TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                10’uncu Birleşim

                                                                                         20 Ekim 2016 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 21 Ekim 1999 tarihinde katledilen Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümünün 17’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, şehit aileleri ve gazilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 21 Ekim Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümünün 17’nci yıl dönümüne ilişkin konuşması 

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin,  Hakkâri Çukurca’da şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Millî Eğitim Bakanlığının proje okul uygulamasına ilişkin açıklaması

2.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana ilinin yargı çevresi yönünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesine bağlanması kararına ilişkin açıklaması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, işsizliğin giderek arttığına ve üniversite mezunlarının işe girmesiyle ilgili sorunların aşılması yönünde çalışmalar yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaelispor’un durumuna ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, FETÖ terör örgütünün birçok sağlık ve eğitim kurumu açmasına, sendika ve konfederasyon kurmasına neden göz yumulduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’nun, gıda ve gıdayla temas eden ürünlerin kontrol ve analizleriyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşandığına ve bu konuda bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 21 Ekim Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümünün 17’nci yıl dönümüne ve trafik kazalarını önleyecek düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 11 bin EĞİTİM-SEN üyesinin sürgün, açığa alınma, ihraç edilme gibi uygulamalara maruz kaldığına ve Hükûmetin bir an önce yaşanan bu hukuksuzluğa son vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Osmaniye Milletvekili Suat Önal’ın, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 15 Temmuz’da şehit olan 2 mahalle muhtarı ile tüm şehitleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

11.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin akademik açılış törenine ilişkin açıklaması

12.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından alınan karara göre Türkiye’nin 19 ilinde kenevir üretimine izin verildiğine ve Sivas’ın da 20’nci il olarak bu kapsama alınmasını teklif ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, açığa alınan binlerce eğitim emekçisinin derhâl görevlerine iade edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, İtalya Ulusal Çiftçiler Konfederasyonunun Türk fındığını en tehlikeli ürün olarak dünyaya duyurduğuna, Mersin’de limon ile tatlı meyvelerde zirai ilaç kullanımı sorununun çözümü için önlem alınması gerektiğine ve Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’yı saygıyla andığına ilişkin açıklaması

15.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Karadeniz’de yaşanan işsizlik sorununa ve Hükûmetin Karadeniz için bir acil eylem planı veya ekonomik kalkınma programı hazırlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit olan 2 askere Allah’tan rahmet, yaralanan 5 askere acil şifalar dilediğine ve eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün FETÖ Araştırma Komisyonunda yaptığı açıklamalara ilişkin açıklaması

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye’den havalanan savaş uçaklarının gerçekleştirdiği saldırıda 14 Rojavalı yurttaşın yaşamını yitirdiğine ve bu katliamı yapanları kınadığına, bu saldırıları meşrulaştırmak için yandaş medya aracılığıyla yalan haberlerin servis edildiğine ve partilerine yönelik siyasi soykırım operasyonlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün FETÖ Araştırma Komisyonunda yaptığı açıklamalara ve Hükûmetin Adil Öksüz’le ilgili Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit olan 2 askere Allah’tan rahmet, yaralanan 5 askere acil şifalar dilediğine ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Şırnak halkının sorunlarının giderilmesiyle ilgili Meclisin inisiyatif alması gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının Cumhurbaşkanının cinsiyetçi ve ayrımcı bir söylemini onaylamasının talihsiz bir durum olduğuna ve onurlu bir yaşamın tüm kadınların mücadelesi sonucu geliştiğine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nı desteklediklerine ve hayırlı olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Konya Milletvekili Abdullah Ağralı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması 

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve 22 milletvekilinin, avukatların mesleki sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10 /333)

2.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 26 milletvekilinin, Alaşehir Ovası su kaynaklarının kirlenmesinin ve azalmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/334)

3.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 20 milletvekilinin, gazetecilerin yaşadığı sorunlar ile basın ve medya sektörü üzerinde artan ekonomik ve sosyal baskıların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/335)

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, Şırnak kent merkezine seksen iki gün süren operasyonların ardından yüz otuz dokuz gündür ortaya konan yıkım projelerinin araştırılması ve Şırnak halkının mağduriyetinin giderilmesi amacıyla 20/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 20 Ekim 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı (1/753) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 418)

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 418) Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın oylaması

20 Ekim 2016 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını ve salondan ayrılmamalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 21 Ekim 1999 tarihinde katledilen Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’a aittir.

Buyurunuz Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 21 Ekim 1999 tarihinde katledilen Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümünün 17’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Meclisin sayın üyeleri; 21 Ekim 1999’da alçakça katledilen Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın 17’nci ölüm yıl dönümüyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Sayın milletvekilleri, 16’ncı Dönem İzmir Milletvekilliği yapmış olan…

BAŞKAN – Sayın Balbay, bir saniye efendim, sürenizi yeniden başlatacağım.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere başlamış bulunuyoruz, şu anda da İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay, Ahmet Taner Kışlalı’nın ölüm yıl dönümü nedeniyle bir konuşma yapmaktadır. Ancak, Genel Kurul salonunda bir uğultu vardır; ben, milletvekili arkadaşlarımdan uğultuyu sonlandırmalarını rica ediyorum.

Buyurunuz Sayın Balbay.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Ahmet Taner Kışlalı, bu Meclis çatısı altında da görev yapmış ve alçakça katledilmiş bir milletvekilidir, aydındır. Hepinizi Ahmet Taner Kışlalı önünde en azından saygı duymaya, beş dakika onun Türkiye’ye hizmetlerini ve katledilişinin sonrasında yaşananları dinlemeye davet ediyorum.

Sayın milletvekilleri, sevgili arkadaşlar; Ahmet Taner Kışlalı, 16’ncı Dönem İzmir Milletvekili olarak bu çatı altında görev yaptı, Kültür Bakanlığı yaptı ve Türkiye’nin kültür hazinesinin gelişmesine çok büyük katkılar sağladı. İlk aklıma gelenlerden biri, halk öykülerini ve halk kültürünü bugüne taşımak ve Safranbolu evlerinin -hâl⠓Ahmet Taner Kışlalı” adı yazılıdır o evlerde- ayakta kalmasını sağlamak olmuştur. (CHP sıralarından alkışlar)

12 Eylülden sonra da üniversitedeki görevine dönen Kışlalı, Cumhuriyet gazetesinde yazarlığını sürdürmüş ve Türkiye’ye çok büyük hizmetler yapmıştır.

Kışlalı’nın köşesinde en çok kullandığı değerlendirmelerden birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum: Kışlalı diyordu ki: “Doğru, ona saldırıldıkça güçlenir; Atatürk, o yüzden 21’inci yüzyılda da güçlüdür.” (CHP sıralarından alkışlar) Ahmet Taner Kışlalı: “Atatürkçülük, sadece geçmişin bekçiliği değil, aynı zamanda geleceğin de kuruculuğudur.” diyordu. (CHP sıralarından alkışlar)

Ahmet Taner Kışlalı’nın bu özellikleri, üyesi olduğu, Genel Başkan Yardımcılığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneğinin güçlenmesini sağlamış, Anadolu’nun dört bir yanında Atatürkçü düşünceyi şahlandırmış ve 21’inci yüzyıla taşımıştır. Onun bu düşüncelerini hazmedemeyenler, onun hoşgörüsünü, onun gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığını savunma duygusunu kabul edemeyenler, onu 21 Ekim 1999’da katlettiler.

Sayın milletvekilleri, Ankara’da Sıhhiye’den yol çıktığınızı bir düşünün; solunuzda 1 Şubat 1979’da katledilen Abdi İpekçi Parkı vardır, yola devam edin Necatibey Bulvarı’ndan yukarı çıktığınızda Türkocağı Caddesi’nin sağında 21 Ekim 1999’da katledilen Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu vardır, devam edin, sola çıktığınızda 7 Mart 1990’da katledilen Çetin Emeç Bulvarı vardır, devam ettiğinizde yola 24 Ocak 1993’te katledilen Uğur Mumcu Bulvarı’yla karşılaşırsınız. Bu tablo, ne çok aydınımızın öldürüldüğünü, ne çok aydınımızın katledildiğini ortaya koymaktadır.

Sayın milletvekilleri, işte Türkiye, bugünkü karanlığı, Fetullah belasını, o günlerindeki aydınlarımızın katledilmesi, Atatürkçülüğün toplumda yerleşmesinin büyük ölçüde engellenmesi nedeniyle yaşamaktadır. (CHP sıralarından alkışlar) Kışlalı’nın ölümünden sonraki on yedi yılın on dört yılı AKP iktidarı döneminde geçmiştir. Ne yazık ki Kışlalı’nın katilleri bulunamamış, onların katilleri bulunamadığı için de bugün Türkiye’m gerçekten bir başka karanlığa sürüklenmiştir.

Sayın milletvekilleri, bugün yüce Meclisin çatısı altındaki bir komisyonda içinden geçtiğimiz döneme ilişkin değerlendirmeler yapıldı ve pek çok ifade alındı. Hâlbuki, orada o ifadeyi verenler ne yazık ki geçmişte Türkiye’nin bu karanlık döneme sürüklenmesinde en önemli rolü oynayanlardı, bir başka şekilde ifade verdiler.

Sayın milletvekilleri, Kışlalı’nın pek çok kitabından sadece birinden birkaç örnek vereceğim size. Kışlalı’nın 1998’de yazdığı bir köşe yazısının başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum: “Fetullah Dosyası.” Kışlalı, 1998’de “Fetullah Dosyası”nı yazısına başlık yaptığında “Bank Asyayı açanlar, Fetullah’ın önünü açanlar ileride ne diyecekler?” deyip soruyordu: “Acaba kandırıldılar mı, yanıltıldılar mı ya da bu hareketle birlikte onların bir parçası mı oldular?” diyordu. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben, Kışlalı’nın, gerçekten, Türkiye'nin hem siyasi yaşamına hem toplumsal yaşamına büyük bir katkı yaptığını bir kez daha vurguluyorum ve Kışlalı’nın yaktığı ateş sönmeyecek diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 21 Ekim Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümünün 17’nci yıl dönümüne ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yarın, Türkiye'nin yetiştirdiği önemli bir aydının, Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın ölüm yıl dönümü. Ölüm yıl dönümü vesilesiyle Sayın Ahmet Taner Kışlalı’yı saygıyla ve şükranla anıyorum.

Kendisi, maalesef, karanlık bir cinayete kurban gitmiştir ve bugüne kadar da aydınlatılamamıştır. Tarihimizin acı sayfalarından birisidir bu.

Tekrar, Kışlalı’yı rahmetle anıyorum, kendilerine saygılarımı sunuyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Ahilik Haftası münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Hacı Özkan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Özkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ahilik Haftası dolayısıyla şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ahilik, sosyal hayatın düzenlenmesinde iktisadi hayata ve vatan savunmasına kadar millet olmanın tüm özelliklerini içinde barındıran Türk milletine has sosyoekonomik bir düzendir.

Ahilik, yaklaşık bin yıldır var olan bir gelenektir. Ahilik, kelime olarak kardeş, eli açık, konuksever ve yiğit anlamına gelmektedir. Ahilik kurumunun kurucusu, Ahi Evran’dır. Ahi Evran’ın pratiğe önem verdiği düşünceleri, Anadolu’da hızla yayılmıştır.

Değerli milletvekilleri, Ahilik ruhuna uygun olarak kendi öz sermayesi ve alın teriyle üretim yapan esnafımız, tüccarımız ülke ekonomisine güç katmaktadır. Ahilik, ortaya koyduğu temel ilkeleriyle, toplumda yaşayan her kesimi kaynaştıran, bütünleştiren ve millet olma bilincini tüm toplumlara yayan sistemin adıdır. Türk milletine özgü bir kurum olan Ahiliği yaratan bu değerli insanlar, o dönemin yozlaşmış, parçalanmış, kimliğini kaybetmiş, fakirleşmiş Anadolu Türk boylarına birlik, kardeşlik, dostluk, hoşgörü ve insan sevgisini esas alan bir anlayışla, bir çatı altında birlikte yaşamayı, iş ve meslek sahibi olmayı öğretmişlerdir.

Günümüzde bu anlayışı, esnaf ve sanatkâr ve tüccarlarımızda görüyoruz. Bir toplumda birlik ve dayanışmayı sağlayan en önemli unsur, müşterek değerlerin korunmasıyla mümkündür. Ondan dolayıdır ki esnaf, güvenin kapısıdır; esnaf, kardeşliğin teminatıdır; esnaf, birliğin sigortasıdır; esnaf, ekonomimizin temel taşıdır; esnaf, toplumumuzun taşıyıcı omurgasıdır.

Değerli milletvekilleri, Türk milletinin bin yıldan fazla bir süre varlığının korunmasındaki sır, Ahilik anlayışı içerisinde, toplumun yalnız bir grubun değil, bütün katmanlarının bu değerlere saygı göstermesi, ona içten bağlanmasıyla mümkün olmuştur. Ahilik, tevazu sahibi olmaktır. Ahilik, hataları yüze vurmamaktır. Ahilik, dostluğa önem vermektir. Ahilik, komşulara iyilik etmektir. Ahilik, başkasının malına ihanet etmemektir. Ahilik, sabırlı, cömert, ikram ve kerem sahibi olmaktır. Dün olduğu gibi bugün de esnaf ve sanatkârlarımız, tüccarlarımız Ahilik anlayışı içerisinde birlik, beraberlik ilkesiyle ülkesinin, devletinin yanındadır.

Değerli milletvekilleri, biz, AK PARTİ hükûmetleri olarak esnaf ve sanatkârlarımızın yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Ahilik Haftası’nın ülkemize ve bütün insanlığa hayır ve bereketler getirmesini diliyor, tüm esnafımızın ve sizlerin Ahilik Haftası’nı kutluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Ayrıca, konuşmanızı erken tamamladığınız için bir daha teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, şehit aileleri ve gazilerin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, şehit aileleri ve gazilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehit ailesi ve gazilerimizin sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk vatanı şehit ve gazilerimizin kutlu bir mirasıdır. Türkiye Cumhuriyeti şehitlerimizin kanlarıyla kurulduğu gibi, gazilerimizin karşılıksız mücadelesiyle var olmuştur. Şehitlik ve gazilik, yüce dinimiz ve millî kültürümüze göre ulaşılacak en yüksek mertebedir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e göre şehitler ölü sayılmaz. Milletimizin söylediği “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” söylemi Türk milletinin dinî ve millî değerleri konusundaki inancının bir göstergesidir.

Millî Savunma Bakanlığının yönergesi dışında yasal bir tanımlama yoktur bu konularda. Bu yüzden, AKP iktidarı, şehitliği, maalesef, her fırsatta sulandırmaya başlamıştır. Kaçakçılık yaparken öldürülenlere bile şehitlik unvanı verilmeye çalışılmıştır. Nitekim, şimdi de 15 Temmuz şehitleri ve gazileri ile terör şehit ve gazileri arasında ayrım yapılmaktadır.

Anayasa’nın 61’inci maddesinde “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.” ifadesi vardır. Şehitlerimizin ailesi ile gazilerimizin taleplerinin yerine getirilmesi anayasal bir görevdir.

667 ve 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle 15 Temmuzdaki darbe girişimi sırasında hayatını kaybedenlere şehitlik, yaralılara gazilik unvanı verilmiştir. Yine, bu kanun hükmünde kararnamelerle terörle mücadelede şehit ve gazilere verilen tüm haklar 15 Temmuz şehit ve gazilerine de verilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi, şehit ailesi ve gazilerin yaşam standardını artırmaya yönelik her türlü düzenlemeye destek vermiştir. Bundan sonra da bu desteğimiz devam edecektir. Ancak, 15 Temmuz şehitleri ve gazileri ile terörle mücadele şehit ve gazileri arasında ayrım yapılmasına kesinlikle karşıyız. 2330 sayılı Kanun’a göre şehit aileleri ve gazilere tazminat bağlanmaktadır. Ancak, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de 15 Temmuz şehit ve gazilerine, terörle mücadele şehit ve gazilerinin 5 katı tutarında tazminat ödenmesine yönelik düzenleme yapılmıştır.

15 Temmuz darbe girişiminde 240 vatandaşımız şehit olmuştur, 2.195 vatandaşımız yaralanmıştır. 15 Temmuzdan bugüne de 138 askerimiz, 120 polisimiz, korucularımız ve vatandaşlarımız şehit olmuştur, yaralanmıştır.

15 Temmuz şehitleri için Hükûmet eliyle maddi yardım kampanyası düzenlendi. Kampanyanın ilk haftasında 20 milyon lira toplandı. Şimdiye kadar ne toplandığını bilmiyoruz.

15 Temmuz şehitlerinin ailelerine Hükûmet tarafından birer ev tahsis edilmiştir, hayırsever bağışçıların desteğiyle birer ev daha verilmiştir. Bütün bunları destekliyoruz. Ancak, terör şehitlerimiz ve gazilerimiz için neden yardım kampanyası yapılmadığını, terör şehitlerimiz ve gazilerimize neden ev verilmediğini de Hükûmete soruyoruz.

15 Temmuz şehitleri için televizyonlarda sürekli programlar yapılırken, gazetelerde sürekli manşetler atılırken terör şehitlerimiz için şehit törenlerinde hamasi birkaç sözden başka bir söz işitemiyoruz.

15 Temmuz şehitlerini demokrasi uğruna hayatını kaybetti diye yüceltirken vatan, millet, devlet, din ve bayrak uğruna gözünü kırpmadan hayatını feda eden şehitlerimize neden farklı bir muamele yapılıyor? Yoksa, hâl⠓3-5 Mehmet şehit oldu diye Meclisi toplamaya gerek yok.” diyen eski refikinizin zihniyetini devam mı ettiriyorsunuz? Veya geçtiğimiz haftalarda, güvenlik görevlileri için “O insanların görevi hayatını vermek ve onun için maaş alıyor, ekstra bana bir iyilik yapmıyor.” diyen danışmanın sözüne mi itibar ediyorsunuz?

Şehit ve gaziler arasında ayrım yapmayalım. 15 Temmuz şehit ve gazileri de bizimdir, terörle mücadelenin şehit ve gazileri de bizimdir; hepsi, bütünü bizimdir. Gelin, bu yanlıştan dönün. 15 Temmuz şehit ve gazilerine ne hak veriliyorsa, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında şehit olanlara da bu hakları verelim.

Bu vesileyle bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, elektronik sisteme girerek söz talep eden sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Söz verme işlemini başlatıyorum.

Sayın Engin…

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Millî Eğitim Bakanlığının proje okul uygulamasına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biliyorsunuz AKP, ülkemizde başarı oranı en yüksek okulları proje okula çevirerek direkt olarak Millî Eğitim Bakanına bağladı. Amaç, TEOG başarı oranında yüzde 1’lik dilime giren ve geleceğimizin umudu olan başarılı öğrencilerimize eğitim veren ve daha önce sınavla görevlendirilen öğretmen ve yöneticilerin bakan tarafından sınavsız atanmasını sağlamak. Son genelgeyle, 150’nin üzerinde proje okulunda sekiz yıl görev yapmış öğretmenler başka okullara atandı, dört yıllık öğretmenler ise sadece okul müdürü isterse bu okullarda kalabilecekler. Proje okullara atamalar yapılırken ise gözetilen tek bir bilimsel kriter yok, en önemli kriter yandaşlık. Günlerdir bu okullarımızda eğitim verilemiyor; öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin tepkileri dikkate alınmıyor, tam tersine, okul önlerine TOMA’lar getirilerek tepkiler bastırılmaya çalışılıyor.

Hükûmete sormak istiyorum: Eğitimli, düşünen, araştıran, sorgulayan nesillerden neden korkuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Tümer…

2.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana ilinin yargı çevresi yönünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesine bağlanması kararına ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, Adalet Bakanlığı Adana ilimizin yargı çevresi yönünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesine bağlanmasına karar vermiştir. Akdeniz Bölgesi’nin sosyal, ekonomik, nüfus ve diğer yönlerden en büyük ili olan Adana ilinin komşu illere olan yakınlığı da göz önüne alındığında, ilimizde bölge adliye mahkemelerinin açılmasının kamu çıkarına uygun olduğu ortadadır. Adana’da, Şubat 2016’da tamamlanan, çevre düzenlemesi de yapılmış olan modern hizmet binası atıl bir durumdadır. Adalet Bakanlığının konuyla ilgili soru önergeme verdiği yanıtta bölge adliye mahkemelerinin işleyişinde oluşacak iş yoğunluğuna göre Adana’daki adliye mahkemelerinin yeniden hizmet verebileceği kaydedilmiştir. Davaların nakli, dosyaların akıbeti, temyiz hususları gereğince telafisi olanaksız zararlar doğacağı göz önüne alınarak Adana Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırılmasına dair karar iptal edilmeli, Adana’daki adliye bir an önce hizmet vermeye başlamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, işsizliğin giderek arttığına ve üniversite mezunlarının işe girmesiyle ilgili sorunların aşılması yönünde çalışmalar yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, işsizlik ülkemizde giderek artmaktadır. Özellikle üniversite mezunu işsizlerin arasında da işsizlik oranı yükselmektedir. Çalışma Bakanlığına yönelttiğim soruya aldığım yanıttan, ülkemizde 2016 yılı Temmuz sonu itibarıyla Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizlerden 190.813’ü ön lisans, 238.896’sı lisans, 7.422’si yüksek lisans ve 350’si de doktor olmak üzere toplam 437.481 kişinin İŞKUR’da üniversite mezunu olarak iş beklediği anlaşılıyor. 2016 yılında Kamu Personel Seçme Sınavı’na giren lisans düzeyinde de 1 milyon 231 bin 479 kişi bulunuyor.

Binlerce atanamayan öğretmenin yanında arkeolog, çevre, kimya mühendisi gibi farklı branşlarda işsizlerden yoğun talepler gelmektedir. Liyakate dayalı, hakkaniyet ve adalet temelli Kamu Personel Seçme Sınavları yapılmalı ve üniversite mezunlarının işe girmesiyle ilgili sorunların aşılması yönünde çalışmalara yönelinmelidir.

Sözleşmeli öğretmen alımlarında yapılan mülakatlarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan Hürriyet…

4.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaelispor’un durumuna ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bir zamanlar Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi 4 büyüklerin de korkulu rüyası olan, 2 kez Türkiye Kupası’nı kazandığı gibi, birçok sezonda ligde zirve mücadelesi veren Kocaelispor sessiz sedasız tarih oluyor. Kocaelispor 800 bin euroluk borcunu ödeyemezse önce 6 puanı silinecek, sonra amatör lige düşürülecek.

Kocaeli, Türkiye’de sanayi denilince akla gelen ilk şehirdir ancak senelerdir yaşadığımız şehrin havasını, suyunu kirleten ve Kocaeli’ye yaptığı yatırımlarla büyüyen fabrikalar, Kocaelispor’a yardıma gelince ortadan kayboldu. 18 bin can alan Gölcük depreminden sonra bile pes etmeyerek Kocaeli halkına moral vermeye devam eden Kocaelispor’a Kocaeli’de yaşayan herkesin vefa borcu var. Niğdespor, Adanaspor Kulüpleri gibi kulüpler, oynayacakları karşılaşmaların bilet gelirlerini Kocaelispor’a gönderecekler ama ne yazık ki Türkiye’ye bakan Kocaeli, bir Kocaelispor’a bakamıyor. “Bir Bakanımız var ama görenimiz yok.” diyor taraftar ve sayın bakanları ile belediye başkanlarının bunu duymasını istiyorlar. Biz yeşil siyahız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, biraz önce, soruları soracak isimler dağıtıldıktan sonra Şanlıurfa’nın Milletvekili ve Tarım Bakanı hemen Meclisin, Genel Kurulun dışına çıktı.

Şanlıurfa Harran ilçemizin Aslankuyusu köyü ve civarı köyleri; Ceylânpınar, Akçakale, Suruç ilçelerinin tüm köylerinde elektrik dağıtım ana hatları yenilenmediği için; bir: Sürekli elektrikler kesilmekte. İki: Sınır güvenliği aydınlatılmadığı için tehdit oluşturmakta. Üç: Bu, köyden mahalleye dönüşen köylerin içi aydınlatılmamakta. Şanlıurfalı mağdur.

Sayın Bakan Urfa’ya gidip merkezde dolaşacağına Urfa’nın köylerini bir dolaşsın. Urfa’nın köylüsü mağdur. Türkiye'nin tüm illerinde mısır destekleme primi verilirken Şanlıurfa’da mısır destekleme primi verilmemektedir.

Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinin içme suyu yoktur. Ceylânpınar, Akçakale, Harran’ı birbirine bağlayan Meydankapı-Ekinyazı istikametine giden ana yol yapılmamıştır. Oradaki halk mağdurdur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kazım Arslan…

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, FETÖ terör örgütünün birçok sağlık ve eğitim kurumu açmasına, sendika ve konfederasyon kurmasına neden göz yumulduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum: FETÖ terör örgütüne, 15 Temmuz darbe girişimini yapanlara önceden destek olan, bu örgütü besleyip büyüten, devletin ve milletin başına bela eden AKP iktidarı olarak FETÖ terör örgütünün ülkemizde 35 adet özel sağlık kuruluşu, 934 adet özel öğretim kurumu, 109 adet öğrenci yurdu ve pansiyonu, 894 adet vakıf, 1.125 dernek, 15 adet vakıf üniversitesi, 29 adet sendika ve konfederasyon kurmasına neden göz yumdunuz ve destek oldunuz? Sizin desteğinizle FETÖ terör örgütü devlet içinde devlet olmuş. Bu örgütün gücünü 17-25 Aralıkla mı fark ettiniz? Şayet 17-25 Aralık yolsuzlukları ortaya çıkmasaydı bu örgütle birlikte iktidarı paylaşmaya devam mı edecektiniz? Şimdiye kadar yapmış olduğunuz hatalar ve ihmaller ülkemizi çok vahim bir noktaya getirmiştir. “Ne istedilerse verdik.” diyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

7.- Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’nun, gıda ve gıdayla temas eden ürünlerin kontrol ve analizleriyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşandığına ve bu konuda bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sorum Tarım Bakanımıza.

Ülkemizde, gıda ve gıdayla temas eden ürünlerin kontrol ve analizleriyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bebek mamalarında analiz sıklıkları Temmuz 2016’da yüzde 100 iken yüzde 25’e düşürülmüştür. Kakao çekirdeğinde zararlı küf ve zirai ilaç kalıntıları yani pestisit olmasına rağmen, bir analize dahi tabi tutulmamaktadır. Yaş sebze ve meyvelerde ise analiz sıklıkları ürün gruplarına göre yüzde 100 iken yüzde 10’a düşürülmüştür. Ülkemizde üretilen fındık ve fındık ürünleri, ihracat yapılırken yüzde 100 kontrole tabi tutulurken, yurt dışında da bu analizler yapılırken maalesef, porselen, plastik gibi ürünlerden sadece Çin’den gelenlerin yüzde 20’si kontrol edilmektedir. Sağlık açısından, ülkeye gelen her türlü gıda ve gıdayla temas eden ürünlerin tamamının analizinin yapılması konusunda bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu…

8.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 21 Ekim Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümünün 17’nci yıl dönümüne ve trafik kazalarını önleyecek düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de öncelikle, 21 Ekim 1999’da katledilen Ahmet Taner Kışlalı’yı saygıyla anıyorum; öngörüleriyle, fikirleriyle hâlâ yolumuzu aydınlatıyor.

Trafik kazaları ülkemizin kanayan bir yarası. Geçen gün Bursa’da çok acı bir olay yaşandı. Sekiz aylık hamile Tuğba Dilmaç, canı tatlı çektiği için tatlı almaya gitti ve şoförü daha önce de benzer bir kaza yapmış olan belediye otobüsü kaldırıma çıkarak Tuğba’nın ölümüne sebep oldu. Bebeği kuvözde, kampanyayla anne sütü bekliyor, Tuğba organlarıyla birçok kişiye can verdi. Bir daha böyle acılı olaylar yaşanmasın diye kazaları önleyecek tedbirleri içeren kanun teklifini gelin, hep beraber Mecliste çıkaralım diyorum.

Yine, iktidar, ehliyetlerin yeniden verilmesinde uygulanan psikoteknik raporların kâğıt üstünde verilmesinin önüne geçmek için gerekli denetimleri yapmalıdır diyorum, buradan hatırlatıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Behçet Yıldırım…

9.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 11 bin EĞİTİM-SEN üyesinin sürgün, açığa alınma, ihraç edilme gibi uygulamalara maruz kaldığına ve Hükûmetin bir an önce yaşanan bu hukuksuzluğa son vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – 15 Temmuz darbe sonrası yaşanan süreçte Hükûmetin uyguladığı antidemokratik uygulamalar sonucu 11 bin EĞİTİM-SEN üyesi, sendikaların almış olduğu karar doğrultusunda katıldıkları eylem gerekçesiyle sürgün, açığa alınma, ihraç edilme gibi çeşitli cezalara mahkûm edildiler. Ciddi bir soruşturma yürütülmeden, keyfî bir tutumla cezalandırılan bu arkadaşlardan 500 kişi, seçim bölgem olan Adıyaman’dandır. Bu da Adıyaman üzerinde özel politikaların uygulandığını göstermektedir.

Bu açığa almalar ve ihraçlarla mağdur edilen sadece öğretmenler ve aileler değil, aynı zamanda çok sayıda öğrenci de mağdur edilmiştir. Haksızlığa uğrayan öğretmenlerin büyük maddi ve manevi kayıpları söz konusudur. Hükûmetin bir an önce, yaşanan bu hukuksuzluğa son verip, görevlerinden alınan kamu emekçilerini görevlerine iade ederek bu mağduriyetleri derhâl giderip bu hukuksuzluğa son vermesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Önal…

10.- Osmaniye Milletvekili Suat Önal’ın, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 15 Temmuz’da şehit olan 2 mahalle muhtarı ile tüm şehitleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, dün, tüm Türkiye’de 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutladık. Muhtarlarımız demokrasinin temel taşlarıdır. Halkımız bir sorunu olduğunda, bunu en yakınında bulunan muhtarlarımızla paylaşmaktadır. Muhtarlarımız da demokrasiye olan inançlarıyla, mahalleleriyle birlikte 15 Temmuzda canlarıyla kanlarıyla ülkelerine sahip çıkarak destan yazdılar. Bu mücadele esnasında, İstanbul Üsküdar ilçesi Acıbadem Mahallesi Muhtarı Mete Sertbaş ve Ankara Kazan ilçesi Ahi Mahallesi Muhtarı Ali Anar’ı da kaybettik; şehit oldular.

Bu vesileyle bu kutsal vatan için canlarını feda eden tüm şehitlerimizi, 15 Temmuz demokrasi şehitlerimizi ve bu 2 mahalle muhtarımızı rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akaydın…

11.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin akademik açılış törenine ilişkin açıklaması

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuruluşunda emeğim olan Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 21 Ekim 2016 Cuma günü akademik açılış töreni yapıyor. Açılış konuşmacısı Numan Kurtulmuş’tan hemen sonra, program toplu cuma namazıyla devam ediyor. Darülfünun zamanında olmuş mudur, bilmiyorum ama sanırım, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dinsel üniversite açılışı. Rektör Adem Korkmaz’ı kutluyorum(!) Tıpkı kadınlarımızı aşağıladığı için asaleten Burdur Millî Eğitim Müdürü atanan kişi gibi, rektörü -gelecek dönemde- Reis Bey’e Millî Eğitim Bakanı adayı olarak öneriyorum.

Diğer taraftan, 12 Temmuz rektörlük seçiminde yüzde 86 gibi bir oyla 1’inci seçildiği hâlde hâlâ atanmayı bekleyen Boğaziçi Üniversitesi rektörü Gülay Barbarosoğlu kardeşime de mümkünse türban takarak aynı türde bir namazlı akademik açılış tavsiye ediyorum(!) Tahminim, o zaman ataması mümkün olabilecektir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

12.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından alınan karara göre Türkiye’nin 19 ilinde kenevir üretimine izin verildiğine ve Sivas’ın da 20’nci il olarak bu kapsama alınmasını teklif ettiğine ilişkin açıklaması

ALI AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından alınan karara göre, Türkiye’nin 19 ilinde izin alınması şartıyla kenevir üretimine izin verildi. 13 Ekim 2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bu karar gereği Sivas’ın komşu illerinin tamamına izin verilirken, her şeyde olduğu gibi, AKP iktidarında, yine Sivas bu konuda da unutuldu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımıza buradan öneriyorum: İhtiyaç hâllerinde yetiştiricilik bölgelerini azaltmak veya çoğaltmak için Bakanlık yetkilidir. Burada Sivas’ın da 20’nci il olarak bu kapsama alınmasını teklif ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yarayıcı…

13.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, açığa alınan binlerce eğitim emekçisinin derhâl görevlerine iade edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, Hükûmetin FET֒yle mücadele söylemi bir tiyatroya dönüşmüş durumdadır. Geçmişte “Kur’an AKP ile Hizmet’in ittifakını emrediyor.” diyenler bugün Darbeleri Araştırma Komisyonunda baş köşede ağırlanıyor. Hâl böyleyken kimse bizi “Darbecilerle mücadele ediyoruz.” söylemleriyle kandırmasın. Gerçek eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün sözlerinde saklıdır. 2004 MGK kararlarını yok sayan bu iktidar, darbe girişiminin birinci derece sorumlusudur ve bu iktidar, binlerce öğretmeni açlığa mahkûm ederek bu sorumluluğunu unutturamaz.

Dilinize pelesenk ettiğiniz “gerçek adalet”ten söz etmek istiyorsanız, açığa alınan binlerce eğitim emekçisini derhâl görevlerine iade ediniz. Tüm öğretmenlerimiz görevlerine iade edilene dek, her oturumda bu hukuksuzluğu dile getirmeye devam edeceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, İtalya Ulusal Çiftçiler Konfederasyonunun Türk fındığını en tehlikeli ürün olarak dünyaya duyurduğuna, Mersin’de limon ile tatlı meyvelerde zirai ilaç kullanımı sorununun çözümü için önlem alınması gerektiğine ve Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’yı saygıyla andığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İtalya Ulusal Çiftçiler Konfederasyonu (Coldiretti) ülkeye ithal edilen tarım ürünleri arasında Türk fındığı ve meyvelerini en tehlikeliler listesine aldı, hatta Türk fındığını en tehlikeli ürün olarak dünyaya duyurdu. Fındıkta tespit edilen ve kanserojen madde olan aflatoksinin sınır limitini aşması bunun gerekçesi olarak gösterildi. Geçtiğimiz hafta Mersin özelinde dikkatini çektiğimiz limon ve tatlı meyvelerde zirai ilaç kullanımı sorunu, görülüyor ki ulusal bir sorun hâline gelmiştir. Bu araştırmalardan sonra üreticilerimizi, ihracatımızı ve elbette ülke ekonomimizi etkileyecek bu sorunu çözmek için ivedi önlemler alınması şart olmuştur. Bu konuda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını acilen göreve çağırıyorum.

