TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

120’nci Birleşim

28 Temmuz 2016 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adana ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Profesör Doktor Halil İnalcık’ın vefatına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerel basının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Ağrı Milletvekili Cesim Gökçe’nin, 15 Temmuz’da karşı karşıya kalınan darbenin terör saldırısının ötesinde Türkiye’yi işgal girişimi olduğuna, şehitlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, darbecileri ve darbeleri ülke gündeminden silecek, başkanlık sistemine dayanan, her türlü vesayeti kaldıran, sivil, demokratik anayasayı hayata geçirmek gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, hain darbe ve işgal girişimi sonucu şehit düşen Çankırılı hemşehrilerine Allah’tan rahmet dilediğine ve idam cezasının geri getirilmesi talebini Meclise hatırlattığına ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, el birliğiyle önlenen darbe girişiminin ardından barış ve kardeşlik ikliminin devamı için darbeye bulaşmayan kişilerin mutlaka korunması gerektiğine ve kamuya sınavsız personel alınacağı iddialarına ilişkin açıklaması

5.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, insanlığa yapılan tüm saldırıları kınadığına ve IŞİD çetelerinin Kamışlı’da bomba yüklü araçla gerçekleştirdiği saldırıyı şiddetle lanetlediğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, 15 Temmuz gecesindeki hain FETÖ darbe kalkışmasını lanetlediğine ve darbe girişimine karşı Batılı hükûmetlerin ve medya kuruluşlarının net tavır alamamasını kınadığına ilişkin açıklaması

7.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, Hakkâri ve Siirt’te şehit olan 3 asker ve 2 polise Allah’tan rahmet dilediğine, yaşanan acı olaylardan sonra yürütülen sürecin mutlaka hukuk çerçevesi içinde olmasının, yargılamaların şeffaf bir şekilde yapılmasının demokrasi açısından son derece önem taşıdığına ilişkin açıklaması

8.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, asılsız ihbarlarla soruşturmalara tabi tutulan kamu görevlilerinin maddi ve manevi sorunlarla baş başa kaldığına ilişkin açıklaması

9.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, görevden uzaklaştırılan cemaat yapılanmasında olan memurların yerine alınacakların liyakat sistemine uygun bir şekilde kurumlara yerleştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, 15 Temmuz akşamında yapılan alçak işgal girişiminde direnen aziz milleti selamladığına ve yurt dışında Türkiye’yle ilgili olağanüstü bir algı operasyonu yönetildiğine ilişkin açıklaması

11.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, FET֒cü teröristler tarafından 15 Temmuzda gerçekleştirilen menfur darbe girişiminin milletin onurlu ve dik duruşuyla bertaraf edildiğine ilişkin açıklaması

12.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, 15 Temmuzda darbe yapmaya çalışanları kınadığına ve kimden ve nereden gelirse gelsin bütün darbeleri lanetlediğine, şehit olan 5 güvenlik görevlisine Allah’tan rahmet dilediğine ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adının Yunus Emre köprüsü veya Âşık Veysel köprüsü olarak değiştirilmesini önerdiğine ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Kamışlı’da IŞİD’in yaptığı katliamı lanetlediğine, Alevi yurttaşların yaşadığı mahallelere karşı provakatif girişimlerin önüne geçilmesi ve OHAL uygulamalarından bir an önce vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, meydanlarda demokrasi nöbeti tutan vatandaşların taleplerine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan’ın, halkın, 15 Temmuzu tarihe bir milat olarak kaydettiğine ilişkin açıklaması

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, IŞİD çetelerinin Rojava’nın Kamışlı kentinde yapmış olduğu katliamı bir kez daha lanetlediğine, İçişleri Bakanının polisin ağır silahlarla donatılacağı yönündeki açıklamasına, darbeyle ilgili gerekli tedbirler alınırken hukuk devleti ve insan hakları bağlamında yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 15 Temmuz darbe girişiminin milletin birliğini, devletin payidarlığını, ülkenin bütünlüğünü hedef almış bir terör eylemi olduğuna, ülkeyi FET֒cü yapılanmalardan temizlerken hukuk devleti ilkesinden vazgeçilmemesi ve yargı süreçlerinin kişiselleştirilmemesi gerektiğine, kaostan başkanlık devşirmeye çalışan ifadeleri esefle kınadığına ve Hakkâri ile Siirt’te şehit olan asker ve polislere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Kamışlı’da IŞİD’in üstlendiği insanlık dışı katliamı şiddet ve nefretle kınadıklarına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Siirt ve Hakkâri’de 3 asker ve 2 polisin şehit olduğuna, Türkiye Büyük Millet Meclisinin terör sorunuyla ilgili yüksek duyarlılık göstermesini talep ettiğine, Avrupa’da bazı basın-yayın kuruluşlarında 15 Temmuz darbesiyle ilgili kimi değerlendirmeleri kayda değer bulmadıklarına ilişkin açıklaması

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, yurt dışı basınındaki gerçekleri çarpıtan eleştirileri kabul etmediklerine, OHAL kararı alınmasının atılması gereken bir adım olduğuna, eleştiriler yapılırken üniformalı vatan hainleri ile üniformalı gerçek askerlerin ayrımını ayırt ederek yapılması gerektiğine, sadece Fethullahçı terör örgütüyle değil PKK terör örgütüyle mücadelenin de kararlılıkla devam edeceğine ve şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, şehit olan 5 güvenlik görevlisine Allah’tan rahmet dilediğine ve Kamışlı’daki terör eylemini şiddetle lanetlediğine ilişkin açıklaması

21.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun, milletvekillerinin fiilî hizmet zammı haklarına ilişkin açıklaması

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, bütün terörist faaliyetleri lanetlediğine ilişkin konuşması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 22 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/283)

2.- Mersin Milletvekili Oktay Öztürk ve 19 milletvekilinin, Millî Eğitim Bakanlığında ataması yapılan 1.709 şube müdürünün durumunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/284)

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 20 milletvekilinin, çiftçilerin kredi borcu dolayısıyla içinde bulundukları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/285)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 403)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Konsolosluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/491) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 130)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Yolcu ve Eşyanın Karayoluyla Uluslararası Taşınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/495) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 155)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Karadağ Dışişleri Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/512) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 135)

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 29/7/2016 Cuma günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulmasının uygun görüldüğüne ilişkin önerisi

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 403) Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın oylaması

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, Digitürk’ün satışına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/6238)

2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, üç öğretmenle ilgili olarak Başbakanlık İletişim Merkezi’ne yapılan bir ihbar üzerine yapılan işlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/6486)

3.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, 2003-2015 yılları arasında Kırklareli iline yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/6575)

28 Temmuz 2016 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana ilinin sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adana ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Adana ilinde kentsel dönüşüm ve bundan kaynaklı sorunlarla ilgili konuşma yapmak üzere söz almış bulunmaktayım.

Kentsel dönüşümün, kuşkusuz, nüfusu her geçen gün artan kentlerin yeniden planlanması, yapılanması ve nitekim, halkın daha rahat ve sağlıklı yaşayabileceği alanların yaratılması kaygısıyla ele alınması gerekmekteyse de pratikte kentsel dönüşümün çok daha trajik neticelendiğine şahit oluyoruz. Nitekim, çok boyutlu yönleri olan kentsel dönüşüm hem ekonomik hem politik hem hukuksal ve yönetsel hem de sosyolojik bir sorundur. Dolayısıyla, kentsel dönüşüm, birden çok değişkeni içerisinde barındıran ekonomik, sosyolojik, kültürel, tarihsel, siyasal ve her şeyden önemlisi insani boyutları da içeren bir meseleyse de kentsel dönüşüm projelerinde rant uğruna halkın sağlıklı ve insana yaraşır bir çevrede yaşama hakkından ödün verildiğini de gözlemliyoruz.

Kentsel dönüşüm çalışmaları, ülke genelinde ciddi sorun alanı olmakla birlikte, özelde, Türkiye’nin 5’inci büyük ili olan Adana için de büyük bir öneme sahiptir. Adana’da kentsel dönüşümle ilgili 33 proje alanı bulunuyor. İlk olarak Yüreğir Sinanpaşa Mahallesi’yle başlamışlardı, şimdi ise sıra Seyhan, Barbaros ve Bey Mahallelerine geldi. Yakın zamanda bunların sayısının artacağı da ifade edilmektedir. İsmetpaşa, Havuzlubahçe, Sucuzade, Barış, Mestanzade, Sakarya, Döşeme, Hürriyet, Başak, Yavuzlar, Kışla, Akıncılar, Karacaoğlan, Cumhuriyet, Belediye Evleri gibi mahalleler ise şu anda sıralarını bekliyorlar. Şimdiden, 33 proje bölgesi, 1.600 hektarı geçen alanıyla Adanalılar için tehlike arz eden bir boyuta ulaşmıştır.

Mahallelerin yaşam alanlarının, barınma hakkının iyileştirilmesi, sağlıklı bir kentsel dönüşüm elbette Adanalıların da temel talebidir. Ancak bu dönüşümün insan odaklı olması gerekmektedir. Mahalle sakinlerinin düşüncesinin alınması, kendi mahalleleri ve evleri konusunda söz sahibi olmaları gerekiyor. Yerinde dönüşüm, insana ve yaşamına değer vermek ve katılımcılığı geliştirmek demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Yeni yapılan evler olduğu gibi, iyileştirme ihtiyacı olan evler de var. Amaç depreme dayanıklı ev inşa etmekse tüm mahallelerin dümdüz edilmesi sorunu çözmüyor, daha büyük sorunlar doğuruyor.

Tüm bu alanlardaki gelişmeleri yakından izlediğimizde, Adanalıların kentsel dönüşümle ilgili karar mekanizmalarının dışında tutulduğunu ve bu karar mekanizmalarının rant odaklı alınıyor oluşunu ve Adana’daki kentsel dönüşüm çalışmalarının tümünden mahallelilerin, insanların dışlandığını ifade edebiliriz. Üstelik vatandaşa kendi mülkiyetinin akıbetine dair dahi bilgi verilmemesi, kişinin kendi mülkiyetine dair karar almasının engellenmesi ve vatandaşın kendi mülkiyet sahasında dahi söz sahibi kılınmaması başta insan haklarına aykırıdır. Tepeden verilen kararlarla önlerine sunulan seçeneklerden birine razı edilmeye zorlanmaktadırlar. Kentsel dönüşüm projelerinde vatandaş kendi mülk sahibi olduğu sahada borçlanarak ev sahibi olmaya yahut maddi gücü elverişli değilse kentin çeperlerine göçe zorlanmaktadır.

Adana’nın Seyhan Nehri kenarında dar sokaklarda sıkışmış olan Sinanpaşa Mahallesi AVM ve otel için görüntü kirliliği olarak nitelendirilmektedir. Kuşkusuz, vatandaş güzel ve temiz bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Ancak Sinanpaşa’da bir belirsizlik hâkim ve vatandaşlar gelecekleriyle ilgili bir bilgiye sahip değildir. Şimdilerde oralarda çok büyük AVM’ler ve bir otel var. Öte taraftan ise vatandaş kendi evinde kendini yabancı hissetmekte, ilerleyen yıllarda evsiz kalıp kalmayacağı korkusuyla yaşamaya mahkûm edilmektedir ve geleceğe dair belirsizlik vatandaşta ciddi bir huzursuzluk yaratmaya dönüşmüştür.

Gerçekten, TOKİ’lerin yaşam alanlarını daraltması ve bu konuda Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun beraberinde birçok il gibi Adana’da da büyük mağduriyetler doğurmaktadır. Şu anda Adana’nın birçok mahallesinde kentsel dönüşümlerle ilgili kaygılar had safhaya varmış durumdadır ve özellikle vatandaşın dışlanması, Adana’yı sağlıksız, plansız ilerleyen çarpık kentleşme sorunsalından kurtarmak için hepimiz büyük bir çaba içinde olmalıyız diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz Profesör Doktor Halil İnalcık’ın vefatı hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’a aittir.

Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Profesör Doktor Halil İnalcık’ın vefatına ilişkin gündem dışı konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük tarihçimiz, sosyal bilimcimiz Profesör Doktor Halil İnalcık’ın ölümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi hürmetle selamlıyorum, saygılarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, konuşmama başlamadan önce, bir tarihçiyi konuşacağım ve Türk siyasi tarihinde, Türkiye tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş, belki İslam tarihinde de bir örneği görülmemiş bir meşum, menfur, alçak müdahaleye milletimiz, memleketimiz ve çatısı altında bulunmuş olduğumuz yüce Meclisimiz maruz kalmıştır; o vesileyle bir daha böyle bir olay yaşamamayı Cenab-ı Hak’tan temenni ediyorum. Bilvesile şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hadis olduğu da iddia edilen meşhur bir söz vardır: “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” Profesör Doktor Halil İnalcık bir asırlık ömrüyle âdeta cumhuriyet tarihinin bir özeti gibidir. Büyük bir tarihçidir çünkü yüz yıllık ömrüne hakikaten çok büyük başarıları sığdırmıştır. 1916’da yani Osmanlı Dönemi’nde doğmuş, arkasından da cumhuriyetle birlikte 1924 yılında Ankara’ya gelmiştir ve Türkiye Cumhuriyeti’nin, bir anlamda devrimin de sembol mekteplerinden birisi sayılması gereken Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde okumuş ve orada hocalığa başlamıştır. Ve arkasından, aslında 3 kişinin yapabileceği bir akademik başarıyı, akademik hayatı ortaya koymuştur. 1940 ve 1972 yılları arasında Ankara Üniversitesinde çalışmış ve emekli olmuştur. Arkasından Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş, 1972-1992 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde, başta Chicago olmak üzere Princeton gibi, Harvard gibi üniversitelerde ders vermiş, hocalık yapmış, ikinci defa emekli olmuştur. Yine, Türkiye’ye dönmüş, arkasından, bu sefer, emekli olduğu 1993 yılından itibaren -aslında emekli de olmadı- ölümüne kadar Bilkent Üniversitesinde çeyrek asra varan bir dönem ders vermiştir. Bu, muazzam bir başarıdır.

Profesör İnalcık üç kaynaktan beslenmiştir: Birincisi, Fuad Köprülü. İkincisi, Ömer Lütfi Barkan. Üçüncüsü, içinde yer almaktan onur duyduğu Fransız Annales ekolü ve onun önemli temsilcisi Braudel’den etkilenmiştir. Ve kendi ifadesiyle söylemek gerekirse “Ben, Köprülü’nün açtığı, Barkan’ın derinleştirdiği bir çığırda yürüdüm.” demiştir.

Çok sayıda eser vermiştir, bunlardan ikisini zikretmek gerekir: Birisi, “Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)” isimli eseri, bir diğeri de “Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi” eseridir. Bunlar İnalcık’ın muhalled eseridir, “magnum opus”udur, “masterpiece”idir. Bu eserler bugün dünyada onlarca dile çevrilmiştir ve başta Amerika ve Avrupa olmak üzere buralarda ders kitabı olarak okutulmaktadır.

Çok sayıda ödül almıştır, bunlardan da iki tanesini zikretmem yetişir diye düşünüyorum. Birisi Kültür Bakanlığının Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, diğeri de Dışişleri Bakanlığının Yüksek Hizmet Madalyası’dır Türk hükûmetine, Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet edenlere verilen. Öncü bir kişiliktir, kurucudur. Çok sayıda derneğin ve araştırma merkezinin kurucusu olmuştur.

Sözlerime son verirken, onu büyük ve farklı kılan üç noktaya değinmek isterim. Profesör İnalcık, kendi meslektaşlarından farklı olarak, bir dönemin tarihçisi değildir, farklı dönemleri çalışmıştır. Kuruluş dönemini, klasik dönemi ve modernleşme dönemini çalışarak Osmanlı Dönemi’nin her dönemine ilişkin eser vermiştir. Aynı şekilde, tek bir temaya takılmamış, Osmanlı siyasi tarihi, hukuk tarihi, iktisadi tarihi, kültür ve medeniyet tarihi, hatta edebiyat tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. Aynı şekilde, en önemli başarılarından birisi, içeride kalmamış, Osmanlı-Türk tarihini dünya tarihinin bir parçası, bir bölümü olarak yapmayı başarmıştır.

Sonuç olarak söylemem gerekirse, elbette beş dakikada İnalcık’ı anlatmak mümkün değildir. Dünyadaki meşhur, en önemli sosyal bilimcilerden birisi olan Immanuel Wallerstein’in deyimiyle söylemem gerekirse, onu dar anlamda bir tarihçi olarak düşünmek eksikliktir; o, Türk ve Osmanlı tarihinin hülasasıdır, büyük bir tarihçidir. Hatırası önünde rahmetle ve saygıyla eğiliyorum. Allah’tan gani rahmetler diliyorum, öğrencilerine, sevenlerine ve Türk milletine başsağlığı diliyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çakır.

Gündem dışı üçüncü söz, yerel basının sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e aittir.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerel basının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Temmuz 1908 tarihi basında sansür uygulamasının kaldırılış günüdür, bu nedenle Basın Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Ülkemizde ilk gazete 1831 yılında yayına başlamıştır, o günden bugüne ülkemizde basın önemli bir işlev görmektedir. Medyanın önemi 15 Temmuz darbe girişiminde bir kez daha açığa çıkmıştır. Darbe girişimi millet, Meclis, medya ve darbeye katılmayan güvenlik güçleriyle engellenmiştir. Medyanın gösterdiği duyarlılık ve mücadele tarihe önemli bir not olarak düşmüştür. Basının her türlü baskıdan uzak yayın yapabilmesi, halkın doğru bilgi alması için çok çok önemlidir.

Değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre gazete ve dergi sayısı 2013 yılında 7.158 iken 2015 yılında 6.802’ye düşmüştür. 2015 yılında yayınlanan gazetelerin yüzde 90’ı yerel, yüzde 4’ü bölgesel, yüzde 6’sı ulusal yayındır. 2015 yılında gazete ve dergilerin yıllık toplam tirajı 2 milyar 132 milyon 242 bin 338 olmuştur. Gazetelerin tirajı yüzde 98’dir ama yerel basının tirajı yüzde 14’tür. Tarafsız, objektif gazetelerin önemli bölümü zor koşullarda yayına devam etmekte, gazete ve matbaa çalışanlarının ise önemli sorunları bulunmaktadır. Ulusal basının sorunları farklı ortamlarda dile getirilmesine rağmen yerel basın bu bağlamda sesini duyuramamaktadır.

Ülkemizde yerel basının önemli bölümü kendi matbaası bulunduğu için faal kalabilmekte, bu sayede matbaa işleri de yaparak yayın çıkarmaya devam etmektedir. Yerel basın, insanların yaşadıkları bölgeyle ilgili her konuyu gündeme taşımakta, bir yerde bölgenin gelişimi, sorunlarının aşılması ve halkın yerelde bilgi almasının önünü açmaktadır. Yerel basın arşivleri Anadolu ve Trakya’da dünün önemli belgeleri olarak da ciddi bir işleve sahiptir; bugünün gazeteleri de geleceğin araştırmaları için kaynak olacaktır. İl, ilçe ve beldelerde günlük, haftalık ya da aralıklarla çıkan basın, toplumun sesi, gözü ve kulağıdır.

Yerel basın değişen teknolojiyle buluşmasına karşın gelir kalemlerinde orantılı bir artışa erememiştir, doğal olarak da resmî ilan tek dayanağıdır. Bu ilanlar da kimi zaman bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Yerel basın ekonomik sıkıntıları nedeniyle tecrübeli ve eğitimli eleman çalıştırmakta zorlanmaktadır. Resmî ilan, ticari ilan ve reklam alma konusunda sorunlar yaşamaktadır. Devlet, yerel gazetelere yeteri kadar destek vermemektedir. Ulusal, yerel basının özgür olması için her türlü destek sağlanmalıdır. Türkiye’de resmî ilanların dağıtımını yapan Basın İlan Kurumunun şubesinin olmadığı yerde sorunlar daha da artmaktadır. Yerel basın haber kaynakları daha çok resmî kurumlardır. Onlar da haberlerin genelde lehlerinde olmasını isterler, aksi durumda gazeteye karşı durarak onun habere ulaşmasına dahi engel olurlar. Gerek maddi gerek yerel yetkililerin baskılarıyla yerel basın çok zor koşullarda yayınlarını sürdürmektedir.

Yerel basın çalışanlarının da önemli sorunları vardır. Yerel basın kuruluşlarının yeterli bir geliri olmaması çalışanların da mağduriyetine neden olmaktadır. Bizzat muhabirlik ve gazetecilik yapmasına rağmen yerel basın mensuplarının sarı basın kartı alabilmeleri kurallara tabidir. Zor koşullarda görev yapan, can güvenliği, iş güvenliği yanında üvey evlat muamelesi gören yerel basın mensuplarına da gereken destek yasal düzenlemelerle sağlanmalıdır. Bu nedenle, yerel basının ve yerel basın çalışanlarının durumlarının, sorunlarının araştırılması, çözüm üretilmesi için ayrıca bir de Meclis araştırması önergesi verdim.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde İnternet yayını yapan haber siteleri için de bir yasal düzenleme olmaması sorun yaratmaktadır. Özellikle yerelde düzenli habercilik yapan siteler vardır. Sarı basın kartı alabilmeleri, resmî ilandan yararlanabilmeleri ve bir statüye kavuşmaları için düzenleme ihtiyaçtır.

Değerli milletvekilleri, yerel ve ulusal basınımızın Basın Bayramı’nı bir kez daha kutluyorum. Bu arada, çok sayıda tutuklanan ve gözaltına alınan gazetecinin bulunduğu süreçte, mesleğini gazetecilik olarak yapan ve bu bağlamda da terör örgütüyle ilişkisi bulunmayanların da bu süreçte mağdur edilmemesini diliyorum.

Basının özgür olması, tarafsız, yansız yayın yapması parlamenter sistemin önemli bir dayanağı olacaktır. Bu bağlamda, gerek yerel basınımızın gerekse ulusal basınımızın sorunlarının sahiplenilmesi, çözüm üretilmesi ve bugüne kadar pratikte görülenlerin ileriye taşınmaması için Meclisimizin gerekli duyarlılığı göstermesini diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gürer.

Şimdi sisteme giren ilk 15 sayın milletvekiline 60’a göre bir dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Gökçe, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Ağrı Milletvekili Cesim Gökçe’nin, 15 Temmuz’da karşı karşıya kalınan darbenin terör saldırısının ötesinde Türkiye’yi işgal girişimi olduğuna, şehitlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

CESİM GÖKÇE (Ağrı) – Teşekkürler Sayın Başkan.

15 Temmuzda karşı karşıya kaldığımız saldırı, darbe terör saldırısının ötesinde Türkiye’yi işgal girişimiydi. Halkın iradesine sahip çıkması, kendini tankların önüne atarak destan yazması bu saldırının püskürtülmesini sağladı.

Son kale olan Türkiye’yi düşürmek istediler. Pakistan, Mısır, Irak, Suriye, Afganistan, Arabistan Yarımadası’nın büyük bir bölümü paçavraya çevrildi. Milletimiz İslam dünyasını dün olduğu gibi yarın da toparlayabilecek, ayağa kaldırabilecek tek aktörün Türkiye olduğunu dünya âleme gösterdi. İnsanlık yeniden adaletin, hakkaniyetin, sulhun, kardeşliğin ve herkese hayat hakkı tanıyan hakikat medeniyetinin merhamet ve şefkat kanatlarına sığınacak. O yüzden, yaşadığımız süreç son istiklal ve istikbal mücadelesi sürecidir.

Bu duygu ve düşüncelerle, hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, darbecileri ve darbeleri ülke gündeminden silecek, başkanlık sistemine dayanan, her türlü vesayeti kaldıran, sivil, demokratik anayasayı hayata geçirmek gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’de darbeler ekonomiyi her zaman altüst etti. 1960, 1980, 1997 darbeleri ekonomimize diz çöktürdü ve sıfırdan başlamamıza neden oldu.

27 Mayıs darbesiyle, kişi başına düşen millî gelir 583 dolardan 194 dolara, yüzde 3 olan büyüme yüzde 1,5’lara geriledi.

12 Eylül darbesi gelir dağılımını bozdu. En çok, emeğiyle geçinen işçi ve memurları sarstı. Büyüme oranı eksi 2,5’a kadar düştü.

28 Şubat darbesinin ise ekonomimize zararı 300 milyar dolar oldu.

Ne var ki darbeler tecrübesini iyi bilen aziz milletimiz, yeni bedeller ödemeyi reddetti, hain, kalleş 15 Temmuz darbesine “dur” dedi.

Milletimizden aldığımız bu güçle yaralarımızı bir an önce sarıp darbecileri ve darbeleri ülkemizin gündeminden silecek, başkanlık sistemine dayanan, her türlü vesayeti kaldıran, sivil, demokratik -anayasayı hayata geçirmemizin gerektiğini bir kez daha ifade eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

3.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, hain darbe ve işgal girişimi sonucu şehit düşen Çankırılı hemşehrilerine Allah’tan rahmet dilediğine ve idam cezasının geri getirilmesi talebini Meclise hatırlattığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bütün insanlığın umudu ve vicdanı olan Türkiye’mizi devre dışı bırakmak ve parçalamak için siyonizmin ve emperyalizmin kuklalarınca yapılan hain darbe ve işgal girişimi sonucu şehit düşen Çankırılı hemşehrilerim Aydın Çopur, Hasan Gülhan, Erkan Er, Uhud Kadir Işık, Osman Evsahibioğlu, Serhat Önder, Medet Ekizceli, Yusuf Çelik, Yunus Emre Ezder, Mustafa Kavlak, Fazıl Gürs kardeşlerimle birlikte, 81 vilayetimizden, din ve devlet, vatan ve millet müdafaası için canını seve seve veren aziz şehitlerimizin hepsine Allah’tan rahmet ve mağfiret, şanlı gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Hain alçaklara “dur” diyen aziz ve asil milletimiz, ikinci istiklal mücadelesiyle tarihin seyrini değiştirecek büyük bir zafere imza atmıştır. Bu zaferde imzası bulunan yaklaşık 1 milyon Çankırılı hemşehrimle birlikte, aziz milletimizin idam cezasının geri getirilmesi talebini yüce Meclisimize hatırlatıyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, el birliğiyle önlenen darbe girişiminin ardından barış ve kardeşlik ikliminin devamı için darbeye bulaşmayan kişilerin mutlaka korunması gerektiğine ve kamuya sınavsız personel alınacağı iddialarına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, darbe girişiminin istihbaratını eniştesinden ve yakınlarından öğrenen AKP’lilerin, FET֒cü olduğu iddia edilen on binlerce insanı eliyle koymuş gibi bulması -tırnak içinde- takdire şayandır.

FET֒yü destekleyenleri cezalandıracağız diye AKP’ye muhalif olanların da jet hızıyla cezalandırılmaya çalışılması toplumsal barışın merkezine bomba koymaktan farklı değildir. El birliğiyle önlediğimiz darbe girişiminin ardından barış ve kardeşlik ikliminin devamı için darbeye bulaşmayan kişilerin mutlaka korunması gerekir. Kendilerini çok iyi gizleyebilen FET֒cüler şu anda Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin en güçlü destekçileri olabilirler.

Kamuoyunda barış iklimini bozacak en önemli konulardan biri de sınavsız personel alınacağı iddialarıdır. Böyle bir düşünce yoksa Hükûmetin bunu yalanlaması ve kamuya sınavla ve tarafsızlık ilkesinden ayrılmadan personel alacağını açıklaması gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yarayıcı…

5.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, insanlığa yapılan tüm saldırıları kınadığına ve IŞİD çetelerinin Kamışlı’da bomba yüklü araçla gerçekleştirdiği saldırıyı şiddetle lanetlediğine ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, insanlığa yapılan tüm saldırıları kınıyorum.

Önceki gün insanlık düşmanı barbar IŞİD çetelerinin Kamışlı’da bomba yüklü araçla gerçekleştirdiği saldırı sonucu en az 50 can yaşamını yitirirken 100’den fazla insan yaralandı. Gerçekleştirilen katliam, insanlığa karşı işlenmiş bir katliamdır. Acının dilinin, dininin, ırkının olmadığı bilinciyle bu saldırıyı şiddetle kınıyor ve lanetliyorum. İnanıyorum ki insanlık, bu barbar zihniyeti birleşerek tarih sahnesinden silecek ve barış coğrafyasında bir daha yok olmamak üzere derinlerde kök salacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

6.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, 15 Temmuz gecesindeki hain FETÖ darbe kalkışmasını lanetlediğine ve darbe girişimine karşı Batılı hükûmetlerin ve medya kuruluşlarının net tavır alamamasını kınadığına ilişkin açıklaması

HURŞİT YILDIRIM (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir defa daha 15 Temmuz gecesindeki hain FETÖ darbe kalkışmasını lanetliyorum. O gece dünya tarihinde eşine az rastlanır kahramanlık gösteren yüce milletimize şükranlarımı ifade ediyorum. O gece gösterdi ki en büyük gücümüz millî birlik, beraberlik ve kardeşliğimizdir. 15 Temmuz gecesi darbe girişimine canını siper eden şehit ve gazilerimize sahip çıkmak hem Türkiye Büyük Millet Meclisi hem de Türk milleti için bir görevdir. Hain FETÖ çetesi adalet karşısında hesap verecek ve en ağır cezayı alacaktır.

Darbe girişimine karşı Batılı hükûmetlerin ve medya kuruluşlarının net tavır alamamasını da kınıyorum. Bu mesele sadece AK PARTİ’nin değil, demokrasimizin ve milletin meselesidir.

Cumhurbaşkanımızın son çağrısına kadar meydanlardayız ve meydanlarda olmalıyız diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Torun…

7.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, Hakkâri ve Siirt’te şehit olan 3 asker ve 2 polise Allah’tan rahmet dilediğine, yaşanan acı olaylardan sonra yürütülen sürecin mutlaka hukuk çerçevesi içinde olmasının, yargılamaların şeffaf bir şekilde yapılmasının demokrasi açısından son derece önem taşıdığına ilişkin açıklaması

SEYİT TORUN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, bugün Hakkâri ve Siirt’te 3 askerimiz ve 2 polisimiz şehit oldu. Allah’tan rahmet, ulusumuza başsağlığı diliyorum.

Bu yaşadığımız acı olaylardan sonra, yürütülen sürecin mutlaka hukuk çerçevesi içinde yürütülmesi, yargılamaların şeffaf bir şekilde yapılması, sürecin cadı avına dönüştürülmemesi Türkiye’nin normalleşmesi ve demokrasimiz için son derece önem taşımaktadır. Buradan siyasi iktidarı, devleti yönetenleri ve bağımsız yargı mensuplarını bir kez daha uyarmak istiyor, hukuk kurallarının dışına çıkılmadan, yargılamaların adaletli ve şeffaf bir şekilde yapılmasının gerekliliğinin altını çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yeşil…

8.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, asılsız ihbarlarla soruşturmalara tabi tutulan kamu görevlilerinin maddi ve manevi sorunlarla baş başa kaldığına ilişkin açıklaması

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili, kamuda yapılan görevden alma, el çektirmelerle kurunun yanında yaşın da yanması hepimiz açısından büyük bir sorumluluktur. Ancak, kamuoyunda, maalesef, bu uygulamaların cadı avına dönüşmeye başladığı kanaati uyanmaya başlamıştır. Kamuda Fethullah terör örgütüyle bağlantısı bulunmayan ancak görevden el çektirilen kaç kişi olduğu bilinmekte midir? Bu kişilerin görevlerine ne zaman iade edileceği konusunda herhangi bir açıklama yapılacak mıdır? Asılsız ihbarlarla soruşturmalara tabi tutulan kamu görevlileri maddi ve manevi sorunlarla baş başa kalmaktadır.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Ertem…

9.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, görevden uzaklaştırılan cemaat yapılanmasında olan memurların yerine alınacakların liyakat sistemine uygun bir şekilde kurumlara yerleştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BİROL ERTEM (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemizin zor bir süreçten geçtiği bugünlerde, devletimizin tüm kurumlarında yaşanan ve tedirginliğe yol açan görevden alınmalarla ilgili, cemaat yapılanmasında olan memurlar görevden uzaklaştırılmıştır. Bu kişilerin yerine alınacak memurların, aynı hataları tekrar yapmamak adına, liyakat sistemine uygun bir şekilde kurumlara yerleştirmesinin yapılması gerekmektedir. Cemaat yapılanmasıyla hiçbir organik bağı olmayan memurların da OHAL çerçevesi içinde valilere verilen yetkilere dayanarak mağdur edilmemeleri hususunda gerekli hassasiyetin gösterilmesini önceliklerinizin arasına almanızı talep ederiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Dalkılıç…

10.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, 15 Temmuz akşamında yapılan alçak işgal girişiminde direnen aziz milleti selamladığına ve yurt dışında Türkiye’yle ilgili olağanüstü bir algı operasyonu yönetildiğine ilişkin açıklaması

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz akşamında ülkemize yapılan alçak işgal girişiminde direnen -hiçbir parti farkı gözetmeksizin direnen- aziz milletimizi selamlıyorum. O günden bugüne kadar meydanlarda demokrasi nöbeti tutan, meydanları dolduran kardeşlerimizin hepsini selamlıyorum.

