TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               123’üncü Birleşim

                                                                                             9 Ağustos 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Burdur Milletvekili Reşat Petek’in, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunlarına ve devlet üniversitelerinin garantörlüğünün neyi kapsadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 7 Ağustosun insanların vatanları için tek yürek olabildiğini gösterdiği tarihî bir gün olduğuna ve 81 ilde demokrasi ve şehitler mitinglerine katılan tüm vatandaşlara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin sulama suyu sorununa ilişkin açıklaması

4.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, sözleşmeli öğretmen alımlarının 2016 yılından önce KPSS’ye girmiş olan adayları da kapsaması ve 2010 KPSS’yle ilgili soruşturmada emeğiyle sınavı kazananların hak ve hukukunun korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, 15 Temmuz darbe kalkışmasında halkın demokrasiye sahip çıkmasını yaptığı yayınlarla duyuran basın emekçilerinin ve televizyon kanallarının haklarının göz ardı edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

6.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında gösterilen dayanışmanın demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve hukuk devletinin gelişmesi noktasında da gösterilmesi gerektiğine ve akademisyenlerin, aydınların ifade özgürlüklerinin korunmasının demokrasi için hayati önem taşıdığına ilişkin açıklaması

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 7 Ağustos Pazar günü 81 ilde din, dil, ideoloji, cinsiyet, ırk ayrımı yapmadan meydanlarda buluşan, birlik ve beraberliğimizi dünyanın dört bir yanına haykıran tüm vatandaşları yürekten kutladığına ve bir kez daha 15 Temmuz girişiminde şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

8.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, 15 Temmuz darbe girişiminin daha adil, özgür ve demokrat bir ülke yaratmak için fırsat olmasını dilediğine ve FETÖ yapılanmasının devlete sızmasıyla ilgili siyasi sorumluların da sorgulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, hukuk devletinde adaletin tam ve eksiksiz bir soruşturma ve kovuşturma süreciyle tesis edileceğine ve şüphelilerin ifadelerinin derhâl alınmasını, aileleriyle görüş izninin verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, süt fiyatının ve süt teşvik primlerinin düşürülmesinin AKP Hükûmetinin çiftçiyi desteklemediğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin mağduriyetlerine ve bu soruna acil ve adil bir çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, bugüne kadar verdiği sözleri tutmayan Avrupa’nın FETÖ darbe planının şartlarını olgunlaştırmak için elinden geleni yaptığına ve 15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrasında milletimizi yalnız bıraktığına ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Hasan Sert’in, 15 Temmuz darbe girişimine destek veren tüm hainleri ve darbeye karşı ses çıkarmayan Batılı ülkelerin tavırlarını kınadığına, 7 Ağustos tarihindeki Yenikapı mitingine destek veren Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’yi tebrik ettiğine ve Putin ile Erdoğan görüşmesinin hayırlı olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Fethullah Gülen Cemaati’ne yönelik soruşturmaların hukukun evrensel değerlerine bağlı kalınarak, adil yargılama esaslarına göre ve kişileri lekelemeden yürütülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana ilinde FETÖ soruşturması kapsamında birçok etüt merkezi ve öğrenci pansiyonu gibi kurumların kapatıldığına ve bu konuda valilere inisiyatif verilerek bir an önce değerlendirme yapılması, hak ve hakkaniyetin korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 7 Ağustos Pazar günü Yenikapı’da Türk siyasi hayatının en önemli günlerinden birinin yaşandığına, 15 Temmuz akşamı başlayıp Yenikapı’yla taçlanan sürecin, tehditler karşısında Türk milletinin bir ve bütün duruşuyla dosta güven, düşmana korku saldığına ilişkin açıklaması

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Yenikapı mitingine katılan halk kitlesinin darbe karşıtı olan ruhunu, demokrasiye olan bağlılığını ve fedakâr tutumunu kutladığına, halkın darbe karşıtı, demokrasi yanlısı tutumunu siyasi liderlerin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğru okuması gerektiğine ve Hakkâri ile Şırnak illerinin oradaki halka sorulmadan ilçe yapılmasının bu kentleri bitirmeye yönelik bir anlayış olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Pozantı Kaymakamının, kurtuluş törenlerine katılan Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’e yönelik tavırlarının ve Kadıköy Lisesinde Nazım Hikmet’le ilgili bir gösterinin yasaklanmasının kabul edilemez olduğuna, herkesin özen ve dikkatli bir dil kullanarak götürmek istediği bu süreç içerisinde hadlerini aşan bu idarecilere gerekli dersin verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Yenikapı başta olmak üzere 81 ilde yapılan mitinglere katılan, destek veren, bu darbe girişiminde olağanüstü bir tavır ortaya koyan yüce milleti saygıyla, sevgiyle selamladığına ve Türkiye’nin bir taraftan FETÖ ile mücadele ederken diğer taraftan PKK terör örgütüyle de mücadelesini sürdüreceğine ilişkin açıklaması

20.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kumpas, Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk davaları mağdurlarının hukuksal haklarının iadesi konusunun çözüme kavuşturulmasını ve önümüzdeki hafta içerisinde gündeme alınmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

 

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak ve 22 milletvekilinin, turizm sektöründe çalışanların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/292)

2.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil ve 20 milletvekilinin, Hükûmetin ODTܒye yönelik ortaya koyduğu iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/293)

3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 22 milletvekilinin, Marmara Bölgesi’nde ve özel olarak Tekirdağ ilinde hava kirliliği ve hava kirliliğinin neden olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/294)

B) Önergeler

1.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, (2/470) esas numaralı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/54)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi kapsamında görevden alınan savcı ve hâkimlerin KCK operasyonları başta olmak üzere yargılama yaptıkları davalarla ilgili şaibelerin açığa çıkarılması, davaların iptalinin yolunun açılması amacıyla 5/8/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Ağustos 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Karadağın Kuzey Atlantik Antlaşmasına Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/742) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 407)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/719) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 406)

3.- Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/475) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 208)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/337) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 35)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/407) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 83)

 

VIII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı : 407) Karadağın Kuzey Atlantik Antlaşmasına Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı : 208) Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Diyarbakır’da bir öğrencinin kaldığı yurttan atılmasına ve bursunun kesilmesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/6145)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, spor kulüplerinin borçlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/6146)

3.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, 2015-2016 eğitim öğretim yılında üniversite öğrencilerinin yurt olanaklarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/6410)

4.- Zonguldak Milletvekili Şerafettin Turpcu’nun, 2002-2016 yılları arasında KOSGEB tarafından Zonguldak’ta sağlanan desteklere ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/6693)

5.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Bingöl’de faaliyet gösteren taş ocaklarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı (7/6703)

6.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2015 yılında Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak, Hakkâri ve Van illerinden yapılan ihracata ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/6826)

9 Ağustos 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi hakkında söz isteyen Burdur Milletvekili Sayın Reşat Petek’e aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Petek.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Burdur Milletvekili Reşat Petek’in, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine ilişkin gündem dışı konuşması

REŞAT PETEK (Burdur) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizleri dinleyen aziz milletim; sözlerime başlarken sizleri ve gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. “Hâkimiyet milletindir.” ilkesine olan inancıyla 15 Temmuz darbe girişimine karşı bombaların, kurşunların altında Meclisimizi açık tutan başta Meclis Başkanımız İsmail Kahraman Bey olmak üzere farklı partilerimizden değerli milletvekillerimizi gönülden tebrik ediyorum. Vatanımıza, bayrağımıza, cumhuriyetimize, demokrasimize sahip çıkan, sokakları, meydanları, havaalanlarını doldurarak darbecilere haddini bildiren şerefli milletimizi saygıyla selamlıyorum. Canlarını feda ederek istiklal ve istikbalimizi kurtaran, şu an bu kürsüde özgürce konuşmamızı sağlayan kahraman şehitlerimizi minnet, şükran ve rahmetle anıyorum. Aynı yüce idealler için bedenlerini feda eden gazilerimize şükranlarımızı sunuyor, acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, darbecilerin boy hedefi “Biz bu yola kefenimizle çıktık.” diyerek dik duran ve milletimizi direnmeye davet eden siyasi parti genel başkanlarımızla birlikte Yenikapı’da birlik ve beraberlik mesajlarını tüm dünyaya ileten Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı arz ediyoruz. Darbe girişiminin ilk saatlerinden itibaren konvoyu kurşunlara hedef olsa da milletimizin şanlı direnişine öncülük eden Başbakanımıza, darbecilere karşı demokrasiyi birlikte savunan siyasi partilerimizin çok değerli genel başkanlarına ve milletvekillerimize yine şükranlarımızı sunuyorum. Darbecilere karşı hak ve özgürlüğümüzden yana, demokrasiden yana tavizsiz tavırlarıyla darbenin önlenmesinde çok önemli rol üstlenerek başarılı bir sınav veren medyamızı da burada saygıyla selamlıyorum. Milletine ihanet etmeyen demokratik sistemin, siyasi otoritenin emrinde Haşhaşi FETÖ militanlarına karşı mücadele veren kahraman askerlerimizi ve kahraman polislerimizi de gönülden tebrik ediyorum, gönülden kutluyorum. Darbelerle ezanların susturulduğu dönemlerden ezan ve selalarla darbelerin önlendiği bir döneme geçişte büyük emekleri geçen Diyanet İşleri Başkanımız ve teşkilatını da bu tarihî duruşlarından dolayı tebrik ediyor, yine kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda darbecilere karşı hep birlikte şanlı direnişimizi gösterdik, istiklalimizi sağladık, istikbalimizi kurtardık. Vatanımıza, bayrağımıza, cumhuriyetimize, demokrasimize hep birlikte sahip çıktık, ortak bildiriyle de duruşumuzu bütün dünyaya duyurduk. 7 Ağustos Yenikapı Mitingi’mizle de güçlü Türkiye yolunda en güzel uzlaşma örneğini gösterdik. Yenikapı Mitingi ve aynı anda bütün vilayetlerimizin Al bayraklarımızla donatılmış meydanlarında sağladığımız tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet sloganlarıyla bütün siyasi partilerimizin sağladığı birliktelik demokraside olması gereken uzlaşma kültürüne yeni bir kapı açmıştır. Bu kapıyı hep açık tutmak, milletimizin karşı karşıya olduğu sorunlarla mücadelede farklılıklarımızdan güç almayı sağlamaya hep birlikte devam etmeliyiz. Allah korusun darbe girişimi başarılı olsaydı, bu toprakları kimlere peşkeş çekeceklerini birlikte görüyoruz. Hiçbir parti ayrımı yapmadan bedelini hep birlikte hepimize ödeteceklerdi. Öyleyse hep birlikte olarak cumhuriyetimize, demokrasimize, bayrağımıza, ezanımıza, vatanımıza sahip çıkmaya devam edelim. Demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinden taviz vermeden yolumuza birlikte devam edelim. İşi ehline verme ilkesinden hareketle devlet kurumlarında ehliyet ve liyakatin temel kriter olarak dikkate alındığı, aksi durumların şeffaf biçimde denetlendiği mekanizmalarımızı kuvvetlendirelim ve açık tutalım.

Çok değerli milletvekillerim, inşallah bu uzlaşı ruhu içinde geleceğimizin daha aydınlık, barış ve huzur içinde birlikte yaşama ortamının sağlanabilmesi için el ele, gönül gönüle bu birlikteliğimizi devam ettirerek yolumuza devam edelim diyorum, şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anarken gazilerimize de Cenab-ı Hakk’tan şifalar diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Petek.

Gündem dışı ikinci söz, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunları hakkında söz isteyen Uşak Milletvekili Sayın Özkan Yalım’a aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

2.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Divan, çalışma arkadaşlarım, hepinize merhabalar ve bizi izleyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımıza sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

İlk önce, 15 Temmuzu kesinlikle unutmadık, unutmayacağız. Her türlü darbenin karşısında olduğumuzun, özellikle, altını tekrar çizmek istiyorum.

Şu ana kadar gündemimiz oldukça yoğun. Bu sıkıntılardan birkaç tanesi, en önemlisi şu anda kapatılan 15 adet üniversite var bu üniversitelerde eğitim gören çocuklarımızın, öğrencilerimizin durumu. Biliyorsunuz, 15 tane üniversitede toplamda 56.703 öğrencimiz var. Bu öğrencilerimizin -ilk açıklamadan sonra, YÖK’ün yaptığı ilk açıklamadan sonra- nerelere yerleştirilecek oldukları belirtilmişti ve bu açıklamalar yapıldı. Örneğin, İzmir’deki Gediz Üniversitesinin belirli bir bölümü Kâtip Çelebi Üniversitesine, hukuk bölümü 9 Eylül Üniversitesine geçirilecekti, ancak geçirilecek olan üniversitelerin hem öğrencilerinden hem de rektörlerinden gelen itirazlar sonucu şu anda bunun askıya alındığını görmekteyiz. Bir an önce bu mağduriyetin giderilmesini talep ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Millî Eğitim Bakanı aynen şu açıklamayı yapmıştı, kapatılan üniversitelerdeki bütün öğrencilerin kesinlikle mağduriyete uğramayacaklarının altını çizmişlerdi. Biz de burada şu anda bütün öğrencilerden ciddi derecede telefonlar alıyoruz, gerekli görüşmeleri yapıyoruz, bunların sorunlarını sizlere dile getirmek istedik.

İlk önce, biliyorsunuz -kapanan üniversiteler 15 tane- Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği madde 25, 26 ve 27’ye göre her vakıf üniversitesinin bir garantör üniversitesi var kurulmadan önce. Onun için bu kapatılan üniversitelerin kanunda gerektiği gibi, örneğin Gediz Üniversitesinin kesinlikle Dokuz Eylüle, bu Gediz Üniversitesindeki öğrencilerin Dokuz Eylüle ve diğer vakıf üniversitelerinin de baştan, açılırken garantör üniversitelerinde gerekli eğitimlerini bundan sonraki süreçte alması gerektiğinin özellikle altını çiziyoruz.

Şimdi, gelelim öğrencilerden şu ana kadar nasıl sorunlar geldi ve de bunların çözümüyle ilgili Sayın Millî Eğitim Bakanından bir an önce adımlar atılması gerektiğinin altını çiziyoruz. Evet, öğrencilerimiz bize neyi anlattı?

İlk önce şunu çok özellikle belirtmek istiyorum, bakın, bu çok önemli: Bu kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerimize artık Türk Silahlı Kuvvetlerinden mesajlar gelmeye başladı ve de askere çağrılıyor. Yani bunların şu anda üniversitelerle ilişkisi kesildiğinden son sınıftaki öğrencilerin askere çağrıldığını kendilerince ifade ettiler. Ve de bursları artık kesildi. Bundan sonraki geçecek oldukları üniversitelerde… Tabii ki nereye geçecekleri de şu anda, malum, henüz daha belli değil. İnşallah bütün öğrencilerimizin ve de ailelerin daha fazla zorlanmaması adına, ekonomik şartlarının daha da zorlanmaması adına okudukları illerde en yakın üniversitelere, kendi bölümlerine aktarılırlar.

Şunu da özellikle belirtmek istiyorum: Bu öğrencilerin toplu ulaşım kartları bile kapatılmış yani geçersiz duruma düşürülmüş. Aynı şekilde, bu öğrencilerimizin gittikleri yaz okullarında, biliyorsunuz, ücretlerini ödemişlerdi, bunlara devam edemiyorlar, ücretlerini de geri alamıyorlar. Diplomalarında ne yazacağının -kendileri çok tedirgin- da bir an önce netleştirilmesini istiyorlar. Staja başlayamıyorlar veya başlayanların da SGK’ları ödenmediğinden dolayı stajları geçersiz sayılıyor. Bundan dolayı da bir an önce özellikle Sayın Millî Eğitim Bakanımızın ve de Cumhurbaşkanının talimatıyla, bu öğrencilerimizi çok daha fazla merak içinde bırakmamak için, YÖK tarafından, kapatılan 15 üniversitedeki bütün öğrencilerimizin durumunu netleştirelim. Bir an önce bu garantör üniversitelerine yerleştirilip ve de kendi bölümlerinde geri kalan yıllarını tamamlayıp bir an önce de başarılı öğrencilerimizin diplomalarını almasını sağlamamız gerekiyor çünkü bu öğrencilerin bu üniversiteleri seçerken herhangi bir suçu yok biliyorsunuz.

Bizim buradaki en net çözüm önerimiz şu olacaktır: Kapatılan 15 üniversitenin bir an önce kamu üniversitesi hâline getirilip bu öğrencilerimiz, kendi üniversitelerinde, kendi mekânlarında, kamu üniversitesi olarak, yeni üniversite adıyla, yeni rektörüyle, yeni yönetimiyle öğrenimlerini devam ettirip diplomalarını bir an önce almalıdır; onun için bir an önce gerekenin yapılmasını rica ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yalım.

Gündem dışı üçüncü söz, yine aynı konuda yani kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay’a aittir.

Süreniz beş dakika.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kapatılan üniversitelerin öğrencilerinin yaşadıkları sorunlar hakkında gündem dışı söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuzdaki hain darbe girişiminin ardından Fethullah terör örgütüyle irtibatlı görülen 15 vakıf üniversitesi kapatılmıştır. Kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin devlet üniversitelerine veya vakıf üniversitelerine yerleştirilmesine ilişkin uygulamalarda Yükseköğretim Kurulu yani YÖK yetkili kılınmıştır. Söz konusu kararın uygulanması için ilk YÖK kararı 28 Temmuz 2016’da alınmış, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin hangi okullara yerleştirileceği belirtilmiştir.

Bu karar kamuoyunda tartışmalara sebep olurken YÖK 3 Ağustosta yeni bir karar açıklamıştır. Buna göre, öğrenciler her ne kadar yerleştirildikleri üniversitelerin diplomalarını alacak olsalar da diplomalarında ilk kayıt oldukları üniversitelerin isimlerinin yazılı olacağını açıklamıştır. Bu kararla öğrencilere yatay geçiş imkânı verilirken 4 Ağustos tarihli son YÖK kararındaysa “Kapatılan vakıf yükseköğretim kurumlarındaki öğrencilerin üniversiteye girmiş oldukları yıl aldıkları puanlar esas alınarak yeniden yerleştirilmesine karar verilmiştir.” denilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir hafta içerisinde aynı konuda 3 kez karar almak zorunda kalan YÖK, krizi iyi yönetememektedir. Kanun hükmünde kararnameden sonra, kapatılan üniversitelerle ilgili yapılan açıklamalar hiçbir mağduriyet oluşmayacağı yönündeydi. Ancak, YÖK kararlarıyla yeni mağduriyetler ortaya çıkmıştır. YÖK, mağduriyetleri gidermek yerine bu mağduriyetleri artıran yeni düzenlemeler yapmıştır. YÖK’ün acilen endişeleri gideren açıklama yapması yerinde olacaktır. Son YÖK kararı gereği, üniversiteye yerleştikleri puanlarla yeniden yerleştirmeye tabi tutulacak olan 50 bin öğrenci büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Öte yandan, yerleştirilecekleri yeni üniversitelerde ne gibi külfetlerle karşılaşacakları da belirsizdir. Öğrenciler bu okulları tercih ederken üniversitelerin ücretleri, aile bütçeleri, ev kiraları, yurt ücretleri gibi maliyetleri dikkate alarak kararlarını vermişlerdir. Çoğu öğrenci yurtlarla dört yıllık anlaşma yapmış ve bir kısmı ücretlerini ödemiştir. Ayrıca, bu öğrenciler intibak süreciyle gittikleri okullarda daha önce almış oldukları derslerin sayılmaması ihtimaliyle üniversite eğitimlerinin uzaması tehlikesiyle karşı karşıyadır. Öğrencilerin kazanılmış hakları vardır. Bu hakları nedeniyle en azından bulundukları şehirlerde eğitimlerine devam etmelerinin sağlanması gerekir. Garantör üniversitelerin kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin eğitimlerini tamamlaması sağlanmalıdır. Garantör üniversitelerdeki öğretim üyeleri ve elemanlarının kapatılan üniversitelere gelerek burada ders vermeleri sağlanmalıdır. Aslında bu kapatılan üniversiteler için alınması gereken en doğru karar, bunlar kapatıldıktan sonra bir devlet üniversitesi adı altında ve başka isimlerle ve kadrolarındaki FET֒cülerin temizlenmesi suretiyle hizmetine, faaliyetine devam etmesidir.

İkinci konu diploma. YÖK, öğrencilerin diplomalarında kapatılan okullarının da yer alacağına karar vermiştir. Bu karar hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Suç şahsidir, suçun cezası da sadece failini bağlar. Kapatılan üniversitenin isminin diploma ve kayıtlarda geçmesi pek çok masum öğrencinin FET֒yle ilişkilendirilmesine sebep olacaktır. Hukuk ve adalet suçluyla suçsuzu ve mağduru ayırt etme faaliyetidir.

Başka bir üniversitenin öğrencisi olup da yaz okulu için kapatılan üniversitelerde eğitimlerine devam eden, buralara ders ücretlerini yatıran öğrenciler vardır; bunlar da bir mağduriyete düşmüştür.

Bir diğer konu tıp fakültesindeki intern öğrencilerin durumudur. Zorlu bir eğitimin ardından mezuniyet aşamasına gelmiş bu öğrenciler başka şehirlere mi gönderilecek belli değildir.

Önemle belirtmek istiyorum ki bu okullardaki öğrencilerin tamamının FETÖ mensubu olduğu imajını ortaya çıkaracak genellemeci uygulamalardan özenle kaçınılmalıdır. YÖK ciddi bir sınavdan geçmektedir, soru ve sorun çoktur. Öğrencilerimiz üniversite tercihlerini YÖK onayıyla ÖSYM kılavuzunda yer alan okullardan yapmıştır. Bu tercihlerin güvencesi idare ve devlettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sonuç olarak, 50 bin öğrenci ve aileleri çaresizce beklemektedir. Süreç öğrencilerin ve ailelerinin aleyhine işlemektedir.

BAŞKAN – Sayın Akçay, tamamlayınız lütfen; açıyorum mikrofonunuzu.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – YÖK’ün de bir an evvel mümkün olduğunca bu mağduriyetleri giderecek önlemleri yeni öğretim yılı başlamadan bir an evvel almasında büyük fayda vardır.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın milletvekilleri, şimdi, gündeme geçmeden önce, sisteme giren ilk 15 sayın milletvekiline 60’a göre yerlerinden bir dakika söz vereceğim, daha sonra sayın grup başkan vekillerine istemleri hâlinde söz vereceğim. Sırasıyla sayın milletvekillerinin mikrofonunu açıyorum.

Sayın Arık’tan başlayalım.

