TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

3’üncü Birleşim

5 Ekim 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adana ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz’ın, Kırklareli’ye ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin, Irak politikası konusunda kamuoyuna açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, AKP Hükûmetinin gündem değiştirmeye çabalamak yerine istihdam yaratacak projeler üretmesi ve halkımızın sorunlarına ağırlık vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, Şanlıurfa Viranşehir’deki karakol saldırısı ile Fırat Kalkanı Harekâtı’nda şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Şanlıurfa’da rekabet kurallarının ihlal edildiği yüksek LPG fiyatlarıyla ilgili olarak netice alındığına ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Haziran Hareketi’nin “Laikliği Kazanacağız” başlıklı bildirisinin dağıtılmasının engellendiğine ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Hükûmetten, işsizlik sorununu nasıl azaltacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Sındırgı ilçesinin yeterli hizmeti alamadığına ve Sındırgılı salatalık üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve ÖYP’li araştırma görevlilerinin darbe fırsatçılığı yapılarak mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, FET֒yle mücadeleyi ve 15 Temmuz ruhunu zayıflatacak her türlü girişime karşı durmanın milletin verdiği bir sorumluluk olduğuna, muharrem ayının barış ve huzur getirmesini temenni ettiğine ve 15 Temmuz şehitlerine bir kez daha rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından proje okulu ilan edilen okulların durumuna ilişkin açıklaması

10.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin arttığına ilişkin açıklaması

11.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, 10.473 öğretmenin EĞİTİM SEN’li olduğu için açığa alındığına ve bunun olağanüstü hâlin amacı dışında olduğuna ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, İğneada ile Artvin Cerattepe’de doğa katliamına devam edildiğine ilişkin açıklaması

13.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Hükûmetten, taşeron işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili çalışmanın hangi aşamada olduğunu öğrenmek istediğine ve radyo ve televizyonları kapatmanın faşizan bir anlayış olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Miryokefalon Savaşı’nın 840’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

15.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, 21/9/2016 tarihinde Trabzon’un bazı ilçelerinde meydana gelen sel ve heyelan felaketine ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından proje okulu ilan edilen İzmir Fen Lisesinde öğrenci ve öğretmenlerin mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, orta vadeli programa ve Hayvan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmetinin yürüttüğü savaş politikalarının içeride ve dışarıda can kayıplarına sebep olmaya devam ettiğine, Bitlis’in Çobansuyu köyünde sivil halka savaş uçaklarıyla yapılan bombardımanda yaşamını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Diyarbakır’ın Hani ilçesi belediye başkanlığına kayyum atanmasının kabul edilemez bir anlayış olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak için kurulmuş komisyonun başkanlık divanı seçiminin ve komisyon başkanına sınırsız yetki tanınmasının darbeye karşı ortak mücadele ruhunu zedelediğine ve Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi tahakkümünü bu komisyona dayatma anlayışı olduğuna ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak için kurulmuş komisyonun çalışmaya başlamasında herhangi bir gecikme olmadığına, komisyon çalışmalarının 15 Temmuza milletin ortak müdahalesinin ruhuna uygun şekilde yürütüleceğine, Hayvan Hakları Haftası’na ve Mimarlık Haftası’na ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Dünya Mimarlık Günü’ne ilişkin açıklaması

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- (10/276, 277, 278, 279) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/841)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu ve 23 milletvekilinin, Roman vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)

2.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı ve 25 milletvekilinin, Denizli tekstil sektörünün Rusya boykotu sonrası sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/313)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 24 milletvekilinin, Roboski katliamının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/314)

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 4/10/2016 tarihinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında Hükûmetin yayınladığı 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak kapatılan İMC TV, Azadi TV, Denge TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, TV 10, Van TV, Zarok TV, Ses Radyo, Dünya Radyo, Yön Radyo gibi yayın organlarının kapatılma gerekçelerini incelemek amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5 Ekim 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 4/10/2016 tarihinde Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve arkadaşları tarafından, Millî Eğitim Bakanlığının kamuoyunda tartışma yaratan sözleşmeli öğretmenlik sistemi içinde gerçekleştirdiği sözlü mülakat yönteminin ayrıntılı araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5 Ekim 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 5 Ekim 2016 Çarşamba günü yaptığı toplantıda daha önce görüşülmesi kararlaştırılan sözlü soruların bu birleşimde görüşülmemesinin, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 33, 286 ve 306 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 1’inci, 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınmasının ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesinin Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin önerisi

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

VIII.- SEÇİMLER

A) Kişisel Verileri Koruma Kurulu Üyeliklerine Seçim

1.- Başkanlıkça, Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeliklerine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aday listesinden Cabir Bilirgen, Cengiz Paşaoğlu ve Mehmet Niyazi Tanılır; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu aday listesinden Turan Arık ve Halkların Demokratik Partisi Grubu aday listesinden Yusuf Alataş’ın seçilmesi

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Singapur Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Bilim, Eğitim, Basın-Yayın ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/334) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Myanmar Birliği Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/586) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 286)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Karayoluyla Uluslararası Yolcu ve Eşya Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/649) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 306)

4.- 667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (1/746) ile İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 412)

5.- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/373) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)

X.- OYLAMALAR

1.- (S.Sayısı: 33) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Singapur Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Bilim, Eğitim, Basın-Yayın ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S.Sayısı: 286) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Myanmar Birliği Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S.Sayısı: 306) Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Karayoluyla Uluslararası Yolcu ve Eşya Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5 Ekim 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir) Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana’nın sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’e aittir.

Buyurun Sayın Türkmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – AKP grup sözcüsü beni alkışladı, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Milletvekili arkadaşıyız, tabii ki alkışlarız Sayın Türkmen.

Buyurun.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adana ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP 2002’de 3Y; yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele etmek üzere iktidara geldi. Ben bugün yoksulluğu konuşacağım ve yoksulluğa da Adana’dan örnekler vereceğim.

Değerli milletvekilleri, yoksulluğu çözecek olan tek argüman, çocuklarımızın eğitimidir. Başbakan Yıldırım grup toplantısında, 2019 yılına kadar Türkiye’de eğitimin tam gün olacağını ve eksiksiz uygulanacağını söyledi. Sayın Başbakanın bu dileğine biz de canıgönülden katılıyoruz ama Adana’da bugün eğitim ne durumda, onu sormak istiyorum.

Şu anda Kozan’da, Ceyhan’da ve Adana’nın bazı merkez köylerinde, ne yazık ki çocuklar taşımalı eğitimden yararlanmadıkları için okula gidemiyorlar. Maliye Bakanlığı bütçe kısıtladığı için taşımalı eğitim birçok köyümüzde sonlandırılmış durumda. Aynı okula giden çocukların bir kısmı taşımalı eğitimden yararlanıp bir kısmı yararlanamıyorken aynı zamanda, aynı sırada okuyan 2 çocuktan 1’i taşımalı eğitimden yararlandığı için okulda yemek yiyor, diğer arkadaşı taşımalı eğitimden yararlanmadığı için yemek yiyen arkadaşını seyrediyor.

Ceyhan’ın köylerinde 3 çocuğu olan bir aileden bahsedeceğim. Baba 2 çocuğunu okula gönderiyor, diğerini göndermiyor çünkü 2 çocuğun servis, yemek ve okul harçlığı 600 lira tutuyor. 900 lira verecek parası olmayan baba çocuğunun 1’ini eğitimden aldı. Bunu bürokratlarımıza sorduğumuzda cevapları şu: “Biz, çocuğunu okula göndermeyen babadan o çocuğu alır yurda yerleştiririz ve okumasını sağlarız.” Peki, ben buradan sormak istiyorum: AKP Hükûmetinin bugünkü politikası çocuğunu okula gönderemeyen aileden çocuğunu koparmak mıdır yoksa o çocukların eğitimlerini sağlamak mıdır?

Taşımalı eğitimin diğer bir boyutu da dolmuşların sahipleri ve şoförler. Şu anda, Kozan ilçemizde dolmuş sahipleri ve şoförleri, ne yazık ki, başka bir iş yapamadıkları için aç durumdalar ve bu insanlar krediyle aldıkları dolmuşların bedelini ödeyemedikleri için de icraya düşmüş durumdalar.

Peki, ülkemizde eğitimin durumu bu, ilk, ortanın durumu bu da üniversite farklı mı? Üniversite sınavında kazanan çocuklarımız da, ne yazık ki, yurt bulamadıkları için sokaktalar.

Sivas’ta, yurt bulamayan bir kız çocuğunu Sayın Vali “Ben sorunu çözeceğim.” dedi ve o aileye aylık 700 lira yatırmak üzere otelden bozma özel bir yurda yerleştirdi. İşte AKP iktidarının eğitimde getirdiği çözüm bu.

Bugün, yurt bulamayan çocuklarımıza biz “FETÖ yurdunda kaldınız.” diye hesap soruyoruz, onları işinden atıyoruz; yetmiyor, cezaevine atıyoruz; yetmiyor, şayet eşi devlet memuruysa onu da görevden açığa alıyoruz yani biz bu ailelere yok etme hukuku uyguluyoruz.

Peki, AKP iktidarı FETÖ yurdunda kalan insanları işinden atarken niçin on dört yıldır üniversite öğrencilerinin yurt sorununu çözmüyor ve yeterince yurt yapmıyor acaba? Bu soruyu sormak, sanıyorum hakkımız.

Bunun dışında, yine, eğitimin öğretmen boyutu var. Şu anda binlerce öğretmen açığa alınmış durumda, bir kısmı ihraç edilmiş durumda. Bunun da tek gerekçesi muhalif olanı yok etmek. Yani, AKP bir taraftan çiftçiye zarar veriyor, mısır üretenin, patates üretenin, narenciye yetiştirenin ürettikleri elinde kalıyor, bir taraftan eğitimde yüzlerce sorun var.

Türkiye yoklukla ve yoksullukla savaşıyor ve AKP güya -kendine göre- 3Y ile yani yoklukla, yoksullukla, yasaklarla mücadele ediyor. Tabii, bunun takdirini ben hem Genel Kuruldaki sayın milletvekili arkadaşlarıma hem de bizleri izleyen 79 milyona bırakıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkmen.

Gündem dışı ikinci söz, Kırklareli hakkında söz isteyen Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Minsolmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz’ın, Kırklareli’ye ilişkin gündem dışı konuşması

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kırklareli üzerine gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılının ülkemize hayırlı olmasını diliyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden ahirete irtihal etmiş bulunanları rahmetle anıyorum.

Öncelikle, 4 Ekim Dünya Mimarlık Günü dün gerçekleşti, mühendis ve mimar meslektaşlarıma hayırlı olmasını temenni ediyorum, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü de kutluyorum. Mimar ve mühendisler yaşadığımız fiziki mekânları inşa ederken öğretmenler de geleceğimiz olan çocuklarımızı bilgi ve eğitim yönünden inşa ediyorlar, hepsini saygıyla anıyorum.

Yüce Meclisin çatısı altında milletvekili olduğum, Marmara Bölgesi’nin özel bir kesimi olan Trakya’nın güzel ili Kırklareli hakkında birkaç önemli hususun altını çizmek istiyorum.

Geçtiğimiz on dört yılda, büyüyen ülkemizde, 2009 dünya ekonomik krizi dışında her yıl büyüme rakamlarıyla önemli mesafeler kateden Türkiye’mizde bölgeler geliştiği gibi, kalkınma hızla arttığı gibi -kişi başına düşen millî gelir- ve bölgeler arasında da ekonomik farklar hızla giderildiği gibi benim bölgem olan Trakya bölgesinde, Kırklareli ilinde de önemli gelişmeler oldu.

Trakya bölgesi 3 ilden ve Çanakkale’nin de Gelibolu kesiminden oluşan özel bir yer. Kırklareli ili de bunların içerisinde merkez ilçeyle beraber 8 tane ilçeden oluşan ve ormanıyla, tarımıyla, hayvancılığıyla, sanayisiyle birlikte, turizmiyle ve özellikle de 2007 yılından sonra üniversitesiyle birlikte eğitim kenti olma yönünde gerçekten önemli adımlar atmış kentlerden bir tanesi.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kırklareli bölgesinde Hükûmetimizce 2007 yılında özellikle üniversite hayata geçtikten sonra -10 fakültesiyle- hızla eğitimde, bir eğitim kenti olmasında önemli bir gelişme sağlandı. 23 binin üzerinde öğrencisiyle, bunlara ilave edilen havacılık ve uzay fakültesi ve bu yıl içerisinde belirlenen hukuk fakültesiyle beraber Kırklareli eğitimde, daha önce üniversite öncesi eğitimde gösterdiği başarıyı inşallah üniversite alanında da hızla gösterecektir.

Bununla beraber bölgemizdeki tarım ve hayvancılık varlığı da… Yine 2008 yılından sonra -boğazlardan ve Marmara Denizi’nden ötürü Trakya bölgesinin tamamı hayvan hastalıklarından ari bölge olduğu için- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın bu bölgede özellikle süt hayvancılığına verdiği destekle bölgemizde hayvancılık alanında da çok ciddi gelişmeler sağlandı.

Trakya bölgesinde birinci sınıf mutlak tarım alanlarının da bulunması itibarıyla tarım alanında da önemli projelere imza atılıyor. Yine Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın TRAGEP projesi kapsamında bölgedeki 3 ile ayrılan yaklaşık 10 milyarlık, eski parayla 10 katrilyonluk bütçeyle de tarım alanlarının sulanması konusunda çok ciddi mesafe katediliyor.

Hayvancılık ve tarımın yanında özellikle turizm alanında longoz bölgesiyle -yani İğneada bölgesi Demirköy ilçemiz içerisinde- Vize’nin Kıyıköy’ü ve yine İğneada bölgemizle turizmde de önemli mesafeler katediliyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Nükleer santral yapılacak İğneada’ya.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Bu alanlarda daha önce 1980’li yıllarda rahmetli Turgut Özal döneminde yapılan TEM Otoyolu’yla ulaşım çok ciddi mesafede artmakla beraber, Hükûmetimiz döneminde de gerçekleştirilen özellikle duble yollarla bölgenin erişimi artıyor.

Buradan hemşehrilerime ve bölge insanına vermek istediğim önemli bir müjde de yine Hükûmetimiz döneminde projelendirilmesi biten ve çok yakın zamanda inşaatına başlanacak olan Halkalı-Kapıkule hızlı tren hattı. Evet, Halkalı-Kapıkule hızlı tren hattıyla, yaklaşık 230 kilometre hızlı tren güzergâhıyla, yine en çok bizim ilimizin içerisinde, Babaeski’den Lüleburgaz’a yolcu hattı olduğu gibi, yine sanayinin merkezi olan Büyükkarıştıran bölgesinde de bir yük istasyonuyla bölgede çok ciddi katma değer yaratacak bir ulaşım aksı da Hükûmetimiz tarafından hayata geçirilecektir. Yaklaşık 200 kilometre olan hızlı tren projesi gerçekleştiğinde, inşallah bu bölgedeki tüm ilçeler ve il merkezleri ülkemizin ticari merkezi olan İstanbul ve Avrupa Birliği arasında ticarete çok ciddi bir katma değer sağlayacaktır. Bu anlamda, Hükûmetimizin Trakya bölgesindeki yatırımları devam edecektir.

Konuşmamı bitirirken özellikle 15 Temmuz şehitlerimize de Allah’tan rahmet dilemek istiyorum. Hükûmetimiz her şart altında yapılması gereken projeleri yapacaktır ama öncelikli olarak 15 Temmuzda yapılan darbe girişimine karşı milletimizin gösterdiği feraseti burada tekrar dile getirmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Bu düşüncelerle Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılının hayırlı olmasını diliyor ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Minsolmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip dedi ki: “İğneada nedeniyle turizm açısından önemli mesafeler katedilmiştir.” Fakat, kendisi de aynı zamanda bölgenin milletvekili olması nedeniyle… İğneada’daki bir nükleer santral turizmi bitirir, çevreciliği bitirir; bu önemli, bugüne kadar gidilen bütün mesafeleri de geri getirir. Onun için, kendilerinden istirham ediyorum, Bakanlıkla görüşsünler çünkü iktidarın milletvekili, İğneada’daki bu nükleer santralden vazgeçsinler yoksa bu gerçekten bir yıkım olur bölge için.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Gündem dışı üçüncü söz, Dünya Öğretmenler Günü münasebetiyle söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz. Gerçekten, biz de 18 milyonluk eğitim ordusu ve 900 bin civarında eğitimcimizle birlikte 2016-2017 eğitim öğretim yılını açmış bulunmaktayız. İnşallah amacına uygun, birlik beraberliğimize katkıda bulunacak bir eğitim öğretim yılı temennisiyle konuşmama başlamak istiyorum. Bu vesileyle eğitim öğretimdeki evlatlarımıza başarılar, eğitimci kardeşlerimize de inşallah bu kutsi görevlerinde üstün başarılar diliyorum.

Efendim, son zamanlarda gerçekten eğitim öğretimimizi de çok yıpratan, yakından ilgilendiren birtakım şeyler olmaktadır. FETÖ terör örgütünün yapılanmasını çözelim derken, hukuksal tabanı olmayan, böyle isimsiz ya da mesnetsiz birtakım dilekçeler dikkate alınarak eğitim camiasından çok değerli öğretmenlerimiz uzaklaştırılıyor.

Özellikle şunu belirtmek isterim: Anadolu’da bir ailenin değil, bir sülalenin umududur bir öğretmen çünkü Türkiye'nin şartları ortada, işsizlik oranının ikili rakamlara çıktığı ülkemizden bahsediyoruz. Bu şartlarda, bir aileden bir çocuğun bir polis memuru olması, öğretmen olması, askerî bir pozisyon alması, kısaca devlet memuru olması çok büyük önem arz ediyor. Bırakın o aileyi, inanın sülalenin kurtarıcısı gözüyle bakılıyor. Şimdi, böyle bir durumda, efendim, bu insanların her gün yeni listelerle, sendika üyeliği gibi, banka hesabı gibi, çocuklarının şu ya da bu okullara gönderilmesi gibi sudan sebeplerle, bir travmatik sonuca neden olarak işlerinden uzaklaştırılması, bizlere ulaşan en büyük şikâyetleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bir taraftan Yenikapı ruhunu canlandırmaya, birlikte tutmaya, ortak, tek vücut hâlinde tezahürünü sağlamaya çalışırken bir taraftan da mülakatlar koyarak öğretmen atamalarında ve diğer memuriyet atamalarında yine ders almamışçasına birtakım kendi siyasi görüşümüzü öncelememiz sıkıntı yaratmaktadır. Bu konuda büyük şikâyetler alıyoruz.

Bakın -bunun daha ilerisine gidilerek- pazar günü bir TRT konseri oldu; 15 Temmuz şehitleriyle ilgili bir konser, anma konseri. Türküler söylendi, ağıtlar yakıldı; hepimiz ağladık, duygulandık, gerçekten gözyaşlarımızı tutamadık. Ama, bakın, buradan siyaseten yaptığımız bu ikircikliliği, ayrımcılığı ne olur bari şehitler üzerinden yapmayalım. Ben buradan sözü gelmişken, sırası gelmişken bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Sadece 15 Temmuz şehitlerine değil -bu Türkiye Cumhuriyeti devletindeki toprağımızın her metrekaresinde inanın şehitlerimizin kanı vardır- bütün şehitlerimize rahmet dileyelim. Sadece bir ilçemizdeki 9 şehidimizin anısına mitingler yapmaktansa -Dağlıca’da onun 10 katı şehidimiz var, Bingöl’de onun 10 katı şehit verdik, Yavi’de böyle bir katliam yaşadık- Türkiye'nin birçok yerinde şehitlerimiz var, bunları da anmayı, hatırlamayı unutmayalım çünkü bunların hem ruhaniyetleri inciniyor hem de hayattakileri, aileleri ve yakınları bundan rahatsızlık hissediyorlar. Dolayısıyla, biz bütün şehitlerimize tek vücut sahip çıkalım ve özellikle bunların yakınlarını da unutmayalım, gazilerimizi de unutmayalım. Bakın, hâlâ daha terörle mücadelede, vatan mücadelesinde yara almış ama gazi sayılmayan mağdur büyük bir kesim var. Kazan’da miting yapalım eyvallah, oradaki kardeşlerimiz gerçekten cansiparane mücadele verdi ve şehit oldular ama inanın, çocuğuyla, karnındaki bebeğiyle şehit olan kardeşimizi de unutmayalım. Terörle mücadeledeki şehitlerimizi, gazilerimizi de bir an önce hak ettikleri haklara kavuşturalım. Bunu yapmazsak, inanın, gerçekten bunu “Bütün şehitler eşittir, bazıları daha eşittir.” mantığına dönüştürürüz. Bu da bizim toplumumuzda hiç istemediğimiz yeni kutuplar, yeni sosyal yaralar oluşturur diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Şimdi, talepte bulunan 15 sayın milletvekiline yerlerinden bir dakika söz vereceğim. Söz vereceğim milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Aydın, Sayın Engin, Sayın Yılmaztekin, Sayın Atıcı, Sayın Özdiş, Sayın Akın, Sayın Adıgüzel, Sayın Eseyan, Sayın Tanal, Sayın Yıldırım, Sayın Kayışoğlu, Sayın Şeker, Sayın Özdemir, Sayın Özkan, Sayın Cora, Sayın Yiğit.

Sayın Aydın, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin, Irak politikası konusunda kamuoyuna açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Irak’la diplomatik kriz had safhaya ulaştı. Irak’ta Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonunun eli kulağındayken Musul yakınındaki Başika’da konuşlu Türk askerlerinin Irak topraklarından çıkarılması söz konusu. Irak Meclisinde karar alındı bu konuyla ilgili. Hükûmetin Irak politikası ise belirsizliğini koruyor.