Bu arada, yurt dışında Türkiye’yle ilgili olağanüstü bir algı operasyonu yönetiliyor televizyon, basın aracılığıyla ve darbenin başarılamamasından dolayı kahroluyorlar. Ben Almanya’da, Fransa’da, Viyana’da, Avrupa’da yaşayan tüm kardeşlerime buradan sesleniyorum: Siz bu demokrasi mücadelesinin yanında, topyekûn mücadelede, lütfen ayağa kalkın ve demokratik tepkilerinizi gösterin. Aynı zamanda, bir ayetle diyorum ki: “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız muhakkak üstün olacak olan sizlersiniz.” Âli İmrân suresi 139’uncu ayet.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kırcalı…

11.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, FET֒cü teröristler tarafından 15 Temmuzda gerçekleştirilen menfur darbe girişiminin milletin onurlu ve dik duruşuyla bertaraf edildiğine ilişkin açıklaması

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Milletimize, değerlerimize, yüce Meclisimiz başta olmak üzere tüm kurumlarımıza karşı Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yuvalanmış illegal çete mensubu, vatan haini FET֒cü teröristler tarafından 15 Temmuzda alçakça, kahpece gerçekleştirilen bu menfur darbe girişimini asil milletimizin onurlu ve dik duruşuyla bertaraf ettik. Tüm dünya şunu iyi bilmelidir ki bu millete zincir vurmaya kimsenin gücü yetmez. Bu aziz millet tanklardan, helikopterlerden yapılan yaylım ateşlerine sadece iman dolu göğüsleriyle “Dur.” demiştir, inandığı değerler için canını hiç düşünmeden feda etmiştir. Biz ölümü bir bitiş değil, sonsuzluğa açılan bir kapı olarak görür ve o kapıdan girmek için âdeta birbirimizle yarışırız. Çok şükür ki “Kefenimizi giyip çıktık bu yola, canımız feda bu aziz vatana.” diyen bir başkomutana sahibiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

12.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, 15 Temmuzda darbe yapmaya çalışanları kınadığına ve kimden ve nereden gelirse gelsin bütün darbeleri lanetlediğine, şehit olan 5 güvenlik görevlisine Allah’tan rahmet dilediğine ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adının Yunus Emre köprüsü veya Âşık Veysel köprüsü olarak değiştirilmesini önerdiğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de 15 Temmuzdan sonra ilk kez söz alıyorum. Tekrar, ben de 15 Temmuzda ülkemizde darbe girişimini yapanları, ülkemizde darbe yapmaya çalışanları kınıyorum ve kimden ve nereden gelirse gelsin bütün darbeleri lanetliyorum.

Ayrıca, bugün 5 şehidimiz var, ben şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

15 Temmuzdan sonra Sayın Başbakanın İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nün adını “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” olarak değiştirmiş olmasını da önemsiyorum, Sayın Başbakana buradan teşekkür ediyorum ve buradan yine Sayın Başbakana öneriyorum: Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adı verildiğinde, biliyorsunuz, ülkemizde çok kırılganlıklar ve alınganlıklar yaratmıştır. Ben de tam ülkemizde uzlaşma ve sevgi ortamının yoğunlaştığı şu dönemde bir jest olarak Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adının Yunus Emre köprüsü veya Âşık Veysel köprüsü olarak değiştirilmesini Başbakana öneriyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Kamışlı’da IŞİD’in yaptığı katliamı lanetlediğine, Alevi yurttaşların yaşadığı mahallelere karşı provakatif girişimlerin önüne geçilmesi ve OHAL uygulamalarından bir an önce vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Dün Kamışlı’da IŞİD’in yaptığı, onlarca kişinin öldüğü katliamı lanetliyorum.

Yine, 15 Temmuz gecesi ülkemizde gerçekleştirilmek istenen vahşet dolu olayların yaşandığı darbe girişiminde bulunan yapıyı şiddetle kınıyorum. Bu yapıya karışan herkesin adil yargılanması, bir insanlık suçu olan işkencenin yapılmaması, aileleri ve yakınlarının potansiyel suçlu olarak görülmemesi gerektiği kanısındayım. Bu darbe girişiminin sonuçlarından ziyade nedenleri üzerinde durulmalıdır. Bu yapının beslenip, büyümesine sebep olan nedenler ve kesimler sorgulanmalı, bu yapının IŞİD’vari bir yapıya dönüşmemesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.

Demokrasimizin teminatı olan Alevi yurttaşlarımızın yaşadığı mahallelere karşı provakatif girişimlerin önüne geçilmeli, OHAL uygulamalarından bir an önce vazgeçilmeli, Türkiye’nin tam demokratikleşmesinin önünü açacak olan uzlaşı kültürüyle demokratik, çoğulcu, tüm farklılıkları kapsayan yeni bir anayasa hazırlanmasına en kısa zamanda başlanmalıdır. Toplumsal barış bir an önce inşa edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Kalkan…

14.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, meydanlarda demokrasi nöbeti tutan vatandaşların taleplerine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

NECİP KALKAN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

On üç gündür, alçak darbe girişimi sonrası, demokrasi nöbeti tutan vatandaşlarımızla birlikte meydanlardayız, sokaklardayız. Meydanların biz siyasilere önemli mesajları var:

1) Haricî ve dâhilî düşmanlarımıza karşı her ne olursa olsun arkamızda olduklarını bilmemiz gerektiğini,

2) Alçak darbe girişiminde bulunan Fethullahçı terör örgütü mensuplarının bir an önce en ağır cezayla yargılanmalarını,

3) Oluşan uzlaşma ortamının aynı şekilde devam etmesini,

4) İvedi bir şekilde tüm kesimleri kapsayacak, darbeci zihniyeti ortadan kaldıracak ve başkanlık sistemine dayanan yeni bir anayasanın hayata geçirilmesini istemektedirler.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Peh, rezalete bak!

NECİP KALKAN (İzmir) – Milletimizin bu taleplerine kulak vermeye ve zaman kaybetmeden…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne bu rezalet ya! Böyle şey mi olur ya!

NECİP KALKAN (İzmir) – …gerekli çalışmayı yaparak hayata geçirmemiz gerektiğini belirtir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Siz ne yaptığınızın, ne dediğinizin farkında mısınız?

BAŞKAN – Son olarak Sayın Birkan, buyurun.

15.- Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan’ın, halkın, 15 Temmuzu tarihe bir milat olarak kaydettiğine ilişkin açıklaması

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – 15 Temmuz günü teröristlerce alçakça bir darbe girişiminde bulunulmuştur. Cumhurbaşkanımızın önderliğinde halkımız bu darbe girişimini püskürtmüştür. Halkımız 15 Temmuz tarihini artık tarihe bir milat olarak kaydetmiştir. Bundan sonra, mazlum ülkelerde, emperyalistler tarafından beslenen kişiler tarafından o ülkenin tankları, toplarıyla halkı ve demokrasisi susturulamayacaktır; 15 Temmuz bu tarihin miladıdır.

Bu anlamda, bu darbe girişiminin püskürtülmesinde şehit olanlara rahmet diliyorum, tüm gazilerimize geçmiş olsun diyorum.

Yine, tüm halkımız ve siyasi partilerimiz destek vermiştir bu darbenin bastırılmasında. Zaman, artık geçmişi tartışmak zamanından çok, geçmişimizden ders çıkararak ülkenin aydınlık geleceğini …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Birkan, sayın milletvekilleri.

Sayın Baluken, sisteme girmişsiniz siz de.

İki dakika süre veriyorum.

Buyurun lütfen.

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, IŞİD çetelerinin Rojava’nın Kamışlı kentinde yapmış olduğu katliamı bir kez daha lanetlediğine, İçişleri Bakanının polisin ağır silahlarla donatılacağı yönündeki açıklamasına, darbeyle ilgili gerekli tedbirler alınırken hukuk devleti ve insan hakları bağlamında yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRAS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün IŞİD çetelerinin Rojava’da Kamışlı kentinde yapmış olduğu katliamı bir kez daha kınadığımızı, lanetlediğimizi ifade etmek istiyorum. 50’nin üzerinde Rojavalı yurttaşın yaşamını yitirdiği, 100’den fazla yurttaşın yaralandığı son derece vahşi bir saldırı gerçekleştirildi. Dünden beri Meclisimiz bu konuda sessizdir, tepkisizdir. Bu tavrı da son derece anlaşılmaz bulduğumu ve ayıpladığımı ifade etmek istiyorum. Dünyanın herhangi bir yerinde IŞİD saldırısı olunca kınayan Meclis, Rojava’da IŞİD saldırısı sonucu 50’nin üzerinde yurttaş yaşamı yitirince büyük bir sessizliğe gömüldü.

Şunu hatırlatayım: Kamışlı’nın Nusaybin’den, Kobani’nin Suruç’tan bir farkı yoktur. Oraya cetvelle çizilen küresel emperyal sınırlar sınırın iki hattındaki birinci derece akrabaları ayırmıştır. Kamışlı’da yaşamını yitiren her bir yurttaşın Nusaybin’de birinci derece yakını vardır. Örneğin, Mardin Milletvekilimiz Gülser Yıldırım’ın dün 9 yakını bu vahşi katliamda yaşamını yitirmiştir. Dolayısıyla ha saldırı Nusaybin’e, Suruç’a yapılmıştır ha Kamışlı’ya, Kobani’ye yapılmıştır. Bunu ben tabii umutsuz bir şekilde, bu Meclisin takdirine sunuyorum.

Diğer taraftan, ilan edilen olağanüstü hâlle birlikte birçok kanun hükmünde kararname hayata geçiyor. Biz, başından beri ilk günkü tutumumuzu ifade etmiştik, darbe girişiminin lanetlenmesi gerektiğini, darbeyle ilişkili olan kurumlarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını ama bütün bunların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bağlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayın bir dakikada.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bütün bunların hukuk devleti ve insan hakları bağlamında mutlaka yürütülmesi gerektiğini ifade etmiştik. “Darbeyle mücadele” adı altında basın-yayın organları üzerinde ya da kamusal alan üzerinde bir cadı avına dönüştürülen uygulamaları tehlikeli bulmuştuk.

Şimdi, dünkü kararnameyle 3 haber ajansı, 16 televizyon, 23 radyo, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi ve dağıtım kanalının kapatılmasını doğrusu endişeyle takip ettiğimizi ve hukuk devleti kriterlerinin ne kadar uygulandığıyla ilgili de kaygılarımızın olduğunu ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, İçişleri Bakanının bugün bir açıklaması vardı polisin ağır silahlarla donatılacağı yönünde. Yani, ağır silahlarla donatılmış asker ve ağır silahlarla donatılmış polis tablosu bu halkı, bu toplumu geren bir tablodur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Buradan çıkış demokrasiyle olur, demokratikleşme adımlarının hızla hayata geçirilmesiyle olur. Bütün Türkiye toplumunun 79 milyon olarak hızla rahatlamaya, huzura ve normalleşmeye ihtiyacı olduğunu ifade ederek teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay, buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 15 Temmuz darbe girişiminin milletin birliğini, devletin payidarlığını, ülkenin bütünlüğünü hedef almış bir terör eylemi olduğuna, ülkeyi FET֒cü yapılanmalardan temizlerken hukuk devleti ilkesinden vazgeçilmemesi ve yargı süreçlerinin kişiselleştirilmemesi gerektiğine, kaostan başkanlık devşirmeye çalışan ifadeleri esefle kınadığına ve Hakkâri ile Siirt’te şehit olan asker ve polislere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz darbe girişimi, milletimizin birliğini, devletin payidarlığını, ülkenin bütünlüğünü hedef almış bir terör eylemidir. Darbe girişimine katılanlar bu gerçek çerçevesinde yargılanacak ve hak ettikleri cezayı alacaklardır, temennimiz budur.

Yargı süreci hepimizin dikkatle takip etmesi gereken bir süreçtir. Milletimiz kaygılıdır; adalet bıçak sırtındadır, kamu kurumlarından ve sivil toplumdaki FET֒cü yapılanmalardan ülkemizi temizlerken hukuk devleti ilkesinden vazgeçilmemesi gerekir ve yargı süreçlerinin de kişiselleştirilmemesi gerekmektedir. Objektif verilere, bilgi ve belgelere dayanmadan bir yargı sürecini devam ettirmek adalet duygusunu zedeleyecektir. Bu hususu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Adalet, günlük hesaplarımızdan bağımsız bir değerler sistemidir, manzumesidir. Suç bellidir, cezası da kanunlarda açıkça yazmaktadır. Hukuk devleti olarak adaletten ayrılmamalıyız, bu esastan uzaklaşmamız gerekmektedir.

Bir diğer önemli gördüğüm husus şudur: Maalesef, biraz evvel de tanık olduk, ülkemiz bu kadar büyük bir kaos ve badirenin içinden geçmeye çalışırken, millet fertleri göğsünü tanklara siper ederken, toplumda ve siyasi partilerde demokrasiye ve hukuk devletine sahip çıkma iradesi ortak bir ruhla ortaya çıkmaya başlamışken, şehitlerimizin kanı daha kurumamışken, hâlâ şehitler vermeye devam ederken bazı çiğ ve sığ zihniyetlerin kaostan başkanlık devşirmeye çalışan ifadelerini esefle kınıyoruz, şiddetle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, bir dakikada tamamlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu kaostan başkanlık devşirmeye çalışan ifadeleri kınıyorum.

Ülkemiz terör örgütleri tarafından yoğun bir saldırı altındadır. Bir yandan Fethullahçı terör örgütünün özellikle kamudaki yapılanmasıyla mücadele ederken diğer yandan PKK’nın saldırıları da devam etmektedir. Dün Siirt’te askerî aracın geçişi sırasında yola döşenen patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu 3 askerimiz şehit olmuştur. Hakkâri’de polis karakoluna yine teröristlerce bombalı araçla düzenlenen saldırıda 2 polisimiz şehit olmuştur ve bu saldırıda 1’i sivil, 10’u polis, 11 vatandaşımız yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli yakınlarına ve büyük Türk milletine başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Türk milleti her türlü terörist faaliyet karşısında dimdik ayaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İster FETÖ ister PKK isterse IŞİD olsun, Türkiye bu zalimlere boyun eğmeyecek kadar kudretlidir. Terörle mücadele millî bir davadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Altay, buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Kamışlı’da IŞİD’in üstlendiği insanlık dışı katliamı şiddet ve nefretle kınadıklarına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Siirt ve Hakkâri’de 3 asker ve 2 polisin şehit olduğuna, Türkiye Büyük Millet Meclisinin terör sorunuyla ilgili yüksek duyarlılık göstermesini talep ettiğine, Avrupa’da bazı basın-yayın kuruluşlarında 15 Temmuz darbesiyle ilgili kimi değerlendirmeleri kayda değer bulmadıklarına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, Mardin ilimizin Nusaybin ilçesinin karşısında bulunan Kamışlı kentinde, vahşi terör örgütü IŞİD’in üstlendiği insanlık dışı bir katliam yaşandı. Burada hayatını kaybedenlere -bizdeki bilgi 52 kişi, artmış da olabilir zira 170 kişinin de yaralandığını biliyoruz- öncelikle Allah’tan rahmet diliyorum.

Türkiye'nin -biraz önce bir sayın grup başkan vekilinin dediği gibi- Paris’te, Roma’da bu tür saldırılarda gösterdiği refleksi, Hükûmetimizin burada da göstermesini işin doğrusu bekliyoruz. Terör mağduru her insan birdir bizim için, rengi, dili, dini, ırkı ne olursa olsun.

Bu bakımdan, 15 Temmuz girişiminden sonra, devletin bölgedeki diğer terör örgütlerine yönelik reflekslerinde bir azalmanın olması da kabul edilemez. Tekrar, bu alçak saldırıyı Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına şiddetle ve nefretle kınıyoruz, yaralılara acil şifa diliyoruz.

Öte yandan, gene bu sabaha karşı, dün, Siirt ve Hakkâri’de 3 askerimizin, 2 polisimizin şehit olduğu haberiyle sarsıldık. Darbeyi püskürten Meclisin, terörün bitmesi noktasında da artık Türkiye'nin içinde, kıyısında, kenarında terör olaylarının son bulması konusunda da el birliğini, güç birliğini hayata geçirmesi gereğinin altını hep çizdik.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bombaların altında çalışmış bir Meclistir. Terör sorunuyla ilgili olarak da derhâl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, bitiriyorum. Ben dün de kullanmadım biliyorsunuz.

BAŞKAN – Tamamlayalım bir dakikada lütfen.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda da yüksek duyarlılık göstermesini sayın Genel Kuruldan talep ediyorum.

Öte yandan, Avrupa’da bazı basın-yayın kuruluşlarında 15 Temmuz darbesiyle ilgili kimi değerlendirmeleri görüyoruz. Bu değerlendirmeleri kayda değer bulmuyoruz, topuna hadi oradan diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnceöz, size de iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, yurt dışı basınındaki gerçekleri çarpıtan eleştirileri kabul etmediklerine, OHAL kararı alınmasının atılması gereken bir adım olduğuna, eleştiriler yapılırken üniformalı vatan hainleri ile üniformalı gerçek askerlerin ayrımını ayırt ederek yapılması gerektiğine, sadece Fethullahçı terör örgütüyle değil PKK terör örgütüyle mücadelenin de kararlılıkla devam edeceğine ve şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de Engin Bey’in son değerlendirmesine katıldığımı, özellikle yurt dışı basınındaki bu eleştirileri kabul etmediğimizi belirtmek istiyorum. Her şey Türkiye’nin ve dünyanın gözü önünde cereyan etmiş, görüntüler… 15 Temmuz gecesi yaşananlar, çok apaçık bir şekilde, devlet kurumları içerisine, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızmış ve yıllarca kendilerini kamufle etmiş bir yapı tarafından, sinsi vatan hainleri tarafından gerçekleştirilmiş bir darbe girişimidir ve bu anlamda da yaşananlar ortadadır. Aynı kanaatle, bütün bu eleştirilere, haksız ve yersiz bir şekilde yazan ve gerçekleri çarpıtan tüm basına biz de buradan hadi oradan diyoruz, bunları kabul etmediğimizi net bir şekilde tavrımızla da ortaya koymuş oluyoruz.

Burada 15 Temmuz gecesi yaşananlara, darbe girişimine karşı, biliyorsunuz, OHAL kararı alındı bu terör örgütüyle mücadele için, kanun hükmünde kararnamelerle. Burada şunu özellikle belirtmek istiyoruz: Bunlar, ülkemizin, demokrasimizin, devletimizin, her alanda, kurumları içerisindeki yapının temizlenmesi için atılması gereken adımlardı. Burada Parlamentoya da tavrından dolayı yürekten teşekkür ediyoruz.

İkinci bir konu: Özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisine sızmış bir yapının gerçekleştirmiş olduğu darbe girişiminden bahsediyoruz. Bu anlamda da orada kahramanca, fedakârca canını hiçe sayarak mücadele eden, gerek Emniyet gerek askeriyenin içerisindeki kahraman askerlerimizin, Emniyet güçlerimizin de buradan hakkını vermek gerekir, bunun ayrımının çok net bir şekilde yapılması gerekir. Burada üniformalı vatan hainleri ile üniformalı gerçek askerlerimizin ayrımını eleştiriler yapılırken ayırt ederek yapmamız lazım ve topyekûn bir zan altında bırakmamak gerektiği kanaatindeyim. Bu ayrıma da dikkat etmemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Siz de bir dakikada tamamlayın lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Tekrar 15 Temmuz darbe girişiminde hayatlarını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anarken sadece mücadelemizin Fethullahçı terör örgütüyle değil, bugün bir taraftan da PKK terör örgütüyle mücadelemizin de kararlılıkla devam edeceğini, bu arada askerlerimize, hayatlarını kaybeden şehitlerimize ben tekrardan Allah’tan rahmet diliyorum.

İnşallah, Türkiye buradan, bu süreçten demokrasisini, kurumlarını çok daha güçlendirerek, önüne koyduğu hedefleri gerçekleştirme konusunda azimli ve kararlı bir şekilde yoluna devam edecektir diyor, saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bostancı.

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, şehit olan 5 güvenlik görevlisine Allah’tan rahmet dilediğine ve Kamışlı’daki terör eylemini şiddetle lanetlediğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - İki hususu ifade edeyim: 5 güvenlik görevlimiz şehit oldu -İlknur Başkanımız zamanı yetmediği için değinemedi- Allah’tan rahmet diliyoruz. Terörle mücadele mutlak surette kararlı bir şekilde sürecek.

Kamışlı’daki terör eylemini şiddetle lanetliyoruz. Televizyonlar olayı gösterdi, bir vahşet. Bir kadın, yaşlı bir kadın, kendi hâlinde bir kadın dizlerine vurarak başına gelen felaketin âdeta sembolü hâline geldi, benim gördüğüm. Müthiş bir facia. Hiçbir farkı yok, kim yaparsa yapsın masum insanların arasına bombalı araçlarla girip onları katledenlere lanet ediyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, bütün terörist faaliyetleri lanetlediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Terör örgütlerini ve terörist eylemleri bizler de lanetliyoruz. Kimden gelirse gelsin, kime karşı işlenirse işlensin bütün terörist faaliyetleri bir kez daha lanetliyoruz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkalığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 22 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/283)

5/1/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülke ekonomisi ile toplum beslenmesine ciddi katkılar sağlayan beyaz et sektörünün sorunlarının tespit edilip çözüme kavuşturulması için Anayasa’mızın 98’inci maddesi, İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Okan Gaytancıoğlu                                               (Edirne)

2) Mehmet Tüm                                                                               (Balıkesir)

3) Uğur Bayraktutan                                                  (Artvin)

4) Bülent Kuşoğlu                                                                           (Ankara)

5) Mehmet Göker                                                                             (Burdur)

6) Tahsin Tarhan                                                                             (Kocaeli)

7) Akın Üstündağ                                                                            (Muğla)

8) Şerafettin Turpcu                                                 (Zonguldak)

9) Erkan Aydın                                                                                (Bursa)

10) Ünal Demirtaş                                                    (Zonguldak)

11) Kazım Arslan                                                                            (Denizli)

12) Didem Engin                                                                             (İstanbul)

13)      Ahmet Akın                                                                          (Balıkesir)

14)      Sibel Özdemir                                               (İstanbul)

15)      Devrim Kök                                                                          (Antalya)

16)      Hilmi Yarayıcı                                                (Hatay)

17)      Kemal Zeybek                                                (Samsun)

18)      Mahmut Tanal                                                (İstanbul)

19)      Ali Şeker                                                                             (İstanbul)

20)      Ali Yiğit                                                                               (İzmir)

21)      İrfan Bakır                                                                           (Isparta)

22)      Ömer Fethi Gürer                                                                 (Niğde)

23)      Tur Yıldız Biçer                                             (Manisa)

Gerekçe:

Ülkemiz ekonomisine ve ihracata ciddi katkılar sağlayan tavukçuluk sektörünün sorunları her geçen gün artmaktadır. 2000’li yılların ikinci yarısında tüm dünyayı etkileyen kuş gribi hastalığından ciddi olarak etkilenmesine rağmen, bu krizi fırsata dönüştürerek modern işletmeler ve tamamen hijyene dayalı bir üretim ve pazara erişim politikasıyla Türkiye ekonomisinde prestijli bir yer alan tavukçuluk sektörü, bugün çeşitli nedenlerden dolayı birçok sorunla karşı karşıyadır. Sektörde doğrudan çalışan 200 bin civarındaki kişinin yanı sıra, yan sanayici, tedarikçileri ve kümesleri işleten ailelerle birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 1 milyonu aşkın kişinin geçimini sağladığı beyaz et sektörünün sorunlarının çözülmesi ülkemiz ekonomisi açısından çok önemlidir.

Bugün ülkemizde beyaz et sektöründe faaliyet gösteren birçok firma batma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Türkiye'nin birçok bölgesinde faaliyet gösteren firmalar ciddi finansman sorunlarıyla karşı karşıya olup iflas erteleme ya da iflas talep etmişlerdir. Yine, üretim kapasitesi ilk sıralarda olup büyük çaplı üretim yapan birçok şirket ekonomik krizle boğuşmaktadır ve borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir.

2011 yılında çıkmış ve 2016 yılı itibarıyla uygulamaya girmiş olan hayvansal yan ürün olan tavuk kesim atıklarının -iç organ, tüy, baş gibi- yüksek basınçlı sterilize kaplarda pişirilerek elde edilen tavuk ununun kanatlı yemlerinde kullanımının yasaklanması da ekonomik boyutu çok büyük bir karardır.

Bu ve bunlara benzer birçok nedenden dolayı emek yoğun bir sektör olan beyaz et sektöründe faaliyet gösteren kuruluşlar darboğaza girerse, piyasalar düzenli bir şekilde pazara ürün arz etmeyip, iflaslarını açıklayıp piyasadan çekilirlerse sektörden geçimini sağlayan birçok insan işsiz kalacaktır. Ciddi yatırımların yapıldığı, modern tesisler için kaynakların harcandığı sektör, korkarız ki böyle giderse dışa bağımlı bir hâle bile gelebilir. Bu bilinçsiz politikalar devam ederse, kırmızı ette olduğu gibi, yakında ithal beyaz et de gündeme gelebilecektir. Sağlıklı ve dengeli beslenme için ucuz bir hayvansal protein kaynağı olan tavuk etinin fiyatlarının artması yoksul aileleri de olumsuz yönde etkileyecektir. Beyaz et sektörü, ülkemizin mısır üretiminin neredeyse tamamını kullanan bir sektördür. Sektörün kötü gidişi mısır üretimi yapan çiftçilerde olumsuz etkilenecektir.

Bu yüzden, sektörün tüm boyutlarıyla incelenmesi ve ülke ekonomisi ile toplum beslenmesine ciddi katkılar sağlayan beyaz et sektörünün sorunlarının tespit edilip çözüme kavuşturulması için konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

2.- Mersin Milletvekili Oktay Öztürk ve 19 milletvekilinin, Millî Eğitim Bakanlığında ataması yapılan 1.709 şube müdürünün durumunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/284)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danıştay 5. Dairesinin (2013/8367) esas ve Danıştay 2. Dairesinin (2013/10363) esas sayılı dosyaları üzerinden verilen kararlar ışığında ataması yapılan 1.709 şube müdürünün mevcut atamalarının iptal edilmemesi ve adayların yazılı ve sözlü sınavlarının aritmetik ortalamasıyla yeniden atamaların yapılmamasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 98’inci maddesi ile TBMM İçtüzük’ünün 104 ve 105’inci maddeleri gereği Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Oktay Öztürk                                                        (Mersin)

2) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

3) Mehmet Günal                                                      (Antalya)

4) Fahrettin Oğuz Tor                         (Kahramanmaraş)

5) Celal Adan                                                           (İstanbul)

6) Ümit Özdağ                                                          (Gaziantep)

7) Kadir Koçdemir                                                    (Bursa)

8) Mevlüt Karakaya                            (Adana)

9) Mustafa Mit                                                          (Ankara)

10) Kamil Aydın                                                        (Erzurum)

11) Ruhi Ersoy                                                         (Osmaniye)

12) Baki Şimşek                                                       (Mersin)

13) Mehmet Parsak                            (Afyonkarahisar)

14) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

15) Nuri Okutan                                                        (Isparta)

16) İsmail Ok                                                           (Balıkesir)

17) İzzet Ulvi Yönter                          (İstanbul)

18) Erkan Haberal                                                    (Ankara)

19) Seyfettin Yılmaz                           (Adana)

20) Zihni Açba                                                          (Sakarya)

Gerekçe:

Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik 31 Ağustos 2013 tarih ve 28751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun bu çerçeve yönetmeliği doğrultusunda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 12 Ekim 2013 tarihinde 28793 sayılı Resmi Gazete’de Millî Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik yayınlanmıştır. Her iki yönetmelikte de özetle; şube müdürü, müdür ve bunlarla aynı düzeydeki diğer görevlere atanacaklardan yazılı sınavda en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere, ilan edilen kadro veya pozisyon sayısının 5 katına kadar adayın sözlü sınava alınacağı, sözlü sınavda 100 üzerinden en az 75 alanların başarılı sayılacağı, sadece sözlü sınav sonucunun atamaya esas puan olacağı ifade edilmiştir.

Anılan yönetmelik doğrultusunda, 29 Aralık 2013 tarihinde ÖSYM yazılı sınav yapmış, ardından Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 10-28 /2/2014 tarihleri arasında sözlü sınavlar yapılmıştır. Bu doğrultuda da atamalar 16/4/2014 tarihinde sadece sözlü, mülakat puanı esas alınarak yapılmıştır. Atamalar yapılmadan önce TÜRK EĞİTİM-SEN tarafından sadece sözlü sınav puanı esas alınarak atama yapılması işlemi ve çeşitli maddelerin iptali için ilgili yönetmelikler Danıştay nezdinde davaya konu edilmiştir. Bu doğrultuda, Danıştay 5. (Dairesince 2013/8367)E ve Danıştay 2. Dairesince (2013/10363)E sayılı yürütmeyi durdurma kararları verilmiştir. Her iki kararda da özetle, şube müdürlüğü atamaları için sadece sözlü sınavla atama yapılamayacağı, objektif olan yazılı sınavın değerlendirme dışı bırakılamayacağından söz edilmiştir.

Ancak, Millî Eğitim Bakanlığı, yürütmesi durdurulan madde kapsamında tek başına sözlü sınav sonuçlarına göre oluşturulan ve başarı sıralamaları esas alınarak yapılan şube müdürü atamalarını iptal etmemiştir.

Bu bilgiler doğrultusunda;

1) Yazılı sınavını kazanan 1.709 şube müdürünün hangi eğitim sendikalarına üye olduğu konusu araştırılmalıdır.

2) Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yargı kararlarının uygulanmamasının sebepleri araştırılmalıdır.

3) Yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle sorumluları hakkında neden işlem yapılmadığı araştırılmalıdır.

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 20 milletvekilinin, çiftçilerin kredi borcu dolayısıyla içinde bulundukları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/285)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de yaklaşık 5 milyon çiftçi bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerin sosyal ve ekonomik refahının temelinde tarıma verdikleri önem ve tarımın gelişmesi yatmaktadır. Tarımı gelişmiş ülkelerde kooperatiflerin ve çiftçi örgütlerinin payı ve önemi büyüktür. Ülkemizdeki tarımsal kooperatifler gelişmiş ülkelerdeki seviyelere ulaşamamıştır.

Ülkemizde tarımsal girdi seviyeleri her geçen gün artmaktadır. Girdi fiyatlarının yükselmesi gübre kullanım oranını azaltmakta, bu da verimin ve kalitenin düşmesine sebep olmaktadır. Mazottaki ve gübre fiyatlarındaki değişkenler tarımın sürdürülebilirliği konusunda büyük önem taşımaktadır.

Ülkemizdeki 5 milyon çiftçiden çiftçi kayıt sistemine kayıtlı 2 milyon 100 bin çiftçinin tarımsal desteklerden yararlandığı düşünülürse tarımsal girdilerin kontrol altına alınması ve üretim maliyetlerinin düşürülmesi zorunludur.

Son zamanlarda, yazılı ve görsel basında yabancı sermayeli bankaların cazip ödeme kolaylığı vaadiyle kredi seçenekleri sunduğu görülmektedir. Kamu bankalarından kredi almanın zaman alması çiftçileri yabancı sermayeli bankaların kredilerine yöneltmektedir.

Sermayesi kısıtlı olan çiftçilerimiz, kendilerine umut olarak gösterilen kredilere yönlendirilmektedir. Pazar fiyatlarındaki dengesizler neticesinde, emeğinin karşılığını alamayan çiftçiler kredilerini zamanında ödeyememektedirler. Borcunu kapatamayan çiftçiler diğer bir bankadan kredi almak suretiyle borçlarını kapatmak yoluna gitmekte, bu da sorunu daha da derinleştirmektedir.

Türkiye genelinde binlerce tarım arazisi özellikle özel bankaların ipotek kıskacı altındadır. Çiftçilerimizin borçlarının yeniden yapılandırılması için gerekli yasal düzenlemelerin ivedilikle çıkarılması gerekmektedir. Birçok çiftçi tarım arazilerini satarak büyük şehirlere göç etmektedir. Hükûmet, çiftçilerin verdikleri emeklerin karşılığını tam olarak alabilmesi için gerekli destekleri bir an önce hayata geçirecek düzenlemelere hız vermelidir.

Son BDDK verilerine göre, 2014 yılında tarımda kullanılan toplam kredinin yaklaşık yüzde 3,45’i takibe düşmüş kredileri kapsamaktadır. Takibe düşmüş kredilerin -bankalar bazında incelendiğinde- büyük oranının yabancı sermayeli bankalara ait olduğu görülmektedir. Kredilerini ödeyemeyen çiftçilerin toprakları yabancıların eline geçmekle karşı karşıyadır. Çiftçilerimiz ürünlerini, geleceklerini kurtarmak isterlerken arazilerinden olmaktadırlar. Bu sorunun ileriki yıllarda büyük problemlere zemin hazırlayacağı unutulmamalıdır.

Çiftçilerimizin kredi borcu dolayısıyla içinde bulundukları sorunların tespit edilip çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.

1)           Tanju Özcan                                                  (Bolu)

2)           Kadim Durmaz                                                                     (Tokat)

3)           Gülay Yedekci                                               (İstanbul)

4)           Mevlüt Dudu                                                  (Hatay)

5)           Mustafa Sezgin Tanrıkulu                               (İstanbul)

6)           Cemal Okan Yüksel                                                              (Eskişehir)

7)           Nurhayat Altaca Kayışoğlu                             (Bursa)

8)           Aylin Nazlıaka                                               (Ankara)

9)           Mehmet Gökdağ                                                                   (Gaziantep)

10)        Mahmut Tanal                                               (İstanbul)

11)        Ceyhun İrgil                                                  (Bursa)

12)        Çetin Osman Budak                                                              (Antalya)

13)        Haydar Akar                                                  (Kocaeli)

14)        Niyazi Nefi Kara                                                                  (Antalya)

15)        Ali Şeker                                                                             (İstanbul)

16)        Aydın Uslupehlivan                                                              (Adana)

17)        Şenal Sarıhan                                               (Ankara)

18)        Barış Karadeniz                                                                   (Sinop)

19)        Namık Havutça                                                                    (Balıkesir)

20)        Onursal Adıgüzel                                                                 (İstanbul)

21)        Devrim Kök                                                                          (Antalya)

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 403) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 28’inci maddenin (2)’nci fıkrası, (3)’üncü fıkrasının (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentleri, (e) bendi, (f) bendi, (g) ve (ğ) bentleri, (4)’üncü fıkrası, (5)’inci fıkrasının (a) bendi, (b) bendi, (c) bendi, (ç) bendi, (d) ve (e) bentleri, (6)’ncı, (7)’nci ve (8)’inci fıkraları, (9)’uncu fıkrası, (10)’uncu fıkrası, (11)’inci fıkrasının (a) bendi, (b) bendi, (c) bendi, (ç) bendi, (d) bendi, (e) bendi, (f) bendi, (g) bendi, (ğ) bendi, (h) bendi, (12)’nci fıkrası ile geçici madde 1 dâhil 28’inci maddenin (2)’nci fıkrası ile 30’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi, ikinci bölüm üzerinde söz isteyen sayın milletvekilleri: Grupları adına, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaçar, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Çetin Arık, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı; şahıslar adına yine Mustafa Kalaycı ve İsmail Tamer var.