Buyurun Sayın Arık.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin sorunlarına ve devlet üniversitelerinin garantörlüğünün neyi kapsadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, bilindiği üzere 15 vakıf üniversitesi kapatıldı. Yaklaşık 65 bin öğrencimiz ve aileleri şu an büyük bir endişe içerisinde. Aileler, devleti yönetenlerin fark edemediği bu tehlikeyi kendilerinin fark etmesinin mümkün olmadığını vurgulayarak FET֒cü olmadıklarını, çocuklarını da FET֒cü olsun diye bu okullara göndermediklerini, devlet güvencesinde açılan bu okullara çocuklarını yanlarında okumaları veya puanları bu okullara yettiği için gönderdiklerini ifade ediyorlar. Erciyes Üniversitesi garantörlüğünde kurulan Melikşah Üniversitesi kapatıldı ve yerleşkesi Erciyes Üniversitesine devredildi. Öğrencilerin yeniden tercih yapacakları belirtiliyor. Öğrencilerin burs ve kredileri kesildi. Üniversite ücretlerini ödemekte sıkıntı çeken aileler çocuklarını başka bir kentte okutamayacaklarını vurguluyorlar. Devlette devamlılığın esas olduğunu hatırlatarak, Sayın Başbakana masum aileler ve öğrenciler adına sormak istiyorum: Devlet üniversitelerinin garantörlüğü binaların devriyle mi sınırlıdır yoksa öğrencilerin eğitiminin devamlılığını kapsamamakta mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Benli…

2.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 7 Ağustosun insanların vatanları için tek yürek olabildiğini gösterdiği tarihî bir gün olduğuna ve 81 ilde demokrasi ve şehitler mitinglerine katılan tüm vatandaşlara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

7 Ağustos, insanlarımızın tüm farklılıklarını bir yana bırakarak vatanları için tek yürek olabildiğini gösterdiği tarihî bir gündür. 81 ilde demokrasi ve şehitler mitinglerine katılan tüm vatandaşlarımıza, özellikle Yenikapı’da mitinge katılan Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Meclis Başkanımıza, muhalefet liderleri Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’ye ve tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Çünkü, 7 Ağustos, vatanları için canlarını feda etmekten çekinmeyen şehitlerimizin, “Kolum, bacağım gitse de sorun değil. Bir canım var, versem de ne olur? Yeter ki bu ülkede başımız dik yaşayalım.” diyen gazilerimizin onurlandırıldığı bir gündür. 7 Ağustos, 15 yaşında bu ülke için canını veren Halil İbrahimlerin, 16 yaşında ölüme yürüyen Mahirlerin, 67 yaşında şehit olan Cemal amcaların, atılan bombadan cesetleri kömürleşmiş polislerimizin, vücudunda 30 kurşun olan Ömer Halisdemir’in yaşadıklarının boşuna olmadığını, hiçbir hain odağın Türkiye'de bir daha asla başarılı olamayacağını gösteren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin sulama suyu sorununa ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Niğde ilinde sulama suyu önemli sorundur. Kıraç alanların yıllardır sulama suyu beklentisi devam etmektedir. Ziyaret ettiğim Niğde Merkez Himmetli köyünün; Bor Karanlıkdere köyünün, Bor Halaç köyünün; Çiftlik Asmasız köyünün; Ulukışla Maden köyünün, İmrahor köyünün, Gedelli köyünün, Tepeköy köyünün, Şeyhömerli köyünün, Kolsuz köyünün, Hasangazi köyünün, Karacaören köyünün, Horoz köyünün gölet beklentileri devam etmektedir. Niğde Çavdarlı köyü, Dikilitaş köyü, Orhaniye, Kiçağaç köylerinde de Misli Ovası’nda da sulama suyu sorundur. Emirler Köyü kapalı sisteme geçilmesi, Ulukışla Porsuk Göleti’ne Acıpınar’ın bağlanması, Darboğaz Göleti su kaçağının önlenmesi yıllardır çözümlenmesi beklenen sorunlardır. Sayın Bakana yönelttiğim sorulara verdiği yanıtlarda programa alındığı belirtilmekte ancak bugüne kadar bunlarla ilgili yapılan çalışma yoktur. Bir an önce bu çalışmanın yapılması beklentidir. Ayrıca Misli Ovası’nda elektrikle kuyulardan su çıkarılmakta, çiftçiler bu anlamda mağdur olmaktadır. Bölgeye sulama suyunun Ecemiş’ten getirilerek sulama suyunun da bu yolla çözülmesi beklentidir.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

4.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, sözleşmeli öğretmen alımlarının 2016 yılından önce KPSS’ye girmiş olan adayları da kapsaması ve 2010 KPSS’yle ilgili soruşturmada emeğiyle sınavı kazananların hak ve hukukunun korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, başvuruları dün başlayan sözleşmeli öğretmenlikte aranan şartlara bakıldığında 2016 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda atanacağı alan için puan türleri itibarıyla 50 ve üzerinde puan almış olma şartı getirilmiştir. Bu durum geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen KPSS sınavına girip 50 ve üzerinde puan alanlar için hayal kırıklığı yaratmıştır. Adalet ve hakkaniyetin sağlanması adına başvuru süresi 11 Ağustosta sona erecek öğretmen alımları 2016 yılından önce KPSS’ye girmiş olan adayları da kapsamalıdır.

Öte yandan, tamamı iptal edilen 2010 KPSS 150 bin memurda endişe ve korkuya neden olmuştur. 2010 KPSS’yle ilgili yapılan soruşturmada şüpheli olarak yer alan kişilerin memurlukları sonlandırılabilir ancak emeğiyle sınavı kazanan ve memur olarak atanan masum vatandaşlarımızın hak ve hukuku mutlak surette korunmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

5.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, 15 Temmuz darbe kalkışmasında halkın demokrasiye sahip çıkmasını yaptığı yayınlarla duyuran basın emekçilerinin ve televizyon kanallarının haklarının göz ardı edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

15 Temmuz darbe kalkışmasında kayıtsız şartsız vatanının, devletinin ve milletinin yanında olan, demokrasinin yanında saf tutan ve darbe kalkışmasına karşı âdeta gövdelerini siper eden, halkın sokaklara çıkarak demokrasiye sahip çıkmasını yaptığı yayınlarla duyururken canlarını ortaya koyan, uykusuz, yorgun ve belki de günlerce evlerine gitmeden kurşunlara hedef olan çalışkan basın emekçilerinin ve televizyon kanallarının haklarını göz ardı edemeyiz. Televizyonlar frekans kiralama yöntemiyle yayın yaptıkları için özellikle de Anadolu’da yerel bazda yayın yapan kanallar ayakta durmakta bile zorlanmaktadırlar. Bu nedenle bu kuruluşlara hem teşekkür etmek hem de bir can suyu vermek amacıyla birer aylık TÜRKSAT fatura tutarının karşılanmasını ve ayrıca yayın kuruluşlarının yöneticilerine ve çalışanlarına birer aylık maaş karşılığı ikramiye verilmesini Sayın Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanına ve Hükûmete öneriyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

6.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında gösterilen dayanışmanın demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve hukuk devletinin gelişmesi noktasında da gösterilmesi gerektiğine ve akademisyenlerin, aydınların ifade özgürlüklerinin korunmasının demokrasi için hayati önem taşıdığına ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, Eskişehir Anadolu Üniversitesinden 21 akademisyen Barış İçin Akademisyenler Bildirgesi’ne imza attıkları gerekçesiyle disiplin soruşturmasının açılmasından altı buçuk ay sonra açığa alındılar. Bu bildirinin içeriğine katılmadığımız unsurlar olmakla birlikte akademisyenlerimizin, aydınlarımızın ifade özgürlüklerinin korunması demokrasimiz için hayati önem taşımaktadır.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında gösterdiğimiz dayanışmayı ülkemizde demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve hukuk devletinin gelişmesi noktasında da göstermeliyiz. Açığa alınan akademisyenlerin bu konuda yapmak istedikleri basın toplantısının OHAL bahanesiyle engellenmesi de ifade özgürlüklerinin bir kez daha ellerinden alınması anlamına gelir. Yargıdan yürütme durdurma kararı alan bir akademisyen de hâlâ görevine iade edilmemiş bulunmaktadır. Hem bu akademisyenlerin hem de aralarında 81 yaşında olan Sayın Profesör Doktor Öget Öktem Tanör’ün bir an önce görevlerine iade edilmeleri ortak dileğimizdir.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 7 Ağustos Pazar günü 81 ilde din, dil, ideoloji, cinsiyet, ırk ayrımı yapmadan meydanlarda buluşan, birlik ve beraberliğimizi dünyanın dört bir yanına haykıran tüm vatandaşları yürekten kutladığına ve bir kez daha 15 Temmuz girişiminde şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – 7 Ağustos Pazar günü 81 ilimizde din, dil, ideoloji, cinsiyet ırk ayrımı yapmadan meydanlarda buluşan, tek bayrak, tek devlet, tek millet, tek vatan diyerek birlik ve beraberliğimizi dünyanın dört bir yanına haykıran tüm vatandaşlarımızı yürekten kutluyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi gazamız mübarek olsun. Fethullahçı terör örgütünün 15 temmuz gecesi kalkıştığı büyük ihanete karşı Çanakkale ruhunun hâlâ var olduğunu ve sonsuza kadar da varlığını sürdüreceğini gösteren büyük milletimiz, umudunu Türkiye’ye bağlamış tüm dost ülkelere güven verirken, gözünü bu kıymetli topraklara diken düşmanların da yüreklerine korku salmıştır. Ulubatlı Hasan’ın, Nene Hatun’un, Sütçü İmam’ın tarihteki yeri ne kadar önemliyse, bundan sonra da Ömer Halisdemir’in, Şerife Boz’un, Metin Doğan’ın yeri bizim için aynıdır. Gözünü kırpmadan tankların üzerine yürüyen, göğsünü kurşuna siper eden kahramanlarımızı asla unutmayacağız, unutturmayacağız.

Bu vesileyle, bir kez daha, 15 Temmuz darbe girişiminde şehit olan tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyor; FETÖ denen ihanet şebekesine mensup olan soysuz ve hainleri de şiddetle lanetliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akaydın…

8.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, 15 Temmuz darbe girişiminin daha adil, özgür ve demokrat bir ülke yaratmak için fırsat olmasını dilediğine ve FETÖ yapılanmasının devlete sızmasıyla ilgili siyasi sorumluların da sorgulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türk toplumunu derinden yaralayan 15 Temmuz darbe girişiminin daha adil, özgür ve demokrat bir ülke yaratmak için fırsat olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, kırk-kırk beş yıldır devlet örgütünde yerleşen FETÖ yapılanmasının devlete sızdığını değil bilinçli olarak yerleştirildiğini hepimiz biliyoruz. “Rabbim ve milletim beni affetsin.” tümcesiyle geçiştirilemeyecek bu sorunun siyasi sorumlularının da sorgulanması gerekmektedir.

2007 yılından itibaren tüm üniversitelere FET֒cü rektör atamalarını yapan Sayın Abdullah Gül’ün, 2005 yılında Ferhat Sarıkaya ismindeki savcıyla iş birliği yaparak suçsuz bir rektörün tutuklanmasına, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreterinin intiharına neden olan devrin Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve devrin Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, hukuk devletinde adaletin tam ve eksiksiz bir soruşturma ve kovuşturma süreciyle tesis edileceğine ve şüphelilerin ifadelerinin derhâl alınmasını, aileleriyle görüş izninin verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Adalet ve İçişleri Bakanına soruyorum: Hukuk devletinde adalet, tam ve eksiksiz bir soruşturma ve kovuşturma süreciyle tesis edilecektir. Soruşturması geciken şüpheliler nedeniyle geciken adalet cadı avını içinden çıkılmaz hâle getirecek ve aileleriyle birlikte tüm toplumumuzu zanlı duruma düşürecektir. Cemaatle bağlantısı açıkça ortaya konmadan ifadeleri alınan, ömrü FETÖ terör örgütüne karşı mücadeleyle geçmiş olan birçok onurlu yurtseverler, Atatürkçü asker, doktor, öğretmen ve kamu görevlisinin aileleriyle görüşmesi yasaklanmış, bazılarının ifadeleri hâlâ alınamamıştır.

Hukuk devletinin işleyişini sağlamak için şüphelilerin ifadelerinin derhâl alınmasını, aileleriyle görüş izninin verilmesini, gözaltında ya da tutuklu bulunanların durumunun acilen ailelerine bildirilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, süt fiyatının ve süt teşvik primlerinin düşürülmesinin AKP Hükûmetinin çiftçiyi desteklemediğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Köylerde süt iadesi olarak bilinen süt teşvik primleri, çiftçilerimize dönemler hâlinde ödenmektedir. 2015 yılının ilk üç aylık döneminde litre başına 6 kuruş olarak ödenen, daha sonraki dönemlerde 7 kuruş olarak ödenen ve son dönemde 9 kuruş olarak ödenen soğutulmuş süt teşvik primi bu yıl tekrar 6 kuruşa düşürülmüştür. Hatta sütünü kooperatifler üzerinden satamayan üreticiler 5 kuruşluk süt teşvik primi almaktadırlar.

2014 yılının ortalarından Ekim 2015’e kadar süt fiyatı 1 lira 15 kuruş iken bu rakam Türkiye'nin her yerinde azalmıştır. Örneğin bu rakam Edirne’de şu an 1 lira 7 kuruşa kadar gerilemiştir. Kısaca, süt fiyatları enflasyon artışına rağmen gerilemiştir. Türkiye’de, başta süt yemi olmak üzere her şeyin fiyatı artarken süt fiyatının ve süt teşvik primlerinin düşürülmesi AKP Hükûmetinin çiftçiyi desteklemediğini açıkça göstermektedir. Süt piyasasında etkin bir destekleme mekanizmasını kuramazsak gelecekte süt hayvancılığının gelişmesini de bekleyemeyiz.

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

11.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin mağduriyetlerine ve bu soruna acil ve adil bir çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz darbe girişiminden en çok etkilenenlerden biri de kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerdir. Bu üniversitelerde okuyan öğrencilerin büyük bir bölümü tercihini aldığı puan, maddi durumu ve yaşadığı şehre göre yapmıştır ancak şimdi büyük bir mağduriyet içindeler. İzmir’de bu durumda olan, benim bildiğim, birçok öğrencinin ne cemaatle ne de FET֒cülükle yakından uzaktan ilgisi yoktur. YÖK’ün bu öğrencileri puanlarına göre başka şehirlerdeki üniversitelere veya tercih etmedikleri bölümlere yerleştirme planı yeni mağduriyetlere yol açacaktır. Bunun için, yeni öğretim dönemine kısa bir süre kala bu soruna acil ve adil çözüm yolu bulunmalı, gerekirse devlete devredilen üniversitelerden biri sırf bu öğrenciler için yeniden yapılandırılarak mağduriyetleri giderilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

12.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, bugüne kadar verdiği sözleri tutmayan Avrupa’nın FETÖ darbe planının şartlarını olgunlaştırmak için elinden geleni yaptığına ve 15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrasında milletimizi yalnız bıraktığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son Haçlı saldırısı olan hain FETÖ darbe teşebbüsü dost kim, düşman kim aziz milletimize açık seçik göstermiştir. Yetmiş yedi yıl önce Avrupa Konseyini kuran anlaşmayı imzaladık. Avrupa yıllardır kapısında beklettiği genç ve dinamik Türkiye’yi artık kaybetmek üzere. Bugüne kadar verdiği sözleri tutmayan ve ikiyüzlülüğüyle milletimizin de tepkisini alan Avrupa FETÖ darbe planının şartlarını olgunlaştırmak için elinden geleni yaptı. 15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrasında aziz milletimizi yalnız bıraktı. OHAL’i bir yıla çıkaran ve otuz gün gözaltı getiren Fransa’ya ses çıkarmazken Türkiye'nin üç aylık OHAL kararını eleştiri yağmuruna tuttu, sözde Ermeni soykırımını meclislerinde onayladı. Söz verdikleri vize muafiyetini sudan sebeplerle rafa kaldırdı. Şimdi de, 3 milyon Suriyeli mültecileri tek başına misafir eden ülkemize verilmesi kararlaştırılan 3 milyar avroluk yardımın durdurulmasını teklif ediyor. Tüm bunlar, yaşlı Avrupa’nın milletimize karşı ihanetini deşifre etmiştir. Avrupa’yı…

BAŞKAN – Sayın Sert…

13.- İstanbul Milletvekili Hasan Sert’in, 15 Temmuz darbe girişimine destek veren tüm hainleri ve darbeye karşı ses çıkarmayan Batılı ülkelerin tavırlarını kınadığına, 7 Ağustos tarihindeki Yenikapı mitingine destek veren Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’yi tebrik ettiğine ve Putin ile Erdoğan görüşmesinin hayırlı olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

HASAN SERT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe girişiminde direkt ve endirekt olarak destek veren tüm hainleri kınıyorum.

Yine, 7 Ağustos tarihinde yapılan Yenikapı mitinginde destek veren ve yeni bir tarihin başlangıç noktası olan bir günde orada olma durumunda olan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi tebrik ediyorum.

Ayrıca, bugün hâlâ şu anda yapılmakta olan Sayın Putin ile Sayın Erdoğan’ın yapmış olduğu görüşmenin ülkemiz açısından hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Yine, darbeye karşı ses çıkarmayan Batılı ülkelerin ve gelişmiş ülkelerin tavırlarını şiddetle kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

14.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Fethullah Gülen Cemaati’ne yönelik soruşturmaların hukukun evrensel değerlerine bağlı kalınarak, adil yargılama esaslarına göre ve kişileri lekelemeden yürütülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Buradan sık sık uyarıyoruz, Fethullah Gülen Cemaati’ne yönelik soruşturmalar hukukun evrensel değerlerine bağlı kalarak adil yargılanma ve kişileri lekelememe haklarına saygıyla yürütülmelidir. Özellikle bu süreçte hukukun kişisel öfkelere ve geçmişten gelen husumetlere alet edilmesi, gelecekte giderilmesi mümkün olmayan sonuçlar ve mağduriyetler doğuracaktır.

Hukuk komisyonumuza ilettiğim ve gerekli çalışmaları yaptığımız Giresun Üniversitesi ekseninde de yaşananlar bu dediklerime örnek teşkil etmektedir. Üniversitede kurulan ve objektifliği tartışılan bir komisyon marifetiyle eski rektör Profesör Doktor Aygün Attar FETÖ soruşturmasına dâhil edilmiş, idari soruşturma adli soruşturmaya dönüştürülerek hakkında işlem yapılmış, ifadesi alınarak serbest bırakılmıştır.

Bir kere daha uyarıyorum: Güvenlik ve adli makamlara gelen ihbarlar delillendirilmeden kişileri suçlama aracı yapılmamalıdır. İlgili bakanlıklar yerel yöneticilere süratle bu konuda uyarı içeren genelgeler göndermelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Özdiş…

15.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana ilinde FETÖ soruşturması kapsamında birçok etüt merkezi ve öğrenci pansiyonu gibi kurumların kapatıldığına ve bu konuda valilere inisiyatif verilerek bir an önce değerlendirme yapılması, hak ve hakkaniyetin korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Millî Eğitim Bakanına: Adana ilinde FETÖ soruşturması kapsamında birçok etüt merkezi ve öğrenci pansiyonu gibi kurumlar kapatıldı. Suçlu olanlar bir yana benim bizzat tanıdığım sosyal demokrat kişilerin de sahip olduğu işletmeler kapatılmış durumda. Âdeta bir “cadı avı” anlayışı içerisinde uygulama yapılmaktadır, daha doğrusu kurunun yanında yaş da yakılmaktadır. İlin valisiyle görüştüğümüzde valiler bakarız, ederiz diyorlar ancak kısa zamanda herhangi bir sonuç alamıyoruz. Valilerin inisiyatif kullanmadığını görüyoruz. Buradan Sayın Bakana sesleniyorum: Valilere inisiyatif verilmeli, eğitim öğretim döneminin başlayacağı şu günlerde bir an önce değerlendirme yapılmalı, yaşlar kurulardan ayrılmalı, hak ve hakkaniyet korunmalıdır diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren sayın grup başkan vekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Akçay, sizden başlayalım.

Buyurun.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 7 Ağustos Pazar günü Yenikapı’da Türk siyasi hayatının en önemli günlerinden birinin yaşandığına, 15 Temmuz akşamı başlayıp Yenikapı’yla taçlanan sürecin, tehditler karşısında Türk milletinin bir ve bütün duruşuyla dosta güven, düşmana korku saldığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

7 Ağustos Pazar günü Yenikapı’da Türk siyasi hayatının en önemli günlerinden birini yaşadık. Türk milleti farklılıklarını değil, müştereklerini öne çıkarmış, müştereklerde buluşmuştur. Şüphesiz, en önemli müştereğimiz ay yıldızlı al bayrağımızdır. Yenikapı Meydanı’nda Türk milleti bayrağımızın gölgesinde bir araya gelmiş, bağımsızlığını, birliğini ve bütünlüğünü bütün dünyaya bir kez daha haykırmıştır. 15 Temmuz akşamı başlayıp Yenikapı’yla taçlanan süreç, tehditler karşısında Türk milletinin bir ve bütün duruşuyla dosta güven, düşmana korku salmıştır. 23 Nisan 1920’deki, 29 Ekim 1923’teki kazanımlarına Yenikapı’da bir kez daha sahip çıkılmıştır. 15 Temmuzdan Yenikapı’ya kadar geçen sürede Türk milletinin tutumu, ülkemizin bölünmez bütünlüğünün teminatı ve tescilidir. Vatanımızın selameti için bu tutumu doğru ve yerinde kullanmamız gerekmektedir.

Konuşmamı Sayın Genel Başkanımızın 7 Ağustosta Yenikapı’dan yaptığı şu çağrıyla bitirmek istiyorum: “Müştereklerimiz, farklılıklarımızdan daha çoktur. Ecdadımızın hayır duaları, şehitlerimizin hatıra ve vasiyetleri hepimizin namusuna emanettir. Birliğimizi kıskançlıkla, kararlı bir şekilde korumalıyız. Kutuplaşma ve cepheleşmeleri bıçak gibi kesmeliyiz. Şehitlerimizin ruhları, şehit analarının gözyaşları, yetimlerin yürek yaraları, nesillerin gelecek ümitleri bizimledir, yanımızdadır ve aramızdadır. Sizler darbe heveslerini teröristlerin kursaklarında bıraktınız. Devlete ve millete meydan okuyan çürümüşleri elinizin tersiyle ittiniz. Bu nedenle 15 Temmuz bir milat, bir dönüm noktasıdır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Akçay.

Buyurun, tamamlayınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Yeni bir sayfa açalım; millî bir uzlaşmayla, hukukun üstünlüğünü gözeterek, insan hak ve özgürlüklerini muhafaza ederek geleceğin yol haritasını çizelim. Türkiye'nin tarihsel haklarını lekelemeye cüret edenleri şaşkına çevirelim. Vatan sahipsiz değildir, millet yetim değildir, devlet öksüz değildir. İçten ve dıştan kuşatılan Türkiye, iman, sadakat ve sevda dolu millî kalplerle yükselecek, yükseldikçe başı arşa değecektir. 15 Temmuzda yaptınız, bundan sonra da çemberi yaracak ve ülkeyi kurtaracak olan gene sizlersiniz. Başarmaktan başka çaremiz yoktur, bağımsız yaşamaktan başka seçeneğimiz yoktur.”

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Baluken, buyurunuz.

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Yenikapı mitingine katılan halk kitlesinin darbe karşıtı olan ruhunu, demokrasiye olan bağlılığını ve fedakâr tutumunu kutladığına, halkın darbe karşıtı, demokrasi yanlısı tutumunu siyasi liderlerin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğru okuması gerektiğine ve Hakkâri ile Şırnak illerinin oradaki halka sorulmadan ilçe yapılmasının bu kentleri bitirmeye yönelik bir anlayış olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 7 Ağustos tarihinde İstanbul Yenikapı’da darbe karşıtlığı amacıyla Cumhurbaşkanı başkanlığında üç siyasi partinin katılımıyla bir miting gerçekleştirilmiştir. Bizler, öncelikle, bu mitinge katılan halk kitlesinin gerçekten darbe karşıtı olan ruhunu, demokrasiye olan bağlılığını ve fedakâr tutumunu kutluyoruz. Yenikapı’da bulunan halk 15 Temmuz darbe girişiminin ülkeyi götüreceği karanlığı görmüş ve tam demokrasi mesajını bütün içtenliğiyle ortaya koymuştur.

Ne yazık ki sahnede ve hemen sahne önünde ortaya çıkan görüntüler ya da siyasi liderlerin ortaya koyduğu tutumlar, oradaki halkın ortaya koymuş olduğu mesajların doğru değerlendirilmediği şeklinde bizde büyük bir kaygı uyandırmıştır. Biz, Türkiye siyasi tarihi açısından Yenikapı’daki halkın darbe karşıtı tutumunu anlamayan, bu anlamda 79 milyonu kapsayıcı mesajları orada ortaya koyamayan bu tutumu Türkiye siyasi tarihi açısından büyük bir talihsizlik ve büyük bir yanlış olarak değerlendiriyoruz. Ülkeyi darbenin eşiğine getiren militarizmin sahnede boy göstermiş olması başlı başına büyük bir çelişkidir.

Yine, Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere, bu ülkedeki farklı kimliklerin ve halkların haklarının teslim edilmesi, verilmesiyle ilgili tek bir mesajın verilmemiş olması, aslında, önümüzdeki süreç açısından da büyük sıkıntılarla karşı karşıya olduğumuzu ortaya koymuştur. İşçiler, emekçiler başta olmak üzere, kadın özgürlüğüyle ilgili temel meselelere değinmeyen anlayışların Türkiye’nin temel meselelerine çözüm getirmeyeceğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Baluken, tamamlayın.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tekrar altını çizerek ifade ediyorum: Yenikapı’da bulunan darbe karşıtı halkın, demokrasi yanlısı tutumunu siyasi liderlerin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın doğru okuması gerektiğini, toplumu kutuplaştıran, âdeta çatışmaya zemin hazırlayan bu yanlışlardan bir an önce vazgeçmesi çağrısını bir kez daha yineliyorum.

Diğer taraftan, bugün Plan Bütçe Komisyonuna tam bir darbe yasası indirilmiştir. AKP Hükûmeti, olağanüstü hâl uygulaması başta olmak üzere, ne yapılmaması gerekiyorsa bu dönemde bütün yanlışların altına imza atmaya devam etmektedir. Tabii ki birçok yönden eleştirilecek olan bu yasa tasarısında, özellikle belediye başkanlarının görevden alınarak kayyum atama yetkisinin verilmesi ve belediye meclislerinin tasfiyesi anlamına gelecek düzenlemeler, darbe anlayışının ve darbe zihniyetinin ta kendisidir. Ha Başbakanı görevden almışsın kayyum atamışsın ha belediye başkanını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …ha Parlamentoya müdahale etmişsin ha belediye meclisini tasfiye etmişsin. Aynı anlayıştır.

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Baluken.

Tamamlayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bu anlayıştan, bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor.

Hakkâri ve Şırnak illerinin, oradaki halka sorulmadan ilçe yapılması da tamamen bu iki kenti bitirmeye yönelik bir anlayıştır. Hakkâri, Şırnak, Yüksekova ve Cizre’nin il olacak şekilde bir çözüm ve barış projesiyle birlikte bölgesel cazibe merkezi hâline getirilmesi gerektiğini ifade ediyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Sayın Gök, buyurunuz.