Bizlere ışık tutan Ahmet Taner Kışlalı’yı saygıyla anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

15.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Karadeniz’de yaşanan işsizlik sorununa ve Hükûmetin Karadeniz için bir acil eylem planı veya ekonomik kalkınma programı hazırlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Giresun’da İŞKUR’un Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında alacağı 1.200 temizlik işçisi için yapılan 6 bin dolayında başvuru olmuştur; ilimizin işsizlik gerçeğini ve “İşsizlik yok.” yalanlarını ortaya çıkarmıştır. Hemşehrilerimiz sosyal güvencesiz, kısa süreli asgari ücretle bile olsa çalışmayı tercih edebilmektedir. Başka çareleri yoktur, ya bu şekilde çalışacaklar ya da göç edeceklerdir. Bu tür işlere insanlarımızı muhtaç etmişlerdir çünkü 2002’den bu yana, AKP iktidara geldiği zaman da var olan, 10 bini aşkın Giresunlunun çalıştığı kamu ve özel kuruluşlar tamamen kapatılmış, yerine yenisi de açılmamıştır. Şu anda, ilimizde İŞKUR’a kayıt yaptırıp iş arayan 32 bin dolayında işsizimiz vardır. Onlara aileleri eklenecek olursa toplam sayısı neredeyse nüfusun yarısı etmektedir. Karadeniz’in diğer illerinde de durum bundan çok farklı değildir.

Bu nedenle, Hükûmete çağrıda bulunuyorum. Karadeniz için bir acil eylem planı veya ekonomik kalkınma programı hazırlayın. En fazla oyu aldığınız illerin başında gelen Giresun’a borcunuzu hizmet olarak ödemenizi bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bektaşoğlu.

Birer dakikalık konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, söz talep eden sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

İlk söz Sayın Erkan Akçay’ın.

Buyurunuz Sayın Akçay.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit olan 2 askere Allah’tan rahmet, yaralanan 5 askere acil şifalar dilediğine ve eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün FETÖ Araştırma Komisyonunda yaptığı açıklamalara ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, sabah saatlerinde Hakkâri’nin Çukurca ilçesi Güven Dağı bölgesinde PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada maalesef, 2 askerimiz şehit düşmüş ve 5 askerimiz de yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyor, yaralı askerlerimize acil şifalar temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak üzere kurulan Komisyon çalışmalarına devam ediyor. Bu arada, Komisyondan dikkat çekici ifadeler de kamuoyuna yansımaya başladı. Komisyonun dünkü toplantısında, eski Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök, 2004 yılında, Genelkurmay Başkanlığı görevindeyken bugün FETÖ dediğimiz cemaatle ilgili olarak Hükûmeti kesin olarak bilgilendirdiklerini, Millî Güvenlik Kurulunun o yıl Hükûmete icra planı sunduğunu ancak bir şey yapılmadığını söylemiştir. Bugün hepimiz, FET֒nün kamu kurumlarında, sivil toplumda, ekonomik alanda nasıl örgütlendiğini konuşuyoruz. Bunu konuşurken de FET֒yle mücadelede milat 17-25 Aralık 2013 olarak belirlenmeye çalışılıyor Hükûmet tarafından. Ama, o dönemin Genelkurmay Başkanı “Biz uyardık.” diyor. Ne zaman diyor? 2004 yılında. Komisyonda verilen bu ifadelerle birlikte, FETÖ soruşturmalarında ve Komisyon çalışmalarında çıpanın 17-25 Aralığa atılamayacağı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bundan sonra, soruşturma ve araştırmaların selameti için “Dün, bugün, yarın” perspektifinin uygulanması gerekir. Bu soruşturmalar, kişisel ve siyasi kaygılardan uzak, bir terör örgütüyle mücadele bilinciyle gerçekleştirilmelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Baluken…

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye’den havalanan savaş uçaklarının gerçekleştirdiği saldırıda 14 Rojavalı yurttaşın yaşamını yitirdiğine ve bu katliamı yapanları kınadığına, bu saldırıları meşrulaştırmak için yandaş medya aracılığıyla yalan haberlerin servis edildiğine ve partilerine yönelik siyasi soykırım operasyonlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Erdoğan-AKP iktidarının talimatıyla, dün Türkiye’den havalanan savaş uçakları, barbar IŞİD’e karşı mücadele eden güçlere ve Şehba bölgesinde bulunan sivillere yönelik kapsamlı bir saldırı gerçekleştirmiştir. Bu saldırıda 14 Rojavalı yurttaş maalesef, yaşamını yitirmiş, katledilmiştir. Her şeyden önce, insanlığa karşı bir suç olarak gördüğümüz bu katliamı yapanları buradan kınadığımızı açık bir şekilde ifade etmek istiyorum.

Erdoğan-AKP iktidarının uzun süredir hegemonik, yayılmacı heveslerle geliştirmeye çalıştığı Orta Doğu politikasında, IŞİD başta olmak üzere birtakım çete yapılanmalarıyla ilişki içerisine girdiklerini ifade etmiştik. Dün de Mecliste sorduğum bir soruya cevap alamamıştım. Erdoğan’ın El Nusra’nın hamisi şeklinde dünya liderleri tarafından aranması ve El Nusra’yla ilgili taleplerin Erdoğan’a iletilmesi hususu bile AKP-Erdoğan iktidarının bu çetelerle hangi düzeyde ilişki geliştirdiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Dün Şehba bölgesinde IŞİD’e karşı mücadele eden güçlere ve halklara yönelik yapılan katliam da IŞİD’e nefes aldırma, IŞİD’i koruma altına alma saldırısıdır. Bunun kabul edilemez olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Rojava’da Arap, Türkmen, Kürt, Süryani, Ermeni, Şii, Sünni, bütün halkların orada kendi iradeleriyle geliştirmiş oldukları demokratik kazanımlara yönelik bütün saldırıları mahkûm ettiğimizi bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, diğer taraftan, bu saldırıları meşrulaştırmak için de yandaş medya aracılığıyla yalan haberler servis edilmeye başlandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Afrin bölgesinden Türkiye'ye havan mermileri atıldığına dair haberlerin hepsi yalandır. Bu yalanlar, 17-25 Aralık “tape”lerinde ortaya çıkan “Gerekirse Suriye’ye girmek için 3-5 adamımızı göndeririz, oradan buraya 7-8 füze göndeririz.” planlamalarının ta kendisidir. Şimdi, Rojava halklarına, Afrin’e, orada IŞİD’e karşı mücadele eden güçlere yönelik saldırıların zeminini oluşturmak üzere AKP Hükûmeti bilinçli olarak bu yalanları servis ediyor. Bunu kabul edilemez bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, partimize yönelik siyasi soykırım operasyonları devam ediyor. Bugün Ankara, İstanbul, Bingöl, Şırnak başta olmak üzere birçok yerde yapılan siyasi soykırım operasyonlarında onlarca arkadaşımız yine gözaltına alındı. İlginçtir, Rojava’ya saldırının yapıldığı gün, bu siyasi soykırım operasyonlarında Rojava Derneğinin yöneticileri de gözaltına alınmaya başlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dolayısıyla, bu hususun kendisi bile AKP’nin Rojava halklarına düşmanca tutumunu ve IŞİD’le ilgili duruşunu ortaya koyması açısından önemlidir. Genel Kurulun ve kamuoyunun bilgisine sunarım.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Buyurun Sayın Altay.

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün FETÖ Araştırma Komisyonunda yaptığı açıklamalara ve Hükûmetin Adil Öksüz’le ilgili Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin atlattığı 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrasında, hiç şüphe yok, Parlamentoyu oluşturan bütün partiler samimi bir güç ve iş birliği içinde darbecilere karşı dik ve sağlıklı bir duruş sergilediler. Ancak, darbeden sonra olması gerekenleri 3 başlıkta Hükûmete ve Meclise bildirdiğimizde, bir hesaplaşmaya, bir normalleşmeye, bir demokratikleşmeye ülkenin ihtiyacı var diye altını kalın çizgilerle çizerek Hükûmete, yürütmeye, iktidar partisine samimi uyarılarımızı yaptık.

Daha sonra, kurulan Darbe Komisyonunun yaptığı çalışmalarda, özellikle eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün bugün havuz medyasının hiç görmediği ama diğer medyanın, merkez medyanın kısmen gördüğü açıklamaları tüyler ürpertici niteliktedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bombalandığı unutulmamalıdır. Bu çerçevede, Hükûmeti bir tarafa koyuyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak bizlerin bazı soruların cevabını bulmamız icap eder. Türkiye’nin bilinçli, planlı bir şekilde darbe ortamına hazırlandığı Hilmi Özkök’ün açıklamalarıyla çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Sorulacak soru çok ancak Hükûmetle meşgul değilim, sayın milletvekillerine -ki onlar da kulislerde, odalarında- birkaç soru sormamız icap eder.

Türkiye Büyük Millet Meclisine bomba atan uçağın pilotu ya da başka bir uçağın pilotu, hedefleri ve koordinatları Adil Öksüz’den aldığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …hedefleri ve koordinatları kendilerine -pilotlara- Adil Öksüz’ün verdiğini söylemiştir ifadesinde.

Şimdi, Adil Öksüz hangi istihbarat örgütünün mensubudur? Adil Öksüz nerededir? Adil Öksüz’ü kim ya da kimler ortadan kaybetmiştir, öldürülmüş müdür, kaçırılmış mıdır, bir yerde beslenmekte midir, yurt dışında mıdır, yurt içinde midir? Bu sorulara Hükûmetçe, ivedilikle, yüce Meclise bilgi verilmek suretiyle, dolayısıyla, kamu vicdanını da aydınlatmak bakımından buna ihtiyaç var.

Hükûmet bununla meşgul değil, Hükûmet hesaplaşmayla meşgul değil, bilakis FETÖ içinde bir grubu, FET֒nün bir kanadını koruduğunu, kolladığını düşünmemize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hemen bitiriyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …FET֒nün bir kanadının korunduğunu ve kollandığını düşünmemize yol açacak iş ve işlemler içindedir.

Hükûmetten geçtim, iktidar partisinin sayın milletvekillerinin vicdanlarına sesleniyorum: Bu töhmet altında Türkiye Büyük Millet Meclisi görev yapamaz. Lütfen, ettiğimiz yemine de sadık kalarak bizim sorduğumuz soruları Hükûmete, iktidar partisi mensubu milletvekillerinin de sormalarını yüce milletimiz adına da talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Turan…

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit olan 2 askere Allah’tan rahmet, yaralanan 5 askere acil şifalar dilediğine ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bugün Hakkâri Çukurca’da teröristlerle çıkan çatışmada 2 askerimiz şehit düştü, 5 askerimiz de yaralandı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun. Yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; az önceki değerli grup başkan vekilleri konuşmalarında Türk askerinin sivillere saldırdığını ifade ederek kamuoyunu yanıltmışlardır. Bunu, ben iyi niyetli bir yorum olarak yorumlayamıyorum. Türk askeri teröristlerle mücadele etmektedir ve devam edecektir bu mücadelemiz. Teröristler vurulunca burada söz alıp bununla ilgili sözüm ona askeri kınayan yaklaşımlar isterdik ki Hakkâri’de şehit olan insanlarımız için de aynı hassasiyeti paylaşsınlar. O yüzden ben bu yaklaşımı milletimizin vicdanına bırakmak istiyorum.

Ayrıca “siyasi soykırım” ifadesini de çok yakışıksız bulduğumu ifade etmek istiyorum. “Siyasi soykırım” eleştirisi hakkaniyetten uzak bir yaklaşımdır. Hukuk içerisinde yargı mensupları görevini yapmaktadır. Eğer yargı bu konuda eleştirilecekse sadece terörle arasına mesafe koyamayanlar için çok yavaş kaldığını, yavaş hareket ettiğini ifade etmek gerekir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Hakkâri Çukurca’da şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Hakkâri Çukurca’da şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Turan yaptığı değerlendirmeyle bizim iyi niyetli olmayarak kamuoyunu yanılttığımızı ifade etti ve açık bir şekilde sataşmada bulundu. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüden mi söz veriyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Şöyle: Arkadaşlar, daha uzun bir açıklama ihtiyacı duymadım, sataşma olarak değerlendirilebilecek diğer cümleler de vardı, o nedenle kendisine söz verdim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, cevap hakkımız mahfuz.

BAŞKAN - Buyurunuz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şu anda Şehba bölgesinde IŞİD’le mücadele eden Rojava halkları var ve onların oluşturmuş olduğu siyasi irade ve askerî irade var. Dünden itibaren, IŞİD’in zorlanmaya başladığı andan itibaren Türkiye’den savaş uçakları bizzat Hükûmetinizin talimatıyla orayı bombalamaya başlamıştır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – IŞİD’i, değil mi?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hayır, IŞİD’le bir alakası yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmayın ya!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Tam tersine, IŞİD’i koruyacak olan müdahaleyi yapmışlardır. IŞİD’le savaşan güçlere, oradaki sivil halka yönelik bombalama yapmışlardır. Âdeta orada IŞİD’i koruyan bir hava kalkanı devreye konmuştur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İnsaf ya!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bunu katliam olarak değerlendirmeyeceğiz, bunu kınamayacağız da ne yapacağız? Orada bütün insanlık adına IŞİD’le bir mücadele yürütülüyor. Bakın, dikkat edin, IŞİD nerede sıkışsa AKP devreye gidiyor. Ya, Musul’da yıllardır IŞİD vardı, her türlü katliamı yaptı, kılınızı kıpırdatmadınız. Ne zaman IŞİD’i oradan defedecek bir özgürleştirme süreci, bir operasyon devreye girdi, hemen o operasyonu engelleyecek, o operasyonu devreden çıkaracak tutumlar geliştirdiniz. Tel Abyad’da aynı şekilde, Menbic’de aynı şekilde, yani IŞİD varken rahatsızlık yok, IŞİD’e yönelik özgürleştirme hamleleri başlayınca AKP’nin emriyle bizzat askerî müdahaleler devreye giriyor. Bu, açık bir şekilde IŞİD’i kollayan, insanlığa karşı suç pratiğidir.

Diğer taraftan, bakın, siz, darbeyle ilgili de, süre kalmadığı için belirtemedim, aynı zamanda darbeyi kollayan bir Hükûmetsiniz, darbeyi getiren bir Hükûmetsiniz. Hilmi Özkök “2004 yılında biz Hükûmeti uyardık.” diyor. Siz 2004 yılında MGK kararı alındıktan sonra da “O karar yok hükmündedir.” dediniz. Şimdi içeride darbe pratiği, darbecileri kollayan bir anlayış, dışarıda da IŞİD’i, El Nusra’yı kollayan bir anlayışla bu ülkeyi felakete götürüyorsunuz. Bunu teşhir etmeye devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Hükûmetin IŞİD’le ortak iş yaptığını ifade etti sayın grup başkan vekili.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, biz de öyle algıladık.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Evet, aynen öyle.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bununla ilgili konuşmak istiyorum ben de.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

Sayın Başkan, öncelikle, usulde böyle bir tarz olmadığını ifade etmek istiyorum. Grup başkan vekillerinin gündemi değerlendirirken tabii ki birbirlerine makul ölçüler içerisinde cevap vermesinin anlaşılır bir iş olması lazım. Bunu İç Tüzük’teki uygulama gibi karşılıklı bir polemiğe çevirme hakkını vermeyi doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum öncelikle.

İkincisi, az önceki HDP’nin grup başkan vekilinin IŞİD ile Hükûmeti bir arada anmasının aslında nasıl bir gerekçeye dayandığını biz çok iyi biliyoruz. Biz başından beri IŞİD’in ne olduğunu söyleyen, bilen bir Hükûmetiz. Bunu tüm dünya öğrendi ama FET֒cülerin yaptığı gibi, PKK’lıların yaptığı gibi, IŞİD ile Hükûmetin sözüm ona uluslarası birtakım alanlara, mahkemelere imkân sağlasın diye sürekli ifade edilmesinin kamuoyu nezdinde nasıl bir algı olduğunu ben çok iyi biliyorum. O yüzden bir daha söylüyorum: Bizim için IŞİD de, PYD de, PKK da aynı ekibin oyuncusudur, aynı terör örgütleridir, aynı örgüte hizmet etmektedir.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Geçen sene öyle demiyordunuz, ağırlıyordunuz Müslim Bey’i.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Efendim? HDP’ye siz mi cevap veriyorsunuz Sayın Antalya Vekilimiz?

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Müslim Bey’i ağırlıyordunuz İstanbul’da, Ankara’da.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakınız, bu konudaki tavrınızdan kamuoyu vicdanında çok büyük rahatsızlık olduğunu biliyorsunuz artık, HDP’nin tabanının da sizden bu konuda rahatsız olduğunu biliyorsunuz artık, yapmayın!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Nereden biliyorsun canım, nereden biliyorsun? Gittiğin bile yok ya, gittiğin bile yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Hükûmeti sevmiyor olabilirsiniz ancak millî duruşumuz olması lazım. Bizim askerimizi, gidip orada, sözüm ona, IŞİD’i yok eden ekiple değil de başkalarıyla berabermiş gibi söylemeniz vicdana aykırı bir şey Sayın Baluken, yapmayın bunu! Bu makamlar gelir geçer, bu görevler gelir geçer, dönüp bu konuşmanıza baktığınızda mahcup olacaksınız yarın öbür gün. Türkiye’yi başka birtakım örgütlerle beraber anıyor olmak iyi niyetten uzak bir yaklaşımdır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Turan.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve 22 milletvekilinin, avukatların mesleki sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10 /333)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de avukatların mesleklerini icra etmede yaşadıkları sorun ve kaygıların tüm boyutlarıyla araştırılarak gerekli çalışmaların yapılması için Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz. 8/1/2016

1) Meral Danış Beştaş                                (Adana)

2) İdris Baluken                                         (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                       (İstanbul)

4) Garo Paylan                                          (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                            (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                       (İzmir)

7) Ali Atalan                                              (Mardin)

8) Erol Dora                                              (Mardin)

9) Mithat Sancar                                        (Mardin)

10) Burcu Çelik Özkan                               (Muş)

11) Ahmet Yıldırım                                     (Muş)

12) Besime Konca                                      (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                      (Siirt)

14) Aycan İrmez                                        (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                                  (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                         (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                          (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                        (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                                     (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                                  (Şanlıurfa)

21) Alican Önlü                                         (Tunceli)

22) Nadir Yıldırım                                      (Van)

23) Tuğba Hezer Öztürk                             (Van)

Gerekçe:

Avukatlık mesleği, Türkiye'de henüz anlaşılamamış olup toplumun neredeyse her kesimi tarafından çeşitli eleştiri ve baskılara maruz kalmaktadır. Nitekim, avukatların yaşadığı sorunlar çok katmanlı ve farklı boyutları içinde barındırmaktadır. Hâkim ve savcılar başta olmak üzere adliye ve kalem personeli avukatlık mesleğinin icrasında çeşitli sıkıntıların oluşmasına neden olurken, devletin maliye organları farklı sıkıntılar yaratmaktadır. Bu sorunlara bir de avukatların meslek örgütü olan baroların yaklaşımı ve yarattığı sıkıntılar eklenmekte; mesleki örgütlenme anlamında da sıkıntılar yaşayan avukatlar mesleki mücadele alanlarında da yalnız kalmaktadır.

Avukatların yaşadığı sıkıntılı süreç staj evresiyle başlamakta ve neredeyse bir ömür sürmektedir. Avukatlık stajı bir yıl olup, bunun ilk altı ayı adliye stajı, ikinci altı ayı ise avukat yanında mesleğin öğrenilmesine ilişkin olan kısmıdır. Bu dönem içerisinde stajyer avukatın çalışma yasağı bulunmakta, bu nedenle herhangi bir geliri bulunmamaktadır. Mesleğe stajyer olarak başlayan hâkim ve savcı adayları ciddi maaşlar alırken avukat stajyerlerinin para getirici bir işte çalışması bile yasaktır. Türkiye Barolar Birliğinin stajyer avukatların bu sorunsalını çözmek adına bir meslek dayanışması için ortaya attıkları "vekâlet pulu" uygulaması ise amacından sapmış ve bir rant alanına dönüşüvermiştir. Şöyle ki: Öğrencilikten avukatlığa geçiş aşamasında stajyerlerin yaşadığı soruna bir nebze de olsa destek amaçlı avukat vekâletnamelerine "vekâlet pulu" yapıştırılması, bu pullardan elde edilen gelirle stajyer avukatlara bir burs fonu sağlanması amaçlanmış idi. Ne var ki, stajyer avukatlara verilmesi planlanan burs uygulaması, karşılığı bir yılın sonunda stajyerlikten avukatlığa yeni adım atan kişinin ödeyeceği bir kredi alım uygulamasına dönüşüvermiştir. Bu dönüşüme muhalefet cılız kalmış, avukatlığa yeni adım atmış, zar zor iş bulmuş, üstelik asgari ücret karşılığı çalışan avukatın bu krediyi ödemesi noktasında da avukatların meslek örgütü Barolar Birliği, hukuk çerçevesinde, genç avukatlara ihtarname, icra takibi gibi baskı mekanizmalarını hemen harekete geçirmektedir. Sosyal güvenceden ve gelirden yoksun stajyer avukatların bu sorunları mesleklerine ilk adım attıkları anda daha da kronik bir hâl almaktadır.

Bu durum, mesleğe yeni atılmış olan avukatlar için ciddi bir sorundur. Üstelik stajını bitirmiş birçok genç avukat iş dahi bulamazken, mesleğe adım atamazken borç yüküyle karşı karşıya kalmaktadır. Bir de bu duruma avukatlık ruhsatı alabilmek için barolara ve Barolar Birliğine ödenen yüklü miktardaki harç parası eklenmektedir. Stajı yeni bitmiş genç avukat, ailesinin desteği olmaksızın mesleğine dahi başlayamamaktadır. Hatta bazı baroların staj başvurusu için dahi ciddi miktarlarda ücret talep ettikleri bilinmektedir. Stajın başlangıcından mesleğe başlangıca değin yüklü miktarlarda paraları barolara veren avukatlar, mesleğinde belli bir konuma erişmiş meslektaşlarının yanında neredeyse asgari ücrete çoğu kez sekreter, çaycı, icra kâtibi gibi çalıştırılmakta, mesleğin onuru yara almaktadır. Sermayenin yoğun müdahalesi her meslek grubunun niteliğini değiştirirken maalesef avukatlık mesleği serbest meslek niteliğini kaybetmiş, birçok avukatın yakinen gördüğü ama kabullenmek istemediği patron-işçi avukat ayrımı çok daha belirginleşmeye başlamıştır. Yapılan son araştırmalarda İstanbul Barosuna kayıtlı olarak mesleğini icra eden avukatlardan 16 bininin mesleği vergi mükellefi olmadan, başka bir ifadeyle, başka bir avukatın yanında işçi avukat olarak çalışarak sürdürdüğü görülmektedir. Önemli sayıda avukat işçileşirken, kafa emeği ve fiziki emek birbirinden giderek ayrılmakta, uzmanlaşmanın ve iş bölümünün artmasıyla avukatlık mesleğinin bugüne kadar asli unsurlarından biri olan bağımsız düşünüp karar verebilme olgusu ortadan kalkmakta ve yabancılaşma dâhil işçileşmenin bütün sonuçları gerçekleşmektedir. Avukatların mesleki sorunlarının araştırılması ve çözüm üretilmesi adına Meclis araştırması talep etmek gerekmiştir.

2.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 26 milletvekilinin, Alaşehir Ovası su kaynaklarının kirlenmesinin ve azalmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/334)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gediz Havzası ve Alaşehir-Salihli Ovası tarımsal potansiyeli bakımından Türkiye'nin en önemli havzalarından birisidir. Aynı zamanda tektonik fay hatları boyunca yüksek potansiyele sahip jeotermal kaynaklar bulunmaktadır.

Yer altı sıcak su kaynaklarından yararlanmak amacıyla Alaşehir Ovası’nda çok sayıda firma derin kuyu sondajlarından sıcak su çıkarmaktadır. 2012 Mayıs ayında bölgede meydana gelen sondaj kuyusunun patlamasıyla kontrolsüz olarak ortaya çıkan sıvı akışkanlar ve gazlar çevredeki bağlara büyük zarar vererek yok olmasına neden olmuştu.

Aradan geçen zamanda özel firmalar tarafından, bölgedeki sıcak su sondaj çalışmalarının ilgili kurumlarca yeterince denetlenmediği ifade edilmektedir.

Yürürlükteki mevzuat gereğince jeotermal kaynak sularının yeryüzüne çıkarılıp kullanıldıktan sonra aynı derinlikteki kuyulara reenjeksiyon edilerek bertaraf edilmesi gerekmektedir. Bölgede faaliyet yürüten firmalar maliyeti düşürmek için zaman zaman jeotermal sularını dere yataklarına deşarj ettikleri, gazlarını doğaya bıraktıkları veya yeterli derinliğe reenjeksiyon yapmadıkları için içme ve sulama suyu kaynaklarının jeotermalle kirlendiği çiftçiler tarafından dile getirilmektedir. Tarımsal sulamada kullanılan sulara jeotermal sıcak suların karıştığı bazı mineral maddelerin sulama suyunda aşırı yükselmesi yüzünden bağların kuruduğu ifade edilmektedir.

Çiftçiler sorunlarına çözüm bulmak amacıyla kullandıkları tarımsal sulama sularını analiz ettirmişlerdir. Salihli Ziraat Odası ve Alaşehir Ticaret Borsasına ait laboratuvarlarda yapılan sulama suyu analizlerinde bağlar için zararlı olan bor miktarında önemli artış olduğu gözlemlenmiştir.

2012 yılında bölgede yapılan su analizlerinde çıkan bor miktarı litrede 3,06 mg iken, 2015 yılında 11,82 mg’a çıktığı rapor edilmiştir. Ayrıca bikarbonat, sodyum, magnezyum miktarının referans değerlerden yüksek olduğu raporlara yansımıştır. Bu sonuçlara istinaden bölgedeki su kaynaklarının sulama suyu olarak kullanılmasının sakıncalı olduğu belirtilmektedir.

Ülkemizin en verimli tarım topraklarından olan Alaşehir Ovası’ndaki jeotermal kaynakların özensiz kullanılması nedeniyle bölgenin tek geçim kaynağı olan bağcılığa büyük zarar vermektedir.

Alaşehir Ovası su kaynaklarının kirlenmesinin ve azalmasının nedenlerinin araştırılması, jeotermal kaynakların usulüne uygun sondaj ve reenjeksiyon yapılması için alınması gereken tedbirlerin ve etkin kamusal denetim yöntemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mazlum Nurlu                                        (Manisa)

2) Özcan Purçu                                          (İzmir)

3) Kadim Durmaz                                       (Tokat)

4) Mahmut Tanal                                        (İstanbul)

5) Niyazi Nefi Kara                                    (Antalya)

6) Gülay Yedekci                                       (İstanbul)

7) Melike Basmacı                                     (Denizli)

8) Hayati Tekin                                          (Samsun)

9) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                     (Bursa)

10) Ömer Fethi Gürer                                 (Niğde)

11) Bülent Yener Bektaşoğlu                      (Giresun)

12) Haluk Pekşen                                      (Trabzon)

13) Mehmet Gökdağ                                   (Gaziantep)

14) Vecdi Gündoğdu                                  (Kırklareli)

15) Erdin Bircan                                        (Edirne)

16) Hüseyin Çamak                                    (Mersin)

17) Muhammet Rıza Yalçınkaya                  (Bartın)

18) Orhan Sarıbal                                      (Bursa)

19) Şerafettin Turpcu                                 (Zonguldak)

20) Seyit Torun                                          (Ordu)

21) Namık Havutça                                    (Balıkesir)

22) Serkan Topal                                       (Hatay)

23) Okan Gaytancıoğlu                               (Edirne)

24) Akif Ekici                                            (Gaziantep)

25) Kazım Arslan                                       (Denizli)

26) Hüseyin Yıldız                                     (Aydın)

27) Candan Yüceer                                    (Tekirdağ)

3.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 20 milletvekilinin, gazetecilerin yaşadığı sorunlar ile basın ve medya sektörü üzerinde artan ekonomik ve sosyal baskıların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/335)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Basın özgürlüğü; halkın bilgi edinme, gerçekleri öğrenme hakkıdır. Çağdaş demokrasilerin en temel güvencesi basın özgürlüğüdür. Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Özgürlük İçin Basın raporuna göre, iktidarın medya üzerindeki baskıları dört yöntemle gerçekleşmektedir. Birincisi, iktidarın basın kuruluşlarına doğrudan müdahale ederek baskı yapması. İkincisi, Başbakanlık ve bakanlıklar başta olmak üzere RTÜK, Basın İlan Kurumu, Telekomünikasyon İdaresi Başkanlığı gibi “özerk” kamu kurumları ile Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı gibi birçok diğer resmî kurum tarafından baskı yapılması. Üçüncüsü, reklam verenlerin etkilenmesi yoluyla yapılan baskılar. Dördüncüsü ise muhalif medyanın vergi kontrolü, vergi cezaları, ihalelerden men etme gibi yaptırımlara maruz bırakılmasıdır.

Bir ülkede basın ve ifade özgürlüğü yoksa sansür ve otosansür vardır. İktidarların hoşuna gitmeyen yazı ve haberleri yüzünden gazeteci ve yazarların işlerine son verdirilmesi, medya gruplarının dünyada benzeri görülmemiş büyüklükte vergi cezalarıyla sindirilmesi, Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmî ilan dağıtımında yapılan bilinçli kayırmalar, başta basın özgürlüğü olmak üzere, gazetecilik mesleğinin tümüne vurulan darbelerdir. Bu baskı ve antidemokratik uygulamaların zamanla basın özgürlüğü ve gazetecilik mesleğini işlevsiz bir hâle getireceği aşikârdır.

Gazeteci, basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Gazeteci, tüm bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşma ve kamu yaşamını belirleyen, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme, araştırma hakkına sahiptir. Ülkemizde son dönemde farklı meslek grupları üzerinde artan iktidar baskısı, basın ve medya sektöründe de önemli oranda artmış, birçok basın kuruluşu bu baskıdan farklı şekilde nasibini almıştır. Basın ve medya sektörü her geçen gün tekelleşme yolunda ilerlemekte ve “havuz” denen, ortak yayın yapan kuruluşlara dönüştürülmektedir.

Basındaki tekelleşmeyle ve siyasi iktidarların baskılarıyla giderek büyüyen sendikasızlaştırma hareketi, medya mensuplarının iş güvenceleri olmadan çalışmasına sebep olmaktadır. Ayrıca, medya kuruluşlarının hukuka aykırı olarak taşeron işçi çalıştırdığı ise malumdur. Sosyal güvenlikten yoksun olanların, sansürsüz ve özgür gazetecilik faaliyetleri yürütmeleri mümkün değildir.

İktidara yönelik en küçük eleştiri getiren gazeteciler, çeşitli mecralarda iktidara yakın kişilerin hedef göstermesi ile medya gruplarına yapılan baskılar sonucunda işlerinden atılmıştır. Gazetecilik mesleğinin olmazsa olmazı olan “editöryal bağımsızlık” kavramı yok edilerek gazetelerin siyasi parti bültenine dönüştürülme çabası ise her geçen gün artan diğer bir ayrıntıdır.

Ülkemizde işsiz gazeteciler gibi çalışan gazetecilerin de birçok sorunu vardır. Sektörde, maalesef, oldukça fazla sayıda gazetecinin aldıkları ücretlerin tamamının bordroya yansımadığı, bu kişilerin asgari ücretten istihdam edildiği gözlemlenmektedir. Gazetecilerin emekli olurken mağdur olmasına yol açan bu uygulamaya bir an önce son verilmesi gerekmektedir.

Çalışan ve işsiz gazetecilerin yaşadığı sorunlar ile basın ve medya sektörü üzerinde artan ekonomik ve sosyal baskıların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Barış Yarkadaş                                      (İstanbul)

2) Hüseyin Çamak                                     (Mersin)

3) Özcan Purçu                                          (İzmir)

4) Niyazi Nefi Kara                                    (Antalya)

5) Mazlum Nurlu                                        (Manisa)

6) Kadim Durmaz                                       (Tokat)

7) Yakup Akkaya                                        (İstanbul)

8) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

9) Ömer Fethi Gürer                                   (Niğde)

10) Seyit Torun                                          (Ordu)

11) Okan Gaytancıoğlu                               (Edirne)

12) Serkan Topal                                       (Hatay)

13) Namık Havutça                                    (Balıkesir)

14) Kazım Arslan                                       (Denizli)

15) Muhammet Rıza Yalçınkaya                  (Bartın)

16) Şerafettin Turpcu                                 (Zonguldak)

17) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

18) Akif Ekici                                            (Gaziantep)

19) Hüseyin Yıldız                                     (Aydın)

20) Candan Yüceer                                    (Tekirdağ)

21) Gülay Yedekci                                      (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, Şırnak kent merkezine seksen iki gün süren operasyonların ardından yüz otuz dokuz gündür ortaya konan yıkım projelerinin araştırılması ve Şırnak halkının mağduriyetinin giderilmesi amacıyla 20/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 20 Ekim 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

20/10/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/10/2016 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                             Çağlar Demirel

                                                                                             Diyarbakır

                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

20 Ekim 2016 tarihinde Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, 3112 sıra numaralı, Şırnak kent merkezine seksen iki gün süren operasyonların ardından yüz otuz dokuz gündür ortaya konan yıkım projelerinin araştırılması ve Şırnak halkının mağduriyetinin giderilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere, bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 20/10/2016 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk konuşmacı, lehinde olmak üzere Çağlar Demirel, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Demirel. (HDP sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bildiğiniz üzere, bir ilimiz var, Şırnak ama Şırnak’ta tam iki yüz yirmi bir gündür sokağa çıkmak yasak. Şırnak’ta 14 Marttan bugüne kadar bir abluka söz konusu ve bu ablukayla birlikte sokağa çıkma yasağıyla ailelerin, Şırnak’ta yaşayan halkın oradan göç ettirilerek Şırnak’ın tamamen yerle bir edildiğini biliyoruz.