Musul operasyonu Irak’ı çok daha fazla kaosa sürükleyebilir. En önemli tehlikelerden biri de Musul’dan Türkiye’ye yönelik göç dalgası. Böyle bir durumda en az 1 milyon kişinin Türkiye’ye göç edebileceği söyleniyor. Zaten şu anda en az 3 milyon Suriyeli mülteci Türkiye’de. 1 milyon kişiyi daha Türkiye nasıl kaldırabilir? Bu sorunun yanıtı belirsiz. “Yoksa Hükûmet yeniden AB’yle Kayseri pazarlığına mı oturacak?” sorusu akıllara geliyor. Suriye için yaptığı pazarlıktan umudunu alamayan Hükûmet şimdi de AB’ye Irak’lı mülteci kozunu mu öne sürecek? Bütün bunların kamuoyuna açıklanmasını talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, AKP Hükûmetinin gündem değiştirmeye çabalamak yerine istihdam yaratacak projeler üretmesi ve halkımızın sorunlarına ağırlık vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; pazartesi günü Bakanlar Kurulu olağanüstü hâli üç ay daha uzatma kararı aldı. Meclisi işlevsiz hâle getirmek ve yargı denetiminden kaçmak için OHAL’e sığınan AKP Hükûmeti, muhalif televizyon ve radyoları susturarak gerçekler konuşulmasın istiyor. Yön Radyo gibi türküleriyle ön plana çıkmış bir radyoyu bile kapatmak için girişimde bulunabiliyor. Hükûmet, hiçbir muhalif sese, türkülere bile tahammülü kalmamış durumdayken içte ve dışta demokrasi tiyatrosu oynamaya devam ediyor. Üzülerek ifade ediyorum ki halkımızda karamsarlık ve endişe her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. İşsiz sayımız 3 milyon 127 bine yükseldi. Kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı 2 milyon 780 bini aşmış durumda. AKP Hükûmeti artık gündem değiştirmek için çabalamayı bırakıp istihdam yaratacak projeler üretmeli ve halkımızın sorunlarına öncelik vermeli.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yılmaztekin…

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, Şanlıurfa Viranşehir’deki karakol saldırısı ile Fırat Kalkanı Harekâtı’nda şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Şanlıurfa’da rekabet kurallarının ihlal edildiği yüksek LPG fiyatlarıyla ilgili olarak netice alındığına ilişkin açıklaması

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa Viranşehir’deki karakol saldırısında ve Fırat Kalkanı Harekâtı’nda şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar temenni ediyorum. Terörün Şanlıurfa’da barınamayacağının, Urfalıların teröre hak ettiği muameleyi her zaman yapacağının bilinmesini bu vesileyle söylemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir süredir Şanlıurfa gündemini meşgul eden, rekabet kurallarının ihlal edildiği yüksek LPG fiyatlarıyla ilgili olarak 22 Eylül akşamı Twitter hesabından ilk açıklamayı yapmış, konuyla ilgileneceğimizi duyurmuştuk. Pazartesi itibarıyla ilk neticeleri alarak bölgedeki fiyatları makul ve rekabet edilebilir düzeylere çekmeyi başardık. Bu konuda Enerji Bakanlığı yetkililerine, Bakanımız Sayın Faruk Çelik Bey’e ve konuya kayıtsız kalmayan petrol istasyonlarına teşekkür etmek istiyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Atıcı…

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Haziran Hareketi’nin “Laikliği Kazanacağız” başlıklı bildirisinin dağıtılmasının engellendiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Haziran Hareketi “Laikliği Kazanacağız” başlığıyla bir bildiri hazırladı. Bu bildiride, millî eğitimin din eğitimi ekseninden laik eğitime döndürülmesi vurgulanıyor. Bu bildirinin dağıtılması her yerde polis tarafından engelleniyor. Dağıtanlar gözaltına alınıyor ve tartaklanıyor. AKP Hükûmeti neden bu kadar korku içinde? Laiklikten ve Haziran Hareketi’nden neden bu kadar korkuyorsunuz? Ne kadar ceberut olursanız olun laikliği savunmaya devam edeceğiz. Din tüccarlarına, din bezirgânlarına geçit vermeyeceğiz. Cumhurbaşkanı, FET֒cüler için “Aynı menzile farklı yollardan giden iki gruptuk.” diyor. Bu, itiraf niteliğinde bir açıklamadır. Aynı menzile gittiğinizi, aynı yolun yolcusu olduğunuzu itiraf ettiğinize göre, siz de bu ülke için bir tehlikesiniz demektir. Tüm gücümüzle sizinle de mücadele edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özdiş…

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Hükûmetten, işsizlik sorununu nasıl azaltacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Başbakana: Adana Yüreğir İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün asgari ücretle 125 işçi alınacağı duyurusunun ardından kısa sürede 2.600 kişi başvuru ve mülakat için müdürlüğe gitmiştir, âdeta izdiham yaşanmıştır. İşsizliğin ne boyuta geldiğini görebileceğimiz bu örnek üzerinden Sayın Başbakana soruyorum: “Uzay araştırmaları yapacağız.” dediniz ya, işsizleri uzaya mı yollayacaksınız? İşsizliği böyle mi azaltacaksınız? Bu konuyu daha ne kadar görmezden geleceksiniz?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akın…

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Sındırgı ilçesinin yeterli hizmeti alamadığına ve Sındırgılı salatalık üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Balıkesir Sındırgı ilçesi ve mahalleleri gerektiği gibi, yeterli miktarda hizmet alamıyorlar. Örneğin Sındırgı Kınık Mahallemizin doğru düzgün yolu bile yok. Bu mahallemizin yolunu asfalt kaplamak çok mu zordur? Her fırsatta yol ve köprü yapmakla övünen iktidarın döneminde hâlâ çoğu köy ve mahallelerimizin yollarının asfaltlarının yapılmamış olması da çok ciddi bir çelişkidir.

Bir de yine, Kınık ve diğer mahallelerimizin çoğunda görevden alınan imamların yerine hâlâ yeni imam atanmış değildir.

Ayrıca, Sındırgı ve mahallelerinde üretilen çok miktarda salatalık Manisa’da faaliyet gösteren bir fabrikaya veriliyor. Fabrikanın sahibi FETÖ kapsamında tutuklanıyor, fabrikaya kayyum atanıyor, her ne hikmetse kayyum heyeti kendilerinin çok yüksek miktardaki maaşlarını hiç aksatmadan ödüyor ama Sındırgılı üreticilerimizin alın terinin karşılığını ödemiyor. Salatalık üreticisi hemşehrilerimiz paralarını alamadıkları için çok mağdur durumdalar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AKIN (Balıkesir) - …buradan ilgilileri ve yetkilileri göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

7.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve ÖYP’li araştırma görevlilerinin darbe fırsatçılığı yapılarak mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, öncelikli olarak iktidarın baskı ve yıldırma politikalarına direnen sendikalara üye oldukları için yıllardır emek verdikleri mesleklerinden, öğrencilerinden uzaklaştırılan öğretmenlerimiz başta olmak üzere tüm öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Öte yandan, darbe fırsatçılığıyla güvencesizliğe mahkûm edilen binlerce ÖYP’li araştırma görevlisinin yaşadığı mağduriyet devam ediyor. Buradan, Meclisi baypas ederek çıkardıkları KHK’ları FET֒yle mücadele ediyoruz diye yutturmaya çalışanlara sormak istiyorum: Sizin FET֒yle mücadeleden anladığınız, bizler 50/(d) kaldırılsın diye çabalarken ilk fırsatta binlerce araştırma görevlisinin yasal haklarını ellerinden almak mı? Buradan Hükûmete tekrar sesleniyorum: Hukuksuzluğu açıkça ortada olan bu düzenlemeden bir an önce vazgeçin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Eseyan...

8.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, FET֒yle mücadeleyi ve 15 Temmuz ruhunu zayıflatacak her türlü girişime karşı durmanın milletin verdiği bir sorumluluk olduğuna, muharrem ayının barış ve huzur getirmesini temenni ettiğine ve 15 Temmuz şehitlerine bir kez daha rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Teşekkürler.

Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz tarihi acımasız bir işgal ve darbe girişimine karşı tarihte görülmemiş bir halk ihtilalidir. Halkımız canı pahasına devletini, vatanını işgalden korurken millî irade merkezli bir yeniden inşa sürecinin talimatını da siyasete vermiştir. Bu özel sürecin kodları, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, millî ve yerlidir. Millî ve yerliyi yeniden inşa süreci siyasetüstüdür, bizatihi kendisi bir ideolojidir. Eski kısır çekişmeleri bir kenara bırakarak FET֒yle mücadeleyi ve 15 Temmuz ruhunu zayıflatacak, altını oyacak her girişime karşı durmak hepimize milletin verdiği bir sorumluluktur. Bu türden girişimler, tankların çarptığı gibi, aziz milletimizin iradesine çarpacaktır.

Bu vesileyle, idrak ettiğimiz muharrem ayının dünyamız ve ülkemize barış ve huzur getirmesini temenni ediyor, 15 Temmuz şehitlerine bir kez daha rahmet diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal...

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından proje okulu ilan edilen okulların durumuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye genelinde 155 okul, proje okulu ilan edildi. Daha sonra Millî Eğitim Bakanlığının bir genelgesiyle bu okullardaki sekiz yılını doldurmuş olan öğretmenler başka okullara tayin ediliyor. 1.500’den fazla donanımlı öğretmen bu şekilde mağdur ediliyor. Bu okullar Türkiye’nin en iyi okulları. İktidar nerede iyi bir şey, nerede başarı varsa yıkmaya çalışıyor. Türkiye’nin en iyi okullarını neden yerle bir ediyorsunuz? Başarılı, aydın okulların öğretmenlerini neden okullardan koparıyorsunuz? Kadıköy Anadolu Lisesinden 52 öğretmen gönderdiniz, zaten 110 öğretmen vardı. Çocukların şu anda öğretmeni yok, 3 haftadan beri dersler boş geçiyor. Öğretmenleri okuldan atıyorsunuz. 3 haftadır Türkiye’nin en iyi okullarının öğretmeni yok, bu nasıl bir basiretsizlik? Millî Eğitim Bakanının işi ne? Millî Eğitim Bakanı Millî Savunma Bakanı mıdır? Bu işi ne zaman düzeltecekler? Ayrıca bununla ilgili dava açıldı ve Anayasa Mahkemesinde hukuka aykırı olduğu ileri sürüldü, bu ciddi görüldü ancak şimdi de yeni bir yönetmelik yapılıyor, bu baypas ediliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yıldırım...

10.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin arttığına ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyorum. Bu vesileyle açığa alınan, ihraç edilen, barış isteyen, darbelere karşı en kararlı tavrı gösteren tüm öğretmenlerin derhâl görevlerine iade edilmesini temenni ediyorum.

Son aylarda yaşanan darbe girişimi sürecinde birçok yerde yapılan siyasi operasyonlarla gözaltına alınan, tutuklanan kişi sayısı artmakta, OHAL bahanesiyle cezaevleri kapasitesinin çok üstünde hükümlü ve tutuklu barındırmakta, hasta tutsaklar düzenli olarak tedavi görmemekte, görüş süreleri kısaltılmakta, basın-yayın organlarına erişimleri engellenmekte, haftada 2 defa koğuşlarda arama yapılmakta, bunlara benzer birçok hak ihlali cezaevlerinde yaşanmaktadır.

İlimizde bulunun Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevi ülkedeki diğer cezaevlerinden farklı değildir. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 525 kişilik kapasiteli Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevinde yaklaşık 950 kişi bulunmaktadır. Bu durum, başta sağlık sorunları olmak üzere birçok sorunu beraberinde getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Adalet Bakanlığına soruyorum: Bu yapılan antidemokratik hak ihlalleri cezaevlerinin idaresiyle ilgili tutumlarından mı kaynaklanmaktadır?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Kayışoğlu’nun yerine Sayın Sarıhan…

11.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, 10.473 öğretmenin EĞİTİM SEN’li olduğu için açığa alındığına ve bunun olağanüstü hâlin amacı dışında olduğuna ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Teşekkür ediyorum, arkadaşıma da teşekkür ediyorum.

Hepimizin bilgisi içinde olduğu gibi, olağanüstü rejimler kriz hâllerini aşmak içindir. Kriz eğer demokratik usullerle aşılamazsa düzenin sağlanması ve halkın adalet duygularının tatmini olanaksız hâle gelir. Demokratik usullerden kasıt da eylem ve işlemlerin hukuki denetim altında olması gerçeğidir.

Şimdi, bugün, özellikle Öğretmenler Günü’nü kutladığımız bugün şunu anımsatmak isterim: 28.163 öğretmen görevinden ihraç edilmiştir, 10.473 öğretmen, sadece, EĞİTİM-SEN’lidir ve EĞİTİM-SEN’li oldukları için ve haklarını savundukları için açığa alınmışlardır. Bu durum, olağanüstü hâlin amacı dışındadır, hukuka aykırıdır; bu suça Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak olmaya devam etmemelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Sayın Şeker…

12.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, İğneada ile Artvin Cerattepe’de doğa katliamına devam edildiğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, az önce AKP Kırklareli Milletvekili İğneada’nın ne kadar güzel bir turizm bölgesi olduğunu anlatıyordu. Hâlbuki İğneada’ya şu anda çimento ve zehirli atık limanı yapılıyor, o güzelim plajlar beton yığınlarıyla çevriliyor ve çimento fabrikaları bölgeyi perişan edecek. Bir yandan Ergene havzasını kirle, zehirle buluşturanlar bir yandan da nükleer santral yapma peşindeler İğneada gibi güzelim bir yere ve bu İğneada, Türkiye'nin en büyük şehri İstanbul’a 100 kilometre bile değil. Bir yandan Karadeniz’in batıdaki ucu İğneada katledilirken diğer taraftan doğudaki ucu Artvin Cerattepe’de doğa katliamına devam ediliyor. Olağanüstü hâli doğaya darbe zemini olarak kullanmaya devam edecek mi bu iktidar? Bu termik santrallerle ilgili yarın Zonguldak’ta bir eylemimiz olacak; o bölge zehir soluyor, bu zehri solumaya ne kadar devam edecek AKP iktidarında?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özdemir’in yerine Sayın Tüm…

13.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Hükûmetten, taşeron işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili çalışmanın hangi aşamada olduğunu öğrenmek istediğine ve radyo ve televizyonları kapatmanın faşizan bir anlayış olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başbakan 2015 seçimleri öncesi ve geçtiğimiz yasama yılında taşeron işçilerine kadro vereceğini açıkladı, bu konuda çalışma yaptığını ve en kısa sürede yasalaşacağını ilan etti. 1 Kasım seçimleri üzerinden yaklaşık bir yıl geçti, henüz bu konuda söylem dışında somut bir adım göremedik. İşçilerimiz büyük bir umutla bekliyorlar. Hükûmete sormak isterim, taşeron işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili çalışmanız hangi aşamadadır, toplam sayı tespit edilmiş midir, ne kadardır? FETÖ bahane edilerek çalışmanın durdurulduğu söyleniyor, bu doğru mudur? Özel güvenlik görevlilerinin kapsam dışı tutulacağı doğru mudur, bunun sebebi nedir? OHAL gerekçe gösterilerek ülke kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyor, kadroyu kanun hükmünde kararname çıkararak mı vereceksiniz? Bu konuda işçilerimiz Hükûmetten açıklama bekliyor.

İkinci sorum: Yön Radyo, İMC, Hayat, TV 10 televizyonlarını kapattınız, bu durumun Hitler Almanyası’ndan bir farkı var mıdır, bu faşizan anlayıştan ne zaman vazgeçmeyi düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Özkan…

14.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Miryokefalon Savaşı’nın 840’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

17 Eylül 1176’da Türkleri Anadolu’dan tamamen atmak için yola çıkan Bizans komutasındaki Haçlı ordusu Miryokefalon Savaşı’yla bozguna uğratılmıştır. Papa’nın emriyle harekete geçen Haçlı dünyası Bizans komutasında Denizli’mizin Çivril ilçesine kadar gelmiş Düzbel geçidinde Türk ordusu tarafından pusuya düşürülerek imha edilmiştir. Bu zaferle Anadolu coğrafyası Türk yurdu hâline geldi. Avrupalı tarihçiler de bu zaferin ardından Anadolu’ya “Türkiye” ismini vermişlerdir. Türk İslam dünyası üzerindeki Bizans baskısı sona ermiş, Türklerin batıya olan ilerleyişini daha da hızlandırmıştır. II. Kılıçarslan komutasındaki Server Gazi, Mehmet Gazi gibi tümen komutanları şehit düşmüşlerdir. Bizans askeri bu savaşta o kadar fazla kayıp vermiştir ki savaşın adı “Binbaşlar” olarak yani Rumca “Miryokefalon” olarak kayıtlara geçmiştir.

Bu vesileyle, 840’ıncı yıl dönümü olan Miryokefalon zaferini kutluyor, bu coğrafyayı kanlarıyla ebedî Türk yurdu hâline getiren tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Cora…

15.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, 21/9/2016 tarihinde Trabzon’un bazı ilçelerinde meydana gelen sel ve heyelan felaketine ilişkin açıklaması

SALİH CORA (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

21 Eylül 2016 tarihinde Trabzon ili Beşikdüzü ilçesi başta olmak üzere Vakfıkebir, Eynesil ve Görele ilçelerinde etkili olan sağanak yağmur nedeniyle büyük bir sel felaketi yaşanmıştır. Bu sel ve heyelan nedeniyle maalesef 3 vatandaşımız hayatını kaybetti. Özellikle ilçe merkezinde normalin çok üzerinde, yaklaşık 370 kilo yağışın düşmesiyle beraber ilçe hayatı felç olmuştur, cadde ve sokaklar su ve çamurlarla dolmuştur. Dereler taştı, çok sayıda ev ve iş yerinin bodrum ve giriş katlarını su bastı, çok sayıda hayvan telef oldu, vatandaşlarımız evlerinde mahsur kaldı. Bu acı olayın hemen ardından, sel haberinin alınmasıyla birlikte olay yerine ulaşıldı; bakanlarımız, milletvekillerimiz olay yerine geldi. Tüm kamu kurumlarının da katkılarıyla beraber mahsur kalan vatandaşlarımız kurtarıldı. Hemen akabinde hasar tespit çalışmaları yapıldı. Esnafımızın moralinin çok bozuk olduğunu biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cora.

Sayın Yiğit…

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından proje okulu ilan edilen İzmir Fen Lisesinde öğrenci ve öğretmenlerin mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Sayın Başkan, son dönemlerde özellikle başarılı proje liseleri üzerinde alınan kararlar tepki çekmekte, hatta öğrenci ve velilerin protestolarına sebep olmaktadır. Bu sorunlardan bir tanesi de İzmir Fen Lisesinde yaşanmaya devam etmektedir. İzmir Fen Lisesi 1983 yılında kurulmuş, kurulduğu günden itibaren LYS başarısı yüzde 95’in altına düşmemiştir, Türkiye’deki en başarılı okullar arasında ilk 3’te yer almaktadır. Ülkemizin gururu olan bu okulumuzun idari kadrosu sürekli değiştirilmektedir. Göreve gelen idarecilerin ilk kararları, serbest kıyafet uygulaması olan okul pansiyonunda şort giymeyi yasaklamak olmuştur. Ayrıca proje okulu bahanesiyle yıllardır okulun başarısında emeği geçen öğretmenler başka okullara tayin edilmekte, öğrenciler ve öğretmenler mağdur edilmektedir. Bu durum, aynı zamanda proje okulu ilan edilen Bornova Anadolu Lisesi ve Türkiye’nin diğer başarılı okullarında da devam etmektedir. Öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin, velilerimizin tepkisini çekmektedir. Bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğit.

Şimdi, talepte bulunan grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay buyurun.

İki dakika süreniz.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, orta vadeli programa ve Hayvan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan, dün, orta vadeli programı açıkladı. Hükûmetin Türkiye ekonomisine ilişkin hedefleri bu yıl da revize edilerek kamuoyuna açıklandı. Örneğin 2016 için beklenen yüzde 4,5’luk büyüme oranı 3,2’ye çekilmiştir. Kişi başına millî gelir hedefi de 101 dolar düşürüldü. Elbette ki OVP ayrıntılı bir değerlendirmeyi gerektiriyor. Ancak bu denli ortada olan rakamlar Sayın Başbakanın “İşimizi kış tutuyoruz, yaz çıkarsa bahtımıza.” İfadesi, Hükûmetin ekonomideki öngörüsüzlüğünün, çalakalem tahminde bulunduğunun ve ekonomiyi iyi yönetemediğinin bir itirafıdır. Hükûmet, bir yıl sonraki ekonomik gelişmeleri öngöremezken vatandaşlarımızın, yatırımcıların bu OVP’ye ve Sayın Başbakanın açıklamasına bakarak Hükûmetin ekonomik politikalarına ilişkin planlama yapmasını nasıl beklersiniz? Hükûmet, ekonomi politikalarının temeli olan tutarlı ve gerçekleştirilebilir öngörülerden uzaktır.

Öte yandan, OVP’de öngörülen büyüme tahminleri 2023 hedeflerinin imkânsızlığını da bir kez daha ortaya koymaktadır. Hükûmetin, OVP’lerde yaptığı revizeleri 2023 hedeflerine bir an önce yansıtarak Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik hedeflerini sağlam temellere dayanarak ortaya koyması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu hafta aynı zamanda Hayvan Hakları Haftası’dır. Hayvan hakları her ne kadar geç gelişen bir kavram olsa da günümüzde ekosistemin devamı için büyük önem arz etmektedir. Bugün, hayvan hakları konusunda önceliğimiz hayvanlara ilişkin zihniyet değişimi olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun ek sürenizi veriyorum Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hayvanlar mülkiyete esas birer meta değil, ekosistemin birer varlık unsurudur. Hayvanların yaşama hakkı vardır. Bu çerçevede, ülkemizde yeni bir hayvan hakları yasasının hayata geçirilmesi gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin, vahşice katledilen, işkenceye uğrayan hayvanları görmezden gelmeyerek bu önemli soruna bir an evvel el atması gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Baluken, buyurun.

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmetinin yürüttüğü savaş politikalarının içeride ve dışarıda can kayıplarına sebep olmaya devam ettiğine, Bitlis’in Çobansuyu köyünde sivil halka savaş uçaklarıyla yapılan bombardımanda yaşamını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Diyarbakır’ın Hani ilçesi belediye başkanlığına kayyum atanmasının kabul edilemez bir anlayış olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AKP Hükûmetinin yürüttüğü savaş politikaları, maalesef, içeride ve dışarıda her gün can kayıplarına sebep olmaya devam ediyor. Neredeyse bütün topluma savaşı kanıksatan bir politik tutumla, artık günde onlarca kişinin yaşamını yitirdiği hadiselerde bile muazzam bir duyarsızlık gelişmiş durumda. Bunun kabul edilemez olduğunu, yaşamını yitiren bütün yurttaşlarımız için bu savaş sürecini kabul etmediğimizi; bu ülkenin, hızla, bir barışa ve demokratik siyasi çözümü önceleyen sorunları ele almasına ihtiyaç olduğunu ifade etmek istiyorum. Tabii, yürütülen savaş politikalarının da belli bir ahlaka ve hukuka da uyması gerekiyor. Maalesef, AKP’nin yürütmüş olduğu savaş politikaları savaş ahlakını ve hukukunu da ayaklar altına alacak şekilde ağır sonuçlarla her geçen gün önümüze geliyor.

