TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 122’nci Birleşim

3 Ağustos 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, OHAL mağdurlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kırıkkale Milletvekili Mehmet Demir’in, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısının değiştirilmesini üzüntüyle karşıladığına ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Bilal Erdoğan’la ilgili kara para aklama soruşturması konusunda kamuoyunun acilen bilgilendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, suçları sabit olmamasına karşın gazetelerin ve İnternet sitelerinin kapatılmasının, sahipleri ile basın emekçilerinin geçim kaynaklarının ellerinden alınmasının önüne geçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, darbeye karışan FETÖ terör örgütü mensuplarının bir yana bırakılarak muhaliflere karşı bir cadı avı başlatıldığına ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, uyuşturucuyla mücadele konusunda ciddi tedbirler alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Hükûmetin özür dilemesi ve istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, OHAL nedeniyle çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin ne zaman Meclisin onayına sunulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, OHAL fırsatçılığıyla başlatılan cadı avının FETÖ terör örgütüyle uzaktan yakından ilgisi olmayan sosyal demokratları, devrimci gençleri, sanatçıları, akademisyenleri hedef aldığına ve buna derhâl son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Gazi Ünirversitesi Rektörlüğüne atanan Ali Gür’le ilgili iddialara ilişkin açıklaması

10.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, 25 yaş üstündeki milyonlarca işsizin zorunlu genel sağlık sigortası borçlarının hâlen devam ettiğine ve bu soruna çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, mevcut iktidarın Avrupa Birliği sürecindeki tutarsız duruşuna ve Avrupa Birliği kazanımlarından uzaklaşılan bir süreçte olduğumuza ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, MİT’in darbe girişimi gününe kadar FET֒ye göz yumduğuna ve şu anda iktidarı kandıran başka cemaat örgütlerinin olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, 2010 KPSS sınavıyla kamuya yerleşen devlet memurlarının akıbetinin ne olacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ilindeki kiraz üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

15.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Millî Eğitim Bakanlığının üç yıl önce çıkardığı bir yönetmelikle belli cemaatlere mensup liselerdeki son sınıf öğrencilerinin yurt dışına gönderilip bir yıl sonra sınavsız üniversitelere yerleştirildiklerine ve bu fırsat eşitsizliğine karşı bir önlem alınıp alınmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bir taraftan FET֒yle mücadele edilirken diğer taraftan PKK’nın saldırılarının devam ettiğine, terörle mücadelenin millî bir dava olduğunun unutulmaması gerektiğine ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından gündeme gelen hususlardan birinin de istihbarat zafiyeti olduğuna ilişkin açıklaması

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmeti tarafından bölge halkının görüşü alınmadan dayatılan Cizre ve Yüksekova’nın il, Hakkâri ve Şırnak’ın ilçe olması karar sürecini kınadığına ve doğru bulmadığına, 3 Ağustos Şengal’de Ezidi halkına yönelik katliamın 2’nci yıl dönümüne ve Ezidilere yönelik bu katliamın soykırım olarak tanımlamasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 667 no.lu Kanun Hükmünde Kararname uyarınca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında görevli olan çok sayıda oyuncu ve yönetmenin açığa alınmalarına ve bu tiyatro sanatçılarını bu şekilde yaftalamanın darbeye ve darbecilere karşı oluşan toplumsal mutabakatı yaralayacak bir davranış biçimi olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 15 Temmuzun Türkiye tarihi için bir milat olduğuna, meydanlarda demokrasi nöbetinde olanları selamladığına, hem darbeci teröristlerin karşısında hem PKK karşısında şehit düşenlere Allah’tan rahmet dilediğine, darbecilerle çok net, çok somut mücadele etmek istediklerine ve yapılan işlemlerde bir hata varsa mutlaka revize edileceğine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, cezaevlerinde işkence olduğu iddialarının Ceza ve İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İnceleme Alt Komisyonu tarafından araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, cezaevlerinde durumun çok vahim olduğuna ve OHAL’den dolayı işkencenin meşrulaştırılamayacağına, tutukluların haklarının göz ardı edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

22.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmeti tarafından “paralel devlet yapılanması” adı altında bütün toplumsal kesimlere yöneltilmiş olan gözaltı ve tutuklama furyasını kınadığına ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kâtip Üyelerin oylamalardaki tutumuna ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bazı maddelerini olumlu bulmalarına rağmen 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne ret oyu vereceklerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bu tip düzenlemelerle ilgili bir kamu spotu hazırlanarak vatandaşların bilgilendirilmesinin olumlu olacağına ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, iki yıl önce Şengal’de Ezidi halkına yönelik  yapılan katliamı kınadığına ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 21 milletvekilinin, turizmde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/289)

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 24 milletvekilinin, Türkiye'de atık yağların neden olduğu su ve çevre kirliliğinin boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/290)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 milletvekilinin, sahte içki üretimi ve satışı ile bu nedenle meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/291)

 

B) Tezkereler

1.- Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığının, 28/12/2015 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan, 28/1/2016 tarihinde tali komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, esas komisyon olarak da Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna havale edilen (2/571) esas numaralı, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve arkadaşları tarafından verilmiş olan, 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 34'üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmesine ilişkin tezkeresi (3/817)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/7/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Ağustos 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 4/8/2016 Perşembe günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulmasının uygun görüldüğüne ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1310) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 409)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 409 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı'nın, Kurum kadrolarına ve yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı  (7/5477)

 

3 Ağustos 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, OHAL mağdurları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’a aittir.

Buyurunuz Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, OHAL mağdurlarına ilişkin gündem dışı konuşması

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişimi parlamenter demokrasimize karşı yapılmıştır. Bu darbe girişiminin sorumlularını, içerideki ve dışarıdaki destekçilerini lanetliyor ve hukuk çerçevesinde cezalandırılmalarını istiyoruz.

15 Temmuz akşamından bu yana halkımız tedirgindir. Küçücük çocuklar o gün “darbe” kelimesiyle karşılaştılar ve sabah uyandıklarında darbenin ne olduğunu merakla sordular. O gece bütün siyasi partiler darbe girişimine karşı çıktılar ve demokrasi konusunda ortak bir paydada birleştiler. Evet, darbeler yıkıcıdır, askerî ya da sivil darbeye her zaman karşıyız ancak darbe girişiminde bulunanları ve destek verenleri tespit etmek konusunda bu çalışmaların öfke ve ön yargıyla ya da sorumlu ile sorumlu olmayanlar ayrıştırılmadan, toplumsal tedirginlikler yaratarak gerçekleştirilmesi bazı kırılmalara da yol açabilir. Hatta, darbenin yıkıcı etkileri kadar kötü izler de bırakabilir. Darbe girişimi sonrasının nasıl yönetildiği gelecekte tarih açısından da, uluslararası ortamdaki algı açısından da önemli olacaktır. Öncelikle, halkımızın huzuru ve bireysel şahsiyetlerine zarar gelmemesi açısından sorumlu olanlar ile olmayanların ayrıştırılmasının bir kez daha önemini vurgulamak istiyorum.

Evet, şimdi size gerçek bir hikâye anlatacağım. Az önce dedim ki: Sorumlular ile sorumsuzların… (Gürültüler)

Sayın Başkan, gürültüyü biraz azaltabilir miyiz acaba?

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Karabıyık.

Sayın milletvekilleri, efendim, Sayın Karabıyık önemli bir konuda konuşuyor. Genel Kurulda bir uğultu hissediyorum. Lütfen hatibi dinleyelim efendim.

Buyurunuz Sayın Karabıyık.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, ben Bursa Milletvekiliyim, otuz dört yıldır Bursa’da yaşıyorum, yirmi yedi yıllık akademisyenim ve Bursa’da çevreyi ve süreçleri çok iyi biliyorum.

Şimdi, size gerçek bir hikâye anlatacağım. Bursa’daki vakıf üniversitesi, Orhangazi Üniversitesi açılmadan önce bir iftar yemeğine bütün üniversite çalışanları, Bursa’daki bütün sanayiciler, iş adamları, şahsiyetler çağrıldılar. Orada Vali de vardı, orada Büyükşehir Belediye Başkanı da vardı, orada Emniyet Müdürü de vardı, bütün üst düzey yöneticiler vardı ve üniversitenin maketi konuldu ekrana, dendi ki: “Burası bir yıl içerisinde bitecek, bütün iş dünyası buna destek versin.” Yani pamuk eller cebe. Bunun gibi başka yerlere de destek istendi. Bu destekler bazen devletin üst kademe yöneticileri tarafından telefon edilerek, bazen de bizzat iş yeri ziyaretlerine gidilerek istendi.

Şunu söylemek istiyorum: Bu darbe girişimcilerine, FET֒ye, gerçekten FET֒ye bilerek destek veren kişiler de var ama zorunlu olarak vermek zorunda bırakılan kişiler de var ya da bilmeden devreye giren kişiler de var. Bakın, devletin üst kademesindekiler nasıl “Hata yaptık.” diyorsa bilerek veya bilmeyerek hata yapabilen insanlar da var. Bunların çok iyi ayrıştırılması lazım.

BOTAŞ çalışanı, çocuğu hasta, ameliyat olacak. Devlet hastanesi çok uzun bir tarih vermiş. Onun için “Özel hastanelere herkes gidebiliyor.” diyoruz ya o da gidiyor ama ameliyat olması için çok büyük bir maliyet çıkartıyorlar, diyorlar ki: “Şuraya, şu sendikaya eğer üye olursan yüzde 30 indirim.” O da bilinçsiz olarak bunu yapıyor ve şimdi içeride hem de işsiz kaldı.

Öğretmenler, günlerce, birkaç sene boyunca işsiz kalıyor; yerleştirilemiyor, atanamıyor. Gidiyor bir özel dershaneye, daha sonra özel okula çevriliyor ve iş buluyor. Şimdi, “Neden orada öğretmendin?” diye kendisine soruluyor.

Sanayicilerin durumları öyle. Kimi bilerek kimi bilmeyerek… Bilerek yapanlar, destek verenler evet cezalandırılmalı ama diğerlerinin ayrıştırılması, bu mağduriyetlerin önlenmesi son derece önemli. Bu insanların çocukları, bakın, az önce anlattığım bir öğretmenin çocuğu ya da bir bankadan kredi kullanan bir vatandaşın çocuğu sokakta oynarken kendisine “Senin baban darbeci, seninle oynamayacağız.” dedikleri zaman bu toplumsal bir kırılmadır. Evet, cezalandırılması gerektiğini ifade ediyoruz ama sorumluların. Bu sürecin öfkeyle değil, bu sürecin mantıklı bir şekilde yürütülmesini talep ediyoruz, bu mağdurların yaratılmamasını talep ediyoruz. Bu sürecin doğru yönetilmesi tarihe geçecektir. Bakın, uluslararası ortamlarda da şu anda algı yönetimi, olağanüstü hâl sürecinin iyi kullanılıp kullanılmadığı, kötüye kullanılması konusundaki eleştirileri de görüyorsunuz. Bu nedenle, olağanüstü hâl sürecinin nasıl yönetildiğinin bundan sonra da önemi olacak, bunun altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Gündem dışı ikinci söz, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü hakkında söz isteyen Kırıkkale Milletvekili Mehmet Demir’e aittir.

Buyurunuz Sayın Demir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Kırıkkale Milletvekili Mehmet Demir’in, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuzda millî iradeye karşı yapılan darbe teşebbüsü hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz darbe zihniyeti adına kara bir leke ancak millet namına bir demokrasi destanı olarak tarihteki mukaddes yerini almıştır. Hemen belirtmek istiyorum ki 12 Eylül 1980 darbesini yaşadığım çocukluk günlerimden hafızamda kalan bir anı şöyledir: Köyün meydanına toplanan erkekler bir sıraya dizilmiş, darbe olduğu ilan ediliyor, sesini çıkaran olursa sert bir tokatla veya dipçik darbesiyle yere seriliyor. Ancak, o zulüm günlerinde dahi silahların namlusu doğrudan bir sivili yani milleti hedef almıyor. Oysa 15 Temmuz ihanet kalkışmasında namlular millete döndü, toplar millete döndü, uçaklar şu anda içinde bulunduğumuz millî iradenin tecelligâhı olan Meclisi bombalamaktan hayâ etmedi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarih böyle bir alçaklığı o güne kadar yazmadı. Şimdi biz buna sadece bir darbe teşebbüsü diyebilir miyiz? O gün teşebbüs edilen bu ülkenin işgaliydi. Bu millet belki bir yüz yıl daha belini doğrultamasın diye zehirli bir hançerle sırtından vurulmaya çalışıldı ancak Allah’a hamdolsun, oyunlar, kuranların başına geçti. Milletimiz hiçbir siyasi görüş, etnik yapı yahut benzeri aidiyet unsuru gözetmeksizin sırf millet olma bilinciyle, vatan sevdasıyla, merhum şairimiz Mehmet Akif’in de ifadesiyle gövdesini hayâsızca akınlara siper etmiş ve binlerce yıllık devletini, namusunu asker kıyafetli vatan hainlerine, teröristlere teslim etmemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllarca aziz milletin samimiyetini, cömertliğini ve fedakârlığını en ahlaksız bir soyguna çeviren Fethullahçı terör örgütü, maalesef kendisini sinsi bir hastalık gibi uzun süre gizlemeyi başarmıştır. Anadolu insanının tertemiz evlatlarını kendi tezgâhlarında birer mankurta, vatan hainine, eli kanlı teröristlere dönüştürdü ve bunu yaparken en mukaddes hisleri kullanmaktan dahi çekinmedi. Hedefleri uğruna kırk yıl bir akrep yumurtasına sabırla bekçilik eden bu yapı, o yumurtadan hep bir Anka kuşu çıkaracağını vadetti. Şükürler olsun ki daha o yumurta çatlamadan milletimiz oyunu gördü. Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Başkomutanımız, devlet başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bir sözüyle meydanlara akın ederek yurdunu alçaklara çiğnetmedi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ölüme yürümekte bu derece pervasız bir milletin ferdi olmaktan gurur duyuyorum. Sizlerin de bu hislerimi paylaşacağınızı zannediyorum. Zira, ihanet girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesinde gerek iktidar gerek muhalefet partileri gerekse toplumun farklılık arz eden bütün bileşenleri vatan hainleri karşısında kararlı bir tutum sergilemiştir. Vatan müdafaası uğruna siyasi rekabeti bir kenara bırakmış ve siyasi tarihimize zor günlerde daima hatıra gelecek bir not düşmüşlerdir.

Konuşmama son verirken şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum. 15 Temmuz FET֒cü darbecilerin saldırısı karşısında ve PKK’ya karşı vatanı, milleti, bayrağı için vücudunu siper eden şehitlerimizi saygıyla yâd ediyor, Kırıkkale’mizden şehit olan kardeşlerimizi isimleriyle anmak istiyorum: Hakan Yorulmaz, Alparslan Yazıcı, Volkan Pilavcı, Aydın Çopur, Volkan Canöz, Çağdaş Tamkoç, Osman Yıldırım, Oğuz Sümbül, Bekir Deniz, Ali Tonga. Şehitlerimizin mekânı cennet, kabirleri nur olsun temennisiyle aziz milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

Gündem dışı üçüncü söz, üzüm üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzüm üreticilerinin sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de 480 bin hektar bağda ortalama 4 milyon ton üzüm üretilmektedir. Türkiye, üzüm üretiminde dünyada 6’ncı, çekirdeksiz kuru üzüm üretimi ve ihracatında 1’inci sıradadır. Ülkemizden her yıl ortalama 500 milyon dolarlık kuru üzüm ve 200 milyon dolarlık yaş üzüm ihracatı yapılmaktadır.

Türkiye’deki kurutmalık üzümün yüzde 88’i, sofralık üzümün yüzde 16’sı Manisa’da üretilmektedir. Manisa’da 100 bin aile geçimini üzümden sağlamaktadır. Üzüm, ailenin geçimi, gençlerin çeyizi, çocukların harçlığı demektir. Manisalı çiftçimiz, don ve dolu afetleri nedeniyle birkaç yıldır ürün hasat edemiyor. 2014 yılında dolu afetinden etkilenen Manisalı üzüm üreticisi, 2015 yılı Nisan ayında ve 2016 yılı Mart ayında don afetiyle karşı karşıya kalmıştır. Mart ayındaki don afeti, Manisa’da 7 ilçede, 150 mahallede etkili olurken 5.979 çiftçimizin 130 bin dekar bağında yüzde 10 ila yüzde 90 oranında zarar meydana getirmiştir. Bu yıl temmuz ayında Manisa’nın bazı ilçelerinde güneş yanığı, üzüm bağlarında yüzde 20’lik rekolte kaybına ve kalite noksanlığına sebep olmuştur. Güneş yanığı, doğal afet ve TARSİM sigortasına dâhil değildir. Güneş yanıkları TARSİM sigortası kapsamına dâhil edilmelidir.

Don afeti nedeniyle bağlarda gelecek yılın ürününü de etkileyecek hasarlar meydana gelmiştir. Bu nedenle, don afetinden etkilenen Manisalı çiftçilerin kamu bankaları ile tarım kredi kooperatiflerine olan borçları uzun vadeli ve faizsiz olarak ertelenmelidir. Çiftçilerimize yaralarını sarmak ve gelecek yıla hazırlanmak amacıyla faizsiz ve uzun vadeli can suyu kredisi verilmelidir.

2015 yılında bağlarda TARSİM primi dekar başına ortalama 90 liradır. Bu bağın hasar görmesi hâlinde 2016 yılında sigorta primi 170 liraya yükselmiştir. Bağı zarar gören çiftçimiz bir de primlerin artması nedeniyle sigorta yaptıramamaktadır. Bu nedenle, sigortası olsun olmasın, afetten etkilenen çiftçilerin zararları karşılanmalı ve bu çiftçilerimize dekar başına destek verilmelidir. TARSİM’den gelen zarar tespit eksperlerinin raporlarının gerçek zarar oranlarını yansıtmadığı iddiaları yaygın bir kanaat hâline gelmiştir. Bu uyuşmazlıkları gidermek için ilçe ziraat odası başkanları TARSİM’in hasar tespit eksper heyetinin doğal üyesi olmalı ve zarar tespit çalışmalarına katılmalıdır.

Her hasat dönemi öncesinde üzüm rekoltesinin yüksek olduğu yönündeki açıklamalar nedeniyle üzüm fiyatları düşmektedir, borç içindeki çiftçiler de üzümlerini ucuza satmak zorunda kalmaktadır. Rekolte hesaplanmasında spekülasyonu önlemek için devlet mutlaka müdahil olmalıdır. Rekolte hesap ve tahmini, tarım il müdürlükleri, çiftçiler, ziraat odaları, bağcılık enstitüsü, TARİŞ, ticaret borsaları ve ihracatçılardan oluşacak bir komisyon tarafından belirlenmelidir. Bu komisyonun üyeleri arasından üzüm müdahale kurumu oluşturularak üzümdeki fiyat dalgalanmaları önlenmelidir.

TARİŞ, kaynak yetersizliği nedeniyle piyasayı regüle edecek alım yapamamakta, bu nedenle de üzüm fiyatları düşmektedir.

Çekirdeksiz üzümde rekolteye bağlı olarak arz talep dengesinin bozulması üreticilerimizi mağdur etmektedir. Bu nedenle öncelikle üretim planlaması yapılmalıdır. Üzüm üreticimiz yıllardır emeğinin karşılığını alamamakta. 2000 yılında kilogramı 80 kuruş olan yaş üzüm, bugün maliyetine, 1 liraya satılmaktadır. İç piyasada geçen yıldan yaklaşık 25 bin ton kuru üzüm kalmıştır. Bu üzüm bir an önce eritilmediği takdirde, yeni sezon kuru üzüm fiyatlarının düşmesine sebep olacaktır. Üzüm üretiminde oluşan arz fazlalıkları için alternatif tüketim imkânları geliştirilmelidir; depolama sistemi kurulmalı, depolama maliyeti desteklenmelidir ve üzüm mutlaka destekleme kapsamına alınmalıdır.

Kaçak üzümler hem iç piyasada fiyatın düşmesine neden olmakta hem de Türk üzümünün içine karıştırılarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – …yurt dışına satılıp kalitemizi tehdit etmektedir.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi çerçevesinde yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, elektronik sisteme girerek söz talep eden milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

Söz verme işlemini başlatıyorum.

Sayın Erkan Aydın…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısının değiştirilmesini üzüntüyle karşıladığına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısının değiştirilmesini üzüntüyle karşılıyorum. “TSK siyasetten arındırılsın.” derken şimdi tek yanlı siyasetin merkezine oturtuluyor. Düzenlemeyle Cumhurbaşkanı ve Başbakan kuvvet komutanlarına doğrudan emir verebilecek. Peki, Genelkurmay Başkanı nerede? O, atlanıyor. Bu düzenlemeden sonra, Genelkurmay Başkanı yüksek rütbeli bir karargâh subayı oluyor.

Harp Akademileri kapatılıyor, yerine Millî Savunma Üniversitesi geliyor. Rektörü, Cumhurbaşkanı atıyor. Hepsine topluca bakıldığında, ordu tam manasıyla siyasetin göbeğinde. “Orduyu siyasetin dışına çekelim.” derken ordu siyasetin göbeğine oturtuluyor. Ordu içerisinde özellikle terfilerin FET֒cülerin eline geçmesi karşısında, siyasi iktidar, hele de bir darbe girişimi sonrasında, bir refleks olarak bunu engellemek için bunu yapıyor olabilir. Ancak, bu defa da ordu, tam anlamıyla, iktidara kim gelirse onun güdümüne girmiş oluyor ki bu da ileriye bakıldığında çok sıkıntılı bir durum olacak diyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Bilal Erdoğan’la ilgili kara para aklama soruşturması konusunda kamuoyunun acilen bilgilendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bir İtalyan televizyon kanalına mülakat veren Recep Tayyip Erdoğan, darbe girişimini değerlendirdikten sonra, oğlu Bilal Erdoğan hakkında İtalya’da açılan soruşturmaya da değinerek “Benim oğlumla uğraşmayı bıraksın da İtalyan makamları kendi mafyasıyla uğraşsın.” demiştir. Cumhurbaşkanının oğlunun bu şekilde anılması da, böyle bir beyanat verilmesi de milletimizi incitmiş, başını öne eğmiştir. Bu arada jet hızıyla, İstanbul 9. Sulh Ceza Mahkemesi Bilal Erdoğan’ın İtalya’daki kara para soruşturması haberleri için erişim yasağı kararı almıştır. Haberlere yayın yasağı getirilmesi ve İtalya’daki konunun kara para aklama iddiası olması önemlidir. Diğer yandan, AKP, kara para aklama konusunda yeni bir yasayı ısrarla Meclisten geçirmeye çalışmaktadır.

Bütün bu olaylar göz önüne alınmalı ve kamuoyu acilen bilgilendirilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

3.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, suçları sabit olmamasına karşın gazetelerin ve İnternet sitelerinin kapatılmasının, sahipleri ile basın emekçilerinin geçim kaynaklarının ellerinden alınmasının önüne geçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından hayata geçirilen OHAL kapsamında Adana’da bazı gazeteciler gözaltına alınmış, bazıları tutuklanmış, ardından üç yerel gazete ve bir İnternet sitesi kapatılmıştır. Sahipleri tutuksuz yargılanmasına karşın Adana Haber, Adana Medya ve Akdeniz Türk gazeteleri ve “özelhaber01.com” adlı İnternet sitesi kapatılmış, gazetelerin bünyesindeki tüm mal varlığına el konulmuş, gazete çalışanlarının binbir emekle aldıkları sarı basın kartları dahi iptal edilmiştir. Bu kapsamda, suçları sabit olmamasına karşın gazetelerin ve İnternet sitelerinin kapatılmasının, sahipleri ile basın emekçilerinin geçim kaynaklarının ellerinden alınmasının önüne geçilmelidir. Olaylarla hiçbir bağlantıları, ilgileri olmayan, kolluk güçleri tarafından ifadeye dahi çağrılmayan, sadece soruşturma kapsamına giren gazetelerde çalıştıkları için kartları iptal edilen basın mensuplarının sarı basın kartlarının iade edilmesi de sağlanmalıdır.

OHAL kapsamındaki uygulamaların hukuk kuralları çerçevesinde hayata geçirilmesini diliyor, operasyonların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

4.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, darbeye karışan FETÖ terör örgütü mensuplarının bir yana bırakılarak muhaliflere karşı bir cadı avı başlatıldığına ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasiye ve laikliğe karşı girişilen 15 Temmuz darbesinin defedilmesinin ardından uygulanan OHAL, maalesef, öç almaya dönüşmüştür. Darbeye karışan FETÖ terör örgütü mensupları bir yana bırakılmış, muhaliflere karşı bir cadı avı başlatılmıştır. CHP il başkanlarımızın çocukları, gençlik kolları üyelerimiz, KESK ve KAMU-İŞ üyesi memurlar, Aleviler, solcular, sanatçılar gözaltına alınmakta, çalışanlar işten çıkarılmaktadır. Darbeye karşı bir araya gelen toplumun tüm kesimlerinin arasına nifak sokma niyeti açığa çıkmıştır. AKP Hükûmeti intikam duygusuyla hareket etmeye devam ederse siyasi partiler ve toplumdaki uzlaşma ortamı maalesef uzun sürmeyecektir.

Darbeyle hiçbir alakası olmayanlara karşı girişilen cadı avından acilen vazgeçilmesi gerektiğini belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

5.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, uyuşturucuyla mücadele konusunda ciddi tedbirler alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yoğun Türkiye gündemi içinde bazı hayati meseleler üzerinde yeterince duramıyoruz. Bu konulardan biri de uyuşturucu konusu. Yapılan araştırmalar bağımlılık yapan madde kullanım yaşının 9’a kadar düştüğünü, 2007-2015 yılları arasında uyuşturucu kullanım oranının yüzde 678 arttığını gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde Tomarza ilçemizde sentetik uyuşturucu kullanan bir gencimiz hayatını kaybetti. Gencimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Aileler, gençlerimizin canına kasteden zehir tacirlerinin “Ben satıcı değilim, içiciyim.” diyerek, ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya devam ettiğini belirtiyor. Bu bağlamda, Sayın İçişleri Bakanına sormak istiyorum: “Ben içiciyim.” diyen kişilerle ilgili tahkikatlar yeterince sağlıklı yapılıyor mu? Bu konuyla ilgilenen uzmanların altını çizdiği bir gerçek var ki her uyuşturucu kullanıcısı aynı zamanda bir satıcıdır. Bunun için, uyuşturucuyla mücadele konusunda uyuşturucuyu kullananların da uyuşturucu ticareti yapanlar gibi ağır cezalar alması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu…

6.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Hükûmetin özür dilemesi ve istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Ben on dört yıldır AKP’lilere yaptığım bütün eleştiriler için özür diliyorum. Ergenekon, Balyoz döneminde “Hukuk herkese lazım.” diye başınızı ütüledim, medyaya vergi cezaları kesildiğinde kızdım, hâkimlik mülakatlarında çok beddualar ettim, TİB Yasası çıkarken insan haklarını ihlal ediyorsunuz dedim, referandumda “hayır” için kapı kapı dolaştım, daha bir sürü şey için özür diliyorum. Meğer ülkeyi siz yönetmiyormuşsunuz. Şimdi siz de özür dileyin, “15 Temmuza kadar burada kibirle on dört yıllık iktidarımızdan bahsediyorduk ama iktidar değilmişiz.” deyin, “Usta olduk zannediyorduk çırak bile olamamışız.” deyin, “‘Muhalefet iki koyun güdemez.’ diyorduk ama meğer biz güdemezmişiz.” deyin, özür dileyin ve istifa edin.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

7.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, OHAL nedeniyle çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin ne zaman Meclisin onayına sunulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Teşekkür ederim Başkanım.

Başbakana soruyorum: Olağanüstü hâl kararı 20 Temmuz 2016 tarihinde verilmiştir. O günden bugüne birçok kanun hükmünde kararnameler yayımlanmıştır. Şunu öncelikle söyleyeyim: Bu kararnameler amacını aşmış, devletin yapısını değiştiren bir konumda, Anayasa’mıza aykırı olarak uygulanmaya başlanmıştır. Anayasa’mızın 121’inci maddesinin son fıkrasına göre “Olağanüstü hal süresince, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir.” denildiği hâlde “Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur...” denmektedir. Meclise onaylanması için sunulan bu kararnamelerin otuz gün içinde İç Tüzük gereğince görüşülmesi gerekirken ilk kanun hükmündeki kararnamenin çıkmasından on günlük süre geçmiştir. Bu nedenle daha fazla bekletilmeden bu kanun hükmündeki kararnameleri ne zaman Meclisin onayına sunmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

8.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, OHAL fırsatçılığıyla başlatılan cadı avının FETÖ terör örgütüyle uzaktan yakından ilgisi olmayan sosyal demokratları, devrimci gençleri, sanatçıları, akademisyenleri hedef aldığına ve buna derhâl son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün vatan haini ilan ettikleriyle dün kirli ittifakın içinde olanlar 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek yeni bir cadı avı başlatmıştır. OHAL fırsatçılığıyla başlatılan cadı avı FETÖ terör örgütüyle uzaktan yakından ilgisi olmayan sosyal demokratları, devrimci gençleri, sanatçıları, akademisyenleri hedef almaya devam ediyor. Isparta’da, Burdur’da, Gaziantep’te Cumhuriyet Halk Partisi gençlik kolları üyesi gençler darbe girişiminden sonra sosyal medyadaki paylaşımlarından dolayı gözaltına alındı. Bir taraftan hakaret davalarını geri çekmekle övüneceksiniz, diğer taraftan eleştirel haklarını kullanan gençleri, sosyal medya paylaşımları bahanesiyle gözaltına alacaksınız. Cumhuriyet Halk Partisi gençlik örgütünün herhangi bir üyesini cemaat üyeliği bahanesiyle gözaltına almak geçmişte kurdukları kirli ittifakın sorumluluğunu gizlemekten başka bir şey değildir. Başlatılan bu cadı avına derhâl son verilmelidir ve demokratik hakkını kullanan gençlerimiz serbest bırakılmalıdır. Türkiye’nin en büyük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu…

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Gazi Ünirversitesi Rektörlüğüne atanan Ali Gür’le ilgili iddialara ilişkin açıklaması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bundan bir ay kadar önce Gaziantep Üniversitesinde rektör adayları seçimi yapılmıştır ve Ali Gür 126 oyla birinci sıraya geçmiştir. İşlemler devam ederken bir Gaziantep milletvekili darbe girişiminden sonra “Vakit gazetesinin kripto paralelci yazarı Mehtap Yılmaz ve rektör adayı eşi Ali Gür’e dikkat, YÖK’ü uyarıyorum -daha sonra- paralel yapının Diyarbakır imamlığını yapan Ali Gür, sahte FETÖ karşıtlığıyla Gaziantep’te rektör olmaya çalışıyor. Ey YÖK, sakın ha!” diye bir iki tane paylaşım yapmış. Daha sonra da geçtiğimiz günlerde, pazartesi günü Sayın Cumhurbaşkanı, Ali Gür’ü rektör olarak atamıştır. Şimdi soruyorum: Kim haklı, Gaziantep Milletvekili mi, Cumhurbaşkanı mı? Kim yanıltılmış? Bu örnek, insanların “Fethullahçı” diye cadı avına tabi tutulmasının bir örneği olabilir mi? Bu konuyla ilgili Hükûmetin yapacağı bir açıklama var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak...

10.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, 25 yaş üstündeki milyonlarca işsizin zorunlu genel sağlık sigortası borçlarının hâlen devam ettiğine ve bu soruna çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir süre önce sadece 25 yaş altındakilerin zorunlu genel sağlık sigortası borçları silindi fakat 25 yaş üstündeki milyonlarca işsizin ödemesi beklenen milyonlarca liraya varan borçları hâlen devam ediyor. GSS mağdurlarının sosyal medyadaki tepkilerinin neredeyse hepsinin ortak noktası “Gelsinler, neyimiz varsa alsınlar ama yine de böylesi adaletsiz bir borcu ödeyemeyiz.” diyorlar. İşsizlere âdeta vatandaşlık aidatı olarak kesilen bu borcu erteleyerek, yapılandırarak, taksitlendirerek veya faizlerini silerek bu sorun çözülemez. İktidar böylesi bir havadan borçlandırma uygulamasını neden tamamen ortadan kaldırmayı düşünmüyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sibel Özdemir...

11.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, mevcut iktidarın Avrupa Birliği sürecindeki tutarsız duruşuna ve Avrupa Birliği kazanımlarından uzaklaşılan bir süreçte olduğumuza ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye 16 Aralık 2013 tarihinde Avrupa Birliğiyle geri kabul anlaşması ve vize muafiyeti için yol haritası belgesini imzalamıştı. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından vize muafiyeti sürecine ilişkin yayımlanan tüm raporlarda Türkiye’nin terör tanımını Avrupa Birliği müktesebatına uygun hâle getirmesi açıkça tavsiye edilmekteydi. “72 tane madde öne sürdüler. Bu rivayet yeni çıktı, yoktu bunlar. Nereden çıktı bunlar?” diyen Sayın Cumhurbaşkanının 72 madde dediği değişiklikler kendilerinin de katıldığı bir törende imzalanan mutabakat gereği Türkiye’nin yerine getirmesi gereken değişikliklerdir. “Bu sürecin başarıya ulaşması için anlaşmada taahhüt edilen yükümlülüklerimizin eksiksiz olarak ve zamanında yerine getirilmesi büyük önem taşımaktadır.” diyen de Başbakanlığı döneminde yayımladığı genelgede imzası olan yine Sayın Cumhurbaşkanıdır. Mevcut iktidarın Avrupa Birliği sürecindeki tutarsız duruşu ve Avrupa Birliği kazanımlarımızdan uzaklaştığı ve kaybedenin Türkiye’nin ve vatandaşlarımızın olduğu bir süreçteyiz.

BAŞKAN – Sayın Şeker...

12.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, MİT’in darbe girişimi gününe kadar FET֒ye göz yumduğuna ve şu anda iktidarı kandıran başka cemaat örgütlerinin olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MİT, darbe girişimi gününe kadar FET֒ye göz yumdu, sorun sadece bir cemaate göz yumulmasıyla mı ilgili, yoksa başka cemaatlere de şu anda göz yumuluyor mu? Acaba şu anda iktidarı kandıran başka cemaat örgütleri var mı? Bu konuda bir çalışma yapıyor mu acaba MİT? Bu daha önce göz yumulan örgütlerden birisi maalesef El Nusra ve IŞİD’di ve bunun bedelini hep beraber toplum olarak ödedik. Bu konuda uyanık olmaya davet ediyorum çünkü çok sayıda kandıran var, arkadaşlarımızı uyarmak da bizim görevimiz.

Bugün Olağanüstü Din Şûrası toplandı ve bu Olağanüstü Din Şûrası, işte “Rabb’im bizi affetsin, milletim bizi affetsin.” noktasında bir günah çıkarmaya dönüştü. Biliyorsunuz, Müslümanlıkta günah çıkarma yoktur. Eğer bu suçları kabul edenler ve itiraf edenler varsa bu suçlarının karşısında hukuk devleti önünde mutlaka yargılanmalıdırlar, bu konuda hukuk devleti gereğini yapmalıdır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çok sayıda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkmen…

13.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, 2010 KPSS sınavıyla kamuya yerleşen devlet memurlarının akıbetinin ne olacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

827 bin kişinin katıldığı 2010 KPSS’deki genel yetenek ve genel kültür sınav sonuçlarına dayanarak takip eden yıllarda 150 bin kişinin kamuya yerleştirildiği bilinen gerçektir. Şu anda bu sınavın iptal edildiğine dair de bir yargı kararı vardır. Peki, bu sınavı yapan idare soruların çalınmasına yol açmış ise bu sınavda sadece başarılı olarak kamuya yerleşen devlet memurlarının akıbeti ne olacaktır? Bu konuda, Başbakan başta olmak üzere, ilgili bakanlar bir açıklama yapacaklar mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Gürer…

14.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ilindeki kiraz üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ili Ulukışla ilçemiz Darboğaz, Porsuk, Emirler, Kılan, Beyağıl köylerimizi ziyaret ettim. Bu köylerde kiraz önemli bir geçim kaynağıdır. Bu yıl da kiraz üreticinin yüzünü güldürmemiştir, maliyetine satış yapmak zorunda kalmaktadır, hatta bazen maliyetinin altında da ürünü vermek mecburiyetindedir. Ülkemizin en güzel kirazları bu bölgede yetişmektedir. 15 bin tonun üzerinde kiraz hasadı gerçekleşmekte, üretici tüccardan başka satacak bir alan bulamamaktadır. Bu nedenle, bölgede kirazı işleyecek entegre tesislerin kurulması, üreticinin desteklenmesi ve kiraz üreticisine sahip çıkılması beklentidir. Kiraz üreticisi, tüccar piyasadan çekildiği zaman ortada kalmakta ve büyük sıkıntı yaşamaktadır. Bu bağlamda, üretimi sorunlu olan kiraz için de üreticinin desteklenmesi ihtiyaçtır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Durmaz…

15.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Millî Eğitim Bakanlığının üç yıl önce çıkardığı bir yönetmelikle belli cemaatlere mensup liselerdeki son sınıf öğrencilerinin yurt dışına gönderilip bir yıl sonra sınavsız üniversitelere yerleştirildiklerine ve bu fırsat eşitsizliğine karşı bir önlem alınıp alınmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Millî Eğitim Bakanlığı üç yıl önce çıkardığı bir yönetmelikle, yaklaşık üç yıldır, ülkede özel okullarda ve belli cemaatlere mensup liselerde son sınıfa gelen öğrencileri yurt dışına gönderip, bir yıl yurt dışında okuduktan sonra, sınavsız ülkemizdeki üniversitelere yerleştirmişlerdir. Bu yaşanan eğitim ve öğretimdeki fırsat eşitsizliğine karşı Millî Eğitim Bakanlığının aldığı bir önlem var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, söz talep eden sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

İlk söz Sayın Erkan Akçay’ın.

Buyurunuz Sayın Akçay.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bir taraftan FET֒yle mücadele edilirken diğer taraftan PKK’nın saldırılarının devam ettiğine, terörle mücadelenin millî bir dava olduğunun unutulmaması gerektiğine ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından gündeme gelen hususlardan birinin de istihbarat zafiyeti olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemiz terör örgütleri tarafından kuşatılmıştır. Bir taraftan FET֒yle mücadele edilirken diğer taraftan PKK’nın saldırıları devam etmektedir. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra 24 polisimiz, 17 askerimiz terörle mücadelede şehit düşmüştür. Terör örgütleri sıraya girmiş, kanlı saldırılarına devam etmektedir. Her türlü teröre karşı irademizi net bir şekilde ortaya koymamız gerekmektedir. Terörle mücadelenin millî bir dava olduğu unutulmamalıdır.

FET֒ye karşı İstanbul’da, Ankara’da ve ülkemizin pek çok kent meydanında şanlı bayrağımız dalgalanırken dağda, ovada, kırsalda da bayrağımızı şanla şerefle dalgalandırmamız gerekmektedir. İster FETÖ olsun ister PKK olsun ister IŞİD olsun son terörist teslim alınıncaya kadar terörle mücadele kesintisiz ve kararlı bir şekilde devam etmelidir.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından gündeme gelen hususlardan birisi de istihbarat zafiyetidir. Darbe girişimini, Cumhurbaşkanı eniştesinden, Başbakan yakınlarından öğrenirken her ikisi de istihbarat zafiyetine işaret etmişti. Daha önce bu kürsülerden istihbarat zafiyetinin aslında bir yönetim zafiyetinden kaynaklandığına dikkat çekmiştim. Sayın Başbakan dün katıldığı bir televizyon programındaki konuşmasında âdeta bu görüşümüzü teyit etmiştir. Sayın Başbakanın kullandığı ifade şu şekildedir. “MİT Müsteşarına sordum, nasıl olur dedim, Başbakanın haberi yok, Cumhurbaşkanının haberi yok? Bunun cevabını veremedi, herhangi bir şey söylemedi. Bana da, Cumhurbaşkanımıza da neden iletilmediğinin izahı yok.” Demek ki görevini yapmayan birileri var. Üstelik bu kişi Millî İstihbaratın başındaki isim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum.

Sözlerinizi tamamlayınız Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Neden hâlâ görevinde tutuluyor? Sayın Başbakan buna cevabında diyor ki: “Bizim için işlerin önceliği var.” Tamam da bu kişi işini yapmamışsa hâlâ hangi işleri devam ettireceksiniz? O zaman vatandaşlar da şu soruyu sorar: “Neden 60 bin kamu görevlisine işten el çektiriyorsunuz baş sorumlular görevlerine devam ederken?”

Sayın Başbakana tavsiyemiz, istihbarat zafiyetine sebep olan yönetim zafiyetlerini giderecek adımları bir an önce atmalarıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Baluken, buyurunuz.

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmeti tarafından bölge halkının görüşü alınmadan dayatılan Cizre ve Yüksekova’nın il, Hakkâri ve Şırnak’ın ilçe olması karar sürecini kınadığına ve doğru bulmadığına, 3 Ağustos Şengal’de Ezidi halkına yönelik katliamın 2’nci yıl dönümüne ve Ezidilere yönelik bu katliamın soykırım olarak tanımlamasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AKP Hükûmeti, geçtiğimiz yıldan bu yana sokağa çıkma yasağı ve ablukalarla yıkıma uğrattığı Cizre ve Yüksekova’nın il olması, Hakkâri ve Şırnak’ın da ilçe olması için harekete geçmiştir. Dün itibarıyla Parlamentoya sunulan tasarıda Hakkâri ve Şırnak illerimizin ilçeye, Yüksekova ve Cizre ilçelerimizin de ile dönüştürülmek istendiğini öğrenmiş bulunmaktayız.

Öncelikle, AKP Hükûmeti tarafından merkezden yapılan ve halka dayatılan, orada yaşayan bölge halkının görüşü alınmadan dayatılan bu karar sürecini kınadığımızı ve doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz. Bir kentle ilgili böylesi hayati karar süreçleri işletilirken halka, sivil toplum örgütlerine, oradaki siyasi partilere danışılması gerekir. Bunun dışındaki bütün yol ve yöntemler antidemokratiktir, otoriterdir, gayrimeşrudur.

Açıktır ki Cizre ve Yüksekova ilçelerimiz de ekonomik, sosyal ve siyasal gelişme için değil, bilakis güvenlik ve askerî politikaların tam olarak hayata geçirilmesi için il statüsüne kavuşturulmak istenmektedir. Dolayısıyla söz konusu düzenleme, her dört yerleşim merkezinde de güvenlik sanrısını topyekûn harekete geçirecek yeni bir militarizasyon arayışını belirtiyor. Demokratik barış ve ekonomik kalkınma amacının güvenlik anlayışına teslim edildiği bu düzenlemeden halklarımıza herhangi bir hayır ve fayda gelmeyeceğini ifade etmek istiyoruz. Bu kapsamda söz konusu düzenleme yerine barışı, demokrasiyi ve ekonomik kalkınmayı önceleyen bir düzenlemeyle Hakkâri ve Şırnak’ın il olarak kalması, Yüksekova ve Cizre’nin de son derece önemli sınır ticaret merkezleri olacak şekilde, sınır ticaretini canlandıracak şekilde il statüsüne kavuşturulması doğru olacak olan düzenlemedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Buna bir çözüm bulmamız lazım. Hakkâri ve Şırnak’ın ortaya çıkan yıkım ve talan politikalarından sonra bu şekilde bitirilmek istenmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Oradaki halkımızda da çok ciddi bir infial durumunun olduğunu AKP’li yetkililere iletmek istiyorum.

Tabii, Sayın Başkan, bugün 3 Ağustos 2016, bundan iki yıl önce Şengal’de Ezidi halkına yönelik insanlığı utandıracak bir katliam gerçekleştirildi. Tarih boyunca yetmiş iki katliam fermanı düzenlenen ve soykırımdan geçirilen Ezidi halkının bir kez daha IŞİD çeteleri eliyle katliama, soykırıma uğratılmak istenmesini buradan kınıyoruz. Ezidi halkının IŞİD çetelerine karşı yürüttüğü destansı mücadelenin yanında Halkların Demokratik Partisi olarak bulunduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuş olduğumuz bir kanun tasarısıyla bu Parlamentonun da Ezidilere yönelik yapılan bu katliamları soykırım olarak tanımlamasını talep ediyoruz. Dün vermiş olduğumuz araştırma önergesinin de kabul edilmemesini bu Parlamento tarihi açısından büyük bir talihsizlik olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, iki yıl önce Şengal’de Ezidi halkına yönelik yapılan katliamı kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Ezidi halkına yönelik üç yıl önce Şengal’de yapılan katliamı ben de kınıyorum.

Sayın Özel, buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 667 no.lu Kanun Hükmünde Kararname uyarınca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında görevli olan çok sayıda oyuncu ve yönetmenin açığa alınmalarına ve bu tiyatro sanatçılarını bu şekilde yaftalamanın darbeye ve darbecilere karşı oluşan toplumsal mutabakatı yaralayacak bir davranış biçimi olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz akşamında da gördük; dünyanın siyasi yakın tarihine baktığımızda da darbeciler darbeyi yapabilmek için topu, tankı, uçağı, silahı kullanıyorlar. Ona engel olabilmek için, kontrolünüzdeyse eğer, polisle, askerle, diğer güçlerle karşı çıkıyorsunuz. Ama darbenin başarılı olup olmayacağını, darbeye karşı toplumsal bir mutabakatın oluşup oluşmadığı belirliyor ve eğer, o ülkede toplumun çok geniş kesimleri darbenin karşısında, demokrasinin yanında dururlarsa darbecilerin başarılı olmaları mümkün değil ellerindeki silahlar ne kadar güçlü, vicdanları ne kadar kararmış olursa olsun. Bunu sağlamış olabilmek Türkiye'de, hepimiz adına, tüm siyasi partiler adına, ülkemiz adına bir gurur. Bunu tersine çevirecek şey ise, darbedeki yaşananları bir fırsata çevirmek, darbenin siyasi amaçlarla araçsallaştırılması, sanki bir kenarda duran ve ilk fırsatta bertaraf edilecek muhalifler listesinin darbe sonrası ortaya çıkarılıp onun üzerinden herkese, tüm muhalif kesimlere darbeci yaftası yapıştırılarak onları görevlerinden el çektirmek.

667 no.lu Kanun Hükmünde Kararname uyarınca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında görevli olan çok sayıda oyuncu ve yönetmen dün itibarıyla açığa alındı. Kamuoyunda Mahperi Mertoğlu, İrem Arslan, Arda Aydın, Yönetmen Ragıp Yavuz, Sevinç Erbulak, Kemal Kocatürk’ün isimleri ve onlarla birlikte el çektirilen 19 isim daha var elimizde bulunan. Emek ve demokrasiden yana kimlikleriyle tanınan bu isimlerin bu şekilde açığa alınması, FT֒cü örgüt ile ilişkilendirilmesi mümkün olmayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - … bu kıymetli tiyatro sanatçılarını bu şekilde yaftalamak, işlerinden etmek, iyi niyetle, tedbirle veya sözde devleti yeniden inşa etmekle ve sanata saygıyla uzaktan yakından ilişkisi olmayan, açıkça cadı avına dönüşmüş, darbeye ve darbecilere karşı oluşan toplumsal mutabakatı yaralayacak, zayıflatacak ve son sentezde darbecilerin işine yarayacak davranış biçimleridir. Bu konuda Parlamentoyu duyarlı olmaya, iktidar partisi grubunu da bizden alınan yasama yetkisini KHK’larla kullanan yürütme organına karşı da gerekli uyarı ve yaptırımlarda bulunmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Turan, buyurunuz.

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 15 Temmuzun Türkiye tarihi için bir milat olduğuna, meydanlarda demokrasi nöbetinde olanları selamladığına, hem darbeci teröristlerin karşısında hem PKK karşısında şehit düşenlere Allah’tan rahmet dilediğine, darbecilerle çok net, çok somut mücadele etmek istediklerine ve yapılan işlemlerde bir hata varsa mutlaka revize edileceğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 15 Temmuz, biliyorsunuz, Türkiye tarihi için bir milat oldu. Milletimiz yaşarken âdeta bir tarih yazdı. Yüz yıl önce milletimiz nasıl ki vatanımızı işgalcilere teslim etmediyse, aynı inançla 15 Temmuz işgal hareketine karşı da dikildi ve gereğini yaptı. Asker üniforması giymiş aşağılık teröristler, düşman ordularının bile yapmayacağı bir şekilde, şu an çatısı altında bulunduğumuz Gazi Meclisimizi, milletin evi olan Cumhurbaşkanlığı külliyemizi, Genelkurmay Başkanlığımızı bombaladılar. Ancak bir millet âdeta destan yazdı ve bu harekâtı püskürttü. Ülke olarak, siyasi farklılıklarımızı bir yana bırakarak, “vatan” ortak paydasında buluştuk ve tüm siyasi partiler darbeyle ilgili ortak kararımızı deklare etmiş olduk. Günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutan hemşehrilerimiz var, arkadaşlarımız var. Ben tüm meydanlarda bu nöbette olan kardeşlerimizi selamlamak istiyorum.

Tabii, bu süreçte PKK da can almaya devam etti. Pazartesi günü Bingöl’de 6 polisimiz şehit oldu. Hem darbeci teröristlerin karşısında şehit düşen vatandaşlarımıza hem PKK karşısında şehit düşen arkadaşlarımıza, askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Aynı şekilde, grup başkan vekillerinin uyarmış olduğu konuyla ilgili de şunu ifade etmek istiyorum: “Kurunun yanında yaş da mı yanar? Cadı avı mı oldu?” gibi bazı endişeler dile getiriliyor. Bizler, darbecilerle çok net, çok somut mücadele etmek istiyoruz, hiç kimsenin ekstra burnu kanamasın, ekstra mazlum hakkı doğmasın istiyoruz. Bir hata varsa mutlaka revize edilir. Ancak şu anki darbenin yoğunluğu, sıkıntının büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda, biraz daha bu konuda anlayışlı davranıp adaleti beraberce gözetmemiz gerektiği kanaatindeyim. Yapılan işlerde, bir daha söylüyorum, bir hata varsa düzeltilir mutlaka, düzeltilmesi gerekir mutlaka. Ancak kurda merhamet kuzuya zulümdür, bunu da biliyoruz. Dolayısıyla, varsa bir hata beraber değerlendirelim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 21 milletvekilinin, turizmde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/289)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemiz turizmi son zamanlarda yaşanan olumsuz şartlardan dolayı ciddi yara almaktadır. Gerek ekonomik koşullar, gerek dış politikadan kaynaklı gerilimler, gerekse de terör eylemleri ülke turizmimizi vurmaktadır.

Özellikle yurt dışından gelen turist sayısında ciddi düzeyde azalma söz konusudur. Rus savaş uçağının düşürülmesi sonrası Rusya'nın takındığı tavır ülkemize gelen Rus turist sayısını azaltmıştır. Önümüzdeki süreçte bu sorunun artarak devam edeceği gözlemlenmektedir.

Ancak turizm alanındaki sorunlar bu konunun çok daha ötesindedir. Ankara'da, başkentin göbeğinde meydana gelen terör saldırısı ve benzeri terör olayları ülkemizde güvenlik zafiyeti olduğu algısını yabancı turistlerde yaratmaktadır.

Başta Suriye'den olmak üzere başka ülkelerden gelen göçmenler ve Ege Denizi'nde yaşanan insanlık trajedilerinin ülke turizmine faturası ağır olmaktadır.

Turizm ve kültür alanları gelişmiş ülkelerde "Yumuşak Güç" olarak tabir edilen ve ülkenin imajı için çok büyük katkısı olan alanlardır. Ülkemizin bu yumuşak güce çok ihtiyacı vardır.

Ayrıca, turizmin ülkemizde ciddi bir istihdam alanı olduğu da gerçektir. Ülkemiz, turizm sektöründe faaliyet gösterenlerin çabalarıyla bu sorunları aşmaya çalışmakta olsa da durum devletin konuya el atmasını gerektirecek bir duruma gelmiştir.

Ülke turizmimizi olumsuz etkileyen tüm bu koşulların etkisizleştirilmesi ve turizmimizi yeniden canlandırabilmenin, hem sağlayacağı istihdam hem de ülkemize kazandıracağı itibar gözetildiğinde ne kadar önemli olduğu görülmektedir.