Gruplar adına ilk söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaçar’a aittir. Yok.

Gruplar adına diğer söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’e aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

On dakikadır süreniz.

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Rojava’nın Kamışlı kentinde dün sabah IŞİD’liler tarafından, IŞİD cani örgütü tarafından bir saldırı yapıldı. Bu insanlık düşmanı, katliamcı IŞİD zihniyetini, barbar çetesini lanetliyorum. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Başta Kürt halkı olmak üzere Rojava halkına ve ailelerine başsağlığı diliyorum, yaralılara da geçmiş olsun diyorum.

Öncelikle, görüştüğümüz yasa tasarısında daha çok maddede uzlaşabileceğimizi düşünüyorduk. Yine de birkaç fıkra üzerinde anlaşmış olmayı olumlu bir adım olarak görüyorum. Demek ki istenildiği zaman uzlaşılabiliyormuş. Umuyorum ki uzlaşma zemini bu 15 Temmuzdan ders çıkarıldığı içindir ve dilerim ki uzlaşma zemini artarak devam eder.

Biz HDP olarak kapitalizmin, emek sömürüsünün, gelir dağılımındaki uçurumun, açlık ve yoksulluğun en asgari düzeye getirilmesi gerektiğini her platformda dile getirdik. Yerli ya da yabancı işçi ve emekçilerin insan onuruna yaraşır ekonomik ve sosyal koşullara sahip olmasını savunuyoruz ve savunmaya da devam edeceğiz. Kadın işçi ve emekçilerin üretim sürecindeki eşitsiz konumları da mutlaka yapılan her tasarıda ayrıca yer almalıdır. İşte tüm bunlardan hareketle yabancı kişiler için çıkarılacak bir temel kanunun gerekli özenle yapılması için tasarıyı komisyonda görüştüğümüz zaman ısrarla bir alt komisyon olmasını istedik ve çalışmaların orada devam etmesini önermiştik. Bir alt komisyon kurulsaydı bu kanun tasarısı çok daha iyi hazırlanmış olabilirdi.

Ne kadar çabalarsak çabalayalım, tasarıya meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları yeterince dâhil edilmedi. Bu kurumların dâhil edilmemesinin eksiklerini biz öngörebildik. Eğer yeterince dâhil edilmiş olsaydı, toplumun her kesiminin ortaklaştığı bir tasarı ortaya çıkacak ve toplumsal mutabakat daha da sağlanmış olacaktı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savaştan dolayı göçe zorlanan ve Türkiye’ye gelmek zorunda bırakılan mültecilere burada bulundukları süreç içerisinde güvenceli bir çalışma, yaşam ve makul bir gelir sunmak bizim açımızdan insani bir zorunluluktur. Bugün ülkemizde geniş tanımlı işsizlik yüzde 20, kayıt dışı çalışma oranı ise yüzde 40’tır. Üretime ve istihdama değil, tüketime ve borca dayalı üretim modelini benimseyen ülkemizde, mültecilere yönelik güdülecek plansız ve denetimsiz bir istihdam politikası işsizliği ve kayıt dışılığı daha da artıracaktır. “Yurttaş” ve “yabancı iş gücü” tanımı adı altında istihdam edilmesi planlanan kişiler arasında bir rekabet ortaya çıkmasına ve gerekçede bahsedilen kamu düzeninin tesis edilmesine değil, bozulmasına yol açacaktır. Olması gereken, istihdama dayalı bir üretim politikası belirlenmesidir. Söz konusu kanun tasarısında bu sorunlara dair hiçbir düzenleme yapılmadığı gibi, amacı da mültecilerin istihdam hakkı değil, sermaye kesimine ne pahasına olursa olsun ucuz iş gücüdür. Bunu tasarıdaki nitelikli iş gücü vurgusundan da anlayabilmekteyiz.

Tekrar belirtmek istiyorum: Yabancı işçiler açısından Türk soyluluğun çalışma izninin alınmasına bir avantaj olarak belirlenmesi, özünde ayrımcı bir uygulamadır. Herhangi bir soydan gelmenin nitelikli ve eğitimli iş gücü olmayı garantilemediği açıktır. Bu nedenle, çalışma iznine dair özel soy uygulamalarının soy, ırk ve etnik köken gibi kişilerin kendilerinin karar vermedikleri özellikleri üzerinden belirlenmesi mantık dışıdır.

Değerli milletvekilleri, yabancı iş gücüyle ilgili bir kanun tasarısı aslında nasıl olmalıydı, biliyor musunuz? Eşitlikçi olmalıydı, ayrımcı olmamalıydı, toptancı olmamalıydı. Eşitlikçi olmalıydı çünkü nitelikli-niteliksiz iş gücü ayrımı yapılmamalıydı. Savaştan kaçıp buraya gelmek zorunda kalan yabancıların hepsini kapsamalı, hepsine aynı imkânları sağlamalıydı. Mevsimlik işçileri, kayıt dışı çalışan, sizin “niteliksiz” diye adlandırdığınız kişileri de içermeliydi. Ayrımcı olmamalıydı, belli bir soydan gelenler için istisnai bir madde konulmamalıydı. Tüm halklar için aynı koşullar geçerli olmalıydı. Toptancı olmamalıydı, kadınlar, engelliler için pozitif ayrımcılık yapılmalıydı. Bilmelisiniz ki savaşlardan en çok kadınlar etkilenir çünkü. Tüm bunlara ek olarak tüm topluma anlatılmalı, ortaklaşarak uzlaşma zemininde hazırlanmalıydı.

Bugün görüşmeye devam edeceğimiz 28’inci maddenin fıkralarından, ilgili bakanlığın, YÖK’ün İçişleri Bakanlığından görüş almasına ilişkin uygulamanın kaldırılması istenmektedir. Kamu hizmeti sunan öğretim elemanlarının güvenlik kontrollerinin yapılmaması uygun değildir. Bu fıkranın metinden çıkarılması gerekmektedir.

Yine, ilgili maddenin (9)’uncu fıkrasında ise kamuda çalışan sağlık emekçilerinin Türk veya ülke vatandaşı olma zorunluluğu kaldırılmak isteniyor. Peki, yabancı sağlık personeli istihdam ederken hangi kriterleri gözeteceksiniz? Bu kişilerin yetkin olup olmadığını nasıl tespit edeceksiniz? Sağlık hakkı Anayasa’yla güvence altına alınmış bir haktır. Kamu sağlığını tehlikeye atabilecek bu maddenin tasarıdan çıkarılması gerekmektedir.

Yine, aynı maddenin ilgili fıkrasında yabancı öğrencilerin haftalık çalışma süresi düzenlenmektedir. İlgili tasarının madde gerekçesinde “Türkiye’de bir yükseköğrenim kurumunda örgün öğretim programlarına kayıtlı yabancı öğrencilere çalışma hakkı getirilmekte.” diye açıklanmaktadır. Oysa yabancı öğrencilerin çalışma izinleriyle ilgili düzenleme 6485 sayılı Yasa’nın 41’inci maddesinde düzenlenmiştir ve yabancı öğrenciler, hâlihazırda, haftada yirmi dört saati aşmamak kaydıyla kısa süreli işlerde çalışabilmektedir. Öngörülen kanundaki gibi, çalışma saatinin yirmi dört saat olarak belirlenmesi gerekmektedir.

İlgili yasanın (h) bendiyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ön izin verme yetkisi kaldırılmak istenmektedir. Mevsimlik işçiler hâlihazırda ülkenin en dezavantajlı gruplarıdır. Zaten düşük ücretle ve insani olmayan koşullarda yaşayarak çalışan 4 milyona yakın mevsimlik işçiyi bir de yabancı işçilerle karşı karşıya getirmek mantıklı mıdır? Hâlihazırda çalışmakta olan mevsimlik işçilerin çalışma koşullarının düzenlenmesi gerekirken bir de yabancı işçilerin bu istihdama dâhil edilmek istenmesi geri dönülmez sorunlara yol açacaktır. Bu alanda yetkili bakanlık olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ön izninin muhakkak suretle kaldırılmaması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak şu an gördüğümüz yasa tasarısı denetimsiz bir sermaye akışı ve denetimsiz bir hizmet sunumunu yasalaştırmak anlamına geliyor. Tek cümleyle ifade etmek isterim ki bu yasa ülkemizdeki emekçileri mülteci konumuna getirecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Gruplar adına diğer söz sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Çetin Arık.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yüce milletimize de başsağlığı diliyorum.

Sözlerime Mehmetçik’in kıyafetlerinin arkasına gizlenen teröristler tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişiminde şehit olan asker, polis ve sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum. Kendi Meclisini bombalayan, kendi halkına ateş açan, günahsız Mehmetçik ile polisi, halkı karşı karşıya getirmeye çalışan bu hainler asla Türk askeri olamaz, bunlar olsa olsa terörist olurlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun yanı sıra, darbe girişiminin duyulduğu andan itibaren siyasi görüşü ne olursa olsun ellerinde Türk Bayraklarıyla sokaklara inerek darbeye karşı tek vücut olan, demokrasinin ve parlamenter sistemin yaşamasına inanarak duyarlılık gösteren vatandaşlarımıza da buradan teşekkür etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, içerisinden geçtiğimiz bu zor günlerde, bu tarihî günlerde hâlâ bertaraf edilmemiş olan bu tehlike karşısında birlik ve beraberlik iklimini sarsmamak, daha da güçlendirmek gerekiyor. Bu birlik ve beraberliğin en güzel örneğini de bu milletin temsilcileri olarak 15 Temmuz gecesi bombalar altında Gazi Meclis çatısı altında sergiledik. Evet, Kurtuluş Savaşı’nda savaş hâlinde çalışan, hatta bizzat savaşa komuta eden Gazi Meclis hiçbir koşul altında kapanmamalı. Maalesef ki geçen hafta alınan OHAL kararıyla sadece Hükûmetin aktör olacağı kanun hükmünde kararnamelerle Meclis işlevsiz hâle getirildi. Oysaki, İstiklal Savaşı’nda Meclisimizin yaptığına benzer biçimde âdeta bir Meclis hükûmeti gibi hareket etmemiz, ülkemizi felakete sürüklemeye çalışan düşmanlara ve şer odaklarına verilebilecek en iyi cevap olacaktı. Evet, olması gereken, Gazi Meclisi aktif olarak çalıştırmaktı.

Değerli milletvekilleri, 1980 yılından bugüne kadar geçen sürede Fethullahçı terör örgütünün artan bir oranda devletimizin kurumları içerisine göz göre göre sızdığını herkes biliyor. Bu süreçte önceki AKP hükûmetlerinin çok büyük vebali olduğunu, çok büyük pay sahibi olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bunun hesabının elbette ki verilmesi gerekiyor ancak bu hesaplaşmanın yapılacağı gün, bugün değildir. Bugün yapılması gereken, yanlışlardan kurtulma adı altında yeni yanlışların yapılmamasıdır.

Değerli milletvekilleri, kamuda yaşanan tasfiyeler de gösteriyor ki Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri liyakat sistemini dışlayan kayırma sisteminde yatmaktadır. Kayırma sistemi kamu görevlilerinin hem hizmete giriş hem hizmette kalış hem de hizmette terfi ediş bakımından belirli bir ideolojiye, siyasal partiye aidiyet veya da bağlılık ölçütüne göre dağıtılması olarak tanımlanabilir. Maalesef gelişmiş ülkelerde henüz 19’uncu yüzyılda büyük ölçüde terk edilmiş bulunan bu kayırma sistemi ülkemizin 21’inci yüzyılında hâlâ büyük oranda hâkim anlayış olarak devam etmektedir. Bu tasfiyelerin ardından kamuoyunda yeni bir endişe baş göstermiştir. Yurttaşlarımız kamudan tasfiye edilen FETÖ mensuplarının yerine liyakatin gözardı edilerek başka bir cemaatin, başka bir tarikat mensuplarının yerleştirileceği endişesini taşıyor; böyle bir girişim bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir. Devlette görev almanın kıstası mutlaka ve mutlaka liyakat olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, milletin çocuklarıyla “Van Gölü’nden kaç kova su çıkar? Kirpinin kaç dikeni vardır?” gibi saçma sapan sorularla dalga geçenler, öte yandan FETÖ mensuplarına sınavdan önce soruları vererek çeşitli kurumlarda işe girmelerini sağlayanlar bu milletten özür dilemeli ve haksızlığa uğrayan vatan evlatlarının hakkını da teslim etmelidirler. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, tarih boyunca hukuk ve adalet kavramları hep önemli olmuştur. Haklı ve haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Adalet kavramı hukuk kurallarına uygunluğu içerir. Hukuk, herkes ona uyar ve saygı duyarsa geçerli bir hüküm oluşturur. Eğer hukukun dışına çıkmak, hukukun dışına çıkarak fiilî durum yaratmak alışkanlık hâline getirilirse, hele de bunu ülkeyi yöneten, iktidar gücünü elinde bulunduranlar yaparsa hukuk hükmünü kaybeder. Adalet bütün hak dinlerinde Allah’a, Peygamber’e ve ahirete inanmadan sonra dördüncü temel değer olarak kabul edilmiştir. Adalet mülkün, devletin ve özgürlüklerin temelidir.

Değerli milletvekilleri, kanun hükmünde kararnamelerle adalet, hak ve hukuka uygunluk sağlanamaz; inanç ve düşünce özgürlüğü, hak arama özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğü gibi temel haklardan, huzur ve mutluluktan bahsedilemez; millî irade ile yüce milletimizin arzu ettiği birlik ve beraberlik iklimi sağlanamaz.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulumuzda görüşülmekte olan Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı hakkındaki görüşümü de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bozuk bir temel üzerine sağlam bir bina inşa edilemez. Bu kanun tasarısı da âdeta bozuk bir temel üzerine inşa edilmiş bir binaya benziyor. Kanun tasarısının gerekçesinde çok yanlış bir tespit yapılarak 1960’lı yıllarda göç veren ülke konumundan artık göç alan ülke konumuna geldiğimiz ifade edilmektedir. Bu çok yanlış ve yanıltıcı bir ifadedir. Burada küresel güçlerin istikrarsızlaştırdığı Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye gibi ülkelerden iç savaşlardan can korkusuyla Türkiye’ye gelen mülteci akını ile ekonomik gerekçelere dayalı gerçekleşen gönüllü göç birbirine karıştırılıyor. En önemli özelliği hayatta kalmak olan bu insanların ülkemize gelmesini Türkiye’nin bir cazibe merkezi olmasının bir kanıtı gibi sunmak oldukça gülünç bir iddiadır. Bir ülkenin cazibe merkezi olmasının en önemli göstergesi nitelikli beyin göçünün göç istikametidir, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden nitelikli beyin göçünün gelmesidir, ülkesinden çıkan yetişmiş insanların geri dönmesidir.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının bir başka gerekçesinde ise nitelikli yabancıların ülkemize gelişini kolaylaştırmaktan bahsedilmektedir. Nitelikli yabancıların ülkemize gelişini kolaylaştırmadan önce kendi nitelikli yurttaşlarımızın yurt dışına gidişini önleyecek, onları ülkede tutmaya cezbedecek önlemlerin alınması gerekir. Bakınız, OECD’ye göre, Türkiye’nin yükseköğrenim görmüş nüfusunun yaklaşık yüzde 4’ü yurt dışına gitmiştir.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin iş gücü piyasasının yapısına baktığımızda temel göstergeler iş gücü açığına değil, iş açığına yani işsizliğe işaret etmektedir. Bugün 80 milyona yakın dinamik bir nüfusumuz var, her yaşta, her branşta iş yapabilecek yurttaşlarımız var. Bu gerçek ortadayken, yerli ve millî insan kaynağımız işsiz dururken, yurttaşlarımız iş bulamayan çocuklarına yeni iş alanlarının açılmasını beklerken ülkesini terk ederek gelecek iş gücünün peşinden koşmak ancak gaflettir. Böyle bir kanun tasarısını karşımıza getiren aklın yerli ve millî olma iddiası da gerçek dışıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, geçtiğimiz aylarda, Hükûmetin, Türk vatandaşlarının Avrupa Birliği ülkelerine vize muafiyetiyle seyahat etmesini sağlamak üzere bir girişimi oldu, karşılığında Avrupa Birliğine mültecilerin serbest sığınma hakkını engelleme sözü verildi. Bu hukuk dışı anlaşma, Türkiye kamuoyuna zamanın Başbakanı tarafından “Kayseri pazarlığı” olarak sunuldu. Elbette ki biz Kayserililer olarak bu sıfatlandırmayı kabul etmediğimizi, reddettiğimizi, Kayserilinin insan hayatı üzerinden pazarlık yapmayacağını, emeğin ve alın terinin yanında olduğunu her fırsatta dile getirdik ve dile getirmeye de devam edeceğiz. Geldiğimiz noktada Avrupa Birliği ülkeleri AKP Hükûmetinin bunca tavizine rağmen haddinden fazla ön yargılı biçimde Türk vatandaşlarına vize muafiyeti vermekten kaçındı. Ben, şimdi buradan, milletin kürsüsünden milletim adına sormak istiyorum: Avrupa Birliği ülkeleri bizim vatandaşlarımızı turist olarak bile kabul etmez iken bizim çalışma izni, hatta vatandaşlık verme girişimlerimiz hangi akla hizmet ediyor? Acaba, Türk vatandaşlığının ve çalışma izinlerinin pazardan parayla satın alınabilen bir meta hâline getirilmesi mi amaçlanıyor? Ben iktidar partisinin bu yanlıştan dönmesini ve kanun teklifini geri çekmesini istiyorum.

Hepinizi, sevgi ve saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Grupları adına son söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kalaycı’nın bir de şahsı adına söz hakkı var; dolayısıyla ikisini birleştiriyorum, on beş dakika süre veriyorum.

Buyurun Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım; bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken 15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha nefretle ve şiddetle lanetliyorum. Milletimizi, Meclisimizi, millî kurum ve kuruluşlarımızı bombalayıp kurşunlayacak kadar gözü dönen FET֒cü canilerin darbe girişimi hamdolsun başarıya ulaşamamıştır. Darbecilere karşı canı pahasına mücadele veren, tanklara, helikopterlere, uçaklara, en ağır silahlara, kurşunlara ve bombalara karşı tereddüt göstermeden göğsünü siper ederek darbe girişimini püskürten, üstün cesaretini ve demokrasi tercihini tüm dünyaya gösteren aziz Türk milletinin bir ferdi olmaktan gurur ve onur duyuyorum.

Türk milleti hainlerden büyüktür, demokrasi darbeden büyüktür. İster FETÖ ister PKK/PYD isterse de IŞİD olsun Türkiye’yi geçemeyecekler, Türk milletini yenemeyeceklerdir. Türkiye zalimlere yem olamayacak kadar kudretlidir. Bir olalım, Türkiye'nin millî dava ve istiklaline bağlı kalalım.

FETÖ terör örgütüyle etkin ve çok boyutlu mücadele ederken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Öncelikle kişiler hakkında işlem yapılırken kesinlikle sağlam delil ve belgelere dayanmak esas olmalıdır. Paralel devlet yapılanmasının tüm unsurları tespit edilmeli, hepsi birden adaletin önüne çıkarılmalı, en ağır şekilde de cezalandırılmalıdır. Bu yapılıyorken masumların hakkını gasbetmek, suçsuz günahsız insanımızı mağdur etmek en az terör örgütünün zalimliği kadar tehlikelidir.

Aldığımız yoğun şikâyet ve eleştiriler, vatanını ve milletini canından aziz bilen kardeşlerimizin de FETÖ terör örgütüyle aynı kategoride ele alındığı yönündedir. Bu, doğru ve hakkaniyetli görülmeyecektir. Bu itibarla, idari ve kanuni tedbirler alınırken masumlara ilişilmemeli, onların hak ve insanlık onurları çiğnenmemelidir. Toplumun her kesimi kaygılı ve huzursuzdur. Eğer söylenenler doğruysa, FETÖ terör örgütüyle örgütsel herhangi bir bağı veya bağlantısı olmaksızın sadece geçmişte bu yapının banka, dernek, okul, dershaneleriyle ilişkisi olduğu gerekçesiyle işlem yapılıyorsa bakanlardan başbakanlara, milletvekillerinden belediye başkanlarına, bürokratlardan parti yöneticilerine kadar Adalet ve Kalkınma Partililerin cemi cümle alayını içeri almak gerekir. Bunu kesinlikle suçlamak kastıyla söylemiyorum, aynı durumda olanların yoğunlukla varlığını ortaya koymak için belirtiyorum.

Diğer taraftan, on dört yıldır ülkeyi yöneten ama milletin verdiği emanete sahip çıkamayan, bu yapıyı görmeyen, göremeyenin de AKP olduğu açıktır. “Bizi kimse uyarmadı.” diyemezsiniz. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin uyarılarını yıllarca dinlemeyen, üstelik ona saldıran ve hakaretler eden de Hükûmetin ve AKP’nin en yetkili ağızlarıdır.

Yine, teröristbaşı Fethullah Gülen’e önceden övgüler düzenler, elini öpmek için Pensilvanya’da kuyruğa girenler, “On iki yıl ne istedilerse verdik.” diyenler, onları devletin en önemli görevlerine getirenler, okullarına, banka ve şirketlerine, derneklerine, vakıflarına, sendikalarına, medyasına, tüm kurumlarına her türlü imkânı hem de devlet kesesinden sağlayanlar da ortadadır.

Dolayısıyla bu süreçte iktidarda sorumluluk mevkisinde bulunanlar, görevli ve yetkili olanlar “Bizi aldattılar, safmışız, ahmakmışız.” gibi sözlerle kendilerini bu işten sıyırmaya, sorumluluktan kurtarmaya çalışırken eğer masum insanlar mağdur ediliyor, zulme uğruyorsa, siyasi veya başka amaçlarla ahlaksızca kuru iftiralar atılarak yapılan ihbarlar üzerinden işlem yapılıyorsa bunun hesabını iki dünyada da veremezsiniz, bunun vebalinin altından kalkamazsınız, her şeyden önce Cenab-ı Allah’ın gazabından kurtulamazsınız. O sebeple Hükûmetten beklentimiz FETÖ terör örgütünün kökünü kuruturken suçluyu, suçsuzu birbirine karıştırmamaktır.

Diğer taraftan, bugünlerde PKK’nın alçakça saldırıları sonucu ardı ardına şehit haberleri gelmektedir. Hakkâri ve Siirt’te, 3’ü asker, 2’si polis 5 şehidimiz var. Şehit olan kahraman vatan evlatlarına Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine ve büyük milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum, yaralı kardeşlerimize de tez elden şifa ve deva temenni ediyorum.

FETÖ terör örgütünde olduğu gibi, PKK ve diğer terör örgütleriyle aidiyet, iltisak veya irtibatı olanlarla ilgili neden işlem yapılmıyor? Başta belediyeler olmak üzere devlette yuvalanmış terör örgütlerinin güdümünde bulunanlar ivedilikle açığa alınmalı ve adalete teslim edilmelidir. Yine, terör örgütleriyle aidiyet, iltisak veya irtibatı olan dernek, vakıf tüm özel kurum ve şirketlerle ilgili de gerekli işlemler derhâl yapılmalıdır. FET֒nün de, PKK’nın da, IŞİD’in de diğer terör örgütlerinin de kökü kazınmalı, hainlerden, alçaklardan, kalleşlerden hesap sorulmalı, hak ettikleri cezalar verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bu arada bir konuyu daha gündeme getirmek istiyorum. Darbecilere karşı mücadelede gururumuz olan polislerimizin ekonomik ve sosyal sorunlarına artık çözüm getirelim. Gerek çalışırken gerekse emekli olduktan sonra polisimizin ele güne muhtaç olmadan huzurlu, itibarlı, güvenli ve insanca bir hayat sürdürebilmesini temin edelim. Türk polisinin en başta gelen isteği, ek göstergelerinin yükseltilmesidir. Tamamına yakını yükseköğrenimli olan polislerimiz 3600 ek göstergeyi haklı olarak istiyor. Kamuda emsal alınabilecek birçok kadroya yapılan uygulamayı, verilen 3600 ek göstergenin kendilerine de verilmesini istiyorlar. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Hükûmetten beklentimiz ve isteğimiz, emniyet çalışanlarının özlük haklarını ve çalışma şartlarını iyileştirecek, polislerimize 3600 ek gösterge verilmesini de içeren düzenlemeyi bir an önce yapmasıdır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarıda, uluslararası iş gücüne dair düzenlemeler yapılmaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren yurt dışına iş gücü gönderen Türkiye, sonraki yıllarda, aynı zamanda, yabancı iş gücü kabul eden ve transit göçmenlerin geçiş yolu olarak kullandıkları ülke konumuna gelmiştir. Ülkemiz özellikle son yıllarda göçmen akınına uğramıştır. Ülkemize yönelen yoğun göç hareketleri sonucunda, gecikmeli de olsa, göç rejiminin dünyada geçerli olan politika ve uygulamalarla uyumlu kılınması için girişimlerde bulunulmuştur, bu konuda birçok yasal düzenleme yapılmıştır. Ancak, ekonomik kalkınmayı destekleyen ve kendi iş gücümüzün istihdam imkânlarını azaltmayan uygulamalar henüz tam oluşturulamamıştır. Türkiye kendi iş gücüne yeterli istihdam imkânı sunamamakta olup en başta gelen sosyoekonomik sorunlardan birisi işsizliktir. İşsizlik sorunu AKP iktidarı döneminde kronik hâle gelmiştir. Özellikle genç işsizlik, resmî verilere göre bile, çok yüksek oranlardadır. İstihdam ve eğitim arasındaki bağın yeterince kurulamaması ve mesleki eğitimin iş gücü piyasası ihtiyaçları doğrultusunda istenilen ölçüde verilememesi, insan gücü niteliği ile iş gücü piyasasının talebi arasında dengesizliklere yol açmış ve eş zamanlı olarak hem işsizliğe hem de boş iş pozisyonlarına neden olmuştur. Nitekim, ülkemizde milyonlarca işsiz bulunmasına karşın, bugün işverenlerimiz aradığı vasıflı elemanları bulmakta güçlük çekmekte, hatta bazı mesleklerde bulamamaktadır. İhtiyaca göre eleman yetiştirilememiş olması on dört yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten AKP hükûmetlerinin bu alandaki beceriksizliğinin ve başarısızlığının somut göstergesidir. Türkiye'nin genç nüfusu birçok ülkeye nazaran fazladır. Ne yazıktır ki, stratejik üstünlük ve millî servet olarak değerlendirdiğimiz bu gerçek hak ettiği ilgi ve yakınlığı görememektedir. Sağlanan eğitimin, iş imkânlarının ve hayat standardının, geleceğimizin teminatı olduğunu sürekli tekrarladığınız gençlerimiz açısından yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Milyonlarca gencimiz iş aramakta, kimseye muhtaç olmadan insanca bir iş ve gelir imkânına sahip olmayı talep etmektedir. Bu onların en tabii hakkıdır.

Ülkemizde işsizlik sorununa çözüm bulunamaması ve genç nüfusa yeterli istihdam imkânları oluşturulamaması, yurt dışına yönelen göç eğiliminin özellikle yüksek vasıflı iş gücünde yaygınlaşmasına neden olmuştur. OECD verilerine göre Türkiye'den yurt dışına yönelen yükseköğrenim görmüş kişilerin sayısı 2002 yılına kıyasla 2010 yılında yüzde 82 oranında artmıştır.

Yabancı iş gücüyle ilgili bazı düzenlemeler gerekli olmakla birlikte, bizim ülke olarak planlı bir iş gücü göç politikası belirlemenin yanında, öncelikle vasıflı iş gücümüzün ülkede kalmasını ve diğer ülkelere gidenlerin geriye dönüşünü sağlayacak politikaları uygulamamız, beyin göçünü tersine çevirmemiz gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde çalışma hayatıyla ilgili çözüm bekleyen birçok sorun bulunmaktadır. Bu kapsamda toplumun tüm kesimlerine insana yaraşır iş fırsatlarının sunulduğu, iş gücünün niteliğinin yükseltilip etkin kullanıldığı, çalışma şartlarının iyileştirildiği, ücret-verimlilik ilişkisinin güçlendirildiği, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlandığı bir çalışma hayatı ve iş gücü piyasasının oluşturulması için gerekli yapısal reform ivedilikle yapılmalı ve önlemler alınmalıdır.

Taşeron işçilik, çalışma hayatının en temel sorunu hâline gelmiştir. İnsan onuruna yaraşır düzgün iş tanımını yok sayan taşeron işçilik uygulaması çalışma hayatının dengelerini bozmuş, ekonomik ve sosyal olarak büyük bir tahribata neden olmuştur. Kölelik sistemiyle eş değer bir hâle gelen ve kabul edilemez olan bu uygulamaya dönük politikalar bir an önce terk edilmelidir. AKP Hükûmeti, taşeron işçileri yıllardır oyalamakta ve sürekli de aldatmaktadır. Kamuda çalışan taşeron işçilere kadro verileceği sözlerine karşın, bugüne kadar bir şey yapılmamıştır. Bizzat Başbakan tarafından tüm taşeron işçilerine müjde verilmiş, bunun üzerine taşeron işçiler âdeta bayram sevinci yaşamış ancak ayrıntılar açıklanınca hayal kırıklığına uğramıştır. Kamuya alınacağı açıklanan taşeron işçiler zaten kamu işinde çalışmakta ve yargı kararlarına göre kamu işçisi sayılmakta olup esasen kamunun kadrolu personeli olmayı beklemektedir.

AKP iktidarı, işsizliği önlemeye yönelik politikalar uygulamak yerine, işsizliğin olumsuzluğunu fırsata dönüştürerek bir sömürü düzeni kurmuştur. Bugün birçok kamu hizmeti, başta taşeron işçileri olmak üzere, sözleşmeli, 4/C'li, vekil, geçici, fahri ve İŞKUR elemanı statüsünde çalıştırılan personel eliyle yürütülür hâle gelmiştir. AKP'nin siyasi nema sağlama amacıyla sürdürdüğü bu uygulamaların en büyük mağduru, yandaş olmayan ve bu yollarla iş bulamayan işsiz gençlerimizdir. Bunlar, girdiği merkezî sınavı kazanarak ataması yapılmayan, bir türlü sıra gelmeyen ve sıra gelmeden de kadroları başka yollarla doldurulan milyonlarca gencimizdir. AKP Hükümeti, yıllardır atanmayı bekleyen milyonlarca KPSS mağduru gencimizin haklarını yemiş ve yemeye devam etmektedir.

Çalışma hayatıyla ilgili yapısal sorunlara duyarsız kalan, sömürü ve kölelik düzeninden bir türlü vazgeçmeyen Hükûmet, bu tasarıyla yabancı iş gücüne dair düzenleme yapmaya koyulmuştur. İşsiz gençlerimize istihdam imkânı sunamayan, KPSS sınavına girmiş milyonlarca gencimize sahip çıkmayan AKP Hükûmeti, yabancı iş gücü çalıştırmanın derdine düşmüştür. Bakınız, bu tasarıda yüz binlerce mühendis, mimar, şehir planlamacısı aleyhine birçok olumsuzluğu içeren, karşılıklılık ilkesi de gözetilmeksizin yabancı mühendis ve mimarların sınırsız, sorumsuz, denetimsiz ve kuralsız çalışabilmelerinin önünü açan düzenleme yapılmaktadır.

Yine bu tasarıyla, eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasında Türk vatandaşı olma şartı kaldırılmaktadır. Yasa çıkınca özellikle Suriyeli doktor, hemşire ve diğer sağlıkçılar boş kadrolarda sözleşmeli olarak çalışabileceklerdir.

Hükûmet yabancı iş gücüne sağladığı imkân ve fırsatları, Suriyelilere verdiği değeri kendi insanına vermemektedir. Sağlık çalışanlarının onca sorunu varken bunlara çözüm getirmeyen, taşeron personeline, vekil ebe ve hemşirelere, aile sağlığı çalışanlarına kadro vermeyen AKP Hükûmeti, Suriyelileri boş kadrolara atamak için kanun çıkarmaktadır.

Hükûmet, sözler de vermiş olmasına rağmen, çalışanların yıpranma payıyla ilgili düzenlemeyi bir türlü yapmamaktadır.

Yine, sağlık çalışanlarının ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasıyla ilgili talebi yerine getirilmemektedir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kalaycı.

Böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölüm üzerinde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

28’inci maddenin (2)’nci fıkrası üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (2)’nci fıkrasıyla değiştirilmesi öngörülen 21/02/1963 tarihli 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı Değerli Kağıtlar Tablosunun (4) numaralı sırasındaki “ikamet izni" ibaresinin "Yabancılar için İkamet Belgesi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Fahrettin Oğuz Tor                         Baki Şimşek                                     Kadir Koçdemir

               Kahramanmaraş                               Mersin                                                Bursa

          Ahmet Selim Yurdakul                    Deniz Depboylu                                      Erhan Usta

                     Antalya                                      Aydın                                               Samsun

                  Arzu Erdem

                    İstanbul

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık

          İzmir                                                Kayseri

“(2) 21/2/1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanununa bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu"nun (4) numaralı sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı Tabloya aşağıdaki sıralar eklenmiştir.

‘4. İkamet izni 10 TL'

‘16. Yabancı çalışma izni belgesi 10 TL

17. Çalışma izni muafiyeti belgesi 10 TL’”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı konuşacaklar.

Buyurun, süreniz beş dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (2)’nci fıkrası üzerine verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Atatürk’ün “En büyük eserim.” dediği Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik, sosyal hukuk yapısının “ama”sız korunması gayreti içerisinde olan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Bugün Siirt ve Hakkâri’de şehit olan 3 asker ve 2 polisimize Allah’tan rahmet ve tüm halkımıza da başsağlığı diliyorum.

