekten büyük temennilerle arzuladığımız bir şey. Ama, biliyoruz ki gerçekten Batı’daki yerleşik demokrasilerde olduğu gibi bu kurumlar çok işlevsel kurumlardır. Niye? Çünkü erkler ayrımı çok nettir; yargı yasamadan, yasama yürütmeden oldukça mesafelidir, bu mesafe ne kadar açık olursa demokratik işleyiş o kadar sağlıklı olur.

Bu anlamda, bilirkişilik de gerçekten olması gereken bir yapıdır ama uygulama biraz farklı. Gerçekten, teori ile pratik arasındaki zıtlığı biz bu dönemde birazcık hissettik. Söylem ile eylem arasındaki zıtlığı fark ettik. Efendim, baktığımız zaman, ilim ile amel arasındaki farklılığı çok rahat bir şekilde gördük. Yani, kâğıt üzerinde zaman zaman çok güzel şeyler düşünüyoruz, çok güzel şeyler planlıyoruz ve yazıyoruz ama eyleme geldiğinde, maalesef, uygulamaya geldiğinde bundan çok uzakta kaldığımızı da Hükûmetin bugüne kadarki uygulamalarından edindiğimiz tecrübelerle görmüş bulunmaktayız.

Şimdi, bunlara çok tipik birkaç örnek vermek lazım: Böyle bir yapı, yani bilginin öncelenildiği, becerinin, yeteneğin… Çünkü, bilirkişide aradığımız 2 önemli vasıf var, gördüğüm kadarıyla, gerekçelerde de bahsediliyor: Bir, efendim, konudaki uzmanlığı; iki, teknik kapasitesi. Yani, uzmanlığı olan, teknik kapasitesi yüksek bir insanın hukuki bir mevzuda, hakemin ya da yargının karar veremediği noktalarda müdahale edip bilgi ve becerisini devreye soktuğu bir sistemden bahsediyoruz, çok güzel. Ama, bugüne kadar, heyhat, gördük ki efendim, HES projelerinde; efendim, kamulaştırma çalışmalarında, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı atamalarda; efendim, sendika önceleyen birtakım uygulamalarda maalesef bu kadar yetkili olmamalarına rağmen gerçekten bilirkişilik ya da bilgi, tecrübe, liyakatin çok da öncelendiğine tanıklık edemedik.

Şimdi, endişemiz ve korkumuz şudur: Bir bakanlık bünyesinde bir daireye bağlı olarak yani yine mesafesi hemen hemen kapanmış, yargı ile yürütmenin böyle bir kurumu nasıl işletebileceği konusundadır bizim endişelerimiz. Çünkü, gerçekten, hani “Yatan kardeşten biliyoruz.” misali, bugüne kadarki uygulamalarda gördük ki maalesef, tek taraflı, bilgiden, beceriden, uzmanlıktan öte, efendim, partililik, liyakat olmayan birtakım atamalarla bir taraftan kadrolaşmaya gidildiğini çok net bir şekilde görmekteyiz. İşte, TÜBİTAK’a yapılan atama çok tipik bir örnektir, rektör atamaları çok tipik örnektir. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde, bir sendikaya ait olmamak… Müdürlükten, makamdan, Millî Eğitim müdürlüğünden, şube müdürlüğünden ortaokul müdürlüklerine varana kadar görevden alınmalarına dahi neden olduğunu bizatihi gördük.

Dolayısıyla, evet, olması gereken bir kurum, olması gereken bir yapı ama kontrolünün siyasi erkin elinde değil, gerçekten liyakatin ön plana çıkarılıp uzmanlığın çok öncelendiği bir yapıya büründürülürse tekrar 15 Temmuzların arifesine geldiğimiz şartları -Allah korusun- bir daha yaşamamış oluruz diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, getirilen 388 sıra sayılı Kanun Tasarısı, aynı zamanda Adli Tıp Kurumuna dair düzenlemeleri de içeriyor. Tasarıyla getirilen düzenlemeler ne yazık ki Adli Tıp Kurumunun tarafsız, bağımsız bir şekilde bilimsellik ilkesine göre görevini yapmasına dair sorunları çözücü nitelikte değildir.

Değerli arkadaşlar, Adli Tıp Kurumunun bu durumunu, özellikle, Antep’te yaşanan bir olay üzerinden yaşanan sorunları tarafınıza aktarmak istiyorum.

Biliyorsunuz, 20 Ağustosta Gaziantep Şahinbey ilçesi Beybahçe Mahallesi’nde bir Kürt düğününe bir saldırı yaşandı. IŞİD saldırısında 57 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Bunların çoğu, 40 kadarı 18 yaş altıydı.

Değerli arkadaşlar, tüm yerel birimlerden sormamıza rağmen olayın failine ait herhangi bir doğrulama yokken Sayın Cumhurbaşkanı her fırsatta televizyona çıktığında olayın failinin 14 yaşında, üzerinde Messi forması olan bir çocuk olduğunu ifade ediyor. Ama bu bilgiyi Antep’teki ne soruşturmayı yürüten savcılık ne diğer makamlar doğrulamıyor. Sayın Cumhurbaşkanı gerçekten bu bilgiyi nereden almış bilmiyoruz.

İkincisi: Otopsilerin sağlıklı yapılmamasından kaynaklı olarak… İşte, Adli Tıp Kurumunun asıl sorunlarından bir tanesi bu çünkü bu otopsiler bağımsız kuruluşların gözetiminde yapılmadığı için 9 yaşındaki bir çocuğumuzun hâlâ cenazesi tespit edilebilmiş değil, çünkü aile ve Adli Tıp Kurumunun belirlemeleri çocuğun kimliğiyle uyuşmuyor. Ramazan Ayhan 9 yaşında. Önce yapılan otopside, Adli Tıp Kurumu otopsisi sonucunda DNA eşleşmesi sağlanamıyor. Ailesinin tarifine hiçbir şekilde uymayan bir cenaze gösteriliyor. Ailesi örneğin saçının kısa olduğunu ama gösterilen cenazenin uzun saçlı olduğunu söylüyor. Yine, çocuklarının doğuştan el ve ayak parmaklarının 6’şar olduğu ve iki yıl önce ameliyatla 6’ncı parmaklarının alındığı, dolayısıyla cenazesinde izin olması gerektiğini söylüyor ama gösterilen cenazede herhangi bir iz yok. Şimdi, bu otopsilerin bağımsız hukukçuların, tabiplerin de katılacağı bir ortamda yapılması en azından bu karmaşayı engelleyecektir, engellemelidir diye düşünüyoruz. Hâlâ o çocuğumuzun annesi gidip üzerine bir Fatiha okuyacağı bir mezara sahip değil ama ismini biliyoruz, Ramazan Ayhan 9 yaşında, o patlamada yaşamını yitirdi.

Bir diğer önemli nokta değerli arkadaşlar, bu patlama özgün bir patlama sanki çünkü IŞİD’in daha önce Gar Meydanı’ndaki, Suruç’taki, İstanbul Sultanahmet’teki, Adana’daki HDP binalarımıza saldırının, yine İstasyon Meydanı’ndaki saldırılarının failleri çok kısa bir sürede bulunmasına rağmen, maalesef Antep patlamasının -bugün tam iki buçuk ay, yetmiş beş gün geçti- hâlâ failiyle ilgili tek bir ilerleme yok. Bildiğimiz tek bir bilgi, var, o da Sayın Cumhurbaşkanının “14 yaşında, üzerinde Messi forması var.” cümlesinden öteye gitmiş bir durum söz konusu değil.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, Adli Tıp Kurumuyla ilgili olarak Tabipler Birliğinin bu tasarıya ilişkin önemli 3 noktada tavsiyesi var. Diyorlar ki: 1) Adli Tıp Kurumu Adalet Bakanlığına bağlı olmaktan çıkarılarak, Kurumun özerk, bilimsel, objektif ve güvenilir bir yapıya kavuşturulması için gerekli düzenlemeler yapılmalı. 2) Adli bilimlerin olmazsa olmaz kaynağı bilim insanlarından ve bilimsel incelemelerden Kurumun azami düzeyde yararlanmasını istiyorlar. 3) Bilirkişi ve bilirkişilik kurumlarının yeterlik ve yetkinliklerinin bağımsız kurumlar tarafından değerlendirilmesi, hukukun saygınlığı ve toplumun adalete güven duyması için önemlidir. ATK, mevcut işleyişi içinde âdeta tek başına hizmet vermekte ve denetimini de kendisi yapmaktadır.

Birçok sorun yaşanmaktadır. Yapılacak düzenlemeler bu sorunları çözücü nitelikte olmalıdır diye ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

Şimdi 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinin b) bendindeki “gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin” ibaresinin kaldırılarak yerine “gerçek kişi” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                Baki Şimşek                                    Zihni Açba

                   Konya                                           Mersin                                          Sakarya

            Mehmet Parsak                              Saffet Sancaklı                         Ahmet Selim Yurdakul

            Afyonkarahisar                                    Kocaeli                                          Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının b) ve e) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“b) Bilirkişi: Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek kişiyi,”

e) Temel eğitim: Kanunlarda yer alan esaslar ve Bakanlık tarafından belirlenen ilkeler kapsamında bilirkişilik faaliyeti öncesinde, sadece bilirkişilik mevzuatına dair verilen zorunlu eğitimi”

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

            Mehmet Gökdağ                       Bülent Yener Bektaşoğlu

                Gaziantep                                        Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 2-

a) Bilirkişi: Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek hukuk kişisini,

b) Bölge kurulu: Bilirkişilik bölge kurullarını,

c) Danışma Kurulu: Bilirkişilik Danışma Kurulunu,

ifade eder.”

              İdris Baluken                             Meral Danış Beştaş                              Ferhat Encu

                Diyarbakır                                        Adana                                           Şırnak

            Mahmut Toğrul                              Behçet Yıldırım

                Gaziantep                                      Adıyaman

BAŞKAN – Son okuttuğum önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İnşallah bu yasa tasarısı hakkıyla yerine getirilir, eksikler tamamlanır da milletimize hayırlı olur diye düşünüyorum. Üç dört aydır darbeyle yatıp darbeyle kalkıyoruz. Bu kitapçığı bile incelerken, yine, bu kitapçığa bile bir darbe yapılmış. Şimdi, bu yasa tasarısını bize, Meclise sunan Sayın Davutoğlu nerede? İşte, darbeyle bir yere gitti.

Şimdi, yine burada havale edildiği komisyonlar: Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu. Ben kendim Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun bir üyesiyim; bu, bize gelmedi.

Evet arkadaşlar, hep “Bu yasa komisyondan geçsin.” diyoruz ama meslek odalarının görüşü yok, bizim görüşümüz yok. Bilirkişilik çok önemlidir, hatta bu konuda bir hadis hatırlatacağım: “İşi ehline veriniz.” Ama nerede? Siz işi ehline değil de taraftarlarınıza, politikalarınıza ve saraya biat edenlere veriyorsunuz. “İşi ehline veriniz.” lafı çok çok önemlidir ama maalesef bu yapılmıyor.

Mesleğimle ilgili kısım var, Adli Tıpla ilgili, bir dahaki konuşmamda dile getireceğim.

Esası üzerinde görüşlerim şöyle: Olayın esası bilirkişilik müessesesi değildir. Tam bağımsız ve tarafsız bir yargı mekanizması ve tarafsızlığını, bağımsızlığının güvencesini yaratmadığınız bir yargı sistemiyle hangi alanı düzenlerseniz düzenleyin, görüntüyü kurtarmaktan öteye geçemeyecektir. Soyut gerekçelerle bugün yapılan tutuklamalara, el koymalara, gözaltılara bakıldığında, önüne “terör” kelimesi yazılarak somut bir gerekçe olmadan kişi hürriyeti, seçme, seçilme hakkı, mülkiyet hakkı açıkça ihlal edilmektedir. Avrupa Birliğinin, bilirkişilik müessesesi hakkında eleştirileri olduğu, birlikte bu bilirkişilik müessesesinin eleştirisine dair projelerin uygulandığı belirtilmekte ancak bu da mevcut Hükûmetin beyanları ve uygulamasıyla çelişir bir durum arz etmektedir.

Daha dün Cumhuriyet gazetesine yapılan baskına ve yazarların gözaltına alınmasına karşı çıkan Avrupa Birliğine bizim Başbakan diplomasi ağzıyla değil de mahalle kabadayısı jargonuyla, çok net bir şekilde Avrupa Birliğini önemsemediğini belirtmiştir. Bu noktalardaki eleştirilerin de dikkate alınmayacağını Hükûmet birinci ağızdan belirtmiştir. Bu nedenle, bu saatten sonra getirilen yasaları “Avrupa Birliği uyum süreci” adı altında Meclise getirmek burada mesai harcayan insanlarla dalga geçmek olur. Açıkça “Evrensel, demokratik kriterlere, halkın çıkarlarına değil, kendimize göre, işimize geldiği gibi yasal düzenlemeler yapıyoruz.” deyin, bizi de boş yere kandırmayın diyoruz.

Ben bu yasayı biraz da bilirkişileri kayıt altına alma ve beraberinde kontrol altına alma yasası olarak görüyorum. Görevi gereği bağımsız olması gereken bilirkişilerin Adalet Bakanlığına, yürütmeye bağlı olarak seçimi, sicili, ödenekleri belirlenecek. Bu şekilde bağımsız bir görev yapmaları mümkün değildir.

En basit, siyasi değil bir şey değil, özgürlükçü bir şey istemiyor; çevreyi, sadece çevreyi tahrip eden idarenin projelerine karşı, bilirkişilerin idareyle olan bağı düşünüldüğünde bu listelerde mevcut herhangi bir bilirkişinin olumsuz rapor vereceği kanaatinde değilim. Olumsuz rapor verdikleri zaman bunların güvencesi ne olacak?

Yine, yargının hâli göz önünde. Bilirkişi tayinine karar verecek, dosyanın bilirkişiye gönderilmesine karar verecek merciler ne kadar bağımsız? Bilirkişileri yürütmece kayıt altına alıp bağımsız olması gereken hâkimi yürütmenin belirleyeceği listeye mecbur bırakmak da bağımsızlığı ayrıca zaafa uğratacak bir durumdur.

Özel hukuk tüzel kişilerin bilirkişilik yapmasıyla bilirkişi çalıştıran şirketlere bir yol mu açılıyor? Yargıda yeni bir tür taşeron alan mı yaratılmaya çalışılıyor? Tek güdüsü, tek amacı kâr olan bu şirketler Hükümetten bağımsız karar verebilecek bir organizasyona gidebilecekler mi? Bu şirketlere bağımlı bir şekilde özgür ve tarafsız bir bilirkişilik kurumu gelişebilecek mi? Sanmıyorum.

Bilirkişi herhangi bir meslek alanında özel ve teknik bilgisi olan kişinin o alandaki ve o konuya has görüş ve düşünceleridir, yoksa bilirkişi bir meslek grubu değildir. Bir meslek grubuymuş gibi yapılan düzenlemenin esası da içinde olduğumuz siyasal ortam ve konjonktür gereği, bilirkişilerin kayıt altına alınarak kontrol edilmesi, bir dönem sonra ise bu baskıcı ortamda yönlendirilmesidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) ve (e) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“b) Bilirkişi: Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek kişiyi,”

e) Temel eğitim: Kanunlarda yer alan esaslar ve Bakanlık tarafından belirlenen ilkeler kapsamında bilirkişilik faaliyeti öncesinde, sadece bilirkişilik mevzuatına dair verilen zorunlu eğitimi”

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Kazım Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Tabii, bu maddede daha çok tanımlar var. Bu tanımların başlıkları verilmiş, tarifleri yapılmış, onun üzerinde çok fazla durmayacağım çünkü her şey açıkça ortada.

Ama, bu yasanın getiriliş biçimiyle yapılışı, aynı zamanda kuruluşların yeninden oluşturulması ve siyasi bir erke bağlanacak biçimde dairenin oluşturulması suretiyle siyasi baskıların ve inisiyatifin bu bilirkişiler üzerinde sürdürüleceğini açıklıkla eleştirmek istiyorum.

Şimdi, bilirkişinin vereceği raporlar çok önemli, birçok hâkimin temel kararlarının özünü teşkil etmektedir. Hakîmin adil kararı için altyapısını oluşturacak bu bilirkişi raporlarının tarafsız, bilen bir uzman kişi tarafından, hiçbir siyasi baskı ve inisiyatif altında kalmadan açıklıkla olaya uygun bir şekilde verilmesi esastır. Şimdi, gelecek bu düzenlemeyle birçok hataların ve bu hatalarla birlikte verilecek kararların ortaya çıkacağını belirtmek istiyorum.

Şimdi, mevcut düzenlemelerde ve uygulamada bilirkişiliğin düzensiz olarak işlediği ve belli standartlara kavuşturulması gerektiği de açıktır. Böylesi bir kanun düzenlemesine ihtiyaç olduğuna göre bilirkişinin AB standartlarına uygun, aynı zamanda da ihtiyaçlarımıza cevap verebilecek bir nitelikte olmasının da esas alınması bir gerçektir.

Şimdi, geldiğimiz noktaya bakarsak, bilirkişilik müessesesinin önemiyle birlikte, yargı kararlarının tarafsızca, bağımsızca verilmesi de esastır. Bugün yapılan yargılamalarda gerçekten kararlar tarafsızca veriliyor mu, bunu maalesef göremiyoruz. 2007’den sonra FETÖ terör örgütünün inisiyatifiyle verilen ve birçok haksız kararların ortaya çıkmasına neden olan, haksız tutuklamalara neden olan kararlar verilmiş, Türkiye bu konuda, Türk halkı bu konuda, birçok aydın, birçok asker, gazeteci bu konuda çok büyük bir mağduriyet yaşamıştır. Geldiğimiz noktada bu sefer de siyasi iktidarın inisiyatifiyle yürütülen bir yargıyı görmekteyiz.

Arkadaşlar, eğer bu böyle giderse, her siyasi iktidar, her bir terör örgütünün inisiyatifiyle yürütülen bir yargı durumu ortaya çıkacak ve yürütülecek olursa Türkiye’de gerçekten yargıya güven yok olur. Nitekim o noktaya geldiğini de söylemek istiyorum. Eğer yargıç, tarafsızca kanunlara, hukuka ve vicdanına bağlı olarak kararını veremiyorsa belirli etkiler altında kalarak bu kararı veriyorsa kamu vicdanını rahatlatması kesinlikle mümkün değildir. Onun için, bilirkişilik müessesesinin özellikle evrensel değerlere uygun olarak hazırlanması ve bu değerler çerçevesinde de topluma sunulması gerekmektedir. Bu nedenle tespit ettiğim bazı eksiklikleri dile getirmek istiyorum ve düzeltilmesini istiyorum. Bilirkişilik kurumunun ticarileşmesi kesinlikle önlenmelidir. Gerçek kişilerin bilirkişilik yapacağı bir müessese oturtulmalıdır. Tüzel kişilere eğer bilirkişilik verilir ise bu sefer sorumluluk maalesef ortada kalacaktır.

Bilirkişiler, siyasi baskılardan uzak tutulmalıdır. Bilirkişilik, ihtiyacının bulunduğu alanlarda görev almış olan insanlara verilmelidir ve gerçek anlamda, davanın özüne ve esasına uygun raporlar ortaya çıkarılmalıdır diyorum, hepinizi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinin (b) bendindeki “gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin” ibaresinin kaldırılarak yerine “gerçek kişi” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uzmanlık, özel bilgiyi ve teknik bilgiyi gerektiren hâllerde başvurulacağı belirtilen bilirkişilerin bu tanıma göre gerçek kişi olması gerekmektedir. Yine, 3’üncü maddede belirtilen görevi bizzat yerine getirme, sır saklama gibi kavramlar ancak gerçek kişiler bakımından mümkündür. Uzmanlığına, özel ve teknik bilgisine başvurulan, bu bilgiler kapsamında görevini yerine getiren ve başkasına devredemeyen bilirkişinin özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılması bilirkişilerde aranan şartlarla uyumlu olmayacaktır. Madde değişikliğiyle bu uyumsuzluğun giderilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (7)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Bununla birlikte raporun teknik eksikliklerinin giderilmesinde açıkça yetersiz olduğu durumlarda ilave rapor istenilebilir.”

            Mustafa Kalaycı                                Baki Şimşek                                    Zihni Açba

                   Konya                                           Mersin                                          Sakarya

       Ahmet Selim Yurdakul                         Saffet Sancaklı                               Mehmet Parsak

                  Antalya                                         Kocaeli                                    Afyonkarahisar

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (7)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

            Behçet Yıldırım                                Mizgin Irgat                              Meral Danış Beştaş

                Adıyaman                                         Bitlis                                            Adana

“(7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Ancak rapor ile giderilemeyen eksik bazı hususların bulunması, tarafların rapora itirazlarının bilirkişice değerlendirilmesi gibi hususlarda ilgili makamca gerekçesi belirtilmek suretiyle ek rapor alınmasına karar verilebilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (1), (3), (7) ve (8)’inci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

            Mehmet Gökdağ                       Bülent Yener Bektaşoğlu                   Fatma Kaplan Hürriyet

                Gaziantep                                        Giresun                                         Kocaeli

"(1) Bilirkişi, görevini yasalar çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir."