Defalarca bu kürsüden Şırnak’la ilgili söz aldık, konuştuk, durumu ifade ettik ama ne yazık ki hâlâ abluka devam ediyor, ne yazık ki Şırnak’a giriş hâlâ yasak. Oysaki 3 Haziran 2016 tarihinde operasyonların bittiği ifade edilse de resmî kaynaklardan ama yine de Şırnak’a giriş yasaklandı. Çünkü operasyonların bittiği söylendikten sonra yirmi gün boyunca tanklarla, toplarla Şırnak’taki bütün yerleşim alanları yerle bir edildi. Bir altüst oluş sorunu var Şırnak’ta. Bu operasyonların resmî olarak bittiği tarih olan 3 Hazirandan önce Şırnak’ın seksen iki gün boyunca yapılan bombardımanlar sonucunda yerle bir edildiği biliyoruz.

Şırnak’ın 7 büyük mahallesinde yaşanan bu sıkıntıyla birlikte 12 mahallesi birden abluka altında. Kent merkezinde 69 bin nüfus var ama 64 bin nüfus kent dışına çıkartılmış ve çeşitli yerlere göç etmek zorunda bırakılmıştır.

Şırnak’tan göç ettirilmek zorunda bırakılan halkımızın yaşadığı sıkıntıları rakamsal olarak sizlere söylemek istiyorum: Şırnak halkı, Şırnak civarını, ilini ve ilçelerini terk etmemek üzere yakın bazı yerleşim alanlarına gitmişlerdir. Şırnak’ta göç ettirilen 64 bin nüfusun yaklaşık 500 hanesi yani 2.500 kişi Siirt’e göç etmiş, yaklaşık 1.700 aile -bu da 11 bin kişiye tekabül ediyor- Silopi’ye gitmiş; 850 hane yani yaklaşık 5 bin kişi Uludere’de yerleşim alanına gitmiştir, Cizre’ye de aynı şekilde 5 bin kişi göç etmiştir. Batman’da, Diyarbakır’da, Güçlükonak’ta ve birçok il ve ilçede, köyde Şırnak halkı yaşamak zorunda bırakılmıştır.

Bu da yetmezmiş gibi Şırnak’ta şu anda çadırlarda yaşayan insanların nerede kaldıklarını sizinle paylaşmak istiyorum: Kumçatı belediyesine bağlı yaklaşık 4.500 kişi göç etmiştir; bunların 700’ü, 700 aile, burada hâlâ çadırlarda yaşamaktadır. Çadır dediğimiz de ağaçtan, yapraklardan ve naylonlardan yapılan, gecekondu tarzında, sadece içinde kalabilmek için yapılan bir çadırdır. Bu kış koşullarında şu anda o çadırlarda kalmanın mümkün olmadığı herkes tarafından bilinmelidir. Bir empati kurulması gerekiyor. Bu kadar aile köylerde ve çevre beldelerde çadırlarda kalırken tam da bugün valilik kararıyla o çadırlara polisler tarafından baskın düzenleniyor, orada 5 kişi gözaltına alınıyor ve aileler tehdit edilerek, çadırları bile terk etmeleri söylenerek ailelere “Ya çadırları terk edeceksiniz ya da çadırlarla birlikte sizi de yakacağız.” deniliyor. Yani, bu kadar talanının, bu kadar baskının, zulmün başka yerde aranmasına gerek yok. Türkiye halkları görmeli ki bu baskı ve zulüm şu anda Şırnak halkına uygulanıyor. Bu Şırnak halkına uygulanan baskı ve zulme karşı belediye arsasında 400 konut yapılmasına dair bir girişim söz konusu. Belediye ve sivil toplum örgütlerinin desteğiyle, çadırlarda yaşayan ailelerin kışın yaşayabileceği “1+1” niteliğinde konutların yapılmasına, bütün olanaklar, bütün altyapı hazırlanmasına rağmen valilik tarafından izin verilmiyor. Peki, Şırnak halkı nerede yaşasın? Sürgüne gönderiyorsunuz, yok ediyorsunuz, katlediyorsunuz, bu da yetmezmiş gibi Şırnak’ı yerle bir ediyorsunuz.

Yine, hakeza, Şırnak’ta yasak devam ediyor. Yasak devam etmesine rağmen, bugün valilik sitesinde bir açıklama var. Bu duruma gülelim mi, ağlayalım mı, bilmiyorum; siz karar verin değerli milletvekilleri. Bugün, valilik açıklamasında “Şırnak’ta bugün itibarıyla pankart asmak, tüm toplantı, gösteri, eylem, oturma eylemi, basın açıklaması yapmak yasaktır.” deniliyor. Zaten Şırnak halkı Şırnak’a giremiyor. Şırnak iki yüz yirmi bir gündür yasak zaten, işgal altında. Siz ona istinaden, bugün Şırnak’ın tekrar yasak olduğunu bir kez daha bu eylemlerle yasakladığınızı ifade ediyorsunuz. Yasak içinde yasakla yönetilen bir ülkede yaşıyoruz. Bu valinin derhâl istifa etmesi gerekiyor.

Yine, ayrıca, Şırnak’ta halkın eşyalarına yaklaşıma dair de birkaç ibare söylemek istiyorum. Şırnak yakılıp yıkıldıktan sonra enkazın kaldırılması için tutulan şirketlerin sahiplerine ücret ödenmiyor, devlet tarafından onlara şöyle bir yetki veriliyor: “Buradan çıkardığınız eşyalar size aittir.” deniliyor. Aileler evlerine gitmek istediklerinde şirket sahipleri tarafından durduruluyor ve “Devlet bu eşyalar karşılığında bizim burada iş yapmamıza izin vermiştir.” deniliyor. Bu hangi ülkede görülmüştür? Bilmem kaçıncı dünya ülkesinde bile bu durum üçüncü dünya savaşı olarak ifade edeceğimiz bir durumdur. İkinci Dünya Savaşı’nda bile bu duruma rastlanmamıştır. Böyle bir yaklaşımın Şırnak’ta gerçekleşmesine gerçekten insanların aklı duruyor.

Ama nedir? Türkiye’de, Parlamentoda, burada herkes sessiz bir şekilde bekliyor. Şırnak bu ülkenin bir ilidir ama Şırnak’a sessiz kalmak demek bu suça ortak olmak demektir. O yüzden, bu Parlamentoda, Şırnak’ta yaşayan halkla bir araya gelmek, Şırnak’ın sorunlarını görmek, Şırnak kentine gidip orada yakılan yıkılan yerleri incelemek üzere bütün partilerin de içinde yer aldığı bir komisyonun derhâl kurulması gerekiyor. Çünkü, artık Şırnak’ta insanlar yedi aydır abluka altında ama iki yıldır çocuklar okula gidemiyor, eğitim durmuş durumda. Şırnak’ta çadırlarda veya diğer ilçelerde kalan kişilerin sağlık sorunları had safhada.

Bu da yetmezmiş gibi 6306 sayılı Kanun’la afet riski altındaki bölgelere yapılan uygulama -bu yasa 2011 yılında Van depreminde çıkarılmış- şu anda Bakanlar Kurulu kararıyla Şırnak’a uygulanıyor, revize imar planı yapılıyor. Ama şunu söyleyelim ki: Bunların hepsi hukuksuz bir şekilde yapılan uygulamalardır. Revize imar planı yapılıyor, Bakanlar Kurulu bu yetkiyi kendisinde görüyor; yerel yönetimlere, belediyelere, herhangi bir şekilde hiç kimseye sormadan oranın imar projesi değiştiriliyor. Yakılıp yıkılan yerler de yok bunun içerisinde. Bir kısım yerler ticari alan olarak belirlenmiş, bir kısım yerler de kamu alanı olarak orada gösteriliyor ve onlar da karakol olarak gerçekleştiriliyor. Konut alanları çok az ve orası on beş günlüğüne, sadece Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü üzerinden askıya çıkarılıyor. Yani halkın malına el koyup, talan edip ondan sonra da halkın itiraz etme hakkı olan bir aylık süreyi de hukuksuz bir şekilde on beş güne indiriyor ve belediyede asılması gereken imar planını da belediyede asmayarak Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün sitesinde yayınlıyor. Şırnak halkının yaşadığı koşullar ortada. Şırnak halkı, yaşadığı koşullarda, elektrik olmadığını söylememiz gereken bir durumda İnternet sitesinden bakıp itiraz süresi olan on beş günü nasıl gerçekleştirecek?

Yani bu yaşananların hepsinin bir zulüm, bir faşizm olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Önerinin aleyhinde Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dikkatimizi teksif etmemiz gereken konulardan biri de maalesef, şu an itibarıyla Şırnak’ın içinde bulunduğu durumdur. Şırnak, yıllardır terör olaylarından en çok bizar olmuş, zarar görmüş bir ilimizdir. Yine, maalesef, son zamanlarda terör olayları, terör saldırıları ve operasyonlardan en çok mağduriyete uğrayan yine Şırnak olmuştur. Terör olayları nedeniyle binlerce Şırnaklı kent merkezini boşaltmak zorunda kalmıştır. Bunlar ya akrabalarının yanına ya da başka ilçelere göç etmiş ya da çadırlarda yaşamaya mahkûm olmuşlardır. Kış mevsiminin kapıda olduğunu da dikkatlerinize sunarım.

Şu anda, maalesef, Şırnak’ta hüzünlü bir tablo var. Terör örgütü Şırnak merkezde üslenmiş, masum vatandaşımızı kalkan olarak kullanmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet mensupları canları pahasına kahramanca mücadele ederek Şırnak kent merkezini terör örgütünden ayıklamıştır. Terör unsurlarının tamamen şehir merkezinden dışlanmasına rağmen, kent sakinlerine gerekli açıklamalar Hükûmet yetkilileri ve orada görev yapan bürokratlar tarafından yapılmamaktadır. Terörden mağdur olan Şırnaklılar, aylardır şehrin giriş ve çıkışlara kapatılması nedeniyle ayrıca bir mağduriyet yaşamaktadır. Bütün bu süreç boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti ve bürokratlar Şırnaklılara ve Şırnak’a yeterince sahip çıkmamıştır, halkı âdeta PKK terör örgütü ve yandaşlarının kucağına itmektedir. Vatandaşın yaşadığı bu mağduriyetler ve çaresizlik, terör örgütü tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Şırnak’ta terör olaylarından zarar gören binalar yıkılmaya başlanmıştır. Bu iş, hizmet alımı yöntemiyle özel bir firmaya verilmiş, bu firmayla yıkılacak bina başına ücret ve enkazdan çıkacak olan bina demiri karşılığında ihale edilmiş. Bu denli cazip ve ucu açık bir sözleşme karşısında yetkili yıkım firması, tamamen sağlam olan ve hiçbir şekilde zarar görmemiş binaları da kendi marifetiyle ateşe verip sonradan resmini çekmek veya ana kolonlara zarar vermek suretiyle yıkım kararına dâhil edip yıkmış ve bundan da oldukça nemalanmıştır. Maalesef, bunlar bizim tespitlerimiz. Bu firma, TEDAŞ’a ait, maddi değeri hayli yüksek olan yer altı kablolarını da yasa dışı bir şekilde sökmek suretiyle kendi uhdesine almıştır. Tüm bu ranta dayalı ve yasa dışı işlemler, Şırnak Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünün bilgisi ve dahli içindedir. Vatandaş kendisine ait ve hiçbir şekilde zarar görmemiş evlerindeki eşyaları almak istiyor ancak şirket yetkilileri tarafından eşyalarını almalarına izin verilmiyor çünkü şirket binadaki bu eşyaları âdeta ganimet olarak görmektedir. Şırnak Valiliğine bu konuda yapılan başvurulara da ret cevabı verilmektedir. Sadece daha üst makamlara, bazı Hükûmet yetkililerine yani Ankara’ya ulaşabilen birkaç aileye bu izin verilmiştir.

Ezcümle değerli arkadaşlar, birileri otursa, düşünse, “Acaba vatandaşı devletten soğutmak için ne yapayım?” dese Şırnak’ta yapılanları yapar ve Şırnak’ta da bu olmaktadır. Birlik ve beraberliğe, devlet-millet bütünleşmesine en çok ihtiyaç duyduğumuz ve terör örgütüne karşı tek vücut olmamız gereken bu süreçte Şırnaklılara karşı yapılan bu haksızlıklarla terör örgütüne âdeta prim verilmektedir. Devletin bekası, milletin huzur ve güvenliği için süratle Şırnaklı vatandaşlarımızın mağduriyeti giderilmelidir. Devletimiz Şırnaklıların yanında olduğunu acilen göstermelidir. Suçsuz ve devletinin yanında olan vatandaşa zarar veren tüm kesim, makam ve kişilerden hesap sorulmalı, ilgili yıkım firmasına acilen soruşturma açılmalıdır. Şırnak’ta yaşayan vatandaşlarımız mağdurdur, bu mağduriyetin derhâl giderilmesi gerekiyor; bu konuda Hükûmeti uyarıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Önerinin lehinde Engin Altay, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çok nadir görülen bir tabloyla karşı karşıyayız; 3 muhalefet partisi de Şırnak halkının yaşadığı sorunlarla ilgili mutabık gibi görünüyor. Umarım ve dilerim ki -Hükûmetin sayın 2 üyesi Genel Kurulda- muhalefet partilerinin bu uyarıları, bu eleştirileriyle Şırnak’ta Şırnak halkına uygulanan zulmün, Şırnak halkına yaşatılan bu acı günlerin bir an önce telafisi sağlanır.

Hakkâri Çukurca’dan gene acı haber geldi; 2 şehidimiz var, yaralı askerlerimiz var. Müteaddit defalar söylediğim gibi, bu Parlamentonun bir taziye çadırına dönüştüğünden duyduğum üzüntüyü de belirtmek istiyorum. Parlamentolar sorun çözmek için vardır; parlamentolar sorunların üzerine konuşmak için, sorunlardan sonra yorum ve değerlendirme için var değillerdir. Üzülerek görüyorum, Hükûmet ve iktidar partisi, çoğunluk partisinin sayın milletvekilleri Türkiye’nin yaşadığı ve otuz yıldır süren bu kardeş kavgasını bitirme noktasında ya çok isteksiz ya çok beceriksiz ya da art niyetli. Gelsin Hükûmet, bu eleştirilerimize cevap versin.

Hep söyledim, bir kere daha söylemek zorundayım belki taraflar dikkate alır diye, Hükûmet de burada. Hiçbir gerekçe, hiçbir talep teröriste masumiyet, terörizme meşruiyet sağlamaz; bunda bir tereddüt yok, bunda mutabıkız; Parlamentonun 4 partisinin de bunda mutabık olduğunu düşünüyorum ve öngörüyorum. Ama, hiçbir güvenlik kaygısı da temel hak ve özgürlükleri gasbetmeye dayanak olamaz Şırnak’ta olduğu gibi, bunun da altını çizelim. Her güvenlik kaygısı nedeniyle insanların boğazına sarılırsanız, insanlara hayatı çekilmez hâle getirirseniz siz adil olmazsınız, hükmeden olmazsınız, yöneten olmazsınız, hükûmet olmazsınız. Böyle demokrasi de olmaz, böyle parlamento da olmaz.

Şırnak’ta yaşanan dram, Kürt sorunuyla ilgili. Kürt sorununun çözümü konusunda iktidar partisinin ne yapmak istediğini ben on dört senedir anlamadım, anlayan varsa beri gelsin. Bu konuyu enine boyuna bir konuşmak lazım bu Mecliste. Yani, yeri geldi bambaşka bir yüzle güneydoğuya, doğuya; yeri geldi bambaşka bir yüzle… Devletin bir tane yüzü vardır; Kürt-Türk ayrımı yapmadan, herkese şefkatle bakan bir yüzü vardır. Devlet ceberut yüzle, toplumun belli bir kesimini karşısına alarak, insanları ayrıştırarak, ötekileştirerek barışı tesis edemez. Ne oldu şimdi? Çukurca’da şehit var. Bağıracağız: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” Evet, inancımıza göre onlar ölü değillerdir ama bal gibi ölüyorlar, bal gibi ölüyorlar. “Vatan bölünmez.” Sen istediğin kadar bağır, insanların beyninde bu vatanı bölerseniz ondan sonra senin o coğrafi sınırlarının bir önemi kalmaz. Şırnak’taki insan da kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı gibi hissetmeli, aidiyet hissi duymalı. Bunu siz bitirdiniz, bu Hükûmet bunu bitirdi. Bu ayıptır, insanlık suçudur bu, bu kabul edilemez. Bölgede terör var diye bütün Kürtleri terörist gibi algılayan bir kafa bu ülkeye iç savaştan başka hiçbir şey getirmez. (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye’de biz, PKK’yı, IŞİD’i, FET֒yü ve diğerlerini terör örgütü olarak lanetliyoruz, kınıyoruz. Devletin terörle etkin mücadele etmesi konusunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak Hükûmete… Buraya gelip desinler ki: “Biz terörle mücadelede şunu istedik de siz vermediniz.” Bir tane örnek gösteremezsiniz. O vakit biz de deriz ki: ”Bu akan kandan Hükûmet sorumludur, Hükûmet sorumludur.” (CHP sıralarından alkışlar) Bağırıyor: “Şehitler ölmez.” Ölmesin tabii. Bu son olsun, Allah’ıma yalvarıyorum bu son olsun. Öteki de bağırıyor: “Şehit (...)”(x) Ya, bunlar kardeş, Çanakkale’de omuz omuza, koyun koyuna savaşmış insanlar. Toplumun bir bölgesine…

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Terörist…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya, terörist teröristtir, annesinin ne kabahati var kardeşim? O da bir ana, o da bir ana. Olmaz böyle şey! Elbette “Terörle mücadele edilmesin.” diyen mi var, Hükûmetin elinden tutan mı var?

Cumhuriyet Halk Partisi, Kürt sorununu çözebilecek tek ve yegâne partidir. 27 tane kanun teklifimiz var, 27 tane. Ya, el insaf, ey Hükûmet, ey çoğunluk partisi! Ya kardeşim, bunların alayı mı yanlış, bunların hepsi mi tutarsız ve geçersiz? Somut şeyler söyledik, dedik ki: Kürt sorunu ne Kandil’de ne İmralı’da ne Dolmabahçe’de çözülür ne de kapalı kapılar ardında çözülür, Kürt sorunu Mecliste çözülür. Gene söylüyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi bu soruna el atmadığı sürece Türkiye ne terör belasından kendini soyutlayabilir ne de Kürt sorununu çözebilir. Toplumsal barış ve mutabakat komisyonu kursak ne olur? Ne olur her siyasi partiden eşit temsille böyle bir komisyonu kursak? Özel yetkili, özel statülü bir komisyon kursak bundan kime ne zarar var? Böyle bir komisyonu kurduğumuz anda en azından PKK teröründen kaynaklı şehit gelmeyeceğini düşünüyorum, gelmez. En azından bir bakarlar, “Meclis bir araya gelmiş, belki bir şey olur.” derler.

Çok mu zor, Sayın Hükûmet, böyle bir komisyonun kurulması çok mu zor? Dedik ki: Bir ortak akıl heyeti… Siz yaptınız bir akiller kendiniz seçerek karpuz seçer gibi. Siyasi partilerin önereceği, Meclis dışında, toplumda saygınlığı olan insanlardan oluşan; lafı, sözü dinlenen insanlardan gene eşit temsille dışarıda bir ortak akıl heyetinin kime ne zararı var?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Akiller… Denendi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Üzülmüyor musunuz ya, insanlar ölüyor ya, insanlar ölüyor bu ülkede? Böyle bir komisyonun kime ne zararı var? Ve bir gerçekleri araştırma komisyonu. Siyasetin korkmaması gereken bir şey vardır. Gerçeklerle yüzleşmekten korkan siyaset yok olmaya mahkûmdur, başarısız olmaya mahkûmdur. Kuralım bir gerçekleri araştırma komisyonu, kime ne zararı var? Bütün bunları biz yapalım da sonra “26’ncı Dönem Parlamentosu olarak biz elimizden geleni yaptık.” diyelim. Yarın torunlarınız size “Bu ülke niye bu hâle geldi?” dediğinde “Ya, evladım, Allah var, ben elimden geleni yaptım.” diyelim. Şimdi, 64 bin nüfuslu ya da 69 bin nüfuslu bir ilimizi tarumar ettiniz. Bakın, 27 Temmuz 2015’te hendekler kazılmaya başlandı. 14 Mart 2016’da da müdahale başladı. Temmuzdan marta sekiz ay var, sekiz ay. Ey Hükûmet, sekiz ay boyunca bu il merkezinde sizin valiniz mi yoktu, polisiniz mi yoktu, jandarmanız mı yoktu, kamu bürokrasiniz mi yoktu, MİT’iniz mi yoktu? Siz neredeydiniz? Siz raf elması mısınız? Siz Hükûmetsiniz. Sekiz ay hendek kazılacak, barikat yapılacak; size gelen, Silahlı Kuvvetlerden gelen taleplere “ellemeyin” diyeceksiniz, sonra üç ay süren insanlık dışı bir operasyon yapacaksınız. Allah aşkına siz ne yaptınız? Ne yapmaya çalıştınız? Buna siyasi terminolojide bir isim bulamıyorum. Savaş terminolojisinde bubi tuzağı falan böyle, bu tür şeyler olabilir; hani, Hilal Harekâtı, içeri alma, yok etme… Teröristlerle etkin mücadele edin, yanınızdayız ama bir masumun, bir sivilin kanını akıtmak teröristle aynı kefede olmak demektir, bu kadar! (CHP sıralarından alkışlar) Olaya böyle bakabilirsek bir sonuç alabiliriz. Bir tane sağlam bina yok. Hadi oldu -kabul edilebilir bir yanı var diye demiyorum “hadi oldu”yu- bu talan ve yağmaya nasıl göz yumarsınız? Hiç mi vicdan yok? Hiç mi insanlık yok? Şırnak’ta yapılan bu talana, yağmaya nasıl göz yumarsınız? Yumdunuz; kabul edilemez, yumdunuz. Ya, ayıp, “Türkiye büyük devlet.” diyoruz, ben de diyorum. Gittik dünyanın öbür tarafında Moğolistan’a, Orhun Anıtlarına 40 kilometre yol yaptık, iftihar ediyorum, iftihar ediyorum. Kış geliyor. Ben Ankara’da akşam balkona çıkınca üşüyorum şimdi. Şırnak’ta 7 bin insan çadırda ve iptidai, uyduruk çadırlarda. Hiç mi yürek, hiç mi vicdan, hiç mi insaf yok? Böyle şey olabilir mi? Bunu kabul edip burada oturmak ayıptır, buna seyirci kalmak ayıptır. Diğer teknik, mevzuatla ilgili ihlalleri arkadaşlar anlattı, Milliyetçi Hareket Partisi dâhil. Buradan çıkarmanız gereken bir ders var. İnsanlık, vicdan, temiz siyaset, ahlaklı siyaset böyle zamanlarda belli olur.

Sayın milletvekilleri, Şırnak bizim bir ilimizdir; İstanbul gibidir, benim Sinop’um gibidir, Giresun gibidir, Edirne gibidir, Antalya gibidir. Benim için Şırnaklı Antalyalı’yla, Hakkarili Sinoplu’yla, Mardinli İzmirli’yle aynıdır, birdir, aynı haklara sahiptir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu yaklaşım içinde, bu Parlamentoyu bu vahim trajediye daha fazla duyarsız kalmamaya, Hükûmeti de görevini yapmaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Önerinin aleyhinde, Abdullah Ağralı, Konya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ağralı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

HDP’nin Şırnak iliyle ilgili vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasıyla ilgili önerisi üzerinde, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bu sabah Hakkâri Çukurca’da terörle ilgili yaşanan çatışmada şehit olan Yüzbaşı Özgür Çevik, Uzman Çavuş Murat Özer’e ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Yine, 15 Temmuz ihanet gecesinde demokrasiyi, millî iradeyi hedef alan hain ve alçakça kalkışmaya karşı, ülkemizin her yerinde olduğu gibi meydanlara inerek canını ortaya koyan tüm vatandaşlarımızı ve aynı tavrı sergileyen Şırnak, Cizre, Silopi, İdil, Uludere, Beytüşşebap, Güçlükonaklı hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.

HDP’nin grup önerisinde, “tank ve top atışlarından kurtulan evler” ibaresiyle, aslında, terörün ve terör örgütünün yaptığı enkazın üstü kapatılmaya çalışılıyor. Terör örgütünün enkaza çevirdiği ve vatandaşlarımıza hayatı zindan ettiği yerlerde, yine vatandaşlarımızın büyük desteğiyle bölge teröristlerden temizlenmiştir.

Şimdi, tabii, hatibin aslında konuşmasını ibretle dinledim. Bir defa, gerçekten “boşaltılan” ya da “zorla göç ettirilen” diye bir kavram yok. Vatandaşlar, “öz yönetim” safsatası altında hayatı zindan eden terör ve terör örgütüne gereken tepkiyi göstermiştir. Vatandaş terör ve terör örgütünden kaçıp devlete ve devletin sıcak şefkatine sığınmıştır.

Şimdi, burada aslında bir dram yaşandı, evet bir dram yaşandı ama bu biraz Nasreddin Hoca’nın meselesi gibi, “Hırsızın hiç mi suçu yok?” Yani bütün yapılan işlerde devleti suçlamak da hakikaten ayrı bir handikap. Devletimiz yaşanan tüm bu dram karşısında, tüm kurum ve kuruluşlarıyla, STK’larıyla yaraları hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Bu kapsamda, neredeyse her hafta bir bakanımız bu yapılan çalışmaları yerinde ziyaret etmektedir. Bu kapsamda, çok hızlı bir şekilde Cizre, Silopi ve İdil’de çalışmalar başlatılmıştır.

Yani, şimdi elimde Şırnak iliyle ilgili yapılan bir sürü çalışma var, zaman elverdiğince bunları paylaşacağım. Şunu söylemek isterim ki, özellikle Şırnak merkezde 105 kilometre sıcak asfalt yapımına başlanmıştır. Yine il merkezinde ilk etapta 6 bin konut yapılacak, ihtiyaç duyulması hâlinde ek olarak yeni konutların yapılmasına başlanacaktır. Yine bu kapsamda, ev yapan vatandaşlarımızın eğer ev yaptığı yerin imar açısından bir sakıncası yoksa ev yapım işleri de hızlandırılmıştır. Yine bu kapsamda, Şırnak merkezde, Gazi Caddesi’nde bin konutun proje işlemleri tamamlanmış ve ihale sürecine açılmıştır. Yine Bahçelievler Mahallesi’nde 3 bin konut projesinin yapımı devam etmektedir ve en kısa sürede de bitirilecektir. Yine Atatürk Mahallesi, Cumhuriyet Mahallesi, Aydınlıkevler Mahallesi, Dicle Mahallesi’nde boşaltılan alanlarda 2 bin konut yapımı çalışmaları devam etmektedir. Şimdi yine alt ve üst yapı yollar için de ayrı çalışmalar yapılmaktadır. İl ve ilçelerimizde yapılacak olan bu çalışmalar bölge insanının ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde planlanmakta ve modern alanlar; okul, iş yeri, cami, taziye evleri, Kur’an kursu, sağlık ocağı, alışveriş merkezleri, park alanları yapılmaktadır. Kısa zamanda tüm çalışmalar tamamlanıp inşallah vatandaşlarımız Cizre ve Silopi’de olduğu gibi Şırnak merkezde de evlerine dönecektir.

Şimdi, Cizre’yle ilgili birkaç veri paylaşmak istiyorum: Dirsekli’de 901 konutun ihalesi tamamlanmış ve etüt çalışmaları yapılmıştır. Yine, Sur Mahallesi’nde aynı yerde yapılacak olan 700 konut için proje aşaması tamamlanmış, temel atılması için zemin etütleri yapılmaktadır. Yine, Cizre ilçemizde, ilk etapta 1.601 konutun yapımına başlanmıştır. İdil’de 344 konut; yine, TOKİ tarafından 500 konutun yapılacağı yerlerle ilgili de çalışmalara başlanmıştır. İdil ilçemizde yaklaşık 844 konut planlanmaktadır. Silopi’de de yine benzer şekilde çalışmalar olmuştur.

Yine, bölgenin kalkınması için Hükûmetimiz tarafından yatırım, üretim, destekleme ve rekabetin gücünün artırılması konusunda da ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Esnaflarımız açıklanan bu destekleri gerçekten heyecanla takip etmekte ve inanıyorum ki bölgenin kalkınmasında da ciddi çalışmalar yapılacaktır.

Şimdi, sadece yapılan çalışmalar Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ya da TOKİ’nin yaptığı konut çalışmaları değil; yine, yol geliştirme çalışmaları, konut, altyapı ve kanalizasyon çalışmaları devam etmekte.

Şırnak merkezde de özellikle terörden temizlendikten sonra vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak adına, mayınlanan ve tuzaklanan evlerle ilgili çalışmalar devam etmekte.

Burada hatibin bir ifadesi vardı; gerçekten yani herhâlde aklın durduğu bir yer. Devletin, enkazları kaldırırken firmalara ödeme yapmadığı, enkazdan çıkan tabiri caizse ganimetlere karşılık bunu yaptığı ifade edilmektedir. Yani ben istiyorsa, merak ediyorsa bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının verilerini de paylaşırım ama gerçekten HDP’nin bir defa şu alışkanlıktan vazgeçmesi lazım. Yani hendek ve çukur siyaseti çok şey kaybettirdi, bölge insanına da çok şey kaybettirdi ve insanlarımıza hayatı zindan etti. Ama anlıyorum ki, şunu net ifade edeyim ki, hendeğe selam durarak, barikata selam durarak, fiilî durum yaratarak, şiddete yaslanarak Kürtlere hayatı zindan edenler şimdi ülke sınırlarımızın dışındaki insanlarımıza da aynı, hayatı zindan etme projesi peşinde. Tavsiyem o ki, bölge insanının teröre ve terör destekçilerine, darbecilere karşı ülkemizin millî birlik ve beraberliğiyle ilgili ortaya koyduğu bu tavrı net anlamalarını tavsiye ediyorum, gerçekten. Biz bölgedeyiz. Yani, ben kendim şahsen en az 15’in üzerinde Şırnak merkeze de gitmişimdir, Cizre’de, Silopi’de, İdil’de, vatandaşlarımızın en sıkıntılı dönemlerinde biz yanlarındaydık, her türlü desteği verdik. Evet, bir mağduriyet olmuştur; bu mağduriyetin sebeplerini de iyi bilmek lazım. Ama şunu net olarak söylemek isterim ki, gerçekten, bölge insanı huzur istiyor. Evet, hepimiz huzur istiyoruz. İnşallah, bu temennilerle, önümüzde ve geçmekte olduğumuz bu kritik süreçte birlik, beraberliğimizin devam etmesini arzu ediyorum.

Bu vesileyle, HDP’nin önergesine karşı olduğumuzu bildiriyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ağralı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akçay, yerinizden söz talebiniz olduğunu görüyorum. Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay tam konuşmasını bitirdiği zaman, son cümle olarak bir ifade kullandı, dikkat çekici oldu bizim için: İşte “Bütün partiler Şırnak’ın sorunlarını dile getirdi, MHP de dâhil.” gibi bir ifade. Milliyetçi Hareket Partisini münhasıran zikreden bu ibareyi reddettiğimi söylemek istiyorum. “MHP de dâhil.” ne demek?

Milliyetçi Hareket Partisi ülkemizin bütün sorunlarına duyarlıdır. Aramızdaki fark: Biz siyasi çıkar kaygısı taşımayız. Yani, bu bol duygusal ve hamasi konuşmalardan sonra ancak sekizinci dakikada gelebildi Sayın Altay Şırnak’ın meselesine. Biz baştan sona Şırnak’ı konuştuk. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Akçay.

Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şırnak, vatanımızın, Türkiye’mizin güzide bir köşesidir; maalesef bu hâllerde olmaması gerekir. Şırnak’ın içine düştüğü durumdan içimiz yanıyor ve bunu Şırnaklı kardeşlerimiz de biliyor, bizi izliyorlar. Ve sürenin yetersizliği nedeniyle çok fazla da dile getiremedik ancak Şırnak’la ilgili görüntüler kabul edilebilir değil. Kesinlikle, bir an evvel, hemen, bu birkaç gün içerisinde el atılması gereken çok önemli sorunlar var. Buna hiçbir kimse duyarsız kalamaz. Milliyetçi Hareket Partisi de kendi ilkeleri, fikri, programı çerçevesinde… Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu konuşmalarımızı dile getirdik.

Elbette Sayın Altay kötü bir şey söylemedi ama “MHP de dâhil.” demesi, ibaresi doğrusu bizim kabul edeceğimiz bir ibare değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında hem şahsıma hem konuşmamıza hem de partimize yönelik sataşmada bulunmuştur. Ona ilişkin yani partimizin ve bizim…

BAŞKAN – Hangi cümlelerle Sayın Demirel?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Akıl tutulmasıyla ilgili bir durumu ifade ettiğini söyleyebiliriz ve işte, terörün…

BAŞKAN – Sizi akıl tutulmasıyla mı suçladı?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz.