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Pozantı Kaymakamının, kurtuluş törenlerine katılan Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’e yönelik tavırlarının ve Kadıköy Lisesinde Nazım Hikmet’le ilgili bir gösterinin yasaklanmasının kabul edilemez olduğuna, herkesin özen ve dikkatli bir dil kullanarak götürmek istediği bu süreç içerisinde hadlerini aşan bu idarecilere gerekli dersin verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuzdan itibaren başlayan süreç içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok net bir duruş sergiliyoruz ve Türkiye’deki tüm siyasi katmanların uzlaşmasıyla Türkiye’nin bundan sonraki süreci takip etmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu özen ve dikkati gösterdiğimizde, elbette, biz demokrasi, insan hakları, temel hak ve hürriyetler konusunda geriye doğru gidişler konusundaki net duruşumuzu her zaman ifade ederek Türkiye demokrasisinin güçlenmesine katkı yapmaya bundan sonra da gayret sarf edeceğiz.

Sayın Başkan, böyle bir özen gösterirken, böyle bir, siyasi iklimde yumuşamaların olduğu günlerde 5 Ağustos 2016 cuma günü Pozantı’nın kurtuluş törenlerinde Pozantı’nın kurtuluş törenlerine katılan Adana Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özdiş Pozantı Kaymakamının bir oldubittisiyle karşılaşmış ve Atatürk’ün Pozantı’ya gelişiyle ilgili bir konuşma yapması konusunda mutabık kalınmış ve Sayın Milletvekilimiz bu konuda söz sırasını beklerken bir anda Kaymakamın “Sana siyasi şov yaptırmayacağım.” şeklindeki kabul edilemez ve küstahça sözleriyle karşılaşmıştır. Şimdi, böyle bir ortamda siyasetin, özellikle 7 Ağustosta milyonlarca kişinin buluştuğu Yenikapı’da bu siyasi atmosfere katkı sağlanmasının düşünüldüğü ve bu iklimin yumuşatılmasına çalışıldığı bir dönemde bir kaymakamın yetkisini ve haddini aşan bu küstahça tavırlarını kınadığımızı ve derhâl bir özür beklediğimizi ifade ediyoruz. Bu konuda İçişleri Bakanlığı gerekli çalışmayı yapacaklarını ifade etmiştir, şu saate kadar tarafımıza dönülmemiştir. Bunun çok ciddi takipçisi olacağımızı ve bu Kaymakamın bu süreci sabote eden bir kaymakam olarak da tarihe geçtiğini buradan ifade etmek istiyorum ve konuyu çok dikkatlice takip ettiğimizin altını çizerek ifade ediyorum.

Sayın Başkan, yine bir ironik durum var. Sayın Başbakan 7 Ağustosta Yenikapı’da milyonlara seslenirken Nazım Hikmet’ten şiirler okudu. Yine, bugün grup toplantısında konuşurken “Nazım da oradaydı.” dedi. Ama Nazım nerede yok?

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Gök.

Buyurun, tamamlayınız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başbakanın Yenikapı’da şiirlerini okuduğu ve bugün de grup toplantısında ifade ettiği Nazım Hikmet’in, Türkiye’nin en önde gelen sanatçılarından bir tanesi Sayın Genco Erkal’ın sergilemek istediği “Güneşin Sofrasında Nazım ile Brecht” adlı gösterisi Kadıköy Lisesi tarafından yasaklandı. Yani Başbakan Nazım Hikmet’ten şiirler okuyacak ama bir okulda Nazım’la ilgili bir gösteriyi yasaklayacak. Böyle bir tablo kabul edilebilir mi? Yani bu tablonun içerisinde son derece ironik durumlar da yaşıyoruz. Yani bunun münferit bir olay olduğunu ve bunun da derhâl çözümlenmesi gereken bir konu olarak ortada durduğunu düşünüyorum. Genco Erkal gibi dev bir sanatçıya yapılan bu saygısızlık ve Başbakanın söylemlerinin aksine davranan okul idarecileri hakkında da işlem başlatılmasını talep ediyoruz. Kimsenin haddi değildir yani siyaseti yönlendirecek olanlar buradadır, Meclistedir. Siyasetin dışında, siyasetin oluşmasına olumsuz katkı verenlerle ilgili derhâl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayınız lütfen Sayın Gök.

Buyurunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Olağanüstü koşullardan geçerken herkesin özenli ve dikkatli bir dil kullanarak götürmek istediği bu süreç içerisinde sınırlarını, hadlerini aşan bu bürokratlara, bu idarecilere gerekli ders verilmelidir ki siyasetçilerin mesajları, söyledikleri tam anlamıyla gerçekliğine kavuşabilsin. Bunları ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Muş, açıyoruz mikrofonunuzu.

Buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Yenikapı başta olmak üzere 81 ilde yapılan mitinglere katılan, destek veren, bu darbe girişiminde olağanüstü bir tavır ortaya koyan yüce milleti saygıyla, sevgiyle selamladığına ve Türkiye’nin bir taraftan FETÖ ile mücadele ederken diğer taraftan PKK terör örgütüyle de mücadelesini sürdüreceğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de Genel Kurulu ve heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

7 Ağustosta tarihî bir toplantı yapıldı ülkemizde. Başta Yenikapı olmak üzere Türkiye’nin 81 ilinin tamamında darbelere karşı ülkenin ve milletin nasıl bir araya geldiğini ortaya koyan olağanüstü toplantılar vardı ve bunların en büyüğü de İstanbul’da organize edildi. Milletimiz bir kez daha darbecilere karşı çelikten iradesini göstermiştir ve burada milletimizin tüm kesimlerinden insanlarımız vardı; emekçisi vardı, Türk’ü vardı, Kürt’ü vardı, Alevi’si vardı, zira toplumun her kesiminden katılımcılar buradaydı. Ülkemizi bölmeye çalışan, parçalamaya çalışan bu darbe girişimi, aksine ülkemizi bu süreçten sonra daha da kenetlemiş, toplumumuzu birbirine çok daha fazla yakınlaştırmıştır. Burada, 7 Ağustosta Yenikapı’da yapılan toplantının militarist bir zihniyetin aksine tankla, topla millî iradeye karşı girişilen darbe sürecine çelikten irade koyan vatandaşlarımızın geldiği bir toplantı olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Türkiye, bir taraftan FETÖ ile mücadele ediyorken diğer taraftan da PKK terör örgütüyle de mücadelesini sürdürecektir. Burada da en ufak bir aksaklık olmayacak, kararlılığını bu konuda da sürdürecektir. Türkiye, bölünmez, parçalanmaz bir şekilde yoluna devam edecektir. Ne FETÖ ne PKK ne de DHKP-C veya diğer terör örgütleri ülkemizi kutlu yürüyüşünden alıkoyamayacaktır.

Bu vesileyle, bu toplantılara katılan, destek veren, bu darbe girişiminde olağanüstü bir tavır ortaya koyan yüce milletimizi saygıyla, sevgiyle tekrar selamlıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz sayın milletvekilleri.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak ve 22 milletvekilinin, turizm sektöründe çalışanların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/292)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Turizm sektöründe çalışan yurttaşlarımızın çalışma koşullarından kaynaklanan sorunlarının araştırılması ve emekçilerin haklarını koruyacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri kapsamında bir Meclis araştırması açılması konusunda gereğini arz ederiz.

1) Çetin Osman Budak                                   (Antalya)

2) Gülay Yedekci                                           (İstanbul)

3) Gürsel Erol                                               (Tunceli)

4) Bülent Öz                                                  (Çanakkale)

5) İrfan Bakır                                                (Isparta)

6) Mehmet Gökdağ                                         (Gaziantep)

7) Musa Çam                                                 (İzmir)

8) Kazım Arslan                                             (Denizli)

9) Mazlum Nurlu                                            (Manisa)

10) Niyazi Nefi Kara                                      (Antalya)

11) Ali Şeker                                                 (İstanbul)

12) Mevlüt Dudu                                            (Hatay)

13) Cemal Okan Yüksel                                  (Eskişehir)

14) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

15) Aylin Nazlıaka                                         (Ankara)

16) Kadim Durmaz                                         (Tokat)

17) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

18) Haydar Akar                                            (Kocaeli)

19) Aydın Uslupehlivan                                  (Adana)

20) Şenal Sarıhan                                         (Ankara)

21) Barış Karadeniz                                       (Sinop)

22) Namık Havutça                                        (Balıkesir)

23) Devrim Kök                                             (Antalya)

Gerekçe:

Türkiye'de çalışma yaşamında, başta kayıt dışı çalışma olmak üzere çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Çalışanların örgütlenmesi zorlaşmış, asgari ücret neredeyse temel ücret hâline getirilmiştir. Bu tablo içinde de iş kazaları ve emekçi ölümleri de artmaktadır.

Turizm, Türkiye'nin lokomotif sektörüdür ve ekonomin en önemli sorunu olan cari açığın da ilacıdır. Türkiye, son beş yıllık dönemde (2010-2015) 189,5 milyon yabancı turist ağırlamış ve 137,2 milyar dolar gelir elde etmiştir.

Turizm sektörünü emekleriyle ayakta tutan çalışanların sorunlarının çözülmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi turizmin ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlamasının yolunu açacaktır.

Türkiye'de turizm, kıyı turizmi ağırlıklı olarak yürümekte, gerekli yatırım ve tanıtımın yapılmaması nedeniyle tüm yıla ve tüm Türkiye'ye yayılamamaktadır. Bunun sonucu olarak turizm emekçileri mevsimlik işçi konumundan çıkamamaktadır. Mevsimlik çalışma, çalışanların haklarında ciddi kayıplar oluşması sonucunu doğurmaktadır.

Turizmde yaşanan bu sıkıntı uzun süredir gündemde olmasına karşın bir çözüm geliştirilmiş değildir. Turistik tesislerin yoğun sezon dışında da açık kalmasını sağlamaya dönük olarak devletin öncülük etmesi gerekliliği açıktır. Bu kapsamda, turizm işletmelerinin giderlerinde önemli bir yer tutan istihdam yüklerinin, turist hareketliliği açısından düşük sezon sayılan dönemlerde çeşitli yöntemlerle azaltılması önemli bir adım olabilecektir. Ayrıca, vergi destekleri ve tanıtım etkinliklerinin artırılması gibi uygulamalar da olumlu katkılar sağlayacaktır. İşletmeciler de sağlanacak desteklerle on iki ay faaliyet göstermek için daha yoğun çaba içine gireceklerdir. Turistik tesislerin tüm yıl açık kalması, ülke ekonomisine daha fazla katkı ve turizm emekçilerinin de on iki ay çalışması anlamına gelecektir.

TBMM'nin, Türkiye açısından stratejik önemde olan turizm sektörünün sorunlarına eğilmesi, turizm emekçilerine destek vermesi yerinde olacaktır.

Bu nedenlerle, turizm çalışanlarının sorunlarının araştırılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

2.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil ve 20 milletvekilinin, Hükûmetin ODTܒye yönelik ortaya koyduğu iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/293)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son haftalarda, Türkiye'nin en önemli üniversitelerinden biri olan ODTܒyle ilgili yaşanan olumsuzluklar nedeniyle, Hükûmetin gerek bilimsel gerek idari yapı gerekse rant hesapları nedeniyle ODTÜ'yü hedefe koyduğu iddiaları giderek artırmıştır. Yanlış bir algı yaratılıp yaratılmadığı, bu iddiaların doğru olup olmadığı araştırılarak gerçeklerin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin töhmet altında bırakılması düşünülemeyeceğinden, Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1)      Ceyhun İrgil                                          (Bursa)

2)      Şenal Sarıhan                                        (Ankara)

3)      Hilmi Yarayıcı                                        (Hatay)

4)      Bülent Öz                                              (Çanakkale)

5)      Mehmet Göker                                       (Burdur)

6)      Aylin Nazlıaka                                       (Ankara)

7)      Gaye Usluer                                          (Eskişehir)

8)      Devrim Kök                                            (Antalya)

9)      Mazlum Nurlu                                        (Manisa)

10)    Eren Erdem                                           (İstanbul)

11)    Yakup Akkaya                                        (İstanbul)

12)    Veli Ağbaba                                           (Malatya)

13)    Mehmet Gökdağ                                     (Gaziantep)

14)    Ahmet Akın                                            (Balıkesir)

15)    Birol Ertem                                            (Hatay)

16)    Serkan Topal                                         (Hatay)

17)    Nurhayat Altaca Kayışoğlu                      (Bursa)

18)    Mahmut Tanal                                        (İstanbul)

19)    Kadim Durmaz                                       (Tokat)

20)    Haydar Akar                                          (Kocaeli)

21)    Onursal Adıgüzel                                   (İstanbul)

Gerekçe:

Türkiye'nin en önemli üniversitelerinden biri olan ODTÜ, tarihî, kültürel ve bilimsel nitelikleriyle uluslararası öneme sahip bir eğitim kurumu olma özelliğini taşımaktadır. Tarihsel sürecinde bugüne dek, pek çok kez çeşitli vesilelerle gündeme gelen ODTÜ, geçtiğimiz haftalarda yine gündemin ilk sıralarında yer aldı.

ODTÜ yerleşkesi içinde yer alan camide namaz kılan öğrenciler ile camide IŞİD militanlarının örgütlendiğini iddia eden öğrenciler arasında yaşanan tartışmalar, okul yönetimi tarafından yatıştırılma ve soruna dair çözüm yollarına gidilme sürecindeyken, bazı unsurların devreye girmesiyle sorun daha da büyüdü. Görevi Haziran 2016'da dolacak olan ve ODTÜ'nün kendi kuralına göre yani "iki dönemden fazla görev yapmama" kuralı uyarınca bir kez daha göreve gelmeyecek olan Rektör Profesör Ahmet Acar, MEMUR-SEN tarafından istifaya çağrıldı. Başbakan Profesör Ahmet Davutoğlu da aynı hafta cuma namazını ODTÜ camisinde kıldı.

Bütün bu gelişmelerin yanı sıra, Rusya kriziyle Türkiye'deki İnternet sitelerine yönelik bir siber saldırı patlak verdi. Hatırlanacağı üzere, gerekli teknik altyapıya 1992 yılında sahip tek kurum ODTÜ olduğu için, İnternet teknolojisini Türkiye'de kuran “tr” uzantılı siteleri oluşturan ODTÜ, yıllardır bu teknolojinin kontrolünü de sağlıyor.

Siber saldırı nedeniyle, Ulaştırma Bakanlığı bu kontrolü almak istedi ama istemi ODTÜ tarafından olumsuz sonuçlanınca Bakanlıktan bir açıklama geldi. Buna göre, ODTÜ, güvenlik birimleriyle iş birliği yapmıyordu. Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan da ODTÜ Rektörünü imparator gibi davranmakla suçladı.

Öte yandan, bilindiği üzere, ODTÜ, geniş yeşil alanlara sahip bir arazi üstünde kurulu. Üstelik bu yeşil alanlar tamamen ODTÜ'nün kendi eseri ve yine, bu özel araziye müteahhitlerin gözünü diktiği de biliniyor. Kısacası, ODTÜ üzerinde kabaran bir rant arzusu da bulunuyor.

Sonuç olarak, yukarıda özetlemeye çalıştığımız gelişmeler neticesinde, Hükûmetin gerek bilimsel gerek idari yapı gerekse rant hesapları nedeniyle, ODTܒyü hedefe koyduğu iddiaları giderek artıyor. Bu nedenle, yanlış bir algı yaratılıp yaratılmadığı, bu iddiaların doğru olup olmadığı araştırılarak gerçeklerin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin töhmet altında bırakılması düşünülemeyeceğinden, konuya ilişkin bir Meclis araştırması komisyonu kurularak söz konusu iddialar araştırılmalıdır. Üstelik, yapılacak araştırmayla, ODTÜ bünyesindeki camide namaz kılanların, sadece dinî vecibelerini yerine getiren mütedeyyinler olduğunu da ispatlayarak, IŞİD gibi bir terör örgütünün Ankara'nın göbeğinde barınmadığını göstermek ve kamu nezdinde oluşan korkuyu gidermek mümkün olabilecektir.

3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 22 milletvekilinin, Marmara Bölgesi’nde ve özel olarak Tekirdağ ilinde hava kirliliği ve hava kirliliğinin neden olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/294)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin canlı hayatına ve çevresel dengeye zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunması olarak tanımlanan hava kirliliği özellikle insan sağlığı açısından ağır ve yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır.

Marmara Bölgesi, ülkemizin hızlı sanayileşen ve buna bağlı olarak nüfus baskısına ve atmosfer kirleticilerine en yoğun maruz kalan bölgesidir. Maruz kalınan bu kirliliğe paralel olarak insan sağlığı olumsuz etkilenmekte, hava kirliliğine bağlı solunum yolu hastalıkları, miyokart enfarktüsü, astım, akciğer kanseri vakalarında artış olduğu gözlenmektedir. Bu konuda alınan önlemler yetersiz kalmakta ve sorunun boyutu gün geçtikçe büyümektedir.

Bu nedenlerle, genel olarak Marmara Bölgesi’nde, özel olarak Tekirdağ ilimizde hava kirliliği ve hava kirliliğinin neden olduğu sorunlar ile alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 17/12/2015

1) Candan Yüceer                                          (Tekirdağ)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

3) Namık Havutça                                          (Balıkesir)

4) Ahmet Akın                                               (Balıkesir)

5) Kazım Arslan                                             (Denizli)

6) Mazlum Nurlu                                            (Manisa)

7) Aylin Nazlıaka                                           (Ankara)

8) Tekin Bingöl                                              (Ankara)

9) Ali Şeker                                                   (İstanbul)

10) Gülay Yedekci                                         (İstanbul)

11) Aydın Uslupehlivan                                  (Adana)

12) Mehmet Gökdağ                                       (Gaziantep)

13) Çetin Arık                                                (Kayseri)

14) Mevlüt Dudu                                            (Hatay)

15) Cemal Okan Yüksel                                  (Eskişehir)

16) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

17) Kadim Durmaz                                         (Tokat)

18) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

19) Haydar Akar                                            (Kocaeli)

20) Çetin Osman Budak                                 (Antalya)

21) Şenal Sarıhan                                         (Ankara)

22) Onursal Adıgüzel                                     (İstanbul)

23) Devrim Kök                                             (Antalya)

Gerekçe:

Anayasa’mızın 56’ncı maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” denilmekte ve müteakip fıkrada çevre kirlenmesini önlemek devlete görev olarak yüklenmektedir. Anayasa’mızın bu açık hükmüne rağmen çevrenin ve insan sağlığının korunması konusunda yeterli önlemlerin alınmadığı, sanayileşme ve çevre dengesinin çevre aleyhine bozulduğu gözlenmektedir.

Kara ve deniz taşımacılığı, ısınma ve sanayiden kaynaklanan hava kirliliği çevresel sorunlar arasında insan sağlığına en hızlı ve olumsuz etki eden faktörlerin başında gelmektedir. Yoğun insan nüfusu ve hızlı sanayileşme nedeniyle hava kirliliğinin en çok risk yarattığı bölge Marmara Bölgesi’dir. Özellikle son on yıllık dönemde Marmara Bölgesi’nin Tekirdağ ve Edirne illerimizin yer aldığı kısmında anılan faktörlere bağlı olarak hava kirliliği olağan dışı bir biçimde artmıştır. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin Goddard merkezi tarafından çekilen hava fotoğraflarına dayanılarak ve son on yılın verileri baz alınarak hazırlanan hava haritalarında ülkemizde en yoğun hava kirliliğinin Tekirdağ ilimizde yaşandığı gözlemi yer almaktadır. Benzer şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı hizmet veren hava kalitesi izleme istasyonları veri tabanına göre, her ne kadar tehlike sınırlarının altında olsa da kasım ve aralık aylarında Tekirdağ ilimizde hava kirliliğinde artış gözlenmektedir.

Diğer çevresel kirleticilerle birleştiğinde sınırların altında olsa da söz konusu hava kirliliğini çoğaltan etkisi yaratarak insan sağlığı üzerindeki tehdidi artıracağı açıktır. Özellikle kış döneminde ısınma kaynaklı hava kirliliğinin artacağı göz önüne alınacak olursa söz konusu tehdidin boyutu daha da önem kazanmaktadır. Bu konuda acil önlemler alınması gerekliliği ortadadır.

Yukarıda sayılan nedenlerle Marmara Bölgesi’nde ve Tekirdağ ilimizde hava kirliliği ve hava kirliliğinin neden olduğu sorunlar ile alınması gereken önlemlerin yüce Meclisimizce belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasının yerinde olacağı kanısını taşımaktayız.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi kapsamında görevden alınan savcı ve hâkimlerin KCK operasyonları başta olmak üzere yargılama yaptıkları davalarla ilgili şaibelerin açığa çıkarılması, davaların iptalinin yolunun açılması amacıyla 5/8/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Ağustos 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/8/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                     İdris Baluken

                                                                                       Diyarbakır

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

5 Ağustos 2016 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken tarafından verilen (2569 sıra numaralı) "15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi kapsamında görevden alınan savcı ve hâkimlerin KCK operasyonları başta olmak üzere yargılama yaptıkları davalarla ilgili şaibelerin açığa çıkarılması, davaların iptalinin yolunun açılması" amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 09/08/2016 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Sancar, süreniz on dakika.

Buyurunuz.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; evet, 15 Temmuz akşamı, gecesi, vahim ve kanlı bir darbe girişimi yaşandı bu ülkede. O günden bugüne bunun çeşitli boyutlarını hem Mecliste hem de kamuoyunun çeşitli alanlarında ayrıntılı bir şekilde tartışıyoruz.

Darbeye karşı tedbir olmak üzere çeşitli adımlar atılıyor, çeşitli düzenlemeler yapılıyor. Bunların arasında en dikkat çekici olanlarından biri de yargıda yapılan tasfiyelerdir. Daha önceki konuşmalarımızda da belirtmiştik, darbe girişimine katılan, darbeyi örgütleyen organizasyonun, çetenin, grubun, cuntanın herhangi bir şekilde içinde yer alan kişilerin kamudan tasfiye edilmesi bir haktır, devletin meşru hakkıdır, görevidir ama bunun mutlaka hukuk çerçevesinde, objektif araştırmalarla gerçekleştirilmesi de bir zorunluluktur. Aksi takdirde, sürekli vurguladığımız gibi, darbeci yöntemleri kullanarak darbe yöntemleriyle, darbe hevesleri ve planlarıyla mücadele etmeniz mümkün değildir. Bugüne kadar yargıdan atılan, açığa alınan, görevden alınan, haklarında soruşturma açılan hâkim ve savcıların sayısını net olarak bilmiyoruz, sürekli değişiyor çünkü; yani borsa işaretleri gibi yükseliyor, bazen, işte, istikrarlı gidiyor, düz çizgi çiziyor. Bu konuda da düzenli bilgilendirme yapmak Hükûmetin görevi, bu konuda bilgi istemek kamuoyunun en doğal hakkıdır. Özellikle, yargıda gerçekleşen tasfiyeler son derece önemli. Savcılar ve hâkimler görevden el çektiriliyor ya da açığa alınıyor. Peki, bu durumda bu hâkim ve savcıların daha önce başlattıkları soruşturmalar, açtıkları davalar, gördükleri davalar, yürüttükleri yargılamalar ve verdikleri hükümler ne olacaktır? Bunlarla yüzleşmeden, bu konuyu ciddi bir şekilde ele almadan adaletsizlikleri sonlandırmak mümkün olmadığı gibi, yeni dönemde çok daha ağır adaletsizlikler yaratma ihtimaliniz de yüksektir. Zamanında başlatılan, bundan birkaç yıl önce başlatılan KCK operasyonları bu toplumda son derece önemli sonuçlar yaratmış, çok ağır tahribatlara yol açmıştır.

Yine, bu operasyonların yapıldığı dönemde sürekli uyarılarda bulunulmuştur. Bunu o dönemki partimiz de temsilcileri ve sözcüleri aracılığıyla yapmıştır, kamuoyunda aydınlar, akademisyenler, hukukçular çeşitli uyarılarda bulunmuşlardır, sürekli Hükûmeti uyarmışlardır; bu yapılan operasyonların başka bir hesaba dayandığını, Kürt sorununda çatışmayı derinleştirme gibi bir planın bir parçası olduğunu çeşitli gerekçeler ve verilerle sürekli olarak açıklamışlardır ama Hükûmet o dönem bu uyarıları dikkate almadığı gibi, bizzat dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan “Ben, bu davaları sahipleniyorum, bu operasyonların sonuna kadar arkasındayım.” demiştir; hatta o kadar ileri gitmiştir ki bu operasyonları eleştirenleri vatan hainliğiyle suçlamıştır. Mecliste diğer iki partiyi, MHP ve CHP’yi bu operasyonların arkasında olmaya davet etmiştir; “Gelin, bir millî birlik havası içinde bu operasyonları sahiplenelim.” demiştir. Şimdi, bakıyoruz “KCK operasyonu” adı altında yürütülen o büyük siyasi tasfiye ve kırım faaliyetinin programının içinde, bugün görevden alınan ya da soruşturmaya tabi tutulan savcılar ve hâkimler var. Rakamlar tam olarak önümüzde değil, tespit etmek kolay değil. Kaç tane savcı, kaç tane hâkim, bugün açığa alınan kaç savcı, kaç hâkim KCK davalarının sorumlularıdır, bunları da net olarak bilmiyoruz. Zaten bu araştırma önergesini vermemizin sebebi de budur. Bilmek istiyoruz, kamuoyunun da bilmeye hakkı var. Türkiye'de Kürt sorununda çok kanlı bir döneme girmeye yol açan, siyaseti tümüyle tasfiye etme gibi darbeci anlayışın en tipik özelliklerini taşıyan o operasyonlar neden yapılmıştır, kimler tarafından planlanmıştır, hangi savcı ve hâkimler aracılığıyla hayata geçirilmiştir? Sadece savcı ve hâkimler meselesi de değil, biliyorsunuz, operasyonların altyapısını güvenlik kuvvetleri, özellikle adli polis hazırlar.