Turizmimizin canlandırılabilmesi ve olumsuzlukların bertaraf edilebilmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1)        Ali Özcan                                                      (İstanbul)

2)        Kadim Durmaz                                              (Tokat)

3)        Kazım Arslan                          (Denizli)

4)        Mazlum Nurlu                         (Manisa)

5)        Niyazi Nefi Kara                                            (Antalya)

6)        Aylın Nazlıaka                        (Ankara)

7)        Ali Şeker                                                      (İstanbul)

8)        Gülay Yedekci                        (İstanbul)

9)        Mevlüt Dudu                           (Hatay)

10)      Cemal Okan Yüksel                                       (Eskişehir)

11)      Nurhayat Altaca Kayışoğlu      (Bursa)

12)      Mehmet Gökdağ                                            (Gaziantep)

13)      Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

14)      Mahmut Tanal                         (İstanbul)

15)      Haydar Akar                           (Kocaeli)

16)      Aydın Uslupehlivan                                       (Adana)

17)      Çetin Osman Budak                                       (Antalya)

18)      Şenal Sarıhan                        (Ankara)

19)      Barış Karadeniz                                            (Sinop)

20)      Namık Havutça                                              (Balıkesir)

21)      Onursal Adıgüzel                                           (İstanbul)

22)      Devrim Kök                                                   (Antalya)

 

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 24 milletvekilinin, Türkiye'de atık yağların neden olduğu su ve çevre kirliliğinin boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/290)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de atık yağların neden olduğu su ve çevre kirliliğinin boyutlarının araştırılması ve bu konuda alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Okan Gaytancıoğlu                         (Edirne)

2) Öztürk Yılmaz                                                       (Ardahan)

3) Hüseyin Çamak                                                    (Mersin)

4) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                    (Bursa)

5) Çetin Arık                                                            (Kayseri)

6) Onursal Adıgüzel                           (İstanbul)

7) Aytuğ Atıcı                                                           (Mersin)

8) Şenal Sarıhan                                                      (Ankara)

9) Aydın Uslupehlihan                        (Adana)

10) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

11) Sibel Özdemir                                                    (İstanbul)

12) Mustafa Tuncer                            (Amasya)

13) Serkan Topal                                                      (Hatay)

14) Ünal Demirtaş                              (Zonguldak)

15) Barış Yarkadaş                             (İstanbul)

16) Ahmet Akın                                                         (Balıkesir)

17) Mehmet Göker                              (Burdur)

18) Uğur Bayraktutan                         (Artvin)

19) Ali Akyıldız                                                         (Sivas)

20) Ceyhun İrgil                                                       (Bursa)

21) Kamil Okyay Sındır                                             (İzmir)

22) Gaye Usluer                                                       (Eskişehir)

23) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

24) Kadim Durmaz                             (Tokat)

25) Devrim Kok                                                         (Antalya)

Genel Gerekçe:

Ülkemizde yılda 1 milyon 500 bin ton gıda amaçlı bitkisel yağ tüketilmektedir. Kişi başı tüketim 20 kilogramdır, bu tüketilen yağdan yılda 350 bin ton atık yağ oluşmaktadır. Bitkisel yağ sanayicilerinin görüşü üzerine Türkiye'de toplanabilecek atık yağ miktarı ortalama 70 bin tondur fakat ülkemizde sadece 21 bin ton atık yağ toplanabilmektedir ve geriye kalan toplanamayan atık yağlar ise denizlerimizi ve akarsularımızı kirletmeye devam etmektedir. Ülkemizde 17 milyon 500 bin hane bulunmaktadır ve ortalama her haneden yılda 20 kilogram atık yağ dökülerek denizleri ve akarsuları kirletmektedir. Evsel atıklar, atık su kirliliğinin yaklaşık yüzde 25'ini oluşturuyor. Türkiye'nin toprakları, gölleri ve akarsuları ciddi bir kirlenme tehdidiyle karşı karşıya. Bu kirlenme, içme sularını ve ekosistemi tehdit ediyor. Ayrıca, Tarım Bakanlığının yeterince sık denetim yapmaması nedeniyle bu kirlenme insan sağlığını da ciddi şekilde etkilemektedir. Yeterli denetim yapılmadığı için defalarca kez kullanılan yağlarda kanserojen madde miktarı artmakta, bu yağları tüketen insanlarda daha çok kolon ve mide kanseri vakaları görülmektedir. Buna neden olmamak için kızartma yağları en fazla 2 kere kullanılmalı ve sonrasında tüketimden çekilmelidir.

Bu tehditleri gören Avrupa Birliği (AB) 2003/30 sayılı yönergesini yayınlayarak evsel atık yağların biyolojik yakıtlara dönüştürülerek çevre kirliliğinin önlenmesini amaçlamıştır. Bu yönergeyle evsel atık yağların sulara ve toprağa dökülmemesi, biyolojik yakıtlara dönüştürülerek kullanılması öngörülmüş ve tüm AB ülkelerine 31 Aralık 2005 tarihine kadar üretilen fosil yakıtlarına en az yüzde 5,75 oranında bitkisel atık yağlar, ham yağlar ve hayvansal atık yağlar katmak ve bu yağları çevreye zarar vermeden ortadan kaldırma zorunluluğu getirilmiştir. AB'nin 10 Ocak 2007 tarihli AB Komisyonu verilerine göre, AB üyesi ülkelerde biyolojik yakıtların yüzde 80’ni biyodizel, yüzde 20'si biyoethanolden oluşuyor. En çarpıcı örnek Almanya'da göze çarpmaktadır. Almanya'da 15 Haziran 2009'da yapılan yasal değişiklikle karıştırma oranı yüzde 6,25'e çıkarılmış, 2020 için karıştırma hedefi ise yüzde 12 olarak hedeflenmiştir. Avrupa ülkeleri böyle hedeflere doğru kararlılıkla ilerlerken Türkiye'de bu konuyla ilgili olarak bir girişimde bulunulmamış, Hükûmet tarafından bir düzenleme yapılmamıştır. Taslak bir tebliğin askıya çıkmasına, bu tebliğde yüzde 0,1 -binde bir- gibi çok küçük bir oranda karıştırma zorunluluğunun getirilmesi öngörülmesine rağmen bu tebliğ dahi askıdan indirilmiş, atık yağların değerlendirilerek çevre kirliliğiyle mücadele edilmesi konusunda hiçbir önlem alınmamıştır.

Bilindiği üzere Anayasa'nın 56’ncı maddesi herkesin temiz bir çevrede yaşama hakkı olduğunu ifade etmekte, yine aynı madde, çevrenin korunması ödevini devlete görev olarak vermektedir.

Türkiye'de atık yağların neden olduğu su ve çevre kirliliğinin boyutlarının araştırılması ve bu konuda alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması gerekmektedir.

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 milletvekilinin, sahte içki üretimi ve satışı ile bu nedenle meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/291)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sahte içki üretimi ve satışı ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşmakta ve ciddi yaralanma ve ölüm vakalarına neden olmaktadır. Son beş yılda sahte içki tüketimi dolayısıyla 100’den fazla yurttaşımızın hayatını kaybettiği ifade edilmektedir. Geçtiğimiz ekim ayından bu yana başta İstanbul ve İzmir olmak üzere birçok ilimizde sahte içki kullanımı nedeniyle 30’dan fazla yurttaşımız hayatını kaybetmiş, birçok yurttaşımız hayatta kalmasına karşın başta görme kaybı olmak üzere ciddi fonksiyon bozukluklarına maruz kalmıştır.

Sahte içki kullananların bir kısmı bu durumu bilerek kullanmasına karşın, bazı yurttaşlarımız ise Bulgaristan'dan veya başkaca ülkelerden ucuza getirilen farklı bir çeşit olduğu yönünde yanıltılarak kullanmaktadır. Ülkemizde yaygın olarak tüketilen içkilerin başında gelen rakı örnek alınacak olursa; 70 cc’lik bir şişe rakının piyasa fiyatı 65-75 TL arasında değişmekte iken, sahte üretim olan aynı miktarda rakının fiyatı 10 TL civarındadır. Son yıllarda alkol ürünlerine yapılan yoğun zamlar dolayısıyla yurttaşlar gerek başka ülkelerden getirildiği yönünde yanıltıcı beyanlara inanarak gerekse bazı durumlarda sahte olduğunu bilerek bu içkilerin kullanımına yönelmektedir.

Hemen hemen tüm içkilerin üretiminde kullanılan etil alkol satışının içki imal ruhsatı bulunmayan yerlerde satışı yasak olmasına karşın sahte içki üretimi yapan kişiler, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerden kaçak yolla etil alkol getirmekte ve imalat gerçekleştirmektedir. Maliyeti düşürmek amacıyla daha düşük fiyatlı olan metil alkol de damıtılarak içki üretiminde kullanılmakta, zaman zaman ise etil alkol yerine doğrudan metil alkol kullanılmakta, metil alkolde bulunan metanol adlı zehirleyici madde ölümle sonuçlanan facialara yol açmaktadır.

Sahte içki üretimi merdiven altı tabir edilen atölyelerde gerçekleştirildiği gibi, bazı bölgelerde içki satışı gerçekleştirilen büfelerde dahi kaçak üretim gerçekleştirilmektedir. Gerek sahte içki üretimi gerçekleştirilen yerlerin tespit edilmesi amacıyla gerekse imalatta kullanılan etil alkolün yurt dışından kaçak yolla ülkemize getirilmesinde denetim eksikliği söz konusu olabilmekte, bu da yurttaşlarımızın hayatını kaybetmesine ve ciddi fonksiyon kayıplarına neden olmaktadır. Bu bakımdan yapılan denetimlerin artırılması ve önlem alınması gerekmektedir.

Her yurttaşın güvenli alışveriş yapma hakkının ihlali dolayısıyla can kaybı ve sağlık sorunlarının yanı sıra sahte içki satışı dolayısıyla gerek yasal içki üreticilerinin gerekse vergi kaybı bakımından devletin ekonomik kaybı söz konusudur. Tüm bu nedenlerden dolayı sahte içki üretimi ve satışı ile bu nedenle meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarının araştırılarak ihmallerin tespit edilmesi, sahte içki üretimine karşı etkin ve caydırıcı tedbirlerin belirlenmesi ve uygulanması amacıyla Anayasa’nın 98’inci TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddelerine göre Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

1) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

2) Zeynel Emre                                                         (İstanbul)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

4) Kadim Durmaz                                                      (Tokat)

5) Tekin Bingöl                                                         (Ankara)

6) Niyazi Nefi Kara                            (Antalya)

7) Şenal Sarıhan                                                      (Ankara)

8) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

9) Gürsel Erol                                                          (Tunceli)

10) Bülent Öz                                                           (Çanakkale)

11) İrfan Bakır                                                          (Isparta)

12) Mehmet Gökdağ                           (Gaziantep)

13) Musa Çam                                                          (İzmir)

14) Kazım Arslan                                                      (Denizli)

15) Ali Şeker                                                            (İstanbul)

16) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

17) Cemal Okan Yüksel                                             (Eskişehir)

18) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                  (Bursa)

19) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

20) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

21) Aydın Uslupehlivan                                             (Adana)

22) Çetin Osman Budak                                            (Antalya)

23) Barış Karadeniz                           (Sinop)

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/7/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Ağustos 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 03/08/2016 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     Çağlar Demirel

                                                                                                                        Diyarbakır

                                                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

26 Temmuz 2016 tarihinde, Muş Milletvekili Sayın Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından verilen 2500 sıra no.lu "Cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararı ile ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin" tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 03/08/2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde ve aleyhinde toplam 4 sayın milletvekiline söz vereceğim.

Lehinde olmak üzere, ilk söz hakkı Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Şengal katliamının, Ezidi katliamının ikinci yıl dönümü. 3 Ağustos 2014 yılında büyük bir katliam ve soykırıma daha imza atıldı. Bir kez daha bu vesileyle kınamak istiyorum.

Ayrıca, bugün 3 Ağustos Kadın Kırımı ve Soykırıma Karşı Uluslararası Eylem Günü aynı zamanda, Ezidilere yönelik soykırımdan dolayı. Bu eylem gününü de selamlamak istiyorum. Dünyanın her tarafında milyonlarca kadın bu soykırım gününe karşı bugün alanlardalar, selamlıyorum eylemlerini. Avrupa Parlamentosunun da Ezidilere yönelik katliamları bir soykırım olarak nitelediğini de hatırlatmak istiyorum ama maalesef, dün verdiğimiz önerge Meclisimizden geçmedi. Bir ayıba daha, bir utanca daha Türkiye Büyük Millet Meclisi imza atmış oluyor Avrupa Parlamentosunun kararı karşısında.

Değerli milletvekilleri, olağanüstü hâl süresinde yaşıyoruz. Evet, OHAL ilan edildiğinde burada partimiz adına yaptığımız konuşmalarda birçok söz söyledik ve uyarılarda bulunduk. Bu OHAL’in, devlete kendisinin getirdiği bir OHAL olduğu söylemine karşın, bunun böyle olması gerektiği yönündeki temennilerimizi ifade ederek aksi yöndeki gelişmelerin gerçekten çok büyük sıkıntılara imza atacağını ve sebep olacağını da söylemiştik ve maalesef yanılmadık. Bugün Türkiye’nin dört tarafı bir yangın yeri. Darbecilerle mücadele etmek adı altında herkes hedefte; doktoru, tiyatro sanatçısı, kamu emekçisi, çalışanı, öğrencisi bir bütün olarak olağanüstü hâl, aslında Anayasa’daki ilan sebeplerine ve amaçlarına bağlı olmadan bütün hızıyla devam ediyor ve bunun en büyük yansıma alanlarından biri maalesef cezaevleri. Biliyorsunuz cezaevlerinde, ilk olarak zaten, ondan öncesine otuz günlük gözaltı süreci getirildi ve otuz gün gözaltı demek hepimizin tarihsel deneyiminden çok iyi biliriz ki işkence demektir, işkencenin korunması demektir ve içinden geçtiğimiz günlerde televizyonlarda, gazetelerde, bütün medya organlarında işkencenin meşrulaştırıldığına tekrar, işkence görüntülerinin büyük bir iftiharla servis edildiğine üzülerek tanıklık ediyoruz ve gerçekten işkencenin bir insanlık suçu olduğunu, kim olursa olsun işkenceye tolerans gösterilmemesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Şu anda Urfa’da açlık grevinde olan 2 genç, bugün on ikinci gündür gözaltında ve konuştuğum saatlerde de işkence altındalar, açlık grevinde oldukları hâlde kendilerine şeker dahi verilmiyor; sadece bir örnek olarak söylemek istedim.

Diğer yandan, neler oldu cezaevlerinde? Çok ciddi şikâyetler var tarafımıza. Telefon görüşme hakkı on beş günde bire düşürüldü, üçüncü görüşçü yazma hakkı kaldırıldı, sadece birinci derecede yakınlar görüştürülebiliyor, savunma hakkı ve avukat görüştürülmesi zapturapt altına alındı. Avukatlar normalde sınırsız bir şekilde görüşme hakkına sahipken Ceza Usul Kanunu’na göre şu anda 09.00 ila 17.00 saatleri arasında sınırlandırıldı ve otuz dakika sınırı getirildi.

Yine, sevk ve sürgünler; darbecilere yer bulunamadığı için ve cezaevleri tıklım tıklım olduğu için sevk ve sürgünler işkenceler eşliğinde bütün Türkiye genelinde devam etmektedir. Gazete, dergi, kitap, televizyon sınırlaması bütün hızıyla devam ettiriliyor. Belirli televizyon kanalları rehberlerden çıkarıldı. Yine, birçok temizlik aracına el konuluyor, kantinlerden alışveriş sınırlanıyor ve keyfî disiplin cezaları bütün hızıyla devam ettiriliyor. Örneğin, sokağa çıkma yasaklarının olduğu illerde -ki Şırnak bunlardan biridir hâlâ- şu anda, biraz önce, ailelerin 45 derece sıcak altında cezaevine girişi beklediklerini ve alınmadıklarını öğrenmiş oldum telefonla yaptığım görüşmede.

Yine, hasta tutsaklar başka bir kangrenleşmiş bir mesele. Sibel Çapraz şahsında hasta tutsaklar kamuoyuna çok cılız bir şekilde yansısa da şu anda hasta tutsaklar bilerek ve istenerek, taammüden aslında devletin denetimi ve gözetiminde ölüme terk edilmekte ve öldürülmektedir. Bunun aslında cinayetten bir farkı yoktur. Hasta tutsakların orada tedavi edilmemesi, tedavi ihtiyaçlarının karşılanmaması kesinlikle devletin insan öldürmesinin başka bir versiyonunu teşkil etmektedir.

Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevinde, örneğin Kadın Kapalı Cezaevinde çok ciddi sıkıntıların olduğu, beşer altışarlı gruplar hâlinde 2 kişilik, 3 kişilik koğuşlara sıkıştırıldıkları, bazen bu sayının diğer cezaevlerinde 15-20’yi bulduğu da bize gelen bilgiler arasında.

Yine, askerî içtima dayatılıyor değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri. Tam darbe olsaydı da bu olacaktı zaten. 12 Eylülde de tutuklulara, hükümlülere askerî içtima dayatılıyordu. Şu anda tutuklular duvar dibine yüzleri dönük bir şekilde geçmeye zorlanıyor cezaevlerinde. Yani, bu da darbe dönemlerinin tipik uygulamalarından biri. Bir darbe bastırıldı ama başka bir darbe bütün hızıyla Türkiye'de kol geziyor.

Bu konuda birçok şikâyet var elimizde, bunlardan bir kısmını söyleyeceğim. Yine -benim içinde olmadığım ama- milletvekillerimiz Sayın Besime Konca ve Ayşe Acar Başaran geçen hafta Tarsus Cezaevine gittiler. Karataş Cezaevi kapatıldı, kadınların hepsi Tarsus’a götürüldü ve oraya milletvekilleri gittiği hâlde idareyle görüşmelerine dahi izin verilmedi ve cezaevinin kapısından keyfî bir şekilde, hukuksuz bir şekilde geri çevrildiler.

Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu olan Heja Algan Nusaybin’deki yasağın ardından -hâlâ 6 mahallede yasak devam ediyor- 75 siville birlikte gözaltına alındı ve sağ gözünü işkencede kaybetti ve sol gözünü kaybetme riski hâlâ devam ettiği hâlde, Ankara Numune Hastanesine sevki çıktığı hâlde sevk edilmiyor ve sevk edilmeyi bekliyor.

Malatya E Tipi Cezaevi daha hızlı, avukat görüş odasına kamera ve ses kayıt cihazı yerleştirilmiş durumda. Avukatın mahremiyeti, görüşme mahremiyeti, sır saklama yükümlülüğü ve Avukatlık Kanunu tümüyle lağvedilmiş durumda. Yine, Bakırköy L Tipi Cezaevinde geçen hafta basına yansıyan ve bizim de yakından takip ettiğimiz mesele gerçekten vahametin derecesini gözler önüne seriyor. Avukatların bile darbedildiği ve gece yarısı bir tarlaya bırakıldığı bir Türkiye'de yaşıyoruz. Evet, şu bir avukat görüntüsü değerli arkadaşlar. Cezaevine gidiyor müvekkilleriyle görüşmek için, izin verilmiyor. 2 avukattan bir tanesi. Ve bu avukat arkadaşlarımız görüş yapmalarına izin verilmedikten sonra “Biz görüşmeyeceğiz ve cezaevini terk etmiyoruz.” diye bir tepkide bulunmuşlar. Bunun üzerine jandarma çağırılıyor ve zorla avukatlar darbedilerek gözaltına alınıyor, onların aracıyla cezaevinin dışındaki bir tarlaya atmak suretiyle dışarı atılıyor. Ve biz Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünü aradığımızda bize “Ne yangın var, ne sürgün var, ne işkence var, bu iddiaların tümü asılsızdır.” şeklinde cevaplar veriliyor. Buna ilişkin, emin olun, örnekler saymakla bitmeyecek, çok fazla örnek var elimizde. Mesela Urfa TEM şubesinde aylardır çok ciddi bir şekilde sistematik işkence uygulanıyor. OHAL öncesinde başlamıştı ve şu anda bu katmerlenerek devam ettiriliyor. Cinsel işkence -üzülerek söyleyeyim- tecavüz, copla tecavüz, bize çok ciddi şekilde yapılan başvurular arasında. Ve Sincan F Tipi Cezaevinde ve daha birçok cezaevinde çok ciddi sürgün ve sevklerde yine aynı muameleler, işkenceler ve baskılar bütün hızıyla devam ediyor. Ve şu anda çıplak arama, yine, yapılan, uygulanan rutinlerden bir tanesi. Çıplak arama AİHM kararlarına göre de, uluslararası hukuk kurallarına göre de, temel hak ve özgürlüklere göre de kabul edilemez ama bu tümüyle bir rutine dönüştürülerek cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin iradesi kırılmak isteniyor. Yine, vekili olduğum Adana Karataş Kapalı Cezaevinde 33 siyasi kadın tutsak aynı yöntemlerle, baskıyla başka bir cezaevine, Tarsus’a nakledildiler, iletişim hâlâ yok.

Genel olarak ve özetle şunu söylemek isterim ki OHAL ilk cezaevlerine ve gözaltına geldi. Bütün yaşam alanlarını daralttığı gibi devletin denetimi ve gözetiminde, yaşamından, sağlığından, her türlü ihtiyaçlarından sorumlu olduğu alanda en büyük baskı ve işkence yöntemleri uygulanıyor. Bunun Anayasa 121 ve 122’yle hiçbir ilgisi yoktur. OHAL ilanı bunun sebep ve amaçları arasında değildir. Bu nedenle biz bu uygulamaların, tutuklu ve hükümlülere yönelik bu insanlığa karşı suçların bir an önce durdurulmasını talep ediyoruz ve araştırma önergemizin kabulünü diliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz akşamından bu yana yaşanan olağanüstü gelişmelerin içerisindeyiz ve bu olağanüstü gelişmeler etkisini anbean, her gün hemen hemen göstermekte ve bu 15 Temmuzun yol açtığı yüksek gerilim ve gerginlik hemen hemen hayatın her alanına da sirayet etmiş durumdadır. Darbe girişiminin faili Fethullahçı terör örgütünün kamu kurum ve kuruluşlarındaki, ekonomideki, sivil toplumdaki yapılaşması devleti bir ur gibi sardığını ortaya çıkarmıştır. Bu uru temizlemek hepimizin görevidir. Hükûmet OHAL tezkeresiyle Meclisten onay almaya geldiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu görevin gereğini yerine getirdik. Tarihe ve milletimize karşı sorumluluğumuz gereği Hükûmete terör örgütünün ve örgütlerinin temizlenmesi için yetki verdik.

Ülkemiz “FET֔ denilen terör örgütü tarafından hedef tahtasına oturtulurken Hükûmetin terörle mücadele etmesi için, özellikle de darbe tehlikesi bitene kadar darbecileri daha kolay yakalaması için olağanüstü hâl ilan edildi. OHAL sonrası çıkan 3 kanun hükmünde kararnameyle her ne kadar bu yönde adımlar atıldığını görsek de devletin kurumsal yapılanmasında öngörülen düzenlemeleri plansız, zamansız ve yersiz bulduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum.

Öncelikle şunu hatırlatmak isterim ki, Anayasa’nın 120’nci maddesine göre olağanüstü hâl yasası altı ay süreyle ilan edilebiliyor, gerekirse uzatma yetkisi Meclisten isteniyor ve bu OHAL kanunu da üç aylık bir süre için verilmiştir ve bu OHAL kararları ve OHAL düzenlemelerinin de alınan bu yetkiye paralel olarak OHAL dönemiyle sınırlı tutulması gerekmektedir. Yapılacak düzenlemeler OHAL dönemiyle sınırlı kalmalı ve sonra olağan düzene de mutlaka geçilmelidir.

Bu düzenlemelerden en önemlisi de Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde yapılan düzenlemelerdir. 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde Türk milletinin gösterdiği tutum ve duruşun yerini öncelikle hatırlatmak istiyorum. Milletimiz sokaklarda, meydanlarda demokrasiye ve millî iradeye sahip çıkmıştır. Bu nedenle, Türk milletinin her bir ferdiyle övünüyoruz. Bununla birlikte, 15 Temmuz akşamı itibarıyla meydanların nabzını doğru okumak gibi de bir mecburiyetimiz vardır.

Türk milleti 23 Nisan 1920’deki, 29 Ekim 1923’teki kazanımları için meydanlara inmiştir çünkü darbe girişiminin hedefi, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, milletin bütünlüğü. 15 Temmuzdan bugüne vatandaşlarımız meydanlarda Kurtuluş Savaşı’nın kazanımlarına, kurucu iradeye ve millî iradeye sahip çıkmıştır. Doksan altı yıl önce şanlı bir mücadeleyle kazandığımız hürriyet ve istiklalimiz için milletimiz, yalnız, yine şanlı bir direnişle kendisini göstermiştir. Dolayısıyla, meydanlardan, başka niyetler veya başkanlık gibi birtakım fiilî durumlar devşirmeye çalışmak beyhude bir çaba olacaktır çünkü meydanlarda devleti anonim şirket gibi yönetmek isteyen anlayışa geçit yoktur, meydanlarda devlet yönetiminde merdiven altı, informel ilişkilere geçit yoktur. Meydanlardan gelen ses “Devlet sensin, güç sende.” değil, “Devlet de benim, güç de benim.” diyen bir milletin sesidir. Dolayısıyla, meydanlarda yeni Türkiye yoktur, büyük Türkiye ülküsü vardır. Meydanlarda şahsi ve keyfî yönetime meşruiyet aranamaz, aransa da bulunamaz. Milletimiz ne istiyor, meydanlar ne istiyor? Diyor ki: “Terörün her türlüsüyle mücadele et, benim güvenliğimi sağla; ülkemize sulh, sükûn, refah ve istikrar getir. Bizi terör belasından kurtar.” Bu çaba da, yetki de, sorumluluk da Hükûmettedir.

Terörle mücadelede Meclis olarak her türlü katkıyı sunuyoruz. “OHAL” dediniz, “FET֒yü temizleyeceğiz, bataklığı kurutacağız…” OHAL’e “Evet.” dedik. Peki, Hükûmet ne yapıyor? Terörle mücadele kılıfıyla şahsi bir yönetimin inşa edilmeye çalışıldığını üzülerek görüyoruz. 15 Temmuz girişimi sürecine giden yol bu yönetim anlayışıyla döşenmedi mi? Devletin kurum ve kurallarıyla değil de birtakım çıkar gruplarıyla, cemaatlerle, paralel yapılarla yönetilmesinin 15 Temmuz gecesindeki payını hiç düşündünüz mü?

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişiminin hedefi bütün Türkiye’dir. Türk devletinin dirayeti, Türk milletinin birliği, ülkemizin bütünlüğü hedef alınmıştır. Darbe girişiminin hedefi sadece Cumhurbaşkanı değildir. Eğer böyle düşünülürse yanlış düşünülmüş olur ve teşhisi de çok yanlış koyarsınız. Teşhisi yanlış koyarsanız uygun tedaviyi de bulmak mümkün değildir.

Demokrasiyi savunuyoruz, uzlaşıyı arıyoruz. Ancak kurumları yeniden yapılandırırken millî irade de, Meclis de devre dışı bırakılmaktadır. Toplumsal uzlaşma havası yakalanmışken eski hatalardaki ısrar niyedir? Türk Silahlı Kuvvetlerinde yeniden yapılanma bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı değişiklikler için seçilen yöntemle gayrimeşru bir çizgiye düşürmemek gerekir. Devlet yeniden yapılandırılırken millî irade, Meclis devre dışı bırakılmamalı, demokrasi askıya alınmamalıdır. Yapılacak değişikliklerin enine boyuna analiz edilmesi, istişare mekanizmasının canlı, aktif ve somut bir şekilde işletilmesi gerekmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Türk milletinin göz bebeğidir. Asırlar boyunca oluşmuş ve olgunlaşmış gelenek ve ilkelerin hallaç pamuğu gibi dayatılmasına göz yumulmamalıdır, şekilcilikle uğraşılmamalıdır. Çözüm, rasyonel, bilimsel, müzakereci ve uzlaşmacı bir anlayışla elde edilmelidir. Demokrasi sadece sandık ve çoğunluk değildir; demokrasi aynı zamanda müzakere ve uzlaşma kültürüdür. Bu kültürden uzak bir şekilde Genelkurmay Başkanlığı Cumhurbaşkanlığına, kuvvet komutanlıkları Millî Savunma Bakanlığına bağlanıyor. Bu millî savunma ayağı düzenlemesi kanun hükmünde kararnameyle yapıldı. Şimdi, bu kanun hükmünde kararnamenin çıkmasına imkân veren OHAL kararında FET֒yle mücadele öne çıkarıldı. Yapılan düzenlemelerle darbeye sebep olan durumlarla mücadele edilmesi gerekiyor. Bunun için Genelkurmayı Cumhurbaşkanına mı bağlamak istiyorsunuz? Bunu yaparak darbeyle mücadelede kesin sonuç alınacağını mı düşünüyorsunuz? Emir komuta zincirinde ortaya çıkacak sorunları nasıl bertaraf edeceğiz? Cumhurbaşkanı ile hükûmetin ileride farklı siyasi görüşlerden olması hâlinde ortaya çıkacak komuta zinciri boşluğunu nasıl gidereceksiniz? Kaldı ki son birkaç yılda aynı partiden neşet etmesine rağmen, başbakanlarla Cumhurbaşkanlarının ve bazı bakanların ne kadar ters düştüğünü hepimizin herhâlde hatırlıyor olmamız gerekir. Yarın ortaya çıkabilecek tehditleri; savaş, yakın savaş risklerini neden görmüyorsunuz, dikkate almıyorsunuz? Ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir komuta kademesi hiyerarşisi zedeleniyor.

Şimdi, MİT Cumhurbaşkanına bağlanmak isteniyor. Bir hatıramı nakletmek istiyorum. Geçmişte görev yaptığımız bir ilde bir MİT bölge başkanı vardı. Böyle, protokolde sohbet ederken “Ya, siz nereye bağlısınız?” diye sormuştum, o da “Biz doğrudan Allah’a bağlıyız.” diye bir cevap vermişti. Şimdi, bağlılığını kanunlara, hukuka, Türkiye Cumhuriyeti’ne hissetmeyen ve bu şekilde ifade etmeyen bir kurumun mensuplarını Cumhurbaşkanına bağlasanız ne, bağlamasanız ne!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Kaldı ki Sayın Cumhurbaşkanının yaverlerinin nereye bağlı olduğu da 15 Temmuzda ortaya çıktı. Bu hususların çok iyi düşünülüp tartışılması ve müzakere edilmesi gerekir.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde Şenal Sarıhan, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkanım, değerli kâtip üyesi arkadaşlar, yazman arkadaşlar, basın üyeleri ve çok sevgili milletvekili arkadaşlarım; söz konusu konuya ilişkin her iki arkadaşımız da -Meral arkadaşımız da Erkan arkadaşımız da- görüşlerini ifade ettiler ve Meral Hanım özellikle cezaevlerinin bugün içinde bulunduğu duruma ilişkin olarak son derece geniş bir değerlendirmede bulundu. Ben bunları fazlasıyla yinelemeden, hukuk sistemi ne demektedir, hukukun karşısında cezaevindeki koşulların ne olması gerekir; bunlara ilişkin görüşlerimi kısaca ifade edeceğim. Olağanüstü hâlin hukuka uygun yürümesi konusundaki Erkan Vekilimizin görüşlerine de katıldığımı ifade etmek isterim.

Her hâlükârda var olan hukukun koruması altında olan cezaevlerimiz, tutuklular ve hükümlüler olmalı. Olağanüstü hâlin getirdiği yeni düzenlemelerin temel insan haklarına aykırı olmaması gerektiğine ilişkin düzenlemeler uluslararası planda acaba hangi sözleşmelerle bağıtlanmış ve özet olarak ya da öz olarak neyi ifade ediyorlar? Kısaca onların adlarını vermekle yetineceğim.

“Mahpusların Islahı İçin Asgari Kurallar” diye ifade edilen Birleşmiş Milletler kuralları 1977 tarihlidir. Hapsedilenlerin ve Tutulanların İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasında Sağlık Personelinin ve Özellikle Doktorların Görevine Dair Tıbbi Ahlak Prensipleri 1982 tarihlidir. İzleyen kurallar ise 1988, 1990 gibi tarihlerdedir. Örneğin “Mahpusların Islahı İçin Temel Prensipler” adıyla prensipler vardır, “ıslah” sözcüğünü tırnak içine alır çünkü esas olarak, tutulan, gözaltına alınmış olan ya da cezaevine alınmış olan, tutuklu ya da hükümlü konumunda olan insanların temel hakları vardır.

Şimdi, bu haklara ilişkin olarak, “Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler” başlığıyla düzenlenmiş olan 1988 tarihli prensipler, bütün yasaların temeli olan kurallardır. Ne der? İnsani tarzda muameleyi koşul olarak koyar; hukuka uygun davranma, hak kısıtlama yasağı, yargısal denetim hakkı, ayrımcılık yasağı, işkence yasağı, tutuklu ve hükümlüyü ayrı tutma, hukuka uygun tutma, bilgilendirme, savunma hakkı, hak bildirimi, aileye bildirim, avukat yardımı, avukatla irtibat koşulu, ikamete yakın yerde tutma ve itirafa zorlamama gibi kuralları ifade eder.

Şimdi biz, kendi iç hukukumuzdaki düzenlemeye bakalım. “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”dur bizim cezaevlerinin koşullarını düzenleyen kanunumuzun adı. Burada, infazda temel ilke diye belirlenen ilkelerin temelinin adalet olduğu ifade edilir. Temel ilke adalet ilkesidir yani adil davranma ilkesidir. Güvenlik ilkesi (j) fıkralarında falan düzene girer yani cezaevinde güvenliğin sağlanması açısından alınacak önlemler, adil davranma ilkesiyle örtüşerek değerlendirilebilir.

Şimdi, burada, infazda temel ilkenin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’umuzda nasıl biçimlendiğini kısaca okumak istiyorum. Deniliyor ki: “Bütün bu kurallar, ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, millî veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrı tutma koşulu gösterilmeksizin uygulanır.”

Genel kuralları şöylece bir size ifade etmeye çalıştım. Şimdi, içinde bulunduğumuz durum yani 667 sayılı Kararname’nin getirdiği düzenlemelere dönerek bakmak istiyorum. Cezaevleri, Foucault’nun deyimiyle -bunu buradan daha önce de söylediğimi anımsıyorum- bir kötülüktür. Cezaevinde tutmak neden kötülüktür? Çünkü insanı özgürlüğünden yoksun tutar. Bu kötülüğü engellemek için insanın temel hak ve özgürlüklerini korursunuz. Sadece, onu topluma zarar verme yani bulunduğu cezaevinin sınırına çıkmama gibi bir engelle karşılamış olursunuz ki bu en büyük kötülüktür yani sizin bir kafes içine hapsedilmiş olmanız en büyük kötülüktür.

Şimdi, bugün, cezaevlerinde, özellikle son dönemde, 15 Temmuzdan önce ifade ettiğimiz hak ihlallerinin tırmanışı vardı. Bu konuda partimizin hazırladığı büyük bir kitabımız ve raporumuz söz konusu, eski ve yeni raporlarımız söz konusu ama bugün, olağanüstü hâlin ilanıyla birlikte tam anlamıyla bir hak gasbı cezaevlerinde ortaya çıkmış bulunuyor. Bir noter vekâlet almak için en az 4 kez cezaevine gitmek zorunda kalıyor, bir avukat görüşme yapabilmek için önce vekâletine sahip olmak durumunda. Aileler, içerideki insanlarla, cezaevlerine gözaltından getirilmiş olmalarına ve kamuoyundaki yaygın, gözümüzle gördüğümüz işkence olgularına rağmen yakınlarıyla görüşebilmek için süre beklemek durumunda kalıyorlar. Birinci derecedeki yakınları dışındaki yakınlarla görüşme imkânları verilmiyor. Avukatlarla dahi görüşme imkânları, biraz önce de ifade ettiğim gibi, zor bela sağlanıyor. Otuz güne çıkarılmış olan gözaltı sürelerinin zaten mevcut hukuk sisteminin üzerinde bir düzenleme getirmesi ve baskı, şiddet, kötü muamele, işkence iddialarının ve iddianın ötesinde olgularının da varlığı karşısında cezaevlerinin nasıl doldurulduğu durumuyla karşı karşıyayız. Ama şimdi ne oluyor? Yeni alınan insanlara, haklarındaki iddialar kanıta bağlanmadan, söylemler ya da bazı tespitler üzerinden içeri alınmış olan insanlara yer açmak için, zaten üst üste olan cezaevleri yeni nakillerle yeniden doldurulmaya başlanıyor.

Örneğin dün arka sıralarda, belki buraya dikkatimi de veremeden dakikalarca Bakırköy Cezaevinden Silivri Cezaevine nakledilmiş olan 33 kadın arkadaşımızın can güvenlikleri yerinde mi değil mi, ne durumdalar, ailelerin kapı önündeki bekleyişlerine cezaevi idaresi ne zaman yanıt verecek; bununla ilgili cezaevi müdürlüğüyle uğraşmakla zamanımı geçirdim ve Sayın Silivri Cezaevi Müdürü yirmi beş dakika beni telefonda bekleterek telefona herhangi bir yanıt vermedi. Bir vekil dahi insanların yaşamları konusunda bilgi alabilmek, en azından dışarıdaki insanlara “İçeridekiler yarasız beresiz, sağ.” diyebilmek için bir cezaevi müdürüyle muhatap olmayı başaramadı. Fakat söylüyorum, olumlu bir şey, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünü aradım, bir dakikada bana yanıt verdi. Yanıtının sağlığı ya da sağlıksızlığı konusu ayrı bir tartışmadır. Ama dedim ki, rica ettim “2 avukat arkadaşımız görüşemiyor, içeri girsinler, görüşme yapsınlar, müvekkillerini görsünler, kapı önünde birikmiş olan ailelere çocuklarının can güvenliği, sağlığı hakkında bilgi versinler.” Gece yarılarına kadar bu sağlanamadığı gibi, 2 avukat derdest edilip sokağa bırakıldılar.

Gözaltı süreçlerinde avukatların hangi muameleyle karşılaştıklarına bizzat tanık olmuş olan bir arkadaşınızım. Şimdi, tutuklu ve hükümlülerin -biraz önce sayıp okudum size- en önemli hakları savunma haklarıdır, savunma haklarının birinci aşaması da avukatla ilişkiyi ifade eder. Avukatıyla görüşemeyen, avukatına ulaşamayan, avukat görüşmelerini yasaya rağmen, mevcut ana, temel yasamız olan cezaevleri güvenlik yasasına rağmen bir dinleyicinin eşliğinde ancak yapabilecek olan, görüşmesi bir gardiyan tarafından rahatlıkla kesilebilecek olan, savcı tarafından avukata kuşku düşürülerek herhangi bir işaret, herhangi bir ek bilgi getirdiği iddiasıyla avukatın avukatlık görevinin engelleneceği -ki bunlar, söylediğim şeyler 667 sayılı Olağanüstü Hâl Yasası’nda var, hikâyeler anlatmıyorum- böyle bir avukatın nasıl savunma yapacağı, böyle bir sanığın savunma hakkını nasıl koruyacağı, kuşku altındaki bir avukatın, kendisine güvenilmeyen bir avukatın savunma görevini cezaevinde nasıl sürdüreceği konusu son derece tartışmalı bir durumdur. Değerli arkadaşlar, “Destan yazdık.” iddiaları, yazılan destanlar hukukla beslenmezse, adaletle beslenmezse, eşitlikle beslenmezse, insan haklarına saygıyla beslenmezse -defalarca buradan ifade etmeye çalıştım- kısa sürede gölgelenir, kısa sürede kararır ve o destanlar ne yazık ki olumsuz destanlara dönüşür. Devletin, yönetenlerin dışarıdaki halkın iradesini, halkın özgürlüklerini ve demokratik haklarını koruyarak beslemesi ve yükseltmesi gerekir ama açık söyleyeyim ki bu olağanüstü hâl ilanıyla olmaz. Bu, işleyen, yürüyen meşru hukukla olur.

Saygılar sunarım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Fatma Benli, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Benli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

HDP’nin grup önerisiyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle altını çizmek istediğim üzere gerek HDP’nin önergesinde gerek Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğüne yapılan başvurularda gerek Meclis bünyesinde olan İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ya da onun alt komisyonu olan Hükümlü ve Tutuklu Hakları Alt Komisyonuna yapılan 146 başvuru arasında olağanüstü hâl dönemine ilişkin olarak ceza infaz kurumlarında işkence, darp, kötü muamele iddiası söz konusu değil. Buna ilişkin nakiller ya da tutukluların avukatlarla yapılan görüşmelerinin kısıtlanması, tutukluların yakınlarıyla olan görüşmelerinin kısıtlanması, nakle ilişkin iddialar söz konusu. Ama ister olağan dönemde olalım ister olağanüstü dönemde olalım hiç fark etmez, cezaevlerinde işkencenin, kötü muamelenin, zalimane muamelenin asla ve katiyen kabul edilemeyeceğine dair kesin kuralımızı tekrarlamak istiyorum. Burada Türkiye’nin içerisinde bulunduğu şartlarla değişebilecek, esnetilebilecek, biraz daha farklı muamele yapılabilecek bir durum söz konusu değil. Bizim temel ilkemiz insan olma onuruna saygıdır, bizim temel ilkemiz insanların ceza infaz kurumunda bulunmasının ek bir ceza hâline getirilmemesidir.

Bu noktada, özellikle ifade etmek istedim, bunun ötesinde Meclis araştırma komisyonu kurulmasının istenmesinin asıl sebebi, olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle tutukluların avukatlarıyla yapılan görüşmelerinin sınırlandırılması, savcı kararlarıyla beraber, savcının karar alması üzerine tutuklu ile avukat arasında yapılan görüşmelerin kayda alınması, evrakların fotokopisinin çekilmesi -gerekiyorsa müşahit istenebilir- yanında müşahit bulunması, avukatın 3’le sınırlandırılması ve hâlihazırda mevcut olan üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarla görüşme hakkının ikinci dereceye kadar kan ve birinci dereceye kadar sıhri hısımlarla yani anne, baba, eş, çocuk, kardeş, kayınvalide, kayınpederle sınırlandırılması.

Aslında bu iddialar, bazı gazete ve televizyonların ya da bazı yayınların yasaklanması doğru değil. Sadece, haftada bir olan telefonla görüşme hakkının on beş günde bir olmasına ilişkin kanun hükmünde kararnamede düzenlemeler var. Bununla ilgili görüşlerimi ifade edeceğim ama önce şunu kabul etmemiz gerekiyor. Olağanüstü dönemde çıkarılmış bir kanun hükmünde kararname söz konusu çünkü olağan bir dönemde değiliz. Bu yüzden, Meclisimiz 21 Temmuzda olağanüstü hâl kararı aldı çünkü Meclis, düşman işgali altındayken bile yaşamadığı bir zillet yaşadı. Olağan bir hâlde olmadığımız için bu Meclis 9 kere bombalandı, helikopterlerle tarandı. Bu Meclisi koruyan polislerin şu an kollarında helikopterlerden atılan kurşunlar var ve bir milletvekilimizin kolunda helikopterden atılan tam 4 tane kurşun yarası var. Biz olağan bir zaman yaşamadığımız için, dün benim ziyaret ettiğim 81 yaşındaki Esme teyzeye, sırtından vurulan oğlu için, kendisini sırtında taşıyan oğlunun aslında onun zannettiği gibi Rusya’da olmadığını söyleyemedim. Biz olağan bir zamanda yaşamadığımız için, yaralıları ziyaret ettiğimizde “Yanımdaki insan düştü, yaralandı, ben onu alırken yaralandım.” diyen insanlara verecek herhangi bir cevabımız yok. O yüzden, 15 yaşındaki Halil İbrahim’in annesiyle, babasıyla konuşmak zorunda kalıyoruz. Ki, sizlerin çok daha fazla örnekleri vardır eminim çünkü 238 şehit verdik, 2.191 yaralımız var bizim ve bunlar sadece o gün sokaklarda olan 246 tankın yaptığı ya da 35 tane uçağın, 37 tane helikopterin -onlara bu emri veren amirlerinin- verdiği hasar değil. Biliyoruz ki, Fethullahçı terör örgütü tam bir mekanizma ve bu mekanizma içerisinde organik bağı olan herkese bu örgüt istediklerini yaptırabiliyor. Bu nedenle olağanüstü bir durumla karşı karşıyayız ve olağanüstü hâl söz konusu olduğu için de tutuklularla yapılan görüşmelerin kayıt altına alınmaları... Ki, hâlihazırda da Ceza İnfaz Kanunu’nda mevcut olan, tutuklular ile avukatların görüşmesinde, eğer bu kişilerin örgüte talimat verme, onlara şifre verme durumu söz konusuysa görüşlerinin kayda alınmasının ceza infaz savcıları tarafından karar altına alınması durumun şartlarından kaynaklanıyor. Biliyoruz ki, normalde tutukluların üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarla görüşme şansı var ama bunu saydığınız zaman baldızınızla, kaynınızla da görüşme şansınız var, artı 3 kişiyle görüşme şansınız var; nereden baksanız 50 kişiye tekabül ediyor. Şu anki fiilî durumda tutukluların bu kadar çok kişiyle görüşmesini sağlama şansımız yok çünkü zaten cezaevlerinde 293 bin mahpusumuz var bizim, bunun 23 bini tutuklu ve bu tutukluların her dakika normal şartlarda avukatlarıyla görüşme hakları var, onların mahkemeye gitme, kendisini savunma hakkı var.

23 bin tutuklusu olan bir ülkede yaşadığımız olağanüstü hâl gereği gerçekleştirilen tutuklamalarla beraber 13.500 tutuklu eklendi. İki haftada 13.500 tutuklu eklendiğinde, onlara sınırsız avukatla görüştürme yaptığınızda, 50 kişiye kadar üçüncü derece sıhri ve kan hısımlarıyla görüşmeyi sağladığınızda hâlen cezaevinde olan insanlarla bu görüşmeyi sağlayamazsınız, sonuçta gün yirmi dört saat. Eğer biz cezaevlerinde nakilleri gerçekleştirmezsek, sevkleri gerçekleştirip de en azından cezaevlerindeki doluluğu orantılayamazsak mevcut olan cezaevlerinin çok daha fazla artması sorunuyla karşı karşıya kalmak durumundayız. Kanun hükmünde kararnamede alınan, tutukluların avukatlarıyla yapılan görüşmelerinin kayda alınması, tamamıyla, alınan emir ve talimatlar gereği yeniden şifrelemeyle yeniden suçların oluşmasını engellemeye yönelik ve bunlar cezaevi yönetimi tarafından gerçekleştirilmiyor. Bu, Adalet Bakanlığının yetkisi altında olan bir durum değil; bu, savcıların aldığı bir karar. Kaldı ki kanun hükmünde kararnamede tutukluların avukatlarıyla görüşmelerinin yasaklanabileceğine, sulh ceza hâkimleri tarafından yasaklanabileceğine ilişkin bir düzenleme var ama ben özellikle sordurdum, sulh ceza hâkimlerinin bu tarz aldığı bir yasaklama kararı söz konusu değil. Sadece darbe girişimi olduğunun ertesi haftası çok fazla tutuklu olduğu için, bir cezaevine 2 bin tutuklunun birden gelmesi nedeniyle yapılan bir düzensizlik söz konusu ama şu an görüşmelerde de tespit edilebileceği üzere avukatlarla görüşme noktasında sıkıntı yok. Sınırlanmasının sebebi, cezaevlerine birdenbire gelen 13.500 tutuklunun birdenbire sayıyı artırmasından kaynaklanıyor.

Telefon görüşmesi de aynı şekilde. Eğer biz şu an her tutukluya geçmişte olduğu üzere haftada bir görüşme imkânı sağlarsak, bu takdirde de cezaevinde bulunan diğer mahpuslara o hakkını kullandırmamış oluruz. Bizim bir dengeyi sağlamamız gerekiyor çünkü asgari yaşam şartlarını hâlihazırda herkese sağlamak zorundayız, devlet olarak bu görevimiz; baştan altını çizdim. Bizim olağan zamanda olmamız ya da olağanüstü zaman içerisinde olmamız cezaevlerindeki şartları zorlaştırmamızı gerektirmiyor. Telefonların kısıtlanmasında -dediğim gibi- böyle bir sıkıntı var, sadece on beş günde 1’e indirilmesiyle alakalı şartların gerektirdiği bir zorunluluk var ama haberleşmenin kısıtlanması, mektubun yasaklanmasına ilişkin bir engelleme söz konusu değil. 15 Temmuzdan sonra sadece Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun altındaki Cezaevi Alt Komisyonuna 146 başvurunun yapılabilmesi, genellikle başvurularının tekrar incelenmesi, itirazlarının kabul edilmesine yönelik bu başvuruların bize gönderilebilmesi, resmî makamlara gönderilebilmesi bile onların haberleşme hürriyetlerinin kısıtlanmadığını gösteriyor. Televizyonların kısıtlanmasının, gazetelerin kısıtlanmasının söz konusu olmadığı da ifade ediliyor.

Eğer cezaevlerinde, ceza infaz kurumlarında fiilî olarak engellemeler söz konusuysa, genelgeçer kuralların dışında o cezaevine has olarak cezaevi yönetiminin gerçekleştirdiği keyfî bir muamele söz konusuysa bunu araştırmak zaten devletin görevi.

Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi zaten cezaevlerinde sürekli denetimler yapıyor, cezaevi infaz kurumları zaten denetimler yapıyor, Adalet Bakanlığı denetimler yapıyor. Bunların yeterli olmadığı kanaatindeysek, bunların rutin olduğu, her türlü hak ihlallerini dikkate almadığı kanaatindeysek o zaman zaten, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun içerisinde mahkûm ve tutuklu haklarının incelenmesine dair alt komisyonumuz söz konusu -bütün partilerin katılımıyla gerçekleştirilen alt komisyon sürekli cezaevi denetimleri gerçekleştiriyor- bu komisyon vasıtasıyla da bizim cezaevlerinde gerçekleştirildiği iddia edilen hak ihlallerini değerlendirmemiz mümkün.

Bu noktada, Meclis araştırması yapılması gerektiği kanaatinde değilim çünkü şu an olağan bir dönem yaşıyor olsaydık 8 yaşındaki Görkem Atalay sadece tankları çizgi filmlerde televizyonlardan görecekti. Ama bugün bizim arabası tankın altında ezildiği için hâlen hastanelerde kalan çocuklarımız var. Olağanüstü bir durum söz konusu ve bu olağanüstü hâlin bitmesinin tek çaresi bütün herkesin oy birliğiyle, hep beraber bir şekilde Türkiye’nin içinde bulunduğu bu zor durumdan beraberce çıkabilmesi.

Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Benli.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel’in sizden önce bir söz talebi var.

Sayın Özel, 60’ıncı maddeye göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, cezaevlerinde işkence olduğu iddialarının Ceza ve İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İnceleme Alt Komisyonu tarafından araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Sayın Benli’yi dinledik ama burada aslında söylenmesi gereken… Tabii, parlamenter olarak burada görev yapıyorlar ama Sayın Sarıhan’ın, Sayın Benli’nin, HDP’den Sayın Burcu Hanım’ın bugün Mecliste ne işleri var? Bütün Türkiye diyor ki: “Cezaevlerinde işkence var.” Bu sözün söylenmesi, gerçekleşmesi kadar kötüdür ve bu Meclisin, Cezaevi İnceleme Alt Komisyonu var. Şu anda sizin, buradan “Araştırma önergesini kabul edelim, etmeyelim.” tartışmasının tarafı olmak yerine, hepimiz adına cezaevlerinde bu duruma bakıyor ve 4 parti imzalı ortak raporları bu Meclise sunuyor olmanız lazım, bu yüzden de Meclisin İnsan Hakları Komisyonunun derhâl toplantıya çağrılması ve alt komisyonu gerekirse de güçlendirerek bir an önce yola düşmeniz lazım. Yapın ki 2016 yılında Türkiye Cumhuriyeti devleti böyle bir ithamla –ki çok kuvvetli şüpheler var- karşı karşıya kalmasın. Görev sizindir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben de 60’a göre yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, sizin de mikrofonunuzu açıyorum Sayın Danış Beştaş.