İki dakika süreyle söz veriyorum, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Konya Milletvekili Abdullah Ağralı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu ülkede iktidar kim, sormak istiyorum; Hükûmet de kim? AKP değil mi? Biz hesabı kime soracağız? İktidara soracağız, AKP Hükûmetine soracağız çünkü bu yakmayı yıkmayı; tankıyla, topuyla orayı ablukaya alan kim? Hükûmet ve iktidar.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – PKK.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – PKK ve PYD.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Bu süreci başlatan kim? Hükûmet ve iktidar.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – PKK.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Kime karşı? Kürtlere karşı, Şırnak halkına karşı bir operasyon.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Teröristlere karşı.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – PKK’ya karşı.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Evet, 3 Haziran 2016 tarihinde “Operasyonlar bitti.” ibaresi var. Aradan tam kaç ay geçti? 14 Mart itibarıyla hesapladığımızda, iki yüz yirmi bir gündür ablukada. Evet, “Çalışmalar yapılıyor.” diyor iktidar, AKP Hükûmetinden yetkililer. Nedir çalışmalar? TOKİ giriyor. Evet, nedir yaptığınız çalışmalar? Genel olarak söyleyebiliriz, rant sağlamadır, şirketlere rant sağlamadır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmasın mı inşaatları?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Evet, asfalt dökülüyor. Ya, halk çadırlarda, çadırlarda!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz yıllardır öyle mi yaptınız Şırnak’ta?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Çadırda bile kalmasına izin vermediğiniz bu kış gününde Şırnak’a asfalt döküyormuşsunuz, yaptığınız çalışma budur. Utanın biraz ya! İnsan biraz utanır yani. Yapmış olduğunuz çalışma Şırnak merkeze asfalt dökmek midir? Halk çadırlarda yaşıyor.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Belediye kimde, onu söyle. Belediye kimde orada, onu söyle. Bugüne kadar ne yaptınız, onu söyle.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Bu kış günü çadırlarda yaşayan halkın sorununu çözmekle sorumlusunuz.

Oraya bakanlar gidiyormuş. Evet, yeni imar planlarıyla kime rant sağlamaya, hangi imar planıyla, hangi TOKİ’yi daha zenginleştirmeye gidiyor? Siz o çalışmaları yaparken halka sordunuz mu? Orada yaşayanlara sordunuz mu? Nasıl bir çalışma yapacağınıza dair onların düşüncelerini ve fikrini aldınız mı? Siz Şırnak halkını oradan göçürtmeye çalışıyorsunuz ama Şırnak halkı hiçbir yere gitmeyecektir ve Şırnak Şırnaklılar tarafından da yönetilmeye devam edilecektir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Turan, sizden önce Sayın Altay’ın söz talebi var.

Buyurunuz Sayın Altay.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Akçay’ı ve Milliyetçi Hareket Partisini incitici bir söz söylediğimi zannetmiyorum. Bilakis, böyle, bölgede yaşanan çok temel bir sorunla ilgili 3 muhalefet partisinin duyarlılığının altını çizdim. Bunu tekrar belirtmek istiyorum. “Milliyetçi Hareket Partisi de dâhil” derken orada 3 siyasi… HDP’nin zaten önerge sahibi olarak bir burada şeyi var, durumu gündeme getirmesi söz konusu, ben de kürsüdeyim. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisini de bu yüzden ismen zikrettim.

Öte yandan, şunu da tabii belirtmem lazım sayın mevkidaşıma, konuşmamın sekiz dakikasından sonra Şırnak’a girdiğimi söyledi: Sayın mevkidaşım, Şırnak benim ilk sekiz dakikada konuştuklarımın sonucudur. Yani benim o ilk sekiz dakikadaki konuşmamı gerektiren hâller olmasaydı Meclis bugün Şırnak’taki bu vahim durumu konuşur olmayacaktı, Şırnak’ta böyle bir sorun yaşanmamış olacaktı. Bunun da altını çizmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre benim de bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun, 60’a göre size de bir dakika söz veriyorum.

22.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Şırnak halkının sorunlarının giderilmesiyle ilgili Meclisin inisiyatif alması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son derece önemli bir sorunu, hassas bir konuyu tartışıyoruz. Muhalefet partileri adına 3 siyasi partinin grup başkan vekilleri orada yaşanan sorunlarla ilgili önemli tespitler yaptılar.

Şimdi, AKP’li milletvekillerinin hem bu komisyonun kurulmasına dair ortaya koyacakları vicdani tutum hem de diyelim ki oylamada kendilerine gelen öneriler doğrultusunda oy kullanacaklarsa bile Şırnak halkının sorunlarının giderilmesiyle ilgili ortaya koyacakları tutum tarihe geçecektir. 7 bin insanın orada çadırlar altında kışı karşılamasına hiç kimsenin rıza göstermemesi gerekir. 7 bin insanın barınak sorunuyla ilgili, konut sorunuyla ilgili, sivil toplumun başlatmış olduğu çabalara engel koymayla ilgili hiçbir milletvekilinin bu durumu savunan bir pozisyona girmemesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O nedenle, bu mevcut sorunun aşılmasına dair hızla bu Meclisin irade koyması, inisiyatif koyması lazım.

Biz beklerdik ki sayın Hükûmet yetkilisi, sayın bakan çıkıp bu kadar önemli bir konuda 3 grup başkan vekilinin dile getirdiği hususlarla ilgili Hükûmetin nasıl bir çalışması var; bu kışı Şırnaklılar çadırda geçirmesin diye neler yapılacak ya da sivil toplumun yapmış olduğu çalışmalara engel olunacak mı, olunmayacak mı; bununla ilgili Genel Kurulu ve kamuoyunu bilgilendirecek birkaç hususu belirtmiş olsun. Ancak, ben tekrar bütün milletvekillerine çağrıda bulunmak istiyorum: Vicdanınızdan yükselen sesi dinleyin.

Diğer taraftan, Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan Sayın Engin Altay son derece önemli, tarihî tespitler yaptı. Toplumsal barış ve mutabakat komisyonunun kurulması; akil, ortak akıl komisyonunun kurulması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Yeter! Kaç sefer uzatma olacak?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Zabıtlara geçsin diye.

…gerçeklerle yüzleşme komisyonunun kurulması, Kürt meselesinin bu Parlamento çatısı altında çözümü için son derece önemsenmesi gereken altın değerinde önerilerdir. Diğer bütün siyasi partiler, başta iktidar partisi olmak üzere, burada her gün yaşanan ölümlerle ilgili duygularımızı belirtmek yerine, hızla bu öneriler doğrultusunda bu meseleyi nasıl çözebileceğimizin gayretini ortaya koyma noktasında hassas olmalıdır diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, Şırnak kent merkezine seksen iki gün süren operasyonların ardından yüz otuz dokuz gündür ortaya konan yıkım projelerinin araştırılması ve Şırnak halkının mağduriyetinin giderilmesi amacıyla 20/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 20 Ekim 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız…

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

1’inci sırada yer alan, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı (1/753) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 418) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm geçici madde 1 dâhil 11 ila 21’inci maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi, bölüm üzerinde söz talep eden siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine söz vereceğim.

Gruplar adına ilk konuşma Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aytun Çıray, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Değerli milletvekilleri, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Türkiye tarihî günlerden geçiyor; olağanüstü, yaşamadığımız deneyimleri yaşıyoruz ve hak etmediğimiz bir görüntüyle dünyanın önünde Türkiye şu anda. Türkiye bir kalkışmayla, bir işgal girişimiyle karşı karşıya kaldı, neyse ki bu kalkışma Türk milletinin ve Türk askerlerinin, Türk polislerinin kahramanlığıyla, ortak iş birliğiyle başarıya ulaşamadan yani idareyi ele geçirme anlamında başarıya ulaşamadan önüne geçilmiş oldu. Ama daha önce de ifade ettiğim gibi, bu kalkışmayı planlayanlar, sonuca ulaşsa da ulaşmasa da Türkiye'nin zarar göreceği şekilde planlamışlardı ve ne yazık ki Türkiye zarar gördü.

Türkiye şu anda herkesin, özellikle devlet bürokrasisinin birbirinden kuşku duyduğu, birinin diğerinden FET֒cü mü, kripto mu diye kuşkulandığı, insanların birbirini ihbar ettiği dağınık bir devlet görünümü içerisinde yaşıyor. Türkiye şu anda, bu darbe girişiminden sonra, âdeta bir fetret döneminin içenden geçiyor; kardeşin kardeşe vurduğu, kardeşin kardeşe güvenmediği bir toplum hâline geldik.

Bu ülkenin Anayasa’sı askıda, bunu Sayın Bahçeli söyledi, dedi ki: “Bu ülkede Anayasa filan kalmadı, defakto bir durum oluştu, gelin Anayasa’yı Cumhurbaşkanının dediği gibi, Cumhurbaşkanına uygun hâle getirelim. Yani Cumhurbaşkanı fiilî bir durum yarattı Türkiye'de, biz de bu Anayasa’yı o fiilî duruma uygun hâle getirelim millet isterse.” Diğer yandan, yargı kendi arasında parçalanmış durumda, toplumsal güvenini kaybetmiş durumda ve ordusu yaralanmış, polisi yaralanmış bir devlet, bu dağılan bir devlet görünümüdür. O hâlde, bu yeni şartlara göre yeniden herkesin kendi pozisyonunu değerlendirmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar, böyle tarihî bir süreçten geçerken bir komisyon kuruldu, 15 Temmuz Fetullahçı terör örgütünün darbeye kalkışma teşebbüsünü araştırmak, siyasi aktörlerini ortaya çıkarmak ve bir daha olmaması için gereken tedbirleri almak üzere. Çoğu kişi bu Komisyondan bir sonuç çıkmaz düşüncesi içindeydi ancak ben hiç öyle düşünmedim çünkü gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir mecburiyeti vardır. Gerçekleri saklayamazsınız, eninde sonunda mızrak çuvala sığmaz. Fakat, eğer Türkiye’de şu anda gerçek bir demokrasi olsaydı ve milletimizin haber alma özgürlüğü olmuş olsaydı bugün bu Komisyonda konuşulanların her birisi, her gün konuşulanların her birisi bir hükûmeti devirecek kadar önemli konulardı.

Bakınız, değerli arkadaşlar, bu Komisyonda çok önemli, aktif ve emekli devlet adamlarını dinliyoruz. Bundan sonra da dinlemeye devam edeceğiz. Bu Komisyondaki şahsiyetleri dinlerken birtakım şehir efsaneleri de yıkılmaya başlandı. Mesela Genelkurmay 2. Başkanı Ümit Dündar’ı dinlerken, sabaha kadar Sayın Cumhurbaşkanıyla ve Sayın Başbakanla tek bir telefon görüşmesi yapmadıklarını öğrendik. Sayın Efkan Ala’yı dinlerken, Adil Öksüz meselesinde feveranına şahit olduk.

Bakınız, benim birebir devlet bürokrasisinden aldığım bilgiyi size arz ediyorum, bunu Komisyonda da söyledim. O gece darbeciler bir liste yapıyorlar. Bu liste dışında Akıncılar Hava Üssü’ne, isterse Genelkurmay Başkanı kendiliğinden gitsin alınmayacak şekilde yapılmış bir liste. Peki, bu listede kim var? Bu listeye rağmen kim giriyor o hainlerin uçakları kaldırıp Parlamentomuzu ve milletimizi bombaladığı üsse? Adil Öksüz giriyor. Soru: Adil Öksüz gibi bir sivil, nasıl bu darbenin veya kalkışmanın en önemli üslerinden birisine giriyor? Kendisine sordum -bakın, buraya bütün Türkiye kamuoyunun dikkatini çekiyorum- “Sayın Ala” dedim “Adil Öksüz’ü tanıyor musunuz? Jandarma size bağlı. Bu Adil Öksüz’ün dosyaları nasıl boşaltıldı ve serbest bırakıldı? Ne oldu? Bunu bize açıklayabilir misiniz?” Dedi ki: “Bunu Adalet Bakanına sorun.”

Şimdi ben buradan soruyorum, Sayın Adalet Bakanına soruyorum: Adil Öksüz’ü bırakan hâkimler hakkında ne yaptınız? Bu kadar gün geçti aradan nasıl bir sonuca ulaştınız? Adil Öksüz bir istihbarat elemanı mıdır? Adil Öksüz çok yönlü çalışan bir istihbarat elemanı mıdır? Türkiye kamuoyu, canını bu darbeyi, bu kalkışmayı önlemek için feda etmiş olan Türk milleti merak ediyor.

Değerli arkadaşlar, Sayın Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı, altında kendisinin de imzası olduğu 2004 Millî Güvenlik Kurulu raporuyla ilgili bize çok önemli bilgiler verdi. Millî Güvenlik Kurulu tavsiye kararı, diyor ki Sayın Özkök: “2004 Ağustos ayında Millî Güvenlik Kurulu toplantısında silahlı kuvvetler olarak, komuta katı olarak biz dedik ki: Bu örgüt çok büyük imkân ve kabiliyete kavuştu. İmkân ve kabiliyet yıllar içerisinde oluşur ama niyet bir gecede değişir. Hemen tedbir alınması lazım.” “Biz Millî Güvenlik Kurulunda bunu açıkça söyledik ve basında da yer aldı.” Biliyorsunuz o zaman Taraf gazetesi bu Millî Güvenlik Kurulu kararını eleştirerek vermişti değerli arkadaşlar. “Ve o karar orada alındı, icra planı önerildi, hiçbir şey yapılmadı.” diyor Sayın Genelkurmay Başkanı. Devletin en yüksek asker bürokratı, savunma bürokratı bunu söylüyor, “Hiçbir şey yapılmadı.” Ve biliyorsunuz, o zamanki Başbakanın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan da “Biz bu kararı yok hükmünde kabul ediyoruz.” diyor.

Arkadaşlar, sadece Sayın Özkök’ün bu beyanı ve olaylar bu işin siyasi uzantısını ortaya çıkarmaya yeterlidir, en azından yardım ve yataklık suçundan. Bu kararı görmezden gelenler bu ülkede görevi ihmalden yargılanmak mecburiyetindedir.

Yine, değerli arkadaşlar, bu Hilmi Özkök’ün meselesini çok konuşacağız, bunu yukarıda da konuşacağız. Biraz önce yukarıda Sayın Fehmi Koru’yu dinledik, bu kitabın yazarı Fehmi Koru’yu. Bu kitabı tarihe not olarak yukarıda da düştüğümüzü söyledim. Bu kitap esasen bir ifşaat ve suç ihbarı kitabıdır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Fehmi Koru bu kitabında birçok şeyi anlatmış. Kendisine sorulara geçmeden önce şu soruyu sordum: Sayın Koru, size soruyorum; 17-25 Aralık tek başına bir yolsuzluk operasyonu mudur? 17-25 Aralık tek başına bir darbe operasyonu mudur, yoksa 17-25 Aralık darbeye neden olmaya müsait ortamı yaratmış bir yolsuzluk operasyonu mudur? Sayın Koru, diplomatik bir dille -tutanakları okuyunca göreceksiniz- bunun bir yolsuzluk operasyonu olarak var olduğunu kabul etti ama bunun aynı zamanda bir darbeye girişim hareketi olduğunu da söyledi. Peki, bu, darbeye girişim hareketiyse, 17 Aralıktan sonra Sayın Gül ve Sayın Başbakan, hem de bu iş daha fazla uzamasın diye, Sayın Fehmi Koru’yu ara bulucu olmak üzere niçin bir terör örgütü diye kabul ettikleri Fetullah Gülen’in ayağına gönderdiler? Niçin ondan mektup kabul ettiler?

Değerli arkadaşlar, bütün bunlara baktığımızda yavaş yavaş bir sonuca doğru ulaşmaya başlıyoruz. Bakınız, biz bu darbe girişimi için “Bu darbe girişimini Sayın Cumhurbaşkanı planladı, bu bir senaryoydu.” iddiasına katılmıyoruz, böyle bir şeye inanmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının böyle bir şeyi yapacağını kabul etmiyoruz. Ama bir başka mesele var, acaba diyoruz, Hükûmet, bir darbe girişimini bütün unsurlarıyla haber aldı da bu darbe girişiminin önünü açık bırakarak kontrollü bir kalkışmaya izin mi verdi? Hükûmete yakın bir gazeteci var, Fuat Uğur; 2 Nisan makalesini okumanızı tavsiye ediyorum, başlığı “Cemaat’in ‘Hususiler’i darbe için toplandı”. Ben devlet yönetiminden gelen bir insanım, bu kadar açık istihbaratı bir gazeteci yazıyorsa devleti yönetenlerin bunu bilmemesi kabul edilemez. Onun için, Komisyon görevini icra etmeye devam edecek -gerçekler açığa çıkma huyundan vazgeçmeyecek- ve tarih önünde 242 vatandaşımızın şehit olmasına neden olan ve devletimizi, milletimizi zora sokan bu darbenin asli sorumlularından hesap sorulacaktır.

Bir zamanlar, unutmayınız, Kenan Evren alkışlanırken sonra cenaze töreninde yapayalnızdı.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çıray.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye ifade etmek istiyorum.

Az önce sayın konuşmacı konuşmasında Adalet Bakanlığının Adil Öksüz’ü serbest bırakan hâkim hakkında ne yaptığını sordular. Şunu söylemek isterim: Bu konudaki yetki yani hâkim ve savcılarla ilgili yetki HSYK’dadır biliyorsunuz. HSYK ilgililerle ilgili açığa alma kararı almıştır ve soruşturma başlatılmıştır. Dolayısıyla bunun böyle zapta geçmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

İkinci bölüm üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Parsak, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisi ve siz saygıdeğer milletvekillerini ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı ikinci bölümü üzerinde yaptığımız hazırlık çerçevesinde bir konuşma yapmayı doğal olarak düşünüyordum fakat benden önce kürsüye gelen CHP’li kıymetli hatip özellikle son dönemlerde gündemde yer alan başkanlık sistemi tartışmaları ekseninde, Sayın Genel Başkanımızın adını da zikretmek suretiyle, doğruyu yansıtmayan bir beyanda bulundu. Öncelikle bununla ilgili açıklamalarımı paylaşıp ondan sonra söz aldığım kanun tasarısı hakkında yaklaşımlarımızı ortaya koymak istiyorum.

Evet, ne yazık ki -hemen hemen şu ifadelerle- benden önceki sayın hatip “İhlaller var, bunu herkes kabul ediyor, Bahçeli de böyle diyor. Bahçeli ne diyor? ‘Cumhurbaşkanı Anayasa’yı ihlal ediyor. Öyleyse fiilî durumu Anayasa’ya uygun hâle getirelim.’ diyor.” demek suretiyle, gerçeği asla yansıtmayan bir ifadede bulundu. Sayın Genel Başkanımız, geçtiğimiz hafta salı günkü grup toplantısında, Türkiye’deki fiilî durumu ortaya koyan büyük resmi gözümüzün önüne koymuş ve o çerçevede partimizin yaklaşımlarını ifade etmiştir. Evet, Türkiye’de Anayasa’nın bu yönüyle ihlal edildiği doğrudur ama Sayın Genel Başkanımızın “Fiilî durumu Anayasa’ya uygun hâle getirelim.” gibi bir beyanı, ne geçtiğimiz hafta salı günkü grup konuşmasında ne bu haftaki grup konuşmasında ne aralarda bu konunun geçtiği, başta Siyaset ve Liderlik Okulumuzun açılış programı olmak üzere, hiçbir yerde bu çerçevede bir ifadesi olmamıştır. Şimdi, bu, tam da aslında şu anda içinden geçtiğimiz süreçte Sayın Genel Başkanımızın o açıklamaları yapmasına sebep olan durumu kendiliğinden ortaya koymaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, gerçekten, 1982 Anayasası’nın yürürlüğe girdiğinden bu yana tartışmalı olan bir boyutu vardır, o da şudur: Hiçbir sorumluluğu olmayan, evet, bizim Anayasa’mızda Meclis üye tam sayısının dörtte 3’ünün çoğunluğuyla ve sadece vatana ihanet suçlamasıyla suçlandırılabilen, bunun dışında hiçbir siyasi sorumluluğu bulunmayan ama buna karşılık, hiçbir klasik parlamenter sistemde bulunmayan yetkileri üzerinde taşıyan -ki bunların önemli bir kısmı daha önceki Cumhurbaşkanları tarafından kullanılmamıştır- ama bir de onun üzerine, 2007 yılında yapılmış olan Anayasa değişikliği sonucunda, 2014 yılının Ağustos ayı itibarıyla ilk defa Cumhurbaşkanının doğrudan halkın oyuyla, milletimizin oyuyla seçilmiş olmasından dolayı artan meşruiyeti çerçevesinde anayasal sistemimizde bir çarpıklık olduğu, hükûmet sistemi çerçevesinde doğrudur. Dolayısıyla, bu hükûmet sisteminin tercihinin netleştirilmesi gerektiği de doğrudur. Bu bizim şu anda en önemli meselelerimizden bir tanesidir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de parti programımız ve seçim beyannamemiz başta olmak üzere partimizin tüm tutum belgelerinde, parlamenter sistemin güçlendirilmesi gerektiği yönünde bir tercihimizin olduğu da doğrudur ama karşımızda koskoca bir hakikat de durmaktadır ki, özellikle 2014 yılının Ağustosundan bu yana hemen hemen her gün Anayasa ihlal edilmektedir. Anayasa’mızın 101’inci maddesi hükmü açık; Cumhurbaşkanı tarafsızdır, varsa partisiyle ilişkisi kesilir. Evet, gerçekten de 2014 yılından bu yana Cumhurbaşkanı bu 101’inci maddedeki hükme aykırı olarak fiilen partisiyle ilişkisini kesmemiştir. Cumhurbaşkanı bu çerçevede Anayasa’da ifade edilen yeminini ihlal etmektedir. Bunun karşısında da Sayın Başbakan bu durumun fiilî duruma uygun hâle getirilmesi noktasında bir tercihlerinin olduğunu ortaya da koymuştur.

Sayın Genel Başkanımız da işte geçen hafta yani on gün kadar önce bu durumu ortaya koymuş ve böylesi hassas bir dönemde, özellikle de 15 Temmuzdan sonra paradigmanın değiştiği gerçeği karşısında da Hükûmet sistemi tartışmalarını bitirmek gerektiğini ortaya koymak suretiyle bunun açıklığa kavuşturulmasını, netleştirilmesini ifade etmiştir. Ama ne yazık ki her partiden sözcüler, yetkililer, sorumlular çeşitli platformlarda bunu istedikleri gibi, arzuladıkları gibi, işlerine nasıl geliyorsa öyle ifade etme, öyle değerlendirme ve bunun üzerinden propaganda yapmayı tercih etmektedir. Dün gene AKP’den bir sayın yetkili, sanki buraya öneri gelmiş, öneri buradan kabul edilmiş, kabul edildikten sonra referandum aralığında kalmış gibi referanduma tarih bile biçmiştir. Akşam hemen hemen tüm televizyon programlarında, kiminde Milliyetçi Hareket Partili yetkililerin olduğu kiminde olmadığı çerçevede bu mesele tartışılmaktadır.

Bu, işte bizim yıllardır ifade ettiğimiz, esasen bir tahterevalli siyasetinin bir görünümüdür. Nedir tahterevalli siyaseti? Bir ucunda iktidar partisi, bir ucunda ana muhalefet partisi, gerçeklerimizden ayrı, gerçeklerimize aykırı olarak kimi zaman da Türkiye’nin gerçek gündemiyle ilgili değil. “Biz bir şey söyleyelim, oradan bunun karşısında başka bir şey gelsin, bunları tartışalım. Böylelikle tabanlarımızı konsolide edelim, oylarımızı muhafaza edelim.”

En başta da ifade ettim, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nı görüşüyoruz. Neler var bunun içinde, ikinci bölüm de dâhil olmak üzere? Yani çiftçi, esnaf, KOBİ öyle zor durumda -ki biz bu kanun tasarısını da Komisyon aşamasında destekledik, yanlış gördüğümüz yerlerin düzeltilmesini de temin ettik- mevcutlarının değil, müstakbel alacaklarının bile rehnedilmesi ihtiyacıyla karşı karşıya durumda. Böylesi bir gerçekle karşı karşıyayız yani ülkemizin, milletimizin gerçek gündemi bu. Bunu çözmek için bir kanun tasarısı görüşüyoruz ve 15 Temmuzdan bu yana pek çok kararname var. İlk defa bir kanun tasarısı üzerinden böylesi önemli bir konuyu görüşüyoruz ve bunu çözüme kavuşturmak durumundayız. Çünkü gerçekten bir borç batağı, borç sarmalı içinde burada konu edilen kişilerden birinin çocuğuyum ben. Gerçekten esnafımız, KOBİ sahibimiz zor durumda ekonomik açıdan. Bunların durumunu nasıl çözebiliriz, bunlara nasıl finansman bulabiliriz, borçlarını nasıl ödemelerini sağlayabiliriz, bunları konuşacağımız bir tasarı çerçevesinde, ne yazık ki üzülerek söylüyorum, benden önceki CHP’li hatip çıkıyor, hem de gerçeği yansıtmayan bir şekilde “Devlet Bahçeli ‘Anayasa’yı fiilî duruma uygun hâle getirilim.’ dedi.” diyor. Doğru değildir, böyle dememiştir, böyle bir açıklaması yoktur. Doğrusu da bu değildir ama şu doğrudur: Bir taraftan bir fiilî durum var, bir taraftan da bir anayasal çerçeve var. Bunların birbirine uyumlu olmadığı da koskoca dağ gibi bir gerçek olarak karşımızda. Bu durumu netleştirmek gerekiyor. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak tercihimiz, parlamenter sistemin sorunlarını parlamenter sistem içerisinde çözmek, bu çerçevede de parlamenter sistemi güçlendirmekten yana. Ama, A partisi “Biz bu sorunların çözümünde başkanlık sistemini tercih ediyoruz.” diyor; B partisi de “Biz bunu her halükârda tartışmayalım, biz doğrudan doğruya parlamenter sistemden yanayız.” Ama, A partisi yüzde 50’nin oyunu almış ve bu noktada bir tercihe sahip. Bunu getirmesin mi? Getirsin bunu tartışalım, tartıştıktan sonra millet adına burada hareket eden, milletin iradesini yansıtan Türkiye Büyük Millet Meclisi ne derse odur. Eğer buradan 330’u aşan bir çoğunlukla bir netice çıkarsa millete gidilir, millet ne derse gene başımızın gözümüzün üstündedir. Millet iradesine dayanan parlamenter rejim bunu gerektirir. Türk milliyetçisi olarak, Türk milliyetçiliğinin yegâne siyasi partisi olan Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de söylediğimiz bundan başka bir şey değildir. Buradan çağrım; hiç kimse bizim yaklaşımlarımızı çarpıtmaya çalışmasın, kendi istediği gibi anlamaya, anlatmaya çalışmasın. Biz ne dediğimizi biliyoruz, Allah’ın izniyle milletimizin de bizim ne dediğimizi bildiğini biliyoruz.

Yüce milletimizi de sizleri de saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurunuz, açıyorum mikrofonunuzu.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Parsak, bir AK PARTİ’li yetkilinin referanduma ilişkin tarih açıkladığından bahsetti. Öyle bir durum söz konusu değil, AK PARTİ’nin Mecliste herhangi bir şekilde parti olarak karar alıp her şeyden evvel referanduma gitmek konusunu garantileme gibi bir durumu söz konusu olmaz. O konuşma içerisinde, eğer referanduma gitme durumu olursa şartlı sorusuna verilen, normal, hukuki süreçler içerisinde bir tarih olarak telaffuz edilmiştir. Onun ötesinde, sanki referanduma gidecekmiş gibi bir değerlendirme kesinlikle söz konusu değildir. Bu konuda takdir bütünüyle yüce Millet Meclisine aittir. AK PARTİ’nin böyle bir değerlendirmesi söz konusu değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel, sizin de 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz olduğunu görüyorum.

Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

24.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının Cumhurbaşkanının cinsiyetçi ve ayrımcı bir söylemini onaylamasının talihsiz bir durum olduğuna ve onurlu bir yaşamın tüm kadınların mücadelesi sonucu geliştiğine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı buradaydı. Keşke bugün burada olsaydı da birkaç şey söylemiş olsaydık ama biz Genel Kurulda bazı şeyleri ifade etmek istiyoruz. Ne yazık ki, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı kadın sorununa ilişkin çalışma yapıyor diye düşünmüştük oysaki ülkenin Cumhurbaşkanının kadın düşmanı ve ayrımcı açıklamalarına cevap vermekle o koltuğu işgal ediyor. Cumhurbaşkanının söyleminin cinsiyetçi ve ayrımcı bir söylem olduğunu, bunu kadından sorumlu bir bakanın da onaylayarak ifade ettiğini talihsiz bir durum olarak ifade ediyor ve kabul etmiyoruz. O koltuğu işgal etmek kadınları ölüme değil, insanları yaşatmayı önümüze hedef koymakla ifade edilir.

Bir de aynı zamanda şunu çok net ifade edelim ki, biz Bakana sormak istiyoruz: Adam gibi ölmek ne demektir, kendisi nasıl algılıyor bunu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bitireceğim Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız lütfen.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Başkan.

12 yaşındaki çocukların evlendirilip çocuk doğurması, kadınların yine aynı şekilde dışarıda tecavüze uğraması ve öldürülmesi, kadın katliamları sonucunda ölen kadınlar adam gibi ölmüş mü oluyor? Bunların hepsinin yanıtlanması gerekiyor.

Ayrıca, ben kısaca şunu söyleyeyim: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı şunu çok net bilmeli ki, kadınlar siyasette söz almışsa ve karar mekanizmalarında yer almışlarsa bu kimsenin bir lütfu değil, özelde erkeklerin ve eril zihniyetin bir lütfu değil; kadınların vermiş olduğu özgürlükçü mücadelenin kazanımlarıdır. Bunu böyle görmek, böyle değerlendirmek lazım. Kadınlar açısından da ölümü değil, yaşatmayı her zaman için hedef olarak seçtik ve insanların yaşaması için mücadele ettik.

Onurlu bir yaşamın tüm kadınların mücadelesi sonucu geliştiğini bir kez daha ifade ediyorum ve bizler ölümü değil, barışı savunan kadınlarız diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Sayın Muş, buyurun, sizin de talebiniz var.

Açıyorum mikrofonunuzu.

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği günden itibaren aileye ve kadına yaklaşımı ortadadır. Kullanılmış olan ifadeleri farklı yere çekip buradan cinsiyetçi bir yaklaşımla meseleleri anlamsız uçlara çekmenin de hiçbir gereği yoktur, burada farklı bir mana üretmeye de gerek yoktur. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleri ortadadır, hangi manada bunları kullandığı da ortadadır, kaldı ki Sayın Cumhurbaşkanımızın kadına yönelik bakışı da ortadadır. Bu açıdan, meseleyi farklı uçlara çekip buradan cinsiyetçi bir yaklaşım çıkartmaya çalışmak çok yersiz bir tutumdur.

Genel Kurulu bu anlamda bilgilendirmek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, açıkça söylemiş olduğumuz ifadelerin yersiz olduğunu ifade ediyor Sayın Muş yani bu, açık bir sataşmaya nedendir. Yani, ifadelerimizi çok açık, net olarak ifade ettik. Cumhurbaşkanının kullandığı ifadenin cinsiyetçi bir yaklaşım ifade ettiğini bir kez daha ifade ediyorum. Yani, yerimden söz hakkı tekrar istiyorum eğer mümkünse. Kürsüden olmasa da kayıtları geçmesi için birkaç şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Demirel, bir sataşma yok. Şimdi, siz bir konuda görüşlerinizi ifade ettiniz, ifade ettiğiniz görüşlere paralel olarak Sayın Muş da kendi görüşlerini ifade etti. Genel Kurulu karşılıklı görüşlerinizle bilgilendirmiş oldunuz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tamam, o zaman kayıtlara geçmesi açısından bir iki şey söyleyeceğim Sayın Başkan.

Yani, ifadeler çok nettir. Biz insanları yaşatmak için mücadele etmeliyiz, öldürmek için değil. Bunun, söylenen sözlerin de hem cinsiyetçi hem de kadını ayrıştıran bir ifade olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Bir konuyu Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; şimdi bir tasarıyı görüşüyoruz, tasarının ikinci bölüm görüşmelerini şu an yürütüyoruz. İkinci bölümün tümü üzerindeki konuşmalar henüz sona ermiş değildir. Ben, sayın grup başkan vekilleri -ben derken bütün Meclis başkan vekillerimiz de öyle davranıyor- herhangi bir şekilde söz talep ederse kendilerine bu söz hakkını elbette ki veriyoruz ancak daha henüz bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmadan bir başka konuda konuşmayı doğrusu çok erken buluyorum. Bölüm bitebilir, yine siz söz alabilirsiniz, görüşlerinizi ifade edebilirsiniz. Böylesi daha uygun olur diye düşünüyorum. Sataşma olduğu zaman, sataşma nedeniyle söz hakkını verdiğimi sizler de takdir ediyorsunuz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı (1/753) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 418) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, kanun tasarısı KOBİ’lerin, esnafımızın, çiftçilerimizin, serbest meslek erbabının borçlarından kurtulmasının ya da diğer bir deyişle finansa kolayca ulaşabilmesinin imkânlarını sağlayan bir kanun tasarısı. Buna bir diyeceğimiz yok. Elbette KOBİ’lerin, esnafın, çiftçinin kolayca sermayeye ulaşabilmesi açısından yasal bir düzenleme gerekiyor. Bu düzenlemenin de gelmiş olması faydalı ama bu hukuksal düzenlemeden önce asıl önemli olan, KOBİ’lerin, esnafın, çiftçinin içinde bulunduğu koşullar.

Şu anda çiftçilerimiz, esnafımız, küçük ölçekli işletmeler hatta KOBİ’ler neredeyse sabah dükkânını açıp, iş yerini açıp akşam siftah etmeden kapatmak durumunda. Yani, ortada borç batağına saplanmış, neredeyse günlük kazancı sıfıra inmiş KOBİ’lerin, esnafın ve çiftçinin bu koşullar içerisinde finans kullanması, kredi kullanması, yeniden borçlanması elbette imkânsız.

Bu yasal düzenleme bir yana ama içinde bulunulan koşullar içerisinde, hakikaten şehirlerin yerle bir edildiği bir ortamda, ülkemizde savaş koşullarının, iç huzurun ve barışın yerle bir olduğu bir süreçte ve istikrarın, güvenliğin olmadığı koşullarda bu yasal düzenlemenin, hukuksal düzenlemenin esnafa, çiftçiye, KOBİ’lere hiçbir katkı sunmayacağı ortadadır. Yani esnaf günlük siftah etmeden dükkânını kapatıyor dedik ama öte taraftan dolar 3 bin lirayı geçti. Yani, cebinde ya da bankada parası dolar bazında olan, ekonomik hiçbir üretim faaliyeti olmayan finans sahibi kapitalist ya da sermayedar hiçbir masraf yapmadan sermayesini 2’ye, 3’e katlarken, her gün üretim yapan ve emeğini de katarak yaşamını ikame ettirmeye çalışan esnafımız var olan sermayeyi de mevcut koşullarda kaybetmektedir.

