TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               113’üncü Birleşim

                                                                                      14 Temmuz 2016 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinin 28 Haziranda Moskova’da yapılan Genel Kurul toplantısına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, SADAT güvenlik şirketinin verdiği özel eğitimlere ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Giresun fındık üreticilerinin sorunları ile Alucra ve Şebinkarahisar ilçelerinin yol sorununa ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Merkez Bankasının mayıs ayı cari işlemler verilerine ilişkin açıklaması

4.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, 24 Temmuzda başlatılan operasyonların sonuna yaklaşıldığına ve terör belasının ülke gündeminden çıkarılacağına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, Avrupa Parlamentosunun PKK’ya karşı net bir tavır sergilememesine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’daki hastanelerin durumuna ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, hazırlıkları sürdürülen ve 3 milyon memuru yakından ilgilendiren yeni sicil sistemine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, engelli vatandaşların memur olarak atanması sürecine ilişkin açıklaması

9.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hatay’daki koruma alanlarının artırılmasına ve Hassa’nın güneyindeki alanın ivedi olarak koruma alanı ilan edilmesine ilişkin açıklaması

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Ordu Havaalanı’nın ulusal ve uluslararası sefer sayısının artırılarak hizmet kalitesinin ve teknolojik yapısının güçlendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’de 4 akademisyenin halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve terör örgütü propagandası yaptıkları suçlamasıyla açılan davadaki yargılama sürecine ilişkin açıklaması

12.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, AKP’nin 1 Kasım seçimleri öncesinde çiftçilere verdiği vaatleri tutmadığına ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hibe desteğinden bütün çiftçileri yararlandırması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, erken ve zorla çocuk evlilikleri ve çocuğa yönelik cinsel istismar suçunda cezaların caydırıcılığının artırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, iktidarın yanlış dış politikası yüzünden turizmin dibe vurduğuna ilişkin açıklaması

15.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Lüleburgaz’a acilen çevre yolu yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Yunus Emre Vakfı’nın Roma’da Atatürk resimlerini sergilediği sergi salonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resminin olmamasına gösterdiği tepkiyle ilgili basında çıkan haberlere ilişkin açıklaması

17.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Türkiye’de düzenlenen bazı uluslararası etkinliklerin elçilikler aracılığıyla iptal edilmesine, Gürbulak Sınır Kapısı’nın kapatılmasına ve Başbakan Binali Yıldırım’ın BBC’ye verdiği röportaja ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, yargıya yapılan ciddi müdahalelere ve cezaevlerindeki ihlaller, işkenceler ile hasta tutukluların durumuna ilişkin açıklaması

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, iktidar partisinin rejimle ilgili sorunu varmış gibi bir algı yaratılmak istendiğine ve TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a yönelik eleştirilere ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’ün, Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Eskişehir Milletvekili Harun Karacan’ın, Eskişehir’in bir ilçesinde çıkan orman yangınıyla ilgili görüşme yapması nedeniyle Genel Kurulda bulunamadığına ilişkin açıklaması

27.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Halkların Demokratik Partisi olarak Şanlıurfa’yı ziyaret eden CHP’li milletvekillerine yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

28.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, nerede olursa olsun siyasi partilerin temsilcilerine yapılacak saldırıları kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP’li milletvekillerine yapılan protestoyla ilgili kayıtların İçişleri Bakanlığı tarafından irdelenerek sonucunun gruplarına bildirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, MHP Grubu olarak Şanlıurfa’yı ziyaret eden CHP’li milletvekillerine yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

31.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tekirdağ 2 no.lu F tipi cezaevinde bulunan siyasi tutsak Ali Şimşek’in açlık grevine neden olan sorunlara, duruma Adalet Bakanlığının çözüm bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

32.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

34.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

36.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

37.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın vefat eden amcasına Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

38.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, Artvin’in Borçka ilçesinde AK PARTİ iktidarı döneminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/261)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Karadeniz Bölgesi’nde artan kanser vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/262)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Artvin Kafkasör-Cerattepe maden sahası konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/263)

 

B) Gensoru Önergeleri

1.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, sokağa çıkma yasakları adı altında devreye konan uygulamalar neticesinde gerçekleştirilen hak ihlalleri, mağduriyetler, yaşanan ölümler ve sivillere yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırılara gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve arkadaşları tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, Cizre’de can ve mal kayıplarının araştırılması amacıyla 9/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve arkadaşları tarafından, Akkaya Barajı’nın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 16/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 14 Temmuz 2016 Perşembe günü yaptığı toplantıda Genel Kurulun daha önce çalışmasına karar verilen 15 Temmuz 2016 Cuma günkü birleşiminde çalışmamasına ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404)

2.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 403)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hukukuna Göre Kurulmuş Olan Üniversitelerin Karşılıklı Tanınmasına Dair Milletlerarası Anlaşmaya Ek Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/702) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 396)

 

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak Cumhuriyet Halk Partisi heyetine yapılan protestoyu kınadıklarına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediklerine ve saldırıyı kınadıklarına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a amcasının vefatından dolayı başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

XI.- OYLAMALAR

1.- (S.Sayısı 404) Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığa bağlı birimlere ait gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/6280)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2016 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşlarca yapılan kiralamalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı   (7/6291)

3.- İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı'nın, Panama belgeleri kapsamında açılan soruşturma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı   (7/6327)

14 Temmuz 2016 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinin 28 Haziranda Moskova‘da yapılan genel kurul toplantısı hakkında söz isteyen Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can’a aittir.

Sayın Can, süreniz beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinin 28 Haziranda Moskova’da yapılan Genel Kurul toplantısına ilişkin gündem dışı konuşması

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

KEİPA yani Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü 28-30 Haziran arasında genel kurulunu Moskova‘da yaptı. Genel kurulda gerçekten Türkiye delegasyonu olarak güzel şeyler yaptık. Cumhuriyet Halk Partisinden, Halkların Demokratik Partisinden, Milliyetçi Hareket Partisinden ve partimizden katılımcılar güzel sunumlar yaptılar. KEİPA tarihinde, uzmanların değerlendirmesi de, Türk delegasyonunun bu dönemde aktif olduğunu teyit etmişlerdir.

Öncelikle KEİ nedir, KEİPA nedir onunla ilgili bilgi vermek istiyorum. KEİ, rahmetli Turgut Özal’ın 1992 yılında İstanbul’da imzalanan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Zirve Bildirisi, Boğaziçi Deklarasyonu olarak Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Bulgaristan, Gürcistan, Yunanistan, Moldova, Romanya ve Rusya Federasyonu ile Türkiye, Ukrayna, 2004 yılında da Sırbistan Karadağ’ın birleşmesiyle Sırbistan olarak kurulmuştur. Öncelikle KEİ kurulmuş, ardından da KEİPA yani Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi de 1993 yılında kurulmuştur.

KEİ’nin ve KEİPA’nın bir özelliği var sayın milletvekilleri; KEİ, uluslararası örgüt, Türkiye’de genel sekretaryası olan tek örgüttür. Bu nedenle KEİPA ve KEİ Türkiye için de önemlidir. 28-30 Haziran’daki Moskova‘daki KEİPA’nın ve Soçi’deki KEİ’nin toplantılarında Türkiye bakanlık düzeyinde temsil edilmiştir. Türkiye’den bu toplantıya katılan Sabri Öztürk Giresun Milletvekilimiz, Ahmet Demircan Samsun Milletvekilimiz, Özcan Ulupınar Zonguldak Milletvekilimiz, Uğur Bayraktutan Artvin Milletvekilimiz, Bülent Yener Bektaşoğlu Giresun Milletvekilimiz, Mahmut Celadet Gaydalı Halkların Demokratik Partisi Bitlis Milletvekilimiz. Mazeretine binaen Atila Kaya ve Metin Gündoğdu katılamamıştır. Katılan arkadaşlarımız orada sunumlar yapmışlardır. Özellikle raportör olarak ve kalkınma ve refah anlamında mültecilerin hukuki, siyasi, ekonomik ve kültürel sorunları hakkında Rusya’da Moskova'da Genel Kurulda güzel sunumlar yapılmıştır.

Bu sunumlar devam ederken, maalesef, Türkiye’de de menfur bir saldırıda Atatürk Uluslararası Havaalanı’nda şehitlerimiz oldu, yaralılarımız oldu. Bu manada diplomasi faaliyetlerini orada devam ettirdik ve netice aldık; bir bildiri, ortak deklarasyon metnini imzaladık ve bu bildiriyi orada okuduk. Tek tek oylandı çünkü orada oy birliğiyle karar alınıyor.

Bu manada bu bildiriyi de burada paylaşmak istiyorum:

“28 Haziran 2016 tarihinde İstanbul Atatürk Uluslararası Havaalanı’nda meydana gelen menfur terör saldırısında onlarca masum insan hayatını kaybetmiş, yüzlerce insan ise yaralanmıştır. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diliyor, yaralılara da acil şifa dileklerimizi iletiyoruz.

Bu vesileyle terörün ayrım gözetmeksizin masum insanları hedef aldığına bir kez daha şahit olmaktayız. Ülkeler ve halklar olarak tüm insanlığa karşı bir suç olan terörle mücadelede hep birlikte hareket etmeli ve mağdur ülkelerin yanında olmalıyız. Her türlü terörizme karşı ortak mücadeleye kararlılıkla devam etme niyetimizi beyan ederiz. Türkiye Cumhuriyeti’ne ve halkına bir kez daha başsağlığı diliyoruz.”

Evet, bu metni Arnavutluk Delegasyon Başkanı, Ermenistan Delegasyon Başkanı; Azerbaycan, Bulgaristan, Yunanistan, Moldova, Romanya, Rusya, Sırbistan ve Türkiye Delegasyon Başkanları ortak imza altına almıştır.

Netice itibarıyla şunu söylemek istiyorum: İnsanlığa karşı işlenen bir suçta, uluslararası güçler olarak ülkeler arasındaki her türlü ihtilafa rağmen oy birliğiyle bir karar alabiliyoruz ama maalesef, bu kararı Türkiye Büyük Millet Meclisinde alamıyoruz. Allah göstermesin, bundan sonra terör olayları olursa, hiç değilse bundan sonra ortak bildiriye Türkiye Büyük Millet Meclisindeki gruplar adına imza koymayı umut ediyor, bize bu fırsatı sağladığından dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız İsmail Kahraman’a da teşekkür ediyor, parti gruplarını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Can.

Gündem dışı ikinci söz cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sayın Ziya Pir’e aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Pir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; “Ah şu Diyarbakır Cezaevinin dili olsa da konuşsa.” Bu cümle dönemin Başbakanı bugünün Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ait. Diyarbakır 5 No.lu yani E Tipi Cezaevinden bahsediyordu. İnsan hakları ihlalinin vahşete dönüştüğüne, faşist, ırkçı, tekçi anlayışın bir ülkeyi nerelere götürebileceğine işaret ediyordu.

Değerli arkadaşlar, Diyarbakır zindanı her zaman konuştu, hâlâ konuşuyor, bugün de bir alt komisyonumuzda yine konuştu fakat onu duymak için, onu anlamak için insanların vicdan ve gönül kulaklarının açık olması gerekiyor. Bunu Türkiye yapamadı, yapmadı ve o günlerle yüzleşemedi, ders çıkaramadı ve suçluları maalesef cezalandırmadı. Yüzleşseydi eğer bugün Türkiye’de cezaevlerinde yine faşist ve tekçi, ırkçı anlayışın getirdiği hak ihlalleri yaşanmazdı.

Cezaevlerinde bugün hâlâ kaba dayak, çıplak arama, işkence, onur kırıcı ve kötü muamele mevcuttur. Cezasızlık kültüründen beslenen cezaevi yönetimi cezaevlerini yine işkence evlerine dönüştürmüş durumdadır. Özellikle İzmir Aliağa Şakran 4 No.lu T Tipinden bahsedebiliriz. İşkenceden dolayı buradaki tutsaklar otuz gün açlık grevine girdiler. Tekirdağ 1 No.lu F Tipinde Ali Şimşek isimli bir tutsak altmış gündür açlık grevinde ve şu anda buradan söylemeye dilim varmıyor, ölüm sınırındadır. Tek isteği, 2 no.lu F Tipine, arkadaşlarının yanına gönderilmektir. Başta, Adalet Bakanı olmak üzere Hükûmet yetkililerine sesleniyorum: Tutsaklar üzerinde uygulamaya çalıştığınız 12 Eylül darbe politikalarından vazgeçin. 12 Eylülcüler de tutsakların elbiselerine, kitaplarına el koyuyordu; tek tip elbise giydirmeye çalışıyordu. 12 Eylülcüler de tutsakları mutlak anlamda eritip özlerinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. 12 Eylülcüler, tutsaklara karşı dünyada eşi benzeri olmayan her türlü vahşeti uyguluyordu. 12 Eylülcüler de tutsakların odalarına “Co” adını verdikleri köpeklerle girip eşyalarını dağıtıyordu. 12 Eylülcüler öyle gizli genelgelere de ihtiyaç duymuyordu. 12 Eylülcülerin Esat Oktayları, Doktor Mengeleleri, Gestapoları vardı. Ne oldu? Sindirebildiler mi, korkutabildiler mi, yıldırabildiler mi siyasi tutsakları, Mazlumları, Ferhatları, Necmileri? Hayır.

Diyarbakır 5 no.lu zindanında tutsaklara yapılan her türlü işkenceye karşı bugün, otuz dört yıl önce, 14 Temmuz 1982 tarihinde “Biz yaşamı, uğruna ölecek kadar seviyoruz.” diyen yoldaşım Kemal Pir ve arkadaşları Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek ölüm orucuna girdiler. Zorluklar ne olursa olsun faşizmin başarıya ulaşamayacağını büyük ölüm orucunda canlarını feda ederek hepimize gösterdiler. Artık 14 Temmuz günü, onur günü olarak anılmaktadır. Bizlere bu onur gününü miras bırakan Kemalleri, Hayrileri, Akifleri ve Ali Çiçekleri bir kez daha saygıyla, rahmetle anıyorum; 14 Temmuz ruhunu selamlıyor ve Hükûmetin faşist uygulamalardan derhâl vazgeçmesini talep ediyorum.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Pir.

Gündem dışı üçüncü söz, Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Mehmet Tüm’e aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Tüm.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Suriye’deki savaştan mağdur olmuş 3 milyon sığınmacıya Türkiye’nin kapılarını açmış olması doğru bir tutumdur, bunu destekliyoruz. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanının söylemiyle vatandaşlığa alınmaları gündeme geldi.

Değerli arkadaşlar, bizler savaş mağduru insanlara her türlü insani yardımın ve yaşam koşullarının sağlanmasından yanayız, bunu ısrarla savunuyoruz. Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 14’üncü maddesinde belirtildiği gibi, herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma hakkı vardır; yine 15’inci maddeye göre, herkesin bir yurttaşlık hakkı vardır. Bizler de herkesin yurttaşlık hakkına saygılıyız ancak biliyoruz ki bu sorun vatandaşlık verilerek halledilecek bir sorun olmaktan çoktan çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, Suriye sorununun nedeni Suriye halkı değildir. Suriye’de son yüzyılın en ağır dramlarından birisi yaşanmaktadır. Halk göçe, yoksulluğa ve açlığa mahkûm edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu sorunun temel çözümü Suriye’de kalıcı barışın bir an önce sağlanmasından geçmektedir. Bunların arasında nitelikli olanlarına vatandaşlık vermek insan onurunu incitici bir uygulamadır, bunun söylemi bile doğru değildir çünkü insanların yurttaşlık haklarını niteliklerine göre belirlemek ayrımcılıktır, hukuksuzluktur. İnsan onurunu taşıyan her kişi bu özelliği dolayısıyla niteliklidir. Böyle bir ayrım asla yapılamaz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye çok kimlikli, çok kültürlü bir ülkedir. Bu olay karşısında nasıl bir tutum alacağına dair deneyimlere sahiptir. Bu deneyimlerini iyi kullanmalıdır. Bu deneyimler gösteriyor ki Suriye konusundaki yanlış politikalarınızı vatandaşlık gibi çok hassas bir konuyla asla düzeltemezsiniz. Bu konu, öncelikle, Türkiye için var olan sorunlara yenilerini ekleyecektir. Bunu göz ardı etmek Türkiye gerçeklerini bilmemektir, yeni sorunlara kapı aralamaktır. Ayrıca, Suriyeliler yüzyıllardır o topraklarda yaşamaktadır, bunların vatanı Suriye’dir. Geçmişleri, tarihleri, aileleri ve gelenekleri o topraklarda yoğrulmuştur; gelecekleri de o topraklardır. Bu kardeşlerimizi kendi topraklarından koparmak en başta onlara büyük haksızlıktır. Bu insanları ekonomik rakamların, iktidar oyunlarının, ucuz iş gücünün, mezhepçi bir yaklaşımın malzemesi hâline getiremezsiniz, buna asla izin vermemeliyiz. Bu politik çabalar öncelikle bu insanlara haksızlıktır, yabancı düşmanlığını körükleyen bir tavırdır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanının niyetini sorgulamak istemiyorum. Ancak Sayın Cumhurbaşkanına şu çağrıyı yapmak istiyorum: Rusya’yla olan krize son vermek üzere adım attınız, Putin’e el uzattınız ve özür dilediniz; İsrail’le el sıkıştınız, bağış aldınız. Devletler arasında küskünlük olmayacağı ilkesinden hareketle neden Esat’a el uzatmıyorsunuz? Orta Doğu’nun, Türkiye’nin ve 3 milyon Suriyelinin barışı ve güvenliğini istiyorsanız Esat’la barışın.

Daha önce “kardeşim” diyordunuz. Bunu demek istemiyorsanız şimdi “biraderim” deyin, bundan da rahatsız olursanız “komşu” deyin; ne derseniz deyin ama barışın. Şimdiye kadar “savaş, savaş” diyerek hiçbir sorunu çözemediniz. “Barış” dediniz; Rusya’yla kriz bitti, İsrail’le ilişkiler normalleşme yoluna girdi, Gazze’ye yardım gemileri gitti. Bir kez daha “barış” derseniz Suriyeliler Şam’a, Halep’e, kendi yurtlarına geri döneceklerdir. Barıştan korkmayın. Ülkemizdeki yurttaşlarla da barışın. Herkesin Cumhurbaşkanı, Hükûmeti olmak istiyorsanız hiç kimseyi düşman görmeyin. Her şeyden önce kendi ülkenizdeki insanlarla barışın.

İşte, Alevi köylerine mülteci kampları yapmaktan vazgeçin. Demografik yapıyla asla oynamayın. Sadece yüzde 50’nin Cumhurbaşkanı ve Hükûmeti yerine, 78 milyonun Cumhurbaşkanı ve Hükûmeti olun çünkü 78 milyon yurttaş yurtta barış ve dünyada barış istiyor. Halkın barış sesine kulak veriniz. Esat’la iletişim kurun, gidin, Emevi Camisi’nde bir cuma günü birlikte barış namazı kılın, daha önce yaptığınız gibi eşlerinizle tatile çıkın, ülkemizin güzel tatil beldeleri var, istediğiniz yere gidin. Halkımız sizi, barış adına mutlaka ağırlayacaktır. Bu sorunları bir an önce konuşun, barışı sağlayın. Bu mezhepçi anlayışınızdan ve kininizden vazgeçin. Bakınız, Suriye’yle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Devamla) - …eninde sonunda barışacaksınız tıpkı İsrail’le ve Rusya’yla barıştığınız gibi. Bunu bir an önce yapın. Suriyeliler sizden bunu bekler. Vatandaşlık yerine, kendi vatanlarına dönmek istiyorlar. Bizim halkımız sizden bunu bekliyor. Yaşanan olumsuz olayları biliyorsunuz. Daha vahim sonuçlar doğuracak olaylara meydan vermeyiniz. Vatandaşlık verilerek bugüne kadar çözülen hiçbir mülteci sorunu yoktur. İktidar, bir an önce, aklını hırslarının önüne almalıdır. Bölgedeki terörü bitirmenin yolu, öncelikle Suriye’ye barışı getirmekten geçer.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Devamla) – Suriye’de barış olmadan, ne IŞİD ne de benzeri vahşi terör örgütleri asla bitmeyecektir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüm.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme giren ilk 15 milletvekiline, yerlerinden, 60’a göre kısa söz vereceğim; daha sonra, istemleri hâlinde sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sırasıyla başlıyoruz.

Sayın Atıcı…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, SADAT güvenlik şirketinin verdiği özel eğitimlere ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, “SADAT” diye bir özel güvenlik şirketi var. Bu şirketin başında, eski Özel Harekâtçı emekli bir general var. Ne yapıyor bu şirket? Asimetrik harp yöntemleri ve silahlı mücadele için özel eğitim veriyor. Mevcut yasalarımıza göre böyle bir şey mümkün mü? Hayır, değil.

SADAT’ın Suriye’deki savaştaki rolü tartışılıyor. SADAT’ın özellikle Müslüman coğrafyada yaşanan çatışmalardaki rolü tartışılıyor. SADAT, ÖSO militanlarına eğitim verdi mi? SADAT, devletten hibe kredi aldı mı? SADAT’a yabancı devletler yardım ediyor mu? Silahlı askerî eğitim ve danışmanlık konularında faaliyet göstermek üzere devletin hangi kurumu izin verdi?

Peki, Hükûmet, bu sorular karşısında ne yapıyor? Sessiz. Devleti yönetenler sessiz, TSK sessiz. SADAT, ısrarla görmezden geliniyor. Acilen bir açıklamaya ihtiyaç vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Giresun fındık üreticilerinin sorunları ile Alucra ve Şebinkarahisar ilçelerinin yol sorununa ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler.

Geçtiğimiz günlerde Giresun’u, Alucra’yı, Şebinkarahisar’ı ve diğer ilçelerimizi ziyaret ettim ve halkımızın bana ilettiği sorunları Mecliste dile getirmek istiyorum.

Öncelikle, Alucralılar ve Şebinkarahisarlılar yıllardır yol sorununa çözüm bekliyorlar ama Hükûmet ulaşım zorluğunu maalesef görmezden geliyor.

Diğer taraftan, fındık üreticileri çok zor durumdalar, sadece Giresun ve Ordu değil, fındık üreten diğer illerimizde de aynı durum söz konusu. Önceki gün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı fındık rekoltesinin 468 bin tona gerilediğini açıkladı. Sadece Giresun’da rekolte geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 50 azaldı. Fındık fiyatındaki istikrarsızlık ve fiyatın düşüklüğü nedeniyle fındık üreticilerimiz borç içinde ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. On dört yıldır ülkemizi tek başına yöneten AKP, hâlâ fındık üretiminde verimliliği artırma, katma değeri yüksek ürün geliştirme ve markalaşma konusunda etkin bir çalışma yürütemiyor, Hükûmet bu konuda acil çözüm üretmeli.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Merkez Bankasının mayıs ayı cari işlemler verilerine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Merkez Bankası mayıs ayı cari işlemler dengesi verilerini açıkladı, yine ortada gizemli bir para var. Kaynağı belirsiz para girişini gösteren kalem mayısta 1,85 milyar dolar fazla verdi, başka bir deyişle Türkiye’ye mayısta toplam 1,8 milyardan fazla kaynağı belirsiz para girişi yaşandı. Bu rakam beş aylık dönemde 2 milyar 622 milyon dolar oldu. Bu paranın sadece hatadan kaynaklandığı düşünülemez. Hazır Genel Kurulda kara para konuşuluyorken, hazır Maliye Bakanı oturumlara katılıyorken bize de bu paranın nereden geldiğini, nasıl harcandığını açıklar ise memnun oluruz, yoksa akıllara bu paranın Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerden geldiği geliyor.

Birçok soru da Bakan tarafından yanıtlanırsa memnun oluruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

4.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, 24 Temmuzda başlatılan operasyonların sonuna yaklaşıldığına ve terör belasının ülke gündeminden çıkarılacağına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terör örgütü PKK’nın üst düzey yöneticiliğini yapan “Bahoz Erdal” kod adlı Fehman Hüseyin, “Sabri Başkale” kod adlı terörist Fethi Şarlatan, sözde Tunceli sorumlusu “Baran Dersim” kod adlı İsmail Aydemir bir bir öldürüldü.

Teröristlerin cenazesine katılan, söylem ve eylemleriyle PKK’nın yanında yer alan belediye başkanlarından 6’sı tutuklandı, bazıları ise görevden uzaklaştırıldı.

24 Temmuzda başlatılan barış ve huzur operasyonlarının da sonuna yaklaşıldı. Aziz milletimizin gönlü rahat olsun. Köşeye sıkışan ve telaşa kapılan PKK’nın dağ ve siyasi kadrosunun ensesindeyiz. Öyle ya da böyle terör belasını ülkemizin gündeminden bir an önce çıkaracağız.

Silahları gömüp ülkemizi terk etmeyen PKK’yı toprağa gömeceğimizi ifade eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

5.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, Avrupa Parlamentosunun PKK’ya karşı net bir tavır sergilememesine ilişkin açıklaması

HURŞİT YILDIRIM (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sivil, asker demeden otuz beş yıldır başkaları adına vekâlet terörü estiren PKK’ya karşı net bir tavır sergilemeyen Avrupa Parlamentosunun bu sefer de terör örgütüne şirin gözükmek için koridorlarında PKK ve terör propagandası için resim sergisi açmasını şaşkınla kınıyor ve lanetliyorum.

Avrupa Parlamentosuna sesleniyorum: Şirin gözükmek için terör sergisi açıyorsun da, Erzincan Başbağlar sergisini de açacak mısın? Ankara Güvenpark’taki şehitlerimizin sergisini de açacak mısın? Ankara Merasim Sokak’taki 28 şehit vatandaşımızın da sergisini açacak mısın? İstanbul Vezneciler’deki şehitlerimizin de sergisini açın da ikiyüzlü olmadığınızı görelim. Bir terör örgütüne yakınlık, bütün terör örgütlerine yakınlık demektir. Bir terör örgütünü diğerine tercih etmek insanlığa karşı suçtur. Terör yılan gibidir, eninde sonunda gelir, destek verenleri de sokar.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’daki hastanelerin durumuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dün Şanlıurfa hastanelerini ziyaret ettik. Hastanelerin ve acil servislerin yuva kurma yeri olmadığını ve koşulların çok ağır olduğunu tespit ettik. Şanlıurfa hastaneleri yaşamla ölüm arasında bir çizgidedir. Hastalar yeteri kadar sağlık hizmeti alamamaktadır. Şanlıurfa’da hastaneler yetersiz, Şanlıurfa’da doktorlar yetersiz, Şanlıurfa’da hemşireler yetersiz. Hastanelerde çalışan doktorlar ve hemşirelerin tümü, çalışanlar baskı ve tehdit altındadır. Şanlıurfalılar mağdur, çalışan sağlık personeli mağdur. Sayın Başbakanın çizdiği pembe tablo gerçekleri yansıtmamaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın İlgezdi…

7.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, hazırlıkları sürdürülen ve 3 milyon memuru yakından ilgilendiren yeni sicil sistemine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

3 milyon memuru yakından ilgilendiren yeni bir sicil sistemi üzerinde çalışıldığını basından hep birlikte öğrendik. Buna göre kamu personelinin gizli bir ekip tarafından değerlendirileceği, A ve B alan memura terfi, C ve D alanlara ise ceza verileceği belirtilmekte. Emekçilerin, hangi kriterlere göre seçileceği belli olmayan gizli bir ekip tarafından değerlendirmeye tabi tutulması, subjektif kriterlere dayanılarak takdiren ödüllendirilmesi ya da cezalandırılması insan haklarına ve Anayasa’mıza açıkça aykırıdır. Bu çalışma taşeron memurlar yaratılarak milyonlarca kamu emekçisinin iş güvencesini ortadan kaldırmaktadır. Gizli tanık uygulamasıyla yaşananlar hâlâ hafızalarımızdayken memurların gizli bir ekip tarafından değerlendirilmesi kamuda cadı avı başlatmaktır. Emekçileri iktidarın kurşun askeri hâline getirecek bu çalışma iş barışı kadar toplumsal barışı da bozacak bir adımdır. Hükûmetin konuyla ilgili yüce Meclisi acilen bilgilendirmesini bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

8.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, engelli vatandaşların memur olarak atanması sürecine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Engelli vatandaşlarımızın memur olarak atanmalarıyla ilgili başvuru süreci başlamıştır. Engelliler ve aileleri büyük umutlarla atanmayı beklemektedirler. Zaten yaşam koşulları zor olan, bir şekilde hayatın sillesini yemiş, önüne engeller konmuş bu vatandaşlar kadroların artırılmasını istiyorlar ve sosyal devlet olmanın gereği de budur diye düşünüyoruz. Başvuran, koşulları taşıyan, sınavı geçmiş bütün engellilerin herhangi bir kuraya tabi tutulmadan atanmalarının yapılmasını talep ediyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Ertem…

9.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hatay’daki koruma alanlarının artırılmasına ve Hassa’nın güneyindeki alanın ivedi olarak koruma alanı ilan edilmesine ilişkin açıklaması

BİROL ERTEM (Hatay) – Hatay, birden fazla biyocoğrafik bölge türlerini barındırmanın avantajıyla Türkiye’nin biyoçeşitlilik lideridir. Ancak Hatay, resmî olarak ilan edilmiş korunan alanlar açısından fakir bir ildir. Acilen Hatay’da mevcut korunan alanların oluşturulması gerekmektedir. Hatay dağ ceylanının yaşam alanı merkezi kurutulan Amik Gölü’nden bize kalan son hatıra olan Gölbaşı Gölü’nü de içine alan, ayrıca Türkiye için özel jeolojik yapıları, lav tünelleri, volkanik mağaralarıyla öne çıkan, dağ ceylanı ve çizgili sırtlan başta olmak üzere pek çok türü içinde barındıran, Hassa’nın güneyindeki leçelik alanı da kapsayan bölgenin acil ve ivedi olarak korunan alan ilan edilmesi hususunda bir çalışma yapılmasını Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu’ndan talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Ordu Havaalanı’nın ulusal ve uluslararası sefer sayısının artırılarak hizmet kalitesinin ve teknolojik yapısının güçlendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki ilin ortak mücadelesiyle, emeklerini, çabalarını birleştirmeleriyle gerçekleşen Ordu Giresun Havaalanı her iki ilin ulaşım ihtiyacına önemli katkı sağlamaktadır. Yoğun talep ne kadar haklı olduğumuzu ve yıllardır ne kadar mağdur edildiğimizi gösteriyor. Dileğimiz, ulusal ve uluslararası sefer sayılarının artırılması, hava alanındaki hizmet kalitesinin, teknolojik yapının daha da güçlenmesidir. Ancak havaalanı gelişirken çeşitli sorunlar da oluşturuyor. Bu sorunlara da şimdiden ilgililerin çözüm bulması gerekiyor. Şu sıralarda ticari taksilerin havaalanından yolcu alıp yolcu bırakmaması da bu sorunlardan bir tanesi. Halkımız, Giresun’dan bindiği bir taksiyle havaalanına girişine izin verilmediği gibi yükleriyle birlikte yol kenarında bırakılarak mağdur edilmektedir, aynı durum gelen yolcular için de geçerlidir. Vatandaşların ve taksici esnafın şikâyetlerine neden olan bu keyfî uygulamanın ortadan kaldırılmasını bekliyoruz.

Konuyu ilgililerin bilgisine ve Bakanıma sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

11.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’de 4 akademisyenin halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve terör örgütü propagandası yaptıkları suçlamasıyla açılan davadaki yargılama sürecine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mersin ilimizde 4 akademisyen hakkında sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek ve terör örgütü propagandası yaptıkları suçlamalarıyla dava açılmıştır. Yedi buçuk yıla kadar hapis istemiyle açılan davada akademisyenlerin yargılanmasına başlanmış, bilim insanlarının ifade özgürlüklerinin kısıtlanması ve bu ülkede yaşananlara ilişkin görüşlerini ve düşüncelerini belirtmeleri nedeniyle yargılanmaları ülkemiz adına utanç vericidir. Barış istemek ne zamandan beri suç sayılıyor, anlamak mümkün değildir.

Akademisyenler düşündükleri için tutuklanmakta, davalar açılmaktadır. O akademisyenler düşündükleri için ülkemiz bir nebze de olsa demokrasi ve özgürlükleri yaşayabilmekte, onlar düşündükleri için bu ülkenin gençleri bilimle, sanatla, modern dünyayla tanışabilmektedir.

Artık bu ülkenin yargısı Hükûmet güdümlü olduğu için Hükûmete sormak istiyorum: Bu ülkenin bilim insanlarıyla uğraşmaktan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – …onları baskılamaktan ve hapis cezalarıyla tehdit etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

12.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, AKP’nin 1 Kasım seçimleri öncesinde çiftçilere verdiği vaatleri tutmadığına ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hibe desteğinden bütün çiftçileri yararlandırması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, 1 Kasım seçimlerinde, AKP, meydanlarda vaatlerde bulunurken genç çiftçilere 30 bin TL proje desteği vereceğini, bu destekten de ayrım yapılmadan proje hazırlayan her genç çiftçinin yararlanacağını defalarca belirtmiştir. Seçim bitmiş, uygulama başlamış ve genç çiftçilere proje desteği kapsamında, Amasya’da toplam 4.584 kişi proje hazırlayarak başvuru yapmış ancak yapılan başvurulardan sadece 156 kişiye hibe desteği çıkmıştır. 156 kişinin hangi kriterlere göre seçildiği muallaktır. Ancak seçim meydanlarında üst perdeden konuşurken tüm genç çiftçilerin yararlanacağı vadedildiği hâlde, Amasya’da niçin sadece 156 kişi yararlandırılmıştır? Yararlandırılmayan 4.428 kişi hem genç hem çiftçi olmasına rağmen niçin elenmiştir? Söylenene göre kaynak yok. Madem kaynağınız yoktu niçin genç ve hevesli çiftçilerimize boş ümitler verdiniz? Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının öncelikle hibe desteğinden tüm genç çiftçileri ayrım yapmaksızın yararlandırmasını ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yüceer…

13.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, erken ve zorla çocuk evlilikleri ve çocuğa yönelik cinsel istismar suçunda cezaların caydırıcılığının artırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Erken ve zorla çocuk evlilikleri çocuğa yönelik cinsel istismar ve sömürü en son Karaman’da da yaşadığımız gibi Türkiye'nin en önemli ve acil önlem alınması gereken sorunlarından birisidir. Kamuoyunun, bizlerin beklentisi bu soruna çözüm bulunması, cezaların caydırıcılığının artırılması, âdeta mağduru cezalandıran haksız tahrik indirimlerinin ve iyi hâl indirimlerinin kaldırılmasıyken, kadın saikiyle işlenen suçlarda özellikle Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz gün Türk Ceza Kanunu’nun 103’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında çocuğa cinsel istismarı tanımlayan ve bu cezayı tanımlayan hükmünü “fiil ile öngörülen yaptırım makul ve hakkaniyete uygun değil” diye, “ileride evlenebilirler” diye iptal etmesiyle yine skandal bir karara imza atmıştır. Çocuk istismarında caydırıcılığı amaçlayan TCK’nın 103/1’inci maddesini iptal eden, neredeyse istismarı meşrulaştıracak böyle bir kararın altına imza atılmış olması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – …hele hele gerekçesinde “Bu ceza fazla, ileride evlenebilirler.” diyerek olması… Gerçekten Anayasa Mahkemesinin bu kararını kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

14.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, iktidarın yanlış dış politikası yüzünden turizmin dibe vurduğuna ilişkin açıklaması

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İktidarın yanlış dış politikası yüzünden bu sene turizm dip noktada. Bu yıl -iki bayramın arasında- sadece dokuz günlük bayram tatiliyle turizmi kurtarma şansımız yok. Özellikle Aydın’ın Didim ve Kuşadası ilçelerini bayramda gezdik, esnaf çok zor durumda. Turizm bölgelerinde olan esnafın bu yıl ve önümüzdeki yıl vergilerinin ertelenmesi, borçlarının ertelenmesi, banka borçlarının ertelenmesi ve kiralarının ertelenmesini istiyoruz. Özellikle, 1 milyon insan turizm firmalarında çalışıyordu, bu sene, üzülerek söylüyorum, 400 bine düştü. Bu önlemi almadığınız takdirde önümüzdeki yıl turizm daha da kötüye gedecek ve çok zor durumda kalacak esnaf.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Kayan…

15.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Lüleburgaz’a acilen çevre yolu yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan

E5 Karayolu İstanbul’dan Kapıkule’ye kadar 250 kilometredir; Silivri, Çorlu, Lüleburgaz, Babaeski, Havsa, Kuleli, Necatiye ve Edirne gibi 8 yerleşim yerinden geçmektedir. Bu yolun üzerinde sadece Lüleburgaz’a çevre yolu yoktur. Lüleburgaz 160 bin nüfuslu bir kent, içinden geçen E5 6 defa sinyalizasyonla kesiliyor, trafiği allak bullak ediyor. Lüleburgaz’a çevre yolu acilen yapılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup başkan vekillerine söz vereceğim ancak sadece Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun grup başkan vekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleri buradalar.

Sayın Özel, açalım mı sistemi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Açalım efendim.

Bence gruplar adına olabilir efendim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, biz de söz istiyoruz gruplar adına.

BAŞKAN – Olabilir, gruplar adına konuşmak isterlerse birer temsilciye söz verebiliriz.

Sayın Özel, sizden başlayalım.

Buyurun.

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Yunus Emre Vakfı’nın Roma’da Atatürk resimlerini sergilediği sergi salonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resminin olmamasına gösterdiği tepkiyle ilgili basında çıkan haberlere ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Geçtiğimiz günlerde, 10-12 Temmuz tarihlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanı İsmail Kahraman Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Başkanlık Divanı toplantısı için İtalya’daydı. Roma ziyaretinde Yunus Emre Vakfının Roma’da Atatürk resimlerini sergilediği sergi salonuna girdi ve sergi salonunda bir fotoğrafın olmamasına tepki gösterdi. Atatürk resimlerinin olduğu bir salonda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın resminin olmamasına tepki göstermesi basında yer aldı. Bugün bir basın bülteni Meclis Başkanlığınca geçildi, özrü kabahatinden büyük. Basın bülteni baştan aşağı Meclis Başkanının bilinçaltını yansıtan ve son günlerin moda çabasıyla bir fiilî durum tescillemeye çalışan bir yaklaşım. İşin kötüsü, kendisi Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bu Parlamentonun Başkanı. Şöyle söylüyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsettiği her yerde “Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanı” diyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Cumhurbaşkanı var, kendisine makamın gerektirdiği nezaket gösteriliyor, buraya geliyor konuşmasını yapıyor ama kendisi başkan değil.

Bir rejim değişikliğini dayatan AKP’nin tarafsız olması, tarafsızlığından ayrılmaması gereken Meclis Başkanı, bir fiilî durum tescili için resmî basın açıklamasında “Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanı”, “Türkiye Cumhuriyeti başkanı” şeklinde bir yaklaşımda bulunuyor. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak şiddetle kınadığımızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Özel, tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu yüce çatının altında görev yapan, 1 Kasımda parlamenter sistemle görev yapmak üzere kendisi de oy almış olan, yapılan seçimde kendi partisinin oylarıyla da olsa Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçilmiş olan birisinin Atatürk resimlerine bakıp burada “Tayyip Erdoğan resmi niye yok?” demesi, daha sonra da “Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanının resminin olmamasını kınamam Atatürk’ün resminin olmasına tepki göstermem demek değildir.” diye kendisini savunması da, bu Meclise, bu halka haksızlıktır, yaptığı iş hadsizliktir.

Kendisi bu basın açıklamasını düzeltmelidir, bu konuda kendisini haddini bilmeye davet ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Aydın.

Buyurun.

17.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Türkiye’de düzenlenen bazı uluslararası etkinliklerin elçilikler aracılığıyla iptal edilmesine, Gürbulak Sınır Kapısı’nın kapatılmasına ve Başbakan Binali Yıldırım’ın BBC’ye verdiği röportaja ilişkin açıklaması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, 4 Temmuz Amerika’nın kurtuluş yıl dönümü, aynı şekilde 14 Temmuz Fransa’nın, ama Amerika Birleşik Devletleri Türkiye'deki bu kurtuluş törenlerini biraz gecikmeli, geçen gün yaptı, Fransa ise iptal etti.

Şimdi, bu tür uluslararası etkinlikler Türkiye'de elçilikler aracılığıyla iptal edildiğinde, güvenlik endişesiyle kaydırıldığında gerçekten büyük bir endişeye kapılıyoruz, çünkü -Allah korusun- İstanbul ve Ankara’daki terör patlamaları böyle uyarıların ve bu tür etkinliklerin iptaliyle, iptallerinin akabinde oldu, vuku buldu.

Dolayısıyla, Fransa’nın bugün yapması gereken bu etkinlik kutlamasının iptali de -Allah korusun- acaba yine bir metropol kentimizde büyük bir patlamanın ön haberi mi, acaba yine böyle bir güvenlik zafiyeti olacak mı olmayacak mı… Biraz önce sıcak bir haber ulaştı elimize. Gürbulak Sınır Kapısı’nın, İran’la olan tek sınır kapımızın -geçici olarak- kapatıldığını bilgi olarak aldık; teröristlerin, işte birtakım bombalar yerleştirdiği, kablolar döşediği şeklinde. Allah korusun, acaba yine böyle bir endişe duymaya bir mahal var mı? Burada, gerçekten, İçişleri Bakanı başta olmak üzere istihbarat yetkililerinden de böyle bir bilgi almak istiyoruz.

Diğer bir konu da: Dün Başbakanın BBC’ye verdiği bir röportajı izledik. Zeinab Badawi’yle yaptığı röportajda, yine dış işleriyle ilgili, çok da uzman olmadığı bir alanla ilgili, efendim, har vurup harman savruldu yine. Daha önceleri de bunları mütemadiyen yaşadık. “Ey İsrail”, “Ey Amerika”, “Ey Fransa”, “Ey Rusya”ya, bir de şimdi, sanki “Ey İngiltere” gibi bir şey ekleniyor. “Efendim, biz Suriye’de barışı istiyoruz ama hem Esed’e hem IŞİD’e, ikisine aynı derecede karşıyız. Esed’i de istemiyoruz, IŞİD’i de istemiyoruz.” Şimdi, böyle uluslararası bir bakış olabilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Aydın, buyurun.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim.

Yani, böyle romantik bir tavır dış işlerinde geçerli değil. Ta Churchill’den bu yana gerçekten uluslararası ilişkilerde az konuşulup çok iş yapılır. Böyle ebedi dostluklardan, ebedi düşmanlıklardan falan bahsedilemez. Çünkü, bunu en iyi, bu on dört yıldır iktidarda olan AKP Hükûmeti yaşattı Türkiye’ye. Ne oldu? Bir gün protesto ettik, kızdık, öfkelendik, “diktatör” dedik; ertesi günü, birkaç yıl sonra heyetler gönderdik, el altından görüşmelere çalıştık. Bugün Mısır ve Rusya’yla yapmaya çalıştığımız budur.

Şimdi, yarın Suriye’yle de aynı duruma düşmemek için Sayın Başbakanı uyarıyoruz buradan. Yani, kişiler üzerinden değil de uluslararası menfaatler üzerinden, Türk milletinin menfaatlerini, ali menfaatlerini dikkate alarak birtakım şeyleri söylemekte yarar var. Belki de o hafife aldığınız, diğerlerine dediğiniz gibi “diktatör” dediğiniz, o Esed’le yarın görüşme zorunluluğu doğabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Böyle bir şeyi yaşatmamak için gerçekten iki düşünüp bir konuşmak lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Kerestecioğlu, buyurunuz.

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, yargıya yapılan ciddi müdahalelere ve cezaevlerindeki ihlaller, işkenceler ile hasta tutukluların durumuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, bir sistem değişikliği gerçekten fiilî olarak dayatılmaya çalışılıyor ve sürekli bu kimse tarafından istatistiklerle de, verilerle de -aslında gösterdiği gibi kabul edilmese de- her yerde, sanki bir başkan varmış gibi davranılmaya çalışılıyor. Ama bunun yanı sıra, özellikle yargı alanında ciddi müdahalelerle karşı karşıya olduğumuzu ve yargının yürütmenin denetimine nasıl girdiğini ve sokulmaya çalışıldığını görüyoruz. Bunun en son örneği, hakikaten, burada aslında zoraki de olsa kurulan Çocuk İstismarını Önleme Komisyonu dururken ve çalışmaları devam ederken diğer yandan bunun verileri, ortaya koyacağı şeyler hiç de göz önüne alınmadan birdenbire yine Anayasa Mahkemesinden Türk Ceza Kanunu’nun 103/1’inci maddesinin iptaliyle ilgili bir karar çıkması, zaten daha önce 2’nci maddesinin iptal edilmiş olması nedeniyle ve burada doğan yasal boşluğun bir de 1’inci madde nedeniyle doğması, 15 yaşından küçük çocukların istismar edilmesi hâlinde âdeta cezasızlık getiren bir düzenlemeye yol verilmiş olması gerçekten Türkiye’deki bütün çocuklar ve kadınlar, özellikle genç kadınlar adına ciddi, esef verici ve tehdit edici bir yaklaşımdır. Bunu kınadığımı belirtmek isterim.

14 Temmuzda cezaevindeki koşullar nedeniyle tek tip elbise giymek istemedikleri için ve orada yapılan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Ek sürenizi veriyorum Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…işkencelere karşı çıkıp ölüm orucunda ölen kişilerin şahsında şu anda da bütün cezaevlerinde yaşanan ihlalleri, işkenceleri ve özellikle hasta tutukluların durumlarını dile getirmek isteriz ve onların gerçekten artık yakınlarının yanında tedavi bulmalarını, bütün hasta tutsakların, özellikle ağır koşullarda olanların serbest bırakılması için gerekenlerin yapılmasını dile getirmek istiyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Sayın İnceöz, buyurun.

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, iktidar partisinin rejimle ilgili sorunu varmış gibi bir algı yaratılmak istendiğine ve TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a yönelik eleştirilere ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, biraz evvel Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin konuşmasında rejim değişikliğiyle ilgili… Sanıyorum ki sistematik bir şekilde, her seferinde, bu açıklamalarla sanki iktidar partisinin rejimle ilgili bir sorunu varmış gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Öncelikle bunun altını çizmek istiyorum: Burada defaatle gerek oturduğumuz yerde gerek kürsüde gerekse basın açıklamalarımızda Türkiye’deki rejimin adının belli olduğunu, cumhuriyet olduğunu ve cumhuriyetle ilgili hiçbir problemimizin olmadığını çok net bir şekilde belirttik. Rejimin adı belli, rejimle ilgili bir değişiklik talebimiz yok ancak şunu tartışmaktan ve konuşmaktan da hiçbir zaman çekinmemek gerekir ki sistemle ilgili her zaman tartışılabilir, mevcut sistemin sorunlarını gidermek için daha farklı yeni sistemler ne olabilir… Bunun adı başkanlık olabilir, yarı başkanlık olabilir, başka bir sistem olabilir, Türkiye’ye uygun bir model olabilir ama bununla, rejimle ilgili bir sorun var ve rejim değişikliği talebi var gibi gösterilmesinin ileriye dönük bir algı yönetimi olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Burada böyle bir düzeltme yapmak zorunluluğu doğmuştur bu açıklamanın arkasından.

Bunun dışında, biraz evvel Meclis Başkanımızın şahsı üzerinden eleştirilerde bulunuldu ama zaman zaman burada sürekli yaptığımız bir şey var ki -kürsüde konuşan hatiplerimiz de dâhil olmak üzere- bu biz tarafından dahi yapılıyorsa eleştirdiğimiz bir husustur. Evet, açıklamaları beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz, bu çok normaldir, muhalefetin de en doğal hakkıdır ama bütün bu eleştirileri yaparken, gerek kürsüdeki hatibe karşı gerek konuşmacılara karşı gerekse açıklama nereden gelirse gelsin -Meclis Başkanımız da dâhil olmak üzere- bu eleştirileri yaparken karşı tarafın kişilik haklarına saldırı şeklinde, tahkir edici şekilde, hakaret edici şekilde, hiçbir zaman eleştiri sınırlarını taşan, aşağılayan şekilde olmaması gerektiğini çok net bir şekilde ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bunun hem Parlamentonun hem milletvekillerinin hukukunu korumak hem de siyasetin hukukunu korumak adına da çok önemli olduğu kanaatindeyim. Daha dün burada yaşanan üzüntü verici olaylar neticesinde bunun bir kez daha altını çizmekte fayda vardır.

Bunun dışında, özellikle şunu belirtmek istiyorum ki elbette ki barış istenebilir ama barış, savaşın olduğu ülkelerde talep edilebilir. Eğer bir ülkede kırk yıldır terörle mücadele varsa “Senin terör örgütün iyi, benim terör örgütüm kötü.” demeksizin terör örgütünün eylemlerini… Bölge insanını, ülkemizi ve dünya insanlığını hedef alan terör örgütlerinin eylemlerine karşı sessiz kalıp görmezden geliniyorsa elbette ki bunun adı “barış” değil, “teröre destek” olur ve teröre destek verenlerle ilgili de ceza hukuku sistemi açıktır ve gereği yapılır. Terörle mücadele de bu anlamda bu tür açıklamalarla hiçbir şekilde kesintiye uğramayacak, 78 milyonun ve 780 bin kilometrekarenin birlik ve beraberliği için bu mücadele sonuna kadar sürecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnceöz

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın İnceöz yaptığım konuşmayı iki yönden tamamen çarpıttı ve söylemediğim bir şeyi söylemişim gibi bana atfen yanıltarak… Hem kamuoyunu yanılttı hem de açıklama ihtiyacı var.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ben genel bir konuşma yaptım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hatta şöyle söyleyeyim kendi ifadeleriyle: Birincisi, sistemli bir şekilde algı yönetimi yapmakla suçladı beni. Oysaki ben öyle bir şey yapmamıştım.

İsmail Kahraman’a hakaret ettiğimi söyledi. Siz dinlediniz, herkes dinledi; hakaret değil, eleştiri sınırları içinde sözler var. Sayın inceöz bunu…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Kişilik haklarına” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kişilik haklarına da hiçbir şey yok.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aşağılıyorsunuz her seferinde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın İnceöz’ün bu açıklamaları İç Tüzük 69’a göre söylemediğim bir sözün tarafıma atfedilmesinden dolayı cevap hakkı doğurmaktadır. Cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, bu bir sataşma değil. Dolayısıyla, size sataşmadan söz vermeyeceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki.

BAŞKAN – Ancak bir açıklama gereği duyuyorsanız Sayın İnceöz’ün yaptığı açıklamaya dair, size yerinizden bir söz verebilirim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, özür dileyerek İç Tüzük’ten okuyorum:

“Açıklama hakkı

Madde 69: Şahsına sataşılan veya ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfolunan Hükümet, komisyon, siyasî parti grubu veya milletvekilleri, açıklama yapabilir ve cevap verebilir. Açıklama ve cevaplar için Başkan, aynı oturum içinde olmak üzere söz verme zamanını takdir eder. Bu suretle söz almak isteyen, ne sebepten dolayı konuşmak istediğini Başkana bildirir. Başkan, söz verip vermemek gerektiğini takdir eder. Başkanlıkça kendisine söz verilmeyen kimse direnirse, Genel Kurul, bu konuda görüşmesiz ve işaret oyuyla karar verir.”

BAŞKAN – Sayın Özel, ben de size diyorum ki burada bir sataşma yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama siz 60’a göre yap diyorsunuz.

BAŞKAN – Sataşmadan değil, size açıklama yapmaktan dolayı yerinizden söz vereceğim Sayın Özel. Açıklama yapın, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bakın, ama madde iki şeyi birden düzenliyor. Biri, şahsınız…

BAŞKAN – Sayın Özel, bu benim takdir hakkım değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, ama şunu konuşalım da takdir hakkı sizin olsun.

“Şahsına sataşılan veya ileri sürmüş olduğu görüşten farklı görüş kendisine atfolunan…” Yani 69 kapsamında.

BAŞKAN – Tamam, anlaşıldı Sayın Özel.

Ben size yerinizden açıklama hakkı veriyorum, buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, 60’a göre yerinden verirsiniz ama 69’a göre kürsüden bu hak.

BAŞKAN – Sayın Özel, 60’a göre iki dakika size yerinizden söz vereceğim, buyurunuz lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama bana karşı yapılan ihlal 60’a göre değil ki, 60 açıklama.

BAŞKAN – Takdir hakkı benim Sayın Özel, lütfen uzatmayalım.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, bir cümle ben de ilave edeceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, söz vermeyebilirsiniz, takdir sizin.

BAŞKAN – Ben size söz veriyorum, açıklama yapma gereği duyduğunuz için söz veriyorum ve 60’a göre yerinizden söz veriyorum.

Sayın İnceöz, daha sonra sizi dinleyeceğim.

Buyurunuz lütfen Sayın Özel.

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, öncelikle şunu söyleyeyim: Yani iyi niyetle ve demokratik bir şekilde yönettiğinizi her seferinde görüyoruz, herkes yaşıyor, o yüzden buna bir şey diyemem. Ama madde 69, yerleşik uygulamamız kürsüdendir. Bu, madde 60’a göre. O yüzden aslında bu doğru olmadı ama…

BAŞKAN – Sayın Özel, size bir sataşma olsaydı, hani şahsınıza, partinize, grubunuza bir sataşma olsaydı inanın kürsüden size söz verirdim. Bunda hiçbir kuşku duymanıza, kaygı duymanıza gerek yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, söylediğim söz farklı şekilde bana atfedildi, aynı maddede düzenleniyor.

BAŞKAN – Tamam, siz de açıklama yapma gereği duyuyorsunuz, yerinizden söz verdim, bunda bir şey yok.

Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki Sayın Başkan.

Şunu söyleyeyim: Sayın İnceöz diyor ki, sistemli bir şekilde kendilerinin rejimle ilgili sorunu olduğunu ifade ediyormuşuz. Sistemli bir şekilde Türkiye’de bir sabah rejim tartışması, öbür sabah sistem tartışması, iftar yemeğinde başkanlık, sahur yemeğinde “Parlamenter sistem çökmüştür.” Bir sistemli saldırı varsa o saldırıyı yapan AKP’dir, Meclis Başkanıdır, Cumhurbaşkanıdır. Cumhuriyet Halk Partisi bu saldırılara karşı sessiz ve kayıtsız kalamaz.

Bir Meclis Başkanı düşünün ki bir basın bülteni -dili sürçse bir şey demeyeceğiz, lafını geri alacak- enine boyuna Meclis antetli kâğıda basın bülteni yolluyor. Orada Atatürk resmini görüp de “Nerede burada Tayyip Bey’in resmî?” dediği ayıbını örtmek için tutuyor bir de üstüne “Devlet başkanımızın resmi.” diyor. Böyle bir şey yok. Buna sessiz kalacak hâlimiz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu söylemek hakkı değil, haddi değil, ona haddini bildiririz. Şimdi, siz buna “hakaret” diyorsanız, buyursun beyefendi hakaret davası açsın, kazananı da yüce yargı takdir etsin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın İnceöz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – 60’a göre ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, sizin de mikrofonunuzu açıyoruz.

21.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Benim konuşmam burada çok açık ve net bir şekilde. Sadece bu konuşmanın üzerinden genelleme yaparak da Parlamento da nasıl bir dil olması gerektiği konusunda genel ve açıklayıcı bir konuşma yaptım. Bu konuşmadan çıkartmak suretiyle işte “Bir çarpıtma algısı oluşturuldu.” vesaire demesini ben doğru ve yerinde bulmuyorum. Bütün eleştirileri yapabiliriz ama eleştirileri yaparken kişinin kişilik haklarına bir saldırı içerecek şekilde bunu yapmamak gerekiyor. Ama, bu dönem Parlamentoda bilinçli bir şekilde bunlar yapılıyor, aşağılayıcı şekilde, tahkir edici şekilde konuşmalar yapılıyor. Benim eleştirim genel bir konuşmaydı, sataşma içermemekteydi. Bundan alınmaması gerekir. Eğer varsa bir eksiklik alınması o zaman doğaldır diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

Üçüncü sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi'nde yer alacaktır.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, Artvin’in Borçka ilçesinde AK PARTİ iktidarı döneminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/261)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Artvin ili Borçka ilçesinde Hükûmetiniz döneminde yaşanan sorunların yerinde belirlenip incelenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                   (Artvin)

2) Kazım Arslan                                         (Denizli)

3) Erkan Aydın                                           (Bursa)

4) Şenal Sarıhan                                       (Ankara)

5) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

6) Mazlum Nurlu                                        (Manisa)

7) Ali Şeker                                               (İstanbul)

8) Gülay Yedekci                                       (İstanbul)

9) Mevlüt Dudu                                          (Hatay)

10) Cemal Okan Yüksel                              (Eskişehir)

11) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

12) Mehmet Gökdağ                                   (Gaziantep)

13) Kadim Durmaz                                     (Tokat)

14) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

15) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

16) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

17) Aydın Uslupehlivan                              (Adana)

18) Çetin Osman Budak                              (Antalya)

19) Namık Havutça                                    (Balıkesir)

20) Ceyhun İrgil                                        (Bursa)

21) Lale Karabıyık                                     (Bursa)

22) Tur Yıldız Biçer                                    (Manisa)

Gerekçe:

Artvin ili Borçka ilçesi tarihi ve turizm açısından bölgenin en önemli yerleşim yerleri arasında yerini almaktadır. Barajlar kenti Borçka, ülke ekonomisine oldukça katkı sağlamış bir ilçemizdir. Fedakâr Borçka ve Borçkalılar aynı fedakârlığı AKP Hükümetinden ne yazık ki görememiştir.