21.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, cezaevlerinde durumun çok vahim olduğuna ve OHAL’den dolayı işkencenin meşrulaştırılamayacağına, tutukluların haklarının göz ardı edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, sayın hatip doğrusu, bizim sözlerimize yanıt vermekten ziyade genel bir açıklama yaptı ama şunu söylemek istiyorum: Bizimkiler iddia değil, tek tek görüşmelerle, mektuplarla, avukatlar vasıtasıyla ispatlanan olgular. Bugün Meclis İnsan Hakları Komisyonu işkenceyi araştırmayacak da ne yapacak?

Şu anda cezaevlerinde yeni tutuklanan 2 bin-3 bin insan var ama 10 binlerce, başka suçlardan tutuklu ve hükümlüler var ve cezaevlerinde ağır işkence ve baskı var.

Biz, bugün bu araştırma komisyonunun kurulmasından iktidar partisinin çekinmesinden, doğrusu, iddialarımızı zımnen kabul ettikleri sonucunu doğuruyoruz ve her şeye bir mazeret bularak buna yanıt verilmesini de gerçekten kabul etmek mümkün değil.

Bizim söylediğimiz sözleri, şu anda yüz binlerce ailenin cezaevleri kapısında beklediği gerçeğini iktidar partisinin görmesini istiyoruz. Yani durum çok vahim cezaevlerinde. OHAL var diyerek biz işkenceyi meşrulaştıramayız, OHAL var diyerek cezaevlerindeki tutukluların haklarını göz ardı edemeyiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/7/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Ağustos 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir karar yeter sayısı talebi vardır, oylamada karar yeter sayısını arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.41

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1310) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 409) (x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde, Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 6’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi birinci bölüm üzerindeki söz taleplerini karşılayacağım.

Siyasi parti gruplarına önce söz vereceğim. Siyasi parti gruplarından ilk söz hakkı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Malum, bilindiği üzere, bu kanun teklifi genel itibarıyla bir “af” veya “yeniden yapılandırma” diyebileceğimiz hususları, maddeleri içeriyor. Birinci kısım daha çok bu maddelerle ilgili. İkinci kısım ise bizim geçen haftalarda da karşı çıktığımız ve -o tasarıdan çıkartılmıştı ama- tekrar gündeme getirilen, Türkiye’yi bir kara para cehennemi hâline getirecek bir maddenin olduğu kısımdır. Ben, tabii, o kısım üzerinde durmayacağım. Birinci kısımla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Az önce de ifade ettim, bu, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasını getiriyor. Bu kapsamda, hemen hemen, neredeyse bütün kamu alacakları var. Yani vergi, sosyal güvenlik primi, Gümrük Bakanlığının alacakları, onun dışında, belediyelerin, il özel idarelerinin alacakları, su parası alacakları filan şeklindeki bütün alacakları içeriyor. Bunun dışında, matrah artırımı imkânı getiriyor gelir ve kurumlar vergisinde ve katma değer vergisinde. Bunun anlamı şu: “Siz geriye doğru beş yıl değişik oranlarda matrahlarınızı artırırsanız, ben de size vergi dairesi olarak, Maliye Bakanlığı olarak hiçbir şekilde hesap sormayacağım.” şeklinde bir maddedir bu. Onun haricinde, işletme kayıtlarının düzeltilmesi hususlarını içeriyor.

BAŞKAN – Sayın Usta, bir saniye efendim…

Değerli milletvekilleri, sohbet etmek isteyen milletvekillerini ben dışarıya davet ediyorum. Bu uğultuyu lütfen sonlandıralım.

Buyurunuz, devam ediniz Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

AKP hükûmetleri döneminde 5 defa vergi ve sosyal güvenlik yapılandırılması, daha doğrusu, kamu alacaklarının yapılandırılmasına ilişkin yasa çıkmış, bu 6’ncısı. Bunun dışında da… Yani, bunlar çıkmış ama defalarca da uzatılmış. Biraz abartarak söylemek gerekirse, yani bu on dört yıl boyunca yeniden yapılandırma için müracaat etmeyeceğimiz süre hemen hemen yok gibi neredeyse. Yani bu kadar, böyle bir şey. Tabii, birazdan yapılandırmanın mahzurlarının neler olduğunu ifade etmeye çalışacağım dilimin döndüğü kadar. Yani, bu tabii, çok normal bir şey değil, bu olağanüstü bir şey ve olağanüstü kötü bir şey esas itibarıyla. Yani, bu kadar çok yapılandırmanın, “af” diyeceğimiz hususların olmaması lazım. Hele hele böyle on dört yıllık bir iktidardan sonra böyle bir yasayla Hükûmetin karşımıza çıkması anlaşılabilir bir şey değildir. Yani, bunun istisnai durumlarda olması lazım, olağanüstü durumlarda olacak bir şeydir. Yani, bu tabii, 15 Temmuzdan bağımsız şekilde zaten hazırlanmış bir şey olduğu için onu katmıyorum işin içerisine. Özellikle ekonomik anlamda bir ekonomik kriz mi var, ne var Türkiye’de? Hakikaten bu kadar mı sıkıştı ekonomi? Hele hele şu kara para maddesini de düşündüğümüzde… Yani “Türkiye’ye ne olursa olsun para gelsin -meşru, gayrimeşru- hiçbir şekilde hesap sormayacağız.” şeklinde maddelerin getirilmesiyle, demek ki aslında, bizimde gördüğümüzün -tabii, bizim, iktisadi hayata ilişkin ciddi eleştirilerimiz var ama- ötesinde risklerle ekonominin karşı karşıya olduğu anlamı buradan rahatlıkla çıkartılabilir. Yani, bunların böyle olup olmadığı hususunda da Hükûmet tarafından da herhangi bir açıklama gelmiyor işin doğrusu.

Şimdi, bir defa, af çıkartmak, en basit şekilde ifade edecek olursak, idare açısından bir acizliktir. Yani “Ben kamu alacaklarımı, alacaklarımı tahsil edemiyorum, şunun bir kolayını bulun.” şeklinde Meclise bir geliştir. Tabii, bunu kabul etmek mümkün değil.

Peki, neden sürekli af çıkartmak zorunda kalıyoruz, kalınıyor, ona bakmak lazım. Bir, vergi sistemimizde ciddi sorunlar var. Bunu zaman zaman ben bu kürsüden ifade ettim, vaktim kalırsa birazdan bunun detaylarına da gireceğim. Tabii, bu sistemdeki sorunları halletmediğimiz zaman sürekli aflarla hiçbir şeyi çözemiyoruz. Yani, mesela, afların temel amacı nedir? İşte, kamunun alacaklarını azaltmaktır ama bir önceki aftan sonra bakıyorsunuz, şimdiye geldiğimizde, enflasyon oranının çok çok üzerinde kamu alacaklarının hem vergi tarafında hem de prim tarafında arttığını görüyorsunuz. Dolayısıyla, aslında aflar hiçbir şeyi çözmüyor, hiçbir sorunu çözmüyor; tam tersine, sorunu daha da kronikleştiriyor.

Şimdi, neden af çıkartmak zorunda kalınıyor? Çünkü, idarenin kapasitesinde yetersizlik var. Hem veri açısından hem de analiz açısından idarenin kapasitesindeki yetersizlik Türkiye’yi affa veya yeniden yapılandırma yasalarına mecbur kılıyor bir anlamda.

Şimdi, diğer bir husus, af çıkartılmayacağına ilişkin bir siyasi irade yokluğu. Böyle bir irade olmadığı zaman, özellikle milletvekilleri de sahaya gittiğinde vatandaşlardan tabii talepler geliyor “Ya efendim, şu bizim vergi borçlarına bir kolaylık yapsanız.” diye. Ondan sonra milletvekilleri sahada söz vermeye başlıyorlar, zaten siyasi irade de… Şöyle bir siyasi irade de olmayınca, “Hiçbir şekilde Türkiye’de bundan sonra af yapılmayacaktır, yeniden yapılandırma olmayacaktır.” diyen bir siyasi irade de olmayınca hemen böyle beklenti oluşuyor ve af artık kaçınılmaz hâle geliyor. Bir önceki af yeni affın mutlaka habercisi oluyor. Yani her af yeni bir af beklentisi yaratıyor, bu çok enteresandır. Ve o esnadan itibaren, bir affı çıkarttığınızda “Tekrar af çıkartılacak.” beklentisi zaten sizin tahsilatlarınızı da azaltıyor ve af tekrar kaçınılmaz hâle geliyor. Cezaların caydırıcı olmaması, idarenin uygulamalarında adalet eksikliği de Türkiye’yi affa, yapılandırma yasalarına mecbur kılıyor.

Vergi sistemindeki temel sorunumuz nedir? Vergi sistemindeki temel sorun, bir defa, çokça ifade ediyoruz, doğrudan vergilerin sistem içerisinde yetersiz olmasıdır. Aslında, işin garibi, bu vergiler zaten azdır yani bunları kabaca gelir ve kurumlar vergisi olarak söyleyebiliriz, bu vergiler azdır ve affa da en fazla konu olan vergiler de bunlardır. Yani bunların zaten az olmasının bir nedeni de bunların sürekli af kapsamına alınmış olmasıdır. İnsan niye gelir vergisi ödesin, niye kurumlar vergisi ödesin; nasıl olsa birkaç yılda bir af çıkıyor. Bunun olması bu vergideki adaletsizliği olağanüstü şekilde artırıyor. Devlet işin kolayını bulmuş, belli kalemlerde tüketim üzerine yoğunlaşmış. Nedir? İşte, akaryakıttır, otomotivdir, beyaz eşyadır -ben, bir ara bunların hesabını yapmıştım- vergilerin yüzde 75’i Gelir İdaresinden bağımsız bir şekilde geliyor yani hiç olmazsa bir kişi koyun Gelir İdaresi olarak, biz bu vergilerin yüzde 75’ini zaten otomatik olarak topluyoruz. Kalan yüzde 25’i üzerinde de Gelir İdaresinin performansı ne kadardır, ona bakmak lazım. Dolayısıyla, kolayı bulunmuş, tüketim üzerine yüklenilmiş. Tabii, bizim gibi tüketimi yüksek olan ekonomilerde bu büyüklükler anlaşılabilir ancak tamamen artık bütün vergilerin tüketim üzerinden gelmesi… “Doğrudan vergi” dediğimizin de önemli bir kısmı, stopaj şeklinde alınan yani ücretliler üzerinden alınan vergilerdir. Onun dışında da kayıtlı olan KİT’lerden ve bir kısım bankalardan alınan vergilerle doğrudan vergileri halletmiş oluyoruz.

Uzun süredir söylüyoruz, Hükûmet de söyledi, niye bir rant vergisi hâlâ getirilemiyor? Bunun yokluğudur işte bizi affa götüren nedenler yani orada, bu devlet sudan vergi alırken, imar nedeniyle ciddi gelirler oluşuyor ve ciddi usulsüzlüklerin de kapısı açılıyor, oralardan hiçbir vergi alınmaması sistem açısından bizi affa iten nedenlerdir.

Tabii, Maliye Bakanlığı bizim köklü bir kuruluşumuzdur ancak şunu kabul etmek lazım: Ciddi veri eksiklikleri var ve ciddi analiz eksikliği var. Bunu düzeltmek lazım. Veriyi de paylaşmıyor. Biz, Maliye Bakanlığından Komisyonda zar zor bir tane tablo aldık, o tablonun sağlığıyla ilgili de Maliye Bakanımız da kendi endişelerini ifade etti. Dolayısıyla, siz verinizi açmadığınız sürece piyasaya, kamu kuruluşlarına, Meclise veri kalitesini iyileştiremiyorsunuz. Veri kalitesi düşük diye de açamıyorsunuz bu verileri, dolayısıyla birbirini besleyen bir durum. Analiz etme kapasitesini Maliye Bakanlığının mutlaka artırmamız lazım. Yani Türkiye'yi -bu kadar vergi alacağının doğması- bu kadar affa iten nedenler nelerdir bunların yıl yıl, sektör sektör ve mükellef türleri itibarıyla incelenip buna göre birtakım çözümler getirilmesi lazım. Yoksa bu af yasalarının çözüm getirmediğini az önce zaten ifade ettik. Dolayısıyla bilgimizi paylaşacağız. Verilerin şeffaf olması lazım. Yani kurumlardan, bununla ilgili analiz yapan kurumlardan bu bilgiler esirgeniyor, Meclisten esirgeniyor, bunu kabul etmek mümkün değil. Mesela önceki af…

Şimdi, bir af yasası çıkartıyoruz, yaptığımız bir kör dövüşüdür esasında, diğer af yasalarından nasıl bir performans elde edildi, ne kadar gelir topladık, buna ilişkin elimizde hiçbir bilgi yok. O bilgi olmadan tekrar şimdi yeni bir yasayı görüşüyoruz. Talep edilmesine rağmen, Komisyonda defalarca söylenmesine rağmen bu bilgi bize verilmemiştir arkadaşlar. İktidar grubunun da bundan haberi yok -önceki uygulamaların sonuçlarına ilişkin- bizim de bununla ilgili haberimiz yok.

Peki, “Buradan ne bekliyorsunuz?” diyorsunuz, bir kanun çıkartıyoruz öyle ya. Etki analizi diyoruz. Yani bırakın artık bunun rekabet gücü üzerindeki etkisini, bir kısım ekonomik göstergeler üzerindeki etkisini, “Ya, buradan gelir olarak ne bekliyorsunuz?” diye soruyorsunuz, Maliye Bakanımız bize cevap vermiyor. Yani şu yasadan ne kadar gelir beklendiğine ilişkin hiçbir bilgi elimizde yok. Dolayısıyla kayıt dışının yüksekliği diğer bir sorun. Kayıt dışıyla af yasaları birbirlerini besler mahiyette hususlardır, buraya çok fazla girme imkânım olmayacak.

Tabii, şimdi, artık iş kaçınılmaz hâle gelmiştir, artık bunun, bu yasanın çıkması gerekiyor –kara para kısmı için demiyorum, af kısmıyla ilgili olarak- ama esas olan hiçbir şekilde af çıkartılmamasıdır, mümkünse bunu da Anayasa'ya koymamız lazım, “Bir daha af çıkartmayacağız.” diye Hükûmetin bunu deklare etmesi lazım.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Birinci bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ahmet Yıldırım, Muş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, ülkemiz gerçekten zor süreçlerden geçiyor. 15 Temmuz darbe süreciyle birlikte biz bugün evet, 14 Temmuz gününe göre daha kötü durumdayız ama 15 Temmuzun açığa çıkarmış olduğu, 15 Temmuzda ülkeyi karanlığa sürüklemek isteyen güçlerin açığa çıkarmış oldukları bütün işleri maalesef, bugün siyasi iktidar yapmaya devam ediyor. Deyim yerindeyse, eğer darbe başarılı olmuş olsaydı Allah muhafaza, o darbecilerin bu ülkede yapmak istedikleri birçok şeyi bugün siyasi iktidar yapıyor ve öyle bir noktaya geldik ki “kanun hükmünde kararname” adı altında ucube bir düzenlemeyle toplumsal yaşamın, siyasal yaşamın, sosyal yaşamın, eğitim ve sağlık yaşamının büyük bir bölümü felç edilmiş durumda. Biz bunun, bu ülke atmosferinin bu buhranlı baskısı altında 409 sıra sayılı özellikle “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması” adı altında Kanun Teklifi’ni görüşüyoruz.

Ancak, ondan önce ifade etmeliyim ki, bugün altyapısı hazırlanmamış ve geniş toplumsal kesimleri maalesef mağdur eden, sosyal yaşamda mağdur eden, siyasal yaşamda, toplumsal yaşamda, eğitim ve sağlık yaşamında geniş toplumsal kesimleri mağdur eden düzenlemelerle karşı karşıyayız biz. Düşünün, özellikle Gülen Cemaati’ne yakın olarak eğitim alanında örgütlenmiş olan sendika kapatıldı ve bu sendikaya üye olanların işine son verildi. Şunu ifade edelim: Bir sendikaya üye olmak başlı başına bir insanı, bir eğitimciyi, bir sağlıkçıyı, bir memuru yalnız başına darbeci yapmaz. Hadi orada kaldı, bu Gülen Cemaati’ne yakın olan eğitimcilerin veya kamu personelinin özellikle kamu alanında örgütlendiği sendika kapatıldı ve personeller işten atıldı. Peki, 142 EĞİTİM-SEN üyesi, belki de kuruluşundan bugüne kadar Gülen Cemaati’nin devlette örgütlenme biçimine karşı mücadele etmiş olan sendikanın 142 üyesi kamudan atıldı ve 15 Temmuzdan sonra atıldı. Bunu darbeciler değil, sözüm ona darbeye hedef olana siyasi iktidar… Kaldı ki biz darbecilerin hedefinin sadece siyasi iktidar olmadığını, bütün 79 milyon insanın toplumsal yaşamı olduğunu bir bütün olarak kabul ediyoruz.

Bir diğer husus, KESK’e bağlı Sağlık Emekçileri Sendikasından 80 üyenin, 80 emekçinin işine son verildi. Bunların Gülen Cemaati ve darbecilerle nasıl bir ilişkisi var? Ve kanun hükmünde kararnameler eğer sadece Gülen Cemaati’ne bağlı kurumlar için çıkarılıyor, onları hedefliyorsa, bütün varoluşsal olarak Gülen Cemaati’yle kurulduğu günden bugüne kadar mücadele etmiş sendikaların veya ona üye olan devlet memurlarının nasıl bununla bağını kuruyor siyasi iktidar, anlamakta güçlük çekiyoruz.

Bu sebeple, 15 Temmuzdan beri, maalesef, ülkemiz bir anayasa devleti değildir artık, ülkemiz bir yasa devleti değildir, ülkemiz hukuk devleti zinhar değildir. Nedir? Ülkemiz ucube bir kanun hükmünde kararnameler devletine dönüştürülmüştür ve devlet yeniden dizayn ediliyor. İktidar buna karar veriyor ve muhalefet de maalesef, bilerek ya da bilmeyerek iktidarın bu yaptıklarını daha kolay yapabilmesinin zeminini hazırlıyor. Böyle bir realiteyle karşı karşıyayız.

Bir diğer husus, düşünün, sadece son iki günde, Muş’ta, seçim bölgemde, içinde çocukların olduğu, lise öğrencilerinin olduğu 20’ye yakın kişi gözaltına alınıyor.

Dün, abisini Suruç patlamasında kaybetmiş, Asel Devrim adındaki 15 yaşındaki kız çocuğumuz gözaltına alınmış. Darbeyle nasıl bir ilgisi olabilir veya nasıl bir suç ehliyetine sahiptir 15 yaşındaki çocuk? Avukatlar gidiyor, görüşemiyor. Avukat, beş gün bu kız çocuğuyla görüşemeyecek, otuz güne kadar da gözaltında kalabilir diye söyleniyor.

Evet, darbeyi önlüyoruz, işte, darbeyi böyle önlüyoruz. Biraz vicdan, hepimiz aile sahibiyiz, çocuk sahibiyiz. 15 yaşındaki bir kız çocuğunun, Allah aşkına, cezai ehliyetini bütün Genel Kurulun vicdanına ve takdirine sunuyorum.

Yine, Cumhuriyet Halk Partisine bağlı gençlik kollarından 30’u aşkın gencin gözaltına alındığını biliyoruz. Neyle alakalı? Darbeyle mi alakalı? Burada, özellikle siyasi iktidarın bu yaptıklarına bilerek ya da bilmeyerek zemin sunan ana muhalefet partisini de uyarayım; bu gözaltılar, hani, bizim deyimimizle daha “le le”dir, “lo lo”su var bunun. Çok daha ötesi gelecek, bugünleri arayacağız biz. Bu yönüyle, muhalefet partisini, bu kötü günlerde, kötü politikaların sahipleri olan siyasi iktidarı yapıcı bir politikayla ya da etkili bir muhalefetle daha doğru bir yere çekme, var olan darbe koşullarını ortadan kaldırma tavrını takınmaya davet ediyorum.

Bir diğer husus, özellikle sapla samanın birbirine karıştırıldığı. Değerli arkadaşlar, bakın, size bir örnek vereyim. Hani, darbecilere operasyon yayın dünyasına uzandı ya, basit bir örnek. Konya ilimizde 2 tane radyo, yayıncı kuruluş… Eski RTÜK üyesi olduğum için bilirim ben. Bir radyonun adı Radyo Cihan, diğer bir radyo ise Cihanbeyli merkezli kurulmuş bir şirketin yayın organı olduğu için Radyo Cihan’a karşılık Cihan Radyo. İkisi birden kapatılıyor. Diğerinin paralelle, darbecilerle hiçbir ilgisi yok, tam aksine, onlara muhalif çizgide yayın yapan bir yayın kuruluşu ama şu anda radyo kapatıldı, yöneticisi tutuklandı. Gelin, çıkın işin içinden. Dün Sayın Özel, Ahmetli Kaymakamıyla ilgili örnek verdi. O sadece bir örnek. Bunun gibi, ilgisi olmadığı hâlde mağdur olan, gerçekten sayısız farklı sektörde çalışma ve iş yürüten insanlar mağdur edilmektedir.

Şunu ifade edeyim: Siyasi iktidarın bir an önce, bu darbeye sebep olan koşulları, on dört yıldır iktidarda olmaktan kaynaklı olarak kendisinin hazırlaması, durumunu bilince çıkarıp bir nedamet getirmesi gerekiyor. Yani bir pişmanlık… Bunun bir özrü var, bu toplumsal kesimlere dönük siyasi iktidarın bir özür borcu var.

Yine, ifade edeyim: “Allah bizi affetsin.” gibi şeylerle olmaz bu işler. Öncelikle, Allah, bu işe zemin hazırlayan siyasi iktidarı affeder mi, etmez mi bilmiyorum ama Allah kendisine karşı işlenmiş günahlara karşı affedicidir. Peki, kul hakkı yiyorsunuz, az önce örneklerini verdim, kul hakkını nasıl affedecek? Buyurun, intihar edenlerden, tutuklananlardan, 15 yaşında, bir parça kız çocuğunun gözaltına alınmasından, belki de bir ay boyunca gözaltında kalması üzerinden bu kul hakkı nasıl affedilecek?

Değerli arkadaşlar, maalesef, şu anda Türkiye Cumhuriyeti devletinde hiyerarşik bir devlet yapısı da yok, müesses nizam da yitirilmiştir. Ya değilse? İnanın şu yasa maddesi üzerine Komisyondan beri yaptığımız çalışmalardan ötürü söylenebilecek çok şey var ama ülkenin o kadar can yakıcı sorunuyla karşı karşıyayız ki bunlar çok tali kalıyor. Ya değilse? Artık siyasi iktidarın… Sadece benim son iki yasama dönemimde, özellikle 26’ncı Dönemde iki hükûmet gördük, iki hükûmette de söylemekten artık dilimizde tüy bitti maalesef: Zengini affeden, ona esneklik getiren, ona vergilerde muafiyet getiren düzenlemelerden bir an önce vazgeçilmesini diliyoruz. Çünkü özellikle bu kanun teklifinde… Neredeyse zaten AKP iktidarı döneminde her üç dört yılda bir vergi affı veya varlık barışı getirilmektedir. Ama bunun daha beteri var, işte, söyledik: 2012 yılında Cengiz Holdingin hiç yasaya, vergi affına, vesaireye gerek kalmaksızın Gelir İdaresi Başkanlığının Merkezî Uzlaşma Komisyonu tarafından, hiç Meclis, yasama organı bilgilendirilmeden bir kalemde, neredeyse eski deyimle yarım katrilyonluk borcunun silindiğini biliyoruz.

Bir diğer husus: Eğer yapılacaksa servet vergisi gibi vergilendirmelerle üst sınıftan daha fazla vergi alan, dar gelirlinin ise vergisini daha daha azaltan düzenlemelere ihtiyacımız olduğunu, bunun da Anayasa’nın amir hükmü olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bakın, Anayasa 73 çok açık söylüyor: “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” Anayasa’nın amir hükmü. Şimdi, asgari ücretli hâlâ gelir vergisi veriyor ya, Allah aşkına! Hepimiz iyi biliyoruz, “asgari ücret” demek en alt limitten yaşam geçimini sağlayabilmek demektir. Asgari ücretin bugün artırılmış 1.300 TL’lik meblağı 4 kişilik ailenin hem yoksulluk sınırının altındadır hem açlık sınırının altındadır. Biz hâlâ kalkmış, maalesef, gelir düzeyi yüksek olanların vergi aflarıyla ilgili düzenlemeler yapıyoruz. Umarız bunları tezelden el birliğiyle giderir, daha sosyal…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) - …daha müreffeh, daha hukuk anlayışını içerlemiş olan bir devlet özlemini gerçekleştirmiş oluruz.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Selin Sayek Böke, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Sayek Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün vergi affı ve varlık barışı konuşuyoruz bir kez daha. Hazineye kaynak sağlamak, ekonomik krizleri aşmak veya yeni bir sayfa açmak gibi nedenlerle vergi affı benzeri uygulamalar ülkemizde sık sık başvurulan bir yöntem. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Sadece AKP Hükûmetleri döneminde, on dört yıllık bir süre içerisinde, 4 ayrı af kanunu çıkarıldı. Şimdi bu getirilen 5’inci af kanunu.

Türkiye’de bir vergi reformuna ihtiyaç olduğu aşikâr, vatandaşın ödeyemediği vergi yükünden kurtarılması için devletin elini uzatmasına ihtiyaç olduğu çok açık ancak akla ilk gelen çözüm af olmamalı. Her şeyden önce ekonomide en temel ihtiyacın vatandaşımızın vergi yükümlülüğünü ödeyebilme kapasitesini artıracak bir ekonomi reformu olduğu asla unutulmamalı. Veriler de bunu çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Bakın, vergi affı kapsamına giren katma değer vergisi aslı miktarı 34,8 milyar Türk lirası. Bir başka deyişle, vatandaş alışverişini yapmış, alışverişini yaparken katma değer vergisini ödemiş ancak esnaf, vatandaştan almış olduğu bu emanet katma değer vergisini devlete teslim edebilecek nakde ve ekonomik imkâna sahip değil. Yani, ödenemiyor olan, esnafın emanetinde kalmış olan 34,8 milyar liralık katma değer vergisi var. Çözüm çok açık: Afla değil, iyi bir ekonomi yönetimiyle esnafa gelir yaratılmalı ve esnafın ödeyebilme kapasitesi mutlaka artırılmalı.

Değerli arkadaşlar, af kanunlarının hedefleri arasında mükelleflerin zor ekonomik koşullarını toparlamaları, geçmişlerini temizlemeleri ve vergi anlamında devletle barışmaları var. Peki, sürekli karşımıza çıkan ve artık neredeyse rutin bir yönteme dönüştürülen vergi afları gerçekten bu hedefe ulaşıyor mu? Hakikaten mükellefler bu aflardan sonra düzenli vergi verebilir hâle geliyorlar mı? Türkiye'nin vergi gelirleri artıyor mu, yoksa “Nasıl olsa af çıkacak, ödemesek de olur.” beklentisiyle vergi ödeme davranışlarında ciddi bir bozulma mı gözüküyor? Vergi aflarını ele alırken eğer işimizi ciddiye alıyorsak ilk soruyor olmamız gereken soru bu. Yanıt çok açık bir biçimde belli. Bugüne kadarki deneyimlerimiz vergi affının kısa vadede vergi toplamayı öngördüğü hâlde bu vergiyi toplayamadığını, hatta uzun dönemde de vergi gelirlerinde de ciddi kayıplara yol açtığını gösteriyor. Mesela, 2003, eski parayla af kapsamına 7,9 katrilyon liralık bir değer giriyordu. Bu meblağın ancak yüzde 60’ı yani 4 katrilyon 715 milyar lirası tahsil edilebildi. Üstelik af beklentisi yerleştiği için de davranış biçimleri bozuldu ve uzun vadede de etkisi olumsuz oldu.

Uzun lafın kısası, bu aflarla vergi gelirleri azalıyor hem de aflarla beklenen tahsilat asla yapılamıyor. Daha iki yıl önce, 2014 affında 67 milyar vergi borcu, 32 milyar SGK primi borcu af kapsamına alındı. Eğer af kapsamına alınan bu borçlarla af başarıya ulaşmış olsaydı bugün yeniden affedilmesi gereken yeni borçlar karşımızda durmuyor oluyordu. Ancak bugünkü rakamlara bakıyoruz çok daha yüksek bir af ihtiyacı ortaya çıkmış. Vergi borcunda 90,7 milyar liralık, SGK prim borcunda da 67 milyar liraya ulaşmış bir kamu alacağı var. Kamu alacağı tahsil edilemiyor.

Bu rakamların dışında bir de vergisini zamanında ve tam ödemiş olan milyonlarca da vatandaşımız var ve onlar sayesinde vergi toplayabilmiş olan bir devlet var. Şimdi, gelin, kendinizi bu vatandaşlarımızın yerine bir koyun, biliyorum zor ama vergisini zamanında, dürüstçe ödemiş vatandaşlarımız. Alın teriyle kazanç elde etmişler, kendilerine hizmet sağlamasını bekledikleri sosyal devlete gönülden, bir zorunluluk olduğu için değil ama bir hizmet alabilmek beklentisiyle vergilerini ödemişler. Sonra bir gün devlet vergisini ödemeyen komşusunu affetmiş, yine ertesi gün yutkunmuş ve vergisini ödemiş olan vatandaş bir kez daha afla karşılaştığında üçüncü sefer “Ben de enayi değilim.” der ve vergi ödemeyi bırakır. İstisna olan vergi afları eğer kural hâline gelirse, istisnalar kaide olursa kimse kurallara uymaz. Affı kural hâline getirmek, vergisini tam ve zamanında ödeyen kasabı, bakkalı, esnafı, KOBİ’yi ve iş dünyasını cezalandırmak demektir. Affı kural hâline getirmek, ülkeyi yönetmekten vazgeçmek demektir; kuralsızlığı, kayırmacılığı eskiden olduğu gibi yarının da gerçeği hâline getirmek demektir. Bu sorunlar afla çözülmez. Vergisini tam ve zamanında ödeyenlere bir ödül vererek ancak vergiye gönüllü uyum sağlanabilir. İşte, biz bu yüzden, ödenen vergi ve sigorta primi karşılığında KOBİ ve esnafımıza sıfır faizli kredi imkânı verilmesini çok çok çok önemsiyoruz.

Değerli arkadaşlar, vergi rejiminin yapısal sorunları olduğu kuşkusuz, bunun çözümü bir af değil; adil, etkin bir vergi toplama mekanizmasının hiç vakit kaybetmeden bütüncül bir ekonomik program içerisinde yarın ele alınması gerekiyor. Ancak, iktidar maalesef bataklığı kurutmak yerine sineklerle uğraşmayı tercih ediyor. Bu aflar ancak sinek vızıltısını keser. Yasalara uyan, vergisini ödeyen vatandaş cezalandırılıyor ve böylece yasaya uymamak ve cezai durumlardan kaçmak özendiriliyor. Kuralların hiçe sayıldığı bir Türkiye yine ve yeniden inşa ediliyor ve ne yazık ki bu on dört yıllık yönetim anlayışının değişmediğini de çok somut bir şekilde önümüze koyuyor. Güvene en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde Türkiye ekonomisine güveni yerle bir edecek bu sorumsuzluğun yapılıyor olmasını da biz asla kabul edemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, söz konusu kanun teklifinde hatalı ve eksik olan vergi aflarıyla sınırlı değil, aynı zamanda çok tehlikeli olan ve bizim önerilerimizle bu tehlikesi biraz da olsa bertaraf edilmiş olan bir varlık barışı düzenlemesi var. Bu maddenin endişe yaratan tarafı, Türkiye’yi kara para aklama cenneti yapma olasılığıdır. Komisyondan geçen maddeyle ilgili endişelerimizi dile getirmiştik, gemiler ve yatların dâhiliyetine dair soru işaretlerimizi ifade etmiştik, üçüncü şahıslar üzerinden para getirilmesinin terör ve rüşvet bağlantısına dair yaratacağı endişeyi ve bunun uluslararası zeminde Türkiye’ye kaybettireceklerini somut bir şekilde ortaya koymuştuk ve gelen paranın herhangi bir inceleme ve soruşturmaya tabi tutulmayacak olmasının Türkiye için nasıl bir risk olduğunun altını çizmiştik. Şimdi, deniyor ki: “Genel Kurulda Komisyon tarafından dile getirilmiş olan bu endişeler yeni bir düzenlemeyle bertaraf edilecekler.” Anlıyoruz ki eleştirilerimiz sonucunda gemiler ve yatlar yeni kanunda olmayacak, üçüncü şahıslar üzerinden para getirilmesi artık bu kanun maddesinde yer almayacak, suç gelirlerinin araştırılması ve incelenmesi gibi hususlarda da yetki Maliye Bakanlığında olacak. Bu düzeltmeler olumludur ancak oldukça yetersizdir. Şimdi, farz edelim ki FET֒yle mücadele ettiğiniz bu dönemde FETÖ mensubu bir terörist iki bavulla İstanbul’a geldi, içinde dolarlar dolu. Bu paranın akıbetini sorabilecek misiniz? Maliye Bakanlığının değiştirilecek olan maddede kendisine bırakılan bu önemli sorumluluğu yerine getirmesini bekliyoruz ve çok sıkı takipçisi olacağız.

Bu kanunda hâlâ düzeltilmemiş olan ve insana dair hikâyeler barındıran birçok olumsuzluk da devam ediyor. Gelin, bu gelişmeleri sizinle paylaşayım: Hakan; 24 yaşında, çökmüş olan turizm sektöründe her gün “Yarın işimi kaybeder miyim?” endişesiyle yaşıyor ve kazandığı asgari ücretten 347 lirayı devlete gelir vergisi olarak ödüyor. Hakan’ın ablası Suna; 28 yaşında, girişimci, kendi için ve Türkiye için bir hayali var, her kazandığı 5 liranın 1 lirasını devlete vergi olarak ödüyor. Onların yeğeni Samet; öğrenci, “Sınav soruları çalınır, yine hakkım yenir mi?” endişesiyle sınava bile çalışamıyor ama o sınav için kitap kırtasiye aldığında KDV’sini ödüyor. Samet’in annesi; emekli, TRT payı ve katkı payının altında ezildiği elektrik faturasını her gün ödüyor ama milyonlar bu kapılardan geçecek ve onlar 1 lira bile Türk lirası vergi ödemeyecekler. Onların karşısında başka bir hikâye var, alın teri yok, zar zor ödenen elektrik faturaları yok, güvenlik korkusu yok, temiz kazanç yok, vergi yükümlülüğü yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Bu yasada Hasan yok, Suna yok, Samet yok, Türkan yok; varsa yoksa yeni yandaşlar var. Gelin, Türkiye’yi düşünüyorsanız bu yasadan vazgeçin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sayek Böke.

Birinci bölüm üzerinde siyasi parti grupları adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, şahsı adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Şahsı adına Utku Çakırözer, Eskişehir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sizleri ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gazi Meclisimizi de hedefine alan kanlı darbe girişimini bir kez daha lanetliyor, demokrasimizin korunması için hayatlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyorum. İnsanımıza, yüce Meclisimize ve diğer anayasal kurumlarımıza bomba ve kurşun yağdıran darbeci teröristler ve onların destekçilerinin hukuk çerçevesinde en ağır cezaya çarptırılması gerektiğine inanıyorum.

Öte yandan, güneydoğuda da terör bitmiyor. PKK saldırılarında şehit olan güvenlik görevlilerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, darbeyle hesaplaşma sürecinde askerî ve sivil bürokraside çok sayıda görevden almalar yaşanmakta. Bunların arasında darbeyle ya da cemaatçi yapılanmayla uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerin olduğu bilgileri sizlere olduğu gibi bizlere de iletilmekte. Kurunun yanında yaşın da yanması olarak ifade edeceğimiz bir durum var ortada. Toplumumuzun her kesiminde endişe ve rahatsızlık yaratan bu uygulamalar aslında darbecilerle mücadeleye de gölge düşürmekte.

Bakın, KESK’in yaptığı açıklamaya göre, tüm yurtta 300’e yakın KESK üyesi açığa alındı. Daha dün İstanbul Devlet Tiyatrolarında sanatçılar açığa alındı. Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklama dalgası sürüyor. Bu sürecin, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikasının yaptığı ortak çağrı doğrultusunda, yeni hak ihlallerine, basın ve ifade özgürlüğü açısından yeni kırılmalara yol açmaması gerekmektedir. Hepimizin ortak dileği, darbenin sorumlularından hesap sorma sürecinin hukuk devleti ilkesi ışığında ve yakın geçmişte örneklerini sıkça yaşadığımız yeni mağduriyetler yaratılmadan yürütülmesidir.

Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki kanun teklifi aslında bir af düzenlemesidir; bu, 6’ncısıdır. İki yılda bir af çıkarmaktayız. Bu teklif on dört yıllık AKP iktidarı döneminde vergi adaletinin sağlanmasında başarısız olunduğunun, ülkemizin ekonomik açıdan da iyi yönetilemediğinin en önemli kanıtıdır. Toplumun büyük kesimlerinin, esnafımızın, tüccarımızın, çiftçimizin, emeklimizin, emekçimizin, milyonlarca vatandaşımızın vergisini, primini ve diğer borçlarını ödeyemez hâle geldiğinin kanıtıdır.

Bakın, arkadaşlarım, bugün emeklilerimizin maaşları çok düşük, zor geçinmekteler. Emekliler arasındaki eşitsizliği gidermeliyiz. Özellikle bekledikleri ve hâlâ ödenmeyen banka promosyonlarının ödenmesini sağlamalıyız. Benzer biçimde, 1.300 lira asgari ücretle çalışan milyonlarca emekçi kardeşimiz var, ekim ayında vergi dilimine girecekleri için maaşları düşecek. Bizim bir an önce bunu düzeltmemiz lazım, taşeron işçileri kadroya almamız lazım. Kısacası, biz işçilerimiz, çiftçilerimiz, emeklilerimiz ve tüm dürüst vergi ödeyenler lehine bir an önce düzenlemeler yapılmasını istiyoruz. Bu konuda atılacak her düzenlemeye “evet” diyeceğimizi de peşinen söylüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, her vergi affı aynı zamanda vergisini tam ve zamanında ödeyen, devletine inanan ve güvenen dürüst mükellefler bakımından haksızlık, adaletsizlik yaratmaktadır. En temel görevi adaleti sağlamak olan devlet kendi eliyle adaletsizlik yaratmakta, dürüst olmayan vatandaşları korumakta, dürüst mükellefleri ise cezalandırmaktadır. Biz işte bu nedenlerle bu adaletsizliğin bir nebze olsun ortadan kaldırılması için vergi ödevlerini süresinde yerine getirmiş mükellefler için indirim ve teşvik mekanizması getirilmesini Komisyon sırasında önerdik ancak iktidar partisi tarafından uygun bulunmadı. Umarız, başta iktidar partisi olmak üzere tüm partilerimiz bu çağrımıza kulak verirler, dürüst mükelleflerimizi biraz olsun mükâfatlandırabiliriz.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifinin 7’nci maddesinin ülkemizin kara para aklamaya ve terörizmin finansmanıyla mücadele sistemini işlevsiz hâle getireceğine ilişkin kaygılarımızı hem Komisyonda hem de Genel Kurulda ifade etmiştik. Biz ülkemizin yatırım ihtiyacının, sermaye ihtiyacının farkındayız, bunun için gerekli düzenlemelere varız. Eğer gerçek bir varlık barışı olacaksa, bunun geçmişte olduğu gibi kontrol ve sorgulama mekanizmalarını içerecek biçimde olması gerektiğini hep vurguladık, MASAK’ın elinin kolunun bağlanmaması gerektiğini söyledik. Bu görüş ve tavsiyelerimiz doğrultusunda, Hükûmetin ülkemizi uluslararası arenada zor durumda bırakacak bazı önemli hükümleri ayıklamış olduğunu duyuyoruz. Ancak, kanunun bugün düzeltilecek hâlinin şüpheli işlem bildirimlerinin araştırma, inceleme, soruşturma ve kovuşturmasını engellemeyecek biçimde uygulanması son derece önemlidir. Kanunun yürürlüğe girdikten sonra, bu maddenin altını çizdiğimiz ilkeler çerçevesinde uygulanmasının sonuna kadar takipçisi olacağız. Hükûmetin de bu konuya en üst düzey dikkati göstermesi gerektiğini vurgulamak isterim. Eğer buna dikkat edilmezse uluslararası mali sistemden dışlanabiliriz, geçmişte İran’a uygulanan nitelikte finansal yaptırımlara maruz kalabiliriz, dünyayla finansal bağlarımız kopabilir. Bu da zaten kırılgan olan ekonomimiz ve sonuçta halkımız açısından tam bir felaket anlamına gelecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakırözer.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmeti tarafından “paralel devlet yapılanması” adı altında bütün toplumsal kesimlere yöneltilmiş olan gözaltı ve tutuklama furyasını kınadığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Paralel devlet yapılanması” adı altında bütün toplumsal kesimlere AKP Hükûmeti tarafından yöneltilmiş olan gözaltı ve tutuklama furyasını kınadığımızı ifade etmek istiyorum. AKP, bunu fırsat bilerek bütün toplumsal kesimleri sindirmenin planlarını yapıyor. Sadece partimize yönelik son bir hafta içerisinde yüzlerce çalışan arkadaşımız gözaltına alınmıştır ya da tutuklanmıştır. Erzurum Karayazı’da 67 parti çalışanı arkadaşımız hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alınmış ve hâlâ avukatlarıyla bile görüştürülmemiştir. Diyarbakır’da yasal izinli bir mitingden sonra yaşları 12, 13 olan 11 çocuk gözaltına alınmıştır. Dicle ilçesi başta olmak üzere birçok ilçede eş başkanlarımızın ve siyasetçilerimizin olduğu gözaltı ve tutuklama furyası âdeta bir terör dalgası şekline getirilmiştir. Şimdi, bugün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hemen toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz, açıyorum mikrofonunuzu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bugün aldığımız haberlere göre Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kollarına mensup 30’un üzerinde gencin de değişik illerde gözaltına alındığını büyük bir kaygı ve endişeyle takip ediyoruz. Özellikle, Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP’li yetkililerin Cumhurbaşkanı ve Başbakanla birlik fotoğrafları çektirdiği, milliyetçi gülücükler dağıttığı, ortak miting planlamaları yaptığı bir dönemde CHP Gençlik Kolları üyelerinin de gözaltına alınmaları önümüzdeki tehlikenin ne kadar büyük olduğunu göstermesi açısından bütün topluma önemli bir uyarı vermiştir; kınıyorum, sürecin takipçisi olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Baluken’in gençlik kolları üyelerimizin tutuklanmasına ilişkin kaygılarını ifade etmesini ne kadar memnuniyetle karşıladığımızı söylememe gerek yok. Bu durum biraz şuna benziyor: Halkların Demokratik Partisinin Adalet ve Kalkınma Partisiyle yürüttükleri barış süreci ortamında birlikte Türkiye’ye gülücükler saçarlarken KCK operasyonlarıyla Kürt siyasi hareketinin mensupları içeri alınırken durum ne kadar ironiktiyse ve kendileri o konuda ne hissettilerse bizim de benzer bir şey hissettiğimizi ifade etmem gerekiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Özel’in değerlendirmesi bir sataşmaya yol açmıştır.

BAŞKAN – Sayın Baluken, siz bir şey söylediniz oturduğunuz yerden, Sayın Özel de oturduğu yerden aynı çerçevede bir cevap verdi efendim. Karşılıklı, birbirine denk gelen konuşmalar yaptınız. Bunu daha ileriye, sataşmaya taşıyacak bir durum yok Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanaklara geçmesi açısından ifade edeyim: Bizim çözüm süreci kapsamında yürütmüş olduğumuz çalışmalarla ilgili veremeyeceğimiz hiçbir hesap yoktur. O çalışmalar yürütülürken Türkiye’de akan kan durmuştur, barış umudu büyümüştür, demokratikleşme ve barış adına toplumsal desteğin arttığı dönemlere tekabül etmiştir. O dönemde AKP’nin yapmış olduğu bütün yanlış uygulamalara, KCK operasyonları dâhil olmak üzere, alanlarda, sokaklarda, Mecliste, Parlamentoda en etkin, dişe diş mücadeleyi de biz ortaya koymuşuz ve sayısız bedel ödemişiz. Partimizin özellikle KCK operasyonlarına yönelik yaptığı bütün etkinliklerde vermiş olduğu bedeller, ortaya koymuş olduğu şehitler vardır. Dolayısıyla, Sayın Özel’in bu kıyaslamayı yapması hiçbir şekilde denk düşmüyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …ben de tutanaklara geçmesi açısından şunu ifade edeyim: Gençlik kollarımızdan Isparta’da, Gaziantep’te, farklı illerdeki arkadaşlarımıza gözaltı uygulamalarına milletvekillerimiz ve Cumhuriyet Halk Partisinin yereldeki siyasi örgütleri en sert tepkileri ortaya koymakta. Genel Başkanımız salı günü yaptığı grup konuşmasında bu konuda tavrını çok net ortaya koymuş olup ben de bugün grubumuz adına yapmış olduğum basın toplantısında karıncanın kardeşi olduğunu, bu gençlerin 1 milyon kişilik bir ailenin mensubu olduklarını, kimseye ezdirtmeyeceğimizi, bunun hesabını soracağımızı çok net ifade etmişizdir.

Cumhuriyet Halk Partisi, bu süreçte darbe ve darbecilere karşı tüm partilerin birlikte olduğu bir zeminde verilecek mücadeleyi Türkiye'nin geleceği açısından önemli gördüğü için, ortaya koymuş olduğu yapıcı anlayışın hiçbir çevre tarafından istismar edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1310) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 409) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde siyasi parti grupları ve şahıslar adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım.

Soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şimdi size bir mesaj okuyacağım, diyor ki mesaj: “2016/18 sayılı Genelge’yle gazi ve şehit aileleri için düzenlenen 15 Temmuz Dayanışma Kampanyası kapsamında personellerimizce yapılan yardımların genelgede belirtilen hesap numaralarına yatırılması ve banka dekontlarının birer örneğinin 17 Ağustos 2016 tarihine kadar insan kaynakları birimlerine teslim edilmesi gerekmektedir.” Bunu da söyleyen Kamu Hastaneleri Birliği. Şimdi, bu ne anlama geliyor Allah aşkına? Yani devletimizin yardım yapmaya gücü yok mu? Hadi vatandaşlarımız yapsın, başüstüne, güzel, kendi rızalarıyla yapsınlar, niye bunları fişliyorsunuz, niye bunlardan yardım yaptıklarına dair bir belge istiyorsunuz? Bunun doğru olmadığını düşünüyoruz, derhâl müdahale edilmesini gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ben dünkü sorumu tekrarlayacağım.

Kanun teklifinin “Kesinleşmiş alacaklar” başlıklı 2’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendinde, aslı bu kanunun yayımlandığı tarihten önce ödenmiş olanlar dâhil olmak üzere asla bağlı olarak kesilen vergi cezalarının ve bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçildiği hükmüne yer verilmektedir. Mezkûr maddenin (2)’nci fıkrasının (a) bendinde ise, yine gümrük vergileri açısından benzer düzenlemeye yer verilmiştir. Söz konusu maddede yer verilen ve “vergi aslının ödenmiş olması” ifadesinin uzlaşma aşamasında ortadan kaldırılan vergi asıllarını da, örneğin vergi aslının tamamının uzlaşmada silinmiş olması, asla bağlı para cezasında ise uzlaşma sağlanmış olması hâlini kapsayıp kapsamadığının, bir diğer ifadeyle uzlaşma sonrası ortadan kalkan vergi aslının bu madde kapsamında ödenmiş sayılıp sayılmayacağının açıklanmasını istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Akkaya…

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Bakan, dün de söylemiştim siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz diye çünkü on dört yıllık iktidarınızda beceriksizliğiniz nedeniyle gelir dağılımındaki adaletsizlikler artarak sürüyor. Sayın Bakan, çözüm vergi aflarıyla değil, vergide adaleti sağlamakla ancak olur. Onun yolu da emekçilerin üzerindeki vergi yükünü azaltmak olmalıdır. Asgari ücretin üzerindeki vergi yükü de dâhil olmak üzere bu yönde bir çalışmanız var mı?

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, Birleşmiş Milletler verilerine göre kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 2 milyon 715 bin 789’dur. Türkiye’de bulunan Suriyelilerin 1 milyon 420 bini çocuktur. Başbakan Yardımcısı Suriyeli mülteci sayısını 2 milyon 733 bin 784 olarak açıklamıştır. 26 geçici barınma merkezinde kalan Suriyeli sayısı ise 282.815 olarak açıklanmıştır. İnsan Hakları İzleme Komitesi verilerine göre Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilerin 708 bini okul çağındaki çocuklardan oluşmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre ise 2014-2015 eğitim yılında bu çocukların yalnız 212 bini ilk ve ortaöğretim için devlet okuluna kaydolmuştur. Geçici sığınmacı statüsündeki Suriyeli misafirlerimiz için 2014-2015 yıllarında yapılan toplam harcama ne kadardır? Bu bağlamda, bu yıl sonuna kadar yapılması düşünülen harcama ne kadardır? Suriyeli mültecilerin dışında ülkemizde diğer mülteciler için yapılan yıllık harcama tutarı ne kadardır?

BAŞKAN – Sayın Usta...

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana çeşitli vesilelerle bu rakam ihtiyacımızı söylüyorum, bir de buradan deneyeceğim, belki alma imkânımız olur.

Sayın Bakan, bu yeni yasadan beklediğiniz vergi ve prim geliri ne kadardır? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: 2000 yılından itibaren yıllık olarak ve vergi türleri itibarıyla vergi aslı ve ferî ayrımında vergi alacağının miktarı ne kadardır?

Üçüncü sorum: AKP Hükûmetleri döneminde vergi yapılandırmaları nedeniyle tahsil edilen vergi miktarı ne kadardır? Bu yine vergi türleri ve yıllar itibarıyla verilirse memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Parsak...

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana sorum: İki gün önce çıkarılmış olan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesiyle birlikte askerî okulların kapatılması çerçevesinde bu yönde bugün özellikle bize çok fazla, yoğun bir şekilde talep ve şikâyet var. Bu olağanüstü hâlin bir gereği olarak bu çerçevede bir çalışma neticesinde bu yapıldı fakat bu noktada şu ayrımın yapılmasında fayda var: Burada FETÖ/PDY kapsamında, bunlarla bağlantılı öğrenci, vesaire hangi kapsamda kim suçluysa suçunun cezasını mutlaka adaletli bir şekilde çekmeli ama bunlarla hiç alakası olmayan, fakir, gariban, hatta milliyetçi, vatansever Anadolu çocukları, gençleri var. Dolayısıyla, özellikle bu kararnameden sonra da bunlardan da çok fazla, yoğun, haklı şikâyet de çıktı. Bunların ayırt edilebilmesi, bunlar arasında bu adaletsizliği gidermeye yönelik olarak Hükûmet tarafından önümüzdeki günlerde çıkarılabilecek bir kanun hükmünde kararnameye ilişkin bir çalışma var mıdır Sayın Bakan?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

Şimdi, cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Atıcı kendisine gelen bir mesajı bizlerle paylaştı, Kamu Hastaneleri Kurumuyla ilişkili bir mesaj. Ben Sayın Bakanımızla müsaade ederseniz görüşeceğim konuyu. Bilgim olan bir konu değil ama ancak hiçbir şekilde gönüllü bir davranışın, bir bağışın bir şekilde farklı bir yöntemle kişilere evrakının ibraz edilmesi şeklinde bir yazışmanın doğru olmadığını prensip olarak ifade etmem gerekir ama Sayın Bakanımızla bu konuyu da… Gerçekten nedir konu anlamak gerekiyor, belki yanlış bir anlama da olabilir.

Sayın Karabıyık bu Yeniden Yapılandırma Kanun Teklifi’miz içerisinde özellikle vergi aslına bağlı olarak kesilen cezalara ilişkin bir soru sordular. Ben metni inceledim, metinde böyle bir durumda uygulamanın nasıl yapılacağı açık bir şekilde ifade edilmiş.