Peki, bu duruma nasıl gelindi? Hepinizin bildiği üzere, 7 Haziran sonrası AK PARTİ tek başına iktidarı kurma imkânını kaybettiğinde şöyle bir açıklama yapılmıştı: “Halkımız krizi, kaosu tercih etti.” Ve bu kriz ve kaos algısı üzerinden 24 Hazirandan itibaren de ülke çapında âdeta bir savaş konsepti dayatıldı. Halkın âdeta iradesini rehin alan, bunu kriz ve kaos söylemiyle ipotek altına alan AKP iktidarı 1 Kasım seçimlerinde -kendince- istenilen sonucu elde etti.

Peki, 1 Kasımdan sonra kaos ve kriz bitti mi? Tam tersine, 1 Kasımdan bu yana ülke daha derin bir kaosa, daha derin bir çıkmaza girdi, esnaf daha bir çalışamaz duruma geldi. Ülke içindeki savaş ve kaos sürecinde sadece ülke içinde kalmakla da yetinilmedi, Musul’da Irak’la şu anda bir savaş durumuyla âdeta -Başika’da- karşı karşıyayız. Yine, Suriye Rojava’da bir savaş yürütülüyor. Sanki orada atılan bombaların, bu savaşın maliyeti Hükûmet üyelerinin cebinden çıkıyormuş gibi, hamaset siyasetiyle âdeta kahramanlık destanları yazılıyormuşçasına kamuoyunda, halkta bilgi kirliliği ve algı operasyonları yürütülüyor. Hâlbuki, bu yürütülen savaşın bütün maliyeti, halktan alınan… Başta KOBİ’ler ve bu yasanın konusu olan yoksul halk kesimi, esnaf, işçi, emekçiler ve küçük esnaf olmak üzere onlardan alınan vergilerle bu savaş devam ettiriliyor. Bu savaşın devamı daha çok vergi, daha çok sömürü demektir.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu savaş konseptiyle beraber, biliyorsunuz, 15 Temmuz darbe girişimi süreci yaşandı. Aslında, baktığımızda, 15 Temmuz darbe süreci, on yıl boyunca FET֒yü karnında taşıyan, onu besleyen, büyüten, âdeta gürbüzleştiren AKP’nin 15 Temmuz günü FET֒yü doğurma günüdür. Deyim yerindeyse, 15 Temmuz süreci, AKP’nin on yıl boyunca beslediği ve kendi içinde barındırdığı FET֒nün doğumudur. Şimdi, 15 Temmuz sonrası, FET֒nün doğumundan sonra, tabii, doğum sancıları devam ediyor. Bu doğum sancılarını da AKP Hükûmeti muhalefeti susturarak, yine, kamuda 100 bini aşkın personeli, çalışanı görevden atarak, özellikle bütün muhalif kesimlerine yönelik baskıyı, şiddeti devreye sokarak, Halkların Demokratik Partisi başta olmak üzere tüm muhalif kesimleri, akademisyenleri, gazetecileri, hatta hatta daha da ötesi, yine, yasanın konusu olan esnafı, tüccarı bir şekilde fişleyerek, ki ortalıkta dolaşan söylentilere… Mesela, spesifik bir örnek vereyim, ismini zikretmeyeceğim ama bana bir işletmeci geldi, hangi bankaya gidiyorsa, yıllardır kredi kullandığı bankada kendisine şirketinin sarı listede olduğunun söylendiğini, dolayısıyla kredi verilemeyeceği şeklinde bir cevapla karşılaştığını ifade etti. Hangi bankaya gidiyorsa aynı söylemle karşılaşıyor. Şimdi, söz konusu şirket benzeri onlarca şirket, hastane, işletme, gayriresmî sarı listede yani FET֒cü olmadığı hâlde FETÖ yaftasıyla kredileri kesilmekte. Toptancıya gittiğinde toptancıdan benzer bir cevabı almakta. Özcesi, AKP, tıpkı siyasi alandaki operasyonlar gibi ekonomik alanda da operasyonlar yürütüp sermayeyi el değiştiriyor.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz sonrası yaşanan süreci savaş üzerinden yürütmek bu ülkeye verilebilecek en büyük zarardır. Bakın, daha önceki gün Suriye Demokratik Güçleri bünyesinde “Ceyşul Suvar” denilen bir grup, diğer ismiyle Suriye Devrimcileri IŞİD’ten 5 köy aldı ama dün gece Türk Silahlı Kuvvetleri, IŞİD ve ÖSO birlikte bu 5 köye saldırdı. Şimdi, çok ilginç: IŞİD’ten alınan 5 köy ve alan grup Ceyşul Suvar, Suriye Devrimcileri. Yani, Suriye Demokratik Güçleri bünyesinde bir grup -içinde Kürtlerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin, Arapların olduğu- YPG’nin dışında bir grup ve bu 5 köyü alıyor. Aynı gece hem ÖSO saldırıyor hem TSK hava kuvvetleriyle bombalıyor hem de IŞİD, ÖSO, TSK… Bu hangi zihniyet? Bu hangi mantık? Fiilen bu neye hizmettir? Bunu açıklamak gerekiyor. Bunun Türkiye’ye maliyeti… Bu zihniyet, bu politikayla AKP Hükûmeti yeni FET֒leri doğurmak zorunda kalacaktır. Bu sancılar geçmeyeceği gibi, 15 Temmuz sonrası sancılar daha da derinleşecek ve yeni FET֒lerle karşı karşıya kalmamız maalesef imkân dâhilinde olacaktır.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Bölüm üzerinde şahsı adına Necip Kalkan, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kalkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalnız, alacakların zaman aşımına uğramasını ve rehinin kalkmasını düzenlememişler. Bilginize arz ederim.

NECİP KALKAN (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; huzurunuza 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü için lehte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, bu sabah İzmir’imize bir ateş düştü, hain terör örgütünün Hakkâri-Çukurca’da düzenlediği alçak saldırıda İzmir Aliağalı hemşehrimiz Yüzbaşı Özgür Çevik şehitlik mertebesine ulaştı. Buradan hain terör örgütünün destekçilerini, planlayıcılarını, yanından kıyısından kim geçmişse hepsini nefretle lanetliyorum. Tüm şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de tacir, esnaf, çiftçi, serbest meslek erbabı ve benzeri işletmeler hayatımızın baş aktörüdür. Bunların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve genişletmek amacıyla bu kanun tasarısını görüşüyoruz.

Bilindiği gibi, ülke olarak önemli bir süreçten geçiyoruz. Demin arkadaşlarım da ifade etti, dünyada yaşanan ekonomik krizler, bölgemizde yaşanan olumsuz gelişmeler, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına sipariş usulü not kırdırarak ekonomimizi dalgalanmaya sürükleme gayretleri, PKK, DEAŞ, FETÖ gibi birliğimizi ve huzurumuzu bozmaya çalışan terör örgütlerine rağmen ülkemiz büyümeye devam ediyor, büyüme hızını da sürdürüyor.

Türkiye'nin büyümesinin en güçlü dinamik kaynağı KOBİ’lerdir. Bu kanunun 1’inci sayfasını açın, gerekçesini okuyun. Gerekçesinde hemen “KOBİ’lerin finansmana erişimi sıkıntısını gidermek için bu kanunun yeni düzenlemesi ortaya gelmiştir.” diyor. Bizim de 2002 yılından, görevi aldığımız, ülkeyi yönetme görevini aldığımızdan bugüne kadar esnafımıza, KOBİ’mize yaptığımız gerçekler ortada. Unutmayın, kredi yüzde 69‘du, yüzde 4,5-5 değil arkadaşlar, biraz bunu da görmezlikten gelmeyin.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Necip ağabey, KOBİ’ler batmış ya, KOBİ’ler batmış.

NECİP KALKAN (Devamla) – Efendim, KOBİ’lerin ihtiyaç duyduğu finansman kaynakların temininde KOBİ’lerimize her zaman destek olduk, KOBİ’ler için en önemli unsurların başında şüphesiz bankalardan sağlanan krediler gelmektedir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Battılar, battılar.

NECİP KALKAN (Devamla) – Ben on beş yıl ticaret odası Meclis başkanlığı yaptım, bankalar adamın anasından emdiği sütü burnundan getirir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ee, gene kucağına itiyor.

NECİP KALKAN (Devamla) – Anlatıyorum efendim, müsaade edin. Bankalar, yağmurlu havada adamın elinden şemsiyeyi alır.

Şimdi, Türkiye'ye bir bakalım: KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak için bu kanun tasarısını huzurunuza getirdik.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Makineyi de alacaklar, tapuyu aldılar.

NECİP KALKAN (Devamla) – KOBİ’leri ben size anlatayım, bilin: Türkiye'de Aralık 2015’e göre kaç tane KOBİ var biliyor musunuz? 1 milyon 717 bin 588 tane KOBİ var.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kaç tanesi battı?

NECİP KALKAN (Devamla) – Hiçbiri batmadı, ne batması! Hemen laf yetiştirme!

Efendim, KOBİ’lerden 1’le 9 kişi çalıştırana “mikro işletme”, 10 kişiyle 50 kişi çalıştırana “küçük işletme”, 50’yle 250 kişi çalıştırana “orta boy işletme”, daha büyüklerine de “makro işletme” diyoruz. 1 milyon 700 bin tane can damarı ve kılcal damarı olan KOBİ’ler ne yapıyor biliyor musunuz? Onu da bir okuyayım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç tane icra dosyası var?

NECİP KALKAN (Devamla) – Türkiye'deki işletmelerin, o 1 milyon 700 bin işletmenin yüzde 99,7’si KOBİ, yüzde 99,7’si.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, kaç tane icra dosyası var o KOBİ’lerin? Kaç tane icra dosyası var?

NECİP KALKAN (Devamla) – Bu KOBİ’ler, Türkiye'deki istihdamın yüzde 78’ini, KDV’nin yüzde 55’ini, Türkiye'deki satışın yüzde 65’ini, yatırımların yüzde 50’sini, ihracatın yüzde 60’ını yapmakta. Kredilerden aldığı pay ne, biliyor musunuz? Yüzde 24. Kredi için bankaya gittiğinde bankanın tanıdığı bir şey var: “Kardeşim, tapunu getir; arsa tapusu getir, arazi tapusu getir, parsel tapusu getir, villan varsa villa tapusu getir, ev tapusu getir.” Yeni kurmuş adamda tapu ne arar, küçük esnafta tapu ne arar!

Onun için bu işi kolaylaştırmak, onların, en başında, finansa erişimini kolaylaştırmak için bu kanunu yaptık. Bu kanun yeniliktir, bu kanun kolaylıktır, bu kanun Türkiye’nin geneline hitap etmektedir.

Bu yüzden lehte oyumu kullanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalkan.

Bölüm üzerinde şahsı adına ikinci konuşmacı Fatma Kaplan Hürriyet, Kocaeli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nda torba yasa yoluna ve KHK’yla birden fazla alanı düzenlemeye gidilmemiş olması olumlu bir durumdur. Yeni tasarı, kredi kullanma olanağını genişletmeyi hedeflemektedir. Ayrıca işletmelerin taşınır varlıklarının borcu karşılaması durumunda işletmenin tümünde rehin kurulmasının önüne geçilecek olması tasarının KOBİ’ler açısından olumlu yönünü oluşturmaktadır.

Partimiz, KOBİ’lerimizi ekonominin itici ve istihdamın ana kaynağı olarak görmektedir. Cumhuriyet Halk Partimizin parti programı ve seçim beyannamesinde olduğu gibi KOBİ’lerimiz için somut çalışmaları her zaman destekliyoruz. Elbette KOBİ’lerimizi ön plana çıkaracak, sürekli kredi yoluyla değil, kendi kaynaklarıyla da üretim, ihracat, yatırım ve istihdam kanallarını kullanabilmesinin yolu açılmalıdır. Bunun açılmasına yönelik olarak önümüze çıkan tüm çalışmalarda birlikte hareket etmeye varız. Sonuçta vatandaşlarımızın yararına olacak bir çalışmaya imza atılması bizim de dileğimizdir. Ama maalesef, vatandaşın yararına diye düşünülen bir yönetmeliğin işgüzar çevreler tarafından uygulanmadığına zaman zaman rastlıyoruz değerli arkadaşlar. Bilindiği üzere, Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik 27 Eylül’de Resmî Gazete’de yayınlandı. Bu yönetmeliğe göre, kredilerin ve kredi kartlarının mevcut borç bakiyeleri, kart hamilleri tarafından talep edilmesi durumunda, en fazla yetmiş iki ayla sınırlı olmak üzere taksitlendirilebilecekti. Borçları artık gırtlağı geçmiş olan vatandaşımız bankalara koştu ama bankalar kapı duvardı. Vatandaş bankaya koştuğunda ne gördü? Kredi işlemleri ve kredi hakkında yönetmelik yayınlanmasına rağmen bankaların bunu dikkate almadığını. Bazı bankalar “Bize öyle bir yazı gelmedi.” derken, bazı bankalar o kadar ileri gitti ki yönetmeliğin gazete ve televizyon kanallarının uydurması olduğunu söyledi. Bakınız, bankalar başka neler diyor: “Borcu geciktirin, o zaman yapılandırabiliriz.”, “Sadece temerrüde düşenleri kırk sekiz aya kadar yapılandırabiliriz.”, “Kredi yapılandırmasına aylık yüzde 1,69 faiz uygularız.” Kredi kartının asgari ödemesini yaparak günü kurtarmaya çalışan, yüksek faiz girdabında yaşam mücadelesi veren 11 milyon kişiyle âdeta dalga geçen, borcu varlık yönetim şirketlerine devredilmiş 3,5 milyon insanı kale bile almayan bankalar var.

Sayın Bakanım, maalesef, bankalar sizleri pek anlamamış. Yani, her iyi görünen uygulamanın ardından böyle kötü uygulayıcılar çıkabiliyor. Dikkat etmek gerekir diyor ve sayın bakanları bu konuda uyarma ihtiyacı hissediyoruz parti olarak.

Konuştuğumuz yasaya ilişkin söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Biraz da, son günlerde sürekli basını da meşgul eden, Hilmi Özkök’ün Darbe Komisyonundaki açıklamalarını konuşmak istiyorum. Ne diyor Sayın Özkök? “Hükûmeti kesin olarak bilgilendirdik, durum iyi değil dedik ama pek fazla bir şey yapıldığını görmedik.” diyor. Yani “Eğer 2004’te MGK kararları yapılsaydı 15 Temmuz yaşanmazdı.” diyor. Sorumlu, orkestra şefi olarak Hükûmettir.” diyor. Peki, siz ne yaptınız? Gerçekleri tartışmamak ve suç ortaklığınızı itiraf etmemek için minderden kaçtınız. Terör örgütünü “dini bütün” diye yutturmaya çalıştınız. Koynunuzda canavar beslediniz ve büyüttünüz. FET֒yle iş birliği içinde millî iradeyi fesada uğratarak 2010 referandumunu organize ettiniz.

Şimdi, bu çerçevede soruyoruz sizlere: Bu byLock konuşmalarında neler var? MİT raporlarını açıklayacak mısınız? Bu örgüt elemanlarını ve imamlarını hâlâ kimler koruyor? Darbeden dört ay önce FET֒cü diye sahibi tutuklanmış şirkete 6 katlı imarlı araziyi 12 kata çıkaran kimlerdi? ByLock kullanan siyasetçiler kimler? Darbeden önceki dört ay içerisinde yurt dışına çıkışları detaylı şekilde incelediniz mi? Himmet paraları kimin cebinde?

Biz bu soruları sormaya devam edeceğiz ve Hükûmetten bu konuda kesin bir dille cevap bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan Hürriyet.

Soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Buyurunuz Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, Tarım Bakanı buradayken… Aynı zamanda Şanlıurfa Milletvekili ve Şanlıurfa’nın da sorunları var.

Bir: Şanlıurfa ili Harran, Akçakale, Suruç ve Ceylânpınar arasında bulunan elektrik ana iletim hatları 1982’den beri, bugüne kadar yenilenmedi. Yenilenmediği için elektrikler sürekli kesilmekte ve köylerde de aydınlanma yapılmamakta, Suriye’ye sınır olduğu için sınır güvenliği sağlanamamaktadır. Bu mağduriyet ne zaman giderilecektir?

Aynı zamanda, Urfa’da mısıra yönelik tarım destekleme verilmemektedir. Bu doğru mudur? Verilmiyorsa neden verilmiyor?

Aynı zamanda, sulama birlikleri nedeniyle, onların borçlarından dolayı, vatandaş borcunu ödediği hâlde elektrikleri kesilmiş oluyor. Bu mağduriyetler ne zaman giderilecektir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Behçet Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Uygulanmakta olan mevcut teşvik yasasından Adıyaman beklediğini alamamıştır, mağdurlar. Mevcut teşvik yasası sistemi haksız rekabete neden olmaktadır. Teşvik yasasında Adıyaman 5’inci bölgede, ilimize komşu olan Şanlıurfa ise 6’ncı bölgede yer almaktadır. Alsın, Şanlıurfa’ya itirazımız yok. Neden Adıyaman 6’ncı bölgeye alınmıyor?

Yeni bir teşvik yasasından bahsediliyor. Adıyaman mutlaka bu yeni teşvik yasasından yararlanmalı diyorum. Bu konu da aciliyet arz ediyor. Bakanın bu konuda bilgi vermesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Şanlıurfa ili Harran Üniversitesinde cemaatler koalisyonu kurulduğu söyleniyor. Üniversitede Okuyucular, Yazıcılar, Menzilciler arasında, eğer idarede bir atama olacaksa -tayin, terfi olacaksa- bu cemaate yönelik bağlılığını getirenler atanabiliyor. Bu doğru mudur?

Bir başka soru: Yine Harran Üniversitesinde döner sermayenin 2015 yılında zarar ettiği söyleniyor. YÖK Yasası’nın hükümleri uyarınca döner sermayesi zarar eden üniversitede rektör, oradaki öğretim üyeleri ne kadar para alır, maaş alır? Mesela şu anda Harran Üniversitesi Rektörünün maaşı ne kadardır? Yapılan araştırmalar sonucunda onun atadıklarından, tayin ve terfi ettirdiklerinden FET֒cü olup da şu anda görev başında olan kaç tane öğretim üyesi vardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, biraz önce siz yokken ben bir dakika söz alıp bir konuyu arz etmiştim. Hazır sizi de burada bulmuşken bu konuyu size söylemek istiyorum.

13 Ekim 2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan karara göre 19 ilde izin alınmak şartıyla kenevir üretimine izin verildi. 19 ile baktığımız zaman Sivas’ın çevresindeki bütün iller var ama maalesef Sivas bu 19 il içerisinde bulunmamaktadır. İhtiyaç hâllerinde yetiştiricilik bölgelerini azaltmak veya çoğaltmak Bakanlık yetkisinde olduğu için ben de sizden burada talepte bulunuyorum Sivas adına; 20’nci il olarak da Sivas’ı değerlendirebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı...

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Başkanım.

Değerli Bakanım, hafta sonu Erzurum’da çiftçilerle beraber bir değerlendirme yaptık, koyun ve keçi birliklerinin yapmış olduğu inşaatı gezdik. Süt tozu konusunda bir fikir oluştu. Bununla ilgili bir proje hazırlayalım, bir fizibilite hazırlayalım hem teşvikten yararlanırız hem de... Sizin de konuya verdiğiniz desteği biliyoruz. Süt tozu ve çok amaçlı belki diğer ürünler de olabilir, süt de olur. Böyle bir fabrikanın arazisini de buldum. Bu manada gerekli desteği alacağımızı da biliyoruz. Sizin de bize bu konuda desteğiniz olur mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarının 5’inci maddesinin (f) fıkrasında diyor ki: “Başka bir sicile kaydı öngörülmeyen ve idari izin belgesi niteliğinde olmayan her türlü lisans ve ruhsatlar.” Mesela benim ehliyetim bu kapsama girip benim ehliyetimle ilgili bankaya müracaat edip bana para verip rehin hakkı kullanabilecek miyiz? Veya ne bileyim milletvekili kimliğim veya ne bileyim işte avukatlık ruhsatım yani bu ne anlama geliyor? Bana bununla ilgili somut, net bir örnek verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Başkanım teşekkür ediyorum.

Şimdi, Tarım Bakanımız buradaymış, tabii soru sormazsak olmaz. Elma 10 kuruş, patates 25 kuruş, ikisinde de yoğun bir sıkıntı yaşanıyor Sayın Bakanım. Niğde’de elma da patates üreticisi de mağdur ve esnaf da çiftçi alışveriş yapamadığı için mağdur. Bu konuda bir çalışma var mı? Örneğin elmaya 50 dolarlık yurt dışı ton başı teşvik vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer, her konuşmaya patatesle başlardınız, bugün elmayı öne aldınız bakıyorum.

Sayın Gaytancıoğlu...

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Ben de Sayın Bakanı yakalamışken... 2016 bütçesinde birçok ziraat mühendisi, 3 bin civarında veteriner, su ürünleri mühendisi atayacağımızdan bahsetmiştik. Bunların yaklaşık yarısını atadık, diğer yarısı sürekli bizleri arıyorlar. Ben de 4 tane soru önergesi verdim ziraat mühendisleri, veterinerler, su ürünleri mühendisleri için. Bununla ilgili bir gelişme var mıdır?

Bir de tarım danışmanlarını soracağım. Tarım danışmanlarının durumunun iyileştirilmesiyle ilgili yeni bir gelişme var mıdır?

Sizi yakalamışken bunları merak ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

ORKÖY çerçevesinde teşvik amacıyla arıcılık için verilen krediler iki yıl sonra ödenmeye başlanmıştır fakat bu yıl arılarda bilinmeyen bir hastalıktan dolayı arı ölümleri gerçekleşmiştir ve bu krediyi alan vatandaşlarımız da mağdur olmuşlardır. Bu konuda, arıların hastalıkları konusunda yeterli bilgi var mı? Bu konuda, ilaç tarzında önerilecek bir şey var mıdır? Bu kredi mağdurlarının durumu ne olacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 15’inci maddede diyor ki: “Rehin alacaklısına, alacağın son bulduğu tarihten itibaren üç gün içinde rehin kaydını terkin etmeyene -işte şu kadar- idari para cezası verilir.” Siz alacaklısınız. Avukatınız gitti, bunu gayet de tahsil etti, yapmadı. Sizin bundan haberiniz yok. Sizin burada sorumluluğunuz ne? Yazık, günah değil mi? Yani, devlet, burada boşu boşuna, üç gün müracaat etmedi diye idari para cezasını tahsil edip… Haksız, sebepsiz bir kazanç değil mi? Devlet, vatandaşına pusu kurar mı? Üç günlük süre bu yasanın dışında nerede var? Allah rızası için, buna bir ay koyun, “iki ay” yazın, “üç ay” yazın, “altı ay” yazın. Yani, sizin cebinizden bir şey mi eksilecek? Vatandaş, üç gün içerisinde geldi, cuma günü ödedi; pazartesi günü, akşamı ne olacak? İstanbul’dan Urfa’ya gidemedi. Ne yapacak bu vatandaş?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Soru soran arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal’ın Şanlıurfa’yla ilgili, elektrik hatlarının yenilenmesiyle ilgili bir sorusu oldu. Tabii, Şanlıurfa gerçekten bir tarım şehri ve büyük bir coğrafya. Burada, elektrik özelleşmesi neticesinde özel sektörün bu konuda taahhütleri var. Yapılan anlaşma çerçevesinde düzenli bir şekilde gerek şehir merkezleri gerekse taşrada yenileme çalışmaları devam ediyor ama bahse konu yerlerde bazı aksamaların olduğu doğrudur. Yalnız Şanlıurfa içinde değil -bölgeyi de bilen birisi olarak ifade ediyorum- bu ve benzer eksikliklerin olduğu… Ve özelleştirme içerisinde bu görevi üstlenen firmalarla bu konuda bizim de temaslarımız, diyaloglarımız devam ediyor. Süreleri içerisinde bütçelerinden ayırdıkları payın realize edilmesiyle ilgili takibimizi sürdürdüğümüzü belirtmek istiyorum. Bu konuda elektrikten kaynaklı bir sınır güvenliği kesinlikle söz konusu değil.

Mısıra destek verilmediği şeklinde bir bilgiden bahsettiniz. Bu önümüzdeki dönem yani 2017 itibarıyla destekleme modelimizde bir değişikliğe gittik. O da “havza bazlı üretim destekleme modeli” diye özetleyebileceğimiz bir model uygulamaya girecek. Burada topoğrafyaya uygun, su kısıtını dikkate alan, iklim şartlarını dikkate alan, hatta geleneksel üretimi de dikkate alan birçok faktör incelendikten sonra hangi havzada, hangi ürünün destekleneceği noktasında Türk tarımı önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Bu çerçevede belki bir bilgi ulaşmıştır. Yani, diyelim a havzasında su kısıtı olduğu için mısır ekimine müsaade edilmeyecek ama başka bir havzada mısırın ekimine müsaade edilecek diye yüzeysel bir bilgi olarak belki kamuoyunda dolaşan bir durum. Yoksa, bütün havzalar ayrıntılı bir şekilde incelenmiş; takriben Türkiye’de 941 havza tespit edilmiş duruyor ve burada da hangi ürünlerin ekileceği planlanmış bulunmaktadır. Amacımız da üretim planlamasını gerçekleştirmek; rastgele değil, neye ihtiyacımız varsa, en iyi nereden, en yüksek verimi nereden alacaksak o alanlarda bu üretimi gerçekleştirmek amacına dönük bu destekleme modeline 2017 itibarıyla geçmiş oluyoruz.

Diğer konu ise… Sulama birlikleriyle ilgili ciddi bir sorunun olduğu doğrudur, aslında Türkiye genelinde bir sorun. Biz Hükûmet olarak önümüzdeki dönem, toplulaştırma da önem arz ettiği için, hem toplulaştırmayla birlikte gerçekleşmesi açısından önem arz ettiği için sulamayı da dolayısıyla sulama birliklerini de Bakanlığımızın bünyesinde topluyoruz. Böylece, bir yer toplulaştırılacaksa aynı zamanda, sulama işlemlerinin de yapılması için birlikte, bir bakanlık eliyle yürütülmesinin doğru olacağı anlayışı çerçevesinde gerekli yasal düzenlemeyi önümüzdeki günlerde inşallah Parlamentodan geçireceğiz ve böylece, sulama birliklerinin de -yeni kriterler çerçevesinde- şu anda biraz keyfî, gerçekten de üreticinin biraz da mağduriyetine dönük uygulamalarını ortadan kaldıracak yeni düzenlemeyi huzurlarınıza getirmiş olacağız.

Teşvik Yasası çerçevesinde Adıyaman’ın beşinci bölgede olduğunu ifade etti değerli milletvekilimiz. Doğrudur, beşinci bölgede. Özellikle Adıyaman’a has bir ziyaret gerçekleştirdik değerli Meclis Başkan Vekilimizin başkanlığında, milletvekillerinin de katıldığı, sivil toplum örgütlerinin katıldığı son derece verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Burada da, bu toplantıda da bu talep gündeme geldi. Biz de Hükûmet olarak… Adıyaman gerçekten Urfa’yla iç içe bir şehir, acaba bu iki şehir arasında yatırım açısından bir dezavantajın oluşmaması anlamında bir bölge farkı oluşabilir mi? Bu değerlendirmeyi Bakanlar Kuruluna iletmenin yanında, Bakanlık olarak da Adıyaman’da yapacağımız yatırımlarla ilgili çok derli toplu bir çalışma yaptığımızı ve orada verdiğimiz o sözlerin gerçekleşmesi konusunda da şu anda işin takipçisi ve yürütücüsü olduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum. Ama bunun yanında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu diye tabir edebileceğimiz bölgelerdeki cazibe merkezleri teşviki çerçevesinde de bölgede Adıyaman’ın da yararlanacağı çok önemli yatırımlar inşallah önümüzdeki süre içerisinde olacaktır.

Harran Üniversiteyle ilgili burada ifade edilen konu, tabii, öncelikli olarak YÖK’ün bünyesinde, YÖK’ün denetiminde bir mesele. Bu konuyu YÖK’e biz de iletiriz ama varsa bir bilginiz, bu verilerin, bu bilgilerin, bu donelerin mutlaka ilgili birimlere, kurumlara, hatta yargıya iletilmesinde büyük yarar var diye ifade ediyorum.

Kenevirle ilgili bir talep var. Sivas tarımsal yatırımlarda çok önemli bir yer alıyor. Bu önümüzdeki dönem içerisinde bizim küçükbaş hayvanla ilgili yapmış olduğumuz, kuracağımız merkezlerde, büyükbaş hayvanla ilgili ve özellikle yetiştirici bölge olarak Sivas çok önemli bir görev üstlenecek. Gerçekten hem mera varlığıyla hem geniş coğrafyasıyla Sivas bir anlamda hayvancılığın merkezi olabilecek bir ilimiz, onun için birçok teşvikleri veriyoruz. Spesifik olarak bu alanda bu ürünün ekilmemesiyle ilgili kararı bir inceleyelim, eğer bir engel durum teşkil etmiyorsa bu konudaki gerekli açılımı da gerçekleştirelim.

Bizim bitkisel ürünlerle ve birçok hayvansal ürünle ilgili teşviklerimiz, desteklerimiz var. Bahse konu meyve sebzeyle ilgili olarak da şu anda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yalnız, dekar bazında mazot ve gübre desteği -ki onu da yüzde 50’ye çıkardık şu anda- öteden beri çok konuşulan, siyaset arenasında, meydanlarda çok gündeme getirilen bu konunun kökten çözümünü de sağladık. Yüzde 50 desteği de bu sebze ve meyve ürünlerine de vermiş olacağız. Diğer, spesifik anlamda meyve sebzeyle ilgili de 19 ürünün dışındaki ürünlerle ilgili de çalışmalarımızı sürdürdüğümüzü belirtmek istiyorum.

ORKÖY’le ilgili bir soru vardı. Bu konu Orman Bakanlığı bünyesinde bir kredilendirme.

Diğer sorular var, konular var, bunlarla ilgili de yazılı olarak cevap vereceğimizi beyan ediyorum.

Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

11’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinde geçen “anına” ifadesinin “tarihine” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Emin Haluk Ayhan              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu              Kadir Koçdemir

            Denizli                                     Hatay                                    Bursa

         Mustafa Mit                      Ahmet Selim Yurdakul                    Baki Şimşek

            Ankara                                    Antalya                                  Mersin

          Ruhi Ersoy                              Kamil Aydın

           Osmaniye                                  Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “hâlinde ise” ibaresinin “durumunda” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Kazım Arslan                     Tahsin Tarhan                      Hüseyin Çamak

              Denizli                                Kocaeli                                Mersin

         Tacettin Bayır                          Ali Yiğit                        Ömer Fethi Gürer

               İzmir                                   İzmir                                  Niğde

          Didem Engin                    Okan Gaytancıoğlu

             İstanbul                                Edirne

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                        Aycan İrmez                       Behçet Yıldırım

            Diyarbakır                              Şırnak                               Adıyaman

           Ferhat Encu                       Gülser Yıldırım                 Bedia Özgökçe Ertan

               Şırnak                                 Mardin                                  Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bedia Özgökçe Ertan, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özgökçe Ertan.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gerek yasanın tümü hakkında gerekse bölümü hakkında grubumuz görüşlerini iletmişti. Ben son yirmi günde özellikle partimize ve yöneticilerimize dönük yoğun, abartılı ve haksız gözaltı ve tutuklamalar ile ev baskınları ya da aramalar esnasında uygulanan kötü muamele, işkenceye varacak derecede işkence işlemleri ve uygulamaları konusunda konuşmak istiyorum. Doğrusu bu uygulamalar bizleri burada, bu kürsüde bir çift makul söz söylemeye de mecbur ediyor değerli milletvekilleri.

Önce kısa bir sayısal bilgi paylaşacağım sizlerle. Sadece son yirmi günde HDP ve DBP’ye yönelik operasyonlarda en az 305 kişi gözaltına alındı. Yine, gözaltına alınanlardan 91 kişi tutuklanmış oldu. Van, Diyarbakır, Muş, Hakkâri, Kars, Iğdır’da il ve ilçe binalarımız basıldı ve aramalar yapıldı. 400 civarında ev araması yapıldı. Bu yerlerde neredeyse tüm eş başkanlarımız gözaltına alındı. Evet, sadece son yirmi günde 7 belediye eş başkanımız, 5 belediye meclis üyemiz, 11 il, ilçe eş başkanımız tutuklandı, diğer tutuklular da parti yöneticilerimizdir. Bu konuşmayı yaptığım sırada da hâlâ yakalama ve gözaltı işlemleri, ev aramaları, baskınlar devam ediyor. Zaten son bir yıldır siyasi partimize ve yöneticilerimize yönelik 7 binden fazla gözaltı işlemi uygulanmıştır.

Şimdi, böylesi bir tablo karşısında şunları söylemek mümkün: Bizim parti çalışanlarımız ve yönetimlerimiz lağvedilmeye çalışılıyor, siyaset dışında bırakmaya çalışıyorsunuz. Siyasi faaliyetlerimiz iktidar eliyle engelleniyor. Bu tespitler doğrudur ve kim bakarsa baksın, kim değerlendirirse değerlendirsin bu sonucu çıkarması mümkün.