Dün, Bitlis’in Çobansuyu köyünde, ceviz toplamaya giden ve sivil oldukları bilinen, yerelde askerî yetkililerle iletişim hâlinde olan insanlarımıza yönelik savaş uçaklarıyla bir bombardıman gerçekleştirilmiştir. Bu yapılan bombardıman neticesinde, 41 yaşındaki Raife Erdemir adlı kadın yurttaşımız yaşamını yitirmiş, Abdulbaki Bizans adlı yurttaşımız da ağır yaralanmıştır. Bu konuyla ilgili Bitlis Valiliğinin yapmış olduğu açıklama özrü kabahatinden beter bir açıklamadır. Birtakım saçma sapan gerekçelerle, yapılan bombardımanı meşru göstermeye çalışan ve âdeta Roboski benzeri bir ikinci olayı normal bir hadiseymiş gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Baluken.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

…yansıtan bir tutum sergilemiştir. Bunun kabul edilemez olduğunu ifade etmek istiyoruz. Öncelikle, yaşamını yitiren yurttaşımıza Allah’tan rahmet; bütün ailelerine, Bitlis halkına, bütün halkımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. AKP’li yetkililerin ve İçişleri Bakanlığının hızla, Bitlis’teki bu sivil insanların bombalanmasıyla ilgili süreci yakından takip etmesi, idari ve adli soruşturma sürecinin başlatılması, Bitlis Valisi ve askerî yetkililerin de derhâl görevden alınmasıyla ilgili talebimizi ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, Hani ilçemizde yüzde 46 oyla seçilen Demokratik Bölgeler Partisi Belediye Başkanı bundan bir hafta önce tutuklanmıştı. Bugün AKP Hükûmeti Hani’ye kayyum atadı. Ben dün de ifade ettim: “Egemenlik kayıtsız, şartsız tek kişidedir.” rejimi AKP tarafından bütün halklarımıza dayatılmaya çalışılıyor. Bu anlayışı kabul etmediğimizi, Hani ilçesinin iradesini yok sayan bu uygulamayı da reddettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Özel…

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak için kurulmuş komisyonun başkanlık divanı seçiminin ve komisyon başkanına sınırsız yetki tanınmasının darbeye karşı ortak mücadele ruhunu zedelediğine ve Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi tahakkümünü bu komisyona dayatma anlayışı olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Meclisin kurmuş olduğu Darbeyi Araştırma Komisyonu daha toplantısına başlamadan önce, burada, bir tehlikeye ve yaklaşmakta olan ve Meclisteki darbeyle ortak mücadele iradesine daha başlangıçta darbe vuracak olan bir iktidar yaklaşımına dikkat çekmiştim. Maalesef “korkulan oldu” mu demeli, “beklenen oldu” mu demeli? O gece burada Meclis bombalanmadan önce Meclis kendi kendini hedef ederken, muhalefet partileri koşup buraya gelirken, iktidar partisi milletvekilleriyle selamlaşırken, Meclis Başkanı her gelene geçmişteki tüm yaşanmışlıklara rağmen demokrasi öpücükleri dağıtırken, biz hep beraber yerin metrelerce altında, çökmek üzere olan bir tavanın altında ama darbecilerin başarısız olacağını, yarın bu Meclisi toplayacağımızı söylerken ve ortak deklarasyonu kaleme alırken 4 parti birlikte hareket etmişti. Komisyon kurma önerisi o günün psikolojik atmosferinde iktidar partisi tarafından reddedilemedi ama her yol denenerek Darbe Komisyonunun çalışması iki buçuk ay ertelendi. Dün Darbe Komisyonu çalışmaya başladı, 4 partiden oluşuyor, kuvvetli bir ortak irade var. Aslında yakışanı tüm partilerin eşit temsili ama İç Tüzük’e göre iktidar partisi çoğunlukta. “Neyse öyle yapalım, yine de kurulsun.” dendiğinde o çoğunluğu yani salt çoğunluğu elinde bulundurmanın avantajıyla başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye, 4’ü de AKP tarafından belirlendi ve Başkanlık Divanına kimin çağrılacağı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Ek sürenizi veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Darbe Komisyonunun Başkanlık Divanına ve Başkanına, Komisyonun kimi dinleyeceği kimi dinlemeyeceğiyle ilgili sınırsız yetkiler tanıyan bir yetki devri de Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla yapıldı. Tabii, “Bu darbenin siyasi ayağı incelensin.” lafının iktidarı ne kadar rencide ettiği ortada ama bir başka korku var: Darbe Komisyonunu kendi tahakkümlerinde tutarak “Bu işin ucu kime uzanıyorsa uzansın.” yerine “Benim istediğim yere kadar uzansın.” anlayışının bir tecellisidir. Bunu kamuoyunun dikkatlerine sunuyoruz. Bu, darbeye karşı ortak mücadele ruhunu zedeleyen ve kendi tahakkümünü Darbe Komisyonuna dayatan anlayışı kınıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bostancı.

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak için kurulmuş komisyonun çalışmaya başlamasında herhangi bir gecikme olmadığına, komisyon çalışmalarının 15 Temmuza milletin ortak müdahalesinin ruhuna uygun şekilde yürütüleceğine, Hayvan Hakları Haftası’na ve Mimarlık Haftası’na ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Darbeye herkes karşı çıktı; Meclisin ortak değerlerini, demokrasiyi herkes savundu. Bu doğrultudaki siyasi tavır, bizim tarafımızdan ve muhalefet tarafından bu değerler çerçevesinde eminim ki korunmaya, savunulmaya ve ilerletilmeye devam edilecektir.

Darbe Komisyonunun teşekkülü araya tatil girdiği için gecikti. Esasen darbeye ilişkin olaylar henüz tazeyken komisyonun elinde çalışmayı yürütebileceği çok fazla veri olmadığını da hesaba katmak gerekir. Şimdi, 15 Temmuzdan bu yana müktesebat da teşekkül etti, Komisyonun inceleyeceği, araştıracağı veriler de çoğaldı. Bu bakımdan herhangi bir gecikme söz konusu değildir diye düşünüyorum.

Öte taraftan, Darbe Komisyonunun yapısının teşekkülü daha önceki komisyonlar nasıl oluşuyorsa aynı şekilde oluşuyor, aynı şekilde oluştu, kural dışı herhangi bir durum söz konusu değil. Eğer amaç, Darbe Komisyonu marifetiyle uyum içerisinde demokrasiyi ve millet iradesini savunmak doğrultusunda ortak bir çalışma gerçekleştirmekse Darbe Komisyonundaki her arkadaş bunun zaten takipçisi olacaktır, AK PARTİ’li üyeler de bu konuda hassasiyetle davranacaklardır; bunu açıklamak isterim. Dolayısıyla, Komisyonun yapacağı çalışmalar, kesinlikle 15 Temmuza milletin ortak müdahalesi ve mukabelesinin ruhuna uygun bir şekilde yürütülecektir. Komisyonun teşekkülünden mana çıkarmak bence yanlıştır, diğer komisyonlar nasıl teşekkül ettiyse aynı şekilde oluşmuştur.

Öte taraftan, Hayvan Hakları Haftası’ndayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen, ek sürenizi veriyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - İnsanoğlu, ilk defa köpeği evcilleştirmişti, daha sonra koyunu evcilleştirdi; hayvanlarla ilişkisi uzun bir tarihe sahip. Modernleşmeyle birlikte, özellikle aydınlanma çağındaki efendi insan, tabiatı istismar ederek kendi çıkarları istikametinde kullanan insan mitine uygun bir tarzda hiyerarşik ve tabiat tasavvuru hayvanlar ile insanların ilişkisinde de geçmişten beri taşınan arızayı tahkim etti. Kanaatim çevreyle, tabiatla, hayvanlarla uyumlu bir dünyanın kurulmasının herkes için iyi olduğudur, hem hayvanlar için hem de insanlar için. Hayvan hakları konusunda da Meclisimizde bir yasa var, ümit ederim bu dönem en hızlı şekilde çıkarırız.

Ayrıca, Mimarlık Haftası. Mimarlık sadece kolon ve kirişten ibaret değil, arkasında bir felsefe, bir toplumsallık, bir kültür var. Biz böyle bakıyoruz. Mimarlık Haftası’nın da bu içeriğe uygun bir tarzda çeşitli etkinliklerle kutlanmasını temenni ederim.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, tutanağa geçmesi açısından bir şey ifade etmeliyim çünkü Sayın Bostancı bu ifadeleri kullandı.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Birçok milletvekilimiz doğrusunu biliyor ama malum, televizyon yayını da var. Şu: “Meclisteki diğer komisyonlar nasıl teşekkül ediyorsa…” Öyle etmedi. Örneğin İnsan Hakları Komisyonu, Komisyonun ilgi alanı gereği bir partinin tekelinde olmasının özellikle insan hakları ihlalleri iddialarında yaratacağı zafiyet düşünülerek örneğin o Komisyonun 2’nci Başkanı ana muhalefet partisindendir. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun kuruluş amacı kadın-erkek fırsat eşitliği olduğu için ve bunun takibi için Başkanlık Divanı muhalefet partileriyle paylaşılmaktadır. Bunların hepsindeki hassasiyetin üzerinde bir mesele darbeyle mücadeledir.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burada iktidar partisi üzerinde yoğunlaşan şüphe de darbenin siyasi ayağının gizlenmesi iken bu Komisyondaki 4 temsiliyetin 4’ünü de kendilerine almaları ne kamuoyu önünde ne tarih önünde savunabilecekleri bir durum değildir.

Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili tutanaklara geçmesi açısından ben de birkaç hususu belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz ilk bu Komisyonla ilgili öneriyi yapan ve ilk öneriyi yaptığımızda da hem kürsüde hem de AKP yetkilileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerde, bunun sıradan bir araştırma komisyonu şeklinde ele alınamayacağını, her 4 siyasi partiden eşit üyelerle birlikte çalışmaya başlayacak ve görevlendirmeleri de bu şekilde yapacak bir komisyon olması gerektiğini ifade ettik. Doğrusunu söylemek gerekirse ilk zamanlarda görüştüğümüz AKP’li yetkililer de bu konuda, bizim bu önerimizin doğru olduğunu, isabetli olduğunu, bunun sıradan bir komisyon olmasından çok 4 siyasi partinin eşit temsiliyetiyle ele alınabileceğini ifade ettiler. Şimdi, süreç içerisindeki gelişmeleri ben çok fazla ifade etmeyeyim ancak hem bu Komisyonun zamanında çalışmaya başlamaması hem araya bir Meclis tatilinin sokulması hem de yeni yapılan görevlendirmelerle birlikte AKP’nin bu Komisyonu çok sıradan bir şekilde ele alması tavrını kabul edilemez buluyoruz. Ülke demokrasisine yönelmiş olan ağır bir darbe kalkışması var, bununla ilgili Parlamento irade ortaya koymuş, bir komisyon oluşturmuş ama iktidar partisi Parlamento iradesinden çok kendi iradesiyle çalışacak bir komisyonun çalışma tarzını, çalışma yöntemini esas almış. Bu, son derece yanlıştır.

BAŞKAN – Sayın Baluken, toparlayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bununla ilgili yanlıştan da umarım geri dönerler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

Darbe Komisyonu daha önce sayısız komisyonun kuruluş kurallarına uygun bir tarzda şekillenmiştir; bunda hiçbir şüphe yok, kural dışı herhangi bir uygulama yok. Burada vurgulanan, Darbe Komisyonunun herkesin ortak hassasiyetine uygun bir çalışma yürütmesi meselesiyse bunun takipçisi eminim Darbe Komisyonundaki bütün partilerin üyeleri olacak, biz dâhil. Ayrıca, kimse kimseden bir şey saklayamaz komisyonlarda, komisyonların çalışmaları aleni çalışmalardır; basın da takip eder, insanlar da takip eder. Kim neyi saklıyor ise onu komisyonda dile getirmek gerekir “Şu saklanıyor, bu saklanıyor.” diye. Sonuçta gizli kapaklı bir iş yapılmıyor, bir komisyonunun çalışmasından bahsediyoruz, ilk defa çalışmayacak.

Benim ümidim ve temennim, bütün siyasi partilerden katılan üye arkadaşlarla birlikte bu Darbe Komisyonunun 15 Temmuzda milletin mukabelesine ve demokrasiye sahip çıkma iradesine uygun bir çalışma gerçekleştirmesidir, hep beraber bunun takipçisi olacağız.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yapılan tartışmalara ilaveten önemli gördüğüm bir hususu da hatırlatmak istiyorum.

Dünkü Komisyon toplantısında komisyonun çalışma usul ve esaslarına ilişkin bazı kararlar alınıyor. Bunun 5’inci maddesinde: “Komisyon süresince ilgili kurum, kuruluşlardan konuyla ilgili uzman görevlendirilmesi, ilgili işlemlerin ve yazışmaların yapılmasında, davet edilecek kişi ve kurumların tespiti hususlarında Komisyon Başkanının yetkili kılınmasına.” diyor. Bu, Komisyonun çalışma amacını kısıtlayıcı bir durum olabilir. Yani burada bu tür bağlayıcı, kısıtlayıcı ve yönlendirici tutumlardan kaçınmak gerekir. Bu alınan kararların belki de en yanlış olanı da bu 5’inci maddedir. Bu 5’inci maddenin yeniden gözden geçirilmesinde fayda var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, yeteri kadar konuştuk sanıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Son bir hususu ifade etmem gerekiyor.

BAŞKAN – Son bir dakika vereyim.

Lütfen…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bostancı’nın ifade ettiği gibi, bu Komisyonu İç Tüzük’ün bizi bağlayacağı şekilde diğer sıradan komisyonlar gibi oluşturma zorunluluğumuz yok. Biliyorsunuz, darbe anayasası yerine sivil, demokratik bir anayasa yapmak için oluşturduğumuz Komisyonda Meclisteki 4 siyasi partinin eşit temsiliyetiyle bir çalışma yürütüldü. Şimdi, darbe anayasasını ortadan kaldırıp yeni bir demokratik anayasa yapmak için eğer siyasi partiler bu şeklide bir yöntemde anlaşabiliyorlarsa darbe kalkışması için oluşturulan bir komisyonda da aynı yöntem ve metodoloji üzerinden anlaşabilirler. Bu, iktidar partisinin bilinçli bir tercihidir. Ve bununla ilgili de altını çizerek tekrar ifade etmek istiyorum, iktidar partisi, darbenin siyasi boyutuyla ilgili süreci sadece Darbe Komisyonuna havale ederek orada her şey tartışılır gibi kolaycı bir yaklaşım üzerinden de asla ele almamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Baluken, toparlayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Darbe Komisyonu kendi çalışmasını yürütür ama darbenin siyasi ayağıyla ilgili hızla kamuoyunun beklediği sorulara cevap vermesi gereken sorumluluğu AKP grubunun yerine getirmesi gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, on saniye sadece çünkü…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Komisyon kurulmuş iki ay önce.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Darbe Komisyonu kamuoyuna açıktır…”

BAŞKAN - Yani yeteri kadar düşüncelerinizi de söylediniz, tekrara girmeyelim lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bu en önemli konu Sayın Başkan, çok önemli.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sadece bir cümle, sadece bir cümle.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Darbe Komisyonu kamuoyuna açıktır, çalışmaları alenidir, basın da izleyecektir.” ifadelerini Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun komisyon çalışmaları sırasında çoğunluk oyuyla Komisyonu kapalı oturuma geçirtmeyeceği konusunda bir taahhüt olarak not alıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yedekci, siz de sisteme girmişsiniz; nedir talebiniz?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – 60’ıncı maddeye göre söz rica ediyorum.

BAŞKAN – Nedir, hangi konuda, konuyla ilgili mi?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ben mimarım biliyorsunuz, Dünya Mimarlık Haftası; bununla ilgili söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, bir dakika süre verelim size de.

Buyurun.

21.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Dünya Mimarlık Günü’ne ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Daha yaşanılabilir bir Türkiye ve bir dünya ancak barış, demokrasi ve adalet kavramlarının mekânsallaştığı nitelikli tasarımla mümkündür. Sosyal, ekonomik, kentsel ve mekânsal gelişme süreçlerinde insan yaşamını doğrudan etkileyen başta barınma ve yaşam hakkı olmak üzere, temel insan hak ve özgürlükleri güvenceye alınmalıdır. Bilinmelidir ki her bir yapı yapıldıkları dönemlerin mimarlık örnekleri ve mirası olan yapılardır.

Yüce Meclisimizin Halkla İlişkiler Binası gibi yıkılarak yok edilmelerine, dolayısıyla tasarımın, mimarlığın, insanın, kentin değersizleştirilmesine sebep olan anlayışa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Çevre, tarih ve kültür değerlerinin korunduğu başka bir dünyanın mümkün olduğu bilinciyle ve inancıyla dikta ideolojisinin mekâna yansıtılmasına inat insan, kent, çevre, doğa, deniz ve derelerin sermeyenin karşısında galip geldiği günler için mücadele eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yedekci.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Müsaade edin cümlemi tamamlayayım; olabilir mi acaba Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Açabilir misiniz mikrofonu?

BAŞKAN – Kayıtlara geçiyor, siz söyleyin lütfen.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Niçin, sadece iki saniyeyi alacak bir şey için yani cümlemizi bile tamamlamamıza…

BAŞKAN- Şu anda zaten kayda geçiyor Sayın Yedekci.

Buyurun.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Tamam, peki, tamam.

…insan, kent, çevre, doğa, deniz ve derelerin sermayenin karşısında galip geldiği günler için mücadele eden dünyadaki ve güzel ülkemdeki meslektaşlarımın Dünya Mimarlık Günü’nü kutlar, daha iyi bir dünyayı birlikte tasarlamayı ve inşa edebilmeyi dilerim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 26, 38, 52, 69, 72, 78, 81, 86, 93, 107, 108, 123, 137, 141, 144, 208, 229, 238, 255, 291, 300, 302, 305, 306, 309, 317 ve 376 ile 391’inci sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Sayın milletvekilleri, Fetullahçı terör örgütünün 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ile bu terör örgütünün faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- (10/276, 277, 278, 279) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/841)

04/10/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimi için 04/10/2016 Salı günü saat 19.00’da toplanmış ve kullanılan 15 adet oy pusulasının tasnifi sonucu aşağıda adları ve soyadları yazılı üyeler karşılarında gösterilen oyu alarak İç Tüzük’ün 24’üncü maddesi uyarınca başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.

Bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                   Reşat Petek

                                                                                                      Burdur

                                                                                         Komisyon Geçici Başkanı

Başkan                       :Reşat Petek (Burdur)                                    9 oy

Başkan Vekili              :Selçuk Özdağ (Manisa)                                 9 oy

Sözcü                         :Mihrimah Belma Satır (İstanbul)                    9 oy

Kâtip                          :Serkan Bayram (Erzincan)      9 oy

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

Üçüncü sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okutulacaktır ancak önergenin tam metni tutanak dergisinde yer alacaktır.

Buyurun.

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu ve 23 milletvekilinin, Roman vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Demokratik bir toplumun temel prensiplerine aykırı olarak, gerek toplumsal gerekse de kamusal düzlemde yaygın biçimde ayrımcılığa uğrayan ve dezavantajlı konumda bulunan Roman vatandaşlarımızın sorunlarının kapsamlı olarak araştırılması ve Romanların toplumdaki dezavantajlı konumunun giderilmesine yönelik çözüm çerçevesinin ortaya konulabilmesi için Anayasa'nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Özcan Purçu                                                         (İzmir)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

3) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

4) Çetin Osman Budak                                              (Antalya)

5) Kazım Arslan                                                        (Denizli)

6) Aydın Uslupehlivan                        (Adana)

7) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                    (Bursa)

8) Ahmet Akın                                                          (Balıkesir)

9) Şenal Sarıhan                                                      (Ankara)

10) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

11) Hüseyin Çamak                            (Mersin)

12) Kadim Durmaz                             (Tokat)

13) Ceyhun İrgil                                                       (Bursa)

14) Lale Karabıyık                             (Bursa)

15) Mehmet Gökdağ                           (Gaziantep)

16) Erkan Aydın                                                        (Bursa)

17) Tur Yıldız Biçer                            (Manisa)

18) Vecdi Gündoğdu                           (Kırklareli)

19) Orhan Sarıbal                                                     (Bursa)

20) Melike Basmacı                            (Denizli)

21) Ömer Fethi Gürer                         (Niğde)

22) Bülent Yener Bektaşoğlu                                     (Giresun)

23) Haluk Pekşen                                                     (Trabzon)

24) Erdin Bircan                                                       (Edirne)

 

Gerekçe:

Demokrasinin temel gereklerinden birisi hiçbir vatandaşın kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğramamasıdır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da her vatandaşın temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanmasını öngörmektedir. Ancak tarihsel ön yargılar ve içinde bulundukları sosyoekonomik koşullar nedeniyle Roman vatandaşlar topluma çoğu kez yeterince entegre olamamakta ve toplumumuzun en dezavantajlı kesimleri arasında yer almaktadırlar.

Türkiye'de yaşayan dezavantajlı toplumsal grupların birçoğundan farklı olarak Romanların sorunlarının temelinde yatan olgu yalnızca siyasal ve ekonomik eşitsizliğin bir sonucu olmanın ötesindedir. Romanlar, ekonomik eşitsizliği de içeren, ancak yalnızca ekonomik eşitsizliğin giderilmesiyle aşılması söz konusu olmayan sosyolojik temelli bir sorun olan “sosyal dışlanma” olgusuyla baş başadırlar. Sosyal dışlanma, en geniş anlamıyla topluma aktif olarak katılamama, sosyal, kültürel kaynaklara erişemeyerek zaman içerisinde toplumla olan bağlarını yitirme anlamına gelmektedir. Sosyal dışlanmanın temel kaynaklarından biri hemen hemen her zaman ekonomik eşitsizlik olsa da, sosyal dışlanmanın çok boyutlu yapısı, eşitsizlik giderici sosyal politikaların sorunu ortadan kaldırmak için tek başlarına yeterli olamayacakları anlamına gelmektedir.

Bu nedenle çok boyutlu sosyal dışlanmaya maruz kalan Romanların topluma yeniden entegre edilebilmesi için yasal dönüşümleri ve pratik yaklaşımları birlikte içeren kapsamlı bir çerçeveye ihtiyaç vardır. Yalnızca yoksulluk giderici sosyal politikaların uygulanması, sorunun yoksulluk boyutunu ortadan kaldırsa da Romanların sosyal dışlanmasına tek başına çare olamayacaktır. Romanların sorunlarının ortadan kaldırılması ve yalnızca kâğıt üzerinde değil, pratikte de eşit yurttaşlar olarak topluma yeniden entegre edilebilmeleri için mekânsal dışlanma, emek piyasasından dışlanma ve kamunun sağladığı sosyal hizmetlere erişememe sorunlarının üçünün de bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde çözülmesi gerekmektedir.

2.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı ve 25 milletvekilinin, Denizli tekstil sektörünün Rusya boykotu sonrası sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/313)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

24/11/2015 tarihinde Rusya'ya ait savaş uçağının düşürülmesi ile Rusya'nın Türk ürünlerine uyguladığı boykot sonrası Türk tekstilcisi zor anlar yaşamaktadır. Özellikle Denizlili tekstilciler zor durumda kalmış ve Laleli pazarına ürün gönderilememektedir. Bu sebeplerle Denizli tekstil sektörünün boykot sonrası sorunlarının yerinde tespiti ve çözüm yollarının bulunması için, Anayasa’nın 8’inci maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutları ile araştırılmasını saygıyla arz ederiz.

1) Melike Basmacı                                                 (Denizli)

2) Kazım Arslan                                                    (Denizli)

3) Kadim Durmaz                                                  (Tokat)

4) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                  (İstanbul)

5) Aydın Uslupehlivan                                           (Adana)

6) Mehmet Gökdağ                                                (Gaziantep)

7) Özcan Purçu                                                     (İzmir)

8) Şenal Sarıhan                                                   (Ankara)

9) Ceyhun İrgil                                                      (Bursa)

10) Ömer Fethi Gürer                                            (Niğde)

11) Namık Havutça                                                (Balıkesir)

12) Devrim Kök                                                     (Antalya)

13) Lale Karabıyık                                                 (Bursa)

14) Vecdi Gündoğdu                                              (Kırklareli)

15) Erkan Aydın                                                    (Bursa)

16) Mahmut Tanal                                                 (İstanbul)

17) Haydar Akar                                                    (Kocaeli)

18) Çetin Osman Budak                                         (Antalya)

19) Ahmet Akın                                                     (Balıkesir)

20) Orhan Sarıbal                                                 (Bursa)

21) Tur Yıldız Biçer                                               (Manisa)

22) Hayati Tekin                                                   (Samsun)

23) Bülent Yener Bektaşoğlu                                  (Giresun)

24) Haluk Pekşen                                                  (Trabzon)

25) Erdin Bircan                                                    (Edirne)

26) Hüseyin Çamak                                               (Mersin)

Gerekçe:

Türkiye Rusya'dan yılda 25 milyar dolarlık ithalat yaparken, Rusya da Türkiye'den 5,9 milyar dolar mal almaktadır. Türkiye için Rusya pazarı yüzde 2,5’luk ihracat pazarı oluşmaktadır. Rusya bizden ağırlıklı olarak tekstil, tarım ürünleri, otomobil, makine, teçhizat ve giyim eşyası almaktadır. Denizli ili ihracat yönünden oldukça önemli bir il olup toplam ihracatının yüzde 61,28'i tekstil ve konfeksiyon ürünlerinden oluşmaktadır. DENİB verilerine göre Ocak-Kasım 2015 aralığında zaten yüzde 14,75 oranında tekstil ürünlerinde bir daralma söz konusudur. Ayrıca Denizli'den İstanbul Laleli pazarına çok sayıda firma, esnaf tekstil ürünleri satarak hem ticaret yapmakta hem de istihdam yaratmaktadır. 24/11/2015 tarihinde Rusya'ya ait savaş uçağının düşürülmesi ile iki ülke ilişkileri sıkıntıya girmiştir. Özellikle tekstil ihracatı yapan firmalar tahsilat yapmakta sıkıntı çekmekte, bu sebeple ihracat firmaları kredilerini ödemekte güçlük yaşamaktadırlar.