Görüldüğü üzere terör devam ediyor; acilen olağan düzene geçme konusundaki hassasiyetimizin ne kadar önemli olduğunu, şimdi, herkes çok daha iyi anlamış bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısı aslında geçen dönemde yani 24’üncü Dönemde de karşımıza gelmişti; o zamanki sıra sayısı 707’ydi, o zamanki adı -tasarı, hemen hemen aynı olmakla beraber tasarı- “Yabancı İstihdamı Kanunu Tasarısı”ydı, yabancıları istihdam etmek üzere hazırlanan bir tasarı. Ancak, işsizlik oranının çok yükseldiği, özellikle genç işsizlerin oranının yüzde 20’leri geçtiği ülkemizde bu kanun tasarısının adı, kamuoyunu da rahatsız ettiği için, daha afili, daha süslü, daha böyle güzel bir hâle getirildi yani zarf değişti, mazruf aynı; adı “Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı” olarak geldi. Aslında bu konuştuğumuz konu, yabancıların istihdamı kanunudur yani yabancılar ülkemizde nasıl istihdam edilecek, bu kanundur. Ama, bizim gücümüzün büyük bir kısmını kendi evlatlarımızın nasıl istihdam edileceği konusuna vermemiz gerekiyor.

Şimdi, Sayın Bakan ve sayın diğer komisyon üyeleriyle bazı maddelerde uzlaşmaya vararak bu tasarıyı tartışıyoruz. Ancak, Sayın Bakan, dünkü Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısının ardından Komisyon üyelerimizde çok ciddi bir sıkıntı ortaya çıktı. Plan ve Bütçe Komisyonunda daha önce kara paranın aklanması ve Türkiye’ye getirilmesi konusunda çok ciddi mücadeleler verilmişti, bu konuyla ilgili madde engellenmiş ve o tasarıdan çıkarılmıştı ve güle oynaya o tasarı buradan geçmişti. Şimdi, dün Plan ve Bütçe Komisyonu, ortak mutabakatla tasarıdan çıkarılan maddeyi yeniden konuştu, kabul etti, getirdi. Bu, bizim güvenimizi ciddi şekilde sarstı. Eğer bugün uzlaşarak, birbirimize söz vererek getirdiğimiz bu değişikliklerde yarın geri adım atarsanız inanın bir daha sizinle hiçbir konuda asla oturup konuşmayacağız; bu kadar net konuşuyorum. O yüzden, birbirimize verdiğimiz sözler namustur, bu sözlerin de tutulacağına ben eminim, sizin de böyle bir tarzınız olduğunu biliyorum.

Şimdi biz bu maddeyle, bu önergeyle ne getiriyoruz? Değerli kağıtları ucuzlatıyoruz, diyoruz ki: Değerli kağıtlar daha ucuz olsun. Bir yandan, biz çok basit bir şekilde yani 50 liraya, 10 liraya falan düşürmeye çalışırken Sayın Bakan, diğer yandan, Resmî Gazete’de dün yayınlanan bir kararla milletvekillerine tatilde bile yıpranma payı getirdiniz. Bu, hepimizi çok ciddi şekilde yaraladı Sayın Bakan. Böyle bir uygulamanın Meclis tarafından çıkmadığını halkımıza anlatmak istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin veya herhangi bir milletvekilinin bu konuda bir dahli yoktur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı milletvekillerinin tatilde bile yıprandığına karar vermiş ve fiilî hizmet zammı uygulamıştır. Bu, doğru değildir, bu uygulama yanlıştır; derhâl geri çekilmelidir. Yıpranma payı vatandaşlarımıza uygundur, sağlıkçılara uygundur, emniyet görevlilerine uygundur ama milletvekillerine sorulmadan böyle bir uygulamanın yapılması, hele hele böyle bir dönemde yapılması milletvekillerinin tamamını, hepimizi halkın önünde bir hedef hâline getirmiştir.

Bunun milletvekillerinin rızasıyla olmadığını tekrar dile getiriyorum. Bu uygulamadan derhâl vazgeçilmesi gerektiğini ve bu fiilî hizmet zammının vatandaşlara uygulanması gerektiğini tekrar ısrarla söylüyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.41

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

403 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 28’inci maddenin (2)’nci fıkrası üzerinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (2)’nci fıkrasıyla değiştirilmesi öngörülen 21/02/1963 tarihli 210 sayılı Değerli Kâğıtlar Kanunu’na bağlı Değerli Kâğıtlar Tablosunun (4) numaralı sırasındaki “ikamet izni" ibaresinin "Yabancılar için İkamet Belgesi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekili Deniz Depboylu.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (2)’nci fıkrası üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, 15 Temmuzda yaşadığımız hain ve elim darbe girişimi sonucu ilk olarak söz almış bulunmamdan dolayı demokrasimize yönelik bu hain saldırıyı kınıyor, bugün de şehit düşen askerlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, iş arayan bunca vatandaşımız umutla beklerken onların yerine ithal iş gücünü istihdam etmeye yöneliktir. Ülkemizde mevcut işsiz durumu göz önüne alındığında son yapılan açıklamalara göre 2 milyon 824 bin işsiz Türk vatandaşı bulunmaktadır. Özellikle son zamanlarda yaşadığımız olaylar sonrasında ülkemizin bacasız sanayisi olarak kabul edilen turizm alanındaki kriz ve bu yılın kayıp ilan edilmesi, sezonu herhangi bir şekilde atlatabilecek işletmecilerin sezon sonunda tam bir çöküş yaşayarak kriz darbesiyle yıkılacağını göstermektedir. Bu durum işsizlik oranını daha da artırması sebebiyle bizi kaygılandırmaktadır. Son olarak 15 Temmuz sonrası seçim bölgem olan Aydın’ın Kuşadası ilçesinde iptal edilen 23 yolcu gemisi seferleriyle 35 bin turist gelemeyecek. Kamu personelinin iptal edilen izinleri sebebiyle yerli turizmin belkemiğini oluşturan memurların da tatile çıkamamasından dolayı turizm ve çalışanları son demlerini yaşamaktadırlar.

Yaşanan ve artacak bu işsizlik sorunu var iken “yabancı uyruklu çalışanlar” adı altında özellikle Suriye’den sığınmacı olarak gelen kişilere prim verilmesi vatandaşlarımıza karşı yapılmış bir haksızlıktır. Amaç nedir, sebep nedir? Sığınmacılara vatandaşlık hakkı mı vermektir? Yüce milletimizin iş bekleyen evlatlarının dedeleri bu toprakları korumak uğruna “Vatan namustur.” demiş, kaçmamış, vatanını terk etmemiş, savaşmış ve şehit düşmüştür. Bu ülkede iş sahibi olmak, vatanı milleti için çalışmak önce onların evlatlarının hakkıdır. Kendi vatandaşlarımız işsiz kalırken, geçim sıkıntısı çekerken yabancıların hamisi rolüne bürünmek haksızlıktır, adaletsizliktir.

Düne kadar Hükûmet olarak yaptığınız hatalar bugün yaşadığımız sorunların sebebidir. Her ne kadar bazı hesapları bugün birlik ve beraberliğimizi korumak adına şimdilik gündeme getirmiyorsak da yeni yapacağınız hatalara da göz yumacağımızı düşünmeyin, bu şekilde susacağımızı zannetmeyin.

FETÖ/PDY örgütünün devleti ele geçirmek üzere semirip palazlandığı süre içinde kaç çocuğumuzun, gencimizin, iş bekleyen, evini geçindirmek için nafaka peşinde olan vatandaşlarımızın hakkı yendi? Çalınan LYS, OKS, SBS, YGS, KPSS, ALES, kaymakamlık sınavlarının, tıpta uzmanlık sınavlarının, askerî lise sınavlarının sorunlarını düşündüğümüzde, maddi manevi fedakârlıklarla çocuklarını okutan, onlar için çırpınan anne babaların, gece gündüz çalışan çocuklarımızın haklarının nasıl yendiğini de göz önüne sermiş oluyoruz.

Şimdi ise zorla, emekle hak edilmiş diplomalarıyla iş bekleyen gençlerimizin hakları yabancılara mı hediye edilecek? Elbette çocuklarımızın, gençlerimizin geleceği için onlara değer katacak, ufuklarını açacak, onlara bilgi kazandıracak, başarı ve bilgi sahibi olmuş, bugüne kadar başarılarıyla, hizmetleriyle belli bir yere gelmiş bazı yabancı eğitimci ve meslek mensuplarının ülkemizde çalışmaya başlaması normaldir. Ancak bizim çok sayıda yetişmiş mimarımız, mühendisimiz varken, doktorumuz, hemşiremiz varken neden bu haklar bizim çocuklarımıza, gençlerimize değil de yabancılara veriliyor?

Devletin en büyük görevi yabancılara, sığınmacılara istihdam kapısı açmak değil, vatan evlatlarını korumak ve gözetmektir. Özellikle düne kadar iş birliği hâlinde olduğunuz ve -daha doğrusu- iyi geçindiğiniz vakıfların, derneklerin bugün size yaptığı ihanetleri düşünürseniz, bundan sonra da bir durum söz konusu olduğunda bu diğer vakıflara, derneklere de çocuklarınızı emanet etmemeniz, devlet koruması altına almanız gerektiğini de hatırlatmak istiyorum.

Size büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” sözünü hatırlatıyor, vatanımızı, milletimizi Türk mimarlarına, mühendislerine, vatan, millet sevgisiyle yetişmiş tüm uzmanlık alanlarına mensup mezunlarımıza, işçilerimize, memurlarımıza emanet ediniz diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (2)’nci fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 28’inci maddenin (2)’nci fıkrası kabul edilmiştir.

Şimdi 28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentleri üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (a), (c), (ç) ve (d) bentlerinde yer alan “çalışma izni, çalışma izni muafiyeti” ibarelerinin “yabancı çalışma izni, yabancı çalışma izni muafiyeti” olarak değiştirilmesini, (b) bendinde de yer alan "Pasaport, İkamet Tezkeresi, Çalışma İzni, Çalışma İzni Muafiyeti, Vize ve Dışişleri Bakanlığı Tasdik Harçları” ibaresinin "Pasaport, İkamet Tezkeresi, Yabancı Çalışma İzni, Yabancı Çalışma İzni Muafiyeti, Vize ve Dışişleri Bakanlığı Tasdik Harçları" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Fahrettin Oğuz Tor                  Ahmet Yurdakul                          Kadir Koçdemir

              Kahramanmaraş                          Antalya                                      Bursa

                Baki Şimşek                          Arzu Erdem

                   Mersin                                İstanbul

BAŞKAN – Maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin (3) no.lu fıkrasının (d) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

              Yakup Akkaya                        Aytuğ Atıcı                              Ünal Demirtaş

                   İstanbul                                Mersin                                    Zonguldak

 

                  Ali Yiğit                                                                            Çetin Arık                                    İzmir                                                                                Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrası üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen vahim ve olağanüstü olaylar karşısında vatanımız ve milletimiz büyük tehditler altında kalmıştır, büyük sıkıntılar yaşamıştır ve büyük badireler atlatmıştır. İşte, o gece Türk milleti kararlı bir şekilde, birlik ve beraberlik ruhu içerisinde, büyük bir cesaretle kenetlenmiştir ve hainlere karşı tek yürek olmuştur. Bu vakur duruş ve cesaretlerinden dolayı aziz Türk milletine minnetimiz sonsuzdur. Devletimiz ve milletimiz bölünmez bir bütündür, millî birlik ve beraberliğimizi kimse bozamamıştır ve bozamayacaktır; bunun altını çizmek istiyorum.

Demokrasi mücadelesi uğruna hayatını kaybetmiş olan şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Ayrıca, şu an hâlâ tedavi altında olan yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Hainlere karşı mücadele eden emniyet güçlerimize ve askerlerimize de derin minnetlerimi belirtmek istiyorum.

Darbe akşamı ilk açıklamayı yaparak devletin yanında olduğunu ifade eden liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi darbenin püskürtülmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Yıllardan beri üzerinde durduğu, okyanus ötesi ve Fethullah Gülen tehlikesi konusunda da haklı çıkmıştır, tarih bunu yazacaktır. Buradan bu güzel ülkenin bir Türk evladı olarak liderimizi de saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, darbe girişimi öncesine kadar yapılan YGS sınavları yalan oldu, LYS sınavları yalan oldu, KPSS sınavları yalan oldu yani kısacası tüm sınavlar yalan oldu. Mülakatla atamalar da yalan oldu çünkü fesat ve hile karışmıştı. Farklı gerekçelerle görevden alınmalar da yalan oldu, adalette verilen kararlar da yalan oldu çünkü fesat ve hile karışmıştı. Aziz milletimizin haklı feryatları gerçek çıktı. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimizin haklı taleplerini bu kürsülerden gündeme taşıdık ve sürekli aktardık, bundan sonra da taşımaya devam edeceğiz.

Demokrasi mücadelesi uğruna ölümü göze alan aziz milletimize borcumuz var arkadaşlar. Bu borç kamu spotlarıyla ödenemez, bu borç övgüyle ödenemez. Bu borç, bundan sonra atılacak olan her adımda haklının hakkını vererek ödenir. Bu hususta iktidar partisi, bundan sonra Milliyetçi Hareket Partisinin ilkesi olan “Önce vatan, sonra millet, en son partim.” demelidir. “Ben” dili kaldırılmalıdır, tevazu hâkim olmalıdır, birlik ve beraberlik içerisinde, sadece ama sadece vatanımız ve milletimiz için mücadele edilmelidir. FETÖ, PKK, IŞİD ve vatanımıza, milletimize kastetmiş olan tüm terör örgütlerinin kökü kazınmalıdır ve istikrarlı bir şekilde bu konuda mücadele edilmelidir. Lakin bugün bize gelen talepler de dikkate alındığında milletimiz yeni yanlışlarla mağdur edilmemelidir.

Görüşülmekte olan Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’yla yabancı uyruklulara süresiz oturma ve çalışma izninin önünün açılacağı vurgulanmaktadır. Aynı nitelikte Türk uzmanlarımız varken neden yabancı uzmanlar tercih edilmeli, farklı ülkelerde burada kotalar konmuşken bizde neden kotalar yok, bu sorulmalıdır.

Yine, aynı tasarıyla, Türkiye’de lisans ya da lisansüstü eğitim gören yabancı uyruklulara çalışma izni verilmesi hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 700 bini üniversite mezunu olmak üzere 6 milyon kayıtlı işsiz bulunmaktadır. Bu sistemle işsizlik daha da artacaktır, yabancılara açılan bu kapılar milletimizin istihdamına kilit vuracaktır. Ülke içindeki durum düzeltilmeden, işsizlik sorunu giderilmeden uluslararası istihdam desteklenmemelidir, öncelikle kendi milletimiz desteklenmelidir.

Konuşmama Ulu Önder Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle son vermek istiyorum. “Yüzyıllardan beri Türkiye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir; yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir, Türkiye'yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak Türkiye'de, Türkiye'den başka bir şey düşünmemek suretiyle telafi edebiliriz.” Gelin, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözünü hep birlikte ilke edinelim.

Çok teşekkür ederim.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin (3) no.lu fıkrasının (d) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Ali Yiğit (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Ali Yiğit konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Yiğit. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ YİĞİT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (d) bendiyle ilgili önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, hepimiz aynı gemideyiz; başka bir Türkiye, başka bir Anadolu, başka bir vatan yok; batarsak hep birlikte batacağız, çıkarsak hep birlikte çıkacağız. Onun için, ortak bir akla, sağduyuya, uzlaşıya bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır çünkü ülke olarak darbelerden çok çektik. Her darbe ülkemizi, demokrasimizi en az yirmi yıl geriye götürdü; toplumu böldü, ayrıştırdı, birlikte yaşama iradesini ortadan kaldırdı. Artık bu toplumun yeni bir darbeye tahammülü yoktur. İşte bunun içindir ki “Yeter! Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” dedi, meydanlara indi insanlar. Bizler de milletin temsilcileri olarak onların gösterdiği bu iradenin gereğini yerine getirmek zorundayız. Onun için bütün farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp hiçbir komplekse kapılmadan kendi hesaplaşmamızı yapacağız. Bu bizi eksiltmez, küçültmez, tam tersine daha da olgunlaştırır, büyütür.

Bu bağlamda, 15 Temmuzdan bugüne ortaya çıkan bilgiler, ifadeler, belgeler tehlikenin ne kadar büyük olduğunu gözler önüne sermiştir. Darbe girişiminde bulunanların kendi Meclisini, kendi insanlarını bombalayacak kadar zalim olduklarını gördük. Ancak yaşananlar bir gerçeği daha ortaya çıkarmıştır, o da ülkemizde bir yönetim sorunu, boşluğu olduğudur. Bu zafiyet sadece devleti yönetenlere değil, kurumlara da sıçramıştır. Demek ki biz geçmişten hiç ders almamışız, aynayı kendimize hiç tutmamışız. Umarım bu son olur. Bunun için öncelikle bir zihniyet değişimine ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum çünkü her şey düşünceden başlar, söz ve davranış düşünceyle başlar, şekillenir. Eğer başkalarının karar ve yargılarıyla değerlendirmeler yapıp, çizilen sınırlar içine kendimizi hapsedip irade ortaya koyamazsak bize ihsan edilmiş olan zekâmızı, aklımızı, varlığımızı inkâr etmiş oluruz. Bu nedenle hepimizin önceliği, demokrasiyi bütün kurum ve kuruluşlarıyla yaşatmak, hatta daha da geliştirmek olacaktır.

Değerli milletvekilleri, çağdaş demokrasilerde üç temel ayak vardır. Bunlardan biri özgürlük, ikincisi eşitlik, diğeri adalettir. Bize düşen, öncelikle özgürlük, eşitlik ve adaletin önündeki engelleri kaldırmaktır. Ancak şu anda tam tersi uygulamalar içinde olduğumuzu görüyorum. Ülkemiz darbe travmasını atlatmadan başka bir travmayla karşı karşıya kalmıştır, yaratılan ortam bütün insanlarda tedirginlik uyandırmıştır. Bu konuda ülkemizin birçok yerinden, haksızlıklar yaşatıldığına dair duyumlar alıyoruz. Oysa bu sürecin çok hassas bir şekilde yürütülmesi, devletin zirvesinde, Parlamentoda oluşturulan hoşgörü ve anlayışın uygulamalara da yansıtılması gerekir. Bu konuda Hükûmeti daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, içte yaşadığı bu sorunların yanı sıra bölgedeki gelişmelerden de en çok etkilenen ülkelerden biridir. Bu ülkeye fazlasıyla göç almaya başladık. Son zamanlarda hem emek göçü var hem öte yanda, Suriye’den gelen, sayıları 3 milyonu aşan mültecilerin yasa ve kayıt dışı biçimde istihdam edilmesi yabancı istihdam sorununa yeni bir boyut kazandırmıştır. Ancak tasarı bu gerçeklerden uzak, tek taraflı olarak hizmet ticareti sınırlamalarımızı kaldırmaktadır. Yabancılara sınırsız olarak kapılarımızı açmakta ve müzakerelerde ülkemizi dezavantajlı hâle getirmekte olduğumuzu görüyorum.

Bunun örneği 28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (d) bendinde. Burada yapılan düzenlemeyle 403 sayılı Harçlar Kanunu’nun 85’inci maddesinde düzenlenen harç muafiyetleri arasına “çalışma izni” ve “çalışma izni muafiyeti” de eklenmiş ve bazı ülkelerle yapılmış olan ikili anlaşmalar çerçevesinde verilen ikamet izinlerine yönelik harç almama uygulaması çalışma izinleri için de geçerli hâle getirilmiştir. İkamet izinleri ile çalışma izinlerini bir tutmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu nedenle harçlar muaf tutulmalıdır.

Bu düşüncelerle (d) bendinin tasarıdan çıkarılmasını öneriyor, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (e) bendi üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (e) bendine eklenen (h) bendinin “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından çalışma izni ve çalışma izni muafiyeti alanlar…” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                               Sibel Yiğitalp                          Behçet Yıldırım

                   Diyarbakır                                                   Diyarbakır                                 Adıyaman

        Filiz Kerestecioğlu Demir                                    Osman Baydemir                      Meral Danış Beştaş

                    İstanbul                                                      Şanlıurfa                                     Adana

BAŞKAN – Maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (e) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                         Çetin Arık

        İstanbul                                              Mersin                                               Kayseri

        Ali Yiğit                                        Ünal Demirtaş                                       Seyit Torun

          İzmir                                              Zonguldak                                              Ordu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, dün Kamışlı’da IŞİD çeteleri tarafından yapılan saldırıyı kınadığımı, tüm yaralılara geçmiş olsun dileklerimi ve kaybettiklerimizin ailelerine de başsağlığı dilediğimi iletmek istiyorum. Gerçekten, dünden beri düşen fotoğraflar ve orada yaşanan vahşet hepimizin maalesef çok yakından bildiği bir durum.

Değerli arkadaşlar, evet, gerçekten darbe tehdidinin bir daha yaşanmaması… Bu toplumsal konuda özellikle bir cinnet atmosferinin olduğu ve gerçekten halkın bu darbeye karşı tutumunu çok iyi değerlendirmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz ve bir daha bu tehdidin yaşanmaması için de hepimizin önünde duran en önemli görev ve sorumluluk Türkiye’de toplumsal barışı ve atmosferi yaratmak olmalıdır.

Toplumda, gerçekten, şu anda ciddi bir güven bunalımı da yaşanıyor. Hepimiz halkın içindeyiz, farklı yerlere gidiyoruz, “Gelecekte ne olacak, bu darbe bir daha olabilir mi?” Özellikle, televizyon programlarında her akşam generallerin yaptığı tartışma, emin olun, Türkiye’de halkın ruh sağlığını neredeyse bozmuş durumda. Biz bile üç dört saat izleyemiyoruz, zaten izlemek mümkün değil. Her an bir tehdit olabilir, şu olabilir, bu olabilir diye başka bir psikolojiye de geçmiş durumdayız.

OHAL kararından sonra yayımlanan kanun hükmünde kararnamelerle ilgili de ciddi bir tartışma var. Sadece Türkiye’de değil, uluslararası alanda da bu tartışmaları görüyoruz. Mesela bugün Sınır Tanımayan Gazeteciler bir açıklama yaptılar ve Türkiye’nin zaten basın özgürlüğünde 151’inci sırada olduğunu hatırlatarak 180 ülke arasında, basın-yayın özgürlüğüne yönelik müdahalelere, gazetecilere yönelik gözaltıların ciddi bir endişe kaynağı olduğunu ifade etmiş durumdalar. Yine, Avrupa Konseyi yaptığı açıklamada kanun hükmünde kararnamelerin ulusal üstü sözleşmelere ve hukuk devleti ilkelerine dair eleştirilerini sıralamış.

Bunları niye söylüyorum? Şu sebeple söylüyorum: OHAL Kanunu’na ilişkin ilk gün yaptığımız açıklama maalesef geçerliliğini hâlâ koruyor. OHAL Kanunu vahim bir kanun, darbecilerin yaptığı bir kanun. Hükûmete, Bakanlar Kuruluna gerçekten muazzam yetkiler veriyor. Bu her türlü tartışmanın dışında. İlk gün de ifade ettiğimiz gibi OHAL Kanunu’nun verdiği yetkilerin Hükûmet tarafından çok özenle ve titizlikle kullanılması ve bunun hukuk devleti olma ilkesine, demokrasiye, hak ve özgürlüklere zarar vermemesi gerçeğini ifade etmiştik ama bugün özellikle gözaltı süresinin otuz gün olması hepimiz açısından sadece ve sadece işkenceyi çağrıştırıyor ve herkesin tanıdığı gazetecilerin gözaltına alınması da başka bir endişeyi tetikliyor. Çünkü biz geçmişi pirüpak, işkencesiz, demokratik bir rejimden aniden darbeyle karşılaşmadık. Bu sorunlar vardı ve bu sorunların üstüne OHAL kararı ilan edilince çok daha özenli olmak gerekiyor.

Bu dönemde başka bir titiz olmamız gereken nokta da çokça söylenen millî birlik ve beraberliğe aykırı tutum ve davranışlar. Özellikle Beştepe’de Cumhurbaşkanı tarafından toplanan zirvenin ilk çağrısını Halkların Demokratik Partisinin yaptığını hatırlatmak isterim. Gerçekten HDP bu ülkenin partisi değil mi? 6 milyon seçmen Türkiye yurttaşları değil mi? 6 milyon seçmenin ailesiyle birlikte Türkiye nüfusunun dörtte 1’ini temsil eden halk, yurttaşlar bu ülkede yaşamıyor mu? Bu sorular şu anda sıkça sorulan sorular arasında. Peki, HDP neden bu şekilde bu uzlaşı ve toplumsal mutabakat dışında tutulmaya çalışılıyor? Bir kere, darbeye, darbecilere her zaman karşı olduk çünkü darbenin ilk hedeflerinden biri biziz, demokrasi savunucularıdır. Darbe, demokrasi düşmanıdır ve HDP’nin bu şekilde ötekileştirilmesi, Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olması dışında aynı zamanda seçmenlerini, yurttaşlarını, Kürt halkını ve diğer halkları da nasıl bir psikolojiye sokar bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Kürtler ayrıldı mı bu memleketten? HDP seçmenleri bu ülkeden ayrılma iradesini mi gösterdi? Hayır. Ama asıl bölücülüğün, asıl ayrıştırmanın, asıl ötekileştirmenin bu tip politikalar olacağını ifade etmek istiyorum ve bundan sonra toplumsal mutabakatı bozmamak adına ve gerçekten darbeyle başa çıkmak için hepimizin sarılacağı yegâne ilkelerden biri eşitlik ve demokrasidir diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (e) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Seyit Torun (Ordu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ordu Milletvekili Seyit Torun konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Torun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEYİT TORUN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz günü demokrasimize, devletimize karşı gerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimini bir kez daha şiddetle lanetlerken, şehitlerimizi rahmetle anarken ifade etmeliyim ki 15 Temmuzla birlikte açıkça ortaya bir gerçek çıkmıştır. Devleti yönetenler, ehliyet ve liyakati unutmamalıdır. İdeolojik saiklerle, inanç aidiyetleriyle ya da siyasi sebeplerle devlette kadrolaşmaya gitmenin sonuçlarını ne yazık ki çok acı bir şekilde yaşamış bulunmaktayız. Bundan sonraki sürecin hukuk çerçevesi içinde yürütülmesi ise Türkiye'nin normalleşmesi ve demokrasimiz için artık olmazsa olmazımızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında işsizlik geliyor. İş aramaktan ümidini kesenlerle birlikte 6,5 milyon işsizimiz var, bunların yaklaşık 1 milyonu üniversite mezunu ve 17 milyon yoksul vatandaşımız var. Durum böyleyken iktidar tam da kendi vatandaşlarımızın aleyhine bir kanun çıkarmaya çalışmaktadır. Bu kanun tasarısının 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasıyla yabancılara, nitelikleri bir yana, çalışma ve ikamet izni dahi almalarına gerek kalmaksızın muafiyet tanıyoruz. Anlaşılıyor ki kamu düzenini ve güvenliğini sağlamaya çalıştığımız bu dönemde iktidar yaşananlardan hiçbir ders çıkarmamıştır. Elini kolunu sallayan Türkiye'ye gelecek, vatandaşlık alacak, çalışma izni muafiyeti alacak.

Değerli milletvekilleri, akademik ve mesleki yeterliliğini kanıtlayamayan -diploma denkliği aranmayan- yabancı ülke çalışanlarını nitelikli iş gücü sayıyoruz, onları vatandaşlığa alıyoruz; nitelikli iş gücü olarak kendini kanıtlayan yurttaşlarımızı ise önemsizleştiriyoruz, değersizleştiriyoruz. Bugün, ülkemizde öğrenim gören 434 bin mühendislik, mimarlık öğrencisi işsizlik tehdidiyle karşı karşıyayken, 100 bini aşkın mühendis ve mimar işsizken, işsiz vatandaşları ve gençleri çalışacak iş bulamazken Türk vatandaşlığı verip çalışma izni ve muafiyet tanıyarak yabancıların eline bu önemli mesleklerin yalnızca beyana dayalı biçimde teslim edilmesi akıl alır şey değildir.

Değerli arkadaşlar, gelişmiş ülkeler vatandaşlarımıza turist vizesi dahi vermezken biz tüm dünya ülkeleri vatandaşlarına “Gel, nasıl olursan ol, gel.” diyoruz. Onları hiçbir denetime, kontrole tabi tutmaksızın ülkemize getirip beyana dayalı meslek icra etmelerine olanak sağlayacağız. Hiç kimsenin gitmek istemediği Suudi Arabistan bile bizim yetişmiş insan gücümüzü sınava tabi tutuyor. Batı ülkelerinin neredeyse tamamı kendi meslek kuruluşlarının koyduğu şartları sağlamayan yabancıya çalışma izni vermezken ülkemize gelecek yabancılar diploma denkliğine ve mesleki yeterliliğe tabi olmayacaktır. Bu, kabul edilebilir bir şey değildir.

Bu kanun tasarısıyla halkımızın ve ülkemizin çıkarları göz ardı edilmektedir. Her türlü sanayimiz, enerji santrallerimiz, ormanlarımız, kıyılarımız ve eğitim ve sağlığımız yabancı sermayeye pazarlanmaktadır. Ülke vatandaşı olan nitelikli iş gücümüzü sermayenin kâr hırsına teslim etmekten başka bir şey değildir. Vatandaşlarımızın hak, hukuk ve çalışma özgürlüklerini yok ederek, çalışma barışını tamamen bozacak, sınırsız çalışma ve oturma izni anlamına gelen turkuaz kart ile siyasi rant yaratacak, vatandaşlık verecek ve kendi vatandaşı aleyhine haksız rekabet ortamı yaratacak bu kanun, nitelikli eğitimin bu kadar pahalı ve ulaşılamaz olduğu bu zamanda siyasal iktidarın gençlerimizin alın terine göz dikmesinden başka bir şey değildir. Ülkemizin aydınlık geleceğine yöneltilmiş bir tehdittir. Sahip olduğumuz nitelikli iş gücünü yok saymaktır. Bunun bedelini ise bu ülke vatandaşları ödeyecektir ve bu ülke vatandaşlarına bu bedeli ödettirme hakkımız yoktur.

Yüce heyeti tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (e) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (f) bendi üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık                                        İbrahim Özdiş

          İzmir                                                Kayseri                                               Adana

‘f) 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasına “yenilenen ikamet tezkerelerinden” ibaresinden sonra gelmek üzere “, çalışma izinlerinden ve çalışma izni muafiyetlerinden” ibaresi eklenmiştir.’

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili İbrahim Özdiş.

Buyurun Sayın Özdiş. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülen kanun tasarısıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihimizin gerçekten en zor, en sıkıntılı döneminden birini yaşıyoruz, sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Maalesef, iktidar sahiplerinin uzun bir süredir ihmali, görmezliği hatta bir miktar vurdumduymazlığı neticesinde bugünlere gelmiş bulunuyoruz.

15 Temmuzda cemaatin yaptığı darbe girişimini hep birlikte, iktidarıyla muhalefetiyle ve vatandaşımızın büyük bir çoğunluğunun desteğiyle bertaraf ettik. Bu, ülkemizin demokrasisi açısından gerçekten çok önemli bir gelişme değerli dostlar. Ancak şunu da göz ardı etmeme gibi bir durumla karşı karşıyayız: Değerli dostlar, değerli milletvekilleri; bir ülkede medya özgür değilse o ülkede yaşayan yurttaşların özgürlüğünden bahsedilemez. Demokrasi nöbetlerinin sürdüğü bugünlerde, hem gazeteciler hakkında verilen gözaltı kararlarının hem de çok sayıda medya kuruluşunun bir gecede kapatılmasının, demokrasiyle bağdaşmayacağı açıktır.

Gazeteleri, televizyonları kapatmak bir darbe uygulamasıdır. “FET֒yle mücadele” adı altında, zaten 3 gazeteciden 1’inin işsiz olduğu, çalışabilenlerin de iş güvencesinden yoksun bırakıldığı medya sektöründe, binlerce gazetecinin, bir gecede, OHAL kanun hükmünde kararnamesiyle işsiz bırakılması, aileleriyle birlikte on binlerce insanın mağdur olması anlamına gelmektedir değerli milletvekilleri.

Buradan, hemen, ilimde dün, bugün yaşanan bir medya kuşatmasından bahsetmek istiyorum. Adana ilinde, değerli milletvekilleri, Adana Medya, Adana Haber ve AKDENİZTÜRK TV’ye FET֒cü yaftasıyla maalesef el konulmuş durumdadır.

Şimdi, Adana Haber’in, bir yerel gazetemizin bir başlığını göstermek istiyorum: “Murat Eren’i tanımazsınız.” Murat Eren, FETÖ Cemaat yapılanması patlak vermeden, bu cemaat yapılanmasının kumpas kurarak içeriye aldırttığı şerefli bir Türk subayı değerli dostlarım. İşte, bu subayımızın, bu yurttaşımızın hak ve hukukunu savunan, bu yurttaşımızın, bu subayımızın haksızlığa uğradığını söyleyen bir medya grubu, Adana Haber gazetesi maalesef bugün kapatılmış durumdadır değerli milletvekilleri. Şimdi o gazeteden, yine manşetten haberler okuyacağım, bunlar birkaç ay öncenin manşeti, diyor ki: “Bunlar Atatürk’ün onurlu askerleri, bunlar da FET֒nün askerleri.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Değerli dostlar, değerli milletvekilleri; maalesef, AKP iktidarı kurunun yanında yaşı da yakma süreci içerisinde. Diliyorum bu uygulamadan bir an önce vazgeçerler; daha ciddi, daha sağlıklı bir uygulama hayata geçirirler; birçok ailenin ocağına ateş düşürmezler.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özdiş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (f) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (g) ve (ğ) bentleri üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının (ğ) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“ğ) (6) sayılı Tarifesinin (IV) numaralı bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“IV- Yabancılara verilecek çalışma izni ve çalışma izni muafiyeti belgeleri:

1. Süreli çalışma izni belgesi ve çalışma izni muafiyeti belgesi: 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) (Süre uzatımları da her yıl için aynı miktarda harca tabidir.)                                                                                            500 TL

2. Süresiz çalışma izni belgesi:                                 5.000 TL

3. Bağımsız çalışma izni belgesi:                              15.000 TL

Çalışma izni belgesi harçlarının tespitine, karşılıklılık ilkesi esası göz önünde tutularak Dışişleri Bakanlığı yetkilidir. Çalışma izni muafiyeti geçerlilik süresi üç aydan kısa düzenlenen yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğundan harç alınmaz.”