Sayın Akkaya “Vergi yükünü aşağıya çekecek misiniz?” şeklinde bir soru sordu. Öncelikle şunu ifade etmem gerekiyor ki: AK PARTİ hükûmetleri döneminde öncelikle gelir vergisi, sonra kurumlar vergisi ve çok sayıda da katma değer vergisinde vergi yükünü aşağı çeken, vergi oranlarını aşağı çeken düzenlemeler yaptık. Özellikle, asgari ücretliler üzerindeki vergi yükünü aşağı getirebilmek için asgari geçim indirimi uygulamasını getirdik. Sağlıkta, eğitimde, temel gıda maddelerinde ve özellikle toplumun geniş kesimlerince kullanılan temel malların bir kısmında da önemli ölçüde katma değer vergisi indirimleri yaptık. En son biliyorsunuz, çiftçilerimize yönelik olarak gübrede ve yemde katma değer vergisi indirimi yaptığımızı da ifade etmem gerekir. Vergi yükü bakımından Türkiye’ye uluslararası karşılaştırmalar ölçeğinde bakıldığında, vergi yükü sıralamasında ortalarda yer almaktadır. Tabii ki, özellikle dolaysız vergiler bakımından bizim mutlaka yapmamız gereken çalışmalar var, onu da hep beraber inşallah birlikte yapacağız.

Sayın Gürer Suriyeli misafirlerimizle ilgili olarak yapılan harcamalara ilişkin birtakım bilgiler istediler, müsaade ederseniz o konuda da arkadaşlarıma söyledim, AFAD’dan gerekli bilgileri aldıktan sonra sonraki sorular sırasında bu bilgileri sizlerle paylaşırım.

Sayın Usta “Vergi ve prim geliri olarak ne kadar hedefliyorsunuz?” şeklinde bir soru sordular. Açık söylemek gerekirse, farklı varsayımlar altında bir gelir beklentisi ifade edilebilir fakat daha uygulama başlamadan benim Maliye Bakanı olarak “Şu kadarlık bir gelir bekliyoruz.” demem doğru olmaz, öyle bir yaklaşımı eski bir teknokrat olarak çok doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Burada vatandaşlarımız bu kanun çerçevesinde kendi tercihlerinde bulunmak suretiyle bu kanun hükümlerinden yararlanacaklar.

Şu anda vergi aslı olarak Sayın Usta, 90,7 milyar lira, bu yeniden yapılandırma kanunu çerçevesinde kapsama dâhil olacak. Gecikme zammı tutarı olarak ise 45,8 milyar lira. Geçmiş vergi kanunlarında yapılan tahsilat rakamlarına ilişkin olarak da 4811 sayılı Kanun kapsamında 4,4 milyar liralık bir tahsilat gerçekleşmiş, arkadaşlar o veriyi benimle paylaştılar. Diğerlerine de ben daha sonraki sorularda cevap vermeye çalışayım, arkadaşlar onu yetiştiremediler.

Sayın Parsak, askerî okulların kapatılmasıyla ilgili olarak, biliyorsunuz burada olağanüstü hâl yetki kanunu çerçevesinde olağanüstü hâlin gerektirdiği konularla ilgili Hükûmetimiz tarafından kanun hükmünde kararnameler yayımlanmaktadır. Özelikle, aslında hepimizin konuştuğu savunma ve güvenlik hizmetlerinde sivilleşme hakikaten bütün partilerin ortaklaşa ifade ettiği bir düzenleme. Bu kapsamda bu son dönemde kanun hükmünde kararnamelerle yapılan düzenlemeler bu anlamda özellikle savunma güvenlik konseptine ilişkin hepimizin sivil olarak iştirak ettiği bir konsepti ifade ediyor. Ama okullarla ilgili olarak yapılan düzenlemede mevcut okulların kapatılacağı ifade edilmekle beraber şunu da ifade etmekte fayda var: Mevcut okullar kapatılmakla beraber “Millî Savunma Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversite kuruyoruz ve daha önceki kapatılan okullar bünyesinde yürütülen eğitim hizmetleri bu defa aslında daha yüksek standartta bir eğitim kurumu olan Millî Savunma Üniversitesi bünyesinde yürütülecek.

Burada özellikle dikkat çekmek istiyorum yani burada eğitim kurumlarının kapatılmasıyla her şey bitiyor değil, tam tersine yepyeni bir başlangıç yapıyoruz. Burada Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli personel ihtiyacını karşılamak amacıyla yükseköğretim kurumu olarak bir üniversite kuruyoruz ve bu yeni kurduğumuz Millî Savunma Üniversitesi bünyesinde de hâlihazırdaki okullar tarafından yürütülecek hizmetleri bu defa fakülteler bünyesinde yürüteceğiz. Dolayısıyla yükseköğretime ilişkin evrensel yaklaşımlar ve kurallar, yükseköğretime ilişkin ortaya konulan profesyonel yaklaşım ve sivil anlayış, sivil ve askerî gereklere uygun bir üniversite ortamı, buna uygun olarak özellikle yüksek lisans ve doktora programları açılmak suretiyle millî savunma veya savunma, güvenlik alanında çağın gereklerine, teknolojideki değişimlere uygun yeni bir eğitim konseptini gündeme getiriyoruz. Dolayısıyla burada zaman zaman gündeme getirilen konuyu bu bağlamda değerlendirdiğimizde aslında bugün Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacı olan nitelikli personel ihtiyacının karşılanmasına da yeni kurulan bu üniversitemiz önemli bir destek verecektir.

Tabii, bu arada, sizin sorduğunuz bu okulların kapatılmasına bağlı olarak öğrencilerin durumuyla ilgili olarak kanun hükmünde kararnamede bu öğrencilerin durumlarına uygun olarak Yükseköğretim Kurulu tarafından denk eğitim kurumlarına yerleştirileceğine ilişkin hüküm bulunmaktadır. Bu çerçevede inşallah gerek bu öğrencilerimizin yerleştirilmesi ama diğer taraftan da yeni kurulacak olan Millî Savunma Üniversitesiyle çok daha çağdaş, çok daha modern, Silahlı Kuvvetlerimizin günün şartlarına uygun ihtiyaçlarını karşılayacak bir ortaöğretim ve yükseköğretim sistemini de kurmuş olacağız.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Süremiz var.

Soru sormak isteyen sayın milletvekilleri var, onlara söz vereceğim.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu darbe girişiminin ülkemize maddi yükü konusunda çeşitli spekülasyonlar var, sizin bu konuda bir bilginiz var mı? Bu maddi yük ne kadardır?

Bu maddi yükün darbenin oluşumuna kolaylık sağlayan, darbenin oluşumuna yol yapan, taşlarını döşeyen insanlara rücu etmesi konusunda da yani onlara yansıması konusunda da bir çalışmanız olacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Bakan “Bu tasarıdan ne kadar gelir bekliyorsunuz?” diye sorduğum soruya, “Eski bir teknisyen olarak buna cevap vermemin doğru olmadığını düşünüyorum.” dedi. Ben de eski bir teknisyen olarak tam tersine buna cevap verebilmemiz gerekir diye düşünüyorum çünkü bir düzenleme yapıyoruz. Zaten bizim mevzuatımız da bir düzenlemeden beklediğimiz etkinin düzenleme ekinde olmasını gerektiriyor. Onun da ötesinde -geçmişte de bunları çok yaptık- bunlara ilişkin bütçeye bunun bir gelirinin konulması lazım. Yani hem sosyal güvenlik dengesinde hem de bütçe dengesinde aslında buradan ne kadar gelir öngörülüyor, buna ilişkin bir rakamın da olması lazım. Kaldı ki, bizim elimizde tabii eski uygulamalar var, eski uygulamalardan elde ettiğimiz sonuçlar var. Bunlara göre makul, mantıklı birtakım varsayımlar yapılabilir. Ben bu konuda katkı vermek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Bakan, mikrofonunuzu açıyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu darbe girişiminin maliyetleri konusunda, tabii çalışma yapmak gerekir. Yani bunu farklı yaklaşımlarla, farklı varsayımlarla hesap etmek mümkün. Şu anda benim böyle bir rakam ifade etmem doğru değil. Hiçbir şekilde böyle bir darbe girişimi olmasa, keşke olmasa. Bunun ekonomi üzerinde oluşturduğu birtakım kısa vadeli etkiler vardır. Ama hep beraber, inşallah, bu darbe girişimine rağmen, hep birlikte Türkiye'de demokrasiyi geliştireceğiz, hukuk devletini geliştireceğiz. Özellikle Türkiye'nin büyümesi, kalkınması için hep beraber adım atacağız ve bu yaraları hep beraber saracağız.

Diğer taraftan, biliyorsunuz, mevcut mevzuatımızda herhangi bir kamu görevlisi yapmış olduğu fiiller nedeniyle gerek kamuya gerekse şahıslara vermiş olduğu zararlardan dolayı sorumludur. İlgili kamu birimleri mevzuat çerçevesinde oluşturulan, meydana gelen zararı tespit ettikten sonra kişiye bu zararların ödettirilmesi noktasında rücu edebilmektedir. Bunu da ifade etmek isterim.

Sayın Usta’nın söylemiş olduğu hususlar kendisi bakımından geçerli hususlardır, saygı duyuyorum, yaklaşım farkımız var.

İnşallah, bu yasada vatandaşlarımıza önemli kolaylıklar getiriyoruz; gerek yeniden yapılandırma gerek matrah artırımı gerek kayıtların düzeltilmesi gerekse yurt dışından varlıkların getirilmesi konusunda büyük kolaylıklar getiriyoruz. Vatandaşlarımız açısından, özellikle şu içinde bulunduğumuz ortamda, özellikle ödemeleri bakımından, alışverişleri bakımından rahatlatıcı bir düzenleme. Ben temenni ediyorum ki vatandaşlarımız bu yasa çıkar çıkmaz yararlanmak üzere büyük bir katılım gösterirler ve böylelikle geçmişten kalan borçlarını uzun vadede veya peşin olarak ödeyebilirler. Burada, özellikle peşin ödeme indirimi getirmek suretiyle de büyük bir kolaylık sağladık. Dolayısıyla, uygulama başladıktan sonra başvurular bittiğinde de zaten ne kadar kamu alacağının yapılandırıldığını görmüş olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Ben de eski bir teknisyen, şimdi Genel Kurulu yöneten Meclis Başkan Vekili olarak şunu ifade edeyim: Maliye Bakanlığı, mutlaka, bu teklifin getirisi ne olur, bunun hesabını yapmıştır ama Sayın Bakan ihtiyatlı bir yaklaşımla bunu şu anda paylaşmak istemiyor çünkü bakanlar, Maliye Bakanları hata yapmazlar; o nedenle, tahmin ediyorum.

Evet, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “30/06/2016” ibaresinin “31/07/2016”, “2016 yılı Haziran” ibarelerinin ise “2016 yılı Temmuz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Kadim Durmaz                                  Bihlun Tamaylıgil                                     Musa Çam

          Tokat                                               İstanbul                                                İzmir

                            Selin Sayek Böke                                         Lale Karabıyık

                                    İzmir                                                        Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (c) bendinin eklenmesini ve bent numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                                      Erhan Usta                                     Mehmet Erdoğan

          Konya                                               Samsun                                               Muğla

                                  Erkan Akçay                                  İsmail Faruk Aksu

                                      Manisa                                              İstanbul

"c) Hazineye ait taşınmazların kira, kesin tahsis, irtifak hakkı, kullanma izin bedelleri, orman fonu ve hasılat payları,"

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1 inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendinin (1) no’lu alt bendi, (ç) bendi, (e) bendinin (4) no’lu alt bendi ve (g) bendinin (4) no’lu alt bendinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    İdris Baluken                                     Çağlar Demirel

           Muş                                              Diyarbakır                                          Diyarbakır

Meral Danış Beştaş                              Filiz Kerestecioğlu                                Osman Baydemir

          Adana                                               İstanbul                                             Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Osman Baydemir, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Baydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir kez daha ifade etmekte büyük bir fayda görüyorum: Bugün bu coğrafyada yaşayan bütün insanlarımız büyük bir zorluk ve büyük bir zahmet içerisinde hayat sürdürmeye çalışıyor, gelecek ve geleceğe dair umut beslemeye çalışıyor. Maalesef ülke büyük bir kaos aralığından geçiyor ve bu kaos aralığı hem ekonomik değerlere hem insani değerlere hem de demokratik değerlere büyük bir tahribat, büyük bir zarar veriyor.

Sayın Bakan, müsaadeniz olursa bu yasanın şüphesiz ki toplumda insanlarımızın sosyoekonomik yapısına sirayeti olacaktır. Her ne kadar siz rakamı vermekten imtina ettiyseniz de mutlaka bir hesabını Sayın Bakan, yapmışsınızdır: Bu yasayla beklenen kâr nedir, beklenen kaynak miktarı nedir? Örneğin kaç milyar dolarlık bir gelirin bu yasayla birlikte Türkiye’ye sıcak para olarak geleceğini umut ediyorsunuz, tasarlıyorsunuz, bekliyorsunuz? Her ne kadar bu rakamı bizimle paylaşmıyorsanız da son bir yıllık zaman dilimi içerisinde Silopi’de, Cizre’de, Sur’da, Şırnak’ta, Gever’de çatışma ortamından kaynaklı, kentlerin yok edilmesinden kaynaklı ne kadar bir ekonomik zarar oldu? Öyle sanıyorum ki bunun mukayesesini yapmışsınızdır, öyle umut ediyorum ki bunun mukayesesini yaparsınız. Dolayısıyla, buradan gelecek kaynak ve buradan gelecek ekonomik değer ne olursa olsun, çatışma stratejisiyle, güvenlik perspektifiyle bütün ekonomik değerler risk altındadır. Bunun hayat hakkı, bunun demokrasiye sirayeti, bunun insani değerlere sirayeti cabasıdır. Bu itibarla da kaşıkla toplayıp kepçeyle dağıtma siyasetinden vazgeçmek için öncelikli olarak bu ülkenin, bu coğrafyanın kendi iç barışını tesis etmesi gerekiyor ve iç barış ancak ve ancak demokrasiyle, demokrasiyi eksiksiz hayata geçirmek suretiyle mümkün olabilir.

Saygıdeğer milletvekilleri, öyle görünüyor ki darbe musibetinden şu ana kadar, şu dakikaya kadar etkin bir sonuç, etkin bir hayırlı sonuç çıkarılmamış çünkü darbe mekaniğiyle henüz yüzleşilmemiş. Eğer ki millî irade vazgeçilmezimiz ise ve millî irade konusunda hemfikir isek, bu Parlamento içerisinde 6 milyon temsiliyeti olan HDP’nin hâlen yok sayılması hangi millî irade anlayışıyla izah edilebilir? Yok sayılıyor, hâlen yok sayılıyor. Bu Parlamento içerisinden, dış ilişkiler komisyonundan bugün dünyanın beş farklı ülkesinde heyetler dolaşıyor ancak Demokratik Toplum Partisinin temsilcileri o delegasyonun, o heyetlerin içerisinde hâlen yok.

Saygıdeğer milletvekilleri, çok açık ve net, eğer ki bu ülkede gerçek manada darbeyle yüzleşmek istiyorsak darbe mekaniği konusunda mütemadiyen bu Parlamentoyu, Hükûmeti, devleti, toplumu uyaran Sayın Öcalan’ın sesine kulak vermek gerekiyor artık. Bu minvalde tecrit, darbenin devamı anlamına gelir; tecritte ısrar, çatışmada ısrar anlamına gelir, çatışmada ısrar, ölüm anlamına gelir. Eğer tek bir insanımızın, askerin, polisin, gerillanın, sivilin ölmesini istemiyorsak -ki istemiyoruz- o hâlde tecridi kaldıralım. Tecridi kaldıralım ki bir kez daha 2013’ün, 2014’ün ruhuna bu toplum bu ülke geri dönmüş olsun ama şu ana kadar görmüş olduğumuz realite, darbeye karşı olduğu iddia edilen yeni bir şer cephesi inşa ediliyor. Emin olun, şer cephesinden hayır çıkmaz bugüne kadar çıkmadığı gibi. Yani, netice itibarıyla, “Alavere dalavere, Kürt Mehmet hadi nöbete.” Vallahi otuz yıldır “Alavere dalavere, Kürt Mehmet nöbete.” Sonuç çıkmadı bu politikadan, bundan böyle de bu politikadan sonuç çıkmayacaktır. Eğer gerçekten bu Parlamentonun irade sahibi olmasını istiyorsak tam da günüdür, tam da zamanıdır. Çatışmaya karşı durmamız lazım, savaşa karşı durmamız lazım, ölüme karşı durmamız lazım. Antidemokratik her uygulamaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – …eğer bugün karşı çıkmazsak ne zaman karşı çıkacağız?

En derin saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydemir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.10

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Teklifin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (c) bendinin eklenmesini ve bent numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları

"c) Hazineye ait taşınmazların kira, kesin tahsis, irtifak hakkı, kullanma izin bedelleri, orman fonu ve hasılat payları,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz bu 1’inci maddedeki kapsama bir bendin daha eklenerek Hazineye ait taşınmazların kira, kesin tahsis, irtifak hakkı, kullanma izin bedelleri, orman fonu ve hasılat paylarının da bu yapılandırmaya dâhil edilmesidir. Bu, özellikle bizim, Muğla’da turizmle uğraşan hemşehrilerimiz açısından oldukça önemli bir maddedir. Bu teklifimize herkesin desteklerini bekliyorum.

Bildiğiniz gibi, 2015 yılı sonunda Suriye sınırında Rus uçağının düşürülmesinden sonra turizm gerçekten zorlu bir sürece girdi. Bununla ilgili olarak nisan ayında Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir araştırma önergesi verdik ve tekliflerimizi, önerilerimizi sunduk. Ancak, Hükûmet önerilerimizi duymazdan geldi, şimdi bizi dinlemediği gibi o gün de önerilerimizin hiçbirini dinlemedi. O günden bugüne turizm can çekişmekteydi, ancak 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte artık turizm can çekişmekten de öteye geçti, tamamıyla bitti, tükendi. Bugün Bodrum’daki otellerin doluluk oranı yüzde 25’in altına indi. Marmaris ve Datça’yı zaten konuşmaya gerek yok, on beş gündür orası bu darbeci subayların, askerlerin aranması sebebiyle tamamıyla abluka altına alındı dolayısıyla hiçbir turizm faaliyeti gerçekleştirilemedi. Gene, Hükûmetin bu olağanüstü hâl uygulamasıyla birlikte aldığı…

Sayın Başkan, gürültüden ben kendi sesimi duymakta zorlanıyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, bir saniye, çok haklısınız.

Sayın milletvekilleri, önemli bir konuda Sayın Erdoğan önergesini açıklıyor.

Genel Kurulda bir uğultu vardır; lütfen efendim…

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine Hükûmetin bu olağanüstü hâl ilanından sonra aldığı birtakım kararlar var. Bunlardan bir tanesi de kamuda izinlerin tamamen kaldırılması. Bu sebeple bugüne kadar turizm sektöründeki iptallerin sayısı 1 milyona yaklaştı. Bu, can çekişen turizm sektörünü tamamıyla bitirdi. Sayın Kültür ve Turizm Bakanı geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında turizm sektörünün 56 sektörün motoru olduğunu, dolayısıyla turizmde hayat devam etmezse, sektör çalışmazsa bu 56 sektörün de bundan olumsuz etkileneceğini söyledi. Bu bakımdan turizmciye, efendim birtakım otelciye ya da başkalarına vereceğiniz destekler turizm sektörünün sorunlarını ve ona bağlı sektörlerin sorunlarını çözmeyecektir. Çözüm, sektörün çalıştırılmasıdır. Bunun için de bu kamudaki izin meselesinin muhakkak ki yeniden gündeme alınması ve amirlerin takdirine bırakılması, hiç olmazsa, insanların bir ay, 20 gün değilse bile birer haftalık paketler hâlinde izinlerini kullanmasının sağlanması lazım.

Yine, turizm sektöründeki vatandaşlar yani geliri yok ki bu yapılandırmadan nasıl istifade edecek? Bu bakımdan bu insanların ekmek teknesinin dönecek hâle gelmesi lazım.

Yine, sektördeki insanların çoğunun çektiği krediler ve kamuya olan borçlarından dolayı hesaplarında bloke var, bunun kaldırılması lazım ki insanlar faaliyetlerine devam edebilsin.

Ecrimisil bedellerinin bu sene alınmaması konusunda Sayın Bakana defalarca söyledik. Bugün Sayın Bakanın bizi dinleyecek vakti olmadığı için yine dinlemekte zorluk çekiyor. Bu ecrimisillerin muhakkak bu sene için alınmaması lazım.

Personelin sigorta primlerinin ödenmesinde kolaylık sağlanması, primlerin bir kısmının devlet tarafından ödenmesi lazım.

Yine, sezon başında bu sektörde hizmet veren işletmelerin çektiği kredilerin muhakkak yapılandırılması lazım.

Yine, yerel yönetimlere de çok önemli görevler düşmektedir. Bu Büyükşehir Kanunu’ndan sonra bu turizm tesislerinin kullandıkları su fiyatları çok yükselmiştir, bunlara da bir kolaylık sağlanması lazım.

Kanun kapsamında olmamakla beraber bu turizm sektöründeki insanların en önemli şikâyetlerinden birisi de elektrik dağıtım şirketlerinin davranış biçimleridir. Elektrik dağıtım şirketlerine olan borçlarını ödeyemeyen işletmelerin ya elektrikleri kesilmekte ya da çok fahiş fiyatlarla bunlar taksitlendirilmektedir. Bu konuda da Hükûmetin sektöre destek çıkması gerekir. Aksi takdirde, bu sene bu sektördeki istihdam ve diğer sebeplerle iflas edecek ve çaresiz kalacak çok insan vardır. Bu yarayı hâlâ tedavi etme imkânı vardır. Hükûmeti bu konuda göreve davet ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “30/06/2016” ibaresinin “31/07/2016”, “2016 yılı Haziran” ibarelerinin ise “2016 yılı Temmuz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Lale Karabıyık (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Lale Karabıyık, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasıyla İlgili Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Sayın vekiller, aslında doğrudan af niteliğinde olan bu düzenlemenin teklif olarak gelmemesi lazımdı, bir Hükûmet tasarısı olarak gelmesi daha uygun ve daha şık olurdu. Hem de bu sayede kurumların görüşleri de alınabilirdi ve her zaman ifade ettiğimiz, bir eksiklik olarak gördüğümüz etki analizi de vurguladığımız gibi yapılmış olabilirdi yani daha sağlam olabilirdi.

Evet, aslında çok geniş maddelerle işlediğimiz bu kanun tasarısını beşer dakikalarla görüşüyoruz ama bu önemli konularda bunların yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Diğer taraftan, orman köylüleri gibi, çiftçilerin sorunları gibi birtakım ayrıntılar kaçırılmıştı, hep sonradan ilaveler yapıldı ve tabii, acele giderken, biraz çalakalem giderken bu sakıncalar da ortaya çıkıyor, bunu bir kez daha görmüş olduk.

Evet, sayın vekiller, dayatma kültürü yerine uzlaşma kültürünün önemini bugün bir kez daha görmekteyiz. Şu geçtiğimiz süreci isterseniz hep beraber bir hatırlayalım. Varlık barışı maddesiyle ilgili çok sancılı günler geçirdik, sancılı bir süreç geçirdik. Defalarca ülkemiz için iyi olmayacağını buradan bütün arkadaşlarımızla vurguladık. Uluslararası sözleşmelere taraf olduğumuzu ve bu uygulamayla terörün finansmanı ve kara para aklama konusunda şüpheli ülke hâline gelebileceğimizi defalarca ifade ettik. Yana yakıla, nereden gelirse gelsin fark etmez, yeter ki gelsin bu para, ihtiyacımız var diye görüntü vererek aslında bu paraya muhtaç ve âciz bir ülke görünümünde olacağımızı da burada söyledik. Aslında yatırımcı çekmek istiyoruz, para gelsin istiyoruz diye düşünürken mevcut yatırımcıyı da kaybetme riskimizin olduğunu, hatta ithalatçılarımızın ve ihracatçılarımızın uluslararası ortamda para transferlerini bile zorlaştırabileceğine kadar giden olumsuz etkilerinin olabileceğini de defalarca vurguladık.

Değerli vekiller, Türkiye'nin risk priminin yükseldiği bir dönemdeyiz. Türkiye'nin yurt dışındaki görünümü ve oluşan algısı güçlendirilmelidir. Güçlendirmenin yolu da dayatma değil, uzlaşma kültürüdür. Uluslararası ortamda Türkiye'nin OHAL uygulamalarını kötüye kullanıp kullanmadığı dahi izlenmekteyken Türkiye'nin kara para aklayan ülke görünümünde olup olmaması da bu algı açısından son derece önemlidir. Son darbe girişimiyle birlikte artan risk priminin negatif ve kredi notunu düşürmeye kadar varacak etkisinin önlenmesi bu aşamada son derece önemlidir. Bu süreçte uluslararası ortamda da doğru algı açısından muhalefetin de alınan kararlarda işin içine katılmasının ve muhalefet şerhlerinin de son derece önemli olduğunu sizler de, bizler de çok iyi biliyoruz. Bunu asla unutmayalım. Biz bu sürecin sigortası olarak görevimizin de bilincindeyiz ve bunu sürdüreceğiz. Biz ülkemizi seviyoruz ve bu tehlikeyi dile getirdik ve bu çerçevede yeterli olmasa da ilgili değişikliklerin yapılmış olması memnuniyet vericidir, bunu belirtmek isterim.

Sayın vekiller, diğer taraftan iki yılda bir vergi affı yerine ekonomik kalıcı çözümler üretilmelidir. Gelir yaratan ekonomi politikaları üretmek yerine günü kurtaran çözümlerle gidemeyiz sayın vekiller. Vergi psikolojisi açısından da yükümlülüğünü yerine getirmiş olanlar için de düşünmek, onların tarafından da düşünmek gerekir. Söz konusu düzenlemelere karşı olmamakla birlikte, sürekli borcunu ödeyemeyen ve af bekleyen kitle yerine, çözüm üretilmiş gelir yaratan ekonomi hamlelerine ihtiyaç olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Diğer taraftan, 15 Temmuzdan sonraki normalleşme sürecinde ve kadroların yeniden yapılandırılması konularına kadar doğru bildiklerimizi ve olması gereken doğru süreci ifade ediyoruz her aşamada. Bu sürecin de liyakate dikkat edilerek ve hesap verilebilir bir ortamda gerçekleştirilmesinin, OHAL sürecinin izlenmesi ve kurumların yeniden yapılandırılması konusunda muhalefetin de işin içine ve tüm süreçlere dâhil edilmesinin uluslararası algı açısından da tekrar önemine işaret ederek sözlerime son vereceğim. Varlık barışıyla ilgili maddede gerekli değişiklikle tehlikenin eşiğinden döndüğümüzün de tekrar altını çiziyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 2’nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "vergi cezalarının %50'si" ibaresinin "vergi cezalarının %40'ının", "cezaların kalan %50'sinin" ibaresinin ise "cezaların kalan %60'ının", yine aynı maddenin (2)'nci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari para cezalarının % 50'si " ibaresinin "idari para cezalarının %40'ının", "cezaların kalan %50'sinin "ibaresinin ise "cezaların kalan %60'ının" şeklinde değiştirilmesini, söz konusu maddeye aşağıdaki fıkranın (11)’inci fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

(11) Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerine tam ve zamanında ödedikleri vergi ve sosyal güvenlik pirimi tutarı kadar faizsiz işletme kredisi kullandırılır. Bu kredilere ilişkin faiz ve diğer masrafların bedeli Hazine tarafından karşılanır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemeye Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı müştereken yetkilidir.

Kadim Durmaz                        Bihlun Tamaylıgil                          Lale Karabıyık

    Tokat                                      İstanbul                                      Bursa

Musa Çam                             Selin Sayek Böke

    İzmir                                        İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"11) Vadesi geldiği halde ödenmemiş vergi borcu bulunmayan ve son 3 yıla dair vergilerini yasal süresi içerisinde düzenli bir şekilde ödemiş olan gelir vergisi mükellefleri ve kurumlar vergisi mükelleflerine, yıllık gelir vergisi beyannamesi ve kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan ettikleri gelir ve karlar üzerinden tahakkuk ettirilen gelir vergisi ve kurumlar vergisi oranının 5 puanlık kısmına isabet eden tutar kadar vergi indirimi sağlanır. Ancak, vergi indirimi tutarı 50.000 Türk Lirasını aşamaz. Bu fıkranın uygulamasına dair usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

    Mustafa Kalaycı                      Erhan Usta                              Muharrem Varlı

           Konya                               Samsun                                      Adana

       Erkan Akçay                   İsmail Faruk Aksu                        Mehmet Erdoğan

          Manisa                              İstanbul                                      Muğla

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin (8) ve (10) no.lu fıkralarının teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Ahmet Yıldırım                                İdris Baluken                 Çağlar Demirel

            Muş                                         Diyarbakır                      Diyarbakır

Filiz Kerestecioğlu Demir                   Meral Danış Beştaş            Osman Baydemir

          İstanbul                                          Adana                          Şanılurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Müslüm Doğan, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım.

Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi son beş yıl içerisinde bu kapsamda çıkarılan 3’üncü vergi affını içermektedir. Ortalama dört yılda bir yeniden yapılandırılan vergi ve sigorta prim afları anlamına gelen düzenlemeler ne yazık ki vergide uyumluluğu ortadan kaldırmaktadır. Aynı zamanda, bu tür vergi afları usulüne uygun bir biçimde, geciktirmeden vergisini ve sigorta primlerini ödeyen vatandaşlarımızı da mağdur etmekte ve bir anlamda da cezalandırmaktadır. Bu teklife göre, alt ve orta sınıf vatandaşlar neredeyse bu vergi affından yararlanamamakta ya da kısmi olarak çok az faydalanmaktadırlar. Teklifte yer alan vergi afları ve yapılandırmalardan esas olarak büyük sermaye kesimlerinin faydalanabileceğini net bir biçimde görmekteyiz. Çok uzaklara gitmeye gerek yok, daha önceki vergi aflarında büyük şirketlerin ve iş adamlarının nasıl yararlandığını, milyonları bulan vergi borçlarının bir kalemde nasıl silindiğini hatırlamaktayız. Bu teklif de tıpkı diğer vergi afları gibi, ortalama bir yurttaşa, işçiye, emekçiye dönük değil, iş adamlarını ve büyük sermayedarları mutlu etmeye, daha da zengin olmalarını sağlamaya ve kâr oranlarını büyütmeye yol açacaktır.

Değerli milletvekilleri, maddenin 2’nci fıkrasının (c) bendinde, “Kesinleşmiş alacaklar”, gümrük vergisine göre kesilen vergi aslına bağlı olmayan cezaların yüzde 70 terkin ediliyor olması, diğerlerinin ise bu orandan daha düşük olması da bu kaygıları kanıtlar niteliktedir. Gümrük vergisinde yapılan affın büyüklüğü, diğer oranların neye göre değiştiğine dönük Hükûmet yetkililerinden kapsamlı bir açıklama beklediğimizi de burada ifade etmek istiyorum. Bu durum, daha evvel de çıkarılan afların belirli şahıslar ve sermaye odaklarının çıkarlarına yönelik olması bu kaygılarımızı da yine yinelememize neden olmaktadır. Ayrıca, maddede, vergi veya kamu alacağının tahakkuk ettiği tarihten bugüne kadar olan yasal gecikme faizleri yerine yurt içi aylık endeksleri baz alınarak bir gecikme faizi alınacağı şeklinde düzenleme vardır, yani mevcut oran aylık bazda 1,40’tan 0,80’e düşürülmektedir. Büyük sermaye kesimlerinin vergi borçları düşünüldüğünde bu oranın zaten, vergi adaletsizliğinin, zenginler lehine çok düşük olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, daha da ciddi bir vergi affı sağladığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Hükûmet ve iktidar partisi, bu teklifte sürekli bir vergi affı ihtimalini besleyerek, özellikle büyük sermayedarların düzenli vergi ödemesini zımni şekilde engellemekte, mali disiplini ortadan kaldırmakta ve vergi usulsüzlüklerini de beslemektedir.

Hükûmet sürekli olarak vergi afları çıkararak büyük şirketlerin, zaten ortalama bir yurttaşa göre nispi olarak iğne ucu kadar vergi ödeyen zenginlerin, sürekli olarak vergi affını bekleyerek vergisini düzenli ödeyenlere kıyasla büyük bir adaletsizliği yaratmaktadır. Kamuya olan borcunu kredi kullanarak ödeyen bir vatandaşın bankaya ödediği faizle bu şekilde ödemesi arasında ciddi farklar oluşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sermaye sahiplerine bu kadar büyük bir vergi affı sağlanırken, yaşama telaşı içinde bulunan ve yaşam şartlarının tüm zorluklarına rağmen vergisini ödeyen vatandaşın neden mağdur edildiğini buradan tekrar sormak isterim. Asıl konuşup tartışmamız gereken mesele aslında budur. Bugüne kadar sigorta primlerini ödeyen, vergi borçlarını günü gününe yatıran vatandaş bu düzenleme karşısındaki durumuyla suçlu olan konumuna düşürülmektedir. Bu adaletsizliğin bir an önce son bulması gerekmektedir.

Bu adaletsizliğin giderilmesi adına, vergisini düzenli ödeyen vatandaşlarımıza vergi indirimleri yapılarak bu eşitsizlik bir nebze olsun düzeltilebilir. 5510 sayılı Kanun’da yer aldığı gibi vergisini geciktirmeden düzenli ödeyen vatandaşlarımızı koruyan bir yasa düzenlemesi yapılabilir diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır. Karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında görüş farklılığı mevcuttur. O nedenle karar yeter sayısının olup olmadığını anlamak için elektronik cihazla işlem yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.49

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 2’nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "vergi cezalarının %50'si" ibaresinin "vergi cezalarının %40'ının", "cezaların kalan %50'sinin" ibaresinin ise "cezaların kalan %60'ının", yine aynı maddenin 2'nci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari para cezalarının %50'si" ibaresinin "idari para cezalarının %40'ının", "cezaların kalan %50'sinin" ibaresinin ise "cezaların kalan %60'ının" şeklinde değiştirilmesini, söz konusu maddeye aşağıdaki fıkranın 11’inci fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

(11) Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerine tam ve zamanında ödedikleri vergi ve sosyal güvenlik pirimi tutarı kadar faizsiz işletme kredisi kullandırılır. Bu kredilere ilişkin faiz ve diğer masrafların bedeli Hazine tarafından karşılanır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemeye Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı müştereken yetkilidir.

Kadim Durmaz (Tokat) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kadim Durmaz, Tokat Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bir ülkenin temel gücü, hukuka, adalete ve ekonomiye dayanır. Ekonomisi, hukuk sistemi, adalet sistemi doğru işletilmeyen, yönetilmeyen her sistem çökmeye mahkûmdur. Bu temel değerler, gündelik politikalara alet edilmeyecek kadar da kritik alanlardır. Doğru ekonomik politika yürütmek, siyasilerin, özellikle de Hükûmetin bu ülkenin tüm vatandaşlarına karşı temel vebali ve sorumluluğudur.

Görüyoruz ki AKP, on dört yılda, ekonomi alanında ciddi yapısal problemler yaşatmaya devam etmektedir. Bu problemler, çözüleceği yerde, her yıl yapılan yanlışlar sonucu halkımıza büyük bedeller olarak geri dönmektedir. Ekonomi, önemli üretim kaynaklarının özelleştirilmesiyle yükselmez; emeklilik fonunun, işsizlik fonunun sömürülmesiyle, hele yoksulun sırtından hiç yükselmez. Gördüğünüz gibi, kötü yönetilen ekonominin örnekleri saymakla bitmiyor.

Bütün bu yaşananlardan sonra, ülkemizin itibarı açısından son derece önemli olan bir konuya dikkatinizi çekiyorum. Uluslararası 2 kredi derecelendirme kuruluşunun Türkiye’ye “Yatırım yapılamaz bir ülke.” demesi, ülkemize güvenin eksilmesine yeterlidir. Buna Hükûmet olarak hakkınızın olmadığını biliyoruz.

Ülkemizin ekonomi politikası ve güven, sadece varlık barışı ya da vergi barışıyla oluşturulamaz. Bu kanun, aslında, kötü giden ekonominin, kötü yönetimin, sorunlara kalıcı çözümler bulamayışınızın da acı bir sonucudur. AKP, iktidara geldiğinden bu yana beşinci kez vergi barışını gündeme getiriyor ama ülkemize ekonomik çözüm getiremiyor. Bundan önceki düzenlemelerde olduğu gibi bu düzenlemede de sorumluluğunuz büyüktür. Dünyanın neresinde, hangi ülkede on dört yılda beşinci kez vergi barışı görülmüştür? Örnek verebileceğiniz bir ülke yoktur.

Günü kurtarmak için yapılan vergi afları, vergide eşitlik ilkesine de aykırıdır. Vergi barışının temel gerekçesi, kamu alacaklarını azaltmak ve bunları düzenli takip etmekten geçer. Bu anlayış ve yönetme politikalarının ülkemizi daha da çok sıkıntılara düşürmesi kaçınılmazdır. AKP Hükûmetleri, daha adil, daha basit ve geniş tabanlı, uygulanabilir bir vergi sistemini on dört yılda hâlâ kuramamıştır.

Değerli milletvekilleri, devletler için bütçeleri prestij sayılır ve önemlidir. Bu vergi barışı, dürüst esnafın, yoksul halkın barışı değil, hele ülkemiz bütçelerinin hedeften çok uzak olduğunun Hükûmetçe bir ilanıdır. Bir devlet düşünün ki afsız vergi toplayamıyor. Ülkemizde gelinen noktada vergisini düzenli ödemeyi ilke edinmiş vatandaş, ekonomik darboğazda ve artık vergisini ödeyemez hâle gelmiştir. Üzerinden henüz iki yıl geçmiş bir düzenleme, üç yılda bir yenilenen vergi affı, kamuoyunda vergiye gönüllü uyumu da ortadan kaldırmaktadır. Her yeni vergi affı, vatandaşın mükellef sorumluluklarını sekteye uğratıyor, “nasıl olsa af gelecek” diye vergi ödememe yolunu benimsetiyor. Bunun adı, iyi niyetli, dürüst, vergisini zamanında ödeyen yurttaşın âdeta devlet ve Hükûmet eliyle cezalandırılmasından başka bir şey değildir.

Hükûmet on dört yıldır iktidarda. Sayın Bakanım, sayenizde esnaf borcunu ödemiyor mu, yoksa ödeyecek takati mi kalmadı; iyi etüt etmek lazım. Hani derler ya: “Vatandaşta kan alacak damar da bırakmadınız.” Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bu konuda vergisini ödeyen mükellefin ödüllendirilmesi anlamında bir önerisi var, az önce okundu. Vergisini tam ve zamanında ödeyenler, ödedikleri vergi ve sosyal güvenlik primi tutarı kadar faizsiz işletme kredisi kullanmalıdır. Bu kredilere ilişkin faiz ve diğer masrafların bedelini de hazine karşılamalıdır. Bu öneriye de Genel Kuruldan destek bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Muharrem Varlı (Adana) ve arkadaşları

"11) Vadesi geldiği halde ödenmemiş vergi borcu bulunmayan ve son 3 yıla dair vergilerini yasal süresi içerisinde düzenli bir şekilde ödemiş olan gelir vergisi mükellefleri ve kurumlar vergisi mükelleflerine, yıllık gelir vergisi beyannamesi ve kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan ettikleri gelir ve kârlar üzerinden tahakkuk ettirilen gelir vergisi ve kurumlar vergisi oranının 5 puanlık kısmına isabet eden tutar kadar vergi indirimi sağlanır. Ancak, vergi indirimi tutarı 50.000 Türk Lirasını aşamaz. Bu fıkranın uygulamasına dair usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN – Önergeye katılıp katılmadıklarını Komisyon ve Hükûmete soracağım.

Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Muharrem Varlı, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 15 Temmuzda yapılan darbe girişimini kınıyorum. Bu darbe girişimi, siyaset kurumunun dik ve net duruşu, halkımızın alanları doldurması ve demokrasinin yanında yer almasıyla önlenmiştir. Bu açıdan, siyaset kurumunun ne kadar önemli olduğunu, siyasi partilerimizin ne kadar önemli olduğunu ve bunun adresinin de parlamenter demokrasi olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Parlamenter demokrasi Türkiye’de yerleşmiştir, siyasi partiler de parlamenter demokrasinin kurumlarıdır ve bu darbe girişiminin karşısında net duruşu da siyasi partilerimizin tamamı göstermiştir. Bu açıdan, bütün siyasi partilerimize de teşekkür ediyorum.

Tabii, burada darbeyi yapmak isteyenler, dünden bugüne devletin içerisinde çöreklenmiş, bu devleti ele geçirmeye çalışanlarla mücadeleyi en sert şekilde yapmak hepimizin hakkıdır. Bunların cezasını, bunların cezalandırılmasını istemek hepimizin hakkıdır ama şuna da dikkat etmemiz lazım: Lütfen, kurunun yanında yaşı da yakmayalım arkadaşlar. Burada hepimizin vicdan sahibi olması, hukuktan ayrılmaması, adaletten ayrılmaması en önemli bir gerekçe olacaktır. Dün çocukları dershaneye gitti diye, bunların okullarına gitti diye bir sürü devlet memuru bugün açığa alınıyor. Peki, bu dershanelerin cazibe merkezi hâline gelmesini kim sağladı acaba? Bunu da kendimize bir sormamız lazım değil mi arkadaşlar? Bu dershanelerin cazibe merkezi hâline gelmesini kim sağladı? Onun için, sırf çocukları dershanelere gitti, bunların okullarına gitti diye devlet memurları açığa alınıyor. Bu konuda da vicdanlı ve duyarlı olmamız lazım.

Biz burada bir önerge verdik. Bu önergeyle diyoruz ki: Vergisini geciktirmeden ödeyen ve vergi borcu bulunmayanlara bir ödül verelim. Ne yapalım? Bir dahaki vergi tahakkukunda onlara yüzde 5 indirim sağlayalım.

Şimdi, inanıyorum ki, biraz sonra “Kabul edenler... Kabul etmeyenler...” denildiğinde reddedeceksiniz ama ben yine de buradan şunu izah etmek istiyorum: Değerli arkadaşlarım, insanlar vergilerini ödemeyerek bugüne kadar devlete bir sürü borç biriktirmişler. Bir tarafta da her gün cebinden, çoluğunun çocuğunun rızkından artırmış, az yemiş, alın teriyle çalışmış çabalamış, götürmüş vergisini her defasında sağlıklı ve sıhhatli ödemiş. Şimdi, siz bunları cezalandırıyorsunuz ama öbür tarafta vergisini ödemeyenleri de ödüllendiriyorsunuz. Böyle bir adalet anlayışı olmaz; bu, yanlış bir bakış açısıdır. Onun için gelin, vergisini bugüne kadar ödemiş, devlete hiç vergi borcu olmayanlar ile vergi borcu birikmiş insanları bir tutmayalım, bunları birbirinden ayırt edelim ve gerçekten vergisini devlete ödemiş insanları da bir defaya mahsus ödüllendirelim. Bunu da 50 bin lirayla sınırlı tutuyoruz yani yüksek meblağdaki vergileri de bunun içerisine dâhil etmiyoruz. Niye? Daha az ölçekteki insanlar bundan faydalansın diye bunu 50 bin lirayla sınırlandırıyoruz. Ama, tabii, bakıyorum, sizler bunları dinlemiyorsunuz bile, anlamak da istemiyorsunuz, birazdan da el kaldırıp reddedeceksiniz. Buradan da milletimize şimdiden şikâyet ediyorum sizi. Bakın, vergisini ödeyenleri cezalandırıyorsunuz, vergisini ödemeyenleri de ödüllendiriyorsunuz.

Sayın Bakan, gariban Mehmet ağa vergisini ödemediği zaman traktörünü bağlıyorsunuz, 10 dönüm tarlası, 20 dönüm tarlası varsa haciz koyuyorsunuz vergi dairesi vasıtasıyla. Ne Ziraat Bankasından kredi alabiliyor ne traktörle tarlasını sürebiliyor ama milyarlarca lira birikmiş borcu görmezden gelip bugün de onları taksitlendirmeye çalışıyorsunuz. Bu, adaletli bir uygulama değil, doğru bir uygulama değil. Onun için gelin, bu önergemizi kabul edin, vergi borcu olmayanların vergisinde bir daha tahakkuk ettiğinde yüzde 5 indirim yapalım. Bunu kabul edin, niye kabul etmiyorsunuz? İşinize gelmiyor.

Öbür taraftan, ecrimisil fiyatlarını çok yüksek tutuyorsunuz, çiftçimiz bu konuda çok şikâyetçi, çiftçimizin bu manadaki şikâyetini de gidermek zorundasınız. Bu pakette herkese bir şeyler var ama çiftçiye gene bir şey yok. Gelin, bu ecrimisil fiyatlarını da bir daha gözden geçirin, bürokratlarınıza talimat verin diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 3'üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Lale Karabıyık                                    Kadim Durmaz                                  Bihlun Tamaylıgil

          Bursa                                                 Tokat                                               İstanbul

       Musa Çam                                     Selin Sayek Böke                                      Ali Özcan

          İzmir                                                 İzmir                                                İstanbul

MADDE 3- (1) Bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ilk derece yargı mercileri nezdinde dava açılmış ya da dava açma süresi henüz geçmemiş olan ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklarda; vergilerin/gümrük vergilerinin %40'ı ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla vergilerin/gümrük vergilerinin %60'ı, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve asla bağlı olarak kesilen vergi cezaları/idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla gümrük vergilerine ilişkin gümrük yükümlülüğü doğmuş ve idari itiraz süresi geçmemiş veya idari itiraz mercilerine intikal etmiş bulunan tahakkuklar hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve (2)’nci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                                      Erhan Usta                                      Mehmet Parsak

          Konya                                               Samsun                                         Afyonkarahisar

     Erkan Akçay                                  İsmail Faruk Aksu                                Mehmet Erdoğan

         Manisa                                              İstanbul                                               Muğla

“Bu kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ilk derece yargı mercileri nezdinde dava açılmış ya da dava açma süresi henüz geçmemiş veya itiraz/istinaf veya temyiz süreleri geçmemiş ya da itiraz ve temyiz yoluna başvurulmuş ya da karar düzeltme talep süresi geçmemiş veya karar düzeltme yoluna başvurulmuş olan ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklarda; vergilerin/gümrük vergilerinin %50'si ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla vergilerin/gümrük vergilerinin %50'si, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve asla bağlı olarak kesilen vergi cezaları/idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçilir."

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    İdris Baluken                                     Çağlar Demirel

           Muş                                              Diyarbakır                                          Diyarbakır

Meral Danış Beştaş                               Osman Baydemir                           Filiz Kerestecioğlu Demir

          Adana                                              Şanlıurfa                                             İstanbul

     İmam Taşçıer

       Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İmam Taşçıer, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Taşçıer. (HDP sıralarından alkışlar)

İMAM TAŞÇIER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, iki yıl önce bu vakitler, bugün, Güney Kürdistan’ın Şengal kentinde katledilen Ezidi Kürtlerini saygıyla anıyorum. Onları katleden IŞİD’i de kınıyorum, lanetliyorum.

409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi olan kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan alacaklarla ilgili konuda söz almış bulunmaktayım.

Devlet alacaklarının tahsil edilebilmesi için devletin şeffaf, demokratik olması gerekiyor, hukuk devleti olması gerekiyor. Eğer hukuk devlet olmazsa, devlet, birileri tarafından yönetilirse ya da bir iktidar tarafından yönetilirse, böylece, devletin bütün organlarında hukuk da tecelli olmamış olur, bu vergiler de istenildiği şekilde tahsil edilmez, bazılarına haksızlık olur.

Bunları niye anlatıyorum? Devlet, son elli altmış yıldır -zaten öncesinde tek partili sistemdi- sıkıyönetimlerle, darbelerle ve OHAL’lerle yönetiliyor. 1960 darbesinden sonra, hepinizin malumu, idamlar, arkasından, uzun bir süre sıkıyönetim ilanları, ondan sonra da 1970’li yıllarda, 1971’de yine askerî bir cunta, faşist bir cunta -yine yönetim şekilleri o şekilde- 1980’li yıllarda, 1980’de ise askerî, yine faşist bir cunta ve bu cunta, uzun süre iş başında kalarak devleti istediği şekilde yönetti ve devletin demokratik bütün teamülleri ortadan kalktı. Kimse de buna karşı direnmedi, direnemedi, cunta istediği şekilde de bu 1980’li yıllarda yönetti ve cuntanın arkasından ise OHAL’ler geldi.

OHAL’ler de ne yapıldı? Hepinizin bildiği gibi, on beş seneye yakın OHAL sürdü. Bugünkü iktidar ise o OHAL’leri ortadan kaldırmakla övünen bir iktidardı. O OHAL’ler döneminde, kürdistan coğrafyasında 17.500’e yakın insan katledildi, 4 bin köy boşaltıldı, 4 milyonun üzerinde insan yerinden yurdundan alınarak göç ettirildi.

Şimdi, yine, bir OHAL’le karşı karşıyayız. Bu OHAL’le yönetiliyoruz. Temennim odur ki bu OHAL’in de o şekilde olmamasıdır ama zaten adı üzerinde, olağanüstü hâl. Bu, kanun hükmünde kararnamelerle yönetilecek ve demokratik teamüller ortadan kalkacak; ülke, demokrasiyle değil de o “olağanüstü hâl” dediğimiz kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmeye çalışılacak.

Evet, arkadaşlar, yani bahsettiğim bu sürecin, son elli altmış yıllık sürecin asıl nedeni, bana göre, Türkiye’de demokrasinin olmamasıdır, demokrasinin yerleşmemesidir. Türkiye’de demokrasinin yerleşebilmesi için de Kürt sorununun mutlaka çözülmesi gerekiyor. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’ye demokrasi gelemez. Türkiye’de 20-25 milyon Kürt yaşıyor ve bu 20-25 milyon Kürt görmezlikten geliniyor, dilleri inkâr ediliyor, kültürleri inkâr ediliyor ve bunlar yönetime katılamıyor, kendi coğrafyasında, kendi toprakları üzerinde kendi kendilerini yönetemiyorlar. Böyle durumlarda tabii ki yöneticiler de bunlara karşı, Türkiye’yi yönetenler refleks duyuyor, yönetmemeleri için de bu sefer kendi halkına da baskılarını çoğaltmaya başlıyor çünkü eğer kendi halkına yani Türkiye’de yaşayan Kürtlerin dışındaki Türk halkına ve başka halklara da bu baskıyı uygulamaması için Türkiye’nin tümünde demokrasi olması gerekiyor ve Kürt sorununun çözülmesi gerekiyor.

Kürt sorununun çözülebilmesi için de en önemli unsur, Kürtlerin bu coğrafyada kendi kendilerini yönetmeleridir. Biz ayrılma diye bir şeyden bahsetmedik, biz aynı coğrafyada yaşayarak kendi topraklarımızın üzerinde kendi kendimizi yönetmekten söz ediyoruz. Bu da bu Meclisin çatısı altında, bu Parlamentoda müzakerelerle ve bu Parlamentoda diyaloglarla olur. Eğer bu diyaloglar gelişirse, Kürt sorunu çözülürse Türkiye’ye demokrasi gelir ve bir daha OHAL’ler, bir daha sıkıyönetimler yaşanmaz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşçıer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, oylamada karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında görüş farklılığı olduğundan, karar yeter sayısının olup olmadığını elektronik cihazla tespit edeceğiz.

Oylama için iki dakika süre veriyorum, oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.28

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve (2)’nci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Parsak (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

“Bu kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ilk derece yargı mercileri nezdinde dava açılmış ya da dava açma süresi henüz geçmemiş veya itiraz/istinaf veya temyiz süreleri geçmemiş ya da itiraz ve temyiz yoluna başvurulmuş ya da karar düzeltme talep süresi geçmemiş veya karar düzeltme yoluna başvurulmuş olan ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklarda; vergilerin/gümrük vergilerinin %50'si ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla vergilerin/gümrük vergilerinin %50'si, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve asla bağlı olarak kesilen vergi cezaları/idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Parsak, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 3’üncü maddesine dair olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum.

Şimdi, bu yüce kürsüde yaptığımız konuşmalarda ve özellikle de son dönemlerde en fazla ihtiyaç duyduğumuz adalet vurgusunu hep, özellikle de son on beş gündür yapageliyoruz ve gerçekten adalet mülkün temeli olduğuna göre, yani devletin temeli olduğuna göre, özellikle de 15 Temmuzdan sonra yaşanan gelişmeleri nazara aldığımızda, en fazla ihtiyaç duyduğumuz da adalet olduğuna göre, bu adaleti, bu çerçevede, görüşmekte olduğumuz yasa teklifi çerçevesinde de aramamız gerektiği bir hakikat, tartışmasız bir gerçek.

Devletin çok temel iki fonksiyonundan bir tanesi yargılama, bunda adaletli olmak durumundayız, bununla birlikte vergilendirme, vergi toplamada da adaletli olmak durumundayız.