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 24 milletvekilinin, Roboski katliamının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/314) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak ili Uludere ilçesinde Türk Silahlı Kuvvetlerince gerçekleştirilen sınır ötesi harekât sonucu 34 yurttaşımız öldürülmüştür. Kamuoyunda Roboski katliamı olarak bilinen olayın araştırılması için kurulan Uludere alt komisyonu son toplantısını 06/03/2012 tarihinde yapmış, hazırlanan rapor, şimdiye kadar hiçbir komisyonda uygulanmamış bir yöntemle görüşülmüş ve toplantı sırasında rapor okunarak değerlendirilmiştir. Alt komisyonun AKP'li üyeleri tarafından büyük bir gizlilik ve sansür uygulanan rapor, kamuoyuna ve özellikle Uludere'de yakınlarını kaybeden ailelere verilen sözlere karşın hiçbir değerlendirme yapılmamak suretiyle ciddiyetini ve rapor olma özelliğini kaybetmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi Ankara milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi Sayın Levent Gök'ün "Uludere Raporu"na koyduğu muhalefet şerhinde belirtilen ve aşağıda özetlenen hususlara göre Uludere alt komisyonunun raporunda;

1) Komisyonun başından beri aradığı hiçbir sorunun yanıtı verilmemiştir.

2) Olayın sorumlu mevkileri ve kişileri işaret edilmemiştir.

3) Ölen yurttaşlarımızın içinde teröristler de olabileceği algısı yaratılmak istenmiştir.

4) Ölen yurttaşlarımızın ailelerinin adalet arayışları, onlara verilen tazminat ve köye yapılan yardımlardan bahsedilmek suretiyle hiçe sayılmış, ailelerin ölen evlatları ve acıları paraya tahvil edilmiştir.

5) Olayın "yaşam hakkının ihlali" olduğuna dair hiçbir değerlendirmede bulunulmamıştır.

6) Olayın terör bölgesinde geçtiği vurgulanarak, olağan bir vaka görülmesine yönelik çaba içerisinde olunmuştur.

7) Başbakanın "Uludere karanlık dehlizlerde kalmayacak." değerlendirmesine karşın AKP'li üyelerin oylarıyla Uludere'nin üstü kapatılmak, örtbas edilmek istenmiştir.

AKP'li üyelerin kabul ettiği metin, yakın tarihimizin en trajik olayı olan Uludere için ve insan hakları, demokrasi açısından tam bir kara lekedir. AKP'nin Uludere'nin soğutulması, karartılması, üstünü örtme çabalarının karşısında kamuoyunun her zaman bilgi alma ve öğrenme hakkı vardır. Gelinen aşamada Uludere'de açılan ve giderek tüm bölgeye yayılan yara sarılmadığı gibi üstü kapatılarak unutturulmaya çalışılmıştır. Uludere katliamının tekrar incelenmesi ve faillerinin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1)        Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

2)        Mahmut Tanal                         (İstanbul)

3)        Özcan Purçu                           (İzmir)

4)        Aydın Uslupehlivan                                       (Adana)

5)        Şenal Sarıhan                        (Ankara)

6)        Çetin Osman Budak                                       (Antalya)

7)        Murat Emir                                                    (Ankara)

8)        Nurhayat Altaca Kayışoğlu      (Bursa)

9)        Barış Karadeniz                                            (Sinop)

10)      Kadim Durmaz                                              (Tokat)

11)      Haydar Akar                           (Kocaeli)

12)      Namık Havutça                                              (Balıkesir)

13)      Devrim Kök                                                   (Antalya)

14)      Ceyhun İrgil                           (Bursa)

15)      Lale Karabıyık                        (Bursa)

16)      Tur Yıldız Biçer                                             (Manisa)

17)      Kazım Arslan                          (Denizli)

18)      Orhan Sarıbal                         (Bursa)

19)      Melike Basmacı                                             (Denizli)

20)      Ömer Fethi Gürer                                          (Niğde)

21)      Bülent Yener Bektaşoğlu         (Giresun)

22)      Mehmet Gökdağ                                            (Gaziantep)

23)      Vecdi Gündoğdu                                            (Kırklareli)

24)      Erdin Bircan                           (Edirne)

25)      Hüseyin Çamak                                             (Mersin)

Özet Gerekçe:

Dönemin Başbakanı 21/12/2012 tarihinde bir televizyon kanalında yaptığı konuşmada "Bu olayı bu kadar basite indirgemeyelim. İkide bir de sivil vatandaş diyoruz, terör örgütünün mensubu da sivildir ama o sivil görüntü altında teröristtir. Bunu da görmemiz lazım. Burada ‘34’te 34'ü böyledir.’ kanısına varmak İçin müsaade edin yargı kararlarını bekleyelim. Bunları görmeden ilk günden itibaren hep sivil, sivil, sivil… Hep böyle geliştirdik bu işi. Ben buna da bir beyin yıkama ameliyatı diyorum." ifadelerini kullanmıştır.

Oysa Uludere olayındaki tek ve yalın gerçeklik ölenlerin çocuk yaşta, sınır ticareti yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olduğu gerçeğidir. Ölenlerin hiçbirinin terör örgütüyle bir bağlantısı bulunmadığı gibi 27'sinin ailesi köy korucusu olup ölenlerden bir kişinin kendisi de köy korucusudur.

Komisyonun AKP'li üyeleri kabul ettikleri raporda bir itirafçının raporun yazımına karar verildikten sonra basında çıkan bir ifadesine yer vererek ve ASELSAN Raporu’nu tahrif edip bir bölümünü montajlamak suretiyle başından beri sürdürdükleri bu tutumlarını bir senaryoya dönüştürmüşlerdir.

AKP'lilerin bu senaryosuna göre bir itirafçı, olaydan bir müddet sonra teslim olduğu yetkililere, bir başkasının kendisine olay günü bir arkadaşıyla beraber kaçakçıların içinde bulunduğunu, bombalama olunca kendilerinin kaçtıklarını söylediğini belirtmiştir. Raporun yazımına 14 Kasım 2012 tarihinde karar verildiği hâlde iki buçuk ay sonra 2013 Şubat ayı başında basında çıkan bu habere AKP'li üyeler birdenbire can simidi bulmuş gibi sarılmışlardır. Oysa Şırnak Valiliğinde Komisyonca 5 Şubat 2012 tarihinde yapılan toplantıda 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanı bu hususa değinmiş ve bunlar ses kaydı ve tutanaklarla kayda geçirilmişti.

ASELSAN Raporu’nun bir kısmını yazıp diğer kısmını sansürleyerek raporda başka bir algı yaratmaya çalışan bu anlayış, çocuklarının parçalanmış cesetlerini arayan ailelerden örgüt üyesi üretmeye cüret edecek kadar gözünü karartmıştır. Bu durum Uludere'de hayatını kaybedenlerin yakınlarını bir kez daha derinden yaralamıştır. Gelinen aşamada Uludere'de açılan ve giderek tüm bölgeye yayılan yara sarılmadığı gibi üstü kapatılarak unutturulmaya çalışılmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 4/10/2016 tarihinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında Hükûmetin yayınladığı 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak kapatılan İMC TV, Azadi TV, Denge TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, TV 10, Van TV, Zarok TV, Ses Radyo, Dünya Radyo, Yön Radyo gibi yayın organlarının kapatılma gerekçelerini incelemek amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5 Ekim 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/10/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/10/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     İdris Baluken

                                                                                                                        Diyarbakır

                                                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

4 Ekim 2016 tarihinde, İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından verilen, 2845 sıra numaralı, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında Hükûmetin yayınladığı 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak kapatılan İMC TV, Azadi TV, Denge TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, TV 10, Van TV, Zarok TV, Ses Radyo, Dünya Radyo, Yön Radyo gibi yayın organlarının kapatılma gerekçelerini inceleme amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesi’nin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5/10/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 25 Temmuz 2016 tarihli, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak yaklaşık on gündür gündemimizi meşgul eden, bazı radyo ve televizyonların hukuktan, yasalardan, Anayasa’dan yoksun, hatta onlara aykırı bir biçimde kapatılmasıyla ilgili olarak partimizin vermiş olduğu önerge lehinde söz almış bulunmaktayım. Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’den söz ettik ama burada daha önce Radyo Televizyon Üst Kurulu üyeliği yapmış biri olarak ifade edeyim ki, Türkiye'de anayasal kurullardan biri Radyo Televizyon Üst Kuruludur ve Anayasa 133’e göre RTÜK’ün gerek müteşekkiliyeti gerekse göreceği iş ve işlemlerle ilgili çok açık tanımlama yapılmış, buna bağlı olarak 6112 sayılı Yasa çıkarılmıştır. Bu yasaya göre, Türkiye'de yayın yapacak olan görsel ve işitsel yayın organlarının tamamı RTÜK tarafından lisanslandırılır ve bunlar yayın hayatı boyunca RTÜK dışında herhangi bir kurum, kuruluş, mevki tarafından müeyyideyle karşılaşamazlar, herhangi bir şekilde kapatılmaları söz konusu olamaz. Bakın, çok açık bir şekilde Anayasa hükmünden söz etmekteyim. Yani 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak bu radyo ve televizyonların kapatılması çok açık bir Anayasa’ya aykırılık teşkil etmektedir. Bu, ya değilse, kanun hükmünde değil, Anayasa hükmünde bir kararname gibi oluyor.

Geçen hafta Meclis resepsiyonunda, bir muhabirin sorusuna cevaben, RTÜK’ten de sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Kurtulmuş ibretlik bir cevap veriyor. Neymiş? “Kapatılan radyo ve televizyonlarla ilgili olarak raporları RTÜK’ten isteyeceğiz. Gerekirse tekrar durumlarını değerlendireceğiz.” Sayın Bakan, birileri size Anayasa’yı veya yasayı yanlış anlatmış çünkü önce rapor istenir, işlem yapılır; daha sonra tasarrufta bulunulur. Siz önce kapatıyorsunuz, daha sonra “Rapora bakalım.” diyorsunuz. Ben dört buçuk yıllık görev sürem boyunca böyle bir ibretlik kararın altına imza atılmış herhangi bir RTÜK kararıyla karşılaşmadım.

Bakın, burada lisanslama, bir televizyon veya radyonun kuruluşunun yetkisi de anayasal olarak RTÜK’tedir; onun kınama, uyarı, idari para cezası ya da lisans iptali yetkisi de RTÜK’tedir. Bu, Anayasa’nın amir hükmüdür. Bu sebeple, kanun hükmünde kararname çok açık bir biçimde, ayan beyan Anayasa’ya aykırıdır.

Bir diğer husus: Özellikle ifade etmek isterim ki, şu saatlerde, şu dakikalarda IMC TV yine korsanvari bir biçimde polis tarafından basılmış, dün yayını durdurulan IMC TV’nin mallarına el konularak bu malların TRT’ye götürüleceği şu dakikalarda beyan edilmiştir. Ya, Allah aşkına, şimdi soruyorum: Bu devlet bir haydut devleti midir, burada hukuk yok mu; yasalara, anayasalara aykırı olmak bir iktidarın aldığı oyla göz ardı edilebilir mi? Bu nasıl bir gasp ve ganimet kültürüdür ki yasa, Anayasa, yargı kararı olmaksızın bir televizyonun, bir yayın organının mallarına el konuluyor, gasbediliyor, ganimet kültürüyle alınıp başka bir yere veriliyor. Ama şunu çok iyi biliyoruz, bunu muhtemelen iktidar yetkilileri de biliyordur: İç hukukta olmasa bile uluslararası hukukta mahkûm edilecek bu kararların altına imza atmak ancak bir garabet olabilir. Ve ifade edelim ki er geç bu kararlar mahkûm edilecek ve açılan davalarda bu kararın altına imza atan siyasi iktidarın mensuplarına rücu edilmek üzere bu mallar ve nakdî, ayni bütün varlıklar tekrar iade edilecektir sahiplerine.

Değerli milletvekilleri, bakın, herkes kendine göre demokrat. 15 Temmuz gecesi televizyonları, CNN TÜRK’ü ve TRT’yi basanlar ile son iki gündür radyo ve televizyonları basan haydut anlayışın arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü darbecilerin fiilleriyle iş ve işlem gören bir siyasi iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. 15 Temmuz gecesi de televizyonlar basıldı, son iki gündür de televizyonlar basılıyor. Ama 15 Temmuz darbecilerinden artı bir yanınız var; onlar mallara el koymadılar, sadece yayın durdurmak istediler, bir talan kültürüyle oradaki malları dağıtıp yerle bir etmediler veya dün özellikle Özgür Radyoda olduğu üzere bir kadın televizyon çalışanı saçından sürüklenerek götürülüp gözaltına alınmadı.

Evet, siz yeni Türkiye’den böyle gurur duyabilirsiniz, sizin gurur duyduğunuz Türkiye’nin demokrasi kalibresi ve anlayışı bu olabilir. Ama ben ifade etmek isterim ki, bakın, değerli milletvekilleri, dün Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda haksız bir şekilde tutuklanan gazeteciler vardı ve iktidar mensupları ne diyordu, ”Onlar gazetecilikten tutuklanmadılar, bilmediğiniz durumlar var.” diye o gazetecilerin tutuklanmasını meşru görüyordu. Bugün yine aynı gerekçe. Neymiş? Gazetecilik veya yayıncılık faaliyetlerinden ötürü değilmiş. Baskıcı devletler her dönem için demokrasi mücadelesi verenleri terörize etmelidirler ki kendi faşizan yöntemlerine meşruiyet alanı sağlayabilsinler. Ve bugün sessiz kalanlar veya destek verenler bu ülkenin karanlık geleceği için katkıda bulunduklarını unutmamalıdırlar. Ve bugünlerde kapatılan TV kanalları ifade ve basın özgürlüğünü çok fazla aşan bir gerçekliğe tekabül etmektedir, o da şudur: Kürt’e dair ne varsa bir saldırı altındadır. Bakın, Kürt’e dair ne varsa iktidarın saldırısı altındadır. Belediyesi hedeftir, dernek ve sendikaları hedeftir, TV ve radyoları hedeftir, öğretmeni ve öğrencisi hedeftir, Kürt’ün vekili de asili de hedeftir, yaşlısı da bebesi de hedeftir. Son bir yılda bu iktidar döneminde bunların hepsine şahit olduk ama şunu ifade edeyim: Eğer bir Türkiye aydını olarak kendini addeden, bir Türkiye sevdalısı olarak kendini addeden siyasetçi kim varsa işe vurgunun yapıldığı yerden başlamalıdır.

Bu anlamda, ben özellikle Fransız aydın Sartre’dan bir alıntıyla konuşmama devam etmek istiyorum. Sartre saldırı altında olan Cezayir işgaline ve saldırılarına, o dönemki Fransız faşizmine dönük şunu söylüyor: “Başta hiçbir şey bilmiyordunuz, buna inanmaya razıyım. Sonra şüphe duymaya başladınız ve artık biliyorsunuz ama gene de suskun kalıyorsunuz. Sekiz yıllık bir suskunluk artık zarar verir, hem de boş yere zarar verir. İşkencenin kör edici parlaklığı gökyüzünün en yüksek noktasında tüm ülkeyi aydınlatıyor. Bu parlak ışık altında tek bir kahkaha bile artık samimi çıkmıyor. Öfke ve korkuyu maskelemek için boyanmamış tek bir yüz, tiksintimizi ve suç ortaklığımızı ele vermeyen tek bir hareket yok artık. Bugün nerede iki Fransız buluşsa aralarında ölü bir beden var. Bir mi dedim? Fransa vaktiyle bu ülkenin adıydı ama bugünden itibaren, 1961 itibarıyla Fransa bir ülke adı değil, bir psikonevroz hastalığının adıdır.” Aynı şeyi Türkiye için söylüyorum. “Yeni Türkiye” safsatası altında bir ülke özlemini bu kitlelere yutturmaya çalışanlar aslında Türkiye’yi bir ülke ismi olmaktan çıkarıp bir psikonevroz hastalığı ismine dönüştürmeye çalışıyorlar.

Buradan hareketle, değerli milletvekilleri, bakın, Kürt’ün kapatılan televizyonlarıyla ilgili… Govend TV, halay yasak; Zarok TV, çocuğuna çizgi film yasak; müzik kanalı yasak, haberi yasak. Gerçeklerden bu kadar korkan, bakın, çocuğun çizgi film önünde duyacağı hazdan bu kadar korkan bir ülke rejiminin, medya veya basın özgürlüğü bir yana, ülke olma kimliğini giderek kaybettiğini ve toplumsal muhalif bütün kesimleri hedef hâline getirdiğini unutmayalım.

Yine unutmayalım ki bugün Kürt’ün dışında sessiz kalanlar, Nazi zulmü altında sıranın en son geldiği rahibin kaderinden kurtulamayacağını bilmelidir. Sıra birilerine geldiğinde artık onlara destek verecek, onun feryadını duyacak kimse kalmayabilir.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Konu, tabii kanun hükmünde kararnamelerle ilgili; kapatılan televizyonlar, el konulan malları ve gazeteler olunca bizim başvurabileceğimiz, pozitif hukuk açısından argüman Anayasa’mızın 30’uncu maddesi.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 30’uncu maddesine baktığımız zaman açık ve net; “Basın Araçlarının Korunması” başlık: “Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle…” Tekrarlıyorum, altını kalın çizgilerle “…suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz.” der. Mevcut olan bu Anayasa’yı -güya daha demokratik bir anayasa yapmaya çalıyoruz- beğenmediğimiz bu Anayasa’yı işte “12 Eylül askerî darbesi yaptı.” deniliyor, bu Anayasa’ya bile riayet edilmiyor. Yapılan uygulamalar buna uygun mu? Gayet açık ve net; baktığımız zaman, aynı zamanda Anayasa’daki 25, 26’ncı maddesiyle özgü baktığımız zaman, hepsi tamamen buna aykırı. Daha ötesi, kaynak açısından ben hem Parlamentonun hem Türkiye’nin bilgisi olması açısından “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye’de Olağanüstü Hâl Rejimine Etkisi…” Baktığımız zaman, burada televizyonların, gazetelerin… Yayın organlarının gazetecilerinin cezaevine atılması bugüne kadar hep Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulunmuş ve Türkiye mahkûm edilmiş durumda değerli arkadaşlar. Buradaki Türkiye’nin ödeyeceği tazminatların tamamı yine vergi olarak vatandaşın ekmeğinden, suyundan alınıyor, kesiliyor, yine bunun faturası vatandaşın aleyhine düzenlenmiş oluyor. Biz, kim suç işlemişse mutlaka cezalandırılmalı, buna hep yürekten katılıyoruz ancak ve ancak darbe girişimi, FETÖ terör örgütü bahane edilerek bunun sulandırılmasını kabul etmiyoruz.

Kaldı ki burada biz daha ayrıntılı bir çalışmaya baktığımız zaman, bu Meclis gayet rahat şunu da kabul etti yani herkes bu konuda hemfikir: 12 Eylül 1980 askerî darbesi, faşist cunta bir rejim mi? Bu, faşist bir rejim mi? Darbeci miydi? Darbeciydi. Bunda bir sıkıntı var mı? Yok. Peki, ben şimdi 12 Eylül 1980’deki darbe ile bugün kanun hükmünde kararnamelerle yapılan işlemleri yani darbeci zihniyetin yaptıkları ile bugünkü “Sivil iktidarım.” diyenlerin yaptıklarının bilimsel anlamda bir tablosunu sizlere izah etmeye çalışacağım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 15 Temmuz sürecinde hakkında işlem yapılan öğretim görevlisi: 2.500 öğretim üyesi işsiz bırakılmış, 2.346 kişi de ihraç edilmiş 15 Temmuzda. Peki, 12 Eylülde ne olmuştu? 120 öğretim üyesi olmuştu görevden alınan. Peki, aynı şekilde hakkında işlem yapılan, 15 Temmuzdan sonra memur sayısı 50.589; 12 Eylülde 7.245.

Aynı şekilde, 15 Temmuzda kapatılan yayınevleri ve dağıtım kanalları 29; 12 Eylülde yok.

Kapatılan sağlık kurumları sayısı 15 Temmuzda 35; 12 Eylülde yok.

Kapatılan anaokulu, ilkokul ve liseler 934; 12 Eylülde yok.

Kapatılan kız ve erkek öğrenci yurtları 12 Eylülde yok; 15 Temmuzda 109.

Kapatılan vakıflar 12 Eylülde yok; 15 Temmuzda 104.

Kapatılan dernek, federasyon ve konfederasyon 15 Temmuzda 1.125; 12 Eylülde 23.700 faaliyetten men.

Kapatılan üniversiteler 15 Temmuzda 15; 12 Eylülde yok.

Ve bakıyoruz, aynı şekilde kapatılan ajanslar 15 Temmuzda 3; 12 Eylülde yok.

Kapatılan televizyonlar 15 Temmuzda 16; 12 Eylülde yok.

Kapatılan radyolar 15 Temmuzda 23; 12 Eylülde yok.

Kapatılan gazeteler 12 Eylülde yok; 15 Temmuzda 45.

Kapatılan dergiler 15 Temmuzda 15; 12 Eylülde yok.

Değerli arkadaşlar, kapatılan yayınevleri ve dağıtım kanalları 29; 12 Eylülde yok.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – O dönemdeki televizyon sayısı ile gazete sayısı var mı Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi buna baktığımız zaman…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) - Kaç tane televizyon vardı 12 Eylülde?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Oranları söylüyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Anayasa’mızın 38’inci maddesinin birinci fıkrasını aynen okuyorum… (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kürsüde bir milletvekili konuşuyor. Lütfen.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Anayasa’mızın 38’inci maddesi “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlığını taşır. Birinci fıkrası aynen şu şekilde: “Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”

Peki, değerli arkadaşlar, başlıklar şeklinde söylüyorum: Sendikalar, bu mevcut olan Aktif Sendikası ne zaman kuruldu? 17-25 Aralık 2013’ten sonra kuruldu Ne zaman? 2 Ocak 2014 tarihinde. Sizin Millî Eğitim Bakanlığınız Türkiye’deki 81 ile genelge gönderiyor, “Lütfen bu konuda üye yapın.” diyor, resmî belge değerli arkadaşlar, geçin bakın.

İki: Sendika nasıl kuruluyor? Bir: İçişleri Bakanlığı diyor ki: “İç tehdit anlamında, dış tehdit anlamında bir sakıncası yoktur.” İki: Millî Eğitim Bakanlığı diyor ki: “Üye kaydetmenin mahzuru yoktur.” Çalışma Bakanlığı sendikanın kuruluşunu tescil ediyor.

Peki, arkadaşlar, sizin MİT’iniz var, sizin elinizde her türlü aracınız, istihbaratınız var, bu sendikanın suç işlediğini eğer siz biliyorsanız niçin açılışına izin verdiniz, niçin vatandaşı üye yapmasını sağladınız? Bu öğretmenlerin sendika aidatını, Bakanlık bizzat bunu keserek sendikaya yatırmadı mı?