 

       Yakup Akkaya                      Aytuğ Atıcı                            Ünal Demirtaş

            İstanbul                              Mersin                                  Zonguldak

 

           Ali Yiğit                           Çetin Arık                        Zülfikar İnönü Tümer

              İzmir                               Kayseri                                    Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer.

Buyurun Sayın İnönü Tümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı, hizmet sunumunda vatandaşa değil, yabancıya öncelik veren, vatandaşı için aradığı koşulları yabancıdan istemeyen, yabancıların serbest meslek mensubu olarak kendi adlarına kolayca hizmet sunmalarının önünü açarak kendi vatandaşı aleyhine haksız rekabet ortamı yaratan, yabancılara, nitelikleri bir yana, çalışma ve ikamet izni dahi almalarına gerek kalmaksızın muafiyet tanıyan bir niteliğe sahiptir.

Yasa tasarısıyla yabancı akademisyenlerin Türkiye’de daha avantajlı konuma getirilmesini sağlayan turkuaz kart, kendi mühendis, mimar, şehir plancıları ve doktorlarımız için büyük bir handikaptır. Bu yasa tasarısı ülkemize büyük bir yük getirirken, birçok akademik meslek disiplininin yanı sıra zaten büyük bir kısmı işsiz ya da meslek dışı işlerde çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarını kendi ülkesinde âdeta yabancı saymaktadır.

Egemen ve sosyal devlet olgusu uluslararası hukukta karşılıklı işlemek zorundadır. Türkiye kendi vatandaşlarını yabancıya karşı ezdirmemeli ve öz evladının aleyhinde taviz vermemelidir. Somut olarak, sorunların çözümü için, iş gücüne katılım oranını yükseltmek, kayıt dışı istihdamı azaltmak zorundayız. Kayıt dışıyla ilgili önemli sorunlar yaşayan ülkemizde bir de yabancılara kayıtsız, belgesiz çalışma izni verildiğinde ve çocuk işçiliğinin artış gösterdiği düşünüldüğünde, çalışma yaşamında açığın onarılmaz yaralar açması da kaçınılmazdır.

Sayın milletvekilleri, vatandaşlar prim borçları, ödeme yöntemi, miktarı ve emekliliğine yansıyacak yaşla ilgili net sorunlara yanıtlar aramaktadır. SGK çatısı altında olmasına rağmen, sigortalıların emeklilik işlemleri hâlen BAĞ-KUR ve SSK olmak üzere iki ayrı grupta sürdürülmektedir. Sorun şu ki son üç buçuk yıldan bir gün fazla BAĞ-KUR’dan prim yatırmış ise sigortalıya emeklilikle ilgili yaş engeli çıkartılmaktadır. Bu haksızlığın bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Emekli maaşıyla geçinemeyen ve sürekli açık veren vatandaşlarımız hayatlarının son dönemlerinde endişeli bir yaşam sürmeye zorlanmaktadır. Sonuç olarak, emekli maaşları günümüz şartlarına göre yükseltilmeli, emekli maaşları arasındaki uçurumlar giderilmelidir. Yüksek miktarda sosyal güvenlik destek primi ödeyen vatandaşların emekliliklerinde ödenen aylık maaşlar karşılaştırıldığında vatandaşın eline geçen paranın düşük miktarda kaldığı aşikârdır. Bu adaletsizliğin de bir an önce giderilmesi gerekmektedir. BAĞ-KUR ve işçi emeklilerinin aylıkları gün geçtikçe erirken BAĞ-KUR’lu esnafın yüzde 80’i aldığı maaşla açlık sınırında yaşamaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde BAĞ-KUR’lu esnafın emeklilik hesaplamasında ilk işe başlangıç tarihi olarak esnaf ve sanatkârlar odaları birliğinin kaydı esas alınmaktadır. Maliye kaydıyla işe başlayan ancak esnaf ve sanatkârlar odaları birliğine daha sonra kayıt yaptıran BAĞ-KUR’lu esnafın emeklilik hesaplamasında ilk işe başlangıç tarihi olarak maliye kaydı da göz önüne alınmalıdır. Ayrıca, İŞKUR’un proje uygulamasıyla işe başlayan SSK’lı çalışanların işbaşı eğitim programlarında geçirdiği süreç de emekliliklerinde prim gün sayısına dâhil edilmemektedir. Vergi ödemeye başlamasına rağmen esnaf odasına geç kayıt yaptıran esnaf emeklilik esnasında mağdur edilmemeli, SSK’lı işçilerin işbaşı eğitim programlarında geçirdiği süreçler de emekliliklerine yansıtılmalıdır.

Türkiye’de üretim ve istihdam sağlayan işverenlerle SSK arasında mahsuplaşma sorunları da yaşanmaktadır. SGK tarafından birçok gereksiz belge istenen işverenin iş yükü bu nedenle artmaktadır. Mahsuplaşma uygulamasında işverenden alınacak teminat mektubu güvencesi ile beyanı esas alınmalıdır. SGK, işverenin gününde ödediği sigorta primlerinde yüzde 5 indirim uygulamaktadır. Ancak, 10 kişi çalıştıran işverene de, bin kişi çalıştıran işverene de aynı oranda indirim sağlanmaktadır. Üretimin ve istihdamın önünü açmak, işverenin vergi yükünü azaltmak amacıyla daha fazla işçi çalıştıran işverene daha fazla indirim uygulanmalıdır. İŞKUR aracılığıyla çalıştırılan işçilerin ödemelerinin zamanında yapılabilmesi amacıyla işçi maaşlarının gününden önce veya zamanında işveren aracılığıyla gününde ödenmesi sağlanmalıdır.

Tüm bu haksızlıkların giderilmesi için gereken düzenlemelerin yapılmasını diliyor, hepinize en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (3)’üncü fıkrasının (g) ve (ğ) bentlerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Şimdi, 28’inci maddenin (4)’üncü fıkrası üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasıyla değiştirilmesi öngörülen 04/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 34’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan "Yükseköğretim Kurulunca İçişleri Bakanlığına bildirilir ve iki ay içinde alınacak olumlu görüş neticesinde" ibaresinin "Yükseköğretim Kurulunca verilecek ön izni müteakip, İçişleri Bakanlığından alınacak olumlu görüş üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından alınacak yabancı çalışma izni neticesinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Baki Şimşek                       Kadir Koçdemir                        Fahrettin Oğuz Tor

              Mersin                                 Bursa                                 Kahramanmaraş

           Arzu Erdem                          Kamil Aydın                             Mehmet Parsak

              Ankara                               Erzurum                                Afyonkarahisar

    Ahmet Selim Yurdakul

              Antalya

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine söz vereceğim ya da gerekçelerini okutacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (4) no.lu fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Yakup Akkaya                        Aytuğ Atıcı                              Ünal Demirtaş

              İstanbul                                Mersin                                    Zonguldak

             Ali Yiğit                             Çetin Arık                              Hüseyin Çamak

                İzmir                                 Kayseri                                      Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 İdris Baluken                      Sibel Yiğitalp                            Behçet Yıldırım

                   Diyarbakır                         Diyarbakır                                 Adıyaman

               Osman Baydemir                                                           Filiz Kerestecioğlu Demir

                    Şanlıurfa                                                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, biraz farklı bir konuda konuşmak zorunda olduğumu ifade etmek istiyorum; çünkü, aslında gündeme hiç de uygun olmayarak, son zamanlarda, 26 Temmuz günü Adalet Bakanlığı tarafından bir yönetmelik çıkarıldı, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi Hakkında Yönetmelik. Yönetmelikte kamuoyunda “hadım” olarak da bilinen kastrasyon işleminin cezai bir yaptırım olarak düzenlendiğini görüyoruz.

Bu yönetmelikte cinsel saldırı suçluları için ilaçla veya ilaçsız olarak cinsel dürtünün ve isteğin azaltılmasını veya yok edilmesini sağlayan tedaviler verileceği belirtiliyor. Üstelik yönetmeliğe göre bu tedaviler kişinin iradesi dışında zorunlu olarak da yapılabilecek. Yönetmelik Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108’inci maddesine dayandırılmış ancak maddedeki “tıbbi tedavi” kavramı kastrasyon olarak yorumlanabilecek bir şey değil, zaten bugüne kadar da bununla ilgili hiçbir mahkeme kararına da rastlanmadı. Yani kastrasyon veya hadım kanunla karara bağlanmamış olmasına rağmen, bu uygulama, âdeta yönetmelikle bir cezai yaptırım olarak düzenleniyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’yla koruma altına alınmış olan kişi dokunulmazlığı, yaşam hakkı ve işkence yasağı gibi yasakları ihlal eden bu ağır cezanın bir yönetmelikle düzenlenmesi de ayrıca Anayasa’ya aykırıdır. Aslında, öncelikle vurgulamak istediğim konu ise şu: Bu ceza cinsel saldırı suçunun önlenmesini sağlamaktan kesinlikle uzaktır. Çünkü bireyin fiziksel, psikolojik bütünlüğüne yönelik en ağır saldırı suçlarından biri olan cinsel saldırı suçuyla ilgili, kadınların, kadın örgütlerinin, feminist mücadelenin biriktirdiği deneyimler özellikle yetişkin kadınlara yönelik cinsel saldırıların cinsel bir eylem değil, cinselliğin sadece araç olarak kullanıldığı bir şiddet suçu olduğunu gösteriyor. Neredeyse tüm cinsel saldırı suçlarında esas neden cinsel dürtüler ya da hormonal bozukluklar, hastalıklar değil, mağdura yönelik öfke, erkeklik güçlerini ve üstünlüğünü gösterme, erkekliğini ispatlama, hükmetme ve saldırganlık gibi duygu ve eylemlerdir ve bu duygu ve eylemlerin esas nedeni erkek egemenliğine dayalı toplumsal rollerin yarattığı eşitsizliklerdir. Eğer bu erkek egemenliğine dayalı rollere ve erkek egemenliğine karşı bu saldırganlığa karşı mücadele etmezsek, cinsel suçlarla ilgili kamu duyarlılığını artırmazsak cinsel saldırıları bu tür kastrasyon, hadım gibi yöntemlerle önlemek asla mümkün olmayacaktır.

Bu yönetmeliği hazırlayan Adalet Bakanlığının da toplumsal sorunun çözüleceği yanılgısını yaratacak böylesi popülist ve insan haklarına aykırı cezalar getirmek yerine yapabileceği aslında çok fazla şey vardır. Örneğin, kadınların beklentisi, İstanbul Sözleşmesi’nin etkin bir şekilde uygulanmasıdır, yargıdaki cezasızlığın ortadan kaldırılmasıdır, yargı görevlilerinin toplumsal cinsiyet eğitiminden geçmesidir, yapılması gerekenler bunlardır. Evet, Türkiye Psikiyatri Derneği de, “Evrensel etik ilkeler ve Biyotıp Sözleşmesi hükümlerine göre, hiçbir birey onaylamadığı bir tıbbi işleme zorlanmamalıdır.” demektedir.

Son olarak, üyesi olduğum ve kamuoyunun birçok beklentisi olan Çocuk İstismarını Önleme Komisyonunun da bu yönetmelik yapılırken hiçbir şekilde görüşünün alınmadığını, Adalet Bakanlığının herhangi bir istişarede bulunmadığını belirtmek isterim. Eğer siz yeni yönetmelikleri, yasaları Meclis denetiminden uzak, bu komisyonlardan uzak bir şekilde yaparsanız bu gerçekten, demokrasi adına kaygı verici bir durum olacaktır. Bugünün gündemiyle ifade edersem, darbeler daha çok özgürlük ve demokrasiyle önlenebilir, cinsel suçlar ise kadınların özgürleşmesi ve çocukların güçlendirilmesiyle önlenebilir. Bu nedenle, olağanüstü hâl de, hadım da baskılayıcı, çözüm getirmeyen popülist politikalardır ve hiçbir çözüme bunlarla ulaşmak mümkün değildir.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak.

Buyurun Sayın Çamak. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan ve değerli milletvekili arkadaşlarım; 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (4)’üncü fıkrası üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeden anladığımız kadarıyla, Yükseköğretim Kurulu aracılığıyla yabancı öğrencilerin çalışma izni almasının önü açılıyor. Burada göz önünde bulundurulması gerekenler; çalışma izni verilen öğrencilerin nitelikleri, geldikleri ülke bakımından karşılıklılık ilkesi ve vatandaşlarımızın dezavantajlı duruma düşürülmemesidir. Bu nedenle, bu madde öncelikle kendi vatandaşlarımıza haksızlık yaratılmayacak şekilde düzenlenmelidir. Ayrıca, karşılıklılık ilkesi gereği bizim öğrencilerimizin de yurt dışında benzeri şekilde çalışma hakkı elde etmeleri için gerekli hamleler de yapılmalıdır çünkü biliyoruz ki yurt dışında okuyan öğrencilerimiz, özellikle Avrupa ülkelerinde, kendi kazançlarını sağlamak istediklerinde bu mümkün olmuyor.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz gecesi ülke olarak büyük bir badire atlattık, maalesef ciddi oranlarda acı kayıplarımız oldu, fakat böylesi karanlık teşebbüslerin oluşmasına müsait ortam ve nedenleri tartışmadıkça benzeri riskler her daim olacaktır.

İşte, bu noktada dileğimiz, yaşadığımız tüm sorunların yegâne çözümü, bu Parlamentoda hepimizin üzerine yemin ettiği demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesini tam anlamıyla hayata geçirmektir. Bu yeminimizdeki ideali tam olarak hayata geçiremediğimiz için toplumsal olarak ayrışmış bir durumdayız, ancak daha fazla demokrasiyle, birbirimizle uyumlu olma kültürünü toplumun her kesimine yayabiliriz; trafikte, sokakta, yaşamın her alanında ve hatta Mecliste birbirimize tahammül edememe sorununu ancak böyle aşabiliriz.

Demokrasinin bir toplum için hayati önemdeki fonksiyonlarını yerine getirmesi için her zaman aynı hassasiyet içerisinde olmamız gerekir. Herkes için geçerli bir demokrasi anlayışı geliştikçe, tüm enerjisini birbiriyle uğraşmaya harcamayan bir Türkiye, dünyada olması gereken, hak ettiği yeri alacaktır.

Bu karanlık darbe teşebbüsü hepimizde derin üzüntü yarattı, fakat ne mutlu ki bu süreç, siyasette başından beri olması gereken bir ortak paydada bizleri birleştirdi, hatta böyle bir acı teşebbüsten belki çıkarabileceğimiz tek kazanç, böyle günlerde birbirimize daha fazla yaklaşıp, aramızdaki bariyerleri yıkmak olacaktır. İşte, ancak, o zaman, bizleri birbirimize düşmanlaştırarak darbelere müsait bir ortam yaratma hevesindeki iç ve dış güçlere fırsat verilmeyecektir. Şu an darbecilerin amaçlarını boşa çıkaran mevcut uzlaşma ortamını devam ettirme gücü iktidarın elindedir, fakat OHAL ortamı içerisinde kurunun yanında yaşları da yakacak gelişmeler olursa tüm ümitlerimiz boşa çıkacaktır.

Anayasa’mızın 2’nci maddesinde değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen, “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” vurgusunun neden hayati bir önemde olduğunu 15 Temmuz gecesi çok daha iyi anladığımız kanısındayım. Bir arada, huzur içinde yaşamanın olmazsa olmazı olan bu kavramların herhangi birinden ödün verirseniz, herhangi bir cemaat veya örgütsel bağlantılarla devlet yapılanmalarının içine sızan her türlü gruba da müsait bir alan bırakmış olursunuz.

Onun için diyoruz ki: Bu darbecilere karşı inadına demokrasi, inadına laiklik ve inadına cumhuriyet.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasıyla değiştirilmesi öngörülen 04/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 34’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan "Yükseköğretim Kurulunca İçişleri Bakanlığına bildirilir ve iki ay içinde alınacak olumlu görüş neticesinde" ibaresinin "Yükseköğretim Kurulunca verilecek ön izni müteakip, İçişleri Bakanlığından alınacak olumlu görüş üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından alınacak yabancı çalışma izni neticesinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ CELİL GÖÇER (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak konuşacaktır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına 28’inci maddenin (4)’üncü fıkrası üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Evet, saygıdeğer milletvekilleri, hepimiz 15 Temmuzdan bu yana yaşanan gelişmelerin vahameti ve bu noktada ortaya çıkan sonuçlarla ilgili değerlendirmelerimizi paylaşıyoruz bu vesileyle. Ben geçen hafta bu olayın hemen sonrasında yaptığım konuşmada da ifade etmiş ve bir adalet vurgusu yapmıştım. Bunu biraz daha bu çerçevede açmak istiyorum. Çünkü, şu anda yaşanan gelişmelerle ilgili bunun en önemli meselemiz olduğu tüm gerçekliğiyle karşımızda durmakta.

Şimdi, bir defa, yeniden ifade etmek isterim ki 15 Temmuz darbe girişiminde sorumluluğu olan her kim varsa, hangi seviyede bulunursa bulunsun, adaletli bir şekilde yargılanmalı ve cezasını sonuna kadar, en şiddetli bir şekilde çekmelidir, bunda hiçbir tartışma yok. Fakat bu çerçevede alınan tedbirlerle ilgili ve 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında alınan kararlarla ilgili hepimize, tüm milletvekillerine her gün onlarca telefon, onlarca talep gelmekte ve bu da bizi, ister istemez, 15 Temmuzdan sonra yapılmakta olan uygulamalarla ilgili bunlara daha dikkatli bakmaya sevk etmekte.

Bakın, ceza hukukunda suça iştirak türleri vardır. Bu anlamda, bu 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen bu en önemli suçla ilgili olarak, hangi seviyede, hangi düzeyde olursa olsun bu suça iştiraki bulunan asker, sivil, sivillerin içinde bürokrat, amir, memur, serbest meslek erbabı, siyasetçi, kim varsa bunlarla ilgili hem idari yaptırımlar uygulanmalıdır, gerekenlerle alakalı hem de en adil bir şekilde bir yargılama yapılmalı, bu yargılamanın sonunda da -altını çizerek söylüyorum- kimsenin gözünün yaşına bakılmadan en şiddetli bir şekilde bunlar cezalandırılmalıdır ki, o hain gecede yaşadıklarımız bu milletimizin hakkı değildir, bu milletimize o hain gecede yaşatılanlar bir daha yaşanmasın, bu son derece önemlidir. Ama bunlar yapılırken eğer adaletten ayrılınırsa -şu anda bu darbe girişimiyle ilgili yapılmakta olan mücadeleye çok geniş seviyede, her siyasi partiden, her dünya görüşünden insanımızın desteği bulunmaktadır ve bu destek, yapılmakta olan mücadelenin en önemli unsurudur- dolayısıyla, eğer adaletli davranılmazsa, hak ile batıl birbirine karıştırılırsa, bu toplumsal zemin kaybedilirse yapılmakta olan mücadele önce toplumsal zeminini kaybeder, bunun üzerinden de verimliliğini kaybeder. Bunun için, bu haklı mücadelenin haksız hâle dönüşmemesi bu çerçevede son derece önem arz etmektedir. Bunun için, yapılmakta olan mücadelede, idari tasarruflarda, soruşturma işlemlerinde ve yargısal tasarruflarda adaletten hiç ayrılmamak gerekiyor. Bu çerçevede Sayın Genel Başkanımız zaten bu durumların ortaya çıkmaması için 2011 yılından beri tüm siyasileri uyardı. Bu uyarılarının tamamında haklı çıktı. Ben bunları teker teker sıralamayacağım şimdi çünkü tüm toplumumuz ve siz saygıdeğer milletvekilleri de bunları bilmekte ve o haklı uyarılarını yerine getirmediğiniz için aslında biraz da bugünlere geldik. Ama, aynı Genel Başkanımız aynı ferasetle daha iki gün önce 15 Temmuzdan sonraki uygulamalarla ilgili de bir dizi haklı uyarıda bulundu. En azından bu dakikadan sonra bunların yerine getirilmesi, bunlara dikkat edilmesi son derece önemli. Ben önemli gördüğüm bu kısmı sadece okuyarak yetinmek istiyorum:

“Askerî ve sivil bürokraside toplu görevden almalar yapılırken sağlam delil ve belgelere dayanmak esas olmalıdır. Paralel devlet yapılanmasının tüm unsurları tespit edilmeli, her yönüyle analiz edilerek araştırılmalı ve hepsi birden adaletin önüne çıkarılmalıdır. Bu yapılıyorken masumların hakkını gasbetmek, suçsuz, günahsız insanımızı mağdur etmek en az terör örgütünün zalimliği kadar tehlikelidir. Aldığımız yoğun şikâyet ve eleştiriler, vatanını ve milletini canından aziz bilen kardeşlerimizin de FETÖ terör örgütüyle aynı kategoride ele alındığı yönündedir. Bu, doğru ve hakkaniyetli görülemeyecektir. Bu itibarla, idari ve kanuni tasarruflar sırasıyla ve süratle alınırken mazlumlara ilişilmemeli, onların hak ve insanlık onurları çiğnenmemelidir.”

Bu son derece haklı uyarıların dikkate alınmasını talep ediyor, yüce Meclisi, Gazi Meclisi bir kere daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (4)’üncü fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (a) bendi üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasının (a) bendi ile 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinin birinci fıkrasına (d) bendinden sonra gelmek üzere eklenmek istenen (e) bendinin aşağıdaki "e) Uluslararası iş gücüne ilişkin politika belirlemek ve bu politikanın uygulamasına ilişkin ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunmak, ulusal iş gücüne katkı sağlamak," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Baki Şimşek                                     Kadir Koçdemir                              Ahmet Selim Yurdakul

         Mersin                                                Bursa                                               Antalya

      Arzu Erdem                                       Kamil Aydın                                   Fahrettin Oğuz Tor

        İstanbul                                             Erzurum                                        Kahramanmaraş

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık                                   Elif Doğan Türkmen

          İzmir                                                Kayseri                                               Adana

"a) 2 nci maddesinin birinci fıkrasına (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

"e) Uluslararası iş gücüne ilişkin diğer bakanlıklar, ilgili meslek odaları ve sendikalarla beraber politikalar belirlemek ve bu politikanın uygulanmasına ilişkin ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunmak,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ CELİL GÖÇER (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen.

Buyurun Sayın Doğan Türkmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde söz aldığım tasarıyla ilgili olarak gerekçe, ülkemize gelen yabancı ve nitelikli iş gücünün artması, kayıt dışılığın azaltılması. Ancak, ülkemizin ekonomik durumu, istihdamın durumu ve bütün bunların yanı sıra işsizliğe baktığımızda ne yazık ki bu kanun tasarısının yapacağı tek şey sermayeye ucuz iş gücü sağlamaktır. Nitelikli iş gücü yurt dışına ve metropollere gitmektedir. Başta ilim Adana olmak üzere niteliksiz göç alırken nitelikli göç vermektedir. Yurt dışına gidemeyenler ise İstanbul, Ankara, İzmir gibi illere ne yazık ki gitmektedirler. Bu anlamda yapmamız gereken, ülkemizdeki çalışma koşullarını düzenlemektir. Kendi işsizimize, kendi kalifiye iş gücümüze kendi şehir ve bölgelerimizde iş ve istihdamı sağlayamazken yurt dışından sadece sermayeye ucuz iş gücü sağlamak amacıyla getirilen bu tasarı kesinlikle ülkemizin iş barışını bozmaya dönüktür.

Bunun yanı sıra, gündemle ilgili de birkaç söz etmek istiyorum. Her şeyden önce yaşamış olduğumuz darbe girişiminden dolayı tüm milletimize, vatanımıza, Parlamentomuza geçmiş olsun demek istiyorum. Bu darbe girişimini engelleyen öncelikle halkımız, daha sonra Fethullahçı cemaatin emir eri olmayan Silahlı Kuvvetlerimiz ve yanı sıra polislerimizdir ve bütün bunlara buradan teşekkür ediyorum. Ancak darbe girişiminin akabinde ülkemizde OHAL ilan edilmesiyle birlikte Fethullahçı cemaatten ve ondan ülkeyi arındıralım derken kurunun yanında yaşı da yakmaktayız. Nasıl? Çok açık ve net bildiğim, Mersin’de çalışan genç bir kardeşimiz açığa alındı. Bununla ilgili görüşme yaptığımızda da “OHAL masasının bilgileri doğrultusunda” denildi. Bütün bunlar bize gösteriyor ki Türkiye’de şu anda bir cadı avı gerçekleştirilmektedir. Bu cadı avının bir an önce sona erdirilmesi şarttır, elzemdir. Birlikten, beraberlikten, uzlaşmadan söz ediyoruz. O hâlde bu süreç geçirilirken muhalefet partilerinin söylemleri, onların hassasiyetleri de mutlaka göz önünde bulundurulmak zorundadır.

Bakın, 15 Temmuzda Türkiye’de erlerimiz, erbaşlarımız, sadece emirleri yerine getiren ve halkımızın karşısında da silaha sarılmayan, ellerindeki silahı bırakıp teslim olan insanlar var. Bunlara karşı o gün bir linç girişiminde bulunuldu. Ben inanıyorum ki bu linç girişiminde bulunanların mutlaka yargı önüne çıkarılmasını ve tıpkı Fethullahçı cemaat örgütü mensuplarının nasıl hesap vermesi gerekiyorsa bu linç girişiminde bulunanların da mutlaka yargı önünde hesap vermesi gerektiğini tüm halkımız beklemektedir. Yargının görevi bu insanları tespit etmek ve bunlara gerekli olan cezaları vermektir. Bu yapılmadığı takdirde akim kalacak bir sonuç olacaktır ve bu nedenle de bunu ben bu kürsüde açıkça belirtmek istiyorum.

Son söz olarak bir şey daha söylemek istiyorum. Adana’da da yürütülen cadı avı kapsamında bazı gazetecilerimiz gözaltına alındı ve onların gazeteleri şu anda kapatıldı ve bunların bir kısmı da sadece doğruları söylediler. Doğruları söyleyen tüm basın mensuplarına buradan selam olsun ve şunu da belirtmek istiyorum: Bu insanların yanlarındayız ve bu insanlara bir cadı avı kapsamında haksızlık edilmesine de sonuna kadar karşı çıkacağız ve onların haklarını gerek burada gerekse diğer mecralarda aramaya devam edeceğiz.

Çok teşekkür ediyorum.

Saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasının (a) bendi ile 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinin birinci fıkrasına (d) bendinden sonra gelmek üzere eklenmek istenen (e) bendinin aşağıdaki "e) Uluslararası iş gücüne ilişkin politika belirlemek ve bu politikanın uygulamasına ilişkin ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunmak, ulusal iş gücüne katkı sağlamak," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ CELİL GÖÇER (Tokat) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Erzurum Milletvekili Kamil Aydın konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, 15 Temmuza birçok arkadaşımız bu saate kadar değindi, travmatik bir geceydi, alçak bir darbe girişiminin yapıldığı bir geceydi ve henüz 15 Temmuzda yüzlerce şehidimizin yüreğimizdeki acısı dinmeden, efendim, 1.500’ün üzerindeki yaralımızın acısı yüreğimizde dinmeden, gözyaşlarımız henüz kuramadan, maalesef, bugün de yine Siirt’ten ve Hakkâri’den şehit haberleri aldık. Böyle ortamlarda, habis ruhluların ortaya koyduğu zeminlerde başka habis ruhlular da duracak değildir tabii, onlar da bu ortamdan yararlanmak için ellerinden gelenleri yapacaklardır.

Bu darbe girişiminden sonra ortaya çıkan kötü manzara ve... Özellikle şehitlerimizi burada rahmetle anıyor, yüce Türk milletinin başı sağ olsun diyoruz ve yaralılara, şu anda hastanelerde gerçekten büyük bir tedavi sıkıntısı çeken yaralılarımıza da Allah’tan şifa diliyorum.

Bu arada -diğer bir başsağlığımızı da- Türk tarihini ve kültürünü Batı’ya, Batı’yı da Türkiye’ye tanıtan ilim ve irfan dünyasının, “academia”nın büyük duayeni, efendim, değerli hocamıza, Halil İnalcık’a da Allah’tan rahmet diliyorum; kederli ailesine ve yine onu seven Türk milletine, akademisyenlere, herkese başsağlığı diliyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, zor günlerden geçiyoruz. Bakın, bazen bir mevzuyu anlatırken hepimiz, biyolojik yapı ile sosyolojik yapı arasında bağlantı kuruyoruz. Gerçekten doğrudan bir bağlantı vardır. Biyolojik yapılar sosyolojik yapılara benzer yani insan vücudundaki zayıf bir zeminde habis doğalı birtakım oluşumlar olur, birtakım kitleler oluşur. Bunlar ampute edilir zaman zaman, zaman zaman da tedavisinde uğraşılır ve meşakkatli bir süreçten geçirilerek tedavi edilmeye çalışılır ama genellikle ampute edilir. Sosyolojik yapılar da öyledir. Eğer bir sosyal yapı içerisinde bir sıkıntı varsa, burada yine, tekrar habis, kötü ruhlu oluşumlar meydana gelir. İşte, bizim bu 15 Temmuzda yaşadığımız, bu FETÖ terör örgütünün Türkiye’yi kana bulamaya çalıştığı bu olayın da temelindeki bu sosyal yapı içerisindeki oluşan bir zemin zafiyetidir.

İnşallah, tabii ki biz bundan bir ders çıkaracağız. Bu saate kadar birçok arkadaşımız ifade etti, ben de farklı bir perspektifle bakıp aynı şeyleri söylemeye çalışacağım belki. Bizim buradan çıkaracağımız ders şu olmalı: Artık “ben” mantıklı, “ben” merkezli hareket etmekten ziyade, o İstanbul’da, Ankara’da ve Türkiye'nin birçok kentinde gerçekten “Mevzubahis vatan, bayrak ve demokrasi olduğunda geride kalanların hepsi teferruattır.” diyen yürekli insanlardan ders alarak, onların duruşundan bir çıkarımda bulunarak bizlerin de aynı şeyi söylemesi lazım. Artık “ben” değil, benim siyasi çıkarlarım, benim siyasi ön alma duygularım değil; “biz” mantığıyla bu Parlamentoda hareket ederek onlardan aldığımız o sinerjiyi biz de burada bir şekilde yasama olarak inşallah harekete geçirmek zorundayız. Yani, ne demeliyiz? Önce “biz” mantığıyla hareket edip bu ülkenin ali menfaatleri ışığında, ülkenin sosyal bir hukuk devleti olduğunu unutmadan bunun üstesinden gelmeli ve çözüm arayışlarını bir an önce harekete geçirmeliyiz diye düşünüyoruz. Bunu nasıl yapacağız? İşte, hukuk zemininden ayrılmadan, demokrasiden uzaklaşmadan… Biliyorsunuz, başarılı darbeler diktatöryalarda başarı bulmuştur. Bir yerde zulüm, tek taraflılık, diktatörlük var ise orada mutlaka darbeler başarılı olmuştur. İşte Orta Doğu coğrafyası buna tipik örnektir. Bugüne kadar yaşadığımız… İşte, bakın, Mısır’da da öyle oldu, Libya’da da öyle oldu, Irak’ta, Suriye’de de öyle oldu ama Allah’a şükür, bizim bir demokrasi geleneğimiz var, ona sahip çıktık, sokaktaki insan sahip çıktı, bizim de sahip çıkmamız lazım.

Adil olmalıyız. Bir anekdotla nasıl adil olacağımızı ifade etmek isterim, vaktim dar: Hazreti Ali’nin Zülfikar’ı altında nedamet istemesini beklerken Hazreti Ali’nin yüzüne tükürüp onun egosunu zirve yaptırmaya yönelten bir cahil karşısında Hazreti Ali’nin tavrını takınmalıyız diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (a) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (b) bendi üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasının (b) bendindeki “e) Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü” ibaresinin “e) Yabancı İşgücü Genel Müdürlüğü” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                         Çetin Arık

        İstanbul                                              Mersin                                               Kayseri

        Ali Yiğit                                        Ünal Demirtaş

          İzmir                                              Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ CELİL GÖÇER (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasının (b) bendi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu önergeyle biz “Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü” ibaresini tam da kendine yakışır bir şekilde “Yabancı İşgücü Genel Müdürlüğü” olarak değiştirmeyi önerdik. Niye? Çünkü, “uluslararası iş gücü” kavramı muğlak bir kavramdır, her yöne çekilebilir, çok şatafatlı, gereğinden fazla bir anlam yükleyen bir kelimedir. Zaten biz bugüne kadar ne çektiysek bu şekildeki muğlak kelimelerden, bu şekildeki muğlak kavramlardan ve belirsiz konulardan çektik. Bir örnek vermem gerekirse: Her kim FET֒ye bulaşmış ise, Fethullahçı terör örgütüne bulaşmış ise muğlak olarak değil net olarak ve hiçbir ayrım yapmadan cezalandırılmalıdır. Örneğin, Cumhurbaşkanlığının sözcüsü kapatılan Today’s Zaman gazetesinde yazı yazıyordu, tıpkı diğer yazarlar gibi. Başyaverlerin bile ihanetle suçlandığı, hainlik yaptığının tespit edildiği bir ortamda bu soruşturmadan herkes nasibini almalı. Yani Cumhurbaşkanlığının sözcüsü de Today’s Zaman’da yazıyor ise tıpkı diğer yazarlar gibi değerlendirilmeli, net olunmalı, muğlak olunmamalı. O yüzden, biz ne çektiysek muğlak işlerden çektik.