"(3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye ancak gerekçesi belirtilmek suretiyle zaruri durumlarda başvurulabilir. Hakimlik makamı bilirkişi tayinini iş yükü, dava mahiyeti ve mağduriyetleri dikkate alarak yapar."

"(7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Eksiklik tespiti, ihtilaf ve itiraz durumlarında bilirkişi raporu, gerekçesi belirtilmek suretiyle yenilenebilir."

"(8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi veya bu Sisteme entegre bilişim sistemleri ya da yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye ancak gerekçesi belirtilmek suretiyle zaruri durumlarda başvurulabilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet.

Buyurun Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 388 sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi hakkında verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Adalet sisteminde bilirkişiler yargılamanın olmazsa olmaz unsurlarındandır. Bilirkişilikle ilgili var olan sorunlar sadece bilirkişilerden değil, sistemsel sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bilirkişiler, hâkimin adil bir karar verebilmesi için neredeyse anahtar konumundadır. İşte, bu hususta yapılabilecek en küçük hata bile halkın gözünden düşen yargı sistemini iyiden iyiye ayaklar altına alabilecek durumdadır. Bu sebeple, bilirkişiler yargıya olan güvende de önemli bir konuma sahiptir değerli arkadaşlar.

Bilirkişilik göreviyle ilgili sıkıntıların Meclise sunulan ve şu anda üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısıyla çözümü ve belirli bir standarda kavuşturulması kesinlikle elzemdir. Tam da burada sormak gerekiyor: Toplumsal fayda mı, siyasal çıkar mı? Bu sorular çerçevesinde, bu düzenlemeler yeni sorun alanı hâline asla gelmemelidir. İlgili kanun tasarısının 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında bilirkişinin görevini yerine getirirken dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olması gereğinin altı çizilmektedir.

Yine, 3’üncü maddenin (3)’üncü fıkrasında yer verildiği şekliyle, “Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” ifadesi maalesef reel durum göz önünde bulundurulmadan tasarlanmıştır. Eğer hâkimlerimiz hukuki hesaplamaları kendileri yapmak durumunda kalacaklarsa yargı personelinin iş gücü daha da artmış olacaktır. Ama “Biz hukukçu bilirkişi istemiyoruz.” dersek zaten Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda hukukçu bilirkişi yasağı vardır. Ancak, gelin görün ki bu yasak hiçbir şekilde yargı alanında uygulanmamaktadır. Hukukçu bilirkişiliğin önüne geçmek için, ilk olarak hâkimlik müessesesinin iş yükü gibi birçok sorunu hakkında geliştirilmesi gerekmektedir diye düşünüyoruz.

Yine, tasarının 3’üncü maddesinin (5)’inci fıkrasında bilirkişiler için gizlilik yükümlülüğü getirilmektedir ancak bilirkişinin bu yükümlülüğü ihlal ettiği takdirde ne olacağı, nasıl bir cezai hüküm ve sorumlulukla karşı karşıya kalacağı, yaptırım nedir, maalesef belirsiz bırakılmıştır.

Aynı maddenin (7)’nci fıkrasında, aynı konuda bir kez rapor alınması esas olarak belirlenmiştir ancak her bilirkişi raporunun bir de istisnası bulunmaktadır. Şayet hâkim, bir davada istediği bilirkişi raporunun yetersiz olduğu kanaatine varırsa ikinci raporu hangi yasal şartlara dayanarak isteyecektir, bu husus bu tasarıda belirsiz bırakılmıştır. Oysaki mevcut yargılama koşulları içerisinde hâkimlerimiz, önüne istenilen seviyede bir rapor gelmediğinde ikinci bir bilirkişi raporu isteyebilmektedir. Bizim bu tasarıda bilirkişi sistemini yeniden yaratmamıza gerek yoktur, zaten bilirkişilikte sorunlar ortadadır. Bizim yapmamız gereken, bu sorunları ortadan kaldıracak pratik çözümleri bu tasarıyla birlikte getirmektir.

Bu tasarının bu haliyle kanunlaşması hâlinde, ileride, bilirkişiler için yeni tasarılar hakkında yine burada konuşuyor olacağımızı düşünüyorum. Nasıl ki eğitim sistemi 4+4+4 gibi hilkat garibesi bir sistemle yapboz tahtası hâline döndüyse yargımızın anahtarı durumunda olan bilirkişilik müessesenin de bu duruma düşme ihtimali vardır.

Tasarının mevcut sorunlara çözüm olmayacağı gibi yeni sorunlar yaratarak yeni çözüm ihtiyaçlarının doğmasına neden olacak eksiklikler taşıdığı açıktır değerli arkadaşlar. Yargılama sistemini olumsuz etkileyecek ve uygulamada sıkıntı yaratacak -bu tasarıda- belirttiğimiz hususlar giderilmeden bu tasarının yasalaşması hem bilirkişilik müessesesini hem de yargımızı maalesef belirsizliklere sürüklemesi muhtemel durumlar içermektedir.

Bu sebeple, bu eksiklikler giderilmeden bu tasarının yasalaşması yargıda tekrar daha ciddi problemlere, problem çözmekten öte daha ciddi problemlere yol açacağı aşikârdır ve bu hâliyle yasalaşmaması gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (7)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

“(7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Ancak rapor ile giderilemeyen eksik bazı hususların bulunması, tarafların rapora itirazlarının bilirkişice değerlendirilmesi gibi hususlarda ilgili makamca gerekçesi belirtilmek suretiyle ek rapor alınmasına karar verilebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’yla ilgili yirmi dakikalık bir konuşma yapmıştım, oraya atıfta bulunuyorum, başka bir konuda düşüncelerimizi paylaşmak istiyorum. Çünkü, arkadaşlarımla da bu konuda geniş eleştirilerimizi ve muhalefet şerhlerimizi sunduk.

Değerli arkadaşlar, bu Meclis kürsüsünde olmasa bile sıklıkla ifade ettiğimiz yargının siyasallaştığını ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, şu anda çok ciddi gözaltı ve tutuklama operasyonlarının olduğunu ifade ediyoruz. Fakat, maalesef, bu operasyonlar aralıksız, sistematik ve hedefe odaklı bir şekilde devam ettiriliyor.

Şu anda partimizin, Halkların Demokratik Partisinin ilk tutuklanan Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Hüseyin Yılmaz, şu anda Diyarbakır Cezaevinde. Yine, en genç Merkez Yürütme Kurulu Üyemiz Atiye Eren, geçen hafta tutuklandı, o da Ankara’da tutuklandı. Diğer bir Merkez Yürütme Kurulu Üyemiz Alp Altınörs Tokat Cezaevinde, 10 Ekim katliamında yaşamını yitiren bir barış şehidinin cenaze törenine katıldığı için tutuklandı; 3 kişi. Mahmut Çelik, yine Merkez Yürütme Kurulu Üyemiz, şu anda Urfa’da gözaltına alındı ve hâlâ gözaltı işlemi devam ediyor. Merkez Yürütme Kurulundan bilerek başladım ve bu il ve ilçelere yönelik il, ilçe eş başkanlarından başlayarak belediye eş başkanlarına varıncaya değin merkezî bir kararla, tıpkı 2009’da olduğu gibi, sistematik bir şekilde devam ettiriliyor. Size sadece örnek olarak verebilirim çünkü bu örneklerin hepsini saymaya kalkarsam ne süremiz yeter ne de böyle bir yola başvurma niyetinde değilim.

Değerli arkadaşlar, 11 Ekim 2016 tarihinde yani yirmi üç gün önce Diyarbakır’da bütün HDP ve DBP il, ilçe örgütleri basıldı bir gece yarısı ve 57 arkadaşımız gözaltına alındı. Bunların içinde Cebbar Leygara, HDP il Eş Başkanı; Gülşen Özer, HDP il Eş Başkanı; Hafize İpek, DBP il Eş Başkanı; HDP Kayapınar ilçe Eş Başkanı Abbas Ercan, HDP Yenişehir Eş Başkanı Belgin Diken… Neredeler biliyor musunuz? Hâlâ gözaltındalar. Yirmi üç gündür Diyarbakır’da bir spor salonunda, kendilerine şu ana kadar, bu konuşmayı yaptığım saate kadar hiçbir soru sorulmadan spor salonunda tutuluyorlar, otuz günün tamamlanması gerekiyor.

Tabii, bu operasyonun başka bir anlamı da var: 11 Ekimden sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanları yakalandı; gözaltına alındılar, tutuklandılar, kayyum atandı ve bunlar hâlâ gözaltında bu süre zarfında. Amaç ne? Siyaseten Diyarbakır’daki tepkiyi azaltmak, tepkisizleştirmek; il, ilçe örgütlerinin alana çıkmasını, TOMA’larla, gazlarla, başka yöntemlerle birlikte il, ilçe örgütü ve yöneticilerinin de buna demokratik tepkisini göstermesini engellemek.

Yine, diğer il ve ilçelerimizde her gün ama her gün, her sabah bir il ya da ilçe örgütümüzün ya bütün yönetimi ya 3 kişi ya 5 kişi ya 10 kişi tutuklanıyor diye haberleriyle uyanıyoruz. Hiç kimse bize, özellikle iktidar partisine söylemek istiyorum, “Bunlar yargı faaliyetidir.” demesin. Lütfen kendilerini de kandırmasınlar. Bu bir yargı faaliyeti falan değil, bu bir siyasi karardır. HDP’ye yönelik bizimle rekabet edemeyen, bizim sözlerimize cevap veremeyen, bizim eleştirilerimize yanıt olamayan iktidar partisi, bizim il ve ilçe örgütlerimize, il, ilçe eş başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza yargı silahını kullanarak -maalesef, yargı da bir enstrümana dönüştürüldü- etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Ama, kötü bir haber vereyim, emin olun, bu gözaltı operasyonları halkta tam tersine bir etki yaratıyor. Şu anda Diyarbakır halkı, il, ilçe eş başkanlarının yirmi üç gündür gözaltında olmasına gitgide öfke biriktiriyor ve herkes buna öfkeleniyor ve bunlar AKP’li falan olmuyor, bunlar iktidarı falan desteklemiyor. Bizi zayıflatmaksa niyetiniz bundan vazgeçin. Bizi gerçekten zayıflatabileceğiniz bir yöntem değildir bu.

Bu, sadece iktidarın âcizliğini ve yöntemde sıkıntısını gösterir diyorum ve teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (7)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Bununla birlikte raporun teknik eksikliklerinin giderilmesinde açıkça yetersiz olduğu durumlarda ilave rapor istenilebilir.”

Mehmet Parsak (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanun Tasarısının 3’üncü maddesine dair verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Söz aldığımız önergeyle ilgili açıklamalarımıza geçmeden önce bir gönül borcumu daha yerine getirmek isterim. 22 Temmuz 2015 yılından bu yana Afyonkarahisar’ımızın onlarca şehitlerinden 2’sini daha dün toprağa verdik. Birisi Çay Karacaören beldemizden, birisi de Bolvadin ilçemizden. Her 2 şehidimize de Yüce Allah’tan rahmet diliyorum, aziz Türk milletine başsağlığı diliyorum ve bu şehitliklerin artık bir son bulmasını canıgönülden temenni ettiğimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu önemli yasa tasarı yani Bilirkişilik Kanunu Tasarısı, gerçekten, özellikle de avukatlık mesleğinden geçen pek çok milletvekili arkadaşımın da bildiği gibi, hukukun en önemli sorun alanlarından birisini oluşturmaktadır ve bu kapsamda bizim burada beş dakikalık bir süre içerisinde ifade edebileceğimizden çok daha geniş bir meseledir. Nitekim, bu çerçevede şimdiye kadar konuşan tüm hatipler, özellikle de hem geneli üzerinde hem de birinci bölüm üzerinde söz alan Milliyetçi Hareket Partili hatipler tarafından bizim çerçevemizde konunun önemsenen tarafları ve bizim yaklaşımlarımız, Milliyetçi Hareket Partisinin yaklaşımları ifade edilmiştir. Ben burada sadece söz aldığımız bu 3’üncü maddedeki önergemiz çerçevesinde dikkatinizi çekmek suretiyle yaklaşımlarımızı ortaya koymak istiyorum ve bu konuda usulle ilgili de bir hususa atıfta bulunmak istiyorum. Bundan birkaç saat önce Genel Kurulda, bence, çok kıymetli tartışmalar yürütüldü ve AKP Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş –sataşmak için söylemiyorum, bir hatırlatma kabilinden ifade edeceğim- dedi ki: “Burada bizden önce söz alan hatipler konunun esasına yönelik, konuyla ilgili şeyler söyleseler de biz de bunları dinlesek, bunlardan kabul ettiklerimizi dikkate alsak, bunları kabul etsek, bunları düzeltsek tıpkı komisyonlarda olduğu gibi, ikna olmadığımız hususlarda da tabii ki kendi takdirimize göre oy kullansak.” Şimdi, tam da öyle bir önergeden söz ediyoruz. Görüşmekte olduğumuz tasarının 3’üncü maddesinin (7)’nci fıkrası aynen şu şekilde: Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Bizim de önergemiz, bunun kalması ve buna ek olarak, bununla birlikte “Raporun teknik eksikliklerinin giderilmesinde açıkça yetersiz olduğu durumlarda ilave rapor istenebilir.” şeklinde. Yani bu gayet açık, gayet makul, gayet mantıklı, kabul edilmesi gereken bir önerge. Gerçekten biz de istiyoruz ki raporlar bir defada hükme esas alınabilir mahiyette çıksın, yargılama uzamadan adil bir yargılamaya katkı sağlasın, mahkemeler de bunları esas almak suretiyle hüküm tesis etsin ama uygulamadaki pek çok zorluğu, pek çok sıkıntıyı da biliyoruz ki, kimi önemli dosyalar başta olmak üzere, kimi kapsamlı dosyalar başta olmak üzere pek çok dosyada o raporlar hükme esas alınabilir nitelikte, kalitede çıkmayabiliyor. E, biz, şimdi, bilirkişilik müessesesiyle ilgili bir kanun tasarısı getirdik ve bunu çıkarmak suretiyle uygulamadaki aksaklıkları, eksiklikleri giderelim istiyoruz. Bu yönde de böyle bir yaklaşım söz konusu. Eğer bizim önergemiz kabul edilirse, endişe etmeyin, mahkemeler birden fazla rapor alınmasını bir alışkanlık hâline getirmeyecekler. Mahkemeler, gene, tıpkı burada ifade edildiği gibi, bir kere rapor alınmasının esas olduğu gerçeğinden hareket edecekler. Ama ihtiyaç gördüklerinde, eğer önergemiz kabul edilirse, teknik eksiklikler bulunduğunda yeniden rapor alınmasını böylelikle temin edebilecekler. Biz de kanun koyucu olarak uygulamaya doğru yön vermiş olacağız ve buradaki uygulama adaletle alakalı. Adalet de mülkün temeli olduğuna göre en fazla önemsenmesi gereken bir uygulamadan söz ediyoruz. Dolayısıyla, gelin, bu defa bir değişiklik yapalım, şimdiye kadar olduğu gibi önergelerimizi bu noktada kabul etmeme noktasında değerlendirmeyelim.

Ben, bu düşüncelerle önergemizin kabul edilmesini yüce Meclisten talep ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Evet, madde üzerinde konuşunca, böyle kabul edilen önergelerimiz oluyor arkadaşlar, ona göre.

İkna ettiniz demek ki Sayın Parsak. Teşekkür ediyoruz.

4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır; okutuyorum, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 Sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 4. Maddesinin 3. fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Kurul kendi arasından müsteşara yardımcı olmak üzere üç yardımcı seçer.”

            Mustafa Kalaycı                                Baki Şimşek                                    Zihni Açba

                   Konya                                           Mersin                                          Sakarya

       Ahmet Selim Yurdakul                         Saffet Sancaklı                               Mehmet Parsak

                  Antalya                                         Kocaeli                                    Afyonkarahisar

          Emin Haluk Ayhan

                  Denizli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 4 üncü maddesinin 1 ve 7’nci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                          Mehmet Gökdağ                               Tahsin Tarhan

                 Eskişehir                                      Gaziantep                                        Kocaeli

              Kazım Arslan                         Bülent Yener Bektaşoğlu                Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                  Denizli                                         Giresun                                           Bursa

"(1) Bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Bilirkişilik Danışma Üst Kurulu kurulmuştur."

(7) Danışma Üst Kurulu, ayda bir defa toplanır. Başkan gerekli gördüğü hallerde Danışma Üst Kurulunu her zaman toplantıya çağırabilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının a, c, ç, ı, i bentlerinin çıkarılmasını, c bendinden sonra gelmek üzere ç bendinin eklenmesini, 3’üncü ve 4’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

             Ayhan Bilgen                                  Mizgin Irgat                                Behçet Yıldırım

                    Kars                                             Bitlis                                         Adıyaman

ç) Sayıştay Başkanlığı tarafından seçilecek bir kişi,

3) Danışma Kurulu, başkanını ve yardımcısını kendi içerisinden seçer. Başkan, Danışma Kurulunu temsil eder ve Kurul toplantılarının gündemini belirler.

4) İkinci fıkranın (b) bendinde yer alan üye dışındaki Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görev süresi dolan üyeler yeniden seçilebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kars Milletvekili Ayhan Bilgen.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilirkişi Danışma Kurulunun öneride bulunmak dışında ve başkanın temsili dışında bir yetkisi gözükmüyor, metinde başka bir yetki yok. Ama, aslında öneride bulunmak dışında yetkisi olmayan bir kurulun bile kendi başkanını seçebileceğine dair bir güven taşımıyoruz, başkanı baştan belirliyoruz. Bunu, neredeyse, burada oluşturulan, kurulmasıyla ilgili yasa çıkarılan bütün düzenlemeler için aynı mantıkla yaptık.

Şimdi, HSYK içerisinde bulunan Adalet Bakanlığı Müsteşarı aynı zamanda bu kurulun da Başkanı olacak ve tırnak içerisinde “öneride” bulunacak ve yargı üzerinde herhangi bir etkileyici işlevi olmayacak; bir kere organik olarak bu mümkün değil. Dolayısıyla, yani bu kurulları oluştururken biz yaptık oldu mantığıyla hareket etmeye devam edersek evet bir prosedürü tamamlarız ama bunun uluslararası arenada hiçbir karşılığı olmaz.

Bugün Dilekçe ve İnsan Hakları Karma Komisyonunda kamu denetçileriyle ilgili isimler belirlendi. Ben yıllarca bu alanda çalışan birisiyim, aranızda da insan hakları alanında çalışan isimler var. Bu ülkede geçmişte, sizin iktidarınızın ilk yıllarında da böyle kurullar oluşturulurken kamuoyunda, toplumda bu alanda çalışmalarıyla bilinen, tanınan, saygın, itibarlı isimlere teklif götürülürdü o kurulun itibarı olsun diye. Uluslararası arenada bir kurulu meşru kılan sadece kuralları değildir, sadece mevzuatı değildir aynı zamanda aslında oradaki kişilerin gerçekten bu işi yapabilecek ehliyette, liyakatte olduğuna dair bir kanaattir. İsterseniz açın CV’lere bakın, seçilen arkadaşlarla ilgili asla kişisel bir önyargıyla bunu söylemiyorum ama hepimizin bildiği bu alanda çalışmalarıyla nam salmış, isim yapmış hem de sizin partinizden başka isimler olmasına rağmen bilerek başka isimler seçiliyor.

Ee, şimdi, hani bu tablo aslında bir fıkra anlatmayı zorunlu kılıyor. Gecenin bu saatinde bu kadar dinleyici bulunca ben bir fıkrayla sözlerimi tamamlayacağım.

Değerli arkadaşlar, bir trende 4-5 genç bir oyun oynamaya karar vermişler ve aynı kompartımanda oturan bir yaşlı köylüyü oyuna getirmek için o bildiğiniz el frenini böyle iki elleriyle falan çekmeye çalışmışlar, zorlamışlar, çekemiyormuş gibi bir görüntü oluşturmuşlar; sırayla her biri denemiş çekememiş. Gençler dışarı çıktıktan sonra yaşlı köylü tutmuş el frenini çekmiş. Kondüktör gelmiş, demiş ki: “Kim çekti?” Köylü demiş ki: “Ben çektim, hem de tek elimle yaptım.” Şimdi, bütün bu olup bitenler bir süre sonra dönüp “Biz yaptık, hem de tek başımıza yaptık.” diyebileceğiniz şeyler değil.

Bir sürü örnek var söylenecek ama, biraz önce medyaya düştü, bir sürü televizyon kanalıyla ilgili, işte, mesela dünyadaki 14 tane saygın, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü alanında çalışan kuruluş ortak deklarasyon yayımladılar Türkiye’de gazetecilerin durumuyla ilgili, kapatılan gazeteler, tutuklanan gazetecilerle ilgili. Avrupa Parlamentosu, gazetecilerin tutuklanması dolayısıyla vize serbestliğinin 2018’e kalabileceğiyle ilgili açıklama yaptı. Şimdi, bunlar “Biz takmıyoruz, dinlemiyoruz, önemsemiyoruz.” falan denilecek şeyler değil; bütün ülkeyi ilgilendiriyorsa bütün ülkenin beklentisini, kaygısını dikkate alan bir siyaset yürütmek zorundasınız.