Bizde, Şanlıurfa’da avcılık olur. Keklik avına çıkarsınız, kekliği kafese, okuyacağı güzel bir yere koyarsınız. Keklik gayet rahat orada öterken diğer yabani keklikler gelir, avcı da pusuda bekler, gelen tüm keklikleri avlar.

Siz de derneğin açılışına izin vereceksiniz, vakıfların açılışına izin vereceksiniz, banka suç işlemişse bankayı kapatmayacaksınız, bankanın açılmasına izin vereceksiniz; vatandaşa pusu kurmuş oluyorsunuz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Mahmut, pişman mısın? Mahmut Bey, pişman oldun mu?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yani nasıl ki dediğimiz o keklik avcısı kekliği oraya koyup, tüm yabani keklikleri çağırıp onları avlıyorsa siz de vatandaşı avladınız.

Yani netice itibarıyla burada eğer FET֒yle iş birliği varsa gayet rahat Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerine bakmak lazım, bakanlarına bakmak lazım, Cumhurbaşkanına bakmak lazım, büyükşehir belediyesine bakmak lazım.

Değerli arkadaşlar, siyaset suçun tarihini belirleyemez. Nedir suçun tarihi? Efendim, yok, 17-25 Aralıktan sonra… Suçun tarihi ceza hukukunda, 66’ncı maddede var. Ne der? Suça, yardım ve yataklıktan dolayı kimlerin bunlara ne katkısı varsa komple cezalandırılması lazım.

Değerli arkadaşlar, burada, bir: Biz, şu konuda kim mağdur olmuşsa, kim zalim davranmışsa, hep zalimlerin karşısına dikildik, hep hukuku savunduk, hukukun üstünlüğünü savunduk, demokrasiyi savunduk, kimler suç işlemişse mutlaka cezalandırılmasını istedik.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Halis Bey, sor ona, pişman olmuş mu?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, bir beyefendi bağırıyor. Arkadaş, Dişli kim? Sizin Genel Başkan Yardımcınız. Peki, 2 numaralı darbe girişimcisi kimdi? Kardeşiydi. Hani suçta ve cezada kanunilik ve kişisellik ilkesi vardı? Siz bunu açığa almayacaksınız, 2 numaralı darbe girişimi olacak, efendim, birisinin eğer orada suçu yoksa da, bankaya para yatırmışsa tüm ailesini işten atacaksınız. Böyle adalet batsın değerli arkadaşlar; böyle adalet olmaz, böyle bir düzen olmaz. Cezaların şahsilik ilkesi… Size gelince masumiyet ilkesi var, cezaların şahsilik ilkesi var, garibim, kimsesiz vatandaşa gelince kolektif bir cezalandırılma var. Kolektif cezalandırılma İlk Çağ’da vardı, Orta Çağ’da kolektif cezalandırılma kalktı. Orta Çağ’dan sonra gayet rahat, cezaların şahsiliği kalktı.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Mahmut Bey…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bağıran arkadaşım, senin zenginlik ölçütün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ne zamandan itibaren fabrika sahibi oldun? Bu iktidar sayesinde değil midir? Fabrikalarınızın hesabını verin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yerimden bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Tanal, 80 ihtilalinde kaç tane televizyon kanalı vardı da kapansın?

BAŞKAN – Sayın Bostancı’yı dinliyoruz. Lütfen…

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Karanlık bir örgütle mücadele ediyoruz. Bu örgüt kırk küsur yıldır faaliyet gösteriyor. Sureti haktan göründüğü zamanlar var, aleni bir şekilde darbe kastına dönük olarak faaliyetlerini yürüttüğü zamanlar var. Bunları birbirinden ayırmak elbette hukukun işi ve suçun şahsiliği ilkesi çerçevesinde her ne yapılıyorsa yapılıyor. Bunun dışında keyfî, herhangi bir şekilde falanı da filanı da bu işin içerisine katalım tarzında bir yaklaşım kesinlikle söz konusu değil. Esasen, hem hukukun gereği olduğu için hem de her haksız uygulama sonuçta topluma ve siyasete bir maliyet olarak geri döneceği için bu konuda son derece dikkatliyiz, bunu belirteyim.

Ayrıca, 12 Eylülle bu 15 Temmuz mukayesesi kesinlikle doğru ve tutarlı bir mukayese değil. 12 Eylülde ben de gazetecilik yapıyordum, albaylar arıyorlardı ve ne yazmamız gerektiğini bize nazikane bir şekilde söylüyorlardı, başka uygulamalar da vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Orada, sonuçta darbeyi yapan emir komuta içerisinde bir askeriye var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Naci Hocaya söz verelim biraz daha çünkü CHP varsa herkes… Onun da hakkını savunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen müsaade edin, Genel Kurulu idare ediyorum ben.

Bir dakika daha ek süre vereceğim size, buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

12 Eylülde emir komuta zinciri içerisinde askeriyenin yaptığı bir darbe söz konusuydu, 15 Temmuzda ise toplumsal alanda örgütlenmiş; iktisadi, medya alanında, iş adamı dünyasında örgütlenmiş ve nihai olarak askeriyede de kendi çetesini kurmuş bir yapının müdahalesi söz konusuydu. Buna mukabele ederken, bunu tecziye ederken elbette her türlü illiyet bağlantısı çerçevesinde çeşitli konulardaki elemanlarına karşı da takibat ve hukuki işlemin yapılması aklın gereğidir. Bu mukayese doğru olmamıştır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika.

23.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Doğrusu, Sayın Bostancı’yı dinlerken hayretler içerisinde kaldım ben. Burada, bu yapılanmayla ilgili kırk yıllık bir süreçten bahsedip ortaya çıkan hukuki süreçleri kendisine göre değerlendirmesi AKP’li yetkililerin sıkça başvurduğu bir yöntem olarak yansıyor.

Sayın Bostancı’ya şunu hatırlatmamız gerekiyor: Tam da bu yapılanmayı tarif ettiği bütün o suç unsurları, kendisinin devleti yönetme organı olarak kabul ettiği Milli Güvenlik Kurulunda 2004 yılında tespit edilmişti yani bundan tam on iki yıl önce Sayın Bostancı’nın bu cemaat yapılanmasına isnat ettiği bütün suçlar MGK tarafından tespit edilmiş ve karar altına alınmıştı. O dönemin Başbakan yardımcıları ya da hükûmet yetkilileri de çıkıp bu Millî Güvenlik Kurulu kararının geçersiz olduğunu ve hiçbir şekilde dikkate alınmayacağını belirtmişlerdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, toparlıyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Bir dakika daha veriyorum. Toparlayalım lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani burada böyle sübjektif, rölatif değerlendirmelerle geçiştirilecek bir durum söz konusu değil. Biz, MGK’nın genel olarak o tüzel yapısına karşıyız, bir darbe kurumudur, olmaması gerekir ama AKP Hükûmeti, MGK’dan bugüne kadar aldığı bütün kararları hayata geçiren bir hükûmettir. Madem böyle, o zaman, on iki yıl önce MGK’nın tespit ettiği bu yapılanmayı niye AKP üstüne gitmeden büyütmeye devam etmiş? Niye bunu geçiştirmiş? Niye devletin bekasını böyle tehlike altına atıp da ülkeyi bir darbe eşiğine, bir darbe boğazlaşmasının içerisine sürüklemiş? Bunun cevabının verilmesi gerekir. Bunun cevabı verilmediği gibi, bugün de darbeyle ilgili olan siyasi ayak bilinçli bir şeklide korunuyor. Bu darbecilerle her kim iktidar partisi içerisinde ilişkilenmişse korunuyor; açık ve nettir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 4/10/2016 tarihinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında Hükûmetin yayınladığı 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak kapatılan İMC TV, Azadi TV, Denge TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, TV 10, Van TV, Zarok TV, Ses Radyo, Dünya Radyo, Yön Radyo gibi yayın organlarının kapatılma gerekçelerini incelemek amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5 Ekim 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde son olarak İzmir Milletvekili Sayın Atila Sertel konuşacak.

Buyurun Sayın Sertel. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, sizi saygıyla selamlıyorum. Açılışta demokrasi ve barış vurgusunu o kadar güzel yaptınız ki aynı vurguya katılmamak mümkün değil ancak Türkiye’de yaşananların sizin iyi niyetinizle örtüşmediğini belirterek konuşmama başlamak istiyorum.

Hayatını gazeteciliğe vermiş bir arkadaşınız olarak, fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, fikrin özgürce söylenmesi noktasında hangi görüşten olursa olsun siyasi görüşüne katılmasak da özgürlüğü savunan bir insan olarak burada söyleyeceklerimi sanıyorum, AKP’li milletvekili arkadaşlarımız dikkatle dinleyeceklerdir. Buraya çıkmadan önce 31 AKP’li vekil arkadaşımızı saymıştım, zaman zaman değişiyor, 21’e düşüyor, 23’e; yüzde 10 civarında bir vekil topluluğu bizi dikkatle izliyor; o da güzel. Şimdi, benim söyleyeceklerimin bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkmamasını, dikkatle dinlenmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum.

Arkadaşlar, Hayatın Sesi televizyonunu ya da Yön Radyo’yu ya da TV 10’u, başka kanalları darbeyle hiç ilişkilendirebilir misiniz? Onlar emeğin, özgürlüğün, özgürce dünya düşüncesini söylemenin ötesinde hangi faaliyette bulundu da darbenin, FET֒cülüğün hangi kanalından ses verdi de siz bunları kapatma cihetine gittiniz? Hayatın Sesi, Hayat TV işçilerin, emekçilerin boğazlarından kestiği lokmalarla ayakta durmaya çalışan ve işçilerin sesini Türkiye’ye taşımaya çalışan bir kanal. Milyon dolarlarla kurulmadı bu saydığımız kanalların hiçbiri; emekle kuruldu, dirençle kuruldu, mücadele içerisinde çıktı.

Şimdi, darbe aslında özgürlüklere karşıdır. Bu darbe gerçekleşmiş olsaydı inanın bundan fazlasını yapacaklarını düşünmüyorum, inanın. Özgürlükler açısından bakıldığı zaman, 12 Eylül ile AKP iktidarının kıyaslanması bile AKP’li vekiller ve iktidar için bir zül olması gerekmektedir, zül olarak adlandırmaları gerekmektedir. “Ya, bizi 12 Eylülle nasıl kıyaslıyorsunuz arkadaşlar?” diye isyan etmeniz gerekmektedir. “O zaman o kadar radyo vardı, şimdi bu kadar radyo var. O zaman o kadar gazete vardı, o zaman o kadar özgürlük vardı, şimdi yok.” gibi bir anlayışla kendinizi 12 Eylülle kıyaslatıyorsanız bu ayıp gerçekten size yeter diye düşünüyorum. TÜİK rakamlarına da baktığımızda, 7 bin gazetecinin bu süreç içerisinde işsiz kalmasının ötesinde bu televizyonların, gazetelerin, radyoların gerçekten, kapatılmasıyla 2.500 gazetecinin de işsizliğe mahkûm edildiğini bilmenizi isterim. Sizinle zamanında aynı görüş paralelinde yürürken desteklediğiniz, hatta “Basın İlan Kurumunda 800 bin tirajı var kardeşim, ona göre resmî ilan alması lazım. Zaman gazetesi abone yapıyor kardeşim. Sen niye buna karşı çıkıyorsun? Resmî ilanlardan elbette ki 800 bin tirajla faydalanacak.” diyenler biz değiliz, sizsiniz. Biz onun karşısında Resmi Gazete satışını savunurken siz 800 bin tirajına göre o gazeteyi beslediniz, kanalları beslediniz.

Biz birçok gazeteci meslektaşım, arkadaşımla televizyon programlarına çıktık. Gazeteciler Federasyonu ve Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak o zaman da özgürlükleri savunuyorduk. Ergenekonda gazeteci arkadaşlarımız, aydınlar tutukluyken biz “Arkadaşlar, bu arkadaşlarımızı yargılıyorsunuz ve içeride tutuyorsunuz. Ancak, bu arkadaşlarımızın sonuçta beraat etmesi hâlinde Allah’tan başka kimse onların ömürlerine ömür katamaz.” dediğimizde “Ya, zamanı gelince aklanırlar. Yatan yatar.” diyen anlayışla siz karşımıza çıkıyordunuz. Bunlar doğru değildi arkadaşlar. Bugün de aynı uyarıları yapmakla mükellef hissediyorum kendimi, samimiyetle bunu yapıyorum.

Yine gazeteci kökenli olan ve darbeyle ilişkisi belirlenmemiş, eline silah almamış, herhangi bir kalkışmanın içinde olmamış insanları sadece görüşlerini yazdı ve beyan etti, bildirdi diye cezaevine atmak ve onları uzun süre içeride tutmak doğru değil arkadaşlar. Bu konunun da çok önemle altını çiziyorum.

45 gazete kapattınız 15 Temmuz sonrası. Sonra 16 televizyon kapattınız, sonra 15 dergi kapattınız ve 22 radyoyu kapattınız. Yetinmediniz, geçen gün yani dün 12 televizyonu, 11 radyoyu daha kapattınız. İMC TV, Hayatın Sesi TV, Denge TV, Jiyan TV, Zarok TV, Van TV, Yön Radyo… Yön Radyonun türkülerinden korktunuz arkadaşlar; sözünden, sazından, telinden, türkülerden çekindiniz, korktunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Bunlar toplum kesimi tarafından dinlenen kanallar. Örneğin Yön Radyo, Alevi kesimine seslenen, türkülerini çalan bir radyo. Yine TV 10, aynı kesime seslenen bir televizyon. Bunları hangi suçla hangi iştirak içerisinde gördünüz de şırak diye kapattınız?

Arkadaşlar, TRT’ye kalsaydınız darbe o akşam gerçekleşebilirdi biliyor musunuz? Ben TRT’nin kanalını izlediğimde inanılmaz bir şey gördüm. Darbe bildirisini okuyordu bir hanımefendi. İyi sesli bir spikerdir, iyi tanırım kendisini. Darbecilerin bildirisi okunurken o sırada Sayın Cumhurbaşkanı hiç sevmediği ve zaman zaman cezalandırdığı, zaman zaman da vergi müfettişleriyle ayağına çağırdığı kanala, o yasakladığı İnternet, o yasakladığı sosyal medya -Twitter- üzerinden resmiyle, sesiyle çıktı. İyi ki o kanallar var ve iyi ki o kanallar yaşıyor arkadaşlar. Eğer TRT’ye kalsaydık vaydı ki hâlimize vay; neydi, ne yapacaklardı, onu merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, bu ülkede bazı şeyleri çok açık konuşmak lazım. Bankaya para yatırdı diye polisi, öğretmeni, memuru, işçiyi alıyorsunuz, işinden ediyorsunuz, aşından ediyorsunuz, açlığa ve sefalete mahkûm ediyorsunuz. Peki, aynı bankadan milyon dolar kredi çekerek boğazda yalı alan AKP çığırtkanı bir gazeteci hanımefendiye ve eşine niye hâlâ büyük kanallarda AKP savunuculuğunu üstlendiriyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Soruyorum, bu doğru mudur, hak mıdır, bunu soruyorum.

Sevgili arkadaşlarım, AKP çığırtkanı olunabilir, buna saygı duyarım ama oradan nemalananlara hiç saygı duymam. Düşüncesini maddi menfaat karşısında değil de namusluca ve onurluca savunacak herkesin elini sıkarım ama “Ver bu taraftan, biraz da bu taraftan.” diyen anlayışla, düzen anlayışıyla, Ersin Düzen anlayışıyla hareket ve o beslenen medyanın sonuçta size de hayır getirmeyeceğini sözlerime eklemek istiyorum.

Sevgili arkadaşlarım, sözlerimi bitireceğim. Hüseyin Avni Mutlu’yu hatırlıyorsunuz. Hüseyin Avni Mutlu İstanbul Valisiydi. Gezi olayları sırasında çocuklarımız vurulurken, Berkin Elvan 14 yaşında kurşunlanırken, insanların üzerine TOMA’larla gaz sıkılırken, boğulurken, öldürülürken, işkence edilirken, çocuklar sakat bırakılırken, gözleri plastik mermiyle çıkarılırken İstanbul Valisiydi Hüseyin Avni Mutlu. Twitter’da da Gezicilerle alay eden ve onları küçümseyen randevularıyla da çok iyi hatırlanır İstanbul Valisi. Ben geçen gün bir yetkiliye söyledim: “Hüseyin Avni Mutlu’yu hatırlıyor musunuz?” dedim. “Hatırlıyorum.” dedi. “Şimdi nerede?” dedim. “Şimdi Silivri’de.” dedi. İşte, Silivri’de olunabiliyor. Demek ki -AKP iktidarının güdümünde, emrivaki- sorgusuz ve sualsiz devletin valisi olacağın yerde AKP’nin valisi olursan sonunda gidersin Silivri’ye.

Bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum. Benim hemşehrim Hüseyin Çapkın. Hayatım boyunca da siyaseten hiç örtüşmedim, ne zaman karşı karşıya gelsem onunla kavga etmişimdir. Ama adamı çiftliğinden aldınız, İstanbul’a emniyet müdürü yaptınız. Şimdi nerede? Mal varlığına el koydunuz, Silivri’de.

Arkadaşlar, size son sözlerimi söyleyeyim: Size güven olmuyor. Siz hemen kandırılmaya açık ve hemen kandırmaya yatkın ve insan harcamaya açık bir partisiniz, sonunuz ilk seçimde gelmiştir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Mardin Milletvekili Sayın Orhan Miroğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Miroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; kuşkusuz önemli bir mesele yani medyanın özgürlük alanının genişlemesi, var olan alanın korunması, düşünce özgürlüğünün bütün siyasi partilerimiz tarafından makbul bir düşünce olarak, makbul bir fikir olarak görülmesi. Bunları tabii zaman zaman Meclis çatısı altında tartışıyoruz. Ama, tabii, burada aslında içerik olarak, muhteva olarak neyi tartıştığımızı bilmemiz lazım. Yani, bu kapatılan birtakım yayın organları içerisinde -işte arkadaşlar söylediler- Zarok TV gibi ya da Yön Radyo gibi kanalların tekrar, yeniden gözden geçirilmesi elbette ki benim de istediğim bir şey. Ama, burada bir medya var ki bu medya bu ülkede şiddetin ve tarihin başladığı günden bugüne bu şiddet ve teröre ilişkin politikalarında hemen hemen hiçbir değişiklik yapmıyor; şimdi bunun altını çizmek istiyorum.

İkincisi: HDP Grubu adına konuşan değerli milletvekilimiz bu meseleyi sanki bütün Kürt medyasına yönelmiş bir baskı, bir tehdit, bir hedef gibi anladığını ifade etti. Bu böyle değil. Yani, hepimiz çok iyi biliyoruz ki bugün Kürt medyası adına yayın yapan organlar sadece PKK’nin kontrol ettiği alanda yayın yapan organlardan ibaret değil. Mesela, BasNews gibi bir gazete var ve bu, belki sizin zaman zaman fikirlerinize başvuran, sizin de görüşlerinizi alan çok iyi ve güçlü bir yayıncılık yapıyor. Yine, Rudaw var, radyo ve televizyon yayıncılığı yapıyor ve maalesef Rojava bölgesinde Rudaw’ın ne okunması ne de haber yapması bugün mümkün değil. Demin arkadaşımız çok güzel ifade etti; eğer böyle bir şey olursa, evet, hepimiz karşı çıkalım. İMC TV’nin basılması sırasında ya da İMC TV’deki bir işlem sırasında bir kadına, hanımefendiye yönelik baskı; evet, bu eleştirilebilecek bir şey, varsa öyle bir şey, hepimiz karşı çıkalım. Ama, şimdi, şunu da görelim: Yani, standartlar olmasın bu alanda. Nedir bu? Rudaw’ın muhabiri bir süre önce Rojava bölgesine giremedi, hamile bir kadındı bu ve tekmelendi orada. Bunu da bu arkadaşlarımız ifade edelerse gerçekten sevineceğiz ama bunu ifade etmiyorlar.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne ilgisi var?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Müsaade ederseniz… Bakın ben sizi dinledim, müdahale etmeyin.

Şimdi, bu ikincisi ya bu Sartre örneği, Sartre’ın sömürgeciliğe karşı tutumunu tartıştığımızda burada bu tutuma karşı çıkacak bir tek kişi var mı? Mesele bu değil. Mesele şudur bence: Sartre eğer bugün yaşasaydı DAİŞ’in Avrupa düzeyinde ve hatta bütün dünyaya yaydığı şiddet ve terör politikası karşısında ne düşünürdü, biz bunu tartışıyoruz, yoksa Sartre’ın Cezayir’in Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında sömürgeciliğe karşı...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – İMC DAİŞ’in yayın organı mı ya?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Ertuğrul Bey, dinleyin lütfen.

...tutumunda bir sorun yok, o tutum elbette ki makbul bir tutumdur ama eğer bugün Sartre yaşasaydı acaba DAİŞ adına Paris’te yayın yapacak bir organın meşru olduğunu savunabilecek miydi ya da savunur muydu böyle bir şeyi ya da kendisi veya başka Fransız aydınları bu yayın organında acaba köşe yazarlar mıydı?

Şimdi, değerli HDP Grubunun gerekçesinde şöyle bir şey var, tümünü okudum, size tümü konusunda bir şey söylemeyeceğim ama şurada çok önemli bir cümle var bence, tam başlangıçta: “668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de yer alan millî güvenliği tehdit eden yapı, oluşum ve gruplar ile terör örgütlerine aidiyeti belirlenen kanallar.” Şimdi, bu aidiyeti konuşmamız lazım. Bu kanallarda bu aidiyet var mı yok mu?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Kim belirlemiş?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Dünyanın hangi ülkesinde Türkiye’ye karşı savaş yapan bir örgütün -ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde de olabilir ama tabii ki biz Türkiye’yi konuşuyoruz- eş başkanı köşe yazısı yazabilir? Dünyanın hangi ülkesinde bu örgütü yöneten 3’üncü sıradaki insan yine düzenli köşe yazısı yazabilir? Böyle bir şey olamaz. Tutum buna karşıdır, yoksa tutum Kürt medyasının yayıncılık politikasına falan ilişkin değildir. Yani İMC TV’de türkü programı da olur, bilmem ne programı da olur, ona kimse karşı çıkmaz, tıpkı TRT Kürdî’deki programları hepimizin beğeniyle izlemesi gibi, burada hiçbir problem yok ama problem şu: Şiddet ve terör meselesidir ve bu meseleye bu medya sağlıklı bir biçimde bakmadığı sürece başı beladan kurtulmayacaktır. Yani geçmişte toleransla karşılanan bu meselede artık herkesin çok iyi düşünmesi yani şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım. Bilhassa hendek meselesi üzerinden bu ülkenin yaşadığı bu acı ortadayken, hâlâ bölgede 60 bin konut inşa edilmeyi bekliyorken, 300 bin kişi evini barkını terk etmek zorunda kalmışken, bu örgüt mensubu 7 bin kişi hayatını kaybetmişken, bu örgütle mücadele eden 600 güvenlik görevlisi şehit olmuşken kimse kusura bakmasın, teröre ve şiddete toleransla yaklaşan, hatta bunun propagandasını çok ciddi bir biçimde yapan yayın organları, demokrasiyi korumak adına, elbette ki engellenecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu yapacağımız yerde şöyle mi düşünelim? Ben, mesela HDP’deki arkadaşlarımızın, dostlarımızın gerçekten de samimiyetle şunu bir muhasebe etmelerini isterim. Kürtler adına bugün hangi fikirler savunulamıyor? Bugün, Türkiye’de “Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi” ismiyle kurulan bir parti var ve bu parti şu an siyasi faaliyetler yapıyor. Aynı şekilde, Kürdistan Azadi Partisi var Türkiye’de. Bizim yasalarımıza göre kurulmuş bu 2 parti, HDP’nin siyasi olarak güçlü olduğu yerlerde alternatif bir siyaset yapmaya çalışıyorlar, bu da doğal hakları. Burada hiçbir yayın organı kalkıp da “Ben Kürtlere demokratik özerklik savunduğum için kapatıldım.” diyemez ama o demokratik özerkliğin -buna inanmak ayrı bir şeydir, bunun siyasetini yapmak ayrı bir şeydir- 10 bin kişinin katledildiği haksız bir çatışma –tırnak içerisinde- haksız bir savaşa göre şekilleneceğini söylemek ve buna inanmak elbette ki bugünün Türkiye koşullarında savunulacak bir şey değildir dolayısıyla bir muhasebe yapılmalı. Bu muhasebeyi PKK yapar mı, onu bilemem ama HDP’li arkadaşlarımızın bu muhasebeyi yapmaları gerekiyor. Federasyonu savunabilirsiniz, savunan partiler var, bağımsızlığı dahi. Bugün Kürt aydınları arasında, Kürt sivil toplumu içerisinde bağımsızlığı bile teneffüs eden insanlar var. Burada sınır, kriter nedir? Sınır ve kriter, şiddet ve terör öngörmemektir. Bu yayın organlarında zaman zaman -ben dâhil birçok bildiğiniz Kürt aydını vesaire- arkadaşlarımıza yönelik bizzat bu örgütün eş başkanları tarafından kişilik katli, itibarsızlaştırma, hedef gösterme… İnanın, ben kendime iş edinsem şu an Ankara adliyelerinde, İstanbul adliyelerinde bine yakın davam olurdu, hiçbiri için dava falan açmadım, açmayacağım da. Çünkü, bunun da bir şeyi olduğuna inanmıyorum ama bir örgütün eş başkanı Türkiye’de böyle bir gazete çıkaramaz ve orada da yayın politikası izleyemez.