Ben şu noktaya da dikkat çekmek istiyorum: Siyasal partilerin birbirleriyle hukuk ve etik sınırları içerisinde kalarak mücadele etmeleri elbette anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir durumdur ancak bu sınırlara, etik ve hukuk değerlerine riayet edilmediğinde yargı erkinin tam da bir siyasal partinin, iktidar partisinin amaçları için pervasızca devreye sokulması adaletin olması gereken işlevi değildir. İktidar partisi olarak umurunuzda mı ben artık kestiremiyorum ama yargının iktidar uğruna bu kadar hoyratça kullanılması, adaletin, hukukun feda edilmesi toplumda derin endişelere neden oluyor. Biz Türkiye toplumunun bu kaygılarını çok önemsiyoruz ve her fırsatta uyarılarda bulunuyoruz. Biz biliyoruz ki eş başkanlarımız da yöneticilerimiz de gönüllülerimiz de yönetim organlarında yer alan arkadaşlarımızın hiçbiri de suçlu değildir ve adil bir yargılamada, adil bir yaklaşımda mutlak surette aklanacaklardır. Bizim halkımızın da seçmenimizin de kanaati budur. Bu haksız uygulamalar bizleri ve halkımızı saraya zorla biat etmeyi hedefliyor ama biz kimsenin köleleri değiliz ve siz de bizim efendimiz falan değilsiniz. Bizi bir arada tutan şey asla hayal ettiğiniz gibi köleleştirme ilişkisi de olmayacaktır. Bu toplumu, halkları tarih boyunca bir arada tutan değerler kesinlikle sizlerin dönemsel iktidarından daha değerli ve üstündür. Biz ve tüm yöneticilerimiz, barış ve demokrasi dilinden asla vazgeçmedik; en kritik, savaşın en travmatik dönemlerinde bile bu siyasal bilinç ve sorumluluktan hiç uzaklaşmadık. Bu gözaltı ve baskınlar boyunca yandaş basın, atanmış AKP’nin valileri savcılık ve polislerle kol kola daha soruşturmaların başında siyasi parti yöneticilerimizi itibarsızlaştırma, partimizi manipüle etme ve kara propaganda yapma davranışı içerisine girmişlerdir. Daha HDP binasında arama sürerken ve kararla ilgili kısıtlama kararı varken yani ceza avukatı bile o kararı göremezken vali, atanmış AKP valisi “HDP binasında av tüfeği, çok sayıda doküman, örgütsel doküman, flaş bellek ve Gülen Cemaati’ne ait kitaplar bulundu.” diye açıklama yapmıştır ve ayrıca yandaş basın da aynı haberleri geçmiştir.

Şimdi, delilleri takdir yetkisi bağımsız mahkemelere aittir. Valinin kısıtlama kararı olan bir dosyayla ilgili bu kadar içerikten nasıl haberi olabiliyor. Ayrıca, madem deliliniz var, bırakın bağımsız mahkemeler değerlendirmesini yapsın ve madem deliliniz var, o zaman bir an önce gözaltına son verip mahkemenin huzuruna çıkarın. Keyfî olarak on beş-on altı gün arkadaşlarımızı gözaltında, işkencede tutuyorsunuz, sonra da bunun adına demokrasi ve bağımsız yargı diyorsunuz. Şimdi, yandaş basınınız da, valiniz de açıkça suç işliyor, derhâl görevden alınması gerekir. Ne yaparsanız yapın, evrensel değerler terazisinde suç sayılmayan faaliyetleri nedeniyle soruşturma, yargılama ve itibarsızlaştırma niyet ve pratiğinde olduğunuz yöneticilerimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - …hiçbir zaman değer ve itibarlarında en ufak bir aşınma yaşamayacaktır. Sizleri bu aykırı ve hukuksuz uygulamalara bir an önce son vermeye davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “hâlinde ise” ibaresinin “durumunda” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Okan Gaytancıoğlu, Edirne Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Bu kanun, Türkiye ekonomisinde ticaret yapan başta KOBİ’ler olmak üzere tüm kuruluşlara yeni finansman sağladığı için önemlidir. Ancak bu finansman, maalesef yeni borçlanmaların, yeni ipoteklerin, yeni hacizlerin, yeni iflasların ve yeni vergi aflarının önünü açacaktır.

Şimdi, getirdiğiniz bu yasayla, ticari işletmelerin alacaklarına, çok yıllık ürün veren ağaçlarına, firma sahiplerinin depolarındaki, stoklarındaki ürünlere, çiftçilerin tarlasında ve deposundaki buğdayına, ahırdaki hayvanlarına rehin karşılığı kredi kullandıracaksınız. Bu ülkenin insanlarını daha ne kadar borçlandıracaksınız? Neden üretim politikalarına önem vermiyorsunuz da borçlanma politikalarına önem veriyorsunuz? Örneğin, neden çiftçinin sütü geçen seneye göre düştü? Geçen sene 1 lira 15 kuruş olan süt, bu sene 1 lira 7 kuruş ama yem fiyatları yerinde durmuyor, geçen sene 1 torba yem 45 liraydı, bu sene 55 lira. Yani, 1 litre süt satan çiftçi 1 kilogram yem alıyor. Hatta bazı yerlerde Denizli, Konya gibi illerimizde süt fiyatı 1 liranın altında. Neden üreticiyi borca, ipoteğe, iflasa sürüklüyorsunuz? Finansman istiyorsanız çiftçinin alın terinin karşılığını verin, süt fiyatının en az 1,5 lira olmasını sağlayın; üretici, geliri yükselsin, borçlarını ödesin. Çiftçimiz borçlarını ödedikçe -merak etmeyin- esnaflar da kazanacaktır. Türkiye’de üretim, yatırımı kendiliğinden getirecektir; yeni iş yerleri, yeni fabrikalar açılacak, sayıları 6 milyona yaklaşan işsizimize yeni umutlar doğacaktır.

Dün Maliye Bakanı Sayın Ağbal’ı dinledik, 3,7 milyon kişinin, borcunu yeniden yapılandırdığını açıkladı. Daha on gün var, bu sayının 4 milyonu aşacağı tahmin ediliyor. Ekonomisi oturmuş ülkelerde vergi affı olur mu? Hiç görmedim. Her 5 kişiden 1’inin çiftçi olduğu Türkiye’de tam 573.563 kişi –önergeme cevap geldiği için söylüyorum- BAĞ-KUR prim borcunu ödeyememiş. Örneğin tarımı gelişmiş olan kendi seçim bölgem Edirne’de ÇKS’ye kayıtla 28 bin çiftçinin tam 7 bini borcunu ödeyememiş. Demek ki her 4 kişiden 1’i -çiftçi- borcunu ödeyememiş. Buradan da görüyoruz ki çiftçi para kazanamıyor, para kazanamadığı için de BAĞ-KUR primini bile ödeyemez durumda.

Kredi kartları ödenmiyor. Daha önce yapılandırma yapılan kartlara 72 ay dediniz, o da uygulanmıyor, bankalar tüketicilerle muhatap bile olmuyor.

Başbakan Binali Yıldırım’ın “Millî tarım hamlesine geçiyoruz.” demesini şaşkınlıkla karşıladım. Demek ki bugüne kadar tarımı millî görmediniz, kırsalı boşalttınız. Verdiğiniz sürekli düşük fiyatlar sayesinde çiftçilerin tarlasını sattırdınız, destekleme yerine hep borç verdiniz. Havza bazlı destekleme tüm dünyanın kullandığı bir modeldir. Biz buna karşı değiliz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim açıkladığımız ve desteklediğimiz bir görüşü, Hükûmet, belli bir süre sonra kendi içinde değerlendiriyor ve kopyalayapıştır şeklinde hayata geçiriyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerilerimizin kopyalanmasından şikâyetçi değiliz, daha çok öneri verelim, onları da kopyalayın yapıştırın.

Bir kopyalayapıştır da mazot fiyatları. Cumhuriyet Halk Partisi ne dedi? “1,5 liradan mazot vereceğim.” dedi. Yani “Çiftçinin mazotunda özel tüketim vergisi ve KDV olmayacak.” dedik. AKP o zaman bize ne demişti? “Veremezler, kaynak nerede? Kaynak yok.” demişti. Şimdi AKP Hükûmeti diyor ki: “Mazotun yarısı sizden yarısı bizden.” Tebrik ederiz, sonunda bunu da kopyaladınız. Çiftçiyi neden bu kadar beklettiniz? Bakalım bunu nasıl yapacaksınız? Gübre ve yemdeki gibi olmasın. Çok güzel konuşuyorsunuz. Tabii ki bütün medya elinizde ama uygulamaya gelince sonuç hep fiyasko. BAĞ-KUR prim borcunu bile ödeyemeyen çiftçimizin hâli ortadadır. Kendi çiftçimiz yerine artık başka ülkelerin çiftçisini desteklemeyi bırakın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaytancıoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinde geçen “anına” ifadesinin “tarihine” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeye katılıp katılmadığını Komisyon ve Hükûmete soracağım.

Komisyon?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kadir Koçdemir, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Koçdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Genel Kurul çalışmalarından ayrıldığımızda, seçim bölgelerine gittiğimizde, KOBİ’lerle yaptığımız görüşmelerde gündem olarak öne çıkarılan hususlar ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin farklı olduğunu bugün bir kere daha görüyoruz.

Meslek hayatımda pek çok KOBİ’nin kuruluşuna, büyümesine, bazen de istemeyerek de olsa batışına şahit oldum. Orada şunu gördüm: Büyürken, serpilirken, gelişirken işletme sahipleri realiteyle, piyasasıyla, içinde olduğu ortamla hemhâl vaziyettedir ama işler kötüye gittiğinde başka bir âleme geçer ve önce realiteyle bağını koparır. Bugün Türkiye de böyle bir durumdadır.

Bursa’da, mesela en son gittiğim Vişne Caddesi’nde konfeksiyon, çocuk, bebe konfeksiyonu üzerinde ihtisaslaşmış pek çok KOBİ’miz var. Oralardaki arkadaşlarımızla görüştüğümüzde, bize öncelikle ifade ettikleri husus, önlerini göremedikleri, bırakın altı ay, bir yılı, aylık dahi plan yapamadıkları hususudur. Ama, bugün, biz, burada, KOBİ’lerin borçlandırılmasıyla ilgili bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu tasarının realiteden uzak olmasının bir göstergesi de ismidir. Yani “taşınır rehini” diyoruz. Biz, birazcık hukuk okuduk, hukukta “taşınır” dediğimizde bahçedeki meyve ağaçlarını “taşınır” olarak nitelediğinizde, bunu Türkçeyle izah etmeniz mümkün değil. Belki, bunu, ticari işlemlerde “varlık rehini” gibi ismini düşünmek gerekirdi. Ama son zamanlarda gelen pek çok kanun tasarısında olduğu gibi, burada da bunun yapıldığını görüyoruz.

Arkadaşlar, KOBİ’ler, Türkiye'de istihdamın yüzde 75’inden, ihracatın da yüzde 50’den fazlasını gerçekleştiren, hakikaten ekonominin, sahaya, işçiye, istihdama dokunan esneklikleri, yenileşme konusundaki yetenekleriyle ekonominin en can alıcı kısmını oluşturan birimlerdir. Ama bunlarla ilgili esas sorunlarını bir tarafa atıp, bu tür borçlanmayla KOBİ’leri ve istihdamı çözeceğiz derseniz, işte son açıkladığınız rakamlara gelirsiniz. Nedir? Etkilerden arındırdığımızda işsizlik Türkiye'de yüzde 11’in üzerine çıkmıştır. Nedir? Genç işsizlikte oran yüzde 20’lere varmıştır ve bunun esas sebebi, Türkiye'nin, ehil, emin ve halka yakın olmayan kadrolar tarafından yönetiliyor olması, bu kadroların, bundan önce defalarca denenen, çiftçiye mazotun yarı parası verilmesi, kredi kartında taksitin 12’ye çıkarılması gibi kötüye kullanma durumunu da Türk toplumunun geçmişte gördüğü ve esas yaraya merhem olmayacak şeyleri yeni şeylermiş gibi sunup koca Başbakanın sadece kredi kartlarındaki taksit sayısını artırmaya yirmi dakika kadar zaman ayırmasıyla sonuçlanır. Bu ortamın öncelikle normale dönmesi gerekir, öncelikle gerçekleri görmemiz gerekiyor. Bugün savcıların talepleriyle hesaplarına el konulan işletmeler sebebiyle, Türkiye’de pek çok sektörde, pek çok işletmede üretim ve normal ticari hayat durmuş vaziyettedir. Bizim birinci önceliğimiz, Türkiye’yi tekrar normale döndürmektir ve buna dair tedbirler, kanun tasarıları üzerinde görüşmemizdir. Müteşebbisimizin, KOBİ sahibinin önünü görebilmesini, altı ay, bir sene sonrasına hesap yapabilmesini ve bu hesabın tutmasını sağlamaktır. Siz Türkiye’de bir yatırımın geri ödeme süresinin tutma ihtimalini yüzde kaç görüyorsunuz? Vergi her an değişebilir, ithalat rejimi her an değişebilir ve bu ortamda yatırım yapılamaz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koçdemir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (3)’üncü bendinde geçen “giderlerin” ibaresinin “masrafların” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                                Tacettin Bayır                                Tahsin Tarhan

                   Denizli                                           İzmir                                           Kocaeli

              Didem Engin                                     Ali Yiğit                                   Hüseyin Çamak

                  İstanbul                                           İzmir                                            Mersin

           Ömer Fethi Gürer                               Ali Akyıldız

                   Niğde                                            Sivas

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinde geçen “kanuna” ifadesinin “kanun hükümlerine” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Emin Haluk Ayhan                    Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                 Ahmet Selim Yurdakul

              Denizli                                             Hatay                                             Antalya

          Kamil Aydın                                     Baki Şimşek                                     Mustafa Mit

             Erzurum                                            Mersin                                             Ankara

           Ruhi Ersoy

            Osmaniye

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                 Aycan İrmez                                Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                        Şırnak                                         Adıyaman

            Abdullah Zeydan                             Gülser Yıldırım                                 Ferhat Encu

                  Hakkâri                                         Mardin                                           Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Abdullah Zeydan, Hakkâri Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Zeydan. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH ZEYDAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ben de Halkların Demokratik Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Küçük, orta ölçekli işletmelerin, KOBİ’lerin işletmelerini ayakta tutabilme ya da yeni yatırımlar ve üretim tesisleri kurabilmeleri için talepte bulundukları krediyi daha kolay alabilmeleri için yapılan bu düzenlemeler önemlidir fakat bu düzenlemeler küçük, orta ölçekli işletmelerin mevcut sıkıntılarını ortadan kaldırmayan, eksik ve yetersiz düzenlemelerdir. Kâğıt üzerinde teorik olarak iyi gözükse de sahada pratik olarak uygulanmadığı da bir gerçekliktir.

Saygıdeğer milletvekilleri, seçim bölgem olan Hakkâri ve ilçelerinde yakın zamana kadar zaten az sayıda olan KOBİ’lerin kullanmak istedikleri kredilere karşılık oradaki gayrimenkullerinin teminat olarak kabul edilmediği pratiklerle esnaflarımız karşılaşmışlardır.

Ayrıca, bu dönemde dahi eğer normal şartlarda kullanacakları kredilere karşılık 2 kat gayrimenkul teminatı alınıyorsa Hakkâri’de bu oran kullandıkları krediye karşılık 6 kat fazlası gayrimenkul teminatı vermek zorunda bırakılmaktadır. Zaten parası ve gayrimenkulü olmayan esnaf perperişan, bir de bu çifte standartla keyfî uygulamalara maruz kalan esnafımız iyice mağdur edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, son sokağa çıkma yasakları sırasında Yüksekova’da 1.800 esnafımızın iş yeri zarar görmüş, esnafımızın zarar ve ziyanlarının tespit edilip karşılanması için kurulan değer tespit komisyonu, beş ay geçmesine rağmen, hâlâ 600 esnafımızın zararını tespit etmemiştir. Özellikle basit usul mükellefi olan taksici esnafımıza 1.500 TL, küçük esnafımıza 3 bin TL teşvik yardımı bile Hükûmet tarafından ödenmemiştir. Büyük mağduriyetler yaşayan esnafımıza sicil affı getirilmemiş, esnaf kefalet kooperatifi üyeleri esnaflarımız dışında, kullandıkları krediler bir yıl faizsiz ertelenmemiştir. Özellikle Esnaf ve Sanatkârlar Odası, Sanayi ve Ticaret Odası üyelerinin de kredilerinin bir yıl faizsiz ertelenmesi gerekmektedir. Çeklerini, senetlerini ödeyemeyen esnafımızın itibarı zedelenmiş, yeni ürün alamadıkları için 150’ye yakın esnafımız iflas ederek dükkânlarını kapatmak zorunda kalmıştır. Hükûmetin bir an önce, evleri yıkılan halkımızın, esnafımızın zarar ve ziyanlarını karşılamasını bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, eğer biz ekonominin bir istikrara kavuşmasını, üretimin, istihdamın artmasını, topyekûn kalkınmayı gerçekleştirmek istiyorsak Hükûmetin savaş politikalarından vazgeçmesi gerekmektedir. Hayatta hiçbir maddiyatın insan hayatından daha değerli olmadığını hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Her gün yeni ölüm haberleriyle büyük acılar yaşadığımız bu kardeş kavgası canımızdan can aldığı gibi sosyal, kültürel, ruhsal, ekonomik çöküntüyü de beraberinde getirmektedir. Hükûmetin bir an önce bu savaş politikalarından vazgeçmesini beklemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, AKP ilk iktidara geldiği zaman diğer iktidar partilerinden bir farkı suçluyu ararken suçsuzun hakkını korumaktı. Fakat bu son dönemde özellikle Şemdinli’nin 1 köy ve 3 mezrasında 25 vatandaşımız köy meydanına indirilerek, kadınların ve çocukların gözü önünde işkenceye uğratılarak gözaltına alınmışlar. Şemdinli’nin Çatalca köyünde bu insanlar dört gün boyunca gözaltında tutulduktan sonra suçsuz oldukları ortaya çıkmış ve serbest bırakılmışlar fakat o işkenceden dolayı hâlen hastanede yatan 2 yurttaşımız var ve Çatalca köyünün yolu hâlen 3 mezrasıyla beraber ulaşıma kapalı.

Değerli arkadaşlar, eğer bir yerde bir insan suç işlememişse onun işkenceye uğramaması lazım.

Bu vesileyle, bu işkencelerin bitmesi adına Hükûmetin adım atmasını talep ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeydan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinde geçen “kanuna” ifadesinin “kanun hükümlerine” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ruhi Ersoy (Osmaniye) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; neredeyse her gün alınan şehit haberlerini bu kürsüde dillendirmek bir taraftan bizleri rahatsız ediyor, bir taraftan bunları anarak, yâd ederek, bu vatanın, bu toprakların kolay elde edilmediğini ve bundan sonra da mücadelemizin çetin olduğunu görme açısından anlamlı.

Son yirmi dört saat içerisinde benim milletvekili olduğum memleketim Osmaniye’ye ve benim mahalleme Amanos’un sırtlarından havan topu atan PKK’lı hainler, şunu bilmelidirler ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Haymana sırtlarına kadar gelen düşmanlar, top sesleri burada Mecliste duyulurken bile bu Meclis açıktı, bu Meclisin 15 Temmuzda çatısına bombalar düştüğünde de bu Meclis açıktı. Bu gerçekleri büyük Türk milleti millî iradesiyle defalarca gösterdi ve göstermeye devam edecek fakat siyasiler olarak bizlere düşen sorumluluk… Hatay’a bugün düşen havan topları, Osmaniye’ye dün PKK’nın düşürdükleri, Kilis’e neredeyse top mermisinin düşmediği günlerin olmadığı ve PKK’ya şehit vermediğimiz günün neredeyse olmadığı, FET֒yle mücadelede bir eylemin, bir operasyonun yapılmadığının olmadığı günlerden geçiyoruz. Bu, olağanüstüdür. İşte, siyaseten olağanüstü hâlin ilan edilip sürdürülmesinin de gerekçesi bu yüksek gerilim hattıyla ilgilidir. Fakat olağanüstü hâllerde olağan olması gereken sağlıklı zeminlerle akıl temelli adımlar atabilmektir.

Biz siyaseten Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak başta Sayın Genel Başkanımızın her hafta grup konuşmalarında verdiği mesajı rehber alarak yapıcı, yol gösterici, hatırlatıcı ifadelerle yol yürüyoruz. Birazdan yapacağım değerlendirmeler de bu ilkeler doğrultusunda. İnanıyorum ve biliyorum ki başta iktidar partisi olmak üzere pek çok milletvekili arkadaşım sahayı gezerken pek çok insanla karşılaşıyor. Kamudaki açığa almalar, birtakım yanlışlıklar, doğruluklar, olaylar bir yana -o zaten hepimizin gündelik olarak karşılaştığı meseleler- bugünkü bizim verdiğimiz önergeyle ilgili, KOBİ’lerle, esnafla ilgili, arkadaşlar, çok büyük sıkıntılar var. FET֒yle iltisakı bulunan bir şirkete, herhangi bir iş yerine kayyum tarafından el konulması, atanması neticesinde FETÖ münasebeti olmayan pek çok esnafın oralardaki alacakları ve hesap kitaplarıyla ilgili ciddi anlamda mağduriyetleri var. Bu konuda üretime dayalı, zamana dayalı önceden para aktarmış, oradan ham madde almak isteyen insanların veyahut da -başka türlü vesilelerle- mütevazı küçük bir esnafın, bu esnafın mağduriyetini ciddi anlamda atanan kayyumların veyahut da bir şekliyle devlet eliyle yöneten yetkililerin onu öncelikli hâle getirerek bu alakası olmayan insanlarımızın alacaklarını tahsille ilgili bu problemi çözmesi lazım.

Bir başka husus: Hesaplarına tedbir konulmuş olanların sistemlerinin dönebilmesi adına -parayla karşılaşmadan- devlet kontrolünde bu sistemin dönebilmesi yarın oraya el konulsa da FETÖ illiyeti bir şekliyle tespit edilse de devletin verimliliği olan bir yeri kontrol altına alması açısından önemli, ikinci bir konu da bu.

Üçüncüsü: Bunların dışında zincirleme olarak buralarla iltisakı olduğu düşünülen yerlere dair gerek esnafın gerekse müşterinin alışverişten kaçmaya başlaması ve oralarla olan ilişkilerini, ticari münasebetlerini askıya alması. Bu, zincirleme olarak esnafı tedirgin etmekte arkadaşlar, bunu sizler de görüyorsunuz iktidar partisi olarak ve kamuoyuna bunları samimiyetle ayırt edebilecek bilimsel temelli güven telkin etmeniz gerekiyor, aksi takdirde bunlar sıkıntıya gidecek.

Bir başka konu: Merkez Bankasından KOBİ’lere çıkan krediler esnafa rasyonel zeminde çıktığı gibi yansıtılmıyor. Bankaların çapraz satış dayatmasına kalıyor. Esnaflar bankalardan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RUHİ ERSOY (Devamla) – …mecbur para alma arzusunda oldukları için onların telkinleriyle ya sigorta ya başka primleri almak zorunda kalabiliyor. Bunların da denetlenmesi, esnafın bu dar gününde, zor gününde yanında olunması gerektiğini düşünüyor, hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (3)’üncü fıkrasında geçen “giderlerin” ibaresinin “masrafların” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ali Akyıldız, Sivas Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Akyıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bahse konu tasarıya genel hatlarıyla olumlu bakıyoruz. Ticari işletmelerin finansman sorunlarını çözmeyi ve taşınır varlıkların da rehin konusu olabilmesini öngörmektedir.

1971 tarihli mevcut kanun, taşınır rehnin uygulama alanını bugünkü ticari gelişmeler ve finansman ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda daraltmakta iken, bu yeni tasarı olumlu bir düzenleme ile kredi kullanma olanağını genişletmeyi ve taşınır rehnine de yaygın bir şekilde kullanım alanı kazandırmasını olumlu buluyoruz.

İşletmelerin taşınır varlıklarının borcu karşılaması durumunda işletmenin tümünün rehin olarak kullanılmasının önüne geçecek olması da tasarının KOBİ’ler açısından olumlu yönünü göstermektedir. Ticari faaliyetin devamlılığı ve ticari itibar açısından da Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu değerli saymaktayız.

KOBİ’lerin finans kaynaklarına erişiminin kolaylaştırılması amacıyla geliştirilen ve aynı zamanda kredi hacmini genişleten ve bunun sonucuna odaklanan bu tasarı önemli olmakla birlikte, ülkemizde üretim ve yatırım alanında yaşanan yapısal sorunların aşılması, yeni bir vergi reformu ve sosyal güvenlik reformuna zaman yitirilmeden başlanması gerektiğini de belirtmekteyiz.

Esnaf ve sanatkarlarımızı ekonomik ve sosyal yapıda istikrar unsuru olarak görmekteyiz. Anayasa’mızın devlete yüklediği esnaf ve sanatkârları koruyup destekleme görevi doğrultusunda KOBİ’leri ekonominin itici gücü, istihdamın ana kaynağı olarak görmekteyiz.

Yüksek katma değerli ve yüksek teknolojili üretim yapacak, iş garantili mesleki eğitimi ve nitelikli istihdam anlayışını egemen kılacak bir KOBİ politikası için KOBİ’lere AR-GE, finansman, pazarlama, satış, proje yönetimi ve teknoloji danışmanlığı yapan birimlerin güçlendirilmesini savunmaktayız.

KOBİ’lerin önemli sorunlarından bir diğeri de enerji girdi maliyetleri, bunu özellikle belirtmekte yarar görüyoruz. Avrupa ülkeleri içerisinde satın alma gücü paritesine göre en pahalı 6’ncı elektriği üreten, tüketen, enerjide dışa bağımlılığı kırılmamış KOBİ’lerin enerji maliyetinin aşağıya çekilmesi, enerji girdisi maliyetlerinin rekabet içinde oldukları dış pazarlarda geçerli olan düzeylere indirilmesi, üretimde kullanılan elektriğe vergi yükünün düşürülmesi yoluyla da maliyetlerini indirilmesinin ısrarla altını çizmekteyiz.

KOBİ’lere, ödedikleri vergi ve sigorta primi tutarında faizsiz işletme kredisi düzenli olarak verilmelidir. KOBİ’lerin sermaye piyasalarına erişimi etkinleştirilmelidir. Finansman yöntemlerinin çeşitlenmesi ve daha sağlıklı etkinleştirilmesinin önü açılmalıdır. Kendi kaynaklarıyla üretim ve yatırım yapma olanağına kavuşamayan, girdi maliyetleri ve vergi yükü yüksek seyreden bir KOBİ varlığı ekonominin, hukuk devletinin ve siyasi gündemin derin bir bunalımdan geçtiği ülkemizde son derece büyük risklerle karşı karşıyadır. KOBİ’ler için ek düzenlemelerle daha kalıcı hâle getirilmezse eğer getirilen yasa, KOBİ’lerin, gerçek ve tüzel kişi işletmelerinin, çiftçimizin alacağı krediyi geri ödemesinde yeni sorunlar doğuracaktır. Verilen kredilerin zamanında ödenebilmesi ve rehin gösterilen taşınırların alacaklılar ile bankalar tarafından işleme konmaması için ekonomi yönetiminin KOBİ’lerin çıkarına yeni düzenlemeleri bir an önce çıkarması gerekmektedir. Bu bakımdan, Kredi Garanti Fonu’nun kullanımı etkinleştirilmelidir. KOBİ’lere sağlanacak kredi desteklerinin üretimden dönüşüm stratejileriyle uyumlu olması sağlanmalıdır. Yüksek teknolojiye odaklı yatırımlara, doğa dostu üretici ve tüketici dostu projelere, kadın ve genç girişimcilere verilen şirket kredilerine özel teşvikler sağlanmalıdır. Yeni yasal düzenlemelerle risk sermayesi şirketlerinin kurulması ve yaygınlaştırılması desteklenmelidir.

Sürem daraldığı için geri kalan konuları tamamlayamıyorum ama umuyorum Hükûmet, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu önerilerimizi dikkate alarak bu yasal düzenlemenin daha da kalıcı ve daha da sağlıklı hâle gelmesine destek olacaktır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinde geçen "Bakanlıkça" ifadesinin "Bakanlık tarafından" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Emin Haluk Ayhan              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu           Ahmet Selim Yurdakul

          Denizli                                     Hatay                                     Antalya

           Kamil Aydın                         Baki Şimşek                         Mustafa Mit

             Erzurum                               Mersin                                Ankara

           Ruhi Ersoy                        Mustafa Kalaycı                              

            Osmaniye                               Konya                                    

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasında geçen "sulh hukuk mahkemesince" ibaresinin "sulh hukuk mahkemesi tarafından" şeklinde değiştirilmesini, "iki yıl" ibaresinin yazımının rakamla "2 yıl" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Kazım Arslan                       Tahsin Tarhan                          Ali Yiğit

              Denizli                                Kocaeli                                 İzmir

         Tacettin Bayır                      Hüseyin Çamak                    Ömer Fethi Gürer

               İzmir                                 Mersin                                 Niğde

                                           Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                                         Bursa

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                        Aycan İrmez                       Behçet Yıldırım

            Diyarbakır                              Şırnak                               Adıyaman

        Gülser Yıldırım                       Ferhat Encu                           Erdal Ataş

              Mardin                                 Şırnak                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Erdal Ataş, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ataş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğru bir ekonomik politikanın sürdürüldüğü bir ülkede KOBİ’lere yönelik yapılmak istenen bu iyileştirme politikası belki yüzde 5-10’luk bir yarar getirebilir fakat krizlerle yürütülen bir ekonomik politikanın olduğu bir ülkede, maalesef, getirilen bu yeni düzenleme de KOBİ’leri büyük sermayelere hizmet eder hâle dönüştürmekten başka işe yaramayacaktır. Hâkim sermaye, uygulamış olduğu neoliberal politikalarla zaten dünya üzerinde KOBİ’lerin tümünü neredeyse ya iflas ettirmiş ya da kendisine bağlamış durumda. Bu bütün dünya açısından böyledir yani sadece Türkiye açısından bu durum böyle değildir; Amerika’da da, Avrupa’nın bütün ülkelerinde de, Türkiye’de de KOBİ’ler yüzde 99’u, büyük işletmeler ise yüzde 1’i oluşturuyor. Ticaret ve yatırım, kredi meselelerinde de aynı şekilde o yüzde 1’lik, hatta binde 1’lik olan o küçük kesim yani o büyük işletmeler, KOBİ’ler de dâhil olmak üzere ekonominin yüzde 70’ine yakınını kendisine bağımlı hâle getirmekte ve elinde bulundurmaktadır. Bugün bizim coğrafyamızda da yüzde 99,7 ya da 99,9 civarında olan küçük işletme, küçük, orta boy işletmeler, aynı şekilde, büyük işletmelerin esiri hâline getirilmiş durumdadır. 3 bine yakın bir sayıya sahip olan bu işletmeler içerisinde yani coğrafyamızdaki bütün işletmeler içerisinde 5-10 bin işletme dışında -ki bunlar içerisinde de belki bin tanesi neredeyse ekonominin tümünü belirliyor- 3 bine yakın küçük, orta boy işletmelerin tümü iflasın eşiğine getirilmiş durumda. Ticaretten sadece yüzde 35 bir pay alıyor, kredilerin yüzde 25’ini alıyor. Yine aynı şekilde yatırım ve diğer meselelerde de yüzde 50’nin altında, 35’lerde, 40’larda seyrediyor. Yüzde 1’lik, hatta binde 1’lik olan o kesim ise, bu coğrafya da dâhil, dünyanın bütün ülkelerinde ticaretin yüzde 65’ini, kredilerin yüzde 75, yüzde 80’ini, yatırımların yüzde 65’ini, yine bu gayrisafi millî hasılanın da yarısından fazlasını kendi ceplerine indirmektedirler. Hükûmetler de bu politikaları destekleyen tasarılarla bu meseleyi organize etmektedir.

Çok uzun olmayan bir dönem içerisinde, dünyada olduğu gibi bizim coğrafyamızda da küçük ve orta boy işletmeler, yani bu KOBİ’ler, büyük işletmelerin ya satış mağazalarına ya onlar için yan ürün üreten işletmelere, atölyelere dönüşecek, büyük bir kısmıysa iflas edecektir. Getirilen bu politikanın benzer politikalarını Hükûmet doğru organize edemediği için 2000’lerde olan kriz bugün kapıdadır, tarım alanındaki, diğer alandaki küçük esnaf, üretici, tümünün de sonu yine aynı şekilde yazarkasalar ve diğer kriz sonucunda ortaya çıkmış olan iflaslarla bir tepkiyle ortaya çıkacaktır.

Zaten küçük üreticinin vermediği bir şey kalmamış ki, bütün fabrikasını, işletmesini, hepsini zaten veriyor. Bu getirilen yeni tasarı da sertifikalarını, patentlerini, markalarını, çiftliklerini, bunların tümünü, yani ağaçlar da dâhil tümünü büyük işletmelerin almasını sağlamış olacak çünkü mevcut krediyi veren işletmelerin de hepsi büyük işletmelerin elinde yani bankaların hepsi bu büyük işletmelerin elinde. Büyük işletmeler, mevcut kredinin yüzde 70’ini elinde bulunduruyorsa, bundan vaz mı geçecek? Yani biz taşınırları da verdiğimizde “büyük işletmeler” dediğimiz o tekeller bundan vaz mı geçecek? Hayır, çünkü zaten bankalar, kredi kuruluşlarının tümü onlara bağlı. Getirilen bu politikayla, belki 3-5 bin KOBİ’den nispeten işi iyi giden bir kesim yararlanabilir ama diğerlerinin hiçbirinin bu noktada şansı yoktur, tümden bir şekilde bu büyük işletmelere bağımlı hâle gelmiş olacaktır.

Hükûmet bir an önce bu politikayı şöyle değiştirmelidir: İç ve dış politikadaki savaş, işte, komşularla kötü ilişkiler üzerine kesilen ticaret ve diğer meselelerin tümünü ortadan kaldırabilecek doğru bir politikaya yönelmeli, yine aynı şekilde, bu KOBİ’lere de en azından faizsiz, devlet destekli kredi sunarak ancak bunları ayakta tutabilir. Aksi hâlde, bu mevcut düzenleme büyük işletmeleri destekleyen bir oyundan ileri gidemeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ataş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasında geçen "sulh hukuk mahkemesince" ibaresinin "sulh hukuk mahkemesi tarafından" şeklinde değiştirilmesini, "iki yıl" ibaresinin yazımının rakamla "2 yıl" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Tahsin Tarhan (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Altaca Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım.

Bu tasarıyla amaçlanan, KOBİ’lerimizin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasına ilke olarak destek verdiğimizi öncelikle belirtmek istiyorum ama sinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum. Yani, KOBİ’lerimizi kredilere muhtaç etmek yerine, onların, büyüyen bir ekonomide çalışmalarının, emeklerinin karşılığını alabilmesini sağlayacak ekonomik politikaların uygulanması daha anlamlı olacaktır.