Her ne kadar Today’s Zaman’da yazan diğer yazarlar bizim dünya görüşümüzle, siyasi görüşümüzle uzaktan yakından bağdaşmaz iseler de biz herkese eşit muamele yapılmasından yana olduğumuz için bunu söylüyoruz. Elbette, toptancı yaklaşımın da nasıl hatalı olduğunu size anlatmaya çalışıyoruz. Yani nasıl ki Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde her subay, her asker bugün darbeci olarak değerlendirilemezse cemaat medyasında çalışan her kişi, her yazar da cemaatçi ya da Fethullahçı terör örgütü üyesi olarak değerlendirilemez. Bunu yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu şekilde, biz yıllarca toptancı zihniyetten çektik ne çektiysek. İfade özgürlüğü, adil yargılanma hiçbir zaman bir lüks değildir. Elbette teröristler en ağır şekilde cezalandırılacaktır ancak hukuk devleti içerisinde kalarak bunlar yapılacaktır. Hukukun üstünlüğünü eğer tanımaz isek, kurtuluş reçetesinin hukuktan geçmediğini eğer düşünürsek bu durumda biz devlet olamayız.

Bakın, bir başka toptancı anlayışı, bizi hukuk devletinden ayrılmaya iten ve bizi dünya kamuoyunda küçük düşüren bir başka anlayışı bugün kamuoyunda “imzacı akademisyenler” diye bilinen kimseler yaşıyor. Akademisyenlerin bir kısmı “Türkiye’de bu suça ortak olmayız.” diye bir bildiriye imza attılar. Bunu tartışmayacağım, kimine göre doğrudur, kimine göre yanlıştır ama o soruşturma kendi mecrasında yürümektedir. Bu imzacı akademisyenlerin bir kısmı görevden alınmıştır, bir kısmının hakkında soruşturmalar devam etmektedir. O mecraya hiç karışmayacağım görüşlerimiz farklı olsa bile ama hiç kimsenin bu imzacı akademisyenleri Fethullahçı terör örgütü üyesi gibi değerlendirmeye ve toptancı anlayışla bunları da cezalandırmaya hakkı yoktur. İmzacı akademisyenler “Biz FET֒cü değiliz, ömrümüz boyunca Fethullahçılarla mücadele ettik, onları besleyenlerle de mücadele ettik ama bizi şimdi aynı çuvala kimse koyamaz.” diyorlar ve haklılar. O yüzden de devlet olmanın gereğiyle her işi kendi mecrasında ve hukuk içerisinde kalarak yapmalıyız.

Muğlak ifadelerden bahsettik. Bizi rahatsız eden bir diğer muğlak ifade “dinin istismarı”dır, bu da muğlak bir ifadedir ve bu muğlaklıklar nedeniyle halkımız bu konuda da çok çekmiştir. Dindar görünümlü, din-siyaset-ticaret üçgeninde bulunan insanlar ülkemizi nereye sürüklediler, bunu da gördük. O yüzden, muğlak kelimelerin çıkarılması, net ifadelerle aslanlar gibi bizim dimdik durmamız gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (b) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (c) bendi üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin (5) no.lu fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık                                     Ömer Fethi Gürer

          İzmir                                                Kayseri                                               Niğde

“c) 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendindeki “Yabancıların Çalışma izinleri Hakkında Kanunda öngörülen işleri yapmak,” ibaresi “Yabancıların sendikalara üye olması ve toplu sözleşme haklarını ihlallere ilişkin şikayetleri çözümlemek” şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ CELİL GÖÇER (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasının (c) bendiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bu kanun tasarısı Meclise geldiğinde Bakanın konuşmasını dikkatle dinledim. Sayın Bakan nitelikli iş gücünün ülkemize gelmesinin önemine değinirken yurt dışıyla ilgili de örnekler veriyordu. Tabii, onları o şekilde değerlendirdiğiniz zaman haklılık payı görebilirsiniz ama Türkiye’de 488.193 mühendis, mimar, şehir plancısı varken, her yıl binlerce mezun verilirken ve 100 binin üzerinde işsiz mühendisimiz ve mimarımız bulunurken böyle bir girişimde bulunmanın açıklayıcı nedeni beni açıkçası tatmin etmedi çünkü kendi ülkemizde yetişmiş elemanlarımızı yurt dışına gönderirken dışarıdan kimin yetişmiş elemanının bize hangi ücretle geleceğini düşünmek gerekir, nitelikli eleman sıfatıyla ilgili.

Şimdi, tabii, bu 15 Temmuz darbesinden önce hazırlanan bir tasarı olduğu için benim aklıma şu da gelmedi değil bugün için düşündüğümde: 160 ülkede 2 bine yakın okul açan cemaatin bu yolla Türkiye’ye beyin ithali yolunda bir çalışma mı? Belki hiç düşünülmemiş olabilir. Bunun önünü açıyor mu, açmıyor mu? Onların da bu yolla Türkiye’ye gelip kurumlarda veya kamuda, özelde çalışmasına olanak tanıyor mu, tanımıyor mu? Buna da dikkat etmek gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü bu süreç dikkat edilmesi gerekli bir süreç olduğunu bize öğretti. Bizim kendimizde olanı, bize ait olanı daha geliştirerek, çocuklarımızın eğitimini daha güçlendirerek, bilimde, bilgide, teknolojide istenen eğitimi sağlayarak dışarıya muhtaç olmadan, biz, ülkemizde kendi geleceğimizi hazırlamamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın belirttiği ülkelerin nüfusları, oradaki iş gücü potansiyeli, iş alanları dikkate alındığında Türkiye’ye yurt dışından geleceklerden medet ummanın doğru bir açıklaması olmaz. Kendi mühendisimiz, mimarımız, şehir plancımız bu işleri yürütebilecek kapasitelere sahip.

Şimdi bakınız, ülkemizde geçmişte yaşanan örnekli bir olaydan daha söz edeyim: KİT’lerimize ait yurt dışında şirketler kurmuşuz. 5 tane KİT’in -benim bildiğim- yurt dışında şirketi var. Sayıştay denetleyemiyor, Meclis denetleyemiyor, bunun yanında teftiş kurulu da denetleyemiyor. Bu şirketten kimler maaş alıyor? Bu yurt dışında Jersey adalarına kurulan şirketin kime ne faydası var, onlar neler yapıyor?

Şimdi bu 15 Temmuz darbe sürecinden sonra olaylara farklı bakmamız gerekiyor, kendi değerlerimize sahip çıkmamız gerekiyor, ülkemizin kaynaklarını doğru kullanmamız gerekiyor. Örneğin, ülkemizde taşeronlarla ilgili bir yıla yakındır “Yapacağız.”, “Edeceğiz.”, “Oldu olacak.” derken -böyle bir tasarıyı gündeme getirmek- onların sorunlarını çözmek varken “Nitelikli iş gücü getiriyoruz.” diye yurt dışından yeni insanların, yeni düşüncelerin, beyinlerin transferine şu anda neden acil ihtiyaç duyuyoruz, ben bunu anlayabilmiş değilim. (CHP sıralarından alkışlar)

Yurt dışından geleceklerden kendimizde olandan daha fazla verim alacağımızı da ben düşünmüyorum. Bugün gidin gelişmiş ülkelere, Amerika’da, İngiltere’de bakın, Türkiye’den gitmiş, okullarımızdan mezun olmuş çok sayıda arkadaşımızın önemli kurumlarda çalıştığını görürsünüz. Niye biz onları oralara kaçırdık? Neden onları buralarda istihdam edecek olanakları yaratmadık? Niye kendi okullarımızda, üniversitelerimizde eğitimimizle çocuklarımızın bilgilenmesini sağlayamadık? Bunları düşünmemiz gerekiyor. Bunun yanında tabii, ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda yalnızca kanun tasarılarını yaparken sorunlar aklımıza gelmemeli. Geldiği zaman da ortaya çıkan, muhalefetiyle iktidarıyla ortak düşüncede buluşmadan yaratılanların dündeki bize yarattığı sıkıntıları hep birlikte yaşıyoruz.

Bakınız, Yargıtayla, Danıştayla ilgili kanunu bile 3 kere değiştirmişiz beş yılda. Onun için, her yasayı, her tasarıyı bundan sonra biraz daha irdelememizin faydası var. Kendi olanaklarımıza bakalım, kendi değerlerimize bakalım ve bunlar üzerinden geleceğimizi kurgulayalım. AR-GE çalışmalarımızı önemseyelim, patentlerimizi, ülkemizde insanlarımızla yeniden yaratarak ufuklar açalım, değerlerimizi zenginleştirelim. Biz her yerde, her şeyde, her anlamda daha iyi şeylere hem layığız hem yapabiliriz hem bu insanımız var hem bu bilgimiz var hem bu yeteneğimiz var; kendimize güvenelim, inanalım. Dışarıdan ucuz iş gücü getirerek elde edilecek kazancın kimseye sağlayacağı mutluluk da olmaz. Alın terinin hakkını doğruyla vermezseniz yani çalışanın emeğinin, hakkının karşılığını vermezseniz o para da hayır etmiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, bunun örnekleri, yaşanmışlıklar da var.

Ben son söz olarak diyorum ki: Ülkemizde “Her fani ölümü tadacaktır.” lafını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) - …gidip mezarlıklara asacağımıza iş yapılan yerlerin duvarına asmalı. Genel müdürlerin, ihalecilerin, iş yapanların da her gün o yazıyı okumasının ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (c) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (ç) bendi üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum, işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin 5’inci fıkrasının (ç) bendinde geçen; "Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü" ibaresinin "İşgücü Genel Müdürlüğü" şeklinde değiştirilmesini,

"b)" alt bendinin "b) Uluslararası işgücüne ilişkin diğer bakanlıklar, ilgili meslek odaları, ve sendikalarla beraber politika belirlemek ve bu politikanın uygulanmasına ilişkin ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunmak." şeklinde değiştirilmesini,

"j)" alt bendinin tasarı metninden çıkarılmasını ve

"l)" alt bendinin "Eğitim düzeyi, mesleki deneyimi, bilim ve teknolojiye katkısı ile öne çıkmış ve bunu uluslararası geçerliliği olan yayınlarla kabul ettirmiş, yurt dışında yaşayan, nitelikli insan gücünün ülkemize kazandırılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Yakup Akkaya                   Aytuğ Atıcı                              Ünal Demirtaş

             İstanbul                          Mersin                                    Zonguldak

 

             Ali Yiğit                                                                      Çetin Arık

               İzmir                                                                           Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ CELİL GÖÇER (Tokat) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz zor günlerden geçiyor. 15 Temmuz akşamı millet iradesine yapılan, Meclise yapılan darbe kalkışmasını bir kez daha lanetliyorum. Darbe girişiminde bulunanlar hukuk içerisinde en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Suç varsa cezasız kalmamalıdır. Ancak, geçen hafta -12 Eylül darbecilerinin Anayasa’ya koyduğu- Olağanüstü Hâl Kanunu çıkardınız. Olağanüstü Hâl Kanunu’yla, maalesef, Meclis yani millet iradesi yani demokrasi devre dışı bırakıldı, maalesef, evrensel hukuk kuralları da askıya alındı; bize göre bu son derece yanlış olmuştur.

Değerli milletvekilleri, darbe girişiminde bulunanlarla ilgili temel insan haklarının ihlal edildiğine, işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin birçok duyum ve şikâyetler gelmektedir. Sap ile samanın karıştırıldığı, kurunun yanında yaşın da yandığı ifade edilmektedir. Darbe girişiminde bulunanlarla ilgili soruşturmalar evrensel hukuk kuralları içerisinde yürütülmelidir, aksi takdirde darbecilerden bir farkımız kalmaz. Darbe girişimi sonrası yaşanan süreç, toplumda yeni ayrıştırmalara, yeni kin ve düşmanlık tohumlarının ekildiği bir zemine dönüşmemelidir. Devlet kin tutmaz, devlet kin tutmamalıdır. Darbe girişiminde bulunanlarla ilgili bir kez daha tekrarlıyorum: Hukuk içerisinde en ağır ceza verilmeli. Ancak bu kişilerin temel insan hakları da ihlal edilmemelidir, kurunun yanında yaş yanmamalıdır, sap ile saman karıştırılmamalıdır, süreç bir cadı avına dönüştürülmemelidir.

Değerli milletvekilleri, bu darbe girişiminden hepimiz dersler çıkarmalıyız. Bilimin ve teknolojinin son derece geliştiği, demokrasi standartlarının ve demokrasi kalitesinin üst düzeye çıktığı 2016 dünyasında, Türkiye’yi darbe girişimine sürükleyen nedenler de etraflıca düşünülmeli ve tespit edilmelidir. Bir kez daha ülkemizde darbe yaşanmaması için demokrasimizin standardı en üst düzeye çıkarılmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Parlamentoyu güçlendirmeliyiz, kuvvetler ayrılığı ilkesini güçlendirmeliyiz, basın özgürlüğünü güçlendirmeliyiz, hukuk devletini güçlendirmeliyiz, toplum içinde kutuplaşmayı azaltacak uzlaşma kültürünü güçlendirmeliyiz, cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmalıyız, kamuda benim cemaatimin adamını değil, liyakat ve beceriye göre, objektif kriterlere göre memur ve bürokrat almalıyız. Artık Türkiye üçüncü sınıf bir demokrasiyle yoluna devam edemez, etmemelidir de.

Değerli milletvekilleri, bu kanunun temel amaçlarından birisi olarak nitelikli iş gücünün Türkiye’ye kazandırılması olduğu ifade edilmektedir. Eğer dışarıdan nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyorsak biz ihtiyacımız olan nitelikli iş gücünü, insanı yetiştiremiyoruz demektir ya da nitelikli insan yetiştirsek bile o nitelikli insanlarımızı kendi ülkemizde tutamıyoruz demektir, onlar da başka bir ülkeye çalışmaya gitmeyi tercih ediyorlar demektir. Her iki durumda da on dört yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarının yanlışları olduğu çok açıktır. Sürekli yapboza dönen eğitim sisteminde ve çalışma hayatında ağır sorunların olduğu ve bu sorunların on dört yıllık AKP iktidarınca çözülemediği ortaya çıkmaktadır. Maalesef on dört yılın sonunda geldiğimiz nokta dışarıdan nitelikli iş gücü ithal etmek zorunda kalmaktır.

Değerli milletvekilleri, özellikle son yıllarda maalesef yanlış bir dış politika uygulandı. Bu yanlış dış politikanın faturalarından birisi de sığınmacı alan bir ülke hâline gelmemizdir. Hem sığınmacıların geçiş yolu olarak kullandığı hem de sığınmacıların yerleşme amacıyla hedeflediği bir ülke olduk. Bu durum Türkiye’deki iş gücü piyasasına da olumsuz yönde bir etki yarattı, ülkemizdeki iş gücü piyasası dengeleri sarsıldı. Şimdi bu getirilen kanun tasarısıyla bu sığınmacıların Türkiye’de yerleşmeleri ve iş bulmaları kolaylaştırılmaktadır. Dolayısıyla bu kolaylaştırma sonucunda da ülkemiz sığınmacıların daha fazla hedeflediği bir ülke hâline gelecektir. Kayıt dışıyla birlikte ülkemizde bulunan 6 milyon işsizimizin sorunları çözüleceğine göçmenlere iş bulmak durumunda kalacağız. Ancak iktidarla yaptığımız uzlaşma sonucu kanunun bazı sakıncaları ortadan kaldırılmıştır.

Hepinize en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (ç) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Bakanın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Bakanım.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun, milletvekillerinin fiilî hizmet zammı haklarına ilişkin açıklaması

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bir bilgiyi sayın Genel Kurula, milletvekilimize ve kamuoyuna arz etme zorunluluğum var.

Biraz önce kıymetli milletvekili arkadaşımız Aytuğ Atıcı Bey de dile getirdi ama işin esası bugün bir gazetedeki haberden kaynaklanmaktadır.

Çok önemli bir dönemden geçtiğimizi ifade etmek istiyorum. Bunu ben ifade etmesem de bu dönemin adı da tarihte böyle olacaktır. Özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi bu dönem içerisinde tüm milletvekilleriyle ve tüm parti gruplarıyla önemli bir demokrasi duruşunun ev sahipliğini gerçekleştirmiştir. Bu da önümüzdeki dönem bizden sonra Meclise gelecek milletvekillerimiz adına da önemli bir referans kaynağıdır, onu da ifade etmek istiyorum.

2013 yılında çıkan gerek milletvekillerimizle alakalı gerek Türk Silahlı Kuvvetleriyle alakalı gerek emniyet mensuplarıyla alakalı gerekse MİT mensuplarıyla alakalı fiilî hizmet zammıyla ilgili kanunla ilgili bugün bir gazetede şöyle bir değerlendirme ortaya konuldu: “Milletvekilleri tatilde de emeklilik hakkı kazanacaklar.” Şimdi dönem dönem Türkiye’de Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletvekillerinin özellikle hem etkinliklerini hem itibarlarını bazen azaltmak bazen de çok kritik dönemlerde onları etkinsizleştirmek için bu tip haberler ortaya konulur. Bunun bugünle alakalı olmayan bir şey olduğunu yüce Meclise ifade etmek istiyorum. 2008’de Sosyal Güvenlik Kanunu yenilendiğinde bu fiilî hizmet zamları tekrar gözden geçirildi ama 2013 yılında 6385 sayılı Kanun’la, 10 Ocak 2013 tarihinde, biraz önce bahsettiğim grupların tamamına bir fiilî hizmet zammı ortaya konuldu ve bu kanunda da milletvekillerimiz için yılda doksan günlük bir fiilî hizmet zammı değerlendirildi. Ondan hemen sonra, 2013’te, bunun uygulamasına yönelik bir genelge yayımlandı, 2014’te bir yönetmelik yayımlandı ve bu genelge ve yönetmeliğin aslında tekrar kendisini tamamlaması gereken bir yönetmelikle bütünleşmesi gerekirdi. Yani genelgedeki birtakım maddeleri yönetmeliğe dercetmek, ona koymak ve bu şekilde uygulamada ortaya çıkabilecek birtakım eksiklikleri de ortadan kaldırmak gerekiyordu. Geçen şubat ve mart ayında bir hazırlık yapıldı, nisan ayında da Resmî Gazete’de yayımlanmak için bu yönetmelik gönderildi. Bu yönetmelikle hiçbir meslek grubuna, milletvekili de dâhil, TSK da dâhil, emniyet de dâhil, MİT de dâhil hiçbir meslek grubuna kanunun dışında herhangi bir hak verilmiş değildir, böyle bir şey mümkün de değildir çünkü kanunun vermediğini ne yönetmelik ne genelge ortaya koyabilir.

Bugünkü haber sadece, bu yönetmelikle, kanunla uyumlu bir şekilde açıklanan bir durumu -benim kendi yorumumdur bu- son zamanlarda ortaya çıkan ve milletvekillerinin kendilerine milletin vermiş olduğu temsil kabiliyetinin şu Meclisin çatısı altında en iyi şekilde kullanılmasına yönelik bir karşı harekâttır. Bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsının incitilmemesi, milletvekillerimizin bu konuda incitilmemesi, diğer meslek mensuplarının bu konuda incitilmemesini teminen ifade etmek istiyorum çünkü bu Meclis en iyi bilir ki, bu kanunun vermediği hiçbir hakkı ne yönetmelik ne genelge ortaya koyabilir. Bunu bir zorunluluk olarak tekrar ifade etmek istedim.

Tekrar teşekkür ediyorum Sayın Başkan böyle bir imkânı sağladığınız için. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 403) (Devam)

BAŞKAN – 28’inci maddenin beşinci fıkrasının (d) ve (e) bentleri üzerinde bir önerge vardır, o önergeyi okutuyorum ve işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasının (d) bendinde geçen “Uluslararası İşgücü Genel Müdürü,” ibaresinin “Yabancı İşgücü Genel Müdürü” şeklinde, (e) bendin de geçen “5’inci Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü” ibaresinin “Yabancı İşgücü Genel Müdürlüğü” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık                                        Özkan Yalım

          İzmir                                                Kayseri                                                Uşak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Uşak Milletvekili Özkan Yalım konuşacaktır.

Sayın Yalım, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli Divanı, Sayın Bakanı, çok değerli çalışma arkadaşlarımızı ve de bizi izleyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını en içten saygı ve duygularımla selamlıyorum.

Evet, ilk önce 15 Temmuzu, en şiddetli bir şekilde her türlü darbeyi yapanları buradan tekrar kınıyoruz ve de bu darbeden dolayı ölenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara da acil şifalar diliyorum. Kesinlikle bu darbeyi yapanları tekrar kınayıp ve de darbe yapıldıktan sonra da özellikle de bu gerekli ayıklamada da çok titiz bir şekilde, titizlikle suçluların hakkaniyetle yargılanmalarını ve de kurunun yanında da yaşın yanmamasını buradan değerli savcılarımıza özellikle belirtmek istiyorum.

Şimdi, 403 no.lu Kanun’un 28’inci maddesinin (5)’inci fıkrasında söz almış bulunmaktayım. Mimarlar Odasının değerli başkanlarımızla görüştükten sonra bu maddeyle ilgili özellikle Sayın Bakan sizlere seslenmek istiyorum. Biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan üniversitelerde öğrenim gören hem mimar adaylarımız hem mühendis adaylarımız okulunu bitirdikten sonra maalesef Avrupa’da bu hakka sahip değiller çünkü denklikleri yok. Bunun için, Avrupa’dan gelecek olan mimarların ve mühendislerin geldikleri okulların direkt denklikleri olduğunu, bütün dünyadaki hangi ülkeden gelirse gelsin Türkiye’de denklik kazandığını özellikle belirtmek istiyorum. Bunun çok doğru bir yöntem olmadığının, gelenlerin bir şekilde kontrolden geçirilip diplomasının, okulunun, görevini doğru bir şekilde yapabilecek olup olmadığının, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki diğer mimar ve mühendis arkadaşlarımıza katkı sağlayabilecek bir kapasiteye sahip olup olmadığının kontrol edilmesinin gerektiğinin -hem Mimarlar Odası başkanlarımız tarafından hem de kendi şahsım olarak- altını çizmek istiyorum.

Sayın Bakan, özellikle, şu anda Çin’de 54 bin civarında mimar bulunmaktadır, bunun yarısı da işsizdir. Peki, Sayın Bakan, bu kanun çıktıktan sonra Çin’den 5-10 bin civarında mimar geldiğinde piyasanın ne duruma düşeceğini herhâlde siz de tahmin edebiliyorsunuzdur. Şu andaki bizim kendi mimarlarımızın, mühendislerimizin haksız bir rekabetle karşı karşıya kalabileceğini çünkü Çin’den gelen mimarların çok daha düşük bir maliyetle çalışabileceğini özellikle belirtmek istiyorum. Buradaki hassasiyetin… Türkiye’deki üniversitelerimizden mezun olan mimarlarımızın ve de mühendislerimizin haklarının yedirilmemesi adına, gelen bütün mimarların, mühendislerin -dediğim gibi- belirli bir kontrolden ve de bir aşamadan geçirilip -yeter ki- Türkiye’deki mimar ve mühendis arkadaşlarımıza katkı sağlayabilecek kapasitede olanlara bu hakkın verilmesi gerektiğini özellikle tekrar belirtiyorum. Türkiye’de mimarları bir Çin piyasasına çevirmemeniz gerektiğinin de buradan özellikle tekrar altını çiziyorum.

Aynı şekilde, şu anda Türkiye’de bulunan yaklaşık 3 milyonun üzerindeki Suriyeli misafirlerimizin, bunların hangi üniversiteden ne durumda olduğunun, mühendis veya mimar olup olmadığının özellikle de kontrol edilmesi gerektiğini, bunun… Çünkü, kendilerinin diploma beyan edip edemeyeceğini bilmemekteyiz, bundan dolayı da buradaki hassasiyetimizi özellikle belirtiyoruz. Gerek şu anda Türkiye'deki 2015 yılı sonu itibarıyla 11,4 olan işsizliğin bu alımlarla, bu kanun çıktıktan sonra, özellikle Suriyeli mimarların, mühendislerin ve de Çin’den gelebilecek olan mimar ve mühendislerin, kalitesiz mimar ve mühendislerin ülkemizdeki işsizlik oranını daha da yükseltebileceğinin tedirginliği içinde olduğumu özellikle belirtmek istiyorum. Türkiye mimarlarının ve mühendislerinin korunması adına sizlerden gerekli hassasiyeti de özellikle talep ediyorum.

Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (5)’inci fıkrasının (d) ve (e) bentlerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (6)’ncı, (7)’nci ve (8)’inci fıkraları üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alacağım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, bir iki cümle söylemek istiyorum burayla ilgili.

BAŞKAN – Sayın Bakanın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yine, Sayın Meclise biraz önce arkadaşlarımızın birkaç konuşmada ortaya koydukları bir değerlendirmeyi aktarmak isterim.

Şimdi şöyle bir kaygı var anladığım kadarıyla: Yani Türkiye'de bu yasa çıktığı andan itibaren özellikle Çin dâhil bütün ülkelerdeki mimarlar Türkiye’ye akın edecekler ve mühendisler akın edecekler. Kıymetli milletvekillerimiz, şu anda 4817 sayılı Yasa’nın dışında bu konuda herhangi bir iyileştirme söz konusu değildir, bu bir.

İki; 4817 sayılı Yasa’dan daha kolaylaştırıcı bir durum söz konusu değildir bir iki bürokratik düzeltme haricinde.

Üç; 2015 yılında, büyük projeler dâhil olmak üzere, toplam sadece 117… Bakın, konuştuğumuz zaman her birimiz binlerden, on binlerden, yüz binlerden bahsediyoruz. Bu bizim meselemiz, her birimizin meselesi. 117 mühendise ancak Türkiye'de 2015 yılında çalışma izni verilmiştir. Yani şöyle bir şeyi sadece bizim işlevselliğimizle düşünmeyin, yani gelen her mühendis Türkiye'de izin alacak. Bunun o kadar ağır şartları var ki ve bunun o kadar gerek şartları var ki bunun o kadar kendine ait ücret politikası dâhil kısıtlarımız ve bu kısıtlara uyumluluğumuz söz konusu ki… Ve bu yasa kurulurken yani mimarisi yapılırken, tamamen, kendi istihdam piyasamız, kendi iç piyasamız ve kendi iç çalışanlarımız göz ardı edilmeden yapılmıştır.

Sadece şu rakamı vereceğim, sizin için de çok önemli olduğunu düşündüğüm için ifade etmek istiyorum: Kuzey Marmara Otoyolu’nda… 117 mühendisten bahsettim. Bakın, bu yasa niçin çıkıyor ve niçin oluşturuluyor? Kuzey Marmara Otoyolu’nda yerli 372 mühendis çalışıyor, yabancı 61. Peki, Türkiye’de çalışan toplam yabancı mühendis sayısı kaçtı? 117. Ve yine, Gebze-İzmir Otoyolu’nda 434 mühendis çalışıyor yerli, 46 yabancı mühendis çalışıyor. İfadem şu, bir: Büyük projeler için -ki burada bir korelasyona ihtiyaç var- özellikle uluslararası birtakım teknolojilerin Türkiye’ye aktarılması ve bunların kendi çalışanlarımızla beraber uyumlaştırılmasına ihtiyaç var. İki: Uluslararası doğrudan yatırımların Türkiye’de daha rahat bir şekilde -çalışanlarla beraber- hareket edebilmesine ihtiyaç var. Özellikle burada söylüyorum: Birtakım teknolojilerin orada uygulanmasından, bunların transfer edilmesine ihtiyaç var. Bu rakam, böyle çok yükseltilebilecek ve Türkiye’de mezun olan… Bizim evlatlarımız bunlar, bunlara istihdam alanı oluşturmak hep beraber bizim temel görevimizdir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve hükûmetlerimizin temel görevidir. Burada çok bu rakamları toplumun önüne bir istihdam sorunu hâline getirebilecek şekilde değerlendirmemek için bunu ifade etmeye çalışıyorum.

Ve yine şunu söylüyorum: 4817’den farklı, şunun tamamında 4817’nin Çalışma Bakanlığına verdiği yetkilerden farklı -ki biraz sonraki konuşmalarımda da bunu ifade edeceğim- çok büyük bir süreci ortaya koyan bir durumun söz konusu olmadığını tekrar ifade etmek istiyorum. Hani, kamuoyu şöyle bir algı oluşturabilir: Acaba, biz bunu çıkardığımız andan itibaren Çin’den ve dünyanın diğer ülkelerinden akın akın mimar mı gelecek, mühendis mi gelecek? Böyle bir şeyin söz konusu olmayacağını tekrar ifade etmek istiyorum.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Proje bazlı bu izne tabii tutulması daha doğru değil mi Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Zaten öyle.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama bakın, bu kanunla Çin’den herhangi bir mimar, bir mühendis…

BAŞKAN – Arkadaşlar, teşekkür ediyoruz, Sayın Bakan, Sayın Yalım…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – 4817’yle de çok rahat bir şekilde hallolur, onu ifade etmeye çalışıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yani orada hassasiyetimiz, kendi mimarlarımızı koruyalım Sayın Bakan, aynı şeyi konuşalım.

BAŞKAN – Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

28’inci maddenin 6’ncı, 7’nci, 8’inci fıkraları üzerindeki iki önergeyi okutuyorum. Okutacağım son önerge en aykırı önerge olduğu için önce onu işleme alacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin (6) ve (8) no.lu fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık                                        Sibel Özdemir

          İzmir                                                Kayseri                                              İstanbul

“(6) 6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun 12nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun" ibaresi “Uluslararası işgücü Kanunu" ibaresi şeklinde değiştirilmiştir."

"(8) 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun 3 üncü maddesinin (g) fıkrasının birinci bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci ve üçüncü bendleri yürürlükten kaldırılmıştır.

“g) Yabancı personel istihdamı

Bu Kanun kapsamında kurulan şirket, şube ve kuruluşlarda istihdam edilecek yabancı uyruklu kilit personele, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çalışma izni verilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (7)’nci fıkrasının metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                    Behçet Yıldırım                                     Garo Paylan

       Diyarbakır                                          Adıyaman                                            İstanbul

  Osman Baydemir                                  Berdan Öztürk

        Şanlıurfa                                               Ağrı

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 28’inci maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuzdan beri gerçekten demokrasi nöbeti tutan sağduyulu Türkiye halklarını buradan selamlıyorum. Provokatif eylemlere fırsat vermeyen -ki bir iki ilde bu provokatif eylemler oldu- duyarlı olan her kesimi de kutluyorum.

Demokrasi, bir kültür meselesidir; güçle, oyla açıklanacak bir durum değildir. Bunu güçle açıklarsak, güce indirgersek darbe mekaniği devreye girer. Bu mekaniği baştan bozmanın en kestirme yolu demokrasiyi tüm kurumlarıyla işler hâle getirmektir.

Darbelerin ve darbecilerin kötü olduğu gerçeğini herkes biliyor. Onların yaptığı yanlışı burada anlatmaya zaman yetmez. Ama bizim asıl ihtiyacımız, biz bu darbe sürecine nasıl geldik? Bu darbeciler bu kurumlara bu kadar rahat nasıl yerleşebildiler? Bu ülke periyodik aralıklarla darbelere ve darbe girişimlerine neden maruz kalıyor? Darbe mantığı sadece kurumlara yerleşmiş birkaç kişinin çıldırmasıyla açıklanacak bir olgu değil. Bu nedenle darbe olgusu neden-sonuç ilişkisi üzerinden bir değerlendirmeye gidilmeden sadece sokakta halka nöbet tutturularak aşılabilecek veya yenilebilecek bir mekanizma değil. Bu darbelerin sebep ve sonuçlarını özgür bir şekilde tartışmazsak, bunun çözüm arayışlarını hep birlikte uzlaşı kültürü üzerinden yaşamsal kılmazsak, üzülerek söylüyorum, bu darbe mekaniği bugün olmasa yarın kazanacaktır.

Bu nedenle, en başta siyasi iktidar olmak üzere “Benim hiç suçum yok, hiçbir kusurum yok; ben darbenin mağduruyum. Bu darbe Allah'ın bir lütfu.” diyerek bu darbe mekaniğinin aşılacağı kanaatinde olmadığımı belirtmek istiyorum.

Ülkede kaybolan bir insanın hayatını ve her gün size "Hurşit Külter nerede?” diye soran insanları ciddiye almazsanız, bu insanın hayatı sorulduğunda ülkenin yöneticileri buna cevap verme gereksinimi duymazsa darbe kültürü gelişir.

“Benim halk desteğim var, kolluk kuvveti desteğim var; asker var, polis var. Ben terörle mücadele adı altında koskoca şehirleri, ilçeleri tanklarla, toplarla yıkarım.” derseniz darbe kültürü gelişir.

“Ben hukuk dışına çıksalar bile buraları yakanları, yıkanları dokunulmaz kılar, arkasında halkın desteği olan siyasi parti temsilcilerinin dokunulmazlıklarını kaldırırım.” derseniz darbe kültürü gelişir.

Düşüncelerini ifade etti diye akademisyenleri, gazetecileri tutuklarsanız veya buna uygun bir siyasal atmosfer yaratırsanız orada darbe kültürü gelişir. Kamu kurumlarında en yüksek müsteşardan tutun da hastanede çalışan bir taşeron işçisini bile liyakat, adalet ve hakkaniyeti göze almayıp parti referanslarıyla işe alırsanız darbe kültürü gelişir.

Ülkede meydana gelen bir trafik kazasından tutun da şehirlerde patlayan bombalara kadar, iktidarda olduğunuzu unutup mağduriyet üzerinden hareket ederseniz ve istifa mekanizması yerine “Kandırıldık.” mekanizmasıyla hareket ederseniz darbe kültürü gelişir.

Özü itibarıyla, bunun gibi binlerce örnek sayabiliriz.

Darbenin panzehri barıştır. “Barış” dediğimiz şey ise savaşarak, çatışarak değil, konuşarak gelir. Konuşmak için uzlaşı kültürünün olması gerekir. İşte, “uzlaşı” değimiz şey ise sizinle en aykırı, en farklı düşünenlerle bir masada oturabilmeyi gerektirir.