Biraz önce, 2’nci madde çerçevesinde hatibimizin de ifade ettiği gibi, verginin belirlenmesinde, temelinde, tabanında, tahakkukunda ne yazık ki adalet yok ve bu, ciddi zorluklara, ciddi sıkıntılara yol açmakta. Bundan dolayı, en azından tahsilat aşamasında bir adalet olsun diye, biraz önce 2’nci maddede bir önerge verdik ve dedik ki: “Vergisini zamanında, tam olarak ve düzenli biçimde ödeyen vergi mükellefleri ile yıllar boyu vergisini ödeyemeyen veya ödemeyen ve AKP iktidarları döneminde sıkça çıkarılan bu vergi barışı, affı tasarılarından dolayı da buna cesaretlenip, bunu bir alışkanlık hâline getiren vergi mükellefleri arasında bir adaleti tesis etme amacına yönelik olarak, en azından vergisini zamanında, düzenli olarak ödeyen mükelleflere, tahakkuk dönemi sonunda bir yüzde 5’lik indirim uygulansın.” Biraz önce önergemiz oylandı; Hükûmet, Komisyon destek vermediği gibi, ne yazık ki sayın Genel Kurul da “hayır” yönünde el kaldırdı.

Şimdi, bu 3’üncü maddede vermiş olduğumuz önergeyle de, madem bu tabanda, tahakkukta ve tahsilatta adaletsizlik yapıyorsunuz, sıkça bu yönde af kanunları çıkarıyorsunuz, çıkarmış olduğunuz bu af kanunu… Hani temelde ödeyen ile ödemeyen arasında adaletsizlik yapılıyor ya, madem, en azından bu çerçevede, ödemeyenler arasında bir adalet tesis edilsin diye önergemizi vermiş bulunuyoruz.

3’üncü maddenin mevcut hâlinde, vergisini ödeyemeyip de bu kapsamda, af kanunu kapsamında ödeme kolaylığına, yapılandırmaya tabi olacak vergi mükellefleri arasında vergi borcu kesinleşmiş veya dava açma süresi içinde olunan ya da davası, yargılaması devam edenler bakımından bir oran söz konusu. Burada, davasını açmış fakat yargı yolları devam edenler arasında da o anlamda adaletsiz bir ayrıma gidilmiş durumda. İşte önergemizle -aynen okuyorum- mevcut hâle ek (1)’inci fıkranın ilgili kısmına “…veya itiraz/istinaf veya temyiz süreleri geçmemiş ya da itiraz ve temyiz yoluna başvurulmuş ya da karar düzeltme talep süresi geçmemiş veya karar düzeltme yoluna başvurulmuş olan…” ibaresini de eklemek suretiyle bu aşamalarda bulunan mükellefler bakımından da aynı kolaylığın sağlanmasını talep ediyoruz. Bu saydıklarımız yargı yolları; yani, kişi bu yönde bir müracaatta bulunmuş, ilk derece mahkemesinden aleyhine karar çıkmış ama sonrasında da yargı yoluna müracaat etmiş. Bunlar ile dava açmış olanları veya dava açma süresi gelmiş olduğu hâlde henüz davasını açmamış olanları ayırt etmek suretiyle en azından bunlar arasında adaletsizlik yapılmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Ben de üzülerek, tahmin ediyorum, bizim de önergemize ne yazık ki bu çerçevede de “hayır” oyu kullanılacağını düşünüyorum. Biz de en azından bu yüce kürsüde aziz milletimize bu durumun farkını ortaya koyabilmek ve bu çerçevede adaletsizlik yapıldığını vurgulayabilmek adına bu önergemizi verdik. Önergemizin kabulünü talep ediyor, Gazi Meclisi bir kere daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 3'üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Kadim Durmaz (Tokat) ve arkadaşları

MADDE 3- (1) Bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ilk derece yargı mercileri nezdinde dava açılmış ya da dava açma süresi henüz geçmemiş olan ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklarda; vergilerin/gümrük vergilerinin %40'ı ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla vergilerin/gümrük vergilerinin %60'ı, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve asla bağlı olarak kesilen vergi cezaları/idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla gümrük vergilerine ilişkin gümrük yükümlülüğü doğmuş ve idari itiraz süresi geçmemiş veya idari itiraz mercilerine intikal etmiş bulunan tahakkuklar hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ali Özcan, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vergi affı, devletin alacak stokunun azaltılmasıyla ilgilidir. Ancak, on dört yıldır 6 kez vergi affı çıkarıldı ve vergisini düzenli ödeyenler mağdur edildi, ödemeyenlere de kolaylık geldi. Peki, bunu alışkanlık hâline getiren bu arkadaşlar taltif edilirken bizim borç stokumuz 99 milyardan 158 milyara çıkmış.

Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen ancak Genel Kurulda muhalefetin de talebiyle tekliften çıkarılan kara para konusunda muhalefet ile iktidar yan yana gelerek, bazı maddeleri daha bir yumuşatarak bu maddeleri gündeme getirdiniz.

Elbette para kazanmak yaşamak için çok önemlidir ama para nasıl kazanılmalı? Para üretimle kazanılmalı, hizmetle kazanılmalı, emekle kazanılmalı, risk alınmalı ve devlete vergi verilmeli. Hangi vergiyi vereceksiniz? Muhtasar vergiyi vereceksiniz, SSK vergisini vereceksiniz, işçi ücretlerini ödeyeceksiniz ve sonuçta sizin bir vergi levhanız olacak. Kriz dönemlerinde zarar görebilir ama ekonominin iyi günlerinde hiç olmazsa zararınız, kârınız, matrahınız orada gözükecek. Bütün bunların oluşmaması için esasında tek bir maddeye ihtiyaç var; siyasetin gücünden, siyasetin olanaklarından para kazanmanın yolunu önleyeceğiz. Bu vergi kanunu, vergi affı ve benzeri şeyleri önlemenin tek yolu, siyasetin zenginleşme yeri olmadığını ispatlamamız lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, şimdi, ülke iyi yönetilmiyor, dolayısıyla ekonomi de iyi yönetilmiyor. Üretime dayalı bir ekonomimiz yok, tüketime dayalı ve sıcak paraya dayalı bir ekonomik sistem var. Sizi getirdi, duvara tosladınız. Kara paraya ihtiyaç duyuyorsunuz. Şimdi, kara paraya niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Kara paraya ihtiyaç duymak yani Hükûmetin kara paraya ihtiyaç duyması yiğidin kuru soğana muhtaç olması anlamına gelir. Ey yiğit, sana soruyorum… Kuru soğana muhtaç olacaksın, bu ülkeyi de kuru soğana muhtaç edeceksin bu ekonomik sistemle.

Şimdi, birinci sınıf ekonomi olmak için bir mücadele verdik yıllarca. Geldiğiniz zaman 17’nci sıradaydık, 5’inci sıranın içerisine girmek için mücadele verdiniz. 5’inci sıra için mücadele verirken şimdi 17’nin de aşağısına düşeceğiz, yakında 20’nin altına düşeceğiz.

Şimdi, kara paraya ihtiyaç duyan bir ekonomi birinci sınıf ekonomi olamaz. Peki, ne yapmak lazım? Ahlaklı, kurallara uyan, kanunlara uyan, bilgisi, birikimi, kültürü, ekibiyle, kadrosuyla ve becerisiyle iş yapan iş adamlarına Türkiye’de ihtiyaç var. Ama siz ne yaptınız? Siz gerçekten yandaş politikasıyla, birikimi olmayan, ahlakı olmayan -bakınız, “ahlakı olmayan” diyorum, bunu isterseniz açarım, yarım saat konuşurum- ve kadrosu olmayan, büyüyen firmalarla değil büyütülen firmalarla iş yapmaya kalktınız. Büyük projeler yapıldı, kimse buna itiraz etmiyor ama hangi yöntemle yaptınız, hangi yandaşa verdiniz? Bunları sorgulamak için beş dakikalık sürem yetmez. Her seferinde söylüyorum: Kimin yüreği yetiyorsa -en tepeden en aşağıya kadar- hangi televizyonda diyorsanız 2002’den bu yana yapılan bütün yatırımları masaya yatırmak istiyorum; ihale yöntemlerini masaya yatırmak istiyorum; kayırılan firmaların yirmi yıl öncesini, on beş yıl öncesini biliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Parsel bazında –ada bazında da değil bölge bazında- Kamu İhale Yasası’nı bile dikkate almadan gayrimenkul ortaklığıyla kimlere ne iş verildiğini bu kürsüde konuşalım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Sürem bitti mi?

BAŞKAN – Süre bitti efendim.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Özcan, kimseye vermedim, maalesef…

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Peki.

Ekonomik barış, ekonomik uzlaşma mı istiyoruz? Onun için 17-25 Aralığı masaya yatıracağız. Burada, bütün partiler, 17-25’te kimler nasiplenmişse, kimler orada mağdursa, onları biz gündeme getirdiğimiz zaman ekonomik uzlaşma da, ekonomik barış da olur.

Şimdi, esnaf… Esnafın stokundan vergi alıyorsunuz, büyük paralar getirecek adamdan vergi almıyorsunuz. Böyle bir yasa olur mu? Esnaf şimdi bize soruyor: “Benden vergi alıyorlar…” Ama, siz büyük paralar getirenden vergi almıyorsunuz.

Toplumda rahatlama ancak böyle olabilir.

BAŞKAN – Sayın Özcan, çok teşekkür ederim.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Ve bundan sonra bana ayrıcalık yapılsın istiyorum, benim beş dakikalık süremin yedi dakikaya çıkarılmasını istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 4'üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Çetin Osman Budak                                Kadim Durmaz                                  Bihlun Tamaylıgil

         Antalya                                               Tokat                                               İstanbul

    Lale Karabıyık                                       Musa Çam                                     Selin Sayek Böke

          Bursa                                                 İzmir                                                  İzmir

MADDE 4- (1) Bu Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak, bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce başlanıldığı halde, tamamlanamamış olan vergi incelemeleri ile takdir, tarh ve tahakkuk işlemlerine bu Kanunun matrah ve vergi artırımına ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla devam edilir. Bu işlemlerin tamamlanmasından sonra tarh edilen vergilerin %40'ı ile bu tutara gecikme faizi yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar ile bu tarihten sonra ihbarnamenin tebliği üzerine belirlenen dava açma süresinin bitim tarihine kadar hesaplanacak gecikme faizinin tamamının, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın %20'sinin; ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yazılı başvuruda bulunularak, ilk taksit ihbarnamenin tebliğini izleyen aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde altı eşit taksitte ödenmesi şartıyla vergi aslının %60'ının, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın %80'inin, vergilere bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar uygulanan gecikme faizinin ve vergi aslına bağlı cezaların tamamının tahsilinden vazgeçilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin (5)’inci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                                      Erhan Usta                                     Mevlüt Karakaya

          Konya                                               Samsun                                               Adana

     Erkan Akçay                                    Mehmet Erdoğan                                İsmail Faruk Aksu

         Manisa                                               Muğla                                               İstanbul

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    İdris Baluken                                     Çağlar Demirel

           Muş                                              Diyarbakır                                          Diyarbakır

Meral Danış Beştaş                               Osman Baydemir                           Filiz Kerestecioğlu Demir

          Adana                                              Şanlıurfa                                             İstanbul

       Erol Dora

         Mardin

BAŞKAN – 4’üncü maddenin teklif metninden çıkarılmasını öneren, Halkların Demokratik Partisi Grubuna mensup milletvekillerinin vermiş olduğu önergeyle ilgili olarak Komisyona soruyorum: Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi Hükûmetin Meclis gündemine getirdiği yeni bir vergi affı üzerinde görüşüyoruz. En son vergi affı, bildiğimiz gibi, 2014 Eylül ayında Meclisten geçerek kanunlaşmıştı. Bir vergi sisteminde neredeyse iki yılda bir af çıkarılıyorsa rahatlıkla söylenebilir ki aslında bir vergi sistemi yoktur. Dönemsel konjonktürel durumlara, ekonomik krize göre şekillenen ve büyük sermayeleri, vergi ödemeyenleri kayıran bir vergi rejimi söz konusudur.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin gerekçesinde “Vergi affını kamu alacaklarını azaltmak için getiriyoruz.” denmiş. Peki, örneğin, son vergi affı kamu alacaklarını azaltmış mı? Hayır. 2014’te çıkarılan vergi affı öncesi kamu alacağı Bakanlık verilerine göre 67 milyar iken şu an kamu alacakları yine Bakanlık verilerine göre 90 milyarı aşmıştır. Yani, borçlular borçlarını ödememişlerdir, daha doğrusu ödeyememişlerdir. Dolayısıyla, vergi affı, temel vergi problemini çözememiştir. Çünkü, af çok önemli bir müessesedir ve istisnai durumlarda ender olarak uygulanmalıdır. Vergisini düzenli ödeyen yurttaşlarımıza haksızlık edilmemelidir.

Değerli milletvekilleri, elbette vergi affı çıkarılırken ya da kamu alacakları yapılandırılırken dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da merkezî ve genel kurallar yerine bölgesel kriterlerin de göz önüne alınması gereğidir. Şöyle ki, örneğin, bölgeler arasında farklılıklara göre şu anda Diyarbakır’da durum farklı, İstanbul’da farklı, Ankara’da farklı, diğer bölgelerimizde farklıdır. Bu bölgelerde borçlular özellikle hangi illerde yığılmış? Hangi bölgelerdeki iş yerlerimizin borcu daha fazla ya da o bölgelerde küçük işletmeler mi, büyük işletmeler mi borçlu ya da sektörler itibarıyla bu borçların dağılımı nasıldır? Hangi sektörler özellikle borçludur? Bunlara bakılmalıdır. Ancak, anladığımız kadarıyla Bakanlığın bu yönde somut bir çalışması bulunmamaktadır. Örneğin, neredeyse bir yıldır sokağa çıkma yasağı uygulanan il ve ilçelere dönük makul vergi düzenlemeleri gerçekleştirilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, tabii, şimdi, bir darbe girişimi yaşadık, bunu tekrar lanetliyoruz. Bu darbe girişiminin ve öncesi süreçlerin bizi getirdiği bir ekonomik kriz ortamı bulunmaktadır. Turizm ciddi ölçüde zarar gördü, bununla bağlantılı tüm sektörler zarar gördü. Diğer taraftan, yurttaşlarımızın kaygı düzeyi son derece yüksek. Bu da alışveriş yapma davranışını engelleyen bir husustur. Bu süreçler zincirleme olarak olumsuz neticeler doğurmaktadır. Yurttaşlar sadece devlete olan borçlarını aksatmamakta, bankalara, özel kişilere olan borçların ödenmesinde de ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, resmî verilere göre 2016 Mayıs ayı itibarıyla Türkiye’de bankalardan çektiği bireysel kredi borcunu ödeyemediği için yasal takibe intikal etmiş ve hâlen yasal takibe devam eden gerçek kişi sayısı 1 milyon 700 bini aşmıştır. Yine, 2016 Mayıs itibarıyla kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe intikal etmiş ve hâlen yasal takibi devam eden gerçek kişi sayısı 2 milyon 100 bini aşmış bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sonuç itibarıyla 15 Temmuz darbe girişimiyle de iyice açığa çıkmıştır ki içte savaş, dışta gerilim sürdürülebilir politikalar değildir. Ülkemizde sürekli vergi affı, barışı çıkarmak ancak geçici çözümlerdir ve sonuç alıcı değildir. Asıl olan, vergi barışından önce toplumsal barışımızdır. Eşit yurttaşlık temelinde toplumsal barışımızı sağladığımız takdirde vergi barışı kendiliğinden sağlanacaktır. Çünkü, ekonominin başdüşmanlarından biri savaşlardır. Birikimlerimizi silaha ve gerilime harcamaktayız. Aksi durum gerilim, çatışma, kan ve gözyaşının yanında, daha fazla yoksullaşma ve daha fazla toplumsal travmadan başka bir sonuca yol açmamaktadır.

Buradan bütün siyasi partilere de seslenmek durumundayız. Türkiye’de vuku bulan bu darbe nedeniyle, bunu bir musibet olarak değerlendirerek, bir musibetin bin nasihatten daha evla olduğunu da düşünerek, bütün partilerle diyalog sürdürülerek bir an önce Türkiye’de cereyan eden bu çatışmalı sürecin de bitirilmesine vesile olmasını temenni ediyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – 96 kişi var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin (5)’inci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mevlüt Karakaya, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde verilmiş olan önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında, bu maddede gecikme faizleri ve cezalara ilişkin aflar getirilmekte, oranları şu ya da bu. İşin doğrusu, bu oranları oturup tartışmanın kimseye bir faydası olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü konunun bu tarafından tartışılması aslında havanda su dövmekten başka bir şey değil.

Bakın, buradaki asıl sorun, çarpık, yanlı ve yanlış sistemin sonuçları, çıktıları üzerinde konuşmaktır. Vergi barışı diyoruz, varlık barışı diyoruz, stok affı diyoruz, vergi affı diyoruz; bugüne kadar, son on dört yıl içerisinde 5 barış denemesi yaptık. Barış diyoruz; e, barış olduğuna göre herhâlde küs olanlar da var. Buradaki küs kim? Kim kime küstü? Vatandaş devlete küstü. Niye küstü? Vatandaş vergisini ödeyemedi, ödemedi, cezasını ödemedi. Dolayısıyla, burada mali yükümlülüklerini yerine getiremediği için devlete küsmüş durumda. Aslında, bu mantıktan bakarsak vatandaşın devlete değil devletin vatandaşa küsmesi lazım. Peki, soruyor muyuz -5 barış denemesi yapıyoruz, arkasından yenilerini ilave ediyoruz ki son yapılanın süreci de henüz tamamlanmadan- bu millet neden küsüyor, neden vergisini ödemiyor? Bu çarpık ve yanlış sistemden kaynaklanan bir sonuç. Bunu alışkanlık hâline getirenler de elbette olabilir ama geldiğimiz nokta itibarıyla baktığınızda, uygulanan vergi sisteminin hiçbir adaletli yanının olmadığını görüyoruz. Ekonominin iki temel bileşeni var özü itibarıyla, birisi üretim, diğer ayağı paylaşımdır. Katma değeri yüksek, etkinliği yüksek üretimi yapacaksınız, bunu da hakkaniyetli bir biçimde paylaştıracaksınız. Peki, hakkaniyetli bir paylaşım var mı? Bakın, gayrisafi yurt içi hasılanın üçte 1’ini tekrar topluyoruz. Peki, gayrisafi yurt içi hasılanın oluşumunda adaletli, hakkaniyetli bir paylaşımdan bahsedebilir miyiz? Bırakın sadece ekonomik alanda, birçok alanda, bugünlerde üzerinde durduğumuz, konuştuğumuz merkezî sınavlarda yapılan haksızlıklara bakın, hakça bir rekabet ortamını oluşturabildik mi? Hayır. Hayatın, yaşamın hangi alanına bakarsak bakalım hepsinde bir hakkaniyetsizlik, bir haksızlık var. Peki, gayrisafi yurt içi hasılanın topladığımız o üçte 1’ini ne yapıyoruz? Bir kısmını kamu hizmetlerine kullanıyoruz, transferler yapıyoruz, tekrar dağıtıyoruz. Ne maksatla? O hakkaniyeti, adaleti sağlamak maksadıyla. Bunu yapabiliyor muyuz? Hayır, bunu da yapamıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bakın, devlet ne diyor? “Affedelim, barışalım.” diyor. Vatandaş barışıyor mu? Hayır, yenilerini getiriyoruz. Peki, o zaman ne yapmamız lazım? Öncelikle bu çarpık sistemi bir bütün olarak ele almamız lazım, adaletli bir vergi sistemini getirmemiz lazım, bu konuları aceleye getirmeden, çalışarak yapmamız lazım. Bakın, bu yasa teklifindeki dile baktığınızda baştan aşağı, ciddi bir şekilde yanlışların olduğunu, yanlış anlaşılmalara neden olabilecek birçok ifadelerin olduğunu görüyoruz. 6’ncı maddeyle ilgili verdiğimiz önergede biraz bu konulara, teknik kısımlarına gireceğim ama artık bu barış olayını, modern ülkelerde, çağdaş ülkelerde olduğu gibi bizim de raflara kaldırmamız lazım, onun için doğru, adaletli, hakkaniyetli sistemleri geliştirmemiz lazım.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 4'üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Çetin Osman Budak (Antalya) ve arkadaşları

MADDE 4- (1) Bu Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak, bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce başlanıldığı halde, tamamlanamamış olan vergi incelemeleri ile takdir, tarh ve tahakkuk işlemlerine bu Kanunun matrah ve vergi artırımına ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla devam edilir. Bu işlemlerin tamamlanmasından sonra tarh edilen vergilerin % 40'ı ile bu tutara gecikme faizi yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar ile bu tarihten sonra ihbarnamenin tebliği üzerine belirlenen dava açma süresinin bitim tarihine kadar hesaplanacak gecikme faizinin tamamının, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın % 20'sinin; ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yazılı başvuruda bulunularak, ilk taksit ihbarnamenin tebliğini izleyen aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde altı eşit taksitte ödenmesi şartıyla vergi aslının % 60'ının, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın % 80'inin, vergilere bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar uygulanan gecikme faizinin ve vergi aslına bağlı cezaların tamamının tahsilinden vazgeçilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Çetin Osman Budak, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Budak.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum.

Konuşmamın başında bir kere daha 15 Temmuz kanlı darbe girişimini lanetliyor, darbeye geçit vermeyen milletimizi, milletvekillerimizi, yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygıyla anıyorum.

Türkiye büyük bir badire atlattı. Umarım ülkemiz bir daha böyle olumsuzluklarla karşı karşıya kalmaz. Bu tür olaylar kişisel kefaletle çözülecek olaylar değildir; bu tür olaylar laikliğe, hukuka, demokrasiye, akla, bilime yönelmekle olur. Eğer olmazsa önümüzdeki dönemde de yine aynı kabuslarla karşı karşıya kalma riskimiz var. Ve burada şunu bir kere daha ifade edeyim: Bundan ders almamız gereken bir durum olduğunu, özellikle de AKP’nin bu durumdan ders alması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu darbe girişiminin aslında bizim önümüzü de biraz açmış olması temennisindeyim. Demokratikleşme adına, hukukun üstünlüğü adına, adalet anlamında önümüzü açmıştır umarım ve buradan toplumsal bir mutabakatın, toplumsal bir uzlaşmanın çıkmasını da temenni ediyorum.

Yıllardır yapısal reformlardan bahsedilir, yıllardır yapısal sorunlardan bahsedilir, yıllardır da bir türlü adım atamadığınız reformlar söz konusudur. İşte geliyoruz oradan da bugünkü durumumuza, 6’ncısını konuşuyoruz şu anda vergi affının. Ben barış falan demiyorum çünkü iş barışını bozacak noktaya gelmiş bir af silsilesiyle karşı karşıyayız. 6 defa af olur mu on iki senede? Ben yirmi altı yıldır özel sektörün içinde iş yapmaya çalışan bir arkadaşınızım. Herhâlde 10’un, 20’nin üzerinde afla karşı karşıya kaldık. Her seferinde kendimi enayi gibi hissettim. Her seferinde günü gününe vergisini ödeyen, hatta zor zamanlarda kredi kullanıp vergisini ödeyen bir kardeşinizim. Yine bu sefer aynı durumla karşı karşıyayız. Yani, burada yapısal reformları önünüze eğer bu dönemde de koymazsanız, eğer muhalefetle birlikte yapısal reformları, eğitimden sağlığa kadar, ekonomiden sosyal yaşama kadar yapısal reformları gene ıskalarsanız önümüzde bundan daha büyük badirelerin olacağını da burada uyarı olarak söylemek istiyorum.

Bakın, ben burada birkaç rakam vereyim: 2003’te vergi barışı yapıldıktan sonra -6 defa dedik- son 2014’te bir vergi barışı yapılmış. Şimdi ne oluyor yani neden oluyor? Bakıyorsunuz, belki buradaki bu aflarda devletin alacakları düşmüş olabilir diye düşünüyorsunuz, baktığınızda geçen af zamanında 100 milyar alacak var, bugünkü noktaya geldiğinizde yüzde 58 artmış, 158 milyara çıkmış. Vergiler ödenemez durumda. Neden ödenemiyor vergiler? Çünkü küçük esnafa yaptığınız hiçbir şey yok.

Yani, burada bir örnekle bunu size anlatmaya çalışacağım, turizm sektörü. Tamamen iktidarın yanlış politikalarıyla, dış politika, iç politika hatalarıyla orada yatırım yapan yatırımcıyı, orada çalışan turizm emekçisini mahvettiniz. Şu anda Rusya’yla el sıkıştık. Antalya’nın geçen yıla göre sadece rakamı -bakın, geçen yıl da kötüydü- eksi yüzde 97 yazdı arkadaşlar. Ha, Almanya, Avrupa peki ne oldu? Oradan da, Almanya’dan 500 bin eksi yazdık. Burada, ne ekonominin ne ülkenin yönetilmediğini bir kere daha ifade etmek istiyorum. Antalya, Kapadokya, İstanbul, Muğla, Aydın oradaki insanlar evine ekmek götüremiyor bırakın vergi ödemeyi, evine ekmek götüremiyor; iflas eşiğinde. Maliye Bakanı da burada, diğer arkadaşlarım burada, buraya el atmadınız. Bu paketin içinde böyle bir şey yok, dibe vurmuş turizm sektörü, tarım sektörü dibe vurmuş, bunlara hiçbir şey yapmadınız; af üstüne af, vergi affı.

Dolaylı vergilerle ilgili de -zamanım kalmadı- bir şey söyleyeceğim. Eğer siz maliyede bu yapısal reformları yerine getirmezseniz, dolaylı vergilerle, asgari ücretle 100 bin dolar geliri olanı bir tutarsınız. İşte, bu insafsızlıktır, bu adaletsizliktir. Burada toplumsal barışı da, vergi barışını da sağlayamazsınız. Demek ki neymiş? Ekonomi yönetilemiyor. Demek ki neymiş? Maliye politikaları böyle yürütülemezmiş, böyle kamu maliyesi yönetimi de olmazmış. O yüzden vergiyi kazanandan alacaksınız. Yani, benzinin üzerinden yoksulla fakir eşit değerde vergi ödemeyecek. O yüzden, ben burada şunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – söylemiyorum, bütün arkadaşlarım söyledi: Yani burada namuslu, kendi vergisini kredi alıp ödeyenlere burada indirim sağlayın demiyorum. Bunu düşünecek olan ülkeyi yöneten yürütmedir. Sizler düşüneceksiniz, uygulamayı sizler yapacaksınız.

Ben hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Budak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                                      Erhan Usta

        İstanbul                                               Konya                                               Samsun

    Erkan Haberal                                   Mehmet Erdoğan

         Ankara                                               Muğla

“a)       Katma değer vergisi mükellefleri, her yıl bir vergilendirme dönemine ilişkin olarak verdikleri beyannamelerdeki (ihtirazi kayıtla verilenler dâhil) hesaplanan katma değer vergisi tutarından hesaplanan katma değer vergisi yaratan teslim ve hizmetlerin alım tutarlarına isabet eden indirilecek KDV tutarının düşürülmesinden sonra bulunacak tutarın 2011 yılı için yüzde 6, 2012 yılı için yüzde 5, 2013 yılı için yüzde 4, 2014 yılı için yüzde 3 ve 2015 yılı için yüzde 2 oranında artırarak hesaplanacak katma değer vergisini, vergi artırımı olarak bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar beyan ederler. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ve geçici 17 nci maddesine göre tecil-terkin uygulamasından faydalanan mükellefler için artırıma esas tutarın belirlenmesinde, tecil edilen vergiler hesaplanan vergiden düşülür.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (ğ) bendinin, aynı maddenin (3)’üncü fıkrasının (a) bendinin, yine aynı maddenin (7)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Kadim Durmaz                                  Selin Sayek Böke                                Bihlun Tamaylıgil

          Tokat                                                 İzmir                                                İstanbul

       Musa Çam                                       Lale Karabıyık

          İzmir                                                 Bursa

MADDE 5- (1) “ğ) Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin matrah artırımında bulundukları yıllara ait zararların yüzde 25’i, 2016 ve izleyen yıllar kârlarından mahsup edilmez.”

(3) "a) Katma değer vergisi mükellefleri, her bir vergilendirme dönemine ilişkin olarak verdikleri beyannamelerindeki (ihtirazi kayıtla verilenler dâhil) hesaplanan katma değer vergisinin yıllık toplamı üzerinden 2011 yılı için %1,75, 2012 yılı için %1,5, 2013 yılı için %1,25, 2014 yılı için %1 ve 2015 yılı için %O,75 oranından az olmamak üzere belirlenecek katma değer vergisini, vergi artırımı olarak bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar beyan ederler. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ve geçici 17 nci maddesine göre tecil-terkin uygulamasından faydalanan mükellefler için artırıma esas tutarın belirlenmesinde, tecil edilen vergiler hesaplanan vergiden düşülür."

(7) "Artırımda bulunan mükellefler hakkında başlanılan vergi incelemeleri ve takdir işlemlerinden bu kanunun yayımlandığı tarih itibariyle sonuçlandırılmamış olanlara bu maddenin birinci fıkrasının (ı) bendi ve üçüncü fıkrasının (e) bendi hükümleri saklı kalmak kaydıyla devam edilmez."

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    İdris Baluken                                     Çağlar Demirel

           Muş                                              Diyarbakır                                          Diyarbakır

Meral Danış Beştaş                               Osman Baydemir                           Filiz Kerestecioğlu Demir

          Adana                                              Şanlıurfa                                             İstanbul

Mahmut Celadet Gaydalı

          Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mahmut Celadet Gaydalı, Bitlis Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri vergi sisteminde meydana gelen adaletsizliktir. Hükûmetten bu adaletsiz vergi sistemine yönelik kalıcı ve adil bir çözüm getirmesi adına kanun tasarıları beklenirken maalesef Hükûmet sorumluluk almaktan kaçınmıştır.

Kanun teklifi geneli itibarıyla incelendiğinde, toplumsal adaletsizliği önlemek yerine bu adaletsizliği daha da derinleştirerek vergisini ödeyen vatandaşa yönelik hiçbir iyi niyet göstermediği gibi özellikle büyük sermaye gruplarının vergilerini ödemediği için ödüllendirildiği bir yapılandırma sergilenmektedir. Bununla birlikte hukuksal açıdan resmen vatandaşla pazarlık yapılması öngörülmekte, vatandaşa “Vergi affından yararlanmayı istiyorsan davanı çek.” diyerek bir yaptırım da uygulanmak istenmektedir. Herhangi bir kanun teklifi hazırlanırken hukuksal kazanımlara yönelik baskıcı bir dil kullanılmamalıdır. Yani, eğer bir vergi affı öngörülüyorsa toplumun en temel normu olan hukuka yönelik bir cebir uygulanması, özellikle bu dilin iktidar partisine mensup bir milletvekili tarafından kullanılıyor olması doğru bir yaklaşım değildir.

3’üncü maddeyle vergi affı için “Davanı çek.” denilmekte, bir sonraki maddeyle “Sahte belge düzenlesen de, kullansan da vergi affından yararlanacaksın.” denilmekte. Teklifin içeriği bir yandan “Vergi affı için hukuksal kazanımlardan vazgeç.” derken diğer yandan “Hukuksal anlamda suçlu olsan da ön koşulsuz aftan yararlanacaksın.” denmekte ve kendi içerisinde bir çelişki yaratmaktadır. Devletin adaletsizliklerle mücadele etmesi ve toplumun yararına yönelik sağlam politikalar üreten bir yapı olması gerekirken tam tersi bir yaklaşım sergilenmekte ve bunu yaparken de toplum yanıltılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 5’inci madde incelendiği zaman tamamen sıkıntılı olan bir düzenleme sunulmakta, matrah artırımında vergisel yükümlülüklerini yerine getirmemiş, gerçek olması gereken vergiyi ödememiş kişilerin ve işletmelerin matrah artırımı yaparak çok küçük rakamlarla usulsüzlükten kurtulması öngörülmektedir. Böyle bir durum baştan vergi adaleti ilkesine aykırıdır yani bir yandan düzgün bir şekilde vergisini verenlerle diğer yandan usulsüzlük yapanlar arasında adaletsizlik yaratacak, daha doğrusu, vergisini düzgün vereni pişman edecektir. Hem anayasal eşitliği hem de vergi uyumunu ortadan kaldıracak bir düzenlemedir. Oysa devlet insanlara vergi verme yükümlülüğü getirir. Sürekli vergi aflarının yapılması ve ucuz pazarlık usulleriyle özellikle büyük sermaye kesimlerine büyük kolaylık sağlanmaktadır. Bu ve benzeri büyük aflar mali disiplini bozan düzenlemelerdir. Büyük şirketlere dönük sürekli yapılan vergi affı alışkanlığı vergi alanında da birçok usulsüzlüğü beraberinde getirmektedir. Zira, bu sebeple, serbest muhasebeci, mali müşavirlerin yaptığı işlemler, tutulan defterler de hükümsüz kılınmakta ve yeminli mali müşavirlerin tasdik raporları anlamsız hâle gelmekte, bu meslek alanında usulsüzlük âdeta teşvik edilmektedir. Şu an, birçok alanda olduğu gibi, usulsüzlükler gerek bu madde gerekse bundan sonraki maddelerde yasal bir zemine oturtulmaya çalışılmakta, toplumsal birçok alanda olmayan adaleti vergisel alanlarda da ortadan kaldırmaktadır. Bizlerin burada yapması gereken sadece sermaye ve ona bağlı kuruluşları desteklemek ya da bu anlamda politikalar belirlemek değil, sorumlu vatandaşa en azından bunun karşılığını verebilmek olmalıdır. Yani en azından toplumsal ahlak, zihin ve mantık bize bunu emrediyor. Yani Cengiz Holdingin bir kalemde 430 milyon TL’lik vergi borcunu silip diğer yandan topluma vergi ödeme konusunda kolaylıklar sağladığımızı iddia etmek doğru bir yaklaşım değildir.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaydalı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında görüş farklılığı olduğundan, karar yeter sayısının olup olmadığını elektronik cihazla yapacağım oylamada anlayacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bir söz talebim var İç Tüzük 60’a göre.

BAŞKAN – Buyurunuz mikrofonunuzu açıyorum Sayın Baluken.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kâtip Üyelerin oylamalardaki tutumuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Halkların Demokratik Partisi Grubu olarak Parlamentonun özellikle işlevsizleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde hem milletvekillerinin yasama çalışmalarının takibi hem de bir muhalefet partisi olarak karşı olduğumuz bir kanun teklifiyle ilgili İç Tüzük’ten gelen engelleme hakkımızı kullanmak istiyoruz. Bunun için de birkaç kezdir karar yeter sayısı istiyoruz. Her üç karar yeter sayısı istediğimde de ben AKP Grubundaki milletvekillerini saydım, 96 kişiyi aşmayan; 96, 90, 86 şeklinde olan milletvekili sayısını Başkanlık Divanınız, işte “Tereddüte düşüldü, elektronik oylama yapalım.” şeklinde değerlendiriyor. Şimdi, bu, bir kere olabilir, hoş da görülebilir ancak bu müteakip defalar yapılınca bir muhalefet partisinin hak gasbı durumuyla karşı karşıya kalıyoruz. Sizin tarafsızlığınızla ilgili herhangi bir şüphemiz yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bütün Meclis Genel Kurulundaki milletvekillerinin bire bir kulislerle yaptığı değerlendirmelerde tarafsız bir yönetim gösterdiğinizle ilgili olumlu, olumluyabileceğimiz ortak, güzel bir kanaat var ancak Başkanlık Divanında oturan kâtip üye arkadaşların bu konuda mutlaka uyarılması, orada oturan kâtip üyelerinin parti kimliğinden sıyrılarak tarafsız bir yönetim için işlerini ciddiyetle yapmaları gerektiğini özellikle hatırlatıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, önerge oylamalarında ya da madde oylamalarında herhangi bir şekilde karar yeter sayısı ya da toplantı yeter sayısı istenmesi hâlinde İç Tüzük’e göre, Başkanlık Divanı bu oylamada, işari olarak yapılan bu oylamalarda oyları sayarlar. Eğer kâtip üyeler arasında bir görüş farklılığı olur ise doğal olarak bu oylamayı elektronik cihazla yapmak zorundayız. İşari olarak yaptığımız oylamalarda kâtip üyeler arasında görüş farklılığı olmuştur, o nedenle elektronik cihazla oylama yapmışızdır. Ben kâtip üyelerin bu konuda özel bir niyetle hareket ettiklerini düşünmüyorum Sayın Baluken ama uyarınızı ben aldım. Elbette oyların sayımında Başkanlık Divanı gerekli dikkati, titizliği gösterecektir.

Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından ifade ediyorum, ben rakamları verirken uydurulmuş rakamlar ifade etmedim.

BAŞKAN – Asla, ben öyle bir şey söylemedim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Her 3 defa da saydım ve siz de çok iyi gözlemliyorsunuz ki elektronik oylamaya geçildiği zaman burada olmayan milletvekillerinden daha fazlası zaten salondan buraya geçmiş oluyor. Dolayısıyla ilk kanaatler dikkatli bir şekilde yapılmadığı için böyle bir durum ortaya çıkıyor. Demin, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinden oturan Başkanlık Divanı üyesinin kâğıt okurken size görüş belirttiğini, kanaat belirttiğini müşahede ettik. Yani bu konularda titizlik rica ediyoruz.

BAŞKAN – Anladım, teşekkür ederim.

Hatta şöyle bir şey de oldu, ben onu ifade edeyim: Bir süre önce yapılan 2 oylamada kâtip üyeler arasında görüş farklılığı yine var gibiydi demeyeyim, bir kâtip üye arkadaşımız müteredditti. Ben karar yeter sayısının olmadığını ifade ettim ve o şekilde “Karar yeter sayısı yoktur.” deyip ara vermiştim.

Arkadaşlar, uyarılar elbette ki Başkanlık Divanı için yol göstericidir. Bu uyarıları Başkanlık Divanı şüphesiz dikkate alacaktır. Bütün arkadaşlarımız burada iyi niyetle, samimiyetle çalışmaktadır.

Teşekkür ederim arkadaşlar.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1310) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 409) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (ğ) bendinin, aynı maddenin (3)’üncü fıkrasının (a) bendinin, yine aynı maddenin (7)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Kadim Durmaz (Tokat) ve arkadaşları

MADDE 5- (1) “ğ) Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin matrah artırımında bulundukları yıllara ait zararların yüzde 25’i, 2016 ve izleyen yıllar kârlarından mahsup edilmez.”

3) “a) Katma değer vergisi mükellefleri, her bir vergilendirme dönemine ilişkin olarak verdikleri beyannamelerindeki (ihtirazi kayıtla verilenler dâhil) hesaplanan katma değer vergisinin yıllık toplamı üzerinden 2011 yılı için %1,75, 2012 yılı için %1,5, 2013 yılı için %1,25, 2014 yılı için %1 ve 2015 yılı için %O,75 oranından az olmamak üzere belirlenecek katma değer vergisini, vergi artırımı olarak bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar beyan ederler. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ve geçici 17’nci maddesine göre tecil-terkin uygulamasından faydalanan mükellefler için artırıma esas tutarın belirlenmesinde, tecil edilen vergiler hesaplanan vergiden düşülür."

(7) “Artırımda bulunan mükellefler hakkında başlanılan vergi incelemeleri ve takdir işlemlerinden bu kanunun yayımlandığı tarih itibariyle sonuçlandırılmamış olanlara bu maddenin birinci fıkrasının (ı) bendi ve üçüncü fıkrasının (e) bendi hükümleri saklı kalmak kaydıyla devam edilmez.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Madde kapsamında yer alan bazı fıkra ve bent hükümlerindeki oranların mükellefler lehine düşürülmesi amacıyla söz konusu değişiklik önerilmektedir.

Teklifte mükellefler beyannamelerinde yer alan hesaplanan KDV’Ieri üzerinden, 2011 yılı için yüzde 3,5, 2012 yılı için yüzde 3, 2013 yılı için yüzde 2,5, 2014 yılı için yüzde 2, 2015 yılı için yüzde 1,5 oranında vergi artırımında bulunabilecekler.

Ancak bazı işkollarında hasılat tutarı dolayısıyla hesaplanan vergi çok yüksek olabilmekte buna karşılık çok düşük oranlarda kazanç elde edilmektedir. Örneğin, toptan demir ticaretinde çok yüksek tutarlarda hasılat gerçekleşmesine rağmen kârlılık oranları yüzde 1 civarında seyretmektedir. Bu örneğe akaryakıt ticareti veya birçok toptan ticareti gibi sektörleri de eklemek mümkündür. Bu durumda hasılat ve dolayısıyla hesaplanan KDV yüksekliği birçok sektörde KDV artırımı durumunda yüksek tutarların ortaya çıkması nedeniyle yasanın beklenen amaca ulaşmasını engelleyeceği gibi bu iş alanlarında faaliyette bulunan mükellefler bakımından bir haksızlığa neden olacaktır.

KDV artırımında uygulanacak oranların en az yüzde 50 oranında indirilerek yıllar itibariyle yüzde 0,75 ila yüzde 1,75 aralığına çekilmesi doğru olacaktır.

Ayrıca yasa teklifinin 5’inci maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan hükme göre artırımda bulunan mükellefler hakkında başlanılan vergi incelemeleri ve takdir işlemlerinin kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ayın başından itibaren bir ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde bu işlemlere devam edilmeyeceği belirtilmektedir.

Bu durumun önemli haksızlıklara sebep olması muhtemeldir. Zira yasa teklifinde öngörülen sürede incelemesi tamamlanan az sayıda mükellef vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararı ile öngörülen sonuçlara katlanmak durumunda kalacak iken buna mukabil incelemesi tamamlanmayan mükelleflere önemli bir avantaj sağlanmış olacaktır. Diğer yandan takdir veya inceleme işlemi sonuçlanan mükellefler nezdinde diğer incelemeler bekler iken kendisi hakkında süren incelemenin neden sonuçlandığı şeklinde olumsuz düşünceler oluşabilecektir.

Bu nedenle yasanın yayımlandığı tarihten önce başlanılan vergi incelemeleri ve takdir işlemleri için tamamlamaya ilişkin herhangi bir süre konulmaksızın yasanın yayımlandığı tarihte sonuçlandırılmayan işlemlere devam edilmeyeceği yönünde düzenleme yapılması önemlidir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı kanun teklifinin 5’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

“a) Katma Değer Vergisi mükellefleri her yıl bir vergilendirme dönemine ilişkin olarak verdikleri beyannamelerdeki (ihtirazı kayıtla verilenler dâhil) hesaplanan katma değer vergisi tutarından hesaplanan katma değer vergisi yaratan teslim ve hizmetlerin alım tutarlarına isabet eden indirilecek KDV tutarının düşülmesinden sonra bulunacak tutarın; 2011 yılı için yüzde 6, 2012 yılı için yüzde 5, 2013 yılı için yüzde 4, 2014 yılı için yüzde 3 ve 2015 yılı için yüzde 2 oranında artırarak hesaplanacak katma değer vergisini vergi artırımı olarak bu kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar beyan ederler. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 11’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ve geçici 17’nci maddesine göre tecil-terkin uygulamasından faydalanan mükellefler için artırıma esas tutarın belirlenmesinde, tecil edilen vergiler hesaplanan vergiden düşülür.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bu maddede matrah artırımı düzenleniyor. Nedir matrah artırımı? Özetle devlet diyor ki: “Ne kadar vergi verdiysen ben bunun üzerinden tekrar bir hesap yapayım, biraz daha fazlasını ver barışalım ve beş yıl süreyle de geriye doğru herhangi bir inceleme yapmayayım.” İşin özeti bu. Tabii burada şimdi kapsamda olan vergiler kurumlar vergisi, gelir vergisi ve katma değer vergisi. Burada bir mantık hatası var yalnız. Vergiyi ne kadar fazla verdiyseniz, beyan ettiyseniz onun belli oranında, diyelim ki kurumlar vergisinde, gelir vergisinde işte 2011 yılı için yüzde 35 daha matrahınızı artırıyorsunuz. Yani, o zaman vergiyi biraz fazla kaçırdıysanız diyelim ki orada daha düşük vergi vererek barışıyorsunuz; dürüst mükellefler, vergi dairesinden çekinen mükellefler vergisini de olduğu gibi gösterdi, diyelim ki yüksek gösterdi veya ama yine vergiyle, Maliye Bakanlığıyla uğraşmayayım, bu matrah artırımına da müracaat edeyim dediklerinde çok daha fazla vergi vererek devletle barışmak durumunda kalıyor. Burada bir mantık hatası var; ben bunu Komisyonda da iletmiştim. Tabii, biraz zor olmakla birlikte uygulaması, burada aslında sektörlere göre, belli mükellef gruplarına göre bir ortalama vergi çıkartıp onun üzerinden aslında, işte “Şu kadar daha vergi verirsen geriye doğru inceleme yapmam.” diye bir mantığın burada olması lazım. Bu hâliyle bu maddenin ben adaletsiz olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, tabii, adaletsizlik işin zaten esasında var, tamamında var bunu ifade ettik. Dürüst mükellefleri cezalandırdığını bu af yasasının hep ifade ediyoruz, söylüyoruz. Buna ilişkin önergemiz, hem Komisyonda verdiğimiz önerge hem de Genel Kurulda verdiğimiz önerge maalesef kabul edilmedi. Aslında bunun bu yasanın içerisinde olması çok büyük bir zaruretti bana göre, bunu başka bir yerde yapmak da olmaz. Yani af yasası çıkardığımızda üç yıl üst üste vergisini düzgün bir şekilde ödeyen, hiç vergisini aksatmayan vatandaşlara 5 puanlık indirim keşke kabul edilseydi diye düşünüyorum.

Komisyonda bir önergemiz daha olmuştu bizim. Bu KDV matrahı artırımına gittiğinizde verginin tamamının yani ilave verginin peşin olarak ödenmesi öngörülüyordu. Biz orada bir taksitlendirme için önerge vermiştik Bakanlık da bu önergemizi makul buldu ve Komisyonda bu önergemiz kabul edildi; ben onun için teşekkür ediyorum. Aynı anlayışı şimdi bu önerge için de aslında bekliyoruz. Belki Bakanlığın çok fazla inceleme imkânı olmamış olabilir, bunu ben yine Komisyonda da ifade etmiştim. Burada yapılan şu arkadaşlar şimdi. Özellikle KDV matrah artırımında, diyelim ki bir petrol istasyonunuz var, 100 bin lira KDV matrahınız var; bunu işte 2011 yılı için yüzde 3,5 daha artırarak “Gel barışalım.” diyor devlet. Fakat sektörler arasında kâr marjları veya firmada oluşan katma değerler çok farklı olabiliyor. Çok düşük kâr marjlarıyla çalışan sektörlerle çok yüksek kâr marjları veya KDV yani katma değerle çalışan sektörler arasında farklılık var, dolayısıyla burada ciddi bir adaletsizlik oluşuyor.

Bizim buradaki önerimiz şu: Hesaplanan katma değer vergisi var, mevcut kanun “Hesaplanan katma değer vergisi üzerinden artırımda bulun.” diyor. Biz de diyoruz ki: Hesaplanan katma değer vergisi ile indirilecek katma değer vergisi var. Neler için? Hesaplanan katma değer vergisini yaratan teslim ve hizmetlerle sınırlı olmak üzere, bunlarla ilgili olarak indirilecek katma değer vergisini hesap edelim, aradaki fark üzerinden ve bu teklifte öngörülenin de daha üzerinde bir oranla bir vergi alalım diye öneriyoruz. Dolayısıyla, Sayın Bakanın Komisyonda ifade ettiği bir şey vardı, zaman zaman indirilecek katma değer vergisi hesaplanan katma değer vergisinin üzerinde olabiliyor ve katma değer devri oluyordu. Burada öyle bir şey söz konusu değil. Yani, hesaplanan katma değer vergisi hangi mal ve hizmet teslimi içinse onlarla ilgili olan indirilecek katma değer vergisini düşürelim ve arada yaratılan katma değer üzerinden bir matrah artırımına gidilsin. Burada da vergi kaybı olmaması için vergiyi de şu anda mevcut teklifte olanın daha üzerine çıkartalım. Mesela, biz burada 3,5 olan oranı yüzde 6’ya çıkarmayı öngörüyoruz. Hiç olmazsa kendi içerisinde bir adaleti yakalamış oluruz. Ve buradan ciddi şikâyetler geliyor. Mesela, bu öneri bana Samsun Mali Müşavirler Odasından geldi. Bunun işletilmesi açısından da mükelleflerin rahatlatılması açısından da ben bunun önemli bir husus olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda, tekrar, idareye bu önergemize “Olabilir mi acaba? Nasıl olabilir?” diye daha dikkatli bakmasını da tavsiye etmek istiyorum. Dolayısıyla, bir sıkıntıyı bu şekilde belki gidermiş oluruz.

Ben ilginiz için teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde dört önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “ortaklardan alacaklar" ibaresinden sonra gelmek üzere “ile bunlarla ilgili diğer işlemler" ibaresinin eklenmesini; aynı fıkranın (a) bendinde yer alan “net alacak tutarlarını" ibaresinin “net alacak tutarları ile bunlarla ilgili diğer hesaplarda yer alan işlemlerini" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mehmet Muş                             Vedat Demiröz            Murat Baybatur

             İstanbul                                      Bitlis                        Manisa

          Necip Kalkan                              Nihat Öztürk              Emrullah İşler

               İzmir                                        Muğla                       Ankara

          Ramazan Can

            Kırıkkale

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 6'ncı maddesinin (1)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Kadim Durmaz                                  Selin Sayek Böke                                Bihlun Tamaylıgil

          Tokat                                                 İzmir                                                İstanbul

       Musa Çam                                       Lale Karabıyık

          İzmir                                                 Bursa

MADDE 6- (1) İşletmede mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan mal, makine, teçhizat ve demirbaşlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri (adi, kollektif ve adi komandit şirketler dahil), işletmelerinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan mal, makine, teçhizat ve demirbaşları kendilerince veya bağlı oldukları meslek kuruluşunca tespit edilecek rayiç bedel ile bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar bir envanter listesi ile vergi dairelerine bildirmek suretiyle defterlerine kaydedebilirler. Bildirime dâhil edilen kıymetler için amortisman ayrılmaz.

b) Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu fıkranın (a) bendi hükümleri uyarınca aktiflerine kaydettikleri mal için ayrı, makine, teçhizat ve demirbaşlar için ayrı olmak üzere özel karşılık hesabı açarlar. Mal için ayrılan karşılık, ortaklara dağıtılması veya işletmenin tasfiye edilmesi halinde sermayenin unsuru sayılır ve vergilendirilmez. Makine, teçhizat ve demirbaşlar envantere kaydedilir ve ayrılan karşılık birikmiş amortisman addolunur. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler ise söz konusu mal'ı defterlerinin gider kısmına satın alınan mal olarak kaydederler.

c) Bu fıkranın (a) bendi uyarınca beyan edilen; genel orana tabi makine, teçhizat, demirbaş ve malların bedeli üzerinden %10 oranı, indirimli orana tabi diğer makine, teçhizat, demirbaş ve malların bedeli üzerinden tabi olduğu oranların yarısı esas alınarak katma değer vergisi hesaplanır ve ayrı bir beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyan edilerek, beyanname verme süresi içinde ödenir. Makine, teçhizat ve demirbaşlar üzerinden ödenen bu vergi, hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez. Mal üzerinden ödenen vergi genel esaslara göre indirilir. Bu mal, makine, teçhizat ve demirbaşlar için 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz.

ç) Bu fıkranın (a) bendi kapsamında bildirilen kıymetlerin satılması halinde satış bedeli, bunların deftere kaydedilen değerinden düşük olamaz.

d) Özel tüketim vergisi konusuna giren malları bu fıkranın (a) bendi kapsamında beyan eden ve alış belgelerini ibraz edemeyen mükelleflerin bu malların beyan tarihindeki miktarı ve emsal bedeli üzerinden geçerli olan özel tüketim vergisini bu fıkranın (c) bendinde belirtilen beyanname verme süresi içinde ayrı bir beyanname ile beyan ederek aynı süre içinde ödemeleri halinde bu mallar bakımından 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu şekilde beyan edilerek ödenen özel tüketim vergisi için vergi cezası kesilmez.

e) Bu fıkra hükmünün uygulanmasına ilişkin olarak geçmişe yönelik vergi cezası uygulanmaz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                                      Erhan Usta                                     Mevlüt Karakaya

          Konya                                               Samsun                                               Adana

     Erkan Akçay                                    Mehmet Erdoğan                                İsmail Faruk Aksu

         Manisa                                               Muğla                                               İstanbul

"c) Bu fıkranın (a) bendi uyarınca beyan edilen; makine, teçhizat, demirbaş ve emtiaların bedeli üzerinden, tabi olduğu oranların yarısı esas alınarak katma değer vergisi hesaplanır ve ayrı bir beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyan edilerek, beyanname verme süresi içinde ödenir. Makine, teçhizat, demirbaşlar ve emtia üzerinden ödenen bu vergi, hesaplanan katma değer vergisinden indirilir. Bu emtia, makine, teçhizat ve demirbaşlar için 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz."