Borçka'nın birçok sorunları ve ihtiyaçları mevcuttur. Borçka'da öğretmen açığı mevcuttur. Okullarda öğretmenlerin olmayışı, okul binalarının fiziki yetersizliği, teknolojinin tam olarak ilçedeki okullara yansıtılmaması, eğitimi olumsuz yönde etkilemektedir. Borçka'da eğitim sistemi genel olarak çok eksik yürütülmektedir. Yine Borçka'da mutlak suretle endüstri meslek lisesi açılmalıdır. Borçka için endüstri meslek lisesinin açılması Borçka halkının lehine bir karar olacaktır.

Borçka’nın sağlık sektöründe de birçok sıkıntıları mevcuttur. Borçka Devlet Hastanesinde doktor yetersizliği vardır, Borçka Devlet Hastanesinde yeterli sağlık hizmeti verilmemektedir. İlçenin talebi karşılanmamaktadır.

Yoğun kış koşullarının yaşandığı Borçka ilçemizde ulaşım oldukça elverişsizdir. Özellikle köy yolları bakım ve onarımdan geçirilip yeniden asfaltlanmalıdır. Yine ilçede, Borçka ve Muratlı Barajı’nın yapımı nedeniyle birçok köylerin yolları bir o kadar daha uzamıştır ve Borçka nüfusunun yüzde 70'i bu yüzden sıkıntı yaşamaktadır. Muratlı Barajı’nın yapımından dolayı Borçka'nın en büyük köyü Güreşen ve çevre köylerin toplam nüfusu kışın 4 bin, yazın 8 bin civarındadır. Vatandaşlar ulaşım sıkıntısı yaşamaktadır. Muratlı Barajı’nın üzerinde yapılacak olan bir viyadükle ulaşım sorunu çözülecektir. Borçka Barajı’nın yapımından dolayı yine 5-6 köyümüz, kışın 2.500, yazın 5 bin civarında insanımız ulaşım sorunu yaşamaktadır. Borçka Barajı’nın üzerinde yapılacak olan bir viyadük ile ulaşım sorunu çözülecektir.

Borçka halkı, tarım ve hayvancılıktan yeterince destek ve teşvik alamamaktadır. Borçka ilçesinde birçok turizm noktası bulunmasına karşın yeteri kadar devlet desteği alınmamakta ve turizm açısından hak ettiği payı maalesef ki alamamaktadır. Borçka, birçok güzelliğini ülkemiz ve dünya turizmine açabilir ve bölgede bir marka olabilir. Tüm bu sorunlara Borçka halkı çözüm aramaktadır.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Borçka'da yaşanan sorunların belirlenip Borçka halkının yaşadığı mağduriyetlerin yerinde incelenip tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Karadeniz Bölgesi’nde artan kanser vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/262)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Karadeniz Bölgesi’nde artan kanser vakalarının sayılarının ve nedenlerinin tespit edilip, Çernobil faciası ile alakasının olup olmadığı konusunda gerekli inceleme ve araştırmaların ivedilikle yapılması ve Karadeniz Bölgesi’ndeki kanser ve kanser risk faktörlerinin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                   (Artvin)

2) Kazım Arslan                                         (Denizli)

3) Erkan Aydın                                           (Bursa)

4) Şenal Sarıhan                                       (Ankara)

5) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

6) Tur Yıldız Biçer                                      (Manisa)

7) Mazlum Nurlu                                        (Manisa)

8) Ali Şeker                                               (İstanbul)

9) Gülay Yedekci                                       (İstanbul)

10) Mevlüt Dudu                                        (Hatay)

11) Cemal Okan Yüksel                              (Eskişehir)

12) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

13) Mehmet Gökdağ                                   (Gaziantep)

14) Kadim Durmaz                                     (Tokat)

15) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

16) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

17) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

18) Aydın Uslupehlivan                              (Adana)

19) Çetin Osman Budak                              (Antalya)

20) Barış Karadeniz                                   (Sinop)

21) Namık Havutça                                    (Balıkesir)

22) Onursal Adıgüzel                                 (İstanbul)

23) Devrim Kök                                          (Antalya)

24) Ceyhun İrgil                                        (Bursa)

25) Lale Karabıyık                                     (Bursa)

Gerekçe:

Ukrayna'nın Kiev kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Güç Reaktörü’nün 4’üncü ünitesinde 26 Nisan 1986 günü erken saatlerde meydana gelen nükleer kaza sonrasında atmosfere büyük miktarda füzyon ürünleri salındığını tüm dünya kazadan ancak dört gün sonra, 30 Nisan 1986 günü öğrenmişti. Kazadan kaynaklanan radyoaktif salınım 28 Nisan tarihinde kuzeybatı yönünde esen rüzgârlarla İskandinavya’nın güney ve orta bölgelerine yönelmiş, 3 Mayıs Cumartesi günü füzyon ürünleri yüklü hava kütlesi Avrupa'nın büyük bir kısmı ile birlikte Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden Trakya'yı etkisi altına almıştı. İkinci bir salınımla Çernobil’den doğuya sürüklenen hava kütlesi 7-9 Mayıs tarihlerinde Kırım Yarımadası'nın kuzeyinden ve Karadeniz üzerinden geçerek Türkiye'nin kuzeydoğu kıyılarına ulaşmıştı. Bir ülkenin radyoaktif bulaşmaya maruz kalmasındaki en önemli neden bulutun geçtiği sırada etkisi altındaki o ülkede yağış bırakması durumudur. Merhum Karadenizli sanatçı Kazım Koyuncu'nun da “Hep yedik o yağmurları kafamıza.” diye ifade ettiği yağışlarla, Trakya ve Doğu Karadeniz bölgelerinin o tarihlerde yağış alan yerlerinde radyoaktif etkilenme ağırlıklı olarak hissedilmiştir.

Bulutun geçtiği sırada etkisi altındaki ülkelerde yağış olması durumu o ülkenin radyoaktif bulaşmaya maruz kalmasındaki en önemli nedeni teşkil etmektedir. Bundan dolayıdır ki Türkiye, bulutun üzerinde seyrettiği tarihlerde Trakya ve Doğu Karadeniz Bölgelerinde yağış alan yerlerde, özellikle Karadeniz Bölgesinin fındık, tütün ve çay üretimi yapılan bir kısım alanlarının yağış alması sebebiyle Çernobil reaktöründen kaynaklanan radyoaktivitenin etkisini ağırlıklı olarak hissetti. Dolayısıyla, radyasyon etkilerinin hafifletilmesine yönelik önlemler de Trakya ve Karadeniz bölgelerinin bazı kısımlarına yönelik olarak alındı. Karadeniz Bölgesi’nin en önemli tarım ürünü çayda büyük bir mücadele verildi. Artvin, Rize ve Trabzon illerinde 58 bin ton çay çeşitli yöntemlerle imha edildi. Radyasyonlu olduğu düşünülen çayların dere ve deniz kenarlarına döküldüğü, bazılarının ise toprağa gömüldüğü bölge insanı tarafından bilinmektedir. Bu durum oldukça tehlikelidir. Bölgedeki birçok tarım ürününün de etkilendiği iddia edilmektedir. Yine, bölgede yoğun yetişen fındık ve tütünün de etkilenmiş olacağı tahmin edilmektedir.

Bu durum Karadeniz Bölgesi’nde büyük bir travma yaratmıştır. Hemen hemen her evde rastlanan kanser hastalığı her geçen gün artmaktadır. Toplum ise bu durumun Çernobil faciasıyla bağlantılı olduğu görüşündedir. Bu durumun tespiti, varsa gerçeklik payı, yoksa da bölgede artan kanser vakalarının nedeninin, sebebinin bulunması konusu önem arz etmektedir. Kanser vakalarının nedenlerinin belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması kanser vakalarının azalmasına ve neticesinde ölümcül sonuçların da azalmasına neden olacaktır.

Zaman zaman yapılan araştırmaların siyasiler tarafından baskı altında tutularak gerçek bilgilerin saptırıldığı kuşkusu her geçen gün artan kanser vakalarının en büyük ispatı şeklinde yorumlanmaktadır. Her gün bir evde kanser vakalarından yaşanan ölümler Çernobil'in etkileri gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Karadeniz Bölgesi’nde sıklıkla yaşanan kanser vakalarının tespiti, sayısı, nedenleri ve Çernobil’in bölgede yarattığı etkilerin kurulacak bir Meclis araştırması komisyonu tarafından araştırılması, görülmesi ve tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Artvin Kafkasör-Cerattepe maden sahası konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/263) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Artvin Kafkasör-Cerattepe maden sahası konusunda gerekli önlemlerin belirlenip ivedilikle alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                   (Artvin)

2) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

3) Kazım Arslan                                         (Denizli)

4) Şenal Sarıhan                                       (Ankara)

5) Mazlum Nurlu                                        (Manisa)

6) Niyazi Nefi Kara                                    (Antalya)

7) Ali Şeker                                               (İstanbul)

8) Gülay Yedekci                                       (İstanbul)

9) Mevlüt Dudu                                          (Hatay)

10) Cemal Okan Yüksel                              (Eskişehir)

11) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

12) Mehmet Gökdağ                                   (Gaziantep)

13) Kadim Durmaz                                     (Tokat)

14) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

15) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

16) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

17) Aydın Uslupehlivan                              (Adana)

18) Çetin Osman Budak                              (Antalya)

19) Barış Karadeniz                                   (Sinop)

20) Namık Havutça                                    (Balıkesir)

21) Devrim Kök                                          (Antalya)

22) Ceyhun İrgil                                        (Bursa)

23) Lale Karabıyık                                     (Bursa)

24) Erkan Aydın                                         (Bursa)

25) Tur Yıldız Biçer                                    (Manisa)

Özet Gerekçe:

Artvin ilimizin hemen üzerinde bulunan Cerattepe mevkisi ve bu alanla bitişik Genya Dağı’nı da içine alan iki ruhsat alanında yapılmak istenilen madencilik faaliyeti Artvin halkının on beş yıllık inançlı ve kararlı mücadelesi sonucunda 24/10/2008 tarihinde mahkeme kararıyla bir bütün olarak sona ermişti. Rize İdare Mahkemesinin 2007/52 esas ve 2008/709 Karar ile aynı Mahkemenin 2007/53 esas ve 2008/708 Karar sayılı ilamlarında doğal yaşlı ormanlara, su kaynaklarına, canlı yaşama verilecek muhtemel zararlar değerlendirilerek işletme ve maden ruhsatlarının iptaline karar verilmişti. Bu karar Artvin'in kurtuluşu olmuş, telafisi imkansız zararlar mahkeme tarafından da takdir edilmişti.

Ancak, 24 Haziran 2010 tarihinde yeni Maden Kanunu’nun, 6 Kasım 2010 tarihinde de uygulama yönetmeliğinin yürürlüğe girmesiyle ülkemiz genelinde ilk olarak 1.343 maden sahasının ihale yoluyla ruhsatlandırılacağı bizzat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından Mart 2011 tarihinde açıklanmıştır. Artvin ve ilçelerinde de ihaleye çıkarılacak onlarca saha olduğu bilinmektedir. Bunlardan birinin tüm Artvinlilerin desteğiyle ruhsatları iptal edilen 4252 maden ruhsat numaralı Cerattepe (250 hektar), diğerinin ise 4944 maden ruhsat numaralı Genya Dağı ve Kafkasör turizm merkezi dâhil şehrin üst mahallelerini ve ilimizin içme suyu kaynaklarının önemli bir kısmını da içine alan (4.156,25 hektar) çok daha geniş bir saha olduğu bilgisi şehirde büyük tepki ve endişe yaratmıştır. Her iki alan mahkeme kararıyla işletme ruhsatlarının iptal edilmiş olduğu alandır. Mahkeme kararına rağmen, bu iki ruhsat alanının yeniden ihaleye çıkarılmış olması kaygılarımızı daha da arttırmıştır.

Bu alanlara ilişkin maden ruhsatlarının mahkeme kararıyla iptal edilmiş olmasına rağmen ve bu kararlar yüksek yargının onayından geçmiş olmasına rağmen, belirtilen alanların yeniden ihaleye çıkarılmış olması öncelikle özel olarak Artvin halkının ve genel olarak bütün yurttaşların hukuk devletine ve hukukun üstünlüğüne olan inancını sarsacaktır. Özelikle ruhsat alanlarının heyelanlı alanlar olduğu, heyelanların devam ettiği, hâlen giderek büyüyen çatlakların yaşamsal tehlikeler yaratacak ölçülere geldiği görülmektedir. Yine yargılama sırasında bu alanda madencilik yapmak isteyen şirketin açmış olduğu galeride biriken ağır metal yüklü suyun yol açtığı kaymaların sonuçlarının yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı tespit edilmektedir. Artvin ilinin bütün içme suyu kaynakları bu iki ruhsat alanlarında yer almakta olup bir maden işletme faaliyeti ilimizin bütün su kaynaklarını kurutacak veya kirletecektir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Artvin şehir merkezinin üzerinde yer alan 4252 ve 4944 no.lu maden ruhsat alanlarının kapsadığı alan, bu alanlardaki madencilik faaliyetinin çevresel etkileri, bu alanlardaki mahkeme kararlarının ve daha önceki araştırma komisyonunun belirlemeleri, şehir merkezine yakınlığı ve şehir merkezinde yaşayan insanların bundan ne şekilde etkileneceği, ülkemizin ekonomisine bir katkısının olup olamayacağı, yer üstü zenginlikleriyle kıyaslandığında kısa dönemli özel çıkarlar yerine yüzyıllar boyunca bütün kamunun yararlanacağı yer üstü zenginliklerinin neler olduğunun kurulacak bir Meclis araştırması komisyonu tarafından görülmesinin ve tespit edilmesinin ülkemizin geleceği ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı kapsamında bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır, önerge bugün bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

B) Gensoru Önergeleri

1.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, sokağa çıkma yasakları adı altında devreye konan uygulamalar neticesinde gerçekleştirilen hak ihlalleri, mağduriyetler, yaşanan ölümler ve sivillere yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırılara gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sokağa çıkma yasakları adı altında devreye konan uygulamalar neticesinde gerçekleştirilen hak ihlalleri, mağduriyetler, yaşanan ölümler ve sivillere yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırılara gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle sorumluluğu bulunan İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında Anayasa’nın 98’inci ve 99’uncu, TBMM İçtüzüğü’nün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ederiz.

                Çağlar Demirel                                         İdris Baluken

                   Diyarbakır                                              Diyarbakır

          HDP Grup Başkan Vekili                           HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Ağustos 2015 tarihinden itibaren başlayan sokağa çıkma yasakları, zorunlu göç, orman yangınları ve âdeta siyasi bir tasfiyeyi amaçlayan yoğun tutuklamalar sonucunda ülkemizde yeni bir çatışmalı süreç başlamıştır. Bu sürecin başlamasıyla 1990’lı yıllarda olduğu gibi siyasal, sosyal ve tarihsel boyutları olan birçok sorun yeniden askerî yöntemlerle bastırılmaya çalışılmaktadır. Söz konusu çatışmalı süreçte sadece son on bir ay içerisinde ülke genelinde 867 sivil ve 700 güvenlik görevlisi yaşamını yitirmiştir. Ülkenin her yerinde patlayan bombalar, milyonları bulan göç dalgaları, yakılan binlerce hektar orman arazisi, 7 ilçe ve 1 il merkezinde yaşam alanlarının birçoğunun yaşanamaz hâle getirilmesi ve binlerce insanın yaşamını yitirdiği çatışma ve bombalamalar ülkeyi âdeta bir istikrarsızlık adasına dönüştürmüştür.

Halklarımız tarafından yetkilendirilen seçilmişlere karşı yoğun bir gözaltı ve tutuklama furyası başlatılmış, 2015 yılında 5 bini aşkın kişi gözaltına alınmış, 19 belediye eş başkanı, 35 belediye eş başkan yardımcısı ve belediye meclis üyesi olmak üzere toplamda 2 bine yakın insan tutuklanmıştır. Buna rağmen Diyarbakır, Ankara ve İstanbul'da yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olan bombalı saldırıların faili olan DAİŞ’le ilgili ciddi bir soruşturma ve ceza sistemi geliştirilmemiş hatta Antep ve Adıyaman gibi bölgelerde rahatça örgütlenmelerine uzun bir süre göz yumulmuştur. Gitgide artan mezhepçi ve milliyetçi politikalarla toplum Alevi-Sünni, Kürt-Türk diyerek ayrıştırılmanın eşiğine getirilmiştir. Bir yandan da AKP Hükûmetinin Orta Doğu coğrafyasına dağılmış Selefi örgütlerle oluşturulan bağları birçok yerde deşifre olmuş, DAİŞ'in daha önce Ankara ve Diyarbakır'da, en son 28 Haziran 2016 tarihinde Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirdiği saldırılara rağmen hâlâ temkinli bir dil kullanmaya devam edilmiştir. DAİŞ'in ise diğer ülkelerde yaptığı tüm saldırıları üstlenirken Türkiye'deki saldırıları üstlenmemek gibi bir tutumu devam etmektedir.

1 il merkezi ve 7 ilçe merkezinde sokağa çıkma yasakları süresince yerleşim bölgeleri büyük oranda yıkılmış olmasına ve yüz binlerce insan göç etmiş olmasına rağmen bu gerçek kamuoyundan hâlâ gizlenmekte ya da “terörle mücadele” diye sunularak kitleler nezdinde manipüle edilmektedir.

Bölgedeki STK’lar ve yerel kaynaklar, devletin açıkladığı göç miktarının gerçeği yansıtmadığını ve göç eden insan sayısının açıklanandan çok daha fazla olduğunu, son bir yıldaki çatışma ortamından dolayı en az 1 milyon 600 bin kişinin zorunlu göçe tabi tutulduğunu açıklamışlardır.

Hükûmet, kentleri TOKİ’lerin insafına bırakarak bir taraftan kültürel hafızayı yok ederek yerleşim bölgelerinin tarihsellikleriyle olan bağını koparmayı, diğer taraftan büyük bir ekonomik rant alanı yaratmayı amaçlamaktadır. Uluslararası hukukta savaş suçları kapsamına giren yüzlerce uygulama yaşanırken, çatışmaların bittiği bölgelerde ve “Operasyon bitti.” açıklamalarından sonra asıl büyük yıkım başlatılmış, sadece Yüksekova ilçesinde 4 bine yakın haneye yıkım kararı verilecek kadar ağır bir tahribat yaratılmıştır.

Bir insansızlaştırma projesi olan ve Kürtler ile Alevilerin yaşadığı yerlerde demografik değişimi esas alan bu uygulamalar devam ederken Atatürk Havalimanı’nda yapılan bombalı saldırıda 41 insan yaşamını yitirmesine rağmen havalimanı hemen ulaşıma açılmış ve insan hayatının Hükûmet nezdinde ne kadar önemli olduğu bir kez daha açığa çıkmıştır. Güvenlik kameralarına yansıyan ve canlı bombalardan birinin üstünde kışlık bir mont olmasına rağmen dünyanın en iyi korunan havalimanı olmasıyla övünülen havalimanında böylesi bir güvenlik zafiyetinin yaşanması ciddi kuşkular yaratmıştır.

Türkiye'de son bir yıl içerisinde 17 kez bombalı saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırılarda toplam 298 kişi hayatını kaybetmiştir, bine yakın insan da yaralanmıştır.

Sonuç olarak, ülkeyi boydan boya kana ve gözyaşına boğan şiddet ve çatışma ortamını bitirebilecek ya da yumuşatacak stratejiler yerine Cumhurbaşkanı ve Hükûmet sözcülerinin açıklamaları ve uygulamaları çatışmaların tırmanacağı işaretini vermektedir. Cumhurbaşkanı ve Hükûmet yetkililerinin bu yönlü açıklamalarından sonra Türkiye halkları için yeterince kabul edilemez bulunan tablonun daha fazla ağırlaşacağını kestirmek ne yazık ki güç değildir.

Yüzlerce yurttaşımızın ölümünden ve binlerce insanımızın yaralanmasından dolayı birinci dereceden sorumluluk makamında bulunan İçişleri Bakanı başta olmak üzere Hükûmet üyelerinin herhangi bir şekilde öz eleştiri ve istifa mekanizmalarını işletmemesi toplumun vicdanında mahkûm olmuş bir tutuma işaret etmektedir.

Bu kapsamda, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın ilk elden sorumluluk makamında olduğunu tekrar hatırlatmak ve ölümler ile yıkımlardan ötürü ortaya çıkan tabloda kendisi hakkında bir gensoru önergesi vermek zarureti doğmuştur.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü de kapsayan Danışma Kurulu önerisi daha sonra onayınıza sunulacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve arkadaşları tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/07/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14 Temmuz 2016 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                  Erkan Akçay

                                                                                      Manisa

                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

17 Şubat 2016 tarih, 2016/1226 sayıyla TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve arkadaşlarınca "Fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması" amacıyla verilen Meclis araştırma önergesinin 14 Temmuz 2016 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu.

Süreniz on dakika.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz fındık üreticilerinin sorunlarına ilişkin grup önerisi hakkında söz aldım. Aziz Türk milletini ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında elli yedi yıl önce bugün 14 Temmuz 1959’daki Kerkük katliamında şehit edilen Türkmen kardeşlerimizi rahmetle anıyorum. Türkmenlere yönelik olarak bugün de devam eden katliam ve tacizleri kınıyorum ve Hükûmeti bölgede Türkmen odaklı bir politika izlemeye davet ediyorum.

Giresun’da düşen askerî helikopterde şehit olan asker ve yakınlarını da rahmetle anıyorum, ruhları şad olsun.

Yine, Ordu’da yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet diliyorum. Hayatı büyük ölçüde etkileyen sel ve heyelan ev ve iş yerleriyle birlikte fındık bahçelerini tahrip etmiş, arıcılık ve hayvancılık yapan çiftçilerimiz de selden zarar görmüştür. Bu felaketten etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatandaşlarımızın uğradıkları zararların karşılanması için meselenin takipçisi olacağımızı da ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, fındık Türkiye’nin en değerli ihraç ürünlerindendir, başka alternatifi olmadığı gibi, rakibi de yoktur. Türk fındığı sırf ülkemiz için değil, dünya piyasası için de çok önemlidir. Dünya pazarının yüzde 80’ine bizim fındığımız hitap etmektedir. Üretimden ihraç aşamasına kadar sektör yaklaşık 8 milyon kişiyi ilgilendirmektedir ancak Türkiye, maalesef, elindeki bu hazinenin farkında değildir. Âdeta bu kıymet başına dert olmakta, fındık üreticisi ise bu çaresizlik karşısında mağdur edilmektedir. Her yıl rekolte değişikliği ile arz fazlası arasında çiftçi ezilmektedir. Bizim fındığımızı kullanan Avrupalı fındığın kaymağını yerken ülkemiz hâlen natürel fındık ihracatıyla yetinmektedir. Fındık üreticisi ise ne emeğinin karşılığını alabilmekte ne de geleceğe dair iyimser bir beklenti içerisinde olabilmektedir. Her sezon yeni bir dert, her geçen gün yeni bir mağduriyetle karşı karşıya kalınmaktadır.

Yüz binlerce fındık üreticisi için bir nefes ve arka olan üretici kuruluşu FİSKOBİRLİK on dört yıldır susturulmuş, üreticiye faydası sıfırlanmış ve kâğıt üzerinde kurum olmaya mahkûm edilmiştir. Karadeniz insanının alın teri, maddi ve manevi desteğiyle kurulup bugünlere taşınan ve üreticinin de tek dayanağı olan FİSKOBİRLİK, şimdilerde geçmişten kalan gayrimenkulleri satan, satamadıklarını kiralayan bir kurum hâline gelmiştir. Bu durumun tartışmasız sorumlusu AKP hükûmetleridir. Oyu fındık üreticisinden alıp üreticiyi unutan, fındığı Avrupalı sermayedarlara ve buradaki iş birlikçilerine rehin eden anlayış artık son bulmalıdır.

Son yılların sahipsizliği esasen 2003 yılında başlamış ve alıştıra alıştıra bugünlere gelinmiştir. 2003 yılı sezon başında FİSKOBİRLİK'e fındık teslim etmiş her üretici parasını peşin almış ve kimsenin alacağı kalmamıştır. FİSKOBİRLİK, kasasında bugünkü rakamlarla 230 milyon TL nakit parası, stoklarında hemen satılabilir 80 bin ton kabuklu fındığı olan, sağlıklı saklama şartlarına uygun depolarını tamamlayıp hizmete alan, Ordu Yağ gibi iştirak ve tesislerini tam kapasite çalıştıran, Çotanak gibi yeni markalar üreten, yüzlerce kişiyi istihdam eden, fındıkta arz fazlası sorunu çözülmüş, FİSKOBİRLİK’in yağlık uygulamalarından kaynaklanan görev zararları kaldırılmış, özel bankalara olan borçları silinmiştir. Yani üreticinin emeğinin karşılığını almasını engelleyen yükler fındık üzerinden kaldırılmış bir durumda iken AKP, hükûmeti devralmıştır.

Değerli milletvekilleri, tarımsal ürün ihracatımızda yaklaşık yüzde 15-20’lik payı olan fındığın en önemli özelliklerinden birisi ülkemize getirdiği döviz girdisinin tamamını millî kaynaklardan sağlamasıdır. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne göre Türkiye’de 43 ilde fındık yetiştiriciliği yapılmaktadır. TÜİK verilerine göre 2015 yılında 701 bin hektarlık alanda fındık yetiştirilmekte ve dikim alanlarının yaklaşık yüzde 70’i Doğu Karadeniz’de yer almaktadır. Türkiye’de dekar başına üretim diğer ülkelere nazaran daha düşüktür. Dünya Gıda Örgütü verilerine göre 2013 yılında dekar başına fındık verimi Türkiye’de 130 kilogram iken ABD’de 364, Gürcistan’da 249 kilogramdır. Ülkemizde 2002 yılında dekar başına kabuklu fındık üretimi 113 kilo iken 2015 yılında 78 kiloya düşmüştür. Verimlilik düşüşü devam etmektedir ve bu önemli bir sorundur. Üretim ve fiyat politikasındaki yanlışlık ise fındığın temel sorunlarıdır. Fiyatları bir ya da birkaç firmanın kontrol ettiği tekelci durum bugün fındık fiyatlarını maliyetinin çok altına, 8 liraya kadar geriletmiştir. Fındığın hak ettiği değerlere ulaşamaması üreticinin refah artışı beklentisini de boşa çıkartmaktadır. Üreticinin millî gelirden aldığı pay göreceli olarak azalmaktadır. İllerin genel sosyoekonomik gelişmişlik endeksine göre yaygın fındık üretilen Ordu, Giresun ve Samsun gelişmişlik düzeyi sıralamasında gerilere düşmüştür. 2000-2011 karşılaştırmasına göre 45’inci sırada olan Giresun 52’nci sıraya, 57’nci sırada olan Ordu 61’inci sıraya ve 27’nci sırada olan Samsun 33’üncü sıraya gerilemiştir. Bu göstergeler ekonomisi fındığa dayalı olan illerimizin geride kaldığını, geçim kaynağı fındık olan üreticilerin fakirleştiğini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, fındık üreticisinin bir diğer önemli sorunu ise girdi maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı üretim maliyetini karşılayamama endişesidir. Fındık üretim maliyetlerinin en önemli unsuru gübre, ilaç, yakıt ve işçiliktir. Kullanılan gübre, ilaç, mazot ve bakım maliyetlerinin artması üretimi olumsuz etkilemektedir. Fındık üreticileri destekleniyor gibi görünse de bu destekleme politikaları küçük üreticinin tüccara ya da tefeciye bağımlılığını ortadan kaldırmamaktadır. Bu yıl alan bazlı desteklemede baz alınan fındık üretim alanları yeni yapılan çalışmalarla daha da daraltılmıştır. Ordu ve Giresun başta olmak üzere diğer il ve birçok ilçede taban arazi gerekçesiyle yıllardır üreticiye ödenen destek miktarı kaldırılmış ya da azaltılmıştır.

Bugün fındık üreticisinin karşı karşıya bulunduğu önemli sorunlar bize göre şunlardır: Bilimsel esaslar çerçevesinde destek, garanti fiyat ve üretim planlama politikalarının hayata geçirilememesi; fındık ağaçlarında oluşan hastalıklar ve buna bağlı kalitesiz ürünün yarattığı olumsuzluklar; yapısal sorunların yanında don ve diğer doğal afetlere bağlı verim düşüklüğü; üretilen fındığın tamamını ihraç edebilecek tanıtım ve pazar araştırma politikalarının yetersizliği; fındığın katma değeri yüksek bir ihraç ürünü hâline getirilememesi; yöre insanının büyük kentlere göç etmesi; FİSKOBİRLİK’in yapısal sorunları, depolama kapasitesi ve şartları nedeniyle bilinçsiz yapılan kurutma ve kalite sorunu; üreticilere modern üretim teknikleri, budama, ilaçlama ve gübreleme konularında yeterli teknik destek verilmemesi; bu kapsamda üreticilere hizmet veren tarım danışmanları sayısının azaltılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, yeni bir hasat dönemi yaklaşırken fındık fiyatlarının nasıl belirleneceği, fiyatlarda artış ve devlet desteklerinde azalma olup olmayacağı konusu üreticileri düşündürmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla her yıl olduğu gibi fiyatlar, yine rekolte arz fazlası kıskacında belirlenecektir. Bu yaklaşım doğru değildir. Fındık rekolte arz fazlası ikilemine sıkıştırılamayacak kadar değerli, fındık üreticisi de konjonktüre mahkûm edilmeyecek kadar önemlidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak her dönem üreticilerin en büyük problemi olan fındık alım fiyatına ilişkin görüşümüz fındıkta fiyat garanti sistemidir. Fındık ve diğer bazı stratejik ürünlerde uygulanacak garanti fiyat uygulamasıyla fiyatı alivreciler değil, üretici birlikleri, ziraat odaları ve diğer ilgili kuruluşlar birlikte belirleyeceklerdir. Belirlenen bu asgari fiyat üzerinden devlet alım garantisi verecek, piyasada fiyat daha yüksek ise üreticimiz ürününü bu şekilde değerlendirebilecektir. Çiftçimiz her şartta ürününü belirlenen fiyat veya üzerinde satabileceğini bilecek ve satamama endişesi taşımayacaktır.

Sonuç olarak, uygulanacak politikaların fındık üreticisinin mağduriyetini giderecek, millî gelirden hak ettiği payı almasını temin edecek şekilde tanzim edilmesi şarttır.

Bu düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz fındık üreticisinin sorunlarının araştırılmasına dair önergemize yüce Meclisin destek vermesini bekliyoruz.

Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksu.

Grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı Giresun Milletvekili Sayın Cemal Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından fındık üzerine, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili verilen Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Fındık, ülkemizin en önemli tarım ürünlerinden biridir. Özellikle, Karadeniz Bölgemizin, doğuda Artvin ilinden batıda İstanbul Boğazı’na kadar 16 ilimizde ana geçim kaynağı, yaklaşık 5 milyon insanımızı da doğrudan ilgilendiren bir tarım ürünümüzdür ve ihracatımızda en önemli paya sahiptir. Nitekim, Türkiye, ihracatta geçtiğimiz sezon fındıktan 2 milyar 798 milyon dolar net gelir elde etmiştir. Bu sene de inşallah -şu anda kırk beşinci haftadayız- bu ihracat yaklaşık 2,5 milyara doğru gitmektedir, yedi hafta sonra neticeyi alacağız.

Değerli milletvekilleri, tabii, fındığın çok sorunu var; bunları belli başlı başlıklar altında şöyle sıralayabiliriz:

En önemli sorun, fiyat istikrarsızlığı. İkinci sırada, verimlilik yani verim düşüklüğü. Kalite bakımından ağaçlarda meydana gelen hastalıklar, depolama sorunları, doğal afetler, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürememe -biraz önce sayın konuşmacının ifade ettiği gibi- Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin yani FİSKOBİRLİK’in sorunları, bölgenin göç sorunları; sorunlar çok, sorun yok demiyoruz ancak bu sorunlar yeni değildir; uzun yılların birikimiyle meydana gelen ve her biriyle ilgili Hükûmetimizin, AK PARTİ hükûmetlerinin verdiği büyük mücadelelerle bu sorunların çözümü birer birer yapılmaktadır.

Nitekim, AK PARTİ iktidara geldiğinde 2002 yılında -fiyat konusunda- fındık 1,5 TL idi bugünkü fiyatla -o gün, hatırlayanlar bilir, 1 milyon 500 bin TL idi; belki yeni nesil bunu hatırlamaz, altı sıfır atıldı paramızdan- ve dolar karşılığı da yaklaşık 93 sentti. Ben o günleri iyi hatırlıyorum çünkü FİSKOBİRLİK Genel Müdürüydüm. Ama gelinen sürede, on iki yıl sonra bugün bile, fındık fiyatlarının en düşük seviyede olduğu iddia edilen bir dönemde bile fındık fiyatları 3,5 doların üstündedir ve -Hükûmetimizin verdiği alan bazlı desteği de buna ilave edersek ki geçen ay ödemelere başlanmıştır- bu sene, 2016 yılında fındık üreticilerimize alan bazlı destek olarak Hükûmetimiz yaklaşık 850 milyon TL gibi bir destek vermiştir.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Eskiden beri veriliyor, sizin Hükûmet değil, Milliyetçi Hareket Partisi başlattı onu.

CEMAL ÖZTÜRK (Devamla) – Yani dönüm başına 170 TL. 10 dönümden 1 ton fındık elde edildiği düşünüldüğünde bu da 1.700 TL gibi bir rakama ulaşır ki bu destekle birlikte fındık fiyatları bugün bile yaklaşık 11 TL civarındadır. Dolayısıyla fiyatta gelinen durumu da dikkate almak durumundayız.

Verimlilik konusu, tabii ki Türkiye’nin önemli bir sorunu. Doğrudur, dünya fındığının yüzde 75’ini biz sağlıyoruz. Bizim de rakiplerimiz var başta İtalya olmak üzere ama en önemlisi komşumuz Gürcistan ve Azerbaycan son yıllarda fındık dikim alanlarını bir hayli genişletmişlerdir. Türkiye'de aslında geleneksel olarak Doğu Karadeniz Bölgesi’nde başta Giresun, Ordu, Trabzon illerinde fındık yetiştirildiği hâlde, son elli yılda Sakarya, Düzce, Bolu gibi, hatta Samsun Çarşamba, Terme ovaları bile fındık alanlarına dönüştürülmüştür. Ancak, son on iki yılda, istatistiklere baktığımızda, dünya fındık dikim alanları yüzde 26 genişlemiş, Türkiye’de de yüzde 25 genişlemiştir. Fakat, Türkiye’deki fındık rekoltesi yıllar itibarıyla dalgalanma göstermekte ve bu dalgalanmalar neticesinde de -bir türlü- fındık miktarında, fındık üretiminde bir istikrar yoktur. Bunun sebebi de elbette ki başta doğal şartlardır ama aşırı göç Doğu Karadeniz’deki fındık bahçelerindeki verimliliği maalesef düşürmüştür.

Tabii, Hükûmetimiz, başta Tarım Bakanlığı olmak üzere, bu sorunları günbegün takip etmekte ve gelinen noktada ki biz fındık bölgesi milletvekilleri olarak şubat ayında bir araya geldik, konuyla ilgili görüşlerimizi Tarım Bakanımızla paylaştık ve neticede Tarım Bakanlığımız Trabzon’da yapmış olduğu bir çalıştayda fındıkla ilgili en önemli 3 tane karar aldı. Bunların başında, bugüne kadar fındık rekoltesinin farklı platformlarda, farklı kurumlarla tespit edilmesi söz konusuydu. İlk defa, Türkiye’de, fındık rekoltesinin Tarım Bakanlığınca temmuz ayının ilk yarısında, yani ilk on beş gününde açıklanması kararlaştırıldı ki nitekim Sayın Bakanımız, sanıyorum pazartesi günü Türkiye’nin fındık rekoltesini açıkladı. Maalesef, bu sene rekolte düşük. Öyle gözüküyor ki 468 bin ton olarak açıklanan bu rekolte iç ve dış talebi karşılamaya yetecek bir miktar değil.

Tabii ki arz ve talep fındık fiyatlarının oluşmasında önemli bir faktör. Nihayet piyasa ekonomisinde yaşıyoruz. Elbette fındık müstahsilimizin Hükûmet olarak arkasındayız. Nitekim, son yedi yıldır uygulanan özellikle alan bazlı destek bunun bir göstergesi. Sadece fiyat bazlı değil, gübre desteği, onun dışında depolama desteği ki nitekim, bu Trabzon’da alınan kararlardan biri de oydu. Lisanslı depoculuğun özellikle Toprak Mahsulleri tarafından geçmişte yaptırılan depoların fındık müstahsilinin emrine verilmesi ve müstahsilimizin alivreci, emanetçi usulden kurtulmasıyla ilgiliydi bu ikinci alınan karar.

Yine, bizim fındık bölgesi milletvekilleri olarak aldığımız ve Tarım Bakanımıza, Bakanlığımıza ilettiğimiz konulardan bir tanesi de fındıkla ilgili, önümüzdeki dönemde özellikle fındık bahçelerinin ıslah edilmesi, alternatif ürünlerin teşvik edilmesiyle ilgili beş ana başlıkta Tarım Bakanlığımıza verdiğimiz raporlar vardı.

Değerli milletvekilleri, tabii ki ben demiyorum ki fındık müstahsilimizin sorunları yoktur. Böyle önemli bir ürünün, Türkiye’ye bu kadar katma değer, bu kadar ihracat geliri sağlayan bir ürünün konu edilip konu başlıklarıyla değerlendirilmesi ve ayrı bir başlık altında incelenmesi lazım. Bu, Meclisimizin takdiridir ama ben şahsi olarak, fındığa emek vermiş hem de fındık müstahsili olan, yıllarca da FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğü yapmış bir kişi olarak fındık meselesiyle ilgili özellikle dört ana faktörü dikkate almamız lazım diye düşünüyorum. Bunlardan birisi elbette ki müstahsildir ama fındığın tek başına müstahsil yönünün ya da fiyat yönünün ele alınması yerine tüketici yönünün de ele alınması, ihracatçı ayağının dikkate alınması ve en önemlisi de tacir ayağının yani Türkiye’deki fındık ticaretiyle ilgilenen insanların da dikkate alınması gerekir diye düşünüyorum. Âdeta bir masa düşünün, bu masanın tek başına üretici yönlü değil, biraz önce söylediğim gibi tacir, sanayici ve tüketici yönlü olarak da ele alınması lazım. Bugüne kadar maalesef hep fiyat yönlü tartışılmıştır. Biraz önce konuşan önerge sahibi partimizin yetkilisi, arkadaşımız FİSKOBİRLİK’ten bahsetti. Bakın, FİSKOBİRLİK’i ben bıraktığımda, Genel Müdür olarak 2004’te ayrıldığımda, doğrudur FİSKOBİRLİK çok güçlü bir konumdaydı. Belirttiğiniz rakamlar da hemen hemen benim rakamlarıma yakın, siz “233 milyon” dediniz, ben 248 milyon “cash” para bıraktığımı hatırlıyorum. FİSKOBİRLİK resmen batırılmıştır. Ama, bu batırma kesinlikle FİSKOBİRLİK’teki yönetim beceriksizliğinden ve Meclis dışı muhalefet dolayısıyladır. O günkü ve devamındaki FİSKOBİRLİK yönetimleri, Meclis dışı muhalefetin bayraktarlığını yaparak Hükûmete fındık üzerinden muhalefet etmek amacıyla hem fındığı hem de FİSKOBİRLİK’i bir yerde -sizin ifadenizle kullanmak istersek- batırma noktasına gelmiştir. Dolayısıyla, bu konuda, FİSKOBİRLİK’in yeniden yapılandırılması konusunda büyük gayret sarf etmiş bir kişi olarak söz söyleme hakkım olduğunu düşünüyorum.

Fındığın, fındık müstahsilinin her zaman yanında olduğumuzu ve olmaya devam edeceğimizi ifade ederek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında benim özellikle refah düşüklüğüne ilişkin söylediğim ifadeleri çarpıtarak farklı yorumladı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aksu, size sataşmadan iki dakika söz veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birincisi, önce şunu ifade edeyim: Doğrudan gelir desteği uygulaması 57’nci Hükûmet döneminde, Milliyetçi Hareket Partisinin de ortak olduğu Hükûmet döneminde başlatılmıştır.

İkincisi: Ben refah kaybından söz ettim, siz de geçmişteki fındık fiyatını örnek gösterdiniz. Oysa, böylesi bir mukayesenin anlamlı olabilmesi için girdi maliyetleriyle beraber mukayese edilmesi lazım.

Yine, ben konuşmamda ifade ettim, Kalkınma Bakanlığının illerin sosyal ve ekonomik gelişmişlik istatistiklerini yayımladığı raporları var. Orada fındığın yaygın olarak üretildiği, bir ekonomik değer olarak vatandaşlarımızın geçim kaynağı olduğu illerdeki gerileme çok açık ve net olarak görülüyor. Bu demektir ki bir eksiklik var yani Karadenizli fındık üreticisi vatandaşımızın millî gelirden aldığı payda bir azalma var. Bizim derdimiz de budur. Bu payı artıralım, nasıl artırabiliriz, ona nasıl katkı sağlayabiliriz, Ordulu, Giresunlu vatandaşlarımızın derdine nasıl derman olabiliriz; bu amaçla bu önergeyi verdik.

O sebeple tekrar teşekkür ediyorum. Desteğinizi bekliyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksu.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve arkadaşları tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı Giresun Milletvekili Sayın Bülent Yener Bektaşoğlu. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Bektaşoğlu, ne oluyor, bu tezahürat niye?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Herhâlde sevgiden.

BAŞKAN – Buyurun, süreniz on dakika.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, sol taraftan fazla gürültü geliyor, kalabalıktan herhâlde(!) Bir müsaade eder misiniz. Bir müdahale eder misiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Bayram ertesi ilim Giresun’da helikopter kazasında canlarını kaybeden askerî ve güvenlik görevlilerimize Tanrı’dan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Kendilerini dün GATA’da ziyaret ettim. İnşallah kendilerinden iyi sağlık haberlerini alırız diye düşünüyorum. O yöre halkına da buradan çok çok teşekkür etmek istiyorum, gazi yakınlarımızın da dileği, isteği bu idi. Yoğun bir çaba içinde gerçekten orada zayiatın fazla olmasına mâni oldular, iyi bir kurtarma çabası gösterdiler. Kendilerine de buradan teşekkür etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet saygıdeğer milletvekilleri, arkadaşlarımız fındıkla ilgili konuları gündeme getirdiler. Fındığın sorunu büyük çünkü fındıkla ilgili üretici sayısı büyük, ilgilenenlerin sayısı büyük. 500 bin civarında üreticimiz, 8 milyon civarında da endirekt bu işle ilgilenen vatandaşlarımız var, bizim başka bir gelirimiz yok, bizim tek şeyimiz, baş tacımız, gönül sultanımız, Türkiye'nin tarımsal ürünler içinde en çok yüzümüzü güldüren, bize “Oo!” dedirten tarım ürünümüz. Onun için burada on dakikada fındığın neyini anlatacağım bilemiyorum. Yine, arkadaşlarım bir şeye değindiler, ben de bir şeyler paylaşmak istiyorum. Sonda söyleyeceğim bazı önerilerimizin, başta bölge vekilim Cemal Bey olmak üzere, dikkate alınmasını da hassaten rica ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, değerli arkadaşlar, “Fındığın başkenti” unvanına sahip olan Giresun’un milletvekili olmaktan dolayı, temsil etmekten büyük bir onur duyuyorum. Bizim blogumuz var: “Kirazın Ana Yurdu, Fındığın Başkenti.” Giresun Atatürk Meydanı’nda bir heykelimiz var, bu heykelde bir figür var, bir kadın ve bir erkek figürü, başta fındık sepeti. Yani fındığa ne kadar önem verdiğimizin bir nişanesidir. Bu heykel bizim için çok önemlidir. Varlığımızı bu ürüne borçluyuz Karadeniz Bölgesi olarak, bilhassa Doğu Karadeniz Bölgesi olarak. Fındığı, alın terini, göz nurunu temsil eden kutsalımız olarak görüyoruz, başımızın tacı olarak biliyoruz, çok önemsiyoruz.

Sadece bizim için değil, ülkemiz için de fındık önemli bir üründür. Adına türküler söylenmiş, fıkralar yazılmış çok değerli bir tarım ürünü. Ülkemizde 49 tarım ürünü içinde yılda 2,5 milyar dolarla en fazla döviz girdisi sağlayan tek tarım ürünü fındıktır ama fındık ne yazık ki son yıllarda baştan yere düştü, yerlerde sürünmeye başladı. Üretici mağdur, fındık alımı yapanlar mağdur, fındıktan geçimini sağlayanlar, 8 milyon civarında nüfus mağdur. En önemlisi de esnafımız mağdur çünkü Giresun’un, Ordu’nun ekonomilerinin çarkı yalnız fındıkla dönüyor. Fındık para ederse herkesin, hepimizin yüzü gülüyor.

Fındığı bu hâle getiren, yerlerde süründüren, AKP’nin, dış alıcıları ve onların yerli iş birlikçilerini koruyan politikalarıdır. AKP, “yeni fındık stratejisi” adını verdiği bu politikalarıyla yeni Zapsular yarattı. Bu süreçte Türk fındığının yüzde 60’ını ihraç yoluyla bizden satın alan ithalatçı Ferrero firması, ülkemizde sektörleşerek alıcıyken birden satıcı durumuna geldi, ki burası çok önemli. Bu firma, fındığı illerde kurduğu şirketler, manavlar üzerinden alıyor, kendi tesislerinde işleyerek yurt dışına ihraç ediyor. Yani bir dalda iki kuş vuruyor. Böylece, Türkiye, hem elinde yüzde 87’sini bulundurduğu dış pazardaki üstünlüğünü kaybediyor hem de iç pazarda fiyatların bu firma tarafından oluşmasına seyirci kalarak ihracat geliri kaybına bölgemizi, ülkemizi maalesef uğratıyor.

Bunun önüne geçilmelidir. Dünyada böyle bir sistem yok. Hangi ülkede üreticisinin alın terini böyle bir sömürü düzenine teslim eden var, onu bilemiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Fındık için mücadele eden milletvekillerinden bir tanesiyim. Burada 30’a yakın konuşmamda, verdiğim önergelerde fındığın gerçek değerinden alınmasını ve satılmasını hep savundum, devletin fındığa sahip çıkmasını önerdim, yalvardık çünkü bizim için çok önemliydi.

Geçen yıl 20 TL’ye, sezon başında ise 15 TL’den başlayarak 8 TL’ye düşmesi sürecinde hem Türkiye Büyük Millet Meclisinde hem seçim çevremde üreticinin, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunması için pek çok çalışmamız oldu fındıkla ilgili. O dönemde üreticinin elinde 300 bin ton fındık vardı. Öbür taraftan bu fındığı ucuza kapatmak isteyen de alıcılar vardı. Bir taraftan üretici bir taraftan alıcılar. Bu noktada devletin TMO veya FİSKOBİRLİK’le piyasaya müdahale etmesi gerekiyordu. Fındığa devlet müdahalesi bölgemizde şarttı, olması da gerekirdi. Çağrımız da bu yönde oldu. Hatta öyle bir kamuoyu oluşturuldu ki Tarım Bakanı Sayın Faruk Çelik “Fındık fiyatlarına TMO’yla müdahale edeceğiz.” diye ikili sohbetlerimizde bize söz verdi. Trabzon’daki toplantının da öneminden bir tanesi buydu öyle zannediyorum. Ama maalesef bundan sonuç alamadık.

Ülkemizde üreticimiz trilyonlar kaybetti. Ayrıca bu sezon da fiyatının 10 TL’nin altında oluşmasını sağladılar. Gerçekten şu anda bizim bölgemizde, bizim civarımızda fındığımız 8-9 TL civarında. Yani 15 liradan pazarının açıldığı fındık şu anda tam yarı fiyatıyla pazarda satışa sunulmak üzere. Yani üreticimiz bu yıl da maalesef mağdur kalacak.

Sayın Bakan ne yazık ki üreticilerin değil fındık baronlarının dediğini yaptı. Biz kendisini zaman zaman uyardık, fındık bizim için önemli dedik.

Bu yıl farklı olarak sadece önceki gün tahminî bir rekolte açıkladılar, 468 bin ton civarında. Üreticimize, sanayicimize, ihracatçımıza, fındıkla ilgili olanlara hayırlı olsun. Ne kadar gerçekçi, ne kadar bilimsel verilere dayanıyor buna değinmeyeceğim, zaten adı üzerinde tahminî bir rekolte. Ancak, şimdiye kadar 3-4 çeşit rekolte olurdu, farklı kurumlar birbirini tutmayan rakamlarla farklı rekolte açıklamaları yapıyor ve spekülasyonlarla haksız kazanç elde ediliyordu; bu uygulama bu defa iyi oldu, teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum.

Ama fındığın asıl ana derdi rekolte değil sayın milletvekilleri. Sayın Bakan sadece tahminî rekolte açıklayarak ve “Fındık bu sene az, inşallah çok daha para edecek.” diye tahminde bulunarak sorumluluğunu ve görevini yerine getirmiş sayılamaz. Devlet, rekoltesini açıkladığı ürünün, hele de bu fındık gibi stratejik ve millî bir ürünse, bunun, üretici ve ülkenin lehine fiyatının oluşmasına katkı sağlaması lazım. Bir ay sonra yeni fındık sezonu başlıyor. Üretici bahçeye girmeden önce toplayacağı fındığın kaç kilo olacağını değil, 1 kilo fındığın kaç lira olacağını merak ediyor. Hükûmete, Sayın Başbakana, Sayın Bakan Faruk Çelik’e soruyorum: Rekolte gibi fiyat açıklayarak piyasanın oluşmasına katkıda bulunacak mısınız? Bir kurum aracılığıyla müdahale alımı yapacak mısınız? Ki bu çok önemlidir bölgemiz için. Geçen sezon olduğu gibi seyirci kalıp yabancı sektörlerin iş birlikçileriyle birlikte üreticinin emeğini, alın terini, göz nurunu peşkeş çekmelerine, fındığı ucuza kapatmalarına yoksa göz mü yumacaksınız? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ülkemiz fındıktan 2 milyar dolar civarında para kazanıyor. 2014-2015 ihracat rakamları 3 milyar dolara dayandı. Ama Avrupalı 1 kilo çikolata içine koyduğu 1 gram fındıktan 18 lira para kazanıyor. Fındık Türkiye’den çıktığında sadece Avrupa’da 60 milyar dolarlık bir para, bir rant yaratıyor, bir kazanç elde ediliyor. Yani üreten Hasan, kazanan Hans oluyor. Hâlbuki bizler, ayakta durmanın bile zor olduğu bu coğrafyada fındığı binbir çileyle, zahmetle topluyor, başkaları emeğimizin üstüne saltanat kuruyor. Fındığı çok önemsiyoruz. Ama hakkımızı yedirmeyeceğiz. Fındığı hak ettiği değere ulaştırma mücadelemiz bundan önce olduğu gibi bundan sonra da mutlaka devam edecektir. Şunu biliyoruz: AKP, üreticiden, fındıktan yana değil, üreticinin alın terini sömüren fındık farelerinden yana. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Fındığın bölgede tek sahibi CHP’dir. Fındıkta oynanan oyunları bıkmadan, yorulmadan halkımıza anlatacağız, Mecliste dile getireceğiz.

Son olarak, fındıkla ilgili bazı tespitlerimi sizinle paylaşmak istiyorum, sayın iktidar vekillerimize de bunu özellikle anlatmak istiyorum. Fındık üreticisini içinde bulunduğu bu kâbustan kurtarmak için şunlar mutlaka yapılmalı:

Bir: Türkiye'nin, bahçeden başlayarak ihracata kadar geçen bütün alanlarını düzenleyen, kurallar içeren, kalıcı, değişmez doğruları olan, yönetim, üretim, tüketim, ticaret odaklı bir fındık politikasını mutlaka oluşturması lazım.

Zamanım dar.

2012’de fındık fiyatının serbest piyasa şartlarında, arz ve talep kanununa göre, tarafların mutabakat ve memnuniyetiyle belirlenmesi, üreticinin refah seviyesinin yükseltilmesi amacıyla başlatılan, ancak kimseye yararı olmadığı anlaşılan yeni fındık stratejisinden derhâl vazgeçilmeli.

Destekleme politikaları ürün odaklı olmalıdır. Fındık dikim alanları sınırlandırılmalı ve fındık bahçelerinin… (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Efendim, çok önemli.

BAŞKAN – Sözünüzü tamamlayın.

Buyurun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Fındık stratejik öneme sahiptir, millî bir üründür. Bu ürünün fiyatı serbest piyasa koşullarında değil, devlet tarafından taban fiyat olarak belirlenmeli ve açıklanmalıdır.

250 bin ortağı, mal varlıkları, personeli, fındık işleme ve mamul üretim tesisleri, satış bayi ağı bulunan, dünyanın en büyük üretici kooperatifiyken atıl duruma düşürülen -Cemal Bey, bu size- FİSKOBİRLİK kurtarılmalı ve yeni bir yasal düzenleme ve profesyonel bir yönetim anlayışıyla yeniden yapılandırılmalıdır.

Almanya’da Hamburg’da, olmayan, yapay bir borsa fındığın ve üreticimizin kaderini belirliyor. Fındıkta onların dediği oluyor, hâlbuki bizim dediğimizin olması lazım. Bunu da belirtmek isterim.

Bunun için Giresun Ticaret Borsasının yürüttüğü Fındık Lisanslı Depo ve Spot Borsası desteklenmeli, ancak sadece depo işlevi değil, fiyat belirleyen yasal ürün borsası işlevi görerek emanet fındık alımı yapılmalıdır. Bu da çok önemli.

Fındıkta yabancı sermayenin tekelleşmesine izin verilmemeli, bunun yerine yerli yatırımcıyı özendiren; iş, istihdam, katma değer yaratan fındık ekonomi politikaları oluşturulmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum, size çok teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bektaşoğlu.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkanım, konuşmacı konuşmasının sonunda ismimden bahsederek…

BAŞKAN – Çok kibar bir sataşmaydı ama Sayın Öztürk, o yüzden yerinizden bir açıklama yapabilirsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’ün, Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Giresun Milletvekilimiz Bülent Bektaşoğlu Bey’in görüşlerinin tamamına yakınına katılıyorum bir Giresun Milletvekili ve fındık müstahsili olarak. (CHP sıralarından alkışlar) Tabii, konuşması içinde suçlamaları var partimizi, Hükûmetimizi. Ona Hükûmet yetkililerimiz ve partimiz cevap verir ama FİSKOBİRLİK’le ilgili kısmında bana bir söz attı nezaketle. Ben de nezaketle diyorum, gerçekten FİSKOBİRLİK yeniden yapılanmalı; dünyanın en büyük kooperatifi, 246 bin ortağı var fakat çok kötü yönetiliyor. Yani bu yönetim hatası Türkiye’nin kooperatiflerinin sorunu, sadece FİSKOBİRLİK’in değil, bütün birliklerinin. Bu konuda yapılacak çok şey var. Biz Hükûmet tarafı, iktidar partisi olarak üzerimize düşeni yapıyoruz ama lütfen kooperatif yetkilileri de üzerlerine düşenleri yapsınlar.