Bakın, bugünlerde FARC’ı çok tartışıyoruz, Kolombiya barış süreci; referanduma takıldı, çok önemli bir madde vardı –konumuz değil ama bunu ifade etmek istiyorum karşınıza gelmişken- FARC örgütünün üyelerinin işlediği suçlar yargı konusu olmayacak, yargılanmayacaklar yani ama o suçu işleyen FARC üyesi militanlar kamu hizmetlerinden yasaklı sayılacak. Halk buna itiraz etti, referanduma itiraz etmesinin en önemli sebebi budur. İtiraz ediyor çünkü bir halka karşı sistemli bir biçimde kırk yıl, elli yıl -FARC söz konusu olduğunda- işlenen suçları bir halk affetmiyor. “Senin barışına, tamam, ben bir şey demiyorum ama bu barış bu şekilde olmaz.” diyor. Biz bununla karşılaşır mıyız, önümüzdeki dönemlerde böyle bir süreç yaşar mıyız, bu ayrı bir mesele ama bakın, Kolombiyalı yazar…

Şimdi, Aslı Erdoğan… Ben Aslı Erdoğan’ın tutuksuz yargılanmasını istiyorum, diğer yazarlar için de aynı şeyi düşünüyorum, ben de bir yazarım çünkü. Hiçbir yazarın işlediği suç ne olursa olsun Türkiye’de bizim mevcut yasalarımıza göre yargılanabileceğini ama tutuksuz yargılanabileceğini düşünenlerdenim ve Aslı Erdoğan tutuklandığında ilk itirazı “Face”ten yapan da benim ama Aslı Erdoğan’ı da eleştiriyorum. Böyle bir gazetede köşe yazamazsınız, böyle bir gazetede yazamazsınız çünkü bu gazetenin bu Meclise beş nüshasını getirsem burada, eminim, yüzde 80’iniz, yüzde 90’ınız okumaktan korkarsınız. Aynı şekilde, söz konusu televizyonun programlarını da izleyin. Ben şahsen korkuyorum artık, izleyemiyorum. Bu meseleyle alakalı biriyim, bilmek istiyorum “Ne düşünüyor? Kandil, neyi ne yapmak istiyor?” ama artık korkuyoruz. Bu hissiyat kişisel bir hissiyat da değil ve inanın, propaganda amacıyla da söylediğim bir şey değil.

Marquez, FARC ve devlet arasında barışın olmasını isteyen -rahmetli oldu- Nobel ödülü almış bir yazardı. Hiçbir zaman FARC’ın yayın organlarında yazmadı ama her zaman FARC’ın haklarını vesaire savundu. Nobel aldığı zaman Meksika’da sürgündeydi ve Kolombiya Devlet Başkanı gitti, onu kendi ülkesine davet etti ve o barış sürecinde de ölünceye kadar çok önemli görevler üstlendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Miroğlu.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, HDP’nin bu önergesine şu anlayışla, çok özet bir anlayışla karşı çıkıyoruz grup olarak: Barış gazeteciliğine ve medyasına evet ama savaş gazeteciliği ve medyasına hayır diyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Miroğlu.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sayın hatip adımı da zikrederek özellikle PKK’nin kontrol ettiği yayın kuruluşlarına dair bir savunu içerisinde konuşma yaptığımı iddia etti. İç Tüzük’e göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Ya, getireyim sana ya! Getireyim sana burada bir koli gazete göstereyim ya! Yapmayın bunu arkadaşlar, yapmayın!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Boş konuşma!

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Hiç yok değil mi? Hiçbir şey yok!

BAŞKAN – Sayın Miroğlu, lütfen…

Buyurun Sayın Yıldırım.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, sayın hatip özellikle, KCK eş başkanının köşe yazısı yazdığı bir gazeteden söz etti. Ben de o özgür basın geleneğinin 1990’da haftalık olarak çıkan “Yeni Ülke”den beri takipçisiyim. O gazetede yazsam gururla, onurla söylerim ama beyefendi yazdı, beyefendi o gazetede köşe yazarlığı yaptı ve çizgisi hiçbir zaman değişmemiş bir gazetedir. (HDP sıralarından alkışlar)

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Hayır, hiç yazmadım ben. Yazsam söylerim, yazmadım, yanlış biliyorsun.

BAŞKAN – Sayın Miroğlu, size de sonra söz hakkı veririm, lütfen…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sizin o gazeteyle olan ilginizi de biliyoruz.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Yazmadım köşe yazısı.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – O gazete Türkiye’de özgür basın geleneğinin yüz akıdır.

İkinci bir husus: Kalkmış, RTÜK’ten lisanslanmayan BasNews’ten, Rudaw TV’den söz ediyor. Emin olun, bütün o yayın politikalarına ve çizgisine rağmen eğer RTÜK lisanslı olsaydı onlar da bugün kapatılmıştı.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Hangi sataşmadan söz aldın? PKK’ya sataştığı için mi, HDP’ye sataştığı için mi? Hangisinden dolayı söz aldın?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bir diğer husus: Özellikle, DAİŞ’in yayın organıyla kalkıp konuşmamı ilişkilendiriyor. Rahat olun Sayın Miroğlu, DAİŞ’in yayın organlarına bu ülkede yasak yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Çarşaf çarşaf çıkıyor, çarşaf çarşaf!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Açın Konstantiniyye dergisinin kimin yayın organı olduğuna bakın ve hâlâ bu ülkede çıktığını bir gelin buradan savunun bakayım.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Hayır, savunmuyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Onlarca var, onlarca dergi, onlarca.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bir diğer husus: Konuşmanızın arasında, bu çizgiye gelmezlerse başları beladan kurtulmayacakmış! Bunu bir tehdit olarak mı algılayalım?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Hayır, yazı…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – O zaman lütfen ölçülü konuşun.

Bir diğer husus: Kürt’e dair, özellikle, emekçisi, öğretmeni, öğrencisi, yaşlısı, bebesi, TV’si, radyosu demem sizi rahatsız etmiş.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Hiç etmiyor, hiç etmiyor.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Şüphesiz, Kürtlüğünü terk eden, Allah’ın ona vermiş olduğu kimlikten ve dilden vazgeçenler sistem içerisinde tırşıkçı olmak koşuluyla yer bulabiliyorlar.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Yıldırım, PKK’ya sataşmadan mı söz aldın, HDP’ye sataşmadan mı söz aldın, hangisinden söz aldın?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Miroğlu, sizi dinliyorum.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sataşma değil de arkadaşımız birçok şeyi yanlış anlamış, bizim de o anladığı yanlışlıkları kabul etmemizi istiyor, o yüzden söz istiyorum. Kabul edemeyiz yani.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı söz istiyorsunuz?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sataşmadan dolayı... Ben “sataşma” demiyorum yani açık bir dezenformasyondan ötürü...

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Miroğlu, sataşacaksan PKK’ya sataş, bakalım cevap veriyor mu!

2.- Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Yahu bu hakikaten polemik falan değil arkadaşlar. Bu meseleyi ciddi konuşalım. Ben Gündem’de falan köşe yazmadım, yazabilirdim de, bunda hiçbir problem yok, bunu yanlış biliyorsunuz. Ben Gündem’e zaman zaman yazılar yazardım. Benim köşe yazarlığım Taraf’la başladı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Biz de “Zaman zaman” dedik zaten, “Yirmi beş yıldır yazıyorsun.” demedik.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Müsaade et yani şimdi sen köşe yazdığımı söyledin, köşe yazmadım ben.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım Sayın Yıldırım.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Benim orada yayınlanmış...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, birçok yazın var yani hepimiz okuduk o yazıları.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Müsaade edin ya, ya biraz bırak konuşalım.

Orada yazılarım var, o yazılarıma bugün de sahip çıkıyorum. Getirin o yazıları, getirin konuşalım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Niye terör organına yazı yazıyorsun canım, ayıp değil mi!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Ama siz Bese Hozat’ın Orhan Miroğlu’nu, Metiner’i, Muhsin Kızılkaya’yı hedef gösteren röportajlarına sahip çıkabiliyor musunuz? Ben o yazılarıma sahip çıkıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü o yazılar da bugün olduğum gibi, bugün durduğum yerden yazılan yazılardı, demokrasi ve barış yazılarıydı onlar, 1 ya da 2 makaleyi geçmemiş.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Çamur medyasını o zaman kapat, çamur medyasını, her gün bizi hedef gösteriyor.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, şunu herkes bilmesi lazım: Ben köşe yazısı falan yazmadım. Ben Radikal Pazar ekinde düzenli yazılar yazıyordum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Amerika’nın tırşıkçılarına ne anlatıyorsun ya!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Efendim?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Amerika’nın tırşıkçılığını yapanlara ne anlatıyorsun ya!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Neyse.

BAŞKAN – Sayın Miroğlu, lütfen.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – Ama ben Taraf’ta düzenli köşe yazmaya başladım. En son köşe yazdığım gazete de buydu. Benim hiçbir şekilde Kürt yayıncılığı konusunda hiçbir şeyim yok, hiçbir şeyim yok ama ben Esad gibi cellatların da parasıyla kurulmuş hiçbir yapıya saygı duymuyorum Ahmet Bey, siz de bunu öyle bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Başka da hiçbir şey söylemiyorum, polemiğe gerek yok. Siz belli ki hiçbir muhasebe yapmayacaksınız. Ben sizin yerinizde olsam 7 bin kişinin öldüğü bir savaştan sonra bu sıralarda böyle rahat oturmaz...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Emrin olur, emrin olur!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) – ...ve Kürtlerin beni bu rahatlıkla seyretmesinden biraz rahatsız olurdum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Beni sen mi buraya oturttun, sen mi oturttun buraya?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sen onları öldüren birlikleri teftiş eden adam değil misin?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, sizi dinliyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, son cümlelerinde açıkça grubumuzu hem hedef gösterdi hem de sataştı.

BAŞKAN – Sayın Baluken, bunu sormak zorundayım, yoksa dinledim, kanaatim de o yöndedir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Yerinizde olsam bu sıralarda oturmam.” diye açık sataşmada bulundu. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Biliyorsunuz usul gereği soruyorum, yoksa size verecektim zaten sataşmadan dolayı söz.

Buyurun iki dakika.

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu polemiği öyle uzatma niyetinde falan değiliz. Ancak, bizim bu sıralarda oturup oturmayacağımızı belirleyebilecek tek bir güç var, oy aldığımız halkımızdır. (HDP sıralarından alkışlar) Halkımız bize bu sıralarda oturma yetkisi verdiği sürece üzerimizdeki saldırılar, baskılar hangi boyutta olursa olsun biz halkımızın bize vermiş olduğu o yetkiye dayanarak bu sıraları hakikatleri Meclise taşıma adına kullanmaya devam edeceğiz.

7 bin kişinin öldüğü savaşla ilgili kararlara gelince, Sayın Miroğlu bunu gayet iyi biliyorsunuz. O masa niye devrildi, izleme heyeti bir hafta içerisinde giderken niye gitmedi?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Tamam, konuşalım.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolmabahçe mutabakatını kim reddetti?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Reddedince hendekler üzerinden savaş mı yapmalı?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bütün çöktürme planı kapsamında kentlerin merkezlerini kim yaktı, kim yıktı, senin milletvekili olduğun o kentte bir Nusaybin şehri nasıl haritadan silindi? Onların hepsini çok iyi biliyorsunuz, çok iyi biliyorsunuz. Cumhurbaşkanı çıkıp hani “Musul Musullularındır.” diyor ya “Şam Şamlılarındır.” diyor ya bak, bugün Şırnak Şırnaklıların değil biliyor musun?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sayenizde, sayenizde!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Aradan aylar geçmesine rağmen Şırnaklılar hâlâ Şırnak’a giriş yapamıyor. Savaşın sebebi, 7 bin ölümün sebebi burada aranmalı. Hâlâ barış iradesi ortada. Sayın Öcalan’ın son aile görüşmesinde gönderdiği mesaj net: “Samimi olunsun, ciddi gelinsin, altı ayda biz bu meseleyi çözeriz.” diyor. Cevabınız ne oldu? Belediyelere kayyum atama oldu, basına yönelik saldırılar oldu, demokratik siyaseti susturma, tasfiye saldırıları oldu. Dolayısıyla savaşı kimin başlattığı kimin sürdürdüğü, hâlâ masaya kimin gelmeyerek savaşı sürdürmek istediği Türkiye halkları açısından nettir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yok masa yok! Masa falan yok artık Sayın Baluken.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Miroğlu…

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sataşmadan dolayı…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Her şeyi üstüne alınma ya!

BAŞKAN – Şimdi bunun bir sonu olması gerekiyor.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Tamam, son olsun.

BAŞKAN – Yerinizden size bir dakika söz vereyim. Bu sataşmalarla gündemin konusundan uzaklaşıyoruz.

Gündemden uzaklaştık, başka bir konuyu tartışmaya başladık, gündeme davet ediyorum bütün milletvekillerini.

Sayın Miroğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Şimdi, Sayın Genel Başkan, ben sizin orada oturmanızı hayatım boyunca savunmuş bir insanım. Yani “sizin” derken, bu geleneğin bu Mecliste temsil edilmesi için bedel ödemiş bir insanım; bunu çok iyi biliyorsunuz. Benim itirazım buna değil, benim itirazım öyle bir felaket konusunda halkın temsilcileri olarak, milyonlarca oy almış insanlar olarak rahatsızlık duymanız ve o rahatsızlığı bize hissettirmenizdir; benim için sorun bu. Siz burada şimdi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Barış dışında ne demişiz?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Müsaade edin…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz barış dışında hiçbir şey demedik.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Benim buna bir itirazım yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Siz “Savaşalım.” diyorsunuz, biz “Barış.” diyoruz.

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sizin oradaki varlığınızın, sizin bu salondaki varlığınızın devamı için her türlü fedakârlığı da yapmaya hazırım, bunu da bilin; burada hiçbir problem yok.

Şimdi, siz bu Dolmabahçe mutabakatı… Bunları geçelim artık Sayın Genel Başkan, lütfen geçelim. Dolmabahçe mutabakatı diyelim tek taraflı olarak feshedildi, bunun karşılığı gidip Nusaybin’den başlayarak Sur’a kadar bir bölgeyi silahlarla, bombalarla donatmak mıydı Sayın Genel Başkan?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim…

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Siyaset yapma şartları yok muydu? Bugün de vardır siyasi şartlar, buyurun siyaset yapalım.

BAŞKAN – Sayın Miroğlu, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, size de aynı şeyleri…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sadece tutanaklara geçmesi açısından iki cümle rica edeceğim.

BAŞKAN – Evet, size de aynı şeyleri söylüyorum, başka bir konu, konuşalım, tartışalım ama şu anda gündemimiz bu değil.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tabii tabii.

Sayın Başkan, bu sıralarda oturan HDP grubu bugüne kadar gerek içeride gerek dışarıda Kürt meselesi başta olmak üzere bütün temel sorunların çözümü için barış dışında asla farklı bir söylemde bulunmamıştır, farklı bir politika belirlememiştir. Nitekim bugüne kadar bu Meclise getirilen savaş tezkerelerinin tamamında iç politikada “terörle mücadele” adı altında bütün bir ülkeyi yıkıp yakan, kavuran savaş süreciyle ilgili de diğer 3 siyasi partinin tutumlarına tam aksi noktada savaşa karşı barış iradesini gösteren tek parti de HDP olmuştur. Bunun tutanaklara bu şekilde geçmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 4/10/2016 tarihinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında Hükûmetin yayınladığı 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak kapatılan İMC TV, Azadi TV, Denge TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, TV 10, Van TV, Zarok TV, Ses Radyo, Dünya Radyo, Yön Radyo gibi yayın organlarının kapatılma gerekçelerini incelemek amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5 Ekim 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, 4/10/2016 tarihinde Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve arkadaşları tarafından, Millî Eğitim Bakanlığının kamuoyunda tartışma yaratan sözleşmeli öğretmenlik sistemi içinde gerçekleştirdiği sözlü mülakat yönteminin ayrıntılı araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5 Ekim 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/10/2016 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                        Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve arkadaşları tarafından, Millî Eğitim Bakanlığının kamuoyunda tartışma yaratan sözleşmeli öğretmenlik sistemi içinde gerçekleştirdiği sözlü mülakat yönteminin ayrıntılı araştırılması amacıyla 4/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (823 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5/10/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Eskişehir Milletvekili Sayın Gaye Usluer konuşacak.

Buyurun Sayın Usluer. (CHP sıralarından alkışlar)

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OHAL gölgesinde başlayan yeni yasama yılında yüce Meclis çalışmalarında daha çok akıl, daha çok vicdan ve daha çok uzlaşı diliyorum. On dört yıllık AKP iktidarı Türkiye’de eğitimin OHAL’i oldu, eğitimin OHAL’li yılları oldu. 2011 seçimleri sonrasında eğitimde OHAL hız kazandı. 2012 yılında 4, 4, 4’ün yasalaşması sonrasında aslında diyebiliriz ki 4, 4, 4 yasasıyla birlikte eğitimde OHAL’in miladı da başlamış oldu. Bakınız eğitimde OHAL AKP’yle başladı dedim. Bugün eğitim bu hâldeyse bu hâlin sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisinin kendisidir. On dört yılda, ta ki sizin için milat olan 17-25 Aralık 2013’e kadar eğitimi anahtar teslim olarak Fetullah Gülen Cemaati’ne, bugün sizin yeni koyduğunuz adıyla FETÖ grubuna teslim ettiniz. Neler oldu on dört yıl içerisinde? Müfredatın onların istediği biçimde yapılandırılması, değerler eğitimine geçilmesi, özel okulların açılması, teşvik edilmesi, dershanelerin bu ülkede eğitim içinde mutlakiyet kazanması, sayıları giderek artan vakıf üniversiteleri; yetmedi, atanan rektörlerin kimlikleri, TÜBİTAK’ta yaşanan değişimler, çalınan sorular, bunların hepsi sizin eseriniz. Bunların hepsinden ama hepsinden siz sorumlusunuz.

Ve 15 Temmuz elbette ki bir darbe girişimi. 15 Temmuz sonrası 20 Temmuzda ilan edilen OHAL ve sonrası ise eğitime yapılan yeni bir darbedir. 15 Temmuz öncesi Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama komisyonlarında görüşülen yasa tekliflerinin kanun hükmünde kararname hâline geçirilmesi OHAL yasası kapsamı içinde değildir değerli arkadaşlar. Kanun hükmünde kararnamelerle devletin kurumlarının içi boşaltılamaz, kanun hükmünde kararnamelerle devlet yeniden yapılandırılamaz. Anayasa Mahkemesinin sizler tarafından yapılan bu yanlışları iptal etmesini bekliyoruz.

Ve değerli milletvekilleri, 668 sayılı Kararname’yle öğretmenler için 4+2 sözleşmeli çalışma modelini getirdiniz. Hiçbir meslek grubunda altı yıl zorunlu, güvencesiz ve dayatma esaslı çalışma sistemi yoktur. “4+2” denilen sistem asla ve asla kabul edilemez ve Millî Eğitim Bakanlığı bu çerçevede dedi ki: “15 bin yeni öğretmen atayacağız.” Bunun için, KPSS sonuçlarına göre 45 bin kişiye mülakat uygulayacaklarını açıkladılar. Daha önce Millî Eğitim Komisyonunda bu konu çokça tartışıldı, dedik ki: “Mülakat doğru bir şey değildir.” Ne dedik, “Mülakat sübjektif bir değerlendirmedir.” Ne dedik? “İlla mülakat yapacaksanız, mülakatlar görsel ve işitsel kayıt altına alınmalıdır.” dedik. Ve ne dedik? “Mülakatla işe alım siyasi değerlendirmeyle kendi kafana uygun, senin ideolojine uygun olacak kişilerin işe alınmasıdır.” dedik, ama dinlemediniz ve çeşitli illerde mülakat yapmak üzere 485 farklı komisyon kurdunuz. Mülakatlar geçtiğimiz hafta yapıldı ve hemen ardından… Toplumda yaşanan infiali biz yaşıyoruz siz farkında mısınız bilmiyorum. Sizlerin sıralarının boşluğuna baktığımda ne yazık ki farkında olmadığınızı üzülerek görüyorum. Ve ardından bir sosyal patlama geliyor, dikkat edin, tüm bu yaptıklarınızın arkasından bir sosyal patlama geliyor.

Bakınız mülakatta neler sormuşlar, biliyorsunuz ama bir kaçını ibret olsun diye Meclis dışından bizi izleyenlerin de dinlemesi açısından paylaşıyorum: “Reis kimdir?”, “Gezi’de neredeydin?”, “Ömer Halisdemir kimdir?”, “Namaz kılıyor musun?”

Değerli milletvekilleri, bu soruların öğretmen alımıyla alakası nedir? Bu soruları soranlar, komisyonlarda görevli olanlar hangi seçilmiş akıllar soruyorum ve neyi seçmeye çalışıyorlar?

Yetmedi, dershane öğretmenlerinden oluşan 5 bin öğretmen ataması daha yapılacağı açıklandı. KPSS koşulu aranmadan, mülakat yapılmadan açıkta kalan 5 bin dershane öğretmenini de kadrolara atayacaksınız? Soruyorum yeniden: Hangi akıl, hangi vicdanla bunu yapacaksınız? Eşitler arasında eşitsizlik yaratmak haksızlık değil de nedir?