"(5) Bu madde hükümleri çerçevesinde işletme kayıtlarının düzeltilmesi durumunda, tam tasdik sözleşmesi çerçevesinde daha önceki dönemlerine ilişkin tam tasdik raporu düzenlenmiş veya bağımsız denetim raporu düzenlenmiş olması durumunda raporu düzenleyen yeminli mali müşavirler ile bağımsız denetçilerin bu işlemlerle sınırlı olarak sorumluluğu aranmaz."

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    İdris Baluken                                     Çağlar Demirel

           Muş                                              Diyarbakır                                          Diyarbakır

Filiz Kerestecioğlu Demir                     Meral Danış Beştaş                               Osman Baydemir

        İstanbul                                               Adana                                              Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Meral Danış Beştaş, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben tasarı üzerinde değil, daha çok güncel meselelerle ilgili birkaç hususta görüşlerimi ifade edeceğim.

Evet, dün bir torba kanun Meclise sunuldu ve bu torba kanunda iki il deyim yerindeyse idam edildi: Şırnak ve Hakkâri. Bu kararı kim aldı, niye aldı? Bu torba kanunda niye bu iki ilimizin değiştirilmesi, Cizre ve Yüksekova’nın il yapılması kararı alındı? Bunu bilen yok. Ama biz biliyoruz, güvenlik ve politik kaygılarla bu karar alındı. Şu anda Şırnak’ta ve Hakkâri’de halk gerçekten büyük bir tepkiyle bu kararı karşıladığını ve bunu asla kabul etmeyeceğini ifade etti. Şırnak ve Hakkâri’de hâlâ yıkım devam ederken, hâlâ cenazeler morglarda beklerken, devletin onlara sadece asker ve güvenlik personeli gönderdiği bir il olma özelliğini korurken, sadece güvenlik sebebiyle ve siyasi hesaplarla bu kararın verilmiş olmasını kesinlikle kabul etmek mümkün değildir.

Bu karar, kentlerin, her iki kentin politik ve kültürel kimliğini doğrudan hedeflemektedir. Bu karar, gerçekten, devletin bugüne kadar baskısını ve zulmünü, asimilasyonunu, inkârını kabul etmemelerine yönelik verilen bir cezalandırma kararıdır aynı zamanda ve bu şekilde, gerçekten, bizim yerinden yönetimi savunduğumuz ve demokrasinin olmazsa olmazlarından olan halkın kendisiyle ilgili verilen kararlara katılma hakkı yine yok sayılmıştır. Ankara’da bir torba kanuna “Cizre ve Yüksekova il olacak, Hakkâri ve Şırnak ilçe olacak.” diye bir karar, emir buyuruluyor ve bu şekilde kendilerinin Şırnak ile Hakkâri’ye ve diğer Kürt illerine yaklaşımını da bir kez daha ortaya koyuyor. Merkeziyetçilik, tek elden yönetim ve siyasi kaygılar işte bu şekilde halkı cezalandırmaya dönüşüyor.

Ama biz Ankara’dan ve Meclisten şunu söylemek isteriz ki: Gerçekten, Şırnak ve Cizre torbalara sığmayacak kadar engindir. Siz bu konuda asla başarıya ulaşamayacaksınız. Cizre ve Yüksekova tabii ki il olmalı, önü açılmalı ama Şırnak ve Hakkâri’ye, hele de Colemerg’i değiştirerek -Kürtçe adını- “Çölemerik” diye trajikomik bir isimle bunu yutturmaya çalışmak gerçekten ne kadar büyük bir acizlik olduğunu da ortaya koymaktadır.

Son günlerde başka bir mesele var: Millî birlik, halk iradesi, Meclisin darbeye karşı duruşu her fırsatta siyasi partilerin dilinden düşürmediği bir sakıza dönüştü. Gerçekten öyle. Evet, Türkiye'de darbecilere karşı, bu korkunç darbe teşebbüsüne karşı Meclisin, hepimizin birlikte gösterdiği refleks olması gerekendi, demokrasiye sahip çıkmaktı. Bu darbe sadece iktidar partisine ve Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik bir darbe değildi, bu darbe Türkiye yurttaşlarının tümüne karşı yapılmış bir darbeydi, bu darbe bütün siyasi partilere karşı yapılmış bir darbeydi ve bu darbeye karşı çıkmak için birinin iktidar partisinden yana olması ya da olmaması gibi bir tartışmayı biz zül kabul ederiz. Bizim bu konudaki duruşumuz net. Ama bu “millî birlik” adı altında sadece 3 partinin saraylarda buluşarak, 79 milyona Anayasa yapmak adına gizli kapaklı ve sonra basına partimizin adını söylemeden bunu servis etmeleri birlikten ne anladıklarını ortaya koyuyor.

Bugüne kadar tarihe bakacak olursanız Kürt düşmanlığı hiç kimseye kazandırmadı. Tarihte de ittifaklar her zaman ülkenin önünü açtı. Şu anda burada bu kararlar halka, Kürtlere, Kürt halkına “Kürt ortak düşmandır.” duygusunu bir kez daha güçlü bir şekilde veriyor ve gerçekten bu politikadan vazgeçilmesi gerekiyor. Biz burada kimse lütfettiği için oturmuyoruz, sizlerin iradesiyle ve lütfuyla buraya gelmedik. Biz, sizin gibi halkın iradesinin seçimi neticesinde buraya geldik. Anayasası masasında olmak da sizden talep edeceğimiz, dileneceğimiz bir mesele değil. Biz orada bir hak olarak oturuyoruz. Burada yasama faaliyetine hak olarak ve temsiliyet olarak bakıyoruz. Bu nedenle Kürt düşmanlığı size de, hiç kimseye de kazandırmayacak. 25 milyonu yok sayarsanız, emin olun, daha bir çok darbe teşebbüsüyle karşılaşmaya devam edeceğiz ve huzura erişemeyeceğiz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, ancak karar yeter sayısı istenmiş olduğundan önerge oylamasında karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Oyların sayımında kâtip üyeler arasında görüş farklılığı olduğundan oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları

"c) Bu fıkranın (a) bendi uyarınca beyan edilen; makine, teçhizat, demirbaş ve emtiaların bedeli üzerinden, tabi olduğu oranların yarısı esas alınarak katma değer vergisi hesaplanır ve ayrı bir beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyan edilerek, beyanname verme süresi içinde ödenir. Makine, teçhizat, demirbaşlar ve emtia üzerinden ödenen bu vergi, hesaplanan katma değer vergisinden indirilir. Bu emtia, makine, teçhizat ve demirbaşlar için 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz."

"(5) Bu madde hükümleri çerçevesinde işletme kayıtlarının düzeltilmesi durumunda, tam tasdik sözleşmesi çerçevesinde daha önceki dönemlerine ilişkin tam tasdik raporu düzenlenmiş veya bağımsız denetim raporu düzenlenmiş olması durumunda raporu düzenleyen yeminli mali müşavirler ile bağımsız denetçilerin bu işlemlerle sınırlı olarak sorumluluğu aranmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mevlüt Karakaya, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önerge, özellikle bu maddenin (c) fıkrasında indirimli katma değer vergisine tabi makine ve cihazlarla ilgili olarak uygulanan vergi oranı ile normal vergi oranlarına tabi olan varlıklara ilişkin vergi oranlarının aynı baza getirilmesine ilişkin; diğeri de yeminli mali müşavir ve bağımsız denetçilerin önceki dönemlerle ilgili yaptıkları tam tasdikler dolayısıyla herhangi bir sorumluluğunun doğmamasına ilişkin. Yani, yeminli mali müşavirler, bağımsız denetçiler önceki dönemlere ait mali tabloları tam tasdik onaylamışlar ve bugün bu vergi affından dolayı -doğru ya da yanlış, çünkü bir şey sormayacağımıza göre- mükellef bir giriş yapmış, kayıtlarda bir düzeltme yapılmasını talep etmişse yarın geçmişteki dönemde bu stok girişlerini ya da çıkışlarını veya kayıt düzelmesine neden olan varlık hareketlerini neden görmediniz diye bir sorumluluk altına girmemeleri gerekir. Bunun da mutlaka düşünülüp burada eklenmesi gerekir. 5’inci fıkra olarak söylüyoruz, inşallah oylamada buna itibar edilir diyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce 4’üncü maddeyle ilgili söz almışken dilden de bahsedeceğimi söyledim. Bir iki hususu dikkatlerinize getirmek istiyorum. Yani, aslında bu 6’ncı maddenin iki temel düzenlemesi var. Birisi, bir işletme için mal var, stok var, malzeme var ama kayıtlarda yok. Diğer tarafı, kayıtlarda gözüküyor ama stok yok, mal yok, makine ya da tesis yok. Bunların düzeltilmesiyle alakalı. Bu konu zaten “İşletme kayıtlarının düzeltilmesi” alt başlığı altında yer almış. Ancak, buradaki düzenlemeye baktığımızda, buradaki düzeltmelere ilişkin dile baktığımızda bu, uluslararası finansal raporlama standartlarının ya da Türkiye finansal raporlama standartlarının dili değil. Ben bu noktada Maliye Bakanlığının da özellikle vergi ve muhasebeyi ilgilendiren, kayıt sistemini ilgilendiren konularda daha dikkatli olması ve doğru dil kullanması gerektiğini de buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum çünkü buradaki düzeltmelere baktığımızda bunların tamamı vergi diliyle yazılmış. Örnek vermek gerekirse, bakın, bu şekilde, bu maddedeki hükme dayanarak “Kayda alınan bir makine teçhizatla ilgili amortisman ayrılmaz.” diyor. Oysa uluslararası muhasebe standartlarında tabii ki amortisman ayrılacaktır. “Amortisman ayrılamaz.” denmesinde Maliye Bakanlığının maksadı –bilmiyorum, dinliyorlar mı, takip ediyorlar mı- buradaki maksat vergi matrahından düşürülemeyeceğini ifade etmektir. Bunu söyleyin o zaman. Bir taraftan Kamu Gözetimi Kurumu vasıtasıyla dünyanın parasını harcayarak, masrafını yaparak uluslararası finansal raporlama standartlarına uygun kayıt sistemi, finansal raporlama sistemi getirmeye çalışacaksınız, öbür taraftan da kanun yoluyla vergi muhasebesi uygulamasını zorunlu hâle getireceksiniz. Örnekleri çok.

Bu uygulamada bir adaletsizlik de -biraz önce bir hatibimiz yine ifade etti başka konulardaki adaletsizlikleri- örneğin, bir mal stoklarda var, kayıtlarda yoksa bunun anlamı faturasız satış demektir. Peki, stoklarda var, depoda yoksa bunun anlamı da kayıt dışı giriş demektir. Bunların ikisinin düzeltilmesinin vergi karşısındaki avantajları tamamen birbirinden farklı, tamamen adaletsiz bir biçimde uygulamayı gösteriyor.

Aslında söylenecek daha çok şey var; teknik olarak da, dille ilgili de söylenecek çok şey var. Ben bir iki tane örnek vererek burada yetinmek istedim.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 6'ncı maddesinin (1)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kadim Durmaz (Tokat) ve arkadaşları

MADDE 6- (1) İşletmede mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan mal, makine, teçhizat ve demirbaşlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri (adi, kollektif ve adi komandit şirketler dâhil), işletmelerinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan mal, makine, teçhizat ve demirbaşları kendilerince veya bağlı oldukları meslek kuruluşunca tespit edilecek rayiç bedel ile bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar bir envanter listesi ile vergi dairelerine bildirmek suretiyle defterlerine kaydedebilirler. Bildirime dâhil edilen kıymetler için amortisman ayrılmaz.

b) Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu fıkranın (a) bendi hükümleri uyarınca aktiflerine kaydettikleri mal için ayrı, makine, teçhizat ve demirbaşlar için ayrı olmak üzere özel karşılık hesabı açarlar. Mal için ayrılan karşılık, ortaklara dağıtılması veya işletmenin tasfiye edilmesi halinde sermayenin unsuru sayılır ve vergilendirilmez. Makine, teçhizat ve demirbaşlar envantere kaydedilir ve ayrılan karşılık birikmiş amortisman addolunur. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler ise söz konusu mal'ı defterlerinin gider kısmına satın alınan mal olarak kaydederler.

c) Bu fıkranın (a) bendi uyarınca beyan edilen; genel orana tabi makine, teçhizat, demirbaş ve malların bedeli üzerinden %10 oranı, indirimli orana tabi diğer makine, teçhizat, demirbaş ve malların bedeli üzerinden tabi olduğu oranların yarısı esas alınarak katma değer vergisi hesaplanır ve ayrı bir beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyan edilerek, beyanname verme süresi içinde ödenir. Makine, teçhizat ve demirbaşlar üzerinden ödenen bu vergi, hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez. Mal üzerinden ödenen vergi genel esaslara göre indirilir. Bu mal, makine, teçhizat ve demirbaşlar için 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz.

ç) Bu fıkranın (a) bendi kapsamında bildirilen kıymetlerin satılması halinde satış bedeli, bunların deftere kaydedilen değerinden düşük olamaz.

d) Özel tüketim vergisi konusuna giren malları bu fıkranın (a) bendi kapsamında beyan eden ve alış belgelerini ibraz edemeyen mükelleflerin bu malların beyan tarihindeki miktarı ve emsal bedeli üzerinden geçerli olan özel tüketim vergisini bu fıkranın (c) bendinde belirtilen beyanname verme süresi içinde ayrı bir beyanname ile beyan ederek aynı süre içinde ödemeleri halinde bu mallar bakımından 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu şekilde beyan edilerek ödenen özel tüketim vergisi için vergi cezası kesilmez.

e) Bu fıkra hükmünün uygulanmasına ilişkin olarak geçmişe yönelik vergi cezası uygulanmaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu madde metninin anlaşılır hâle getirilebilmesi için değişiklik önerilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi madde üzerindeki dördüncü ve son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “ortaklardan alacaklar" ibaresinden sonra gelmek üzere “ile bunlarla ilgili diğer işlemler" ibaresinin eklenmesini; aynı fıkranın (a) bendinde yer alan “net alacak tutarlarını" ibaresinin “net alacak tutarları ile bunlarla ilgili diğer hesaplarda yer alan işlemlerini" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılıyoruz, kabul ediyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede bulunmayan kasa mevcudu ve ortaklardan alacaklarla ilgili diğer işlemler hakkında da kayıtların düzeltilebilmesine imkân sağlamak amacıyla önerge verilmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.02

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 7 ila 13’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerindeki söz taleplerini şimdi karşılayacağım.

Önce siyasi parti gruplarına söz vereceğim, daha sonra şahsı adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Gruplar adına ilk söz hakkı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Aksu.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Aziz milletimizi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’yi bir iç çatışma ortamına sürüklemeye dönük kalkışmanın, demokrasimize yönelik hain darbe ve Türk milletine saldırı girişiminin üzerinden on sekiz gün geçmiştir. Bu süre içinde bölücü hainler FET֒nün bıraktığı yerden devam etmektedir. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden bu yana 19’u polis, 17’si asker olmak üzere toplamda 36 vatan evladı şehit olmuştur. Konuşmamın başında, bölücü terör örgütü PKK’nın hain saldırıları sonucu şehit olan polis ve askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin gerekçesinde yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik kararları desteklemek ve müteşebbislerin yatırım kararlarına daha sıhhatli bir şekilde odaklanmalarını sağlamak için özel sektörün kamuya olan borç yükünün azaltılması ve borçları taksitle ödeme imkânı getirilmesi, ihtilafların sulh yoluyla sonlandırılması, vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesi, işletme kayıtlarının fiilî durumlarının uygun hâle getirilerek kayıtlı ekonomiye geçişin teşvik edilmesi ve bazı varlıkların millî ekonomiye kazandırılmasının amaçlandığı belirtilmektedir.

Düzenleme, kamu alacaklarının yapılandırılması konusunda bugüne kadar ortaya konulanların en kapsamlılarından biridir. Kamu alacağının tamamından veya bir bölümünden vazgeçilmesi kanun teklifinin kapsamı itibarıyla bir mali af niteliğinde olduğunu göstermektedir. Teklifin yasalaşması hâlinde, 2016 Haziran ve önceki aylara ilişkin olup, bu kanunun yayımlandığı tarihten önce tahakkuk ettiği hâlde ödenmemiş olan prim, kesenek ve idari para cezaları ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacaklarının yapılandırılması ve taksitlendirilmesi mümkün olacaktır.

Bilindiği gibi, gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında bulundurdukları para, altın, alacak ve diğer sermaye araçlarının Türkiye’ye getirilmesine ilişkin düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine daha önce gelmiş ancak itirazlar sonucu Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ndan çıkarılmıştır; bu defa ise aynı düzenleme kapsamı da genişletilmiş şekilde 7’nci madde olarak teklifte yer almaktadır. Söz konusu madde, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarıyla birlikte bu defa her türlü gemi, yat ve diğer su araçlarını da 31 Aralık 2016’ya kadar Türkiye’ye getiren gerçek ve tüzel kişilerin bu varlıkları tasarruf edebilmelerinin önünü açmaktadır.

Düzenlemeyle, belirtilen varlıkların Türkiye’ye getirilme işleminden dolayı ve bu işlemden hareket edilerek hiçbir şekilde vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı ile herhangi bir araştırma, inceleme, soruşturma veya kovuşturma yapılmayacağı, vergi cezası ve idari para cezaları kesilmeyeceği güvencesi verilmektedir. Yani, bankalar ve gümrükler yurt dışından kendileri kanalıyla gelen varlıklar için kara para da olsa şüpheli bildiriminde bulunmayacaklardır.

Bu maddeyle, konusu suç teşkil eden gayrimeşru hatta Türkiye ve insanlık aleyhine faaliyetlerden elde edilmiş varlıkların Türkiye’ye getirilmesine imkân ve fırsat verilmiş olunacak, hiçbir şekilde vergi incelemesi yapılmayacağı gibi varlığın kara para veya bir suç ekonomisinden doğup doğmadığı da araştırılmayacaktır. Ayrıca, gerçek ve tüzel kişiler bu varlıkları diğer kişilerin nam veya hesabına bildirim veya beyanda bulunabilecektir. Türk vatandaşı olma şartı aranmayacağından, yabancı ülke vatandaşları da şaibeli paralarını aklama fırsatı bulabilecektir.

Yine, maddeyle, Türkiye’ye getirilen varlıkların her an Türkiye dışına geri çıkarılabilmesi de imkân dâhilindedir. Bu niteliği itibarıyla, ekonomik anlamda beklenen faydanın sağlanması da mümkün olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, ekonominin içinde bulunduğu durgunluk ortamında ülke ekonomisinde canlanma ve dinamizm yaratmak ve had safhada bulunan kaynak ihtiyacını karşılamak için yurt dışında bulunan varlıkların ülkeye girişine olumlu bakmakla birlikte, konusu suç teşkil eden, gayrimeşru faaliyetlerden elde edilmiş olma ihtimali bulunan varlıkların her ne pahasına olursa olsun millî ekonomiye sokulması anlayışını asla doğru bulmuyoruz. Toplumun büyük kesiminin beklediği ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde yer verdiğimiz ve daha önce gündeme getirdiğimiz, bu teklifin komisyon görüşmeleri sırasında da destek ve katkı verdiğimiz vergi, sigorta primi ve diğer bazı kamu alacaklarının yapılandırılmasını öngören maddelerin arasına bu düzenlemenin sıkıştırılmasının doğru olmadığını, siyasetin ihtiyaç duyduğu etik, ilke ve değerlere de uygun bulunmadığını belirtmek istiyorum.

Bilindiği üzere, Antalya’da toplanan G20 Zirvesi’nde liderler, finansal hesaplara ilişkin bilgilerin karşılıklı olarak değişimi konusunda görüş birliğine varmışlar, otomatik bilgi değişim sistemini benimseyerek 2017 yılı bilgilerini 2018 sonrası diğer ülkelerle paylaşmaya başlayacaklarını taahhüt etmişlerdir. Bu durumda, kanun teklifiyle, yasa dışı yollardan elde edilen gelirlerin Türkiye bu sisteme geçmeden aklanmasının mı amaçlandığı sorusu akla gelmektedir. Yine bu düzenlemeyle, varlık sahiplerinin adları kamuoyundan gizlenmek istendiğine göre acaba varlıklar açısından ortada ayıplı bir durum mu olduğu da akla gelen bir başka sorudur. Ve nihayet, basından öğrendiğimiz ve İtalya’da yürütüldüğü anlaşılan kara para soruşturması meselesi soru işaretlerini artıran bir başka husustur. Akla gelen bu ve benzeri soruların cevap bulmaması hâlinde şüpheli işlere zemin hazırlayan bu düzenleme mahşerî vicdanda da kabul görmeyecek, yapılmak istenen, varlıkta barış değil aklamada yarış olarak değerlendirilecektir.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'nin en önemli ekonomik sorunu üretim çarklarını döndürecek mekanizmaların yeterince hayata geçirilememesidir. Ülkemize gelmesi beklenen üretken doğrudan dış yatırım yerine ekonominin üretme kapasitesine etkisi düşük olan ve portföy yatırımı olarak bilinen sıcak para girişi, aynı zamanda sıcak paranın ekonomiden çok kısa süre içinde çıkma ihtimali nedeniyle krize yol açma riskini de beraberinde getirmektedir. Yurt içi sermayenin yetersizliği ve yabancı sermayenin beklenen düzeyde olmaması sonucu ekonomide bugünkü üretim sorunu ortaya çıkmıştır. Bu yapısal problemler çerçevesinde vergi sisteminin adaletli hâle getirilmesi de Türkiye'nin öncelikli hedeflerinden birisi olmalıdır ancak AKP döneminde vergi adaleti sağlanamamış ve kayıt dışı ekonomi büyümüştür, sistemdeki mükellefler daha çok vergilendirilirken vergi tabanı genişletilememiştir. Vergi sistemindeki adaletsizlik ve yapılan düzenlemeler sürekli yeniden yapılandırma beklentisi oluşturmakta, bu durum ise hem yükümlülüklerin ertelenmesi sonucunu doğurmakta hem de mükellefiyetlerini yerine getirenler bakımından bir haksızlık ortaya çıkarmaktadır. Nitekim, bu tür düzenlemeler yapılırken vergisini düzenli ödeyen, yükümlülüklerini yerine getiren vatandaşlarımızı ödüllendirecek, dolayısıyla vergi adaletinin ve bilincinin yerleşmesine katkı sağlayacak bir mekanizma ne yazık ki oluşturulamamıştır.

Kuşkusuz, ekonomiyi büyütebilmek için yatırıma, yatırım için de kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır. Sorun, ülkemizin yurt içi kaynaklarının yani iç tasarrufların AKP hükûmetleri döneminde ülke tarihinin en düşük düzeylerine inmesidir. Bir başka problem de yatırımcı için belirleyici temel faktörlerden olan demokrasi, hukuk sistemi, idarenin işleyişi, iş gücünün niteliği, şeffaflık ve öngörülebilirlik yönündeki güvensizliktir. Sağlıklı işleyen ve güven duyulan bir ekonominin tesisi ancak bu temel problemlerin aşılmasıyla mümkün olabilecektir.

Değerli milletvekilleri, yapısal sorunları çözmek yerine kaynağı belirsiz varlık girişinden medet ummak Türkiye'nin büyüklüğüne de, Türk milletinin asaletine de yakışmayan bir durum olacaktır. Bu nedenle, daha önceki görüşmelerde de ifade ettiğimiz gibi söz konusu maddenin teklif metninden çıkarılması yerinde olacaktır.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Garo Paylan, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, konuştuğumuz yasa vergi affı ve varlık barışı. Vergi nasıl toplanır? Ekonomi işler, ekonomide insanlar tüketirler, tükettikçe üretirler, çarklar işler, ekonomiye giren olur, sanayici yatırımlarını yapar, yatırımlarını artırır ve nihayetinde vergi oluşur. Güven varsa orada vergi işler yani anahtar sözcük güven, ülkeye ve ekonomiye güven. Güven olmadığı zaman ve aynı zamanda tabii ki vergi ahlakı olmadığı zaman vergi toplanamıyor. Bu tip vergi barışları da vergi ahlakını aşındıran barışlar ve memleketimizde şu anda maalesef en eksik olan şey güven.

Bakın, temmuz ayı tüketici güven endeksi açıklandı, yüzde 67’ye düşmüş. Tüketici güvenmiyor, güvenmeyince tüketmiyor. Araba satışları bu ay yüzde 30 düşmüş, konut satışları aynı şekilde, perakendeci kan ağlıyor, esnaf kan ağlıyor. Kan ağlayan esnaf… Tabii ki şöyle kötü bir alışkanlığımız da var: İşletmelerimizi güçlü tutmuyoruz, rant ekonomisi olduğu için herkes iyi günde kazandığını hemen ranta yatırıyor, ev yatırımı, araba yatırımı. “Arsaya yatıralım, şurada imar çıkacak, 10 liralık arsa 20 lira olacak.” diye işletmeler zayıf bırakılıyor, üretim anlamında zayıf bırakılıyor, finansal anlamda zayıf bırakılıyor ve ranta gidiyor. Rant ekonomisini durduramadık çünkü rantı da vergilendirmiyoruz. Bir yerde bir arsa 10 liradan 50 liraya çıktığında ondan vergi almıyoruz. Kimden vergi alıyoruz? İşçiden, emekçiden vergi alıyoruz. Dün Sayın Maliye Bakanını 40 milyar liralık, bakın sermayeye sağladığı 40 milyar liralık affa karşılık işçiye sağlayacağı, asgari ücretliye sağlayacağı 1 milyar liralık rakama ikna edemedim. İçeride tekrar görüştük, yine ikna olmadı. Sermayeye 40 milyar lira avantaj sağlayalım ama işçiye maalesef yok; asgari ücretliye o da istediğimiz, yüksek gelirliye değil.

Bir de tabii ki varlık barışıyla ülkeye para sağlayacağız. Nasıl sağlayacağız? Bir ülke eğer ki ışıldıyorsa, bir ülkenin hukuk sistemi sağlamsa, kurumları yerindeyse, demokrasisi işliyorsa o ülkeye para gelir. Parayı çıkaranlar zaten bu ülkeye güvenmeyenler, bu ülkeyle ilgili risk var diyenler parayı çıkarıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, şu anda da ülkemiz bir darbe yaşamış, maalesef şartlar yaratılarak bir darbe yaşadık ve darbeden sonra diyoruz ki gelin, parayı getirin, biz size sormayacağız. Böyle olmaz arkadaşlar. Güven dediğimiz de bir kişiye olan güven değildir, sisteme olan güvendir, hukuk sistemine olan güvendir, Parlamentoya olan güvendir. Parlamento işliyor mu? Vallahi ben boş sıralara konuşuyorum, işlemiyor. Az sonra arkadaşlar oy verirken gelecekler ama işlemiyor. Talimatlar çünkü maalesef sarayda belirleniyor. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı “Biz yeniden yapılandırmayı sarayda yapacağız, Parlamentodan da ekonomi yasalarını geçireceğiz.” dedi, dün bunu ifşa etti. Bakın, tek kişi diyor ki: Ben kandırıldım, Allah beni affetsin.” Evet, insanlar yanılabilirler, Cumhurbaşkanı da olsa yanılabilirler ama sistemler yanılmazlar. Eğer ki kurumlar işliyorsa, demokrasi işliyorsa, istişare varsa, insanlar birbirlerini dinliyorlarsa orada yanılma olasılığı daha düşüktür ama tek kişinin iradesi üzerine bir yılda geldiğimiz nokta bir darbeyse... Yeniden yapılanma noktasında yine diyor ki tek kişi “Ben yapılandıracağım.”, “Biz şimdi hız kazandırdık devlete, yeniden yapılandıracağız.” diyor. Biz niye güvenelim, “Ben hata yaptım, Allah affetsin.” diyorsa o niye yapılandırsın? Yapılandıracak olan yer önce Meclistir, burasıdır ama baktığımızda bundan maalesef çok uzaktayız ve bundan bir ders çıkarılmadığını görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, ekonomimiz ne noktada, ona da bakalım.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Canını veren şehitlere tiyatro diyeceksin, darbeye tiyatro diyeceksin, burada gelip konuşacaksın ondan sonra. Tiyatro diyeceksin, hiç saygın olmayacak bu millete.

GARO PAYLAN (Devamla) – 4,5 büyüme hedefi var Sayın Hükûmetin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kim tiyatro demiş, nereden çıkarıyorsun, yok öyle bir şey.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Kürkcü ne dedi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, ne alakası var.

GARO PAYLAN (Devamla) – Buyurun, siz konuşun.

BAŞKAN – Sayın Paylan, siz devam edin.

Lütfen sayın milletvekilleri, sayın hatibi dinleyiniz, lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu yılla ilgili ekonomideki büyüme hedefimiz 4,5 değil mi? Hâlâ da öyle olacağı iddia ediliyor ama maalesef işaretler o noktada değil. Ekonomimiz yüzde 3 veya altında büyüyecek, bu noktada işaretler veriyor çünkü güven düşük, yatırımlar durdu. Enflasyon, temmuz ayında yüzde 8,79’a çıktı, hedeflerimizin çok üzerinde. Türkiye’nin kısa vadeli borçları, gayrisafi yurt içi hasılasına orantısı da yükseldiği için Türkiye’nin CDS primi de yükseliyor.

Bakın, bir noktanın daha altını çizmek istiyorum. G20 üyesiyiz öyle değil mi? Şimdi hep denir ki: “Biz ilk 20 ekonomi içine taşıdık ülkeyi.” Hâlbuki ülkemiz 1979’da 16’ncı sıradaydı ekonomi sıralamasında, 1993’te de 17’nci sıradaydı, 2000 yılında da 17’nci sıradaydı. Bugün baktığımızda, bugünkü rakamlarla ülkemiz 19’uncu sıraya geriledi. Bu yıl sonunda öyle bir rakama çıkacağı tekabül ediyor, 19’uncu ekonomiye düştük. G20 dediğimiz, 19 ülke artı Avrupa Birliği. Yani, ülkemiz G20’den neredeyse düşmek üzere. Bu anlamda, yatırım ortamını iyileştirebilecek şey, ülkemizi tekrar ışıldayan, parıldayan, yatırımların arttığı hem yerli sermayenin hem yabancı sermayemizin yatırım yaptığı, işçimizin, emekçimizin hakkını alabildiği bir ülke yapmanın yolu demokrasiden, hukukun üstünlüğünden ve sistemin işlemesinden geçiyor. Bunun için ne yapmalıyız, çözüm nedir? Tek adamın iradesinden vazgeçmeliyiz. Ankara’yı bu kadar önemli bir yer olmaktan çıkarmalıyız. Her ülkenin elbette bir başkenti olacak ama demokrasilerde başkent bir koordinatör başkenttir; temel politikaları belirler, sınır güvenliğini sağlar, hukuk sistemini belirler ancak yetkileri yerellere dağıtır. Ama şimdi bakıyoruz ki -bugün duyduk haberlerden- yeni bir torba yasa gelecek, bırakın yerelin haklarının artırılmasını yerele kayyum atamayı düşünen bir OHAL yasası ve olağanüstü hâl durumu Meclisimize getirilmek üzere. “Yerele ben kayyum atayabilirim.” diyor. Ve kimi atayacak? Valiye yetkiyi veriyor bu anlamda. Bu, darbedir arkadaşlar. Bu darbeciler ne yapacaksa aynen yapılacak şey odur. Bu noktada bizlerin yapması gereken yerele hakları dağıtmaktansa Ankara’nın bütün yetkiyi toparlaması olmamalı. Böyle bir ülkeye ne kimse sermaye getirir, istediğimiz kadar varlık barışı yapalım kimse de güvenip ülkeye parasını getirmez.

Bir de şu nokta var yeniden yapılandırırken, bakın yıllardır şunu yaşadık: Bu hâkim efendim ulusalcı, şu hâkim Fethullahçı, bu saraya bağlı hâkim, şu polis Fethullahçı polis noktasından çıkamadık. Bir polisin karşısına geçtiğimizde acaba demokrat bir polis mi, hukuka bağlı bir polis mi, hukuka bağlı hâkim mi bugüne kadar diyemedik. Yeniden yapılandırma noktasında da bakıyoruz böyle bir anlayış yok, çoğulcu bir anlayış yok. Ve bu darbe paralele sığmaz diyorum.

Bakın, sanki ilk kez darbe oluyormuş gibi ortaya konuluyor. Her şey bir kötü… Elbette ki işin içinde olduğu izlenimleri var her anlamda, Fethullah noktasında bir günah keçisi ortaya konuluyor ve sanki ilk kez darbe oluyormuş memlekette, darbeci bir zihniyet yokmuş gibi ortaya konuluyor. Bu anlamda bu darbe geleneğiyle ve darbeci zihniyetle hesaplaşmanın yolu ancak demokratikleşmeden geçer. Ancak bakıyoruz ki HDP’yi yok sayan bir anlayış var. Anayasa konuşuluyor, AKP, CHP, MHP Anayasa Komisyonu kurmuşlar. Hayırlı olsun. Bu, tam darbecilerin isteyeceği bir anlayıştır, darbeciler de olsa ancak böyle yaparlardı. Bir temsiliyeti yok sayıp, ötekileştirip, toplumu kutuplaştırıp birilerini yok sayardı. Ancak bu ayrımcılıktır ve bu bölücülüktür arkadaşlar.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Darbeden sonra yapılan mitinglerde Türk Bayrağı dalgalandırmak lazım, Türk Bayrağı. Türk Bayrağı’yla çıkmak lazım mitinglere. Ötekileştiren kendinizsiniz.

GARO PAYLAN (Devamla) - HDP’nin biliyorsunuz oyları belli bölgede, yüzde 60-70’lerle oy alan bölgelerde, yüzde 80 oy aldığımız bölgelerde, Sur’da, Cizre’de, Silopi’de bu nasıl tınlar biliyor musunuz? Gönül bağlarını koparır bu arkadaşlar. Gönül bağlarını koparmayalım. Bu darbeci anlayıştan, darbeci bakıştan kendimizi sıyıralım diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Paylan’ın konuşması sırasında üç partinin ortak Anayasa Komisyonu kurduğuyla ilgili bir iddia oldu ve o konuda da sıralardan gelen birtakım cevaplar da partimizi zan altında bırakacak nitelikte. Bu konuya açıklık getirmek isterim efendim.

BAŞKAN – Açıklık getirmek üzere söz vermem mümkün değil. Bir sataşma varsa onu...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim şöyle: “Üç parti bir araya geldiniz, HDP’yi dışlayarak komisyon kurdunuz.” bir sataşmadır partimize, ona cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Yani devamında söylediği cümleleri mi söylüyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim, evet.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – “Darbeci anlayış” dediğini söylesene.

BAŞKAN – Peki.

Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 409 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Paylan konuşması sırasında bir Anayasa değişikliği için üç partinin bir araya geldiğini, kendi partilerinin dışlandığını ve bunun bir darbeci anlayışın ürünü olduğunu ifade ediyor.

Öncelikle şunu söyleyelim: Ben, partimizin pozisyonunu tam olarak burada ifade etmek üzere kürsüdeyim. Anayasa değişikliği, mini anayasa paketi fikri Sayın Cumhurbaşkanının davetiyle gerçekleşen ve HDP’nin katılmamasına eleştiri getirdiğimiz o toplantıda Sayın Genel Başkanımız tarafından ifade edilmiştir. “12 Eylül 2010 referandumuyla cemaate teslim edilen yüksek yargıya karşı, hukuk biliminin gerekleri, adalet sisteminin duyduğu ihtiyaç, dünyadaki evrensel ölçütlerin dikkate alınarak liyakat esaslı bir yükselme sistemiyle yargı ve yüksek yargıya yönelik olarak bir mini anayasa değişikliği yapmalıyız.” önerisi bize aittir. Bu öneri iktidar partisi tarafından daha sonra uygun görülmüştür, bu konuda bir çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Bu çalışmanın dört partinin birlikte hareket ederek yapılması konusundaki Cumhuriyet Halk Partisi fikri ortadadır. Bunun dışında, Sayın Başbakanın “Anayasa masası artık yeniden fiilen kurulmuştur.” yaklaşımına karşı son görüşmelerinde Sayın Genel Başkanımız şunu ifade etmiştir: “Meclis Başkanı tarafından CHP’nin tutumundan sonra ortadan kaldırılan Anayasa masası kalktığında CHP ne noktadaysa yani Anayasa’nın ilk dört maddesi, parlamenter sistem ve darbe hukukundan arınma, bu ön şartlar olmaksızın bizim bir Anayasa masasında oturmamız mümkün değildir. Anayasa uzlaşma masasının dört partinin katılımıyla olması gerektiğiyle ilgili kurumsal parti tavrımız da değişmemiştir.”

Tüm milletvekillerimizin, yüce Türk milletinin dikkatine sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1310) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 409) (Devam)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bihlun Tamaylıgil, İstanbul Milletvekili… (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Tamaylıgil, bölüm üzerinde ayrıca şahsınız adına da konuşma talebiniz vardır. Bu nedenle iki süreyi birleştiriyorum.

Konuşma süreniz on beş dakikadır.

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili görüşlerimizi paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, “Bu kanun teklifi, kanun teklifi midir tasarı mıdır?” sorgulamasıyla başlamamız gereken bir konu içeriğinde. “Neden?” derseniz, kanun teklifinin ağırlıklı kısmına baktığımızda içinde afların olduğu, yapılandırmaların başlığı altında gerçekten vergi ve vatandaşlık görevinin sürekliliğini, sürdürülebilirliğini beraberinde taşıyacak bir sorumluluğun intikali yerine bir af sürecinin işletilmesinin ağırlığını gördüğümüz bir düzenleme. Sayın Maliye Bakanı bunun tasarı olarak gelmesi noktasında herhâlde imtina ettiler çünkü kendileri bu yılın mart ayında “Kesinlikle ve kesinlikle bir af kanunu gelmesi söz konusu olmayacaktır.” diye beyan etmişlerdi. Bu beyanlarındaki şekilsel ve hukuksal tutarlılığın geçerliliğini sağlamak üzere -sanırım kendileri- Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekili arkadaşımız ve yine Komisyonumuzun Değerli Başkanına bir teklif hazırlatmak suretiyle, bu yasama faaliyetinin gündeme gelmesini gerçekleştirdiler ve hukuken baktığınızda tabii ki teklif ama uygulamada baktığınızda, ben de bir Komisyon üyesi olarak, her türlü gerekçe, her türlü çalışma, detaylandırma, önergeyle değişime kadar Bakanlığımızın sorumluluğu dâhilinde yapılmış bir çalışma olarak kendini gösterdi.

Şimdi, benim üzerinde görüşlerimizi beyan edeceğim ikinci bölüme baktığımız zaman da, tabii, daha önce yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla ortaya konmuş olan, yine bir torba yasa sürecinde ortaya çıkan, yurt dışından Türkiye’ye kaynak getirimini sağlayacak bir yasal düzenleme ve onunla beraber, bu yapılan af kanununa paralel olarak ödeme süreçlerini düzenleyen ilgili maddelerin içeriğini görüyoruz. Şimdi, o zaman yatırım ortamını iyileştirmeydi kanun. İyileştirme niye yapılır? Ortada bir hastalık var demek ki. Bu hastalığın iyileştirilmesi için de bir tedaviye ihtiyaç var. O tedaviyi gerçekleştirirken, şimdiki yapılanlar gibi, geçici, dönemsel, günü kurtarma mantığıyla yapılan yasama faaliyetlerinin kalıcı bir vizyonel stratejik geleceği hazırlamayacağı çok açık ve alenidir. O zaman o kanun teklifi üzerinde görüştüğümüzde, bu, yurt dışından getirilecek ve vergisiz varlık barışı yapacağız. Tekrar altını çizdiğimizde: “Vergisiz varlık barışı” yapacağımız kaynaklarla ilgili tüm muhalefet partileri olarak buradaki çekincelerimizi dile getirmiştik çünkü içeriğinde menşesi ve aidiyeti belli olmayan, üçüncü şahıslarla ilgili olarak burada kayda girebilecek ve bizim yıllar içerisinde uluslararası anlaşma, direktif ve taraf olduğumuz yapılanımlar açısından buraya gelecek paraların kara para olma, suç teşkil eden eylemlerden elde edilen kaynak olma, terörün finansmanı veyahut uyuşturucu ticaretine bağlı olarak ortaya çıkan kaynakların ülkeye getirilmesinin ve sonrasında işleyecek sürecin riskini açıkça vurgulayan bir çalışma dönemi geçirdik. Şimdi, bugün, bu geldiğimiz noktada, Maliye Bakanlığımızın yine bu konuda bir çalışması olduğunu biliyorum, özellikle hassasiyetle üzerinde durduğumuz, son dönemde de şimdi “millî ekonomiye kazandırılacak varlıklar” başlığı altında gelen madde içeriğinde gördüğümüz, gemi ve deniz taşıtlarıyla ilgili de birtakım vergisiz kayıt işlemlerini ortaya koyan tercihlerle ilgili yeni düzenlemelerin geleceğinin bilgisini edinmiş olduk.

Baktığınızda ilk hâliyle uluslararası hukuk açısından çok önemli olarak taşıdığı risklerin tamamı sonuçlanmasa bile geçmişe göre daha iyileştirilen ve yine içerisinde soru işaretleri olan bir düzenleme hâline dönüşeceği beklentisi kanun maddelerinde gerçekleşecek mi göreceğiz. Ama bunun yanında şunu da unutmamak gerekiyor: Ülkemizin şu anda içinde olduğu, geçtiği süreçte geçici, bir anda bugünü kurtaracak ve gelecekte karşımıza çıkacak problemleri önleme mantığını da düşünmeyecek yasamadan uzak durması lazım. Çünkü bir problemi çözerken bulunan çözümler problemli olursa daha kötü sonuçlara varılır ve elimizden gelen budur deyip de, bu işin en iyisini yapıyoruz mantığıyla bakmadan başarının elde edilmesi söz konusu değildir.

Şimdi, o maddenin içeriğine baktığınızda daha acı şeyler de var yani sadece olaya kara para noktasıyla baktığımızda ürküten, korkutan gelişmelerin yanı sıra o madde içeriğinde şu da var, diyor ki: “Borcu olan kişiler yurt dışındaki parasıyla bu borçlarını kapatabilirler.” Peki, şimdi, millî ekonomiye kazandıracağımız para neden yurt dışında? Yani, yurt dışında niye kalıyor? İhracat, ithalat, buna bağlı işlemler için mi kalıyor, borç ödemeleri için mi kalıyor, yoksa bizim işleyen ekonomik sistemimize güven duyulmuyor, o güvensizliğin getirmiş olduğu duraksamadan dolayı mı orada tutuluyor?

Şimdi, bakın, 180 milyar dolar Türkiye’deki özel sektörün açık pozisyonu var ve bilançolarına baktığınızda 500 büyük sanayi kuruluşunun geçen seneden bu seneye finansman giderlerinde yüzde 75’lik artış var. Bunun yanı sıra, faaliyet gelirlerinin yüzde 63’ü kur farkı ve finansman gideri ödemesi olarak gidiyor. Yani, bir de deniyor ki: Efendim, bu şirketlerin yurt dışında parası var, bu parayı orada tutuyorlar, karşılığında kredi olarak Türkiye’ye kaynak getiriyorlar. Burada bu kaynak kullanılıyor, hem vergiden imtina ve kaçınma hem de -iki taraf da- baktığınızda ballı börek bir gelir. Şimdi, diyoruz ki: “Aman siz bunları kapatın; zaten vergi de ödemediniz, bu sistemi işlettiniz. Hadi şimdi getirin bunu da koyun bilançonuza, 5 kuruş da vergi almayacağız.” Ama vergi adaletsizliğinin hâkim olduğu ülkemizde -vergi yükünün dolaylı vergilerle işçi, memur, emekli üzerinde olduğu- uluslararası literatürde “vergi anestezisi” denilen -insanların farkında olmadan ödediği bu dolaylı vergilerle topladığınız- büyük bir kesimin hakkını yiyerek, sıfır, hiç ödenmeyen vergilerle bu ülkeye kaynağı çekiyoruz.

Ha, bir de, unutmayalım, yakında bir açıklama oldu, Panama belgeleri. Neydi o belgeler? Birtakım kişiler vergiyi daha düşük ödemek, burada vergi sistemine dâhil olmamak üzere yurt dışında hani şu cennetler var ya, ada cennetleri, adları farklı farklı olan, oralarda paralarını, işlemlerini devam ettiriyorlar. Ama işte, çekirge iki sıçrar, üç sıçrar, ondan sonra sıçrayamaz misali OECD ve Avrupa Konseyinin de ve bizim de üyesi olduğumuz o yapıların içerisinde bir süreç işlemeye başladı, o süreç de otomatik bilgi değişim sistemi. Şimdi, en geç 2018’e kadar otomatik bilgi değişim sistemi işlemeye başlayacak ve bu sistem dâhilinde de yapılan bütün işlemler bilgi dâhilinde, kontrol edilebilir hâle gelecek.

Ha, bunun öncesinde bizim mevzuatımızda yani tam mükellefiyet olduğu zaman, tam mükelleflerin yurt dışı gelirleri veya bir yılın altı aylık süresinden uzun Türkiye'de kalanların tam mükellefiyeti dâhilinde, ilgili mevzuata göre uymak zorunda oldukları ve mevzuatımıza koyduğumuz bir kontrol edilen yabancı kurum kavramımız var. Kontrol edilen yabancı kurum kavramı nedir biliyor musunuz? Yani bu düşük vergili, cennet olan yerlerde işte, fonlar, buradaki elde edilen “trust” yapılanımları veyahut oralardaki kurulan dolaylı dolaysız ortaklıklardan temettü dağıtılmasa bile elde edilen gelirler burada tam mükellefler tarafından beyan edilmek zorundadır. Hani o farklı ülkelerde olma ihtiyacıyla gidilen ülkelerden artık bu bilgi değişimi sisteminden dolayı vergiyi ödememe, kaçınma gibi bir imkân olamayacaktır.

O yüzden, şimdi, biz diyoruz ki gelin, kim olursanız olun riskinizi de anlatım, tanıtım ve bunun içerisinde Maliye Bakanlığı olarak tüm kovuşturma ve soruşturma aşamasındaki sorumluluklarla ilgili yani bu kara mıdır ak mıdır, ne renkse veya riski… Çünkü siz burada vergi almayabilirsiniz ama sizden giden bir para eğer ki menşesi açısından riskliyse büyük problemlere yol açar, onunla ilgili belli düzenlemeleri ki bu maddede de Maliye Bakanlığı üstüne alıyor.

Şimdi bir diğer özellik, buraya para geldi, şirket gitti, bankanın kapısını çaldı, bilanço büyüklüğüne göre kredi anlaşması yaptı, ondan sonra diyoruz ki: “Bu para gidebilir.” E, risk ne olacak? Veya Kamu İhale Kanunu dâhilinde ihalelere girdi, oluşacak risk ne olacak? Yani, birtakım düzenlemeleri yaparken bu düzenlemelerin getireceği risklerin de net olarak görülmesi gerektiğinin altını özellikle çizmek istiyorum.

Şimdi gelelim adalete. Adalet, hak ve hukuka uygun olarak hareket etmekte midir? Vergi adaleti dediğiniz zaman da Anayasa’nın 73’üncü maddesinde de tanımlandığı üzere; vergisini, gelirini, elde ettiği geliri vergi olarak ödemek ve devletin de diğer bir taraf olarak aldığı vergiyi adil bir şekilde dağıtması ve oluşan vergi yükünü de yapacağı vergi mevzuatıyla ilgili düzenlemelerle koordine etmesidir.

Şimdi biz, ortalama iki buçuk senede bir yaptığımız af düzenlemeleriyle beraber ülkede vergi mevzuatı uygulamasını yerle bir ediyoruz, vergi ahlakını yerle bir ediyoruz, vergi değişikliğini yerle bir ediyoruz, vergi psikolojisini yok ediyoruz, vergi hukukunu işlemez hâle getiriyoruz. Vergi hukukundaki alan ve toplayan kesimler arasındaki ortaya çıkan sorunları halletmek yerine bu ülkede üreten, vergisini ödeyen ve vergi ödeme bilincini de vatandaşlık bilinciyle ortaya koyanlara karşı da haksızlık ve o kişilere de gerçi kelimeyi söylemenin de doğru olduğunu düşünmüyorum ama…(CHP sıralarından “söyle, söyle” sesleri)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söyle abla, söyle.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - O kişileri enayi ve ahmak yerine koyuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, biz her türlü zorlukta, her türlü sıkıntıda -işte 15 Temmuzda yaşadık- toplumumuza, demokrasimize, milletimize karşı yapılan her türlü saldırıda bir ve beraber olmayı becerebilen bir toplumuz. Vatandaş olarak sorumluluklarımızı yerine getirmekte imtina etmiyoruz ama biz, bu Parlamento olarak, vatandaşlık görevini yerine getiren kişilere karşı da ayrımcılık yapmadan, onların vatandaş olarak hak ettikleri yönetim şeklinin ortaya konmasının kararlılığını da ortaya çıkarmak zorundayız. Biz bunun takipçisi olacağız, çıkarılan yasalarla ilgili uygulamaların takipçisi olacağız; bunun ötesinde, vergi, reform, hukuk ve buna bağlı gelişmelerin tek tek uygulama ve gerçekleşmesinde yakın olarak görev alacağız. Çünkü, bu ülkenin bugünkü şartlarda… Bakın, G20’nin son toplantısında IMF, Türkiye tablosu çizdi, OECD’nin başekonomisti bir Türk, Türkiye için, ekonomisi için başlıkları yetiştiremediğim çok önemli tespitler içinde bulundu. “Ben tanımam.” demekle dünyadan kopmak olmaz. Türkiye, bugün eğer bu G20 içerisinde güçlü bir ekonomisi varsa, bunun sürekliliğini, bunun gücünü devam ettirmek istiyorsa demokratikleşmeden vazgeçmeyecek, hukuk devletinden vazgeçmeyecek, eşitlik ve özgürlükten vazgeçmeyecek ve yatırımını, güveni artırarak güçlü ülke olmaya devam edecek.

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamaylıgil.

Bölüm üzerinde şahsı adına ikinci konuşmacı Mehmet Ali Cevheri, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Cevheri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce 15 Temmuz gecesi yaşadığımız karanlık geceyi, millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un bir ifadesinden esinlenerek ifade etmek istiyorum. Ne demişti millî şairimiz? “Cenab-ı Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.” Evet, Cenab-ı Allah bu millete bir daha böyle bir elim hadiseyi yaşatmasın.

Tabii, o gün biz Şanlıurfa’daydık. Şanlıurfa’nın yapısına baktığımızda Kürt’ü, Türk’ü, Arap’ı herkes bir arada yaşıyor ve o gün herkes meydanlardaydı. Muazzam bir güç oluşmuştu, demokratik bir refleks oluşmuştu, bir millî şuur oluşmuştu o gün ve -şunu idrak ettik- bizi bölmek isteyenlerin neden ürktüklerini, neden bizi bir araya getirmek istemediklerini daha iyi gördük çünkü bu güç bir arada olursa muazzam bir sinerji oluşuyor ve Türkiye’de ciddi manada büyük bir güç oluşuyor.

Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunun yürürlüğe girmesiyle esnaf ve sanatkâr, iş adamlarımızın çeşitli nedenlerle vergi, SGK primleri, belediyelere olan borçları başta olmak üzere birçok konuda geniş bir kitleye ciddi bir rahatlama sağlamanın yanında bazı sebeplerle daralan ekonomik aktiviteler de artacaktır. Bununla birlikte, borçlu durumda olanlar için borçlarını ödeme imkânı getireceği için toplumsal barışa da katkı sağlayacaktır. Özelikle bizim bölgede elde olmayan sebeplerle ciddi manada bir ekonomik daralma meydana gelmişti ve o bölge insanı için ciddi bir rahatlama getirmemiz gerekiyordu ki zaten bu Türkiye’de şamil.