Giresun Milletvekili olarak da teşekkür ediyorum tekliflerinize. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, niçin söz istiyorsunuz?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında “Fındığın tek sahibi Cumhuriyet Halk Partisidir.” dedi ama Milliyetçi Hareket Partisi önergesinde konuştu yani onu ben bir cümleyle ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, size de bir dakika söz verelim.

Buyurun.

23.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Bektaşoğlu seçim bölgesinin önemli meselesini konuşmanın heyecanıyla “Fındığın tek sahibi Cumhuriyet Halk Partisidir.” dedi ama konuştuğu önerge Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verildi. Burada konunun önemi Milliyetçi Hareket Partisi tarafından da bilinmekte ve bu konu gündeme Milliyetçi Hareket Partisi tarafından getirilmiştir. Kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve arkadaşları tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ikinci ve son konuşmacı Ordu Milletvekili Sayın Ergün Taşcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Taşcı.

Buyurun.

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Milliyetçi Hareket Partisinin fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili Meclis araştırma önergesi hakkında, aleyhte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, öncelikle bir konuyu da Meclisle paylaşmak istiyorum: Bayram gecesi başlayan ve aralıksız üç gün devam eden Ordu’daki doğal afet nedeniyle bölgemizde can kaybı olmuştur, ciddi anlamda mal kaybı olmuştur. Bu vesileyle, vefat eden hemşehrilerime Allah’tan rahmet diliyorum. Mal kaybıyla ilgili, köprüler, yollar ve birtakım evlerin mahsur kalması nedeniyle Hükûmetimiz, kamu kurumlarımız çok ciddi bir şekilde çalışmalarını devam ettiriyorlar. İnşallah en kısa süre içerisinde Hükûmetimiz tarafından bu yaraları sarılacaktır.

Yine, komşu ilimizde, bayramda meydana gelmiş olan helikopter kazası nedeniyle rahmetli olan güvenlik kuvvetlerimize buradan Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar diliyorum.

Sizlerle, öncelikle, AK PARTİ Hükûmeti döneminde fındıkla ilgili kurumsal, stratejik verilere dayalı çalışmaları paylaşmak, daha sonra polemik konusu olan ve sürekli içi boş olan eleştirilere de kısaca cevap vererek konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, fındık, ülkemizin en önemli tarımsal ürünü olup dünyada üretimin yüzde 70’ini sağladığımız ve ihracatta birinci sırada olduğumuz, 2014 yılı rakamlarına göre yılda 2,8 milyar döviz girdisi sağlayan stratejik bir ürünümüzdür. Ülkemizde, 33 ilde 701 hektar alanda yaklaşık 500 bin çiftçi tarafından fındık üretimi yapılmakta, üretim miktarı yıllara göre 400 ila 800 bin ton arasında değişmektedir. Ancak, don ve diğer afetlere bağlı olarak yaşanan verim düşüklüğünden, fındık üretimi 2001 yılında 625 bin ton iken 2014 yılında 412 bin ton olmuştur. Fındık üretimi yapan işletmelerin yüzde 61’i Trabzon, Giresun ve Ordu illerinde yer almaktadır. Fındığın ülkemiz açısından ne derece önemli bir ürün olduğunun farkında olan Hükûmetimiz, her zaman bu konuda üzerine düşeni, sorumluluğu yerine getirmiş ve bu bilinçle çalışmalarına devam etmiştir.

Hükûmetimiz, bu konuda ilk adımı 2006 yılında, FİSKOBİRLİK’in üretici ihtiyaçlarını karşılayamadığı anda ülkenin en önemli kurumlarından olan TMO’yu fındık alımıyla görevlendirmiştir. FİSKOBİRLİK o yıllarda borç batağına girmiş, siyasi çekişmelere taraf olmuş, fındıkla uğraşmak yerine sigortacılık, marketçilik, emlakçılık gibi iş ve işlemlerle yoğunlaşmış, fındık âdeta ikincil bir uğraş hâline getirilmiştir. TMO, bölgede üç yılda toplam 694 bin ton fındık alarak yaklaşık 3 milyar fındık üreticimize ödeme yapmış, FİSKOBİRLİK’in borçlarını da ödeyerek üreticinin içinde bulunduğu kötü durumdan çıkmasını yine Hükûmetimizin büyük bir gayretiyle sağlamıştır.

Yine, Hükûmetimiz hâlen uygulanan fındık stratejisini… Bakın, bunun altını çizmek istiyorum; fındık stratejisi Hükûmetimiz döneminde yani AK PARTİ hükûmetleri döneminde hayata geçirilerek, fındık üretimiyle ilgilenen üreticilerimizin desteklenmesi, aynı zamanda aracı, manav, esnaf ve sanayiciler ile bu alanda istihdam edilmiş vatandaşlarımız da dikkate alınarak fındık fiyatlarının tüm ürünler gibi serbest piyasa koşullarında oluşması sağlanmıştır. Fındık stratejisinin uygulandığı birinci dönem 2009-2011 yılları arasındadır, bu yıllar arasında 2 milyar TL; ikinci dönem olan 2012 ila 2014 yılları arasında da 2,3 milyar ve 2015 yılı ödemeleri kapsamında 812 milyon olmak üzere toplam 5,2 milyar fındık üreticilerimize ödeme yapılmıştır. Bu dönemde konuyu siyasi malzeme olarak görmek yerine, kendi dinamikleri olan bir serbest piyasada hak ettiği gerçek değeri bulması yönünde verilen çaba sonuç bulmuş, fındık cumhuriyet tarihinde ilk defa 20 TL’lere varan ve üzeri rakamlarda zikredilmeye başlanmıştır.

Yine, AK PARTİ hükümetleri döneminde cumhuriyet tarihinin en önemli projelerinden olan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı uygulanmış olup bu kapsamda üreticilerimizin üretim maliyetlerinin düşürülmesi adına ihtiyaç duydukları makine ekipman alımlarında yüzde 50 hibe desteği sağlanmıştır. Bu kapsamda, sadece Ordu ilinde fındık üreticilerimizin yaklaşık 20 bin adet makine ekipman alımı desteklenmiştir. Aynı program kapsamında ekonomik yatırımlar desteklenmiş olup ürünün pazarlanmasında önem arz eden fındık işleme tesislerine de yüzde 50 hibe desteği sağlanmıştır.

Yine, Kırsal Kalkınma Programı kapsamında özellikle fındık verim ve kalitesinde çok önemli olan, fındık bahçelerinde kurulan basınçlı sulama tesisleri desteklenmiştir. Hâlen Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından basınçlı sulama sistemlerine sıfır faizli kredi kullanımı sağlanmıştır.

Üreticilerimizin ihtiyaç duydukları kredi faiz oranları yüzde 59’lardan yüzde 0-5 aralığına düşürülmüştür. Üreticilerimize mazot ve gübre desteği yine AK PARTİ Hükûmeti döneminde verilmiş, üreticilerimizin en önemli girdisi olan gübrede KDV kaldırılmıştır.

Fındık yetiştiren illerimizdeki tarım teşkilatlarımız tarafından verim ve kaliteyi artırmaya yönelik çok sayıda eğitim ve yayın çalışması yapılmış, hâlen devam etmektedir. Diğer taraftan, Tarım Bakanlığı tarafından illerde fındık verim ve kalitesiyle hastalık ve zararlarına yönelik eğitim ve demonstrasyon çalışmaları yürütülmekte, fındık alanlarında yıllara bağlı olarak ortaya çıkan yaşlılık ve bakımsızlıkla mücadele için fındık gençleştirme çalışmalarına yönelik bilgilendirme, destek çalışmaları sürdürülmektedir. Bu çalışmalar, Fındık Araştırma Enstitüsü, üniversiteler, tarım ve hayvancılık müdürlüklerimizin bünyesinde ve DOKAP tarafından yapılan çalışmalarla desteklenmektedir.

Fındık hasat sonrası depolama sorunlarının ve piyasada ürün fiyatlarının etkilenmesinin önüne geçmek amacıyla lisanslı depoculuk faaliyetleri önemsenmekte, ürünü lisanslı depoya bırakan üreticilere ton başına destekleme verilmekte, elektronik ürün senedi çalışmaları devam etmektedir.

Fındık Araştırma Enstitüsü tarafından, verimi yanında, don zararına dayanımı yüksek olan 3 yeni çeşit geliştirilmiş ve bu çeşitler tescillenmiştir.

Yine Hükûmetimiz döneminde, devlet destekli tarım sigortaları başlatılmış, üreticilerimizin, doğal afetlerden kaynaklı olabilecek zararları güvence altına alınmıştır. Sigorta yaptıran üreticilerimizin prim bedellerinin yüzde 50-65’i devlet tarafından karşılanmaktadır.

İlgili önergede bahsedilen iddiaların aksine, Hükûmetimiz, fındık politikasını başıboş bir ortam yerine, stratejik eksende ele alarak sadece üreticilerin değil, aynı zamanda, bu işte istihdam edilen nüfus, tüketici tercihleriyle, dünyada yeni rakipler üretilmesinin önüne geçmeyi temel almaktadır. En son olarak, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, konunun farklı kesimlerle provoke edilerek istismar edilmesinin önüne geçmek amacıyla, ülkemiz fındık rekoltesinin tek elden açıklanmasına karar vermiş ve bu konuda sektör temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulmuş ve Sayın Faruk Çelik, rekolteyi 468 bin ton olarak açıklamıştır.

Yapılan çalışmaların ne kadar yerinde olduğu, fındığın her geçen gün ihracat gelirinin artmasından anlaşılmaktadır. İhracatla sağlanan gelir, 2002 yılında yaklaşık 600 milyon dolar civarında iken bugün yaklaşık 3 milyar dolara ulaşmıştır.

Fındık üreticilerinin büyük bir kısmının tek geçim kaynağının fındık olması, sürekli yüksek fiyat beklentisine neden olmaktadır. İç piyasada oluşan yüksek fiyatlar, İtalya, İspanya, Gürcistan, Azerbaycan gibi ülkelerin pazar bulmasını sağlamaktadır. Bu, ülkemizde devir stoku oluşturmaktadır.

Gelinen noktada, Hükûmetimiz, fındık konusunda her dönem üreticinin yanında, üzerine düşeni yapma noktasında sorumluluğunun bilincinde hareket etmektedir. Konuyu siyasi malzeme olarak görmek yerine, kendi dinamikleri olan bir serbest piyasada hak ettiği gerçek değeri bulması yönündeki çaba, takdir edilmek yerine, her dönem fındık üzerinden söylem geliştiren bazı çevrelerce siyasi malzeme hâline getirilmektedir.

Fındık stratejisinin başladığı 2009 yılından bugüne kadar işleyen serbest piyasa şartları üreticimizi ziyadesiyle memnun etmiş ancak son günlerde piyasada geliştirilen bazı söylemlerin oluşturduğu baskı, fiyatlar üzerine etki etmeye başlamıştır. Bu noktada, Hükûmetimizce, sorumlu kişi ve kurumların piyasadaki olumsuz müdahaleleri tüm yönleriyle araştırılıp atılması gereken adımlar atılacaktır. 2015 yılı rakamlarına göre 4,32 TL/kilogram maliyeti olan fındığa dekara 170 TL destek verilerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

ERGÜN TAŞCI (Devamla) - …maliyetin bir kısmının karşılanması yönündeki karara, aralıksız yedi yıldır devam eden uygulamaya bugün de seçimlerin hemen akabinde Hükûmetimiz tarafından karar verilmiş ve desteklenmiştir.

Kimi siyasi çevrelerce Hükûmet olarak fındığa sahip çıkılmadığı konusundaki söylemlerin ne derece doğru olduğu üreticilerimizin takdirine bırakılmıştır. AK PARTİ Hükûmeti döneminden önceki fındık fiyatları 1 dolar civarında dolaşırken bugün itibarıyla fiyatlar 3 dolar civarındadır. İnşallah, piyasadaki regülasyonun ve Hükûmetimizin kararlı stratejik programı sayesinde bu fiyatların rekolteyle bağlantılı olarak daha yukarılara çıkması hedeflenmektedir. İnşallah, fındığın serbest piyasada kendi mekanizmasıyla yürütüldüğü günlerin önümüzdeki günler habercisi…

Çalışmaları burada sizlerle paylaşmış bulunuyorum. Bu vesileyle bu önergeye hayır yönündeki kanaatimizi paylaşıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Taşcı.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında grubumuz tarafından verilen önerge üzerinde grup temsilcimizin yaptığı konuşmayı içi boş eleştiriler olarak betimlemiştir. Dolayısıyla, sataşmadan söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aksu mu konuşacak?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Aksu konuşacak.

BAŞKAN - Peki, sataşmadan size iki dakika…

Sayın Aksu, buyurun.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın hatip konuşmasında dile getirdiğimiz hususların içi boş olduğunu söyledi. Ben de tekrar soruyorum: Fiyatların 8 liranın altına düşmesi mi içi boştur? Girdi maliyetlerinin yüksekliği, döviz bazında geldiği durum mu içi boştur? Verimlilik düşüklüğü mü boştur? Ağaçlardaki zararlılarla mücadele edilemediği, bugün fındık bahçelerinin birtakım hastalıklarla muhatap olduğu mu boştur? Fındık üreticisinin refahının azaldığı mı boştur? Millî gelirden aldığı payın düşüklüğü mü boştur? Kurumlarca açıklanan -resmî kurumlarca açıklanan- ve burada ifade etmeye çalıştığım rakamlar mı size göre boştur? Fındığın spekülatörlere teslim edildiği mi boştur? Alivrecilik sistemi mi boştur? FİSKOBİRLİK’in perişanlığı mı boştur? 700 bin kişinin, Ordu’dan daha büyük bir Ordu’nun İstanbul’a veya diğer büyük şehirlere göç ettiği mi boştur? Bütün bunlar boşsa vatandaş niye şikâyetçidir? Bölge ziraat odaları, topluca, sorunlarını dile getirmek üzere geçen günlerde niye kalkıp da buralara gelmiştir? Ve hepsinden önemlisi Adalet ve Kalkınma Partili sayın milletvekilimiz konuşması sırasında bütün bu söylenenlere büyük bir olgunlukla katıldığını da ifade etmiştir. O zaman, boş olan, bize göre, bu yaklaşım tarzı ve bu anlayıştır.

Hepinize teşekkür ediyorum, tekrar destek istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksu.

Sayın Taşcı, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Sayın Başkanım, şimdi, sayın hatip az önce, tabii, önerge sahibi olarak dolu bir katkı sunmak üzere bir çalışma yaptığını iddia ediyor. Biz bu önergenin boş olduğunu söylemedik. Öncelikle, bir defa, hakkı teslim etmek lazım. Değerli milletvekili arkadaşımız bölgeyle ilgili bir çalışma yapmış. Biz de bu çalışmaya özgü olarak, Tarım Bakanlığımızda ve dolayısıyla AK PARTİ hükûmetleri döneminde 2002 yılından itibaren tarım alanında Bakanlıkta yapılan çalışmaları, bölgedeki çalışmaları, ziraat odaları ve bütün bu çalışmaları rakamlarla ortaya koyduk. Bu şunu gösteriyor: Eğer üçlü koalisyon döneminin icraatını anlatıyor ise mukayese ortada. Tarım alanında bölgenin sorunlarına ilişkin önerilerine biz hayır demedik. Bu tespitleri, biz zaten daha iyisini yapmak üzere programımızı ve hedefimizi… Bunun bir sonrası aşaması da Tarım Bakanlığımızın daire oluşturulması yönünde bir çalışması var, bunu paylaşamadık. Bakanlığımız tarım politikasını, fındık konusunu çalışmak üzere Bakanlıkta daire kuruyor, bu konuda sektörlerle paydaş çalışmaları var. Rakamlar ortada, MHP döneminde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – …üçlü koalisyon döneminde 1 doların üzerinde olan fındık fiyatının bugün, evet, piyasadaki sıkışıklık nedeniyle 3 dolar civarında olduğunu, bunun da 20 TL’ye çıktığını da ifade ettik. Önerileri, tavsiyeleri zaten bizim hedefimiz olan bir şeydir. Önergenin içinin boş olduğunu söylemedim, “siyasi çevreler” dedim, Milliyetçi Hareket Partisi anlamında söylemedim.

Ben bu vesileyle bunu paylaşmak istedim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Taşcı.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Ordu Milletvekili olarak fındığın araştırılmasına niye karşı çıkıyorsunuz, Ordulusunuz siz?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yerimden bir dakika cevap vereyim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, normalde böyle bir usul yok, biliyorsunuz yani sataşma yok şu anda size, sataşmadan falan söz veremem.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – 57’inci Hükûmet dönemine gittiler yani, bununla ilgili…

BAŞKAN – Yani, yapılan bir anlaşmayla bu usulü kaldırdık normalde tamam ama bir teamül oluşturmaması temennisiyle size son bir kez söz vereyim.

Buyurun.

25.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Şimdi, burada Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önerge bugün fındık üreticisinin karşı karşıya olduğu sorunların tespiti, araştırılması ve bunlara çözüm üretilmesiyle ilgili bir konu. Yani, buradan dönüp 57’inci Hükûmete gitmenin bir anlamı yok. Hani, müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış. Ona kalınca, Türkiye’deki tarım desteklemeleriyle ilgili, bugün kendilerinin de övünerek anlattıkları destekleme politikasının temeli o zaman atılmıştır. Konuyu amacından çıkartıp fındık üreticisinin derdini bir öteleme noktasına gitmeyelim. Burada önemli olan fındık üreticisinin derdine Parlamentoda hep birlikte bir çözüm üretilmesidir. Konuyu lütfen amacından dışarıya çıkartmayalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Sayın Başkan, bir cümle…

BAŞKAN – Sayın Taşcı, yani gerçekten böyle bir usul yok.

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Bir cümle…

BAŞKAN – Sayın Taşcı, çok rica ediyorum, lütfen…

Sayın Muş, siz ikna edin isterseniz.

Peki, teşekkürler.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve arkadaşları tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yoklama talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var, öncelikle bunu gerçekleştireceğiz.

Sayın Gök, Sayın Yedekci, Sayın Basmacı, Sayın Gürer, Sayın Bakan, Sayın Uslupehlivan, Sayın Aydın, Sayın İlgezdi, Sayın Arslan, Sayın Çamak, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Zeybek, Sayın Altıok, Sayın Usluer, Sayın Yüceer, Sayın Karabıyık, Sayın Sarıbal, Sayın Özcan, Sayın Yarkadaş, Sayın Ekici.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve arkadaşları tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, Cizre’de can ve mal kayıplarının araştırılması amacıyla 9/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/7/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/7/2016 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                 İdris Baluken

                                                                                   Diyarbakır

                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

9 Şubat 2016 tarihinde, Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından verilen (970 sıra numaralı) “Cizre’de can ve mal kayıplarının araştırılması” amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 14/7/2016 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cizre’de, 14 Aralık 2015 ve 2 Mart 2016 tarihleri arasında yetmiş dokuz gün sokağa çıkma yasağı uygulandı. Minnesota Protokolü ve Cenevre Savaş Sözleşmesi hükümlerinin tamamı bu ablukalarda ihlal edilerek, yüzlerce sivil insan öldürüldü. Cizre bodrumlarında, 177 kişi olmak üzere 251 insan acımasızca katledildi. Bu kişilerden 1’i bebekti, 41’i çocuk, 22’si kadın ve yine, bu kişilerden 79’unun kimliği hâlen tespit edilememiş bulunuyor.

Evet, değerli milletvekilleri, Cizre’de öldürülmüş olan 79 kişinin kimliği hâlâ tespit edilememiş bulunuyor. İnsan hakları konusunda dünyada en saygın sivil toplum kuruluşlarından sayılan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), bu hafta başında Türkiye'de sivil halka karşı yapılan kitlesel hak ihlalleriyle ilgili raporunu yayınladı. Raporun başlığı: “Devlet Güneydoğu’daki Ölümlerin Soruşturulmasını Engelliyor.”

Daha önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan, MAZLUMDER, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneğinin Cizre hakkında rapor yayınlaması üzerine, “Bu raporu yayınlayanların üzerine gidilmesi lazım. Neyin raporunu yayınlıyorsun?” demişti. Durum, Erdoğan’ın meydan okuyacağı sınırları aştı artık. Uluslararası sivil toplum örgütleri, bir bir Türkiye'de yaşananların ciddi bir alarm verdiğini açıklıyorlar.

Haziran ayında üyesi olduğum Avrupa Konseyinde yayımlanan Türkiye raporu, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in hazırladığı rapor, Venedik Komisyonunun yayımladığı görüş, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad El Hüseyin’in mayıs ayında kamuoyuna yaptığı açıklama, Türkiye’yi açıkça kınıyor ve Türkiye’yi yaşama hakkı başta olmak üzere insan hakları ihlallerini durdurmaya çağırıyor. Henüz Hükûmet kanadından, sizlerden bir cevap yok. Zeyd Raad El Hüseyin’in askerî operasyonlardaki hak ihlallerini incelemek üzere Birleşmiş Milletler ekibinin bölgede tetkiklerde bulunabilmesi için izin istediği mektubuna da hâlen yanıt vermemiş bulunuyorsunuz.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, pazartesi günü yayımladığı raporda, insan hakları örgütlerinin ihlalleri belgelendirmek amacıyla bölgeye girmesine operasyonlar bittikten ve sokağa çıkma yasakları kaldırıldıktan sonra bile izin verilmediğini söylüyor. Kendi araştırmacılarının dahi terörle mücadele şube ekipleri tarafından kaymakamlık izni gerektiği söylenerek engellendiğini ilan ediyor. Örgüte göre bu durum bir şeylerin örtbas edilmeye çalışıldığına ilişkin şüpheleri artırıyor.

Yetkililerin İnsan Hakları İzleme Örgütünün faaliyetlerini engellemesinin öncesinde, İnsan Hakları İzleme Örgütü Cizre’deki kimi ölümleri ayrıntılı bir şekilde tespit etme fırsatı bulduğunu, özel mülklerin yaygın bir şekilde ve hukuksuz olarak tahrip edildiğini belgelendirdiğini açıkladı. Ayrıca, sokağa çıkma yasaklarının hukuksuzluğuna, yaralanmış kişilerle ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aldığı karara rağmen tedavi edilmediklerine ve bodrumlarda hayatlarını korkunç biçimde kaybeden insanlara dikkat çekti. Rapor, bugüne kadar ortaya çıkan delillerin, bu ölümlerin yargısız infaz ve hatta cinayete varan kanunsuz öldürmelerden kaynaklanmış olabileceğini işaret ediyor. O günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurarak Cizre’de yaralanma olayına ilişkin acil tedbir isteyen ve bu kararı aldığı için cezalandırılan Avukat Ramazan Demir ise şu anda hâlen cezaevinde tutuklu olarak bulunuyor.

Cizre’den bu yana Yüksekova, Nusaybin ve Lice’de olanlar ise Cizre’nin boyutlarını da artık kat kat aşmış durumda. Bugün söylediğini yarın inkâra, bugün tehdit ettiğinden yarın özür dilemeye alışmış diplomasimiz en saygın uluslararası kurumların yaptıkları uyarıların Türkiye'nin uluslararası konumuna etkisini de ne yazık ki öngörebilecek durumda değil.

Dün de Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby yaptığı açıklamada, daha doğrusu bir basın toplantısında kendisine yöneltilen soru üzerine “Genel olarak göçmenlere ve masum sivillere kötü davranılması hakkındaki iddiaları çok çok ciddiye alıyoruz. Bunların tam ve şeffaf şekilde soruşturulmalarını ve sorumluların hesap vermesini görmek isteriz. Aynı şekilde, Türkiye'nin tam bir soruşturmayla bu iddiaları değerlendirmelerini teşvik ediyoruz.” diye bir açıklama yaptı. Dışişleri Bakanlığından da Cizre ve bölgede Birleşmiş Milletler ve insan hakları gruplarına soruşturma izni verilmemesi ve ihlaller hakkında bir açıklama yapması da ayrıca bekleniyor.

Evet, bildiğiniz gibi haziran ayı oturumunda Avrupa Konseyi Türkiye Raporu 96 lehte, 24 aleyhte oyla kabul edildi. Orada Türkiye'nin Avrupa Konseyi kriterlerini yerine getirip getirmediğini değerlendiren rapor çok daha geniş bir alandaki insan hakları ihlallerini tespit ediyor.

Şimdi, bu önemli kurumların hazırladıkları raporlar üzerine hem Hükûmete hem sizlere sormak istiyoruz: Avrupa Konseyi raportörleri Kürt halkının kültürel ve ana dil haklarıyla ilgili gelişmelere vesile olan barış görüşmelerinin 2015’te sona ermesinden duydukları üzüntüyü dile getirdiler. Bütün ülkeye nefes aldıracak bu barış görüşmelerine tekrar dönmek için bir adım atacak mısınız? Konseyin raporunda, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının, Türkiye'nin bugün yüzleştiği sorunlar karşısında ihtiyaç duyacağı sağlıklı politik ortama ve parlamenter siyasete zarar verecek politik sonuçlar doğuracağı tespiti yapılıyor.

Seçilmiş milletvekillerini siyasi davalarda yargılamakta ısrar edecek misiniz? Raporda yargının bağımsızlık özelliğini yitirdiği, yürütmeye bağlandığı, bu durumun milletvekillerinin yargılanmasıyla ilgili endişeleri artırdığına ilişkin eleştiriyi dikkate alarak yargının bağımsız ve tarafsız çalışmasını sağlamak için bir adım atacak mısınız?

Türkiye’de “güvenlik operasyonları” adı altında sivil halka karşı yapılan kitlesel hak ihlalleriyle ilgili uluslararası kurumlardan gelen uyarıları dikkate alacak mısınız, sorumluları yargılayacak mısınız?

İç güvenlik yasası, askere dokunulmazlık getiren yasa ve Danıştay Kanunu gibi uluslararası düzeyde eleştirilere konu olan kanunlarla ilgili geri adım atacak, yargıyı kontrolden vazgeçecek misiniz?

Akademisyenler ve gazeteciler üzerindeki baskı ve haklarında yürütülen soruşturmalardan duyulan endişeye bir yanıt verecek misiniz? Ceza Kanunu 301 ve 299’uncu maddeleri kaldıracak mısınız?

Türkiye’yi kınayan bunca uluslararası rapor ve uyarıyla ilgili ne yapacaksınız, sessizliğinizi koruyacak mısınız?

Bildiğiniz gibi, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Türkiye’deki gelişmeleri İzleme Komisyonu vesilesiyle yakından takip etme kararı aldı. 2017’de Türkiye'nin, izleme sonrası raporunda yukarıda sayılan konularda gelişme katedip etmediği belgelenecek. Bu değerlendirme, ülkemiz ve halklarımız için çok önemli. 2017’ye varmadan bu soruların pozitif yanıtlarına ulaşmayı diliyoruz. Biz isterdik ki bütün bunlar hiç olmasın, ölümler, katliamlar yaşanmasın ve yine isterdik ki olduysa da soruşturmalar burada yapılsın, gereken kimseler, sorumlular cezalandırılsın, hesap versinler. Defalarca bu kürsüden Kürt illerinde yaşanan vahşeti ifade ettik ve gerçekten komisyonların kurulmasını istedik, bunları dinlemediniz.

Şimdi, geç de olsa bütün dünya artık bu durumu görüyor ve yine diyoruz ki uluslararası mahkemelerde yargılanmak zorunda kalmadan artık bu genç ölümlere, bu savaşa bir son verin. Bütün ülkenin beklentisi budur, geç anlamış olsalar da dünyanın da beklentisi budur.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı, Bursa Milletvekili Sayın Kadir Koçdemir.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu son yasama döneminde en çok konuşulan ancak karşılık bulmayan, birbirimizle iletişimi olmayan konu terör konusu. Daha önce de söyledim, bir hoyratta söyleniyordu: “Bir yanım kurt kuş yemiş, bir yanım bihaberdir.” Bugün hakikaten ülkenin terör meselesinden bihaber olmayı terörle mücadele, terörle ilgili yapılması gereken faaliyetler olarak gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Ben görevim gereği şehit de uğurladım, şehit de karşıladım; orada, güneydoğudaki yerli halkın acısını da gördüm; yapılan yanlış, hata varsa bunlar ve bunların nasıl tepki gördüğüne, nasıl işlendiğine de şahit oldum.

Terör, beynin, zihnin, düşüncenin işgalini hedef alır. Maalesef, son zamanlarda yaptığımız davranışlarla buna hizmet ediyoruz. Bazı iddialar konusunda resmî makamların mı inandırıcı olduğu yoksa kamuoyunun başka yerlerden teyit mi beklediği -ki bu teyit bekleyenlerinin içinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanlarının olduğunu hatırlatmak- zannediyorum terörün beyinlerimizi, zihnimizi, düşüncemizi işgalde aldığı mesafeyi göstermesi bakımından önemlidir.

Niye böyle oldu? Çünkü emin olmayan, ehil olmayan ve millete yakın olmayan kadrolar bu işi götürmeye çalışıyor. Daha önce kendilerince yanlış bulduklarının yüz seksen derece zıddını yapmayı bir tedavi yolu olarak gören kadrolar söz konusu. Öyle olduğu için, özellikle son zamanlarda, dün burada başka vesilelerle de iktidar partisinden hatipler çok sık müracaat ettiler: “Hayat dinamiktir, ekonomi dinamiktir, toplum dinamiktir, hâliyle dün dündür, bugün bugündür. Dün değer odaklı politikayı savunurduk, bugün geçeriz, tam tersine çevirip politika odaklı değerleri istismar etmeye, suistimal etmeye gidebiliriz ve bütün bunları sembollere dayalı bir siyasetle yaparız.”

Ama birazcık Türkiye’den uzaklaşıp Türkiye’de olan bitene baktığımızda gördüğümüz şudur: Hükûmet ve bakanlarımız, bir ağır sıklet boks müsabakasını yönetmek için o boksörlerin ortasına atılmış banka müdürü gibi, bale öğretmeni gibidir, ne yapacaklarını bilmemektedirler. Büyük bir trafo istasyonuna girmiş ve düğmelerin ne anlama geldiğini bilmeyen küçük bir çocuk gibi bir gün onu, bir gün ötekini değerlendirmektedirler.

Bakın, terörle mücadele konusunda ciddi mesafeler aldığımız bir dönemde, hatta terörün etkisinin en aza indiği bir zamanda dünyada defalarca müracaat edilmiş bir yola girdik. Dünyada 5 terör olayından sadece 1’inde yapılabilen ve o yapılanlardan da sadece yarısında sürdürülebilen müzakereyi biz çözüm yöntemi diye Türkiye’de çok fazla terör olayının da kalmadığı bir zamanda devreye soktuk. Bununla neyi yaptık? Mesajını, mücadelesini, fikrini hayata geçirmek için silaha sarılan bir insan, güvenilir bir insan değildir. Meşru zeminin dışına çıkan bir insan, sizin müzakere yapabileceğiniz bir insan değildir. Yine, bunu muhatap aldığınızda ve bunu alenen devletin 1 numarası ağzıyla söylediğinizde o insanları meşrulaştırmış olursunuz, dolaylı olarak da tanımış olursunuz. Sizin tanıdığınızı daha sonra uluslararası camia tanır ve sizin önünüze getirir.

Bu, aynı zamanda zayıflığın tescilidir, diğer yönden de amaçlarını gerçekleştirmek için meşru zeminin dışına çıkan insanlara güç, cesaret verir, demokrasiyi şantaj yapılabilir hâle getirir. Çünkü yarın başkaları da bu muhatap alınmanın ancak bu şekilde gerçekleştirildiğini gördüğü vakit aynı yola tevessül ederler ve bununla mücadele tarihte dünyanın her yerinde bellidir arkadaşlar. Yangın nasıl söndürülür bellidir. Bir yerde bir yangın çıktığı vakit buna teoriler geliştirmenin gereği yoktur. Önce devlet, güvenlik görevini yerine getirecek. Önce devlet, adalet fonksiyonunu yerine getirecek, adalete olan güven yüzde 20’lere indiyse dönüp önüne bakacak.

Biz reylerle geldik. Eski dilde “rey sahibi” diye bir söz var. Rey sahibi demek, 120 bin, 125 bin oy alan adam demek değildir. Rey sahibi demek, akıl eden adam demektir. Rey sahibi demek, olan biten hakkında kanaati, düşüncesi olan adam demektir. Rey sahibi demek, bu kanaatini, düşüncesini söyleyebilen insan demektir. Bizler demokrasinin burada temsilcileriyiz ve rey sahibi insanlar olmak zorundayız. Ama, Obama’nın polis cenazesindeki tavrına bir bakın, bir de bizim devlet büyüklerimizin burada konu gündeme geldiği vakit ki tavrına bakın, işte o zaman devlet adamlığı arasındaki farkı görüyorsunuz. 43 insanın hayatını kaybettiğini konuşurken, birileri gelip bize “Biz her şeyi en iyi en doğru yapıyoruz.” diye ders verebiliyor; Obama, ağlıyor arkadaşlar. Birisi, bir devletin başında olduğunu unutup “Onların cehennemde yeri hazır.” diyor; ötekiler yargıya, duruşma salonlarına bu eylemi yapanları getirip o ülkenin kanunlarının öngördüğü cezalarla cezalandırılmasının hesabını yapıyor. Birisi ağlıyor; öteki iki gün sonra köprü açılışında “selfie”lerle gülücükler, tebessümler gönderiyor. Sanki bu olaylar bu ülkede olmamış. Arkadaşlar, aklımızı başımıza almak durumundayız.

Psikolojide “hasmıyla aynılaşmak” diye bir şey var. Paralel, paralel diyoruz, paralelin bütün yöntemlerini bugünkü iktidar, aynen uygulamaktadır ve Türkiye’de paralel toplumlar yaratmaktadır. Bu ülkenin bir kısmındaki insanlar, artık yirmi, otuz, elli sene sonrasını beraber karşılama konusunda bundan yirmi, otuz sene önce olduğu kadar emin değiller arkadaşlar. 1974 Kıbrıs Harekâtı’nda Diyarbakır’da, Bismil’de, Silvan’da, Mardin’de askerlik şubelerinin önünde uzun kuyruklar oluşuyordu. Caydırmak için Van’dan İskenderun’a sevk edilen askerî birliklere köylerin içinden geçerken kadınlar yaptıkları katmerleri atarken zılgıt çekiyorlardı, sevgi gösterilerinde bulunuyorlardı. Bugün ne hâldeyiz arkadaşlar, durup bir düşünmemiz lazım.

Kemalettin Kamu’nun yalnızlıkla ilgili bir şiiri var, şöyle diyor:

“Gözlerimde parıltısı bir bakır tasın,

Kulaklarım komşuların ayak sesinde;

Varsın yine bir yudum su veren olmasın,

Baş ucumda biri bana ‘su yok’ desin de!”

Oradaki insanlar da “Varsın, yapamasınlar, engelleyemesinler ama ben buradayım, yapamadım, engelleyemedim, üzgünüm, eksiğimi tamamlayacağım, yanlışımı düzelteceğim, desinler.” diyorlar. Hem bu kadar olay olup hem de buradan muhalefete, bunu dile getirene azarlama, ders verme vesilesi çıkarmak için pek çok şeyi kaybetmek lazım. Bir insanda iki haslet var ise o insandan umut kesilmez. Bunlardan biri merhamet, acıma; ikincisi ise utanmadır arkadaşlar. Bu şeyde vakit geçmeden bizim aklımızı başımıza almak durumumuz vardır ve Türkiye’de birbirinden habersiz yaşayan, gelecek planları, geçmişteki irtibatları birbirlerinden kopuk, birbirlerine paralel toplumları hem büyük şehirlerimizde hem de ülke genelinde oluşturmaktan bir an önce vazgeçmek durumundayız. Bütün bu mücadeleyi hukuk içinde yapmak zorundayız. Küçücük bir çocuğun nahak yere zulme uğramasının hesabını vallahi hiçbirimiz veremeyiz arkadaşlar.

Rey sahibiyiz dedim. Onun için, hakikaten ben, düşünmeye ve demokrasinin gerektirdiği manada rey sahibi olmaya başta kendimi olmak üzere yüce Meclisi davet ediyor, hepinize teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçdemir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İktidar, paralel yöntemlerini kullanmaz, iktidar, paralelle mücadele eder. Bugün de hem PKK terör örgütüyle hem de paralelle hem IŞİD’le hem DHKP-C’yle kararlı mücadeleye devam edecektir ve bu kararlı mücadele, ülkemizin huzuru, birliği ve vatandaşımızın yaşam hakkı ve alanı en maksimum seviyeye çıkana kadar devam edecektir. Hükûmet, paralel gibi hareket etmez, Hükûmet, paralelle mücadele ediyor ve edecektir.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Koçdemir.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Ben paralelle mücadeleyle ilgili konuşmadım, sözlerimi çarpıttı. Müsaade ederseniz…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne alakası var ya? Kayıtlara söz girmek ne zamandan beri…

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Tutanaklara bakın efendim, normal bir insan…

BAŞKAN – Sayın Koçdemir, siz de kayıtlara geçmesi açısından yerinizden söylerseniz kayıtlara geçer. Çünkü, Sayın Muş, mikrofonu kullanmadı, siz de oradan lütfen, rica ediyorum.

Buyurun.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, burada söz konusu olan, paralelle mücadeledeki eksiklik değildir, bundan bir sızlanma değildir, bunun yapılmadığına dair bir beyan değildir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Paralel yöntemler” ifadesini kullanıyorsunuz.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Bunu anlamak için de ancak iktidar partisi grup başkan vekili olmak gerekiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz kendi açıklamalarınıza bakın.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Ben, paralel diye diye paralelden rahatsız olunan metotların bugün aynı şekilde uygulandığını ve sosyolojik, bilimsel manada karşılığı olan paralel toplumların, Türkiye’de iktidar eliyle oluşturulduğunu, bunun geleceğimiz için çok büyük bir tehlike olduğunu arz etmeye çalışmıştım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçdemir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben ne söylediğimin gayet farkındayım, bir meseleyi anlayabilecek kapasitedeyim de. Meseleyi şahsileştirmenin anlamı da yoktur. Hükûmet, paralel yöntem kullanmaz diyorum, Hükûmet, paralelle mücadele etmektedir. Meseleyi şahsileştirmenin anlamı yoktur.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

Her iki tarafın da sözleri kayıtlara geçti.

Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun grup önerisinin lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Zeynep Altıok. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Altıok.

Buyurun.

ZEYNEP ALTIOK (İzmir) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi, Haziran sonrası, 5 Haziranda Diyarbakır’da ve 20 Temmuzda Suruç’ta gerçekleşen patlamalarla, âdeta bir düğmeye basılmışçasına sonlandırılan çatışmasızlık hâlinin ardından, Meclisi, defalarca araştırma komisyonları kurmaya ve çözüm için Parlamento çatısı altında adım atmaya davet etmiştir. Tamamı karşılıksız kalan bu girişimlerin yanı sıra, 16 Ağustos 2015 tarihinden bu yana, Diyarbakır’ın Sur, Şırnak’ın Cizre ve İdil, Mardin’in Nusaybin ilçeleri başta olmak üzere, toplam 22 ilçede, sokağa çıkma yasağı uygulanan ve çatışmaların yaşandığı bölgelere heyetler göndererek sivil halkın içinde bulunduğu sorunları yerinde inceleyip çözüm önerileri içeren raporlar hazırlamıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi heyetleri tarafından bölgede yapılan incelemelerin ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına toplam 21 adet kanun teklifi, Meclis araştırma ve yazılı soru önergeleri verilmiştir. 23 Aralık 2015 tarihinde, Kürt sorununun çözümü ve terörle mücadelede Hükûmetin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere, kamu hizmetlerinin verilemez hâle gelmesi, vatandaşların can ve mal güvenliği üzerindeki tehditler, yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla verilen Meclis araştırması önergesi başta olmak üzere konuya ilişkin araştırma komisyonu, İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde çalışacak alt komisyon önerileri ve kanun tekliflerinin tamamı ya karşılıksız kalmış ya da AKP ve MHP oylarıyla reddedilmiştir.

Tüm bu süreç boyunca Cumhuriyet Halk Partisi gerçeklerin ortaya çıkarılması, önlem alınması ve çözüm üretilmesi adına üzerine düşeni yapmak için birçok heyetle bölgede mağduriyet yaşanan alanlarda incelemeler, araştırmalar gerçekleştirmiş, raporlar hazırlamış ve yeni acılar yaşanmasın diye raporlarda açıkça görülen ihmal ve insan hakları ihlallerini Parlamentoya taşımış, kamuoyuyla paylaşmıştır.

Yapılan incelemelerde sivil vatandaşların yaşam alanlarının ağır silahlar, tanklar ve uçaksavarlarla orantısız güç kullanılarak yerle bir edilmiş durumda olduğunu, bazı mahallelerde binaların tamamına yakınının tahrip edilmiş, yıkıntıya dönüştürülmüş olduğunu, bazı binaların tamamen moloz yığını hâline gelmişken bazı yıkıntıların hafriyat altına alınmış düz ve boş bir alana dönüştürüldüğünü, evlerin çoğuna kapıları kırılarak girilmiş, içerideki eşyaların tahrip edilmiş olduğunu gözlemlemiştik.

Göç eden birçok aile eşyalarını bile almadan ilçeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Evine dönmeyi bekleyen insanların, evlerini yerinde bulamadığı bir durum ve vahşetle karşı karşıya kalınmıştır. Bölgede kirayla tutulacak yer de bulunmadığı ve böyle bir koşulda diğer mahallelerde yaşayan ailelerin hâlihazırda çok sayıda vatandaşa evlerini açmış olmasına karşın acil barınma ihtiyacı içerisinde olunduğu gözlemlenmiştir. Evlerine dönen ailelerin çoğu, yıkıntılar arasında yaşamaya çalışmaktadır. İlçede halkın elektrik, su gibi temel ihtiyaçları karşılanamamış, asgari hizmetler dahi verilememiştir.

Bölgede eğitim ve öğretim hizmetleri durmuş, öğretmenlere göreve dönüş çağrısı yapıldığı hâlde okulların yıkılmış olması nedeniyle eğitim faaliyetlerinde bulunulamadığı görülmüştür. Can güvenliğini tehdit eden koşullar nedeniyle öğretmenler ve sağlık görevlilerinin bölgeden çekilmesi, birçok okulun, çatışma bölgesi içinde veya civarında olması sebebiyle kullanılamaması başta çocuklar olmak üzere birçok yurttaşımızın en temel hizmetlere dahi ulaşamaması sonucunu doğurmuştur.

Görüştüğümüz sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlar tarafından aktarılanlara göre, çatışmalar boyunca sağlıklı bilgi akışı olmayan, bağımsız basın organları dâhil hiçbir gözlemcinin girmesine izin verilmeyen bölgede sokağa çıkma yasağının ardından yaşamını yitiren vatandaşların sayısı ve kimlik tespitiyle ilgili bilgilerin de resmî makamlarca açıklanan verilerle basına yansıyan, STK’lar tarafından verilen sayılarla tutarlı olmadığı anlaşılmıştır.

İnsan bedenlerinin DNA tespitine olanak vermeyecek boyutta tahrip edilmiş olması, aynı kişiye ait beden parçalarının farklı illerde bulunması, Gaziantep’e gönderilen ve bir insana ait olduğu söylenen çuvaldaki doku ve organ parçalarının 7 ayrı kişi ile aidiyeti olduğu DNA yoluyla tespit edilmiş olmasına karşın teşhis bekleyen çok sayıda insanın da hâlihazırda sınır kapısında bulunduğuna dair duyumlar verilmiştir.

Sivillerin terör örgütü baskısı ve güvenlik güçleriyle devam eden çatışma hattında iki arada kaldıkları tespit edilmiştir. Sağlık ve ilk yardım hizmetlerinin, çatışmaların ve sokağa çıkma yasağının sürmesi nedeniyle vatandaşlara erişemediği ortamda can güvenliği adına yürütüldüğü öne sürülen operasyonlarda asker ve sivil ayırmaksızın canlarımız gitmiştir, insanlarımız yok olmuştur.

Çatışma koşullarının yarattığı fiilî sıkıntıların yanı sıra bölge halkının yoğun bir duygusal travma altında olduğu ve gelecek kaygısı, can güvenliğinden endişe eden hâlde olduğu gözlemlenmiştir. Bölge insanı, ciddi bir travmayla karşı karşıya, duygusal bir kopuşun eşiğinde. Sokaklarda konuştuğumuz insanlar, göz yaşlarıyla kendilerinin de insan olduğu hatırlatmak zorunda bırakılmıştır. “Biz, düşman değildik, bize bu muameleyi niye reva gördünüz, bizi neden öldürdüler?” diyerek tepkilerini dile getirmişlerdir.

Tüm bu incelemeler ışığında insan hakları ve hukuk çerçevesinde yaptığımız çağrılar iktidar partisi ve havuz medyası tarafından hiçe sayılmakla kalmamış, yalanlarla çarpıtılarak partimiz ve milletvekillerimiz hedef gösterilmiştir. Ne demişiz raporumuzda? “Bölgede terörle mücadele gerekçesiyle insan hakları ihlallerinde bulunan, hukuk dışına çıkan güvenlik görevlileri varsa bu konuda gerekli idari ve hukuki soruşturmalar derhâl açılmalı, gerekli işlemler yapılmalıdır. Terörle mücadele sırasında insan hakları ve hukuk dışına hiçbir biçimde çıkılmayacağı yönünde halka güvence verilmelidir.” Bölgeden sağlıklı haber alınamadığı, STK’ların, bağımsız basın mensuplarının ve milletvekillerinin bile bölgeye girişine izin verilmeyen müphem koşullar karşısında bu çağrının yapılmasından daha doğal ne olabilir? Burası demokratik bir hukuk devletiyse, eğer burası bir muz cumhuriyeti değilse bundan daha doğal hiçbir şey yoktur.

Çağdaş bir ülkede teröre karşı mücadelenin demokrasi, hukuk ve insan haklarından vazgeçilmeden yürütülmesi zorunluluktur. Hâl böyleyken, bizim raporumuzun ardından Birleşmiş Milletler insan hakları raporunda ve Birleşmiş Milletler Dünya İnsani Zirvesi’nde söylediklerimizin tamamı, neredeyse aynı cümlelerle yer aldı. Üstelik ne oldu biliyor musunuz? Olağanüstü rakamlar ödeyerek Türkiye’de gerçekleşmesi sağlanan ve böylece, rezil durumda olan dış ilişkilerimizin bir nebze gündem dışına itilebilmesi ve dünya kamuoyunda olumlu bir imaj yaratılması için ev sahipliği yapılan Dünya İnsani Zirvesi’ne katılan 48 ülkenin, devletlerin çatışma bölgelerinde düzenledikleri operasyonlarda sivilleri korumaları ve sivillere zarar veren güvenlik güçlerinden hesap sorulması çağrısı yer aldı. Çatışma bölgelerinde, uluslararası hukukun, özellikle de uluslararası insani hukukun sivillere zarar veren güvenlik güçlerinden hesap sorulmasını talep etmesinden daha doğal ne olabilir? Ve bu bildiriye imza atmayan tek ülke, ev sahibi Türkiye oldu. Bu, gerçekten acıklı bir durum değerli milletvekilleri. Eğer barış isteyen herkese “terörist” yaftası yapıştırılıyorsa ve herkes hedef gösteriliyorsa, bir Cumhurbaşkanının “Konu terörle mücadeleyse hiç kimse bana demokrasiden ve hukuktan söz etmesin.” gibi cümleleri yer alabiliyorsa, kamuoyuna böyle seslenebiliyorsa o ülkede barışın gelmesini istemek de ne yazık ki hayalden ibaret kalacaktır.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak çağrımızı yineliyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bölgedeki yurttaşların ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin görüşleri de alınacak biçimde Meclis araştırma komisyonu kurulmalı ve sağlık, eğitim, insan hakları ihlalleri, yeniden imar gibi konularda akıllarda soru işareti kalmayacak şekilde incelemeler yapılmalı, sistemli bir çalışma yürütülmelidir. Bu, insanlık için şarttır, aksini “Ben insanım.” diyen hiç kimse iddia edemez.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altıok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın hatip, bir rapordan bahsediyor. Bu rapora baktığımız zaman birkaç kez “terör örgütü” ifadesi kullanılıyor, bir kere dahi “PKK terör örgütü” ifadesi kullanılmamış. Burada, güvenlik birimlerinin verdiği mücadelenin, sokağa çıkma yasakları ilan edilmesinin temel sebebi, sivil can kayıplarının olmamasına, sivil can kayıplarının önlenmesine yöneliktir. Bunun sebep-sonuç ilişkisine baktığımız zaman, burada PKK terör örgütünün kendine bir egemenlik alanı kurmak istemesinden, hendek, çukurlar kazmasından ve burada kendisinin hâkim olacağı bir alan oluşturmak istemesinden dolayı güvenlik birimlerinin müdahalesi zaruri ve zorunlu hâle gelmiştir. Burada sebep, terör örgütünün, PKK terör örgütünün kendisine bir alan, egemenlik alanı oluşturmak istemesidir ve sokağa çıkma yasaklarıyla beraber de sivil vatandaşların hayatını korumak, can kayıplarının minimum seviyede hatta hiç olmamasını sağlamak amacıyladır. Aynı şekilde vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla da sosyal yardımlaşma vakıflarından, merkezî hükûmetten, ilgili diğer kurumlardan da vatandaşlara gıda ihtiyacından nakdî yardımlara kadar pek çok yardım burada sağlanmıştır. Aynı şekilde sağlık noktasında da hastaneler yirmi dört saat açık tutulmuştur.

ZİYA PİR (İstanbul) – Lice hastanesini siz yakıp yıktınız ya, ne konuşuyorsunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bölgede yaralı varsa sağlık ekipleri bunları alma adına müdahalede bulunmuş fakat bazen farklı noktalarda roketle sağlık ekiplerine saldırıda bulunulmuştur.

ZİYA PİR (İstanbul) – Silvan hastanesini kim kapattı?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bütün hastaneleri karargâh hâline getirdiniz ya. Ayıp, ayıp!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sırf bundan dolayı da zırhlı ambulanslarla müdahalede bulunmak zorunda kalınmıştır.

Gönül bunların hepsinin detaylı bir şekilde buradan ifade edilmesini ve bunların duyulmasını arzu ederdi.

Teşekkür ediyorum.

ZİYA PİR (Diyarbakır) - Benim gözümün önünde yıktınız ya!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

Sözleriniz kayıtlara geçmiştir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, bir araştırma önergesi üzerinde bir partinin konuşmacısına, sataşma olmadığı hâlde, AKP Grup Başkan Vekilinin bu denli müdahalede bulunması usulümüzde yoktur. Herhâlde birazdan AKP sözcüsü çıkıp konuşacaktır.

BAŞKAN – Konuşacak, evet.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ancak ben şunu hatırlatmak isterim: PKK, bir terör örgütüdür, IŞİD, terör örgütüdür, DHKP-C, terör örgütüdür. Biz, elinde silah tutan, masum insanları öldüren herkesi terör örgütü olarak görüyoruz ve ayrıca arkadaşlarımızın raporunda da çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. Böyle çarpıtmalarla, kelime oyunlarıyla bir yere varmak mümkün değildir. Tablo ortadadır.

Biz, bir yandan devletin terörle mücadelesine destek de veriyoruz ama kurunun yanında yaşın yanmasını istemiyoruz, masum insanların, sivil insanların da zarar görmemesini istiyoruz. Bu nedenle, devlet terörle mücadele edecektir ama insan hakları ve hukuka saygı çerçevesinde. Cumhuriyet Halk Partisinin durduğu nokta burasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sizin de sözleriniz kayıtlara geçmiştir.

BAŞKAN - Şimdi, Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ikinci ve son konuşmacı, Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara.

Süreniz on dakika Sayın Boynukara.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, öncelikle bir konuya açıklık getirelim. Yaşanan süreç, PKK terör örgütünün şehirler üzerinde terör estirerek ayaklanma başlatma girişimiydi. Terör örgütü “Buralarda ortaya çıkan seçim sonucu bizim lehimize ve silahlı unsurlarımızı devreye koyarsak halk bizim yanımızda durur ve ayaklanmayı başlatırız.” diye düşündü. Hesaplayamadıkları, terörle mücadele kararlılığı ve halkın tutumuydu. Halk, PKK terör örgütü ve türevlerinin oyununu bozdu, örgütle, türevleriyle arasına mesafe koydu, “Bizim sorunlarımız var, bunların çözülmesini istiyoruz ama teröre ve şiddete karşıyız.” dedi, bir adım daha ileri giderek “Sorunlarımızın sivil siyaset yoluyla çözülmesini istiyoruz.” dedi. “Biz her türlü kirli ilişkinin içinde olan, sokak ve şiddetin dışında hiçbir şey bilmeyen, halktan kopuk sol ve sosyalist anlayışa esir olmayacağız.” dedi. Halkın bu tutumu ve kararı takdir edilecek bir tutum ve karardır. Bu nedenle terörle kuşatılmak istenen şehirlerde yaşayan halkımıza ne kadar teşekkür edilse azdır. Çünkü Kürtlerin bu tutumu sonunda terör örgütü ve türevleri kazmış oldukları kuyulara düştüler.

Değerli arkadaşlar, PKK terör örgütü bu kalkışma planını yaparken ülkedeki, ülke dışındaki kimi unsurlara da bel bağlamış. Örgüt elebaşıları “Bize bunların nisan ayında devrileceğini söylediler.” diye açıklamalar yaptılar. Hepiniz hatırlarsınız, kaç kez “Şu tarihi bekleyin.”, “Bu tarihte gidiyorlar.”, “Şu tarihte yıkılıyorlar.” diye açıklamalar yapıldı. Yani küresel odakların emrinde olan örgüt, şehirleri yakarken de bu unsurlardan talimat almış. Örgüte egemen olan ve kanla beslenen bu anlayışın, bu aklı kimden aldığı er geç ortaya çıkacak.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – “Eset gidecek.” derken siz kimden akıl almıştınız?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Beyefendi, bekleyin isterseniz, oldu mu, bekleyin siz.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım Sayın Pir, lütfen.

Sayın Boynukara, Genel Kurula hitap edin.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Süreci daha iyi anlamak için sizinle birkaç fotoğraf paylaşmak istiyorum. Şu fotoğrafa iyi bakın. “Üniversite gençliği YPS’ye katıldı.” Aynı fotoğraf. Bunu örgüte yakın bir organ servis ediyor. Şu fotoğrafa iyi bakın. Bunlar çocuk, bunlar çocuk.

ZİYA PİR (Diyarbakır) - Ya, biliyoruz.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Çocuk, YPS… Kim bunları yüreklendirdi? Kim bunları örgütledi? Kim bunları ortaya çıkardı? Bu çocuklar kimin çocukları? Bunların içinde herhangi birimizin çocukları var mı? Yok. İşte karşımızda bu denli kirli, kanlı bir terör örgütü var? Siz adına ne derseniz deyin. Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramlara inanan hiç kimse bunlara “evet” diyemez. Mesele şu: PKK terör örgütü çocukların da eline silah tutuşturdu, şehirde terör estirdi ve ayaklanma planladı, kimileri de bunun PR’ını üstlendi. Bu nedenle dökülen her damla kandan sorumlu olanlar var. Bunlar er veya geç hesaplarını verecekler.

PKK silahı sadece güvenlik güçlerine karşı kullanmıyor, daha çok Kürtler üzerinde kontrol sağlamak için kullanıyor. “Zorun rolü” kavramını bilir misiniz? “Her evden 3 kişi istiyorum; 1’i mezara, 1’i cezaevine, 1’i dağa.” diyen anlayışı biliyor musunuz? Bunlar kanlı terör örgütünün temel tezleridir. Bu sözlerin hedefiyse Kürtlerdir. Kısacası, Kürtlerin ve Türklerin ölümleri üzerinden küresel güçlere hizmet eden bir terör örgütü var karşımızda.

PKK terör örgütünün şehirlerde uygulamak istediği terör faaliyetleri yeni keşfedilmiş yöntemler değil. Bunlar Stalin, Mao ve IRA tarafından denendi, uygulandı. Örgüt elemanlarından birisi de bu uygulamaları bir araya getirip kitaplaştırdı; “Kıra Dayalı Şehir Gerillacılığı” kitabı. Merak edenler açıp okuyabilir. Hendek kazma, girilmez bölgeler oluşturma, evler arası geçiş, her evden bir anahtar alma, evleri tuzaklama, ev halkını rehin alma. Bunları detaylandırmak mümkün.