Bu yasa, aslında neye benziyor, biliyor musunuz? Herkesin mutlaka izlediği bir Kibar Feyzo filmi var, aslında bir sistem eleştirisi. Kibar Feyzo evlenmek için varını yoğunu, her şeyini satıyor, son olarak da öküzünü satıyor ve üretmek için kendisini çifte koşuyor maalesef. Aslında yaratılan ekonomik ortamda da bugün KOBİ’lerimizi buna benzer bir duruma sürüklemiş durumdasınız.

Ekonomimizin temel direği olan KOBİ’ler öyle bir hâle gelmiş ki artık bankalardan kredi alamaz hâldeler. Bu yasa aslında bunun itirafıdır. Bu yasayla KOBİ’ler eldeki mevcut varlıklarının yanında gelecekte elde edecekleri bütün gelirler, kira gelirleri, ticari projeler, alacaklar vesaire, her ne varsa ellerinde, bütün bunları rehin vermek -tırnak içinde söylüyorum- şansına kavuşacaklar. Sizler de bunu burada allayıp pullayıp “KOBİ’lerimizin istediği yasayı çıkartıyoruz.” diye övüneceksiniz. On dört yıldır edindiğimiz tecrübeden gördük ki bu beceriksiz iktidar böyle devam ederse yakında esnafımız, işletmecilerimiz kendilerini de rehin vermek zorunda kalacaklar. Bu yasa aslında on dört yıldır ülkenin iyi yönetilmediğinin özetidir.

Dış politikayı eline yüzüne bulaştıran, dolayısıyla ihracatı, turizmi batıran, ekonomiyi idare edemeyen, eğitimi kısırlaştıran, üniversiteleri zapturapt altına alarak bilim, teknoloji üretemez hâle getiren, kişi başına geliri yüzde 5 artırırken kişi başına düşen borçları yüzde 60 artıran iktidarın iflas ettiğinin özetidir. Kendisi iflas ederken esnafını, sanayicisini, küçük işletmecisini, turizmcisini, işçisini, çiftçisini, köylüsünü de iflas ettiren iktidar, ülkeyi yönetemediğini, beceriksiz olduğunu; nasıl her defasında kandırıldığını itiraf ediyorsa bunu da artık itiraf etmelidir.

Yalnız, yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerek tabii ki. Sizleri bir konuda gerçekten takdir ediyorum, o da şu: Bütün beceriksizliklerinizden kendinize başarı payesi çıkarabiliyorsunuz. Örneğin darbeyi yapacak bütün kadroları devletin kritik noktalarına yerleştirip sonra darbeyi önledik diye övünüp bunu başarı olarak sunuyorsunuz. Örneğin OHAL’in kötü bir şey olduğunu biliyorsunuz, kaldırdık diye övünüyorsunuz, sonra OHAL getirdik diye yine övünüyorsunuz. Örneğin, dış politikada sıfır sorunu kaosa çevirip, sonra ödünler verip, sonra verdiğiniz bu ödünlerle övünüyorsunuz, bunu başarı olarak sunuyorsunuz. Ülkeyi teröre teslim ediyorsunuz, sonra “Canlı bombaları yakaladık.” diye övünüyorsunuz, bunu başarı diye sunuyorsunuz.

Şehitlerin siyasi sorumlusu sizlersiniz ama maalesef bunlardan da siyasi rant çıkarmaya çalışıyorsunuz. Kısaca bir şey anlatacağım, geçen gün Bursa’da bir şehit ailesini ziyaret ettim, baba bana şunu anlattı: Eski bir vekiliniz gidiyor, diyor ki: “Size 10 koyun, 1 koç vereceğim.” Ertesi gün, bugünkü bir bakanınız gidiyor, diyor ki: “Size 20 koyun, 1 koç vereceğiz.” Şehidimizin babası bir süre sonra, acısını biraz yaşadıktan sonra gidiyor koyunları almaya, il müdürlüğüne, diyorlar ki: “Kusura bakmayın, bizim öyle bir uygulamamız yok. Biz 10 koyun, 1 koç veriyoruz; onu da beş yıl sonra geri alıyoruz.” Şehidimizin babası da diyor ki: “İstemiyorum, almıyorum.” Ve hayal kırıklığına uğramış bir şekilde geri dönüyor. Sizin yönetim anlayışınız budur.

Şimdi, bu yasayla da KOBİ’lerimizi kredilere muhtaç kılıp kredi kullanamaz hâle getiriyorsunuz, sonra da borçlanacak bir ortam yaratmak için bu yasayı bir övünç kaynağıymış gibi sunuyorsunuz ve önümüze getiriyorsunuz. Belki bu yasa yüzünden kurdelelerle icra daireleri açacaksınız ama biz KOBİ’lerimizin bugünkü durumunu göz önünde bulundurarak bu yasayı destekleyeceğiz diyorum.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altaca Kayışoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinde geçen “Bakanlıkça” ifadesinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ticari işlemlerde taşınırların rehniyle ilgili düzenleme aslında geç kalınmış bir düzenleme olup uygulamada özellikle esnaf ve KOBİ’lerin finansmana erişiminde önemli bir imkân sağlayacaktır. Ancak, KOBİ’ler ve esnafımız bankaların kara listeleri nedeniyle de krediye ulaşmada sıkıntı yaşamaktadır. Geçmişte müteaddit defalar sicil affı çıkarıldığı hâlde birçok banka buna uymamıştır. O nedenle, gerçekçi ve uygulanabilir bir sicil affına da ihtiyaç bulunmaktadır. KOBİ’lerin ve esnafın yatırım yapması, tezgâhını ve işletmesini büyütebilmesi için uygun şartlarda krediye rahat ulaşabilmeleri sağlanmalı, etkin bir sicil affı çıkarılmalıdır.

Son dönemlerde karmaşıklaşan ülke gündemi ekonomik sorunları gölgelemiş ve geri plana düşürmüştür. Yaşanan gelişmeler ekonomideki sorunları daha da yaygınlaştırmış ve geleceğe dönük beklentileri tahrip etmiştir. Piyasalarda durgunluk hâkimdir. Ciddi boyutta nakit sıkışıklığı ve tahsilat sıkıntısı yaşanmaktadır. Karşılıksız çek, protestolu senet ve sorunlu kredi tutarında yüksek artışlar görülmekte ve iflaslar baş göstermektedir. KOBİ’ler ve esnafımız kendilerinin baş edemedikleri ölçeğin oldukça üzerinde sorunlarla karşı karşıyadır.

KOBİ’ler sayıları ve sağladıkları istihdam, üretim ve katma değerle ülkemiz ekonomisinin lokomotifi durumundadır. TÜİK verilerine göre, ülkemizde KOBİ ölçeğindeki girişim sayısı 2 milyon 695 bin 131 olup bu da toplam işletmelerin yüzde 99,8’ini oluşturmaktadır.

Piyasanın canlanması, KOBİ’lerin ve esnafın rekabet gücünün artırılması amacıyla geniş kapsamlı bir program açıklanmalı, bölgesel, sektörel ve millî yenilik strateji ve politikaları ivedilikle uygulamaya konulmalıdır. KOBİ’ler ve esnafın vergi ve prim oranlarında indirim yapılmalı, kullandıkları elektrik, su ve doğal gazda özel tarifeler getirilmelidir. KOBİ’lerin katma değeri yüksek mal ve hizmet üretmeleri desteklenmeli, AR-GE yatırımı yapmaları ve araştırmacı istihdam etmeleri özendirilmeli, markalaşmaları, kurumsallaşmaları ve yenilikçi iş modelleri geliştirmeleri sağlanmalıdır. KOBİ’lerin her kademedeki insan gücü kapasitesi artırılmalı, nitelikli insan gücüne dönük eğitim-sanayi iş birliği politikaları desteklenmeli, çıraklık ve kalfalık destekleri hayata geçirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, KOBİ’lerin gerek finansman gerekse borç sıkıntısı had safhadadır. BDDK verilerine göre, 2010 yılında 125 milyar lira olan KOBİ kredileri, her geçen yıl yüksek oranda artarak 2016 Haziran ayı itibarıyla 404 milyar liraya ulaşmıştır. KOBİ’lerin takibe düşen kredi borçları da hızla artmakta olup 18 milyar liraya varmıştır. 2015 yılında KOBİ kredileri yüzde 17, takipteki KOBİ kredi tutarı ise yüzde 31 oranında artmıştır. KOBİ’lerin takipteki kredi oranı, toplam takipteki kredi oranının üstüne çıkmıştır.

Esnaf ve KOBİ’ler borç ve yüksek faiz sarmalından kurtarılmalı, bu amaçla finansal borçların gönüllülük esasına dayanan bir mekanizma dâhilinde uygun şartlarda yeniden yapılandırılması uygulamaya konulmalıdır. Böylece bankaların donuk kredileri azalacak, aktiflerin kalitesi artacak, KOBİ’lerin ve esnafın birikmiş borçlarında önemli ölçüde azalma sağlanacak, girişimcimizin yeniden aktif üretime katılımı sağlanmış olacaktır.

Mevcut borç sorunu çözümlenirken bir yandan gelir artışı sağlayacak program uygulamaya konulmalı, diğer yandan, finansal farkındalık ve alınacak makro ihtiyati tedbirlerle tekrar borç tuzağına düşülmesinin önüne geçilmelidir.

Esnafımızın sosyal güvenlik sistemindeki eşitsizliklerin giderilmesi, norm ve standart birliğinin sağlanması hususunda haklı talepleri bulunmaktadır. SGK’lılar 7.200 gün prim ödeyerek emekli olurken BAĞ-KUR’lu beş yıl daha fazla yani 9 bin gün prim ödeyerek emekli olabilmektedir. Üstelik en düşük emekli maaşı BAĞ-KUR’luya bağlanmaktadır. BAĞ-KUR’lulara yapılan haksızlık telafi edilmeli, prim gün sayısındaki ve emekli aylıklarındaki eşitlik sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 14’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır. Önergeleri okutacağım ancak ilk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasında geçen “Bakanlıkça” ibaresinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                                Tahsin Tarhan                                 Didem Engin

                   Denizli                                          Kocaeli                                         İstanbul

             Hüseyin Çamak                               Tacettin Bayır                              Ömer Fethi Gürer

                   Mersin                                           İzmir                                            Niğde

                 Ali Yiğit                                  Barış Karadeniz

                    İzmir                                            Sinop

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                      Ahmet Selim Yurdakul                         Baki Şimşek

                    Hatay                                                 Antalya                                       Mersin

               Mustafa Mit                                         Kamil Aydın                                 Ruhi Ersoy

                   Ankara                                                Erzurum                                     Osmaniye

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                 Aycan İrmez                                Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                        Şırnak                                         Adıyaman

            Gülser Yıldırım                                Ferhat Encu

                   Mardin                                          Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Behçet Yıldırım, Adıyaman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Adıyaman’ın dünya kadar sorunu var, keşke Tarım Bakanı burada olsaydı da bunları tek tek konuşabilseydik. Bunların başında tarım geliyor dedik, sağlık var, turizm var, su… Daha önce sulu tarımdan bahsediliyordu, şu anda Adıyaman’da içilecek su yok. Teşvik yasasında kısmen cevap verildi. Ulaşım sorunu var, ekonomi sorunu var. En iddialı oldukları, bu iktidarın en iddialı olduğu sağlıkta bile dünya kadar sorun var; gerek sosyal medyada gerek telefonlarla bu konuda yoğun şikâyetler almaktayız, her gün bize onlarca telefon gelmekte. On yedi yıl çalıştığım kadın doğum hastanesinde bile bir iyileşme yok, gün geçtiktçe kötüleştiğinden bahsediliyor.

Yine, bu yasa tasarısı Adıyaman için iyi olur diyorum, bir nebze yararlı olabilir düşüncesindeyim ama kaygılarım var. Şu anda Adıyaman’da resmen bir tefeci, faizci lobisi var. Devletin yeterince desteklemediği küçük ve orta ölçekli esnafımız ister istemez bu tefeci ağına düşmekte. Esnafımız yıllık, aylık, hatta günlük faizlerle nakit sıkıntısını gidermeye çalışıyor, ödemede sıkıntılar yaşanıyor. Bu nedenle kavgalar, yaralanmalar, hatta cinayetler işlenmekte. Bu faiz ve tefeci lobisi yüzünden ve iktidarın kötü yönetiminden dolayı çoğu esnaf iflas etmekte, iş yerini kapatmaktadır. Esnafını, sanayicisini, üreticisini düşünen bir iktidar bu sorunu çözmeli.

Bu yasa tasarısını Adıyaman’daki sivil toplum kuruluşlarıyla görüştüm; olumlu bakmalarına rağmen kuşkularının olduğunu belirttiler, pratikte sonuçlarını görmek istiyorlar. Bunun için, konuştuğum Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odasının görüşlerini olduğu gibi size aktarıyorum: “Bölgemizdeki bankalar, özellikle gayrimenkul teminatına olumsuz yaklaştıklarından çok ciddi sıkıntılar yaşanmakta. Bu yaklaşım değiştirilmelidir. KOBİ’lerin ihtiyaç duydukları finansmana ulaşma noktasında ciddi sıkıntıları var, bankaların insafına kalmışlardır. Krediye erişimde hem bankaların talep ettiği koşullar hem de faiz oranlarının yüksekliğinden dolayı sıkıntı yaşanmakta, bankaların kredi koşulları iyileştirilmelidir.

Orta ve uzun vadeli yatırımların finansman -kredi- sorunları: Ticari bankalar kısa vadeli kredilere ağırlık vermekte, zaman zaman beklenmedik bir şekilde krediler geri çağrılmaktadır. Anadolu’da birçok firma bankaların kredileri programsız geri çağırmalarından olumsuz şekilde etkilenmektedir. Bankalar, bünyelerinde ayrı fonlardan finanse ettiği, devletin teşvik ettiği yatırım kredileri verebilir. Bankalarca bu kredilerin kaynağı özel finansman fonlarından sağlanabilir, üretimde kullanılan makinelerin finansman erişiminde teminat olarak kullanılması sağlanmalı, uygulanmakta olan mevcut Teşvik Yasası…”

Az önce Bakana sormuştum, çok da olumlu bir… Hep ileri ertelenmişti, “İnşallah” falan demişti.

“Mevcut teşvik sisteminin mutlaka Adıyaman’da değiştirilmesi lazım. Teşvik Yasası’nda 5’inci bölgede olan Adıyaman’ın ivedilikle 6’ncı bölgeye alınmasını talep ediyoruz.

Yeni teşvik yasası haksız rekabeti doğuruyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin geri kalmışlığının önlenmesinde ilimizin bu yasa kapsamında kesinlikle yer alması en önemli beklentimiz ve talebimizdir.” diye bizden beklentileri var bu Ticaret ve Sanayi Odasının.

Kuşkusuz, işsizliğin temel olarak azaltılması ve ortadan kaldırılması üretime bağlıdır. Dolayısıyla, açılan her fabrika, her işletme işsizliğin azaltılması yönünde atılan önemli adımlardır. Bunun dışında, istihdama yönelik desteklerle iş dünyasının önünün açılması da bu konuda sonuç getirebilecek önemli beklentileri oluşturmaktadır.

Yine, Adıyaman ilimiz güneş enerjisi bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekmektedir. İlimizde enerji ihtisas organize sanayi bölgesi açılmalıdır gibi bir talepleri var.

Yine, Türkiye’nin her tarafı demir yolu ağıyla örülürken bu konuda Adıyaman’ın unutulması bizleri üzmektedir. Bu konuda, Gölbaşı ilçemiz ile il merkezi arasında demir yolu bağlantısının yapılması sanayici ve üreticilerimizi hedef pazarlara bir adım daha yaklaştırarak rekabet etme şanslarını artıracaktır.

Yine, Adıyaman’daki sivil toplum kuruluşlarından Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odasının ilimiz için şöyle bir tespiti var: “İlimiz çevre illerle rekabet edecek durumda olmadığından firmalar her geçen gün iflasın eşiğine gelmektedir. Adıyaman turizmi, sanayisi, tarımı, maalesef yüksek maliyetler ve çevre illerin cazibesinden dolayı her gün gerilemektedir.”

Adıyaman’da organize sanayi bölgesinde çalışan işçi sayısı -geçen sene için söylüyorum- 9 binden 4.500’e düşmüş durumdadır ve çoğuna şu anda kilit vurulmuştur.

Adıyaman hep iktidara, AKP’ye destek vermiştir ama maalesef bu desteğinin karşılığını alamamıştır. Adıyaman iktidardan alacaklıdır, Adıyaman halkı iktidara öfkelidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasında geçen “Bakanlıkça” ibaresinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Barış Karadeniz (Sinop) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet önergelere katılmıyor.

Şimdi aynı mahiyetteki iki önerge hakkında sırayla önerge sahiplerine söz vereceğim.

Kamil Aydın, Erzurum milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 418 sıra sayılı Tasarı’nın 14’üncü maddesi üzerine konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, malum, yaşadığımız olaylardan dolayı gerçekten zor günler ve zor şartlardan geçiyoruz. Bir de üstüne üstlük mevsim de sonbahar yani hüzün ve hazanın zirve yaptığı bir mevsimden ve zor şartlardan geçiyoruz. Tabii, biz hüzün ve hazan mevsimini sadece okuduğumuz kitaplardan, romanlardan, şiirlerden hatırlıyoruz ama Anadolu çiftçisi yani bu soğuk sonbahar aylarında hasadını toplamaya çalışan Anadolu çiftçisi, Türk çiftçisi bunu iliklerine kadar yaşamaktadır. Maalesef, sabahtan beri bazı milletvekili arkadaşlarımız çok veciz bir şekilde ifade ettiler, hasadını toplarken bir hazan ve hüzün içerisinde yaşamaktadır Anadolu’nun elleri çatlak çiftçi kardeşlerimiz. Niye? Çünkü, bir yıl boyunca emek verip ürettiklerinin pazarda çok fazla karşılığı yok. İşte, elma için “20 kuruş” dendi, patates için “20 kuruş, 25 kuruş” dendi, mandalina için “30 kuruş, 35 kuruş” dendi. Maalesef, Sayın Bakan, tarım ve hayvancılıktan sorumlu Bakanımız burada olsaydı ona yöneltmek isterdik ama olsun yine de biz meramımızı ifade etmeye çalışalım.

Efendim, bakın “yerli ve millî” diye bir slogan geliştirildi. Milliyetçi Hareket Partisinin yıllardır söylediği, tekrar ettiği duruşun ifadesidir, ilkenin ifadesidir “yerli ve millî” ama bu konjonktürel bir slogan hâlinde kullanılıyor sadece. Benim tavsiyem şudur: Hazır bugün biraz da üretim ağırlıklı konuştuğumuza göre, keşke şu tarım politikalarımızı da bir defa uygulamaya çalışsak yerli ve millîyi iliklerimize kadar duymak kaydıyla. O zaman ne olurdu biliyor musunuz? Arkadaşlarımız bu kürsülerden üreticiler adına sorunları dile getirmezdi, üreticinin gerçekten büyük kazanımlarından bahsederdi. Ne olurdu? İşte, mandalinanın 2 TL olduğu söylenirdi ya da tarladakiyle pazardaki fiyat farkının bu kadar uçurum içermediğini ifade ederdi. Ne olurdu? Eğer millî ve yerli bir tarım politikamız olsaydı GDO’lu mısır ithalatı yerine Çukurova’da, Trakya’da, Doğu Anadolu’da organik olarak yetiştirdiğimiz mısırın üretimi söz konusu olurdu. Ne olurdu? Nişasta bazlı şeker üretimi yerine gerçekten İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da çok yüksek kalitede yetiştirilen şeker pancarından üretilen şeker konuşulmuş olurdu. O zaman, demek ki sözde değil biraz da özde yerli ve millîyi aramak, uygulamak gerekiyor.

Kısaca değinmek istediğim bir diğer konu ise Sayın Başbakan, geçen hafta, sanayici ve esnafla olan toplantısında bir konuyu gündeme getirdiler, dediler ki: “Yerel yönetimler, belediyeler veya devlet -kısaca, kamu- ticarete girmesin, ticaret işiyle uğraşmasın.” Bunu sadece ekmek üretimi bağlamında söyledi ama bu bağlamı genişletebiliriz. Gerçekten, bunu sektörün yetkilileri söyleyemiyor, onlar ha bire sokak sokak siyasilerin peşinde dolanıyor, sadece onaylama makamında bulunuyorlar, keşke bunu söyleseler. Ne olsun? Bunu somutlaştıralım. Gerçekten Anadolu’da sadece çiftçi değil KOBİ’leri konuştuk şimdiye kadar; küçük esnaf, orta ölçekli esnaf zor durumda, elindeki ekmek alınmakta. Düşünebiliyor musunuz, bir belediye pastacılık, çörekçilik, börekçilik, otelcilik yapar mı, reklamcılık yapar mı, basın-yayınla uğraşır mı? Belediyelerin görev ve yetkileri bellidir, pasta, çörek, börek işiyle uğraşmaz. Bunlar, yerel esnafın ve orta ölçekli işletmelerin yapacağı hizmet kalemleridir. Hele hele Anadolu’nun küçük illerinde bir de inşaat sektörünü buna kattığınız zaman ortada lokma kalmıyor yani o bölgenin dinamikleri olan yerel sermayenin hareket etmesi kısıtlanıyor. Dolayısıyla, ben bu söylemin lafta değil, icraata dönüşmesi için bir an önce tedbirlerin alınmasını gerçekten yüce heyetinizden istirham ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın Aydın konuşmasında “hazan” ve “hüzün” gibi edebiyatımızda çok önemli bir yer tutan iki kelimeyi kullandı. Güzel bir renkti. Selçuk Altun Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir romanına “Ah ne hüzünlü, ne güzel günlerdi o günler.” diyerek bir başka romancıdan yaptığı alıntıyla başlar. Ben de bunu bilginize sunuyorum. (Alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ben özgün kullandım efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge hakkında konuşmak isteyen Barış Karadeniz, Sinop Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karadeniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 418 sıra sayılı Ticari İşletmelerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ekonomik ve sosyal yapımızın istikrar unsuru esnaf ve sanatkârlarımızın, KOBİ’lerimizin finansman sorunlarına bir nebze olsun çözüm getirecek olan bu tasarıya genel hatlarıyla olumlu bakıyoruz ancak yine de KOBİ’lerimizin üretim, istihdam ve ihracata olan katkılarına karşılık yeteri kadar destek aldıklarını söylemek mümkün değil. KOBİ’lerimizin yakıcı sorunları çözüm beklemektedir. KOBİ’lerin sorunlarının çözümü ekonomik ve sosyal yapımızın da istikrarını sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de şu anda savaş varmış gibi bir ekonomi yaşanıyor yani zengin daha zengin, fakir daha fakir. Bankalardan çekilen krediler yatırım için değil, borç kapatmak için kullanılıyor. Devlet harcamaları katlanarak artarken halkın yaşam koşulları gittikçe kötüleşiyor. TÜİK verilerine göre, 12 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Nüfusun yüzde 70’i borçla yaşıyor. Bu yıl 898 bin kişi kredi borcunu ödeyememiş. Ülkemizde protesto edilen senetlerin toplam tutarı 8 milyar 518 milyon. Kendi seçim bölgem olan Sinop’ta dokuz aylık protestolu senet sayısı 1.332, geçen yılın toplamı ise 1.622. Sinoplu esnaf kan ağlıyor, turizmci kan ağlıyor.

Rus uçağının düşürülmesi, Türkiye’nin ihracat gelirini 10 milyar dolar aşağı düşürdü. Bu 10 milyar doların hesabını kim verecek? Esnafımız siftahsız dükkân kapatmaya başladı. Çalışanların sorunları her geçen gün daha da artıyor. Atanamayan öğretmenler hâlâ atanmayı bekliyor. Okullar bu yıl öğretmensiz açıldı. Siz çözüm üretmek yerine çalışmayan sayısını artırıyorsunuz. Başbakana, Maliye Bakanına sorsan her şey güllük gülistanlık. Onların çocuklarının ekonomisi tıkırında elbette; ekonomi deyince kendi çocuklarının ekonomisinden bahsediyorlar. Tok, açın hâlinden anlamaz.

Taşeron işçiler kadro istiyor, siz kulağınızın üstüne yatıyorsunuz. Siz değil misiniz seçim meydanlarında “Taşerona kadro vereceğiz.” diyen. Çiftçi borçla boğuşuyor, çiftçi pahalı mazot ile pahalı gübreye para yetiştiremiyor. İcralık olmayan çiftçi neredeyse yok. Çiftçi toprağını satıp tarımdan vazgeçiyor. Emeklilikte yaşa takılanlara “Takılmaya devam edecekler.” diyorsunuz. Köprü paralarını köprüden geçenlere değil, geçemeyene de ödetiyor, “Geçen de geçmeyen de ödeyecek.” diyorsunuz.

Biz yatırımlara karşı değiliz, biz halkın sömürülmesine karşıyız. Siz halkın sorunlarına çözüm getiren kanun tasarılarını getirin, biz de olumlu bakarız zaten. Bize diyorsunuz ya “Çarşı her şeye karşı.” diye, sizin de istekleriniz hiç bitmiyor; akşam yatıyorsunuz ne istesek diye, sabah kalkıyorsunuz, istemeye başlıyorsunuz. Kendiniz için değil, artık halk için isteyin. “Siyaset bize ne verir?” değil, “Biz siyasetçiler olarak topluma ne verebiliriz?” deyin.

Değerli milletvekilleri, vatandaşın derdi iş ve aş, sizin derdiniz başkanlık. Şu rakamlara bakın, SGK 2016 Temmuz verileri diyor ki: “KOBİ’lerde istihdam edilen sigortalı son bir yılda 10 bin, son bir ayda ise 272 bin azaldı.” Türkiye’de işsizlik Temmuzda yüzde 10,7’ye çıkmış, işsiz sayısı 354 bin artarak 3 milyon 324 bine ulaşmış. Ülkemizin geleceği, ailelerin umutları, gençlerimizin işi yok. Genç işsizliği son bir yılda 1,5 puan artmış. Her 5 gencimizden 1’i işsiz. Gençlerimizi işsizlik batağından kurtarmak yerine Sayın Erdoğan’ı nasıl başkan yaparım derdindesiniz. Genç arkadaşlarıma sesleniyorum: Ömür boyu sosyal güvencenizin olduğu bir iş mi istersiniz, yoksa Sayın Erdoğan başkan olduğu hâlde işsiz mi kalmayı istersiniz? Bu sevdadan vazgeçip gençlerimizi işsizlikten kurtaracak çözümler bulalım. İşsizlik sanayide büyümeyle azalır, işsizlik üretimle azalır. KOBİ’lerimizi daha fazla destekleyerek, onların önünü daha fazla açarak istihdama sağladıkları katkıyı artıralım. Vatandaşa iş, vatandaşa aş verecek her projenize katkı vermeye hazırız.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin kısmen tablosunu çizdim. Bizim hak ettiğimiz tablo kesinlikle bu değil. Türkiye iyi yönetilmiyor, siz de bunu çok iyi görüyorsunuz. O nedenle, gelin, halkın yakasından elinizi çekin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karadeniz.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinde geçen “Bakanlıkça” ifadesinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Emin Haluk Ayhan                      Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                    Ahmet Selim Yurdakul

         Denizli                                                Hatay                                               Antalya

     Mustafa Mit                                       Baki Şimşek                                       Kamil Aydın

         Ankara                                               Mersin                                              Erzurum

      Ruhi Ersoy

       Osmaniye

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                                Tahsin Tarhan                                 Didem Engin

                   Denizli                                          Kocaeli                                         İstanbul

              Tacettin Bayır                               Hüseyin Çamak                                   Ali Yiğit

                    İzmir                                           Mersin                                            İzmir

              Türabi Kayan

                 Kırklareli

MADDE 15- (1) Rehin alacaklısı, alacağın son bulduğu tarihten itibaren üç işgünü içinde, rehin kaydının Sicilden terkini için başvuruda bulunur. Bakanlık, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen rehin alacaklısı hakkında güvence altına alınan borç tutarının onda biri oranında idari para cezası uygular.”

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                 Aycan İrmez                                Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                        Şırnak                                         Adıyaman

               Ferhat Encu                                Gülser Yıldırım                                  Erol Dora

                   Şırnak                                          Mardin                                          Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi KOBİ’lerin finans sorunlarına çözüm üreteceği öne sürülen bir tasarı üzerinde görüşüyoruz. Ancak KOBİ’lerin yapısal finans sorunlarını çözecek kapsamlı uygulamaları hayata geçirmek yerine ekonomik kriz dönemlerinde sıkıştırılan ve işletmeciyi daha fazla borçlandırmak yoluyla sorunu geçiştiren düzenlemelere gitmek, aslında var olan krizi derinleştirmekten öteye sonuçlar doğurmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, örneğin Türkiye’deki vergi sistemini ele alalım. Bir vergi sisteminde neredeyse iki yılda bir af çıkarılıyorsa rahatlıkla söylenebilir ki aslında bir vergi sistemi yoktur.

Elbette KOBİ’lerin sorunları finans meselesiyle sınırlı değildir. KOBİ’lerin pek çoğu vergilerini, işçilerin SGK primlerini ödeyemez durumdadır. Kaldı ki böyle olmasaydı Hükûmet ortalama iki yılda bir vergi affı, SGK, BAĞ-KUR prim affı çıkarmak durumunda kalmazdı.

Hükûmetin sadece vergi affı çıkarma sıklığına bakılarak bir değerlendirmeye gidildiğinde bile KOBİ’lerin içerisinde bulundukları vahim tablo daha açıkça görülebilir. Bakınız, 2014’te çıkarılan vergi affı öncesi kamu alacağı Bakanlık verilerine göre 67 milyar TL iken 2016 yılı ortasında kamu alacakları 90 milyar TL’yi aşmıştır. Yani borçlular borçlarını ödeyememişlerdir, dolayısıyla vergi affı temel vergi problemini çözememiştir.

Değerli milletvekilleri, elbette vergi affı çıkartılırken ya da kamu alacakları yapılandırılırken veya KOBİ’lerin finans sorunlarını çözmeye yönelik düzenlemelere gidilirken dikkat edilmesi gereken bir husus da merkezî ve genel düzenlemelerin yanında, özellikle bölgesel kriterlerin de göz önünde bulundurulmasıdır. Şöyle ki: Bölgeler arasındaki farklılıklara göre, örneğin şu anda Diyarbakır’da durum farklı, İstanbul’da farklı, Ankara’da farklı, diğer bölgelerimizde de farklıdır. Özellikle hangi illerde borçlular yığılmış, hangi illerdeki iş yerlerinin borcu daha fazla veyahut o bölgelerde küçük işletmeler mi yoksa büyük işletmeler mi borçlu, sektörler itibarıyla bu borçların dağılımı nasıldır? Bu sorular tabii ki genişletilebilir ancak bu sorulara sağlıklı cevaplar verilmeden yapılacak her türlü düzenleme nafiledir. Örneğin neredeyse bir yıldır sokağa çıkma yasağı uygulanan, yerle yeksan edilmiş ve insanları göç etmek zorunda bırakılmış il ve ilçelere dönük makul düzenlemeler gerçekleştirilmemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurttaşlar, sadece devlete olan borçlarını ödeme güçlüğü çekmenin yanında, bankalara, özel kişilere olan borçlarını ödeme konusunda da ciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar. Bakınız, resmî verilere göre 2016 Mayıs ayı itibarıyla Türkiye’de bankalardan çektiği bireysel kredi borcunu ödeyemediği için yasal takibe alınmış ve hâlen yasal takibi devam eden gerçek kişi sayısı 1 milyon 800 bini geçmektedir. Kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe alınmış gerçek kişi sayısı ise 2,5 milyona yaklaşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan Türkiye’de adalet sistemi hızla çökerken silah harcamalarına ayrılan bütçenin giderek artması rastlantısal değildir. 2010-2015 döneminde Türkiye'nin dışarıdan silah alan ülkeler arasında 7’nci sırada yer aldığını görüyoruz. Bu dönemde Türkiye'nin toplam silah ithalatı harcamaları 5,5 milyar doları bulmaktadır.

Adalet sistemi hızla çöküyor dedik, isterseniz bunu örneklendirelim. Dünya Adalet Dünya Adalet Projesi Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre, 2014 yılında Türkiye 99 ülke arasında 59’uncu sıradayken 2015 yılında Türkiye 80’inci sıraya gerilemiş bulunmaktadır. Bakınız, 2016 yılı verileri daha da vahim: 113 ülke arasında 99’uncu sıraya gerilemişiz.

Değerli milletvekilleri, hukukun üstünlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde toplumsal barışımızı sağladığımız oranda ekonomik istikrar da büyük oranda sağlanabilecektir çünkü ekonominin en önce gelen can düşmanı savaşlardır.

Birikimimize, ekmeğimize ve geleceğimize sahip çıkalım diyor, bu duygularla tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Denizli Milletvekili Kazım Arslan ve arkadaşlarının daha önce okunan önergesinde bir değişiklik olmuştur. Değişiklik konusunda siyasi parti grupları bilgilendirilmiştir. Dolayısıyla, önergeyi değişik şekliyle okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

“Rehin alacaklısı alacağın son bulduğunu süresi içinde terkini için sicile başvurmaz ise borcunu ödeyen ve belgeleyen borçlu rehni terkinini sicilden isteyebilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Türabi Kayan, Kırklareli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kayan. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı hakkında söz almış bulunuyorum. Kısaca KOBİ’lerin finansman konularını rahatlatmak için yapılan bir düzenleme.