Burada daha önce kamudayken özelleştirilen elektrik ve doğal gaz ve benzeri özel şirketler için de böyle bir çalışma yapılmasının bölge açısından ve bölge çalışanları açısından güzel bir netice doğuracağını düşünüyorum; hem şirketin tahsilatı artar hem de bölge insanı rahat bir şekilde borçlarını ödeyebilir.

Bu arada çok teşekkür ediyorum, özellikle kuraklıktan dolayı ciddi manada mağdur olan bölge çiftçimiz için ve Türkiye’deki çiftçilerimiz için de bir çalışma yapıldı ve yine orman işçilerimiz için de bir çalışma var. Bundan dolayı da ben bu çalışmanın çiftçilerimiz için ciddi manada hayırlı olacağını düşünüyorum ve Şanlıurfalı hemşehrilerimize buradan bekledikleri müjdeyi vermek istiyorum. İnşallah, bekledikleri müjde bu çalışmayla beraber yürürlüğe girecektir.

Kanunla yapılmak istenen düzenlemelere bir göz atacak olursak, ülkemizdeki yatırımların ve istihdamın artırılması, üretimin teşvik edilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi suretiyle ülkemizin uluslararası yatırımlar açısından cazibe merkezi hâline gelmesi, ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir bir şekilde devamlılığının sağlanması, müteşebbislerin iş ve yatırım kararlarına daha sağlıklı bir şekilde odaklanmasına imkân sağlanması ve temelde vatandaşlarımızın devletimize olan borçlarını yeniden yapılandırmak için bu kanun teklifi hazırlanmıştır. Bu kapsamda, teklifle, özel sektörün kamuya olan borç yükü azaltılarak borçlarını taksitle ödeme imkânı getirilecek, mükellefler ile devlet arasındaki mali ihtilaflar sulh yoluyla sonlandırılacak, vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesi sağlanacak, vergilemede öngörülebilirliği artırarak geçmiş vergilendirme dönemleriyle ilgili olası riskler ortadan kaldırılacak, işletme kayıtları fiilî duruma uygun hâle getirilip kayıtlı ekonomiye geçiş teşvik edilecek. 6552 sayılı Kanun kapsamında yapılanan alacaklar, kanunun öngördüğü şartlar dâhilinde borçlarını ödeyemeyen mükelleflere yeniden bir hak verilerek kamu alacakları tasfiye edilecek olup bazı varlıkların ekonomiye kazandırılması sağlanacaktır. Bu teklif kapsamında bulunan alacaklar Maliye Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu ve belediyelere bağlı tahsil dairelerince takip edilen alacakları içermektedir.

Evet, bu teklif, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harçlarla ilgili, gümrük vergileriyle ilgili, sosyal güvenlik primleriyle ilgili 6552 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılmış alacakların ihyasını, 6552 sayılı Kanun kapsamına giren Maliye Bakanlığı, Gümrük Bakanlığı ve SGK alacaklarıyla ilgili vergi cezaları, gecikme faizi ve gecikme zamlarını kapsamaktadır. Emlak vergisi üzerinden hesaplanan taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payı ile buna bağlı gecikme zamları yapılandırılmaktadır. Kesinleşmiş kamu alacaklarında alacak asıllarının tamamı, alacak aslına bağlı olmayan cezaların yüzde 50’si, gümrüklenmiş değere ilişkin para cezalarının yüzde 30’u, SGK tarafından uygulanan idari para cezasının yüzde 50’si ödenecektir.

Zaman kalmadı. Yüce Meclisi buradan saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cevheri.

Bölüm üzerinde gruplar ve şahıslar adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım ve Hayvancılık Bakanına soruyorum, kendisi yok burada ama önemli bir soru: İklim değişikliğinin Denizli ilimizde ve birçok illerde değişik şekillerde tarım ürünlerine zarar verdiğini görmekteyiz. Özellikle Denizli ilimizin Buldan ilçemizde aşırı sıcaklar nedeniyle yüzde 50 civarında üzüm ürünü kaybı, Güney ilçemizde yüzde 30 civarında üzüm ürünü kaybı, Çal ilçemizdeki bağlarda kuraklık nedeniyle yüzde 40 civarında üzüm ürünü kaybı vardır. Bu ürün kayıplarını tarım il ve ilçe müdürlerinin hızla tespit yaparak üzüm üreticilerimizin zararlarının giderilmesini, en azından banka borçlarının faizsiz olarak bir yıl ertelenmesini, varsa vergi ve prim borçlarının da aynı şekilde ertelenmesini istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2010 KPSS’yle ilgili olarak, on binlerce insan yarınlarının belirsizliğinin getirmiş olduğu bir tedirginlik içinde. Dün Başbakan 2010 yılında yapılan KPSS’nin yetenek ve kültür oturumunun iptalinin olası sonucu için 86 bin kişinin işten çıkarılabileceğine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalar süreçle ilgili belirsizliği ortadan kaldırmıyor, aksine derinleştiriyor. Şimdi, akıllara şu sorular geliyor. Birincisi, siz 86 bin kişiyi topyekûn işten çıkarmakla bu haksız rekabet ortamında emeğinin hakkıyla atanan binlerce kamu görevlisini bu hırsızlığın bir parçası olanlarla aynı kefeye koyarak haklarını gasbetmiş olmuyor musunuz? İkincisi, altı yıl önce yaşanan bu suçta en az soruları çalanlar kadar, biz sorular çalınmış dediğimizde üç maymunu oynayıp “Son derece başarılı ve temiz bir sınav gerçekleştirilmiştir.” iddiasında bulunan siyasilerin de sorumluluğu vardır. Bu siyasi sorumlular hakkında da bir süreç başlatmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; ülkemizde kaçakçılık, rüşvet, suç unsurlarıyla elde ettikleri paraları dışarı çıkaranların, Hükûmetiniz tarafından hukuksuz bir şekilde elde edilen paraların milletin Meclisinde yasa hâline getirilen ve milletin çalınan gelirlerini yasal hâle getirerek hukuken bu yasaları yapabilirsiniz ama ahlaken, vicdanen 78 milyon insanın vebali üzerinizde olacaktır. Küçük esnaf, zor koşullarda üretim yapan sanatkârlar, imalatçılar, çiftçi ve üretimde namuslu, vergisini ödemek isteyen, ödeme zorluğu çeken yurttaşlarımızın da vergilerinin ödenmesi için hukuken yapılması gereken her türlü yasanın yanında yer aldığımızı, orman ve balıkçı esnafının da vergilerinin ayrıyeten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Osman Gazi Köprüsü bilindiği üzere geçtiğimiz günlerde açıldı, milletimize hayırlı olsun. Basında 11-26 Temmuz tarihleri arasında ortalama araç geçişinin günlük 5 bin araç olduğu şeklinde bir haber yer aldı. Oysa verilen garantinin günlük 40 bin araç geçişi şeklinde olduğu söyleniyor. Böyle bakarsak aslında hazinede iki haftada 20 milyon dolar bir zarar ortaya çıkıyor, nihayetinde bunlar üstlenilecek hazine tarafından. Dolayısıyla, bu hesaba göre, aynı trend devam edecek olursa haftalık 10 milyon dolar, yılda 520 milyon dolar zarar oluşuyor. Köprünün maliyetinin 1,1 milyar dolar olduğunu düşünürsek, aslında köprünün toplam maliyetini biz zarar olarak iki yılda karşılamış gibi bir noktadayız. Dolayısıyla, sizin Maliye Bakanlığı olarak önümüzdeki döneme ilişkin olarak projeksiyonunuz nedir? Yani buradan hazinenin ne kadar bir vukuu muhtemel üstlenimi olacak? O konuda bize bilgi verir misiniz, konuyu bir değerlendirir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Fındık sezonu başladı. Bu hafta itibarıyla bahçeye giren fındık üreticilerimize sevgi, saygı ve selamlarımı sunuyorum; bol mahsul, hayırlı, bereketli bir sezon diliyorum ama bu dileğim çok gerçekleşmeyecek gibi. Çünkü, birincisi, bu yıl rekolte tahminlere göre geçen yıldan 150 bin ton daha aşağılarda. Örneğin Giresun’da geçen sezon 107 bin ton olarak tahmin edilen rekolte bu sezon 54 bin ton. Belki kuraklık ve dökülmeyle bu rekolte çok daha aşağılara inebilir. Bu durum bölgemizde bir mağduriyet yaratacaktır, üreticinin cebine ve piyasalara daha az para girecektir.

İkincisi, bütün uyarılarımıza rağmen, fındık bu sezon da maalesef sahipsizdir. İktidar, bilinçli olarak, Türkiye’de sektörün tamamına yakın bölümünü ele geçirmesine çanak tuttuğu İtalyan firmasının fiyat oluşturmasına maalesef göz yumuyor, çıkarlarına hizmete devam ediyor. Alıcı bir kurumla müdahale etmiyor, fiyat belirlemiyor, korkuyor, çekiniyor. Rekolte azlığı fındık fiyatının inşallah 20 liraya çıkmasına neden olabilir ama fındığın ve üreticinin kaderini kalıcı politikalar belirleyecektir. Cumhuriyet Halk Partisi bunun için mücadele ediyor. Son olarak da hazırladığımız fındık raporu da bunu sağlayacaktır diye tahmin ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, esnaflara 30 bin liraya kadar yüzde 100 faiz indirimi olanağıyla kredi verileceği açıklanmıştı. Kredi için kefil, ipotek, borçsuz olma koşulları getirildi. Onca sınırlamaya rağmen esnaflar şartlara uygun başvuru yaptılar. Esnaflarımızın dosya başı 300-400 lira harcamaları oldu. İlk açıklamada beş yılda geri ödeme olacağı belirtildi, daha sonra kredi on sekiz aya düşürüldü. Esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri aracılığıyla ödemelere geçti. Uygulamada kooperatiflere gönderilen sınırlı plasmanla kredi limitlerinin durdurulması ve bundan sonra ilgili herhangi bir kaynağa aktarılmayacağı bildirildi.

2 milyonu aşan faal esnaf ve sanatkârdan bu faizsiz kredi için kaç esnaf başvurdu? Kaç esnaf yararlandı? Esnaflarımıza toplam ne kadar ödeme yapıldı?

Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Torun…

SEYİT TORUN (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

OHAL kapsamında bir dizi kararlar alınmıştır. Bunlardan biri de devlet memurlarının yıllık izinlerinin iptal edilmiş olmasıdır. AKP iktidarının ehliyet ve liyakati esas almadan, tamamen siyasi sebeplere dayalı olarak devletin içine yerleştirdiği bu çete mensupları tabii ki temizlenmelidir, gereği neyse yapılmalıdır. Ancak bu çeteyle hiçbir bağlantısı olmayan, işi sadece devletin asli ve sürekli işlerini yapmakla görevli milyonlarca devlet memuru da ciddi bir mağduriyet yaşamaktadır. 2,5 milyon devlet memurumuz olduğu düşünülürse, aileleriyle birlikte yaklaşık 10 milyon kişiyi yakından ilgilendiren bu konuya Hükûmet üyelerinin dikkatini çekmek istiyorum. Yazın, özellikle, aile tarımı yapan devlet memurlarımız bölgelerinde hem hasret gideriyor hem de ayrıca ekonomik olarak faaliyetlerde bulunuyorlar. Şu anda, yaz döneminde tarımsal faaliyetleri olan yerlerde ciddi sıkıntı ortaya çıkmıştır ve tarım ürünlerinin hasadında çok ciddi mağduriyetler yaşanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarımsal üretim her türlü risk ve belirsizliklerle karşı karşıyadır. Bu nedenden ötürü tüm dünya ülkelerinde belirli bir bütçe ayrılarak tarım desteklenir. Bu desteklemeler onlara lütuf olarak verilmez. Çiftçilere verilen destekleme sadece üretim yapsınlar diye verilir. Siz aldığınız bir kararla elektrik borcu olan çiftçilerin destekleme ödemelerinden elektrik borçlarını mahsup ediyorsunuz, bunda bir geri adım atmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaytancıoğlu.

Şimdi cevaplar için Sayın Bakana söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Arslan Denizli ilinde meydana gelen iklim değişikliğine bağlı rekolte kaybıyla ilgili bir soru sormuşlar ama uygun görürseniz konunun sıcaklığına da sığınarak bu konuda Tarım Bakanlığından bir bilgi alıp sizlere dönelim, olur mu?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Olur.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İkinci olarak, Sayın Usta, Osman Gazi Köprüsü’yle ilgili olarak… Biliyorsunuz, Osman Gazi Köprüsü Türkiye’nin önemli mega projelerinden bir tanesi, yeni hizmete açıldı. Burası da yap-işlet-devret modeliyle yapılan bir proje. Günlük araç sayısına ilişkin olarak belli sayılar var. Belirli bir süre içerisinde, bu önümüzdeki dönemde ben hedeflerin de üzerinde artacağına inanıyorum. Şu anda, son günlerde yani çok kısa bir vade içerisinde belki trafikte oluşan yoğunluğa bakıp hani orta vadede, uzun vadedeki gelişmelere ilişkin bir değerlendirme yapmak için çok erken. Bunun çok konjonktürel, kısa vadede oluşan bir durum olduğunu düşünmek lazım. Bunu hep beraber takip edeceğiz. Türkiye’ye bu şekilde kazandıracağımız mega projeler inşallah Türkiye’nin kalkınması yönünde önemli katkılar sağlayacak.

Diğer taraftan, Sayın Usta’nın işaret ettiği konu önemli. Yani, bu tür projelerden hazineye gelebilecek yükümlülükleri mutlaka özel olarak takip etmek gerekiyor. Maliye Bakanlığı olarak da buradan gelebilecek kamu yüküne ilişkin ilgili yıl bütçelerinde eğer bir ödenek ayırmamız gerekiyorsa bu konuda da zaten Meclisimize gerekli bilgileri vereceğimizi düşünüyorum.

Diğer taraftan, Sayın Bektaşoğlu fındık sezonuna ilişkin olarak özellikle rekolte düşüklüğünü ifade ettiler.

Bu sene, gerçekten, beklentilere göre, gerçekleşmelere göre önceki yıllarla mukayese edildiğinde yüksek rekoltenin olmadığı bir yıl olarak değerlendirilebilir ama özellikle, yanlış hatırlamıyorsam, 2009 veya 2010 yılında fındık üretiminde mevsimsel koşullara bağlı olarak oluşabilen dalgalanmalara karşı çiftçilerimizi korumak amacıyla bir destek getirdik. Dekar başına 150 TL olarak başladığımızı hatırlıyorum, şu anda 170 TL. Dolayısıyla, burada, tabii ki çiftçimizin oluşan rekolteye bağlı olarak piyasada elde ettiği hasılatın yanında, devlet olarak biz kendilerine dekar başına 170 lira ayrıca destek veriyoruz. 2016 yılında bu çerçevede, haziran ayı içerisinde de çiftçimize 833 milyon lira destekleme ödemesini yaptık. Dolayısıyla, fındık çiftçimizin, fındık üreticilerimizin bu konjonktürel veya mevsimsel etkilere bağlı olarak dalgalanmalardan en az etkilenmesi noktasında veya asgari bir geliri elde etmeleri noktasında 2010 yılında başlattığımız uygulamanın ne kadar doğru bir uygulama olduğunu da son beş yıldır, altı yıldır görüyoruz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Bakanım, desteklemeden ziyade ürünün değerli olmasını istiyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ama şöyle: Devlet olarak, doğru, hep beraber, aslında… Fındık stratejik bir ürün. Türkiye, fındık üretiminde dünyada önemli bir aktör. Bunun sadece üretimi değil, üretimiyle beraber katma değerinin Türkiye’de kalması, ihracat gelirlerinin artması noktasında hep beraber burada görüş ifade ediyoruz. Hükûmet olarak burada, önceki yılları bildiğim için, yani 2010 yılında dekar bazlı destekleme ödemesine geçerken temel amaç kamu alımları yoluyla… Yani Toprak Mahsulleri Ofisinin ürünü alması, uzun vadede sürdürülebilir bir politika değildi. Biz, 2006 yılından beri bu meseleyi bildiğimiz için, 2010 yılında…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Desteklemeyi Dünya Bankası başlattı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, hayır, o sizin söylediğiniz Doğrudan Gelir Desteği 2002 yılında Dünya Bankasıyla başlayan bir proje ama bu doğrudan gelir desteği değil. Biz, 2010 yılında Toprak Mahsulleri Ofisinin alımına dayalı politikadan vazgeçtik, bunun yerine fındık üretiminin yapıldığı alanlarda dekar bazlı bir destekleme sistemi getirdik. Dolayısıyla ilk yıl hatırladığım 150 TL’ydi, şu anda da bu sene 170 TL’ye çıkmış. Burada çiftçimiz ürettiği ürünün kilogramından bağımsız olarak dekar başına 170 lira bir gelir elde ediyor ve bu çerçevede de bu sene 833 milyon lira fındık çiftçimize devlet olarak destekleme ödemesi yaptık.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – FİSKOBİRLİK’i devreye sokun efendim, FİSKOBİRLİK’i devreye sokun.

SEYİT TORUN (Ordu) – Doğrusu o.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hep beraber konuşalım -yani sizin de görüşleriniz, önerileriniz- beraber oturalım, konuşalım. Bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapıyor, sizlerden gelecek görüş ve öneriler çerçevesinde doğrusu neyse onu yapalım. Ama doğrusu piyasaya müdahale eden –benim şahsi görüşüm bu- alım politikaları yerine serbest piyasa içerisinde devlet çiftçinin belirli bir geliri her hâl ve takdirde almasını sağlayacak bir sistem kurmalı. Nitekim 2010 yılından bu yana -ben fındıkla ilgili önceki yıllarda yaşadıklarımızı hatırlıyorum- bu sorunlar büyük ölçüde ortadan kalkmış oldu.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Efendim, piyasayı çok boş bıraktınız, 20 yabancı firmaya bıraktınız, yabancı firma istediği gibi çeviriyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Müsaade ederseniz, diğer sorulara da biraz vakit ayırayım, sayın vekillerimiz ayrı ayrı sorular sordular.

Sayın Gürer, bu faizsiz kredi desteği verilecek vatandaşlarımızla ilgili, kendi ifade ettiğiniz gelişmeler çerçevesinde biliyorsunuz biz 1 Kasım seçim beyannamesinde esnafımıza faizsiz bir kredi desteği vereceğimizi ifade ettik, bu arada yoğun bir başvuru geldi, burada bütçe imkânları çerçevesinde gerekli düzenlemeler yapıldı. Dosya masraflarıyla ilgili, başta yüksek dosya masraflarının alındığı görülünce bu konuda da Hükûmet olarak gerekli düzenlemeleri yapmak suretiyle dosya masraflarını da aşağı çektik. Sürelerle ilgili bir düzenleme yaptık. Ama şu anda bendeki genel bilgi buradaki uygulama devam ediyor, bir sıkıntı yok.

Sayın Torun, özellikle yaz aylarında tarımsal üretime bağlı bir dönemde bu hem FETÖ terör örgütüyle mücadele bağlamında izinlerin ve soruşturmaların memurlar üzerinde oluşturduğu etkiden bahsetti. Önemli bir konu. Biz biliyoruz, memurlarımız özellikle yaz ayları geldiğinde izne ayrılırlar; herkesin bağı vardır, bahçesi vardır, tarlası vardır, gider annesine babasına, kendisine ait bağda, bahçede tarım yapar. Şimdi, ben biliyorum, Giresunlu memurlar, şu anda herkes Giresun’a gitti, orada fındık hasadı yapılıyor. Bu çerçevede, yani kabul edelim ki gerçekten…

SEYİT TORUN (Ordu) – İzin yok Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gidemediler.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli vekillerim, yok şöyle: Sonuçta olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Bakın, 15 Temmuz gecesi bu ülkeye yapılanların şahidi olan bir mekândayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ederim.

Gazi Meclis o gece öyle bir duruş sergiledi ki gerçekten bu ülkede demokrasinin ne kadar güçlü olduğunu teyit etti.

Burada, memurlarımızın izinleriyle ilgili bir sıkıntı olduğu doğru, ama bir taraftan da gerçekten yürütülen bir soruşturma süreci var. Hükûmet olarak bize düşen, bu soruşturmaları en kısa sürede bitirmek ve ondan sonra da memurlarımızın izinleriyle ilgili gerekli düzenlemeleri ve ayarlamaları yapmak olacaktır.

Sayın Gaytancıoğlu, elektrik borçlarının çiftçilerin destekleme ödemelerinden mahsup edilmesi konusunu ifade ettiler, ancak bu doğru bir yöntem. Yani kişinin devletten destekleme alacağı var, ama aynı kişinin de ödemesi gereken bir borcu var; kaynakta kesinti yapmak suretiyle, normalde kişinin gönüllü olarak ödemesi gereken bir borcunu bu aşamada tahsil ediyoruz.

Ne dersek diyelim, bakın, o elektrik borcunun sürdürülebilir bir şekilde ödenmesi de önemli. Varsayalım ki bu elektrik borçları ödenmedi, bundan en fazla o çiftçimiz zarar görür, çünkü eğer siz düzenli elektrik verebilecek bir sistemi kuramazsanız, sürdüremezseniz, bir süre sonra oradan yine çiftçimiz zarar görür. Sistem doğru bir sistem, burada mutlaka sistemi sürdürülebilir kılmamız lazım.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, Suriyelilerle ilgili bilgi istemiştik.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım. Ancak bundan önce, sayın milletvekilleri, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığının İç Tüzük’ün 34’üncü maddesi uyarınca vermiş olduğu bir tezkeresi vardır, bu tezkereyi okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığının, 28/12/2015 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan, 28/1/2016 tarihinde tali komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, esas komisyon olarak da Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna havale edilen (2/571) esas numaralı, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve arkadaşları tarafından verilmiş olan, 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 34'üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmesine ilişkin tezkeresi (3/817)

3/8/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

28/12/2015 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan, 28/1/2016 tarihinde de tali komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, esas komisyon olarak da Komisyonumuza havale edilen (2/571) esas numaralı, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının verdiği "19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi", İç Tüzük’ün 34'üncü maddesinin (bir)’inci fıkrasında yer alan "Bir komisyon, kendisine havale edilen tasarı veya teklifi, başka bir komisyonun ihtisası dahilinde görürse, gerekçeli olarak tasarı veya teklifin o komisyona havale edilmesini isteyebilir." hükmü gereğince teklif, Plan ve Bütçe Komisyonunun ihtisas alanıyla ilgili olduğundan, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmesini arz ederim.

Saygılarımla.

Recep Konuk

Komisyon Başkanı

Karaman

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, okunmuş bulunan tezkeredeki Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunun talebi Plan ve Bütçe Komisyonunca da uygun bulunduğundan, bu istem İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca yerine getirilmiştir.

          

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1310) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 409) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 7’nci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "sermaye piyasası araçları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla sahip olunan her türlü gemi, yat ve diğer su araçlarını," ibaresinin “sermaye piyasası araçlarını," şeklinde değiştirilmesini; (3)’üncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini; (6)’ncı fıkrasının madde metninden çıkarılmasını ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini; mevcut (7)’nci fıkrasında yer alan "başkaca bir gerekçe olmaksızın" ibaresinin "başkaca bir neden ile gerekli olması hali saklı kalmak üzere" şeklinde değiştirilmesini, “birinci fıkrada sayılan varlıkların nam veya hesabına getirildiği diğer gerçek ve tüzel kişiler ile” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Fuat Köktaş                                        Ramazan Can                               Nazım Maviş           Halis Dalkılıç

Samsun Kırıkkale                                      Sinop                                        İstanbul

           İlyas Şeker                               Mehmet Muş                             Osman Mesten

              Kocaeli                                     İstanbul                                      Bursa

“Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış olması halinde söz konusu avansların defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu madde hükümlerinden yararlanılır.”

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

      Ahmet Yıldırım                                           İdris Baluken                           Çağlar Demirel

              Muş                                                     Diyarbakır                                Diyarbakır

   Meral Danış Beştaş                                Filiz Kerestecioğlu Demir                 Osman Baydemir

            Adana                                                      İstanbul                                   Şanlıurfa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

     Mustafa Kalaycı                                             Erhan Usta                          Emin Haluk Ayhan

            Konya                                                      Samsun                                     Denizli

        Erkan Akçay                                           Mehmet Erdoğan                      İsmail Faruk Aksu

            Manisa                                                      Muğla                                     İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerle ilgili Komisyon ve Hükûmetin görüşünü alacağım.

Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler hakkında konuşmak isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 7’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyeti selamlıyorum.

Bizim önergemizde gerçekten gerekçemiz şu… Biz çıkmasını istiyoruz bunun metinden, tamamen olmamasını, yok olmasını istiyoruz. Yurt dışındaki varlıkların millî ekonomiye kazandırılmasına tamamen taraftarız ancak konusu suç teşkil eden, gayrimeşru, hatta Türkiye ve insanlık aleyhine faaliyetlerden elde edilmiş varlıkların getirilmesine de imkân veren bu maddeyle yapılan düzenlemeyi uygun bulmuyoruz. Bu daha önce tasarı hâlinde geldi, Hükûmet bundan vazgeçti, her nasılsa razı ettiler ama ben buna bir değişik perspektifle ne yapmak istiyorum? Bakmak istiyorum. Ekonomi normal akışında olsa bu teklifteki maddelerin buraya gelmesinin gereği yok. Demek ki ekonomi normal değil, bir anormallik var, millet bunu halledemiyor ama getirdiğiniz bu maddedeki olay hırsızın, arsızın, yolsuzun parası mı, değil mi; nereden bileceksin, nereden ayırt edeceksin?

Ben Sayın Bakana sordum… Haydar orada duruyor bakmasın diye. Şimdi, bizim Ekonomi Bakanı da vardı. Allah’ın bir kulu hiç size gelip de “Ya, benim yurt dışında param var, bunu getireceğim.” dedi mi demedi mi arkadaş, bunu bir öğrenelim ya?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dedi, dedi.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Müspet olaylarda da, bu tür işlerde bize bu insanlar geliyor, “Ya Hükûmet bunu getiriyor tasarı, teklif olarak ama siz de yolunu açın.” diyorlar. Yeminle söylüyorum, bana bir kişi gelmedi. Demek ki bunda bir anormallik var. Bunu bir söylememiz lazım.

Ayrıca, burada özellikle ifade etmek istediğim bir şey var. Bakın, ben ekonomiyi Sayın Cumhurbaşkanının başdanışmanlarından takip etmeye başladım. Sizlerin o kadar bu işte etkisi yok galiba. Şimdi başdanışman diyor ki: “2008’den sonra FETÖ yandaşları postmodern mandacılığı savundu. Özellikle 2012’den sonra neoliberal ezberlerle büyüme düşmüş. Hazineyi, Merkez Bankasını, SPK ve BDDK gibi kurumlarımızı âdeta bu paralel çeteye emanet etmişler.” Kim emanet etmiş? Babacan orada. Başka kim var? Mehmet Şimşek var. Ekonomi bakanları, siz bürokrattınız orada. “Şimdi bunları temizliyoruz. Ama bu yetmez, bunların ideolojisini ekonomi yönetiminden de temizleyeceğiz.” diyor. Kim söylüyor, kim bunlar, kim yönetiyor ekonomiyi? Sayın Babacan, Sayın Şimşek, Sayın Cevdet Yılmaz. Postmodern mandacılık cemaatin işiyse, FETÖ terör örgütünün işiyse bu bakanlar ne orada ya, Allah’ınızı severseniz ne arıyor? Yarın bir savcı soruşturma bile açabilir bundan, bunu bir değerlendirmek lazım. Çok tehlikeli ifadeler bunlar. Postmodern mandacılık FET֒nün işiyse bu husus Parlamentoya darbe girişiminden önce geldi, o zaman fark ettiniz, çıkardınız, darbenin olmayacağını biliyordunuz. Şimdi darbe girişimi olmuş darbe girişiminden sonra aynı şeyi getiriyorsunuz. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Başbakanın tereddütleri var. Eğer buradan bir para gelirse ekonomide sizinle oynarlar, ne geleceğini bilmiyorsunuz. Darbe girişiminde bulunurlar, bunun önünü kesmek lazım. Gelin bunu çıkarın, bu sıkıntılı. Daha önce getirdiniz, zaten 3 kere getirseniz olmadı, gerçekten sıkıntılı.

Sayın Babacan diyor ki: “10 bin doların üstündeki ekonomilerde darbe olmaz.” 2008’den beri bakıyorsunuz, zaten 10 bin doların üstünde gelirimiz yok bizim. Hatta Suriyeli arkadaşları da sayarsanız bu 8 bin doların altına düşüyor neredeyse. Her zaman buna açıksınız. O zaman Cumhurbaşkanının başdanışmanının söylediği ile Sayın Babacan’ın söylediği örtüşüyor. Sayın Bakanım, gelin bunu çıkaralım buradan.

Vicdanınıza hitap edip hepinize bu maddeyi buradan çıkaralım diyorum. Yüce heyete saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Aynı mahiyetteki diğer önerge hakkında Filiz Kerestecioğlu Demir, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, “Bazı varlıkların millî ekonomiye kazandırılması” başlığı altında düzenlenen ancak Türkçe meali kara para aklama düzenlemesi olan 7’nci maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Büyük itirazlar sonucu yatırımı teşvikle ilgili torba yasadan çıkarılan bir düzenlemeyi yeniden Meclise getirmek en hafif deyimiyle aslında bir kandırmacadır. Sizler “Kandırıldık.” demeye alışkın olabilir ya da her sorumluluktan böyle sıyrılıyor olabilirsiniz ancak bizim böyle bir geleneğimiz ve halka karşı böyle bir sorumsuzluğumuz yok.

Yapılan düzenlemeyle yurt dışında bulunan para, altın, döviz, her türlü gemi, gemicik, yat ve diğer su araçlarının Türkiye’ye getirilmesi ve bunları getirenlerin hiçbir vergi incelemesine tabi tutulmadan, vergi beyanı vermeden Türkiye’deki hesaplarına yatırılması yasallaştırılmak isteniyor. Yani, başka bir deyişle vergi kaçırmış sermaye sahiplerine deniyor ki: “Getirin çaldığınız paraları, usulsüz aldığınız gemicikleri hesap sormayacağız, istediğiniz gibi kullanın ve vergi de almayıp aklayacağız sizleri.” Bu düzenlemeyle, Panama Belgeleri’nde ortaya çıkan vergi kaçırma işlemleri Türkiye’de resmî bir kılıfa bürünecek. Söz gelimi ABD’de kara para aklama, rüşvet gibi suçlardan tutuklu olan Reza Zarrab’ın, kara parasını Türkiye’ye sorgulamadan getirmesi mümkün hâle gelecektir.

Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum, özellikle son günlerde sürekli vatanseverlik konuşmaları yapılan bu Mecliste sormak istiyorum: Herkes vatansever, öyle değil mi? Özellikle Hükûmet ve iktidar ve ona yakın kesimler hatta daha da vatansever. Peki, bu ülkede yatırım yapmak yerine paraları sadece kendi çıkarlarını korumak için yurt dışına kaçıran ve hiç de vatansever olmayan bu kişilere niye af çıkarıyorsunuz da emeğiyle geçinen insanları kaynaktan pat diye kesilen vergilere ya da dünyanın en yüksek tüketici vergileriyle yaşamaya mahkûm ediyorsunuz. Vatan böyle mi seviliyor? Zenginini sevip yoksulunu yok sayarak mı vatanı seviyorsunuz?

Gelmesini istediğiniz bu sıcak paralar ülkeye gelecek mi o da belli değil ama belli olan bir şey var, bu ülkede vergi adaletsizliği ve her türlü adaletsizlik iyice artarak yasallaşmış olacak. Aynı zamanda, vergisini düzenli ödeyen insanlar için zaten devlet vatandaşa hizmet veren değil, âdeta vatandaşın onu var etmesi, onun için çalışması, var olması gereken bir yapı olarak yıllardır ayakta durduğu için bu vatandaşların adalet duygusu ve vergi ahlakı hepten aşılmış olacak. Bu nedenle, eğer vatanseverseniz, önce ahlaklı ve emeğiyle çalışan insanlarınızı sevin, onlara güvenin. Kendi çıkarından başka hiçbir ahlakı tanımayanlara prim vermeyin ki sonra yine karşımıza çıkıp “Kandırıldık” demeyesiniz çünkü bunun sonu gelmeyecektir. Bu nedenle, bu maddenin kesinlikle bu torbadan çıkarılması ve bir daha asla bu Meclis önüne getirilmemesi gerekmektedir. Kara para aklamak bu ülkeyi daha iyi, daha sağlıklı bir ülke yapmak yerine, aksine, dünyanın yine kara para aklayan en kötü ülkelerinden ve demokrasiye ulaşamamış ülkelerinden, barışı sağlayamamış ülkelerinden birisi yapmaya devam edecektir. Vermemiz gereken değer, emeğedir; hırsızlığa, yolsuzluğa değildir.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu Demir.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "sermaye piyasası araçları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla sahip olunan her türlü gemi, yat ve diğer su araçlarını," ibaresinin “sermaye piyasası araçlarını," şeklinde değiştirilmesini; (3)’üncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini; (6)’ncı fıkrasının madde metninden çıkarılmasını ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini; mevcut (7)’nci fıkrasında yer alan "başkaca bir gerekçe olmaksızın" ibaresinin "başkaca bir neden ile gerekli olması hali saklı kalmak üzere" şeklinde değiştirilmesini, “birinci fıkrada sayılan varlıkların nam veya hesabına getirildiği diğer gerçek ve tüzel kişiler ile” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşları

“Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış olması halinde söz konusu avansların defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu madde hükümlerinden yararlanılır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle gemi, yat ve diğer su araçları, yurt dışından getirilmesi öngörülen varlıklar ile yurt dışından diğer kişiler nam ve hesabına varlık getirilmesine ilişkin düzenleme madde metninden çıkarılmaktadır.

Ayrıca, önergeyle kanuni defter kayıtlarında bulunan sermaye avanslarının yurt dışından getirilen varlıklarla karşılanabilmesi amaçlanmaktadır.

Bu madde kapsamında, sahip oldukları varlıkları Türkiye’ye getirenler ile Türkiye’de bulunan varlıklarını kanuni defterlerine kaydeden mükellefler hakkında sırf bu işlemlerinden dolayı ve bu işlemlerden hareketle inceleme, araştırma, soruşturma ve kovuşturma yapılmaması öngörülmüştür. Bu düzenleme hukukun temel prensiplerinden olan "masumiyet karinesi" ilkesine dayanmaktadır. Ancak, madde hükmünden yararlananlar hakkında diğer mevzuattan kaynaklanan sebeplerin hukuken zorunlu kıldığı hâllerde gerekli işlemlerin her hâlükârda yapılacağı hususu açıktır. Önergeyle bu hususa açıklık kazandırılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 8’inci maddesinde yer alan “2016 yılı Haziran ayı” ibarelerinin “2016 yılı Temmuz ayı”, “30/06/2016 tarihine kadar” ibarelerinin ise “30/07/2016 tarihine kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Kadim Durmaz                                  Selin Sayek Böke                                Bihlun Tamaylıgil

          Tokat                                                 İzmir                                                İstanbul

       Musa Çam                                       Lale Karabıyık

          İzmir                                                 Bursa

BAŞKAN – Şimdi maddeye aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasına arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    İdris Baluken                                     Çağlar Demirel

           Muş                                              Diyarbakır                                          Diyarbakır

Meral Danış Beştaş                         Filiz Kerestecioğlu Demir                           Osman Baydemir

          Adana                                               İstanbul                                             Şanlıurfa

    İbrahim Ayhan

        Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İbrahim Ayhan, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi selamlıyorum.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişimini de lanetlediğimi ve kınadığımı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabii ki sadece bu darbe girişimi değil, klasik, modern, postmodern ve sivil anlamdaki tüm darbeleri de kınadığımı ve lanetlediğimi de buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sizlerin de içinden geçmiş olduğu, yakından takip ettiğiniz süreç gereği ülkemizde çok ciddi altüst oluşları yaşıyoruz. Bu altüst oluşları yaşarken de özellikle eğer darbe girişimi olarak ifade edilen 15 Temmuz günü bir kötülükse, bir hastalıksa bu hastalığın panzehri de kesinlikle demokrasiden başka hiçbir şey değildir.

Son günlerde gördüğümüz gibi, özellikle bu darbe girişimini bertaraf etmek ve bu darbe girişimine karşı önlem adı altında ortaya konulan pratikler de ne yazık ki panzehir olarak ifade ettiğimiz yani darbelerin panzehri olarak ifade ettiğimiz demokratik sisteme, anlayışa ve tutuma da uygun düşmemektedir. Özellikle kamu alanında birçok çalışan hukuksuz bir şekilde açığa alınmakta, görevden alınmakta ve sürgün edilmektedir. Bugünkü rakamlar itibarıyla 60 bini aşkın insan şu anda görevden alınmış veya açığa alınmıştır veya sürgün edilmiştir. Bu işlemlerin uygulandığı sektörlerin, iş kolunun en başında da Millî Eğitim Bakanlığı gelmektedir.

Tabii, biz darbeye karışan, darbeyle organik ilişkisi olan insanlara karşı hukuk çerçevesinde, demokrasi çerçevesinde işlem yapılmasına karşı değiliz. Ama darbe sanki bir fırsata dönüştürülerek özellikle, paralel yapıyla, cemaatle ve bu darbe girişimiyle ilgisi olmayan insanlar da bu operasyona, bu tasfiye pratiğine maruz kalmaktadırlar. KESK’e bağlı sendikalarda çalışan, yönetici ve üye olanların 280’i şu anda ya açığa alınmış ya görevden alınmış ya da sürgün edilmiştir. Daha bugün Urfa’da gıda, tarım ve hayvancılık iş kolunda çalışan, KESK’e bağlı TARIM ORKAM-SEN iş kolunda sendika yöneticisi olan 7 arkadaş görevden alınmıştır. Gerekçe de paralel yapıya, Fethullahçı yapıya üye olma gösterilmiştir. Onun dışında, üniversitelerde de özellikle, barış için imza atan akademisyenlere yönelik de büyük bir saldırı ve görevden alma durumu söz konusu olmuştur. Bunun yanında, dün Ağrı EĞİTİM-SEN Şube Başkanı, gerekçesi sadece hizmet denilerek Bayburt’a sürgün edilmiştir. Iğdır’da EĞİTİM-SEN şube yöneticisi Facebook paylaşımlarından dolayı İç Anadolu’ya sürgün edilmiştir. Buna benzer o kadar çok vaka var ki işte, geçen gün Antalya Valisinin dediği, bu gözaltına almaların üzerinden yapmış olduğu açıklamada “Yanlış yapmışız, şu yapmışız, bu yapmışız.” diyerek bu tür yapılan tasfiye operasyonlarını gerekçelendirerek meşrulaştırmaya çalışmıştır ve bunlar tamamen yanlış şeylerdir.

Bakın, insanlar arasında ihbarcılığı, insanlar arasında jurnalciliği yayarak, geliştirerek bu darbe girişimi ve bu darbe zihniyeti yok edilemez. Daha ayın 31’inde, 31 Temmuz günü Bitlis Valiliği tüm kamu kurum ve kuruluşlarına yazı göndererek kendi iş yerinde tespit ettikleri toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılan, basın açıklamalarına katılan, sosyal medya paylaşımlarında terör faaliyetlerine katıldığı saikiyle düşündükleri kim varsa kurumlardan isimlerini istemişlerdir.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Önerge neydi, önerge?

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Burada, Bitlis Valiliğinin yazısıdır. 31 Temmuz tarihinde tüm kamu kurumlarına, kuruluşlarına ve STK’lara gönderilmiş. Yani bu bile toplumda korkuyu, endişeyi, şüpheciliği yaygınlaştıran ve toplumda bir karşıtlık, bir çatışma psikolojisini ve gerilimini yaratan bir uygulamadır. Dolasıyla, siz bir darbe tehlikesine karşı mücadele ederken yeni bir darbe anlayışını, yeni bir hukuksuz anlayışı tesis etmeye çalışıyorsunuz. Bu oldukça yanlış bir şeydir, bu bir an önce terk edilmelidir. Darbe darbeyle, darbe tasfiyeyle ortadan kaldırılamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Darbenin yegâne çözümü vardır; demokrasidir, hak ve özgürlüklerin önündeki engeli kaldırmaktır.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 8’inci maddesinde yer alan “2016 yılı Haziran ayı” ibarelerinin “2016 yılı Temmuz ayı”, “30/06/2016 tarihine kadar” ibarelerinin ise “30/07/2016 tarihine kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Musa Çam (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Musa Çam, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP iktidarının on dört yıllık Hükûmeti döneminde getirmiş olduğu tasarı ve tekliflerin bu 9’uncusu oluyor. 2003 yılında 4811, Vergi Barışı Kanunu; 2006’da 5458, Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması; 27/02/2008’de 5736, Bazı Kamu Alacaklarının Uzlaşma Usulü ile Tahsili Hakkında Kanun; 2008’de yine 5811, Bazı Varlıkların Millî Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun; yine 2009’da 5917, bütçe kanunlarında yer alan bazı hükümlerle ilgili düzenleme; 2011’de 6111, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması, Sayın Demiröz; 2013 yılında 6486, Sosyal Sigortalar, Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda düzenleme ve son olarak 2014 yılında 6552 sayılı Kanun, İş Kanunu ve bazı kanunlarda yapılan değişikliklerle yeniden yapılandırmayla toplam 8 defa yeniden yapılandırma yapılmış, bununla birlikte 9’uncusu yapılıyor arkadaşlar.

Peki, bir ülkede 9 defa vergi ve alacakların yeniden yapılandırılmasına neden ihtiyaç duyulur? Bu insanlar vergilerini neden veremiyorlar, neden ödeyemiyorlar ki sürekli iktidar kendi on dört yıllık hükûmeti döneminde 9 kez yeniden yapılandırmak mecburiyetinde kalıyor? Demek ki ülkede ekonomi iyi değil, işler iyi değil, AKP ülkeyi iyi yönetemiyor, Türkçesi budur arkadaşlar. İyi yönetemediğiniz için sürekli aflarla, sürekli yeniden yapılandırmalarla Türkiye’de bir ekonomik rahatlık ve ferahlık sağlamaya çalışıyorsunuz ki bu doğru bir yöntem ve doğru bir usul değildir arkadaşlar. İyi yönetemediğinizin nedenleri çok açık ve net bir şekilde uzun bir süredir ortalıkta gözüküyor ama bunu ancak yeni taze para kazandırarak piyasayı rahatlatmayı düşünüyorsunuz. Bunların hiçbirisi doğru değil, böylelikle zamanında vergisini vermiş olan insanlara karşı da yapılan büyük bir haksızlıktır. Onunla ilgili de verilmiş önergeyi reddettiniz çünkü zamanında vergisini veren insanların, iş adamının, sanayicisinin, esnafının da bir ödüllendirilmesi gerekir ama Sayın Maliye Bakanımız onları değil, “Daha çok ben nasıl piyasadan para toplarım?” onlara bakıyor. Onunla ilgilidir ki bu toplanacak paralarla ekonomiye bir rahatlık getiremeyeceksiniz. 2014 yılında Maliye Bakanının Müsteşarı iken yine Plan ve Bütçe Komisyonunda biz 6552’yi yaptık ama taksitleri daha bitmedi, vatandaşın ödemesi daha bitmeden yeni bir kanun teklifine ihtiyaç duydunuz ve Parlamentoya getiriyorsunuz. Dolayısıyla bunlar bir çözüm değil.

Arkadaşlar, darbeye karşıyız, her türlü askerî ve sivil darbelere karşıyız ve buna karşı mücadele edeceğiz.

15 Temmuz akşamı İzmir Torbalı Pancar’da şöyle bir olay oluyor: Asker uğurlaması var.

Sayın Başkan Vekilim, Sayın Meclis Başkan Vekilim, hukukçu Sayın Bahçekapılı, size de söylüyorum, asker uğurlaması var. Bilirsiniz ki köylerde, mahallelerde asker uğurlaması bir şenliğe döner; gençler, kadınlar, kızlar halay çekerler, türkü söylerler, şarkı söylerler, ağıt yakarlar, yemek yerler, içerler, oynarlar, zıplarlar, büyük bir şenlikle askeri uğurlarlar. 15 Temmuz akşamı Torbalı Pancar’da asker uğurlaması bir buçuğa kadar devam ediyor. Bir buçukta gençler meydana geliyorlar, bir bakıyorlar ki sela okunuyor. İmamı tutuyorlar: “Hocam, hayrola, ne iştir?” “Darbe oldu, talimat geldi, sela veriyoruz.” “Bugüne kadar o kadar şehit verdik, neden hiç sela verilmedi? Hadi biz de hazır ola geçiyoruz, İstiklal Marşı okuyacağız.” diyorlar. Okursun okumazsın, imamla kısa bir tartışma… Bir vurma yok, kırma yok, dövme yok, hiçbir şey yok. Jandarma geliyor, 20 kişiyi gözaltına alıyor, sabaha kadar ifadeleri alınıp serbest bırakılıyor ama mahalle baskısı o kadar çok ki -bu mahalle baskısının AKP baskısı olduğunu biliyoruz- o kadar baskı yapılıyor ki ertesi gün 20 kişi bir kez daha gözaltına alınıyor ve ifadeleri alınıyor sabaha kadar arkadaşlar, bu 20 kişiden 8 kişi tutuklanıyor. Bir tanesi anne. 17 yaşındaki oğlunu almaya gidiyor, diyor ki: “Oğlum gel hadi, geç oldu, eve gidelim.” Eve giderken anneyi ve 17 yaşındaki oğlunu da alıyorlar arkadaşlar. Bakınız, şimdi, demin benden önce söylediler; Sercan Çıran, Mert Genç, Yılmaz Bala, Salim Akıncılar, Serdar Kar, Doğan Arsu, Pakize Çıran, Egemen İmre ve bir de Gamze Şahin diye bir kardeşimiz Facebook’ta bir şey paylaştı diye darbeye teşebbüsten, TCK 312’den arkadaşlar -imama karşı yapılan hareketi- darbeye teşebbüsten dolayı, TCK 312’den dolayı şimdi tutuklular arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – Dört gündür Adalet Bakanını arıyorum. Yarın İzmir’e gideceğim, cuma günü İzmir’deyim. Dört gündür Adalet Bakanını arıyorum arkadaşlar, görüşeceğim kendilerini cezaevinde ziyaret etmek için, dört gündür Sayın Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a ulaşamıyorum. Sayın Meclis Başkan Vekilimiz, size de buradan duyururuz; Sayın Grup Başkan Vekilimiz, size de duyururuz buradan, bakanlar telefonlarımıza çıkmıyor.

Teşekkür ederim arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Kamera görüntüleri var, kamera!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının 1’inci cümlesinde geçen "bu sürenin sonuna kadar" ibaresinin "ilk taksit ödeme süresine kadar" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

      Mustafa Kalaycı                    Erhan Usta                             Deniz Depboylu

             Konya                             Samsun                                      Aydın

 

         Erkan Akçay                  Mehmet Erdoğan                        İsmail Faruk Aksu

            Manisa                             Muğla                                      İstanbul

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/1310) 9'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Aytuğ Atıcı                              Kadim Durmaz                          Bihlun Tamaylıgil

   Mersin                                       Tokat                                      İstanbul

 

Musa Çam                               Lale Karabıyık                          Selin Sayek Böke

    İzmir                                        Bursa                                        İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

       Ahmet Yıldırım                  İdris Baluken                            Çağlar Demirel

              Muş                            Diyarbakır                                 Diyarbakır

 

    Meral Danış Beştaş              Osman Baydemir                   Filiz Kerestecioğlu Demir

             Adana                            Şanlıurfa                                    İstanbul

 

          Hüda Kaya

            İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerle ilgili söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Hüda Kaya, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; beş dakika içerisinde hemen sözlerimi toparlamaya çalışacağım. Fakat gündemimiz, Türkiye gündemi biliyorsunuz yakıcı bir şekilde yine darbelerle uğraşmak, darbenin mağduriyetleri, sebep olduğu sonuçlarla uğraşmaktan ülkemizle ilgili çok daha yararlı işlere adım atılamıyor.

28 Şubatlardan da, 12 Eylüllerden de bu yana her birimiz, bu nesil, darbecilerden çekmiş ve bunun mağduriyetlerini, bedellerini en ağır şekilde yaşamış bir nesliz. 28 Şubatlarda binlerce kadınımız ve insanımız gibi ben de 3 kızım ve 1 oğlumla beraber DGM’lerde yıllarca yargılandık, idamla yargılandık, hapis yattık ve o süreçler içerisinde hep biz şuna şahit olduk: Gümüş yüzüklü memurların, polislerin, hâkimlerin, savcıların bizleri nasıl yıllarca sürüm sürüm hapislerde süründürdüklerine ve daha sonraki süreçlerde yine bu malum çevrelerin nasıl binlerce insanı eften püften sebeplerle “terörist” diye hapislere doldurduğuna hepimiz şahit olduk.

Bugün size, Midyat Cezaevinden bana gelen bir mektuptan, 63 yaşındaki Mele Abdülaziz Bilgin’nin yazdığı mektuptan birkaç küçük alıntı hemen vermek istiyorum sevgili arkadaşlar. Demokratik İslam Kongresi Midyat delegesi, 63 yaşında, sağlık sorunları olan, bastonla zor yürüyen ve yardım almadan yerinden kalkamayan bir kişi şu anda Midyat Cezaevinde. Peki, neden cezaevinde sevgili arkadaşlar? 2015’in sonlarında bir yakını iş kazası sebebiyle silindir altında kalıyor ve vefat ediyor. Onun taziyesine gidiyor ve taziye ortamında ilçenin müftüsü, kaymakamı ve kalabalık bir ortam içerisinde kendisinden sohbet yapması isteniyor ve kendisi de orada sohbet ediyor, vaaz veriyor. Konuşmasında şehitliğin mertebelerinden bahsediyor ve şehitliğin mertebelerinden birinin de… İş kazasında, yangında, enkazda ölenlerin de şehit sınıfından olduğunu ve inşallah bu ölen yakınının da bu mertebeden sayılabileceğini ifade ediyor ve dualarını ediyorlar ve bu konuşmaların sonunda müftü ve kaymakam da dâhil olmak üzere bu Mele Abdülaziz Bilgin’i kutluyorlar, tebrik ediyorlar ve konuşmasının çok yararlı ve istifadeli olduğunu ifade ediyorlar. Fakat ertesi gün evini polis basıyor. Ne diyor? O konuşmasında şöyle bir ifadesi geçiyor, diyor ki: “Çocuklarınızı cemaatlerden uzak tutun. Bugünün cemaatlerinin çoğunun kötü amacı vardır, özellikle Gülen Cemaati’ne dikkat edin.” Sohbetin sonunda, bu konuşmanın sonunda müftü, kaymakam ve bazı ileri gelenler kendisini tebrik edip kutluyorlar. Ertesi gün polis baskınıyla başlayan bir takibat ve sorgulanma süreci başlıyor ve kendisine günler sonra bu sorgulamaların sonunda hâkim ve savcı tekrar sorguya çağırdığında “Evet, sen konuşmanda bunları söylememişsin. Ses kaydı var ama eğer bundan sonra bir daha Kürtçe dua etmezsen, buna söz verirsen seni serbest bırakacağız ve devam etmeyeceğiz sorgulamaya.” diyorlar. Fakat kendisi buna “evet” demediği için hapsediliyor. Sadece kendisi feryat ediyor, “Hiçbir inançta bir insan kendi dilinde dua ettiği için terörist olabilir mi?” diyor, terörizmin propagandasını yapmak suçundan hapsediliyor. Aylardır insanlar hapiste.