Değerli milletvekilleri, son olarak, şimdilerde dünyanın bizimle ilgili dert ettiği, belki de sizlerin hiç derdinizde olmayan birisinden bahsedeceğim: Aslı Erdoğan. Dünya tanıyor kendisini ama bilmeyenleriniz için bir kez de ben hatırlatma yapmak istiyorum. Kimdir Aslı Erdoğan? Aslı Erdoğan bir fizikçi, bir yazar, Türk edebiyatında rüştünü ispat etmiş, yeni kuşak kadın yazarlarımızdan. Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde görev yapan ilk Türk kadın fizikçi. Aslında erkeği de yok. Ve Aslı Erdoğan şimdi tutuklu. Peki değerli milletvekilleri nedir Aslı Erdoğan’ın suçu? Aslı Erdoğan’ın suçu yazmak, Aslı Erdoğan’ın suçu düşünmek ve Aslı Erdoğan şimdi tam doksan günden beri tutuklu. Aslında Aslı Erdoğan’a yapılanlar, Aslı Erdoğan’ın öyküsü bana Sokrates’i hatırlattı. Biliyorsunuz, hatırlayınız, Sokrates neyle suçlanmıştı? Dinsizlikle, gençlerin ahlakını bozmakla, Atina’nın iman ettiği ilahlara inanmamakla suçlandırılmıştı ve bu nedenle de cezalandırıldı. Peki, ne dedi Sokrates? “Asıl mesele, ölümden sakınmak değil; asıl mesele, haksızlıktan sakınmaktır çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar.” Ve Aslı Erdoğan da mektubunda şöyle demiş: “Bu kötülük dayanışmasını kırmak, bu kötülük dayanışmasını ortadan kaldırmak için ne güçlü erdem, ne çok umut gerekiyor.” O erdem, o umut bizlerde mevcut. Buradan, yüce Meclisten Aslı Erdoğan’a selam gönderiyorum; sadece Aslı Erdoğan’a değil, suçları ispatlanmadığı hâlde tutuklu bulunan tüm aydınlara, gazetecilere, öğretmenlere, öğretim üyelerine, yargıçlara, askerlere selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Ve diyorum ki: İnsanlık yüzyıllardır Sokrates’i konuşuyor ve insanlık yüzyıllardır Sokrates’ten feyzalmaya devam ediyor. Atinalılar Sokrates’i öldürenleri cezalandırarak hesap sordular ve ben de sizlere şunu sormak istiyorum, soruyorum ki sizlere: “Sokrates’e o cezayı verenleri hatırlayan var mı?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usluer.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Saygıdeğer Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; ben de verilen önerge hakkında konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Saygıdeğer milletvekillerimizi içtenlikle selamlıyorum.

Efendim, Türkiye Cumhuriyeti devleti hakikaten zor günler geçiriyor şu aralar. Bizler de bu milletin mensupları olarak bu yüce Mecliste onların temsilcileri olarak bu zor günleri birlikte tanıklık ederek yaşamaktayız.

Efendim, doksan üç yıllık genç cumhuriyetimizin demokrasi serüvenini şöyle kısaca bir özetlemek gerekirse bugüne kadar hakikaten böyle bir kutuplaşma, hizipleşme karşımıza sürekli bir engel olarak çıkarılmış, bunun dozajı alt seviyelerde olduğunda çok fazla dikkate alınmamış. Yani eleştiri sınırlarını aşmadan, espri sınırlarını aşmadan olduğu sürece kabullenmişiz ama ne zaman ki, Allah korusun, bunlar derinleşip kutuplaşmaya, derinleşmeye, hizipleşmeye götürüldüğünde çok büyük badireler atlatmışız. İşte, zaman zaman genç demokrasinin sekteye uğratılması yani ihtilaller yaşamamızın nedeni de bu hizipleşme ve kutuplaşmalar olmuştur.

Bunu biraz somutlaştırmak gerekirse, malumunuz, bu aralar ve geçmişte de sürekli, özellikle, çok zengin kültürel bir dokuya sahip olan yüce milletimizin zaman zaman etnik kökenlerine atıfta bulunularak hizipleşme derinleştirilmeye çalışılmış, zaman zaman inanç tercihlerine, zaman zaman yaşam standartlarına ya da bireysel tercihlerine atıfta bulunarak bu hizipleşmeye, fitneye dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bakın, bu sanki Türkiye’de yaşanan bir olaymış gibi. Aslında bunun karşılığını, sistematik bir anlamını irdelediğimizde geçmişi ta 19’uncu yüzyıla kadar uzanmaktadır. Dönemin, 19’uncu yüzyılın o güneş batmayan imparatorluğuyla dünya sahnesine çıkan Britanya İmparatorluğu’nun sömürge bulma noktasında çok önemli bir taktiğine kadar uzanır bu taktik. Yani hizip çıkarma yani küçük küçük parçalara bölme, onların ifadesiyle “…”(X) yani “böl ve yönet” mantığının 21’inci yüzyılda postmodern ifadesiyle karşı karşıyayız. Bunun da somut bir karşılığını, maalesef, somut bir tezahürünü işte 15 Temmuzda yaşadık. O gece yapılan kalkışma Türkiye Cumhuriyeti devletini sekteye uğratma, efendim, hizipleri zirveye çıkarıp, küçük lokmalara bölüştürüp, bir anda yok edip, birilerinin hegemonyasına sokmaya çalışma girişimiydi. 19’uncu yüzyılda ya da 20’nci yüzyılın başlarında başarılı bir proje olabilir ama Allah’a şükür Türkiye Cumhuriyeti devletinde, cumhuriyeti genç olmasına rağmen, devlet olma geleneği çok köklü, çok tarihsel olan bir yapıda bu tutmadı. Niye tutmadı? Çünkü bir şey dikkate alınmadı, gözlerinden kaçtı: Bu milletin millet olma şuuru, millet olma iradesi her zaman vardı, siyasiler bunu ne kadar sekteye uğratırsa uğratsın. Ve o millet olma şuuruyla, Allah’a şükür, bu hain tuzak püskürtüldü ve Allah’a şükür bugünlere geldik.

Şimdi, efendim, bu millet olma şuuru diğer bir ifadeyle neye dönüştü? Yenikapı ruhuna dönüştü. Nedir Yenikapı ruhu? Şimdi, Yenikapı ruhu, biliyorsunuz, nüanslara, tonlara, ara renklere takılmadan, asgari müşterek dediğimiz ana renklere odaklanmanın adıdır, bu da kırmızı-beyazdır, açık konuşuyorum. Nedir bu kırmızı-beyaz? Kırmızı-beyaz, nazlı hilalle yıldızımızın şehitlerin kanları üzerine düşen izdüşümüdür. İşte o gün, siyasi görüşü ne olursa olsun, mezhep tercihi ne olursa olsun, etnik geçmişi ne olursa olsun; zevki, rengi, hangi yemeği yerse yesin, en basit tercihlerine varana kadar bütün yüce Türk milletinin mensupları sokaklara çıktı ve demokrasisine, millet olma şuuruna sahip çıktılar.

Şimdi, o zaman ne yapmak gerekir? Bu ruhun sürekli kılınmasında hepimiz hemfikiriz değil mi? Değerli milletvekilleri, biz diyoruz ki bu ruha halel gelmesin, incinmesin. Hepimiz burada mutabıkız. Evet, evet, hep şunu söylemedik mi? Bir musibet bazen bin nasihatten evladır. Öyle bir musibet yaşadık ki gerçekten tabiri caizse direkten döndük. Bu milletin ferasetiyle oldu bu iş. Dolayısıyla, bundan çıkaracağımız ders, Yenikapı’da ete kemiğe bürünen o ruh hâlinin idame ettirilmesidir değerli milletvekilleri.

Peki, beklentimiz bu yöndeyken, bu ruhun devam ettirilmesi noktasındayken şimdi bu kanun hükmünde kararnamelerle öğretmen atama noktasında mülakat koyduk. 668’e baktık, gerçekten maddede konulan gerekçe çok mantıklı, ben aynı zamanda bir eğitimciyim. Ne diyoruz? Diyoruz ki: Öğretmen adayları içerisinden -bir de olağanüstü bir durumdayız- her branştan belirli bir notun üzerinde -sanıyorum 60 diye geçmiş kanun hükmündeki kararnamede- 60 ve üzeri ilgili branşta not alan atanacak kadronun 3 katı tespitte bulunalım ve bunları bir mülakata alalım. Peki, mülakatın içeriği ne? Onunla ilgili de notlar var, kanun hükmünde kararnamede var, ona da itirazımız yok, gayet güzel. Ne bu? Öğretmen olma. Biz daha önce bunları zaten uygulamada yapardık, stajyer öğrencileri okullara götürürken biz bu kriterlere dikkat ederek götürürdük zaten, gerçekten bu adayımız öğretmen olma yetisine sahip mi değil mi diye. Bunlar neydi değerli milletvekilleri? Bunlar, öğretmen adayının mesleki liyakatını ölçme ve pedagojik yeterliliğine bakmaktı. Yani, sınıf hâkimiyeti nasıldır, alanına hâkimiyeti, bilgi dağarcığı yerinde midir, iletişim kurma, materyali kullanma, teknolojiden yararlanma gibi gerçekten çok somut, çok mesleki ve hiç kimseyi incitmeyecek, yeni hiziplere yeni yaralara, toplumsal ayrışmalara neden olmayacak kriterlerdi. Biz böyle olmasını beklerken maalesef gördük ki böyle kriterlere sahip olmayan insanların yaptığı sınavlarla bu iş sulandırılmış. Yemek tercihi soruluyor. Allah aşkına, FET֒yü tespit etmek için yemekten mi yola çıkacaksın yani! Biraz önce Sayın Bostancı çok güzel söyledi, karanlık bir örgüt. Evet. Karanlık örgüte ıslık mı çalmak lazım? Karanlık örgüte önce fener yakmak lazım, önce görmek lazım bunları. Biz bunu nasıl yapacağız? Bu öğretmenin yemek zevkini, tercihini soracağız. Ya, bunlar, hamburger yiyerek yaptılar bu işi. Bunlar, inanın, pizza yiyerek yaptılar. Öyle güzel kamufle oldular ki Sayın Cumhurbaşkanını bile yanılttılar, o bile aralarından en iyisini seçmek zorunda kaldı, Genelkurmay Başkanımız bile yaverlerinden en iyi FET֒cüyü seçmek zorunda kaldı. Bunların böyle kamuflaj yetenekleri de var. Dolayısıyla ne diyecek, neyi bekliyorsunuz? Öğretmen, mülakatını yapan zatımuhtereme diyecekmiş ki: “Ben maklube yiyorum. Ya, ben FET֒cüyüm. Ben buyum.” Böyle bir beklenti içerisine girmek… Allah aşkına, bu bir saflıktır. Böyle olur mu öğretmenlik sınavı? Böyle bir mülakat söz konusu olabilir mi? Niye bunların gerçekten akademik yetkinliklerine bakmadık? Efendim, teknolojiyi kullanma ya da pedagojik formasyonlarına bakmak yerine sadece…

Geçmişte biz bunları yaşadık. Konuşmamın başında ifade ettim, bunlar hizip ve kutuplaşmadan öteye gitmez. Biz öğrencilik yıllarımızda selam verme şeklimize göre kategorize edilirdik değil mi Naci Hoca? Efendim, bir zamanlar namaz kılanları, oruç tutanları tespit etme şeyleri vardı değil mi? Ee, şimdi de namaz kılmayanları, içki içenleri… O zaman içmeyenleri tespit etme, şimdi, içenleri, kılanları kılmayanları. Ya, artık, bu milletin kutuplaşmaya, fazla fazla kutuplaşmaya mecali kalmadı. Allah korusun küçüle küçüle, kutuplaşa kutuplaşa küçük lokmalar hâline geliriz ve bir gün yutulmaya da maruz kalırız. Onun için, işte o Yenikapı ruhundaki o azami ortaklığa dikkat edelim, ona odaklanalım, liyakat ve ehliyeti ön plana çıkaralım. Bu çocukların hepsi bizim. İnanın, içen yarın içmeyebilir, efendim, içmeyen yarın içebilir. Böyle saçma sapan şeylere takılmayalım. Bunlar yanlış şeyler. Ne insanlık ne de dinî inancımız bunu öngörmez diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 5 Ekim Dünya Emekçi Öğretmenler Günü’nü kutlayarak söze başlamak istiyorum. Ancak, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü öğretmenlerimiz nasıl karşıladı? Açığa alınmalarla, görevden alınmayla, tutuklamalarla ve bunun gibi onlarca hukuksuz -işkence edilerek- ve yasa dışı yöntemler kullanılarak öğretmenlerimiz tutuklandı, büyük bir kısmı da görevden alındı.

Değerli milletvekilleri, ayrıca şimdi hukuka uygun olmayan mülakatlar yapılıyor ve bu mülakatların da soruları son derece enteresan, akıl dışı ve neredeyse sapkınlık düzeyinde. Ben o soruları biraz okumak istiyorum size: “Oruç tutuyor musun?”, “‘Reis’ deyince aklına ne geliyor?”, “Gezi olaylarına katıldınız mı?”, “Ezanın Kürtçe okunması hakkında ne düşünüyorsunuz?”, “‘Sayın Öcalan’ ifadesi hakkında ne düşünüyorsunuz?”, “Hangi dershaneye gittiniz?”, “15 Temmuz sürecini değerlendirin.”, “Tarık Akan hakkında ne düşünüyorsunuz?”, “Bir vatan hainiyle arkadaşlık yaptınız mı?”

Şimdi ben soruları tek tek cevaplamak istiyorum. Kürtçe ezan okununca Allah katında, haşa, kabul mü edilmiyor? Bu nasıl bir sorudur, bu nasıl sapkınca bir sorudur? Ya da “Bir vatan hainiyle arkadaşlık yapıyor musunuz?” diye bir soru sormak nasıl bir mantıktır? Öyleyse on dört yıldır siz burada cemaatçilerle gece gündüz kol kolaydınız, ortak çıkar ilişkiniz vardı, her türlü suçu beraber işlediniz; nasıl oluyor da bunu görmezden gelip de öğretmen adaylarına şunu soruyorsunuz: “Bir vatan hainiyle arkadaşlık yapar mısınız?” Eğer vatan hainliği gerçekten bu ülkede karşılık bulmuş olsaydı AKP'nin yüzde 99,9’u cezaevine girmiş olacaktı çünkü bilerek ve isteyerek onlarla örgütlendi, iktidar oldu; artık, iktidar çelişkisinden ve çatışmasından sonra onları vatan haini ilan etti.

Şimdi, ayrıca da bu kadar her türlü Kürt düşmanlığı, Kürt’ün her şeyine düşman bir bakış açısı üzerinden bir yaklaşım var. Kürtçe ezan okumakla bu nasıl değerlendirilebilir ya? İnsan bu kadar mı ırkçı olabilir? İnsan bu kadar mı sevgisiz, nefret duygusuna sahip olabilir? Ve bununla mı öğretmen atamaları belirlenecek, bununla mı millî eğitim politikası belirlenecek? Ama, şu önemli: Tabii ki şimdiki Millî Eğitim Bakanı daha önce Millî Savunma Bakanıydı, hâlen o güvenlikçi politikaları şu anda millî eğitimde uygulamak üzere burada faaliyet yürütüyor. Öğretmenliği, öğretim faaliyetlerini tamamen güvenlik politikası üzerinden götürüyor. “’Reis’ sizin için ne demek oluyor?” diye sorduğunda aslında biz bunu çok iyi biliyoruz. Kürdistanda sokağa çıkma yasaklarında her türlü hukuksuzluğu, zalimliği, insanlık suçunu işleyenler, bu unsurlar “Reise bin selam.” diyen bu zihniyet ve bu zihniyeti sorgulamak, tartışmak ve yargılamak gerekirken “’Reis’ sizin için ne anlama geliyor?” diye sormak gerçekten akıl dışı bir şey. Bunu nasıl insan sorabilir? Nasıl “Kürtçe ezan” diye sorabilir yani, nasıl sorabilir?

Bunun dışında, Diyarbakır’da, Amed’te millî eğitimde gözaltına alınan öğretmen sayısını size söyleyeyim: 4.314 ve bunun içinde 1.301’i de görevden alındı. Şimdi, soruyorum ben size: Bunların içinde anneler var, kadın öğretmenler, çocuğu, bebekleri küçük olanlar var. Yeni doğan, 20 günlük bebeğiyle gözaltına alındı, babası iki saatte bir çocuğunu emzirmek üzere emniyete gözaltındaki annesine götürdü. Yine, 2 çocuk annesi -biri 18 aylık, diğeri 4 yaşında olan- bir öğretmen arkadaşımız gözaltında, babası sürekli çocuğu emzirmek için götürüp getiriyor. Bununla birlikte, yüzde 40 engeli olan bir öğretmen arkadaşımız var, ilaçları dahi verilmiyor ve bu kadar ağır bir zulmü -şuraya baktığınızda- uygulayan bir partinin oturup bunun karşısında açık ve net “Biz bunu yaptık.” diyecek yürekli vekillerinin burada oturması gerekir. Madem sen bu millî eğitim politikasını uyguluyorsun o zaman gelip burada oturursun, savunursun, sahiplenirsin. Ne geliyor, burada sahiplenme var ne -tırnak içinde- “millî irade” dedikleri hiçbir millî iradeyi anlatmayan, sadece tekçi zihniyeti ifade eden bir yaklaşımı var, onun üzerinden politika yürütüyor ama buraya gelme konusunda da hiçbir sorumluluk almıyor. Nasıl olsa ona şu söylenmiş: “Oylamada git oyunu ver, onun dışındakilere karışma. Biat üzerinden biz seni burada idare ederiz.” Bütün mesele budur.

Şimdi, ben, Diyarbakır’da ayrıca gözaltına alınan ve şu anda beş gündür avukatları bile alınmayan öğretmenlerin hikâyesini biraz size anlatmak istiyorum. Kürt şair ve yazar Renas Jiyan şu anda gözaltında, yine yazar Murat Özyaşar gözaltında. Bununla birlikte toplamda 17 öğretmen şu anda gözaltında ve 2 kardeş gözaltında, biri tutuklandı, diğeri şu anda gözaltında. Bir karı-koca, eşler, önce erkek öğretmen tutuklandı, sonra kadın; eşi şu anda gözaltında ve 2 çocuğu -biri 4 yaşında, biri 2 yaşında- şu anda dışarıda ve başkaları bakıyor bu çocuklara. Şimdi, burada, bu kadar sert, insanlık dışı yaklaşımlarla bu halka karşı ve bu öğretmenlere karşı, yarın öbür gün koşullar düzeldiğinde, şartlar değiştiğinde bu günleri nasıl açıklayacaksınız? Bu öğretmenlere ne diyeceksiniz? O çocukların gözaltına alınmasını nasıl açıklayacaksınız? Haberimiz yoktu diyemezsiniz. FET֒cüler dedi diyemezsiniz çünkü FET֒cüleri zaten her gün tutukladığınızı söylüyorsunuz, bir kendiniz hariç. Bunu nasıl izah edeceksiniz? Bu annelere nasıl açıklama yapacaksınız? O çocuklar, gözaltında büyüyen çocuklar, cezaevinde büyüyen çocuklar genç olduğunda bu devlete, bu iktidara nasıl bir duyguyla bakacak? Nasıl onlara barış eli uzatacaksınız? O çocukların babalarını, annelerini tutukladığınızda, yoksul bıraktığınızda, ekonomik olarak her türlü şeyini ambargo altına aldığınızda -ve aldınız- o çocuklar büyüdüğü zaman o yoksullukla size karşı nasıl bir duyguyla büyüyeceğini düşünüyorsunuz? Kürdistandaki insanların size karşı nasıl bir tepkisinin olduğunu tahmin ediyorsunuz?

Bakın, Millî Eğitim bir yazı göndermişti. EĞİTİM-SEN duvarına bir yazı asmış, demiş ki: “Sürgünlere, gözaltılara, haksız tutuklanmalara karşı direneceğiz.” Valilik ne yazdı? “Genel ahlaka aykırı.” diye o pankartı kaldırdı. Şimdi insanların onuruna sahip çıkması gerekmiyor mu? Onurlu olan hak ettiği şeye sahip çıkmak değil midir? Asıl ahlak bu değil midir? Ahlak dediğiniz emeğine sahip çıkmaktır. Ama oradaki yazıyı genel ahlak sınırları dışında görmek… Burada bir sorun var. Asıl gayriahlaki yaklaşım budur, asıl gayriahlaki, sapkın yaklaşım bu sorulardır.

Konuşmamı şunu bir kez daha ikaz ederek bitirmek istiyorum: Bu kadar sapkın, mantık dışı, ahlak dışı yaklaşımlarla bir millî eğitim sistemi oluşturulamaz. Bu sorularla asla oluşturulamaz. Kürt düşmanlığı üzerinden, Alevi düşmanlığı üzerinden, etnik veya inanç farklılığı üzerinden bir grup oluşturup onunla imha ve soykırım politikasını yürüteceğinizi sanıyorsanız olmaz, milyonlarca Kürt var, milyonlarca Alevi var. Bu saatten sonra asimilasyon olma konusunda… Asimilasyon yapma şansınız yok, hiçbir şekilde bunun gerçekleştirilme şansı yok, sadece halklar arasında, iktidarlar arasında, topluluklar arasında nefret, ırkçılık, ayrımcılık yetiştirir, bu da Allah muhafaza Türkiye halklarını -belki de çok yakın bir tarihte, gerçekten çok üzülerek söylüyorum- iç savaşa kadar götürür. Çünkü toplumsal bir vaka var ortada; binlerce insan görevden alınmış, haksız, hukuksuz şekilde yargılanıyor; haksız, hukuksuz şekilde tutuklanıyor; çoluğu çocuğu, bütün aile bunun üzerinden cezalandırılıyor. Sadece onlarla aynı fikre sahip olmadığı için, sadece onlarla aynı yolda yürümediği için, sadece onlara itiraz ettiği için, onların politikalarını ikaz ettiği için, bunun üzerinden cezalandırılıyor, bunun üzerinden kendilerince terbiye edilmeye çalışılıyor. Ne bu bir cevap getirir… Sadece ve sadece halkların, çalışanların, emekçilerin, kamu emekçilerinin daha fazla kopuşu demektir ve her kopuş kendi içinde bir direnişi getirir, her direniş de -sizin 15 Temmuzdaki çağrılarınız ne kadar meşruysa- sokaklara çıkmayı, kendi özlük, ekonomik ve sosyal haklarını sahiplenmeyi getirir. Bu konuda da herkes net tutumunu almıştır ve almaya devam edecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Efendim, sataşmadan söz istiyorum. Sataşma var.

BAŞKAN - Kime sataşma var?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Bana var. “AK PARTİ’liler el kaldırıp indiriyor, itaat ediyor.” dedi.

BAŞKAN - Grup başkan vekiliniz orada, grup adına bir sataşma varsa…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, salonda olmayan milletvekilleri için kullandı, dolayısıyla salonda bulunanlara sataşma değil.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ben üstüme alınıyorum.

BAŞKAN – Sizin şahsınıza yönelik bir sataşma yok.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Sinop Milletvekili Sayın Nazım Maviş konuşacak.

Buyurun Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. CHP’nin grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Tabii, sözleşmeli öğretmenlik konusu Millî Eğitim Komisyonumuz üyesi arkadaşlarımızla birlikte tartıştığımız bir konu oldu ve özellikle Türkiye’de kalkınmada birinci öncelikli illerimizde öğretmenlerimizin görev yerlerinde sabit olarak kalmaları ve eğitim kalitesinin sürekliliği açısından, öğretmen sirkülasyonunun azaltılması açısından sözleşmeli öğretmenliği hep birlikte bir çözüm önerisi olarak kabul ettik ve Genel Kurula getirmek üzere Komisyondan çıkarmış olduk.