Peki, yine soruyoruz: O dönem o dosyaların verilerini toplayan, “dinleme” adı altında çok uyduruk belgeleri dosyalara sokan, hâkimlere ve savcılara bunları vererek davaları yönlendiren polis ekibinden, şeflerinden, görevlilerinden kaç kişi “FET֔ dediğiniz örgütün üyesi olarak tutuklanmıştır, yargılanmıştır, açığa alınmıştır? Bunları açığa çıkarmak zorundayız, bunları bilmek zorundayız.

Yine bundan önceki bir konuşmamda söylemiştim, eğer hakikati saklarsanız bu hakikat ortadan kalkmaz ama sakladığınız hakikatler yaratacağı adaletsizliklerden dolayı toplumda yeni yaralara sebep olur. Bu yaraları iyileştirmezseniz, sürekli kanayan bir toplum vicdanı ve sürekli acı çeken toplum kesimleriyle karşı karşıya kalırsınız.

Eğer bir yarayı düzeltmek istiyorsanız, toplumsal yaraları düzeltmek istiyorsanız bunun yolu bellidir: Adalet ve hakikat. Adalete ve hakikate giden yolları kapatarak kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız; bir süre rahatlayabilirsiniz ama bütün bu örttüğünüz hakikat, engellediğiniz adalet bir süre sonra karşınıza çok daha büyük bir sorun yumağı olarak çıkar.

Bugün, darbe girişimiyle mücadele adı altında yapılan tasfiyeler son derece keyfî bir hâl almıştır. Akademisyenlerle ilgili tasfiye programlarının ayrıntılarını başka vesilelerle Meclis gündemine taşımaya devam edeceğiz. Herkes kendi hesabını, özellikle Hükûmet çeşitli kesimlerle hesabını bu vesileyle görmek istiyor. Mesela Anadolu Üniversitesinde görevden uzaklaştırılan akademisyenlerin darbe girişimiyle ne alakası var? Bunların hiçbirinin cemaatle en ufak bir ilişkisi yok.

Şimdi, eğer samimi olacaksanız, darbeyle ilişkilerin nerede olduğunu, bu darbeye yol açan şartları hangi ilişkilerin hazırladığını gerçekten ortaya çıkarmak istiyorsanız, önce kendi içinizden başlayın. Önce, kendi içinizde, kaç kişi, bu örgütün güçlenmesi ve yükselmesi için, bu kadar büyük bir güce sahip olabilmesi için neler yaptınız? Önce kendi içinize dönüp bu araştırmayı yapın, sonra da insanlara mağduriyetler yaşatacak, bu şimdi uyguladığınız keyfî yöntemlerin ne kadar haksız olduğunu görün. Eğer darbecilikle mücadeleyi gerçekten samimiyetle yürütmek gibi bir niyetiniz varsa yaptığınız bütün şeylerin bedelini de ödemek zorundasınız.

Size bir yazardan bir pasaj aktaracağım, konuşmamı da bu pasajla sonlandıracağım. Diyor ki: “Yaptıklarınızın bedelini ödemek zorundasınız. Değer taşıyan tek hikâye bedelini ödediğinizdir. Ancak bedelini ödediğiniz bir hikâyeyi dönüştürme hakkınız ve gücünüz vardır, öteki türlüsü rezil bir durumdur.”

Eğer gerçekten darbeyi, darbeciliği, darbe anlayışını ve pratiklerini mahkûm etmek ve sonuna kadar Türkiye’nin gündeminden çıkarmak istiyorsanız bugüne kadar yaptığınız şeylerin, bu darbede rolü olan faaliyetlerin, icraatların bedelini ödemek zorundayız. Hepimiz bu yüzleşmeyi yapmalıyız ama en çok, on dört yıldır iktidarda olan AKP yapmak zorunda, en çok bu Hükûmet yapmak zorunda. Bu yüzleşme çağrısı samimi bir çağrıdır. Hepinizi bunu dikkate almaya davet ediyorum.

Saygılarımla sizleri selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sancar.

Grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı, Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. HDP grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Gündemimiz bellidir. Gündemimizde uluslararası sözleşmeler var, önemli uluslararası sözleşmeler var. Mutabık kaldığımız, gruplarla beraber mutabık kalacağımız bu sözleşmeleri bugün yasalaştırmayı düşünüyoruz.

O nedenle, grup önerisini kabul edemediğimizi belirtiyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Can.

Grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı, Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; keşke bu konuşmayı yaparken AKP sıralarındaki arkadaşlar da burada olsalardı da geçmişten günümüze kadar söylediklerimize bugün yeni bir şeyler eklediğimizde bari bunları ciddiye alsalar ve dikkat etselerdi.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bir tek gazeteye ilan verilmemiş olan bir darbe girişimi, darbe kalkışması Türkiye’de bağıra bağıra gelirken, bu kürsüde, medyada, meydanlarda “Türkiye’de darbe hazırlığı var.” diyen herkes haklı çıkmıştır ama bu haklılığı sağlayan iktidar partisini de kutlamak lazım. Gerçekten, bir siyasi iktidar bir darbe kalkışması için ancak bu kadar destek olabilir, bu kadar kayıtsız kalabilirmiş meğerse.

Bunu çok bildik bir fıkrayla anlatmayı çok isterim, en azından hafızalarda kalsın diye. Çok bildik bir fıkra var, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Polonya’da Danzig’ten Varşova’ya giden bir trende bir kompartımanın içerisinde genç ve güzel bir kız, bir delikanlı, yine, yaşlı bir hanımefendi ve bir Alman generali varmış. Tren ilerleyişinde bir tünele girmiş, karanlığın içerisinde bir öpücük sesi ve “Şırak!” diye bir tokat sesi gelmiş. Tren tünelden çıktığında herkes şunu düşünüyormuş, kız diyormuş ki: “Yanlış kişiyi öptü, tokadı da yedi.” İhtiyar kadın diyormuş ki: “Oh, canıma değsin; bak, delikanlı kızı öptü ama güzel de bir tokat yedi, hak ettiği tokadı yedi.” General diyormuş ki: “Ya, olacak iş değil, delikanlı kızı öptü, tokadı ben yedim.” Polonyalı delikanlı da “Ülkeyi işgal eden Alman generale intikamımı almak için elimi öptürdüm ama Allah aşkına da bir tokat salladım.” diyordu. Gördüğünüz gibi, algıladığınız değil hiçbir gerçek, sonuç bambaşkaymış meğerse.

Şimdi, burada da, bu kalkışma sonrasında gelişen olaylarda da ne yazık ki olması gereken zemine bir türlü konu oturmayacak gibi gözüküyor. Sokaktaki insanlar, yurttaşlar kafalarında çok ciddi soru işaretleri taşıyorlar. Bugün Türkiye’deki herkesin kafasındaki en önemli soru gelecek kaygısıdır, yarın ne olacağı sorusudur. Bu soruyu cevaplayabilmek için önce şuna bakmak lazım: Bir; cemaatçiyse Silahlı Kuvvetler mensubu değildir, hiç tereddüt etmeyin, FETÖ örgütü üyesiyse Silahlı Kuvvetlerin mensubu değildir. Bir silahlı kuvvetlerde temel kural kendi gücünü siyasi iradenin meşru zeminine teslim etmektir. Siyasi iradenin meşru zeminine gücünü teslim etmeyen ne bürokrat devletin bürokratıdır ne yargı devletin yargısıdır ne de asker devletin askeridir. O hâlde bugün bulunduğumuz yere bakmalıyız çünkü nerede bulunduğumuzu bilirsek nereye gideceğimizi de belirleyebiliriz. Bugün bulunduğumuz yer, AKP iktidarıyla, yargılananların yüzde 10,57’sinin mahkûm olduğu bir yargı sistemi içerisindeyiz. Yani, 8,5 milyon insan soruşturuluyor ama yüzde 10,57’si yargılanıyorsa soruşturmalar toplumu baskılamak için, adalet bir bumerang olarak, bir tehdit unsuru olarak kullanılmış demektir. O hâlde, demek ki yargıya bugüne kadar yaptığınız “Benden yana olsun.”, “Senden yana olsun.” gibi yaftalamalar veya şekillendirmeler sizin için de sürdürülebilir bir durum değilmiş. Bugün karşı karşıya kaldığınız ağır muhatabiyetin temel gerekçesi de zaten burasıdır. O hâlde, nereye doğru gitmeniz gerektiğini de buradan kestirebiliriz.

Saygıdeğer milletvekilleri, bakınız, o kadar çok, yargılama görüntüsü altında toplumu dizayn etmeye, toplumu baskılamaya, ötekileştirmeye kalkıştınız ki. Bunu birçok alanda yaptınız, siyasi alanda yaptınız, terörle mücadelede yaptınız. Burada, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “terör baskısı” adı altında, “yargılama görüntüsü” adı altında yapılmış olanlara karşı büyük feveranlar yükseldi ama onları hiçbirimiz duymadık, nasıl olsa terör var dedik, görmeyiverelim; döndük kafamızı bir tarafa doğru. Ama, sorunları görmemek sorunların daha büyümesine neden oluyormuş, bunları gördük. Aynı şeye Silahlı Kuvvetler için “Nasıl olsa bunlar darbecidir, geçmişte darbe yapmışlardı, 1960’ta darbe yaptılar, 1970’te yaptılar, 1980’de yaptılar; bugün, boş verin canım, bir de burunları sürtülsün.” diye sessiz kaldığınızda sıranın size geleceğine hazır olmalıydınız. Bunu yalnızca orada yapmadılar, yargıda yaptılar, bunu bürokraside yaptılar. Bürokraside -işte, burada altını çize çize söyledik- Halk Bankası tarihin en büyük soygunundan geçiyor, bugün de hâlâ öyle ama soyanlar yandaş oldukları için yargı elinizde hâlâ bumerang olarak devam ediyor. TRT, bugünlerde bize, Cumhuriyet Halk Partisine çiçek dağıtan TRT, tarihin en büyük soygunundan geçiyor, hâlâ öyle, hâlâ soruşturmalar tamamlanmadı. Erken kalkanın soyduğu bir kurum olmaktan çıkarmak için ne zaman harekete geçeceksiniz?

Arkadaşlar, adaletin, yargının bu ülke için kalıcı olabilmesi için en önemli üç ayağı işletmeniz gerekiyor.

Bir: Parlamento denetimini kayıtsız şartsız kabul etmeniz ve işletmeniz gerekiyor.

İki: Yargı denetimini bumerang olarak çıkarmaktan adaleti sağlayacak denetim hâline getirmeniz gerekiyor.

Üç: Devletin bütün kurumlarının içerisinde olan “iç denetim” adını verdiğimiz teftiş kurullarını baskılamaktan vazgeçmeniz ve o kurulları yeniden harekete geçirmeniz gerekiyor.

Bu üçünü yaptıktan sonra, gelinecek olan ikinci aşamada yargı üzerinde çok ağır şaibeler var. Bugün, eminim ki, sokakta gerçekten suç işleyip ama yargının bu vahim durumundan kendisine fırsat çıkarıp suçsuzmuş gibi gezen onlarca, binlerce insan vardır. Tam tersine, gerçekten son derece masum olup da ama yargının siyasallaşması, yargının belli bir örgütün kontrolü altına girmesi sonucunda insanları mağdur eden sonuçlar da vardır.

Şimdi, bakın, size bir örnek anlatayım. Örgüt, bu cemaat örgütü emin olun sizi bir kaşık suda boğar. O kadar hafife almayın bunları. Burası çok ciddi. Bir örnek anlatacağım size. Birkaç gün içerisinde birçok İnternet sitesi çıkacaktır elektronik ortamda. Bu İnternet siteleri dünyanın birçok yerinde olacaktır, sizlerle ilgili çok ciddi iddialar atacaklar ortaya. En önemli iddialardan birisi şu olacaktır: Ahmet, Mehmet, Kemal, Hasan vesaire bir sürü isim sayacaklar ve “Bunlar cemaatçi.” diyecekler. Emin olun, o İnternet sitelerinde bunu diyenler asıl cemaatçidir. Yargının en önemli işlevi doğru adamı yakalamaktır ama siz bu tuzakların hepsine düşeceksiniz ve genelde -hep yaptığınız gibi- yanlış adamları yakalayacaksınız çünkü cemaat bu konuda çok profesyonel ve çok hazırlıklıdır. Sizi bu tuzağa doğru çekmek üzere ve bunu şimdilerde görüyorum. Mesela, Cumhuriyet Halk Partili ailelerin çocuklarına, onların fertlerine “cemaatçi” diye çeşitli operasyonlar yapılıyor. Bu, yavaş yavaş, sizin tarafınızdan da “Ya, olabilir.” soru işaretinin kafanızda oluşturulması için bir hazırlık sürecidir. Bu tuzağa düştüğünüz anda emin olun, delil karartılmasının en büyük tuzağına düşmüşsünüz demektir. Buna düşmeyin. Doğru olan şudur: Sabırlı olun, doğru adamı bulun ve hak ettiği cezayı verin. Bunu veremediğiniz sürece yaptığınız büyük mağduriyet olacaktır.

Bir başka şey: Yargıtayda çok ciddi iddialar var, yargının içerisinde hâkimlerin yapmış olduğu eylemlere ilişkin ciddi iddialar var. Yargıtay Başkanlar Kuruluna geçici döneme ilişkin mutlaka bir yasal yetki verin. Yargıtay Başkanlar Kurulu özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’na dayanarak birtakım yasal düzenlemeler yaparak yeniden yargılama olanağını yeniden vermelidir ve toplumda bunlara ilişkin çok ciddi iddialar var. Bir tek örnek vereyim size arkadaşlar: Bazı hazine arazileri cemaatin avukatları tarafından kazandırıcı zaman aşımı konusu yapıldı. Cemaatin hâkimleri karar verdiler, cemaatin Yargıtayı onayladı, çok ciddi hazine arazilerini ellerine geçirdiler. Ege Bölgesi’nde, Akdeniz Bölgesi’nde kıymetleri çok büyük olan hazine arazileri; dönün bakın, doğru olduğunu göreceksiniz. Buna ilişkin yeniden yargılama süreçlerini başlatmanızı tavsiye ederim.

Silahlı Kuvvetlerden bu cemaat hikâyesiyle uzaklaştırılmış olan personele geri dönüş hakkını mutlaka, ivedilikle vermenizi tavsiye ederim.

Yine o pilotlara, Silahlı Kuvvetlerden ayrılmış olan pilotlara, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi sefer görev emri vererek uçuş yapma zorunluluğunu getirmeniz gerekir. Ayın belli günlerinde, yılın belli aylarında onları göreve çağırıp Hava Kuvvetleri uçuş yaptırmayı zorunlu hâle getirmeli ve siz bunu sağlamalısınız.

Yine, bu kumpas davalarında mağdur olan çok sayıda Silahlı Kuvvetler görevlisinin açmış olduğu tazminat davalarını Adalet Bakanlığı bir uzlaşma masası kurarak ivedilikle uzlaşarak çözmelidir.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Pekşen.

Grup önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle 15 Temmuz şehitlerimiz için rahmet diliyorum, onları şükranla ve minnetle yâd ediyorum. Allah mekânlarını cennet kılsın, Yüce Rabb’im cennetiyle muamele etsin ve yakınlarına, ailelerine de sabır diliyorum. 2.191 yaralımız var, her birine şifa diliyorum.

Bu süre içerisinde bizim aziz milletimiz bir destan yazdı ve en son Yenikapı’da da, İstanbul’da da hem içeride hem de dışarıya çok güzel bir mesaj verdi. İçeride “Yaralarımızı birlikte sararız.” mesajıydı, dışarıya ise “Biz bu birlikteliğimizle bir demokrasi destanı yazacağız.” mesajıydı.

Bu duygu ve düşüncelerle ben HDP grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı ifade ediyorum çünkü gündemimizde uluslararası sözleşmeler var. Bugün itibarıyla günlerdir halkımızın yakından beklediği, uzun süredir de beklediği uluslararası sözleşmeleri inşallah birlikte tüm siyasi parti iradeleriyle çıkartmış olacağız. Bu nedenle aleyhte oy verdiğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaynarca.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkanım, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati:16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, (2/470) esas numaralı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/54)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

14/12/2015 tarih ve 2/470 esas numarası ile Başkanlığınıza gelen, 18/01/2016 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edilen ve tarafımdan verilen Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğinin yapılmasını arz ederim. 06/03/2016

Saygılarımla.

                                                                                                             Kazım Arslan

                                                                                                                 Denizli

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmacıyı davet etmeden önce Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Gök sisteme girmiş.

Sayın Gök, buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kumpas, Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk davaları mağdurlarının hukuksal haklarının iadesi konusunun çözüme kavuşturulmasını ve önümüzdeki hafta içerisinde gündeme alınmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu yaşadığımız süreçle ilgili olarak hepimizin dikkatli olması gereken bir konu var. Daha önceki yargılamalarda mağdur olan, mağduriyete uğrayan yurttaşlarımızın hukuksal sorunlarının giderilmesi amacıyla aslında biz Kumpas, Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk davaları mağdurlarının hukuksal haklarının iadesi hakkında bir kanun teklifimizi bugün görüştürmek istemiştik.

Sayın Akif Hamzaçebi tarafından hazırlanan bu kanun teklifi 4 Temmuz 2014’te verilmişti. İki yılı aşkın bir süredir Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekliyor. Hem onun konuşacağı hem de Sayın Sezgin Tanrıkulu’nun konuşacağı bu kanun teklifini AKP Grubunun bir talebi üzerine geri çektik.

Bu önemli bir yasa. Devletin, rütbe ilerlemesi, derece ilerlemesi gibi, pek çok mağduriyete neden olan hakları iade etmesi gerekiyor. Bu konunun AKP yöneticileri tarafından fazla bekletilmeden bir çözüme kavuşturulmasını ve önümüzdeki hafta içerisinde gündeme alınması konusundaki iradelerimizin ortaklaşmasını beklediğimizi ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

Teşekkür ederiz Sayın Gök.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

1.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, (2/470) esas numaralı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/54) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerge üzerinde Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacaktır.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Arslan.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ümüzün 37’nci maddesi gereğince 14 Aralık 2015 tarihinde vermiş olduğum muhtarlarımızın özlük haklarının düzenlenmesi ve aynı zamanda temel ihtiyaçlarının devletçe karşılanması yönündeki teklifimizin doğrudan gündeme alınması üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanunu ile 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetlerinin Teşkiline Dair Kanun’da değişiklik yapılmasını teklif ediyoruz. Çünkü, 6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’yla 34.500 adet olan köyümüzün 16.082 adedi kapanmış, mahalleye dönüşmüştür. Bu mahalleye dönüşen muhtarlıklarımızın, köyleri mahalleye dönüşen muhtarlarımızın ellerinde sadece mührü vardır, yetkileri budanmıştır, herhangi bir gücü de kalmamıştır ve bunların da tekrar elde edilmesi için bu teklifimizin yararlı olduğunu düşünüyorum.

Muhtarlık, sadece yetkilerinin alınmasıyla, tüzel kişiliğinin kaldırılmasıyla kalmamış; muhtarlık, gerçek anlamda icracı olmaktan çıkarılmış ve ricacı olan, belediye başkanlarının, belediyenin kapısında bekleyen konuma düşürülmüştür. Bunlar yetmemiş, aynı zamanda daha önce köylünün, köy tüzel kişiliğinin gayretleriyle, imkânlarıyla yapılmış olan birçok mülkiyetleri, birçok gayrimenkulleri hangi belediye sınırları içindeyse büyükşehrin veya ilçe belediyelerinin mülkiyetine geçmek suretiyle köylünün gerçek anlamda mülkiyeti de elinden alınıp götürülmüştür. Hatta, birçok köy muhtarı, köyü mahalleye dönüşen köy muhtarı kendi mülkiyetinin içinde kiracı durumuna düşen, zor duruma düşen, hatta, bu arada yeri satılmışsa açıkta kalan bir konumda çalışmasına devam etmek zorunda kalmıştır.

Şimdi, bu yasayla… Özellikle, geçmişte, muhtarlarımızın maaşları Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarıyla 1.300 liraya çıkarıldı ama sosyal güvenlik primi maalesef kendi ceplerinden ödenmeye mahkûm edildi. Hâlbuki, devletin bir temsilcisi olarak, devletin her türlü işini yapan, sorumluluğa gelince devlet memuru gibi sorumluluk taşıyan ve muamele gören bir kişinin sosyal güvenliğinin devletçe karşılanmamış olması bana göre bir yanlıştır, bunun düzeltilmesi gerekir. Bunun için, muhtarlarımızın sosyal güvenliklerinin devletçe karşılanması, ayrıca, temel ihtiyaçları olan, kirası varsa kirasının, elektriğinin, suyunun, doğal gazının, telefon ücretlerinin, İnternet ücretlerinin de devletçe karşılanması suretiyle onların güçlü duruma gelmesi ve görevlerini daha iyi bir şekilde yapabilme olanağının mutlak suretle sağlanması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, eğer muhtarlarımızı güçlü konuma getiremezsek, onları çalışamayacak, zor durumda bırakacak, maddi imkânsızlıklar içinde bırakacak noktada bırakırsak yetkisi kısılan, sözü olmayan, köyünde, mahallesinde ağırlığı kalmayan bir muhtarlık konumuna bu muhtarlarımızı getirmiş oluruz diye söylüyorum. Onun için, binalarının, özellikle, mahalleye dönüşen köylerimizdeki binaların, büyükşehirlerin sınırları içinde bulunan, ilçe belediye başkanlıklarımızın sınırları içinde bulunan binaların da yapılmak suretiyle muhtarlarımızın eline teslim edilmesi ve görevlerini rahat bir şekilde, devletin kendisine tahsis etmiş olduğu binalar içinde ve temel ihtiyaçlarının da karşılanmış olacağı biçimde yerine getirilmesi uygundur diye düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arslan.

Önerge üzerinde ikinci konuşmacı Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün.

Sizin de süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Denizli Milletvekilimiz Sayın Kazım Arslan’ın muhtarlarla ilgili vermiş olduğu kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması konusunda söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, değerli milletvekilleri; geçmişte belediye meclis üyeliği ve belediye başkanlığı yapmış bir arkadaşınız olarak… 2014 yılında Mahalli İdareler Kanunu değişikliği noktasında bu yüce Mecliste bu kanun görüşüldü. Görüşülürken 31 tane ili, önce İstanbul, Kocaeli -“pergel kanun” dediğimiz- daha sonra da 29 ili bütünşehir, yani büyükşehir statüsünün dışında bütünşehir kapsamına aldınız. Bu kanun teklifi görüşülürken bu kapsamda, o günlerde de defalarca bu kürsüde konuştuk, dedik ki: “Bir yanlış yapıyorsunuz.” Sonuç itibarıyla, muhtarlıklar kapanacak, mahalle konumuna düşecek. Siz bu çıkarmış olduğunuz kanunla yaklaşık 16 bin muhtarımızın aslında muhtarlık yetkisini elinden aldınız, bir nevi, büyükşehir belediyelere ve hatta ilçe belediyelerine yani alt kademe belediyelerine personel durumuna düşürdünüz. Bunun yanlış olduğunu söyledik.

Muhtarlarımızın özlük hakları noktasında sıkıntıları olduğunu söyledik. Geçen dönem, biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz destekle maaşlarını bir nebze iyileştirdik. Ama sevgili arkadaşlarımız, geldiğimiz noktada durum şu: Muhtarımız asgari ücrette maaş alıyor ama mahalle muhtarımız 570 lira prim ödüyor, köy muhtarımız da 435 lira prim ödüyor. Yani, eline kalan maaştan herhangi bir yatırım, yaptırım, kendi ihtiyacını görme şansı söz konusu değil. Tabii, biz bu vermiş olduğumuz teklifte muhtarlarımızın sosyal güvenlik destek priminin İçişleri Bakanlığı tarafından veyahut il özel idareleri tarafından ödenmesini talep ediyoruz. Aynı şekilde, muhtarlarımızın hizmet binalarının başta elektrik, su, telefon ve ısınma giderlerinin sağlanmasını istiyoruz, bunun için teklif verdik.