Şunu soruyorum değerli arkadaşlar: Bu ülkenin iktidarında ve Cumhurbaşkanlığını yapan bütün yöneticilerimiz “Allah bizi affetsin, halkımız bizi affetsin, biz yanıltıldık.” diyorlar ama halktan olan birileri yanıltıldığında bu insanların ödediği bedeller nasıl telafi edilecek? Buna kafa yormamız lazım. İnsanlar sadece yirmi, otuz yıl öncesinde bir öğrenci evinden yolu geçmiş diye eşi, çoluğu çocuğu, gelini, hepsi görevden alınmış durumdalar. Halkımızın mağduriyetlerine sahip çıkmalıyız ve bu çevrelerin, malum darbecilerin, 28 şubatlarda olduğu gibi bugünkü darbecilerin de sebep olduğu sonuçları hep birlikte düzeltmeye gayret edelim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Aynı mahiyetteki diğer önerge hakkında Aytuğ Atıcı Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi hakkında verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. İşçi haklarını savunan, işçinin emeğinin alın teri kurumadan verilmesini savunan ve işçileri aldatmayan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yasa teklifinin 9’uncu maddesiyle, eksik işçilik tutarı üzerinden hesaplanan sigorta primlerini yatırmayan müteahhitlere af getiriyorsunuz. Yani ne yapıyorsunuz? Kısaca şunu yapıyorsunuz: Diyelim ki bir müteahhit bir inşaatı 15 işçiyle yapması gerekirken 10 işçinin primini yatırmış. Burada iki olasılık var. Bir: Müteahhit gerçekten 15 kişi çalıştırmış olabilir ancak 10 kişinin primini yatırmış olabilir yani 5 işçiyi kaçak çalıştırmış olabilir. İki: Ya da bu müteahhit 15 kişinin yapması gereken işi gerçekten 10 kişi çalıştırarak 10 kişinin üzerine yüklemiş olabilir. Her iki durumda da işçinin hakkı gasbedilmiştir, işçinin alın terine saygı duyulmamıştır. Siz de bu müteahhitleri affederek kul hakkı yenmesine ortak oluyorsunuz ve daha da kötüsü, yüksek sesle diyorsunuz ki: “Ey dürüst çalışmayan müteahhit, sen işçi haklarını yemeye devam et. Ben seni nasıl olsa affederim.” Dönüyorsunuz, dürüst olan müteahhide diyorsunuz ki: “Ey dürüst olan müteahhit! Sen de kafayı çalıştır, sen de kul hakkı ye, ben seni diğerleri gibi nasıl olsa affederim.” Böyle bir olayı Allah affetmediği gibi biz de affetmiyoruz. O yüzden, bu maddenin teklif metninden çıkarılmasını öneriyoruz. Müteahhidin cezasını affederken, diğer taraftan kaçak olarak çalıştırılacak olan işçinin durumunun ne olacağı sizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor çünkü bu maddeyle kayıt dışılıkla mücadeleye de engel oluyorsunuz. Hatta diyorsunuz ki: “Kayıt dışı işçi çalıştırılmasını, biz, AKP Hükûmeti olarak teşvik ediyoruz.” diyorsunuz. Müteahhit de diyor ki: “Kardeşim, ben kaçak işçi de çalıştırırım, çok sayıda, çok fazla işi az işçiye de yaptırırım, parası, cezası neyse öderim, devlete de nanik yaparım.” diyor, siz de bunu alkışlıyorsunuz. Kayıtlı işçi çalıştırıp prim ödeyen ve kayıtsız işçi çalıştırıp daha çok kâr edenler arasında, yani kayıtlı işçi çalıştıran dürüst müteahhit ile kayıtsız işçi çalıştıran, dürüst olmayan müteahhit arasında bu şekilde haksız bir rekabete de yol açmış oluyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Allah aşkına işçilere artık vurmayın. Asgari ücretle vurdunuz. Biz “1.500 lira” dedik, siz “1.300 lira” dediniz. Eyvallah, ona da razı oldu vatandaş. Ama döndü, işveren 1.300 liraya imza attırıp işçinin eline 900 lira ile bin lira para veriyor, sesinizi çıkarmıyorsunuz. Eğer işveren parayı bankaya yatırıyorsa, mecburen, bu durumda işçiye diyor ki: “Al şu 1.300 lirayı ama 300 lirayı bana geri getireceksin.” diyor, siz de bunu seyrediyorsunuz. Allah aşkına, kaç kişi acaba içinizde bir işçi çocuğudur. Eminim ki içinizde çok işçi çocukları vardır. Babanız size hakkını helal etmeyecek eğer buna karşı çıkmaz iseniz.

Bu da yetmedi, Suriye’den getirdiğiniz insanlarla bu işçilerin haklarını yiyorsunuz. Bu da uygun değil. Bu da yetmedi taşeron sistemiyle, bu da yetmedi sendikasız işçi çalıştırarak işçilerin haklarını yemeye devam ediyorsunuz. Bakın, değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, Sayın Komisyon; 9’uncu maddenin (3)’üncü fıkrasında da önemli bir hata yapıyorsunuz. Diyorsunuz ki “borçlu olan müteahhit çok zor durum olmaksızın” ne demekse, benim bildiğim bu mücbir sebeptir, mücbir sebep geçmiyor “çok zor durumda olmaksızın iki taksitini ödeyemezse bu haktan yararlanmaz” Yani yine dönüp dolaşıp bu parayı müteahhitten almayacaksınız, buradan bu anlam çıkıyor.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının birinci cümlesinde geçen "bu sürenin sonuna kadar" ibaresinin, "ilk taksit ödeme süresine kadar" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Aydın Milletvekili Deniz Depboylu.

Buyurunuz Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9’uncu maddedeki önergemiz üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yapılan araştırmalara göre, Türkiye'de kayıt dışılık oranı 2003 yılında 31 Avrupa ülkesinin ortalama oranının yüzde 44 üzerindeyken 2015 yılında yüzde 54 fazlasına ulaşmıştır. Aynı çalışmaya göre Türkiye'de kayıt dışılık oranı 2013 yılında yüzde 26,5 iken 2015 yılında yüzde 27,8’e çıkmıştır. Bu oranla Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’dan sonra 31 Avrupa ülkesi arasında 3’üncü sıraya yerleşmiştir. Son verilere göre ise Türkiye ekonomisindeki yüzde 28,72’lik kayıt dışı oranıyla OECD’nin 34 ülkesinin en yükseği olarak kayıtlara geçmiştir. Bu veriler ışığında yapılan çalışmaların ne kadar başarılı olduğunu sizlerin ve yüce Türk milletinin takdirine bırakıyorum.

Vergi ve prim af uygulamaları vergisini zamanında ödeyen dürüst mükelleflere yapılan en büyük haksızlıktır, toplumda adalet duygusunu zedelemektedir. Çünkü, çoğu zaman vergisini zamanında ödeyen mükelleflere göre çok daha uygun şartlarda yeniden yapılandırma imkânı getirilmektedir. Bu da vergiye gönüllü uyumu azaltmaktadır.

Komisyonda, üç yıl üst üste vergisini zamanında ödeyen mükelleflerin vergilerine 5 puan indirim yapılmasına ilişkin verdiğimiz önerge, maalesef, Hükûmet ve AKP Grubu tarafından reddedilmiştir. Grubumuz tarafından Komisyonda “Bari çiftçilerimiz de bu af paketinin içerisine dâhil edilsin.” diyerek verdiğimiz önerge de AKP Grubu tarafından kabul edilmemiştir.

Özellikle matrah artırımı yapılması durumunda geriye doğru vergi incelemesi yapılmamasına yönelik maddeler kayıt dışı davranmaya mükellefleri iten hatta cesaretlendiren düzenlemelerdir.

Vergi afları, vergi psikolojisi açısından vergi yükümlülüğünü yasalara uygun bir biçimde yerine getirmiş olanlar için önemli sakıncaları da beraberinde getirir. Vergi kaçağını azaltmak amacıyla ileriye dönük olarak kullanılan, bir yöntem olarak adlandırılan vergi affında temel amaç, af yoluyla vergi yükümlülüklerini bugün için gerçek matrah beyanına teşvik etmek ve gelecekteki vergi tahsilatını genişletmek olmalıyken, ülkemizde vergi affına sıkça başvurulması her aftan sonra bir kez daha af bekleme durumunu ortaya çıkarmaktadır.

Değerli milletvekilleri, içinde yaşadığımız olağanüstü hâl dönemi sebebiyle birçok sanayi kolunda Hükûmet tarafından esnafın yaşadığı zor durumdan kurtarılmasına yönelik yapılan ve yapılacak çalışmaları olumlu karşılamaktayız. Bununla birlikte, alınan önlem ve yapılan çalışmaların özellikle turizmcilerin yaşadığı sorunları çözmek konusunda da yeterli olmadığı kanaatindeyiz.

Daha önceden Rusya’yla yaşadığımız krizin açtığı yaralar daha onarılmadan 15 Temmuzdaki kalkışma girişimi, hain girişim sonucunda turizm daha çok darbe almış, daha çok yaralanmıştır. Seçim bölgem olan Aydın ilinin Kuşadası ilçesinde iptal edilen yolcu gemisi seferleri ve turlar sebebiyle esnaf ve işletmeciler, tabiri caizse, kan ağlamaktadır. Keza Kuşadası’nda dükkânlar saat 15.00’te kepenk indirmektedirler. Bu, bugüne kadar kış aylarında bile görülmemiş bir şeydir. Esnaf ve işletmecilerin kiralarını bile ödeyemez duruma gelmeleri çok üzücüdür. Dört, beş aydır SGK primlerini ödeyemeyen esnafın bekleyen çek ve senet ödemeleri, banka kredisi borçları, turlarla yapılan anlaşmalar nedeniyle ödenecek borçları bulunmaktadır. Onlar, bunları düşünmesi gerekirken şu anda kış aylarında ailesini nasıl besleyebileceğinin derdine düşmüşlerdir. Kuşadası’na gemi ve farklı seyahat yollarıyla turist gelmemesi demek sadece Kuşadası değil Selçuk’ta Efes, Denizli’de Pamukkale ve Karacasu’da Afrodisias gibi yakın ören yerlerine turist girişini maalesef azaltmaktadır.

Ayrıca azalan yabancı ve yerli turist sayısı sebebiyle Kuşadası ve Didim’de açık olan otelden çok satılık otel mevcuttur. Sorun sadece turist sayısına bağlı olarak azalan turizm geliri değildir, turizme bağlı olan çok sayıda sektör bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Kısacası turizmin zarar etmesi sadece turizmcinin zararı değil tüm tedarikçilerin ve ülkenin zarar etmesidir. Bu durumda başta turizm bölgeleri olmak üzere esnafın borçlarının yeniden yapılandırılması veya ertelenmesi gerekmektedir.

Saygılarımı sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "kaydıyla" ibaresinin "koşuluyla" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    İdris Baluken                                     Çağlar Demirel

           Muş                                              Diyarbakır                                          Diyarbakır

Filiz Kerestecioğlu Demir                      Osman Baydemir                               Meral Danış Beştaş             

        İstanbul                                             Şanlıurfa                                              Adana

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı olan önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendinde geçen "onsekiz eşit taksitte" ibaresinin "otuzaltı eşit taksitte" şeklinde ve (3)’üncü fıkrasının (ç) bendinde yer alan katsayıların aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                                      Erhan Usta                                         Arzu Erdem

          Konya                                               Samsun                                              İstanbul

     Erkan Akçay                                  İsmail Faruk Aksu                                Mehmet Erdoğan

         Manisa                                              İstanbul                                               Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Arzu Erdem, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu kanun teklifiyle vergi ve prim borçlarının yeniden yapılandırılması, vergi cezaları, idari para cezaları, gecikme zammı, gecikme faizi ve gecikme cezalarına af niteliğinde indirimler getirilmesi hedeflenmektedir.

Bilindiği gibi, ülkemiz vergi sisteminde dolaylı vergiler ağırlıktadır. Dolaylı vergilerin yüksekliği günlük yaşamı olumsuz etkilemekte ve vergilerdeki adaletsizliği artırmaktadır. Son zamanlarda bütçe açıklarını kapatmanın yolu olarak vergileri artırmak öngörülmektedir. Kaynağından vergi toplamakta zorlanan iktidar, dolaylı vergileri artırarak, başta memur ve işçiler olmak üzere, dar gelirli milletimizden vergi alarak milletimizi cezalandırmaktadır. Ayrıca, sık sık çıkartılan vergi affı yasaları ve her geçen gün sayıları arttırılan vergi kalemleri ülkemizde vergi adaletsizliğinin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Vergi adaletsizliğine en çok sahne olan dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki oranı her yıl artmaktadır. Ülkemizde toplam vergi gelirleri içerisinde yüzde 70 civarında olan dolaylı vergiler, gelişmiş ülkelerde yüzde 50’den daha düşük oranlardadır. Dolaylı vergilerin vergiler içindeki oranı yükseldikçe vergi adaletsizliği de aynı oranda artmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kayıt dışı ekonomi devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen ve bu sebeplerle denetlenemeyen faaliyetlerdir. Yasa dışı ekonomi, gayriresmî ekonomi, gizli ekonomi olarak da adlandırılan kayıt dışı ekonominin ülkemizde çok yaygın olduğu bilinmektedir. Ülkemizde kayıt dışılık oranı 2013 yılında yüzde 26,5’ken, 2015 yılında yüzde 27,8’e çıktığı vurgulanmaktadır. Yüksek vergi oranı, durgunluk, artan işsizlik, sosyal güvenlik yükü, kayıtlı ekonomideki kanuni düzenlemelerin çokluğu, birden fazla işte çalışma yasağı, Hükûmetin politikaları ve vergi oranlarından kaynaklanan hoşnutsuzluk gibi faktörler kayıt dışı ekonomi, vergi kaçırma gibi birçok olumsuz duruma sebep olmaktadır. Büyük ölçekli kayıt dışı ekonominin varlığı, yüksek vergi oranları, kamu hizmetlerinde azalma, rüşvet ve yolsuzlukta artış, haksız rekabet ve dürüst ticaret yapmaya çalışan milletimiz için elverişsiz bir iş ortamıyla sonuçlanabilmektedir. Kayıt dışı ekonomi vergi gelirlerini azaltmaktadır. Dolayısıyla, bu durum, Hükûmetin, aziz Türk milletimize sağlamakla yükümlü olduğu altyapı, sağlık, eğitim gibi birçok yatırım gerektiren hizmetlerde başarısızlığına sebep olacak ve köklü sorunları da beraberinde getirecektir. Tüm bu sorunları engellemek için kayıt dışı ekonominin engellenmesi hususunda caydırıcı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Ağır ekonomik şartlar göz önünde bulundurulduğunda, yapılacak düzenlemelerin milletimizi rahatlatması gerekmektedir ve buna hizmet etmesi gerekmektedir. Daha önce çıkarılan vergi affı kanunlarında bir yanlışlık olmalıdır ki tahsil oranı -dün Bakanın da belirttiği gibi- yüzde 25 olmuştur. İşte, tam burada yapılan yanlışı düzeltmemiz gerekmektedir. Bu manada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak sunmuş olduğumuz teklifimizin kabul edilmesini ve buna destek vermenizi temenni etmekteyim. Yani, son, en yüksek taksitlendirme oranı olan on sekiz ayın otuz altı ay olarak düzenlenmesi gerektiğini yani milletimizi ne öldürür ne güldürür zihniyetiyle değil de gerçekten rahatlatan zihniyetle olması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, yeni varlık barışı adı altında yapılan bu düzenlemeyle yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile her türlü geminin -ki biliyorsunuz aslında çıkarılmıştır şimdi ama bu yeterli değildir- getirilmesinin önü açılmaktadır. Söz konusu varlıkların ülkemize getirilmesinde herhangi bir inceleme, araştırma, soruşturma ve kovuşturma yapılmaması, idari para cezası verilmemesi hedeflenmektedir; bu da ülkemizi kara para cennetine çevirecektir arkadaşlar, ülkemizde rüşvet, yolsuzluk ve kaçakçılığın kapılarını sonuna kadar açacaktır. Maddede Türk vatandaşı olma şartı aranmadığından yabancı ülke vatandaşlarının da kara paralarını ülkemizde aklama fırsatı yakalanmaktadır. Vergi, sigorta primi ve diğer kamu alacaklarının yapılandırılması gibi milletimizi rahatlatması gereken hedeflerde bizim de desteğimiz vardır elbette ancak gayrimeşruya hayır dediğimizi bilmelisiniz.

Yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “kaydıyla” ibaresinin “koşuluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKAN NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Meral Danış Beştaş Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum saygıyla.

Evet, darbecilere yönelik operasyonlar bütün hızıyla devam ederken bugün bu kürsüden de çok sayıda masum insanın, darbecilerle, örgütle hiçbir ilişkisi olmayanların tutuklandığını söylediler, ben de somut bir vaka paylaşmak istiyorum. Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bir diş hekimi şu anda gözaltında; dün akşam on ikiden beri kendisiyle ilgileniyorum. Eşi aradı Adana vasıtasıyla ve sol görüşlü bir doktor. Cumhurbaşkanına hakaretten alındığını ifade ettiler Emniyet Müdürü ve ilgililerle yaptığım görüşmede. Biraz önce avukatıyla görüştüm, gözaltında ifadesi alınmış ve avukatı, FETÖ terör örgütünden soruşturmanın devam ettirildiğini söyledi. Sebebini sordum; nedir peki, iddiaya dayanak deliller nedir? “29 tane facebook paylaşımı var.” dediler. Facebook paylaşımında birkaç örnek var, ÖDP’nin, EMEP’in ve sol partinin üç tane paylaşımını paylaşmış kendisi de ve kendisinin yazdığı mesaj “Ne FETÖ ne AK PARTİ, sadece demokrasi istiyoruz.” diye bir paylaşımından dolayı şu anda gözaltında ve cuma gününe kadar gözaltı süresi uzatılmış. Bu diş hekiminin eşi, gerçekten… Adı da Hüseyin Aksoy bu arada, hâlâ gözaltında. Buradan çağrıda bulunmak istiyoruz: Gerçekten bu dönemde bu cadı avına, bu yaş ile kurunun birlikte yakılmasına artık son verilsin.

Diğer bir mesele, birçok hâkim, savcı; yüzlerle, binlerle ifade edilen hâkim, savcı tutuklandı, gözaltına alındı, açığa alındı ve o zaman Ergenekon’a yönelik davalarda “Bu davalar kahraman ordumuza FET֒cülerin kurduğu bir kumpastır.” şeklinde birçok açıklama yapıldı ve şimdi de farklı bir şekilde anlaşmalarla, pazarlıklarla Genelkurmay ve üst düzey komuta kademesinin paylaşıldığı artık alenen ilan edilmiş durumda. Peki, hukukun bir intikam aracına dönüştürüldüğünü açıkça gördüğümüz bir atmosferde, bir havada KCK operasyonlarında beş yıl, altı yıl tutuklu kalan 10 bin insanın yargılaması ne olacak? Onları yargılayan, tutuklayan, cezaevinde tutan bütün hâkim, savcılar şu anda tutuklu ve yargılanıyorlar. Ben bizzat girdiğim davalardan biliyorum, KCK ana davasında yargılamayı yapan hâkimlerin, başkanların tümü tutuklu, savcıların tümü tutuklandı. Soruşturmayı yapanlar, KCK ana davasında -yine İstanbul- ve daha yüzlerce dava tiplerinde bu yargılamayı yapanlar tutuklu ama onların yargıladıkları insanlar yargılanmaya devam ediyor. Belediye başkanları, milletvekilleri, siyasetçiler, MYK üyeleri, bunlar kumpas değil mi peki? Yani, aynı dönemde aynı kesim aynı hâkim, savcılar tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların bir kısmına “kumpas” deyip beraat kararları verilirken diğer davaların devam ettirilmesinin, Yargıtayda da bu onama sürecinin ısrarla devam ettirilmesinin anlamını ve cevabını gerçekten arıyoruz ve kesinlikle bu davaların tümünün de bir kumpas olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz aynı zihniyet tarafından yapıldı ve bu davaların hiçbirinde beraat kararı verilmedi.

Son sorum Hurşit Külter’e dair. Bu kürsüden 23 Haziranda Hurşit Külter’i beş dakika anlatmıştım. Hurşit Külter 27 Mayıstan beri gözaltında kayıp ve bugün altmış sekiz gündür. En son bilgi aldığımız tarih benim bu kürsüden konuştuğum tarih. 23 Haziranda Millî Savunma Bakanı Sayın Fikri Işık burada oturuyordu, kendisine sorduk “Hurşit Külter nerede?” diye sorduk, kendisi de bize resmî olarak dedi ki: “İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişi görevlendirdi, inceleme yaptırıyoruz.” O tarihten bu yana 309 asker Şırnak’ta gözaltına alındı ve tutuklandı. Şırnak’ta neredeyse bütün üst komuta kademesi şu anda cezaevinde. Yerle bir eden Şırnak’ı, bu kadar kolluk kuvvetini tutuklayan, askeri tutuklayan devlet ve Hükûmet Hurşit Külter’i bulmuyor. Ben bir daha Mecliste sormayıp nerede soracağım? Hurşit Külter nerede? Gerçekten nerede? Altmış sekiz gün oldu, bunun yanıtını bütün Türkiye'deki arayanlar adına soruyorum, Bakan da burada, 23 Hazirandan bu yana suskunluğunuz devam ediyor ve bunu sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz Hurşit Külter nerede? (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önerge oylamasından önce karar yeter sayısı istendiği için karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul Etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında görüş farklılığı olduğundan elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.54

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

11’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “borçlular talep etmeleri” ibaresinin “borçluların talep etmesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Ahmet Yıldırım                                İdris Baluken                         Çağlar Demirel

            Muş                                         Diyarbakır                             Diyarbakır

  Meral Danış Beştaş                     Filiz Kerestecioğlu Demir               Osman Baydemir

           Adana                                         İstanbul                                Şanlıurfa

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge 11’inci maddeye yeni fıkralar ihdasına dairdir. Önergeyi okutup Komisyona soracağım, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlindeyse önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesine, (7)’nci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Muş                                   Özgür Özel                           İdris Baluken

          İstanbul                                         Manisa                                Diyarbakır

     Mustafa Kalaycı                         Hacı Bayram Türkoğlu                   Mustafa Ilıcalı

           Konya                                           Hatay                                  Erzurum

    Hakan Çavuşoğlu                            Zekeriya Temizel                        Ramazan Can

           Bursa                                            İzmir                                  Kırıkkale

      Mehmet Demir                            Emine Yavuz Gözgeç                 Ahmet Sami Ceylan

         Kırıkkale                                         Bursa                                    Çorum

      Halil Eldemir                          Radiye Sezer Katırcıoğlu                  Nihat Öztürk

           Bilecik                                         Kocaeli                                   Muğla

    Abdullah Öztürk                          Mustafa Şükrü Nazlı                    Hüseyin Şahin

         Kırıkkale                                        Kütahya                                  Bursa

“(8) 30/6/2016 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla, ödenmesi gerektiği halde Kanunun yayımlandığı tarihe kadar ödenmemiş olan; 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu hükümlerine göre esnaf ve sanatkarların üyesi oldukları odalara olan aidat borçları ile odaların birlik ve üyesi oldukları federasyonlara, birlik ve federasyonların Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonuna olan katılma payı borç asıllarınım ödenmemiş kısmının birinci taksiti bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden üçüncü ayın sonuna kadar, kalanı aylık dönemler hâlinde ve azami toplam altı eşit taksitte ödenmesi hâlinde, bu alacaklara uygulanan faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir.

Bu fıkra hükmünden yararlanılabilmesi için bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar alacaklı birime başvurulması şarttır. Fıkra kapsamında ödenmesi gereken tutarların fıkrada öngörülen süre ve şekilde kısmen veya tamamen ödenmemesi hâlinde, ödenmemiş alacak asılları ile bunlara ilişkin faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacaklar ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil edilir.

Bu fıkra hükmünden yararlanmak isteyen borçluların fıkrada belirtilen şartları yerine getirmelerinin yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır. Bu kapsamda tamamı ödenen alacaklara ilişkin yargılama giderleri ile icra masrafları ve vekâlet ücretleri karşılıklı olarak talep edilmez.

Bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla üyelerin odalara, odaların birlik ve federasyonlara, birlik ve federasyonların da Konfederasyona kısmen veya tamamen ödemiş olduğu aidat ve katılma payı asıllarına isabet eden ve ödenmemiş olan faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir.

(9) 30/6/2016 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla, ödenmesi gerektiği halde bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar ödenmemiş olan; 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre avukatların ve stajyer avukatların baro kesenekleri ile staj kredisi borçlarının asıllarının tamamının birinci taksiti bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden üçüncü ayın sonuna kadar, kalanı aylık dönemler hâlinde ve azami toplam altı eşit taksitte ödenmesi hâlinde, bu alacaklara uygulanan faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların, alacak asıllarının bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce kısmen veya tamamen ödenmiş olması halinde ödenmiş borç asıllarına isabet eden faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir. Baro keseneğinin ve staj kredisi borcunun ödenmemesine bağlı olarak yürütülen levhadan ve sicilden silme işlemleri ile yasal takip işlemleri bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyeni aydan itibaren taksitlerin ödeme süresinin sonuna kadar durdurulur.

Bu fıkra hükmünden yararlanılabilmesi için bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar alacaklı baroya başvurulması şarttır. Fıkra kapsamımda ödenmesi gereken tutarların fıkrada öngörülen süre ve şekilde kısmen veya tamamen ödenmemesi hâlinde, ödenmemiş alacak asılları ile bunlara ilişkin faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacaklar ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil edilin

Bu fıkra hükmünden yararlanmak isteyen borçluların fıkrada belirtilen şartları yerine getirmelerinin yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır. Bu kapsamda tamamı ödenen alacaklara ilişkin yargılama giderleri ile icra masrafları ve vekâlet ücretleri karşılıklı olarak talep edilmez.

Bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Türkiye Barolar Birliği yetkilidir.

(10) Orman köylerinde oturan köylüler ile bu köylülerce kendi aralarında 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulmuş veya durumları bu Kanun hükümlerine intibak ettirilmiş çok amaçlı tarımsal kalkınma kooperatiflerine Orman Genel Müdürlüğünce kullandırılan kredilerden ödeme süresi geldiği halde bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiş olan kredi alacaklarının asıllarının tamamı ile bu alacaklara ilişkin fer'iler yerine, bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar orman bölge müdürlüklerine yazılı başvuruda bulunulması ve ödenmesi gereken tutarın, ilk taksiti bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü aydan başlamak üzere ve her yıl ilk taksitin tekabül ettiği ayda toplam beş eşit taksitte ödenmesi şartıyla bu alacakların ödenen kısmına isabet eden fer'ilerin tahsilinden vazgeçilir. Bu fıkra hükümlerine uygun ödeme yapıldığı takdirde Kanunun yayımı tarihinden sonraki sürelere herhangi bir faiz, zam ve katsayı uygulanmaz.

Bu fıkra uyarınca taksitlendirilen alacaklara ilişkin olarak açılmış davalar sonlandırılır. Yargılama giderleri ile icra masrafları ve vekâlet ücretleri karşılıklı olarak talep edilmez.

Bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Orman Genel Müdürlüğü yetkilidir.

(11) Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca, tarımsal amaçlı kooperatiflere veya bu kooperatiflerin ortaklarına 30/6/2016 tarihinden önce kullandırılan ve bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla muaccel hale gelen krediler ile müteakiben yeniden yapılandırılan kredi alacaklarının bakiye asılları ile ödenmeyen alacağın vadesinin başlangıç tarihi itibarıyla bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Bakanlıkça bu Kanunun yayımlandığı tarihte kredilere uygulanan sözleşme faiz oranı olan yıllık %3 oranı esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il müdürlüklerine başvuruda bulunularak ilk taksit 2016 yılı Kasım ayından başlamak üzere ve her yıl ilk taksitin tekabül ettiği ayda toplam beş eşit taksitte ödenmesi şartıyla bu alacakların ödenen kısmına isabet eden fer'ilerin tahsilinden vazgeçilir. Bu fıkra hükümlere uygun ödeme yapıldığı takdirde Kanunun yayımı tarihinden sonraki sürelere herhangi bir faiz, zam ve katsayı uygulanmaz.

Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce dava konusu edilmiş ve/veya icra takibi başlatılmış alacaklar için, borçlunun bu fıkra hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunması halinde davalar sonlandırılır ve icra takipleri durdurulur. Bu takdirde borçluların mahkeme ve icra masrafları ile vekâlet ücretini ilk taksit tutarı ile birlikte ödemeleri şarttır.

Bu fıkra kapsamına giren alacakların tamamının fıkrada öngörülen süre ve şekilde ödenmemesi halinde alacak ilgili mevzuatın öngördüğü şekilde hesaplanır ve ödenen tutarlar mahsup edilir.

Bu fıkra kapsamına giren alacaklara karşılık bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce ödenen tutarlar bu fıkra hükümlerine dayanılarak red ve iade edilmez.

Bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilidir.

(12) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinden Organize Sanayi Bölgelerine ve Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatiflerine kullandırılan kredilerden, 30/06/2016 tarihinden önce ödeme süresi geldiği halde ödenmeyen kredi borçları ile kanuni takipte olan kredi borçlarının; bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ya da Bakanlığın uygun görmesi halinde kredi ödemelerine aracılık eden bankaya başvuruda bulunulması ve alacak aslı ile buna bağlı faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacaklar yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanan tutarın, ilk taksidi bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü aydan başlamak üzere bu Kanunda öngörülen süre ve şekilde ödenmesi halinde bu alacaklara bağlı fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir.

Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce dava konusu edilmiş ve/veya icra takibi başlatılmış alacaklar için, borçlunun, bu fıkra hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunması halinde, davalar sonlandırılır ve icra takipleri durdurulur. Bu takdirde borçluların mahkeme ve icra masrafları ile vekalet ücretini ilk taksit tutarı ile birlikte ödemeleri şarttır.

Bu fıkra kapsamına giren alacakların tamamının bu Kanunda öngörülen süre ve şekilde ödenmemesi halinde alacak ilgili mevzuatın öngördüğü şekilde hesaplanır ve ödenen tutarlar mahsup edilir.

Bu fıkra kapsamına giren alacaklara karşılık bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce ödenen tutarlar bu fıkra hükümlerine dayanılarak ret ve iade edilmez.

Bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilidir.

(13) 6360 sayılı Kanun kapsamında tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin kayıtlarında yer aldığı halde il özel idarelerine devredilen özel veya kamu hukukundan kaynaklı alacaklardan aslı ile bunlar üzerinden hesaplanan fer'ilerin (faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı ve sözleşmede düzenlenen her türlü ceza ve zamlar dâhil) toplam tutarı 100 Türk Lirasını aşmayanlar ile aslı ödenmiş fer'i alacaklardan 100 Türk Lirasını aşmayanların tahsilinden vazgeçilir."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, biraz önce okunmuş olan önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde görüşme açıyorum.

Önerge hakkında söz talebi yoktur.

Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile;

a) Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu hükümlerine göre üyelerin odalara, odaların birlik ve federasyona, birlik ve federasyonların da Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonuna olan aidat ve katılma payı borçlarının yapılandırılması,

b) 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre avukatların ve stajyer avukatların ödemeleri gereken baro kesenekleri ile staj kredisi borçlarının yapılandırılması,

c) Orman köylüleri ve bu köylülerce oluşturulan kooperatiflere Orman Genel Müdürlüğü tarafından verilen kredilerin geri ödemelerinin yapılandırılması,

ç) Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca, tarımsal amaçlı kooperatiflere veya bu kooperatiflerin ortaklarına kullandırılan kredilerin yapılandırılması,

d) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinden Organize Sanayi Bölgelerine ve Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatiflerine kullandırılan kredilerin yapılandırılması,

e) 6360 sayılı Kanun ile tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerden il özel idaresine devredilen alacaklardan küçük tutarlı olanların tahsilinden vazgeçilmesi,

amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Komisyonun salt çoğunlukla katılmış olduğu, anılan maddeye fıkra eklenmesine ilişkin önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “borçlular talep etmeleri” ibaresinin “borçluların talep etmesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan bu 409 sıra sayılı Yasa Teklifi ve içerisinden geçtiğimiz sürece dair bugünlerde neden böyle bir güvensizlik ortamı içerisinde olduğumuzu beş dakika içerisinde özetlemeye çalışacağım.

Hatırlarsanız, 17-25 Aralık dosyalarının ortalığa saçıldığı dönemlerde, aynı günlerde Meclise Halkların Demokratik Partisi olarak iki araştırma önergesi sunmuştuk. Bu araştırma önergelerinin görüşülerek Meclis tarafından iki komisyonun kurulmasını önermiştik. Neydi bunlar? Birincisi, yolsuzlukları araştırma komisyonunun bir an önce Meclis tarafından kurulması ve bütün o dosyalardaki iddiaları incelemesi; ikincisi de, açığa çıkan paralel devlet yapılanmasının araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgili bir araştırma önergesi konusuydu. Her iki önergemiz de maalesef sizin oylarınızla reddedildi. Bakın, eğer o gün o iki önerge kabul edilmiş olsaydı ne bugün görüşmüş olduğumuz bu 409 sıra sayılı Yasa Teklifi’yle ilgili, kara para aklama şüphesi üzerinden, burada bir güvensizlik ortamı oluşacaktı ne de içerisinden geçmiş olduğumuz bu fırtınalı dönemde Türkiye bir darbe girişimini atlatmış olmanın sancısını yaşamış olacaktı. O yüzden, özellikle muhalefetin bugüne kadar bu kürsüden sunmuş olduğu önerilerle ilgili sizin geriye dönük olarak Meclis tutanaklarına yönelik bir araştırma ve inceleme yaptırmanız gerekiyor. Ben grup başkan vekillerinizin yerinde olsam bu bahsetmiş olduğum çerçeve içerisinde geriye dönük olarak, burada, Meclis kürsüsünde “darbe” kelimesinin telaffuz edildiği ya da “yolsuzluk” kelimesinin, “kara para aklama” kelimesinin telaffuz edildiği bütün konuşmaları çıkarır, bunlarla ilgili iktidar partisi olarak nasıl bir tutum sergilediğimi bir kez daha gözden geçirme şansını yakalayarak kendi grubuma bilgi verirdim. Ama, maalesef, bunu yapmadığınız için işte biz hem darbeyle ilgili içerisinden geçmiş olduğumuz süreçte yapmış olduğunuz çalışmalara hem de buraya getirmiş olduğunuz yasa tasarılarının çözüm gücüne büyük bir güvensizlik duyuyoruz.

Bakın, şu anda, bu fırtınalı ortamda belki biraz unutuldu ancak iktidarınız döneminde uluslararası kamuoyunda tartışılan ve Türkiye’yi de oldukça zorlayacak olan iki önemli dosya var. Birincisi Reza Zarrab dosyası, ikincisi İran’daki Zencani dosyası. Bakın, bu dosyaların konularını da burada defalarca söyledik. Kara para aklama, altın kaçakçılığıyla ilgili suçlar, uluslararası rüşvet suçu ve terörün finansmanıyla ilgili ileriki dönemlerde ülkeyi de son derece zor durumda bırakacak olan dosyalardan bahsediyorum. Şimdi, böylesi bir realite ortadayken siz, ısrarla, muhalefetin kara para aklama yasası olarak kaygı duyduğu, endişe duyduğu ve önerilerle değiştirmek istediği o yasa tasarısını yine bir torbaya koyup önümüze getiriyorsunuz. Geçen haftalarda buraya geldiğinde, o maddeyi çektiğinizde torba yasayla ilgili görüşmeler hızla sonuçlanmıştı ama bugün bir kez daha, hiçbir düzenleme yapmadan, muhalefetin kaygılarını gidermeden bu yasa teklifini aynı şekilde buraya getirdiğiniz için de muhalefet olarak bizler uyarı görevimizi bir kez daha yerine getirmeye çalışıyoruz. Niçin böyle telaşınız var? Çünkü sıcak paraya ihtiyacı var çünkü ekonomi çökmek üzere, alarm zilleri veriyor. Peki, ekonomi gelecek olan şaibeli parayla kurtulur mu? Kurtulmayacağını hepiniz bizden daha iyi biliyorsunuz. Yaraya pansumanla çare bulunmayacağını hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Bir ülkede demokrasi yoksa, hukuk devletine saygı kalmamışsa, hukuk devletine itibar kalmamışsa, özgürlüklerle ilgili çok ciddi birtakım kaygılar gelişmişse ve belki de hepsinden önemlisi o ülkenin iç barışı yoksa orada ekonominin hayata geçmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, ekonomiyle ilgili bir düzenleme yapmak istiyorsanız yapmanız gereken şey demokrasi, barış ve özgürlüklerin genişletilmesi doğrultusunda köklü reformlar yapmak ve buna uygun düşen yasal düzenlemeleri Meclise getirmek olmalıdır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına ilişkin bir önerge vardır.

Bilindiği üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklifle çok yakın ilgisi bulanan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinden sonra aşağıdaki maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

          Mehmet Muş                          Özgür Özel                        Çağlar Demirel

             İstanbul                                Manisa                              Diyarbakır

          Ramazan Can                      Mustafa Kalaycı

             Kırıkkale                               Konya

MADDE 12.- 22.4.1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 71. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan “parti teşkilat kademelerinin yaptıkları” ibaresinden sonra “hizmet sözleşmeleri de dahil her türlü” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebinin olmadığını görüyorum.

Söz talebi olmaması nedeniyle önergenin gerekçesini Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Gerekçe:

Siyasi Partiler Kanunu’nun 71’inci maddesinde yer alan sözleşme tanımlamasının dar yorumlanması sonucu ortaya çıkan duraksamaların önlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hizmet sözleşmeleri açısından hakkın kötüye kullanımının engellenmesi amacıyla söz konusu değişiklik öngörülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Bu şekilde 12’nci madde olarak yeni bir madde ihdas edilmiştir. Bir karışıklığa mahal vermemek için Komisyon metninin mevcut maddeleri üzerinden görüşmelere devam ediyoruz. Kanun yazımı aşamasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

12’nci madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayımlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                              İdris Baluken                     Çağlar Demirel

          Muş                                       Diyarbakır                          Diyarbakır

Meral Danış Beştaş                   Filiz Kerestecioğlu Demir            Osman Baydemir

         Adana                                        İstanbul                            Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha hepinizi saygıyla selamlıyorum. Deminki konuşmada yarım kalan birkaç hususu da ifade etmek üzere söz aldım.

Şimdi, biraz önce belli bir çerçeve ortaya koyduk. Özellikle AKP’nin 1 Kasım seçimleri öncesi ve 1 Kasım seçimlerinden sonraki mevcut sürecine hepinizin dikkatini çekmek istiyorum. Çünkü Türkiye halkları, Türkiye toplumu da bir süre sonra bu mevcut gelinen aşamayı sorgulamaya başlayacaktır. Bakın, 1 Kasım seçiminden önce “Siz bize tek başımıza iktidar olma yetkisi verin ki bu memlekete, bu ülkeye huzur ve istikrar getirelim.” dediniz ve bunun için alanlarda çok ciddi propaganda yaptınız. Hatta 7 Haziran seçimlerindeki seçim propaganda çalışmalarındaki başkanlık sistemi dayatmasından ya da yanlış birtakım uygulamalardan vazgeçerek 1 Kasım seçimlerinden önce meydanlarda demokratikleşme, ekonomik kalkınma ve toplumsal barışı getirme adına bütün Türkiye toplumuna, 79 milyona söz verdiniz ve o dönem içerisinde yaratılan çatışma ortamının şok etkisinden de yararlanarak bu vermiş olduğunuz sözlerle yüzde 49,5 oy aldınız yani tek başına iktidar oldunuz. Bu toplum sizin vermiş olduğunuz sözler üzerine size bu ülkeye huzur ve istikrar getirmeniz temennisiyle, en azından bu beklentiyle size büyük bir teveccüh gösterdi. Ama, siz ne yaptınız? Bugün gelmiş olduğumuz aşamada, bütün bu bir yıllık süreci göz önüne getirdiğimizde bu ülkede bir huzur ve istikrardan bahsedebiliyor musunuz? Bu ülkenin bugün içerisinde bulunduğu durumdan, 79 milyondan herhangi bir ferdin yarına dair ya da önümüzdeki haftaya dair ya da birkaç ay sonrasına dair gönül rahatlığıyla “Ben huzur ve istikrar içerisindeki bir ülkede kendi geleceğimi tasavvur ediyorum.” diyebileceğini söyleyebilir misiniz? Hadi bırakın yurttaşları, bu sıralarda oturan milletvekilleri olarak sizler şu anda böyle bir cümleyi kullanabilir misiniz? Bugün, maalesef gelmiş olduğumuz ortamda büyük bir kaos ve büyük bir istikrarsızlıkla karşı karşıyayız.

AKP’nin fabrika ayarlarına geri dönerek... 1 Kasım seçimlerinden sonra büyük reformlar yapacağız dediniz ama maalesef tam tersi uygulamaları devreye koyduğunuz için bugün ülkemizde büyük bir tedirginlik, geleceğe dair büyük bir belirsizlik ve öngörüsüzlük durumu var. Bakın, bunu somut birtakım olaylar üzerinden özetleyeyim. Daha iki gün öncesinde AKP’ye yakın olan çevreler, “Tatvan’da, İncirlik’te ve İskenderun’da kışlalarda hareketlilik var, halkı sokağa çağırıyoruz.” diye sosyal medya üzerinden birtakım çağrılar yaptılar. Yani ülkeyi öyle bir aşamaya getirdiniz ki ülkeyi hâlâ darbe tehlikesini yapılmış olan resmî açıklamalara rağmen bugün itibarıyla savuşturmuş değilsiniz. Hâlâ toplum, “Darbe tehlikesi tamamen savuşturuldu, bundan sonraki sürece daha rahat bakayım”ın huzurunu içerisinde hissetmiyor.

Yine, özellikle size muhalif olan diğer yüzde 50’lik kesimde de “Acaba AKP ya da Erdoğan, mevcut durumdan bir fırsat yaratarak, ülkeyi, bir diktatöryal sisteme gidecek olan uygulamalara imza atacak mı?” diye büyük korkular duyuyor. Bütün bunlarla ilgili bir öz eleştiri yapmanız gerekiyor.

Bakın, daha önce de bu kürsüde ifade ettim, milletvekili dokunulmazlığını kaldırıp askerî darbeyi yapanlara dokunulmazlık getirdiğiniz o düzenlemeyle ilgili Komisyon ve Genel Kurul tutanaklarını her birinizin incelemesi gerekiyor. Şöyle bir trajediyle karşı karşıyayız: Yani o gün darbeyi yapanlar, ben darbe yapıyorum iradesini ortaya koymayıncaya kadar aslında sizin getirdiğiniz yasal düzenlemeyle orada yasal olmayan bir şey yapmamışlardı. Siz tankların şehir alanlarına çıkması, topların şehir alanlarına çıkması ve orada her türlü yıkımı yapabilecek yetkiyi bunlara getirmiştiniz zaten ve biz o dönem burada “Bu şekilde yaparsanız yarın öbür gün bu ülkeyi bir darbeye mahkûm edersiniz.” diye ısrarla uyarmıştık. Önümüzdeki günlerde tabii ki bu darbeci yapıyla geçmişte girmiş olduğunuz ilişkiler ve yapmış olduğunuz hataların tamamını burada konuşacağız, burada tartışacağız.

Size tavsiyem bir an önce bu öz eleştiri sürecini yapmanız ve “Bu çıkmazdan nasıl bir an önce kurtuluruz?” üzerinde ciddi ve cesur demokratikleşme hamlelerini bir an önce hayata geçirmenizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Biz bu tasarıya içerisinde bu kara para aklama düzenlemesi olduğu için “ret” oyu vereceğiz. Sizi de bir kez daha, son kez olarak da böyle bir yanlışın altına imza atmamaya davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Önergeyi geri çekiyoruz.

BAŞKAN - 13’üncü madde üzerinde bir önerge vardı, geri çekilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Teklifin tümü üzerinde açık oylama işlemi yapmadan önce İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre oyunun rengini belli etmek üzere söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Oyunun rengini belli etmek üzere aleyhte söz isteyen Kazım Arslan, Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun’un tamamı üzerine şahsım üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Tasarı, genel itibarıyla, vergi borcunun, prim borcunun yapılandırılmasını, vergi cezası, idari para cezası, gecikme zammı, faiz affıyla ilgili birçok konuların affına ilişkin bir düzenlemeyi getirmektedir. Bu düzenlemeyle kamu alacaklarında yeniden yapılandırma yapılarak iş dünyasına bazı kolaylıkların getirildiği de açıklıkla ortadadır. Ancak ne var ki genel anlamda sık sık vergi affının getirilmiş olması birçok dürüst mükellefi rahatsız etmektedir. Bu nedenle, bunların daha düzenli, daha itinalı bir şekilde getirilmesinde fayda vardır diye belirtmek istiyorum.

Yasanın en büyük eksik yönü ise: Bu kanunun net rakamlarla devlete ve sektörlere mali yükünün ne olduğu konusunda mali etki analizi yapılmamıştır. Bu konuda, devlet bu affı yapmakla ne kadar vergiden vazgeçeceğini ortaya koymamıştır. Vergi affı olarak Meclise gelen bu yasanın özellikle kara para aklama yöntemini ortaya getirmiş olması bu yasanın en kritik maddesi konumuna gelmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, alın teriyle para kazanan, vergisini ödeyen, borcunu ödeyen birçok mükellefi de bu düzenlemenin rahatsız ettiği açıklıkla ortadadır. Varlık barışı adı altında kaynağı belirsiz paraların yargıdan ve emniyet kontrolünden sorunsuzca geçmesine de zemin hazırlanmış bulunmaktadır. Şimdiye kadar cumhuriyet tarihimizde böyle bir vergisiz varlık barışı kesinlikle olmamıştır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir barışın olmadığı da kesindir.

Sayın Bakana bu paraların getirilmesiyle ilgili şu öneriyi sunmuştum, demiştim ki: Bu parayı vergisiz olarak ülkeye getiriyorsunuz da bu paranın ne kadarı Türkiye’de kalacak, ekonomiye ne kazandıracak, bu konuda değerlendirme yaptınız mı? Bu para gelir gelmez tekrar dışarıya çıkması hâlinde bunun ülkeye kazancı hiç olmayacak. O nedenle, en azından, girişinde almamışsanız çıkışında vergi almak suretiyle ve belirli bir süre koymak suretiyle bu paranın ekonomiye daha iyi bir şekilde kazandırılmasına olanak sağlamalısınız demiştim ama bizim önerimiz dikkate alınmadı.

Şimdi, iki yılda bir vergi affıyla hem sanayimize ve hem esnafımıza devletimizin uzun vadede katkı yapamadığı, sağlayamadığı ve böylelikle verginin de tahsilatının çok iyi bir şekilde sağlanamadığı da bir gerçektir. O nedenle, esas olan, devletin sık sık vergi affı çıkarması yerine kapsamlı bir vergi reformunun bir an önce yapılmasında fayda vardır diye belirtmek istiyorum.

Bu yasanın genelinde mutabık kaldık ancak ne olursa olsun, 7’nci maddede birçok konunun çıkarılmasını istediğimiz hâlde, bazı düzenlemeler, bazı isteklerimiz yerine getirilmiş olmakla birlikte, birçok kuşkumuzu da giderebilmiş değildir. O nedenle, iş dünyasının beklediği birçok vergi affını, prim, faiz ve ceza borcunu affetmesi sebebiyle bu yasanın çıkarılmasının olumlu olduğunu da söylemek istiyoruz. Ancak, içimizdeki kuşkular ve özellikle, kara para aklanması yönündeki bu maddenin bu yasadan çıkarılmamış olması sebebiyle oyumuzu ret vereceğimizi de belirtmek istiyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi uyarına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 4/8/2016 Perşembe günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulmasının uygun görüldüğüne ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

3/8/2016

Danışma Kurulunun 3/8/2016 Çarşamba günü yaptığı toplantıda Genel Kurulun 4/8/2016 Perşembe günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                                                           Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                          Başkanı

 

                   Bülent Turan                                                                                  Özgür Özel

         Adalet ve Kalkınma Partisi                                                               Cumhuriyet Halk Partisi

             Grubu Başkan Vekili                                                                      Grubu Başkan Vekili

                   İdris Baluken                                                                                 Erkan Akçay

        Halkların Demokratik Partisi                                                             Milliyetçi Hareket Partisi

             Grubu Başkan Vekili                                                                      Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Akçay, buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bazı maddelerini olumlu bulmalarına rağmen 409 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne ret oyu vereceklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geniş toplum kesimlerini ilgilendiren, önemli ve olumlu bulduğumuz düzenlemeler yer alan bu teklifin görüşmelerini tamamlamış bulunuyoruz. Vergi ve bazı borçların yapılandırılmasını biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak elbette destekliyoruz. Ancak, vergi borçlarını üç yıl üst üste düzenli ve zamanında ödeyen mükelleflere vergi indirimi yapılmasını isteyen önergemiz de maalesef reddedilmiştir.

Ayrıca, daha önceki bir torba tasarıda yer aldığı hâlde yoğun eleştiri ve tartışmalar nedeniyle tasarıdan çıkartılan ve adına “varlık barışı” denilen ve aslında kara paranın aklanmasına imkân veren bir düzenleme olduğunu düşündüğümüz 7’nci madde yapılan bazı rötuşlara rağmen endişelerimizi gidermemiştir. Elbette, bu madde uyarınca gelecek bütün paraların hepsini kara para saymamız mümkün değil ancak buna imkân veren bir maddedir. Yine bu maddeyle ilgili olarak Hükûmetin varlık barışıyla ilgili konuyu ayrı bir düzenleme olarak getirme sözü vardı, bu söz de yerine getirilmemiştir. AKP’nin sıkça başvurduğu olumlu konuları içeren maddeler arasına sakıncalı özel düzenlemeler yerleştirmesi uygulaması bu teklifte de kendisini göstermektedir. Sonuç olarak, bu vergi cezası, sigorta primi ve diğer bazı alacakların yapılandırılmasını düzenleyen bu maddeleri olumlu bulmakla birlikte açıkladığımız bu nedenlerle bu kanun teklifine ret oyu vereceğimizi saygılarımızla ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Özel…

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bu tip düzenlemelerle ilgili bir kamu spotu hazırlanarak vatandaşların bilgilendirilmesinin olumlu olacağına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Özellikle bu yasanın 14 Mayıs günü kara parayla ilgili maddesinin çekilmesi ve grubumuzun da çok ciddi katkılarıyla birtakım kaygıların bertaraf edilmesi ama hâlâ daha birtakım kaygıların olduğu bir ortamda ama o gece o maddenin çekilmesiyle bugün ortaya çıkan bu birlikte çalışma ortamının madde üzerinde yaptığı değişiklikler ve Türkiye’nin yurt dışındaki itibarı açısından bakıldığında son derece önemli. Ama grubumuzun genel yaklaşımını biraz önceki hatibimiz ifade etti.

Söz alma sebebim, bir öneriye yöneliktir. Bu tip yasalar çıktıktan sonra, BAĞ-KUR’la ilgili, vergiyle ilgili, yapılan diğer düzenlemelerle ilgili başvuru süresi dolduktan bir süre sonra “Ben başvuruyu kaçırmışım, haberdar olmadım, yenisi ne zaman çıkacak.” tartışması başlıyor. Eğer Sayın Bakan da uygun görürse bu konuda Bakanlık tarafından bir kamu spotu hazırlatılarak “Son şu tarihe kadar başvurursanız şu avantajlardan yararlanabilirsiniz.” şeklindeki bir yaklaşımın hepimiz açısından da hem de vatandaşlar için de olumlu olacağını değerlendiriyoruz.

Katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1310) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 409) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemlerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:              250

 Kabul:                                   230

 Ret:                                       20(X)

        Kâtip Üye                                          Kâtip Üye

      Zihni Açba                                         İshak Gazel

         Sakarya                                             Kütahya”

Teklif, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun bir söz talebi vardır teşekkür etmek amacıyla.

Yerinizden mi, kürsüden mi Sayın Bilgiç?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yerimden konuşabilirim.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikronunuzu açıyorum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; toplumumuzun hemen hemen bütün kesiminin beklemekte olduğu bu kamu alacaklarının yapılandırılmasına ilişkin kanun teklifimize vermiş olduğunuz destek için teşekkür ediyoruz. Özellikle büyük katkı veren Komisyon üyesi bütün arkadaşlarımıza, milletvekillerimize, siyasi partilerimize, Hükûmete, özellikle Maliye Bakanımıza ve çok değerli Maliye bürokratlarına, Bütçe Komisyon çalışanlarımıza ve Kanunlar Kararlara teşekkür ediyoruz.

İnşallah, memleketimiz ve milletimiz için hayırlara vesile olur diyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgiç.

Sayın milletvekilleri, bugün saat 24.00’e kadar olan çalışma kararı gereği çalışmalarımızı tamamlamış bulunuyoruz.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Ağustos 2016 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati : 23.57



(x)  409 S. Sayılı Basmayazı 2/8/2016 tarihli 121’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

 

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.