Değerli arkadaşlar, demokrasiden ve insan haklarından taviz vermek düşünülemez. Terörle mücadele kararlılığı ne kadar önemliyse sivillerin zarar görmemesi de o kadar önemli. Hükûmetimiz buna azami derecede dikkat ediyor. Bazıları travma çengeline asılmış durumda. PKK türevleri bunu sık sık gösteriyor. Kendi varlıklarının esiri olmuşlar. Küresel güçlerle iş tutmayı çözüm sanıyorlar, tarihten ve geçmişten ders almayı bilmiyorlar. Küresel güçlerin bu bölgede kaç örgütü kullanıp çöpe attığını hatırlamıyorlar. Evet, kurtarıcılardan kurtarma zamanı gelmiştir.

Bakın, PKK ve türevleri yeni bir putperest ideolojiye dönüşmüş durumda, kelimelere tapıyorlar. Örgüt birkaç kavramı servis ediyor ve kullanıyor; bakıyorsunuz, herkes aynı kelimeleri, cümleleri ve dili kullanıyor. Ürettiği asıl kavram ise “nefret.” “Nefret” kavramı üzerinden çocuklardan katil üretiyor, bunun için ise yalan söylüyor. Ödünç acıları kullanıyor. Bu tutmadı, tutmaz. Bu oyunu kuranlar, parçası olanlar er veya geç yargılanacak. Bundan sonra terör örgütü ve türevleri Kürtleri malzeme olarak kullanamayacak, o defter kapanıyor.

Uluslararası kimi kurumlara atıflarda bulunuldu. Uluslararası kurumların nasıl karar aldığını, nasıl raporlar hazırladığını iyi bilen birisiyim. Onun için, atıfta bulunduğunuz metinlerin hazırlanma süreçlerini izlemenizi öneririm.

Bakın, çok sık kullanılıyor, çözüm süreci ve benzeri kavramlar. Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu meselenin silahın dışında bir yöntemle çözülmesinin mümkün olup olmadığını 9 ayrı kez denemiş, farklı partilerin iktidarda olduğu dönemlerde bunlar hayata geçirilmiş. Bunlar yanlış şeyler değil; “Başka bir yol mümkün mü?” diye aramak, arayışa girmek, insanların hayatını kurtarmak yanlış değil. Bunlar yapılmış; bugün de yapılmış; yarın da ihtiyaç olursa yapılabilir. Bunları bir problem olarak ortaya koymamak lazım, birbirimizin gözüne sokmamamız lazım; bize yakışan bu değil. Madem kan akıyor, madem insanlar ölüyor, madem bir sorun var, bunun farklı yöntemlerinin mümkün olup olmadığını konuşabileceğimiz alanlardan biri bu. Ama, ortaya çıkıp birbirimize parmak sallarsak, birbirimize ağza alınmayacak sözlerle konuşursak yapabileceğimiz hiçbir şey olmaz. Ne konuşuyorsak açık ve şeffaf olarak konuşmamız lazım.

Levent Bey’le biz Kolombiya’ya gittik. Kolombiya’da Devlet Başkanı süreci detaylıca anlattı bize. İrlanda uygulamasını biz defalarca dinledik. Güney Afrika’yı biliyoruz, Sri Lanka’yı biliyoruz. Türkiye’de çok sık kullanılan bir kavram var: “Bu konu Mecliste konuşulsun.” deniliyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tamam, işte, o yöntemler olsun diyoruz biz de. Kolombiya’da barış oldu, barış.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Hiçbirinde müzakere yok, silah bırakmadan hiçbirinde müzakere yok. Allah’tan korkun ya!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – “Bu konu Mecliste konuşulsun.” deniliyor.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Saydığın resimlerin nedeni o süreçtir.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Bakın, bakın…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – O sabileri dağa götürürken niye müdahale etmediniz? Neredeydiniz siz?

BAŞKAN – Sayın Aydın… Sayın Aydın, lütfen…

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Beyefendi, isterseniz konuşalım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kolombiya’ya barış geldi, barış geldi.

BAŞKAN – Sayın Boynukara, siz devam edin.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – İzniniz varsa devam edebilir miyim Kamil Bey?

Bakın, bu süreçlerin hiçbirinde konu Meclislerde konuşularak çözülmemiştir; siyasal iktidarlar karar almıştır ve bunu gizli olarak yürütmüştür. Kolombiya’da bize sır görüşmelerden bahsedildi, sır; gizli değil, sır -Levent Bey burada, Mithat Bey gelir- sır görüşme. İktidarda olan parti karar veriyor ve bir adım atıyor. Bunlar ortalıkta konuşulmuyor. Bir noktaya, çözüme, anlaşmaya varıldığı zaman meclis gündemine getiriliyor.

Onun için, çözüm isteniyorsa örgütün silahları bırakıp ülke sınırları dışına çıkması lazım, küresel güçlerden aldığı talimatları terk etmesi lazım ve bu ülkeye, bu millete düşman olmaktan uzaklaşması lazım; nereye gidiyorsa gitsin. Çözüm odur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Boynukara.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip konuşması esnasında grubumuza da dönerek çocukları sanki YPS’ye yönlendirdiğimiz ve “Sizin çocuklarınız orada yok.” şeklinde sataşmalarda bulundu, PR çalışması yaptığımızı söyledi.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin. Ben tüm gruplara döndüm, tüm gruplara fotoğrafı gösterdim. Bizim çocuklarımız yok dedim, sizin demedim. Tutanaklar ortada. Ben hiç kimseyi o pozisyona getirmem. Öyle bir cümle de kullanmadım.

BAŞKAN – Peki, Sayın Boynukara. Bir dinleyelim Sayın Baluken’i.

Buyurun Sayın Baluken.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bir kere, Sayın Boynukara’nın konuşmanın son bölümünde ifade ettiği şeyleri kendi grubuna özellikle anlatmasını rica ediyorum. Evet, Kolombiya’da FARC’la bir barış görüşmesi süreci vardı ve şu anda nihai barış da sağlandı. Devlet Başkanı ile gerilla liderinin el ele yapmış olduğu o tokalaşma bütün dünyada örnek bir müzakere sonucu olarak gösterildi.

Şimdi, tabii, artık sözün bittiği yerdeyiz. Yani buradan defalarca, çok çok anlattık. Bütün dünya kamuoyu, Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler, AKPM, İnsan Hakları İzleme Örgütü ne düşünüyor, artık raporlara yansıyor.

Ama, ben sadece size buradan birkaç resim göstereceğim. Biz de artık uluslararası alanda da konuşmayacağız, yaptığınız tabloyu dünyanın bütün başkentlerinde sergileyeceğiz. Bu sergileri gelip gören, izleyen bütün herkes bu tablonun sahibinin kim olduğunu bilecek.

Bakın, burada Kobani, Kobani resmi var; IŞİD’in eseri. Burada Cizre resmi var. Bu tablonun sahibinin kim olduğunu bütün dünyaya anlatmak durumunda kalacaksınız.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu tablonun sahibi PKK.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sizin eseriniz, sizin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada, Sur’da tarihî değerlerin yıkımı var. Burada, Palmira’da tarihî değerlerin yıkımı var. Şu gördüğümüz resim Guernica’ya ait, şu gördüğümüz şehrin resmi Şırnak’a ait. Şu gördüğümüz resim Halep’e ait, şurada gördüğümüz resim Nusaybin’e ait. Şurada gördüğümüz resim Yüksekova’ya ait, şu benzer resim de iki gün önce anmasını yaptığımız Srebrenitsa’ya ait.

Bu resimlerin tamamını büyütüp dünyanın bütün başkentlerinde sergileyeceğiz ve ondan sonra siz “Bu tabloyu kim yaptı, bu tablo kimin eseri?” diye anlatmak durumunda kalacaksınız.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – PKK’nın eseri.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hani, Franco’nun Picasso’ya meşhur bir sözü var ya “Guernica’yı nasıl yaptınız?” diye. Picasso’nun cevabını hatırlıyorsunuz değil mi? “O tabloyu ben değil, siz yaptınız.” demişti.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan, benim gösterdiğim fotoğraflardan bahsetmedi hatip. Bu, bu fotoğrafların doğru olduğunu ortaya koyuyor. Bu fotoğraflar örgüte yakın bir haber ajansından alınmış fotoğraflardır ve günlerce servisteydi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Onu örgüte sorarsın, ben örgüt sözcüsü değilim.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Ben de örgüte sordum zaten, siz niye üstünüze alındınız, onu anlamadım yani.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Biz başka bir şey söyledik.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Beyefendi niye alındı, onu anlamadım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz HDP’ye yönelik cümlelerinize söylüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Boynukara, karşılıklı konuşmayalım.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Şunu söylüyorum Sayın Başkan: Şu an yeni bir sergiden bahsetti, Avrupa Birliğinde açılan sergiden bahsetti.

Bakın, küresel güçler yeni bir oyun peşinde, bunu burada tutanaklara geçmesi için ifade ediyorum. Bu ise, DAİŞ üzerinden PKK terör örgütünü meşrulaştırma çabasıdır. DAİŞ üzerinden, “DAİŞ var, PKK’yla uğraşamayız.” denilmek isteniyor. DAİŞ üzerinden Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının PKK terör örgütüne mahkûm olmasını istiyorlar. Biz bu oyunun parçası olmayacağız. Bu kirli ve kanlı oyunun parçası değiliz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, Sayın Boynukara, sözleriniz kayıtlara geçti.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip bir taraftan Kobani’deki, Ayn El Arap’taki… Ayn El Arap oranın ismi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ayn El Arap değil, Kobani orası, Kobani.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ayn El Arap’taki…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bütün dünya Kobani olarak tanıyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ayn El Arap’tır onun ismi, Kobani sonra; o sizin söyleminiz.

…Ayn El Arap’taki fotoğrafları gösteriyor, sonra Cizre’yi mukayese ediyor; diyor ki: “Bak, burayı işte IŞİD yaptı, burayı da siz yaptınız.” Bu, grubumuza açık bir sataşmadır; bundan dolayı AK PARTİ adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Muş, size de iki dakika veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, burada şunu ifade etmemiz lazım: Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi egemenlik sınırları içerisinde kendisine… PKK’nın Suriye’deki yapılanması olan PYD kendisine kantonlar kurdu, orada kendisine bir egemenlik alanı kurmaya çalıştı. Strateji çok basit, az önce Adnan Bey de ifade etti: IŞİD giriyor bir bölgeye, onun arkasından PYD onu temizleyecek diye, oradaki demografik yapı değiştirilerek o alan PYD’ye bırakılıyor. PKK da buradan heyecanlandı, dedi ki: “Ben de aynısını özellikle de Türkiye’nin Suriye sınırındaki ilçelerde deneyeyim, orada bu oldu, ben de bunu burada gerçekleştiririm.” Ama hem bölgede yaşayan vatandaşımız, milletimizin tamamı, güvenlik birimlerimiz buna müsaade etmedi ve büyük bir hüsrana uğrayan PKK, burada hezimete uğramış, açtığı çukurlara gömülmüş ve buralardan temizlenmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, burada bu mücadele aynı kararlılıkla sürecek ve vatandaşımızın can kaybının olmaması için, az önce ifade ettim, sokağa çıkma yasakları uygulanmıştır ve şimdi de süratle hasar tespit çalışmaları yapılmaktadır. Zarar gören evler, orada altyapının zarar görmesi, orada teröristlerin kazdıkları çukurlardan temizlenmesi esnasında ortaya çıkan hasarlar tespit ediliyor ve yine hızlı bir şekilde Hükûmetimizce bunlar eskisinden çok daha iyi bir şekilde yerine getirilecektir.

Burada fotoğraf dolaştıracak olanlar Şırnak Belediyesinden çıkan roketlerin de fotoğraflarını o parlamentoda bir dolaştırsınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Burada PKK’yla kucaklaşanlar, dağa çıkıp fotoğraf çektirenler de bir zahmet o Avrupa Parlamentosunda veya diğer yerlerde bu fotoğraflarını koysunlar da biraz kendilerini de bu anlamda tanıtsınlar oralarda.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın grup başkan vekili bir kez daha sataştı. “Şırnak Belediyesinden çıkan roketleri burada göstersinler.” demek suretiyle grubumuza sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Muş, size tavsiyem özellikle heyetin bir üyesi olarak, bu çözüm sürecini ilgilendiren çalışmalarla ilgili konuştuğunuzda özenli bir dil kullanmanızdır. O bahsetmiş olduğunuz dağdaki fotoğrafların tamamı… Hükûmetinize ait mesajları Kandil’e iletmek üzere oraya götürülmüştür. İsterseniz ayrıntılarına da gireriz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Girin, girin Sayın Baluken, girin. Hepsine girin Sayın Baluken, hepsine girin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ama, sizi özenli bir dil kullanmaya davet ediyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Devlet koydu değil mi, onu diyeceksiniz. Hey yavrum!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diğer taraftan, belediyelerle ilgili, Şırnak Belediyesini geçen gün örnek verdiniz. Biz yaklaşık sekiz aydır Şırnak Belediyesinin ortaya çıkan sokağa çıkma yasağı nedeniyle devlet güçlerinin denetiminde olduğunu defalarca size söyledik. O belediyede şu anda belediye çalışanları yok. Sokağa çıkma yasakları uygulanıncaya kadar oradan İçişleri Bakanlığının müfettişleri çıkmamışlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Depoda yeni bulundu o zaman, depoda yeni bulundu.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Tek bir raporda belirtiliyor mu?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tabii, depo aranınca ortaya çıktı.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – İşte, yeni konunca ve içeride belediyeye ait kimse olmayınca kimin koyduğu ortaya çıkıyor değil mi? Kimin yandaş medyaya servis ettiği ortaya çıkıyor değil mi? Sokağa çıkma yasağının olduğu yerde kim götürüp Şırnak Belediyesine roket koyabilir?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Araba belediyeye ait çıkıyor “Çalındı.”, bomba çıkıyor “Devlet koydu.” Ne güzel iş(!) Sütten çıkmış ak kaşıksın be kardeşim(!) Geç bunları, geç.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yani, bütün bunları, artık, uzun uzun izah etmeye gerek yok.

Bak, burada Şırnak’ın resimleri var.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bölgeye giremiyorsun. Geç, geç bunları.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Geç, geç bunları, geç.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bağırma öyle.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bağırma be!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bölgeye giremiyorsun, giremeyeceksin. Giremeyeceksin oraya.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Elini indir be! Terbiyesiz herif!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada Şırnak’ın resimleri var.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Giremeyeceksin oraya.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bir kentin yüzde 90’ı tahrip olmuş, yüzde 90’ı. Bunu neyle açıklayacaksınız?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sütten çıkmış ak kaşık be kardeşim, şuna bak(!) Maşallah!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hendeğin olmadığı mahallelerde de yüzde 90’ı tahrip olmuş bir kent pratiği var. Dünyada kimi inandıracaksınız buna? İşte bizim söylediğimiz şey. Bak burada Sur’un uydudan fotoğrafı var, bütün dünyanın elinde var bu. Bunları dünyanın bütün başkentlerine götürüp sergilediğimiz zaman, siz o zaman çıkıp “100 kişinin, 150 kişinin elinde silah vardı, terörle mücadele ediyorduk.” yalanını gidin söyleyin bakalım, karşınıza ne cevap bulursunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Nerede istersen sergile kardeşim, gerçeği değiştiremezsin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gerçek burada bak; gerçek burada, burada, bak. Bak, bir kentin tamamı tahrip edilmiş.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Nerede istersen sergile, yapacak bir şeyin yok. Bitti.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu millet size boyun mu eğecek be! Burası güçlü bir devlet. Bunu bil. Bunu bil.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kimse kimseye boyun eğmeyecek, boyun eğdirmeye çalışan sizsiniz. Biz size boyun eğmeyeceğiz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Boş versene sen onu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada bizim yalan söylediğimizi, yalan ifadeler kullandığımızı, bu yalanları kime anlatacağımızı ifade etti.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ellerinizi kollarınızı vurunca daha mı iyi oluyor?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu, grubumuza açık bir sataşmadır; biz yalan ifade kullanmadık. Bundan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Zor durumdasın kardeşim, her şey ortada, her şey ortada.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, kimin zor durumda olduğu belli olur, siz merak etmeyin. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Biz gayet rahatız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sen artık, bırak yandaş olmayı, neredeyse berabersiniz. Bitti. Sen ne anlatırsan anlat. Külahıma anlat sen onu, külahıma.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gayet rahatız.

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada ifade ettiğimiz bir şey var. Israrla PKK’ya, terör örgütüne tek bir laf edemiyor. Nasıl etsin?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Patronu o, listeyi o yapmış.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ne diyor Eş Genel Başkanları? “Sırtımızı oraya dayadık." diyor. Dayadığı yere söz edebilir mi? Edemez. Ama o dayadıkları yer nasıl yerle yeksan oldu o çukurlarda, gördünüz değil mi?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Panikledi orada zaten. Onun için paniğe kapıldılar.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Onun için şimdi “Fotoğrafları taşıyacağız." diyor. Arkadaşlar, o teröristlerin yerle yeksan edildiği o çukurların da fotoğraflarını çekin, “Burada sırtımızı dayadığımız teröristler vardı, güvenlik birimleri burayı temizledi." deyin. O fotoğrafları da bir zahmet götürün.

Şimdi, değerli milletvekilleri, burada milletimizin tamamına sesleniyorum: Türkiye’de son dönemlerde, büyük bir operasyonla, büyük bir kararlılıkla Suriye’de ortaya çıkan gelişmeleri ülkemizin içerisine taşımak isteyen PKK ve onun Suriye’deki uzantılarının hezimete uğradığının resimleridir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Burada durup dururken mi devlet operasyon yaptı? Niye şimdiye kadar devlet buralara girmedi de şimdi burada bir operasyon yapma zarureti hisseti?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Çukurlar bizim oyumuzu arttırdı.” diyor Figen Yüksekdağ, daha ne diyecek?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dünyada hiçbir devlet, kendi egemenlik sınırları içerisinde kendine kanton kurmak isteyene müsaade etmez. Bakın, bir terörist Brüksel’in mahallelerinde çukur kazarak kendine egemenlik kurmaya kalkarsa oranın güvenlik güçleri aynı şekilde ona cevap verir, aynı şekilde müdahale eder.

Hem Silahlı Kuvvetlerimizin hem Emniyet birimlerimizin vermiş olduğu cevap budur. Aynı şekilde bölge halkı da Emniyet birimlerimize, güvenlik birimlerimize destek vermek suretiyle bu teröristlerin oradan temizlenmesini sağlamıştır.

Buradan bölge halkımızı da yürekten selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın grup başkan vekili bir kez daha, işte sırtımızı PKK’ye dayadığımızı iddia ederek sataşmada bulunmuştur. Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Baluken, son bir kez size söz vereceğim ve bu konuyu kapatacağız.

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Neden son kez ona veriyorsunuz?

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika size söz veriyorum.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Dayamadık mı diyeceksin, lanet olsun PKK’ya mı diyeceksin?

BENNUR KARABURUN (Bursa) – PKK terör örgütü mü diyeceksin?

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Fotoğraf sergisiyle devleti tehdit ediyorsun kardeşim. Küçük adamsın sen.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Fotoğraf sergisiyle devleti tehdit edecek. Kimsin sen be? Devletin geçmişi var, sana müsaade etmez.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – HDP sırtını halka, kendi değerlerine sahip çıkan halkına dayar. Sizin darbe barajlarınıza rağmen, linç saldırılarınıza rağmen...

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ama sen bir fotoğrafla devleti tehdit edemezsin burada. Git, nerede sergi açıyorsan aç. Yürü git!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz. Bu ne ya!

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …Genel Merkeze yönelik yaptığınız yıkıcı girişimlere rağmen…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kimsin sen be?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …HDP sırtını halkına dayadığı için yüzde 10 barajını alt ederek buraya gelmiştir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kimsin sen?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada 6 milyon, 5 milyon oyun temsiliyetini yapan bir siyasi partidir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Göreceğiz, göreceğiz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ben de o siyasi partinin grup başkan vekiliyim. Sen de buna saygılı olacaksın, buna saygılı olmak durumundasın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sen de devleti tehdit edemezsin bir grup başkan vekili olarak burada. Fotoğraf sergisiyle devleti tehdit ediyorsun. Sen kimsin be? Küçük adamsın sen.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, lütfen…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen ne diyorsun be? Terbiyesiz herif!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diğer taraftan, biz, bugüne kadar bunun dışında herhangi bir tanım yapmadık. Rojava’da PYD dâhil olmak üzere Rojava halklarının IŞİD çetelerine karşı vermiş olduğu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çukur ahkâmları sizi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …mücadeleyi, insanlık onurunu kurtaran bir mücadele olarak değerlendiriyoruz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çukurcular.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Çuvalcılar.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bütün insanlık da, bütün ülkeler de, bütün halklar da bu şekilde değerlendiriyorlar.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çukurcu.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Çuvalcı.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Eğer birtakım ilişkileri böyle buradan teşhir etmek istiyorsanız….

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Git, nerede sergiliyorsan sergile. Burası devlet.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …sizin Meclis üyelerinizin ya da bakanlık yapmış olan vekillerinizin sosyal medya hesaplarında “Biz Kobani sürecinde IŞİD’den yanayız.”, “Allah IŞİD’in kurşunlarına zeval vermesin.”, “Allah IŞİD’in silahlarını artırsın.” cümlelerini herhâlde açıklamayı, burada, Türkiye kamuoyuna, Türkiye halklarına karşı bir görev olarak bilirsiniz. Bu yaklaşımlarla herhangi bir yere varmayacağınızı buradan ifade etmek istiyorum.

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Yalan söylüyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bütün dünya kimin terörle ilişkisi olduğunu, kimin terör örgütleriyle hangi ilişkilere girdiğini çok iyi biliyor.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Bu kadar da büyük yalan olmaz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Önümüzdeki dönemde de en yoğun şekilde tartışıp bu konuyu uluslararası diplomaside….

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Göreceğiz! Göreceğiz!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …ve uluslararası adalet mekanizmalarında karşınızda göreceksiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Burası Türkiye! Burası Türkiye Beyefendi! Bin yıllık geçmişi var. Burası Türkiye!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Burası Türkiye, bizim yurdumuz, senin babanın çiftliği değil burası.

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 17.23

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, Cizre’de can ve mal kayıplarının araştırılması amacıyla 9/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, öncelikle bu işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Gök, Sayın Basmacı, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Aydın, Sayın Bakan, Sayın Hürriyet, Sayın Arık, Sayın Gürer, Sayın Arslan, Sayın Engin, Sayın Özdiş, Sayın Tüm, Sayın İlgezdi, Sayın Sındır, Sayın Yalım, Sayın Köprülü, Sayın Yarayıcı, Sayın Kayışoğlu, Sayın Tanal, Sayın Balbay.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, Cizre’de can ve mal kayıplarının araştırılması amacıyla 9/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve arkadaşları tarafından, Akkaya Barajı’nın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 16/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/7/2016 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                   Özgür Özel

                                                                                     Manisa

                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve arkadaşları tarafından Akkaya Barajı’nın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 16/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan 613 sıra no.lu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 14/7/2016 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Gürer, süreniz on dakika.

Buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, dün Niğde’nin Çiftlik ilçesi Bozköy kasabasında 170’inci şehidimiz Erol Öncel’i ebediyete uğurladık; rahmet diliyorum tüm şehitlerimize.

Değerli milletvekilleri, Niğde’yle ilgili yaptığım konuşmalarda bölgemizin sahipsizliğini sıkça dile getirdim, buna bir örnek olacağı için söylüyorum: Geçtiğimiz günlerde, ramazan ayının son döneminde Niğde ilinde yaşanan bir çevre felaketi vardı. Bu çevre felaketinde, halkımız gece kalktığında kenti saran bir kokuyla karşılaştı. Kokunun ne olduğu yönünde resmî kuruluşlar arandı. Birkaç gün sonra olay ortaya çıktı. Kızılca Deresi’ne dökülen bir atığın çıkardığı zararlı atıklarla çevre olumsuz biçimde etkilendi ve 71 yurttaşımız hastanelere kaldırıldı. Bunun sonucunda da bölgede birkaç gün süren koku Akkaya Barajı’nın yeniden halkın gündemine bir kez daha gelmesine neden oldu.

Akkaya Barajı, Niğde’de 1964 yılında tarım amaçlı sulama için yapılmıştı. Daha sonraki yıllarda Akkaya Barajı, ne yazık ki Niğde ile Bor arasında, üniversitenin yanında yer alan bir baraj olduğu için, Niğde’nin atığının akmasıyla kirlenmeye başladı. Bu kirlilik sonucu barajdaki balıklar 2000’li yıllarda öldü. Bunun çevreye olan etkisi görülmeye başlayınca Akkaya Platformu ve buna benzer bazı gönüllüler, durumu kamuoyunun dikkatine sunmaya başladılar. Ne yazık ki 2002 yılında Niğde Valiliğinin raporunda da yer alan ve ileride toplum için büyük sıkıntılar yaratacağı belirtilen bu barajda istenen temizlik bir türlü gerçekleşmedi. Son yıllarda o hâle geldi ki insanlar artık kokusundan duydukları rahatsızlıkla ilgililere, yetkililere ulaşmaya çalıştılar.

Bu arada, Niğde’ye gelen her bakanımız verdiği sözle de bu barajın temizleneceğini ifade etti. Öyle ki Erdoğan Bayraktar geldiğinde, Niğdelilere “Siz bu kokuyla nasıl yaşıyorsunuz? Hâlâ Ankara’ya niye yürümediniz?” diye soracağı kadar vahim bir durum vardı. Bu barajın Niğde Üniversitesinin yanında, Niğde ile Bor arasında, yerleşim alanlarının tümünü içine alan bir bölgede atık merkezi durumuna gelmesi, 100 bin insanın sağlığını direkt ilgilendiren ve gelecekte de telafisi zor, olumsuz sonuçlara neden olacak bir durumdaydı. 2009’da, Veysel Bakanımız geldiğinde, bölgedeki durumu görüp buranın temizleneceği yönünde söz verdi. O günden bu yana, gelen her bakanımız yaptığı her açıklamada Akkaya Barajı’na gidiyor, “Bu barajı biz temizleyeceğiz.” diyor. Çevre Müdürlüğünün yayınladığı duyurularda ise bu barajın temizlenebilmesi için, barajın öncesinde, Niğde Belediyesinin arıtma tesisi dâhil, Bor’un, Niğde’nin, Fertek’in, Koyunlu’nun ve tamamen, bölgedeki atıkların Niğde’den, Bor’dan geçirilerek yapılacak büyük bir arıtmayla bu işin gerçekleşmesinin doğru olacağı belirtiliyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakanın açıklamaları ile müdürlük açıklamaları arasındaki çelişkinin dışında, ben milletvekili seçildikten sonra bakanımıza yazdığım yazılarda durumun geldiği olumsuzluğu göz önüne serdim ve burayla ilgili ne yapacağını sorduğumda, Niğde Belediyesinin arıtmasının düzenli çalışmadığını, bu nedenle de bu kirliliğin devam ettiğini, bölgede yapılan projelere rağmen sonuç alınamadığını belirtti. Bu anlamda, bu durumun incelenmesi ve araştırılması gerekiyor. Kurumlar arasındaki uyumsuzluk, söylenen ve verilen sözlerin bugüne kadar yerine getirilmemesi bölge halkı için büyük bir tehlike oluşturuyor. Yaz aylarında Niğde’ye gittiğiniz zaman kokudan gezemiyorsunuz ama Bor ilçesi ve çevresi daha büyük bir risk altında. Bizim çocukluğumuzda bu barajın suyunda insanlar yüzebiliyordu, sebzemizi, meyvemizi, bahçemizi biz bu sularla suluyorduk. O anlamda, geldiği durum vahim.

Bakınız, geçtiğimiz günlerde ben barajın son durumunu yerinde görmek için tekrar, bir kez daha gittim. Gördüğüm manzara gerçekten düşündürücüydü. Buradan çıkan sular yani barajdan çıktıktan sonra Bor’a, ovaya akan sular köpürüyor, rengi yeşile çalan sulardan bölgeye akan sağlıksız suyun görüntüsü ortaya çıkıyordu. İşin düşündürücü tarafı, 2005 yılında bölgeye flamingo ve dikkuyruk kuşları gibi 217 çeşit kuş gelmeye başladı. Bu hayvanların yaşam alanı olan buranın Ramsar Sözleşmesi’ne alındığı ve buranın kurtarılacağı belirtiliyordu. Yine, ben bakanımıza sorduğum soruda buranın böyle bir kapsama alınıp alınmadığını öğrenmek istediğimde, böyle bir kapsam içine de alınmadığı ortaya çıktı. Yani, burası kuş cenneti özelliğine sahip olmasına rağmen, bu bağlamda da bir çalışma yapılmamıştı.

Verilen sözlerin bugüne kadar gerçekleşmemiş olması, önerilen projelerin uygulamada sonuç vermemesi, projeler belirtildiği hâlde neticeye gidilmemesi düşündürücü. Örneğin, Niğde Belediyesinin mevcut arıtma tesisi yirmi yıl önce Cumhuriyet Halk Partili belediye döneminde yapılmıştı; o zaman nüfusun varlığı 50 bin düzeyindeyken bugün erdiği noktada arıtma tesisi yetersiz kalıyor. Bununla ilgili 2012 yılında Hollanda’dan alınan bir hibeyle buranın kapasitesinin geliştirilerek atık suyun istenen verimlilikte doğru alana sevk edilecek biçimde işlem yapıldığı belirtildi ama ne yazık ki bunun da böyle olmadığı ortaya çıktı.

Bölge genel yapısı itibarıyla atıkların akabilmesine müsait bir alan. Niğde Organize Sanayisinin arıtma tesisi var, Niğde Belediyesinin arıtma tesisi var; bölgede bulunan diğer kasabalar için arıtma tesisi yok. Ama, arıtma tesisleri dönem dönem bakıma alındığında, doğal olarak bu su gidip baraja akıyor ve atık sular aktıkça da baraj için yapılan çalışmalar da bir yerde boşa gidiyor çünkü dip çamurunun bir bölümü buradan alındı, sorunun çözümlendiği düşünüldü ama sorunun çözümlenmediği görüldü.

Şimdi, burada bir sorun daha var; geçmişte Akkaya Barajı’na, Kızılca Deresi’nin -ya da Tabakhane Deresi’nin- yanı sıra kaynak suları geliyordu. Son gittiğimde edindiğim bilgiye göre, artık, baraja yalnızca Niğde Belediyesine ait arıtmadan çıkan atık sular geliyor. Öyle olunca, bunun sağlık yönünden de ele alınması ve düşünülmesi gerekiyor. Bölge için, bu suyun yeniden değerlendirildikten sonra kapalı bir havzaya alınıp, onunla bölgenin dışına çıkarılıp, tam kapasiteli fiziksel ve kimyasal bir arıtmayı da sağlayacak biçimde gerçekleştirilmesi zorunlu ve ihtiyaçtır.

Bu nedenle, önerimizin tüm siyasi partilerimiz tarafından desteklenerek bölgede yapılanların yani on beş yıldır konuşulan, anlatılan çalışmaların da bütününün ele alınıp geleceğe yönelik hemen, acil bir çözüm üretilmesi gerekiyor.

Ben, sayın bakanla görüştüğüm zaman kendisi de ifade etti, buranın önemli olduğunu, temizlenmesi gerektiğini, projeler geliştirildiğini belirtti ama projelerin uygulanmasında sıkıntı var.

Onun için, bu yerin çözümünün bir Meclis araştırmasıyla her yönüyle ele alınıp sorunun bu şekilde değerlendirilmesini ve en az 100 bin insanı bugün için riske eden sorunun bir an önce giderilmesini diliyoruz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Doğal olarak -burada anlatım ifadesi olarak söyleyeyim- Niğde ile Bor arasında kot farkı var; Niğde’den gelen su baraja giriyor, yaklaşık Niğde’ye 6 kilometre, Bor’a 4 kilometre uzaklıkta ve burada toplanan sular, Bor’daki ovaya akıyor, aktığı yerde sebze, meyve bahçelerini suluyor. Onun için, geleceğe dönük de bir risk yaratıyor. Yer altı suyumuz tehlike altında, insanlarımızın sağlığı risk altında ama artık o hâle geldi ki koku, Bor’un dışında Niğde’ye de geri vurmaya başladı.

Bu bağlamda, bu sürecin doğru ele alınıp çözüm üretilmesinin, hem insanımız için hem çevremiz için hem doğamız için gerekli olduğuna inanıyorum. Bu anlamda sayın bakana yönelttiğim sorularda -konuyu her yönüyle ele alarak sorular yönelttim- öyle ki birinde “Kokuyu önledik.”, diğerinde ise “Sorun devam ediyor.” yanıtlarını aldım. Gördüm ki bakanlık düzeyinde de bu konuda yanıt yazanların konuya yeterince vâkıf olmadıkları açık. Bu nedenle, tüm siyasi partilerimizin kuracağı Meclis araştırması komisyonuyla -dediğim gibi- 100 bin insanı riske atan sorunun çözüme ereceğini düşünüyorum. Başka bir yerde, başka bir bölgede olsaydı bu sorunla ilgili yer yerinden oynardı.

Niğde’miz için de Meclisimizin soruna sahip çıkmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürer.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Şimşek.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, insan sağlığı ve doğayı tehdit ettiği ve çözümü konusunda on beş yıldır sonuç alınmadığı gerekçesiyle Akkaya Barajı hususunda vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. Başta Niğdeli hemşehrilerim olmak üzere bütün Türk milletinin de… Bozköylü şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Akkaya Barajı, Niğde’de Tabakhane Çayı üzerinde sulama amacıyla 1964-1967 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır -Niğde ile Bor arasında; Niğde merkeze 9, Bor merkeze 4 kilometre uzaklıkta- atık sular sebebiyle bitki ve canlı türlerinin yok olması sebebiyle bölge için büyük bir çevre sorunu hâline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de su kirliliğine sebep olan en büyük faktörlerden birisi sanayi faaliyetleri ve endüstriyel atıklardır. Sanayi atık sularının içerisinde bulunan ve yüksek zehirlilik oranına sahip kurşun, krom, cıva gibi maddeler insan sağlığı açısından büyük tehdit oluşturmaktadır. İnsan sağlığı ve ekosistemin korunması amacıyla su kaynaklarının endüstriyel atıklar tarafından kirletilmesini önlemek için gerekli yasal ve kurumsal altyapıların oluşturulması gerekmektedir. 2000 yılında kirlendiği saptanan ve balıkların ölmesi, canlı yaşamamasıyla gündeme gelen Akkaya Barajı için maalesef, bugüne kadar herhangi bir sonuç alınamamıştır.

Değerli milletvekilleri, Akkaya’nın kurtarılması için 2002 yılında Niğde Valiliği bu durumun vahimliğini defalarca dile getirmiştir. Sayısız bakanların, valilerin, siyasetçilerin demeçleri, açıklamaları, Niğde Üniversitesinde yapılan çalıştaylar ve yapılan onlarca toplantıya rağmen çözüm sağlanamamıştır. Akkaya Baraj Gölü hâlen sorun olmaya devam etmektedir. Suyun çıkış rengi yeşildir, köpürerek akmakta ve kokudan çevrede maalesef durulamamaktadır. Niğde Üniversitesi Bor ve Niğde yerleşkeleri, Niğde Organize Arıtma Tesisi barajdan yayılan kötü kokunun etkisi altında olduğu gibi, Bor ilçesi köy ve kasabaları da risk altındadır. 100 bini aşkın nüfusun yaşadığı bölge ciddi risk altındadır. 217 kuş türünün yaşadığı, uğrak yeri olduğu, ayrıca Ramsar Sözleşmesi kapsamına alınacağı söylenen bölgenin 2005 yılında önemli sulak alan olarak ilan edildiği duyurulsa da gereği yapılamamıştır.

Değerli milletvekilleri, on dört yıllık AKP hükûmeti döneminde çevre konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemiştir. Kıyılar betonlaştırılmış, küresel ısınma göz ardı edilmiş, tarım alanları ve mera alanları yok edilmiştir. Yenilenebilir enerji kaynakları yerine ise termik santraller tercih edilmiştir.

AKP Hükûmetinin çevre konusundaki başarısız politikalarından Mersin de nasibini almıştır. Mersin’in en önemli çevre sorunu Akkuyu Barajı’nın olduğu bölgede yaşanmaktadır. Ayrıca, sahilin en güzel yerindeki ormanlar talan edilip Silifke Yeşilovacık’ta deniz içerisinde çimento fabrikası kurulmuş, her 60 saniyede bu fabrikadan çıkan kamyonlar Yeşilovacık beldesinin içerisinden geçerek sahile ulaşmaktadır. Bu hem o yöre halkı için hem tarımla uğraşan vatandaşlarımız için büyük bir sıkıntı oluşturmaktadır. Bununla yetinmeyen AKP Hükûmetinin güzelim Mersin sahillerine 17 tane termik santral ruhsatı vermek istediği konuşulmaktadır. Bununla ilgili vermiş olduğumuz soruya henüz cevap verilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, konuşulması gereken bir başka konu ise kimi zaman sığınmacı, kimi zaman göçmen, kimi zaman da mülteci olarak adlandırılan ve şimdi de Türk vatandaşı olması konuşulan Suriyeliler meselesidir. Hükûmet, maalesef, 3 milyon mülteciyi barınma, yeme içme ve iş ortamını hazırlamadan ülkemize kabul etmiş ve bu birtakım sıkıntıları beraberinde getirmiştir.

Şöyle ki: Mersin’deki Suriyeli çocukların sebebiyet verdiği çevre sıkıntısından bahsetmek istiyorum. Bu çocukların motosikletlerin arkasına karavan yaparak bir büyükşehrin içerisinde gezerek şehre yakışmayacak şekilde çöp topladıkları, çöp kutularını ters çevirerek içindeki çöpleri sokaklara dağıttıkları tüm Mersin halkı tarafından bilinmektedir. 300 bin Suriyeliye ev sahipliği yapan Mersin halkı bu durumdan huzursuz olmaktadır. Bizim bu konuyu Çevre ve Şehircilik Bakanına sormamıza rağmen, bu konuda herhangi bir açıklama bugüne kadar yapılmamıştır.

Değerli milletvekilleri, çevre sorunlarının yanı sıra Mersin halkının tarımla ilgili sıkıntıları da mevcuttur. Mersin ve Adana’da buğday hasadı sona erip üreticide buğday kalmadıktan sonra buğday taban fiyatları açıklanmıştır. Dolu afeti dolayısıyla mağdur olan Mersin, Mezitli, Erdemli, Tarsus ve Tarsus’un Ulaş, Ashab-ı Kehf, Killik, Dörtler ve Yanıkkışla başta olmak üzere 33 köyündeki üzüm üreticilerinin tarım kredi ve zirai kredi borçlarının ertelenmesi gerekmektedir.

Seçim bölgem olan Mersin Tarsus, Türkiye’nin sofralık üzüm üretiminin yüzde 30’unu karşılamaktadır. 200 bin dönüm arazide 400 bin ton üzüm yetiştirilip bunun 30 bin tonu şaraplık üzüm olarak kullanılmaktadır. Geçen yıl 52 kuruştan alımı yapılan şaraplık üzüm bu yıl, maalesef, 47 kuruşa düşürülmüştür. Fiyatın daha da aşağıya çekileceği konuşulmaktadır. Kuraklık, dolu ve güneş yakması sonucu yüzde 40 üretim kaybı olmuş, bunun üzerine, Rusya kriziyle beraber çiftçi zor duruma düşmüştür.

Değerli milletvekilleri, Mersin’de Çamlıyayla Devlet Hastanesinde diyaliz ünitesi yoktur. Yazın 100 bin kişinin yaşadığı kentte diyaliz hastaları her gün 120 kilometre yol gidip gelmek zorunda kalmaktadırlar. Tarsus Devlet Hastanesinin temeli on dört yıldır atılamamıştır. Tarsus Devlet Hastanesinde şu anda -yerel medyadan girip bakabilirsiniz- insanlar hastaneye evlerinden vantilatör getiriyorlar hastaların odasına, vantilatörle geliyorlar. Hastalar, hasta sahiplerinin getirdiği vantilatörle hastanede kalıyorlar. “Sağlıkta çığır açtık.” diyoruz. Sizden önceki hükûmetler kırk sene önce Tarsus’a 2 tane devlet hastanesi yapmışlar ama maalesef, siz on dört yıldır çeşitli bahanelerle Tarsus Devlet Hastanesinin temelini bir türlü atamamaktasınız. Dün, yine, Tarsus Devlet Hastanesinde ambulans bulunamamıştır, 3’üncü kattan düşen bir çocuk saatlerce beklemiştir, bunun da görüntüleri yine Mersin medyası tarafından paylaşılmaktadır.

Çeşmeli-Taşucu arasındaki yarım saatlik yol yaz aylarında üç saate çıkmaktadır. Yazlığa giden her bir vatandaşımız bunun farkındadır ama maalesef, her seçim söz verip yapmadığınız Çeşmeli-Taşucu otoban yol bağlantısı hâlâ yapılamamıştır, kamulaştırma işlemlerine bile başlanmamıştır. Hükûmetin bölgede vermiş olduğu vaatlerini yerine getirmesini ve vatandaşlarımızın trafik çilesine son vermesini bekliyoruz.

Ayrıca, bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan Türkiye, 100 bin canlı hayvan ve binlerce ton et ithal etmektedir, Bosna-Hersek’te hayvancılığı kalkındırmak adına Bosna’dan 10 bin ton et ithal etmektedir. On beş yıllık iktidarınızda bu bir ayıp değil midir? Tarım ve hayvancılık olan bir ülkede bugün 100 bin canlı ithal ediliyorsa bu bir ayıp değil midir?

Ayrıca, dün, Sayın Cumhurbaşkanımızın Başdanışmanı Cemil Ertem’in et fiyatlarının önümüzdeki hafta 5-6 TL düşeceğini belirtmesini de manidar buluyoruz. Vatandaşlarımız soruyorlar: “Bu ülkede bir Tarım Bakanı yok mu? Ekonomi Bakanı ya da Başbakan yok mu? Et fiyatlarını bile Cumhurbaşkanı Başdanışmanı açıklıyorsa bu ülkenin bakanları ve Hükûmet üyeleri ne iş yapmaktadır?”

Tüm bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere Mersin Milletvekili Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Fırat.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Mersin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin çevreyle ilgili vermiş olduğu önerge hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum.

Tabii ki çevre çok mühim ama ondan çok daha mühim olan insan, eşrefimahlukat yani mahlukların en şereflisi olan insan; çevre de onun için, ekonomi de onun için, adalet de onun için, demokrasi de onun için, özgürlük de onun için. Dolayısıyla, aslında tartışmamız gereken şey insanımız, insanlık.

İnsanlığın mutlu olabilmesinin temel şartlarından birisi toplumu teşkil eden bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerindeki saygı, sevgi ve karşılıklı saygıya dayanan bir anlayış meselesi. Ülkeye baktığımızda bunu söyleyebilmek mümkün değil. Bu nedenle de ülkedeki insanların mutlu olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Araştırma şirketlerinin araştırmalarına gerek duymadan, bu ülkenin küçük bir örneği olan Türkiye Büyük Millet Meclisini buna örnek olarak alabiliriz. Neredeyse bu atmosfer, şu Genel Kurulun atmosferi benzin buharıyla dolu; en ufak bir konuşma, belli bir noktadan sonra birbirine karşı hakarete, birbirinin üstüne yürümeye ve birbirini dinlememe esasına dayanıyor. Aynı şey bütün Türkiye’de var. O zaman, çevreden önce “Bunu nasıl yok edebiliriz?” konusu üstünde hepimizin ama özellikle bu milletin temsilcileri olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok değerli üyeleri olarak bizlerin düşünmemiz gerekir.

Ben, konuyu biraz da başka yönüyle değerlendirmek istiyorum. Bilmem hatırlar mısınız, çocukluğumuz döneminde bir masal vardı, çok meşhur olan bir masaldır: “Fareli Köyün Kavalcısı” veya “Fareli Köyün Flütçüsü” aslında Alman kökenli bir masal ama içinde hakikaten bize örnek olabilecek birçok örneğin de bulunduğu bir masal. Ben onu aslında 21’inci yüzyıla, yani yüzyılımıza adapte ederek bir kez daha anlatmak istiyorum:

Bir büyük ülkede –Türkiye gibi büyük bir ülkede- fareler çoğalmış ve o hâle gelmiş ki artık, hakikaten çiftçi ürün alamaz olmuş, evlerin kilerlerindeki zahireler yok olmaya başlamış. Zenginlerin kasasına dadanmış o fareler hatta hazinenin, saraydaki hazinenin kasalarına dahi girip çok büyük bir sorun olunca padişah veya kral vezirlerini toplamış ve buna acilen bir çare bulmalarını istemiş. Veziriazam, yaptığı araştırmalar sonunda bir sihirbazın bulunduğunu ve bu sihirbazın fareleri yok edebileceği konusunda anlaştıklarını fakat bunun karşılığında da 30 bin altın istediğini söylemiş, başka çare kalmadığı için de kabul edilmiş. Bir süre sonra o sihirbaz gelmiş, flütünü çıkarmış, hakikaten sihirli bir müzikle bütün fareleri arkasına takmış ve bir uçuruma götürmüş, o fareleri uçurumdan aşağı uçurmuş. Sihirbaz dönmüş, “Ben görevimi yaptım, verin bakalım benim şu altınlarımı.” deyince, padişah bir kez daha toplamış bakanlar kurulunu ve yapılan müzakere sonunda şöyle bir karar çıkmış, demişler ki: “Nasıl olsa fareler gitti, o zaman bu parayı niye verelim? Hazinemiz boş, nasıl olsa vergiyle bu paraları topladık, hazinemizin o yok olan paralarının yerine koyalım.” ve sihirbaza bu paranın ödenemeyeceğini söylemişler. Sihirbaz bunun üzerine yine o sihirli flütünü çıkarmış, o nameleriyle yeniden çalmaya başlayınca o ülkenin halkı flütçünün peşine düşmüş ve yine o uçuruma, o farelerin düşürüldüğü uçuruma doğru halk arkasından gitmeye başlamış ve maalesef, o para ödenmediği için halkın büyük bir kesimi o uçurumdan uçarak yok olmuş. Geride kimler mi kalmış? Benim gibi duyma özürlüler kalmış çünkü onlar o sihirli flütün sesini duyamamışlar. Bir de kimler mi kalmış? Yürüme özürlüler kalmış çünkü takip edememişler.

Değerli arkadaşlar, aslında çözüm çok basit. Sayın Cumhurbaşkanımızın bir işareti var ya, hani daha evvel Rabia için yapıyordu, sonra değiştirdi, ayrı anlamlar yüklendi. Ben de aynı işareti yapıyorum ve “Çözüm budur.” diyorum. Çözüm demokrasi, çözüm özgürlük, çözüm adil bir adalet, çoğulculuk ve eşitlik. O zaman hakikaten bu benzin buharı ortadan kalkar; hem buradan kalkar hem bu ülkenin üstünden buhar kalkar; o zaman birbirimizi kardeşçe görmeye, birbirimizi daha iyi tanımaya başlarız. Peki, bunun aksi ne olur? Hani şu parmak var ya, o da tek adam. Bu ülkenin veya bütün ülkelerin tek bir felaketi olur, o da tek adamın iradesiyle o ülkenin idaresidir. Ümit ederim ki bu bir değil, bu dört kazanır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fırat.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ikinci ve son konuşmacı, Bursa Milletvekili Sayın Muhammet Müfit Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Aydın.

Buyurunuz.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

En son hatibimizi dinlerken, doğrusu bir iki konuya değinmeden bu konuya değinmek istemiyorum.

2002 yılından önce, yani AK PARTİ camiası henüz Türkiye'ye gelmeden önce çok ciddi bir şekilde sıkıntıların olduğunu kendisi çok iyi bilen bir hatibimiz ve fareden bahsederken benim başka bir örnek aklıma geldi, 2002’den önceki bir hadise fareyle bağlantılı nasıl bu hâle geldi?

Şimdi, çok samimi söylüyorum, benim küçüklüğümde rahmetli dedem Arapçayı bana öğretmek isterdi, bunun için de masal ve hikâye kitaplarıyla başlardık biz. Bir hikâyeyi hiç unutmuyorum. Kısaca Arapçasını da o zamanlar ezberlemiştim. Diyor ki: “…” (X) İki tane kedi bir parça peynir çalıyorlar ve bunu tilkiye götürüyorlar, “Bunu adil bir şekilde bize iki eşit parçaya bölüştür.” diyorlar. Tilki “Başüstüne.” deyip, iki parçayı, bir parça çok büyük, bir parça çok küçük teraziye koyuyor. Büyük parça hâliyle ağır geliyor, tilki bundan yiyor; öyle bir seviyeye geliyor ki diğeri bu sefer büyük kalınca bunu yiyor; bir ondan, bir ondan, kediler bakıyorlar ki bu peynir bitecek. Diyorlar ki: “Biz hakkımıza razıyız.” Diyor ki: “Siz razı olsanız da adalet razı olmaz. Ben eşit bir şekilde size bölüştürmek mecburiyetindeyim.” Bu, 2002’den önceki mantıktı. Halkın tümünün istifade etmediği, adaletin gerçekten tecelli etmediği bir ülke; bunu çok samimi bir şekilde söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, Sakarya’da on yıl Çevre ve Orman Müdürlüğü yaptım. Bununla bağlantılı bir tek şey söyleyip konuya gireceğim. Bana siz “On yılda Sakarya’da en fazla ne iş yaptınız?” diye sorarsanız, ben hastane köşelerinde hastalığından dolayı iyileşip çıkamayan hastaları kurtarmak için giden, cenazelerini alamayan insanların imdadına giden bir görev ifa ettim. Hakikaten çok sıkıntılı bir süreç vardı Türkiye Cumhuriyetinde. Bunları hepimiz yaşadık. Zaman zaman hakikaten bu muhasebeyi beraber yapalım. Ne olursunuz, bu Meclisin içinde hepimizin birbirimizi anlayabileceği, biraz önceki saygıdeğer hatibin söylediği, efendim, bu gerginliklerin oluşmadığı, birbirimize doğru ve iyi bir şekilde bu ülkeyi yönetebilecek doğru mantıkların… Ben muhalefeti son derece önemsiyorum ve iktidarın yapacağı yanlışların önüne geçebilecek en önemli unsur olduğunu biliyorum ama biz aylardır bunu hakikaten görmemeye başladık. Ben bundan dolayı üzüntülerimi özellikle arz ediyorum.

Efendim, şimdi, konuya girelim. Gündemimiz, Niğde’de Akkaya Barajı’yla alakalı konu. Burada bizim grup başkan vekilimiz diğer grup başkan vekilleriyle beraber bir konuşma yapmışlar. Ben konuşma metnini kısaca okuyacağım, ondan sonra anlatacağım. Diyor ki AK PARTİ Grup Başkan Vekili Mehmet Muş: “Bizim grup önerimiz yok fakat şöyle bir şey yapabiliriz: Eğer buradaki arkadaşlar da bu yönde kanaat belirtirlerse… Az önce ben CHP’nin temsilcisiyle de görüştüm. Sizinle görüşemedik başladığı için toplantı. Hanımefendiyle bir kanaat paylaşalım. Yani, CHP’nin getirmiş olduğu, bu Akkaya Barajı’yla alakalı olan meselede bu noktada böyle bir komisyon kurulabilir. Bunun kurulması noktasında da düşüncemiz var.” Biz bu komisyonu oluşturmuş olsaydık, çok daha samimi bir şekilde gidip alanda bu tespiti yapmış olsaydık, çok samimi söylüyorum değerli arkadaşlar, çok daha manalı olacaktı, bugün konuşabileceğimiz, ifade edebileceğimiz çok daha mantıklı şeyler ortaya çıkacaktı. Fakat biz bu yolu, maalesef, tatbik etmedik. Ne yapmışız? Niğde milletvekilimizin biraz önceki konuşmasını ben kısaca söyleyeyim: “2000 yılında burada balık ölümleri gerçekleşti.” diyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - 2000’li yıllarda, 2013’te.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) - “2002 yılında da bu barajın tamamen kirli olduğu tespit edildi.” Söylemler bu. Yani, AK PARTİ o dönem yok ve bu kirlilik, balık ölümleri gerçekleşmiş ve 2002 yılında da tamamen kirli olduğu net bir şekilde ortaya çıkmış.

Şimdi, buna rağmen AK PARTİ’nin 2002’den bu yana çevreye duyarlılığını ben çok örnek vermek suretiyle anlatabilirim ama, değerli milletvekilleri, bütün samimiyetimle ifade edeyim: Bu dönem içinde çevreye verilen değerin daha önceki dönemlerde hiç verilmediğini de gören bir kardeşinizim burada, bunu çok samimi bir şekilde söylüyorum. Çevreye verilen tahribatın verilmeden önce önlenmesi en önemli mantıktır. Siz eğer çevre kirliliği oluşmadan önce tedbirlerinizi alırsanız, o Akkaya Barajı’nı daha önce kirletmemiş olsaydık, onun önlemleri alınmış olsaydı bugün bu maliyetler belki ortaya çıkmayacaktı.

Akkaya Barajı’yla ilgili olarak kısaca böyle birkaç bilgi arz edeyim.

Amacı: Sulama ve taşkın. Havzası: Konya Kapalı Havzası. İşletmeye açıldığı yıl: 1967. Sulama 1974’te başlamış. Su kaynağı: Tabakhane ve Uzandı Dereleri. Yağış alanı: 484,9 kilometrekarelik bir alan. Yıllık emniyetli verim: 40 milyon 400 bin. Tipi: Toprak dolgu şeklinde. Aktif hacmi: 5 milyon 200 bin metreküp. Göl yüzeyi 1,4 kilometrekare.

Şimdi, Devlet Su İşleri Müdürlüğü Raporu’na göre 2000-2009 yılları arasında Uzandı Deresi’nde yıllık su miktarının 2 milyon ile 3 milyon metreküp arasında değiştiği görülmekte olup bu suyun yaklaşık olarak 1,5 milyon metreküpünün kış aylarında Akkaya Barajı’na geldiği tahmin edilmektedir. Sulama mevsiminde Uzandı Deresi’nden baraja su gelmemektedir çünkü sulama suyu olarak kullanılmaktadır. İşletmeye alındıktan sonra tarımda yoğun su kullanımı ve son yıllardaki küresel ısınmanın etkileriyle baraja gelen temiz su miktarı önemli miktarda azalmış ve atık su miktarı ise artmıştır. Özellikle yaz aylarında Niğde Çayı’nın suyu iyice kurumakta ve baraja sadece Niğde şehrinin atık suyu gelmektedir. 2007-2012 yıllarında ilkbahar ayları haricinde, iklimsel nedenlerden dolayı, baraja gelen su miktarının çok azaldığı görülmektedir. Özellikle 2004 ile 2008 yılları arasında İç Anadolu’da yaşanan kuraklık nedeniyle temiz su kaynaklarında oldukça önemli miktarda daralma olduğu, bu yıllarda Akkaya Barajı’na neredeyse sadece Niğde şehrinin arıtılmamış atık sularının verildiği görülmektedir.