Hepsini geçtik, yani Cumhuriyet’i, diğer televizyonları, her şeyi geçtik, biraz önce sosyal medyaya Kudüs TV’nin de RTÜK tarafından kapatılabileceğine dair ya da yayınının durdurulabileceğine dair bir haber düştü. Umarız yanlış çıkar.

Şimdi, Cumhuriyet gazetesini hem FET֒yle hem Kürt silahlı hareketiyle birlikte ilişkilendiren bir savcı anlayışı var. Şimdi, Kudüs TV’yi neyle bağlantılandıracaksınız, hangi terör örgütüyle? Vallahi, güncel olarak benim aklıma gelen tek şey Haşdi Şabi’yle bağlantı kurmaktır. Yani “Telafer’e Şii milisler giriyor.” diye onların Türkiye’deki, gündemlerini, yaklaşımlarını savunan, taşıyan birkaç televizyon kanalı var, daha çok Caferilere, Şiilere hitap eden televizyon kanalları, onu da eğer bu yöntemle kapatırsanız, hani, dünyada terörle ilişkilenmemiş olduğumuz hiç kimse kalmayacak.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 4’üncü maddesinin (1) ve (7)’nci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa) ve arkadaşları

"(1) Bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Bilirkişilik Danışma Üst Kurulu kurulmuştur."

(7) Danışma Üst Kurulu, ayda bir defa toplanır. Başkan gerekli gördüğü hallerde Danışma Üst Kurulunu her zaman toplantıya çağırabilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu.

Buyurun Sayın Altaca Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum.

Bu Meclise geldiğimden beri birçok yasa çıkardık, hemen hemen birçoğunda da kurullar vardı ve o kurulların hepsi de yürütmeye bağlıydı. Düşünüyordum “Hakikaten ne kaldı yürütmeye bağlanmayan?” diye. Bu kanunun bu maddesiyle de bunu da tamamlamış oldunuz. Bundan sonraki süreçlerde de neleri bağlayacağınızı göreceğiz.

Şimdi, kanunun genel gerekçesinde yer alan bilgiler doğru, bizler de uygulamadan gelen hukukçular olarak bu sıkıntıları sıkça yaşadık, hepsini biliyoruz. Liyakatin olmaması, bilirkişiler nedeniyle uzayan davalar, sonra bu bilirkişilerin kendilerini hâkim yerine koyması, vesaire, hepsini biliyoruz. Evet, bunların değişmesi lazım. Bilirkişilik uygulaması bugünkü hâliyle tam bir garabet ama yargının zaten neresi doğru ki bilirkişilik kısmı da düzgün olsun.

Peki, çözüm nedir değerli arkadaşlar? Çözüm, öncelikle yargının siyasal iktidarın baskısı altından kurtarılmasıdır. Bütün bu sorunların çözümü de önce oradan geçmektedir.

Şimdi, mevcut yasa uygulanıyor mu değerli arkadaşlar? Çoğunuz hukukçusunuz, biliyorsunuz ki uygulanmıyor. O nedenle bu yasanın çıkarılması da bu sorunların çözümü için uygun ve yeterli olmayacaktır çünkü bu yasanın uygulanması da kuşkuludur. Bilirkişilik müessesesini düzeltelim ama değerli arkadaşlar, şu anda dosyaları bilirkişilere gönderecek hâkimler yok. Biliyor musunuz bilmiyorum ama şu anda mahkemelerin birçoğunda maalesef hâkim yok. Aylardır avukat arkadaşlarımız duruşma yüzü görmüyorlar. Avukat arkadaşlar duruşmaya gittiklerinde kendilerine “Mazeret ver, hâkim yok.” deniyor. Neden hâkim yok? On dört yıldır “cemaatçi” diye torpil yapıp aldığınız o hâkimlerin hepsini şimdi meslekten çıkarınca o kadar çok almışsınız ki mahkemeler hâkimsiz kaldı. Dolayısıyla, bilirkişiye gönderecek hâkim de yok zaten. Bu yasayı çıkarsanız ne olacak?

Evet, bilirkişiliğe ne zaman ihtiyaç duyuluyor? Hepimiz biliyoruz, teknik bilgi gerektiği zaman bilirkişiye ihtiyaç duyuluyor. Peki, bu teknik bilgi gerektiren alanı daraltmak mümkün mü? Yani dosyaların daha az bilirkişiye gitmesini sağlamak mümkün mü? Aslında önce buralardan başlamak gerekir.

Makul sürede yargılanma hakkı en temel adil yargılanma haklarından birisidir ve ülkemizin hem AİHM’de hem Anayasa Mahkemesinde en çok ihlal kararı verilen haklardan bir tanesidir. Bilirkişilik müessesesinin de bu makul sürede yargılanma süresini uzattığını çok iyi biliyoruz. Peki, bunun önüne nasıl geçeceğiz? Bunun önüne geçmek için öncelikle hukuk fakültelerini düzelteceğiz, öncelikle hukuk eğitimini düzelteceğiz, bakkal açar gibi hukuk fakültesi açmayacağız.

Şimdi, düşünün, hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş bir genç arkadaş, sınava giriyor, soruluyor falan, işte, “reis”le ilgili kendinize göre doğru cevap verilirse alınıyor, hâkim olarak atanıyor. Hiçbir uygulamayla ilgili bilgisi olmamış bu arkadaşın, genç arkadaşımızın önüne düşünün ki binlerce dosyayı koyuyorsunuz. Ne yapar bu arkadaş? Kendinizi onun yerine koyun. Elbette ki bilirkişiden medet umar. Bu hâliyle de gerekli gereksiz bütün dosyalar bilirkişilere gider ve o kanunun genel gerekçesinde bahsettiğiniz sorunlar bir sorun yumağına dönüşür maalesef.

Evet, bu kanunla hukukçu bilirkişiyle ilgili olarak; zaten mevcut hâliyle var, uygulanmıyor, yine engeller söz konusu ama bir de iş mahkemesi hâkimlerine sorun bakalım. Onlar buna ne diyorlar? Diyorlar ki: “Zaman aşımını bilmeyen, hukuku bilmeyen bir kişiye biz nasıl hesaplama yaptıracağız?” Bunun tekrar gözden geçirilmesi ve hukukçu arkadaşların devre dışı bırakılmaması gerekir.

Yine, bir diğer konu Sayın Tanal’ın söylediği şey bence çok önemli. 10’uncu maddedeki bilirkişilikle ilgili aranan özelliklerde TC vatandaşı olmak ve tüzel kişilerle ilgili ticaret siciline kayıt mutlaka ve mutlaka konulması gerekir. Zaten uluslararası hukuk bürolarını ülkemize açtınız. Bari bu yasayla ülkemiz uluslararası bilirkişi şirketlerinin istilasına uğramasın ve bizim vatandaşımız, bizim hukukçularımız burada emek sarf etsinler diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Üçüncü önergeyi okutuyorum, buyurun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Kurul kendi arasından müsteşara yardımcı olmak üzere üç yardımcı seçer.”

Emin Haluk Ayhan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Efendim, ikna edici bir konuşma bekliyoruz.

Buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Baştan büyük bir sorumluluk yüklediniz. Zaten daha önce AKP Grubu başkan vekili arkadaşımız hemen takdim cümlemize ambargo koydu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O ben değilim.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Zatıaliniz, evet efendim.

Şimdi, “388 sıra sayılı” demeyeceğim. Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bizim bu madde üzerindeki önergemizde görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere bir cümlenin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Bu cümlemiz nedir? “Kurul kendi arasından müsteşara yardımcı olmak üzere üç yardımcı seçer.” Biz bunu teklif ediyoruz. Gerekçemiz de şu: Müsteşarın görevlendireceği yardımcıların nasıl tespit edileceğine açıklık getirilmesi dileğiyle. Bizim bu önergemiz, kabul edilmeyecek bir önerge değil. Dolayısıyla, bu ifademizde, bu değişiklik önergemizde yüce heyetten destek talep ediyoruz. Yüce heyetin bunu bizden esirgemeyeceğini de biliyoruz.

Şimdi, tasarının genel gerekçesinde hukuki ihtilafların giderek arttığı, çeşitlendiği, karmaşık bir hâl aldığı, çözüm için teknik bilgi gerektiği belirtiliyor. Bilirkişiliğin bu nedenle yargıda önemli hâle geldiği de ifade ediliyor, yargı sisteminin işleyişine de katkı sağlanacağı söyleniyor. “Aksi hâlde hak kayıpları olacak.” deniyor. 4’üncü maddenin, gerekçesinde de bilirkişilik hizmetlerinin yürütülmesinde yaşanan sorunların çözülmesi gerektiği, bu nedenle Bilirkişilik Danışma Kurulunun oluşumu, üyelerin kaynağı, görev süresi, seçim yöntemi, çalışma usul ve esaslarının belirlendiği söyleniyor. Ayrıca, yüksek yargı organları, bölge adliye, bölge idare, ilk derece mahkemeleri, üniversiteler, Adli Tıp Kurumu, meslek odaları ve meslek birliklerinden üye seçilecek bir model sekretaryası da aynı yer daire başkanlığına veriliyor. Esasen, Bilirkişilik Danışma Kurulu düzenleniyor. Yapı ve görev itibarıyla bu kurul ilgili daire başkanlığının gerçekten gölgesinde kalacak. Bu nedenle kurulun işlevsel özelliği olmayacak. Geniş bir üye sayısı var. Yılda iki defa toplanıyor. Kurulun politika oluşturmada katkısı azalır. Dar ve aktif katılımlı bir yapı daha aktif olurdu, doğru olurdu ve katkı sağlardı. Adalet mekanizmasındaki problemlerin yığıldığını, çözüm için çağrı arandığını zaten bu hazırlanış biçimi mutlaka ne yapıyor? Gösteriyor.

Gerçekten, şimdi, ülkede adalet mekanizması yaralı, sıkıntılı. Kimseyi itham edip şu çalışma ortamını ne yapmak istemiyorum? Sıkıntıya sokmak istemiyorum. Ama siz, daha hemen yakın dönemde hâkim, savcı stokunuzun, personel sayınızın üçte 1’ini ne yapmışsınız? Dörtte 1’ini dışarı koymuşsunuz. Neden? Şu anda tam madde metni önümde değil, “terörist örgüt iş birliği” vesaire… Şimdi, bunların geçmişe yönelik verdiği kararlar ne olacak? Bu çok önemli. Kimler bundan bizar oldu, kimler bundan sıkıntı çekti, kim buna vesile oldu? Bunların ne yapılması lazım? Bilinmesi.

Vakit daraldı. Sayın Bakanım, bu, sizin altında imzanız olan 2007 yılı programı. Ben burada baktım, gerçekten, bu programda olması gereken tedbirler ne diye, meslekten ihraç edilenler ve edileceklerle ilgili hiçbir düzenleme öngörülmüyor. Bu sıkıntılı, keşke buraya girseydi. Buna herhâlde bütçede bir şekilde ne yapmak lazım? Bakmak lazım.

Bir diğeri: Almanya’da 23 hâkim 1.000 kişiye, bizde 11 hâkim, savcı… Bunların bağlı personeli orada 1 hâkim, savcıya 3 düşüyor, bizde düşüyor 4-5, neyse. İngiltere’de euro olarak ortalama miktar 38,1 euro kişi başına adli yardım, bizde sadece 1,3. Hakikaten garip gureba, fakir fukara bu düzende hakkını aramakta sıkıntı çekiyor.

Ben yüce heyeti saygıyla selamlıyorum ve önergemize destek vereceğini umut ediyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Komisyonun bir redaksiyon talebi var.

Buyurun Sayın Komisyon.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biraz evvel 3’üncü maddenin görüşmeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin 3’üncü maddenin 7’nci fıkrasının değiştirilmesiyle ilgili vermiş olduğu önerge Genel Kurul tarafından kabul edilmişti. Ancak, önergenin muhtevasında hiçbir değişiklik öngörmeksizin sadece kanundaki terim birliğinin temini ve daha iyi ifade ediliş tarzını geliştirmek için bu önergenin şu şekilde ifade edilmesini takdirlerinize sunmak istiyorum: “Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir.” şeklinde redakte edilmesini takdirlerinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Kanunun yazımı sırasında bu düzeltme talebi dikkate alınacaktır.

Şimdi, 5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasına “görevleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve yetkileri" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

              Mizgin Irgat                                Behçet Yıldırım

                   Bitlis                                         Adıyaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

            Mehmet Gökdağ                       Bülent Yener Bektaşoğlu                        Namık Havutça

                Gaziantep                                        Giresun                                        Balıkesir

"MADDE 5- (1) Bilirkişilik Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:

a) Bilirkişilik hizmetlerinin yürütülmesinde yaşanan sorunlar hakkında çözüm esaslarını belirlemek.

b) Daire Başkanlığının görev alanına giren konuları tayin etmek.

c) Daire Başkanlığının ve bölge kurullarının yıllık faaliyetlerini denetlemek.

ç) Bilirkişilik hizmetlerine ilişkin temel ve alt uzmanlık alanlarını tespit etmek.

d) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin sahip olması gereken nitelikleri belirlemek.

e) Bilirkişilerin, görevlerini yürütürken uymaları gereken etik ilkeleri belirlemek.

f) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeleri ve hazırlayacağı raporların standardını belirlemek.

g) Bilirkişilik temel eğitimine ilişkin usul ve esasları belirlemek, eğitim verecek eğitim ve öğretim kurumları ile diğer kurumların niteliklerini belirlemek ve bunlara izin vermek, bu kurum ve kuruşları listelemek ve elektronik ortamda yayımlamak. e) Alanlarındaki uzmanlıkları ve bilimsel yeterliliklerini dikkate alarak bilirkişilik temel eğitiminden veya listeye kaydolmaktan muaf tutulacaklara ilişkin usul ve esasları belirlemek.

ğ) Bilirkişilerin denetimine ve performansına ilişkin usul ve esasları belirlemek.

h) Bilirkişiliğe kabule ilişkin usul ve esasları belirlemek.

ı) Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesini belirlemek ve her yıl güncellemek.

i) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin aylık olarak bakacağı iş sayısını belirlemek.

j) Bilirkişi olarak hizmet verecek özel hukuk tüzel kişilerinin ve bu tüzel kişilik bünyesinde bilirkişi olarak çalışacak kişilerin taşıması gereken nitelikleri belirlemek.

k) Bilirkişiliğe kabul şartları bakımından 10 uncu maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde aranan asgari çalışma süresini, temel ve alt uzmanlık alanlarına göre artırmak.

l) Yıllık faaliyet raporunu ve izleyen yıl faaliyet planını hazırlamak.

m) Görev alanına giren konularda bilim komisyonları veya çalışma grupları oluşturmak.

n) Danışma Üst Kurulunun sekretarya hizmetini yürütmek.

o) Bilirkişilikle ilgili uygulamaları izlemek, sorunları tespit etmek ve bu sorunlara çözüm önerileri geliştirmek.

ö) Bilirkişilik alanında her türlü istatistiki veriyi toplamak ve bu alana ilişkin planlamaları yapmak.

p) Bilirkişilik sicilini ve listesini tutmak.

r) Bilirkişilikle ilgili yayınlar ile bilimsel çalışmaları teşvik etmek ve desteklemek.

s) Bilirkişiliğe ilişkin ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum ve panel gibi bilimsel organizasyonları düzenlemek veya desteklemek.

ş) Görev alanıyla ilgili kamu ya da özel kurum veya kuruluşlarla işbirliği yapmak.

t) Bilirkişilik listelerinden çıkarılanlar ile bilirkişilik yapmaktan yasaklananların listesini tutmak ve yayımlamak.

u) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Namık Havutça konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 5’inci madde üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde konuşuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında çok önemli bir sürece savruldu. Öncelikle bütün kamuoyunun merak ettiği, Kurtuluş Savaşı’nda bile bir kurşun sıkılmamış Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı gecede 7 kez bombalanmasının üst düzeydeki sorumluları kimlerdir? Bu bombalayan hainler nerededir, kimdir? Şu anda bunun sorumluları kimlerdir?

İkincisi: Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilli arkadaşlarımızla -ben de o gece geldim- birlikte buradaydık, başından beri bu hain darbe girişimine karşı bir duruş sergiledik. Genelkurmay Başkanı rehin alınıyor, Cumhurbaşkanının yaveri darbenin manifestosunu yazıyor, kuvvet komutanlarının hepsi rehin ama şu andaki fatura, sorumluların hesap vermesi yerine bu işle ilgisi olmayan birçok EĞİTİMSEN öğretmenini kanun hükmündeki… Düzeltiyorum, kıyım hakkındaki kararnameler, kıyım kararnameleri… Şimdi, bu nasıl bir süreçtir? Türkiye giderek hukuk devletinden uzaklaşan, dünyada saygınlığı demokratik özgürlükler anlamında kaybolan bir ülke hâline geliyor.

Sayın Bakan, bunlar benim görüşlerim değil. Bakın, Türkiye -rakam veriyorum sizlere- 2014 yılında basın özgürlüğünde -Freedom House’un yaptığı araştırma- 14 basamak gerilemiş, 134’üncü sıraya düşmüş; 2015 yılında 22 basamak gerilemiş, 156’ncı sıraya gelmiş. Yani, Angola’yla ve Orta Afrika ülkeleriyle, Irak’la birlikte şu anda Türkiye. Şimdi, bu görüntü nasıl geldi bu noktaya? Bakın, Türkiye bugün açık cezaevi hâline geldi. Ne kadar FET֒cü varsa Allah belasını versin, onda tereddüt yok ama kardeşim EĞİTİMSEN’li öğretmenin FET֒yle ne alakası var? Bir sürü arkadaşımızı -bugün “byLock” denilen bir uygulama çıktı, ne olduğunu kimse bilmiyor MİT’ten başta- ne kadar şey varsa at “byLock”un içine, yolla cezaevine.

Hâkimlerin, savcıların ayağı titriyor sayın milletvekilleri, ayağı titriyor. Dosyaya bakıyor savcı “Tutuklama istemesem kendime bakıyorum.” diyor, “Tutuklasam delillere bakıyorum.” diyor. Evet, ortada delil varsa bu süreçleri yaşatalım ama bakın bugün Türkiye yargısı, olmadığı şekilde ağır bir baskıyla karşı karşıya. Hâkimler, savcılar bugün… Avukat arkadaşlara soruyoruz, mahkemeler işlemiyor, hâkim yok, savcı yok. Tutuklanmış vatandaş, ayrı bir savcı, hâkim gözden geçiriyor, tutuklamanın devamına. Yani Türkiye böylesine hukuk devletinden giderek uzaklaşan bir garabetle karşı karşıya, hızla Türkiye'nin yargının bağımsız olmasını sağlayacak koşulları oluşturması gerekir. Bugün, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Türkiye'nin yargı bağımsızlığına inancı olan yok.

Hatırlayın, Fransa Dışişleri Bakanı geldi, bizim Dışişleri Bakanının yaptığı açıklama karşısında şunu söyledi. Bizim Türk Dışişleri Bakanı “Efendim, Fransa’da da bir yıldır OHAL devam ediyor.” dedi. Fransız Dışişleri Bakanı ne dedi: “Ama Sayın Bakan, Fransa’da bağımsız yargı var.” dedi. İşte, aradaki fark burada.

Şimdi, bu bilirkişilik müessesiyle, Türk yargı bağımsızlığıyla ilgili eleştirilerimizin bir benzeri getiriliyor burada. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna Adalet Bakanının etkisi var. Şimdiki bilirkişiler… Vatandaşın devletle, belediyeyle olan bir husumetinde idari yargıya gidecek vatandaş, o bilirkişi, Adalet Bakanlığının karar mercisi olarak emir verdiği, talimat verdiği bilirkişi nasıl bağımsız rapor yazacak? Yazabilir mi? Onun için, bilirkişilik kurumu bağımsız olmalı, etkisiz olmalı, siyasetin etkisinden uzak olmalı ve bunun koşulları sağlanmalı. Aksi hâlde, yargı bağımsızlığına ilişkin eleştirilerimizi bilirkişiyle de ilgili yapmaya devam edeceğiz. Çünkü siyasi iktidarın korkusu, baskısı, etkisi altında bağımsız bir bilirkişi müessesesi oluşturulamaz diyorum ve bunun bu şekilde düzeltilmesini talep ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra Sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasına “görevleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve yetkileri” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken konuşacaktır.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’yla ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım ancak genel bir değerlendirme yapmayı daha uygun buluyorum. Bu kanun tasarısıyla ilgili arkadaşlarımız zaman zaman buradan grubumuzun görüşlerini dile getiriyorlar.

Bu Mecliste maalesef, Meclisin çözüm gücünü ortaya konan yanlış tutumlarla ortadan kaldırmış olduk. Şu anda Türkiye’nin temel sorunlarıyla ilgili dışarıda çok yangısal bir süreç varken burada bu şekilde teknik düzenlemeleri içeren kanun tasarılarını görüşmekle de bu ülkenin hiçbir sorununu çözmeyeceğimizi hepimiz biliyoruz. Bizim burada bu saatlerde mesai yapmamızı gerektiren temel konuların, temel gündemlerin ülkenin temel sorunlarıyla ilgili gerçek yasal düzenlemeler olması gerekiyordu.