Az sonra bu teklifi oylayacağız, özellikle iktidar partisi milletvekili, AKP milletvekili arkadaşlarımıza söylüyorum: Siz bu muhtarlarımızın sorunlarının çözülmesi noktasında mı oy kullanacaksınız yoksa “Muhtarlarımızın bu sorunları çözülmesin, öteleyelim, buna ihtiyaç yok.” mu diyeceksiniz? Burası çok önemli. Günlerdir başta cumhuriyet ve demokrasi mitingi altında ülkemizin değişik ilçe ve illerinde hatta kırsal köylerinde bile benzeri mitingler gerçekleştiriyoruz. Amaç neydi? Amaç birlik beraberliğimizi tüm Türkiye’ye ve dünyaya göstermekti. Bunu başardık, buna genel başkanlarımız düzeyinde, milletvekillerimiz düzeyinde, belediye il, ilçe başkanlarımız düzeyinde destek verdik. Şimdi, bu birlik beraberliğin ne kadar samimi olduğunun göstergesini bir dakika sonra göreceğiz. Eğer bu birlik beraberliği bugün burada sağlayabiliyorsak, efendim cumhuriyetin ve demokrasinin birinci temsilcisi durumunda olan muhtarlarımızın haklarını vermekten geçecektir diye düşünüyorum. Eğer bunu yapmazsanız…

Verdiğimiz teklifin içeriğini biliyorsunuz bilmiyorsunuz bilmiyorum -çoğunuz telefonlarla uğraşıyorsunuz, telefonlara bakıyorsunuz- ama verdiğimiz teklif şu arkadaşlar: Muhtarlarımızın bu sosyal güvenlik primlerinin İçişleri Bakanlığı ve il özel idareleri tarafından ödenmesini istiyoruz. Teklifimizin içeriği bu, ayrıca muhtarlarımızın yine konaklarındaki elektrik, su, fatura ve İnternet giderlerinin bu teklifle beraber il özel idareleri ve yine bağlı bulunduğu İçişleri Bakanlığı tarafından ödenmesini istiyoruz. Yani muhtarlarımızı zaten belediyede işçi durumuna düşürdünüz. Büyükşehirlerde, alt kademe belediyelerinde sıradan bir personel -muhtar diyemezsiniz- mahalle muhtarı, maalesef fen işlerinde çalışan bir işçi konumuna düştü. En azından demokrasinin bugünlerde taçlandırılması noktasında bu demokratik hakkımızı evet yönünde oy kullanarak vermenizi istirham ediyorum, talep ediyorum. Türkiye’de var olan 34-35 bin muhtar adına istirham ediyorum. Az sonra samimiyet testinden geçeceksiniz, eğer bunun gündeme alınması noktasında evet, kabul oyu veriyorsanız biz size Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak teşekkür ediyoruz. Eğer hayır oyu verecekseniz şimdiden 35 bin muhtarımıza sizleri, AKP milletvekillerini şikâyet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzün.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Karadağ’ın Kuzey Atlantik Antlaşmasına Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Karadağın Kuzey Atlantik Antlaşmasına Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/742) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 407) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 407 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, tasarının tümü üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken konuşacaktır.

Sayın Baluken, süreniz yirmi dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu hafta ağırlıklı olarak uluslararası sözleşmeleri görüşeceğimiz Genel Kurul çalışması yapacağız. Ancak, şu anda Türkiye’nin ihtiyacı olan temel tartışmalar, maalesef bu Meclisin gündeminde AKP’nin bilinçli bir çabasıyla olmayacak, bunu özellikle buradan ifade etmek, vurgulamak istiyorum. 15 Temmuzda sanki bir darbe girişimi yaşanmamış, sanki hızla demokratikleşmeyle ilgili, hukuk devletiyle ilgili, toplumsal barışla ilgili bu ülkenin 79 milyonunun bir gündemi yokmuş gibi bu Meclisi çalıştırmak -altını çizerek söylüyoruz- açıkçası bu Meclisi bilinçli olarak işlevsizleştirmektir, devre dışı bırakmaktır. Parlamentonun işlevsizleştirilmesi, tam da bu tarz yapay gündemlerle Parlamentoya mesai yaptırmanın ta kendisidir. Zaten bir olağanüstü hâl ilan edildi, zaten kanun hükmünde kararnamelerle bu ülke yönetilmeye başlandı, zaten o kanun hükmünde kararnamelerin Meclise getirilip onaylanmasıyla ilgili bile en küçük bir endişe ya da kaygı iktidar partisinde ya da Cumhurbaşkanında yok. Ancak, özellikle böylesi bir anlayış üzerinden burada etliye sütlüye dokunmayan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde konuşurken biz Halkların Demokratik Partisi olarak tabii ki Türkiye’deki temel meseleleri burada masaya yatırmak durumundayız.

Bakın, bütün Türkiye kamuoyunun ve Türkiye halkının sormuş olduğu bir soruyu şimdi iktidar partisine sormak istiyorum: Biz, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu Mecliste ortak bir darbe komisyonunun kurulmasını kararlaştırdık. Halkların Demokratik Partisi olarak, ilk teklifi yapan siyasi parti olarak da bu darbe komisyonunun eşit sayıdaki üyeden hızla teşekkül etmesinin ve hızla çalışmalarına başlamasının Türkiye'nin demokratik geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu vurguladık. Bu teklifimizi reddettiniz. Normal, İç Tüzük gereği, herhangi bir alanda yaşanan sorunlarla ilgili nasıl komisyon oluşturuluyorsa o şekilde bir komisyon oluşturulmasını maalesef bu Meclise dayattınız.

Peki, o komisyonun oluşturulmasıyla ilgili Genel Kurul bir karar aldı. Şimdi, 15 Temmuzdan bugüne neredeyse bir aylık bir süre geçti ama hâlâ darbe komisyonu ortalıkta yok, hâlâ komisyon oluşturulmamış. Biz sorduruyoruz, bütün muhalefet partileri bu komisyonun bir an önce çalışmaya başlaması için komisyonda çalışacak olan üyeleri bildirmişler ancak AKP iktidarı, AKP Grubu, hâlâ, sırf bu komisyonun çalışmaya başlamasını ertelemek, ötelemek, zamana yaymak ve belki de engellemek için üye bildirimini yapmamış. Allah aşkına neden korkuyorsunuz, neden çekiniyorsunuz? Eğer bu Meclis, bir darbe girişimini, halka yönelik yapılan katliam girişimlerini bile açığa çıkaracak bir komisyonu aradan geçen bir aylık sürece rağmen hâlâ oluşturmamışsa bu Meclisten bu halkın beklentisi ne olabilir bunu sorgulamıyor musunuz? “Parlamentoyu, Meclisi işlevsizleştirmek” derken işte tam da bunu kastediyoruz. Biz, sizin endişelerinizin ne olduğunu biliyoruz. Bu Meclisi bombalayanların, halka yönelik sokak ortasında katliam yapanların nasıl büyütüldüğünü, nasıl bugünlere getirildiğini bir yüzleşme süreciyle değerlendirmediğiniz için bu Komisyon ola ki öylesi süreçlerle ilgili bir çalışma yapabilir diye çekiniyorsunuz. “Ne istediniz de vermedik?” diyenler ya da metropol kentlerini, büyük kentleri, büyükşehirleri parsel parsel bu yapılara peşkeş çekenler ya da Ankara’yı, İstanbul’u bombalayanların Sur’u, Cizre’yi, Nusaybin’i bombalaması sırasında “Bunları havyarla besleyin.” diyenler, bu darbe komisyonunun oluşmasından rahatsızlık duyuyor olmasınlar.

Bakın, hâlâ ilk günden itibaren bu darbenin siyasi ayağıyla ilgili sormuş olduğumuz soruların hiçbirine cevap verilmiş değil. “Bu darbe başarıya ulaşsaydı bunun siyasi ayağı nasıl şekillenecekti?” sorusunu soruyoruz, binlerce insan gözaltına alınmış, tutuklanmış, soruşturma süreçlerine tabi tutulmuş ama bugüne kadar bir Hükûmet yetkilisi çıkıp bu darbenin siyasi ayağıyla ilgili tek bir cümle kullanmış değil, tek bir açıklama yapmış değil. Bu darbe başarıya ulaşsaydı bu darbenin getireceği Cumhurbaşkanı kim olacaktı, Başbakan kim olacaktı, Bakanlar Kurulu kimlerden oluşacaktı? Bu soruları bilmemiz Türkiye halkları olarak hepimizin hakkıdır ve bunlara cevap vermek de iktidar partisi olarak sizin sorumluluğunuz ve önünüzdeki görevin gereğidir ancak dediğim gibi bugüne kadar bu soruların cevaplarını vermediğiniz gibi Meclisin oluşturduğu bir darbe komisyonunun da hızla çalışma yapması için gereken süreçleri maalesef ertelemeye devam ediyorsunuz. Bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok. Bu Meclisi daha fazla işlevselleştirerek, Meclisi daha fazla halkın gündemiyle çalıştırarak Türkiye’nin temel meselelerini daha fazla bu Parlamentoda birtakım yasal düzenlemelerle birlikte ele alarak ancak biz bu darbeler sürecinden bir çıkış yakalanabileceğini düşünüyoruz.

Ben Genel Kurulun açılışı sırasında da ifade ettim, Yenikapı’da bir miting düzenlendi, Yenikapı’daki mitingde, bakın, 6 milyon oy alan bir siyasi parti yok sayıldı.

Yani bize o davet gelmiş olsaydı da biz belirli yüzleşme süreçleri, demokratikleşmeyle ilgili belirli tutumlar ortaya çıkmadan zaten o fotoğrafın bir parçası olmayacaktık. Ancak siz özellikle 6 milyon insanın iradesini temsil eden bir siyasi partiyi yok sayarak devletin yeniden inşası ve yeniden organizesi sürecinde, Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere, bu toplumun ötekileştirilen bütün kesimlerine yer olmadığının mesajlarını verdiniz. Âdeta 1924 Anayasası’nın inkâr, imha ve asimilasyon ruhunu bir kez daha Yenikapı’da güncellemiş oldunuz.

Katılmamamıza rağmen büyük bir dikkatle takip ettik. Acaba 79 milyonun tamamını, acaba Parlamentonun tamamını kapsayacak olan, demokratikleşmeyi esas alan, toplumsal barışı esas alan mesajlar çıkar mı diye dikkatle takip ettik. Ancak maalesef, bizim takip ettiğimiz o miting içerisinde biz kendimizi hâl⠓öteki” olarak, hâl⠓dışlanmış” olarak orada değerlendirildiğimizi bir kez daha görme durumunda kaldık.

Bakın bu gidişat, gidişat değil; bu yol, yol değil. Biz tam bir yıldır -bu Meclis kürsüsü, bu Meclis tutanakları şahittir- sizi uyarıyoruz. “Kutuplaştıran, çatıştıran, ayrıştıran, savaş konseptini devreye koyan, halk iradesini esas almayan yaklaşımlarla bu ülkeyi bir darbe mekanizmasına götüreceksiniz.” diye defalarca uyardık. Ancak bugüne kadar yaptığımız uyarıları dikkate almadığınız gibi, tam tersi uygulamalarla, ki en somut örneğini yine altını çizerek tekrar edeyim, milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırarak, darbeyi yapan cuntacılara dokunulmazlık zırhı getirerek, siz, o darbe mekanizmasını hayata geçirdiniz. Darbe mekaniğini Türkiye’de işler kıldınız.

Bakın İmralı’da yaptığımız toplantılarda bugünlerin geleceğini ta iki buçuk-üç yıl öncesinden konuşmuşuz, ayrıntılarıyla tartışmışız. Devletin resmî kayıtlarında, resmî tutanaklarında var. Her biriniz iktidar partisinin milletvekilleri olarak o tutanaklara ulaşma imkânına sahipsiniz. İki buçuk yıl önce Sayın Öcalan, İmralı’da yapmış olduğumuz toplantıda, çözüm sürecinin bitirilmesi, müzakere masasının devrilmesi durumunda darbe mekaniğinin nasıl harekete geçeceğini açık bir şekilde vurguladı. Devlet heyeti de onları not etti. Başbakana, bakanlara ve Cumhurbaşkanına o tutanaklar gönderildi, iyi biliyoruz. Sayın Öcalan şunu dedi: “Türkiye siyaset tarihi, bir darbeler tarihidir. On yılda bir, beş yılda bir sürekli darbelerle demokrasiyi kesintiye uğratan bu süreçler, çözüm süreciyle beraber, kalıcı barışla beraber tarihin çöplüğüne götürülebilir. Ancak, çözüm sürecinin bitirilmesi durumunda, bundan sonra on yılda bir, beş yılda bir yapılacak olan darbeleri değil, kesintisiz olarak devreye girecek olan bir darbe sürecini görme tehlikesiyle karşı karşıyayız.”

Şimdi, bunlar bilinmesine rağmen, Dolmabahçe mutabakatının reddedilmesi, çözüm masasının devrilmesi, tekrar savaş konseptinin devreye konması ve âdeta taş üstünde taş bırakılmayacak şekilde kent merkezlerinin yıkılmasıyla birlikte işte gelmiş olduğumuz aşama, gelmiş olduğumuz tablo ortada.

“Huzur ve istikrar” diye milletten oy istediniz, 1 Kasımda yarattığınız savaş ortamı içerisinde halktan yüzde 49,5 oy almayı başardınız, tek başına iktidar oldunuz, halk size her türlü yetkiyi verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da, bu anlamda, yüzde 49,5 oyla “Bütün bu çatışma alanlarını bitirmenizi istiyoruz, bir toplumsal barış istiyoruz.”un mesajını verdi ama bakın, ülkeyi getirdiğiniz nokta ortada, kaos ve istikrarsızlık dışında şu anda hiçbir şey yok. Huzur ve istikrar vadederek oy aldınız, kaos ve istikrarsızlığı bu ülkeye armağan ettiniz. Buna hakkınız yok. Yenikapı mitingiyle ortaya çıkan tabloda, siz, bu toplumu, bir kez daha ikiye böldünüz ve bunun sonuçları, son derece ağır gelişmelere gebedir.

Biz bugünden uyarıyoruz, uyarı görevimizi yapmak istiyoruz: Bu yaklaşımdan, bu anlayıştan vazgeçin. 1924 Anayasası’nın inkârcı ruhu, doksan yıldır bu ülkeye, bu ülkenin halklarına gün yüzü göstermedi. Gelin, 1924 Anayasası’nın o inkârcı ruhunu bir kenara bırakıp 1920 yılında Büyük Millet Meclisinin kurucu ruhunu, 1921 Anayasası’nın çoğul kimlikli, çoğul demokratik ruhunu birlikte, hızla hayata geçirelim. Tek bir saniye bile önemli, tek bir dakika bile önemli. Bu ülkede darbe mekaniğinin tekrar hamleler yapmayacağının garantisi var mı? Herhangi biriniz çıkıp “Artık bütün sorunlar geride kaldı, bir kez daha Türkiye bu tarz badirelerle karşılaşmayacak.” diyebiliyor musunuz?

Bakın, askere getirmiş olduğunuz yasayı bile bu süreç içerisinde Meclisin gündemine getirmediniz. Şu anda askerin sokağa tankı göndermesi, Boğaz Köprüsü’ne topları yığması falan suç değil -sayenizde suç değil- uçağı havalandırması da suç değil. Herhangi bir komutan çıkıp “Ben kamu güvenliği açısından risk gördüm, o nedenle bu sivil yerleşim alanlarına müdahale ediyorum, polis başta olmak üzere oradaki bütün güvenlik birimlerini de kendime bağlı operasyonel süreçlerin bir parçası hâline getiriyorum.” dediğinde suç işlememiş olacak. Bunun yasasını siz yaptınız. Ya, hiç olmazsa bu süreç içerisinde bu yasayı getirip özellikle darbe travması atlatmış olan bir toplumu bu şekliyle rahatlatmanız gerekiyordu ama nerede? Tam tersine, dediğim gibi, yapılmaması gereken yanlışlarda ısrar ederek bu ülkeyi büyük bir felaketin eşiğine getiriyorsunuz.

Şu anda Plan Bütçe Komisyonunda görüşülen yasa, tam bir darbe yasasıdır. Bugün HDP’li belediyeleri hedefleştirerek bir toplumsal onay alabilirsiniz ama yarın, CHP’li belediyeler başta olmak üzere, bütün muhalefet belediyelerine yöneleceksiniz. Belediye başkanını neye dayanarak görevden alıp yerine kayyum atayacaksınız? Belediye meclisini neye dayanarak toplantı bile yapamayacak bir tasfiye sürecine tabi tutacaksınız? Bunun, darbecilerin yaptığı, Başbakana müdahale edip yerine kayyum atama, memur atamadan ne farkı var ya da Parlamentoyu bombalayan bir anlayış ile belediye meclisini tasfiye eden bir anlayışın hangi farkını burada söyleyebilirsiniz? Bakın, bunların tamamı, yanlış uygulamalar. “Yüzde 70 oy almış, yüzde 80 oy almış belediye başkanını, belediye meclisini öyle ben görevden aldım, oraya memur atarım, istediğim gibi yönetirim.” anlayışı içerisine girerseniz bu ülkeye yapabileceğiniz en büyük kötülüğü yapmış olursunuz. Büyük bir gerilim ve çatışma ortamını bizzat kendi ellerinizle hazırlamış olursunuz. Dolayısıyla, bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor.

Biz özellikle bu konularda kanun hükmünde kararnameler ve torba yasalarla bu sürecin bu şekilde tüketilmesini büyük bir tehlike olarak görüyoruz ve bundan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini, demokrasi, hukuk devleti, toplumsal barış ve insan hakları temelinde hızla bazı düzenlemelerin yapılması gerektiğini bir kez daha altını çizerek söylüyoruz.

Şırnak ve Hakkâri’nin ilçe yapılmasıyla ilgili süreci, arkadaşlarımız bu kürsüden uzun uzun değerlendirecekler. Şırnak’ta zaten insan yok, biliyorsunuz. Yaptığınız yıkım tablosuyla şu an Şırnak kent merkezinde yaşayan tek bir insan yok. Bütün mahalleler tek tek yıkılıyor. O sosyal medyaya düşen fotoğrafları, bilmiyorum inceliyor musunuz, şu anda Şırnak’ın tamamını yıkmış durumdasınız. Şimdi, Hakkâri’nin de il statüsünden çıkarılarak insansızlaştırılmasıyla ilgili bir süreç yürütüyorsunuz. Ne Şırnak halkına sormuşsunuz ne Hakkâri halkına sormuşsunuz, ne oradaki teşkilatlarınıza sormuşsunuz ne oradaki sivil toplum örgütlerine, kanaat önderlerine ne de orada halktan oy almış olan siyasi partilere başvurmuşsunuz. Böyle bir uygulamayı nasıl hayata geçireceksiniz? Hayata geçirdiğinizde bu ülkenin toplumsal barışına nasıl bir katkı sağlamayı düşünüyorsunuz?

Bizim sunduğumuz teklifler belli. Biz, Orta Doğu’da genel olarak temel politikayı değiştirmeniz gerektiğini söylüyoruz. Kürt düşmanlığı üzerinden yürüttüğünüz politikalar iflas etti, bir bir iflas ediyor. Bakın, Münbiç’te de iflas etti. Bu arada vahşi, barbar IŞİD çetelerine karşı Münbiç’i özgürleştirmiş olan bütün demokratik Suriye güçlerini buradan selamladığımızı ve dayanışma duygularımızı ifade ettiğimizi belirtmek istiyorum. Umarım ki Münbiç’in özgürleşmesi, demokratik Suriye cumhuriyetinin hızla hayata geçmesi ve Suriye’de bir barış sürecinin hızla sonuçlanması açısından katkı sağlayıcı olacaktır. Siz, Orta Doğu politikasını çözüm ve barış temelinde değiştirirseniz, Kürtlerle ittifak temeline oturtursanız, Yüksekova’yı da Cizre’yi de il yaptığınızda orada sınır ticareti başta olmak üzere Orta Doğu’ya referans olacak merkezler oluşturursunuz, cazibe merkezleri oluşturursunuz. Bunun için de Şırnak’ı veya Hakkâri’yi ilçe statüsüne falan almanıza gerek yok. Zaten her 4 il de olası Kürt politikasının değişmesi durumunda bölgesel açıdan son derece önemli merkezler hâline gelecektir, ama dış politikadaki temel yanlışlarda yanlış üstüne yanlış yapmanıza rağmen, o yanlışlarla sürekli yüzleşmenize rağmen ısrar etmeye devam ediyorsunuz.

Bakın, bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’le görüşüyor. Daha birkaç ay öncesinde Putin’le ilgili, Rusya’yla ilgili ağza alınmayacak sözler söylediğinizde yanlış yapıyorsunuz dedik, bu ülkenin turizmini, tarımını, güvenliğini, Orta Doğu politikasını düşünmeden bu tarz efelenmeler yaparsanız yarın öbür gün bu ülkeyi küçük duruma düşürürsünüz dedik. Bunun için, biz, bu halk bedel ödemesin diye Rusya’ya gittiğimizde ne vatana ihanetimizi bıraktınız ne bu ülkenin kuyusunu kazma edebiyatlarını bıraktınız. Ee, ne oldu? Nereye geldiniz? Hangi aşamaya geldiniz? Bakın, dün Putin için “Zalim Esad rejimine destek vererek birlikte halkı katlediyorlar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.” diyordunuz. Erdoğan’ın da Davutoğlu’nun da sayısız açıklamaları var burada. Bugün Putin’le Suriye’ye barış geleceğini söylüyorsunuz. Bu kadar çelişkili, bu kadar kendi kendini yalanlayan, ülkeyi bu kadar küçük düşüren bir politikada niye hâlâ ısrar ediyorsunuz?

Orta Doğu’nun temel politikasını Orta Doğu’nun kadim halklarına dayamak zorundasınız. Ne Amerika’sı ne Rusya’sı ne Avrupa’sı, küresel emperyal güçlerle Orta Doğu politikasını şekillendirmeye kalkarsanız çelişkiler yumağında bu şekilde kendi yanlışlarıyla yüzleşen bir hükûmet pozisyonuna düşersiniz. Orta Doğu’nun kadim halkları olan Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslarla ilgili ve yine Ermeniler, Asuri Süryaniler, Nusayriler başta olmak üzere kadim halklarla ilgili bir temel politikayı mutlaka tartışıp dış politikanın ana yörüngesine oturtmak zorundasınız; bunu yapmadığınız sürece buraya getireceğiniz teknik uluslararası sözleşmeler, hiçbir soruna çözüm üretmeyen, tamamen vakit kaybı olarak bile değerlendirebileceğimiz birtakım tartışmaları ortaya çıkaracaktır ama biz vakit kaybı olmasın diye bu anlaşmalar çerçevesinde Türkiye’nin temel meselelerini bu kürsüden ifade etmeye devam edeceğiz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde başka konuşmacı yok.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Yirmi dakikanın on dakikası sayın milletvekillerine, diğer geri kalan on dakikası da cevap vermek için Sayın Bakana aittir.

Şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Bircan…

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Edirne’nin sorunlarıyla ilgili konuşacağım.

Maalesef, 300 bin kişinin yaz aylarında devamlı kullandığı Keşan-Enez yolu, her taraf duble olurken orası yıllardır kağnı arabalarının geçtiği, üstüne asfalt yapılan bir yol hâlinde ve her yıl yüzlerce insanımız ölmektedir.

Bir de bu yıl ayçiçeği rekoltesi çok düşük düzeyde. Geçen yıllarda olduğu gibi yine aynı çalışmalar yapılırsa ve bununla ilgili de -maalesef- geçen yıllarda olan rekolte yüksekliği gibi fiyat politikası yapılırsa çiftçi perişan olur ve çiftçiyi hakikaten perişan ederler.

Bizim Mecidiye beldemizde daha önceden taş ocaklarımız vardı; bu taş ocaklarıyla ilgili burada soru önergesi de vermiştim. Turizm alanı olan bölgemizde hâlâ taş ocakları devam etmekte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Evet, ben de güncel bir konudan bahsetmek istiyorum.