Değerli milletvekilleri, ben bu konuya geçmeden önce, son zamanda konuşulan başkanlık sistemi konusundaki tartışmalara bir şey söylemek istiyorum. Bu konu gündeme geldi, Mecliste reddedildi veyahut da 330 oyla Mecliste kabul edildi, referanduma gidildi. Referandumda kabul edilmediği zaman, sayın MHP milletvekilleri ve Genel Başkanı acaba ne yapacak bundan sonra? Tekrar mı böyle bir şey isteyecekler? Bu konuyu hepinizin bilgilerine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, KOBİ’ler bildiğiniz gibi Türkiye'nin ekonomisinin motorudur. Bu motora gösterilen bu kredi düzenlemesini biz destekliyoruz. Değerli arkadaşlar, kredi vermek için, kredi almak için belli teminatlar gösteriyorsunuz. Teminatı göstermede, fazla bir birikimi yok ise fakat iş hacmi çok yüksek ise burada belli bir zorluk çekiliyor. Bu zorluğu gidermenin en kolay yolu, iş hacmine de bakmak gerekiyordu. Bu konuda yapılan düzenleme doğrudur ve biz de destekleme kararı aldık.

Değerli arkadaşlar, KOBİ’ler ticari ve sanayi alanında ülkemizin en önemli katkılarda bulunan kuruluşlarından dedik. İhracatımızın yüzde 56’sı, ithalatımızın yüzde 37’si KOBİ’ler tarafından karşılanmaktadır. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak Anayasa’mızın devlete yüklediği esnaf ve sanatkârları koruyup destekleme doğrultusunda KOBİ’leri, ekonominin tüm gücü ve istihdamın ana kaynağı saymaktayız. Bu kuruluşlar TÜİK verilerine göre, toplam girişim sayısının yüzde 99,8’ini, istihdamın yüzde 74’ünü, maaş ve ücretlerin yüzde 55’ini, cironun yüzde 64’ünü, katma değerin ve yatırımın yüzde 53’ünü karşılamaktadır. Görüldüğü gibi, KOBİ’ler ekonominin faaliyetinin yarıdan fazlasını gerçekleştirmektedirler. Özellikle, istihdamın üçte 2’sini karşıladıklarından dolayı ne kadar önemli oldukları bir kez daha gözlemlenir. Sermaye birikimi, sermaye ulaşımı ve teknolojiyi yakalama yetersizlikleri vardır. KOBİ’ler genelde aile işletmesi tarzında ve öz sermayeyle çalışan kuruluşlardır. Bunların AR-GE, finansman, pazarlama, satış, proje yönetimi ve teknoloji danışmanlığı yapan birimlere ihtiyaçları vardır. Bu tür birimleri kurup sağlıklı çalışmalarını desteklemek gerekmektedir. KOBİ’lerin finansman yönetimlerinin desteklenmesi birinci derecede önemlidir. Finans desteği üzerinde durulması önemle gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, finans için bir kolaylık sağlanıyor ama istismara da açık bir şeydir, denetlenmesi çok önemlidir. Eğer sağlıklı bir şekilde denetleme olmazsa bu tür krediler -nereye gideceği konusunda- fazla bir istismara açıktır. Bir örnek vereceğim size: Değerli arkadaşlar, bizim ülkemizde kredi simsarları, teşvik simsarları türemiştir. Belli bir konuda teşvik verildiği zaman, belli bir konuda teşvik kredisi verildiği zaman bu simsarlar hemen devreye girerler ve bir şekilde bu kredileri elde ederler, bunun yarısını veyahut da dörtte 1’ini kullanır, göstermelik bir şekilde kullanır, diğer yarısını veyahut da dörtte 3’ünü de cebe indirirler. Giderler büyük şehirlerde veyahut da başka bir yerde oteller kurarlar veyahut bu parayı cebe indirip keyiflerine bakarlar. Bunu önlemenin yegâne yolu denetimi sağlam bir şekilde disipline almaktır. Şimdi, bir örnek vereceğim: Teşvik verildi hayvancılıkta, teşvik alan kuruluşlar benim bölgemde, Kırklareli’de yüzlerce bin başlı, 1.500 başlı hayvan çiftlikleri kurdular. Bugün bu çiftliklerin yüzde 90’ı çalışmamaktadır. Bu arkadaşlar bu kredileri aldılar, belli bir yatırım yaptılar ama ondan sonrası ortada yok, üretime hiçbir katkısı yok. Üretime katkıları olmadığı gibi, gerçekten üretim yapan KOBİ kuruluşları ve diğer orta ölçekli kuruluşlara ayrıca bir yük getiriyorlar. Çünkü bu tür kuruluşlara verilen krediler bunların yüzünden pahalıya mal oluyor. Sıfır noktasına varan kredi faizi uygulanması gerekirken maalesef yüksek fiyatta faiz uygulanıyor ve bu da diğer ülkelerle rekabet şansımızı azaltıyor.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinde geçen “Bakanlıkça” ifadesinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Selim Yurdakul (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ahmet Selim Yurdakul, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer vatandaşlar; bugün ülke istihdamımızın yüzde 74,2’sini kapsayan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerimizin finansman kaynaklarını çeşitlendirerek geliştirecek bir konuyu görüşüyoruz.

Ancak, konuşmama başlamadan önce, biraz önce sayın milletvekili bir soru sordu. Şimdi, sayın milletvekiline ve vatandaşlarımıza cevap mahiyetinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak şunu ifade ediyoruz; bakın, şurada, Meclisimizde çok güzel bir söz var, Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Meclis de milleti ifade ediyor şu anda, değil mi? Öyleyse Meclise gelen tasarı ve kanunlar eğer Mecliste kabul edilirse geçerli olur, eğer 330 ile 367 arasında kabul görürse referanduma gider, 330’un altında ise kabul edilmez. Ha, eğer konu referanduma gider, milletimiz “Evet.” derse buna saygı duymalıyız, “Hayır.” derse buna da saygı duymalıyız.

Sayın milletvekili, siz aslında o soruyu bize değil, kime sormalısınız biliyor musunuz? “Fiilen başkanlık yapmak isteyen Sayın Cumhurbaşkanı, eğer bu sonuç olumsuz olursa nasıl davranacaksınız?” diye kendisine sormanız gerekiyor.

Şimdi, konuşmama devam etmek istiyorum izin verirseniz.

Biliyorsunuz, uzun zamandır Milliyetçi Hareket Partisi olarak katma değer sunan ve üreten kalkınma politikalarını öneriyoruz. Nihayet bu önerilerimize cevap olarak tasarı olarak görüştüğümüz ve Hükûmet imzasıyla Meclisimize gelen bu kanunu güzel bir başlangıç olarak görüyoruz. Girişimcilerimizin elini güçlendirecek, ekonominin temel taşı olan KOBİ’lerimizin üretim ve ticaret kapasitesini artıracak politikaların artarak devam etmesinden yanayız. KOBİ’lerin finansman kaynaklarının iyileştirilmesi önemli bir adım ancak ülkemizi küresel rekabette ileri taşıyacak daha nitelikli reformlara ihtiyacımız var. Gerçekten ülke ekonomimizi rekabetçi bir hâle getirmek istiyorsak hukukun ve adaletin gerçek anlamda tesis edilmesine ihtiyacımız var.

Bakın, Avrupa’nın en büyük, en gelişmiş deniz limanı Rotterdam. Hollanda’nın 380 milyon ton yük kapasiteli bu deniz limanının bu kapasiteye ulaşmasının tek bir nedeni var, o da gelişmiş ticaret hukuku ve adalet sunuyor olması. “Herhangi bir uluslararası tüccar neden Türkiye’nin on dokuzda 1’i boyutlarındaki bir ülkenin limanını kullanır?” sorusunun cevabı, gelişmiş hukuk ve adalettir. Yani iş adamları ticari girişimlerinin herkesle aynı kurallara tabi olduğunu, siyasi veya farklı görüşüne göre ticaretinin engellenme ihtimalinin olmadığını bilmektedir. İşte bugün içinde olduğumuz OHAL’in tek bir sebebi var. O da devleti ele geçirmeye yeltenen terör örgütlerine karşı 2002 yılından itibaren her alanda yanlış uygulamalarda bulunulmasıdır. İktidarın hatalı yönetimleri sonucu paralel hukuk anlayışından beslenen birtakım fırsatçılar roket hızıyla ekonomiyi ele geçirirken, sosyal hayatı şekillendirirken, gerçekten ülkesi ve milleti için mücadele eden verimli işletmeler çok zor durumda kalmışlardır. İşte yeniden bu acıları yaşamamak için ekonomide ve hukuk alanında iltimasları bırakmak, ayrıcalıkları ve kapitülasyonları kaldırmak zorundayız. Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ın bu tasarının ön sözünde dediği gibi, istikrarlı bir ekonomi hedefi için ekonomik hayatta tüm vatandaşlarımıza eşit hukuk statüleri olduğunu göstermeli, bazı ihaleleri almak için illa da Hükûmete yakın olma zorunluluğundan vazgeçmelisiniz. İstikrarlı büyüyen bir ekonomiden söz etmişken şunu da hatırlatmakta fayda var: Ülkemiz son doksan yılda İkinci Dünya Savaşı dönemi hariç yıllık ortalama yüzde 5,6 büyümüştür. Oysa AKP Hükûmetinin son dört yılına baktığımızda ortalama sadece yüzde 3,5 büyümüştür. Ayrıca bu yıllarda kamu ve özel kesime olan dış borç miktarı giderek artmıştır.

Son olarak tekrar etmek isterim ki Türk milletinin sizlerden beklediği; her alanda dürüst, adil ve eşit bir idare tarzı sergilemenizdir.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdakul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi biraz önce kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında geçen "Rehin veren veya taşınırı rehin yüklü olarak devralan;" ibaresinin "Rehin verenin veya taşınırı rehin yüklü olarak devralanın;" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                                Tahsin Tarhan                                 Didem Engin

                   Denizli                                          Kocaeli                                         İstanbul

             Hüseyin Çamak                               Mahmut Tanal                                Tacettin Bayır

                   Mersin                                         İstanbul                                           İzmir

                 Ali Yiğit                                 Ömer Fethi Gürer

                    İzmir                                            Niğde

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                 Aycan İrmez                                Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                        Şırnak                                         Adıyaman

            Gülser Yıldırım                                Ferhat Encu

                   Mardin                                          Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

KOBİ’leri, küçük esnafı, ekonomiyi ilgilendiren bir yasal düzenlemenin artık son konuşmalarını yapıyoruz. Biz, bu yasa boyunca da Türkiye’nin temel iç ve dış politikalarında değişiklik yapılmadığı sürece bu tarz palyatif düzenlemeler getirecek yasal birtakım çalışmalarla temel sorunların çözülemeyeceğini ifade ettik. Bir kez daha bunu hatırlatmak üzere ben söz aldım.

Şimdi, bakın, ülkenin bu kadar ağır, çözüm bekleyen sorunları varken sizin tek bir gündeminiz var: Erdoğan başkan olacak mı, olmayacak mı? Nisan ayına referandum yapılacak mı, yapılmayacak mı? Bugün bile bu ülkede onlarca genç yaşamını yitirdi. Şu anda işte Suriye toprağına, Irak toprağına göndermiş olduğunuz askerlerin can güvenliğini tehdit eden dış gelişmeler var. Muazzam düzeyde yanlış yapmış politikalarınız neticesinde büyük bir krizin içerisinde debelenen bir ekonomi var ama sizin tek bir gündeminiz var: Acaba referandum yapılacak mı, acaba Erdoğan başkan olacak mı? Şimdi, buna bir kere hakkınız yok. Bu ülkenin değerli halklarının bu kadar temel sorunu varken bir tek kişi etrafında bir gündemi dayatıp sürekli sorun üreten bir politika yapma hakkınız yok, onu öncelikle ifade edelim. “Akılla, mantıkla, sağduyuyla, demokratik kültürle bütün bu sorunları nasıl çözebiliriz; bir toplumsal uzlaşma kültürü nasıl yaratabiliriz; içeride ve dışarıda bu ülkeyi güvenli bir limana nasıl yanaştırabiliriz”in üzerinde düşünmeniz gerekiyor. Bakınız, 80 milyonun tamamının beklentisi demokratik bir anayasanın yapılmasıdır ama sizin gündeminizde başkanlık anayasası, bizim deyimimizle diktatörlük anayasası var. Yani 12 Eylül darbe anayasası aynı yerinde duracak; oradan üç madde, beş madde, yedi madde, yirmi madde değiştirip darbe anayasasının enkazı üzerinden bir diktatörlük çıkarabilir miyiz diye olabildiğince gerçekten kopuk bir gündemi maalesef bu ülkeye dayatmaya çalışıyorsunuz. Bunun son derece yanlış olduğunu, temel çıkışın ne darbe anayasası ne dikta anayasası, temel çıkışın demokratik bir anayasa olduğunu vurgulamak istiyorum. Eğer hayallerinizde buraya “Egemenlik kayıtsız şartsız Beştepe’dedir.” diye yazdırmak varsa o mümkün değil, onu bilmeniz lazım.

Ha, dış politikada da aynı maceracı anlayış aynı şekilde devam ediyor. Bakın, bugün dile getirdik yani Şehba bölgesinde IŞİD’e karşı oradaki halklar bir mücadele, savaş yürütüyorlar; gidip oradaki mücadeleye burnunuzu sokuyorsunuz, gidip orada IŞİD’le mücadele eden güçleri bombalatarak bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüğü yapıyorsunuz. Durmadan en zayıf olan yapınızla dünyaya parmak sallıyorsunuz. Şimdi, o salladığınız parmağın arkasında dursanız eyvallah ama bakın, bir Rus uçağının düşürülmesinde bu ülkeyi ne hâle getirdiğinizi hep birlikte gördük. Bir taraftan Irak Başbakanına parmak sallarken diğer taraftan heyet üstüne heyet gönderip diplomatik bir dille durumu idare etmeye çalışıyorsunuz.

Şimdi, basına yansıdı, Irak’a gönderilen heyet Şengal’e yeni bir operasyon için Şengal halkına âdeta 75’inci katliam fermanını dayatmak için temaslarda bulunuyormuş. Bakın, bu, ataşe benzinle gitmektir. Orada yaşayan Ezidilere 74’üncü fermanı, katliamı IŞİD yaptı. Siz eğer 75’inci güç olarak “Ben yaparım.” gibi bir anlayışla davranırsanız başınıza çok büyük bela alırsınız. Orada Ezidi halkı mazlum bir halktır. O mazlum halk IŞİD zulmüne karşı YBŞ altında kendi öz savunmasını geliştiren bir örgütlülük düzeyi yarattı. “Musul’u Musullular yönetsin, Halep’i Halepliler yönetsin.” diyorsun da, ya, Şengal’i Şengalliler yönetince niye bunu ortadan kaldırmak için heyet üstüne heyet gönderip diplomasi yapıyorsunuz? Ama buradan da bir sonuç çıkmayacağını siz de biliyorsunuz.

Bakın, yürüttüğünüz yanlış politikalarla ordusu dağılmış bir devlet aygıtı yarattınız. Ordunun kurmay ekibinin yarısı cezaevinde; yargısı dağılmış, bürokrasisi dağılmış, emniyeti dağılmış yani tarihin en zayıf devlet aygıtıyla “Ben gücüm, dünyaya da parmak sallarım.” şeklinde, ayakları yere basmayan politika yürütüyorsunuz. İçeride de, dışarıda da bu ülkeyi felakete götürüyorsunuz. Bu kafayla devam ederseniz, maalesef, hani kendi sonunuzu getirirsiniz ama ülkeyi de büyük tehlikelerin, badirelerin içerisine atarsınız. Onu da hiçbirimiz istemiyoruz. Neticede aynı gemideyiz. Bu ülke yandıktan sonra hiçbirimiz, siz hesap veriyorsunuz diye de mutlu olmayız. Yol yakınken bu yanlışlardan dönün. Temel politikalarda bu Meclisi doğru işletin diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Muş, önce önergenin işlemini yapayım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Buyurunuz Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında açıkça grubumuza sataşmıştır.

BAŞKAN – Hangi cümlelerle Sayın Muş?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Bir diktatörlük anayasası var gündeminizde, 82 Anayasası’ndan bir diktatörlük anayasası yapmaya çalışıyorsunuz.” Bu açık bir sataşmadır. Bizim gündemimizde bir diktatörlük anayasası yoktur.

BAŞKAN – Sesiniz o kadar az geliyor ki Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip şunu söylüyor Sayın Başkan: AK PARTİ’nin gündeminde bir diktatörlük anayasası olduğunu… İtham ediyor.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş.

Sizler orada konuşurken belki duyuyorsunuz ama buraya ses o kadar iyi gelmiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kusura bakmayın.

BAŞKAN – Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mecliste de yazdığı üzere -gayet de büyük şekilde yazılmış- “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ve millet her noktada son söze, son söz hakkına sahiptir. Türkiye'nin önemli meselelerinde karar verecek olan, yine milletin kendisidir. Burada bir tek kişi etrafında bir gündem dayatmasından ziyade bir sistem tartışması olduğunu biz defalarca ifade ettik ve burada eğer bu anlamda bir uzlaşı yoksa bunun karar vericisinin millet olduğunu ifade ettik; millete bu iş götürülür ve millet bu noktada bu işin kararını verir. Ha, bizim diktatörlükle vesaireyle falan bir alakamız da olmadı, olamaz. Her yıl yenilenen seçimlerle gücünü pekiştirerek iktidara gelen bir partiyiz ve aynı şekilde de Cumhurbaşkanı artık Parlamento tarafından değil, bizatihi milletin kendisi tarafından seçilmektedir ve seçilme şekli de kanun ve yasalarda belirtilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bakın, biz, terör örgütleri neredeyse onları takip edeceğiz, kovalayacağız ve onları Türkiye'ye tehdit olmaktan çıkaracağız. Ordumuz ayaktadır ve son olarak Fırat Kalkanı operasyonuyla beraber de hem teknik kapasitesini hem caydırıcılık gücünü ortaya koymuştur. Orada terör örgütünün hayali olan o kantonları birleştirme suya düşmüştür ve birden kendisini alev almıştır. Bu hayali gerçekleştirememesinin acısıyla beraber feryat figan etmektedir. Mesele budur.

Aynı şekilde, Irak’ta da hem DAİŞ’e karşı hem PKK’ya karşı da Türkiye’yi korumak Hükûmetimizin temel görevidir ve Silahlı Kuvvetlerimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri de bu terör örgütlerinin üstesinden gelecek güce ve kapasiteye sahiptir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı (1/753) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 418) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen "Rehin veren veya taşınırı rehin yüklü olarak devralan;" ibaresinin "Rehin verenin veya taşınırı rehin yüklü olarak devralanın;" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kardeşi de AK PARTİ’li olmuş ama küçümsüyor, “cahil” falan diyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; benim kardeşim, Şaban Dişli’nin kardeşi gibi, gayet rahat, darbe girişiminde ikinci adam değildi ve o gündeme o kadar düşmedi benim kardeşimin AKP’ye üye olması.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kardeşini niye aşağıladın o zaman Mahmut Bey?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Hiç olmazsa, benim kardeşlerimden darbeci yok, FET֒cü yok ama sizde hepsi var.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Niye “cahil” dedin?

MAHMUT TANAL (Devamla) – 34 tane belediye başkanınız FET֒den dolayı görevden alındı, gayet rahat, manşetlerden düşmedi. Manşetlere geldi mi hiç? Gelmedi. Gazetelere geldi mi? Gelmedi. Yani, netice itibarıyla, FET֒cü ararsanız AKP FET֒cüdür, darbeci derseniz AKP darbecidir.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kardeşinize niye “cahil” dediniz?

MAHMUT TANAL (Devamla) – 2004 yılında, dün, Özkök… Bak, bak, general bir arkadaşımız burada. Özkök generaldi, belki arkadaşımız da o dönem bunu uyarmıştı. Neydi? Arkadaş, AKP, bu FET֒cüleri, sizi uyardı. Uyardığınız hâlde niçin işlem yapmadınız? Onun için, sizler gayet rahat yardım ve yataklıktan dolayı mutlak surette günün birinde yargılanacaksınız. Bu, nokta bir.

İki: Gelelim kanuna. Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi, biz… Bizde demokrasi kültürü var. İnsanların siyasi düşüncesine, felsefi düşüncesine saygı duymak lazım. Onun için bunun ne olduğu… Bu sizin gayet itaatkâr olduğunuzu, biat kültüründen geldiğinizi gösterir. Bizde demokrasi var, özgürlük var. Herkesin özgürlüğüne saygı duymak lazım.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bir: Burada rehin alacaklısının hakları nedir, rehin borçlusunun hakları nedir? Rehin borçlusunun haklarıyla ilgili, rehin alacağı zaman aşımına uğrarsa bunu sona erdiren bir hüküm var mı? Bakan burada, bu tasarının sahibisiniz, bir tane hüküm bulun. Bir hüküm yok, zaman aşımıyla ilgili hüküm yok.

Geliyoruz, iki: 5’inci maddede diyorsunuz ki: “Rehin konusu konulabilecek taşınırlar, her türlü kazanç ve irat…” Sayıyorum: Siz, kadın fuhşu bir gelirdir, buna rehin koyacak mısınız? İki: Uyuşturucu bir gelirdir, buna koyacak mısınız rehini? Kumar borcu, buna rehin koyabilecek misiniz? Bari şu ibareyi koysaydınız: “Her türlü meşru kazan煔 deseydiniz hakikaten saygı duyardım.

Geçiyorum ben buradan. Yine, aynı şekilde, aynı maddenin, 5’inci maddenin (f) fıkrası: “Başka bir sicile kaydı öngörülmeyen, idari izin belgesi niteliğinde olmayan her türlü lisans ve ruhsatlar.” Benim avukatlık ruhsatım rehin konusu olabilecek mi? Nedir bu? Bana bir tane somut örnek gösterin Sayın Bakanım, sayın bürokratlar.

İki: Burada, benim sürücü belgem, idari izinle alınmış, rehin konusu olabilecek mi? Benim, burada, diploma, bunlar rehin konusu olabilecek mi? Görebildiğimiz kadarıyla burada bunlar yok.

Geliyoruz, bakın, sizi ikna edebilmek için “Eşya Hukuku”nu getirdim Profesör Doktor Şeref Ertaş’ın ve rehin hukukuyla ilgili; yine, sınırlı rehin haklarıyla ilgili Mehmet Ayan’ın… Arkadaş diyor ki: “Rehin konusu yapılacak eşyanın muayyen ve belirli olması lazım.” Siz burada ürünü getirdiniz. Yahu, Allah yağmuru yağdırmadı o yıl, ürün rehinini getirdiniz, ne yapacak bu? Oldu da bu ürünün muhafazası… Rehin alacaklısının bunu muhafaza etmesi gerekiyor. Yağmur yağmadı, Allah bu ürünü vermedi, ne yapacak kardeşim, sorumlusu kim olacak bunun? Yani burada bugüne kadar böyle bir olay hakikaten olmadı.

Gelelim bir başka konuya, somut örnekler. Siz önünü açıyoruz veya… Bunlar hikâye. Bana rehinle ilgili… Dövizle ilgili rehin yapabilecek misiniz, koyabilecek misiniz? Dövizle ilgili bir rehin koyma hükmü yok, Borçlar Kanunu’nda yok, Ticaret Kanunu’nda yok. Yıl 2016, doğru düzgün kanun yapıyorsak, içimizde hukukçu arkadaşlarımız var, siyasi parti kimliklerini bir tarafa atsalar, gelip vicdanen deseler: “Ya arkadaş, çağımız artık hakikaten global bir çağ ve biz bu anlamda küreselleşmedeyiz, dövizle bu yapılabilir mi, yapılamaz mı?”

Geliyoruz, bununla birlikte, Anayasa’mızın 38’inci maddesi ne diyor: “Ekonomik suçlardan dolayı hiç kimse hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olamaz.” Yaptırım maddelerine gelmişsiniz, yaptırım maddelerinde idari para cezasını ödeyemezse hapis cezasına dönüşecek. Geliyoruz, rehin alacaklısının terkiniyle ilgili, “Alacaklı üç gün içinde terkin olmazsa şu kadar idari para cezası...” Peki eski kanunda üç aylık bir hüküm vardı, niye üç ay getirmiyorsunuz? Yani bu burada alacaklıya pusu kurmak değil de nedir değerli arkadaşlar? Yani burada elinizi vicdanınıza koyun. Cuma günü alacaklı kalktı alacağını aldı, alacak rehinlisi, cumartesi pazar araya girdi. Pazartesi günü Hakkâri’den gelemedi, İstanbul’a gelemedi, İstanbul’dan oraya gidemedi veya yapamadı, avukatı bilgi vermedi -meslektaşlarımız bu işi bilirler- alacaklı niye idari para cezasına mahkûm olsun? Mevcut olan, geçmişte üç ay varken bunun üstüne niçin sınır koyuyorsunuz?

Teşekkür ediyorum, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

Sayın Altay, söz talebiniz mi var?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet Başkanım.

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Görüşmekte olduğumuz 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı, yeterli olmamakla birlikte çiftçimize, küçük esnafımıza, ticaret erbabımıza, sanayicimize, KOBİ’lere, finansmana ulaşmakta kısmî kolaylık sağlamakta. Bu yüzden, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, an itibarıyla kanunla ilgili yapıcı eleştirilerimizi ortaya koymakla birlikte, kanunu oylarımızla destekledik. Bu haftanın son çalışma günü olması hasebiyle de 17, 18, 19, Geçici 1, 20 ve 21’inci maddelerdeki önergelerimizi çekerek kanunun bir an önce yasalaşmasına katkı sunmak istiyoruz.

Kanun küçük esnafımıza, çiftçimize, KOBİ’lerimize hayırlı uğurlu olsun efendim.

Teşekkür ederim. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

17’nci madde üzerinde bir önerge var ama geri çekilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 18’inci madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “benzeri giderlerden” ibaresinin “değerli kâğıt bedelinden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                    Mehmet Şimşek

                                                                                 Başbakan Yardımcısı

                                                                                        Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle muafiyet sağlanan giderler konusundaki muğlaklık giderilmiştir. Ayrıca, rehin sözleşmesinin düzenlemesiyle Rehinli Taşınır Sicilinde tesis edilen işlemler nedeniyle doğacak değerli kâğıt bedeline muafiyet sağlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi kabul edilen önergede yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 19’uncu madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici madde 1 kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 21’inci madde kabul edilmiştir.

Komisyonun bir redaksiyon talebi vardı.

Buyurunuz.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Sayın Başkanım, bir redaksiyon talebimiz var.

Sayın Başkan, 15’inci maddede kabul edilen Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan ve arkadaşlarına ait önergenin kanun tekniği açısından aşağıdaki şekilde redaksiyona tabi tutulması yönünde bir talebimiz vardır.

“Rehin alacaklısının, alacağın son bulmasını müteakip rehinin terkini için süresi içinde sicile başvurmaması hâlinde, borcunu ödeyen ve bunu belgeleyen borçlu rehinin terkinini sicilden isteyebilir.”

Gereğini arz ederim.

BAŞKAN – 15’inci madde üzerinde Denizli Milletvekili Kazım Arslan ve arkadaşlarının verdiği ve daha önce okunan ve yapılan değişiklik konusunda Genel Kurula bilgi verilen, tüm siyasi partilerin mutabakatı olan önerge, Sayın Komisyonun da ifade ettiği gibi, kanun tekniği açısından redaksiyon yetkisiyle tadil edilmiştir. Söz konusu redaksiyon talebi tutanaklara geçmiştir.

Bilgilerinize sunuyorum.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının tümünü oylamadan önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince, oyunun rengini belli etmek üzere bana ulaşan bir talep vardır.

Aleyhte olmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal.

Buyurunuz Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, son günlerde FETÖ tartışması alıp gidiyor. Şurada, elimde Şaban Dişli’nin yakın akrabalarının kadrolaşmasıyla ilgili bir çizelgeyi size sunuyorum.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Kanunla ilgili konuş, kanunla ilgili.

ALİM TUNÇ (Uşak) – İşiniz gücünüz çamur atmak.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Tabii, bu kişi sizin Genel Başkan Yardımcınız ve kardeşi de aynı zamanda 15 Temmuz gecesinde basında çıkan haberler uyarınca, neydi bu? “İkinci General” deniliyordu güya.

Bakın, buradaki Ulaş Ekim, ablasının oğlu mu? İstisnai kadrodan Sakarya Erenler Belediyesine memur olarak yapılmış mıdır? İki: Yasin Dişli, yeğeni midir? İstisnai kadrodan Bursa Büyükşehir Belediyesine memur yapılıp Adapazarı Belediyesi Spor Müdürü olarak transfer edilmiş midir? Üç: Beyazıt Dişli, yeğeni, Tümgeneral Mehmet Dişli’nin oğlu, Dışişleri Bakanlığı üzerinde konsolosluk üzerine istihdam edilmiş midir? Dört: Nehir Dişli, ablasının kızı, Sakarya Büyükşehir Belediyesinde işe sokulmuş mudur? Beş: Hüseyin Dişli, yeğeni, Geyve Belediyesinde işe başlatılmış mıdır? Altı: Hızır Dişli, amcasının oğlu, Halk Sağlığı Müdürü yapılmış mıdır? Yedi: Alaattin Dişli, ağabeyi, il millî eğitim müdür yardımcısı olarak görevlendirilmiş midir? Sekiz: Süleyman Dişli, amcasının oğlu, Adapazarı Belediye Başkanı mıdır?

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada baktığımız zaman -gayet rahat- buradaki bu kadrolaşma çizelgesiyle Türkiye’de yükselme, tayin-terfi ilişkisi liyakat esasına göre mi yapılıyor veyahut da cemaat usulüne göre mi yapılıyor?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, konuyla alakası ne bu konuşmaların? Maddeyle, mahkemeyle…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Veyahut da siyasi partilere göre mi yapılıyor? Aslında bu yapılandırma Türkiye’nin nasıl çürümüş olduğunun bir belgesi ya, değerli arkadaşlar.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sanıyorum konuya geleceksiniz, değil mi?

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Kanunla ilgili konuş.

ALİM TUNÇ (Uşak) – İşiniz gücünüz çamur atmak.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Madde nerede, kanun nerede, tüzük nerede Sayın Başkan?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Konuya geleceğim, konuya geleceğim. Konuya nasıl geleceğim?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sen ağabeyine “cahil” diyorsun, ayıp bir şey, bunu yapma diyoruz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, burada, tabii böyle olunca KOBİ’ler…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu ne? Maddeye gel ya.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Arkadaşlar, yani niye böyle rahatsız oldunuz ki?

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Rahatsız olmuyoruz, senden hiç rahatsız olmuyoruz. Sen kanunla ilgili konuş.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İğneyi önce kendinize batırın, çuvaldızı bana. Ben biraz önce mevzuatı anlattım, bana laf attınız. Bakın, mevzuatı anlattım laf attınız. Şimdi ben sizdeki bir genel başkan yardımcısını anlatıyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya, biz bir insanı küçümsemeyin dedik yani o kardeşiniz dedik, bunu söyledik. Başka bir şey söylemedik.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, bu genel başkan yardımcınız hâlen burada duracaksa vatandaşı suçlamayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kendine hakaret ediyorsun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, iki numaralı soruşturmada 15 Temmuzdaki general kim? Şaban Dişli’nin abisi mi, kardeşi mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sen FET֒nün kasetçaları oldun be!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ya, bu, sizin genel başkan yardımcınız. Bu sizin partinizde bunlar mı idare ediliyor? Yani FET֒nün içerisinde bulunmayan iki numaralı adam sizin nasıl genel başkan yardımcınız olur?(x)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya, senin parti meclisindeki adamları açığa aldılar.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bana demokrasiden, özgürlükten nasıl bahsedersiniz?

Bakın, bu yetmedi, bakın, size…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Parti meclisinizde iki adam açığa alındı görevlerinden, hâlâ ne konuşuyorsun?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bak, bak ne yazmış vatandaş duyuyor musun?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ne anlatıyorsun?

MAHMUT TANAL (Devamla) – “Koş, koş, Şaban koş.” diyor. Nereye koş, nereye gidiyor bunlar?

Değerli arkadaşlar, benim sizden istirhamım şu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ahmet Caner Yenidünya kim, şu anda ne iş yapıyor, partinizdeki görevi ne? Diğeri neydi; Alper Keten kim, senin partiden, üniversiteden atıldı. Konuşma oradan!

MAHMUT TANAL (Devamla) – İçinizdeki FET֒cüleri ve içinizde bulunan genel başkanlarınızı temizlemeden halka hiç bir şey söyleyemezsiniz. İlk önce genel başkanınızı görevden alın. Bu genel başkan yardımcınız durduğu müddetçe ve bu genel başkan yardımcınız sürekli başınızda olduğu müddetçe bu sözlerden de rahatsız olmayınız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sizin genel başkanınız nasıl duruyor?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bir hukukçuya yakışmıyorsun söylediklerinle.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Vatandaş, hasbelkader, yasal anlamda kurulan sendikaya üye olmuş, görevden alacaksınız, cezaevine atacaksınız. Kardeşi sizin genel başkan yardımcınız ya.

Önce iğneyi kendinize batırın, sonra çuvaldızı başkasına batırın.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Bu kadar istismar olmaz be Tanal. Kürsü bu kadar istismar edilmez be.

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nı desteklediklerine ve hayırlı olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı’nı hem Genel Kurulda hem de komisyon aşamasında destekledik. Bunun milletimize, esnafımıza, çiftçimize, KOBİ’mize, sanayicimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Ancak, tabii finansa erişimin de kolaylaştırılmasını bekliyoruz, rekabet gücüne katkıda bulunmasını, maliyetleri düşürmesini bekliyoruz fakat bunun tabii ki olmazsa olmazı -bu, bu tür kanunlarla da olacak şey değildir- ekonominin temellerinin güçlendirilmesi lazım. Esas olarak Hükûmetin bu konuda adım atmasını bekliyoruz.

Bu kanun, aynı zamanda geç kalmış bir kanundur yani on dört yıllık bir iktidar için çok geçtir ve bunu dün Sayın Mehmet Şimşek bir reform olarak sundu. Bu reform değildir, bu küçük bir düzeltmedir ancak önemlidir, biz de destekledik.

Tekrar hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı (1/753) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 418) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan Oy Sayısı                   :              207

Kabul                                              :              206

Çekimser                                       :                   1      (x)

                                   Kâtip Üye                                                          Kâtip Üye

                             Mustafa Açıkgöz                                                  İshak Gazel

                    Nevşehir                                Kütahya”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 25 Ekim 2016 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, iyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 19.48



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(X) 418 S. Sayılı Basmayazı 19/10/2016 tarihli 9’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 25/10/2016 tarihli 11’inci Birleşim Tutanak Dergisi’nin 37’nci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.