Bakın, bugün neredeyse Mecliste oturan her siyasi parti grubuna ait milletvekilleri birbirlerine neredeyse nefretle bakacak bir kutuplaşmayı, bir gerilimi yaşama durumuna geldiler. Böylesi bir ortamda buradan bir çözümün çıkması mümkün müdür? Oysaki bu ortamı bu Meclis kendi eliyle bilinçli bir şekilde yarattı. Ön yargılardan kurtularak burada farklı şekilde dile getirilen konularda hassasiyet gösterilmiş olsaydı bugün bu kaotik sürecin içerisinde olmayabilirdik.

Zamanı geriye çevirme imkânımız olsaydı kırılma noktasının İç Güvenlik Yasası’nın buradaki görüşmeleri olduğunu her birimiz anlayabilirdik. İç Güvenlik Yasası burada görüşülürken biz olması gerekenin demokratikleşme yasaları, demokratikleşme paketleri olması gerektiğini, güvenlik yasalarıyla bu ülkenin bir yere varamayacağını, kamu düzeni olarak ortaya konan gerekçelerde büyük yanılgılara düşüldüğünü defalarca ifade ettik. Güvenlik eksenli kafayla ya da politikayla kamu düzenini sağlamaya çalışırsanız ortada ne kamu düzeni kalır ne de herhangi bir düzen kalır diye çok ciddi uyarılarımız oldu. Ama maalesef o dönemin güvenlik politikalarında karar kılmış olanları, bir şekilde Hükûmeti ya da karar mercisi olanları ikna ettiler ve bu Mecliste çözüm süreci devam ederken demokratikleşme paketlerinin beklendiği anda vur emri, vur yetkisi bile içeren güvenlik yasaları getirildi ve maalesef kaos o günden bugüne arttı.

Bakın, şunu biliyoruz: Devlet içerisinde de AKP içerisinde de güvenlik eksenli düşünenler ile demokratikleşme eksenli düşünenler arasında büyük bir tartışma var. Yani alışılagelmiş, kamuoyunda şahin bakışına sahip olanlar ile güvercin bakışına sahip olanlar arasında ciddi bir tartışma olduğunu biliyoruz. Bu, parti içerisinde de biliyoruz, çözüm süreci içerisinde birlikte mesai yürüttüğümüz arkadaşlar var. Eminim ki o arkadaşların hiçbirisi de bugün ortaya çıkan bu tablodan memnun değillerdir. Ancak, sizin artık devlet içerisinde de parti içerisinde de bir tartışmayı tüketmeniz gerekiyor.

Yaklaşık iki yıldır, güvenlik yasası buraya geldiği günden itibaren ve Suruç katliamından sonra askerî operasyonlar devreye girdiği andan itibaren bu güvenlikçi kafaya sahip olanların sesi üzerinden bir politika yürütülüyor ve maalesef, onlar çözüm süreci boyunca da sırf bu güvenlik politikaları devreye girsin diye her toplantıya klasör klasör birtakım dosyalar hazırlayıp, süreci bozup bütün ülkeyi bir yangın yerine çeviren bu ortam için çaba harcadılar ve bakın geldiğimiz nokta. Ne oldu? Hadi bırakın memleketi ya da bizim söylemlerimizi, kendi açınızdan düşündüğünüzde bile bir darbe süreciyle karşı karşıya kaldınız. Artık masaya, kürsüye barış eksenli düşünenlerin, demokratikleşme eksenli düşünenlerin yumruğunu vurma zamanı geldi. Bu kafaya sahip olanların söylediklerini iki yıl boyunca yapıyoruz ama memleketi bırakın -dediğim gibi- kamu düzenini tam bir düzensizliğin, kaosun içerisine sürükledik diye o itirazların yükselmesi gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.

Anlatacak çok şey var ancak “iç politikada barış, dış politikada Kürtlerle ittifak” temelinde devam eden çözüm sürecinin sabote olması, çözüm sürecinin bitmesi bu ülkeye çok ağır faturalar getirdi. Buradan herhangi bir çıkış da göremiyoruz yani mevcut güvenlikçi yaklaşımlarla daha fazla kaosu bütün coğrafyaya taşıma dışında maalesef hiçbir çözüm seçeneği şu anda elimizde görünmüyor. Bir bölgedeki OHAL’i 81 ildeki OHAL’e çevirmişsek artık sizin de oturup şapkayı önünüze koymanız ve buna göre de, dediğim gibi, bu bakış açısını, demokratikleşme ve barış eksenindeki o bakış açısını yükseltmeniz gerekir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Gök, sisteme girmişsiniz, 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı yürüten savcının bir FETÖ davasının sanığı olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Benim aşağı yukarı bir saat önce sorduğum soru 2 bakan eskitti, umarım Sayın Bakan bu soruma… Çok basit bir soru soruyorum, Adalet Bakanlığının bütün bürokratları burada. Eğer bu sorum anında cevaplandırılamıyorsa çok ciddi bir sıkıntı var demektir. Sorum çok açık ve net, cevabı da çok basit, evet ya da hayır.

Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı yürüten ve gazetecilerin gözaltına alınması ve soruşturma olayının da başında bulunan savcı Murat İnam isimli bir kişi midir? Bu kişi şikâyetçi Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu şikâyetçiler tarafından Selam Tevhid davasının Yargıtay 16. Ceza Dairesinde görülen davasında 28 no.lu sanık mıdır yani bir FETÖ davasının sanığı mıdır? Bu FET֒cü olduğu ifade edilen kişi mi Cumhuriyet gazetesine dönük bu soruşturmayı yürütmektedir? Yani, Cumhuriyet gazetesine yönelik yürütülen soruşturmanın savcısı Murat İnam mıdır ve bu savcı 16. Ceza Dairesinde yargılanmakta mıdır? Çok basit bir ifade ve cevap bekliyorum. Bulana kadar da tekrarlayacağım bunu bugün.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan…

27.- Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, söz konusu iddiayı İstanbul Başsavcılığı ve HSYK’dan teyit etmek gerekiyor, onun bilgisini bekliyoruz. Adalet Bakanımıza da ulaştık, kendileri önemli bir toplantıda, henüz çıkmadılar. Bize gelir gelmez biz sizi bilgilendireceğiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, rica ediyorum, bakın, ben bir saat önce sordum bu soruyu. Arkanızda Adalet Bakanlığının bütün bürokratları oturuyor. Yani, bakın…

BAŞKAN – Evet, Sayın Gök, teşekkür ediyoruz.

Bilgi geldiğinde mutlaka Genel Kurulla paylaşacaktır onu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, tam bir saat oldu, bir saattir cevap verilmiyor, bir saattir. Birazdan tekrarlayacağım. Bu vahim bir skandal olur. “Doğru mu, değil mi?” diye soru soruyoruz. Bize de saygı gösterilmesini bekliyoruz Sayın Başkan, sorduğumuz sorunun cevabı evet ya da hayır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

Bir dakika süreyle 60’a göre.

28.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Gök, bir saat önce bu soruyu sordu. Nezaket gösterdiler, arkadaşlarla yaptığımız anlaşma çerçevesinde soru-cevap işlemini yapmadık. 60’a göre söz istedi. Şu anda eğer soru-cevap işlemini yapmış olsaydık Sayın Bakan diyecekti ki: Yetkililerden bilgi alayım, size ileteyim. Bilgi gelmediği takdirde “Buna yazılı cevap vereyim.” deme imkânı vardı. Şu anda oturan Başbakan Yardımcısı gerekli izahatı yaptı, “Hem HSYK’dan hem de diğer birimlerden bu bilgiyi aldıktan sonra size vereceğiz.” dedi. Sayın Gök de haklı olarak bunun olmasını ısrar ediyor. Eğer gelirse bu bilgi en yakın zamanda verilecek, verilmediği takdirde onu Sayın Gök’e Adalet Bakanı burada olursa... Toplantısı bittikten sonra buraya gelecek, muhtemelen Genel Kurul kapanmadan toplantısı biter -zaten bu yasa görüşmelerine yarın devam edeceğiz- net ve doyurucu, sağlıklı bir bilgi kamuoyuyla da paylaşılmış olur. Keşke o zaman soru-cevap işlemini yapmış olsaydık Sayın Bakanın diyeceği cevap “Yazılı cevap vereyim.” şeklinde olacaktı ama bu çerçevede yapılan görüşmeler doğrultusunda Sayın Bakanın açıklamalarını “Net bilgi aldıktan sonra vereceğim.” demesi... Çünkü herhâlde önemli bir şey sordu, ben bilmiyorum konuyu, hassas bir konu, net bir bilgiyi aldıktan sonra... Kamuoyunu yanıltmamak için Sayın Bakanın verdiği cevabı uygun görmek gerekir diye ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök, Sayın Baluken, aynı konuyla alakalı mı?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre söz talebi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye, söz vereyim ama yani bu konuyla ilgili, tabii, siz sorunuzu 2 defa yinelediniz haklı olarak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, bir izin verin lütfen tekrar.

BAŞKAN - Evet, Sayın Bakan da bu konuda daha net bilgiyi henüz alamadığını ifade etti ve “Bu bilgiye ulaştığımız anda biz bunu sizinle paylaşırız.” dedi.

Ben tekrar vereyim ama bitirelim lütfen.

Bir dakika, buyurun.

29.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP Grup Başkan Vekili olarak sorduğu basit bir soruya cevap alamadığına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, ben gerçekten bu konunun ciddiye alınmadığını düşünecek noktaya gelmek de istemiyorum ama Cumhuriyet Halk Partisinin bir grup başkan vekili olarak cevabı son derece basit bir soru sordum ve bu soruyu cevaplandıracak kadro da burada. Sayın Adalet Bakanı da burada olsa zaten arkasındaki kadroya dönerek bu sorunun cevabını arayacak. Yani, rica ediyorum. UYAP sistemimiz var, bilgisayar sistemimiz var; isimler belli, davaların adı belli. Ben Yargıtay numarası veriyorum. Bir saat önce Ulaştırma Bakanı “Birazdan vereceğiz.” dedi, gitti. Sonra, Sayın İsmet Yılmaz “Tamam, veriyorum.” dedi, o gitti. Ama, yani ortada bir durum var. Böyle bir durum da kabul edilecek bir durum değil.

Çok basit bir soru: Bu savcı yargılanıyor mu, yargılanmıyor mu? Sordum, Selam Tevhid davasından, şikâyetçisi de Recep Tayyip Erdoğan. O davada yargılanıyor mu, yargılanmıyor mu? Bunu öğrenmek istiyoruz o kadar.

BAŞKAN – Bu her hâlükârda açığa çıkacaktır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama, bu fazla gecikmemeli.

BAŞKAN – Sayın Gök, işin ciddiyetine binaen, doğru bilgi vermek adına sağlıklı bir şekilde bilgi alınmadan yanıltmamaları da lazım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Siz söylemeyin Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir saatte bilgi alınır ama Sayın Başkanım, bir saat oldu.

BAŞKAN – Aldığında açıklayacaktır inşallah.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben bekliyorum ve bunu yineleyeceğim bugün.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Birazdan kürsüye çıkıp konuşacağım tekrar.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

Size de bir dakika süre veriyorum.

30.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturmayı yürüten savcının Fetullahçı yapılanmayla ilgili geçirdiği bir soruşturma süreci olup olmadığı bilgisinin bir an önce verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aslında trajikomik bir durumla karşı karşıyayız. Sorulan soru çok basit, cevabı da çok basit. Yani, Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturmayı yürüten savcının bu Fetullahçı yapılanmayla ilgili daha önceki süreçlerde geçirdiği bir soruşturma süreci var mı, yok mu? Bu devlet iki bakanıyla, bir başbakan yardımcısıyla, onlarca bürokratıyla eğer aradan geçen bunca süreye rağmen cevap veremiyorsa gerçekten çok vahim bir durumla karşı karşıyayız. Bakın, kamuoyu ve medya bu sorunun cevabını bulmuş yani anladığım kadarıyla siz de sorunun cevabını biliyorsunuz ama Meclis tutanaklarına geçmemesi için sürekli böyle topu taca atan bir tutum içerisine giriyorsunuz. Eğer gerçekten bilmiyorsanız, o zaman Hükûmet olarak orada oturmanızın bir anlamı yok. Yani, bir saattir bir savcıyla ilgili bilgiyi bilmiyorsanız ya gerçekten söylediğiniz gibi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Baluken, lütfen.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya ifade ettiğiniz gibi çok safsınız, durmadan kandırılıyorsunuz ya da hükûmet etme, devleti yönetme gibi bir liyakate sahip değilsiniz. O nedenle, bu sorunun cevabının bir an önce verilmesi gerektiğini ben de buradan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bilirkişilik Kanunu Tasarısı (1/687) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 388) (Devam)

BAŞKAN – 6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (2)’nci fıkrasının (a) bendinin başına “Kurulun görüşünü de alarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                Baki Şimşek                                    Zihni Açba

                   Konya                                           Mersin                                          Sakarya

            Mehmet Parsak                              Saffet Sancaklı                         Ahmet Selim Yurdakul

            Afyonkarahisar                                    Kocaeli                                          Antalya

          Fahrettin Oğuz Tor

            Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü” ifadesinin “Bilirkişilik Danışma Kurulu” şeklinde değiştirilmesini, (2)’nci fıkrasının (s) bendinin aşağıda belirtildiği şekilde değiştirilmesini ve d, h, ı, i, ve j bentlerinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

              Mizgin Irgat                                Behçet Yıldırım                           Meral Danış Beştaş

                   Bitlis                                         Adıyaman                                         Adana

“s) Görev alanıyla ilgili kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları ile meslek odalarıyla işbirliği yapmak ve görüş almak.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                               Mehmet Gökdağ

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                        Gaziantep

     Bülent Yener Bektaşoğlu                         Kazım Arslan                           Fatma Kaplan Hürriyet

                  Giresun                                         Denizli                                          Kocaeli

               Levent Gök

                  Ankara

“MADDE 6- (1) Bilirkişilik hizmetlerinin etkin, düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesine destek vermek amacıyla bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Bilirkişilik Daire Başkanlığı kurulur. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı ile yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşur. Danışma Kurulunun sekretarya hizmetini yürütür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Levent Gök.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 6’ncı maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye bir hukuk devletiyse, bu Meclis, bu Bakanlar Kurulu, bu milletvekilleri eğer saygın bir şekilde görevlerini yapmak istiyorlarsa her şeyin Anayasa’ya, yasalara, hukuka uygun olması gerekir. Biz milletvekili olarak iktidarın uygulamalarını denetlemek, ayrıca, kamuoyunda herkesi meşgul eden konularda doğru bilgilenme hakkına sahip olmak durumundayız ki yurttaşlarımıza karşı doğru bilgi verelim ve görevimizi yapalım.

Ben burada bir saatten bu yana milletvekilliği görevimi yaparken, bir ana muhalefet partisi milletvekili olarak görevimi yaparken gerçekten, iktidarın Bakanlar Kurulundaki bir sıkıntıyı görmenin de üzüntüsünü yaşıyorum. Topu birbirine atan, topu taca atan bir anlayışla Bakanlar Kurulu, “evet” ya da “hayır” diye cevaplandırılması son derece mümkün olan bir soruyu bugün cevaplandıramıyor, cevaplandırmak istemiyor.

Sayın Bakan, Adalet Bakanlığının konusunu ilgilendiren bir konuda, arkanızda Adalet Bakanlığının tüm bürokratları var, bütün daire amirleri orada, eğer bir saatten bu yana, az önce sorduğum sorunun cevabını alamıyorsam ya o bürokratları değiştirin ya da Bakanlığı baştan başa bir restore edin. Bütün bürokratları da itham ediyorum, bu sorunun cevabını eğer Sayın Bakana soramıyorsanız hepiniz görevinizi bırakın, Sayın Bakanı benim karşımda sıkıntıya sokmayın. Ben bir bakanın bir sorunun cevabını alamamasından dolayı büyük üzüntü yaşıyorum Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar) Ya o bürokratlar görevini bırakır ya da Sayın Bakan siz gereğini yaptırmak durumundasınız. Sizi böyle âciz durumda nasıl bırakabilir bürokratlar? Kanunlar Dairesi Genel Müdürü arkanızda, Hukuk İşleri Genel Müdürü arkanızda, Adalet Bakanlığının bütün bürokratları arkanızda. Son derece basit bir soru. Nedir soru? 2 Kasım 2000 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde Hikmet Çetinkaya bir yazı yazmış, “Dikkat edin.” diyor tam on altı yıl önce, hepimizi uyarmış, “Askerî okullara, devletin bütün kadrolarına Fetullahçılar yerleştirildi. Fetullahçıların amacı laik devleti yıkmak. Bunlar bir gün darbe yapacaklar.” diye tam on altı yıl önce, 2 Kasım 2000 tarihinde yazmış. Herkes bu yazıyı dudak bükerek izlemiş, görmüş. “Dikkat edin, FETÖ darbe yapacak.” diyen Hikmet Çetinkaya on altı yıl sonra FET֒den dolayı, FETÖ soruşturmasından dolayı içeri alınıp gözaltına alınıyor. Cumhuriyet gazetesinden dolayı bir soruşturma yürütülüyor ve öğreniyoruz ki bugün -bu iddia doğru mudur, değil midir- Cumhuriyet gazetesine yönelik bu soruşturmayı yürüten, gözaltı kararlarını veren savcılar arasında Murat İnam isimli bir savcı var, İstanbul’da bir savcı. Bu savcı imzalamış bütün kararları ya da soruşturmaya ortak olmuş.

Peki, bu savcının niye bu kadar özelliği var, ben konuşuyorum? Değerli arkadaşlar, bu savcı hakkında dava açılmış, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının hazırlık soruşturması 2016/1; Yargıtay 16. Ceza Dairesinde duruşması var, 28 no.lu sanık. Neden dolayı sanık? Şikâyetçisi kim? Şikâyetçisi Recep Tayyip Erdoğan ve diğer müştekiler. Sanığı kim? Diğer sanıklar arasında bu savcı da var değerli arkadaşlar. FET֒den dolayı yargılanan bir savcı “FETÖ darbe yapacak.” diyen Hikmet Çetinkaya’yı soruşturuyor, gözaltına alıyor, Cumhuriyet gazetesi hakkında işlemler yapıyor. Ben de soruyorum: Bu savcı Murat İnam Yargıtay 16. Ceza Dairesinde yargılanıyor mu, yargılanmıyor mu? Bu savcı soruşturmayı yürütüyor mu, yürütmüyor mu?

Değerli arkadaşlarım, zor bir soru mu bu?

Sayın Bakanım, çok mu zor bir soru bu?

Bu soru için ben niye saatlerce bekleyim değerli arkadaşlarım? Yani, ben gerçekten bürokratların şu Bakanı, Sayın Bakanı bu duruma düşürmesinden bir Cumhuriyet Halk Partisi, ana muhalefet partisi milletvekili olarak rahatsızlık duyuyorum değerli arkadaşlarım. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında böyle bürokratlara yer vermeyiz. Beş dakikada bu sorunun cevabı yerine gelmezse gereğini yaparım. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakanım, cesaretli olun, dönün arkanıza, ben bu cevabı istiyorum deyin.

Bir dahaki maddede tekrar çıkacağım, bu konuyu tekrar konuşacağım, o zamana kadar bu sorumun cevabını istiyorum değerli arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü” ifadesinin “Bilirkişilik Danışma Kurulu” şeklinde değiştirilmesini, (2)’nci fıkrasının (s) bendinin aşağıda belirtildiği şekilde değiştirilmesini ve d, h, ı, i, ve j bentlerinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

“s) Görev alanıyla ilgili kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları ile meslek odalarıyla işbirliği yapmak ve görüş almak.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım.

Söz konusu önergede, ben, kadına yönelik şiddetin ve özellikle Ayşegül Terzi şahsında şu andaki toplumsal psikolojiyi biraz değerlendirmek isterim. Gerçekten, son dönemlerde kadına yönelik şiddet birçok boyutuyla gündemde, tartışıldı. Ayşegül Terzi olayı, bu mesele konusunda kamuoyunda ciddi bir duyarlılık yaratmış durumda ve bu duyarlılığa karşı hepimizin, Türkiye toplumunun, yurttaşlarının bu meseleye yaklaşımı konusunda siyasetin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inananlardanım.

Evet, gerçekten, kadına yönelik şiddet hayatın her alanında, evde, sokakta, iş yerinde, hayatın diğer bütün alanlarında olanca hızıyla ve sistematik olarak devam ediyor ve bu şiddete karşı alınan önlemler, asla ve asla bugüne kadar yeterli olmadı. Doğru, dünyada hiçbir ülke kadına yönelik şiddeti ve kadın hakları meselesini kökten çözebilmiş değildir ama en azından bu konuda ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Bizim ülkemizde git gide kadına yönelik hak ihlalleri, şiddet, tecavüz ve istismar vakaları hızından bir şey kaybetmemekle birlikte daha fazla hızlanarak devam ediyor.

Bugün, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız bir açıklama yapmış Ayşegül Terzi’yle ilgili, tutuklanması gerektiği yönünde ve bu konuda Adalet Bakanlığıyla birlikte bir yasa çalışması olduğunu ve bu tip fiillerde tutuklamayı öneren bir çalışma yapacaklarını söylemiş.