Periyodik aralıklarla darbelerin, darbe girişimlerinin olduğu çatışmalı ortamlara ne nitelikli yatırımlar gelir ne nitelikli iş gücünü çekebiliriz. Nitelikli iş gücünü çekmek isterseniz -bu teknik yasalardan önce olarak- demokratik, barışçıl bir ortamın yaratılması gerektiğine inanıyorum.

28’inci madde tamamen TMMOB’u dışlama çabasıdır. TMMOB’u kurumsal olarak dışlamak demek, bugün kamuda çalışanlarla 1 milyona yaklaşan mühendis, mimar ve şehir plancısını dışlamak demektir. Her yıl 30 bin mezun veren mühendislik ve mimarlık fakültelerinden mezun olan meslek insanlarını haksız rekabetin önüne atmada ne kamu ne de meslek yararı vardır. Bu Meclisin görevi de ülke vatandaşı aleyhine yasa çıkarmak olmamalı. İktidar, meslek odalarından korkmamalı, onları karşısına değil, yanına almalıdır.

Yine, TMMOB gibi meslek gruplarından TTB’nin de dünya kadar sorunu var. Sağlık çalışanlarının da aleyhine olacak bu yasa yeniden gözden geçirilmelidir diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (6) ve (8) no.lu fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Çetin Arık (Kayseri) ve arkadaşları

"(6) 6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun," ibaresi "Uluslararası işgücü Kanunu" ibaresi şeklinde değiştirilmiştir."

"(8) 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun 3 üncü maddesinin (g) fıkrasının birinci bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci ve üçüncü bendleri yürürlükten kaldırılmıştır.”

“g) Yabancı personel istihdamı

Bu Kanun kapsamında kurulan şirket, şube ve kuruluşlarda istihdam edilecek yabancı uyruklu kilit personele, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çalışma izni verilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yargı, emniyet, eğitim gibi devlet kurumlarında ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde yuvalanan cemaat yapılanması ve onların iş birlikçilerinin parlamenter demokrasimize yönelik 15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha bu kürsüden lanetliyorum. Bu vesileyle darbeye karşı duran ve yaşamlarını yitiren yurttaşlarımızı saygı ve minnetle anıyor, Allah’tan rahmet, yaralı yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyorum.

Ana muhalefet partisi olarak cumhuriyetin temel kurumlarının, parlamenter sistemimizin ve demokrasimizin korunması ve güçlendirilmesi için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğimizi bu kürsüden bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın “Genel Gerekçe” bölümünde, 2000’li yılların başlarında ülkemize yasal yollardan gelen yabancıların daha çok ikincil iş gücü piyasalarında düşük vasıflı işlere yöneldiklerinden dolayı, bu yüzden, nitelikli iş gücünün ülkemize çekilmesinin amaçlandığı belirtilmektedir. Bu vesileyle ekonomimiz için asıl meselenin ülkemize bu yasanın gerekçesi olarak dışarıdan nitelikli iş gücü kazandırılmasının değil, ülkemizin kalkınma, eğitim ve istihdam politikalarının bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele alınması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından ilan edilen olağanüstü hâl ile birlikte içinde bulunduğu belirsizlik ortamından bir an önce çıkmalıdır. Aksi takdirde, ülkemizin zayıf ve düşük olan ekonomik göstergelerinin daha da kötüye gideceği öngörülmektedir. Dünyada 20 en büyük ekonomi arasında yer alan ülkemizin yerini koruyup koruyamayacağı, ekonomik bir kriz ve belirsizlikle karşılaşıp karşılaşmayacağı çoktan tartışılmaya başlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin içinde bulunduğu belirsizlik ortamından çıkması için bugün elimizde iki fırsat penceremiz vardır. Bunlardan birincisi istihdama dâhil edilmeyen yüzde 70 oranındaki kadın nüfusumuzdur. Ekonominin canlanması ve Türkiye’nin zenginleşmesi için bu nüfusun ekonomiye kazandırılması gerekmektedir.

İkinci olarak, maalesef Türkiye dünyanın en hızlı yaşlanan ülkelerinden birisi hâline gelmiştir ve Türkiye nüfusunun hiçbir zaman 100 milyonu bulamayacağı ve bu yüzyılı 90 milyonla tamamlayacağı öngörülmektedir. 2023 yılına kadar üretken nüfusumuzun artacağı ve o yıldan sonra ise düşüşe geçeceği tahmin edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 32 düzeyindedir. Hane halkı iş gücü araştırması 2015 sonuçlarına göre 15-19 yaş arası kadınlarda işsizlik oranı yüzde 18; 15-24 yaş arası kadınlarda ise istihdam oranı yüzde 22’dir. Nisan 2015-2016 döneminde erkek işsizlerin sayısında bir azalma yaşanırken kadın işsiz sayısında ise tersine bir yükselme yaşanmıştır. Bu dönemde kadın işsiz sayısı 1 milyon 58 binden 1 milyon 76 bine yükselmiştir.

Türkiye, Avrupa Birliğine üye 28 ülke arasında kadın istihdamında son sıralarda yer almaktadır. Yani ülkemiz Avrupa’da istihdam oranında cinsiyet farkının en yüksek olduğu ülke konumundadır. Benzer şekilde OECD ülkeleri arasında da Türkiye kadın istihdamında son sıralardadır ve son günlerde yayınlanan, Uluslararası Para Fonu IMF’nin yayınladığı “Göç ve Doğu Avrupa Üzerindeki Etkileri” başlıklı raporda çok dikkat çekici bir veri bulunmaktadır. Türkiye, emek piyasasına katılımda kadın-erkek uçurumunun yüzde 16’yla Avrupa Birliği ülkeleri arasında son sırada yer aldığı görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin ekonomide ve insani gelişmişlikte saplandığı vasatlığı aşmanın yolu ideolojik kaygılar değil ülkenin, kadınların ve gençlerin yarınlarını önceleyen kalıcı bir eğitim reformudur.

Bir kez daha Hükûmete, iktidar partisine ve muhalefet partilerine seslenmek istiyorum: Gelin, nitelikli, bilimsel, laik ve herkese eşit fırsatlar sunan eğitimi ve bütüncül bir kalkınma, eğitim ve istihdam reformunu birlikte konuşmaya, tartışmaya, uzlaşmaya ve inşa etmeye başlayalım.

Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (6)’ncı, (7)’nci ve (8)’inci fıkralarını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (9)’uncu fıkrası üzerinde bir ortak önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (9)’uncu fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İlknur İnceöz                        Mehmet Doğan Kubat                Aytuğ Atıcı

                 Aksaray                                    İstanbul                            Mersin

          Fahrettin Oğuz Tor                         İdris Baluken

             Kahramanmaraş                              Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon ortak önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kamu kurumlarında sağlık personelinin çalıştırılmasına ilişkin hususlar Sağlık Bakanlığının sorumluluğunda bulunduğundan madde tasarı metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 28’inci maddenin (9)’uncu fıkrası üzerinde kabul edilen önerge doğrultusunda bu fıkra komisyon metninden çıkarılmıştır.

Bir karışıklığa mahal vermemek için, komisyon metninin mevcut maddeler üzerinde görüşmelerine devam ediyoruz. Kanun yazımı sırasında da madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.04

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

403 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

28’inci maddenin 10’uncu fıkrası üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin 10’uncu fıkrasının (b) bendinin madde metninden çıkarılmasını ve diğer bentlerin buna göre teselsül etmesini arz ve teklif ederiz.

 

         İdris Baluken                            Behçet Yıldırım                          Osman Baydemir

           Diyarbakır                                  Adıyaman                                   Şanlıurfa

          Garo Paylan                       Mahmut Celadet Gaydalı                      Berdan Öztürk

             İstanbul                                      Bitlis                                         Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

         Yakup Akkaya                              Aytuğ Atıcı                              Ünal Demirtaş

             İstanbul                                     Mersin                                    Zonguldak

            Ali Yiğit                                  Çetin Arık

               İzmir                                       Kayseri

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya.

Buyurun Sayın Akkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Çalışma Bakanlığının değerli bürokratları, Meclisin değerli çalışanları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nı görüşmeye devam ediyoruz. Esasen, bu tasarının getirdiği en önemli düzenlemelerden, en önemli maddelerden bir tanesi turkuaz kartı ve bazı düzenlemeleri burada sadece emeğin serbest dolaşımını düzenlemiyor, yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmeye yönelik bir politika olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle sermayenin Türkiye’ye gelmesi önemli ancak bu sermayenin çeşidinin belirlenmesi gerekiyor. Yani Türkiye’ye katkı sağlayacak, üretecek, istihdam yaratacak bir sermaye eğer Türkiye’ye geliyorsa bunun faydası var, bunun dışındakilerin kafamızda hep soru işareti var. Yani ülkemizde istihdam sağlayacak, teknolojik ve stratejik açıdan ülkeyi ileriye götürecek bir sermayenin çekilmesi gerekirken paradan para kazanmayı hedefleyen para transferleri de bu kapsamda bu tasarıyla değerlendirilmiş. Rant sağlayıcı bir sermayenin gelişinin de bu tasarıyla önü açılmış oluyor.

Aynı şekilde, kökeni, kaynağı bilinmeyen sermayenin de gelişine cevaz verilmesi, hatta teşvik edilmesi, yaşadığımız süreçle ilgili… Örneğin, Rıza Sarraf’a verilen vatandaşlığın ülkemize getirmiş olduğu eleştirilere dikkat ettiğimizde, bu getirilen yasal düzenlemenin aslında içerdiği amacı da aştığı görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, esas itibarıyla Anayasa’mızın 48, 49 ve 50’nci maddeleri çalışma hak ve özgürlüklerini düzenlemiştir. “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” diyor Anayasa’mız. Vatandaş ile yabancıya eşit bir çalışma hakkı düzenlenmiştir. Yabancılara çalışma izninin verilmesi, kamu haklarından tam yararlanma anlamına gelmemelidir. Yani çalışma hakkı ile vatandaşlık hakları birbirinden çok farklı, ona göre değerlendirme yapılmalıdır. Bu konu bu şekliyle geldiği zaman yabancılara Türk vatandaşlarından farklı, daha imtiyazlı olanaklar tanınmaktadır; bu da Anayasa’mıza açık olarak aykırıdır.

Bu yasa değişikliğinin açık anlamı şudur: 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’na göre iki şekilde Türk vatandaşlığı kazanılır. Birincisi, doğum ve kan bağı yoluyladır; ikinci hâl ise yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığının kazanılmasıdır. Bu ikinci hâl için belirli şartlar vardır. İlgili kanunun 11’inci maddesinde bunlar açıkça sıralanmıştır. Türk vatandaşlığına başvurabilmek için bir dizi şartın yanında Türkiye’de beş yıl ikamet etme şartı ve bir de Türkçe konuşma şartı aranmaktadır. Yasamızda, bu durumun bir istisnası olarak, bu şartlardan sadece biri olan, “millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmamak” koşulunu taşıyanların, diğer şartlar aranmaksızın Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaş olabileceği düzenlenmiştir. Bu duruma da “istisnalı vatandaşlık hakkı” denmiştir, bunlar da 12’nci maddeyle belirtilmiştir.

Şimdi, önümüze gelen Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’yla vatandaşlık verilecek kişiler, istisnai kişiler genişletilmektedir. Tasarı “6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 31’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (j) bendi uyarınca ikamet izni alanlar” diyor. Kim bunlar? Bakıyoruz, kanuna gidiyoruz, kanuna bakıyoruz; ilgili kanunun 31’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (j) bendi yok. Yani (j) bendi olmayan bir düzenlemeye, bir kanuna bir kanun maddesi eklemeye çalışıyorsunuz. Bunu Komisyonda Sayın Bakana sorduk, Sayın Bakan da buna “(11)’inci fıkranın (ç) bendiyle 6458 sayılı Yasa’ya (j) bendini ekliyoruz.” dedi.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu durum, kanun yapım tekniğine açıkça aykırıdır. Olmayan bir bende gönderme yapan bir düzenleme yapılamaz. Bunu geçin, bir de (j) bendi, ne diyor? “Türkiye’de çalışmayan ancak Bakanlar Kurulunca belirlenecek kapsam ve tutarda yatırım yapacaklar ile bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu…” Yani burada şunu soruyor: Hani bu kanunun esas amacı, nitelikli yabancıların Türkiye’de istihdamını sağlayan düzenlemeler yapmaktı? Burada, bu düzenlemeyle bu amacının dışında olduğunu görüyoruz. Burada resmen “Paran varsa gel, beklemeden vatandaşlık vereceğim.” deniyor. Bu da kanunun anlamına uygun değildir.

Tabii, süremiz beş dakikayla sınırlı olduğu için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Bu maddeyle ilgili, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok ciddi endişelerimiz var ve bu yüzden bu kanun maddesinin tekliften çekilmesini bir kez daha milletvekillerinin onayına sunuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk konuşacaktır.

Buyurun Sayın Öztürk. (HDP sıralarından alkışlar)

BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime başlamadan önce, Kamışlı’da IŞİD çetelerinin gerçekleştirdiği alçakça saldırıdan dolayı yaşamını yitiren Rojavalı yurttaşlarımızın ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, tarihî bir yol ayrımından geçiyoruz. Her yol ayrımı aynı zamanda bize tarihî fırsatlar sunar. Önemli olan, bu fırsatları demokratik bir zemine oturtarak adalet, eşitlik ve özgürlük şiarıyla, kangren olan, kangren hâline gelmiş sorunların çözülmesi yönünde bu fırsatları kullanmaktır.

15 Temmuz darbe girişimi de şu anda ülkeyi bir yol ayrımına getirmiş bulunmaktadır. Önümüzde iki yol bulunmaktadır: Ya tam demokratik bir Türkiye’yi evrensel hukukun ilkeleri etrafında inşa edeceğiz ya da otoriter bir düzenin anaforunda önümüzdeki yılları da çatışma ve kaosla geçireceğiz.

Tarih biz siyasetçilere tarihi yeniden yazma fırsatını vermişken bu fırsatın da parti çıkarları etrafında bir tahakküm ilişkisine dönüştürülme çabalarına şahit olmaktayız. Bunun küçük bir örneğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bundan birkaç gün önce Doğubeyazıt HDP ilçe teşkilatımızın yapmak istediği bir basın açıklaması vardı. Emniyete çağırılan ilçe eş başkanlarımıza “Basın açıklamasını yapıyorsanız parti binanızın içerisinde yapın. Dışarı çıktığınız anda sizi uyarmadan müdahale edeceğiz.” şeklinde uyarıda bulunulmuş, bu şekilde basın açıklamasına engel olunmaya çalışılmıştır. Sorulduğunda da bunun valinin talimatıyla olduğu söylenmiştir, dile getirilmiştir. Ama aynı yerde, Ağrı’da gerek AKP’li vekil arkadaşımız olmak üzere Ağrı il teşkilatı, ilçe teşkilatları istedikleri zaman, istedikleri ortamda, istedikleri yerde bu basın açıklamasını yapıyorlar. Eğer bu anlayışla devam edersek bu tarihî fırsatı kaçırmış olacağız.

Değerli arkadaşlar, geldiğimiz aşama itibarıyla yapılacak olanlar bellidir. Tam bir demokratikleşme hamlesi başlatmak bu ülkeye kazandıracak tek yoldur. Ablukaların devam ettiği Şırnak’ta ve Nusaybin’de ablukaların tamamen kaldırılması ve herhangi bir yasaklı bölge kalmaksızın halkın bütün zararlarının tazmin edilmesi bu demokratikleşme hamlesinin ilk adımı olabilir. Siyasi soykırım operasyonlarıyla hapishanelere konan arkadaşlarımızın tamamının serbest bırakılması ve görevden alınan belediye başkanlarımızın görevlerinin iade edilmesi de bu ilk adımı destekleyen ve gerilimi düşürecek bir hamle olacaktır. Yine, cezaevleri üzerinde sürdürülen tecrit ve izolasyon politikalarının derhâl son bulması ve uluslararası standartların uygulanması da toplumda görece bir rahatlamaya vesile olacaktır. Ve sürecin en önemli, kritik halkası olan İmralı’da, devirdikleri müzakere masasını Sayın Öcalan’la birlikte yeniden kurarak Dolmabahçe mutabakatını hayata geçirecek siyasi irade ve kararlılığın gösterilmesi gerekmektedir. Kürtleri ve toplumun diğer farklı kesimlerini dışlayarak, yok sayarak yeniden oluşturulacak bir hukuk sisteminin, darbe mekaniğini besleyen, yeniden üremesini sağlayan bir sistem olacağını şimdiden hatırlatmak istiyoruz. Ortak bir vatanda herkesin eşit bir şekilde yaşayacağı yeni bir toplumsal sözleşmeye bu denli ihtiyaç varken yine Kürtlerin ve diğer toplumsal kesimlerin reddi üzerine kurulacak bir yeniden yapılanma geçmişte yaşanan sorunlardan daha büyük sorunlarla karşılaşmamıza neden olacaktır. Ülkede yaşayan bütün yurttaşların kendini güvende hissedeceği, herkesin kendi kimliği ve rengiyle yönetime katılacağı demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa etmemizin imkân dâhilinde olduğu bir zamanda bunun tersi bir istikamette bir yol seçmek Türkiye halklarına hakaret ve haksızlık olacaktır.

Toplumsal olaylarda baş gösteren kaosun kitlelerde umutsuzluk yaratma tehlikesine karşı her zaman demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü esas alarak bu kaostan çıkmanın mümkün olduğunu biliyoruz. En umutsuz zamanlardan umudu yeşerterek çıkmak hepimizin onur ve namus borcudur. Tarih yeniden sınıyor bizi. Özgürlüğün şafak vaktinde bütün umutsuzluklara inat umudu büyüterek, bütün kör baskılara karşı tarihsel haklılığımızdan güç alarak demokratik bir cumhuriyeti inşa etmenin zamanıdır. Bu Parlamento kurucu bir görev üstlenerek kangren hâline gelmiş sorunların çözümünde ön açıcı olmak zorundadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (10)’uncu fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (11)’inci fıkrasının (a) bendi üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 28’inci maddesinin (11) no.lu fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

                                    Ali Yiğit                                           Çetin Arık

                                       İzmir                                                Kayseri

"a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir, "y) Yetkili aracı kurum: Nitelikleri ve görev çerçevesi yönetmelikle belirlenen ve Genel Müdürlük tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde yapılacak ihale sonucunda yetkilendirilen kurum veya kuruluşu,"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesinin 11’inci fıkrasının a) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                    Behçet Yıldırım                                     Garo Paylan

       Diyarbakır                                          Adıyaman                                            İstanbul

  Osman Baydemir                           Mahmut Celadet Gaydalı

        Şanlıurfa                                               Bitlis

BAŞKAN – Komisyon son okuttuğum önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Baydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmüş olduğumuz yasa -şüphesiz ki yasalaştıktan sonra- toplumda iş, istihdam ve işsizlik sorununu çok ciddi bir şekilde etkileyecektir. Bu itibarla da emek perspektifi açısından hayati derecede önem arz ediyor. Doğrusunu ifade etmek gerekirse emeğin sömürüsüne yeni kapılar aralayacaktır.

Bu yasanın eleştirisini yaptığımızda, her şeyden önce getireceğimiz eleştirilerden bir tanesi de bu yasanın AB Uyum Komisyonunda görüşülmeden Genel Kurula getirilmiş olmasıdır.

Bir diğer husus da şu anda örneğin Urfa’da en az 400 bini aşkın sığınmacı, mülteci kardeşimiz bulunmakta. Ve bu yasanın yasalaşmasıyla birlikte Urfa’daki istihdam sorunu katmerleşerek devam edecektir. Bir nevi Urfa’nın sırtına binmiş olan yükün ağırlaşarak devamı sağlanacaktır.

Bütün bunlarla birlikte, esasen şu anda tartışmamız gereken çok daha vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Büyük bir illet, büyük bir saldırıyla karşı karşıya kaldık; darbe ve cunta saldırısıyla karşı karşıya kaldık. Darbe ve cunta eğer başarılı olmuş olsaydı şu anda muhtemelen ülkede sıkıyönetim hâkim olacaktı. Ancak sıkıyönetimin yani cuntanın alternatifi olağanüstü hâl, olağanüstü rejim değildir; ancak ve ancak cuntayla, cuntacılıkla demokrasiyle mücadele edilebilir. Eğer cunta hâkim olmuş olsaydı şu anda Türkiye'de pek çok yerde işkenceler, işkencehaneler derdest olacaktı. Maalesef üzülerek ifade etmek istiyorum ki, neredeyse bir yıldır, Türkiye'nin genelinden çok daha farklı olarak özellikle Urfa şehrimizde pek çok yakınmaya tanıklık etmekteyiz. Neredeyse hemen hemen her gün bir işkence isnadı, bir işkence yakınması, bir işkence hadisesi ve başvurusuyla karşı karşıyayız.

Son olarak, Mehmet Ali Genç ve Metin Köse isimli yurttaşlarımız bir şüphe üzerine gözaltına alındılar. Sırasıyla; önce Sarayönü Polis Merkezi, akabinde Asayiş Şube, akabinde de TEM Şubede beş gündür Sayın Bakan, ağır işkenceye maruz kaldıklarına dair yakınmalar şu anda bize geliyor. Biraz önce Genel Kurul salonunda görüşmüş olduğum avukatları Gülhan Kaya’nın bana aktardıklarını Genel Kurula aktarmak durumundayım. Şüphesiz ki, işkence insanlık ailesine karşı bir suçtur. Şu ana kadar haya burma, sistematik dayak, ağız yırtma, zorla ağza kolonya boşaltma; yine “yalancı infaz” dedikleri infaz türüyle gözaltında tecavüz, gözaltında öldürme tehditleriyle ağır işkencelere tabi tutulduklarına dair yakınmayı şu anda bize ilettiler.

Sayın Bakan, daha önce de Urfa’da gözaltında işkence iddialarına ilişkin soru önergeleri vermiştik, maalesef etkin bir çaba ortaya konulmadı; benim özellikle Sayın Bakandan talebimdir. Şüphesiz ki isnat olabilir, isnada dair bir soruşturma olabilir -hukukçu kimliğimle söylüyorum- suç ve suçlu da olabilir ama suç ve suçluyla mücadele etmenin yöntemi asla ve kata işkence olamaz. İşkence, insanlık ailesine karşı işlenen bir suçtur. Hem Anayasa’da hem iç hukukumuzda hem tarafı olmuş olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde işkence suçu aynı zamanda zaman aşımına uğramayacak bir suçtur. Bu itibarla da sizden talebimiz, derhâl olaya müdahale etmenizdir. Olağanüstü hâl yönetimi içerisinde otuz günü bulan gözaltı süresi kimilerine durumdan vazife çıkarma imkânını sunacaktır. Bu itibarla da bir kez daha söylüyoruz, darbe rejimiyle mücadele etmenin yolu ancak ve ancak demokrasidir, ancak ve ancak hakka ve özgürlüğe sahip çıkmaktır.

Sayın Bakan, bir diğer hususu daha ifade etmek istiyorum. Şu an itibarıyla, Ankara’da sizin uhdenizde bulunan Bakanlığın bir personelinin açığa alındığına dair yakınma bize geldi. Çok açık ve net söylüyorum Sayın Bakan, söz konusu şahıs herhangi bir siyasi partiye, herhangi bir sendikaya dahi üye değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Tek suçu var, emin olun ki Kürt olmak. Ben onun da bilgisini zatıalinize ulaştıracağım.

İşte, bütün bunlardan hareketle bir kez daha Parlamentonun sürece dâhil olması lazım, bir kez daha Parlamentonun iradesini ortaya koyması lazım. İşkence insanlık suçudur; darbeciler nasıl yargılanıyorsa, darbeciler nasıl yargılanacaksa işkence suçunu gerçekleştirenler de bir gün mutlaka yargılanacaktır, yargılanmalıdır. İnsanlık onuru işkenceyi yenecektir.

En derin saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (11) no.lu fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Çetin Arık (Kayseri) ve arkadaşları

“a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir, “y) Yetkili aracı kurum: Nitelikleri ve görev çerçevesi yönetmelikle belirlenen ve Genel Müdürlük tarafından 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde yapılacak ihale sonucunda yetkilendirilen kurum veya kuruluşu,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kayseri Milletvekili Çetin Arık konuşacaktır.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşlerimi paylaşmak üzere bir kez daha sizlerin ve saygıdeğer halkımızın karşısındayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir önceki konuşmamda da dile getirmeye çalıştığım gibi, bu kanun tasarısıyla yabancılara sadece çalışma izni değil, aynı zamanda vatandaşlık verilmesinin düşünüldüğünü de görüyoruz. Biz hiçbir yabancıya çalışma izni verilmesin, hiçbir yabancıya vatandaşlık verilmesin demiyoruz. Elbette ki ülkemiz iş gücü piyasasının çok özel ihtiyaçları söz konusu olduğunda çalışma izni verilebilir. Hatta çok özel vasıfları olan insanlara vatandaşlık da verilebilir, hiçbir itirazımız yok. Ancak, bunların yazılı ve herkese ilan edilmiş bir standardı olması gerekir.

Değerli milletvekilleri, son günlerde gündemde olan Suriyelilere vatandaşlık konusu da bu konuyla bağlantılıdır. Çalışma izni meselesini mültecilere vatandaşlık verilmesi projesinin ön adımı olarak görüyorum. Bu konuda sakıncalı gördüğüm hususları milletimiz adına Meclis kürsüsünden dile getirmek boynumun borcudur.

Ülkemizde bir mülteci sorunu olduğunu söylemeye gerek yok. Gönderdiğiniz eski Başbakan, yeni keşfedilmiş dahi adam pozlarında önderlik ettiği paralel danışman kadrosuyla dış politikayı ülkemizin geleneksel rotasından saptırdı. Arapların iç işlerine karışmamak olan geleneksel dış politikamızdan sapmak büyük bir hataydı. İşte, karşı karşıya olduğumuz mülteci sorunu bu hataların tabii bir sonucudur. Hatadan dönmek de bir erdemdir. Bu hatayı artık yeni Hükûmetin gördüğünü ve köklü hariciye geleneğine dayanan Atatürkçü dış politika doktrinine dönülmesi gerektiğini artık anladıklarını ümit ediyorum.

Ancak, geride bırakılan enkazı nasıl kaldıracağız? Ülkemize sığınan bu insanlara vatandaşlık vererek mi bunu yapacağız? Yanlışı yanlışlıkla mı düzelteceğiz, yoksa mültecilerin ülkelerinde barışı sağlayarak geri dönmelerini mi sağlayacağız?

Her ne kadar, ortak tarihimiz olan Suriyeli kardeşlerimizi öteki olarak görmesem de mültecilere kitlesel olarak vatandaşlık verilmesini öngören politikayı çok yanlış buluyorum. Bu durum, ülkemizde var olan işsizlik sorununu orta vadede misliyle artıracaktır. Bu politikanın hayata geçirilmesi durumunda halkımızın yaşam kalitesi kötüleşecektir.

Diğer yandan, vatandaşlık hakkı verilmek istenen insanların ülkemize aidiyet duygusu nasıl tesis edilecektir? Ülkeye, bayrağa ve vatana aidiyet duygusu olmayan insanların vatandaşlığa kabul edilmesi ne derece doğru olacaktır? Vatandaşlık verilmek istenen insanlar Amerika’da olduğu gibi, vatana ve bayrağa bağlılık yemini edecekler midir? Almanya’da olduğu gibi, resmî dili bilme zorunluluğu bulunacak mıdır? Bunların yüksek miktarda sermaye getirme zorunluluğu ya da uluslararası denkliği bulunan bir üniversite diploması getirmesi zorunluluğu olacak mıdır?

Bütün bunlar, bu süreçte açığa kavuşturulması gereken ve standartları kanunen yazılı ve şeffaf olarak belirlenmesi gereken hususlardır.

Ülkemize hiçbir biçimde aidiyet bağı hissetmeyen FETÖ ve PKK mensuplarının örgütlü biçimde ülkemize nasıl bir zarar verdiğini, vermeye de devam ettiğini hepimiz görüyoruz.

Bizler, cumhuriyetimizin kuruluş döneminde hedeflendiği üzere, kaynaşmış bir millet, tek millet olmak zorundayız. Başımızda bulunan belaları defedebilmek için çalışmalarımızı ve vaktimizi bu yönde harcamamız gerekmektedir ama biz, bunlar yerine, Suriyelilere TOKİ'den konut vermeyi konuşuyoruz. TOKİ'den konut verilecekse şehit ailelerine, gazi ailelerine verilsin bizler de destekleyelim. Uğruna şehit oldukları toprakların üstünde bir parça gayrimenkul, bütün şehitlerimizin geride bıraktığı dul ve yetimlerin ve gazilerin hakkıdır, hem de analarının ak sütü gibi helaldir.

Sayın milletvekilleri, sözlerimi burada tamamlıyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin (11)’inci fıkrasının (a) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddenin (11)’inci fıkrasının (b) bendi üzerinde iki önerge vardır, okutacağım son önerge en aykırı önerge olduğundan işleme alacağım, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (11) no.lu fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                      Ünal Demirtaş

        İstanbul                                              Mersin                                             Zonguldak

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık                                        Şenal Sarıhan

          İzmir                                                Kayseri                                               Ankara

“b) 11 inci maddesinin 4 üncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve 21 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(4) Vizeler, konsolosluklarca, istisnai durumlarda ise sınır kapılarının bağlı olduğu valiliklerce verilir. Konsolosluklara yapılan başvurular doksan gün içinde sonuçlandırılır. Vize başvuruları yetkili aracı kurum tarafından da yapılabilir.”

“(7) İkamet izni başvuruları yetkili aracı kurum tarafından da yapılabilir.””

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesinin 11’inci fıkrasının (b) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                             Behçet Yıldırım                                     Garo Paylan

              Diyarbakır                                   Adıyaman                                            İstanbul

         Osman Baydemir                    Mahmut Celadet Gaydalı

               Şanlıurfa                                       Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, katılamıyoruz

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte alan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerine partim ve grubum adına söz almış bulunmaktayım, sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, 15 Temmuz akşamı milletin egemenliğini hedef alan darbe girişimini kınıyor ve lanetliyorum. Bu saldırı her şeyden önce halkın kararlı duruşu ve siyasi partilerin, medyanın ve sivil toplum örgütlerinin ortak tavrıyla engellenmiştir. Darbe girişiminde yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Bu darbe girişimi, bütün çıplaklığıyla, demokrasiye olan ihtiyacımızı bir kez daha ortaya koymuştur. Bu ülkede darbelerin ve benzeri durumların bir daha yaşanmamasını iç ve dış barışımızı sağlayarak, bütün farklılıkların özgürce bir arada yaşadığı bir ortamı tahsis ederek, demokrasimizi güçlendirerek ve hukukun üstünlüğünü sağlayarak gerçekleştirebiliriz. Aksi her türlü uygulamanın ülkemizi ve bizleri daha büyük felaketlere sürükleyeceği maalesef ki aşikârdır. Şu an yaşanan tutuklama, gözaltı, açığa alma, görevden uzaklaştırma ve benzeri uygulamalar hayata geçirilirken adli ve idari yürütülen tüm soruşturmaların da olması gerektiği gibi adalet ve hukuk ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Uluslararası İşgücü Kanunu’yla ilgili olarak da şunu net bir biçimde belirtmeliyiz ki tasarının gerekçesinde her ne kadar sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alındığı söylense de hiçbir öneri ve eleştiri kabul edilmeden, Hükûmetten geldiği şekilde kabul edilmiştir. Sonra yapılan müzakerelerde bu tutum değişse de genel itibarıyla her türlü çalışmada aynı problem devam etmekte, iktidar tüm eleştiri ve önerilere kulaklarını tıkamaktadır. Amaç, yalın boyutuyla yapılan işleri niteliksizleştirmek değil, aksine, fikirlerimizi ve katkılarımızı sunarak daha nitelikli ve daha kapsayıcı bir yasa çıkarma gayretidir. Demokrasiye ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde çoğulcu bir katılımla yasaların düzenlenmesi ve her türlü eleştiri ile öneriye kulak verilmesi gerekmektedir.

Sayın Bakanımız konuşmasında “Biz önce kaynak ülkeydik, geçiş ülkesi olduk, daha sonra hedef ülke...” Nasıl hedefse onu anlayamadım. Çalışmak için zemin aranan ülke grubuna girmişiz, nitelikli iş gücünün cazibe merkezi… Ben bunların hiçbirine katılmıyorum.

Tabii, tecrübenin okulu yoktur. Tecrübe yaşanılarak elde edilir. Ben de çok uluslu şirketlerde çalışmış bir mühendis olarak bazı deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’de çalıştığım sırada bana 2 İngiliz mühendisi kakalamaya çalıştılar; biri üniversite bile görmemiş bir gemici makinistti, diğeri de iki senedir işsizlik parasından maaş alan bir İngiliz elektrik mühendisiydi. Ben ikisiyle de çalışmayı kabul etmedim. Daha sonraki yıllarda Umman Sultanlığı’nda, makinist olan İngiliz’le karşılaştık. Makinist olan İngiliz’in oradaki görevi bir kampta kanalizasyon arıtma sistemlerinin makinelerinden sorumlu makinistlikti sadece ve adam orada da zaten kabul etti, “Sen gerektiğin yerdesin, ben gerektiğim yerdeyim.” dedi. Ben orada proje müdürü olarak çalışıyordum.

Çok uluslu şirketlerin ücret politikası da bir enteresandır, onu da size aktarayım: Yabancılar her zaman yerlilerin 2 misli ücret alırlar ve bir de milliyetlerine göre maaş skalası uygularlar. Umman’da çalıştığım zaman benim ekibimin içinde Amerikalı, İngiliz, Hollandalı, Avustralyalı, Pakistanlı mühendisler vardı. Ben bu grubun amiri olarak çalışıyordum. Amerikalı mühendis sadece Amerikalı olmasından dolayı benden yüzde 10 daha fazla maaş alıyordu, Pakistanlıya ise bizim aldığımız maaşın yarısı ödeniyordu. Size diyebilirim ki ekibin içindeki en kaliteli elaman da Pakistanlı olan makine mühendisiydi.