Akkaya Barajı gölünün su kalitesi 4’üncü sınıf olarak tespit edilmiştir. Burada bir kirlilik söz konusu. Niğde milletvekillerimizin, AK PARTİ milletvekillerimizin bu konuda yapmış oldukları tespitleri, gittiklerini, uğraşlarını, hepsini ben yakinen gördüm. Burada Devlet Su İşlerinin özellikle OSB ve evsel atıklardan kaynaklanan Niğde atık sularının bertarafı için bir çalışması devam ediyor. Zannediyorum 2017 yılında bu, ihaleye de çıkmış. Bu ihale neticesinde de…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yanlış yapıyorlar, yanlış. O yapılan çalışma da yanlış, o gene sorun yaratacak.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Yok, yok. Bak, ben bir şey arz edeyim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 2014’te de yapıldı, 2015’te de, 2016’da da; o da yanlış.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Bak, mekanik arıtma tesisi için 23 milyon liralık, tüm yerleşim yerlerinden kapalı sistemde döşenecek boru hattı için de 20 milyon liralık bir…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – O çözüm değil, gene o sorun devam edecek.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Yani “O çözüm değil.” demek bu meseleyi çözmez. Bunu teknik elemanlar…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – On beş yılda hepsi denendi. Gelen her bakan orada açık biçimde “Burası bir an önce kurtulsun.” dedi.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Ben bir şey daha söyleyeyim: Mevcut olarak, 2 milyon lira harcanarak dip suyu, dip çamuru temizlendi bunun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Geri doldu.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Evet, bunu biliyorsunuz. Bu dip çamurlarının gelmemesi için şimdi önlemler alınmaya çalışılmış. Bu projede benim gördüğüm kadarıyla, DSİ’yle yaptığım görüşmede bu proje kapsamında bundan sonra dip çamurlarının oluşmaması için ve kirli suların sadece arıtılması için bir sistem oluşturulmuş. Doğrusunu isterseniz, ben bunun başarılı olacağına inanıyorum. Kendim çevreciyim, bu konuyla alakalı olarak da hakikaten bunu önemsedim çünkü Niğde milletvekillerimiz de bunu çok önemsiyorlar, oradaki o sıkıntıyı onlara da söylüyorlar. Zaten grup başkan vekilimizin dünkü meselesi belki buydu, arkadaşlarla bir komisyon marifetiyle gidelim, oradaki tespitimizi irdeleyelim, DSİ’nin mi eksiği var, belediyenin mi eksiği var, kimin eksiği varsa tespit edelim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) - …ondan sonra bu bütün meseleyi çözelim. Yani bu mesele doğrusu dün eğer çözülmüş olsaydı veya Mehmet Muş kardeşimizin söylemiyle çözülseydi çok daha mantıklı olacaktı.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Ancak bir yoklama talebi var, yoklama talebini gerçekleştireceğiz.

Sayın Özel, Sayın Gök, Sayın Basmacı, Sayın Gürer, Sayın Çam, Sayın Tamaylıgil, Sayın Türkmen, Sayın Engin, Sayın Hürriyet, Sayın Arslan, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Özdiş, Sayın Sındır, Sayın Zeybek, Sayın Balbay, Sayın Özdemir, Sayın Emir, Sayın Kayışoğlu, Sayın Yüceer, Sayın Usluer.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, isimlerini okuyacağım sayın milletvekillerini lütfen görmek istiyorum.

Sayın Harun Karacan? Yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayı var mı yok mu?

BAŞKAN – Yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O zaman okumanıza gerek yok.

BAŞKAN - Sayın Elitaş, bir kişi eksik, ben kendimi sayacağım, o yüzden bunları kontrol etmek durumundayım.

Sayın Harun Karacan, Eskişehir? Yok.

Zeyid Aslan? Burada.

Bir kişi yok gerçi, okumaya gerek yok.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.22

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve arkadaşları tarafından, Akkaya Barajı’nın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 16/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Temmuz 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.42

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.59

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan 4’üncü maddesi kabul edilmişti.

5’inci madde üzerinde üç önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinde yer alan “Konkordatonun tasdiki yargılaması” ibaresinden sonra gelmek üzere “verilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Kalaycı                        Erhan Usta                         Mehmet Günal

               Konya                                Samsun                                Antalya

          Erkan Akçay                      Mehmet Erdoğan               Ahmet Kenan Tanrıkulu

              Manisa                                 Muğla                                  İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Aykut Erdoğdu                    Zekeriya Temizel                      Kazım Arslan

             İstanbul                                 İzmir                                 Denizli

            Musa Çam                         Lale Karabıyık                      Utku Çakırözer

               İzmir                                  Bursa                                Eskişehir

MADDE 5 – 2004 sayılı Kanunun 287 nci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Konkordatonun tasdiki yargılaması süre içinde bitirilememişse asliye ticaret mahkemesi, komiserin gerekçeli raporunu da dikkate alarak, sürenin bitiminden sonraki dönem için geçerli olmak üzere borçluya karşı evvelce başlatılmış olan takiplerin durdurulmasına veya borçluya karşı yeni takip yapılmamasına karar verebilir.”

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutacağım ancak önerge geri çekilmiştir.

En son okuttuğum önergeyi işleme alıyorum.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili ve bazı kanunların değiştirilmesine yönelik olarak hazırlanmış bulunan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanunun başlığı çok güzel fakat içeriğine baktığımız zaman o kadar farklı konuları içeriyor ki tam bir torba yasa. Yani sanayiciye, yatırımcıya, ihracatçıya gerçek anlamda destek veren, onun hevesini artıran, onun yatırım yapması için cazip bir konuyu ortaya getiren bir yasa tasarısının olmadığını görüyoruz. Onun için, içinde neler var? Çek Kanunu’yla ilgili konu var, prim borcunun ertelenmesi var, iflasın ertelenmesi var, ihracatçıya yeşil pasaport verilmesi var, SSK Kanunu’nda değişiklikler, bireysel emeklilik ve bunun dışında da en önemlisi, varlık barışıyla ilgili bir düzenleme var ki gerçek anlamda bu yasanın belkemiğini teşkil ediyor, önemli bir konu olarak ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, gerçek anlamda yatırımı teşvik etmek istiyorsak, yatırımcının hevesini artırmak istiyorsak, yatırımcının sadece harçlarda, KDV istisnalarında, damga vergisinde yapacağımız değişikliklerle hevesini artırmak değil; gerçek anlamda onun yatırım yapmasına olanak sağlayacak bir altyapının, imkânların sağlanması lazım ki yeni bir yatırımcının heves ederek yatırım yapması ve ülke ekonomisine katkı yapacak çalışmaları ortaya koyabilmesi gerekiyor. Maalesef, bu yasada bunu göremiyoruz. Geçmişte birçok teşvik yasaları yapıldı. Gerçek anlamda bu teşvik yasaları Türkiye'nin kalkınmasına, Türkiye’de yatırımın yapılmasına ve Türkiye’de üretimin artırılmasına, ihracatın artırılmasına çok olanak sağlayan yasal düzenlemelerdi. Maalesef, bu yasal düzenlemede bunu göremiyoruz.

Şimdi, yatırım iki şekilde gerçekleşir: Birincisi, sıfırdan bir hevesle, bir istekle yatırım yapan bir yatırımcıyla, sanayiciyle; bir de mevcut yatırımını büyütmek isteyen, genişletmek isteyen -ama para kazanmışsa, iş yapabilmişse, üretimini artırabilmişse- daha büyüyüp daha geniş anlamda sanayicilik yapabilen, üretim yapabilen bir noktaya taşımak isteyenlerle. Ama bugün böyle bir ortamın olmaması sebebiyle ve ülkenin içinde gerçek anlamda bir barışın, huzurun olmaması, güvenliğin olmaması sebebiyle hiçbir yatırımcının böyle kuşkulu, böyle puslu bir hava içinde yatırım yapma olanağı yoktur. Sayın Bakanım, öncelikle Hükûmetinizin, iktidarın özellikle ülkede güvenliği sağlaması ve Türkiye’nin imajını da düzeltmesi gerekiyor. Bunu yapmadığınız sürece ne içte yatırımcı bir yatırım yapacaktır ne de dışarıdan doğrudan yatırım yapmak üzere yatırımcı gelecektir. Diyorsunuz ki: “Dışarıdan çok yatırımcı geldi, para geldi.” Maalesef, bu parayı göremiyoruz, bu sıcak paradır. Gelen paranın doğrudan ekonomiye katkı yaptığı, yatırıma yönlendirdiği, istihdamı artırdığı, ihracatı artırdığı yönünde herhangi bir bulgu ortada yoktur. O nedenle bu alanlarda çalışma yapmanın ve sanayicinin, yatırımcının önünü açmanın çaresine mutlaka bakmak zorundayız.

Yasa maddesinin düzenlemesinde iflas ertelemesinin özellikle çok suistimal edilmesi sebebiyle bir düzenleme getiriliyor, bunu olumlu buluyoruz ve bunun yanı sıra da konkordato eğiliminin ve isteğinin artması yönünde de konkordato müddetinin bitiminde -eğer tasdikine kadar yetişmemişse- ek bir sürenin verilerek konkordatonun işlemesi noktasında da bir düzenlemenin yapılmış olması da olumludur diye söylemek istiyorum. Sözlerimi bu şekilde bitiriyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinde yer alan “Konkordatonun tasdiki yargılaması” ibaresinden sonra gelmek üzere “verilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 5’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 17 Temmuz 2003 yılında 4949 sayılı Kanun’la bugün görüştüğümüz tasarının 5’inci maddesinde aynen yapıldığı gibi 2004 sayılı Kanun’un 287’nci maddesi değişti. Bir sürü kanun adı ve maddesi saydım arka arkaya. Özellikle şunun için bunu saydım: İktidarın kanun yapımındaki öngörüsüzlüğü nedeniyle bugün tekrar 2004 sayılı Kanun’un 287’nci maddesi bu getirilen tasarıyla değiştirilmek isteniyor.

Sayın milletvekilleri, eğer on dört yıldır gerçekten Türkiye ekonomisinde bir bahar havası, verimli ve sağlıklı bir yatırım ortamı olsaydı bugün, iddia edildiği gibi hem gecikmiş hem de oldukça yetersiz kalan bu tasarıya da ihtiyaç olmaz ve karşımıza getirilmezdi.

Şimdi, birkaç tane uluslararası göstergeyle Türkiye’nin mukayesesini yapalım isterseniz: Türkiye’ye uluslararası doğrudan yatırım girişleri bu yıl 2016’nın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53 bir düşüşle 2 milyar dolar olmuştur, sadece 2 milyar dolar. Bunun da 1 milyar doları yeni yatırım ve istihdam yaratmaktan değil, yabancıların ülkemizden gayrimenkul alımından kaynaklanmıştır yani sadece arsa, emlak ve buna benzer el değiştirme sonucunda oluşan bir şeydir. On dört yıldır her çeşit ekonomik değeri satılan bu güzel ülkenin, Türkiye’mizin ihtiyacı olan sıcak paraya artık satabilecek pek fazla değer de sayenizde ortada kalmamıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, birkaç tane daha bir başka göstergeyle vaktinizi almak istiyorum. Yine, Dünya Ekonomik Forumunun Küresel Rekabet Endeksi’nde Türkiye’nin 6 basamak gerileyerek 51’inci sıraya indiğini görüyoruz bu sene için. Bir başka kurum Uluslararası Şeffaflık Örgütü, Yolsuzluk Algısı Endeksi yapıyor her sene. Burada da gene 5 sıra gerileyerek 66’ncı sıraya düşmüş. Ama, her şeyden önemlisi -bu son söyleyeceğim mukayese belki sizlerin dikkatini cezbedecektir- Küresel Finansal Dürüstlük Örgütü Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteriyor; bunun yaptığı bir çalışmaya göre, geçtiğimiz yıl kara para aklamada Türkiye 145 ülke arasında 26’ncı sırada yer almış. Maalesef, bu göstergeler Türkiye’nin bulunduğu üzücü konumu daha da belirgin hâle getiriyor.

Şimdi, bu konuştuğumuz yatırım ortamıyla ilgili olarak, saygıdeğer milletvekilleri, benim de içinde onurla görev yaptığım, 57’nci Hükûmet döneminde oluşturulan Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu -ki o zaman oluşturulmuştu- 2015-2016 yılında kamuoyuna bir eylem planı açıkladı ve bu eylem planı, tıpkı 64’üncü Hükûmet Programı’nda da milletimize vadedilen ve maalesef, altı aylık reformların hâlâ yapılamaması gibi hayata geçirilemeyen birtakım planlarla karşımıza çıktı. Şimdi, Türkiye’de eğer yatırım ortamının iyileştirilmesi son derece elzemse -ki böyle bir ihtiyaç ortada- o zaman, bu tasarıda birtakım yeni düzenlemelerin, yeni getirilecek olan hükümlerin acilen yerine getirilmesi beklenirdi ama maalesef karşımıza böyle bir şey getirilmedi.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu alanda reformist bir anlayış olmasını istiyoruz ve bekliyoruz. Tekrar verimliliği elde etmeye yönelik bu iflas politikalarının gözden geçirilmesi ve her büyüklükteki -ama sadece KOBİ’ler veya büyük işletmeler değil, mikroişletmeleri de içine alacak şekilde- tüzel kişiliklerin yaşatılması için elden gelen politikaların da yapılmasını istiyoruz değerli milletvekilleri. Bu yüzden, daha kapsamlı, ayakları yere basan, girişimci ve yatırımcılarımızı heyecanlandıracak, yeni yatırım ve risk iştahlarını kabartacak olan ve onlara gerçek anlamda rekabet üstünlüğü sağlayacak olan düzenlemeleri eğer huzura getirirseniz canı gönülden destekleyeceğimizi vadediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Karacan’ın 60’a göre bir söz talebi var, bir açıklama yapma gereği duyuyor.

Buyurunuz Sayın Karacan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Eskişehir Milletvekili Harun Karacan’ın, Eskişehir’in bir ilçesinde çıkan orman yangınıyla ilgili görüşme yapması nedeniyle Genel Kurulda bulunamadığına ilişkin açıklaması

HARUN KARACAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli Genel Kurul; biraz evvel ismim okunmuştu Genel Kurulda. Eskişehir’de bir ilçemizde orman yangını çıktı. Bununla ilgili ben Bakanlık ve o ilçeyle görüşmede bulunuyordum. Onun için Genel Kuruldayken dışarıya çıkmıştım bahçeye. Genel Kurulda olamadığım için özür dilerim. Kayıtlara geçsin efendim.

BAŞKAN – Yani, oylama sırasında imzanızı atıp pusulayı bıraktınız ve ondan sonra çıktınız, orman yangınıyla ilgili telefon görüşmesi yaptınız sanırım.

HARUN KARACAN (Eskişehir) – Evet efendim.

BAŞKAN – Tamam, konu anlaşılmıştır.

HARUN KARACAN (Eskişehir) – Peki, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.32

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.32

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon burada.

Hükûmet burada.

6’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde yer alan “atanan” ibaresinin “atanmış” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                 Erhan Usta                                  Mehmet Günal

                   Konya                                          Samsun                                         Antalya

               Erkan Akçay                                Mehmet Parsak                             Mehmet Erdoğan

                   Manisa                                    Afyonkarahisar                                     Muğla

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

            Zekeriya Temizel                             Utku Çakırözer                               Lale Karabıyık

                    İzmir                                          Eskişehir                                          Bursa

                Musa Çam                                  Aykut Erdoğdu                           Elif Doğan Türkmen

                    İzmir                                           İstanbul                                          Adana

MADDE 6- 2004 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 12- Bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen hükümler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan iflasın ertelenmesi talepleri hakkında uygulanır.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce verilmiş iflasın ertelenmesi kararına dayanılarak yapılan uzatma talebi hakkında verilecek karar da iflasın ertelenmesi talebi hakkında verilmiş karara ilişkin kanun yoluna tabidir.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte derdest olan dosyalarda kayyım olarak atanan kişiler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlıklarına bildirilir. Üçten fazla dosyada görevi devam eden kayyımlara yeni görev verilmez.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Elif Doğan Türkmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla -ve varlık barışı adı altında- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Tasarı’nın 6’ncı maddesi üzerinde verilen önerge hakkında söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu olan partiler güzel bir çalışmaya imza attılar, geçici 2’nci maddenin geri çekilmesini hep birlikte kabul ettiler. Bu nedenle, Türkiye’ye, 79 milyona doğru bir mesaj verildiği için, bu çalışmaya imza atan başta grup yöneticileri olmak üzere tüm milletvekili arkadaşlara teşekkür ediyorum. Ancak, bugün geri çekilmesi demek, on gün sonra, on beş gün sonra ya da daha sonra böyle bir tasarının yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmemesi demek değil. Bu nedenle bu konudaki çekincelerimiz hâlen devam ediyor ve bu çekincelerimizi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet tasarıya hangi ismi verirse versin, sonucunda bu tasarı saray ve saray yandaşlarına hizmet edecek bir tasarıdır. Bu amaç, ne kadar gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın, ayan beyan ortadadır. Bu ülkenin ortak aklı ve vicdanıyla alay etmeden bazı şeyleri doğru isimlendirmek gerekir. Bu tasarı, geri çekilen geçici 2’nci madde AKP’nin bazı konularda kayıt dışı paralarının, kara paralarının yeniden aklanmasını sağlayacak bir çalışmadır.

Ancak, şunu bilmeliyiz ki bir ülkede yatırım yapmanın tek ve biricik yolu, önce hukuk, bağımsız yargı, tarafsız yargı, kişiye, şirkete, adamına göre yapılmayacak düzenleme demektir. Bunların olmadığı ortamlarda hiçbir zaman uluslararası yatırımların gelme şansı yoktur. Türkiye’de bugün yaşadığımız hukuki ortamda hiç kimsenin, hiçbir kuruluşun hukuki güvenliği olmadığı açıktır. Son birkaç ay içerisinde Hükûmetin ve sarayın yandaş olmayan birtakım şirketleri kayyum eliyle batırması bunun açık ve net bir göstergesidir. Ülkede hem bireysel hem ekonomik özgürlüklerin giderek ayaklar altına alındığı bir süreç yaşanmaktadır. Yandaş olmayan şirketlere yapılan bu uygulamanın farklı bir boyutunu yandaş olan şirketlerin ciddi vergi borçlarının ve vergi cezalarının silinmesiyle görmekteyiz. Bütün bunların nedeni saraydakinin egosunun tatmin edilmesidir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye son yıllarda kara para aklayan ülkeler içerisinde çok ciddi anlamda basamaklar atlıyor. 2004-2013’le ilgili, 145 ülke arasında 2012’de 26’ncı sırada olan 2013’te 12’nci sıraya geldi ve 14 basamak birden atladı. Şöyle bir 2013’e dönüp baktığımızda, 17-25 Aralığı görüyoruz. Bu konuda uluslararası araştırma yapan ve istatistik düzenleyen firmanın söyleminde, açıkça ve net, Türkiye’den 2013 yılında 27 milyar dolar civarında kara paranın yurt dışına çıktığına dair veriler var ve bütün, on yıl içerisinde de 145 milyar dolar civarında bir para yurt dışına gitmiş ve bu paranın kara para olduğu söyleniyor. İşte 145 doları düşündüğümüzde, böyle bir kanun tasarısının niçin Meclise geldiğini açık ve net görüyoruz. Bunun adı varlık barışı değildir, bunun tek adı vardır, yurt dışına bir biçimiyle çıkarılan bu kara paraların yeniden Türkiye’ye gelmesi ve aklanmasıdır. Zaten, tüm dünyada yazan “Panama Papers” vakasını incelediğimizde bugün Meclisteki bu yasa tasarısının da amacı açık ve net ortadadır. Bu nedenle, böyle bir tasarı ne zaman Meclise gelirse Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun karşısında duracağız ve 79 milyonun hakkını burada aramaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkmen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde yer alan “atanan” ibaresinin “atanmış” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Parsak (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak… (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 6’ncı maddesine dair olarak vermiş olduğumuz önergemiz hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Gazi Meclisi saygılarımla selamlarım.

Saygıdeğer milletvekilleri, tasarının bu 6’ncı maddesiyle birinci olarak, İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan bu değişikliklerin yürürlük tarihinden sonra yapılan iflas erteleme talepleri hakkında uygulanması; ikinci olarak, derdest olan dosyalarda kayyum olarak atanan kişilerin on gün içinde adli yargı adalet komisyonuna bildirilmesi; üçüncü olarak da, üçten fazla dosyada görevi devam eden kayyumlara yeni görev verilmemesi öngörülmektedir.

Dün, yine, bu kanunun müzakereleri esnasında 2’nci madde çerçevesinde yaptığım konuşmada da belirttiğim gibi, iflas erteleme müessesesi, AKP iktidarı döneminde 2003 yılında ödemede zorluk çeken şirketlerin ve kooperatiflerin bu durumda üzerine gelen özellikle bankalar ve finans kuruluşlarının baskılarından kurtulabilmesi için, onları zor durumdan kurtarmak için getirilmiş bir düzenleme olmakla birlikte ne yazık ki özellikle piyasada bu müessesenin suistimal edilmesi sonucunda -dün de pek çok hatip etti- şimdiye kadar binlerce şirketin iflas erteleme talebi ve bunların önemli bir çoğunluğunun da iflas erteleme talebinin kabulüyle neticelenmiş. Bu yönüyle de bir taraftan doğru sonuçlar doğurmakla birlikte, öbür taraftan da ne yazık ki bu müessesenin sıkça istismar edilmesinden dolayı birilerinin, bazı firmaların iflas erteleme müessesesini istismar etmesi suretiyle âdeta bunu bir borç ödememe aracı olarak kullanmasıyla sonuçlanmış durumda.

Şimdi, bir benzetme yaparsak: Bir hasta var ve gerçekten canıyla boğuşuyor. O anlamda, biz, bu hastayı hayata döndürmeye gayret etmek durumundayken daha şimdiden morgunu tespit ediyoruz, daha şimdiden cenaze namazını nerede kılacağız diye camisini tespit ediyoruz; böyle bir durumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, ekonomimiz ne yazık ki içi hava dolu bir balon gibi ve bu anlamda firmalarımız gerçekten zor durumdalar.

Dün de ifade ettim, Türkiye’de ilk 500’de yer alan pek çok firmamız ne yazık ki özellikle yıllardır ödemelerini düzgün, dürüst bir şekilde yapıyor olmalarına rağmen ekonomik koşullardaki sıkıntılardan dolayı, iktidarın yanlış ekonomik, sosyal, siyasi ve dış politik stratejilerinden ve siyasetinden dolayı zor durumda kalmak suretiyle bu müesseseye müracaat etmek zorunda kalıyorlar. Burada, bizim için önemli olan ve özellikle altını çizerek vurguladığımız husus şu: İktidar partisi iflas erteleme müessesine ilişkin bu düzenlemeleri yaparken bir taraftan gerçekten zor durumda olan, dolayısıyla, iflas erteleme talebi sayesinde ekonomik varlığını ve devamlılığını sürdürebilecek durumda olan şirketleri, kooperatifleri korumak suretiyle onların üzerine âdeta üşüşen başta bankalar olmak üzere finans kurumlarının bu gaddarlıklarından korumaya çalışmalı elbette ama diğer taraftan da bunu istismar eden şirketlerin, bunu istismar eden kooperatiflerin böyle bir iflas erteleme talebini mahkemenin kabul yönünde karara bağlamasıyla birlikte onun ticari etkileşim içinde bulunduğu onlarca, yüzlerce firmanın, dürüst hareket eden, güven ilkesine dayalı hareket eden, basiretli bir tacir gibi hareket eden ama piyasa koşullarından dolayı zor durumda bulunan şirketlerin de bu çerçevede onlardan dolayı kendilerinin iflas erteleme talep edecek durumlara; dolayısıyla, bu çerçevede, mağdur olmalarına yol açacak durumlara gelmesini engelleyecek tedbirlerin de ikisini aynı anda almak durumunda yani bunların tamamı, işin açıkçası, istihdam üreten, katma değer üreten, ekmek veren şirketler. Bunu istismar eden ile bunu gerçekten kullanmak durumunda olan iki ayrı firmayı aynı muameleye tabi tutmak hakkaniyetli, adaletli bir durum değil. Dolayısıyla, iktidarı elinde bulunduran siyasi parti bu konuda furkan olmak durumunda, hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmak durumunda.

Bu çerçevede, vermiş olduğumuz önergemizin kabulünü talep ediyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                              Lale Karabıyık

                  İstanbul                                           İzmir                                             Bursa

          Mehmet Bekaroğlu                               Musa Çam                                  Utku Çakırözer

                  İstanbul                                           İzmir                                          Eskişehir

              Mahmut Tanal

                  İstanbul

MADDE 7- 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun 14 üncü maddesinin (A) bendine aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

“Vakıf üniversiteleri öğretim üyeleri, 20 yıldan çok Türkiye Barolar Birliğine kayıtlı olan avukatlar ve yıllık ortalama ihracat değerlerine göre yapılan sınıflandırmada; son üç yılda yıllık ortalama ihracat tutarı Bakanlar Kurulunun belirleyeceği değerin üzerinde olan firma yetkililerine, Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile; Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmamaları kaydıyla, Bakanlar Kurulunca belirlenen esaslara göre yirmi dört ay süreyle hususi damgalı pasaport verilebilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, buradaki önergemiz şu: Biliyorsunuz, Türkiye'de on yedi yıl kamu görevi yapan memurların yeşil pasaport alma hakkı var ve on yedi yıl kamu personeli olan, adliyede bulunan kâtipten tutun üst dereceye kadar yükselmiş olan müdürüne kadar bunu alırken, yirmi yıl avukatlık yapmış olan birisinin yeşil pasaportu yok. Gerçekten, yurt dışındaki avukatların statüsüyle Türkiye'deki avukatların statüsü arasında, hani, Avrupa Birliğine hep uyum çerçevesinde girmeye çalıştığımız bu ülkeler arasında bir uyumsuzluk var. Nedir?

Bu uyumsuzluğun giderilmesi açısından, Türkiye Barolar Birliğine en az yirmi yıl kayıtlı olan, avukatlık yapmış olan kişilere de yeşil pasaportun verilmesi yönünde önergeyi verdik. Bunun yararı nedir veya hangi zaruretten, hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Takdir edersiniz, artık bu küresel dünyada, şirketlerin, hem Türkiye'de hem Avrupa’da iç içe olması nedeniyle, ister istemez mesleklerinin ifası için avukatların seyahat etmesi de elzem olmuştur. Nasıl burada ticaret erbabı için böyle bir teklifi getiriyorsak, buna ilave olarak, hem üniversitelerde, vakıf üniversitelerinde bulunan öğretim üyeleri hem de avukatlar için bu gerekiyor. Bunu tanımamak, hakikaten “Emek nimet karşılığıdır.” ilkesine de bir aykırılık teşkil etmektedir. Ben dilerim ve umarım… Tabii, Komisyon “Biz katılmıyoruz.” dedi, Sayın Bakan da “Katılmıyoruz.” dedi ama gerekçelerini de keşke doyurucu bir vaziyette anlatmış olsalardı bunu da öğrenmiş olurduk.

Benim şu anda Parlamentodan, milletvekili arkadaşlarımdan istirhamım: Bu, sizin oylarınızla olmuş olacak. Bu hakkın, bu özgürlüğün partisi olmaz. Her siyasi partiden, burada, avukat olan, hukukçu olan milletvekili arkadaşlarımız var. Bire bir görüşmelerimizde bunun hakikaten geçmesi gerektiği hususunda hemfikir oluyoruz ama ne hikmetse fiilî duruma geldiğimiz zaman siyasi iktidar bunda destek vermiyor. Umarım ve dilerim bu konuda bizi bugün şaşırtırlar ve bu konuda destek verirler.

Değerli arkadaşlar, Şanlıurfa ilimizde, sulama birlikleri nedeniyle sürekli elektrikler kesiliyor. Elektriklerin kesilmesi nedeniyle Şanlıurfa iline gittik. Orada -sulama birlik başkanlıklarına yaptığımız ziyaretler neticesinde- vatandaşın günlük sekiz saat elektrikleri kesilmekte, orada pamuk ve mısır üretimi yapan insanlarımızın tarlaları kurumakta. Bu anlamda, siyasi iktidardan -hukuka bağlı- ülkenin her tarafında sulama birliğiyle ilgili nasıl bir uygulama yapılıyorsa yani Edirne’de uygulamış olduğunuz sulama birliğinin koşullarını Şanlıurfa’da istiyoruz, Mersin’de uygulamış olduğunuz sulama birliklerinin uygulamasını Şanlıurfa’da istiyoruz, Kayseri’de istiyoruz. Ne yapılıyor? Siz Kayseri’de, Edirne’de, Mersin’de, Balıkesir’de aynı adada, aynı parselde elektrik parasını ödemeyen 5-10 kişi yüzünden o ada, o parselde bulunan herkesin elektriğini kesmiyorsunuz. Peki, Şanlıurfa’da neden kesiyorsunuz değerli arkadaşlar? Bu bir çifte standarttır, bu hukuk birliğinin bozulmasıdır.

Orada, Eyyübiye Belediye Başkanlığının sürekli yolsuzluklarla anılması nedeniyle Eyyübiye Belediye Başkanlığı hakkında yolsuzlukları dile getirdiğimiz için bindirilmiş olan kıtalarla, kendi oğlu, kendi yeğeni, akrabalarına yani Eyyübiye Belediye Başkanlığında çalışan personelin cebine yumurta koyarak, Balıklı Göl’e göndererek siz gidin, bu yolsuzlukları dile getiren Mahmut Tanal’ı yumurta yağmuruna tutun… Değerli arkadaşlar, belediye başkanlıkları yetkilerini böyle kötüye kullanamazlar. Ben Şanlıurfalılara teşekkür ediyorum, orada saygıyla sevgiyle karşıladılar ama orada 10-15 belediye personeliyle şahsıma yönelik olan bu eylem kabul edilebilir bir eylem değil değerli kardeşlerim. Yani, burada zaten mesele, milletvekilinin görevi kamu kurumlarının yanlış giden hususlarını dile getirmektir. Orada yapılan yolsuzluğa hangi milletvekili göz yumacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Eğer göz yumulursa bu kabul edilebilir bir durum değil.

MUSA ÇAM (İzmir) - Baskılar bizi susturamaz!

MAHMUT TANAL (Devamla) - Ben bunu da bilgilerinize…

MUSA ÇAM (İzmir) - Baskılar bizi susturamaz!

MAHMUT TANAL (Devamla) - Efendim, bunların ne baskıları, ne şiddetleri, hiçbir şey susturamaz. (CHP sıralarından alkışlar) Biz halk için, hukuk için, özgürlükler için bu mücadeleye devam edeceğiz değerli arkadaşlar.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) - Ama kaçtınız oradan, kaçtınız. Bak, şimdi, televizyonda izledik, siz kaçtınız oradan.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, yani, burada…

MEHMET METİNER (İstanbul) - Tahriklere gelme Mahmutcan.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Biz burada adalet için, özgürlükler için…

BAŞKAN - Sayın Tanal, siz bir haksızlığa uğradığınız için size ek bir süre veriyorum, bir dakika. (CHP sıralarından alkışlar) Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Değerli Başkanım, sizi bu adaletli, özgür, dik duruşunuzdan dolayı kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ben laf atan değerli arkadaşıma da teşekkür ediyorum. Yani, inşallah birbirimizi dinleriz. Ben de bunu suistimal etmeyeceğim.

İstirhamım şu: Hiçbir siyasi partinin -hangi siyasi partide olursa olsun- oradaki personeline ceplerine yumurta koyarak gidip… Bu şekildeki hukuk dışı eylemi de tüm Parlamentonun kınaması lazım. Bunun şeyi olamaz değerli arkadaşlar, işin doğrusu bu. Yani, o zaman temiz, dürüst ol, pisliklere bulaşma, kimse de anlatmasın.

Ben teşekkür ederim, saygı ve hürmetlerimi sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Peki, açıyoruz mikrofonunuzu Sayın Baluken, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Halkların Demokratik Partisi olarak Şanlıurfa’yı ziyaret eden CHP’li milletvekillerine yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, Halkların Demokratik Partisi olarak, dün, Sayın Tanal başta olmak üzere, Şanlıurfa ilimize ziyarette bulunan CHP’li milletvekillerine yapılan bu saldırıyı açık ve net bir şekilde kınıyorum. Tabii, kürsüde Sayın Tanal’ın dile getirdiği ifadeleri, doğrusu, yeni öğrendik ve çok vahim iddialar ortaya attı. AKP’li bir belediyeye mensup çalışanların ve onlar tarafından yönlendirilen insanların bilinçli bir şekilde bu saldırıya yönlendirildiğini ifade etti. Bu, tabii, hiçbir şekilde kabul edilemez bir durum. Bir milletvekilinin kürsüden bu durumu ifade etmiş olması izaha açık bir durum da getiriyor. Bu anlamda, AKP Grubunun...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum mikrofonunuzu Sayın Baluken, tamamlayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …hem bu saldırıyla ilgili tavrını açıklamasının hem de Sayın Tanal’ın bahsetmiş olduğu iddialar doğruysa bununla ilgili bir soruşturma yürütmesinin elzem olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Sayın Elitaş, buyurunuz.

28.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, nerede olursa olsun siyasi partilerin temsilcilerine yapılacak saldırıları kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hangi siyasi partiden seçilirse seçilsin herhangi bir milletvekiline yapılan bir hareketin doğru olmadığını ifade ediyoruz. Burada Sayın Tanal’ın söylediği sözlerin doğru olduğunu kabul etmek mümkün değil. Onunla ilgili -muhakkak kayıtlara geçti- gerekli kurumlar, birimler iddialarla ilgili kısmı araştırır, gerekli meselelerin üzerine giderler. Açıkçası, nerede olursa olsun, bir siyasi partinin temsilcisi olan milletvekiline yumurtayla, başka bir şekilde ve tahkir edilerek, hakaret edilerek bu şekilde yapılacak eylemleri kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak Cumhuriyet Halk Partisi heyetine yapılan protestoyu kınadıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Divan olarak, Sayın Mahmut Tanal şahsında, Cumhuriyet Halk Partisi heyetine yapılan protestoyu buradan kınadığımızı ifade ediyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi bir açıklamaya ihtiyaç var da.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP’li milletvekillerine yapılan protestoyla ilgili kayıtların İçişleri Bakanlığı tarafından irdelenerek sonucunun gruplarına bildirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, olay Sayın Tanal’ın da anlattığı, ekipteki tüm arkadaşlarımızın da katkılarıyla şöyle bir noktada, çok kısaca onu da söyleyelim: Zaman zaman bu tip protestolarla karşılaşılıyor ve bunu son derece ahlaksızca bulduğumuzu hep söyledik. Dünkü olayda milletvekili grubumuz ile protestocu grup arasında 600-700 metrelik bir mesafe var ve iki farklı görüntünün birlikte servis edilmesiyle ortaya çıkarılan bir algı var. Bu konuda Sayın Tanal’ın söyledikleri, arkadaşlarımızın söyledikleri ve sayın grup başkan vekilinin ifadesini de önemsiyorum. Bu kayıtların İçişleri Bakanlığı tarafından irdelenmesi ve bu konuda önümüzdeki günlerde -Meclis tutanak altındayken olabilir, grubumuza Bakanlık tarafından doğrudan olabilir- bir bilgilendirme yapılması ve gerekiyorsa -ki gerekiyor muhakkak- bu soruşturmanın sonucundan haberdar edilmeyi bekliyoruz.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Özel.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 8’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                                 Musa Çam

                  İstanbul                                           İzmir                                             İzmir

             Utku Çakırözer                               Lale Karabıyık                               Melike Basmacı

                 Eskişehir                                         Bursa                                           Denizli

MADDE 8- 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 22/A maddesinin birinci fıkrasına “4/1/2002 tarihli” ibaresinden önce gelmek üzere “10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa tabi kamu idareleri ile bu idarelere bağlı döner sermaye işletmelerinin yapacağı her türlü ödemeler ile bunların dışında kalan ve” ifadesi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Sayın Melike Basmacı. (CHP sıralarından alkışlar)

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bir fıkrayla başlayalım istedim çünkü üstünde konuştuğumuz yasa da fıkra kadar komik. Üç devlet başkanı toplanmış, milletten aldıkları vergiyi nasıl harcayacaklarını tartışıyorlarmış. Birinci devlet başkanı demiş ki: “Biz süper bir yöntem bulduk. Bir çizgi çiziyoruz, paraları havaya atıyoruz; sağa düşenleri millete, sola düşenleri devlete harcıyoruz.” İkinci devlet başkanı “O da bir şey mi, biz bir daire çiziyoruz. Dairenin ortasında paraları atıyoruz. Dairenin içinde kalanları devlete, dairenin dışına çıkanları millete harcıyoruz.” demiş. Üçüncü devlet başkanı haşmetli, kafasında kavuk, üstünde kaftan, belli ki saraylı, demiş ki: “En iyi yöntem bizim yöntemimiz. Biz milletten topladığımız vergileri havaya atıyoruz. Havada kalanları millete, yere düşenleri de cebimize harcıyoruz.” Amma da tanıdık geldi bu şekil bize. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili vekiller, Allah aşkına, elinizi vicdanınıza koyup… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ne oldu, üstünüze mi alındınız? Elinizi vicdanınıza koyup dört tarafımızdaki dört dörtlük sorunlarımıza bir bakın. Bugün doğunun gözyaşları batının gözyaşlarıyla buluştu. Bugün annelerin kalbine ağlamaktan taş düştü. Ama sizler ne yapıyorsunuz burada? Kişiye özel, bazıları mutlu olsun diye poşet yasalar çıkartıyorsunuz.

Hadi yasaya bir bakalım, 29’uncu madde; gemisini yenileyeceklere müjde, damga vergisinden muaf olacak yeni gemi alanlar. Bugün ülkemde namusuyla çalışan esnafım kepenk kapatırken, iş adamı fabrikasına kilit vururken, kayyuma devrederken siz burada ne yapıyorsunuz? Naylon fatura kesene teşvikten, hibeden yararlansın diye torba yasa çıkartıyorsunuz. Hadi bunları geçtim. Bugün ülkemde Suriye sorunu varken, atanamayan öğretmenler, polisler, mühendisler varken, bugün çiftçinin ekip biçtiği para etmezken, kredi kartını ödeyemediği için, evladına harçlık veremediği için intihar eden babalar, direnen analar varken biz ne yapıyoruz, daha doğrusu siz ne yapıyorsunuz? Varlık barışı yasası çıkaracağız diye uğraşıyorsunuz. Nedir bu varlık yasası biliyor musunuz? Kişi veya şirketlerin yurt dışında bulunan para, altın, menkul kıymetler, hepsini bir banka ya da aracıyla bildirerek ülkeye getirmesi, bildirdiği anda incelemeden, vergiden muaf bir şekilde yani aklanmış olarak hesaba geçmesi demek. Kara parayla ilgili Türkiye'mizin de imza koyduğu Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ne bile aykırı olarak dünyayı kendimize güldürerek balon ekonomi yaratmak demek, hatta balon ekonomi bile yaratmayı becerememek çünkü getirilen paranın, kıymetin herhangi bir süre sınırı olmadan tekrar geriye gidebilmesi demek. Yani, çamaşır suyunda bir gece bekletilip de karanın ak edilmesi gibi, paranın ak edilmesi yasası demek. Daha anlaşılır söyleyeyim mi? Bu yasa, kara paranın devlet eliyle aklanması demek. (CHP sıralarından alkışlar) 17-25 Aralıktaki ayakkabı kutularını yüzyılın projesiyle aklamak demek.

Ben konuşmamı bitirmeden şunu çok merak ediyorum ve gerçekten öğrenmek istiyorum; ey AKP milletvekilleri, size soruyorum ben bu soruyu: Cumhuriyet Halk Partimin terörle ilgili verdiği Meclis araştırmalarına neden sürekli ret veriyorsunuz? Adınız çıkar diye mi korkuyorsunuz?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Basmacı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının iyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 9'uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                             Utku Çakırözer

                  İstanbul                                           İzmir                                          Eskişehir

             Lale Karabıyık                                  Musa Çam

                    Bursa                                            İzmir

MADDE 9 - 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 29’uncu maddesinin birinci fıkrasının (t) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"t) Emeklilik yatırım fonlarının, menkul kıymet yatırım fonlarının, menkul kıymet yatırım ortaklıklarının, girişim sermayesi yatırım fonlarının ve girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının para ve sermaye piyasalarında yaptıkları işlemler nedeniyle kazandıkları paralar,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Lale Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünün 9’uncu maddesi üzerindeki önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Genel olarak bir konuşma yapacağım.

Sayın Bakan, dün akşam çok pembe bir tablo çizdiniz, bizim buradaki güzellikleri göremediğimizi ifade ettiniz ve bizi daha iyi anlamaya davet ettiniz ama biz bütün rakamları, verileri çok iyi görebiliyoruz, bunları yorumlayabiliyoruz ve anlamada da bir problemimiz yok; öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bugün bütün gruplar üzerinde anlaştı ve geçici 2’nci maddeyi daha sonra değerlendirilmek üzere geri çektiler. Peki, çekilmeseydi ne olacaktı, önce ona değinmek istiyorum.

Sayın vekiller, öncelikle, bizim uluslararası sözleşmelere taraf olduğumuzu biliyorsunuz. Yani kara para aklama ve özellikle de terörün finansmanı konusunda taraf olduğumuz sözleşmeler var ve bu sözleşmelere biz eğer bu maddeyi geçirseydik aykırı hareket etmiş olacaktık. Peki, aykırı hareket edince ne olacaktı? Biz şüpheli ülke konumuna düşecektik. Peki, şüpheli ülke konumuna düştüğümüzde… Ne istiyoruz? Aslında ülkeye yatırım çekmek mi istiyoruz? Daha fazla yabancı yatırımcı mı gelsin istiyoruz? Ama ne olacaktı? Bizzat yatırımcılar ülkeden daha fazla kaçacaktı çünkü şüpheli ülke durumunda olduğumuzda risk primimiz yükselmiş olacaktı ve kara para aklayan bir ülke görünümüne bürünmüş olacaktık. Peki, bu ülkedeki yatırımcıların, firmaların durumu ne olacaktı? Firmalar da risk primleri arttığı için uluslararası ortamlarda daha çok sigorta transfer maliyetlerine katlanmak zorunda kalacaklardı yani bedelini ağır ödeyeceklerdi.

Peki, başka bir nokta: Biz yatırımcı çekmeye çalışırken sayın vekiller, mevcut ihracatçımız ve ithalatçımız risk primleri yükseldiği için artık döviz transferinde belki dört günü, belki beş günü aşan sürelere maruz kalacaklardı. Yani, birtakım olumsuz etkileri olacaktı.

Peki, başka bir durum var mı? O da şu: Siz dün akşam pembe bir tablo çizdiniz, bütün vekilleriniz de pembe bir tablo çiziyor ama bu maddeyi geçirdiğimizde, bırakın o pembe tabloyu Türkiye ekonomisi olarak bu dışarıdan gelen ve nereden geldiği belli olmayacak, ayrıştıramayacağımız bu paraya acze düşmüş bir görünüm vererek yana yakıla muhtaç bir ülke ekonomisi görünümünde olacaktık. Yani, o çizdiğiniz pembe tablonun Sayın Bakan, tam tersi bir duruma düşmüş olacaktık, aciz hâle gelmiş veya görünmüş olacaktık.

Şimdi biz zaten yatırımlar üzerinde durup düşünmek zorundayız. Bakın, sadece yabancı yatırımcı değil, yerli yatırımcımız da bu ülkeden kaçıyor. Son üç yılda 17 milyar dolar yatırım, yerli yatırımcının parası dışarıya kaçtı. Şöyle bir durum da var: Eğer biz bu maddeyi geçirmiş olsaydık kara para aklayan bir ülke görünümünde neden olacaktık? Çünkü, gelen paraların nereden geldiğini, hangi yatırımcılardan geldiğini ve ne yolla geldiğini de anlamış olmayacaktık. Hatırlarsanız, zaten on dört yılda bu ülkeye 37,4 milyar dolar kaynağı belli olmayan para girişi oldu ve siz, defalarca sorduğumuz hâlde -ki ben dün gece de bu soruyu sormuş ama yanıt alamamıştım- bu paranın nereden geldiğinin ayrıntısını verememiştiniz. Eğer bu maddeyi geçirseydik asla ayrıntısını öğrenemeyecek ve bizzat kara para aklayan ülke durumuna da düşmüş olacaktık. Yani değerli milletvekilleri, biz bu maddeyi geçirdiğimizde kısa vadede bir miktar para gelse bile hem acze düşmüş ülke durumuna düşecek hem de kara para akladığı için risk primi yükselmiş ve bırakın yatırımcıya cazip kılmayı, yatırımcının uzaklaştığı bir ülke görünümüne gelecektik.

İşte, tüm bu çekincelerimizden dolayı bu maddelerin bir daha düşünülmesi gerektiğini söylemek istiyorum. Bu çekincelere lütfen önem veriniz, dikkate alınız, yoksa finans tarihimize kara bir leke olarak geçecektir. Bu tarihî hatayı yapmayalım. Tekrar değerlendirmenizi öneriyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karabıyık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                                 Musa Çam

                  İstanbul                                           İzmir                                             İzmir

               Haydar Akar                                Utku Çakırözer                               Lale Karabıyık

                  Kocaeli                                        Eskişehir                                          Bursa

MADDE 10- 6802 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sigorta şirketleri, iptal ettikleri sigorta muamelelerine ilişkin vergileri (yalnızca iptal tarihinden sonraki döneme ait olan kısmı), iptalin gerçekleştiği dönemde; bankalar ve finansman şirketleri, 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince tüketicilere iade ettikleri ücret, komisyon ve benzeri adlarla tahsil ettikleri tutarlara ilişkin vergileri, iadenin gerçekleştiği dönemde hesaplanan banka ve sigorta muameleleri vergisinden indirebilirler. Bu dönemde indirilemeyen vergiler, sonraki dönem beyannamelerinde indirim konusu yapılır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                               Behçet Yıldırım                       Dengir Mir Mehmet Fırat

                Diyarbakır                                     Adıyaman                                        Mersin

      Mahmut Celadet Gaydalı                             Ziya Pir                                        Erol Dora

                    Bitlis                                         Diyarbakır                                        Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yatırım ortamının iyileştirilmesine dair kanun tasarısının 10’uncu maddesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının bu maddesiyle sigorta şirketleri için yapılan kolaylık banka ve finansman şirketlerine de tanınmaktadır yani banka ve finansman şirketleri üzerindeki yük tüketici aleyhine değiştirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, tabii, konu bankalar ve finans kurumlarıyla mağdur edilen yurttaşlar olunca bazı veriler üzerinden konuşmanın daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Bildiğiniz gibi, gelişmekte olan ülke ekonomileriyle ilgili yaptığı çalışmalarla bilinen Uluslararası Finans Enstitüsü 2015 sonunda bir rapor hazırladı. Rapora göre, Türkiye’de yetişkin başına düşen hanehalkı borcu 2009’dan itibaren yüzde 53 arttı ve 2015 itibarıyla 2.740 dolara yükseldi. Böylece Türkiye'de hanehalkı borçları 2009’dan itibaren 88 milyar dolar artarak 143 milyar dolara ulaştı.

Değerli milletvekilleri, bir diğer veriyi, Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezinin Mayıs 2016 verilerini dikkatinize sunmak istiyorum. 2016 yılının ilk beş ayında 386 bin adet senet protesto edildi. Protesto edilen bu senetlerin parasal tutarı 4,3 milyar TL’dir. Geçen yılın aynı dönemine göre ise protesto edilen senet tutarı tam yüzde 19 oranında arttı. Şunun altını çizelim ki bu ödenmeyen senetlere ilişkin veriler sadece bankalara ibraz edilenleri yansıtmaktadır. Yani bankalara ibraz etmeden kişilerin kendi aralarında düzenledikleri senetlerden ödenmeyen, icralık duruma düşenlerin miktarını biz bilmiyoruz. Bunu sanırım Adalet Bakanı açıklayacaktır.

Değerli milletvekilleri, yine Risk Merkezinin verilerine göre yılın ilk beş ayında karşılıksız işlemi yapılan yani ödenmeyen çeklerin adedi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16 oranında arttı. Yani parasal tutarı 11 milyar TL olan 320 bin adet çeke yılın ilk beş ayında “karşılıksız” işlemi yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, elbette çek ve senet genellikle ticaretle uğraşan yurttaşlarımızın, esnaflarımızın kullandığı bir borçlanma yöntemidir. Az önce paylaştığımız veriler ülkede ticaretin, özellikle küçük ve orta ölçekte işletmelerin düşürüldüğü durumu gayet açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

AKP Hükûmetinin çarpık dış politikasının sonucu bu yıl ülkeye turist akışı durma noktasına gelmiştir. Turizme bağlı olan diğer pek çok sektör de bağlantılı olarak önemli ölçüde olumsuz etkilenmiştir.

Değerli milletvekilleri, izninizle, bir resmî veriyi daha paylaşmak istiyorum. Bakınız, 2016 Mayıs ayı itibarıyla Türkiye'de bankalardan çektiği bireysel kredi borcunu ödeyemediği için yasal takibe intikal etmiş ve hâlen yasal takibi devam eden gerçek kişi sayısı 1 milyon 700 bini aşmıştır. Yine 2016 Mayıs itibarıyla kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe intikal etmiş ve hâlen yasal takibi devam eden gerçek kişi sayısı 2 milyon 100 bini aşmıştır. Yani neredeyse 4 milyon yurttaşımız şu anda kredi ya da kredi kartı borcu nedeniyle icra takibindedir. Elbette bu da AKP Hükûmetinin üretimi öteleyen, tüketimi özendiren çarpık politikalarının diğer bir eseridir.

Değerli milletvekilleri, 2015 sonu itibarıyla mahkemelerde bulunan icra dosya sayısı 25 milyona yaklaştı. Yanlışsa Hükûmet yetkilileri lütfen düzeltsinler. Çiftçiler tarım kredi kooperatiflerinden kullandıkları, bankalara oranla nispeten daha düşük faizli kredi borçlarını bile ödeyemez durumdadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç itibarıyla içte savaş, dışta gerilim sürdürülebilir politikalar değildir. Ülkede güçlü bir barışı tesis etmek için gerekli çabayı bütün partiler birlikte vermek durumundadırlar. Aksi durum, kan ve gözyaşının yanında daha fazla yoksullaşma ve daha fazla toplumsal travmadan başka bir sonuca yol açmayacaktır.

İnanmak istiyorum ki bu yaptığım konuşma bütün siyasi partileri gerçek anlamda ciddi bir duyarlılığa sevk edecektir diyor, Genel Kurulu sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Akçay, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, MHP Grubu olarak Şanlıurfa’yı ziyaret eden CHP’li milletvekillerine yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’da temaslarda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Sayın Namık Havutça, Mehmet Tüm, Mahmut Tanal, Dursun Çiçek, Özkan Yalım, Haluk Pekşen, Nurettin Demir ve Kemal Zeybek’ten oluşan heyete, Hasanpaşa Camisine doğru giderken yaklaşık 20 kişilik bir grup tarafından saldırı girişiminde bulunulduğunu, birtakım yumurtalı saldırılar yapıldığını üzülerek öğrendik. Biraz önce de kürsüden Sayın Tanal olayla ilgili ayrıntılı bilgi de verdi.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu çirkin saldırıyı kınıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Akçay, buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuyla ilgili ayrıntılı bilginin Hükûmet tarafından Meclisimize verilmesini talep ediyorum ve olayın sorumluları ve azmettiricileri hakkında da gerekli işlemlerin yapılıp yapılmadığı hususunun da ayrıca bu bilgide yer almasını bekliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Baluken, siz de sisteme girmişsiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun.

31.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tekirdağ 2 no.lu F tipi cezaevinde bulunan siyasi tutsak Ali Şimşek’in açlık grevine neden olan sorunlara, duruma Adalet Bakanlığının çözüm bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Tekirdağ 2 no.lu F tipi cezaevinde bulunan siyasi tutsak Ali Şimşek bundan tam altmış gün önce açlık grevine başlamıştır. Açlık grevinin altmışıncı gününde son derece olumsuz koşullarda kalmaktadır.

Tek bir talebi var: Tekirdağ 1 no.lu F tipine nakledilerek arkadaşlarının yanında kalmak istiyor ve bu talebi yerine getirilmediği için de açlık grevini son derece olumsuz koşullarda sürdürüyor. Kendi iradesine göre de, kendi beyanına göre de bu talebi karşılanmadığı sürece açlık grevini bırakmayacağını ifade ediyor.

Bu süreçte ağır işkencelere maruz kaldığı bilgisini de aldık.

Bir açlık grevi eylemcisinin alması gereken B vitamini kompleksi almıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bütün bu koşullardan dolayı Ali Şimşek şu anda ölüm sınırındadır. Böylesi insani bir talep üzerinden bir cezaevinde hükümlü olarak bulunan bir tutsağın ölüm sınırına gelmesini kabul etmek mümkün değildir.

O nedenle, iktidar partisi milletvekilleri başta olmak üzere bütün siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine duyarlılık çağrısı yapıyorum. Adalet Bakanlığına da özellikle buradan ivedilikle soruna el atmasını, Ali Şimşek’in nakil talebinin yerine getirilmesini ve açlık grevinin olumsuz bir neticeyle sonlanmadan bitirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Aykut Erdoğdu (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 10- 6802 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sigorta şirketleri, iptal ettikleri sigorta muamelelerine ilişkin vergileri (yalnızca iptal tarihinden sonraki döneme ait olan kısmı), iptalin gerçekleştiği dönemde; bankalar ve finansman şirketleri, 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince tüketicilere iade ettikleri ücret, komisyon ve benzeri adlarla tahsil ettikleri tutarlara ilişkin vergileri, iadenin gerçekleştiği dönemde hesaplanan banka ve sigorta muameleleri vergisinden indirebilirler. Bu dönemde indirilemeyen vergiler, sonraki dönem beyannamelerinde indirim konusu yapılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bir kanun tasarısı üzerinde konuşuyoruz, bu kanun tasarısı yatırımları teşvik etmek ve yatırım ortamını iyileştirmek üzerine kurgulanmış bir kanun tasarısı. Ama Bakanı dinledim, bu kanun tasarısını anlatırken damga vergisi üzerinden gidiyor ve 5-6 nüshalık damga vergisinin her nüsha için alınmayacağını söylüyor. Bakanın geçmişine, biyografisine baktım; 657 devlet memurluğundan geldiği için sırtını devlet memurluğuna dayamış, pratikten teoriye inememiş, dünyayı da böyle algılıyor Sayın Bakan.

Yatırım yapacak insan damga vergisine falan bakmaz. Yatırım yapacak insan neye bakar? Maliyetlere bakar. Hangi maliyetlere bakar? Sabit maliyetlere bakar, değişken maliyetlere bakar; budur. Bunların içinde ne vardır? Amortismanlar vardır. Bunların içinde ne vardır? Direkt işçilik ücretleri vardır. Bunların içerisinde ne vardır? Su vardır, elektrik vardır, buhar vardır, mazot vardır; bunlara bakar ve bunların sonunda da yatırım yapıp yapmayacağına, kârlılığına bakar. Yatırımın tek şeyi vardır, duygusaldır, daha çok para kazanmaktır. Yatırımcının istihdam sağlamak, devlete vergi vermek gibi çok fazla amacı yoktur, “Ne kadar çok kazanırım? Ne kadar çok kârlı olurum?” diye bakar. Olay budur ama getirdiğiniz şeyde damga vergisini azaltıyormuşsunuz falan, bürokratik işlemleri azaltın, tamam ama yatırımları çok cazip kılmaz bu iş.

Devlet bu “fiks” dediğimiz sabit masraflar ve değişken masraflarda bir indirime gitmez ise yatırımcı asla gelmeyecektir. Örneğin bir otomobil üreticisi ürettiği otomobilin maliyetinin üzerine kârını koyar ve satar. Bugün 30 bin TL’ye otomobilini mal eder otomobil üreticisi, bu 70 bin TL’ye satılır, aradaki fark… Üreticiden çok devlet kazanır, üreticiden çok derken üreticinin 3 katı, 5 katını ÖTV’siyle, KDV’siyle devlet alırsa ve başka giderleriyle devlet alırsa yatırımcılar yatırımdan uzaklaşırlar.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, yatırım deyince bugünkü popüler konuya dönelim, Osmangazi Köprüsü’ne dönelim. Evet, gerekli mi köprü? Gerekli. Yol gerekli mi? Gerekli. Aynı Yuvacık Barajı’nda olduğu gibi. Yıllarca bizi Yuvacık Barajı’nda devleti zarara uğratmakla suçladınız. Bakan burada, bulduğu yöntemin dünyada örnek alındığını söyledi. Hayır, öyle bir şey de yok. Bu yöntem Özal tarafından keşfedilmiştir. Türkiye’de ilk yap-işlet-devret modeli Yuvacık Barajı’dır. Yuvacık Barajı 512 milyon dolara ihale edilmiş, on beş yıl sonunda 140 milyon metreküp su alımıyla 2 milyar 160 milyon dolara devlete mal olmuştur. Hazine garantilidir, 140 milyon metreküp su alım garantisi vardır, İstanbul’un su ihtiyacı hesaplanarak yapılmıştır. Bugün sarayda oturan zat, bu suyu almayarak hazinenin ödemesini sağlamıştır. O dönemin Belediye Başkanı Sayın Sefa Sirmen de hazineye parayı ödeyememiştir, bu dönemin Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu da hazineye parayı ödeyememiştir milletten topladığı su paralarıyla. Ayrıca, bu yatırımın maliyeti hiçbir zaman su paralarına yansıtılmamış, vatandaşa yansıtılmamıştır.