Tabii, hepimiz kendi seçim bölgelerimizden çokça yer değişikliği talepleriyle zaman zaman karşı karşıya kalıyoruz. Gerek eş durum tayinleri gerek çeşitli gerekçeler ve mazeretlerle tayin talepleri öğretmenlerimizin eğitim kalitesini düşürecek bir sirkülasyon içerisine girmesi sonucunu doğuruyor. Bu açıdan, öncelikle, kalkınmada öncelikli illerimiz açısından sözleşmeli öğretmenlik uygulaması fevkalade önemli ve yerinde bir uygulamadır. Mesela, ben kendi ilimden, Sinop’tan örnek vereyim: Bu tür talepler sıkça geliyor, size de geliyor. Kendi ilimizde de öğretmen açıklarını giderebilmenin yollarından bir tanesi de “çakılı kadro” olarak tabir ettiğimiz sözleşmeli öğretmenliğin uygulamaya geçirilmesiydi. Bu açıdan bu yasa temelde olumlu bir yasadır.

İkincisi, öğretmen seçimiyle ilgili mülakat konusunu da sıkça kendi aramızda tartıştık.

Bakın, şunu açık ve net bir şekilde ifade etmekte fayda görüyorum: Öğretmen sadece KPSS’de eğitim sürecinde elde ettiği bilgileri ölçerek çocuklarımızı emanet edeceğimiz bir meslek grubu değil. Kendi iş yerimize bile bir personel alırken onun sesini duymak, onu görmek, onunla temas etmek isteriz. Dolayısıyla çocuklarımızı emanet edeceğimiz öğretmenlerimizin de kendilerini ifade etme kabiliyeti, öz güvenleri, eğitim becerileri, diyalog ve iletişim geliştirme yeteneklerini mutlaka görmemiz lazım. Dolayısıyla bir öğretmenin öz güvenini, diyalog geliştirme becerisini, iletişim becerisini en iyi şekilde test etmenin yolu mülakattır. Dolayısıyla, mülakatı bir sistem olarak, bir seçme sistemi olarak eleştirmeyi doğru bulmuyorum.

Zaten altını çizerek, kalınca ifade etmek istediğim bir husus da şudur: Bakın, öğretmen alımlarında aslında en temel eleyici sistem KPSS’dir. KPSS’de aldığı puan açısından, alınacak öğretmenin 3 katı kadar bir sıralama yapılmaktadır. Dolayısıyla, zaten öğretmen adaylarımız KPSS’de aldıkları puanlarla sıralanarak, alınacak öğretmenin 3 katı kadarını mülakata çağırmak suretiyle bir elemeye tabi tutulmaktadır.

Şimdi, burada, tabii, CHP’nin verdiği grup önerisinde, mülakatlarda sorulduğu iddia edilen bazı sorular üzerine bir araştırma komisyonunun kurulması öneriliyor. Dikkat ederseniz cümlemi kullanırken “mülakatlarda sorulduğu iddia edilen bazı sorular” dedim, bunun da altını çizerek söylüyorum. Kısa birkaç bilgi vererek bu cümleyi de açmak istiyorum.

Vermek istediğim bilgi şu: Bakın, oluşturulan mülakat komisyonları Millî Eğitim Bakanlığından bir daire başkanının koordinasyonunda, illerdeki yöneticilerimiz tarafından tesis edildi ve bu komisyonlarda, biraz önce bahsettiğim, bir öğretmende eğitim süreci için olmazsa olmaz kabul edebileceğimiz temel hususların ölçüleceği bir mülakat sistematiği geliştirildi, yönetmelikle de bu kayıt altına alındı. Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü mülakatta alınacak puanın yüzde 25’ini; iletişim becerileri, öz güven ve ikna kabiliyeti yüzde 25’ini; öğretmen adayının bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı yüzde 25’ini, topluluk önünde temsil yeteneği ve eğitimcilik nitelikleri de yüzde 25’ini oluşturacak şekilde yönetmelikle belirlenen bir içerik oluşturuldu.

Sevgili arkadaşlar, nasıl TEOG’da, YGS’de, LYS’de sınav soruları hazırlanıyor ise aynen bu titizlik ve bu güvenlik içerisinde, mülakatlarda sorulması düşünülen sorular da bilim adamlarımız tarafından, redaksiyon kurulumuz tarafından, uzmanlarımız tarafından hazırlanmak; bilimsel süzgeçlerden geçirilmek; dil, imla, anlatım, ifade açısından redaksiyonları yapılmak suretiyle hazırlanmış ve mülakat komisyonlarına gönderilmiştir.

Bakın, soru hazırlama sürecinde 20 uzman görev almıştır. Ölçme, değerlendirme kriterlerine uygunluk ve belirlenen kriteri ölçme amacı açısından sorular 10 eğitim bilimci tarafından incelenmiştir. Ayrıca, dil ve anlatım açısından dil uzmanı 4 personel tarafından da soruların redaksiyonu yapılmıştır. Yine, YGS, LYS ve TEOG sınavlarında sağlanan bütün güvenlik yolları mülakatlarda sorulacak sorular için de aynı şekilde hazırlanmış ve böylelikle mülakat komisyonlarına gönderilmiştir.

Mülakatlarda adaylar kendi önlerine kapalı zarflarla gelen sorulardan kendi tercihleriyle herhangi 2 zarfı seçmek suretiyle soruları açmışlar, mülakat komisyonunun önünde sözlü ve sesli bir şekilde okumuşlar, mülakatın sonunda da okudukları soru metninin altını imzalamak suretiyle mülakatı tamamlamışlardır.

Şimdi, tabii, burada iddia edilen biçimde sorular sorulmuşsa bunlar kabul edilebilir bir durum değildir. Kaldı ki Millî Eğitim Bakanımızın bu konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda, yine dün Genel Kurul Salonu’muzda grup yöneticilerimizin bu konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda, ayrıca Millî Eğitim Bakanlığının yetkilileri tarafından da ifade edilen husus şu olmuştur: Mülakatlarda değerlendirmeye esas olan sorular Millî Eğitim Bakanlığı tarafından son derece bilimsel yöntem ve kriterlerle hazırlanıp son derece güvenli yollarla komisyonlara gönderilen ve yine son derece güvenli ortamlarda değerlendirmesi yapılan bu soruların dışında, eğer herhangi bir komisyon başkanı bir şey sormuşsa bunun değerlendirmeye esas bir tarafı yoktur, bir.

İkincisi de: Şu ana kadar bununla ilgili somut bir bilgi, somut bir belge, somut bir bulguyla karşılaşmışsanız bunun da yolu bellidir, biz de buna destek veririz.

Üçüncüsü de: Bakanlığımızın hazırlamış olduğu yönetmelik içerisinde 13’üncü maddenin ikinci fıkrası, bu konuda adaylara itiraz hakkını saklı tutmaktadır. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir mağduriyet yaşadığını düşünen adayımız varsa ilgili yönetmeliğin 13’üncü maddesinin ikinci fıkrasına dayanarak hakkını her türlü zeminde arayabilir, bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Ancak, ben, burada, sözlerimi tamamlarken, HDP temsilcisi salondan ayrılmış ama onun söylediği hususlarla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum.

Bakın, Türkiye’de Türkçe ezan tecrübesi yaşandı ve Türkçe ezan tecrübesi karşısında bu milletin bütün fertleri, Kürt’üyle Türk’üyle, ezanın aslına uygun bir şekilde okutulması için gerekli demokratik tepkilerini ortaya koydular. Arkadaşımız çıkmış, güya mülakatlarda sorulduğu iddia edilen Kürtçe ezanla ilgili bir soru üzerinden Kürtçe ezan savunusu yapıyor.

Buradan ben o arkadaşıma şunu söylüyorum: Sen Diyarbakır’a git, Batman’a git, Siirt’e git, Şırnak’a git; Şırnak’ın meydanında, Diyarbakır’ın meydanında, Bingöl’ün, Bitlis’in meydanında “Kürtçe ezan istiyorum.” diye konuş bakalım, bu halk sana Kürtçe ezanın cevabını nasıl veriyor.

Dolayısıyla, burada, böyle bir konunun üzerinden Kürtçe ezan polemiği yaratmaya çalışmak ve bu milletin temel değerleriyle örtüşmeyecek bir şekilde… Kaldı ki kendi uzmanlık alanıyla da ilgisi olmayan bir teolojik konuyu Meclis kürsüsüne taşımasını da açıkçası yadırgadım.

Tekrar kendi konumuza dönecek olursak, bakın, mülakatlarda sorulan sorular bellidir, açıktır. Sayın Bakanımız bununla ilgili açıklamaları açık ve net bir şekilde yapmıştır. Bahse konu olan sorular bizim de kabul edebileceğimiz sorular değildir. Hiçbir ayrımcılığa, ne mezhep ne etnik ayrımcılığa ne de insanların dinî inançları üzerinden, yaşam biçimleri üzerinden ayrımcılığa bu Meclisin içerisinde hiçbir milletvekilimizin olumlu bakacağına ihtimal vermiyorum.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Mülakatlara bakacağız, kaç Kürt girmiş, kaç Alevi girmiş, kaç solcu girmiş.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Bu açıdan, CHP’nin vermiş olduğu grup önerisinde bahse konu olan soruların hiçbirisinin…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Mülakatların tümüne bakacağız, Alevilere de bakacağız, Kürtlere de bakacağız, solculara da bakacağız.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, lütfen…

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – …bugüne kadar yaptığımız araştırmalar içerisinde, sorulduğuna dair biz bir bulguya rastlamadık, siz bir bulguya rastladıysanız buyurun arkadaşlar. Türkiye bir hukuk devletidir, arkadaşlarımız gereğini yaparlar, hukuk içerisinde herkesin hak arama özgürlüğü vardır, hak arama özgürlüğünün gereklerini yerine getirirler.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kürsüden değil ama yerimden kısaca, özellikle grubumuz adına tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Arkadaşımızın ifade ettiği, ezanın hangi dilde okunduğu tartışması veya polemiği değildir…

BAŞKAN – Evet.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …ilgisi olmadığı hâlde mülakatlarda bunun sorulması durumudur. Sayın hatibin dile getirdiği, evet, öğretmen alımlarıyla ilgili objektif, bilimsel kriterlerin ne olduğunu tartışabiliriz ancak siz “Sadece KPSS kriter değil.” diyorsunuz. Olabilir, bunun için daha farklı sınav ölçüleri de getirilebilir. Takdir edersiniz ki dünden beri farklı partilerden hatiplerin dile getirdiği, bu absürt sorularla öğretmen atanamayacağı hususunu ifade etmek istemiştik.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatip yaptığı konuşmasında partimizi de içine alacak şekilde, “Komisyon çalışması sırasında sözleşmeli öğretmenlikle ilgili düzenlemeyi hep birlikte Komisyon üyeleri olarak kabul ettik.” dedi. Buna Cumhuriyet Halk Partili üyeleri de katmış oluyor. Bu gerçekle bağdaşmayan konu hakkında grubumuz adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir açıklama yapacaksınız yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Açıklama değil efendim. Sayın hatip yaptığı konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisini…

BAŞKAN – Şimdi, burada bir sataşma yok Sayın Özel. Yani bir yanlış beyanı var, onu düzeltmek istiyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, şöyle bir şey var: Cumhuriyet Halk Partisini, şu an karşı çıktığımız, eleştirdiğimiz sözleşmeli öğretmenlik sistemini kendileriyle birlikte destek vermek, oy vermekle suçladı, sataştı grubumuza. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

BAŞKAN – Şimdi, bu bir sataşma değil Sayın Özel. Söz verme konusunda bir problemim yok, isteyene söz veriyorum yalnız bu bir sataşma konusu değil.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Komisyonda tartıştık.” dedi efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Birlikte geçirdik.” dedi ya.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Yıldırım söz istedi, açıklamasını kayda geçmek anlamında yaptı. Eğer konuşmacı sizin hakkınızda, belirttiğiniz şekilde bir konuşma yaptıysa -ki yaptığını iddia ediyorsunuz, evet yaptı- yerinizden böyle bir şey olmadığını açıklarsınız, problem biter.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman, Sayın Başkan, sizi de zorlamamak adına bu önerinizi kabul ediyorum.

BAŞKAN – Estağfurullah.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ve bu söz hakkını Sayın Gaye Usluer’e…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usluer.

Bir dakika süreniz.

Teşekkür ederim Sayın Özel.

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biraz önce sayın hatip konuşmasında 4+2 sözleşmeli modeli hepimizin kabul ettiğini söyledi. Bunun bir dil sürçmesi olduğunu düşünüyorum çünkü komisyonda açık ve net bir şekilde güvencesiz, esnek ve zorlamayla olan çalışma modeline, 4+2’ye karşı olduğumuzu söylemiştik.

Ayrıca, mülakata da itiraz etmiştik. Sayın hatip diyor ki: “Sıkıntısı olan itiraz etsin. Somut belgelerle bize başvursun. Hükûmetimiz de gereğini yapsın.” İşte, tam da bu noktada mülakatta somut belge yoktur zaten. Mülakatı yapan komisyonun keyfine kalır, keyfine kalan sorularla da yönetir. Zaten dün de Millî Eğitim Bakanı yaptığı açıklamada şöyle demiştir: “Çok sayıda zarf içerisinden sorular seçilmiştir ancak mülakat sırasında adı geçen sorular da bahse konu olmuş.” Sayın Millî Eğitim Bakanı da konuyu yuvarlama yoluna gitmiştir. Yani bahsi geçen sorular, reisin kim olduğu sorulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usluer.

Kayıtlara geçti.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 5 Ekim 2016 Çarşamba günü yaptığı toplantıda daha önce görüşülmesi kararlaştırılan sözlü soruların bu birleşimde görüşülmemesinin, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 33, 286 ve 306 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 1’inci, 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınmasının ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesinin Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

5/10/2016

Danışma Kurulunun 5/10/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda daha önce görüşülmesi kararlaştırılan sözlü soruların bu birleşimde görüşülmemesinin, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 33, 286 ve 306 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın sırasıyla 1’inci, 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesinin Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.

                                                                                                                Ayşe Nur Bahçekapılı                                                                                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                     Başkanı Vekili

                 Mehmet Naci Bostancı                                                                Özgür Özel                                                       Adalet ve Kalkınma Partisi                                                   Cumhuriyet Halk Partisi

                  Grubu Başkan Vekili                                                          Grubu Başkan Vekili

                        İdris Baluken                                                                     Erkan Akçay

             Halkların Demokratik Partisi                                                 Milliyetçi Hareket Partisi

                  Grubu Başkan Vekili                                                          Grubu Başkan Vekili                   

 

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi yirmi dakikalık bir ara vereceğim. Yalnız aradan sonra hemen seçim işlemine geçeceğiz.

Yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.57

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VIII.- SEÇİMLER

A) Kişisel Verileri Koruma Kurulu Üyeliklerine Seçim

1.- Başkanlıkça, Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeliklerine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aday listesinden Cabir Bilirgen, Cengiz Paşaoğlu ve Mehmet Niyazi Tanılır; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu aday listesinden Turan Arık ve Halkların Demokratik Partisi Grubu aday listesinden Yusuf Alataş’ın seçilmesi

BAŞKAN - Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 21’inci maddesi uyarınca, Kişisel Verileri Koruma Kuruluna beş üye için seçim yapılacaktır.

Siyasi parti grupları tarafından gösterilen adayların adlarını, soyadı sırasına göre okutuyorum:

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aday listesi:

Ümmet Artuç

Cabir Bilirgen

Orhan Özdemir

Cengiz Paşaoğlu

Şevket Sarıcaoğlu

Mehmet Niyazi Tanılır

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu aday listesi:

Turan Arık

Elçin İset

Halkların Demokratik Partisi Grubu aday listesi:

Yusuf Alataş

Ferhat Kabaiş

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 21’inci maddesi gereği siyasi parti grupları kendilerine düşen üyeliğin 2 katı kadar aday göstermişlerdir. Adayların adları soyadı sırasına göre birleşik oy pusulası şeklinde düzenlenmek suretiyle bastırılmıştır. Toplantı ve karar yeter sayısı mevcut olmak şartıyla, seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aday listesinden en çok oyu alan 3 aday ile eşit oranda düşen üyelik için Cumhuriyet Halk Partisi ve Halkların Demokratik Partisi grupları listesinden en çok oyu alan birer aday seçilmiş olacaktır.

Oylamanın ne şekilde yapılacağı konusunda bilgi vermek istiyorum.

Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki kâtip üyeler Adana’dan başlayarak Denizli’ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır’dan başlayarak İstanbul’a kadar, İstanbul dâhil; Hükûmet sırasındaki kâtip üyeler ise İzmir’den başlayarak Mardin’e kadar, Mardin dâhil ve Mersin’den başlayarak Zonguldak’a kadar, Zonguldak dâhil, adı okunan milletvekilinin adını defterden işaretleyeceklerdir. Adı işaretlenen milletvekiline mühürlü birleşik oy pusulası ve zarf verilecektir. Oyunu kullanan milletvekili, oy pusulasını içeren zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önünde konulmuş olan oy kutusuna atacaktır. Birleşik oy pusulasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aday listesinden 3 adayın, eşit oranda düşen üyelik için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve Halkların Demokratik Partisi Grubu aday listesinden birer adayın isimlerinin karşısındaki kareye çarpı işareti konulacaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aday listesinden 3’ten fazla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve Halkların Demokratik Partisi Grubu aday listesinden ise 1’den fazla adayın işaretlendiği oy pusulaları geçersiz sayılacaktır. Bu hususlar birleşik oy pusulasında da dipnot olarak belirtilmiştir.

Sayın milletvekilleri, oylamanın sayım ve dökümü için ad çekme suretiyle 5 kişilik bir tasnif komisyonu tespit edilecektir. Tasnif Komisyonuna seçilen üyeler oylama işlemi bittikten sonra Komisyon sıralarında yerlerini alacaktır.

Şimdi tasnif komisyonunun üyeleri için seçim yapıyoruz.

Sayın Hasan Turan, İstanbul? Burada.

Sayın Burcu Çelik Özkan, Muş? Burada.

Sayın Mustafa Şahin, Malatya? Yok.

Sayın Ejder Açıkkapı, Elâzığ? Yok.

Sayın Ebubekir Gizligider, Nevşehir? Yok.

Sayın Cemil Çiçek, Ankara? Yok.

Sayın Gaye Usluer, Eskişehir? Yok.

Sayın Necati Yılmaz, Ankara? Yok.

Sayın Aziz Babuşcu, İstanbul? Yok.

Sayın Öznur Çalık, Malatya? Yok.

Sayın İzzet Ulvi Yönter, İstanbul? Yok.

Sayın İbrahim Özdiş, Adana? Burada.

Sayın Şahap Kavcıoğlu, Bayburt? Yok.

Sayın Serkan Topal, Hatay? Yok.

Sayın Ömer Fethi Gürer, Niğde? Burada.

Sayın Hayati Yazıcı, İstanbul? Yok.

Sayın Mehmet Erdoğan, Gaziantep? Yok.

Sayın Vedat Demiröz, Bitlis? Yok.

Sayın İmran Kılıç, Kahramanmaraş? Burada.

Tasnif komisyonunun seçimleri tamamlandı.

Sayın kâtip üyelerin yerlerini almalarını, oy pusulaları ile zarfların da teslim edilmesini rica ediyorum.

Oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Tasnif Komisyonu üyelerinin lütfen yerlerini almalarını rica ediyorum ve Tasnif Komisyonunun isimlerini okuyorum.

Hasan Turan, İstanbul Milletvekili; Burcu Çelik Özkan, Muş Milletvekili; İbrahim Özdiş, Adana Milletvekili; Ömer Fethi Gürer, Niğde Milletvekili; İmran Kılıç, Kahramanmaraş Milletvekili.

Kupaları kaldıralım ve Tasnif Komisyonuna teslim edelim.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Tasnif komisyonu üyelerine tekrar teşekkür ederek Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeleri için yapılan seçimin tutanağını okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kişisel Verileri Koruma Kurulundaki 5 üyelik için yapılan seçime 269 üye katılmış, kullanılan oyların dağılımı aşağıda gösterilmiştir.

Saygıyla arz olunur.

Tasnif Komisyonu

            Üye                                          Üye                                  Üye

      Hasan Turan                         Burcu Çelik Özkan                İbrahim Özdiş

         İstanbul                                       Muş                                Adana

 

     Üye                                          Üye

Ömer Fethi Gürer                     İmran Kılıç

   Niğde                               Kahramanmaraş

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Aday Listesi

Ümmet Artuç                                                             4 oy

Cabir Bilirgen                                                           255 oy

Orhan Özdemir                                                         7 oy

Cengiz Paşaoğlu                                                       252 oy

Şevket Sarıcaoğlu                                                     8 oy

Mehmet Niyazi Tanılır                                               256 oy

 

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Aday Listesi:

Turan Arık                                                                234 oy

Elçin İset                                                                  5 oy

Halkların Demokratik Partisi Grubu Aday Listesi

Yusuf Alataş                                                             218 oy

Ferhat Kabaiş                                                           6 oy

Boş                                                                          1

Geçersiz                                                                   2

Toplam                                                                     269

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buna göre, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aday listesinden Cabir Bilirgen, Cengiz Paşaoğlu ve Mehmet Niyazi Tanılır; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu aday listesinden Turan Arık; Halkların Demokratik Partisi Grubu aday listesinden Yusuf Alataş Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeliklerine seçilmişlerdir.

Hayırlı olmasını diliyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Singapur Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Kültür, Bilim, Eğitim, Basın-Yayın ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Singapur Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Bilim, Eğitim, Basın-Yayın ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/334) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 33 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SİNGAPUR CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KÜLTÜR, BİLİM, EĞİTİM, BASIN-YAYIN VE SPOR ALANLARINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 30 Ağustos 2007 tarihinde Singapur’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Singapur Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Bilim, Eğitim, Basın-Yayın ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşması’nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakikalık süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Singapur Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Bilim, Eğitim, Basın-Yayın ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

200

 

 

Kabul

:

197

 

 

Ret

:

1

 

 

Boş

 

:

 

2(x)

 

Kâtip Üye

Mustafa Açıkgöz

Nevşehir

Kâtip Üye

Özcan Purçu

İzmir”

 

 

 

 

Böylelikle tasarı kabul etmiş ve kanunlaşmıştır.

2’nci sıraya alınan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Myanmar Birliği Hükûmeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Myanmar Birliği Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/586) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 286) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 286 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MYANMAR BİRLİĞİ HÜKÜMETİ ARASINDA TİCARET VE EKONOMİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 20 Nisan 2006 tarihinde Yangon’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Myanmar Birliği Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Myanmar Birliği Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı           : 229

Kabul                                 : 228

Ret                                     : 1 (X)

 

                             Kâtip Üye                                                            Kâtip Üye

                        Mustafa Açıkgöz                                                     Özcan Purçu

                             Nevşehir                                                                İzmir

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, üçüncü sıraya alınan Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Karayoluyla Uluslararası Yolcu ve Eşya Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Karayoluyla Uluslararası Yolcu ve Eşya Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/649) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 306) (XX)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 306 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE SLOVAK CUMHURİYETİ ARASINDA KARAYOLUYLA ULUSLARARASI YOLCU VE EŞYA TAŞIMACILIĞI ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 11 Aralık 2014 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Karayoluyla Uluslararası Yolcu ve Eşya Taşımacılığı Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum.

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakikalık süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Karayoluyla Uluslararası Yolcu ve Eşya Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

232

 

Kabul

:

232(x)

 

 

 

 

 

                         Kâtip Üye                                                    Kâtip Üye

                    Mustafa Açıkgöz                                             Özcan Purçu

                         Nevşehir                                                       İzmir”

Böylelikle tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sıraya alınan 667 Sıra Sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile İç Tüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- 667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (1/746) ile İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 412)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sıraya alınan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/373) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Ekim 2016 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 18.43



(x) (10/314) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

 

(X) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 33 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 286 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(XX) 306 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.