Toprak Mahsulleri Ofisi, uyguladığı alım politikalarıyla şu anda üreticiyi mağdur ediyor. Sivas Divriği, Kangal, Şarkışla’da üreticiler perişan. Toprak Mahsulleri Ofisi yerinde alım yapmıyor; üreticiler, 100 kilometre mesafe katederek ürünlerini tüccarlara satıyor. Randevulu alım yapıyor, çok kesinti yapıyor, Adana’daki mısır üreticisi perişan. Toprak Mahsulleri Ofisi 725 liradan mısır alımı yapıyor ancak, tüccar 630 liradan alım yapıyor. Bu nedenlerden dolayı tüccar tercih ediliyor. Trakya’da Toprak Mahsulleri Ofisi zaten yanlış yaptığını açıklamıştı, fiyatı sonradan açıklayarak piyasaya girdi. Aynı hatayı çeltikte yapmaması, çeltik üreticisini perişan etmemesi için şimdiden uyarıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, biraz önce İç Tüzük’ümüzün 37’nci maddesi gereğince muhtarlarımızın özlük haklarının ve temel giderlerinin devletçe karşılanması yönünde vermiş olduğumuz kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması için vermiş olduğum önergemiz, AKP’nin oylarıyla reddedilmiştir. İktidar, bir kez daha muhtarlarımızın taleplerini kabul etmediğini göstermiştir. Büyükşehir Yasası’nın değişmesinden sonra yetkileri azaltılan, gelirleri düşen mahalle ve köy muhtarlarımızın çalışma oda ve binalarının teslimi ne zaman yapılacaktır? Muhtarlarımızı sürekli saraya davet ediyorsunuz, ziyafetler veriyorsunuz da neden özlük haklarını vermiyorsunuz, günlük giderlerini neden karşılamıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıhan…

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Bu ayın 19’unda Meclisin tatile gireceği yolunda basında bazı bilgiler var. Hepimizin bilgileri içinde olduğu gibi, kanun hükmündeki kararnamelerin otuz günlük süre içinde Meclisimize gelmesi gerekiyor ve onaylanması gerekiyor. 19’u, 20 Temmuzda başlamış olan ilk kanun hükmünde kararnameye göre hesaplanmış bir tarih midir? Meclis denetiminden bu kararnamelerin kaçırılmaya çalışılmasının anlamı nedir? Bunun bir hukuksuzluk olduğunu anımsatmak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arık…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hafta sonu Kayseri’nin Felahiye ilçesinde Sıtmapınar Şenlikleri’ne katıldım. Oradaki halkımız, on beş yıl önce kendilerine söz verilen Felahiye ilçesinin Göğdere yolunun ne zaman yapılacağını soruyorlar. Ali Özbay isimli bir vatandaşımız “Seçime kadar ‘milletin adamıyız’ diyorlar, seçimden sonra milleti unutuyorlar.” dedi. Bunu özellikle iletmemi istediler size.

Yine, ilçenin sürekli göç verdiğini söylüyor ve bu göçü engellemek için yüksekokul istiyorlar; “Kalkınmayı kırsaldan başlatacağız.” dediğinizi ve ellerinden adliyelerini ve postanelerini aldığınızı söylüyorlar. Ellerinden alınan postane ve adliyelerini tekrar geri istiyorlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Purçu…

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İzmir’in sorunları saymakla bitmiyor. Hükûmetin, iktidarın İzmir’e doğru düzgün bir yatırımı söz konusu değil, sadece tünel ve yol yapılıyor. Onun dışında “Turistlerin gelmesi için, büyük gemilerin yanaşması için yanaşma alanı yapılsın.” dedik, yapılmadı, “Türk Hava Yolları direkt yurt dışına uçsun.” dedik, uçmadı; birçok çalışma var İzmir’le alakalı, turizmle alakalı hiçbiri yapılmadı.

Bunun dışında, bu Hükûmet döneminde doğru düzgün fabrika açılmadı. İşsizlik had safhada, “Yüzde 10-11” diyorlar, hepsi hikâye, yüzde 30’a yüzde 35’e yakın işsizlik söz konusu. Maalesef gençlerimiz işsizlikten kırılıyor, üniversite mezunları iş bulamıyor. Bu alanda Hükûmetin çalışma yapması lazım, acil ve ivedilikle tarımı desteklemesi, turizmi desteklemesi lazım.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Gürer...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Orman ve Su İşleri Bakanlığına iki tane net soru sordum: “Niğde Şekerpınarı suyunun içme suyu olarak Niğde, Bor ve Ulukışla’ya getirilmesi için bir çalışma var mıdır? Ecemiş suyunun, sulama suyu olarak Niğde iline getirilmesi için bir proje çalışması var mıdır?” dedim. Bunlara verilen yanıtta: “Konya Kapalı Havzası Master Plan İşi kapsamında hazırlanan Ecemiş Kaynaklarından Su Temini Ön Raporu ile Aksaray ve Niğde illeri, Konya Emirgazi ilçesinin 2050 yılına kadar olan içme suyu ihtiyaçları incelenmiştir.

Söz konusu çalışmayla Niğde kent merkezi, Kemerhisar, Altunhisar ve Bor ilçeleri, Konya ili Emirgazi ilçesi, Aksaray kent merkezi ve Taşpınar ilçesine verilecek su, temin edilecek miktar ile birim su maliyetinin 1,76 metreküp/lira olması belirtilmiş. Ecemiş Kaynaklarından Su Temini Ön Raporu’nda sulama suyu teminine yönelik herhangi bir çalışma bulunmadığı belirtilmektedir.

Keza Şekerpınarı’ndan Niğde iline içme suyu temini için çalışmalarına devam edilen Konya Kapalı Havzası Master Planı kapsamında incelenmekte olup söz konusu…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu... Yok.

Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, özellikle Türkiye’nin ekonomik krize girdiği dönemlerde devletin ivedilikle almış olduğu çeşitli tedbirler var. Bunlardan en önemlisi de borç yapılandırma tedbirleridir. Türkiye bugünlerde olağanüstü zor bir ekonomik sürecin içerisinden geçiyor, sektörün sırtında çok ciddi bir borç yükü var, piyasada çok ağır ekonomik koşullar var ama borç yapılandırmasına ilişkin herhangi bir yasal tedbir alınmamış. Çok sayıda şirketin iflas ertelemek gibi olağanüstü ağır bir sürece doğru sürüklendiği, herkesin bildiği bir gerçek. Buradan Hükûmeti uyarıyorum: İvedilikle borç yapılandırması konusunda yasal bir prosedürün hazırlanması ve Parlamentodan bu prosedürün geçirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Darbe girişiminden sonra el konulan mallar nedeniyle, alacakları olanlar alacaklarını alamıyorlar, borcu olanlar da borcunu ödemekte sıkıntı çekiyorlar. Çok küçük bir örnek vermek istiyorum: Gaziantep’te el konulan bir hastaneye borcu olan bir şirket, borcunu ödemek istiyor, ödeyemiyor, parayı bloke ediyor, kimin alacağı belli değil; üçüncü, dördüncü şahıslara satılmış çekler. Bunlar, tabii, “çekini ödeyemeyen şirket” durumuna düşmüş oluyor, sıkıntı çekiyor. Bu konuda acil bir önlemin alınması… En azından, ödese de suçlu, ödemese de suçlu duruma geldi insanlar. Bu konuda acil bir çözüm bulunması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Batman ilinde Kozluk’a bağlı Kaletepe, Cevizli, Kavaklı köylerinin 3’ünün de trafosu sökülmüş. Yani, elektrik dağıtım şirketi tarafından gerekçesi ne olursa olsun 3 tane köyün trafosu sökülmüş ve şu anda elektrik olmadığı için içme suyu kuyularından da su çekemiyorlar. Bu yaz sıcağında, 35-40 dereceleri gösteren bir sıcakta elektrik dağıtım şirketinin hangi yetkiyle bir köyün trafosunu söktüğünü anlamış değilim. Bunun çok hızlı bir şekilde giderilmesi, o köylülerimizin mağduriyetinin önlenmesi gerekiyor.

Tabii, sadece bu su kaynaklarını oradaki vatandaşlarımız kullanmıyor, hayvanlar var baktıkları, topraklar var ektikleri; suya en ihtiyaç olan dönemi yaşıyoruz. Bunun ivedilikle mutlaka giderilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, sorular bitti.

Sayın Bakan, geri kalan süre size ait.

Buyurun.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, öncelikle hepinize teşekkür ediyoruz. Özellikle 15 Temmuz akşamı Meclisi açan, milletimizle beraber darbeye karşı direnen bütün milletvekillerimize, Parlamentomuza teşekkür ediyoruz, milletimize teşekkür ediyoruz. Milletimiz, o gün gerçekten sivil direniş nedir, nasıl olması gerekir, bütün dosta ve düşmana göstermiş oldu, dünyaya göstermiş oldu. Kurşunlara karşı, tanklara karşı göğsünü siper ederek bu milletin iradesine sahip çıkma noktasında âdeta hayatlarını vererek göstermiş oldular. Tabii, orada milletimiz, hiçbir zaman silah da kullanmadı, kurşun da atmadı, sadece imanıyla göğsünü siper ederek orada bulundu. Milletvekillerimiz de Meclisi açarak buna katkıda bulundular, kendilerine teşekkür ediyoruz.

Bu noktada biz de bundan sonra millete hizmet etme noktasında elimizden gelen gayreti ve çalışmayı ortaya koyacağız, hep beraber koyacağız. Onun için hem Meclisimizi hem Hükûmetimizi daha fazla çalıştırarak millete hizmet etme noktasında, milletle beraber yol yürüme noktasında gayretimizi hep beraber göstermiş olacağız. Özellikle 15 Temmuzdan sonra oluşan, siyasi partilerimizin, genel başkanlarımızın ortaya koymuş olduğu birlik ve beraberlik, milletimiz tarafından gerçekten takdirle karşılandı. Özellikle 7 Ağustosta yapılan “Demokrasi ve Şehitler Mitingi”ne siyasi parti liderlerimizin katılması, her kesimden insanımızın katılması ve orada millî bir duruş sergileyerek demokrasiye sahip çıkılması, şehitlere sahip çıkılması her türlü takdirin üzerinde. Bu noktada da bütün milletvekillerimiz alanlardaydı, o alanlarda milletimizle beraber bulundular, katkı verdiler. Bunu da milletin takdir ettiğini görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu girişten sonra sorulara gelince: Biraz önce Denizli Milletvekilimiz Kazım Bey, özellikle muhtarlarla ilgili görüşünü ve sorusunu ifade etti. Kendisine teşekkür ediyoruz. Biz de AK PARTİ olarak iktidara geldiğimizden bu yana muhtarların hem özlük haklarını iyileştirme hem de maaşlarını iyileştirme noktasında sürekli gayret gösterdik, çalışma ortaya koyduk. Onların hizmet verme noktasında, daha iyi binalarda hizmet vermeleri açısından, belediyelerimizin hizmet binaları üretme noktasında, hem AK PARTİ’li belediyeler hem de CHP’li belediyeler veya diğer belediyeler de muhtarlarımızın hizmet alanlarının güzelleştirilmesi noktasında gayret gösterdiler.

Ayrıca, çağa uygun olarak bilgisayarlı hizmet vermeleri noktasında, onların İnternet’e erişmeleri noktasında Hükûmetimiz ve belediyelerimiz çok ciddi katkılar sağladılar ve bugün gelinen nokta itibarıyla, yeterli olmamakla beraber, 1.350 lira asgari ücret noktasına getirerek muhtarlarımızın maaşlarını da ciddi anlamda yükseltmiş olduk. Bunda herkesin katkısı vardır. Meclisimizde onaylandı. İnşallah, bütçe imkânları elverirse, önümüzdeki dönemler içerisinde yine muhtarlarımızın hem maaşının hem özlük haklarının yeniden düzenlenmesine bu Mecliste hep beraber katkı vermiş oluruz.

Borç yapılanmasıyla ilgili yine bir soru vardı. Bununla ilgili özellikle zaman zaman, sizlerin de bildiği gibi, AK PARTİ hükûmetleri tarafından borç yapılandırmaları gerçekleşti. Daha geçtiğimiz günlerde esnafa yönelik bir borç yapılanmasını hayata geçirdik. Orada 400 milyon TL’lik bir yapılanma vardı.

Çiftçilerimize yönelik de Meclisimize inşallah gelecek. Bununla ilgili yapılandırmalarımız var, borç yapılandırmamız bulunmaktadır.

Yine, geçtiğimiz günlerde yasalaşan, Maliye Bakanlığımız tarafından birtakım cezalara ve vergi borçlarına yönelik yapılandırmalar vardı. Bu yapılandırmaları biz hayata geçirdik, geçirmeye de devam edeceğiz. Genel anlamıyla da, özellikle sanayicimizin, reel yatırımcımızın önündeki engelleri kaldırma noktasında Hükûmetimiz elinden gelen gayreti ortaya koyuyor; bürokrasiyi azaltma noktasında gerçekten son zamanlarda ciddi ilerlemeler kaydedildi. Tabana yayılan, esnafımızın, çiftçimizin, iş adamımızın, sanayicimizin ekonomik anlamda devletle olan sıkıntılarını giderme, onlarla el sıkışma, onlarla barışma, mümkün olduğu kadar davaları azaltma stratejisi içerisinde bu yapılandırmaları hayata geçiriyoruz.

Sadece devletle olan davaları azaltmak veya borçları yapılandırmak yetmiyor, özellikle, sizin de bildiğiniz gibi, Türkiye'nin yatırım ortamını iyileştirme, reel yatırımcıyı destekleme, dış yatırımcıyı Türkiye’ye getirebilme adına da önemli çalışmalarımızın olduğunu buradan ifade etmemiz gerekiyor. Tek noktada, yatırımcının, işlerini halledeceği bir ofis veya yine yatırımcının bu darbe teşebbüsünden en az etkilenebilmesi adına soruşturmaları dikkatli ve sınırlı tutmak, piyasanın olumlu gidişine katkı sunmak adına birtakım girişimlerimiz de var.

Yine, arkadaşlarımızın, özellikle bizim Bakanlığın dışında diğer bakanlıkları ilgilendiren birtakım soruları oldu. Bununla ilgili sizler de takdir edersiniz bizler o bakanlıklara iletir ve oralardan inşallah cevapları yazılı olarak sizlere ulaştırırız.

Değerli arkadaşlar, tabii, ülkemizin içerisinde bulunduğu konum itibarıyla bizim de Bakanlığımızı ilgilendiren, özellikle gümrüklerde, yine iç ticaretin düzenlenmesi noktasında önemli projelerimiz var, bunların bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. Önümüzdeki hafta içerisinde inşallah sizlerin huzuruna gelecek taşınır malların rehni noktasında önemli bir düzenleme. Biraz önce Kazım Bey’in de ifade ettiği gibi, esnafımıza, küçük işletmelerimize, KOBİ’lerimize önemli bir destek. Burada kredi başvurusunda bulunan esnafın veya küçük işletmelerin bankalara gayrimenkul teminatı dışında başka teminatlar da göstermesine imkân tanıyan bir yasa tasarısı. Burada çiftçilerimiz mahsulleri, ağaçları veya makineleri -torna tesviye makinesi gibi veya başka makineler gibi- veya stoklarında bulunan ham maddeleri ya da ürettikleri malzemeleri rehin olarak bankaya sunabiliyorlar. Ayrıca, ticari projelerin krediye tabi tutulması noktasında, siz bir bankaya gittiğinizde eğer şu anda bir ticari projeniz olsa başka teminat gösteremediğiniz için o ticari projeye destek veremiyor banka veya kredi veremiyor. Şimdi, getireceğimiz yasayla birlikte o ticari projeye de, ticari anlamda sadece projeye de kredi verebiliyor.

Yine, markaların marka değerine veya patent hakkını almış ürünlere, lisans almış ürünlere bankalar teminat kabul ederek kredi verebilecekler. Buradaki amacımız, tamamen, küçük işletmelerimize, krediye erişmekte zorlanan işletmelerimize kolaylıklar tanımak. Bunları yaparken de o işletmelerin “Üretim dışında ben nereden para bulurum? Nereden bunu finanse ederim?” bunu düşünmemelerini sağlamak için bu yasa tasarısını hazırladık. Umarım bütün partilerdeki arkadaşlarımız, milletvekillerimiz bu yasaya sahip çıkarak, özellikle esnafımızın ve küçük çiftçimizin finansa erişimini kolaylaştıracak bu yasayı hep beraber Meclisten geçirebiliriz, geçirmiş oluruz.

Değerli arkadaşlar, diğer bir nokta da biliyorsunuz, 15 Temmuzdan sonra yurt dışına kaçmak isteyen bu       FETÖ terör örgütüne mensup, Fethullahçı terör örgütüne mensup insanların yurt dışına çıkışını engelleme noktasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

Buyurunuz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) - …Bakanlığımız üzerine düşen görevi yapmış ve sınırlardan kapıları kullanarak yurt dışına kaçmak isteyen, bu örgüte mensup yaklaşık 89 insanı o gece veya iki üç gün içerisinde engellemiş durumda. Bununla ilgili çalışmaları da çok dikkatli bir şekilde yürütüyoruz.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

KARADAĞIN KUZEY ATLANTİK ANTLAŞMASINA KATILIMINA İLİŞKİN PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 19 Mayıs 2016 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Karadağ’ın Kuzey Atlantik Antlaşmasına Katılımına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Süreniz on dakika Sayın Tan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün çok önemli bir görüşme cereyan ediyor Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında. Şu an içinde bulunduğumuz saatlerde de bu görüşmeler ve diyaloglar devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin Rusya da dâhil olmak üzere çevresindeki bütün ülkelerle, bütün kuruluşlarla sorunlarını çözmesi, iyi ilişkiler içerisinde olması hepimizin isteği. Ancak bunu söylerken şöyle bir eleştiride de bulunmak istiyorum: Türkiye öyle bir gemi hâline geldi ki, açık denizlerde rotadan çıkmış, yelkenleri yırtılmış, patlamış, kürekleri denize düşmüş, dalgaların bir oraya bir buraya sürüklediği bir ülke hâline geldi. Bunu da asla kabul etmek, doğru görmek ve sürdürülebilir bir pozisyon olarak kabul etmek mümkün değil. Niye mümkün değil, kısaca bunu izah etmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, Necmettin Erbakan döneminden başlarsak, Türkiye'de Refah Partisi kademe kademe, 1984 yerel seçimlerinde yüzde 4,45 oydan yüzde 21 oya kadar geldi ve 1995 seçimlerinde Türkiye'nin 1’inci partisi oldu ve arkasından bir koalisyon hükûmeti kuruldu Doğru Yol Partisiyle. Ondan önce de olan ayak oyunları ayrı, uzun uzadıya anlatmıyorum ama Necmettin Erbakan Başbakan olarak hükûmeti kurdu. Çok kısa bir müddet sonra ciddi bir kıskaç altına alındı, yapmak istediği D8 toplantıları engellenmeye çalışıldı ve bildiğiniz gibi -yine, uzatmadan, bu on dakikayı en verimli şekilde kullanabilmek için söylüyorum- 28 Şubata gelindi. Necmettin Erbakan’ın o dönemde sıkıştırılmasının ve iktidarı hileyle, cebren elinden alınarak bir köşeye itilmesinin veya yasaklanmasının esas sebebi az veya çok namaz kılması veya özel hayatı değildi. O dönemde, yine, bugünkü gibi, dünya siyasetini yöneten güçler, çevreler bir hesaplaşma içerisindeydi ve Erbakan’ın D8’lerle kurduğu bu ilişkiler, Almanya, İran ve diğer ülkelerle kurduğu diyaloglar bugün “Batı Bloku” olarak nitelendirdiğimiz Avrupa Birliği, ABD, İngiltere ve İsrail’i ciddi şekilde rahatsız etti. Ondan sonra, biliyorsunuz, parti kapatıldı, yeni bir süreç başladı ve daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu.

Adalet ve Kalkınma Partisi ilk dönemlerde ABD’den, İngiltere’den, İsrail’den, dünyadaki Yahudi Kongresinden, küresel sermayeden, bütün bu güçlerden ciddi bir destek aldı. Bunun gizlisi saklısı, öylesi böylesi yok. Ondan sonra Avrupa Birliği sürecinde Türkiye çok ciddi adımlarla düzenlemeler yapmaya koyuldu; 2010 yılına kadar, 2011 yılına kadar, tabiri caizse bu balayı devam etti. O dönemde, bugün en fazla tartışılan cemaat de bu konsorsiyumun içinde büyük bir ortak olarak yerini aldı. Ama ne zaman ki Arap Baharı başladı, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da ardı ardına iktidarlar değişmeye başladı, Türkiye’nin de bu, Avrupa Birliği, ABD, İngiltere’yle olan ilişkilerinde çatırdamalar, önce cızırtılar, sonra ciddi görüntü bozuklukları ortaya çıktı. Kavganın esası budur değerli arkadaşlar.

Tabii, burada, bizim başta İslami medya da olmak üzere hepsi “Yeter artık bu zillet, bu mihnet.” diye o güne kadar kullanmadıkları bütün bir üslupla olayın asli gidişatını tamamen çarpıtarak “Yeter artık, biz tek başımıza ayağa kalkmak durumundayız. Orta Doğu’da bizden habersiz bir yaprak kıpırdamamalı ve biz artık tek belirleyici olmalıyız.” diye pozisyon aldı.

Keşke böyle olsaydı. Hani derler ya: “İstemeyenin bilmem kimi ölsün.” Ama bu yeni süreçte ABD’yle, Avrupa Birliğiyle, küresel sermayeyle yollar ayrılırken bir proje ortaya konulamadı. Suriye ne olacak? Nasıl bir İslami anlayış olacak? Mısır’da ne olacak? Laiklerle diyaloglar nasıl gelişecek? Etnik sorunlar için, Kürt sorunundan Berberi sorununa kadar, Ezidilerden Süryanilere kadar Orta Doğu’da nasıl bir ilişki biçimi geliştirilecek ve belki de çok önemli bir madde olarak, en az bunlar kadar önemli bir madde olarak bu ekonomik düzen, ilişkiler nasıl yapılandırılacak? Yüz yıldır Körfez’de olan İngiltere, ABD -önce İngiltere, sonra ABD- Kuveyt’ten, Bahreyn’den, Birleşik Arap Emirlikleri’nden, Dubai’den, Abu Dabi’den, Suudi Arabistan’dan bir günde nasıl çekip gidecek? Bütün bir Afrika sömürge hâline gelmişken Sierra Leone’den, Gambiya’dan, Senegal’den Somali’ye kadar, İngilizler, Fransızlar, Portekizliler, İspanyollar bir günde nasıl bavulunu alıp gidecek? Bunun bir projesi, hazırlığı, altyapısı, kadroları maalesef olmadı. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş, berber kendi kendini tıraş edemezmiş misali, kapısının önündeki bir Kürt sorununu nasıl çözecek? Suriye Kürtleriyle ilgili nasıl bir pozisyon alacak? Yeni Suriye’de Kürtlerin nasıl yeri olacak? Suriye Kürtleri, Baas Partisi veya İran’ın, Rusya’nın eline bırakılacağına Türkiye burada nasıl bir politika izleyerek, güvence vererek Suriye Kürtlerini de Suriye ulusal muhalefetinin içine katacak? Bunların hiçbirisi doğru düzgün düşünülmedi ve yapılamadı.

Bizzat ben ve birçok arkadaş, bu kürsüden, son beş yılda -o günden bugüne- defalarca bunları dile getirdik; zabıtlarda var bunlar. Bu politikanın karaya vuracağını, bir yere gidemeyeceğini, yeni bir siyasetin şart olduğunu, Türkiye'nin Orta Doğu’da İslam ülkeleriyle, halklarla tarihî bağlarını yeniden canlandırması gerektiğini ama bunun mutlaka bir millî politika hâline gelmesini, burada enine boyuna tartışılması gerektiğini ve bir makrosiyaset belirlenmesi gerektiğini bu kürsülerde defalarca tartıştık, konuştuk ama maalesef bunların hiçbiri ciddiye alınmadı. Bugün geldiğimiz noktada da altı ay evvel, sekiz ay evvel kavga ettiğimiz Rusya’yla, neredeyse savaşın eşiğine geldiğimiz Rusya’yla tekrar bir balayı yaşıyoruz ve bu sefer, dönüyoruz, Avrupa Birliğine, ABD’ye, İngiltere’ye, bütün Batı’ya meydan okuyoruz ve biz “Rusya’yla, İran’la, Çin’le yeni bir Avrasya dengesi kurabiliriz.” diyoruz.

Keşke bu da o kadar kolay ve basit olabilseydi. Hatırlarsanız, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç da aynen bu cümleleri bundan on-on iki yıl evvel, on üç yıl evvel tekrarlamıştı ama bunları tekrarladıktan sonra da biz yine Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında Türkiye'de “Kemalist, Atatürkçü” diye nitelendirilen 68 generalin tutuklandığını gördük. İnan edin, arkadaşlar, bu kadar tansiyon çıkıp inmesi bir mandayı, camızı, fili bile yere devirir. Bu ülke bu kadar tansiyonu kaldırmaz.

Bugün yapılması gereken, yine hurra bir yandan bir yana doğru koşmak, kaçmak değil, gelip burada tartışmak; Türkiye'nin yirmi beş yıllık, elli yıllık, yüz yıllık stratejisi ne olacak, Orta Doğu’yla, Afrika’yla, İslam ülkeleriyle, Rusya’yla, İran’la, Avrupa Birliğiyle nasıl bir makrosiyaset ortaya koyacağız, ondan sonra kiminle ne kadar yakınlaşacağız, kimden ne kadar uzaklaşacağız ve kapımızın önündeki Kürt meselesini içeride ve dışarıda nasıl çözeceğiz? Bunları yapamazsak, inan edin, üç ay sonra belki Hindistan’da, belki Çin’de olacağız.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Gaye Usluer.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GAYE USLUER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuzda gerçekleşen kanlı darbe girişimini bir kez daha nefretle kınıyorum ve demokrasi şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Evet, 15 Temmuz bir darbe girişimiydi. 16 Temmuzda hepimiz yüce Meclis çatısı altında toplandık ve tüm siyasi partiler demokrasi, ortak değerlerimiz adına konuşmalar yaptı. Hepimizi birleştiren, bu ülkeye olan inancımız, bu ülkenin değerlerine olan inancımız ve demokrasiye olan inancımızdı ancak bir hafta sonra yüce Meclis çatısı altında 81 ilde olağanüstü hâlin ilan edilmesiyle parlamenter demokrasinin de hemen ardından rafa kaldırılacağının işaretini görmüş olduk.