Değerli arkadaşlar, bu, çözüm değil, sadece cezai tedbirlerle, böyle sadece kriminalize ederek kadına yönelik şiddeti önleyemeyiz. Kadına yönelik şiddeti önlemek için bir politikamızın olması lazım. Bu bir zihniyet, bu kökleri bin yıllara varan bir yaklaşımdır, erkek egemen zihniyetin sonucudur. Bu, erkekliğe düşmanlık değildir, genellikle böyle algılanır ama sorun o değil. Yani “Katalog suçta yok.” diye hâkim bırakıyor ama bu hâkim bırakırken hâkimin toplumun diğer fertlerinden ayrı düşünülmesi de mümkün değil; o da, bu toplumda yetişen, okuyan, üniversiteyi bitiren, stajını yapan ve toplumsal değer yargılarından, siyasetten, ülke yönetiminden ve iktidarlardan etkilenen bir konumdadır. Niye bunu söylüyorum? Şu nedenle söylüyorum: Siyasetçilerin, sorumluluk makamında oturanların kadın meselesinde ve bütün meselelerde -ben özellikle kadın meselesini gündeme almak için söylüyorum- herhangi bir vatandaş gibi konuşma lüksü yoktur. Bir ülkede başbakan, cumhurbaşkanı, milletvekili, bakanlar kadına yönelik şiddetle ilgili teşvik eden, destekleyen, kadına ayrımcı yaklaşım gösteren ifadeler kullandığında toplumda bunlar kendilerine bir hak olarak görülür yani bu ülkenin Cumhurbaşkanı “Adam gibi ölmek.” ve “Madam gibi ölmek.” kavramlarını ayırırsa, vatandaş da diyecek ki: “Ya, ben erkek gibi öleyim.” Yani, erkeklik unsuruyla başka bir üstünlük taslayacak.

Yine Başbakan Sayın Binali Yıldırım dedi ki: “Tekme atmasına ne gerek var, mırıldanır yeter.” Ya, biz toplum hayatımızda şunu çok iyi biliyoruz: Şort giyen ya da eşarp takan ya da kısa kollu gezen ya da çarşaf giyen bir kadına mırıldanmak demek ona uygulanacak şiddeti davet etmek demektir. Zaten mırıldanmak teşvik eden bir kavramdır ve bunların hepsinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde değerlendirilmesi lazım.

Biz, şu anda sözleşme imzalamakta bir sorun yok, CEDAW’ın tarafıyız. İstanbul Sözleşmesi sadece bu meseleyi düzenliyor ama sözleşmeler hayata geçirilmiyor, sözleşmelerde üstlendiğimiz sorumluluklar yerine getirilmiyor ve kadına yönelik şiddeti önlemek yerine her gün daha da teşvik eden, hızlandıran söylemlerle toplumsal yaşamda, altta kadına yönelik şiddet, istismar ve tecavüz tekrar tekrar üretilmiş oluyor ve buna karşı yaklaşımımızın… Kesinlikle bir toplum projesidir bu, bir siyasi anlayışın yaşama geçirilmesi meselesidir. Ayşegül Terzi olayı, kesinlikle kişisel, öylesine bir vaka değildir, böyle ele alınamaz. Bunun bir toplum projesi olarak, bir siyasi anlayış olarak değerlendirilmesi gerekir diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (2)’nci fıkrasının (a) bendinin başına “Kurulun görüşünü de alarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde MHP adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, adalete en çok ihtiyacımız olduğu bugünlerde tam da konumuzla ilgili olması bakımından ülkemizde ve dünya ülkelerinde adaletle ilgili bazı sözlerden, atasözlerinden bahsederek konuşmama başlamak istiyorum.

Bizden bir atasözü: “Rüşvet kapıdan girince adalet pencereden kaçar.” Yine bizden bir atasözü: “Zulümle abat olanın ahiri berbat olur.” “Adalet ile zulüm bir yerde durmaz.” Tıpkı samimi, gerçek Müslümanla haksızlığın bir yerde duramayacağı gibi. Latin atasözü: “Cezalandırmazsanız siz de adaletsizlikten suçlu olursunuz.” Çok güzel bir Latin atasözü: “Adalet erdemlerin kraliçesidir.” “Bir memleket yalnız adaletle ebedileşir, adaletsizlikle yıkılır.” diyor Almanlar. Japonlar “Cömert olmadan evvel adaletli olun.” diyor. Çin atasözü: “Size yapılan kötülüğü adaletle, size yapılan iyiliği ise iyilikle mükâfatlandırın.” İngiliz atasözü: “Adalet Tanrı’yı da insanları da memnun eder.” Macarlar “Geciken adalet adaletsizlik getirir.” demişler. Latin atasözü: “Adalet bilenmiş kılıçtan daha keskindir.” Arap atasözü: “Adaletsiz bir memleket güneşsiz bir dünyaya benzer.”

Değerli milletvekilleri, birkaç hadisi şerifi de okumak istiyorum konuyla ilgili. Hadisi şerif: “Adalet güzeldir fakat devlet büyüklerinde olursa daha da güzeldir.” Yüce Peygamberimiz “Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır.” diyor, hepimizin bildiği. Yine “Bir gün adaletle muamelede bulunmak altmış yıllık ibadetten üstündür.” buyuruyor. Yine Yüce Peygamberimiz “Cennete ilk giren üç sınıf var, bunlardan biri de adaletli hükümdardır.” diyor. Dolayısıyla, adaletle hükmetmeyenlerin cenneti de beklememesi gerektiğini söylüyor. Yüce insan Hazreti Ali “Nerede güzel eserlerden oluşmuş uyum vardır, orada adalet ve erdem hüküm sürer.” diyor. Yusuf Has Hacib “Adalet göğün direğidir, yıkılırsa yeryüzü de yerinde durmaz.” demiştir.

Yine Demokritos “Adaletsizlik eden adaletsizliğe uğrayandan daha mutsuzdur.” demiş. Eflatun “Adaletsizliği işleyen çekenden daha sefildir.” diyor. Yine Eflatun “Fenalıkların ilki ve en büyüğü haksızlıkların cezasız kalmasıdır.” diyor, günümüzde birçok olayla örtüştüğü gibi.

Değerli milletvekilleri, “Adalet topaldır, ağır ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır.” diyor Mirabeau. Pascal adaletin kuvvetli -altını çizerek söylüyorum- kuvvetlilerin de adil olması gerektiğini söylemiş. Victor Hugo “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.” diyor. Voltaire “Adalet ve kanunlar en katı yüreklilere bile kendilerini duyururlar.” demiş. Mevlâna “Adalet daha kötüye daha kötü ceza verilmesini emreder.” diyor. Freud “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.” demiş. Ömer Hayyam “Adalet evrenin ruhudur.” diyor. Kanuni Sultan Süleyman “Kılıcın yapamadığını adalet yapar.” diyor. Albert Camus “Adalet olmadan düzen olmaz.” diyor. Devam ediyor…

Değerli milletvekilleri, Timurlenk “Ülkeler kılıçla alınır ancak adaletle korunur.” diyor. Eflatun “Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur.” diyor.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi Hazreti Ömer’in deyişiyle “Adalet mülkün temelidir.” “Mülk her şeydir.” “Adalet her türlü kötülüğün panzehridir.” “Adaletin küçüldüğü ülkelerde büyük olan artık suçlulardır.” Adaletin küçülmemesi en büyük arzumuzdur. “Bir rejim halkın adalete inanmadığı bir noktaya gelince o rejim mahkûm olmuştur.” diyor Montesquieu.

Her şeyden önce halkımızın adalete olan inancını artırmamızın kaçınılmaz bir mecburiyet olduğunu söylüyor; her zaman her yerde herkese adalet, adalet, adalet diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır; okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin 2’nci fıkrasının (b) bendindeki “birer hakim ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “Barolar Birliğinden bir avukat” ibaresinin eklenmesini ve “beş” ibaresinin “altı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                Baki Şimşek                                    Zihni Açba

                   Konya                                           Mersin                                          Sakarya

       Ahmet Selim Yurdakul                         Saffet Sancaklı                               Mehmet Parsak

                  Antalya                                         Kocaeli                                    Afyonkarahisar

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin 2’nci fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

     Bülent Yener Bektaşoğlu                       Mehmet Gökdağ                                Levent Gök

                  Giresun                                       Gaziantep                                        Ankara

“b) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi tarafından bölge kurulunun bulunduğu il merkezi adli yargı ilk derece hukuk ve ceza mahkemelerinde görev yapan birer hâkim ve bir Cumhuriyet savcısı ile ilk derece idare ve vergi mahkemelerinde görev yapan birer hakim ve Barolar Birliğinden bir avukat olmak üzere seçilen altı kişi.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin 3’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

            Behçet Yıldırım                                Mizgin Irgat

                Adıyaman                                         Bitlis

“(3) Bölge Kurulu Başkanı üyeler arasından seçilir, Başkanın yokluğunda en kıdemli üye başkana vekalet eder.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul konuşacaktır.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Genel Kurulun sevgili emekçileri, sizleri de bu saate kadar beklettiğimiz için ayrıca sizlere teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP gerçekten her şeyi iki dudak arasına almak konusunda mahir. En son yaşanan bir örneği size söylemek istiyorum. Biliyorsunuz, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanlarımız Sayın Fırat Anlı ve Sayın Gültan Kışanak gözaltına alındığında, bir emirle, 17 Kürt ilinde sosyal medya kesildi. Bakın, sosyal medya sadece bir haberleşme aracı değil, İnternet sadece bir haberleşme aracı değil. Günümüzde İnternet’in kullanılmadığı neredeyse alan yok ekonomiden tutun sağlığa kadar. Post makineleriyle esnafımız ticaret yapıyor, alışveriş yapıyor. Benim vekil olduğum Gaziantep’te iki gün boyunca maalesef sağlık hizmeti dahi yerine getirilmedi çünkü eczanelere elektronik olarak reçeteler gittiği için kronik hastalığı olanlara dahi ilaç verilemedi. İki gün boyunca tüm sosyal medya, İnternet kesildi; esnaf iş yapamaz hâle geldi.

Bakın, bunun bir emirle yapıldığını nereden biliyoruz? Gaziantep milletvekillerinden biri hemen ertesi gün, iki günden sonra devreye girdi, Antep bu 17 ilin dışına çıkarıldı ve diğer 16 ilde maalesef sosyal medya yasağı günlerce devam etti. Daha da ötesi, bu illerde hâlâ sosyal medya doğru dürüst işlev görmüyor.

Bakın, 12 bilişim şirketi aynı anda şalteri çekilmiş gibi tüm hatları kapatıyor. Şimdi, bir bakan iki dudağı arasından böyle bir talimat veriyor ama gördüğünüz gibi sabahtan beri bir soruşturma dosyasının savcısıyla ilgili bir bilgi verilmiyor.

Değerli arkadaşlar, daha da vahimi; bakın, bir savcıyı bulamayanlar… Bugün bizim Mecliste hiçbir hukuki gerekçe olmadan, nasıl bir tespit yaptıkları belli olmadan onlarca danışmanımız görevinden çıkarıldı. Mecliste sıvacı, garson bırakılmadı arkadaşlar; onlarca garson, sıvacı, danışman, yardımcı hizmetlimiz görevinden çıkarıldı. Bunu nasıl tespit ettiniz, neye göre tespit ettiniz? Sadece aracı kullanan bir kişiyi, sadece sekreterlik görevini yapan bir kişiyi, garson olan bir kişiyi nasıl FET֒yle ya da PKK’yla ilişkilendirebildiniz? Nedir dayanağınız? Bu kadar pervasızlık, hakikaten bu kadar sınır tanımazlık sizleri nereye ulaştıracak? Bu nasıl bir şey?

Şimdi, değerli arkadaşlar, bizim onlarca arkadaşımız sokağa bırakıldı. Peki, ne yapıldı? Savunma hakkı yok, itiraz hakkı yok, hukuki yollar tamamen kapalı, önceden bir bilgilendirme yok ama görevden alma var. Ama bir kişinin talimatıyla “17 ili aynı anda sosyal medyadan, İnternet’ten kestim.” diyebilmek var. Ya, bu, hakikaten, nasıl içinize sinebiliyor, bunu nasıl becerebiliyorsunuz? Bugün yüz binleri aşan memurun, emekçinin nasıl ekmek sorunu yaşadığını, sokağa attığınızı, bunun vebalinin ne olduğunu gerçekten düşünebiliyor musunuz değerli arkadaşlar? Yani kararlarınızın insanların, çalışanın, esnafın, memurun, tüm toplumsal kesimlerin üzerinde nasıl bir etki yarattığını düşünebiliyor musunuz? Ya, hastaları ölüme terk ediyorsunuz, kronik hastalığı olanlar ilacını almak zorunda o gün ama siz İnternet’i kapatıyorsunuz, ilaç satışını engelliyorsunuz. Hastane çalışmıyor, hiçbir kurum çalışmıyor ama yetki sizde, “Bir karar aldım, ben bu kararı uygularım.” diyebiliyorsunuz. Ama, işte, gördüğünüz gibi, işinize geldiği zaman da bir savcıyı saatlerce tespit edemiyorsunuz. Bu kadar keyfîlik, bu kadar “Ben yaparım, oldu.”; gerçekten, bu ülkenin gittikçe artık tahammülsüz bir noktaya doğru kaydığını, hiç kimsenin kendisini bu durumdan azade görmeyeceğini görmemiz gerekir. Tüm halka çağrımızdır: Bu zulme karşı direnmek haktır, bu zulme karşı direnmek herkesin görevidir diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin 2’nci fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

“b) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi tarafından bölge kurulunun bulunduğu il merkezi adli yargı ilk derece hukuk ve ceza mahkemelerinde görev yapan birer hâkim ve bir Cumhuriyet savcısı ile ilk derece idare ve vergi mahkemelerinde görev yapan birer hakim ve Barolar Birliğinden bir avukat olmak üzere seçilen altı kişi.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Levent Gök.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten krize dönüşen bir aşamayı yaşıyoruz. Bana bilgiler akıyor, Sayın Bakana bilgi gelmiyor. Konumuz neydi, tekrarlayalım: Cumhuriyet gazetesinin yazarlarına ve Cumhuriyet gazetesine dönük operasyon var. Cumhuriyet gazetesinin yazarları ki Hikmet Çetinkaya gibi hayatını FET֒ye karşı adamış, uyarmış, anlatamamış bir yazar. Tam on altı yıl önce “Fetullahçılar darbe yapacak.” demiş, 2 Kasım 2000’de, kimse umursamamış. “Fetullahçılar her yere yerleşiyor.” demiş, kimse duymamış, işine gelmemiş. Sadece o kadar değil, 2002 yılında başka bir yazı yazmış “İrticanın Kara Yüzü” diye. “Bakın, irtica kendisini saklar, dikkat edin.” demiş. Yani, siz de diyorsunuz ya “Fetullahçılar öyle bir kendini saklıyor ki bulamıyoruz.” Tarif etmiş. Yani her şey, yapılacak her türlü uyarı yapılmış değerli arkadaşlarım. O anlattıkça iktidar partisi Fetullah Gülen’in terör örgütünden yargılanmasını engelleyen maddeyi kaldırmış ve bununla övünmüş “Fetullah’ı biz affettik.” diye. Buyurun, gelinen noktaya bakın, başımıza bombalar yağdı. Şimdi, bunu yazıp uyaran Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet gazetesi yazarları FET֒cülükten dolayı içeride.

Bir soru soruyorum: Bu soruşturmayı kim yürütüyor? Bu soruşturmayı Murat İnam isimli İstanbul'da görevli bir savcı yürütüyor mu? Bu savcı yürütüyorsa Selam Tevhid davasında, şikâyetçisinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğu davada sanık mıdır, 28 no.lu sanık mıdır? 2016/1 sayılı iddianamede yargılanmakta mıdır? Ana muhalefet partisi olarak biz bu kadar bilgiyi ortaya döküyoruz, Sayın Bakanın arkasında Adalet Bakanlığının bütün bürokratları var, övündükleri UYAP’a girip de bunları öğrenemiyorlar, öğrenemiyorlar. Ben öğreniyorum. Savcı hakkında ağır müebbet hapis, silahlı terör örgütüne üye olmak, siyasi, askerî casusluk, suç uydurma, gizli belgeleri açıklama, TC’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs gibi ağır suçlar…

Ya, şimdi, değerli arkadaşlarım, ortada ciddi bir durum yok mu? Yani bu durum bir açıklığa niye kavuşturulamıyor? 3’üncü bakandayız, bir buçuk iki saat oldu bu soruyu soralı. Önce Ulaştırma Bakanı “Birazdan cevap vereceğim.” dedi, sonra yerinden kalktı gitti, Sayın İsmet Yılmaz’a devretti. Sayın İsmet Yılmaz, bana oturduğu yerden “Merak etme, cevabını birazdan vereceğiz.” dedi. Baktım ki cevabı vereceğini düşündüğüm anda kalktı gitti, Sayın Bakan geldi. Soruyorum… Daha ne diyeyim arkadaşlar? Yani Adalet Bakanlığının bütün bürokratları burada. Bakan kendisi olsa, Adalet Bakanı, soracağı kadrolar arkada; Kanunlar Genel Müdürü burada, Adli Tıp Kurumu Başkanı burada, Hukuk Müşaviri, Ceza İşleri Genel Müdürü, Hukuk İşleri Genel Müdürü, herkes burada. Yani bu kadro, bir dava… Numarasını veriyorum, arkadaşlar, numara veriyorum size. Yargıtay 16. Ceza Dairesi diyorum. Daha ne diyeyim? Daha size şunu da söyleyeyim: Duruşması 22 Kasımda.

Değerli arkadaşlar, bu bilgiyi ben ediniyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanı bu bilgiye erişemiyor ya da acaba erişmek mi istenmiyor? Öyleyse durum daha da vahim. Şimdi, bakın, bu sıradan bir cevabın ötesine geçti. Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturma yürüten Murat İnam, Selam Tevhid davasında, Recep Tayyip Erdoğan’ın şikâyetçi olduğu davada 28 no.lu sanık mıdır değil midir? Eğer bu bürokratlar bir buçuk saatten bu yana Sayın Bakanı bilgilendirmemişlerse derhâl Sayın Bakan, gereğini yapın, bu bürokratlarla Adalet Bakanlığını yürütemezsiniz. Ama o bürokratlar size o bilgiyi vermiş de “Durun bakalım, şimdilik bu bilgiyi saklayalım.” derseniz o daha da vahim bir tablo. Bu konuyu sabaha kadar konuşuruz değerli arkadaşlarım.

Ben çok net bir sorunun cevabını istiyorum: Cumhuriyet gazetesini soruşturan savcı Selam Tevhit davasında -ki o dava FETÖ davasıdır- FETÖ davasından dolayı yargılanıyor mu? Bu Cumhuriyet gazetesi soruşturması, bu savcıya emanet edilmiş midir?

Sayın Bakan, lütfen kalkın, devlet ciddiyeti adına, hukuk devleti adına, bilgi edinme hakkımız adına, Meclise saygımız adına, ana muhalefet partisine saygımız adına bu soruyu lütfen cevaplandırın. Cevaplandıramıyorsanız lütfen istifa edin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının (b) bendindeki “birer hâkim ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “Barolar Birliğinden bir avukat” ibaresinin eklenmesini ve “beş” ibaresinin “altı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Selim Yurdakul (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Müsaade ederseniz bilgi geldi.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Yurdakul.

Tamam buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in, Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Murat İnam’ın Selam Tevhid soruşturması nedeniyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinde açılan davada sanık olduğuna ve FET֒ye karşı yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında herhangi bir açığa alma veya ihraç işlemi yapılmadığına ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Cumhuriyet Savcısı Murat İnam Selam Tevhid soruşturması nedeniyle Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesinde açılan davada sanıktır. Hakkında isnat olunan eylem: Usulsüz dinleme kararı vermesi değil sadece bir dosyada uzatma kararı vermesidir. FET֒ye karşı yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında herhangi bir açığa alma veya ihraç işlemi yapılmamıştır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, Selam Tevhid davasıyla niçin birleştirilmiştir?

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İddianamedeki konuyu söylemiş efendim, daha ne istiyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tamam, işte sanıksa işlem usulsüzdür.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bilirkişilik Kanunu Tasarısı (1/687) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 388) (Devam)

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün genel hatlarıyla onayladığımız Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nı görüşüyoruz. Genel beklenti bilirkişilik mekanizmasının adalete yardımcı ve hukuka destek sağlamasıdır. Oysa kanun tasarısında imzası bulunan Başbakan dahi ülkemizde liyakat sahibi bilirkişileri bu sisteme dâhil edememekten şikâyetçi. Liyakatli insanların kamu görevlerine neden gelemediğini biz yıllardır soruyorduk, meğer Hükûmet de bunu soruyormuş. Gerçekten, liyakatli ve ülkesini, milletini seven kişilerin neden kamu görevlerine gelemediğinin cevabını merak ediyorsanız bir zahmet Fetullahçı terör örgütünün siyasi ayağına bakacaksınız. Hâlâ yurtta sulh konseyine ilişkin bir açıklamaya henüz şahit olamadık.