Biz yine iktidarı buradan bir kez daha uyararak, geliştirilecek olan yöntemlerin dış çözümlü değil, iç çözümlü olarak hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çiziyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (11) no.lu fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Şenal Sarıhan (Ankara) ve arkadaşları

“b) 11 inci maddesinin 4 üncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve 21 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(4) Vizeler, konsolosluklarca, istisnai durumlarda ise sınır kapılarının bağlı olduğu valiliklerce verilir. Konsolosluklara yapılan başvurular doksan gün içinde sonuçlandırılır. Vize başvuruları yetkili aracı kurum tarafından da yapılabilir.”

“(7) İkamet izni başvuruları yetkili aracı kurum tarafından da yapılabilir.””

BAŞKAN – Komisyon önergeye iştirak ediyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, yazman üyesi arkadaşlar, bu çalışmada emeği geçen bütün arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bugünkü çalışmanın sonlarına doğru yaklaşmış bulunuyoruz. Ben tartıştığımız yasa üzerinden değil, aslında bugün tartışmamız gereken başka bir yasa ya da bir kararname üzerinden düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin önünde daha önemle görüşülmesi gereken bir kararname söz konusu, olağanüstü hâl kararnamesi; ilk sırada, yürürlüğe konulmaya hazırlanmış olan, Resmî Gazete’de yayımlanmış olan kararname. Bu kararnamenin hâlen önümüze gelmemiş olmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tartışılmamış ve onaylanmamış olmasının önemli bir eksiklik yarattığı inancındayım. Biraz önce değerli milletvekili arkadaşımız Baydemir’in bıraktığı noktadan hareketle, bugün içinde bulunduğumuz olağanüstü hâl uygulamalarının ne ölçüde hukuka uygun olduğu ya da ne ölçüde hukuka uygun olması gerektiği konusunda Parlamentonun tartışmaya ihtiyacı olduğu inancındayım. Bilindiği gibi, bu kararnameyle gözaltı süreleri otuz güne uzatılmış bulunmaktadır, oysa olağanüstü hâl kararnamesiyle yapılması gereken işlemler olağanüstü hâlin ilanıyla ilgili, bu ilana sebep olan olayla ilgili sınırlamayı gerektirmektedir. Olağanüstü hâl hangi sebeple ilan edilmiştir? Darbe girişimi nedeniyle. Darbe girişimi nedeniyle yapılacak araştırmalarda gözaltı süresinin otuz gün gibi bugüne kadar mücadelesi verilmiş ve sınırlandırılmış süreleri aşan bir süre olarak belirlenmiş olması bütünüyle hukuka aykırı bir uygulamanın ya da en azından gelecekte, önümüzdeki süreçte hukuka aykırılığı iddia edilecek bir uygulamanın başlangıcı anlamındadır. Buradaki arkadaşlarımız, hukukla ve hayatla ilgili milletvekili arkadaşlarımız bilirler ki uzamış gözaltı süreleri sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti çok defa mahkûm olmuştur. Değerli arkadaşlar, diyeceksiniz ki “Bu özel bir durumdur ve olağanüstü hâldir. Olağanüstü hâlde kimi haklar sınırlanabilir.” Oysa “Siracusa ilkeleri” diye andığımız ilkeler vardır, uluslararası planda kabul edilmiş olan Siracusa ilkeleri vardır ve bu ilkeler olağanüstü hâl döneminde dahi iyi niyet kuralının aşılmaması gerektiğini ifade eder, iyi niyet ilkesinin aşılmaması gerektiğini ifade eder.

Arka sıralarda değerli İyimaya arkadaşım var, hukuka ilişkin çok derin bilgisi olduğuna inandığım, kendisinin de dikkatine sunmak istiyorum bunu: Sınırlamanın dar yorumlanması ilkesi, hukukun üstünlüğüne saygı ilkesi ve ölçülülük ilkesi. Alınmış olan her türlü kararnamedeki uygulamanın bu ölçülülük ilkesi içinde ve hukuka uygunluk prensibi içinde değerlendirilmesi gerekir. Oysa, otuz günlük bir gözaltının herhangi bir biçimde hukuka uygunluğundan söz etmemiz mümkün değildir.

Yine, kararnameyle gündeme getirilecek olan, özellikle görevden almalarda yürütmeyi durdurma hakkının kaldırılmış olması, bu da hukuka aykırı bir uygulamadır. Dün de hemen hemen aynı saatlerde sizlere seslenirken şunu anımsattım, dedim ki: Arkadaşlar, yemek salonunda ya da yürürken birbirimizin konuşmalarına tanıklık ediyoruz ve bu konuşmalarda pek çok yerden, pek çok partili arkadaşımız, AKP de dâhil olmak üzere, haksız gözaltılardan, haksız işten çıkarmalardan söz ediyor, yapılan işin bir cadı avına döndüğünden söz ediyor. Şimdi, bu, hangi hukuk sistemiyle ortadan kaldırılacaktır? Eğer yürütmeyi durdurma kararı da alamayacak iseniz, böyle bir denetim, hukuki denetim uzaklaşacaksa olağanüstü hâl kararnamelerinden, orada adalet nasıl sağlanacaktır? Ve hepimizin bir suç diye kabul ettiğimiz bu darbe suçu, darbeye girişim suçu nasıl adil bir sonuca ulaşabilecektir? Suçlu ve suçsuz birbiriyle karışmamış mı olacaktır bu uygulamayla?

Değerli arkadaşlar, acil bir biçimde önümüze… Biliyorsunuz, Olağanüstü Hâl Yasası’nın 4’üncü maddesi olağanüstü hâl ilanının sadece ilana neden olan konuyla sınırlı olduğunu ifade eder ve yine aynı yasa bütün kararnameler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENAL SARIHAN (Devamla) - …Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayını bekler. Bu onay için acele etmeliyiz yoksa sorumluluk yükleneceğimiz açıktır.

Saygıyla bilgilerinize sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (b) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (c) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (ç) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (d) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (e) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (f) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (g) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (ğ) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 11’inci fıkrasının (h) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddenin 12’nci fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici Madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 29’da önergemiz var.

BAŞKAN – 29’uncu madde üzerinde bir adet önerge var, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin “Bu Kanun yayımından üç ay sonra yürürlüğe girer.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Baki Şimşek                                                 Kadir Koçdemir                                Arzu Erdem

                   Mersin                                                            Bursa                                          İstanbul

   Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                  Fahrettin Oğuz Tor                      Ahmet Selim Yurdakul

                    Hatay                                                     Kahramanmaraş                                   Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekilimiz Sayın Ahrazoğlu konuşacaktır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’nın 29’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda yaşanan hain, kalleş ve bir o kadar da vahim olayları bir kez daha kınıyorum. Aziz milletimiz ve ülkemizin böyle bir saldırıyla bir daha karşılaşmamasını Yüce Rabb’imden niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda ülkemizin ve milletimizin karşılaştığı vahim olaylarla ilgili birtakım iç ve dış bağlantıların olduğu bilgileri kamuoyuna yansımaya başlamıştır. Bu olayda dış mihrakların FETÖ terör örgütüyle bağlantılarından bahsedilmektedir. Zaman bu konudaki bağlantıları her yönüyle ortaya çıkaracaktır.

Değerli milletvekilleri, burada Suriye’ye ve Suriye’de yaşanan olaylara dikkatinizi çekmek istiyorum. Bugün Halep kuşatma altındadır ve insanlık dramı yaşanmakta, dünya da buna seyirci kalmaktadır. Mart 2011 tarihi itibarıyla Suriye’de baskıcı Esad rejimine yönelik başlayan muhalif protestolar Ağustos 2011’de Halep’e de sıçramış ve binlerce insan çektikleri eziyetlere artık “dur” demek için meydanlara inmiş ancak rejim güçleri tarafından kanlı şekilde sindirilmeye çalışılmıştır. Bayır Bucak bölgesi ve Halep merkezde o günden itibaren saldırıda bulunan rejim güçleri yanlarına PYD desteğini de alarak aralarında Türkmenlerin çoğunlukta bulunduğu masum insanlara karşı ağır silahlarla saldırmaya başlamıştır. Türkmen nüfusun yoğun olduğu bölgelere ayrıca IŞİD terör örgütü de saldırılar yapmıştır. Gösterilerin başladığı ilk günlerde Esad yönetimi sivil halka karşı ateş açarak orantısız güç kullanmış, Suriye Hükûmetinin sergilediği bu tavır gösterilerin bir iç savaşa dönüşmesini sağlamıştır. Direnişin birinci yılında Esad yönetimi fiilen düşmüş ancak Rusya ve İran tarafından desteklenip içi doldurularak tekrar güçlendirilmiştir; Halepçe’yi uzun zamandır kuşatmaya ve direnişi kırmaya çalışmaktadır.

Şehirde uzun süren iç savaş sebebiyle gıda üretimi, enerji hatları, su kaynakları bulunmamakta, şehrin bu ihtiyaçları dışarıdan karşılanmaktaydı. Şehrin bütün insani ihtiyaçlarını sağlayan, kuzey batı yönünde uzanan ve Kilis’le bağlantısını sağlayan Kastello yoludur. 8 Temmuz 2016 tarihinde yapılan son taarruzla birlikte bu yol kapatılmış ve Halep tam kuşatma altına alınmıştır, artık rejim güçleri ve PYD güçleri dışında giriş ve çıkış imkânı Halep’e kalmamıştır. Suriye’de direniş gösteren halka gerekse de Halep şehrine uzun süredir ayrım yapılmakta, bombalanmakta ve bölgeden gelen haberlere göre, 20 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla su ve gıda stokları tükenmiş olup 200 bin Türkmen olmak üzere toplam 500 bin kişilik sivil halk artık büyük bir açlık, salgın hastalık ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadır. 24 Temmuz 2016 tarihi bombardımanında şehrin sağlık kuruluşları hedef alınmıştır ve toplam 7 sağlık kuruluşu bertaraf edilmiştir. Gıda, su, yakıt gibi hayati ihtiyaçlardan mahrum kalan halk, elektrik, sağlık gibi kısımlardan faydalanamamış, ölüme terk edilmiş durumdadır. Halep’te, tam kuşatmaya devam edilmesi hâlinde önce yaşlı, hasta ve çocuklar olmak üzere büyük kitleler hâlinde ölümlerin görülmesi beklenmektedir.

Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin salı günkü grup konuşmasında da belirtiği gibi Halep, Kilis'e 30 kilometre uzaklıktadır ve ecdadımızın çıkmayacak ayak izi ve eserleri, her karışına hâkimdir. "Halep, Gaziantep'tir, Kilis’tir, kardeşlikle geçen asırların aziz bir yadigârıdır.” ifadesi Hükûmetimiz ve milletimiz tarafından iyi anlaşılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Uluslararası kuruluşların ve kamuoyunun, Halep'e insani yardım ulaştırılması ve güvenli bir koridor oluşturulması konusunda gerekli girişimlerde bulunmasını bekliyor, tüm insani yardım kuruluşlarını Halep'te yaşananları kınamaya ve yardımları ulaştırmaya davet ediyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 30'uncu maddesinde yer alan "Bakanlar Kurulu yürütür” ibaresinin “Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                     Sibel Yiğitalp                                 Meral Danış Beştaş

       Diyarbakır                                          Diyarbakır                                             Adana

  Osman Baydemir                                 Behçet Yıldırım

           Urfa                                               Adıyaman

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan okutup birlikte işleme alacağım, ilgililere söz vereceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 30'uncu maddesinin “Bu Kanun hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Baki Şimşek                                  Fahrettin Oğuz Tor                                Kadir Koçdemir

         Mersin                                         Kahramanmaraş                                          Bursa

      Arzu Erdem                                       Erkan Akçay                                Ahmet Selim Yurdakul

        İstanbul                                              Manisa                                              Antalya

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın 30'uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 30- Bu kanun hükümlerini Çalışma ve Sosyal ve Güvenlik Bakanı yürütür..”

    Yakup Akkaya                                      Aytuğ Atıcı                                        Engin Altay

        İstanbul                                              Mersin                                              İstanbul

        Ali Yiğit                                           Çetin Arık                                       Ünal Demirtaş

          İzmir                                                Kayseri                                            Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – İştirak etmiyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Final konuşmaları…

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanunun içeriğiyle ilgili bir konuşma yapmayacağım, iktidar-muhalefet ilişkisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usulleriyle ilgili bir iki şey söylemek istiyorum bu vesileyle.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz alçak darbe girişiminden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde doğal olarak verilen ortak refleks Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağan çalışmalarına da bir parça yansıdı. Öyle ki bu kanun tasarısı darbeden önce görüşülmüştü ve arkadaşlarımız ile Hükûmet arasında yürütülen görüşmeler neticesinde de muhalefetin tümüyle istediği gibi olmamakla birlikte diğer bütün muhalefet partilerinin çekinceleri, rezervleri kısmen, hatta büyük çapta dikkate alınarak kanun tasarısında -bizim için dört dörtlük olmamakla birlikte- olumlu iyileştirmeler yapıldığı için, gördüğünüz gibi, tümünü darbe teşebbüsünden önce konuştuğumuz kanun tasarısı, resmen 30 madde ama fiilen 59 maddelik kanun tasarısı hiç öyle gece yarılarına, sabahlara kadar çalışarak da değil, medenice, uygarca, insan gibi, Parlamentonun açıldığı saat 14.00’te ve 15.00’te başlayarak akşam 19.00’da da -iki günde- bu kanun tasarısı bitti. Kötü mü oldu? İyi oldu.

Şimdi, burada emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Kanundan biz tümüyle tatmin olmuş değiliz ama her şeye rağmen “Zararın neresinden dönersen kârdır.” mantığı içinde muhalefet olarak yapabildiğimiz kadar yapıcı katkıyı yaptık. Buradan bir yere gelmek istiyorum. Siyasetin bir açık kapı işi olduğu, bir diyalog meselesi olduğu, bir uzlaşma kültürü olduğunun altını hem saldırı sonrası ortak refleksimizle hem şu kanun görüşmelerinde çok kalın bir şekilde çizdik. iyi, güzel. Umarım ve dilerim ki, bundan sonraki süreçte de Meclise gelen kanun tasarıları ya da teklifleri bu anlayış içinde değerlendirilir ve şurada da insan gibi çalışır milletvekilleri. Hani başka türlü başka şey gibi çalışıyor değiliz. Ama anlamsız yere, gereksiz bir itiş kakışla Parlamentonun sabah 3’e, 4’e, 5’e, 6’ya kadar inat murat meselesi yaparak bir didişmeye kurban gitmesi hepimizin biyolojik olarak, psikolojik olarak perişan edilmemizin hiçbir mantığı yok. Önümüzdeki haftaya bakacağız. Önümüzdeki hafta iktidar şunu bekliyorsa: “E, nasıl olsa bu 15 Temmuz bizi bir makul noktaya getirdi. Muhalefet hazır bu kadar samimi, yapıcı, dengeli, dikkatli, iyi niyetli bir hâlde, olabildiği kadar olumlu bir şekilde kanun tasarı ve tekliflerine bakacak.” derseniz, yanılırsınız. Bir arkadaşınız çok güzel söyledi “Meclise atılan bomba kulaklarımızın pasını attı, birbirimizi duymaya ve anlamaya çalıştık.” diye. Doğru, altına imza atarım. Ama ricam ve temennim şudur: Bundan sonra getireceğiniz kanun tasarı ve tekliflerinin de muhalefetin uyarılarını, görüşlerini, yapıcı önerilerini dikkate alarak getirmeniz hâlinde bu Parlamento medeni bir şekilde çalışır. Aksi de ne olur? Aksi de gene çoğunluk partisinin istediği her şey buradan bir şekilde geçer, bunu biz biliyoruz. Ama hukuk var, adalet var, İç Tüzük var, Anayasa var, muhalefetin de İç Tüzük’ten kaynaklı haklarını kullanmak gibi bir hakkı var, imkânı var. Bunu kullanarak ne kendinizi ne muhalefet partilerini heder etmeyin, yazık etmeyin. Dosta düşmana karşı Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Türkiye’nin âli menfaatleri için uyum içinde, iş birliği içinde çalışabileceği mesajını verdik. Bunu, bu süreci akamete uğratmayın.

Şu kadarcık uyarıyla bitireyim: Bizim “kara para” diye adlandırdığımız maddeyi evvelki dönem daha önce getirdiğiniz bir torbanın içinden çektiniz. Biz de samimiyetinize inandık ve dedik ki: “Tamam, o zaman bu torbanın diğer hükümleri makuldür.” Seri bir şekilde Meclisten geçmesi sağlandı. Ama şu şık olmadı. Şimdi 16 maddelik bir torba yaptınız, o kara parayı onun içine soktunuz. Bunun şık olmadığını, zarif bir tavır olmadığını iktidar partisinin sayın grup başkan vekillerine ve Sayın Hükûmete hatırlatmak isterim. Takdir sizin, elbette geçirirsiniz, bu imkânınız var ama Meclisin toplum nezdinde yakaladığı bu itibarın bozulmasının sebebi biz olmayız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, kanununuz hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasanın sonuna geldik, biraz sonra kanunlaşacak, ben de hayırlı olmasını diliyorum. Ancak burada birkaç konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Orta Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, son yıllarda göçmenlerin, kaçakların uğrak yeri hâline geldi, güzergâhı hâline geldi. Burada, Suriyeli göçmenlerle ilgili, koruma talepleriyle ilgili, ikamet izni alanlarla ilgili birkaç hususa değinerek konuşmamı bitirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 2012 yılında 14 bin civarında Suriyeli varken, 2013 yılında bu 224 bin seviyesine yükselmiştir. 30/06/2016 tarihi itibarıyla geçici koruma kapsamındaki Suriyeli sayısı 2 milyon 700 bin civarındadır. Bunlara, kaçak giriş yapan Suriyelilerin sayısı dâhil değildir, İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala’nın verdiği bilgilere göre, Suriyelilerin yüzde 1,5’u yüksekokul mezunu, yüzde 5’i ise meslek sahibidir. Bu tabloya göre, Suriyelilerin nitelikli iş gücü oranı yüzde 10’un altındadır, yüzde 90’dan fazlası eğitimden yoksundur, sosyal yapı için bu fevkalade önemlidir.

İkinci konu: Yıllar itibarıyla uluslararası koruma başvuru sayısında da önemli artışlar olmuştur. 2005 yılında 3 bine yakınken, 2013 yılında 30 bine çıkmıştır, 2015 yılında başvuru sayısı 64 bin olmuş, 2005’ten bu tarafa birikimli sayısı 216 bindir koruma talibinde bulunanlar.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde ikamet izni alan yabancı sayısı da önemli artışlara sahne olmuştur. 2005 yılında ikamet izni alan yabancı sayısı 178 bin iken 2013’te bu 313 bine yükselmiştir. 2013’te 313 bin iken 2015’te 424 bin olmuş. İkamet izni alan yabancılardan ilk sıra Iraklılara aittir, bunu sarasıyla; Suriye, Azerbaycan, Türkmenistan, Rusya, Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Libya ve İran takip etmektedir. Görüldüğü üzere bu ülkeler fert başına düşen gelir miktarı düşük, sayısız problemleri olan ülkelerdir.

Sayın İçişleri Bakanının beyanına göre, toplam 3 milyon göçmen ülkemizde yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler hesaplama standartlarına göre, bugüne kadar Suriyeli göçmenler için harcanan miktar 11 milyar dolar civarındadır. Bu, fakire fukaraya gidecek, yatırımlara gidecek, işsize iş olacak yatırım finansmanıdır. Suriyeliler bunun kıymetini bilmelidir. Türkiye'nin son çeyrekte 4,8 büyümeyle Suriyeli göçmen arasında hiçbir alaka yoktur. Suriyeliye harcanan miktar bu yüce Türk milletinin alicenaplığındandır, yardımseverliğindendir, misafirperverliğindendir.

Değerli milletvekilleri, Medineli muhacirler gibi olmasalar da biz bu anlayışla kapılarımızı Suriyelilere açtık. Siz isteseniz de istemeseniz de ülkemiz bugün itibarıyla yabancı gerçeğiyle karşı karşıyadır, kapıları fazlaca açmanın ekonomik ve sosyal problemleri daha da artıracağı kesindir. Ben, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın bu konuda çok titiz davranmasını bekliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinde yer alan “Bakanlar Kurulu yürütür” ibaresinin “Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken konuşacaktır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmelerini bitirdiğimiz 403 sıra sayılı Yasa’nın artık, son maddeleri üzerindeki önergeler üzerinde söz aldım.

Bir yasa tasarısının aslında burada belli bir uzlaşma arandığında nasıl geçebileceğine dair iyi bir örnek teşkil etti. Biz, bu yasanın mevcut hâliyle de istihdam açısından, çalışma hayatı ve emek alanı açısından kusurlu yanlarını, sakıncalı yanlarını mümkün olduğunca ifade etmeye çalıştık ama en azından asgari düzeyde bir uzlaşma arayışına binaen de muhalefet olarak mümkün olduğunca yapıcı katkılarımızı hem Sayın Bakanla hem de iktidar partisinin sayın yetkilileriyle paylaşarak uyarıcı rolümüzü, uyarıcı görevimizi yerine getirmeye çalıştık. Dolayısıyla, bundan sonraki sorumluluk, bütün uyarılarımıza rağmen bu şekliyle yasa tasarısını buradan geçirecek olan iktidar partisindedir; bunu vurgulamak istiyorum.

Tabii, hem bu hafta hem geçen hafta aslında her birimizin gözü kulağı burada olabilir ama beynimiz ve aklımız 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ülkenin karşı karşıya olduğu badireli süreçle birliktedir. Ve asıl tartışmamız gereken konunun da bu badireden bu ülkenin, bu ülkedeki halkların nasıl çıkabileceğiyle ilgili bir ortaklaşmayı, bir ortak aklı, bir rasyonel aklı bulmayla ilgili olması gerektiğini düşünüyoruz. Defalarca bu kürsüden biz hep söyledik; aynı gemide bulunuyoruz, bu ülkedeki 79 milyon insan aynı gemide, ya birlikte bu fırtınalı denizleri aşarak, bu badireleri aşarak güvenli bir limana yanaşacağız ya da maalesef aynı gemi içerisinde 79 milyon olarak hep birlikte hiç tasvip etmediğimiz bir akıbeti paylaşmak durumunda kalacağız.

Ülkede kutuplaştırma, çatışma ve savaş üzerine kurulu olan politikaların yanlış olduğuna dikkat çektik. Özellikle son bir yıllık süre içerisinde yürütülen güvenlik eksenli politikaların hangi sakıncalar getireceğiyle ilgili bu kürsüde sayısız konuşma yaptık. Onların hepsini hatırlatmaya gerek yok ama özellikle sayın milletvekillerinden, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılıp bu cuntacılara dokunulmazlık getirilen yasalarla ilgili bu kürsüden yapılan konuşmaların tutanaklarını bir kez daha incelemelerini rica ediyorum. Aslında Meclise, Parlamentoya, demokratik siyasete ilk bomba o gün atılmıştı. Milletvekilinden ve Parlamentodan dokunulmazlığı alıp cuntacılara, darbeyi yapanlara dokunulmazlık getirdiğimiz gün aslında biz bu Meclisin ortasına büyük bir bomba bırakmıştık. Şimdi bunlarla ilgili doğru dersler çıkarıp ortak bir arayışı nasıl sağlayabilirizin çabası içerisinde olmalıyız diye düşünüyoruz ve bunu yaparken de 79 milyon insanın tamamını bu sürecin içerisine kapsayacak şekilde politikalar geliştirme zorunluluğuyla karşı karşıyayız.

Bakın, Meclisteki, bu, en azından uzlaşma arayan tabloyu dışarıda görmüyoruz. Dışarıda hâlâ HDP’yi dışlayan ya da HDP’yi hedefleştirmeye çalışan ve dolayısıyla HDP şahsında, Kürtler başta olmak üzere, bu ülkedeki farklı halkların ya da farklı inançların temsiliyetini yeniden inşa sürecinde bu reorganizasyon sürecinin dışında tutmaya çalışan bir anlayışın olduğunu üzülerek görüyoruz, müşahede ediyoruz. Bu, bu dönemde yapılabilecek en büyük tehlikedir, en büyük yanlıştır. Biz bu dönem içerisinden insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal barış kriterleriyle sıyrılabileceğimizi, buradan bir çıkış yakalayabileceğimizi düşünüyoruz ve bu darbe mekaniğini kırmanın temel yolunun da 79 milyonun tamamına sırtını dayayan bir siyaset anlayışından geçtiğini düşünüyoruz.

Bugün cemaatçiler tasfiye edilir, yerine Ergenekoncular tahkim edilirse ya da devlet içerisindeki iktidar kavgalarının başka versiyonları üzerinden bu darbe sürecine yaklaşılırsa korkarım ki önümüzdeki süreç darbe mekaniği değil, onu da aşan bir iç savaş pratiğiyle önümüze gelebilir. O nedenle, her birimizin yapması gereken, demokratik siyasetin alanını olabildiğince genişletmek, demokrasiyi olabildiğince kurumsallaştırmak ve hep birlikte aynı gemide bulunduğumuz bu badireyi atlatmaya çalışmanın gayretini göstermektir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, tasarının üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının oylamasına geçmeden önce Danışma Kurulu’nun bir önerisi vardır, onu okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 29/7/2016 Cuma günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulmasının uygun görüldüğüne ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

28/07/2016

Danışma Kurulunun 28/07/2016 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda Genel Kurulun 29/07/2016 Cuma günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulmasını uygun görülmüştür.

                                                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                                                           Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                          Başkanı

    Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu                                                     Cumhuriyet Halk Partisi Grubu

                  Başkan Vekili                                                                                Başkan Vekili

                   İlknur İnceöz                                                                                  Engin Altay

   Halkların Demokratik Partisi Grubu                                                   Milliyetçi Hareket Partisi Grubu

                  Başkan Vekili                                                                                Başkan Vekili

                   İdris Baluken                                                                                 Erkan Akçay

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 403) (Devam)

BAŞKAN – Evet, tasarının üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 BAŞKAN – Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:              267

 Kabul:                                   245

 Ret:                                       22(x)

        Kâtip Üye                                          Kâtip Üye

 Ali Haydar Hakverdi                            Mustafa Açıkgöz

         Ankara                                             Nevşehir”

 

Böylece tasarı kabul edilmiş, kanunlaşmıştır; hayırlı uğurlu olsun.

Sayın Bakanım, teşekkür konuşması için buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Çok kıymetli Başkanım, değerli milletvekillerimiz; öncelikle tarihî bir sürecin içerisinde 15 Temmuzda ülkemizde yaşanan ve hatırladığımız her dakika aklımızın ve havsalamızın da almadığı olaylar dizisinden sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu olaylar dizisinin hemen akabinde devreden çıkarılmak istenmesine rağmen, buna inat, kendi görevini yerine getirmek ve kendine milletin verdiği emaneti ve temsili, bu yüce çatı altında tekrar ortaya koymak için çalışmalarına aksatmadan devam etmekte ve bugün de eski adı 4817 sayılı Kanun olan 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla beraber, biraz önce oylarınızla kabul edilen ve kanunlaşan, Türkiye için çok önemli olan bir değişikliği milletin huzuruna getirmiş ve onaylamıştır.

Öncelikle, Komisyon Başkanımız başta olmak üzere tüm Komisyon üyesi milletvekillerimize, başta AK PARTİ Grubuna, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna, HDP Grubuna ve bu kanun tartışılırken, değerlendirilirken bu kanuna yaklaşık on beş yirmi yıllık emeğini veren Çalışma Bakanlığının çok kıymetli bürokratlarına, personeline ve herkese minnetlerimizi ve şükranlarımızı ifade ediyoruz. Bu önemliydi çünkü darbeler sadece yönetimleri ele almak istemezler, darbeler gelenekleri, görenekleri, ananeleri, eğilimleri, darbeler rutin işlemlerin tamamını ortadan kaldırmaya yönelik, insanların ruhuna ve insanların gündelik alışkanlıklarına yapılırlar.

Ve burada Meclisin ilk akşamı ortaya konulan irade çok önemli bir iradedir. Belki bugünle alakalı değil ama kendi demokrasi anlayışımdan bir şey ifade etmek istiyorum: Eğer o akşam Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilleri olmamış olsaydı ve bu Meclis açılmamış olsaydı benim demokrasi teorime, demokrasi anlayışıma göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyet problemi ortada olacaktı çünkü vekâleti veren halk devreye girmiş ve vekâleti verenler vekâletin gereğini kendisi yerine getirmiştir. Oysa vekâleti alanlar burada yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu şerefli çatısı altında halkımızla ve milletimizle beraber meşruiyetin kendisine sağlamış olduğu imkânlarla ve değerlendirmelerle burada milletimizle bir demokrasi destanını ortaya koymuştur ve bunun hemen akabinde burada çok önemli bir kanuna imza atılması, isminin şu veya bu olması önemli değil, şunu veya bunu içermesi de önemli değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin geleceğe ait işlevselliğinin altına imza atılan önemli olaylardan bir tanesidir.

Neden kurtardığımızı, aslında neyle karşı karşıya kaldığımızı bir anekdotla anlatıp bitirmek isterim. 1960 darbesinden sonra -ki benim kendi tahminim bunun 1960 darbesinden çok daha ağır sonuçları olacaktı- rahmetli Menderes idam edilir. Ailelerin bütün mallarına, mülklerine, paralarına, banka hesaplarına, her şeye el konulur. Birçok aile çocuklarını okullara gönderemez. Bakanlar, bazı özel okullarda çocuklarını okuturlar ama artık paraları kalmadığı için yıllarca hemhâl olduğu ve yıllarca ahbap olduklarının okullarına “Bir yıl, iki yıl bunu gönderelim.” demelerine rağmen kabul görmezler. Bu tablonun içerisinde rahmetli Mendereslerin evine bir kâğıt gelir. Gelen kâğıt idam parası ve ip parasını içeren bir kâğıttır. Aile toplanır, bunu ödeyebilecek herhangi bir birikimleri söz konusu değildir. “Ne yapalım?” derler. Çok uzun yıllar yaşamış avukatları “Bir banka hesabı açalım, izin alalım ve biz bu parayı ödemeye çalışalım...” Ve bir banka hesabının açılması için izin alırlar, bir banka hesabı açılır. Banka hesabı açıldıktan sonra oraya, bu büyük millet… Yani şurada bu büyük milletin biz de bir parçasıyız. Türkiye Büyük Millet Meclisine bombalar atılırken burada hiçbir korku duymadan, cesurca bir şekilde burada duranlar, tankın karşısında canı pahasına duranlar, silahın üzerine koşanlar gibi o büyük millet, o gün de bankadaki hesaba paraları göndermiştir. Aile borcu ödemiş ve geri kalan paranın ne yapılabileceğini bile düşünmemiş, ilgili hesapta para durmaktadır.

Ve bir gün, yanlış hatırlamıyorsam -rahmetli Aydın Menderes’ten anlatımla size naklediyorum- Karabük’te bir lise müdürü, tahminim -ki söylediğiyle tekrar anlatıyorum- imam-hatip lisesi müdürü, yeni bir lise yapılacaktır ve bu paradan arta kalanın buraya verilmesini aileden talep etmektedir. Aile yine bir araya gelmiş ve bu paranın naklinin oraya sağlanması konusunda ortak karar vermişlerdir. İşin en önemli kısmı bundan sonradır. İlgili müdür daha sonra rahmetli Aydın Menderes’e, Berrin Hanım’a gelerek bunu anlatıyor, diyor ki: “Bankadaki aldığımız paraların her biri hesaba 1 lira olarak gönderilmişti.”

Bunun anlamı şudur: Millet o günün belki de büyük sermayedarları değil, o günün büyük zenginleri değil. Hani bazen onun oyu ile benim oyum bir olsun diye eleştirenler var ya, işte, o millet, o cebinden 1 liraları oraya gönderen o millet o gün demokrasinin de, o gün demokrasinin bıraktığı emanetlerin de sahibi oldu. Bugün de biz bu milletin buradaki temsilcileriyiz ve hem onlar, Allah’a şükürler olsun, memleketimizin her tarafında bu büyük emanete sahip çıktılar hem de bu yüce Meclis bu emanete sahip çıktı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu vesileyle, hepinize, özellikle bu yasanın yasalaşması konusunda muhalefet partileriyle bir araya geldik. Şunu söylemek isterim: Resmî komisyon toplantımızdan önce de bir araya geldik, kendilerine sunduk, daha sonra komisyon toplantısında bir araya geldik, daha sonra komisyon toplantısında yasalaşmadan önce bir araya geldik, karşılıklı bir uzlaşma içerisinde olduk ve orada ne uzlaşmışsak Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında aynı çizgiyi devam ettirdik.

Başta hem Komisyonumuzun çok kıymetli Başkanına, tekrar bütün yöneticilerine ve üyelerine ve değerli Türkiye Büyük Millet Meclisinde hem grubu bulunan bütün siyasi partilerimize, bütün milletvekillerimize, değerli grup başkan vekillerine ve kıymetli Başkanımıza ve Çalışma Bakanlığımızın çok saygıdeğer bürokrasisine teşekkür ediyor, hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla ve hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Allah hayırlı mübarek eylesin.

Çok sağ olun.

Sayın milletvekilleri, 130 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Konsolosluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine geçeceğiz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Konsolosluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/491) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 130)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

155 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Yolcu ve Eşyanın Karayoluyla Uluslararası Taşınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/495) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Yolcu ve Eşyanın Karayoluyla Uluslararası Taşınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/495) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 155)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

135 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Karadağ Dışişleri Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Karadağ Dışişleri Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/512) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 135)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun olmayacağı anlaşıldığından alınan karar gereğince, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve Hükûmet tarafından verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi ile sözlü sorular ve diğer denetim konularını görüşmek için 2 Ağustos 2016 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi akşamlar, hayırlı haftalar diliyorum.

Allah’a emanet olun.

Kapanma Saati: 19.46



(X ) 403 S.Sayılı Basmayazı 20/07/2016 tarihli 116’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.