Değerli milletvekilleri, sokaklara çıkmakla, akşamları toplanmakla, “Meydanlarda demokrasi mitingi yapıyoruz.” demekle demokrasi olmaz. Demokrasi bir inanç işidir. Demokrasi sadece sandıktan ibaret olmadığı gibi, demokrasi insan haklarına saygıdır, demokrasi özgürlüklerdir, demokrasi eşitliktir.

Ülke OHAL’deyken, ülkede OHAL ilan edilmişken, bugün Meclisin bu hâline bakıyorum ve üzüntüyle izliyorum. Ülkenin bu hâli, ülkenin OHAL’i, görüyorum ki yüce Meclisi, yüce Meclise seçilerek gelmiş milletvekillerini hiç mi hiç ilgilendirmiyor. OHAL’in ardından endişe ettik “Cadı avı başlayacak.” diye ve yine endişe ettik “Kurunun yanında yaş da yanmasın.” diye. Ve bugün geldiğimiz noktada herkesin yanabileceğini görüyoruz; kuru da yanıyor, yaş da yanıyor, insanlar “imdat” diyorlar ve Meclis sıraları bomboş. OHAL’i ilan edenler, OHAL için “evet” oyunu kullananlar Meclisin sıralarını dolduramıyorlar ne yazık ki.

Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri, askerî öğrenciler, yargı tüm aşamalarında ve eğitim esir alınmış durumda. Öğretmenler, öğrenciler, öğretim üyeleri, hepsi korku içinde “Ya ben de yanarsam ne olacak?” diye. Ve sizler diyorsunuz ki: “Her yere sızmışlar.” Ancak ben de diyorum ki her yere sızarken neredeydiniz? Kim sızdırdı? Kim sızmasına müsaade etti?

Geçtiğimiz hafta bakıyoruz ki “Barış İçin Akademisyenler” grubundan yani “Bu suça ortak olmayacağız.” diye bildirgeyi imzalayanlardan açığa alınanlar… Eskişehir’de Anadolu Üniversitesinde cuma günü 21 akademisyenin görevden alındığını biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Veya biliyorsanız sizin canınız yandı mı? Benim canım yandı. Bugün FETÖ terör örgütüyle savaşacağız derken, terör örgütündeki kişileri işten el çektireceğiz derken barış bildirgesine imza atan akademisyenlerden ne istiyorsunuz?

Bu akademisyenler için soruşturma açıldı mı? Evet, açıldı. Bu akademisyenler için hukuksal süreçler devam ediyor mu? Evet, devam ediyor. Peki, sayın milletvekilleri, neden, neden FETÖ terör örgütü araştırılırken, FETÖ terör örgütüyle ilişkisi olan öğretim üyeleri üniversitelerde oturmaya devam ederken barış bildirgesini imzalayan akademisyenlerde eliniz var? Bu bir fırsattan istifadecilik mi, bu, cadı avının ta kendisi mi, sizlere soruyorum?

Bakınız, Türkiye’de vakıf üniversitelerinin öz geçmişine: İlk vakıf üniversitesi 1984 yılında Bilkent Üniversitesi olarak başladı, ardından Koç Üniversitesi, ardından Sabancı Üniversitesi.

Bakınız, önemli rakamlar: 1990-2000 yılları arasında Türkiye’de 19 yeni vakıf üniversitesinin açıldığını görüyoruz.

Gelelim, 2000-2011 yılları arasına. Yani Adalet ve Kalkınma Partisinin yoğunluklu olarak Hükûmette olduğu döneme baktığımızda, 43 yeni vakıf üniversitesi açıldığını görüyoruz. Bugün 193 üniversitesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, bu üniversitelerin tam 76’sı vakıf üniversitesi.

Değerli milletvekilleri, bu üniversiteleri, vakıf üniversitelerini, Yükseköğretim Kurulunun teklifiyle, yasayla sizler çıkardınız ve bugün kapattığınız, Fethullah Gülen terör örgütüyle ilişkili olduğu için kapattığınız 15 vakıf üniversitesini el birliğiyle, kol kola, birlikte açtınız -resimleri duruyor, videoları duruyor- Fethullah Gülen terör örgütüyle kimlerin, nasıl kol kola olduklarını, kimlerin, nasıl mutluluk içerisinde o okulları açtıklarını biliyoruz.

Peki, bu okulları kapattınız. Elbette ki terör örgütüyle ilişkisi varsa iyi de yaptınız kapatmakla ama bu okullarda öğretim üyesi olan kişilerin, bu okullarda çalışan idari personelin ve bu okullarda okuyan 65 bin öğrencinin vebali kimin üzerine kalacak?

Yine, dediniz ki 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle bu okulları kapattıktan sonra: “Öğrencileri mağdur etmeyeceğiz.” Gerçekten, vakıf üniversiteleri kurulurken, her vakıf üniversitesine ait bir garantör üniversite var ve dediniz ki: “Bu öğrencileri garantör üniversitelere yerleştireceğiz, bu okuldan mezun olan öğrencilere her iki okulun da diplomasını birlikte vereceğiz.” Hatta bu arada bazı öğrencilere garantör üniversitelere ait kimlik belgelerini bile verdiniz. Sonra ne yaptınız? Vazgeçtiniz. Neden vazgeçtiniz bilmiyorum. Vazgeçtiniz ve bu defa dediniz ki: “Garantör üniversitelere değil, bu öğrencilerin üniversite sınavına girdiği yıldaki puanlarına bakılarak, yatay geçişte taban puan hesaba alınmaksızın, puanları nereyi tutacaksa bu öğrencileri oraya göndereceğiz.”

Bize çok “mail” geliyor, bize sosyal medyada taciz edici çok fazla mesaj geliyor, bize çok telefon geliyor. Ama bize gelenden daha fazlalarının sizlere geldiğini biliyorum çünkü bu suç, bu vebal sadece ve sadece sizlere ait. 65 bin öğrencinin ailesi telefon açıyor “Çocuğum nerede okuyacak?” diye. Bir başka anne ağlayarak diyor ki: “Kızım intihar etmeyi düşünüyor.” Bu çocukların vebalinin altından nasıl kalkacaksınız?

Hâlihazırda, Adalet ve Kalkınma Partisi OHAL’le tam da sıfır noktasında durmakta. Bence ne yapacağınızı siz de bilemez durumdasınız. Ancak, bizler, muhalefet partisi, ana muhalefet partisi olarak, mitinglerde “demokrasi” diye çığırtkanlık yapmak yerine, tam da çözümü birlikte oluşturmamız gerektiği noktasında durmaktayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, değerli siyasi parti temsilcileri; buradan hepinize sesleniyorum: Bu 65 bin öğrencinin sorununu çözecek yer yüce Meclistir. OHAL kapsamındaki kanun hükmünde kararnamelerle, 3 kişiyle, 4 kişiyle bu öğrencilerin sorunları asla ve asla çözülemez. Size iki önerim var; birincisi: Doğru olan, bu öğrencilerin garantör üniversitelere yerleştirilmesidir. Ancak, siyaseten bu noktada nasıl bir engelle karşılaştınız bilmiyoruz ama eğer bunu yapamıyorsanız, o zaman gelin el koyduğunuz üniversiteleri devlet üniversitesi hâline getirelim ve çocukların bu okullarda okumalarını sağlayalım.

Sözlerimi bitirirken, rahmetli Erdal İnönü’nün bir cümlesini belki aklınızda kalır diye tekrar etmek istiyorum: “Demokrasi su ise laiklik su testisidir. Su testisi kırıldığında bu toplumu hiçbir kuvvet bir arada tutamaz.”

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usluer.

1’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Sizin de süreniz on dakika Sayın Günal.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gazi Meclisimizin değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası bir anlaşma görüşüyoruz NATO’yla ilgili ama bugün yaşadığımız konularda NATO Sözleşmesi’yle ilgili olan hususlarımız var, terörle mücadeleyle ilgili konular var.

Öncelikle, Osman Bey bakıyor orada -geçen hafta Londra’daki temaslarımızda da beraberdik- onun da tabiriyle NATO’nun sınırı Suriye sınırda başlıyor. Türkiye’nin sınırı ile NATO’nun sınırı özdeşleşmiş durumda ve NATO’nun yeni stratejik konseptinde de en önemli konu uluslararası terör ve bununla mücadele. Bakanlar toplantısından sonra yapılan bildirilerde, bütün toplantılarda ve daha önce katıldığımız NATOPA, AGİTPA toplantılarında da bu hususlar baş konu olarak değerlendiriliyor. Ancak, biz, o dilek ve temennilerin veya sonuç bildirgelerinde yazılan hususların tam olarak uygulandığını göremiyoruz. Yaptığımız temaslarda -diğer arkadaşlarımızla da görüştük diğer ülkelerde- darbe teşebbüsü sonrası yapmış olduğumuz temaslarda anlattık ama bu, bugünün sorusu da değil, sadece darbe teşebbüsüyle ilgili de değil. Maalesef, en önemli üyeleri olan Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa başta olmak üzere, bu konularda biraz daha ikircikli davranıyorlar. Tabii, bugün, FETÖ terör örgütüyle ilgili bu darbe teşebbüsü ve son dönemdeki gelişmelerin ötesinde, PKK’yla, PYD’yle yapılan mücadelede bu destekleri maalesef göremediğimiz gibi, karşı tarafı şımartan, kollayan, koruyan, hatta onların elbisesiyle gidip orada mücadele eden Batılı askerleri görüyoruz. Bunu buradan uyarmak istiyorum, bir an önce bu sözleşmelere uyulması gerekiyor.

Bu kapsamda da, tabii ki darbe teşebbüsüyle ilgili de -arkadaşlarımızla biz Londra heyetindeydik, temaslarda bulunduk- maalesef, Batı’nın bakış açısında da hâlâ o ikircikli tutumu devam ediyor. Bizler de bütün milletvekilleri olarak, muhalefet partilerine mensup milletvekilleri olarak kendilerine buradaki gelişmeleri anlattık, görüştük. Biz MHP olarak en baştan beri -olayın haber alınmasından itibaren Sayın Genel Başkanımız parti genel merkezinde yakından izledi- buna karşı olduğumuzu anında belirttik, sonrasında da Sayın Meclis Başkanımızın çağrısı üzerine, burada bulunan bazı milletvekili arkadaşlarımızla beraber, Cumhuriyet Halk Partisinden ve Adalet ve Kalkınma Partisinden arkadaşlarla burada sabaha kadar onu yaşadık. Bu gelişmeleri de anlattık. Bizim MHP olarak tavrımız ilkesel; demokrasiye karşı yapılacak her türlü saldırıya karşı durduğumuzu söyledik. Sizlere her zaman buradan ifade ediyoruz: Biz, milliyetçilik ve demokrasiyi ikiz kardeş gibi gören bir partiyiz. Bu kapsamda da, “milletin iradesi” demek olan, “milletin kendi kendini yönetmesi” demek olan demokraside de milliyetçiliğin en önemli unsur olduğunu ve ikisi arasında böyle bir ilişki olduğunu tekraren ifade etmek istiyorum.

Bu kapsamda, hem terörle mücadele açısından önemli olan hem de darbe teşebbüsü açısından en fazla yıpratılan kurum olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal kimliğiyle ilgili hususlarda çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Dün basın mensuplarıyla sohbet ederken programda da sordular. Benim için, bizim için Yenikapı ruhunun en önemli unsuru, Silahlı Kuvvetlerimize gösterilen, Sayın Genelkurmay Başkanının nezdinde ama Türk Silahlı Kuvvetlerine bir kurum olarak gösterilen teveccüh gerçekten önemli bir mesaj içeriyordu; hem içeriye hem dışarıya, dosta güven, düşmana korku veren bir gelişme olması gerekiyordu.

Onun için, baştan beri kurumların yıpratılmaması gerektiğini, şahısların buradaki sorumluluğunu kurumlara yüklememek gerektiğini söyledik. Tabii, alınan bazı önlemlerde kurumların kapatılması çözüm gibi görülebiliyor ama bunların yeniden, KHK’ların Mecliste görüşülmesi sırasında ele alınması gerektiğini ve yapısal düzenlemelerin daha gerçekçi şekilde yapılması gerektiğini düşünüyoruz çünkü şu anda, her ne kadar FETÖ terör örgütüyle mücadeleye yoğunlaşılmışsa da ülkemizin diğer bölgelerinde PKK’yla mücadele devam ediyor, teröristbaşının yandaşları, yardakçıları hâlâ bizi tehdit edebiliyorlar; daha bugün, yine medyada bazı şeyler yer alıyordu. Onun için, o mücadelenin kararlılıkla devam etmesi lazım. Karadeniz’deki illerimize varıncaya kadar terör olayları devam ediyor. Bir an önce bu olağanüstü hâl durumundan çıkıp normalleşmemiz lazım, kurumları yeniden çalıştırmamız lazım. Bunu yapmak için de bir an önce bu şeyleri bırakıp yeniden bu süreci çalıştırmamız gerekir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin moralini yüksek tutmamız lazım. Artık, oralardaki barajları, engelleri de kaldırıp Türk Silahlı Kuvvetlerinin mücadelesinin önünü açmak lazım. Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başı olarak Sayın Genelkurmay Başkanına bütün milletimizin orada göstermiş olduğu teveccühü önemsiyorum. “Peygamber ocağı” dediğimiz ordumuzun yıpratılmaması, analarımızın kınalayarak gönderdiği o kuzularımızın birkaç tane teröristle, kendini bilmez bölücüyle aynı kefeye konulmaması gerekiyor. Bu konuda hassas olmamız gerekiyor değerli arkadaşlar. Bu çapta yapılacak çalışmalarda bu hassasiyetleri dikkate almamız lazım.

Sadece askeriyede değil, diğer hususlarda da bir olağanüstü hâl var diye yaş ile kuruyu karıştırmamamız lazım. Bizler de iyi niyetli bir şekilde anlattık, yurt dışında da anlattık, burada da arkadaşlarla görüşüyoruz ama çok fazla şikâyet geliyor, bize de arada herhâlde masum kişiler de gidiyor gibi geliyor. Bu hususlarda biraz daha dikkatli çalışma yapılması gerekiyor çünkü kurunun arasında yaş hakikaten yanabiliyor. Bir de empati yapmamız lazım. Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bazı yöneticiler bunu yapıyorlar, diyor ki: “Biz Allah’tan af diliyoruz, milletimizden özür diliyoruz bunları görememişiz diye.” Ben de size aynen o mantıkla sesleniyorum: Bunları göremeyen, aldanan vatandaşlarımızı da onun içinde olan, örgütsel faaliyette bulunan, finanse edenlerden ayrı tutmamız lazım. Herhangi bir şekilde okuluna çocuğunu göndermiş veya dershanesine göndermiş ki o zaman gidilmesini sizler de teşvik ediyordunuz yani oraya giden arkadaşlarımız da var, şimdi töhmet altında bırakmamak lazım. Yani, gerçekten o suça katılan, bölücü faaliyetlere katılan, darbe teşebbüsüne katılan varsa onları zaten yargı yargılayacak ama toptancı bir yaklaşımla bunları götürmememiz lazım ve bir an önce de normalleşmeyi sağlayarak değerli arkadaşlar, uzağına düşmeye başladığımız 2023 vizyonuna ilişkin hedeflerimize yeniden odaklanmamız lazım; yapısal önlemleri bir an önce, ekonomik, sosyal, siyasi olarak tamamlamamız gerekiyor.

Araya darbe teşebbüsü girdi ama bu konular hassasiyetini devam ettiriyor. Her ne kadar bir torba kanun çıkardık, şu anda da –sizin belki haberiniz yoktur- Komisyonda hâlâ arkadaşlar görüşüyor, yeni bir tane daha geldi; vatandaşlarımızın sıkıntısını giderecek, öteleyecek şeyler yapıyoruz ama sıkıntının kalıcı olarak çözümü için yapısal önlemleri almamız lazım. Yarayı tedavi etmek, geçici olarak pansuman yapmak başka ama ameliyatla o işi normale döndürmek gerekiyor. Onun için, bir an önce bu önlemleri almamız lazım. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman yapıcı, yol gösterici, uzlaşmacı bir siyaset anlayışına sahibiz, “Önce ülkem ve milletim, sonra partim.” diyen bir anlayışa sahibiz. Onun için de en başta ülkemiz için doğru olan neyse, terörle mücadele edilecekse bu konuların da arkasındayız. Sosyal, siyasi konulardaki çekincelerimiz ayrıdır. Bir darbe teşebbüsü, demokrasiye karşı yapılan bir teşebbüs varsa onun da karşısındayız ve Türk milleti olarak hep beraber buna karşı çıktık, çıkacağız. İnşallah, bunların da hepsini aşmamız lazım ama bunları aşarken de Yenikapı’da örneğini sergilediğimiz bu millî duruşu tüm Türk milleti olarak bütün unsurlarıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, özel sektörüyle hep birlikte yaşatmamız lazım.

Bu kapsamda, Sayın Genel Başkanımızın Yenikapı’da konuşması sırasında bahsettiği birkaç cümleyle konuşmama son vermek istiyorum. O gün de belirtildiği gibi, bizim anımız bir, hatıralarımız bir, atimiz bir, hep beraber bunun üzerine çalışmamız gerekiyor, aksi takdirde biz yok olmakla karşı karşıyayız, Türklüğe kastedenler çok fazladır.

Bunu anlamanın tek yolu, bunu önlemenin tek yolu, hep birlikte, iktidarıyla, muhalefetiyle ve bütün sivil toplum kuruluşlarıyla, medyasıyla el ele vererek yeniden bu yaraları sarmalı ve önümüzdeki 2023 hedeflerine kilitlenmeliyiz. Bunu yapmak için ne yapmamız gerekir?

Sayın Genel Başkanımızın tabiriyle, biz eğer hasbi olursak, biz kesrete yüz çevirip vahdet denizine hep birlikte açılırsak bizi kimse yenemez, bize kimse boyun eğdiremez. O zaman bin yıllık kardeşliği sabote etmeye çalışanların da emellerini boşa çıkarırız, hep birlikte 2023’te lider ülke, 2053’te süper güç olmaya doğru devam ederiz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

1’inci madde üzerinde şahsı adına Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonlarının karşısında izleyen değerli Türk halkı; 407 sıra sayılı -uluslararası anlaşma- Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Evet, konumuz uluslararası anlaşmalar ama gündemde 15 Temmuz darbe girişimi var.

Evet, büyük bir felaketi atlattık, Gazi Meclis sayesinde sağa sola savrulmaktan kurtulduk, uzun yıllar sonra iktidarıyla muhalefetiyle büyük bir uzlaşma sağladık. 15 Temmuz öncesi bu yoktu. Çok somut doğrulardan bahsediyorduk burada, örneğin benim de araştırma önergesi verdiğim birkaç konu olmuştu, hatta size çok somut bir gelir önermiştim, onu bile kabul etmediniz. Atık yağlardan nasıl para kazanabiliriz, nasıl ekonomiye katkı sağlayabiliriz diye bir önerim vardı, bunu bile kabul etmediniz, hatta “Çok güzel.” demenize rağmen.

Bu uzlaşmanın devam etmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları doğrultusundadır. Demokratik parlamenter sistemi, rejimi güçlendirmek zorundayız; biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hep bunu söylüyoruz. Neden söylüyoruz? Çünkü, birlikten kuvvet doğar. Hepimiz aynı düşünmeyebiliriz ama burada ortak paydamız Türkiye Cumhuriyeti. Peki, dış dünya bizde bir darbe olduğuna inanıyor mu? O kadar görüntü veriyoruz, daha da vermeye devam edeceğiz ama hâlen dışarıdaki itibarımız iyi değil çünkü geçmişe bakıyorlar, geçmişte neler yapıldığına bakıyorlar. Türkiye geçmişte bu coğrafyada itibarlı bir ülkeydi, ara bulucu bir ülkeydi, İran-Irak savaşında o savaşı bitiren bir ülkeydi. Libya’da kriz çıkıyor, Türkiye ara bulucu; NATO’da önemli bir konu oluyor, Türkiye ara bulucu. Ama sonra, e Suriye’nin iç işlerine karışan bir ülke de olduk, Rusya’yla kriz yaşayan bir ülke de olduk; Avrupa Birliği bizi dikkate bile almadı.

Bakın, dış dünyaya karşı darbe olduğunu ancak güçlü olursak, birlikte olursak anlatabiliriz çünkü biz bunu yaşadık, yaşayacağımızı da biliyorduk. Nereden biliyorduk? Çünkü, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bize güçlü olmamız gerektiğini söylemişti. Kaldı ki bu coğrafyada güçlü olmak zorundayız. Nutuk’unda ne demişti Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk: “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen…”le başlayan, “Dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır… O yüzden güçlü olmak zorundasın, tarihi çok iyi bilmek zorundasın.” demişti. İşte, bu coğrafya gerçekten çok stratejik bir coğrafya olduğu için, bizi dışarıdan yıkamayan dış mihraklar içeride otuz beş kırk yıldan beri iğneyle oya oya işleyerek içeri girdiler. Korkuyoruz, destek olanlar da oldu, yani sızma harekâtı değil belki de yerleştirme harekâtı da oldu. Büyük Orta Doğu Projesi yapacağını herkes söyledi, bütün uluslararası strateji uzmanları “Evet, bu coğrafyadan 22 tane ülke çıkartacağız.” dediler. Bunlara karşı bizim hazırlıklı olmamız gerekmez mi, bilgili olmamız gerekmez mi, eğitim sistemimizi buna göre düzenlememiz gerekmez mi, çocuklarımızı tehlikelere karşı eğitmemiz gerekmez mi, üniversitelerimize, bilim adamlarımıza buna göre çalışmalar yaptırmamız gerekmez mi? Bunlar hep söylendi: Birbirimizi sevmek zorundayız, hukukun üstünlüğüne inanmak zorundayız, eğitimli ve bilgili olursak… Sadece kendi yandaşlarımızı kucaklarsak olmaz. Liyakati ön plana çıkarmak zorundayız. “Bu, benim sendikamdandır, bu benim gibi düşünüyor.” değil, “Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı, herkes eşit vatandaş.” mantığıyla hareket edersek bu şekilde biz Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine, çağdaş uygarlık düzeyine çıkarabiliriz.

Kamudaki atamalarda, maalesef, bugüne kadar hep yandaşlarınıza yer verdiniz; “Benim sendikamdan olsun.”, “Benim gibi düşünsün.” dediniz. Hatta, neredeyse Kanarya sevenler derneğinde bile sizin gibi düşünenler olsun istediniz. Liyakati göz önüne almadınız; insanlar çok çalışmalarına, çok emek sarf etmelerine rağmen sınavlarda başarılı olamadılar ve maalesef, haklarını arayabilecek bir merci bulamadılar. O yüzden, artık yeter diyoruz. Bu uzlaşma ortamını hep beraber, birbirimizi severek, birbirimizin yanlışları da olsa katlanarak devam ettirelim diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaytancıoğlu.

1’inci madde üzerinde konuşmalar tamamlandı.

Soru-cevap işlemi yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Kadri Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Yıldırım.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ben de bugün AK PARTİ’nin Kürt dili projelerine karşı FET֒nün paralel Kürt dili projeleri ve Mardin Artuklu Üniversitesinde bu bağlamda bana kurulan bir kumpas örneğinden bahsetmek istiyorum. 2008 yılından günümüze kadar gelen bu projeler maalesef, Kürtlerin beklentilerine göre yürütülmedi. Dolayısıyla, Kürtleri bu bağlamda oyalamak yerine onlar için, dilleri için kalıcı çözümler getirmek gerekir diye düşünüyorum.

AK PARTİ, 26 Ocak 2008 tarihinde TRT Şeş’i test yayınıyla açtı. Kendim o kanalda “Zimân û Wêje” yani Dil ve Edebiyat adlı, aşağı yukarı iki yıl süren bir programı yürüttüm. AK PARTİ’nin 2008 yılındaki bu projesine karşı FETÖ, iki yıl sonra paralel Dünya TV projesini hayata geçirdi. 4 Haziran 2010 tarihinde yayın hayatına başladı bu TV. Bunun programlarına katılmayı kendim uygun görmediğim için o sıralarda mimlendim ve bir kenara atıldım yani bir tarafa yazıldım. AK PARTİ seçmeli Kürtçe dersi projesini 2011 yılında devreye koydu. FETÖ iki yıl sonra ana dilde eğitim projesini devreye koymak için harekete geçti. AK PARTİ bu projeyi Mardin Artuklu Üniversitesiyle başlattığı bir sırada, ben ve ekibim o seçmeli Kürtçe dersinin ders kitaplarını hazırlamak için çalışmalara başladık ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bastırılan şu 2 örneğini elimde gördüğünüz ders kitaplarını hazırladık. Şu anda elimde gördüğünüz 5’inci sınıf yani orta 1’in Zazakî lehçesinden hazırlanmış ders kitabı. Şu elimde gördüğünüz de 7’nci sınıf yani orta 3’üncü sınıf için hazırlanmış Kurmancî lehçesinden hazırlanmış bir ders kitabı.