Adalet bir gün herkese lazım olacak, bozulmasına müsaade etmeyin dedik. On dört yıllık iktidarı neticesinde, rahatlıkla, AKP Hükûmetlerinin adalet ve hukuk açısından sınıfta kaldığı ifade edilebilir. Vesayeti kaldırma iddiasıyla hukukun alaşağı edildiği, adaletin ise esamesinin bile kalmadığı hepimizin malumudur. Tüm bunlar olup biterken uyardık, bizim uyarılarımıza kulak tıkadınız. En sonunda paralel devlet yapılanmalarının gerçek niyetleriyle yüz yüze kaldınız ancak bu gerilimden ortaya çıkan terör örgütünden zararı yine Türk milleti gördü. Terörden zarar gören Türk milleti, paralel yapılanmadan zarar gören Türk milleti, yanlış dış politikadan zarar gören yine Türk milleti, yanlış ekonomik kararların faturasını ödeyen yine Türk milleti.

Dün Maliye Bakanımızın bütçe sunumunda tercih ettiği sayısal ifade yöntemiyle şu gıda fiyatlarına bakalım. Hani hep 2002’yle 2015’i kıyaslıyorsunuz ya, hazır Maliye Bakanımız da burada.

BAŞKAN – Başbakan Yardımcısı.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Maliye Bakanımız diyor ki… 2002 yılında ekmek 20 kuruştu, bugün en düşük 1 lira. Nohut 2002’de 1 lira 90 kuruştu, bugün 6 lira. Çay 4 lira 70 kuruştu, bugün 15 lira. 2002 yılında kırmızı etin kilosu 4 liraydı, bugün en düşük 38 lira. Yani, 2002 ile 2015’i kıyasladığımız zaman fiyatlar ne kadar artmış biliyor musunuz? Tamı tamına yüzde 950. Hep kıyaslıyoruz ya, Sayın Maliye Bakanı kusura bakmayın, ben de…

BAŞKAN – Başbakan Yardımcısı Sayın Yurdakul, Maliye Bakanı değil Sayın Şimşek.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Öyle mi? Öncedendi değil mi?

BAŞKAN – Eskiden Maliye Bakanıydı.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Eskidendi, ben de biliyorum da kasıtlı olarak söyledim, kusura bakmayın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo! İyi manevra.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Ülkemiz gibi tarım ve ziraata oldukça uygun olan bir ülkede çiftçilerimizi, besicilerimizi canlarından bezdirdiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gayrisafi millî hasıla neydi?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Köyünde, kentinde, işinde gücünde olan vatandaşlarımız bugün çok övündüğünüz inşaat sektörünün içerisinde, AVM’lerde asgari ücretle çalışıyor. Eti Arjantin’den, mercimeği Kanada’dan alır hâle geldik; gerçekten ayıptır, yazıktır, günahtır.

Geçtiğimiz gün yayınlandı, 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde 10 kişiden 2’si karanlıkta yaşıyor. Siz ise hâlâ elektrik dağıtım şirketlerini kollamak için elektrik faturalarından kayıp kaçak bedellerini almaya devam ediyorsunuz. Bakın, bugün 4 kişilik bir ailenin sadece barınma ve gıda harcamaları ortalama 1.793 lira. Oysa, 4 kişilik bir ailenin asgari geçim hattı 4.723 lira. Vatandaşlarımız bu gelirle ve bu giderle dayanma sınırının sonuna geldi. An itibarıyla 6 milyon kişinin prim borcu var.

Sevgili vatandaşlar, işte bütün bunlar hep on dört yıllık AKP iktidarının karnesi. Bu on dört yıllık AKP iktidarının karnesinde Maliye Bakanı olarak görev yapan şimdiki Başbakan Yardımcımız da burada. İşte, o yüzden biraz önce bu ifadeleri kullandık çünkü herhangi bir değişiklik görmüyoruz. Bu Maliye Bakanı değişiyor, başka bir Maliye Bakanı geliyor ama AKP iktidarlarının Maliye Bakanlığı açısından yönetimi maalesef aynı. Ülkemiz acilen adalete ve hukuka ihtiyaç duyuyor. Vatandaşlarımız ehil kişiler tarafından yönetilecek ekonomik ve sosyal kalkınma programlarını bekliyor. İşte, bunu da yapacak tek yapı ve tek ekonomik kadro Milliyetçi Hareket Partisinin kadrolarıdır.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeye oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendindeki “kaydedilmesine” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya çıkarılmasına” ibaresinin ve (d) bendindeki “yapmak” ibaresinden sonra gelmek üzere “mal beyanlarını kontrol etmek” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Erhan Usta                                 Mustafa Kalaycı                    Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                  Samsun                                          Konya                                            Hatay

       Ahmet Selim Yurdakul                        Deniz Depboylu                                Kamil Aydın

                  Antalya                                          Aydın                                          Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

            Mehmet Gökdağ                       Bülent Yener Bektaşoğlu                          Levent Gök

                Gaziantep                                        Giresun                                          Ankara

“d) İlgili Mevzuat çerçevesinde bilirkişilerin performansını ölçmek.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (ç) bendinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

              Mizgin Irgat                                Behçet Yıldırım

                   Bitlis                                         Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken konuşacaktır.

Sayın Baluken, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu trajikomik olarak değerlendirmiştik bu Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturma sürecinde ortaya çıkan şaibeli durumu. Ancak, verilen cevaptan sonra son derece şaibeli bir durumla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Eğer bu kişi yasa dışı usulsüz dinlemelerle ilgili uzatma kararı verdiğinden dolayı sanık pozisyonundaysa siz böylesi önemli bir davanın dosyasını bu kişiye nasıl emanet etmişsiniz? Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Yarın öbür gün diyelim ki soruşturmada bu kişi Fetullahçı yapılanmanın darbe ayağıyla ilişkili çıktı. E, peki, bu süreçte verdiği karar için, Cumhuriyet Gazetesiyle ilgili yürüttüğü süreç için ortaya çıkan mağduriyetlere ne diyeceksiniz? Yine çıkıp burada “Kandırıldık.” mı diyeceksiniz? “Çok saftık, bizi kandıran bir yapılanma yeniden bizi oyuna getirdi.” mi diyeceksiniz? Ya, böyle bir anlayış olur mu? Özrü kabahatinden beter. Şimdi, bazı milletvekili arkadaşlar açıklama yapılınca “E, daha ne istiyorsunuz işte açıklama yapıldı.” diyorlar. Yahu böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Sanık pozisyonunda olan birisiyle ilgili mevcut şaibeyi ortadan kaldırmayla ilgili bir durumla karşı karşıyayız. Bakın, siz iki saattir devletin bir savcısıyla ilgili Meclise bilgi vermiyorsunuz yahu. Oysaki bir gecede 10 bin kişilik listeler hazırladınız. “Bir gecede 3.500 hâkim, savcıyla ilgili bilgilere biz ulaştık, onları araştırdık soruşturduk, açığa aldık." dediniz. Şimdi, ne oluyor da bu savcıyla ilgili saatler geçmesine rağmen böyle bilgi vermekte zorlanıyorsunuz? Niye onu açığa almıyorsunuz? Hani “masumiyet karinesi” diye bir şeyi biz savunuyoruz da siz 3.500 kişiyle ilgili masumiyet karinesini ortadan kaldırdıktan sonra 1 kişiye niye özel muamele yapıyorsunuz? Türkiye'nin temel gündemini belirleyen bu durumla ilgili bu sorulara cevap vermek durumundasınız.

Bakın, ben size farklı örnekler vereyim: KCK davalarıyla ilgili kararları veren mahkeme başkanlarının tamamı Fetullahçı yapılanmanın elemanları çıktı. İstanbul KCK davası, Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci… Fetullahçı yapılanma, darbeci diye cezaevine attınız. Peki, verdiği kararlardan dolayı yıllarca cezaevinde yatan arkadaşlarımızın durumu ne olacak? Diyarbakır KCK davası, Menderes Yılmaz Fetullahçı çıktı, darbeci dediniz, “adliye koridorlarındaki teröristler” diye tanımladığınız kişiler var ya işte sizin tanımınıza göre öyle biri çıkmış. Peki, şimdi, bu kişinin kararıyla yargılanan, cezaevinde yatan, hatta yargılanmaya devam eden arkadaşlarımızın durumuyla ilgili ne söyleyeceksiniz, bu işin içinden nasıl çıkacaksınız? Ahmet Karaca Habur Savcısı… Bakın, Habur’u hatırlıyor musunuz? Bu ülkede ilk barış süreciyle ilgili o süreci sabote eden kişi bu yapılanmanın elemanı çıktı ve sonrasında KCK davasında da bu kişi tekrar görev aldı. Peki, bunun vebalini -Habur süreci sabote edildi diye binlerce insan yaşamını yitirdi, binlerce genç yaşamını yitirdi- nereye koyacaksınız? Bu işin içerisinden çıkamıyorsunuz çünkü mevcut durumu açıklayacak herhangi bir öz güvene sahip değilsiniz, çünkü o süreçleri birlikte yürüttünüz, etme bulma dünyasında aynı süreçlerle karşılaşacağınızdan korkuyorsunuz.

Bakın, Diyarbakır’daki operasyonları bu Fetullahçı yapıyla ortaklaşa yürütüyordunuz. Hatta burada bakanlarınız “O süreçlerin tamamını cemaat yaptı.” diye açıklamalarda bulunuyordu. Bakın, o süreçleri yürütenler, gece yarısı arkadaşlarımızın kapılarını kırdırarak, çoluk çocuğun kafasına silah dayayarak belediye başkanını, siyaset yürüten arkadaşlarımızı cezaevine atanlar şu anda cezaevinden “İşkence görüyoruz, bize sahip çıkın.” diye haber gönderiyorlar. Gitme yetkimiz olsa gidip görüşeceğiz, onları yaptılar diye onların işkence görmesine falan da rıza veriyor değiliz, onay veriyor değiliz. “Avukat bulamıyoruz.” diyorlar, görüyor musunuz?

Bakın, bu hukuksuzlukları yapanların yanına kâr kalmıyor. Yarın sizin de karşınıza aynı şey gelecek. Yarın siz de avukat bulamayacak, cezaevlerinde işkence görecek duruma gelirseniz, o zaman iş işten geçmiş olacak. Yol yakınken bununla ilgili süreçleri tekrar değerlendirmeye, tekrar gözden geçirmeye, yaratılan mağduriyetleri ortadan kaldırmaya ihtiyaç var.

Bank Asyadan kredi çekti diye öğretmenin işine son veriliyor, Darbe Komisyonuna verdiğiniz üye “Ben Bank Asyadan ev kredisi çektim.” diyor. Onun işine son ver, ailesini mağdur et, rızkıyla oyna ama Darbe Komisyonunda elemanınız darbeyi araştırmış olsun, darbeyle mücadele etmiş olsun. Gerçekten trajikomik bir durumla, ironik bir durumla karşı karşıyayız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

“d) İlgili Mevzuat çerçevesinde bilirkişilerin performansını ölçmek.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Levent Gök konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, bugün çok dramatik bir tablo yaşıyoruz. Bu tablo içerisinde, Türkiye’de, anlaşılıyor ki hiç kimsenin hukuk güvenliği kalmamıştır. Hiç kimse hukuki temeller üzerinde, Türkiye’deki adalete güvenecek durumda değildir. Bu bir kez daha ortaya çıkmıştır ve Türkiye’de adaletin geldiği bu noktada, artık sapla samanın birbirine iyice karıştığı, hatta Cumhurbaşkanının ifadesiyle, at iziyle it izinin birbirine girdiği çok net belli olmuştur. Bugün burada, az önce Sayın Bakanın ısrarlarım üzerine, iki saatten sonra ancak edinebildiği bir bilgiden sonra, bürokratların kendisine zorla verebildiği bir bilgiden sonra vermiş olduğu ifade, Türkiye’de, bugün, Cumhuriyet gazetesine dönük soruşturmanın çöktüğüdür değerli arkadaşlarım. Sayın Bakan aslında benim soruma cevap verirken Cumhuriyet gazetesine dönük soruşturmanın da çöktüğünü itiraf etmiştir. Nasıl olabiliyor değerli arkadaşlarım? Yani, akla ziyan bir ülke mi olduk? Şikâyetçisinin Recep Tayyip Erdoğan olduğu bir davanın sanığı, Sayın Bakan ifade ediyor, uzatmaktan dolayı… Neyi uzattı? Dinlemeleri uzattı. Gizlilik kararı koydular, herkesi dinlediler. Bir dava götürdüler, kumpas dava, Ergenekon davası gibi, Balyoz davası gibi kumpas davaları götürenlere karşı yürütülen bir soruşturmaydı bu, bu savcı da bu davanın sanığı ve bu sanık… Sayın savcı özenle ayırmaya çalışıyor. Niçin koruyorsunuz, niçin adını koymuyorsunuz? Bu dava FETÖ bağlantılı bir dava değerli arkadaşlarım.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Zekeriya Öz’ün bir eşi bu da.

LEVENT GÖK (Devamla) – Yani, Türkiye’de yürütülen hukuksuzlukların yer aldığı sistematik davalardan bir tanesinin sebebi. Şimdi, böyle bir davanın savcısı. Başka olaylarda irtibat var diye herkes ihraç, herkes gözaltına alınıyor, hakkında dünya kadar ceza istenen bir savcı yargılanıyor, 58 tane sanık var, 28’inci sanık bu ve yaptığı iş şu anda Türkiye’nin çökmesine neden olan en ağır işlerden bir tanesi: Dinlemeler, dinlemelerin uzatılması, dinlemelerden dolayı herkesin mağdur edilmesi. Bu savcıya Türkiye’nin cumhuriyetle yaşıt, Atatürk’ün ismini verdiği Cumhuriyet gazetesine dönük bir soruşturma yaptırılıyor ve bu soruşturmada bu savcı Cumhuriyet gazetesi hakkında işlem yapıyor, yazarları hakkında gözaltı kararı veriyor. Hangi gözaltı? “FETÖ darbe yapacak.” diyen Hikmet Çetinkaya hakkında gözaltı kararı, diğer yazarlar hakkında gözaltı kararı.

Değerli arkadaşlarım, burada, adalet artık çökmüş, tuz kokuyor, tuz, neyi konuşuyoruz biz?

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – FET֒yü kollayan adama FETÖ soruşturması veriliyor.

LEVENT GÖK (Devamla) – Şimdi, Türkiye önemli bir olay yaşadı, FET֒ye karşı mücadele… E, FET֒ye karşı mücadele, FETÖ davasıyla irtibatlı olan bir sanığa verilen bir soruşturmayla mı yürütülecek, böyle mi yürüteceksiniz? Bu nasıl anlayıştır? Bu nasıl soruşturmadır? Değerli arkadaşlarım, bunu lütfen bize aklıselim bir şekilde bir izah edin. Bizim mi aklımız durdu, Türkiye’nin aklı mı durdu? Nasıl oluyor bu işler? Bu savcı nasıl el çektirilmeden işinin başında, Cumhuriyet gazetesi gibi Türkiye’nin marka gazetesine, cumhuriyete yaşıt gazetesine bir savcı olarak atanıyor?

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – FET֒den talimat almıştır.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bunu hangi vicdan kabul eder? Adalete uyar mı? Adalet duygusunu bundan sonra koruyabilir misiniz? FET֒nün eline bundan daha büyük koz verilebilir mi? FETÖ hâlen “Ben etkiliyim, istediğimi yapıyorum.” demeyecek midir? Niye dedirtiyorsunuz, ne hakla? Biz o gün bombalar altında, FET֒nün bombaları altında mücadele ederken bunun için mi mücadele ettik? Adalet çürüsün diye mi mücadele ettik? Ne hakla yapıyorsunuz, adaleti çürütüyorsunuz? Buna kimsenin hakkı yok. Böyle ağır bir tabloyu Türkiye taşıyamaz. Bu ağır tablo Türkiye’yi bugün iyice bir karabasana almıştır. Böyle bir tablo Türkiye’nin hak ettiği bir tablo değildir. FET֒yle mücadeleye evet ama FET֒cüler işin başındaysa ne yapacaksınız? Ne yapmalısınız?

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Bağlar devam ediyor Başkan, bağlar devam ediyor.

LEVENT GÖK (Devamla) - Böyle bir tablo Türkiye’ye niçin yaşatılıyor değerli arkadaşlarım? İsyanımız buna. Bu hukuk güvenliği kalmazsa yarın hiçbir arkadaşımızın hukuk güvenliği kalmaz. Olabilir mi öyle bir şey? Kabul edilebilir mi?

Sayın Bakan, lütfen, iktidar bir silkinsin. Böyle bir tabloya nasıl izin veriliyor? Böyle bir tablo, bugün bir utanç vesikası olarak önümüze çıktı. Ne yapacağız şimdi? Ne yapacaksınız? Benim ne yapacağım belli, çıkacağım, konuşacağım, milletime şikâyet edeceğim. Ne yapabilirim ki? Ama sizin yapmanız gereken pek çok şey var. Lütfen görevinizi yapın. Lütfen… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendindeki “kaydedilmesine” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya çıkarılmasına” ibaresinin ve (d) bendindeki “yapmak” ibaresinden sonra gelmek üzere “mal beyanlarını kontrol etmek” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 388 sıra sayılı Bilirkişi Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün açılışını yaptığımız ve hafta sonuna kadar devam edecek olan “Hatay Günleri”ne yüce heyetinizi ailenizle birlikte davet ediyorum. Bunun, Hatay’ın gastronomisini, turizmini ve genel kültürünü tanımanız açısından iyi olacağını düşünüyorum, hepinizi de oraya bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, maddeyle bilirkişilik bölge kurullarının görevleri belirtilmektedir. Bilirkişilik Danışma Kurulu ve Daire Başkanlığına göre uygulayıcı niteliği olan, ön plana çıkan bölge kurullarının görevleri arasında ilgili mevzuata uygun olarak bilirkişilik hizmetlerinin yerine getirilmesini sağlamak, bilirkişiliği kabul etmek, sicili ve listeyi kaydetmek, sicil kayıtlı bilirkişilerin temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilik listelerini oluşturmak, denetimini yapmak, bilirkişilerin sicili ve listeden çıkarılmasına karar vermek yer almaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, seçim beyannamelerimizde “Adli, idari ve askerî yargıdaki ceza, hukuk ve idari yargılama usulünde bilirkişilik müessesesiyle bilirkişilerin seçimi ve denetimi yönünde düzenlenerek adaletin gerçekleşmesine katkı sağlayacak bir yapıya kavuşturulacaktır.” denilmekte ve hem bu alandaki eksikliklere dikkat çekilmekte hem de çözüm yoluna işaret edilmektedir. Tasarıyla hâlihazırdaki problemlere çözüm oluşturulmaya çalışılırken, yeni çelişkilerin ve sakıncaların çıkacağı aşikârdır. Ayrıca, bölge kurullarında yargının savunma ayağını temsilen Barolar Birliğinden bir avukat ile adli ve idari yargıya ilişkin denge bakımından vergi mahkemesinde bir kişinin de olması temsil açısından yerinde olacaktır. Bölge kurullarının bilirkişi tespitlerinin değerlendirilmesi konusunda yetkili gördüğü kurum ve kişilerden görüş almasına da imkân verilmesi, tereddüt edilen teknik konularda doğru karar verilmesine katkı sağlayacaktır.