Şimdi, gelelim Osmangazi Köprüsü’ne. Yatırım bedeli 1 milyar 140 milyon dolar. Yirmi iki yıl işletme garantisi var, süresi var. Günlük 40 bin araç geçiş garantisi veriyoruz, geçişlerde 35 dolar artı KDV ödüyoruz arkadaşlar. Evvelsi gün sayım yapılıyor, bir saatlik sayımda sadece 623 araç geçiyor. İyimser tahminle –gece saat üçü, beşi de alırsak- 15 bin aracın geçeceği tahmin ediliyor. Bunu da geçiyorum, bilmediğiniz bir şey daha söylüyorum: Bu ücret 35 dolarla devam etmeyecek. “Düşürdük.” diyorsunuz ya, onun farkını da devlet ödeyecek, geçenin de geçmeyenin de parasını devlet ödeyecek. (CHP sıralarından alkışlar) Artı, Amerikan Tüketici Fiyat Endeksi’ne endekslenmiş, Amerika’da Tüketici Fiyat Endeksi arttığı zaman bu 35 dolarlık fiyat da artacak arkadaşlar yirmi iki yıl boyunca.

Yatırım maliyetine ne dedik? 1 milyar 400 milyon. Yirmi iki yıl sonunda edeceği para 11 milyar 242 milyon dolar. Bakın, yatırım bedelinin 8,2 katı; bizim Yuvacık Barajı yatırım bedelinin ne kadarı arkadaşlar? 4,2 katı. Şimdi, sizin tabirinizle söylüyorum, hani bir sloganınız var, ben de diyorum ki: “CHP yapar, AKP yolar.” Yaptığınız yatırımların tümü vatandaşı yolmak üzerine kurgulanmış. (CHP sıralarından alkışlar)

Hemen İzgaz’a geliyorum. Evet, Türkiye’de büyük projelere imza atmış -İZAYDAŞ’a, doğal gaza, çöpe- Türkiye’deki tüm yerel yönetimlerin örnek aldığı Sefa Sirmen bugün hapishanede. Yirmi bir yıl önce Türkiye’de üçüncü kent olan doğal gazın geldiği kente sadece 110 milyon dolarlık yatırımla gelmiş, devleti zarara uğrattığı gerekçesiyle bugün hapse atıldı ama bugün AKP belediyesi o İzgaz’ı 562 milyon dolara sattı ve paranın nerede olduğu belli değil, 562 milyon dolara sattı. Ankara Doğalgaz 1 milyar 162 milyon dolara satılırken İzmit Doğalgaz daha fazla tüketiciye sahipken, daha çok gaz tüketilirken onun yarı fiyatına satılmıştır.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Rakamlar yanlış Haydar Bey, rakamlar yanlış, hepsi yanlış.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, CHP yapar, AKP yolar diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Söylediklerine sen de inanmıyorsun ya, sen de inanmıyorsun söylediklerine.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Seninle her iddiaya varım, istifasına da varım, istifasına da varım

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sen de inanmıyorsun söylediklerine.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 8 katı. Devleti soyuyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Akar, teşekkür ederiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İlyas Bey, bütün sözlerini geri alman lazım, özür dilemen lazım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sen de inanmıyorsun söylediklerine.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 20’nci madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır. Şimdi, önergeleri okutacağım ve aynı mahiyette olduklarından önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 20’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                             Utku Çakırözer

                  İstanbul                                           İzmir                                          Eskişehir

                Musa Çam                                Bihlun Tamaylıgil                             Lale Karabıyık

                    İzmir                                           İstanbul                                           Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              İdris Baluken                               Behçet Yıldırım                       Dengir Mir Mehmet Fırat

                Diyarbakır                                     Adıyaman                                        Mersin

      Mahmut Celadet Gaydalı                             Ziya Pir

                    Bitlis                                         Diyarbakır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Mustafa Kalaycı                                 Erhan Usta                                  Mehmet Günal

                   Konya                                          Samsun                                         Antalya

               Erkan Akçay                               Mehmet Erdoğan                           Emin Haluk Ayhan

                   Manisa                                          Muğla                                           Denizli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında konuşmak isteyen Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Tasarı’nın 20’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun verdiği önerge üzerinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki zaman zaman burada yapılan konuşmalar, buradaki olay, görüşmelerin hızı, sıhhati açısından önemli oluyor. Dolayısıyla, dünkü yaptığımız görüşmelerde de biz hakikaten müspet bir şeyler ifade etmeye çalıştık. Bunun da zaman zaman karşılık bulduğu kanaatindeyiz. Her zaman herkesi tenkit etmenin veya her zaman herkese olumsuz bir şey söylemenin anlamı yok.

Biz haddizatında bu önergemizle neyi yapıyoruz? Kanun tasarısının 20’nci maddesinin, tasarı metninden çıkarılmasını öneriyoruz Sayın Bakan. Buradaki esas olarak ifade ettiğimiz husus şu: Vergi Usul Kanunu’nun “Kaçakçılık Suçları ve Cezaları” başlıklı 359’uncu maddesinde sayılan fiilleri işledikleri veya bu fiillere iştirak ettikleri tespit edilenler veya bu suçları kesinleşenlerin, altı yıl süreyle vergi teşvik ve desteklerinden yararlanmayacağını içeren hüküm, 6455 sayılı Kanun’la üç yıl önce getirilmişti. Bunu AKP Hükûmeti getirmişti, uygulamaya koymuştu; şimdi bu tasarıyla bu, kaldırılmak istenmektedir. Yani, vergi kaçıranların, naylon fatura düzenleyenlerin, vergi teşvik ve desteklerinden yararlanabilmelerinin önü açılmaktadır. Bunu olumlu bir şey diye mütalaa etmek mümkün değildir.

Gerçekten, kanun tasarısının madde gerekçesinde, teşviklerden geriye dönük olarak yararlandırılmaması önündeki engellerin kaldırılarak güvenli bir yatırım ortamı tesis edilmeye çalışıldığı ifade edilmektedir. Oysa, kaldırılan (10)’uncu fıkrada vergi teşvik ve desteklerinden yararlanmamaya ilişkin bahis konusu edilen fiiller çok kapsamlı ve geniş olup kaçakçılık suçları ve cezalarını kapsamaktadır.

Gerekçe ile madde birbiriyle uyuşmamaktadır. Bu getirilen Hükûmet tasarılarının çok büyük bölümünde gerekçelerin, maddeleri anlatmadığını, maddeleri yorumlamadığını, ileride meydana gelebilecek anlaşmazlıklarda yardımcı olma yerine daha da engelleyici bir şekilde yazıldığını görüyoruz.

Burada özellikle şunu ifade etmek istiyorum: Biz, daha önce, Komisyonda, 4 sahifelik 1 maddenin, 1 satırlık gerekçeyle izah edilmeye çalışıldığını gördük ve o zaman yetkiliye sorduğumuzda, “Bu nedir?” dediğimizde, “Daha fazla açık yazdığımızda yanlış anlamalara neden olduğu için böyle yaptık.” dediğini biliyoruz. O zaman “Hiç yazmasaydınız, hiç yanlış anlamalara neden olmaz.” diye de takılmıştık, söylemiştik de.

Şimdi, gerekçe ile maddenin uyuşmadığını söyledik. Vergi kaçağından hiç bahsedilmiyor. Geçmişe dönük yararlanmamanın önündeki engellerin kaldırıldığı gibi, muğlak bir gerekçeyle, geçmişte vergi kaçıranların teşviklerden yararlanmasının önü açılıyor. 20’nci maddeyle, vergi teşvik ve desteklerinden yararlanmayacakların kapsamı daraltılmakta, vergisini ödemeyenlerin teşviklerden yararlandırılması sağlanarak, vergi kaçağı âdeta özendirilmektedir. Bu, iyi bir şey midir? Kesinlikle iyi bir şey değildir. Vergileme yoluyla belirli faaliyet ve yatırımların özendirilmesi başka bir şeydir, vergi kaçağının affedilmesi, hatta özendirilmesi yine başka bir şeydir.

Teşvik tedbirlerinin temel fonksiyonu, vergi yükünü azaltma yoluyla yatırıma ayrılacak fonların artırılması, yatırımların arzulanan alanlara ve bölgelere kayması veya yurt içinde döviz transferinin sağlanması olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Dolayısıyla, biz, bunun için önergemize Genel Kuruldan destek istiyoruz.

Bu vesileyle, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Aynı mahiyetteki önergeler hakkında Diyarbakır Milletvekili Sayın Ziya Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Ah, ah! Bayburt, Bayburt olalı böyle zulüm görmemiştir.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Niye dedim bunu? İki Bayburtlu, bir Gümüşhanelinin diline düşerse tabii ki böyle sözler de söylenir. Dün ve ondan önceki gün Sayın Bakan diyor ki: “Beni anlamanız için çok gayret göstermeniz gerekiyor.” Benden sonra dün başka bir Bayburtlu sayın milletvekili konuşuyor burada, diyor ki: “Bu paralar Türkiye’nin parasıdır, paralar gurbete gitmiştir, gurbetten geri dönmesini sağlayacağız.” Tabii ki bir Gümüşhaneli olarak da ben “Bayburt, Bayburt olalı böyle zulüm görmemiştir.” deme hakkını kendimde görüyorum.

Şimdi, sayın Bayburtlu milletvekiline şunu söylemek istiyorum: Şimdi, ben otuz beş-otuz altı yıl yurt dışında, gurbette yaşamış bir insanım ve sayın hemşehrim, yurt dışındaki o paralar Türk parası değildir, dolardır, eurodur. O paraların üstündeki resimler, bu ülkenin önde gelen insanlarının resmi değildir, Batılıların resimleridir. Onlar vatan hasreti içinde yaşamıyor, Türkiye’ye gelmek falan da istemiyor.

Şimdi, Sayın Bakan, daha önce de -herhâlde bütçe görüşmelerindeydi- BES konuşuluyordu burada, BES’le birlikte yurt içi tasarruf oranını -şu anda benim bildiğim kadarıyla 15’in biraz altında- yükseltmek istiyorlardı. Sayın Bakanım, eğer siz de bizi dinleme gayreti göstermiş olsaydınız o zaman şunları söylediğimi hatırlardınız: Bu BES’le, sizin getirdiğiniz BES sistemiyle yurt içi tasarruf oranını siz, 14,5’tan bırakın benim önerdiğim 20’lere, 15,5’a bile çıkartamazsınız. Ben çok merak ettim, geçen hafta ve bu pazartesi bankacı ve sigortacılara sordum. Dedim ki: “Bu BES sistemi nasıl yürüyor?” Elbette üç beş ay içinde o konuda herhangi bir sonuç almak mümkün değil ama en azından tandansın nereye gittiğini görebiliriz. Hepsi dert yanıyor yani mümkün değil böyle bir şeyi pazarlamak. Ben, ama, gerçekten merak ediyorum, sizin ellerinizde bilgiler vardır, bu BES sistemi ne oldu, ne kadar başarılı, gerçekten bilmek istiyorum bunu.

Şimdi, o zaman, BES sistemi -Bireysel Emeklilik Sistemi- için bir neden daha söylemiştiniz. Zaten yurt içi tasarruf oranını yükseltmenin nedeni odur, yani yurt içinden ekonomiyi canlandırmak, yani kendi millî ve yerli kaynaklarımızla canlandırmaktır. Şimdi, madem bu geçici 2’nci maddeyle yurt dışından, gurbetteki paraları getirmek istiyoruz ekonomiyi canlandırmak için, bunu niye o zaman getirmediniz? Yani BES sistemiyle birlikte niye getirmediniz madem ihtiyaç vardı? Ha, demek ki BES sisteminiz yürümeyecek, onu siz de gördünüz.

Şimdi gelelim bu 20’nci maddeye yani üzerinde konuştuğum maddeye. Biraz önceki sayın hatip de bahsetti. Benden sonra herhâlde CHP’nin bir vekili de bahsedecektir. Bu, herkesin anlayacağı bir şekilde şu: Sahtecilik yapmış birisine, vergi kaçakçılığı yapmış olan birisine siz yine vatandaşın parasını hediye ediyorsunuz, teşvik sağlıyorsunuz. Yani birisi gelmiş, buzdolabınızı çalmış, siz de çok merhametlisiniz, diyorsunuz ki: “Televizyonu da al götür.” Ya, ama televizyon, sizin televizyonunuz değil ki, halkın televizyonu, bunu veremezsiniz, biz bunu kabul edemeyiz.

Şimdi, eğer siz mutlaka birilerini sevindirmek istiyorsanız… “Türkiye, işte, dünyanın en güçlü, en büyük 20 ekonomisinden birisi.” diyoruz ama şu çatı altında çalışan emekçilerin -şuradan dışarı çıkınca çay içiyoruz, restoranda yemek yiyoruz- bazıları…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Burada da var, burada da, bak stenograflar var, kavaslar var.

ZİYA PİR (Devamla) – …taşeron şirketlerden geliyor, bazıları kadroludur. Madem birilerini sevindirmek istiyorsunuz, sayın AK PARTİ milletvekilleri, o arkadaşların, emekçilerin durumlarını düzeltelim; bu kadar basit. Eğer bunu yaparsanız Gümüşhane de o zaman “Bayburt, Bayburt olalı böyle zulüm görmemiştir.” demez.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Pir.

Aynı mahiyetteki önergeler hakkında konuşmak isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil. (CHP sıralarından alkışlar)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, kanun yapmak için sürekli uyardığımız bir yöntem var: Gelin, şu tepki yasası, tepki maddeleri oluşturmaktan vazgeçin; günlük, durumu idare etmek için kanun yapmak yerine vizyonel, süreç iradesini ortaya koyan kanun yapma anlayışını hep beraber gerçekleştirelim. Burada iktidarı muhalefeti, bu ülkenin iyiliği için, bu ülkenin başarısı için doğruyu beraber paylaşmak ve ortaya koyma niyetinden başka hiçbir niyet de olmaz.

Sayın Bakan, beni dinleyebiliyor musunuz bilmiyorum ama…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Özür dilerim.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Lütfen, dinleyebilirseniz çok sevineceğim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Memnuniyetle.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Çünkü, sizin kanununuzla ilgili, bundan sonra, geçici 2’nci maddede de Komisyonda birçok şeyi önermiştik, dikkatinizi çekmiştik. Allah’a şükür, kanunlaşmadan tekrar görüşme imkânı ortaya çıktı ama bu madde yani şimdi konuştuğumuz 20’nci madde de Nisan 2013’te yine Adalet ve Kalkınma Partisinin Maliyesi tarafından getirilen bir kanun içeriğindeki taslakla kanunlaşıyor ve orada gerekçeye baktığımız zaman arkadaşlar, neden bu şimdi silmek, daha doğrusu ortadan kaldırmak istediğimiz onuncu paragrafı koymuşuz? Bunu ben değil, Maliye söylüyor, diyor ki: “Ülkemizdeki vergilendirme sistemimizin daha sağlıklı bir hâle getirilmesi için kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin yanında sahteciliği engellemenin de büyük payının olduğu gerçektir.” Amenna, altına imza atıyorum. “Bu yolla yani sahtecilikle vergi ahlakı da bozuluyor.” Onun da altını imzalıyorum ama “Sahte belge düzenleme fiilinin yaygınlığından dolayı inceleme elemanları, çalışmalarının büyük bir bölümünü bu sahte faturaları takiple geçiriyorlar. E vergi olarak, vergi memurları gerekli işlemlerini yapmakla da zaman kaybı yaşıyorlar, o yüzden biz bir düzenleme yaptık. Sonra, bu fiilleri işleyen kişilerin tekrar tekrar yapmaması için de bir önlem olarak bu onuncu paragrafı koyuyoruz.”

E, şimdi, üç yıl geçti, üç yıl geçtikten sonra bu suçu işleyenler kara parayla ilgili suç işlememiş mi, kayıt dışıyla ilgili suç işlememiş mi oluyor? Veya vergi ahlakı bir anda düzeldi, sahte evrak düzenleyenler, vergi ahlakını ortadan kaldırmıyor mu?

Bakınız, bu verilen teklif… Daha doğrusu, zaten, ilk yasalaşırken Vergi Usul Kanunu’nun 359’uyla ilgili olarak yapılan düzenlemeler içeriğinde, burada, yine 153 (a)’yla ilgili eklemeler de var. “Burada zaten sahtecilik yapan kişi ile bu işlemin nasıl gerçekleştiği veya bunların, belgeleri basan, kullandıranlar ile kullananlar arasında büyük bir karmaşa var ve zaten gerek Ceza Kanunu gerekse yine Vergi Usul Kanunu açısından baktığınızda kesinleşmiş cezalar var. Yani, oradan bir şey, buradan bir şey, herkes bir şey söylediği zaman karmakarışık olan bir vergilendirme yasasında ortaya çıkan tepkiyle bugün tekrar bunu ortadan kaldırıyoruz ve o gün için ortaya konan dayanaklar da artık gerçekleşmiyor demek ki. Çünkü en önemli dayanaklardan bir tanesi de, bu sahte belge ticareti yapanlar, bu ticaretten para kazananlar, komisyon alanlar. Bu belgeleri kullanarak kurumlar açısından vergilendirmede vergi ödemekten kaçınanlar bir anda ortadan kalkmış demek ki.”

Ha, biraz önce söylediğim cümleler de yine ben değil, Sayın Bakanın temsil ettiği Bakanlıktaki Maliyecilerin ortaya koyduğu gerekçeler. O yüzden, gelin, kanun yapmayı yine belli bir vizyon içerisinde yapalım; iki yıl sonra, bir yıl sonra, üç yıl sonra birilerinin işine gelmiyor, birileriyle ilgili problem yaratıyor diye bakarak vazgeçmeyelim, ona göre yapmayalım.

Diğer taraftan, bu geçici 2’nci maddeyle ilgili, dediğim gibi, uygulamaya geçmeden ortaya çıkan öngörü ve aklıselim için gerçekten çok mutluyum çünkü bakınız, arkadaşlar, bugün, OECD’nin 101 üyesinin yarısının imzaladığı ve bizim de yakında imzalayacağımız Otomatik Bilgi Değişim Anlaşması var ve bu anlaşmaya göre, en geç 2018’den itibaren bütün hesaplar OECD bünyesinde kayda girecek ve bugün yapılan yasama da o gün için öncesinden bir hazırlık aşamasının kapılarını da açan bir düzenleme.

Şimdi, dediğim gibi, birileri için değil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamı için yasal düzenleme yapalım. O vatandaşları mağdur etmeyecek, gelir adaletsizliğini, vergi adaletsizliğini ve vergi ahlaksızlığını ortaya koymayacak düzenlemeler yapalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tamaylıgil.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 21’inci madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Şimdi, önergeleri okutacağım ve aynı mahiyette olduklarından önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 22’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Aykut Erdoğdu                         Musa Çam                        Zekeriya Temizel

             İstanbul                                 İzmir                                   İzmir

         Utku Çakırözer                      Lale Karabıyık

             Eskişehir                                Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Mustafa Kalaycı                        Erhan Usta                         Mehmet Günal

               Konya                                Samsun                                Antalya

          Erkan Akçay                      Mehmet Erdoğan

              Manisa                                 Muğla

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

Aynı mahiyetteki önergeler hakkında konuşmak isteyen Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüştüğümüz 22’nci maddeyle Vergi Usul Kanunu’nda değişiklik yapılarak haklarında henüz vergi incelemesine başlanılmamış veya takdir komisyonuna sevk edilmemiş mükellefler için izaha davet müessesesi getirilmektedir. Buna göre, vergi ziyaına uğradığına delalet eden emareler bulunduğu tespit edilen mükelleflerin izaha davet edileceği, mükelleflerce yapılan izah sonucu vergi kaybına sebebiyet verilmediğinin idarece anlaşılması hâlinde vergi incelemesi ve takdir komisyonuna sevkin söz konusu olmayacağı düzenlenmektedir. Vergi ziyaı söz konusuysa mükellef tarafından izah tarihinden itibaren on beş gün içinde hiç verilmemiş beyannamenin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması ve verginin gecikme zammıyla birlikte ödenmesi kaydıyla vergi ziyaı cezası yüzde 20 oranında kesilecektir. Bu durum, keyfî uygulamalara yol açabilecektir. Zira, izahta bulunma ve izahın anlaşılması hususu soyut ifadeler olup maddede bu hususların somut belgelere dayandırılması şartı aranmamaktadır.

Diğer taraftan, bu düzenlemenin Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesi kapsamına giren fiillere uygulanmayacağı öngörülmektedir ancak sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının, her bir belge itibarıyla 50 bin Türk lirasını geçmemesi ve mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının yüzde 5’ini aşmaması kaydıyla mükellefler izaha davet edilebilecektir. Bir anlamda, ön tespitle belirlenen 50 bin liranın altındaki her bir naylon fatura kullanımından dolayı yüzde 20 ceza ödeyerek kurtulma imkânı tanınmaktadır.

Yapılan düzenleme, vergi alma sürecini kısaltması ve vergi ziyaının önlenmesi açısından pratik bir çözüm gibi görünmekle beraber, vergisini doğru beyan edip zamanında ödeyen, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanmayan mükelleflere karşı bir eşitsizliğin ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Vergi kaçıranların, sahte ve yanıltıcı belge kullananların bir anlamda ödüllendirilmesi söz konusu olacaktır.

Bu madde, vergi hukukuyla bağdaşmayan, adaleti zedeleyici ve şahsi ilişkilerin önem kazandığı bir uygulamaya dönüşebilme ihtimali olduğundan, amaçlanmayan bir sonuç ortaya çıkarabilecektir. O sebeple, maddenin bu hâliyle uygulamaya geçirilmesini uygun görmüyoruz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde vergi sistemi sağlıklı bir yapıya sahip olmaktan uzaklaşmıştır. Türkiye'de yeterince vergi toplayamama ve vergideki adaletsiz dağılım kronikleşmiştir. Bugüne kadar sağlıklı bir vergi reformu yapılmadığı için, vergi adaleti sağlanmadığı için ve geniş bir kesimden vergi toplanmadığı için, vergi yükü, esnafın, işçinin, memurun, asgari ücretlinin, dar ve sabit gelirlinin sırtında kalmıştır.

Türkiye ekonomisi, vergi toplamakta sıkıntı yaşarken, gelir politikasının temelini oluşturması gereken gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler, kişilerin gelirine bakılmaksızın aynı oranda alınan dolaylı vergilerin çok altında kalmıştır.

Türkiye'de adil bir vergi sisteminin oluşturulması ve vergi tabanının genişletilip düşük gelir gruplarına vergi avantajı sağlanması ve dolaylı vergilerin, vergi gelirleri içindeki payının düşürülmesi gerekmektedir. Mevcut yapı, eşitsizlikleri daha da derinleştirmektedir.

Her yıl bütçe sunuşunda sayın maliye bakanları “Vergi reformunu hızla gerçekleştiriyoruz.”, “Gelir Vergisi Kanunu’nu, Vergi Usul Kanunu’nu yeniliyoruz.” demektedirler. AKP Hükûmeti yıllardır hep aynı sözleri bir nakarat hâlinde tekrarlamaktadır. Boş konuşmakla olmuyor, icraat yapılmalıdır. Ekonomide ortaya çıkan reform ihtiyaçlarına artık cevap verilmelidir. Basit, anlaşılır ve adaletli bir vergi sistemi acilen tesis edilmelidir. Vergi gelirleri içindeki dolaylı vergilerin payının azaltılması suretiyle esnafın, çiftçinin, çalışanın, sabit ve dar gelirlilerin vergi yükü hafifletilerek vergide adalet sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kalaycı.

Aynı mahiyetteki önergeler hakkında İzmir Milletvekili Sayın Musa Çam.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 404 sıra sayılı, yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla hazırlanan kanun tasarısının 22’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki öncelikle bu tasarının tamamında bulunan, özellikle geçici 2’nci maddenin geri çekilecek olması, hepimiz açısından son derece önemlidir. Bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda da hem grup sözcümüz hem de Komisyonda bulunan diğer arkadaşlarımız defalarca dile getirdiler. Geçici 2’nci maddenin bu tasarının içerisinde bulunmasının doğru olmadığını, bunun ayrı bir şekilde, uzun uzun tartışılması gerektiğini, 2008, 2011 ve 2013 yıllarında, yine varlık vergisiyle ilgili birtakım düzenlemelerin yapıldığını, o zamanlar varlık vergisiyle ilgili yapılan düzenlemelerde herhangi bir sıkıntı ve sorun olmadığını ama bu getirilen varlık vergisiyle ilgili ciddi sorunlar ve sıkıntılar yaratılacağını, hem içeride hem de dışarıda önemli prestijler kaybedileceğini söylemişti, dinletemedik ama şimdilik geri çekildi.

Bu 22’nci madde ise belki bu 77 maddelik tasarının içerisinde en önemli maddelerden bir tanesidir arkadaşlar. Nedir, ne getiriyor bu? Tasarının 22’nci maddesiyle, Vergi Usul Kanunu’nun mülga 370’inci maddesine “İzaha Davet” başlıklı bir madde eklenmektedir. Ne demek “izaha davet” arkadaşlar? Bu maddeye neden ihtiyaç duyulduğu bize yeteri kadar açıklanmadı ve bundan dolayı tatmin edici bir cevap da alamadık. Vergi dairesi, zaten bugün mükelleflerini, istediği takdirde denetleyebilir ve vergi mükelleflerini izaha davet edebilir. Yani, şudur: Vergi dairesi herhangi bir iş adamını, herhangi bir iş yerini “Gel bakalım kardeşim buraya, sen bir yıl içerisinde bu kadar iş yaptın, bu kadar para kazandın, buraya vermiş olduğun vergi nedir?” diye izaha davet ediyor. Mükellef de geliyor ve bir yıl içerisinde yapmış olduğu harcamaların tutarıyla ilgili, vergi dairesine hesap veriyor. Eğer vermiş olduğu hesap gerçek beyan ise ve doğru ise, o zaman bunun yüzde 100’ü üzerinde bir uzlaşma sağlayarak bundan kurtulabiliyor idi. Ama şimdi bu getirilen düzenlemeyle birlikte burada, vergi kaçıran, vergisini vermeyen, her türlü kaşkarikoyu yapan, naylon vergi, naylon fatura düzenleyen ne kadar insan var ise bu düzenlemeyle ona kısmi bir af getiriliyor arkadaşlar.

E, peki, ahlaklı, namuslu iş adamları vergisini vererek suç mu işliyorlar, günah mı işliyorlar yani ahlaklı davranmak bu ülkede bir suç mu oldu arkadaşlar? O nedenle, bu 22’nci madde, şu 77 maddenin içerisinde 20 ve 22’nci ve Çek Kanunu ve geçici 2’nci madde olmak üzere toplam 5 madde bu tasarının omurgasını oluşturmaktadır ve bu 22’nci madde de tamamen affa yöneliktir arkadaşlar.

Geçmiş dönemlerde bununla ilgili, uzlaşma komisyonlarında toplanıldı. Uzlaşma komisyonlarında, ne yazık ki, vergisini vermeyen, naylon fatura kullanan onlarca, yüzlerce müteahhit, iş adamı bir kuruş vermeden, uzlaşma komisyonu tarafından, alınmadı. Bunların en önemlilerinden bir tanesi de Türkiye’de şu anda en büyük köprü inşaatını, havaalanı inşaatını, bilmem, alt geçit inşaatlarını alan ve milletin a’sına koyan bir müteahhit. 422 trilyon, uzlaşma komisyonuna gitti ve sıfır kuruş ödemeden, elini kolunu sallayarak çıktı. Şimdi, bu kadar, tabii, elini kolunu sallayarak çıkarsa milletin a’sına da koyar, b’sine de koyar, c’sine de koyar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu düzenleme, o tip müteahhitleri tekrar koruyan, kollayan; namuslu, ahlaklı iş adamlarına ise ceza veren bir düzenlemedir arkadaşlar. Bunun mutlaka bu tasarıdan çıkarılması gerekiyor. Ben yine de AKP’nin içerisinde vicdanlı insanların olduğunu düşünüyorum ve çok yakından tanıdığım sanayici ve iş adamlarının olduğunu biliyorum, kuruşuna kadar vergi verdiğini de biliyorum. E, şimdi o insanlara yazık günah değil mi? O insanlar kuruşuna kadar vergi verecekler, milletin a’sına koyan adamlar 5 kuruş para vermeden, elini kolunu sallayarak gezecekler, yeni ihalelerinin üzerine yeni ihaleler alacaklar ve zenginliklerine zenginlik katacaklar arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – Bu 22’nci madde bu ülkeye verilmiş olan en büyük zulümdür arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çam.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, konu şu Değerli Başkanım: Şimdi, bu getirilen kısmi bir aftır. Takdir edersiniz, Anayasa’mızın afla ilgili 87’nci maddesi burada af düzenlemesinin vergi affı veya hürriyeti bağlayıcı ceza affı olarak ayrımını yapmıyor. Af kavramında gerek vergi hukukunda gerek hürriyeti bağlayıcı cezada nispi bir çoğunluk aranıyor. Nispi bir çoğunluk arandığı için, haklı olarak, kanunun kabulüyle ilgili Sayın Meclis Başkanlığınızın, resen, Anayasa’mızın afla ilgili bu 87’nci maddesindeki 2/3 nispi çoğunluğunu aramasını istirham ediyoruz. Aksi takdirde, bu madde tek başına dahi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilir. Bunu ben bilginize sunmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Tanal’ın söylediği konu 2007 yılına kadar o şekilde oluyordu.

BAŞKAN – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2007 yılına kadar her türlü afta nitelikli çoğunlukla burada oylama yapılıyordu. Ama, yanlış hatırlamıyorsam -Kanunlar Kararlar onu bulabilir- 2007 yılından itibaren Anayasa Mahkemesinin verdiği karar sadece hürriyeti bağlayıcı suçlarla ilgili kısımda nitelikli çoğunluk arar hâle getirmiştir.

Arz ediyorum.

BAŞKAN – Evet, ben de bu şekilde biliyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, Değerli Başkanım, tabii, Sayın Başkanın görüşü… Bu, şu şekilde: Takdir edersiniz, Anayasa Mahkemesi üyeleri de, yargıçlar da sürekli değişiyor. Sürekli değişmesi nedeniyle olayların koşullarına göre bunun tekrar değişme ihtimali yüzde 100 de diyemem, yüzde 10 da diyemem. Yani bu açıdan, burada Anayasa Mahkemesinin o kararları doğrultusunda bugüne kadar madem olduysa niçin böyle bir boşluk doldurulmadı? Böyle bir boşluk daha var. Çünkü Anayasa burada bu ayrımı yapmamış. Bu konuyu ben bilginize sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Ben maddeyi oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, 2/3’ü aramadan oylara sunuyorsunuz, değil mi?

BAŞKAN – Hayır, hayır, önergeleri önce oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, Sayın Tanal’ın ifade ettiği şekliyle 2/3 nitelikli çoğunluk aramadan, normal, işari oylama yapacaksınız?

BAŞKAN – Normal oylayacağım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anladım. Söz konusu bir Anayasa Mahkemesi başvurusuna delil teşkil etmesi açısından sordum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Anladım, tamam, teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 25’inci madde kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

İkinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 26 ila 54’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birleşime on dakika ara veriyorum; grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

Kapanma Saati: 22.34

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

İkinci bölüm üzerinde gruplar adına söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum.

Tasarı yatırım ortamının iyileştirilmesi iddiasıyla hazırlanmıştır. Tasarıda reformların olduğu söylenmiş, hatta Sayın Başbakan “ezber bozan düzenlemeler” diye adlandırmıştır.

Tasarı ne getiriyor, daha iyi anlaşılması için sizlere bir mukayese yapmak istiyorum. Buna baktığımız zaman, tasarıyla vazgeçilen vergi ve harçların toplam tutarına göre, öyle anlatıldığı gibi yatırım ortamına önemli bir katkı sağlamayacağı görülmektedir. Sayın Maliye Bakanı, bu tasarının gelir kaybı hesaplanabilen maddelerine göre vazgeçilen vergi ve harç tutarının 718 milyon lira olduğunu açıklamıştır.

Bakınız, bankaların aldığı komisyon ve ücretler 2015 yılı itibarıyla 6,5 milyar liraya ulaşmıştır. “Dosya parası” diye adlandırılan bankacılık hizmet gelirleri de 2015 yılında 21,5 milyar liraya varmıştır. Sayın Başbakan ve bakanlar tarafından ballandıra ballandıra anlatılan bu düzenlemenin işlem maliyetlerinde sağlayacağı azalma bankalara faiz dışında ödenen paraların yüzde 2’si bile değildir. O sebeple esas yapılması gereken, finansman maliyetlerinin düşürülmesi için kredi kullanımında alınan ücret, komisyon ve dosya paralarının disipline edilmesi ve finansman yükünün hafifletilmesini sağlayacak tedbirlerin alınmasıdır. Hâlbuki bundan üç yıl önce AKP Hükûmetinin Başbakan ve bakanları bankalara yönelik çok ağır sözler sarf etmişler, “Faiz dışı gelirlerle abat olan bir lobi var, faiz dışı gelirle benim halkım sömürülüyor. Artık bu milletin kanını emen, alın terini sömüren faiz lobisine izin vermeyeceğiz.” demişlerdir. Ancak, bunlar hep sözde kalmış, hiçbir tedbir alınmamış, faiz dışı alınan ücret, komisyon ve dosya paraları yüksek oranda artmaya devam etmiştir. Zaten AKP Hükûmetinden vatandaşı koruyacak, milletimizin soyulmasını ve sömürülmesini önleyecek bir düzenleme yapmasını beklemek nafile bir çabadır, tam tersine, bankaların aldığı ücret, komisyon ve masrafları yasal hâle getiren AKP’dir.

Bugün milletimizin borç ve faiz batağına girmiş olmasının müsebbibi AKP’nin bilinçli uyguladığı politikalardır. Milletimiz doludizgin borçlanmaktadır. Tüketici kredilerinde patlama yaşanmıştır. Bireysel tüketici kredisi kullanan kişi sayısı 26 milyon 170 bin düzeyinde olup bu sayı, nüfusumuzun üçte 1’ine karşılık gelmektedir. Tüketici kredisi borçları, AKP döneminde tam 160 kat artarak 314 milyar liraya varmıştır. Kredi kartı borçları da 80 milyar lira düzeyindedir. Sadece tüketici kredisi ve kredi kartı borçları için ödenen faiz, AKP döneminde 15 kat artarak 2015 yılı itibarıyla 45 milyar liraya çıkmıştır. Milletimiz dipten tepeye faize batırılmıştır.

Genele göre gidişatı çok vahim olan seçim bölgem Konya’da toplam nakdî krediler, 2002’de sadece 150 milyon lira düzeyindeyken 2016 Mart ayı itibarıyla 31 milyar liraya ulaşmıştır. Konyalının bankalara olan borcu AKP döneminde tam 207 kat artmıştır. İnancı gereği geçmişte faize bulaşmak istemeyen, faizden kaçan hemşehrilerim, AKP tarafından faiz tuzağına düşürülmüştür. AKP, Konya’yı borca batırmış, Konyalıyı faiz lobisinin kucağına itmiştir.

AKP döneminde en fazla kâr eden, en fazla büyüyen kesim faiz lobisidir. Faiz lobisi AKP’nin ekonomi politikalarından beslenmiştir. Dün açıklanan kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin ilk 10 sırasında, ilk 10’u arasında 7, ilk 100’ü arasında 18 banka yer almıştır. AKP, on dört yıldır faiz lobisini abat etmekte, bu milletin alın terini faiz lobisine yedirtmektedir. Aslında AKP’nin on dört yıllık icraatının özeti budur. Muhafazakârım diye gelenler milleti faiz tuzağına düşürmüşlerdir. Nereden nereye?

Değerli milletvekilleri, uzun süredir ekonomide reform niteliğinde yapısal önlemler alınmaması nedeniyle ülkemizin ekonomik sorunları yıldan yıla artmıştır, yatırımlar azalmış, büyüme daralmıştır. Ekonomide zaten sınırlı olan kaynaklar üretken alanlardan hızla üretken olmayan alanlara kaymıştır. Arazi rantına ve inşaat sektörüne dayalı bir ekonomik yapı hâkim olmuştur. Bundan dolayı, imalat sanayisinin millî gelir içindeki payı gerilemiş, üretim ve ihracat dışa bağımlı hâle gelmiştir. Üretim ve ihracatta yüksek teknolojili ürünlerin payı azalmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak yıllardır hep uyardık, uyguladığınız rant ekonomisi, beton ekonomisi yerine, yatırım, üretim ve istihdamı artırmayı öngören üretim ekonomisine geçilmesini hep söyledik ama dinletemedik. Son yıllarda iyice karmaşıklaşan ülke gündemi ekonomik sorunları gölgelemiş ve geri plana düşürmüştür. Yaşanan gelişmeler ekonomideki sorunları daha da yaygınlaştırmış ve geleceğe dönük beklentileri tahrip etmiştir. Hükûmetin çizdiği pembe tablolar artık acı gerçekleri saklamakta yetersizdir. Yapısal sorunlar, adaletsizlikler ve darboğazlar daha da ağırlaşmıştır. Ekonomik sıkıntılardan dolayı sanayi, ticaret ve meslek erbabımız, KOBİ’lerimiz, esnafımız ve çiftçimiz ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Piyasalarda durgunluk hâkimdir. Nakit sıkışıklığı, tahsilat ve geri ödeme problemleri, karşılıksız çek ve iflas ertelemelerindeki artış bu sıkıntıların somut göstergeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. 2015 yılında karşılıksız çek tutarı yüzde 37, protestolu senet tutarı yüzde 23, sorunlu kredi tutarı yüzde 31 oranında artmış olup kriz yıllarının dahi üzerinde tarihî seviyelere yükselmiştir. İlk 100’e giren firmalarda bile iflaslar baş göstermektedir. Ekonomide ortaya çıkan reform ihtiyaçlarına artık cevap verilmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ekonomiye ilişkin 7 temel alanda yapısal mahiyetli reformlar yapılması gerektiğini ve alınması gereken bir dizi önlemleri daha önce milletimizle paylaştık. Bunlardan biri de vergi reformudur. Ülkemizde vergi sistemi adil ve sağlıklı bir yapıya sahip değildir. Vergi yapısında dolaylı vergilerin payı 2002 yılında yüzde 65’ler düzeyinde seyrederken AKP döneminde yüzde 70’i aşmış bulunmaktadır. Oysa AKP Hükûmeti, 2003 yılında ilk bütçesini Meclise sunarken o tarihteki dolaylı vergilerin payını yüksek bulmuş ve bu oranı aşağı çekeceklerini vadetmişti. Maalesef, uygulamaları vaatlerinin tam aksi yönde olmuştur. Dolaylı vergilerin bu derece yüksek oranlara çıkmış olması bir yandan vergi ve gelir adaletini daha da bozarken öte yandan reel ekonominin dengelerini zedelemektedir.

Sayın Maliye Bakanı ülkemizin vergi yükünün sanıldığı gibi yüksek olmadığını sık sık ifade etmektedir. Sayın Bakan, doğru söylüyorsunuz, patronlardan az vergi alıyorsunuz ama KOBİ’lerin, nakliyecinin, esnafın ümüğüne çöküyorsunuz, binbir çeşit vergi ve harç alıyorsunuz. Rantiyeciden az vergi alıyorsunuz, doğru ama çiftçinin iflahını kesiyorsunuz, mazottan yüksek vergiler alıyorsunuz. Asgari ücretten bile vergi alıyorsunuz. Sigortalıyı ve emekliyi muayene parası, katılım payı, reçete parası, ilaç kutusu parası diye soyuyor, maaşını kuşa çeviriyorsunuz. AKP’nin anlayışı bu; garip gurebadan alıp zengine vermek.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kalaycı.

Bölüm üzerinde gruplar adına ikinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Yıldırım.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Evet, bugün yürütülen görüşmeler çerçevesinde, Sayın Komisyon Başkanı ve Bakanla birlikte, öğle saatlerinde, bir buçuk saati aşkın, her parti sözcüsünün bulunduğu bir toplantı yaptık ve bu görüşmelerde, asgari müştereklerde sağlanmış olan bir uzlaşmadan kaynaklı, bazı maddelerdeki önergeler geri çekildi. Açık söylemek gerekirse bu uzlaşma çok içimize sinmiş veya bu yasa tasarısının önergelerini çektiğimiz bütün maddelerini kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor. Biz, bizim dışımızda sağlanmış olan bir uzlaşıyı bozmamak adına, kısmi katkı anlamında, bazı önergelerimizi geri çektik ve bu temelde de Genel Kurul görüşmelerinde bu yasa tasarısının maddeleri görüşülmeye devam ediyor ancak şunu ifade edelim ki memleketteki ekonomik sorunlar keşke bu yasa tasarısında bulunan maddelerin burada kabulünden sonra giderilmiş olsaydı. Gelin görün ki memleketteki ekonomik sorunların köklü olma düzeyi maalesef bu yasa tasarısındaki maddelerin kabulüyle giderilmeyecek kadar ayrıntılı ve derinliklidir. Gelin görün ki burada geliştirilmeye çalışılan ve “yatırım ortamının iyileştirilmesi” adı altında sermaye kesimine dönük sağlanmaya çalışılan iyileştirmeler belki de var olan sorunları gidermeyecek, bazı alanlarda sorunların daha fazla katmerleşmesi sonucunu doğuracaktır.

Baştan ifade edelim ki Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca hiçbir zaman vergi sistemi adaletli olmamıştır. Gerek gelir vergisi gerekse gider vergisi yoksullar ile zenginler arasındaki, sermaye ile emekçiler arasındaki çelişkinin bugüne kadar sürdürülegeldiği bir gerçekliğe sahiptir. Zaten var olan vergi sistemindeki adaletsizliği bu yasa tasarısının gidermesi bir yana, maalesef emekçi ile sermaye arasındaki çelişkinin daha fazla derinleşmesine, aralarındaki makasın daha fazla açılması sonucuna hizmet edecektir. Sermaye sahiplerinin vergi yükünün bu denli zaten düşük olduğu ve bunların nedenlerinin başında ise sadece zenginlerin faydalandığı vergi kaçırma imkânı, vergi afları, vergi uzlaşmaları ve yaygın muafiyetler, istisnalar, vergi indirimleri ve ertelemeleri zaten var olan sorunların başında gelmektedir. Bu vergi muafiyetlerinden faydalanan sermaye sahipleri iktidarın da arkalarında hissettikleri desteğiyle hem daha mutlular hem de emekçiler üzerindeki baskı araçlarını daha fazla derinleştirme konusunda büyük bir rahatlık sağlamış olacaklardır.

Burada özellikle uluslararası finans kurumlarının ve uluslararası bazı birliklerin verilerini daha önce buradan paylaşmıştık. Tekrar ifade edeyim ki OECD verilerine göre Türkiye, 36 ülke arasında, çok uzun saatler çalışan emekçilerin en uzun süreli çalıştığı ülkeler arasında 1’inci sırada yer almaktadır. Bu nedenledir ki Türkiye'deki emekçilerin meslek hastalıkları her geçen gün daha fazla artmaktadır. Yine, ITUC Küresel İşçi Hakları Endeksi’ne göre Türkiye, işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında yer almaktadır. Bu, hem çalışma saatleri açısından böyledir hem de çalışanların çalışma koşulları ve yakalandıkları meslek hastalıkları açısından da aynıdır. Burada sermayenin zenginliğinin giderek arttığı, yoksul halkın ise yoksulluğunun katmerleştiği bir gerçeklikle karşı karşıya iken, bizim aslında görevimiz, toplumun çok büyük bir bölümünü oluşturan ve yoksul halkı korumak değil midir? Yine, maalesef, çıkardığımız ve çıkarmaya devam ettiğimiz son dönemlerdeki yasalar, toplumu değil sermayeyi korumayı amaçlayan bir içeriğe sahiptir.

Değerli milletvekilleri, bakın, özellikle uluslararası ilişkilerde yaşamış olduğumuz bazı komşularımızla olan problemlerimizde birçok hatip burada özellikle turizm sektörünün problemlerine dikkat çektiler, turizm sektörünün durumunun kötüye gittiğini ifade ettiler ama hiç kimse halkın yüzde kaçının tatile gidebilme olanaklarının azaldığını ifade etmiyor. Burada biz turizmin sorunlarını tartışırken bile bir işveren olarak turizmcinin, turizm yatırımcısının, turizm işletmecisinin sorunlarına dikkat çekiyoruz ama yoksul halkın tatil yapabilme olanaklarını nasıl artırabileceğimize dair kafa yorma sürecimiz çok daha sınırlıdır. Evet, bunlar birbirini besleyen süreçlerdir ama bizim, turizm işletmecisinin olanaklarını ve iş yapabilme kapasitesini artırma çabası içerisine girerken, bu konudaki çabalarımızı, temennilerimizi arttırırken bir yandan da yoksul halk yığınlarının tatil yapabilme olanaklarını arttırabilmek için acaba ne yapıyoruz? Bunu, parti ayrımı yapmaksızın bütün milletvekillerine ve Parlamentonun temel sorumluluğu olarak halkımızın dikkatine sunuyoruz.

Evet, bir krizin yaşandığını bugün ve dünkü konuşmalarda da birçok hatip ifade etti. Evet, kriz aşılırken nedense hep sermayeyi koruma refleksiyle yapılmış düzenlemeler üzerinden aşılma çabaları içerisine giriliyor ama halkı kriz anında yaşananlardan daha iyi bir sisteme entegre edebilmenin koşullarını tartışmıyoruz. Yine, sadece belli bir tabakayı kriz anında daha fazla nasıl mutlu edebilirizin veya o krizden en az olumsuz nasıl etkilenebilir pozisyonda tutabilirizin çabalarını sergiliyoruz. Oysa, krizden kurtulmanın doğru seçeneğinin, kendi ülkemizdeki doğal kaynakları, yer altı-yer üstü zenginlik kaynaklarını daha doğru, daha efektif kullanabilmenin koşullarını yaratabilmekle sağlanacağını unutmamalıyız. Bu ülkenin tarım olanaklarını, potansiyelini, hayvancılık potansiyelini, yer altı-yer üstü zenginlik kaynaklarını üretime dayalı sanayide nasıl daha işler hâle getirebiliriz gibi bir çabamızın olmadığını, bizatihi kendimi de işin içine katarak ifade etmek isterim.

Yine, burada, evet, bu düzenlemeler palyatif düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler, ekonomik rahatlamayı sağlamaktan ziyade, bataklığı kurutmaktan ziyade, maalesef, bataklık içerisinde gezen bir iki sineği öldürme çabasından başka bir şey değildir. Gerek sermaye açısından gerek emekçi açısından, bir bütün olarak bu ülkeyi oluşturan bütün insanlar açısından en temel probleminden, güvenlikçi politikalar üzerinden, bir savaş ekonomisinden ülkeyi kurtarabilmenin çabasını açığa çıkarabilmeliyiz biz. Çünkü -tümü üzerinde konuşurken de ifade etmiştim- bir ülkedeki güvenlikçi politikalar üzerinden güvenliğe ayrılan paylar ve çatışmalı ortamda istikrarın bozulmasından sonra açığa çıkmış olan koşulların bir kara delik gibi olduğunu söyledik. O kara delik, düşünün ki iktisadi olarak her şeyi yutuyor; insani, ahlaki, vicdani bütün değer yargılarınızın daha fazla yıpranması sonucunu beraberinde getiriyor.

Biz, bu ülkenin savaş ekonomisinden bir an önce barış iklimine, barış atmosferine dönüşünü sağlayabilmeliyiz. Bu, ekonomide, sosyal yaşamda, siyasal yaşamda, sanatsal yaşamda hoşgörüyü, barışı, kardeşliği, eşitliği ve her bir vatandaşın ülkeye dönük aidiyet ve sahiplenme duygusunu daha fazla güçlendirecektir. Bütün bunlar temel sorunlar olarak orta yerde dururken biz bunu aşma çabaları yerine hâlâ palyatif çözümlerle, işverenin sigorta veya vergi yükleri üzerinden bazı kısmi iyileştirmelerle temel sorunlarımızı aşacağımız yanılgısı içerisinde bulunuyoruz.

Bu temelde, dünyada hiçbir çatışmalı ortam ve süreç yoktur ki en nihayetinde barışla sonuçlanmasın. Buradan bakıldığında, Türkiye’de son bir yılda kötülükleri sıradanlaştıran, her birimizdeki iyi niyet duygularını körelten, her birimizdeki hoşgörü ve kardeşlik duygularına zarar veren, var olan problemlerimizin daha fazla katmerleşmesine hizmet eden savaşın er geç bir masada diyalog ve müzakere yoluyla çözüleceği gün gibi ortadayken, bizim hâlâ bu çatışma kültüründe ısrar eden ve onu besleyen bir süreçle kendimizi oyalıyor olmamız 80 milyon insana karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmeyişimiz anlamına geliyor.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Faik Öztrak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı önümüze şu başlık altında geldi: “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı.” Ancak, bugün konuşulup, üzerinde uzlaşmaya varılıp iktidar partisinin geri çektiği geçici 2’nci madde bu yasa içinde kalmış olsaydı, bu sadece Türkiye’de değil, dünyada en kaba kara parayı aklama yasası olarak anılacaktı.

Değerli milletvekilleri, tabii, bizim gibi, gelişen ekonomilerde yatırım son derece önemlidir. Yatırım olmadan aş olmaz, iş olmaz, verimlilik artmaz, üretim ve sağlıklı bir büyüme gerçekleşemez. Dolayısıyla, güçlü bir yatırım ortamının koşullarını oluşturmak mutlaka tüm devletlerin görevidir. Peki, ülkemizde Hükûmet bu görevi yerine getirebilmiş midir? Maalesef hayır. Bunu hem devletin hem de uluslararası kuruluşların rakamları açıkça gösteriyor. Bakın, 2016 yılının ilk üç ayında özel sektör yatırımlarının reel düzeyi yani enflasyondan arındırılmış seviyesi hâlen 2011 yılının altında. Bir başka ifadeyle, beş yıldır bu ülkede özel kesimin yatırımları yerinde sayıyor.

Peki, bu acaba dünyada genel bir konjonktürün sonucu olarak ortaya çıkmış bir durum mudur, yoksa bizdeki durum dünyadan, bizim ligimizdeki ekonomilerden daha mı farklıdır? Buna da dönüp baktığımız zaman, bizim içinde bulunduğumuz gelişen ve yükselen ekonomiler liginde yatırımların millî gelir içindeki payı yüzde 31,5. Peki, bizde kaç? Yüzde 20. Yani, rakiplerimize göre biz gelirimizin çok daha az bir kısmını yatırımlara ayırıyoruz, ondan sonra da diyoruz ki: “2023 hedeflerini gerçekleştireceğiz.” Bu yatırımlarla 2023 hedeflerini gerçekleştirebilmek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bu yatırımların düşüklüğüne rağmen, baktığımızda, özel kesim yatırımları yerinde sayarken özel kesimin dış borçları da çığ gibi büyüyor. 2011’den bu yılın nisan ayına kadar, bankalar dışındaki özel kesimin net döviz borcu 74 milyar dolar artarak 192 milyar dolara çıkmış. 2011’de millî gelire oranla reel sektörün net döviz borcu yüzde 15’miş, şimdi yüzde 27 olmuş. Çin’in ardından reel sektörü en hızlı borçlanan ülke Türkiye. Peki, bu neden oluyor? Çünkü, Türkiye’de tasarruf yok. Bakın, yine dünya karşılaştırmasını yaptığımızda, bize benzeyen ekonomilerde tasarrufların millî gelir içindeki payı yüzde 31, bizdeki yüzde 15,6. Sonuç? O zaman bu yetersiz yatırımları da dış borçlanarak gerçekleştirmek zorunda kalıyoruz ve bu dış borçlar büyüyor.

Değerli milletvekilleri, dünyada küresel likidite dalgasının üzerinde gemi yüzdürme dönemi artık sona erdi. İşte, böyle bir dönemde Türkiye çok ciddi bir kırılganlıkla bu konjonktüre yakalandı; o da özel kesimin artan döviz cinsinden borçları, buna karşılık bunun karşısında yeterli döviz imkânının bulunmaması. Şimdi, bu borç nedeniyle dışarıda bir rüzgar esse Türkiye’de fırtına biçiyoruz. 2013’ten bu yana, dünyanın en kırılgan ekonomi listelerinde başa güreşiyoruz. El atına binenin tez ineceğini, uygulanan bu ekonomik modelin ilelebet süremeyeceğini defalarca bu kürsüden dile getirdim.

Peki, bu kadar kırılganlık varken yani döviz bu kadar oynakken, faizler bu kadar oynakken nasıl yatırım yapılacak? Arkadaşlar, bir ülkede yatırımları artırmak istiyorsanız ilikleyeceğiniz, doğru iliklemeye başlayacağınız ilk düğme bellidir: Ülkede herkesin güvenebileceği tarafsız ve bağımsız bir yargı gücünü tesis etmek zorundasınız. Evrensel kabul görmüş hukuku, adaleti bu topraklarda hâkim kılmadan atacağınız her adım etkisiz kalmaya mahkûmdur. Ancak, Türkiye’de sorun şu: “Ben şu kadar oy aldım, hukuk falan dinlemem, istediğimi yaparım.” diyen bir zihniyet iktidarda. (CHP sıralarından alkışlar) Bir yandan yatırım ortamını iyileştirmekten bahsediyorsunuz, bundan önce getirdiğiniz kanunla da yargıyı tamamen iktidara bağlayacak birtakım önlemler alıyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu arkadaşlar?

Kayyum vasıtasıyla milletin malına, mülküne el koyuyorsunuz. Memleketin en gözde mesleği maalesef, sizin sayenizde kayyumluk oldu. Ne kadar eski milletvekili, bakan, yandaş, akraba varsa el koyduğunuz şirketlere dolduruyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Haram zıkkım olsun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zehir zıkkım olsun o 80-100 bin liralık maaşlar.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) - Şirket batırmak ve içini boşaltmak için kayyum atıyorsunuz. Türkiye’nin kurumsal kimliği en güçlü şirketlerini, vergi kaçırmak, kaçakçılık yapmak maksadıyla çete kurmakla suçluyorsunuz. En itibarlı bankaların yöneticilerini bu gerekçeyle mahkemeye verebiliyorsunuz. Hukuku silah yapıp şirketleri ve yöneticilerini taciz ediyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Burunlarından gelsin inşallah.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) - Bu ülkede kimsenin malının, mülkünün güvencesi kalmamışken kim, neden, ne için yatırım yapacak? Yabancı yatırımcı da hukukun olmadığı topraklarda yatırım yapmaz. Kimse, hukukun karşısında hakkını arayabileceği bir ortam olmadığı zaman malını, mülkünü bu ülkeye getirmez. Son açıklanan ödemeler dengesi rakamlarına bir dönüp bakalım: Yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımları ilk beş ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 55 azalmış; 1,9 milyar dolar olmuş. Kim geliyor? Portföy yatırımı yapmak isteyen geliyor. O da son aylarda geliyor, neden? Çünkü faizleri düşüreceğiniz belli oldu. Bir de dünyanın en yüksek faizini veriyorsunuz dolar cinsinden, yüzde 10. Bu faizi verip, bir de faizleri düşürüp sermaye kazancı yatırılacağı belli olunca yabancılar, kısa vadeli yatırım yani sıcak para Türkiye’ye geliyor.

Değerli milletvekilleri, biraz önce söyledim: Hukukun üstünlüğü yatırımcı için en önemli gerekliliktir ancak yeterli de değildir. Yatırım yapmak için ülkede istikrarlı bir kurumsal çerçevenin de olması lazım. Tek bir örnek vereyim: Son on üç yılda Kamu İhale Kanunu’nu 34 kere değiştirmişsiniz. Her yıl 2 kez değişen bir kanun olur mu? Türkiye’de olur. İkincisi, hukukun üstünlüğü dedik, istikrarlı, kurumsal çerçeve dedik; siyasi istikrarın da olması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, aslında mevcut iktidarı millet 7 Haziranda yerinden indirdi ama Başbakan bir türlü gitmedi, Hükûmet bir türlü gitmedi, yerinde oturmaya devam etti. Buna rağmen, ülkede huzursuzluk, istikrarsızlık, terör zirve yaptı. Bundan korkan millet de bu sefer bu iktidarı tek başına iktidar yaptı ama ne kadar ilginçtir ki tek başına iktidar olan AKP şu beceriyi de gösterdi: Tek başına iktidar olduğu bir ortamda siyasi belirsizlik yarattı. (CHP sıralarından alkışlar) Beş ay geçmeden ülkenin üzerindeki bu kara vesayet ve Türk demokrasisi üzerindeki bu kaba vesayet seçim kazanan Başbakanı görevden aldı. Herkesin aklı karıştı, “Bu ülkede yatırım yapılabilir mi?” dedi. Şimdi, siz bu düzenlemeyi getiriyorsunuz yatırım yapılsın diye. E, bütün bunlar bu ülkede varken nasıl yatırım olacak?