Evet, bu projeye paralel olarak iki yıl sonra Fethullah Gülen 24 Haziran 2013 yılında Erbil’de Kürtçe yayımlanan “Rudaw” gazetesine verdiği demeçte Kürtlerin diliyle ilgili ana dilde eğitim hakkındaki görüşlerinde şöyle diyordu: “Kürtler için ana dilde eğitim ilke planda kabul edilmelidir. Ana dilde eğitim, devletlerin vatandaşlarına karşı adil olmasının bir gereğidir. Bunu kabul ettikten sonra pratikte karşılaşılan problemler ayrıca ele alınmalıdır. Bu bir lütuf değildir, Cenab-ı Allah’ın insan olarak hepimize bahşettiği haklardır, özgürlüklerdir. Bu eşitliği baştan tanımadan adalet de olmaz, hukuk da olmaz.” Evet, Fethullah Gülen’in bunu söylerken besbelli ki amacı, Kürtleri AK PARTİ projesinden kendi projesine doğru kaydırmaktı.

Başka bir madde: AK PARTİ’nin belli bazı üniversitelerde -ki Mardin Artuklu Üniversitesi bunların ilkidir- Kürt dili bölümleri açmasına karşılık FETÖ de Diyarbakır’da Selahaddin Eyyubi Üniversitesini açtı ve Irak Kürdistanı’nda da 20 civarında okul açtı ki bugün bu okullarda eğitim gören yaklaşık 13 bin öğrenci bulunmaktadır. Türkiye makamları Irak Kürdistanı’nın bölgesel hükûmet yetkililerine bu okulların kapatılması yönünde teklifte bulunurken onların verdiği cevap şudur: “Bu okulların açılması için siz teşvik ettiniz, şimdi de kapatılması için bizi zorluyorsunuz.”

Şimdi, Kürt dili bölümlerinin açıldığı üniversitelerin başında dedim ki Artuklu Üniversitesi gelir ve kumpas da orada kuruldu. Ekibimle birlikte Millî Eğitim Bakanlığı için -kitap olarak- bu seçmeli Kürtçe derslerini hazırlarken ve programa yüksek lisans öğrencisini alırken o öğrencilerden -eski ve yeni tabirle- 50 kuruş veya 50 lira bağış olarak aldık. Maalesef, bu bağışlar öyle bir döndürüldü ki başımıza ihale olarak, çorap olarak yolsuzluk olarak örüldü ve küçücük bir idari konu iken bu, adliyelik oldu, yargılık oldu ve o kumpasın hâlâ da devam ettiği bir süreç içerisindeyiz. İnanın ki bu darbe olmasaydı bunun kumpas olduğunu söylemeye bile cesaret edemezdik çünkü hâlâ süreç devam ediyor, yarın öbür gün yine aynı savcı ve hâkimlerin eline düşmeme garantisi de yoktu.

Bu noktada, tabii, FETÖ ve AK PARTİ’nin henüz aralarının bozulmadığı bir süreçti. Biz bu programa öğrenci de alırken, öğretim elemanı da alırken elime bu bölümün yetkilisi ve sorumlusu olarak listeler tutuşturuluyordu. FETÖ tarafından elime tutuşturulan bu listelerden bir tanesi 42 kişilikti. Ben, hem öğrencilerimin hem de öğretim elemanı arkadaşlarımın huzurunda bu listeyi yırtmamla birlikte zaten kara listeye alındım ve biraz önce bahsettiğim kumpas da başıma çorap olarak örüldü, hâlâ da o örülme işi devam ediyor. O sırada yine bana deniliyordu ki: “Bu bölümlere öğrenci alırken ve öğretim elemanı alırken sabıka kayıtlarına bakıyor musunuz?” Bakın, hiçbir üniversitenin hiçbir bölümünde öğrenciler master veya doktora programına alınırken veya öğretim elemanı alınırken bir enstitü müdürünün kendini hâkim, savcı yerine koyarak onların asla ve asla sabıka kaydını istemek gibi bir lüksü yoktu ama benden o istendi. Ben de şunu dedim: Kürt diliyle ilgili içinden çıkılmaz bir sürece, o kadar pahalıya mal olacak şeyler yaptınız ki, eğer iyi Kürtçe bilen bir eleman varsa şunu bilin ki mutlaka sabıkası var; eğer sabıkası olmayan bir Kürt arıyorsanız şunu bilin ki o Kürtçe bilmiyor, Kürt dili bölümünde ne öğretim üyeliğine yarıyor ne de master ve doktora programına yarıyor. Ha, böyle bir Kürt’ü arıyorsanız gidin kendiniz arayın, bulun ve getirin, burada istihdam edin, görevlendirin, yetiştirin.

Dolayısıyla, arkadaşlar, ortaya çıktı ki FET֒nün Kürt diliyle ilgili projesi de tutmadı, maalesef AK PARTİ’nin Kürt diliyle ilgili projesi de tutmadı çünkü ne FET֒nün ne de AK PARTİ’nin bu Kürt dili bölümlerine alınacak olan elemanların liyakat derecelerine bakmak gibi bir lüksleri, bir gerekçeleri veya bir ihtiyaçları olmadı. Her iki taraf da benim üzerimde kurdukları baskılarla “Ha, şunu alın; ha, bunu alın.” dediler ve AK PARTİ’ye bu durumu şikâyet ettiğimde de maalesef, hiçbir cevap almadım, hiçbir sahiplenme görmedim. Meclise kadar geldim, yine derde deva bir çare bulamadım ve böylece kendi derdimle yana yana bugüne kadar geldim ve ilk kez böyle bir kumpastan burada bahsediyorum çünkü dediğim gibi, şimdiye kadar bahsetmem hâlinde tekrar o savcıların ve hâkimlerin eline düşmemek ve uydurma bazı gizli tanıklar yoluyla üzerimde oynanan oyunların pratiğe geçirilmemesi gibi bir garanti yoktu, şimdi de hâlâ belki yoktur diye düşünüyorum. O hâlde, Kürtleri dil noktasında oyalamak yerine ister AK PARTİ olsun ister başka partiler olsun, mutlaka, gelin birlikte ana dilde eğitim çerçevesinde bir araya gelelim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) - ...buna kalıcı bir problem olarak bakalım ve kalıcı bir çözüm bulalım. Böyle bir ümidin gerçekleşmesi dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

2’nci madde üzerinde gruplar adına başka konuşmacı? Yok.

Şahıslar adına İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Yedekci.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yedekci.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir.” diyerek 9 Ağustos 1928 tarihinde Harf Devrimi’ni duyuran Başkomutanımız Mustafa Kemal’i bir kez daha rahmetle anıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) 15 Temmuz tarihinde ülkemizde yaşanan darbe girişiminde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılar acil şifalar diliyorum.

Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya ve her zaman değişmeyen o konjonktürel durumlar nedeniyle Türkiye’de çok uluslu güçler ve küresel güçler her zaman için çeşitli hayaller kurmuş, çeşitli hesaplar yapmışlar, ayrıntılı planlar kurmuşlardır ancak bir şeyi hesaplayamamışlardır: 15 Temmuzda olduğu gibi, çılgın Türkleri hesaplayamamışlardır. Buradan milletimize bir kez daha selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelin el ele verelim. Çöken, yıllardır çökertilmek istenen, içine çeşitli cemaatlerin yerleştirildiği, karşı devrim sürecinde can çekişen eğitim sistemimize el verelim, can verelim, tekrar ayağa kaldıralım. Gençlerimizin, çocuklarımızın muasır medeniyet seviyesine ülkemizi çıkarması için onlara samimiyetle ve iyilikle yaklaşalım. NATO’da 2’nci ordu olan Türk Silahlı Kuvvetlerine leke sürülmemesi için, şimdiye kadar ki emir komuta zincirinde, sadece komutanından aldığı emri yerine getirdiği için sokakta askerlerimizi darbeden bazı vatandaşlarımızın da en az darbeciler kadar ceza alması için biz de katkı sunalım.

Bu süreçte, bu yaşanan süreçte demokratik, laik parlamenter sistemin, Atatürk cumhuriyetinin önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Yıllardır bütün uyarılarımıza rağmen kitaplardan fotoğraflarını kaldırmak istediğiniz, stadyumlardan adını sildiğiniz, caddelerden, sokaklardan adını sildiğiniz Mustafa Kemal Atatürk ve onun devrimlerinin değeri bir kez daha çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır, kalpaklı fotoğrafları da Yenikapı semalarını süslemiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bizim anlayışımız nettir, açıktır, hiç değişmemiştir: Kuvayımilliye sınırları içerisinde vatan bir bütündür, bölünemez. Biz bütün renkleriyle, bütün vatandaşlarımızın eşit olduğuna inanıyoruz. Atatürk’ün ışığında aydınlanmanın devam etmesini istiyoruz, kardeşliğimizin devam etmesini istiyoruz. Tıpkı son zamanlarda Hükûmet üyelerinin de çokça kullandığı, Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Kapansın el kapıları bir daha açılmasın,

Yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşçesine,

Bu hasret bizim.” (CHP sıralarından alkışlar)

Çok şükür, yıllardır zedelemeye çalıştığınız cumhuriyetimiz çok güçlü temellere sahiptir, çok güçlü kurumsal yapılara sahiptir. “Neden?” diye sorarsanız, vatandaşımız cemaatten icazet almasın diyedir.

Devlette görevlendirmelerde liyakat esas alınmalıdır, sadakat değil. Artvin’de, İstanbul’da, Antalya’da, Malatya’da, Diyarbakır’da, Kars’ta bütün vatandaşlarımız eşittir, eşit olmalıdır; insanlarımızı “Senin adamın”, “Benim adamım” diye ayırmamalıyız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır.” Cumhuriyete, laikliğe, demokrasiye, parlamenter sisteme sahip çıkacağız. Ortaya konulan bu birlik anlayışı takiye olmamalıdır, samimiyetle devam etmelidir. Bu süreçten endişelenen vatandaşlarımız endişelenmesin, biz varız. Nazım’ın da dediği gibi “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak/ Unutma, aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak.”

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yedekci.

2’nci madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yoktur.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Üçüncü madde üzerinde gruplar adına, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bizi televizyonları başında izleyen yurttaşlarımıza da selam ve saygılarımı yolluyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda bir kanlı darbe girişimi oldu ve arkasından, bir hafta sonra, biliyorsunuz, olağanüstü hâl ilan edildi ve maalesef, “FETÖ çetesiyle uğraşıyoruz.” adı altında bugün kamuda görevden alınma sayısı 70 bine ulaşmış durumda. Şimdi, bunların kamuya nasıl yerleştiğini ve görevden alınan bu 70 bin kişinin nasıl, hangi gerekçelerle alındığının üzerinde biraz durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz partimizden bir komisyon olarak geçen hafta kimi sendika çevrelerini ziyaret ettik, görevden alınan üyelerinin alınma gerekçelerini sorduk. Kimisi kendince “Ya, beni niye almış olabilirler? Ben bir ara NT diye bir kırtasiye vardı, oradan alışveriş yaptım, acaba ondan mı almışlardır?” diyor, kimisi diyor ki: “Ya, ben bir ara faturalarımı Bank Asyaya yatırdım, acaba bundan mı aldılar?” Yani, öyle bir cadı avı hâlinde yürüyor ki iş çığırından çıkmış bulunuyor.

Bakın değerli arkadaşlar, üniversitelerde aynı furya devam ediyor. Geçen hafta, Akdeniz Üniversitesinde sonradan, yanlışlıkla görevden alındığı kabul edilen 20 akademisyen için Antalya Valisi ne diyor? Diyor ki: “Zaman zaman yanlış yaptığımız oluyor, kurunun yanında yaşlar da yanıyor, bunun farkındayız. Bu hengâme içinde bazen isim, bazen de olay benzerliği nedeniyle, bazen bir hesap, bir telefon gibi farklı uygulamalarla ilgisiz arkadaşları da aldığımız oluyor. Onlar da haklarını helal etsinler.” Nasıl haklarını helal etsinler, kim için haklarını helal etsinler, nasıl edecekler? Siz onları alırken hangi sıfatla alıyorsunuz? Darbe yapmış, Meclisi bombalamış, Kürt illerinde yıkım yapmış bir çetenin yanına koyuyorsunuz, sonra “Bizi affetsinler.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu işi hukuk içinde yapmazsanız, bu işi adil bir şekilde yapmazsanız, bu işi liyakati esas alarak yapmazsanız yarın bu iş, gerçekten, geçmişte yapılan birtakım işlere döner, bugün KCK davalarındaki duruma döner. Arkadaşlarımız beş yıl, on yıl cezaevlerinde yattılar; onların yatışına neden olanlar bugün kendileri cezaevindeler. Arkadaşlarımız, maalesef, hâlâ o davalardan dolayı yargılanıyorlar. Kamuda üniversite öğretim üyelerini, -bu çetenin üniversitelere nasıl yerleştiğini bildiğimiz hâlde- onları alırken “Bu ülkede savaş istemiyoruz, barış istiyoruz, çocuklar ölmesin.” diye Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza atanlar da bu arada bu çuvalın içine konulmak isteniyor. Bakın, biraz önce, Sayın Gaye Usluer burada Anadolu Üniversitesinden bahsetti.

Değerli arkadaşlar, sadece Anadolu Üniversitesinden değil, Anadolu Üniversitesi, (Dersim) Tunceli Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Hakkâri Üniversitesi, Gazi İletişim Fakültesi aynı sorunu yaşadılar, yaşamaya devam ediyorlar ve yarın öbür gün bu oyunların devam edeceği anlaşılıyor.

Şimdi, ömürleri çetelere karşı, bu cemaat çetesine karşı mücadeleyle geçmiş insanları aynı çuvalın içine koyarak, aynı, savaştıkları çetenin yanında göstererek görevden alınması sizce gerçekten hakkaniyete, hukuka, adalete yakışıyor mu, bağdaşıyor mu bu durum?

Değerli arkadaşlar, kamuda işten alınmalar artık öyle bir hâle gelmiş ki ihbarcılık başını almış gitmiş, keyfîcilik ve hukuksuzluk almış gitmiş, hatta artık iftira seviyesine varmış durumdadır.

Bakın, bugün, Gaziantep TÜM BEL-SEN şubesinden bana bir yazı geldi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, TÜM BEL-SEN üyelerini ya emekli olmaya ya da sürgüne zorluyor, “Ya bunu gönlünüzce yapın.” diyorlar -metin burada, diğer milletvekillerine de gelmiştir- ya da şunu söylüyorlar: “Siz eğer bunu kabul etmezseniz biz de size paralelci yaftası yapıştırır, o çerçeveden alırız.” diyorlar.

Bakın, yine Gaziantep TÜMTİS’den gelen bir bilgi; bunlar basınla paylaşılmış metinler değerli arkadaşlar. TÜMTİS üyeleri yandaş bir sendikaya bu arada kaydırılmaya çalışılıyor. Bu arada, herkesin kendine göre çıbanbaşı gördüğü, rakip gördükleri üzerine bir organizasyona dönmüş durumdadır.

Değerli arkadaşlar, KESK, hepiniz biliyorsunuz ki bu ülkede demokrasi mücadelesi veriyor, emek mücadelesi veriyor ve KESK, başından beri bu paralelci çetenin kamu kurumlarında örgütlenmesine karşı mücadele veriyor. Bugün kamuda işte bu kumpasın içine dâhil edilerek işten çıkarılanların sayısı 319’a ulaşmış durumdadır ve bunların içerisinde biraz önce söylediğim gibi BAK imzacıları yani Barış İçin Akademisyenler barış bildirisini imzalayanlar da var. Belediyelerde, bakanlıklarda, özellikle eğitim alanında EĞİTİM SEN üyeleri büyük bir tehdit altındadır. Herkes herkesi tehdit ediyor, herkes herkese şantaj yapıyor: “Eğer karşı çıkarsan paralelci yaftasıyla yaftalanırsın.” deniyor. Şimdi, baktığınızda gerçekten alınan KESK üyelerinin niye alınmış olabileceğini, insanlar durup kendisine “Acaba beni niye aldılar?” diye neden üretmeye çalışıyor. “Beni niye almış olabilirler?” diyor çünkü ömrü bunlarla, paralelle mücadeleyle geçmiş. Siz düşünün ki mücadele ettiklerinizle sizi birileri aynı kefeye koyuyor.

Değerli arkadaşlar, bu, asla kabul edilemez bir durumdur.

Bir diğer durum: Bunların gerçekten kamuda nasıl örgütlendiklerini ben bizatihi yaşadığım, yirmi iki yıl öğretim üyesi olarak çalıştığım Dicle Üniversitesinden anlatmak istiyorum. Dicle Üniversitesinde 2008 yılında rektörlük seçimleri yapılırken, şimdi gözaltına alınan rektör, kamuya açık bir şekilde, cemaatlerin adayı olduğunu deklare ederek aday oldu. Bunu, ararsanız basında da göreceksinizdir ve bu rektör üçüncü sıradaydı yani toplam üniversite oylarının yüzde 16’sını almıştı. Bu rektör seçildikten sonra Cumhurbaşkanı üçüncü sıradan aldı, atadı. Şimdi bunun bir sorumluluğu yok mu? Peki atadı diyelim, ne yaptı peki değerli arkadaşlar? 3 rektör yardımcısının her biri bir cemaatteydi; açıktı bu, Dicle Üniversitesinde çalışmış en alttan en üst perdesine kadar tüm personel bilir. Ayrıca, bir komisyon kurdular. İşe alınma, istihdam, görevde yükseltilme işi bu komisyon marifetiyle yapılıyordu. Bunların hepsi açıktır. Bugün, onu yapan rektör yardımcılarından bir tanesi etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiş; geldiği nokta bu. Bakın, nasıl alınıyordu? Akademisyen eğer yardımcı doçent olacaksa, doktora tezinin adı, başlığı aranan koşullarda yazılıyordu. Aranan şart doktora başlığıydı. Hiçbir şekilde liyakat vesaire esas alınmadı. Şimdi kalkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Ya, bunlar nereden bu kadar yerleşti?”

Değerli arkadaşlar, Dicle Üniversitesi fakülteleri paylaşıldı, cemaatler arasında fakülteler paylaşıldı. Tıp fakültesi, veterinerlik fakültesi şu anda “paralel çetesi” dediğiniz çeteye verilmişti ve burada öğretim üyeleri hızlı bir şekilde, iki yılda, bir yılda doktoraları tamamlanmak suretiyle, Türkiye’nin birçok üniversitesinde yerleştirildi, atandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Şimdi dönüp en azından nedamet getirin ama “Bunlarla mücadele ediyoruz.” diye kimseyi de, mücadele edenleri de bunların yanına koyup kamuyu daha fazla zarara uğratmayın, daha fazla bu insanları zora uğratmayın diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toğrul.

3’üncü madde üzerinde gruplar adına başka konuşmacı yok.

Şahsı adına Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Akaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Akaydın.

Buyurun.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de, önceki konuşmacılar gibi, 15 Temmuz darbe teşebbüsünü demokrasi adına şiddetle kınıyorum ve bu teşebbüs sırasında kaybettiğimiz çok değerli şehitlerimizi rahmetle anıyorum, gazilerimize sağlıklı, uzun ömürler diliyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya tarihi çeşitli darbe teşebbüsleriyle doludur. Bunlardan birisi de Türk tarihidir. Bundan tam iki bin iki yüz yirmi beş yıl önce, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurucusu olan, Büyük Hun İmparatorluğu’nun kurucusu olan Mete Han da babası Teoman’ı devirerek iktidara gelmiştir. Osmanlı tarihinde, benim bildiğim kadarıyla, 14 padişah gene darbelerle devrilmiştir. Maalesef bunlardan ilki de -çok yakında açılacak olan İstanbul’un 3’üncü köprüsüne adını vermeyi düşündüğünüz- ilk darbeci padişah da Yavuz Sultan Selim’dir, babasını darbeyle devirerek padişah olmuştur arkadaşlar. Bunu şunun için söylüyorum: Darbeler, Silahlı Kuvvetler tarihinde ve demokrasi tarihinde vardır ama önemli olan, bu darbelerin olmaması gereken siyasi ortamları hazırlamaktır. Sizleri, bu konuda, sevgili Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım, son derece sorunlu görüyorum.

Bundan yıllarca önce “Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz.” dediniz, işte, dindar ve kindar nesiller 15 Temmuzu getirdi Türkiye’ye. “Savcı Zekeriya Öz’ün savcısıyız.” dediniz, işte, bunlar, 15 Temmuz 2016’yı getirdi. Şimdi diyorsunuz ki: “Yüce Rabb’imden ve milletimden bizi bağışlamasını diliyoruz.” Yüce Rabb’imizin sizi bağışlayıp bağışlamayacağını bilemiyorum ama ben, inanın, kendi adıma kısmen de olsa sizi bağışlamaya hazırım Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için ama bunun bir şartı var arkadaşlar; eğer sağlıklı bir demokrasinin, darbesiz bir demokrasinin bu ülkede yaşanmasını istiyorsanız önce gerçekten adaleti, gerçekten özgürlüğü bu ülkeye getirmeniz lazım, insanların barış içinde yaşaması için gerekenleri yapmanız lazım, liyakat sistemini bu ülkeye yerleştirmeniz lazım.

Şu son bir ay içinde yaşananlara bakıyorum, maalesef, bu konuda 15 Temmuz darbesinden hiç ders almamış gibi görünüyorsunuz. Birçok arkadaşım burada dile getirdi, çeşitli illerimizde gözaltına alınan masum insanları dillendirdi. Bunun içinde çok çeşitli örnekler var, kendi ilim Antalya’dan söylüyorum: Mahir Kaya isminde bir arkadaşım, gene Göksel Hanım isminde bir arkadaşım çocuklarını Toros Kolejine kaydettirdikleri için gözaltındalar. Toros Kolejleri demiş ki: “Öğretim görevlisi olduğunuz için sizlere indirim sağlayacağım.” Paşa paşa gitmişler. Her nasıl olduysa, Bank Asyada da hiç haberleri olmadan Toros Koleji bir hesap açmış, o hesaba da paralarını yatırmışlar. Şimdi bu insanları gözaltında tutuklu tutmanın hakla ve adaletle hiç bağdaşabilir yanı var mı arkadaşlar? Bunun sayısız örnekleri var Antalya’da. Bana diğer illerden de bu konuda çok çeşitli duyumlar geliyor, sayısız örnek duyumları geliyor. Bu konuda sizleri Cumhuriyet Halk Partisi olarak uyarıyoruz; kindar yapılanmalar kinle çözülmez arkadaşlar, barışla çözülür, demokrasiyle çözülür, insan haklarıyla, saygıyla düzelir.

Değerli arkadaşlarım, Türk Silahlı Kuvvetleri konusunda son zamanlarda OHAL yasalarından güç alarak yaptığınız uygulamaları doğru bulmuyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri bu coğrafyada en önemli kurumlarımızdan biridir. Darbeler Türk Silahlı Kuvvetlerini itibarsızlaştırır şimdi de olduğu gibi, Balkan Savaşı’nda olduğu gibi sonuçlara yol açar. Silahlı Kuvvetlerin genleriyle oynanmaz. Şu anda yaptığınız, Anayasa’ya da aykırı olmak üzere Silahlı Kuvvetlerin genleriyle oynuyorsunuz. Silahlı Kuvvetler arasında emir komuta zinciri bozulmaz. Silahlı Kuvvetlerin Genelkurmay Başkanı bir makama, Silahlı Kuvvetlerin diğer kuvvet komutanları başka bir makama bağlanmaz. Bunların hepsi de bu OHAL yasaları gündemden kalktıktan sonra Anayasa Mahkemesi tarafından döndürülecek uygulamalardır. Daha önce darbe korkusuyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin genleriyle oynayan Abdülhamid ve ondan önceki son Osmanlı padişahlarının hepsi hüsranla karşılaşmış ve darbeyle, Abdülhamid dâhil yok olup gitmişlerdir.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bravo! Aferin, aferin!

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Bu konuda sizleri uyarıyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akaydın.

3’üncü madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yoktur.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Karadağın Kuzey Atlantik Antlaşmasına Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan Oy Sayısı           :       236

Kabul                                 :       235

Çekimser                            :          1  (X)

                   Kâtip Üye                        Kâtip Üye

                Emre Köprülü                    Sema Kırcı

                    Tekirdağ                        Balıkesir”

Sayın milletvekilleri, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.49

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:19.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/719) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 406)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/475) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 208) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 208 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde konuşma yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

NÜKLEER ENERJİNİN BARIŞÇIL AMAÇLARLA KULLANIMINA DAİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÇİN HALK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 9 Nisan 2012 tarihinde Pekin’de imzalanan “Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına konuşmalar yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde konuşmalar yok.

Soru-cevap işlemi yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde konuşmalar yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın yapılan açık oylama sonucunu açıklıyorum:

“Kullanılan oy sayısı           :       216

Kabul                                 :       215

Çekimser                            :          1  (x)

                   Kâtip Üye                        Kâtip Üye

                  Sema Kırcı                    Emre Köprülü

                    Balıkesir                        Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan, 35 sıra sayılı Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/337) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 35)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, 83 sıra sayılı Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/407) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 83)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Ağustos 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.17



(x) 407 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 208 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.