Diğer taraftan, bilirkişiliğin bir görev olarak düzenlenmesi, özel ihtisas gerektiren alanlarda ilgililer talepte bulunsa dahi bölge kurulları tarafından resen bilirkişi listesine isim dâhil edilmemesine imkân verilmesi yerinde olacaktır. Bilirkişilerin eğitimi, denetimi, performansı gibi konularda, bilirkişilerin münhasıran meslek ve eğitimi -meslek içi eğitim olduğu- denetim bilirkişiliği teknik değerlendirmesine müdahale, bilirkişinin özellikle hukuki nitelik içeren raporlarının yargıya müdahale anlamına gelebileceği, bu tür raporların dikkate alınması hâlinde ise ilgili hâkimin disiplin cezası alacağı hususunu içermesi, işleyişin sağlıklı olmayacağını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 8’inci maddesi hakkında ifade ettiğimiz yargılama sistemini olumsuz etkileyecek ve uygulamada sıkıntı yaratabilecek hususlar giderilmeden tasarının bu hâliyle yasalaşması doğru olmayacaktır. Yazılan raporlarda yapılan tespitler, davalıları direkt ilgilendirmektedir. Bunun yanında, bilirkişilerin etik davranmaları gerektiği de açıktır. Ancak, bilirkişi atanan davaların genel ifadeyle büyüklüğü dikkate alındığında, bilirkişilerin yazacakları raporlarda hiçbir etki altında kalmaksızın karar vermeleri sağlanmalıdır. Bu nedenle de bilirkişilik kurumunun her türlü şaibeden uzak tutulması gerekmektedir. Bu gibi görevlerde çalışan personelin gelir denetiminin bir parçası olan mal bildiriminde bulunması zorunluluğunun bilirkişi için de uygulanması yerinde bir uygulama olacaktır. Tasarının 8’inci maddesinde tespit etmiş olduğumuz eksiklere yönelik, bilirkişilerin 3628 sayılı Kanun çerçevesinde mal bildiriminde bulunmaları büyük önem arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, yasa tasarısının ilgili 8’inci maddesinde olduğu gibi yasalaşması işleyen süreçleri de olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle, tasarıda iyileştirme yapmak amacıyla, değişiklik önergesinde teklif ettiğimiz hususları ve bilirkişi yapılacak kişilerin ilgili kurum hükümlerine göre mal bildiriminde bulunmalarının sağlanması hususunu dikkatinize sunuyor, tasarıya gerekli desteği vereceğinizi umuyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendindeki “verimli” ibaresinden sonra gelmek üzere “etkin” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Kalaycı                       Baki Şimşek                          Zihni Açba

              Konya                                 Mersin                                Sakarya

        Mehmet Parsak                      Saffet Sancaklı                 Ahmet Selim Yurdakul

        Afyonkarahisar                           Kocaeli                                Antalya

      Fahrettin Oğuz Tor

        Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Cemal Okan Yüksel                   Tahsin Tarhan                        Kazım Arslan

            Eskişehir                               Kocaeli                                Denizli

        Mehmet Gökdağ               Bülent Yener Bektaşoğlu                  Levent Gök

            Gaziantep                              Giresun                                Ankara

“c) Bölge Kurulu toplantılarının gündemini belirlemek ve toplantılara başkanlık etmek. Kurul üyelerinden en az ikisinin imzası ile verilecek önerileri gündeme almak.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin çerçeve (1)’inci fıkrasının “Bölge kurulu başkanının görevleri ve yetkileri şunlardır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                       Mahmut Toğrul                        Ferhat Encu

           Diyarbakır                            Gaziantep                               Şırnak

        Behçet Yıldırım                       Mizgin Irgat                     Meral Danış Beştaş

            Adıyaman                               Bitlis                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş.(HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu devam eden konuya ben de katkı yapmak isterim. Gerçekten Türkiye’de yargı mensuplarının terör örgütü üyeliğiyle suçlandığı, tutuklandığı, soruşturulduğu, açığa alındığı ve şu anda yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının Türkiye’nin en temel ve en can alıcı noktalardan olduğu gerçeğini bir kez daha, aslında defalarca durmadan, usanmadan tartışmamız lazım. Bu mesele, öyle üzerinde konuşulup geçilecek bir mesele değil. Şu anda Türkiye açık bir cezaevine dönmüş durumda aslında. Adalet Bakanlığı yetkilileri ve kendisi ve Hükûmet her fırsatta cezaevi yapacağını halka müjde olarak veriyor. Ama, gerçekten bu yargılamalar ne kadar adil, vatandaş bundan ne kadar memnun, bu hâkim ve savcılar görevlerini gereğini yerine getiriyorlar mı, yargının siyasallaştığı gerçeği ne kadar masaya yatırılıyor, bütün bunlara büyük bir soru işareti koymak lazım.

Cumhuriyet gazetesinin savcısının sorulması üzerine bu tartışma genişledi. Şunu söylemek isterim: Gerçekten, Cumhuriyet gazetesi savcısının bu durumu diğer dava dosyalarına da bir mercek tutmamızı gerektirir. Demin grup başkan vekilimiz ifade etti, ben o dava dosyalarında aynı zamanda avukatlık da yaptığım için hepsinin ismini teker teker biliyorum. Mesela, Diyarbakır Başsavcısının nasıl o soruşturmaları yürüttüğünü, yönettiğini görüşmelerimle ve tanıklığımla çok iyi biliyorum. Bizim İl Eş Başkanımız, Fırat Anlı’yla -şu anda maalesef yine cezaevinde- o zaman yaptığım bir görüşmeyi anlatayım. Şunu sordum çok doğal olarak: Niye Fırat Anlı tutuklandı? Dedi ki: “Fırat Anlı Yenişehir Belediye Başkanıydı, yeni dönemde aday olmadı. Bu yetmedi, gitti, Bingöl’de aday oldu, belediye başkanı adayı oldu, orada kaybetti. Bu da yetmedi, geldi, Diyarbakır’da bir de İl Başkanı oldu. E, tutuklamayalım da ne yapalım?” Yani, Fırat Anlı’nın suçu -bu bizzat Başsavcının cümlesidir- siyasete devam etmekmiş. İşte, değerli arkadaşlar, emin olun, bu dosyaların önemli bir bölümü -en azından benim bildiklerim- bu tanıklıklarımızla, yazılanlarla ve gördüklerimizle sabittir. Asıl sorun şu: Şu anda binlerce, on binlerce insan cezaevinde Gülen örgütünden, FET֒den ya da başka bir isim söyleyebiliriz, terör örgütü üyeliğinden tutuklular ve yargılanıyorlar, bir kısmı açıkta. Peki, bunların verdiği mahkûmiyet kararlarının neticelerini nasıl ortadan kaldıracağız? On yıl cezaevinde olan, beş yıl yatıp çıkan, hâlâ yargılaması devam eden… Bu dosyalar ne olacak? Hiçbir şey yokmuş gibi mi davranacağız? Bizim hakkımızda dokunulmazlıkların kaldırıldığı tarihe kadar verilen talimatla hızlıca fezlekeler yığıldı. Bu fezlekelerin kaçı bu savcılar tarafından hazırlandı bunun cevabını da bulmamız gerekiyor çünkü yargının siyasallaşması ve paralel yapının yargının doğrudan böyle içine yerleşmiş olması, soruşturmalar konusunda doğal olarak soruları çoğaltıyor. Biz bir kanun teklifi de verdik. Bu dava dosyalarında yargılananların yaptığı işlemler için tek bir şart gerekiyor, yargılamanın iadesi talebinin kabul edilmesi lazım. Yani şu anda gerçekten cezaevleri bu insanların açtıkları davalarla, soruşturmalarla tıka basa dolu. Yargıtay aşamasında binlerce dava dosyası var ve hepsi ön yargıyla, hepsi Gülen Cemaati’nin üyeleri ki şu anda iddialar çok ciddi, 15 Temmuz darbe girişiminde ne kadar ciddi olduğunu da gördük, ortaya çıktı.

Şimdi, KHK’yle 22 radyo televizyon kapatıldı, en son iki gün önce de basın-yayın organları. E, KHK kararı verenler kendi istihbarat kaynaklarına dayanıyorlar. Biz nasıl güvenelim İMC TV’nin kapatılmasına yönelik istihbaratı verenlerin güvenilir olduğuna? Özgür Gündem gazetesinin kapatılması kararını veren hâkimin gerçekten terör örgütü üyesi olup olmadığına nasıl inanalım? Ortada ciddi bir şaibe var, ciddi şüpheler var, artık bu, şüpheyi geçmiş durumda. Hukukta bir deyim vardır, kuvvetli suç şüphesi. Bu kuvvetli suç şüphesini bile aşan, neredeyse yargıya dönen bir tablo var ortamızda. Bu nedenle Hükûmet yetkililerine şunu soruyorum gerçekten: Şu anda da bu operasyonlar aynen devam ediyor. Bunun talimatını gerçekten siz mi verdiniz yoksa hâlâ içinizdeki FETÖ ya da Gülen Cemaati üyeleri mi, bunu merak ediyoruz, cevabını istiyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

“c) Bölge Kurulu toplantılarının gündemini belirlemek ve toplantılara başkanlık etmek. Kurul üyelerinden en az ikisinin imzası ile verilecek önerileri gündeme almak.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bölge Kurulu Başkanının gündemi tek başına belirlemesi dengesiz bir gidişata mahal verebileceğinden, Kurul Başkanının kurul üyelerinin görüşlerini de dikkate alması faydalı olacaktır. Böylece bilirkişilik müessesesine ilişkin bağımsızlık tartışmalarına karşı bir adım daha atılmış olacaktır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın Fahrettin Oğuz Tor ve arkadaşları önergesini çektiler.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasına "aranır" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve düzenlenen raporlarda bu kişilerin adı ve soyadı ile imzası bulunur" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                           Mehmet Doğan Kubat                         Murat Alparslan

                  Kayseri                                         İstanbul                                          Ankara

             Mustafa Köse                                   Ayşe Keşir                                   Ramazan Can

                  Antalya                                          Düzce                                         Kırıkkale

        Gökcen Özdoğan Enç

                  Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

     Bülent Yener Bektaşoğlu                       Mehmet Gökdağ                                Levent Gök

                  Giresun                                       Gaziantep                                        Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve (d) bendi ile (4)’üncü fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                              Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                      Adıyaman

               Ferhat Encu                                   Mizgin Irgat

                   Şırnak                                            Bitlis

“a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkum olmamak.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 388 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Şu anda Bilirkişilik Kanunu Tasarısı üzerinde tartışıyoruz ancak her şeyi bilenler ve bildiğini iddia edenler sonrasında da bu kadar iddialı olup da kandırılanlar zaten saraydan kanun hükmünde kararnamelerle her sorunumuzu çözüyorlar.

Bu Hükûmet yasa yapma tekniği noktasında hiçbir zaman evrensel demokratik kriterleri esas almadı. Bir alanda, bir konuda bir sorunun çözümüne ilişkin bir ihtiyaç olursa bu konunun komisyonlarda, sivil toplum örgütlerinde ve ilgili kurumlarında yeterince tartışıldıktan sonra bu Meclise gelmesi ve bu Meclisin her üyesinin yasa hakkında fikirlerini özgürce ifade edebildiği bir ortamın yaratılması gerekir. Bugüne kadar torba yasa düzenlemelerinde yasaların ilgili komisyonlarda tartışılmadan buraya getirildiğinden şikâyet ediyorduk. Ancak, bu Hükûmet kötünün de kötüsünü göstermek ve uygulamak konusunda gerçekten çok mahir. Yeni düzen artık öyle torba yasa falan değil, yeni düzen kanun hükmünde kararnameler düzenidir. Yasalarda düzenlenmesi ve tartışılması gereken konular ne yazık ki olağanüstü hâlin ilanının dışındaki durumlarda bile kanun hükmünde kararnamelerle düzenleme yoluna gidilmektedir. Meclis açıkça işlevsizleştirilmeye, baypas edilmeye çalışılmaktadır. Her kelimesinin başında halkın iradesinden bahsedenler, halkın iradesi sadece AKP’nin iradesi, sadece Hükûmetin iradesi değildir. Topyekûn, burada oturan tek kişinin iradesi bile halkın iradesidir ve bu iradeye dâhildir, onun da fikrini almak zorundasınız. Kaldı ki şu anda kanun hükmünde kararnameler Hükûmetin iradesi değil mevcut olan tek kişinin iradesidir.

Bakın, yargı alanında düzenlemelerden bahsediyorsunuz, daha nitelikli bir yapılanma oluşturulacağından bahsediyorsunuz, bilirkişilik müessesesi hakkında düzenlemeleri Meclise getiriyorsunuz ancak yargının kurucu unsuru olan, olmazsa olmazı olan savunma ve yurttaşların savunma hakkını ne hâle getirdiniz? Kanun hükmündeki kararnamelerle savunma hakkını âdeta ortadan kaldırıyorsunuz. Masumiyet karinesinden faydalanan insanlar günlerce avukatlarıyla görüşmeyecek, bir ay gözaltında tutulabilecek; bu, açıkça Anayasa’nın ihlalidir, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının açık ihlalidir; açıkça, yargısız cezalandırma, yargısız infazdır.

Son kanun hükmündeki kararnameyle Adıyaman’da darbeyle uzaktan yakından alakası olmayan KESK üyesi 24 kamu emekçisi ihraç edildi. Yine bu son kanun hükmünde kararnameyle Mecliste, benim de danışmanımın bulunduğu 32 kişi ihraç edildi. Çaycısından danışmanına kadar, şoförüne kadar herkes alındı, darbeyle de bir şekilde ilişkilendirilmeye çalışıldı. Şimdi, buradaki çaycı, buradaki şoför -meslekleri küçümsemek anlamında söylemiyorum, onlar başımın tacıdır- darbeyle ilişkili de niye bir milletvekili bunlarla ilişkili değil? Kime sorarsanız, milletvekilinin darbe yapma potansiyeli vardır da bir çaycının, bir şoförün darbe yapma potansiyeli yoktur; ben bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Siyasi ayak nerede? Yurtta sulh konseyi nerede? Gerçekten bunları aklım almıyor.

Şimdi, hiçbir somut gerekçe olmadan bu kamu emekçilerini görevden aldınız, bu insanların emeğini, işini gücünü, hayatını çaldınız. Bu insanlar suçlu mu? Bu kadar ağır bir vebale katlanmak zorunda bırakıldılar. Hukuku, adaleti, hakkaniyeti geçtim, yürürlükteki kanuna göre hiçbiriniz “Bu insanlar suçludur, suç işlemiştir.” diyebilir misiniz? Diyemezsiniz, teknik olarak da diyemezsiniz, ahlaki olarak da diyemezsiniz. Suçlu diyemediğimiz insanların bütün emeğini ve yaşamlarını çalıyorsunuz, bunun vebali ağırdır. Ahiret inancı olan insanlar bilir ki burada sizi saray korkutabilir, yargılayabilir ancak orada sizi yargılayacak olan Allah, korkutacak olan ise mazlumun ahından başka bir şey değildir, bunu iyi bilin. Onun için, buraya yasa tasarılarını getirirken Avrupa Birliği, evrensel demokratik kriterler gibi kaygılarınız olduğu kanaatinde değilim, zaten getirdiğiniz bu tasarıda bu durum hissediliyor.

Yine bilirkişilerin seçimi, performansı ve eğitime tabi tutulmaları noktasında yasa bilirkişilik müessesesinin tabiatına aykırı hükümler içermektedir. Zaten, kendi alanında yetkinleşmiş insanları tekrar bürokratik bir silsileye, bir eğitime ve bir performans değerlendirmesine tabi tutmak, bu değerlendirmeyi yapacakların sıfatı düşünüldüğünde bu durum bile işin özüne uygun değildir.

Yargı alanını düzenlerken esas kriterlerin bağımsızlık, tarafsızlık olması gerekir. Hangi işe nerede, ne zaman liyakat esas alınarak vatandaş alınıyor? Adalet Bakanlığı Müsteşarının istemediği kişiler bu bilirkişi listesine girebilecek mi? Şu anda yapmaya çalıştığımız şey, arabanın motorunu bozup arabanın tekerleğiyle değil, tamponuyla uğraşmaya benziyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Onun içindir ki bilirkişilik müessesesinin bir parçası olduğu yargıyı kurumsal olarak bağımsız ve tarafsız bir duruma getirmediğiniz sürece bilirkişilik müessesine dair yapacağınız her düzenleme eksik, yetersiz ve boşuna bir çaba olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Levent Gök konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adalet ve hukuk ve mağduriyet. Mağduriyet nerede başlıyor, sanığın hakları nerede başlıyor, şikâyetçi nerede olunuyor ve sonuçta adalet nerede tesis ediliyor? Türkiye’de bir soruşturmalar yürütülüyor FET֒ye karşı. Gerçekten, bu darbenin tüm sorumluları yargılanmalı, hak ettiği cezayı almalıdır. Türkiye’de hiçbir terör örgütüne yer yoktur, FET֒sü, PKK’sı, DHKP-C’si, IŞİD’i, her kimse, elinde silah olan herkes Türkiye’de yargılanmalı ve hak ettiği cezayı almalıdır. Bu yapılırken adalet sistemi asla yanılgıya düşmeden, sapla samanı ayıran bir çizgi içerisinde götürmelidir bu işi ki adalet duygusu herkes için ikna edici bir unsur olabilsin.

Bize bugünlerde iktidar partisi sözcüleri “mağdur edebiyatı yapma.” diye suçlamalar yöneltiyorlar. Değerli arkadaşlarım, öyle bize dilekçeler, öyle şikâyetler bizzat ağlayarak geliyor ki… Kişi diyor ki: “Ben falanca bir yerde ev kiraladım, ev sahibim kira parasını bana falanca bankadan gönder dedi, dediği için oradan gönderdim, ben şimdi meslekten ihraç edildim.” Bu bir mağduriyettir, bunu gidermemiz gerekiyor. Bizim uğraştığımız mağduriyetler bunlar. Bomba atanlarla, tanklarla, silahlarla halkımızı öldürenlerle değil, millî iradeyi yok etmek isteyenlerle değil. Yüzlerce insan var…

Şimdi, Sayın Bakan az önce sorduğum soruya tam iki saat sonra Adalet Bakanlığı bürokratlarının bulabildiği cevabı verirken bir cümle kullandı: “Bu savcı falanca davada sanıktır, FET֒yle ilgisi olduğunu düşünmüyoruz.” anlamına gelen bir söz söyledi. Sayın Bakan, bu sözcüğü nasıl kullanabildiniz, neyle bizi ikna etmeye çalışıyorsunuz, ne anlatmak istiyorsunuz? Yani ortada yürüyen bir FET֒den dolayı Selam Tevhid davası var, yargılananların tümü usulsüz iş yapmış, devleti çökertmeye çalışmış, FET֒cülükle suçlanıyor, Sayın Bakan, bir savcıyı ayırıyor. Sayın Bakan sizin bürokratlarınızın bulamadığı, tam 3 bakan değiştiği hâlde cevap veremediğiniz soruda ben iddianameyi buldum o savcı hakkındaki. Şunu da ifade ediyorum, bu savcının da adil yargılanma hakkı vardır ve hüküm kesinleşene kadar o da masumdur, bunun da altını çiziyorum, hiçbir tereddüt yok. Adalet terazisini her yerde aynen uygulamak durumundayız, bu sayın savcı yargılansa dahi. Ama bakın, değerli arkadaşlarım, bir bankadan kira parasını göndereni ihraç ettiğiniz tabloda, Sayın Bakanın da özenle savcı için “FET֒yle ilgisi yok.” dediği davada iddianame nasıl başlıyor? O iddianamenin ilk giriş cümlesi aynen şöyle: “İddianamemizde şüpheli hâkim ve cumhuriyet savcılarının yaklaşık kırk yıldır ulusal ve uluslararası arenada yapılanmasını tamamlayan, dünyanın en gizli ve operasyonel manada legal yolları illegal bir şekilde kullanarak sonuç alan Fetullah terör örgütü kapsamında işlemiş oldukları suçlar anlatılacaktır.” Sayın Bakan, sizin ayırdığınız savcının iddianamesi bunu söylüyor. Neymiş? “FETÖ kapsamında işlediği suçlar.” Kimler hakkında? Cumhuriyet gazetesi soruşturmasını yürüten ve yazarları hakkında gözaltı veren savcı hakkında iddianameye bakın değerli arkadaşlar. “FETÖ kapsamında işlediği suçlar.” Ne yapmış bu savcı? Kolluktan gelen yazılarda haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulmadığı hâlde, muhataplarının silahlı örgütle ilişkisi bulunmaksızın, başka surette delil elde imkânı bulup bulunmadığı araştırılmadan haklarında soruşturma yürütmekten dolayı dava açılıyor. Hangi konuda? FETÖ terör örgütünden dolayı. Tablo bu değerli arkadaşlarım.

Şimdi, böyle bir tabloda, o savcı yargılansın, beraat ederse eder, mahkûm olursa olur, o ayrı bir konu ama böyle bir tabloda, FET֒den dolayı yargılandığı iddianamede tespit edilmiş olan bir savcıya en önemli gazetenin soruşturmasını vereceksiniz, bir evin kirasını bankadan gönderen kişiyi içeri atacaksınız. Olmaz, olamaz, böyle bir şey olmaz. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de adalete niçin güven az? İşte bunlardan dolayı az. FET֒cüler hâlâ iş başında, farkında değilsiniz AKP’li kardeşlerim, farkında değilsiniz, siz istediğiniz kadar uğraşın. Biz anlatmaya çalışıyoruz ama sizler de bu konularda mağdursunuz. Ben biliyorum, çoğunuzu tanıyorum; hiçbirinizin, çoğunuzun alakası yok ama tablo bu. Tablo ne?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Çoğunuzun alakası yok.” derken ne demek istiyorsun, onu anlayamadım?

LEVENT GÖK (Devamla) – Sizinle de alakası yok diyoruz, çoğunuzun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Neyle alakamız yok?

LEVENT GÖK (Devamla) – FET֒yle alakanız yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Çoğunuzun” derken “Bir kısmınızın var.” mı demek istiyorsun?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, ne söylediğimi herkes biliyor. Ben ne söylediğimi gayet iyi biliyorum. Ben bu konuda kimseyi de suçlamıyorum. Söylediğim çok açık ve nettir, sizleri ilzam eden bir şey değil, söylediğim gayet net. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasına "aranır" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve düzenlenen raporlarda bu kişilerin adı ve soyadı ile imzası bulunur" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılıyorum.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, Sayın Gök ifade etti, “Çoğunuzu çok iyi tanıyorum, bu yapısıyla ilgisi yok.” diye ifade etti. “Ben de nedir, ne demek istediniz?” diye sordum, “Çoğunuzu tanıyorum, bir kısmınız var anlamına gelir.” diye söyledim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiç de öyle değil, hiç de öyle değil Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Öyle demediniz mi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani, ben tanıdığım kadarıyla diyorum, tanıdığım kadarıyla diyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ha, tamam, peki, ben o zaman o şekilde anladım diye sordum. Yani, “Çoğunuzu tanıyorum öyle değil, tanımadıklarım da öyle değil.” anlamında, tanıdıklarımla…

LEVENT GÖK (Ankara) – Tanıdıklarımızın çoğunun… Çoğunuzu tanıyorum, ilgisi olmadığını biliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Anladım peki, anladım Levent Bey, tamam. Anladım teşekkür ediyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, 17 Aralık süreci başladığında ve arkasından 25 Aralık geldiğinde biz bu FETÖ terör örgütünün Türkiye’de paralel bir yapılanma olduğunu, devlet içinde bir devlet kurmaya kalkıştığını ve Türkiye’nin kodlarıyla oynayarak darbe girişimine doğru gittiğini iddia ettik ve o günden bu tarafa biz FET֒yü düşman ilan ettik, gelmesin diye, AK PARTİ içerisine bulaşmasın diye büyük gayret gösterdik ve çalışmalarımızı yaptık.