Bakın, bir başka önemli olay, veri kalitesi. Şimdi, Türkiye’de bir makro veriler var; işte, büyüme diyoruz, şu diyoruz, bu diyoruz; bir de mikro veriler var. Şimdi, ben bazı mikro verileri söyleyeyim, diyor ki: KOBİ’lere açılan krediler son bir yılda yüzde 10,9 artmış, takipteki krediler ise, takibe düşen krediler ise yüzde 43,6 artmış, ekonomi de ilk üç ayda yüzde 4,5 büyümüş. Şimdi, 4,5 büyüyen bir ekonomide nasıl bu kadar kredi takibe düşüyor? Yani, bunu anlayabilmek mümkün değil.

Bakın, yine TÜİK’in kendi verileri, turizm; makro veri olan istihdam verisine dönüp baktığınız zaman diyor ki: “Turizm sektöründe istihdam yüzde 2,5 arttı.” Hâlbuki biz biliyoruz ki ilk üç ayda Türkiye’ye gelen turist sayısı yüzde 10,3 düştü. Peki, çalışan sayısı nasıl artıyor turizmde? Buna karşılık bir alt veri var; ticaret ve hizmet endeksi. O verinin de bir alt verisi daha var, turizm sektöründe çalışanlar burada da var. Oraya dönüp bakıyoruz, yüzde 5,8 azalıyor.

Değerli milletvekilleri, bakın, verilerin doğru olmadığı, hesap vermekten kaçan bir iktidarın olduğu bir ekonomiye kimse gelip yatırım yapmaz. Onun için, bu düzenlemelerin hepsi yatırımcının belki işini kolaylaştırabilir ama iştahını açmaz. İştahını açabilmesi için bugüne kadar yapılan tüm uygulamaların değişmesi ve mevcut zihniyetin iktidardan gitmesi lazımdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztrak.

Sayın Özel, sisteme girmişsiniz.

Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Türkiye’nin uluslararası itibarını sarsacak, Türkiye’nin uluslararası camiada kara parayla mücadele konusunda karne notunu çok kötü bir duruma getirecek bir maddeyi bir hafta boyunca muhalefet partilerinin etkin muhalefeti ve direnişiyle, güçlükle yasa tasarısından çektirmeyi başardık. Bunun karşılığında, bütün gruplar büyük bir anlayış gösterdiler, önergeler çekildi, bu teşvik yasası pek çok karşı çıktığımız noktaya rağmen Sayın Bakanın arzu ettiği gibi ilerliyor.

Sayın Bakan, sadece partimizin değil, Türkiye’nin bu konuda söylediği söze değer verilecek ve ülke için yapılacak yasaların kalitesi için en değerli gördüğümüz iki konuşmacısını, en değerli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Özel.

Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sadece partimiz için değil, Türkiye’de bu konuda söylediği sözün Bakan tarafından dinlenmesi ve kaliteli yasama açısından en kıymetli olacağını düşündüğümüz iki konuşmacımız Sayın Bihlun Tamaylıgil ve Sayın Faik Öztrak kendisine katkı yapmaya çalışırken Bihlun Hanım’ın uyarısına rağmen, etrafındaki kalabalık içinden göz ucuyla, Sayın Faik Öztrak konuşurken de arkasındaki bürokratlarla dokuz dakika boyunca sohbet etti, bir kelimesini dinlemedi.

Muhalefet partilerinin gösterdiği bu saygıya, muhalefet partilerinin gösterdiği bu iş birliğine karşı Sayın Bakanın bu tavrı doğru bir tavır değildir. Kendisini bu açıdan kınıyoruz ve bundan sonra düzeltmesi konusunda da uyarıyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, eleştiriler size. Sanırım cevap vereceksiniz.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilimizin haklı eleştirisine teşekkür ediyorum.

Yani, kasıtlı olarak yapılmış bir davranış olmadığını bilmenizi isterim. burada arkadaşlarla bir teknik konuyu müzakere ediyoruz. Ama, haklısınız, sayın vekilimiz konuşurken kendisinin konuşmasını takip etmem doğru ama sadece şuna itirazım var: Yani burada, gerçekten, bir art niyet asla yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki, o zaman…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Hani “kınama” ifadesi, yapılan eleştirinin dozuna uygun düşmez diye düşünüyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tutanaklardan okuyun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ama, gerçekten, ben, sayın vekilimizi dinlememiş olmaktan dolayı da özür diliyorum ama herhangi bir şekilde bir kastımın olmadığının bilinmesini istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tutanakları okuyun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, tutanağı okuyun o zaman. “Kınama”yı geri çekti, siz de tutanağı okuyun.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bence de tutanaklardan okuyabilirsiniz her iki konuşmacının da konuşmalarını.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tabii, memnuniyetle.

BAŞKAN - Tutanaklardan okuyacak Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim…

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanın açıklaması bu şekliyle hiç olmazsa şey. Ben de oradaki “kınama” kelimesini çekiyorum.

Hukukçu kimliğim yok, bir eczacı olarak Sayın Bakana da şunu hatırlatayım, buna hukuk dilinde şöyle diyorlar: Evet, kasıt olmadığına inandık, “kınama”yı çektik ama yaptığınız iş, kasta varan kusurdur.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerinde şahsı adına Kocaeli Milletvekili Sayın Sami Çakır.

Buyurunuz Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 404 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her ekonomide şartlara, konjonktüre bağlı olarak zaman zaman inişli çıkışlı dönemler yaşanması doğal kabul edilmektedir. Hükûmetler ve ekonomi yönetimleri, bu gibi durumlarda politikalar üretmek, değişiklikler gerçekleştirmek ve içinden geçilen duruma göre gerek yapısal gerek yasal düzenlemelerle ihtiyaç hasıl olan alanlar için çözüm üretmek durumundadır.

Bilindiği üzere, 26’ncı Dönem Meclisi oluşur oluşmaz, hükûmetlerimiz, taahhütlerine ve vatandaşın beklentilerine uygun ekonomik vaatleri hayata geçirmeyi başarmış, bu da milletimiz nezdinde olumlu karşılanmıştır.

İşte, bu yasa tasarısıyla ihtiyaç görülen alanlara müdahale edilmiş olmakla gerçekleştirilen ekonomik iyileştirmelerin hem devamını sağlamak hem de bu iyileştirmeyle iç içe olan yatırım ortamının iyileştirilmesi için çok ciddi adımlar atılmış bulunmaktadır.

Bu yasa tasarısı, sadece yeni düzenlemeler yapmış olmayıp aynı zamanda, ekonomi çarkını direkt ilgilendiren ve etkileyen iflasın ertelenmesi hususu, Çek Yasası’yla ilgili oluşan boşluklar gibi öncesi olan sorunları da düzenlemeye tabi tutan bir tasarı hüviyetindedir ve bu konularda günün şartlarına ve ihtiyaçlarına göre düzenlemeyi içermektedir.

Yasa tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonundaki yoğun görüşmeleri esnasında elbette muhalefetin katkı ve değerlendirmelerinin önemi inkâr edilemez.

Tasarıyla yatırım ortamına ilişkin işlem maliyetlerinin azaltılması, finans kurumları arasındaki farklı uygulamaların ortadan kalkması hedefine yönelik etkin ve nitelikli bir düzenleme getirilmekte, bunun da yatırım ortamının iyileştirilmesine yardımcı olması öngörülmektedir.

Özellikle tasarının ikinci bölümüyle, döviz kazandırıcı faaliyetler ile uygulama usul ve esaslarının belirlenmesindeki hususlara kanun hükmünde yer verilmesi, yeni sözleşme türleri ve bu sözleşmeler için oran belirlenmesi, kamu ihalelerinde ihalenin iptali durumunda damga vergisinin iadesi, kanuni süresinde düzeltme amacıyla verilen beyannamelerden damga vergisi alınmaması, aylık hizmet ve prim belgesi ile muhtasar beyannamenin birleştirilerek verilmesi, öğrenciler ile özel okullar arasında düzenlenen kâğıtlarda ve resmî dairelerce yurt dışına gönderilen kişilerin eğitim, öğretim ve sağlık giderlerine ait düzenlenen kâğıtlardan damga vergisi alınmaması, anonim, limitet ve komandit şirketlerin pay devirlerinin istisna kapsamına alınması, gayrimenkul yatırım fonlarının istisna kapsamına alınması, birden fazla düzenlenen kâğıtların sadece bir nüshasından noter harcı alınması, finansal kiralama işlemlerinde süre sonunda kiracıya devrinde tapu harcı alınmaması, yatırım teşvik belgesi kapsamında inşa edilen binalara beş yıl süreyle emlak vergisi muafiyeti verilmesi, sat ve geri kirala işlemine konu edilen taşınır ve taşınmazlara ilişkin KDV muafiyeti tanınması gibi, bu ve benzeri birçok alanda getirilen muafiyet ve teşvikler bu yasanın amacıyla örtüşmektedir.

Bu tasarıyla ülkemizin kalkınma yaklaşımının esaslarını gösteren planların uzun vadeli bakış açısıyla hazırlanmasının, toplumun tüm kesimlerine yönelik hedef birliği ve bütüncül bir perspektif sağlanmasının kalkınma sürecinin başarısı için önemli olan hedef ve stratejilere katkı sağlayacağına inanıyor ve bu çerçevede her bir maddenin farklı bir iyileştirmeyi ele aldığını görüyoruz. Bir bütün olarak Meclisimizin tensibiyle yasalaşması hâlinde de yatırımın iyileştirilmesine yönelik olumlu bir adım atılmış olacağı ve refahın yaygınlaştırılmasına yönelik katkı sağlayacağı aşikârdır.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakır.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

26’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                Filiz Kerestecioğlu Demir                Lezgin Botan

            Diyarbakır                             İstanbul                                  Van

       Mehmet Ali Aslan                    Mahmut Toğrul                      Ayhan Bilgen

              Batman                              Gaziantep                                Kars

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26’ncı madde bakanlara tanınan yetkiyle ilgili ve tabii, kanun yorumlarken, kanun metni yorumlarken soyut yorum yapmanın çok anlamı yoktur. Sonuçta bu kanunun bu ülkede yargıçlar tarafından nasıl yorumlanacağı, bürokrasi tarafından nasıl anlaşılacağı geçmiş pratik üzerinden anlam ifade eder. Sonuç itibarıyla, bu ülkede geçmişte bakanlık yapmış 4 kişiyle ilgili iddiaların da geçtiği bir dava Amerika Birleşik Devletleri’nde Rıza Sarraf davası dolayısıyla her gün basına yansıyor. Şimdi, bakanlarla ilgili böyle bir iddianın Türkiye’de açık, ikna edici, toplumsal vicdanı rahatlatıcı bir yargılama süreciyle tamamlanmadığı gerçeğiyle birlikte Bakanlar Kuruluna metinde geçen -tırnak içerisinde söylüyorum- sıfırlama yetkisini verdiğinizde bunun hangi sonuçları doğurabileceğini de dikkate almak zorundasınız.

Önümüzde çok somut pratikler var ama galiba her şeyin gelip dayandığı, bağlandığı nokta siyasetin finansmanı konusu. Türkiye’de siyasete olan güvenin sarsılmasının, siyasetçinin toplumdaki algısının gün geçtikçe meşruiyetini yitiriyor olmasının en önemli sebeplerinden birisi siyasetin finansmanı konusudur. Siyasetin finansmanında şeffaflıkla ilgili ve etik kurallara bağlı kalmakla ilgili iki düzenleme iktidar partisi tarafından kamuoyuna deklare edildi. Bunlar çok önemli düzenlemelerdi aslında. On dört yıldan sonra deklare edilmiş olması elbette eleştirilmeye değer ama hiç olmazsa deklare edilmiş olması da önemli. Birisi, 2015 Şubatında bir önceki Başbakan tarafından kamuoyuna bir paket olarak açıklanmış olan şeffaflıkla ilgili paketti, sonra, tahmin edeceğiniz, hepimizin bildiği tepkiler üzerine paket geri çekilmişti.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Başbakanı götürdü işte şeffaflık paketi.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Biri de yine kendisi görevden alınmadan önce siyasi etik yasasıyla ilgili düzenlemeydi.

Siyasi iktidarlar sadece yaptıklarından dolayı değil, yapmaları gerektiği hâlde yapmadıklarından dolayı da sorumludurlar topluma. Eğer bu ülkede siyaset bir kişisel çıkar elde etme aracı olarak okunuyor, algılanıyorsa ve bundan dolayı da siyaset kurumu yıpranmışsa, kirlenmişse, yozlaşmışsa bunun sorumluluğu bu çatı altındaki herkese aittir. Dolayısıyla, bugünkü pratiği, bugünkü tabloyu, Türkiye gerçeğini yok sayarak bu paket içerisindeki, bu torba kanun içerisindeki düzenlemeleri okumanın, değerlendirmenin çok imkânı yok. Bir başka pratikte, bir başka ülkede belki aynı maddeleri böyle kaygıyla, korkuyla, tereddütle değerlendirmeyebilirsiniz. Mesela, Panama belgeleriyle ilgili birçok ülkede istifa geldi, ciddi tartışmalar yaşandı ama Türkiye’de tık yok. Demek ki yolsuzluğun siyaset açısından tartışılmaya değer tarafı yok, siyaset açısından bu çok önemli bir mevzu değil, medyada ciddi bir karşılık bulmuyor.

Aynı şekilde, Rıza Sarraf’ın ortağı Zencani İran’da yargılanıyor ve Türkiye’de ne kadar rüşvet dağıttığına dair rakamları telaffuz ediyor. Şimdi, olması gereken, bu iş İran’da yargılama konusu olmadan önce onun iddia ettiği rüşveti kime vermiştir, bununla ilgili idari soruşturma, etkin soruşturma yapılmış mıdır, bürokratlar mı almıştır bu rüşveti, gümrükçüler mi almıştır, siyasetçiler mi almıştır, kim ne kadar almıştır -herhâlde muhalefet almamıştır, herhâlde gönüllü kültür kuruluşları falan almamıştır bu rüşveti- diye bununla ilgili araştırmayı burada yapmak ve İran’ın Amerika’yla birlikte Türkiye’yi bu vesileyle pres etmesine fırsat vermemek olması gerekendir. Hadi bu olmadı, hiç olmazsa bu aşamadan sonra yani bu iş bu kadar gündemleştikten sonra bir ülke, o ülkeyi yönetenler dönüp komşunuzdaki yargılama sürecine müdahil olup “Ne oluyor? Ciddi bir iddia var, büyük bir rakam söz konusu. ‘Ben bu kadar rüşvet dağıttım komşu ülkede.’ diyor, Türkiye’yi karalamaya ne hakkınız var? Bu kadar ağır bir iddiada bulunuyorsunuz, bunu ispatlayın, iddialarınızı ortaya koyun, biz de gerekli etkin soruşturmayı, yargılamayı yapalım.” demek yakışmaz mıydı?

Değerli milletvekilleri, bir ülkede yolsuzlukla mücadele demokratikleşmenin olmazsa olmazıdır ve eğer bu ikisini birlikte ele almazsanız demokrasi sadece bir süs, sadece bir görüntü olarak kalır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bilgen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                        Lezgin Botan                       Mahmut Toğrul

            Diyarbakır                                Van                                 Gaziantep

  Filiz Kerestecioğlu Demir                                                      Mehmet Ali Aslan

             İstanbul                                                                         Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ali Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) - Sayın Başkan, Sayın Divan ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün 14 Temmuz, Arap Alevi insanlarımızın Evvel Temmuz ya da “…”(x) diye kutladıkları bayram havasında geçen bir festivaldir. Bu 14 Temmuz bayramının anlamı, temmuz ayındaki bereketi, bolluğu ve hasadı temsil eder. Bayramdan ziyade de bir şenlik, bir eğlence ve piknik havasında kutlanır. Daha çok Adana, Antakya, Mersin’deki Arap Aleviler bunu kutlar. Arap Alevilere de buradan “…”(x) diyoruz yani bu festivali, bu bayramı kutluyoruz.

Bu bayram, havarilerden bu yana kutlanan bir bayramdır. Bir hafta öncesinden kutlamalarına başlanır ve 14 Temmuz final günü olur. Ama her ne hikmetse bize Antakya, Adana ve Mersin’deki Arap Alevilerin ulaştırdığı bilgiye göre, sırf bu kutlanmasın diye, katılım az olsun diye hep “IŞİD, DAEŞ canlı bomba ihbarı yapıldı.” şeklinde, böyle gerçekle ilgisi olmayan bilgiler yayıldı katılım olmasın diye ama Antakya ve özellikle de Samandağı halkı büyük bir katılım göstermiştir panellere, konferanslara ve gecelere. Bu, bizde de oluyor, genelde HDP mitinglerinde de, bir bakarsınız ki bir yıl boyunca ihbar olmaz ama miting yapacağımız zaman bir de duymuşsunuz ki IŞİD canlı bomba ihbarı peş peşe Emniyete gelir, her ne hikmetse de iktidar partisinde de öyle bir ihbar olmaz.

Tabii biraz konuya da değinelim. Yapılan düzenleme anladığımız kadarıyla, zengin ile fakir arasındaki uçurumu gittikçe derinleştirmektedir ve bu torba yasa toplumda on binde 2 karşılığı olan insanlar için, sermaye için çıkarılmaktadır. Örneğin değerli taşlardan, işlenmemiş taşlardan bırakın ÖTV’yi, KDV bile alınmamaktadır ama bütün toplumun faydalandığı süt gibi, sağlık gibi ve diğer temel ihtiyaçlar gibi ürünlerden yüzde 8 KDV alınabilmektedir. Yine, engellilerden otomobil alımı sırasında ÖTV alınmamakta ama maalesef, KDV alınmaktadır yani engellilerden bile kâr etme mantığı hâlâ sürdürülmektedir.

Yine -aslında bu yasaların en başta engelliler için çıkarılması gerekiyordu, Sayın Bakan herhâlde dinliyor- engelli, Türkiye’den bir araç aldığı zaman beş yıla kadar satamıyor, yurt dışından aldığı zaman on yıla kadar satamıyor ve yurt dışından alacağı otomobilin de üç yaşından büyük olmaması gerekiyor. Oysaki zaten birçok engellinin bunu alım gücü yoktur. Beş yıla kadar satamıyor yani bir ÖTV indirimi yapıyorsunuz diye engellinin beş yıllık talebine, isteğine, zevkine de ipotek koymuş oluyorsunuz; bu da doğru değildir.

Yine, çok büyük, devasa iş adamlarına yapılan vergi affı maalesef, engellilere yapılmamaktadır. Örneğin Cerattepe doğasının yıkıcısı holdingin eski parayla 424 trilyonluk vergi borcu siliniyor ama engellilerin, öğrencilerin, memurların, emekçilerin, yoksulların elektrik borcu, su borcu ve öğrencilerin de katkı kredi borçları silinmiyor. Niye bir kişi için özel yasa çıkarılıyor, trilyonları siliniyor, niye bütün toplumu ilgilendiren fakirlerin vergi borçları silinmiyor? Şu anda, Türkiye'de memurlar, engelliler, emekçiler, hepsi gurbet hayatı yaşamaktadır. Niye gurbet hayatı diyorum? Çünkü Hazreti Ali (RA) buyurmuş ki: “Zenginlik gurbette bir vatan, fakirlik ise vatanda bir gurbet hâlidir.”

Teşekkürler. Sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                Filiz Kerestecioğlu Demir                Lezgin Botan

            Diyarbakır                             İstanbul                                  Van

       Mehmet Ali Aslan             Mahmut Celadet Gaydalı               Mahmut Toğrul

              Batman                                 Bitlis                               Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, 28’inci madde, geneli itibarıyla vergilendirme hususunda Bakanlar Kuruluna vergiyi sıfıra kadar düşürebilme yetkisi tanımaktadır.

Vergiyle ilgili çalışmalar yapılırken, uygulamada meydana gelebilecek olası problemlerin önceden görülebilmesi adına, detaylı ve teknik bir çalışmaya tabi tutulması gerekmektedir.

Daha önce Plan ve Bütçe Komisyonunda alt komisyona sevk edilen Gelir Vergisi Kanunu gibi temel kanun tasarıları şeklinde incelenmesi gerekmektedir. Oldu bitti mantığıyla bu madde net olarak görülmektedir. Bizler yatırım ortamının iyileştirilmesine karşı değiliz fakat bunun hangi koşullarda ya da hangi pratikler doğrultusunda şekillendirileceğinin iyi belirlenmesini istiyoruz.

Tasarı da geneli itibarıyla, yatırım ortamının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır fakat gerek gerekçeler gerekse içeriği bakımından, tasarı, maddi kaynakların yeniden dizaynı ve maddi güce sahip olanların şartlarının iyileştirilmesinden ibarettir. İktidarın uzun süredir görmediği veya görmezden geldiği asıl problem, maddi koşulların düzenlenmesiyle yatırımların artmayacağı, tam tersi, sosyal ve toplumsal demokrasinin gelişimiyle yatırımların artacağı gerçeğini kabul etmiyor olmasıdır.

Yatırımlar güven ortamının tahsis edildiği, barışın ve sosyal adaletin hüküm sürdüğü, buna bağlı olarak ideal ve doğru toplumsal politikaların uygulandığı ortamlarda gerçekleşebilir. Fakat, bugün Türkiye’de gerek barış ortamı olsun gerekse sosyal hak, özgürlük ve adalet gibi evrensel değerler olsun, her biri yok edilmekte, tekçi ve merkeziyetçi bir yaklaşımla her problemin çözüleceğine inanılmaktadır. Özellikle doğu illerinde meydana gelen hukuksuz sokağa çıkma yasakları, güvenlikçi politikalar, aynı zamanda yanlış ve öngörüsüz bir biçimde uygulanan dış politikalar sonucu, sıfır sorun yerine sıfır komşu ilkesinin benimsenmesi, basın ve medya kuruluşları üzerinde uygulanan baskılar, yargı ve hukukun saf dışı edilmesi ve hizaya çekilmeye çalışılması, milletin iradesinin kayyumlarla ve gayrihukuki yöntemlerle saf dışı edilmeye çalışılması, totaliter bir devlet rejiminin oluşturulmaya çalışılması, Türkiye’de yatırım için gerekli koşulların sağlanmasını da imkânsız bir hâle getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, birçok konuda hâlâ sosyal eşitlik sağlanamamıştır. Gelir dağılımı üzerinde inanılmaz bir uçurum bulunmaktadır. Bugün ülke servetinin yüzde 54’ü yüzde 1’lik nüfusun kontrolündeyken, atılan her adım ve geliştirilen her politika halkın değil sermayenin menfaatleri doğrultusunda şekillenecektir. Yani hem halk için siyaset yaptığınızı iddia edip hem de yapılan tüm yasal düzenlemelerde sermayenin çıkarlarının gözetilmesiyle sosyal devlet anlayışı sergileyemezsiniz.

Bugün bu kanun tasarısıyla Damga Vergisi Kanunu’ndaki muafiyet ve istisnalar olsun, Gider Vergileri Kanunu’ndaki muafiyet ve istisnalar olsun, Harçlar Kanunu’ndaki, Emlak Vergisi Kanunu’ndaki, Katma Değer Vergisi Kanunu’ndaki muafiyetler ve istisnalar olsun, hiçbiri uzun vadede bir randıman sağlayamayacaktır. Devletin hangi koşullarda olursa olsun sosyal barışı ve sosyal adaleti gözetmesi gerekmektedir. Yani, bir yandan halk için siyaset yaptığınızı iddia edip diğer yandan ülke vergi gelirlerinin yüzde 70’inden fazlasını işçiden, memurdan, çiftçiden alıyorsanız ve AKP iktidarı yaptığı yasal düzenlemelerle vergi borcu olan yandaş şirketlerin borçlarını ya af yoluyla sıfırlıyor ya da uzlaşma yoluyla kuşa çeviriyorsanız buna “halk için siyaset yapmak” değil “halkın parasıyla siyaset yapmak” denir.

Yani, kısacası, bu yasa tasarısının özünü ifade etmek gerekirse, AKP iktidarı şirketlere en ufak detayına kadar vergi indirimi ve muafiyetler sağlarken, hatta ve hatta vergi oranlarını sıfırlara kadar indirirken emekçilerin, yoksulların, halkın en temel gereksinimlerini görmezden geliyor; dolaylı yollardan üzerlerindeki vergi yükü daha da artırılıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gaydalı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 39’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                 Lezgin Botan                                     Ziyar Pir

                Diyarbakır                                          Van                                          Diyarbakır

             Ahmet Yıldırım                       Filiz Kerestecioğlu Demir

                     Muş                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubumuz adına 39’uncu madde üzerine söz almış bulunmaktayım.

39’uncu madde ve takip eden 3 maddede yatırım teşvik belgesi ve işletmelere sağlanan kolaylıklar ve muafiyetler yer almaktadır. Söz konusu bu maddeyle, 39’uncu maddeyle bu belgeye sahip olan işletmelere inşa ettikleri binaları inşa ettikten sonraki süreci takiben beş yıl boyunca emlak vergisinden muafiyet sağlanmaktadır. Ancak, bu muafiyetin kimlere avantaj sağlayacağı hususu da yatırım teşvik belgesinin nasıl ve neden alındığı da aslında açıkça görülmektedir. Bu belgenin Ekonomi Bakanlığı tarafından verildiği göz önünde bulundurulursa sürecin ne kadar subjektif ve siyasi saiklerle işlediği gerçeğini de görürsünüz. Bu durumda siyasi iktidara yakın olan işverenlerin kendilerine haksız avantaj sağladığı, sağlayacağı da gün gibi ortadadır. Öyleyse bu yatırım belgesinin ya isteyen her yatırımcıya verilmesi lazım ya da “bu yatırım teşvik belgesine sahip olan” şartı aranmaksızın seyyanen uygulanması lazımdır.

Sayın milletvekili arkadaşlarım, şimdi, yatırım ortamının iyileştirilmesinden söz ediyoruz. Yatırım ortamının iyileştirilmesinden önce toplumsal barış ortamının iyileştirilmesi gerekiyor. Bir taraftan kentleri yakıp yıkacaksınız, dağı taşı bombalayacaksınız, ormanları kül edeceksiniz, bağımsız yargıyı ortadan kaldıracaksınız; vergi adaletsizliği, bölgeler arası bu adaletsizliği giderek derinleştireceksiniz; yoksulluğu, iç göçü ve yüz binlerce insanı işsiz, evsiz, barksız bırakacaksınız, sonra yatırım ortamını iyileştireceğinizi söyleyeceksiniz. Gerçekten, bunu nasıl yapacaksınız, bunu nasıl başaracaksınız yani akıllara ziyan bir yaklaşım bu. Öncelikle toplumsal barış ortamının sağlanması lazım. Eğer toplumsal barış ortamını sağlayamazsanız durmadan, her gün savaşın günlük maliyetinin giderek katlandığı bir ortamda, kentlerin yakıldığı, yıkıldığı bir ortamda, yüz binlerce insanın evsiz, işsiz kaldığı bir ortamda, işverenlerin böylesi bir ortamda, güven isteyen sermayenin böylesi bir ortamda yatırım yapmasını sağlamak mümkün değildir.

Şimdi, ben bölgeden birkaç şeye değinmek istiyorum Sayın Bakan buradayken. Yatırım ortamının iyileştirilmesini söylüyorsunuz ancak bölgedeki birçok iş adamına -çağırarak- bizzat AKP’nin kimi yetkilileri şunu söylüyor: “Biz 100 bin liralık bir kredi sağlayacağız, faizsiz bir kredi vereceğiz ancak siz PKK’nin terör örgütü olduğunu bütün kamuoyuna beyan ederseniz vereceğiz.” Allah aşkına, böyle akıllara ziyan bir yaklaşım olabilir mi, böyle bir şarta bağlanabilir mi? Böyle bir şart olmaz, bakın böyle bir şart, böyle bir şantajvari yaklaşım olmaz. Diğer taraftan, birçok iş adamına benzer şekilde “Siz bizim elimizi güçlendirmediniz. Eğer siz elimizi güçlendirirseniz yani AKP’ye oy verirseniz yani AKP’nin politikalarına, savaş politikalarına teslim olursanız, biat ederseniz size birtakım kolaylıklar sağlayacağız, yok yapmazsanız bu mümkün değil.”

Diğer taraftan, 2014 yılından bugüne kadar bölgedeki birçok iş adamı ve şirketler on beş yıl geriye dönük soruşturmalara tabi tutulmakta ve gönderilen müfettişler haksız bir şekilde oradaki sermayeyi, zaten kırk yıllık savaşta tahrip olan, çöken bölge ekonomisini iyice çökertmek üzere orada haksız cezalar kesmekte. Sadece onlara değil, avukatlara, doktorlara yani kürdistandaki işverenlere, kürdistandaki iş adamlarına, kürdistandaki sermayeye yönelik ayrımcı, ırkçı ve oradaki sermayeyi çökertmeye yönelik bir yaklaşım var. Dahası, AKP’ye yakın iş adamlarına bile 2014 yılından şimdiye kadar hak edişleri verilmiyor, kamu ihaleleri bir nevi durdurulmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Oradaki kamu ihalelerinde iş adamlarının –ki bunların çoğu AKP’ye yakın iş adamlarıdır- hak edişleri hâlen 2017 yılına ertelenmiştir. Bölgeye bilinçli bir şekilde ekonomik bir ayrımcılık uygulanmakta ve ekonomik ambargo uygulanmakta.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Botan.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Siz barışı sağlamadan, barış ortamını sağlamadan, orada her türlü altyapıyı tahrip ettikten sonra böyle bir şeyde başarılı olamazsınız.

Selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Botan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 40’ıncı madde kabul edilmiştir.

41’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 41’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                        Lezgin Botan                           Ziya Pir

            Diyarbakır                                Van                                Diyarbakır

         Ahmet Yıldırım              Filiz Kerestecioğlu Demir              Mahmut Toğrul

                Muş                                 İstanbul                              Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, söz konusu yasayla, yatırım teşvik belgesine sahip işletmelerin inşa ettiği yapılar için belediyelere olan yükümlülüklerine yani yapı ruhsatı için muafiyet getiriliyor. Burada aslında problemli olan iki nokta var: Birincisi, bu yatırım teşvik belgesini Ekonomi Bakanlığı veriyor yani Hükûmet veriyor ve bu belge tamamen subjektif koşullarda verilmektedir. İkincisi, zaten sınırlı olan, sınırlı gelirleri olan yerel yönetimlerin bu yasayla yetkileri ve gelirleri daha da kısıtlanmaktadır. Dolayısıyla, yerel yönetimlerin aslında güçlendirilmesi gerekirken ve yerel yönetimlerin desteklenmesi gerekirken bu yasanın onların yetkisini ve gelirlerini azaltan bir yönü olduğu için de aslında kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

Değerli milletvekilleri, bugün ben -Gaziantep milletvekili olarak- Türkiye'nin önemli bir sanayi şehri olduğu düşünülen bir şehrin milletvekiliyim ama bilmiyorum şu anda Türkiye’de halkımızın yüzde kaçı biliyor ki Gaziantep Türkiye'nin bankalara en borçlu kentidir. Gaziantep’te sanayi üretimi neredeyse durma noktasına gelmiştir. Neden durma noktasına gelmiştir? Çünkü Gazianteplinin ürettiğini genel olarak pazar anlamında kullandığı yer Irak, Suriye, Ürdün başta olmak üzere Orta Doğu coğrafyasıdır ama maalesef bizim yanlış dış politikamızdan kaynaklı olarak Orta Doğu’da hiçbir dostumuz kalmamış ve orası özellikle de IŞİD’le de iş tutarak karıştırılmış ve oraya satışımız, ihracatımız neredeyse durma noktasına gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, Gaziantep’te nakliyat ve lojistik önemli bir iş koludur ve ürettiğini Orta Doğu’ya götüremediği için şu anda nakliyat sektörü, lojistik sektörü iflasın eşiğindedir. Tırlar yatmaktadır ve lojistik işi yapanlar, nakliyatçılar, bugün tırlarını satışa çıkarmış durumdadırlar yani iflasın eşiğindedirler, bir kısmı da zaten iflas etmeye başlamıştır. Ama asıl sorunlu olan, büyük sanayi şirketlerinin yanında asıl sorunlu olan küçük esnaftır. Gaziantep’te küçük imalat sanayisi oldukça yoğundur, başta tekstil olmak üzere özellikle emek yoğunluklu küçük imalat sanayisi yoğundur ve bunların da pazar alanı başta Kürt şehirleridir. Bugün malını satmış olan alacağını alamıyor çünkü verdiği, satışını yaptığı karşı yer de maalesef dükkânını aylardır işletemiyor, dolayısıyla senetleri ödenmiyor ve Gaziantepli işini kapatmaya başlamış durumdadır. Küçük sanayi iflasın eşiğindedir, imalat sanayisi iflasın eşiğindedir. Bunun üzerine, özellikle küçük imalat sanayisinde çalışanlar da işsiz kalmaya başlamıştır.

Ağırlıklı olarak bugün kenar semtlerdeki terzihanelerde 7 yaşında Suriyelilerin çalıştığına şahit olduk biz. 7 yaşında, 8 yaşında çocuklar, emekleri sömürüldüğü gibi zor koşullarda bu alanda çalıştırılıyor. Bu plansız gelen misafirler, aynı zamanda kontrollü olmadığı için yerli emekçinin de işsiz kalmasına neden olmuş, bugün Gaziantep’te işsizlik alabildiğine ilerlemiştir. Sadece organize sanayi bölgesinde geçen hazirandan bu yana yani 7 Haziran seçimlerinden bu yana yaklaşık 35 bin insan işinden edilmiştir, işsiz kalmıştır, iş yerinden çıkarılmıştır.

Şimdi, yatırım ortamını iyileştiriyoruz diyoruz ama bu koşullarda, savaş koşullarında, Gaziantep’te neredeyse yaşamın imkânsız olduğu koşullarda yatırım yapılmasını beklemek son derece saflıktır ve gerçekçi değildir diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Gaziantep’e sahip çıkılmasını tüm Gaziantep milletvekilleri başta olmak üzere yüce Meclisten diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toğrul.

ABDULKADİR YÜKSEL (Gaziantep) – Gaziantep emin ellerde Mahmut Bey, hiç merak etme sen.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Biliyoruz, biliyoruz.

ABDULKADİR YÜKSEL (Gaziantep) – Başka yeri anlatıyorsun sen, başka yeri!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gaziantep’e gitmiyorlar herhâlde, esnaf iflas ediyor.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 41’inci madde kabul edilmiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

46’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 46’ncı maddesinde yer alan “her türlü belge, muhtasar ve prim hizmet beyannamesi veya bilginin” ibaresinin “muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                                Halis Dalkılıç                               Murat Alparslan

                  Kayseri                                         İstanbul                                          Ankara

            Zekeriya Birkan                             Abdullah Ağralı                             Abdurrahman Öz

                    Bursa                                           Konya                                            Aydın

           Kerem Ali Sürekli                         Mahmut Atilla Kaya                              Halil Özcan

                    İzmir                                             İzmir                                          Şanlıurfa

         Mücahit Durmuşoğlu

                 Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyoruz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirlerin kuruma gönderilecek tüm bilgi ve belgelerden değil, yalnızca muhtasar ve prim hizmet beyannamesinden sorumlu tutulmaları amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 46’ncı madde kabul edilmiştir.

47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 54’üncü madde de kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm 60’ıncı maddenin (a) ve (b) bentleri ile geçici madde 1 ve geçici madde 2 dâhil, 55 ila 77’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.04

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Üçüncü bölüm üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu saatinde en azından sonrasını kısaltmış olmanızdan dolayı da baştan teşekkürlerimi ileteyim ama teşekkürümüzün kalıcı olması için Sayın Bakana -yukarıda Sayın Canikli’ye de söylemiş olduğumuz, bütün arkadaşlarımızın- bu geçici 2’nci maddenin tamamen gündemden çıkarılmasının ülkemiz adına daha hayırlı olacağını söyleyerek başlıyorum.

Bu arada, Sayın Ağbal “Diğer ülkelerde de böyle uygulamalar var.” demiş ama ben çekle ilgili konulara girmeden önce birkaç şeyi kendisinin dikkatine sunacağım. Hepimizden daha kolay bir şekilde Türkiye’de bunun olup olmadığına en rahat kendisi ulaşacaktır çünkü MASAK kendisine bağlı bir birim. Hem MASAK’ın hem Adalet Bakanlığının hem Emniyet istihbarat biriminin ortaklaşa yürüttüğü bir Avrupa Birliği projesinde ben de akademisyen olarak Türkiye “paper”ını yazma imkânına kavuşmuş idim 2005-2006 yılında. Kara para aklamanın yollarıyla ilgili hangi yöntemlerin çıktığına ilişkin, suç gelirlerinin aklanmasıyla ilgili bir projeydi. Ondan sonra da yine -az önce buradaydı- daha geçen dönemde 2013 yılında Sayın Mehmet Muş’un ve Sayın Erdoğdu’nun katıldığı, Brüksel’de bir toplantıya gittik, AB Parlamentosunun Organize Suçlar, Rüşvet ve Kara Paranın Aklanması ile Mücadele konulu seminerinde ülke örneklerini ayrıntılı bir şekilde sunumlarını yaptılar. Burada da, Sayın Bakan isterse kendisine de takdim ederim, dosyalar hazır durumda var.

Şunu söylüyorum, siz diyormuşsunuz ki: “Bu başka ülkelerde de var.” Başka hiçbir ülkede böyle bir düzenleme yok. Neden yok? Çünkü Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni biz burada onayladık Sayın Bakan. Onun ötesinde tutanakları elimde duruyor, biz konuştuk burada. FATF’in OECD’ye bağlı kararları var, AB konvansiyonu var. Bir taraftan bunlar dururken biz suç gelirlerinin aklanmasını eğer burada soruşturmadan muaf tutar, tamamıyla sınırsız bir kara para girişini aklarsak biz bütün listelerde kara listeye bütün kuruluşlar tarafından alınırız. Bunlar uluslararası hukuk, biz de onayladık, onu söylemeye çalışıyorum. Madem bundan şimdilik vazgeçtiniz, temelli kaldırın ki teşekkürümüz daha kalıcı olsun, Türkiye’yi böyle bir sıkıntıya sokmayalım diyoruz. Yani burada birtakım düzenlemeler var. Eğer onları dikkate almaz isek yarın uluslararası arenada da ciddi sıkıntıya uluslararası hukuk açısından düşeriz diyorum. Sizlere bir daha uyarıda bulunmuş olayım. Alınan karar kalıcı olursa daha güzel olur, ülkemizi de böyle bir sıkıntıya düşürmemiş oluruz. Ama yatırımı teşvik edeceksek onun yolu var, yabancı sermayeyi teşvik edeceksek onun yolu var. Daha önce yaptığımız varlık barışlarında en azından yüzde 2 vergi alıyorduk, şimdi o da yok, kaynağı da belirsiz. Dolayısıyla bunlara tevessül etmemek lazım, başka yollarla ülkemize yatırım girişini sağlama şansımız var.

Şimdi, çeklerle ilgili daha önce burada tartıştık, yeniden düzenlemeler geliyor; sıkıştıkça yarın tekrar olacak, Komisyonda da arkadaşlara sorduk, dosyalar birikince yeniden o zaman hapis cezasını kaldıracağız, hapishaneler dolunca yine kaldıracağız. Bunu köklü bir şekilde… “Şu anda da bekleyenler var.” diye arkadaşlarımız söylüyorlar. Tabii az önce de arkadaşlarımız yetkili arkadaşlarla da görüşüyorlar, bir ara formül bulabilir miyiz diye ama hep ifrat tefrit oluyor yani bir o uca gidiyoruz, bir bu uca gidiyoruz. Köklü bir şey yapmak lazım. Bir taraftan çekin bir kere senede dönüşmesini önlemek lazım. Evet, ama bir hapis cezası getirirken de şu anda ödeme güçlüğüne düşmüş insanları da profesyonel çek dolandırıcısı hâline gelmiş insanlarla aynı kategoriye koymamak lazım. Bizim seçim bölgemiz Antalya’da, şu anda yaşanan, Rusya’yla yaşanan krizden dolayı -her ne kadar birkaç gün önce bir adım atılmış olsa da bu krizin sonucunu bir senede alma şansımız, olumluya dönüştürme şansımız hemen yok- birçok otel satılık şu anda, birçok insan çeklerini ödeyemiyor ki ekim, kasım ayı geldiğinde, sezonun sonunda bu çok daha bariz bir şekilde ortaya çıkacak. O zaman, şimdi, bir defalık çeki yazılmış, temerrüde düşmüş, başka bir senedini ödeyememiş birisiyle, sürekli olarak bunu daha önceden alışkanlık hâline getirmiş, sahte şirketlerle, paravan şirketlerle, faktöring şirketlerle anlaşarak birtakım şeyler yapan birisine aynı şeyi yapmayalım diyoruz. Arkadaşlar “Bir formül geliştirelim.” diyorlar. En azından bu şekliyle, kararın açıklanması tarzı bir şeyle ikinci bir defa işlenmesi hâlinde ertelenmesine ilişkin diğer bazı suçlarda bu hükümler var. Öyle bir şey yapılabilir dedik.

Artı, az önce Sayın Kalaycı konuşmasında belirtti, hepiniz de baktınız. İyi, vergi rekortmeni şirketlere baktığınız zaman ilk 10’da 7 tanesi, ilk 100’de 18 tanesi banka. Geçen sene de öyleydi. Sadece Halkbank vardı. O biraz şimdi aşağılara düşmüş, ilk başlardaydı. Demek ki bankalar hâlâ belli ölçüde kâr ediyorlar. Biz de diyoruz ki o zaman yaprak başına bankanın sorumluluğunu arttıralım veya çekin miktarıyla bir şekilde orantılayalım ki riski onlar da takip etsinler. Yani kredi kartı verir gibi, peynir ekmek dağıtır gibi de çek vermesinler. Nasıl ki kredide tek tek inceliyorlar, çek de bir kredi, ona göre gidip kredibilitesine bakıyorlar, bir sürü denetlemeler yapıyorlar. Dolayısıyla, bir şey yapalım. Yani bankaların da çalışmasını engelleyelim demiyoruz ama bu sorumluluğa o zaman biraz daha ortak edelim ki iyi niyetli vatandaşı, çekini sırf düştüğü sıkıntıdan dolayı ödeyemeyeni bir şekilde koruyalım diye söylüyoruz. Köklü bir çalışma yapalım. Yine teşviklerle ilgili burada düzenlemeler var. Yine böyle pansumanla yapıyoruz. Sıkıntı burada arkadaşlar. Yani dar bölgeli sektörel teşvik dedik, üretimi teşvik edelim sadece tüketimle olmaz, sadece inşaatla olmaz diye sizin bakanlarınız da söylediler.

Onun için, böyle bir fırsat elimize geçmişken ne yapıyoruz? Bunları köklü düzeltmek yerine yine bir torbanın içerisine üç oradan, beş oradan, sahibinden ihtiyaçtan acele torba kanun yine geliyor.

Ee, şimdi, bu şekliyle çıkarınca yarın yine geleceksiniz, yine düzeltme isteyeceksiniz. Bunlar daha önce çıkardığımız kanunlar diye onun için söylüyoruz değerli arkadaşlar. Oysa ne yapmamız lazım? Hepsini oturtup, ilgili kurumların zaten görüşleri var, daha önce gelmiş tasarılar var.

Yukarıda, şimdi, gelir vergisi kanunu komisyonda, alt komisyonda devam ediyor, biz burada yine vergi kanunuyla ilgili istisnalar, muafiyetlerle uğraşıyoruz. Ya topyekûn bir şey yapmamız lazım. Evet, teşvik edelim. Evet, istisnası, muafiyeti olsun. Ama bir oradan bir buradan madde… Aciliyeti şu konunun var, bunu koyalım, yarın başka bir konu daha geliyor; öyle bir hâle geliyor ki istisna muafiyet maddeleri ana kanundan fazla hâle geliyor kamu ihale mevzuatında olduğu gibi.

Onun için, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak -sürekli olarak sizlere söyledik- yapıcı, yol gösterici, uzlaşmacı bir muhalefet anlayışından yanayız. Eğer acil bir şey varsa esnafımızla ilgili, çiftçimizle ilgili, sanayicimizle ilgili, iş adamımızla, çıkaralım ama bunları hep böyle üçer beşer kopyala yapıştırla getirerek, teklifle tasarıyı birleştirip başka bir teklifi koyarak değil, gerçekten ilgili kesimlerin görüşünü alarak, daha önceden muhalefet partilerinin de görüşünü alarak uzlaşmacı bir şekilde getirin, acil olanları çıkaralım dedik.

Aynı şeyi bunun için de söyledik. Sayın Bakanlara -yukarıda geldiler- dedik ki: Bunun içinde eksik de olsa, bizim de seçim beyannamemizde, parti programımızda olan hususlar var, bizim de verdiğimiz vaatler var ve kamuoyunun da ilgisini çeken, vatandaşın da lehine olacak düzenlemeler var. Ama bunları yaparken içine, bu kadar helalin içine bir tane haram karıştı mı, bu sefer insicamımız bozuluyor, gereksiz yere Meclisin enerjisi tüketiliyor, komisyonların çalışma düzeni bozuluyor.

Onun için, bunları baştan yaparsak iyi niyetli bir şekilde… Sayın Başbakanın dediği gibi, “İçerde de dostları artıralım.” diyor ama arkasından da “Biz söyledik siz bilirsiniz.” diyor. Şimdi öyle olduğu zaman olmuyor. Yani “Muhalefetle de uzlaşalım.” deyip sonra da “Biz teklifimizi yaptık, kendileri bilir.” deyince olmuyor. O teklifin arkasında durup, gelip iyi niyetli şekilde muhalefet partileriyle bunları paylaşmak gerekiyor, ilgili kesimlerle de bunları paylaşmak gerekiyor. O zaman, eksik olur, doğru olur, eleştiririz, katkıda bulunuruz, önerge veririz ama netice itibarıyla en azından zararlarını azaltarak, eksiklerini bir şekilde tamamlayarak çıkarmış oluruz. Aksi takdirde ne oluyor? Bir iki madde için bütün tasarı tıkanmış oluyor ve sonra da ne oluyor? Kalkıyorsunuz, içinizden birisi kızıyor, “Muhalefet çalıştırmıyor.” Bakın bugün bitecek, aksi takdirde önümüzdeki hafta da devam edecekti. Eğer olumlu olan şeylerde eksik de olsa uzlaşabilirsek bunları buradan çıkarma şansımız var.

Onun için, tekrar diyoruz ki: Bu yapmış olduğunuz tasarrufları devam ettirin, kalıcı olarak da kamuoyunda tartışma yaratan, uluslararası hukuka aykırı, Türkiye’yi de sıkıntıya sokacak düzenlemeleri yapmayalım; vatandaşımızın lehine olan düzenlemeleri de hep birlikte, eksikleri varsa burada tamamlayarak çıkaralım ki o zaman içeride de dostluklarınızı artırmış olun diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Üçüncü bölüm üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

404 sıra sayılı Tasarı üzerinde söz aldım. Üçüncü bölüm üzerinde partimin görüşlerini ve kendi görüşlerimi açıklamaya çalışacağım gecenin bu saatinde, dinletebilirsek tabii.

Değerli arkadaşlarım, kendimizi kandırmayalım, 2008 sonrası Türkiye ekonomisi göreceli olarak istikrarını yitirdi ve sıkıntılı bir dönem geçiriyor. Büyüme, reel dayanaklarını kaybetmiş vaziyette. Türkiye'nin sorunlarını, özellikle ekonomiyle ilgili sorunlarını çözmek için bir şeyler yapılması lazım. Türkiye'nin nasıl bir krizde olduğunu dahi henüz tanımlayamamış bir Hükûmet var. Nasıl bir krizde, durumu nedir, sıkıntıları nedir; henüz bunu tam olarak tanımlayamamış bir Hükûmet var. Şimdi, yüzde 50 oy almış bir Hükûmetin getirdiği yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili tasarıya bakın, ilk gelen bu. Yüzde 50 oy almış bir Hükûmet bunu mu getirir? Böyle yapısal sorunları çözecek –zaman zaman bahsediliyor- Türkiye’yi yeni baştan mamur edecek, baştan aşağı değiştirecek…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayağa kaldıracak…

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - … ayağa kaldıracak bir heyecanla gerçekten yapısal reform denebilecek düzenlemeler yapar. Bu getirilenler pansuman tedbirler, gerçekten öyle yani siyaset yaparak söylemiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tedbir bile değil.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yüzde 50’lik bir Hükûmetin getirmesi gereken bu değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hiçbir işe yaramaz, bir lira yatırım gelmez.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – AK PARTİ içerisinde de böyle bir Hükûmetin çıkmaması, böyle bir zihniyetin olmaması lazımdı. Ben çok değerli arkadaşlarımın olduğunu da biliyorum. Böyle bir anlayış Türkiye için züldür. Gerçekten yapısal reformlar getirilebilirdi. Bu, “Türkiye’ye kriz teğet geçti.” kafasıdır; bu, “Her işletme bir tane adam alsın, bir işçi alsın, krizi çözeriz.” kafasıdır. Bunlar önemsenmemesidir krizin, bunlar Türkiye’nin sorunlarının önemsenmemesidir, anlaşılmamasıdır. Sayın Bakan burada, siz Maliye Bakanından hiç duydunuz mu “İşsizliği şöyle önleyeceğiz, şöyle yapacağız, şöyle programlarımız var.” diye. Bunun içerisinde de işsizlikle ilgili hiçbir şey yok.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok şey söyledik.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Çok şey söylüyorsunuz, hiçbir şey yapmıyorsunuz Sayın Bakanım. Çok şey söylemek yetmez. (CHP sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok şey yaptık, görmek için göz gerekir.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Maliye politikası ve para politikasını yürüten kurumlar ile -ki bu dönemde bunlar çok önemli- ekonomiden sorumlu olan kurumlar arasında uyumsuzluk var, aralarında uyumsuzluk var. Bu çok bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Özellikle Merkez Bankasının enflasyon hedeflerinin tutmaması da bunu net olarak her zaman gösteriyor.

Şimdi, çok önemli bir konu da kayıt dışılık. Hızlı geçiyorum. Kayıt dışılık Hükûmet programında önemli bir bölüm olarak yer alıyor. Kayıt dışılıkla ilgili hedef unutulmuş vaziyette. Ya, bu, Hükûmetin, Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesiydi, Maliye Bakanlığı da bununla ilgili bir komisyon kurmuştu, çalışıyordu, uğraşıyordu. Bunlar hiç açıklanmadı, bu dönem de bununla ilgili bir şey yok. Tam tersine, kayıt dışılığı artıracak şeyler yapılıyor, vergi afları getiriliyor. Bir de bu “Para getir ciğerimi ye.” yasası diye bir şey getirildi, Allah’tan çekildi o. Yani bunlarla Türkiye’nin sorunları büyütülür, çözülmez. Hakikaten öyle, Allah’tan çekildi. Bu, Türkiye’de birkaç yüz kişiye yarar, Türkiye’nin başını büyük bir belaya sokardı. İnşallah getirilmez bundan sonra.

Sonuç olarak değerli arkadaşlarım, bakın, Sayın Maliye Bakanı Hükûmet adına bir tasarı getirdi. Analizi yok, etki analizi dahi yok. Sadece şunu yazmışlar: “780 milyon liralık gelirden vazgeçildi.” Hiç analiz yok, ayrıntı yok; etki analizi böyle olmaz, detaylandırılır.

Bir de bu kara para devleti olmamız konusuyla ilgili olarak Sayın Bakan, Komisyonda da burada da bunun Türk vatandaşları için getirildiğini ve servet affı niteliğinde olduğunu söyledi. Sürekli olarak Sayın Maliye Bakanının söylediği bu. Ama Başbakan Yardımcısı Canikli de sürekli olarak “Bu, Körfez sermayesi için, Körfez sermayesinin Türkiye’ye çekilmesi için getirildi.” dedi. Yani yabancılar için getirildi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için değil yani “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyla birlikte yabancılar için getirildi.” dedi. Gerçekten çekildiği iyi oldu. Düşünebiliyor musunuz, burada konuşuyoruz, IŞİD’in veya PKK’nın veya bir başka terör örgütünün parasını burada herhangi bir avukat, kendi adına bankaya bildirecekti, Maliyeye bildirecekti; onun adına o para gelebilecekti ve soruşturma yapamayacaktık. Türkiye bir kara para ülkesi hâline gelecekti. Çok büyük bir sıkıntıydı, Allah’tan çekildi.

Tasarının –çok vaktim kalmadı- en önemli konularından bir tanesi, benim de konumdur, özellikle ona değineceğim: Bu Maliye Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumunun muhtasar ve aylık prim ve hizmet belgelerinin birleştirilmesi. Şimdi, bu çok önemli, ben Maliye Bakanlığı ya da Sosyal Güvenlik Kurumu ya da kayıt dışılık konulu her konuşmamda ortak bir veri tabanı hazırlanması gerekir, oluşturulması gerekir, bu çok şeyi çözer diye başlıyorum. Bunda da bu prim belgelerinin ve muhtasar beyannamelerinin birleştirilmesiyle ilk adım atılmış oldu diye sevindim, inanın sevindim. Çünkü, kurumlar vergisi mükellefi 700 bin kişi var -gecenin bu saatinde tam hatırlayamayacağım- 2 milyon küsur gelir vergisi mükellefi var, iş yeri sayısı bunların altında kalıyor. Milyonlarca kişiyi ilgilendiriyor, her ay bu belgeler veriliyor. Bu, muhasebecileri, SMMM’leri ilgilendiriyor, denetçileri ilgilendiriyor, SGK’yı ilgilendiriyor, Maliye Bakanlığını ilgilendiriyor; çok sorunu çözebilecek bir düzenleme, ortak veri tabanının ilk adımı diye düşünmüştüm; kontrol sağlayacak, kolaylık sağlayacaktı ve kayıt dışılığı önleyecekti ancak etki analizi olmadığı için tam olarak ne amaçlandı, onu bilmiyoruz. Çalışma Bakanlığı da, Maliye Bakanlığı da bu konularda yetki istiyor, “Yetki verin.” diyor. Ama, birçok soru var, Komisyonda da bunun üzerinde durduk, burada sıkıntı çok olabilir. Şimdiye kadar bu yapılamadı, bununla ilgili çok sorun var, sıkıntı var, ortak bir numara olmadan bilgisayar iki tarafın kayıtlarını okuyamıyor. Ortak bir numara oluşturmadınız, nasıl yapacaksınız? Henüz pilot uygulama dahi yapılmamış, bu kanun çıkınca hemen ertesi günü başlanacak.

Sayın Elitaş yok, kendisinin de mesleğidir; şimdi, bir apartman iş yeri kapıcısı için iş yeridir SGK açısından ama vergi mükellefi değildir, muhtasar beyanname vermez. Bunun gibi, Maliye ile SGK mükellefi ve iş yeri sayısı arasında yüz binlerce fark var. Şimdi, düşünebiliyor musunuz, bu kanunu çıkarttık, önümüzdeki günlerde yayınlandı, apartman iş yeri Maliyeye gitmiyor, vergi dairesi numarası da yok. Nereye gidip bildirgesini verecek, aylık prim ve hizmet belgesini verecek? Hangi vergi dairesine verecek? Hangi numarayla verecek? Bunlarla ilgili hiçbir düzenleme yapılmamış. Bunlar çok büyük sorun olacak şeyler. Bunlar düşünülmemiş, “Biz onları hallederiz.” demişler. Maliye Bakanı çok zekidir, birikimlidir ama bu konuları düşünmesi lazım. Eğer geçici bütçedeki gibi -yanlış bir geçici bütçe yaptınız- yine aynı hatayı yaparsanız çok büyük sorun olur Türkiye için, çok büyük sorun olur. Bunlara çok dikkat etmeniz gerekiyor.