Arkasından, yerel seçimler oldu, 2014 yerel seçimleri oldu. 2014 yerel seçimlerden önce il teşkilatlarımızı, il kongrelerimizi yaptık çünkü biz o gün FET֒yü düşman ilan ettik. FETÖ, AK PARTİ içerisine giremeyeceğini anladığından dolayı farklı bir şeyler yapmış olabilir. Bu süreç içerisinde bakın, 2011 yılından… O süreçte, 2013 yılında 17-25 Aralık davası olduğunda bizden 5 tane milletvekili istifa etti, baskıyla, örnek gösterilerek, “Şunları örnek alın.” diye 5 milletvekili istifa etti. FETÖ terör örgütüyle doğrudan doğruya irtibatlı olduğunu söylediğimiz o milletvekillerinin kim olduğunu biliyorsunuz; şu anda yurt dışında kaçak. Arkasından 7 Haziran seçimlerine gittik. 7 Haziran seçimlerinde milletvekilli adaylarını tespit ederken en önemli kıstaslarımızdan biri “FET֒yle irtibatı var mıdır?” O kıstasları büyük bir ihtimamla değerlendirdik. 7 Haziran seçimlerinde milletvekili adayları içerisinde olduğu ihtimalini görmüyorum. Gözden kaçmış mıdır? Tahmin etmiyorum. Çünkü en ufak bir konuyla ilgili “Zamanında bunun böyle böyle bir ilişkisi varmış.” diye bir şüphe olduğu zaman “Şüphe kurttur içimizi kemirir, biz bunu aday yapmayalım.” dedik.

1 Kasım seçimlerine geldik. 7 Haziran seçimlerinden 1 Kasım seçimlerine geldiğimiz süreçte de aynı hassasiyet daha fevkinde olarak devam etti çünkü 7 Haziran seçimlerinde… Biliyorsunuz AK PARTİ’de bir sistem var, üst kurul var, kurullar var; o kurullar bütün milletvekili aday adaylarını incelerler. 6 bin civarında aday adayı incelendi, 6 bin aday adayı arkasından bir üst kurula gitti ve en sonunda da en üst kurulda bu değerlendirilmeler yapıldı. O kişiyle ilgili, 11 kişilik üst kurulda, şahısla ilgili birisinin bir endişesi varsa, endişesi, şüphesi “Bunu koymayalım, yarın kurt kemirir içimizi, bu adam böyle midir acaba?” diye onu yaptık. 1 Kasımda da aynı hassasiyet gösterildi diye ifade ediyorum ve şunu da inanarak söylüyorum: “Bugün en dezenfekte olmuş, FET֒yle ilgili en dezenfekte olmuş AK PARTİ’dir.” diye iddialı söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Niye? Çünkü biz, bu FETÖ terör örgütünün, 17-25 Aralık sürecinin darbeye doğru gideceğini bilen bir parti olarak…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Darbeyi biliyor muydunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O gün 17-25 Aralık sürecinden bunun sonuçlarının darbe girişimi olduğunu iddialı bir şekilde söyleyerek… Belki sizleri ikna edememiş olabiliriz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Darbeyi biz söyledik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama o günü yaşayan olarak doğrudan doğruya hedef tahtası hâline gelmiş bir iktidarın bu konudaki savunma güdüsünün, bu konuyla mücadele güdüsünün hangi noktada olduğunu takdirlerinize bırakıyorum.

Ben biraz önce, bu konuşmamın sebebi, Sayın Gök’ün “Bir kısmınızı tanıyorum, kesinlikle ilgilisi yok.” “Diğerleriniz olur mu acaba?” diye bir soru sordum, herhâlde benim sorduğum soruyu anlamadığından veya o şeyde tam iletilmediğinden dolayı olduğunu… O anlamda söz aldım.

Değerli milletvekilleri, şuna inanıyorum, görüyorum ki bu terör örgütüyle ilgili, hiçbir milletvekilinin bağ kurulacağına ihtimal vermiyorum çünkü buraya gelen milletvekilleri demokrasiyi savunmak adına, bu ülkenin birliğini, bekasını savunmak adına burada görev yapmak mecburiyetindeler çünkü bizim halkımıza borcumuz budur, bunu yapmamız lazım. 550 milletvekili içerisinde FETÖ terör örgütüyle bağlantılı bir milletvekilinin olduğuna ihtimal vermiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 11’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

     Bülent Yener Bektaşoğlu                       Mehmet Gökdağ

                  Giresun                                       Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

              Mizgin Irgat                                Behçet Yıldırım

                   Bitlis                                         Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bölge kurulunun mesleki tecrübe, katıldığı meslek içi eğitimler ve uzmanlığını gösteren belgeler dikkate alınarak bilirkişiler arasında en liyakatli olanları seçeceğine dair düzenleme bilirkişilik kurumunun amacına aykırıdır. Şöyle ki: Bilirkişilik kurumu kişilerin mesleki anlamda yarıştırılması amacını gütmemektedir. Her kişinin farklı uzmanlık alanı olduğunu, bilirkişiliğin bir meslek olmayıp meslekteki uzmanlık nedeniyle buna bağlı olarak kazanılan bir sıfat olduğu dikkate alındığında 11’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 11’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Cemal Okan Yüksel (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bilirkişilik sicili için 3 yıllık bir kayıt süresi öngörülerek bir meslek gibi ele alınmasının yaratacağı olumsuzlukların giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (f) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

            Behçet Yıldırım                                Mizgin Irgat

                Adıyaman                                         Bitlis

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 12’nci maddesinin (4)’ üncü fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

            Mehmet Gökdağ                       Bülent Yener Bektaşoğlu

                Gaziantep                                        Giresun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bir meslek ihdas ediliyormuş gibi avukatlık, hâkimlik, hekimlik mesleğine başlarken olduğu gibi toplu yemin ederek göreve başlamalarının yaratacağı anlam kargaşasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (f) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 13’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

     Bülent Yener Bektaşoğlu                       Mehmet Gökdağ

                  Giresun                                       Gaziantep

Aynı mahiyetteki diğer önerge imza sahipleri:

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

              Mizgin Irgat                                Behçet Yıldırım

                   Bitlis                                         Adıyaman

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 13’üncü Maddesi (d) bendinde performans değerlendirmesi sonucunda yetersiz bulunması hâlinde bilirkişinin sicilden çıkarılması öngörülmüştür. Ancak bölge kurullarının üyeleri içerisinde bilirkişilerin mesleki yeterliliklerini ölçebilecek bir üye bulunmamakta, tamamen savcı ve hâkimlerden oluşmaktadır. Bu durum bilirkişilerin bağımsızlığını ve adil yargılanma hakkını olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca, bölge kurulunda bulunan hâkimlerin bilirkişinin çalıştığı dosya hakkında bilgi sahibi olmaması da objektif değerlendirme yapılmasının önünde engel teşkil edecektir.

Diğer önergenin gerekçesi:

Bölge kurulu tarafından bilirkişilerin performans denetimini hangi kriterler çerçevesinde değerlendireceğinin yaratacağı bilirkişilerin bağımsızlığını olumsuz etkileyeceği öngörülmüştür.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır; okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 Sıra Sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıda belirtilen hükmün yeni bir fıkra olarak tasarı metnine eklenmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Mahmut Toğrul                                 Ferhat Encu

                Diyarbakır                                     Gaziantep                                         Şırnak

              Mizgin Irgat                                Behçet Yıldırım

                   Bitlis                                         Adıyaman

“4) Bölge kurulu kararını vermeden önce ilgili bilirkişilerin savunmalarını almak zorundadır. İlgili bilirkişi bölge kurulunun durumu kendisine yazılı olarak bildirmesinden itibaren 7 gün içerisinde savunmasını vermek zorundadır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "şikâyet" ibaresinin "başvuru" şeklinde değiştirilmesini ve maddeye (3)’üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve fıkra numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                                Ramazan Can                            Mehmet Doğan Kubat

                  Kayseri                                        Kırıkkale                                        İstanbul

            Murat Alparslan                                 Ayşe Keşir                             Gökcen Özdoğan Enç

                  Ankara                                           Düzce                                          Antalya

             Mustafa Köse

                  Antalya

"(4) Bilirkişi raporlarının özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin bölge kurullarına başvuru yapılamaz; yapılan başvurular incelenmeksizin reddedilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 14’üncü maddesinin (1)’inci ve (2)’nci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cemal Okan Yüksel                            Tahsin Tarhan                                 Kazım Arslan

                 Eskişehir                                        Kocaeli                                          Denizli

            Mehmet Gökdağ                       Bülent Yener Bektaşoğlu

                Gaziantep                                        Giresun

(1) Bilirkişiler, göreviyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladıkları raporların bilirkişilik mevzuatına uygunluğu bakımından bölge kurulları tarafından resen veya şikâyet üzerine denetlenir.

(2) Hâkim veya cumhuriyet savcısı, görevlendirdiği bilirkişinin göreviyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladığı raporun bilirkişilik mevzuatına uygun olmadığına ilişkin kanaat edinmesi durumunda, bu hususu bölge kuruluna bildirir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılıyoruz. (CHP sıralarından “Hükûmet katıldı.” sesleri)

BAŞKAN – Hükûmet katıldı, aslolan Genel Kurulun ne diyeceği.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe: Madde metnindeki mevzuatın bilirkişilik mevzuatı olduğu vurgulanarak oluşabilecek anlam kargaşasının önlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan "şikâyet" ibaresinin "başvuru" şeklinde değiştirilmesini ve maddeye (3)’üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve fıkra numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(4) Bilirkişi raporlarının özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin bölge kurullarına başvuru yapılamaz; yapılan başvurular incelenmeksizin reddedilir."

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede bu önergeyle yapılması öngörülen değişiklikler bakımından terim birliği sağlanması amacıyla (1)’inci fıkrada yer alan "şikâyet" ibaresi "başvuru" şeklinde değiştirilmektedir.

Bölge kurulları, bilirkişileri ve bilirkişi raporlarını idari yönden denetleyecek, bilirkişi raporlarında yer alan özel ve teknik bilginin yeterliliği konusunda esas yönünden herhangi bir denetim ve inceleme yapamayacaktır. Usul kanunlarımıza göre, bilirkişinin hazırladığı raporun eksik veya yetersiz olması hâlinde, taraflar bu rapora davanın görüldüğü mahkemede itiraz edebilmekte ve itiraz üzerine yargı mercileri ek rapor veya farklı bilirkişilerden rapor alabilmektedir. Bilirkişi raporlarının esas yönden denetiminin yargı mercileri tarafından yapılması nedeniyle, raporlara karşı bölge kurullarına başvurulması hâlinde, kurulun yapacağı inceleme yargılama sürecini etkilemeyecektir. Bölge kurullarının yaptığı inceleme idari bir denetim olmakla birlikte, uygulamada raporun esası yönünden de bu kurullara başvurulabileceği düşünülerek, tereddütleri gidermek amacıyla, bu önergeyle, bilirkişi raporlarına karşı özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin olarak başvurulamayacağı, başvuru yapılmış ise incelenmeksizin reddedileceği açıkça düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişi Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıda belirtilen hükmün yeni bir fıkra olarak tasarı metnine eklenmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

4) Bölge kurulu kararını vermeden önce ilgili bilirkişilerin savunmalarını almak zorundadır. İlgili bilirkişi bölge kurulunun durumu kendisine yazılı olarak bildirmesinden itibaren 7 gün içerisinde savunmasını vermek zorundadır.

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bölge kurulunun hakkında karar vereceği bilirkişilerin savunmasını almadan inceleme yapacak olması hakkaniyet duygusu ile bağdaşmaz niteliktedir. Adil bir değerlendirmenin söz konusu olabilmesi için ilgili bilirkişilerin savunmasının alınması zorunluluk arz etmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “itirazın reddi kararına" ibaresinin "itiraz üzerine verdiği kararlara" şeklinde dğiştiri1iesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Elitaş                     Murat Alparslan                 Mehmet Doğan Kubat

             Kayseri                                Ankara                               İstanbul

           Ayşe Keşir                          Ramazan Can                   Gökcen Özdoğan Enç

              Düzce                                Kırıkkale                              Antalya

         Mustafa Köse

             Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Cemal Okan Yüksel                   Tahsin Tarhan                       Kazım Arslan

            Eskişehir                               Kocaeli                                Denizli

        Mehmet Gökdağ               Bülent Yener Bektaşoğlu

            Gaziantep                              Giresun

"(1) Bölge Kurulu kararlarına karşı, kararın tebliğ veya ilan tarihinden itibaren on beş gün içinde Danışma Üst Kurulu'na itiraz edilir. Danışma Üst Kurulu tarafından otuz gün içinde karar verilmemesi durumunda bu sürenin bitiminden; itirazın reddedilmesi hâlinde ise ret kararının tebliğ tarihinden otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine dava açılabilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinin aşağıda belirtilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                       Mahmut Toğrul                        Ferhat Encu

           Diyarbakır                            Gaziantep                               Şırnak

        Behçet Yıldırım                       Mizgin Irgat

            Adıyaman                               Bitlis

“MADDE 15- (1) Bölge kurulu kararlarına karşı, kararın tebliğ veya ilan tarihinden itibaren on beş gün içinde Bilirkişilik Danışma Kurulu'na itiraz edilir. Danışma Kurulu tarafından otuz gün içinde karar verilmemesi durumunda bu sürenin bitiminden; itirazın reddedilmesi hâlinde ise ret kararının tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde yetkili idare mahkemesine dava açılabilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bölge kurulunun vermiş olduğu karara karşı tekrar bölge kuruluna itirazda bulunmanın uygulamada hiçbir faydası olmayacağı gibi süreci uzatması anlamında zararı söz konusu olacaktır. Bu nedenle karara itirazın nispeten daha çoğulcu bir yapısı olan Danışma Kurulu tarafından incelenmesi daha yerinde olacaktır.

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda altmış gün olarak belirlenen dava süresine ilişkin esasa Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nda da uyulması gerekmektedir. Tasarı bu hâliyle idari yargılama hukukundaki hak arama özgürlüğünü kısıtlamakta ve adil yargılanma ilkesini ihlal etmektedir. Bu nedenle otuz gün olarak belirlenen sürenin altmış güne çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Cemal Okan Yüksel (Eskişehir) ve arkadaşları

"(1) Bölge Kurulu kararlarına karşı, kararın tebliğ veya ilan tarihinden itibaren on beş gün içinde Danışma Üst Kurulu'na itiraz edilir. Danışma Üst Kurulu tarafından otuz gün içinde karar verilmemesi durumunda bu sürenin bitiminden; itirazın reddedilmesi halinde ise ret kararının tebliğ tarihinden otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine dava açılabilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Teklifimizle yetkilerin devredildiği Danışma Üst Kurulu, ihtilaf durumlarında da yetkiyi uhdesinde bulundurarak bilirkişilik faaliyetlerinde tartışmaya ve şaibeye mahal verilmeden mağduriyetlerin giderilmesinde de sorumluluk alacaktır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “itirazın reddi kararına" ibaresinin "itiraz üzerine verdiği kararlara" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Uygun görüşle takdire arz olunur Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bilirkişilik bölge kurullarının itiraz üzerine verdiği tüm kararlara karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilmesi imkânının getirilmesi amacıyla önerge verilmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır. Okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 16’ncı maddesinin (5)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Cemal Okan Yüksel                   Tahsin Tarhan                       Kazım Arslan

            Eskişehir                               Kocaeli                                Denizli

        Mehmet Gökdağ               Bülent Yener Bektaşoğlu

            Gaziantep                              Giresun

"(5) Kurulların ve bilim komisyonun ihtiyaçlarına yönelik harcamalar ile ödenecek huzur hakları ve huzur ücretleri Bakanlığa ayrılan bütçeden karşılanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifle kurullar ve bilim komisyonu için ödenecek huzur haklarının ve ücretlerinin her yıl Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısı’nda Bakanlık için ayrılan bütçeden karşılanacağı açıklığa kavuşturulmuştur.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 17’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Cemal Okan Yüksel                   Tahsin Tarhan                       Kazım Arslan

            Eskişehir                               Kocaeli                                Denizli

        Mehmet Gökdağ               Bülent Yener Bektaşoğlu

            Gaziantep                              Giresun

“(2) Ekli (6) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı cetvelin Adli Tıp Kurumuna ait bölümüne eklenmiştir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "(2), (3), (4) ve (5)" ibaresinin "(2) ve (3)" ve (2)’nci fıkrasında yer alan "(6)" ibaresinin "(4)" şeklinde değiştirilmesini, Tasarıya ekli (3) ve (4) sayılı listelerin Tasarıdan çıkarılmasını, sonraki listelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Elitaş                       Ramazan Can                   Mehmet Doğan Kubat

             Kayseri                               Kırıkkale                              İstanbul

        Murat Alparslan                        Ayşe Keşir                    Gökcen Özdoğan Enç

              Ankara                                 Düzce                                 Antalya

         Mustafa Köse

             Antalya

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Uygun görüşle takdire arz olunur Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin (1)’inci fıkrasıyla ihdas edilmesi öngörülen hâkim ve savcı kadrolarının 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 33’üncü maddesiyle ihdas edilmesi nedeniyle Tasarının ekinde yer alan (4) ve (5) sayılı listelerin Tasarıdan çıkarılması amacıyla bu önerge verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 17’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Ekli (6) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı cetvelin Adli Tıp Kurumuna ait bölümüne eklenmiştir."

Cemal Okan Yüksel (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifle 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili cetvelinin Adli Tıp Kurumuna eklenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 18’inci maddesinin (1)’inci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Bilirkişilik Kanunun uygulamasına ilişkin yönetmelikler Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur”

     Cemal Okan Yüksel                  Mehmet Gökdağ                      Dursun Çiçek

            Eskişehir                             Gaziantep                              İstanbul

         Tahsin Tarhan                Bülent Yener Bektaşoğlu                Kazım Arslan

              Kocaeli                               Giresun                                Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metnindeki mevzuatın bilirkişilik mevzuatı olduğu vurgulanarak oluşabilecek anlam kargaşasının önlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 Sıra Sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın 19’uncu maddesinde geçen "bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir" ibaresinin çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                       Mahmut Toğrul                        Ferhat Encu

           Diyarbakır                            Gaziantep                               Şırnak

        Behçet Yıldırım                       Mizgin Irgat

            Adıyaman                               Bitlis

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

388 sıra sayılı Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın 19’uncu                     maddesiyle düzenlenen ek maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"EK MADDE 3- Bu Kanun uyarınca görevlendirilecek bilirkişiler ve bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bunlar hakkında Bilirkişilik Kanunu ve ilgili diğer kanun hükümleri uygulanır."

     Cemal Okan Yüksel                  Mehmet Gökdağ                      Dursun Çiçek

            Eskişehir                             Gaziantep                              İstanbul

         Tahsin Tarhan                Bülent Yener Bektaşoğlu                Kazım Arslan

              Kocaeli                               Giresun                                Denizli

       Mustafa Akaydın

             Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle anlam karmaşasının düzeltilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Bilirkişi Kanunu Tasarısı’nın 19’uncu maddesinde geçen “bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir” ibaresinin çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN –Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Liste dışı bilirkişi ataması da mümkün kılınmalıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                      Behçet Yıldırım                     Mahmut Toğrul

           Diyarbakır                            Adıyaman                             Gaziantep

          Mizgin Irgat                         Ferhat Encu

               Bitlis                                  Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN –Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türk Tabipler Birliğinin de Adalet Komisyonuna sunduğu görüşte belirttiği üzere tasarıyla getirilen düzenlemeler ne yazık ki Adli Tıp Kurumunun tarafsız ve bağımsız bir şekilde ve bilimsellik ilkesine uygun görev yapamamasına ilişkin sorunları çözücü nitelikte değildir. Kurumun özerk, bilimsel, objektif ve güvenilir bir yapıya kavuşturulması için yapılması gereken düzenlemeler katılımcı bir şekilde hazırlanmamıştır. Kurumun verimliliğini ve etkinliğini sağlamak sadece organlarını yeniden düzenleyerek mümkün değildir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.30

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 23.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ali Haydar HAKVERDİ(Ankara)

 -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

388 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 3 Kasım 2016 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; verdiğiniz emeğe teşekkür ediyor, hayırlı geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 23.34



(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 388 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.