Mesela, gübrede -burada yine konuşmuştuk- hem ithalatla ilgili hem de üretimle ilgili KDV’ler ikisinde de düşürüldü. Hiçbir anlamı yok dedik, bir fayda sağlamaz dedik ama yine o hata yapılmıştı, burada da yine o hata yapılıyor. Hiçbir faydası olmadı biliyorsunuz sektör için.

Mesela, Maliye Bakanlığı için çok önemli değil, çok büyük bir risk yok, onun için o tarafını görmüyorlar ama Sosyal Güvenlik Kurumu için bu düzenlemenin çok büyük riskleri var. Mesela, bu beyanname alındıktan sonra -beyanname diyorum eski adıyla- ortak hâle getiriliyor; biliyorsunuzdur, eski bildirge, bordro ve muhtasar beyanname ortak hâle getiriliyor, tek belge yapılıyor ama o tek belge sorunu çözmüyor. Ortak numara yok dediğim gibi, ortak bir veri tabanı yok ama onun haricinde mesela ek bir bildirimde bulunmak gerektiği zaman Sosyal Güvenlik Kurumunun bunu incelemesi gerekir çünkü Sosyal Güvenlik Kurumunda kişilerin ne kadar süre çalıştığı, ne kadar prim ödediği çok önemlidir. Sosyal Güvenlik Kurumu onu, o ek bildirimi alır, inceler, sahte bir bildirim olmasın diye inceler. Mükellef “Yanlış yaptık.” dediği zaman onu muhakkak incelemek zorundadır ama Maliye Bakanlığı “Nasılsa vergi artışı var.” diye alır onu, incelemez. Şimdi burada büyük sıkıntılar söz konusu olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Maalesef çok büyük değişiklikler oldu SGK kadrolarında, sık değişti. Birçok şeyi gözden kaçırıyor, bilmiyor, kadroları gözden kaçıracaklar, sıkıntı olacak.

Çok teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, gecenin bu saatinde herkese saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Bakanın söz talebi var.

Buyurunuz Sayın Bakan, iki dakika söz veriyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Öncelikle Sayın Bülent Kuşoğlu Vekilimizin eleştirilerine teşekkür ediyorum, önemli konulara temas ettiler.

Birkaç konuya açıklık kazandırmak istiyorum:

Bugün geçici 2’nci maddeyle ilgili bir önerge verildi, işleme konulacak ve o madde geri çekilecek. Ancak, bu meseleyi, bu konuyu ayrı ve müstakil bir düzenleme olarak önümüzdeki hafta tekrar Parlamentoya getireceğiz. Türkiye’deki vatandaşlarımızın yurt dışında olan varlıklarının Türkiye’ye getirilmesiyle ilgili bir düzenlemenin önemli olduğunu düşünüyoruz, Türkiye'nin ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla, bu düzenlemenin çekilmiş olması konusunda, böyle bir bilgi verme ihtiyacı oluştu.

İkinci olarak: Komisyon görüşmeleri sırasında gerek benim yaptığım açıklamalar gerekse Başbakan Yardımcımız Nurettin Canikli’nin yaptığı açıklamalar birbiriyle tezat oluşturmamaktadır, tam tersine, birbirini bütünlemektedir çünkü bu getirilen düzenlemeyle, gerek Türk vatandaşları yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gerekse diğer ülke vatandaşları yurt dışında bulunan varlıklarını Türkiye’ye getirebileceklerdir. Dolayısıyla, Nurettin Canikli Bey, anladığım kadarıyla, görüşmeler sırasında Körfez bölgesine ilişkin olarak özel bir vurgu yapmış. O açıdan, Sayın Vekilim, açıklamalarımız arasında herhangi bir tenakuz yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aslında, İzmit Körfezi’ni kastetmişti(!)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Üçüncü olarak, son olarak: “İşsizlikle ilgili olarak Maliye Bakanı bugüne kadar konuşmuş mudur?” diye kendileri soru sordular. Ben de “Evet, bu konuda konuşmalarımız olmuştur.” dedim. Dolayısıyla, “Hiçbir şey yapmış mıdır?” dedi. Evet, son bir yılda, bakın, bütün global krizden sonra hâlâ Avrupa, OECD ülkeleri global kriz öncesi istihdam seviyelerini yakalayamamışken, Türkiye’de global kriz sonrası dönemde 7 milyon ilave istihdam üretildi, son bir yılda da 1 milyon ilave istihdam üretildi. Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri istihdamı artırıyor, ekonomiyi büyütüyor, kalkınma yolculuğuna devam ediyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanın ilk başta kullandığı birkaç ifade, gruplar açısından da bir düzeltmeye ve hatırlatmaya muhtaç.

Geçici 2’nci maddenin çekilmesiyle ilgili varılan uzlaşıda “Bu maddenin şimdi çekileceği, daha sonra, Sayın Bakanın söylediği şekilde, gelecek hafta Parlamentoya getirileceği –Genel Kurul diye de anlaşılabilir- önümüzdeki hafta ya da bir sonraki hafta Plan Bütçe Komisyonuna müstakil olarak getirileceği, bütün partilerin bu konudaki uzman milletvekillerinin yapıcı katkılarıyla, endişeleri ve şüpheleri bertaraf edecek bir hâle dönüştürülmesi noktasında bir gayret içinde olunacağı” sözü üzerine, biz bu uzlaşıya, kısmen varılmış olan bu uzlaşıya “evet” dedik ve bunu Türkiye için çok önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Sayın Bakanın dediği gibi, “Biz bunu geri çektik olduğu gibi, pinpon topu gibi haftaya kucağınıza atacağız.” diye bir yaklaşım yanlış anlaşılmaya yöneliktir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir tamamlayabilir miyim efendim, çok kısa, yarım dakika?

BAŞKAN – Tamamlayınız, buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanın cevap vereceği anlaşılıyor, ona da istinaden şunu da söyleyeyim: Ben, Sayın Bakanın, Sayın Kuşoğlu’nun söylediğinin aksine işsizliği ortadan kaldıran ve istihdam artıran bir şeyler yaptığından haberdarım. Adalet ve Kalkınma Partisi Bayburt Gençlik Kollarından 30 genci işe soktuğu konusunda önemli bilgiler var. Bakalım, Sayın Bakan bu konuda da bir aydınlatmada bulunur mu.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Şimdi, öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilimizin yurt dışından varlıkların getirilmesine ilişkin düzenlemeyi Türkiye için tarihî bir fırsat olarak değerlendirmesini önemli buluyorum, teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müzakereyi tarihî fırsat…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi de yapılan düzenlemenin Türkiye için önemli bir fırsat olduğunu belirtiyorlar, kendilerine bu açıklamalarından dolayı teşekkür ediyorum.

İkinci olarak, hayatta en fazla önemsediğim şey iftiradır, Allah herkesi iftiradan saklasın. Maliye Bakanı olduğum günden itibaren herhangi bir şekilde ne makamımı ne görevimi hiçbir şekilde, yasalara aykırı bir şekilde veya sizin söylediğiniz manada kullanmam söz konusu değildir. Söylediğiniz söz tamamen bir iftiradır, gerçekten üzüldüm, gerçekten üzüldüm.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani bu kadar ucuz bir iftiraya malzeme olmanızı da yadırgadım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dur, dur, dur bir dur, dur.

Bir müsaade edin de…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kusura bakmayın Sayın Başkan.

Öncelikle sondan başlayalım, günün yorgunluğundan dolayı, siz “Ben işsizlikle ilgili bir şey yaptım.” dediniz ya, bununla ilgili olarak anlayacağınızı düşünerek “Yapsanız yapsanız bunu yapmışsınızdır.” diye bir şaka yaptım size, iftira falan atmadım da aramızdaki şeye, ben bunu anlamamış olmanıza…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Herkes öyle mi anladı? Düzeltin lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, o zaman eksiklik benimdir. Eksiklik benim o zaman, ben şaka yaptım, siz yanlış anladınız veya siz doğru anladınız, ben şakayı aktarmayı beceremedim yoksa öyle bir şeyi söylemeyeceğimi tahmin edersiniz. Öyle bir kanıtım olursa da burnunuzun önüne koyarım belgesini. O başka bir şeydi, onu bir kenara bırakalım.

Cumhuriyet Halk Partisinin fırsat olarak gördüğü mesele, bu kara parayla ilgili düzenlemenin bu hâliyle geçmeyip, komisyona tekrar gidip orada partilerin katkısını alarak ve endişelerin bertaraf edileceğinin söylenmesiyle bu hâlinden farklı bir hâle dönüşeceği konusunda bir fırsat görüyoruz. Diğer değerlendirme bana ait. Orada da siz benim sözümü bilerek çarpıtmış oluyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Aynı manada söyledim.

BAŞKAN – Tamam. Konu anlaşılmıştır, teşekkür ederiz.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bakan sözlerimle ilgili dört konuda eleştiride bulundu. Müsaade ederseniz ben bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Yerinizden Sayın Kuşoğlu, buyurun, geçin, ben mikrofonunuzu açtırayım. Bir açıklama ihtiyacı var.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, çok teşekkür ederim sözleriniz için ama bu konuyu tekrar gündeme getirecekseniz, kara para -MASAK da sizinle ilgili bir kuruluş- kaynağı belli olmayan paradır, kime ait olduğu belli olmayan paradır. Sizin yaptığınız bu düzenlemeyle kime ait olduğu da belli olmayacak, kaynağı da belli olmayacak. Bu, Türkiye’yi çok büyük bir sıkıntıya sokacak düzenleme olur. Bu konu çok önemli bir konu. Onunla ilgili daha sonra konuşma yapmak isterim.

“Tenakuz yok Sayın Başbakan Yardımcısıyla aramızda.” dediniz ama Sayın Başbakan Yardımcısı Komisyonda da, daha sonra basındaki açıklamalarında da “Bu düzenleme Körfez sermayesine yöneliktir.” dedi, “Kesinlikle öyledir.” dedi. Yani çok net olarak bunu ifade etti, tutanaklarda da var. Siz de hiç Körfez sermayesinden ve yabancılardan bahsetmediniz, “Türk vatandaşlarıyla ilgili bir varlık barışıdır.” dediniz. Hatta yurt dışındaki örnekleri de verdiniz. Hâlbuki böyle bir örnek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Bitirebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, lütfen tamamlayınız.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Bir de, bu istihdamla ilgili, evet, Türkiye istihdam üretiyor tabii ki ama Türkiye şu anda dünyada işsizliğin en fazla olduğu ülkelerden bir tanesi ve üretime dayalı bir istihdam söz konusu değil. Biz gençlerimizi maalesef ağırlıklı olarak hizmet sektöründe, güvenlik sektöründe hâlâ çalıştırıyoruz, buna da “istihdam” diyoruz. Reel bir istihdam yok çünkü reel bir üretim söz konusu değil Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – 4,5 büyüyoruz. Sayın Kuşoğlu, 2015 yılında Türkiye…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Dolayısıyla, bunlarla ilgili olarak hâlâ çok büyük sorunlar var, sıkıntılar var. Hâlâ konuşuyoruz, bir şey yapmıyoruz. Bu, yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili düzenleme de hiçbir yapısal sorunu çözen bir düzenleme değildir. Sizden çok daha iyi düzenlemeler beklerdik aslında Hükûmet olarak.

Teşekkür ederim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Onları da yaparız inşallah.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken konuşacak.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üçüncü bölüm üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin yerinden kullanmış olduğu söz hakkıyla ilgili birkaç hususu belirtmek isterim. Doğrusu, Sayın Bakanın son açıklamasını ben de hayretle ve ibretle takip ettim çünkü gerek AKP grup başkan vekillerinin bize aktarımı gerekse de bugün Komisyon olarak yürütülen tartışmada bu kara para aklama olarak bizim değerlendirdiğimiz geçici madde 2’nin çekilmesiyle ilgili muhalefetin eleştiri, öneri ve görüşlerinin dikkate alınarak tekrar değerlendirilmesi şeklinde bir çerçeve sunuldu ve biz bunu hem yasama tekniği açısından hem demokratik kültür açısından hem de bu kadar kutuplaşmış bir toplumsal ortamda uzlaşma kültürü açısından önemli bulduk. Yani, AKP Grubunu da, AKP Grubunda bulunan birçok milletvekilini de bu konuda rahatlattığımızı düşünüyoruz. Bu hafta muhalefet olarak yaptığımız en hayırlı iş oluşturduğumuz kamuoyu baskısıyla, meydana gelen toplumsal baskıyla Hükûmete bu konuda bir geri adım attırmak oldu. Şimdi bunu daha sağlıklı bir ortamda değerlendirme fırsatı var. Bu kara para aklama olarak söylemiş olduğumuz düzenlemedeki değişiklikle silah tüccarlığı yapanlardan uyuşturucu kaçakçılığı yapanlara kadar; hırsızlık, yolsuzluk yapanlardan her türlü yüz kızartıcı yöntemle para kazanmış olan insanların Türkiye’yi bir kara para aklama merkezi olarak kullanmış olmasının önüne geçmiş olduk. Yani, bu, insani, dinî, vicdani, ahlaki, hangi açıdan bakarsanız, hangi teraziye vurursanız doğru olan bir tutum olarak değerlendirilmesi gereken ve Hükûmetin de bu konuda tekrar yaptığı düzenlemeyi gözden geçirmesi gereken bir husus olarak değerlendirilmeli kanaatindeyiz.

Bakın, yasama tekniği açısından belki de aylardır ilk defa bir maddedeki uzlaşmadan dolayı bu şekilde rahat bir yasa görüşüyoruz. Yani, toplumsal gerilimin bu kadar arttığı bir ortamda hiçbirimiz buraya çıkıp boyun damarlarımız şişecek şekilde, yüzümüz kızaracak şekilde, avazımız çıkacak şekilde burada bağırarak konuşmak istemiyoruz. Ancak, demokrasi kültürünü kaybettiğimiz için, bu Meclis çatısı altında, aynı çatı altında mesai yürüten milletvekilleri olarak, siyasi partiler olarak, birbirimizin hassasiyetlerine saygı duymayı ya da tahammül göstermeyi unuttuğumuz için aylardır ilk defa bir yasayı belli bir olgunlukla görüşüyoruz. Bence bu konuda iktidar partisinin milletvekilleri hem kendi grup başkan vekillerine hem de Kabine üyelerine, bakanlara baskı yapmalılar. “Siz bu şekilde dayatarak yasa getirdiğiniz zaman bu Mecliste uzlaşma zeminini ortadan kaldırıyorsunuz. Yasayı ya Genel Kurula ya da komisyona getirmeden önce ya da getirdikten sonra muhalefetle bir uzlaşmayı deneyin, bir ortaklaşmayı deneyin.” şeklinde kendi grup başkan vekillerinize, kendi bakanlarınıza baskı yapmalısınız düşüncesindeyiz.

Bakın demokrasi dediğimiz şey, en aykırı fikre saygı duymaktır ya da saygı duymuyorsa bile tahammül etmektir. Benim söylediğim cümlelerin hiçbirisine katılmıyor olabilirsiniz ama bu kürsüden benim fikirlerimin tamamını özgür bir şekilde ifade etmem gerektiğini savunduğunuz ölçüde demokrat olabilirsiniz, demokrasinin gereği budur. O nedenle, özellikle, bugünkü görüşmelerin bu konuda iktidar partisinde bulunan milletvekilleri için tekrar bir gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tabii, Sayın Bakan özellikle yatırım teşvikiyle ilgili belli bilgiler aktarıyor. Ancak, ben, daha önce ekonomi direksiyonunda bulunan Sayın Ali Babacan’ın bazı sözlerini burada hatırlatmak istiyorum: “Hukuk devleti olmadan, demokrasiyi geliştirmeden, kendi iç barışını sağlamadan, özgürlükleri genişletmeden bir ülkede ekonomiyi toparlamanız mümkün değildir.” Maalesef, şu anda Türkiye’de toplumsal barış yoktur. İç barışımız zedelenmiştir. Demokrasiyle ilgili büyük kaygılar vardır. özgürlüklerin genişletilmesini bırakalım, antidemokratik yasalarla neredeyse boğulma aşamasına gelmiş olan bir toplumsal dinamik söz konusudur. Hukuk devleti rafa kaldırılmıştır. Yargının siyasallaşması, yüksek yargıya yapılan müdahaleler hukuk devletiyle ilgili temel normları, temel değerleri ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla, bu ortamda siz istediğiniz kadar teknik düzenlemeler yapın, ne yatırımı artırabilirsiniz ne yatırım teşvikiyle ilgili bir yol alabilirsiniz.

Bütün bunları geçtik, insanların can ve mal güvenliği ortadan kalkmıştır. Öyle Cizre’ye, Silopi’ye, Sur’a falan gitmeye gerek yok, İstanbul’da, Ankara’da en işlek yerlerde, en işlek caddelerde artık gündüz en yoğun olan saatlerde bile insanlar can güvenliğiyle ilgili kaygı taşıyorlar. İstiklal Caddesinde insanlar rahat yürüyemiyor, Tunalı Hilmi’de rahat yürüyemiyor, Kızılay Meydanı’nda esnaf kan ağlıyorsa burada oturup şapkayı önünüze koymanın zamanı çoktan gelip geçmiştir.

Yine, mal güvenliğiyle ilgili, özellikle bu kayyum atamasının neredeyse tam bir ganimet anlayışıyla ele alınması, bütün kendisinden farklı düşünen şirketlere, yatırım sahiplerine yönelik iktidar eliyle müdahalelerin yapılmış olması yani yatırımla ilgili, üretimle ilgili birçok zemini tamamen ortadan kaldırmıştır.

Şimdi, bu koşulları düzeltmeden, burada ne kadar teknik düzenleme getirirseniz getirin, herhangi bir düzeltme, düzelme sağlamanız mümkün değil.

Sayın Bakan diyor ki: “Bu yasanın asıl amacı Körfez sermayesini Türkiye’ye çekmek.” Bakın, az önce ajanslara düşen Suudi Dışişleri Bakanlığının bir yetkilisinin açıklamasını paylaşmak istiyorum. “Eğer Türkiye Suriye’deki muhalefete ihanet ederse bunun bedelinin ağır olacağını bilmelidir.” diyor. Bakın, bunu nereden söylüyor? Rusya’yla bir kriz yaşanmıştı ya, dünkü konuşmamda ifade etmiştim, önce Rusya’ya bir dayılanma, işte, uçak düşürmeden sonra bir efelenme olayı oldu, ondan sonra “Olursa yeniden düşürürüz.” çıkışı oldu; ondan sonra baktılar iyice, tarım, turizm, ekonomi sektöründe büyük bir çöküntü yaşandı, sonra ilk turist kafilesi geldiğinde Başbakan “Birbirimizi çok özlemişiz.” dedi. Ya, birbirinizi çok özlemişseniz el âlemin uçağını niye birtakım çete ilişkileri yüzünden düşürüyorsunuz?

Şimdi, bakın, bu Rusya’yla olan yakınlaşma üzerinden Suudi Dışişleri Sözcüsü Türkiye’ye mesaj veriyor çünkü Rusya’yla ilişki geliştirmeniz için El Nusra’ya olan desteği kesmeniz lazım, Ahrar el-Şam’a, Ceyşul İslam gibi birtakım çete yapılanmalarına bugüne kadar sağlamış olduğunuz desteğin tamamını kesmeniz gerekiyor. Şimdi, Suudi yetkililer bu tehlikeyi gördüler, oradan hemen yüksek sesle “Eğer Rusya’yla birtakım farklı ilişkiler üzerinden yakınlaşırsanız unutmayın bizim de size ödeteceğimiz bir bedel var.”ın mesajını gönderiyorlar. Yani iç politikada, dış politikada birtakım yanlışları düzeltmeden istediğiniz kadar teknik düzenleme yapın hiçbir şekilde bu işleri düzeltemezsiniz.

Bir kere, içeride arkadaşlarımız da iç politikayla ilgili bu kürsüden defalarca belirttiler, bu vesileyle son sözlerimi söylerken de tekrar bu savaş ekonomisinin bir çare olmadığını ifade etmek istiyorum. Çözüm sürecini hep eleştirenler oluyor, çözüm süreciyle ilgili farklı birtakım bilgileri buradan sunanlar oluyor ancak bakın, çözüm süreci devam ederken, masa kurulu hâldeyken 402 karakol yapıldı, kalekol yapıldı, bırakın karakolu kalekol yapıldı; bir kalekolun parasıyla o bölgedeki illerin her birine 2 orta ölçekli fabrika yapılabilirdi, hastane yapılabilirdi, okul yapılabilirdi yani bütün bunları, savaş ekonomisi ile üretim ekonomisi arasındaki, barış ekonomisi arasındaki çelişkiyi ortaya koymak açısından ifade ediyorum. 1 F16’nın bir saatlik havada uçuş maliyetini hesapladığınız zaman özellikle son bir yılda ortaya çıkan ekonomik kaybı, hani, can kayıplarını, insan kaybını, ortaya çıkan ahlaki değerler kaybını, hakikat kaybını bir kenara bırakıyorum -o çok daha önemlidir- ama ekonomik kaybını, inanın ki hangi düzenlemeyi getirirseniz getirin, burada düzeltmeniz, toparlamanız mümkün değildir.

Umarım, bu yanlışlardan vazgeçersiniz. Umarım, bu yasa tasarısında olduğu gibi sermayeyi değil, yoksulu, emekçiyi, emeği esas alan yasal düzenlemelere yoğunlaşırsınız.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi üçüncü bölüm üzerinde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

59’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 59’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                        Lezgin Botan                            Ziya Pir

            Diyarbakır                                Van                                Diyarbakır

         Ahmet Yıldırım              Filiz Kerestecioğlu Demir

                Muş                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Divan, değerli milletvekilleri; gerçekten bir gün de bu Meclisten çıkarken diyelim ki bugün emeğiyle hayatını kazananlar için bir şey yaptık ve huzurlu bir şekilde eve gidiyoruz ama maalesef, öyle olmuyor.

1 Temmuzda tatile girecek olan Meclis çalışmaya devam ediyor ve çok çalışıyoruz diye kendini avutuyor sanıyorum iktidar vekilleri.

Ne için çalışıyoruz? Uluslararası insan hakları kurumlarının defalarca hakkında uyardığı kanun tasarıları Mecliste birer birer kabul ediliyor. AKP kanunları için mesai yapıyoruz.

İşçiler için mi çalışıyoruz? Hayır. İşçilerin yarattığı değerin bölüşümü sırasındaki adaletsizliği daha da derinleştirecek olan bu yasayı görüşüyoruz. Diyoruz ki: “Ey servet sahibi, sizin bu serveti nasıl kazandığınızın hiç önemi yok, bu beni ilgilendirmiyor; kayıt dışı olabilir, sorun değil. Bu paradan ben vergi de almayacağım. Yeter ki parayı Türkiye’ye getir. Büyük servet sahipleri pastayı alıp götürürken esnafı da vergi affıyla kontrolde tutacağım. Maaşlı çalışanların vergisi ise daha gelirleri ellerine geçmeden kaynağında kesilecek, onlar vergisini vermeye devam edecek.”

İşçilerin, ücretli çalışanların yarattığı değer, eğer adil bir vergi sistemiyle işçilere geri dönüyorsa en azından adaletli bir vergi sisteminden söz edilebilir. Karl Marx şöyle der: “Vergileme, sınıf mücadelesinin gerçekleştiği en önemli alanlardan birini oluşturuyor.” Bugün ise patronların, sermayenin sırtından tüm vergi yükünü kaldıralım diye uğraşıyor yine Hükûmet. Neden? Yatırımcı gelsin. Peki, telaş niye? Çünkü, artık Türkiye sermaye için güvenli bir ülke olmadığından yatırım yapılmıyor.

Uluslararası Yatırımcılar Derneği, Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımın 2016’nın ilk dört ayında yüzde 45 düştüğünü söylüyor. Hükûmet de biliyor ki her ekonomik kriz iktidarın sonudur. Artık kimse hegemonyanıza, baskınıza boyun eğmez hâle gelir. Korkulan o ki ekonomi, emin adımlarla krize gidiyor. Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı verilere göre dış ticaret açığı mayısta 5,05 milyar dolara yükseldi. Finansal kesim dışındaki firmaların nisan döneminde net döviz pozisyon açığı 3 milyar 966 milyon dolar artarak 192 milyar 299 milyon dolara yükseldi. Rant odaklı kentleşme ve bunun etrafında şekillenen ekonomik kalkınma projesi de krize doğru emin adımlarla ilerliyor.

Bu yılın ilk yarısında vatandaşların kredi kartı ve tüketici kredisi borçları 394,3 milyar liraya yükseldi. Vatandaş bankalara borcunu zamanında ödeyemediği için icralık olan kredi tutarı 18,3 milyar liraya çıktı. TÜİK verilerine göre 21 milyon ailenin 19 milyonu yani yüzde 90’ı bankalara borçlu durumda. Merkez Bankası verilerine göre ise 2,6 milyon kişi borcunu ödemediği için bankaların kara listesinde yer alıyor. İşte, bu tip yasalar bu tabloyu düzeltmek, üretim ekonomisini güçlendirmek yerine yine sıcak parayı ülkeye çekmeyi amaçlar yani fabrikaların açılıp iş olanaklarının sağlanmasına yol açmaz.

Bugün sermayeye, getirdikleri paradan hiç vergi alınmayacağı ve kaynağına ilişkin hiçbir sorgulamanın yapılmayacağı garantisi veriliyor. Yani, bugün yine işçiden alıp patrona vermenin huzuruyla evlerinize döneceksiniz. 17-25 Aralık operasyonlarıyla anladık ki sermayeye bu kadar pay vermişken onlar da sizi düşünecektir tabii, mutlaka.

1990’lı yıllarda, değerli milletvekilleri, İsviçre Daha Beyaz Yıkar diye bir kitap okumuştum. İsviçre’nin nasıl kara para akladığını anlatıyordu, İsviçre’nin Fransız Kantonundan Parlamenter Jean Ziegler. Gerçi daha sonra Jean Ziegler’in, bu kitabı yazdı diye dokunulmazlığı da kaldırıldı ama olsun. Umarım sizlerin sayesinde bir gün “Türkiye daha beyaz yıkar” diye bir kitap da yazılmaz.

Bu arada, benim bugün dokunulmazlıkla ilgili ifadem için ilk önce Anadolu Ajansına tebligat yapılmış. Eğer Adalet Bakanına iletirseniz, önce bana tebligat yapılsın, ben daha sonra Anadolu Ajansına iletirim.

Sizlere saygılar sunarım, iyi geceler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

60’ıncı maddenin (a) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sayılı Kanun Tasarısı’nın 60/a maddesinde yer alan “takip eden yıllarda” ibaresinin “sonraki yıllarda” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Erhan Usta                                 Mustafa Kalaycı                               Mehmet Günal

                  Samsun                                          Konya                                          Antalya

               Erkan Akçay                              İsmail Faruk Aksu                           Mehmet Erdoğan

                   Manisa                                         İstanbul                                          Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 60/a maddesindeki önergemize ilişkin görüşlerimizi ifade etmek üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şimdi, burada esas itibarıyla yapılan şey, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan AR-GE harcamalarının sadeleştirilmesini sağlamak amacıyla 5746 sayılı Kanun’a alınmasıdır. Biz de bunun gayet isabetli bir madde olduğunu düşünüyoruz.

Şimdi, tabii, burada AR-GE konusu önemli. Ben, burada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bizim düşüncelerimizi bir miktar sizinle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, biliyorsunuz, Türkiye, 1990’lı yılların sonlarından itibaren istihdamını tarımdan hizmetler ve sanayi sektörüne kaydırarak düşük gelirden orta gelir grubuna doğru yükseldi. Fakat, bu orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna geçilmesi için yapılması gereken şey teknoloji üretmek, teknolojiyi ticarileştirmekle ancak mümkün olacaktır. Bütün dünyada da orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna geçen ekonomilere baktığımızda ancak bununla bu işi başardıklarını görüyoruz.

Daha önceki konuşmalarımda benim sıklıkla ifade ettiğim bu “demokratik fırsat penceresi” hususu vardı. Türkiye, 2000’li yılların başında girdi, bir otuz yılı var -2028, 2030 gibi- yani önümüzde bir on beş yıl var. Bu on beş yıl içerisinde Türkiye eğer bir şey yapabilirse, bu genç nüfusunu kullanabilirse ve bu teknolojiyi geliştirip bunu ticarileştirebilirse içinde bulunduğu bu orta gelirden yüksek gelire geçme imkânı ancak o zaman olabilecektir. Fakat, bugünkü projeksiyonlara ve gelişmelere baktığımızda, burada aslında bizim biraz kötümser olmamızı gerektirecek bazı hususlar var. Onları bir miktar sizinle paylaşmak istiyorum.

Örneğin, şimdi IMF’nin projeksiyonlarını esas aldığımızda, 2008 yılında, biliyorsunuz, Türkiye, 10.444 dolar kişi başı geliri yakalamıştı. 2008’den 2023’e kadar reel bazda Türkiye'nin kişi başı geliri nasıl seyredecek diye baktığımızda -IMF 2021’e kadar yapıyor bunu ama- o son altı yılın ortalamasıyla bunu 2023’e uzattığımızda maalesef Türkiye'nin 2008 fiyatlarıyla kişi başı gelirinin ancak 10.125 dolar olacağını görüyoruz. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: 2008’de yakalanan 10.444 dolar 2023 yılında dahi reel bazda yakalanamayacaktır. Dolayısıyla, burada bir on beş yıl… İşte, bu tam orta gelir tuzağı dediğimiz meseledir arkadaşlar.

Dolayısıyla, hani Hükûmet sıklıkla “Türkiye'de AR-GE harcamaları artırıldı.” filan şeklinde bir şey söylüyor. Bu doğrudur, bir miktar artış var ama geldiği boyut hâlâ millî gelirin yüzde 1’idir. Bu çok düşüktür ve burada sonuçlara bakmamız lazım. Maalesef, bizim bu AR-GE harcamalarımızdaki artış hem seviyesinin düşük olması nedeniyle hem de yanlış kurgu nedeniyle çok fazla bir sonuç üretmiyor. Yani biz “AR-GE harcamaları arttı.” diyoruz ama ihracatımız içerisinde teknolojik ürünlerin payının düştüğünü görüyoruz. Bunların rakamlarını sıklıkla veriyoruz. İşte, 2002’de yüzde 6,2’yken şu anda yüzde 3,5’a düştü. Hele hele beni daha da kötümserliğe sevk eden şey, 2013’ten 2014’e gelirken ortanın altı teknolojiden düşük teknolojiye doğru bir kayma var. Dolayısıyla, bunlar bizi kötümserliğe sevk ediyor.

Yapmamız gereken şey şu…

Ben bu AR-GE Yasası Mecliste görüşülürken “Bu, Doğu Bloku mantığıyla hazırlanmış bir yasadır.” diye eleştirimi ifade etmiştim. Buradaki kastım şu: Şimdi, burada iki tane faz var. Birinci fazda AR-GE’nin desteklenmesi, AR-GE tabanlı bilgi üretilmesi ve prototipe dönüştürme var. Türkiye'de burada bir şeyler, çabalarımız var yani özellikle AR-GE’nin desteklenmesi konusunda çabalar var ama esas olarak ikinci faz çok daha önemli yani özgün teknolojiyi geliştirdiğimiz ve ticarileştirdiğimiz faz. Bizim kanunlarımızda, şu andaki mevcut kanunlarımızda ticarileştirmeye yönelik olarak yani bu ikinci faza yönelik olarak hiçbir şey yok. Hâlbuki en riskli, en maliyetli alanlarla ilgili birtakım çabalar gösteriliyor ama bunun -tabiri caizse- kaymağını yiyeceğimiz yerle ilgili programlarımız maalesef yok.

Dolayısıyla, burada bu ikinci fazla ilgili mesela seri üretim tesislerinin kurulması, teknolojinin, patentinin, lisansının, akreditasyonunun, standardizasyonunun, sertifikasyonunun, fikrî mülkiyet haklarının alınması ve markalaşma buralara yönelik olarak bizim programlarımızı geliştirmemiz lazım. Bu ikinci fazı yapmadığımız sürece burada bir yol katetme imkânımızın olmadığını ben üzülerek ifade etmek istiyorum.

Şimdi, tabii, yani bu birinci faz gerçekten çok riskli ve çok pahalı, dolayısıyla esas kaymak ikinci fazda. Dolayısıyla, geliştirdiğimiz teknolojileri ticarileştirerek ikinci fazla ilgili programlar yürürlüğe koyabilirsek Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bir şeyler yapma imkânı olabilecektir. Dolayısıyla, bu AR-GE meselesine bütüncül olarak bakmamız lazım; birinci aşama ile ikinci aşamayı birleştirmeye yönelik gayretleri göstermemiz lazım. Bundan sonra da ben Meclisin bu yönde kanun çıkarmasının Türkiye açısından çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

60’ıncı maddenin (a) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

60’ıncı maddenin (b) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

61’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 61'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif deriz.

Saygılarımızla.

          Kazım Arslan                         Faik Öztrak                     Çetin Osman Budak

              Denizli                               Tekirdağ                               Antalya

          Mahmut Tanal                         Musa Çam

             İstanbul                                 İzmir

MADDE 61- 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kayıtlarını," ibaresi “Risk Merkezi ile adli sicil kayıtlarını ve” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş, dördüncü fıkrasında yer alan “yaptığı, temsilcisi veya imza” ibaresi “yaptığı veya ticaret siciline tescil edilen” şeklinde değiştirilmiş ve yedinci fıkrasına aşağıdaki bentler ilave edilmiştir.

“Muhatap banka; gerçek veya tüzel kişi adına açılması talep olunan çek hesaplarında bunların, sermaye şirketlerinde ayrıca yönetim organında görev yapanlar ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkililerinin çek hesabı açma yasağının bulunmadığı hususunu kontrol ederek, yasağın bulunmadığına ilişkin sorgulama sonucunu muhafaza eder. Bankalar çek hesabı açtıkları kişiler ile çek hesabı sahibi tüzel kişi ise hesap açılış tarihi itibarıyla tüzel kişi tarafından bildirilen işlem yetkililerini 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder."

“e) Çek hesabı sahibi gerçek kişi ise Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası; tüzel kişilerde ise varsa Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) numarası,

f) Çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde, ayrıca düzenleyenin Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarası,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, çekle ilgili getirilen yeni düzenlemelerde birkaç eksik veya yanlış husus var. Aşağı yukarı hepimiz araç kullanıyoruz. Yollarda bir “Radar Kontrolü” yazar, “Dikkat, ileride radar var!” denilir. Niçin? Hızınız eğer yüksekse hızınızı radarın o 120 kotasına indirmeniz için, gafil avlanmamanız için, o suçla ilgili bir cezaya muhatap olmamanız için bir radar uyarısı var. 1988’de ben avukatlık ruhsatı aldım. 1996 veya 1997 yılında bir gün Adana’dan geliyorum, o Toroslar’da hemen yüksek bir yerden iniş yapınca pat karşımda ben radarı gördüm ve radara yakalandım, “Ya arkadaş, devlet bu şekilde eşkıyanın yaptığı yöntemlerle sırf para cezası almak için pusuya yatmaz.” dedim. Buradaki yasada yapılan aynen bir pusu Sayın Bakan. Nasıl pusu? Vatandaş şu anda çekini vermiş, uzun vadeli ve çekte de ceza yok, hürriyeti bağlayıcı ceza yok ve siz bu radar kontrolü olmaksızın… Anayasa’nın 38’inci maddesi diyor ki: “Yürürlükte olmayan yasa nedeniyle kişiye ceza verilemez.” O dönemde bu ceza yasası yoktu. Vatandaş şu anda 2016 yılının Ocak ayına, Şubat ayına çek vermiş, böyle bir radar uyarısı da yoktu. Şu anda bu yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren vatandaş suç işlemiş olacak. Sizden istirham ediyorum, devlet bu açıdan vatandaşına pusu kurmamalı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, siz, bakın, burada yerinizden konuşuyorsunuz işi bilmediğinizden dolayı. Ben düşüncelerinize saygı duyuyorum. Bakın, burada Bakanlık var, bürokratlar var, yargıçlar var, biraz önce, on beş-yirmi dakika orada onu tartıştım, konuştum, hâlledemedim ben bunu. Ben hâlledemeyince şimdi bunu sizlerle paylaşıyorum. Bir zahmet siz de konuşun yetkililerle. Devlet vatandaşına pusu kurmaz çünkü suç yoktu ki. Yani Sayın Elitaş, ticaret erbabı, bu işi çok iyi bilir ve bu konuda bakanlık da yaptı, Ekonomi Bakanlığı da yaptı. Yani sizden istirham ediyorum, bu uyarıyı bilgilerinize sunmak istedim.

Gelelim yine çek yasasıyla ilgili bir başka soruna, nedir? Yine 2 yargıcımızla da görüştük. Siz şirketlerle ilgili kesilen çeke... Yönetici çeki karşılıksız çıktı, gayet rahat onun yöneticilik sıfatını sona erdiriyorsunuz. Peki, benim şirketim var, karşılıksız çekten dolayı ceza aldım, benim yöneticiliğimi sona erdirdiniz. Bana laf atan değerli milletvekili arkadaşımızın da şirketi yok, kendisi, şahıs olarak ticaretle uğraşıyor, o da esnaf. Aramızdaki fark, birimizin şirketi var birimizin yok. Onun yöneticiliği gayet rahat devam edecek –Sayın Çakır, gülüyor, konuyu biliyor- ve ben şirket yöneticisi olarak devam edememiş olacağım.

Değerli arkadaşlar, hatırlar mısınız bir dönem tavşan yöneticiler çıkardı. Burada, şimdi, yeniden tavşan yöneticiler çıkacak. Tavşan yöneticiler çıkacak ve burada işletmeler, iş yerleri, kendi çaycısını şirket yöneticisi yapacak ve başka mağduriyetleri bu şekilde yaşayacağız.

Burada cezayla ilgili, evet, efendim, bazı yargıçlar günlük 20 TL üzerinden hesaplayacak -bin beş yüz günden aşağı olamaz ya- bazıları, işte, 100 TL üzerinden de yapabilir, 70 TL üzerinden de yapabilir. Pratik yaşamdan gelen hukukçu arkadaşlarımız çok iyi bilirler. Diyelim ki siz müşteki vekilisiniz, 20 TL veren yargıca götürmezsiniz de onu günlük 50 TL üzerinden veren, 70 TL üzerinden verene de götürürsünüz. Yazık, günah değil mi? Bunu engelleyemezsiniz, aradaki makas çok yüksektir. Bu ceza bu şekliyle orantılı ve ölçülü değil. Bu, tamamen yargıcın keyfine bırakılmış durumda. Bunu yapabileceğiniz…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nasıl götüreceksin yargıca?

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hâkimi nasıl seçecek?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Söyle üstadım.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hâkim seçme hakkınız yok, UYAP atıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hâkimi nasıl seçeceksiniz?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, biraz önce yargıçlarla onu görüştük. Adamlar, UYAP’ı kırmışlar, sizin ondan haberiniz yok. UYAP’ı kıran, UYAP’ı kırıcı programlar var. Eğer bunu bilemiyorsanız ben şimdi size ne söyleyeyim?

Yani, onun için, burada sizden istirhamım benim şu: Burada o makası daraltmak lazım. “100 TL ile 20 TL arası” diyeceğimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – …“20 TL ile 40 TL arası” diyelim ki belki daha makul, daha orantılı olur.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

61’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

62’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

63’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 63’üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 5941 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                             Hakan Çavuşoğlu                             Zekeriya Birkan

                  Kayseri                                           Bursa                                            Bursa

              Ramazan Can                               Murat Alparslan                             Abdulhamit Gül

                 Kırıkkale                                         Ankara                                        Gaziantep

              Halis Dalkılıç                                Mustafa Köse                                  Yılmaz Tunç

                  İstanbul                                         Antalya                                           Bartın

        İsmail Emrah Karayel                       Mahmut Atilla Kaya                          Abdurrahman Öz

                  Kayseri                                           İzmir                                            Aydın

         Mücahit Durmuşoğlu

                 Osmaniye

“Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 63’üncü maddesiyle 5941 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine eklenmesi öngörülen (11)’inci fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mehmet Günal                            İsmail Faruk Aksu                            Mehmet Parsak

                  Antalya                                         İstanbul                                    Afyonkarahisar

                Erhan Usta                                 Mustafa Kalaycı

                  Samsun                                          Konya

“Birinci fıkra uyarınca verilen adli para cezalarının ilk kez ödenmemesi durumunda, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kamuya yararlı bir işte çalıştırma kararı verilir. Birinci fıkra uyarınca verilen adil para cezalarının bir defadan fazla ödenmemesi durumunda ise, bu ceza doğrudan hapis cezasına çevrilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri, ben de gecenin bu saatinde sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısının, ticaret hayatını, alacaklıları, borçluları en fazla ilgilendiren maddelerinden bir tanesi de 2012 yılında AKP iktidarı zamanında kaldırılmış ve bugün yeniden getirilmekte olan, karşılıksız çeke hapis cezası verilmesine ilişkin bu maddeyle ilgili. Şimdi, burada, Milliyetçi Hareket Partisinin de iktidar ortağı olduğu 2001 yılında Anayasa’mızın 38’inci maddesinde bir değişiklik yapılmak suretiyle, “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” hükmü getirilmiştir ve bu Anayasa hükmünün doğal bir gereği olarak, yalnızca ekonomik suç işlemek, kişinin hapis cezasıyla muhatap olmamasını gerektirdiği hâlde, 2012 yılına kadar bu hapis cezası devam etmiş fakat sonrasında -rakamlar son derece önemli bu bağlamda- 2002 yılında 5.602 iken 2012 yılında 392.314 olmak suretiyle, bu kadar afaki bir yükselişle hapis cezası kaldırılmıştır.

Şimdi, çek, bir ödeme aracı olarak ticaret hayatında da bu anlamda, adliyelerde de son derece önemli bir durumda. Çekin ödenmemesi de iki türlü mümkün: Birincisi, hiçbir şekilde çeki ödemeye niyeti olmadığı hâlde çok küçük bir sermayeyle “Her işi yaparım.” kabilinden bir şirket kuran ve ondan sonra da özellikle kamu bankalarında pek çok çek hesabı açıp, çek defterleri alıp –piyasa tabiriyle söylüyorum- bu çekleri doğrayıp onlarca, yüzlerce firmanın iflasına veya çok zor durumda kalmasına yol açan çek keşidecileri var. Bunlarla ilgili her hâl ve şartta hapis cezası da uygulanmalı, en sert yönüyle de uygulanmalı ki ticaret hayatının gerekliliği yerine getirilebilsin.

Ama, bir de şu durum var ki biraz önce Anayasa’daki o hükümle daha da uyumlu olan bir mahiyette: Örneğin, bizim Başmakçı ilçemiz yumurta borsasının bulunduğu, yumurta piyasasının belirlendiği bir ilçemizdir. Bu anlamda, çok fazla sayıda orada özellikle Suriye’ye, Irak’a ihracat yapan firmamız var. Bunların içinde elli yıldır bu ticareti namuslu bir şekilde, dürüst bir şekilde sürdürdüğü hâlde son dönemde yanlış uygulanan ekonomik politikalardan dolayı, siyasi politikalardan dolayı, yanlış diplomatik tercihlerden dolayı zor durumda olanlar var. Bunlardan dolayı, elli yıllık ticaret hayatında bir defa ve belki de ilk ve son defa bir çeki ödeyememekten dolayı bugün bu getirilen düzenlemeyle bin beş yüz güne kadar hapis cezasıyla bunu muhatap etmek adaletli, hakkaniyetli bir yaklaşım değil.

Bunu komple kaldıramıyoruz da, bunu ticari hayatın gerekleriyle, icaplarıyla münasip de göremiyoruz. “Bunu çözüme kavuşturabilmek için hem Hükûmetle hem de bakanlık bürokrasisiyle nasıl bir yol izleyebiliriz, nasıl bir önerge getirebiliriz de -hakikaten maksadımız üzüm yemek olduğu için- bunu bir düzenlemeye kavuşturabiliriz?” diye saatlerdir burada çalışmasını yürütüyoruz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını bir formül olarak düşündüğümüzde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231’inci maddesinde bir değişiklik ihtiyacı hasıl oluyor. Buraya bir “dolandırıcılık kastı” eklediğimizde Türk Ceza Kanunu’nda dolandırıcılık suçu müstakil bir suç olarak işlenmiş, “çek dolandırıcılığı” diye ayrı bir suçun özel görünüş biçimi getirdiğimizde sistem karmaşası vücut buluyor.

Şimdi, genel bir yaklaşımı da var ne yazık ki AKP’nin, kervan yolda düzülür yaklaşımı; bu hâliyle bunu çıkaralım, uygulamaya bakalım, mevcut düzenlemeyi buna göre getirelim, uygulamada karşılaşılan düzenlemelerle, karşılaşılan durumlarla bunu belki daha iyi bir noktaya getirebiliriz yaklaşımı. Bu da bir yere kadar anlaşılabilir ama biz, en azından, gecenin bu saatinde getirmiş olduğumuz önergeyle… Mevcuttaki hükümde o verilmiş olan adli para cezasının hapis cezasına dönüştürülmesinde, Ceza İnfaz Kanunu’nun 106’ncı maddesi çerçevesinde kamu yararına çalışmayı da baypas etmek suretiyle doğrudan doğruya hapis cezasına dönüştürmeyi getiriyorsunuz. Biz de diyoruz ki gerçekten namuslu olan, 1 defaya mahsus bunu işlemiş durumda olan bir çek keşidecisi en azından 1’inci defa bunu işlediğinde kamu yararına çalışma tedbiriyle bunu telafi edebilsin. Bu istidâd hâline geldiğinde, 2, 3, 5, 10, 15 olduğunda bunları hapis cezasına dönüştürebilelim. Bu mahiyette bir önerge sunduk.

Önergemizin kabulünü talep ediyor, Gazi Meclisi ve sizleri saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Baluken, sizden önce ben bir açıklama yapma gereği duyuyorum, daha sonra size söz vereceğim.

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediklerine ve saldırıyı kınadıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Şimdi, son dakika olarak haberlere düşen bir bilgiyi paylaşmak istiyorum: Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyon, kalabalık bir topluluğun üzerine gitmiş ve çok sayıda ölü ve yaralının olduğu ifade ediliyor, yazılıyor. Yapılan bu saldırıyı kınıyor, yaşamını yitiren bütün insanlara Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Sayın Baluken, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aynı gerekçeyle söz istemiştim. Öncelikle Divanın göstermiş olduğu duyarlılığa teşekkür ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Fransa’nın Nice kentinde Bastille Günü’nü kutlayan kalabalığın içerisine bir kamyonun, bomba yüklü bir kamyonun dalmasıyla meydana gelen bir saldırıyla onlarca ölü ve yüzlerce yaralının olduğu ifade ediliyor. Nice Başsavcılığı, şu ana kadar 60’a yakın ölüden bahsediyor. Tabii, korkunç bir olay. Bu saldırıyı lanetlediğimizi, bu saldırıyı yapan insanlık düşmanı barbar anlayışı, barbar zihniyeti kınadığımızı Halkların Demokratik Partisi olarak ifade ediyoruz. Yaşamını yitiren bütün Fransız yurttaşlarına rahmet, yaralananlara acil şifalar dileğimizi iletiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Tüm Fransa halkına da geçmiş olsun dileklerimizi ve dayanışma duygularımızı buradan iletmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Özel, buyurunuz.

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı sebeple söz istemiştim Sayın Başkan.

Sayın Baluken’in ve sizin aktardığınız bilgiler dâhilinde biz de İnternet üzerinden aldığımız bilgilerle Fransa halkının büyük bir terör saldırısıyla karşı karşıya olduğunu, ölü sayısının artmasından endişe edildiğini ama rakamın şimdiden 60 olduğunu ve çok daha artabileceğine ilişkin endişeli yorumları üzülerek okuyoruz. Terör kimden gelirse gelsin ve hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın bir insanlık suçudur. Ulusal günlerinde, ulusal gününü kutlayan suçsuz günahsız Fransız vatandaşlarına veya dünyanın herhangi bir yerinden olan oradaki misafirlerine karşı yapılmış böyle bir acımasız saldırıyı lanetlediğimizi ve Fransız halkının acısını paylaştığımızı ifade ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Elitaş, buyurun.

34.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi şu anda biraz önce aldığımız bilgi çerçevesinde, Fransa’nın Nice kentinde millî gün kutlamaları yapılırken bir kamyon veya kamyonet üzerinden kalabalığın içerisine dalarak 60 insanın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren terör olayını şiddetle kınıyoruz. Terörün iyisi, kötüsü olmaz. Benim, senin, teröristin iyisi olmaz. Terörün insanlıkla, dinle, imanla herhangi bir ilişkisinin olmadığında herhâlde hepimiz hemfikiriz.

Bu anlamda, Fransa halkına başsağlığı diliyoruz, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, yaralılara acil şifalar diliyoruz ve bu terörü, bütün terörü şiddetle kınadığımızı ifade etmek istiyorum AK PARTİ Grubu adına.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

Sayın Akçay, buyurunuz.

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maalesef Fransa’nın korktuğu başına geldi. Bu birkaç gündür bu terör saldırıları nedeniyle -Türkiye de dâhil olmak üzere- Fransa’da ve değişik ülkelerde bu saldırı beklentisi nedeniyle güvenlik önlemlerini artırmışlardı ama maalesef öğreniyoruz ki çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği ve çok sayıda yaralananın olduğu vahim, vahşi bir saldırının olduğu ortaya çıktı.

Öncelikle Fransa’nın başı sağ olsun diyorum. Ölenler nedeniyle başsağlığı dileklerimizi iletiyorum ve yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Olay çok yeni. Önümüzdeki saatlerde ve günlerde elbette ayrıntılarını öğreneceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz de Türkiye olarak, Türk milleti olarak, neredeyse hemen hemen her gün, hatta bazen her saat terör saldırılarına maruz kalan bir ülke olarak da, bu terör acılarını yıllardır en derin şekilde yüreğimizde ve her alanda çeken bir ülke olarak bu acıları biliyoruz ve bu vesileyle de, terör saldırılarında hayatını kaybeden bütün insanlarımızı, şehitlerimizi tekrar rahmetle yâd ederken Avrupa Parlamentosuna da, Avrupa Birliğine de, yine, Avrupa Parlamentosunun bir üyesi olan Fransa’ya da hatırlatmak isterim ki, hiçbir terör örgütüne ve terör faaliyetine izin verilmemesi gerektiğini, eninde sonunda kendilerini de yakacağını bütün ülkelerin düşünmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Tüm siyasi parti grup temsilcilerine ve grup başkan vekillerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi 63’üncü madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 63’üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 5941 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, mahkeme tarafından hükmedilecek adli para cezasına faiz bedeli ile takip ve yargılama giderinin de ilave edilmesi hükme bağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 63’üncü madde kabul edilmiştir.

64’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

65’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

66’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

67’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutmadan önce Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Bakan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Fransa’nın Nice kentinde bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Tüm parti gruplarımız gibi biz de AK PARTİ Hükûmeti olarak Fransa’da bugün meydana gelen terör olayını şiddetle kınıyoruz. Terör nereden gelirse gelsin, hangi sebeple yapılırsa yapılsın bir insanlık suçudur. Türkiye her dönemde olduğu gibi bütün terör örgütlerine karşı, bütün teröre karşı sonuna kadar mücadele etmektedir. Bütün medeni memleketlerin de bu mücadeleyi ortaklaşa yürütmesi gerektiğine inanıyoruz. Umuyorum ki bu saldırılar bir daha asla olmaz. Ülkeler bu alanda ortak bir anlayış içerisinde teröre karşı mücadele ederler.

Tekrar ben bu terör olaylarında vefat eden insanların yakınlarına başsağlığı diliyorum. Fransa’ya, Fransa halkına, Fransa Hükûmetine üzüntülerimizi bildiriyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 67’nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (c), (e) ve (f) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                                Halis Dalkılıç                               Murat Alparslan

                  Kayseri                                         İstanbul                                          Ankara

            Zekeriya Birkan                             Abdullah Ağralı                             Abdurrahman Öz

                    Bursa                                           Konya                                            Aydın

         Mahmut Atilla Kaya                       Gökcen Özdoğan Enç                        Kerem Ali Sürekli

                    İzmir                                           Antalya                                           İzmir

         Mücahit Durmuşoğlu                             Halil Özcan

                 Osmaniye                                       Şanlıurfa

"a) 212 nci maddesinin birinci fıkrasına "onaylanması" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya şirket sözleşmesinin ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanması" ibaresi ile aynı fıkranın sonuna "Şirketin kuruluşunda, şirket sözleşmesini ihtiva eden kâğıtlardan değerli kağıt bedeli alınmaz." cümlesi,"

"c) 335 inci maddesinin birinci fıkrasına "onaylandığı" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzaladığı" ibaresi ile aynı fıkranın sonuna "Şirketin kuruluşunda, esas sözleşmeyi ihtiva eden kâğıtlardan değerli kâğıt bedeli alınmaz." cümlesi,"

"e) 566 ncı maddesinin birinci fıkrasına "onaylanması" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya esas sözleşmenin ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanması" ibaresi ile aynı fıkranın sonuna "Şirketin kuruluşunda, esas sözleşmeyi ihtiva eden kağıtlardan değerli kâğıt bedeli alınmaz." cümlesi,"

"f) 575 inci maddesinin birinci fıkrasına "onaylanması" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya şirket sözleşmesinin ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanması" ibaresi ile aynı fıkranın sonuna "Şirketin kuruluşunda, şirket sözleşmesini ihtiva eden kağıtlardan değerli kağıt bedeli alınmaz." cümlesi,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan düzenlemeyle şirket kuruluş işlemlerindeki maliyetlerin azaltılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 67’nci madde kabul edilmiştir.

68’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

69’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

70’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

71’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

72’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 72’nci maddesiyle 6102 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici 11’inci maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                                Halis Dalkılıç                               Murat Alparslan

                  Kayseri                                         İstanbul                                          Ankara

            Abdurrahman Öz                             Zekeriya Birkan                             Abdullah Ağralı

                   Aydın                                            Bursa                                            Konya

         Mücahit Durmuşoğlu                       Mahmut Atilla Kaya

                 Osmaniye                                         İzmir

"GEÇİCİ MADDE 11- (1) 31/12/2016 tarihinden sonra bankalarca çek hesabı sahiplerine 780 inci maddeye bu Kanunla eklenen hüküm gereğince bulunması gereken karekod ve seri numarası unsurlarını içermeyen çek yaprağı verilemez. 31/12/2016 tarihinden önce basılan çeklerde bu unsurlar aranmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının çerçeve 70’inci maddesiyle 6102 sayılı Kanun’un 780’inci maddesinde yapılan düzenlemeyle seri numarası ve karekod çekin zorunlu unsuru hâline getirilmektedir. Tasarının çerçeve 72’nci maddesiyle 6102 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici 11’inci maddeyle, 31/12/2016 tarihinden sonra bankalarca çek hesabı sahiplerine karekodsuz çek yaprağı verilemeyeceği düzenlenmektedir. Dolayısıyla, bu tarihe kadar bankalarca karekodsuz çek bastırılıp verilebileceği gibi, bu çekler belirtilen tarihten önce veya sonra keşide edilebilecektir.

31/12/2016 tarihine kadar bankalarca bastırılmış bulunan ve seri numarası ile karekod bulunmayan çeklerin geçerliliği konusunda uygulamada tereddüt yaşanabilecek, kambiyo senetlerine mahsus icra yoluyla takip yapılıp yapılmayacağı veya karşılıksız çek keşide etmek suçunun oluşup oluşmadığı konusunda farklı uygulamalar ortaya çıkabilecektir. Görüş ayrılıklarının giderilmesi amacıyla, önergeyle 31/12/2016 tarihine kadar bastırılan çeklerin geçerliliği bakımından seri numarası ve karekod unsuru aranmayacağı açıkça düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 72’nci madde kabul edilmiştir.

73’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

74’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

75’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2 üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                                Ramazan Can                              Adnan Boynukara

                  Kayseri                                        Kırıkkale                                       Adıyaman

         Mücahit Durmuşoğlu                           Murat Göktürk                             Hüsnüye Erdoğan

                 Osmaniye                                       Nevşehir                                         Konya

             Sami Dedeoğlu                                İsmail Tamer

                  Kayseri                                         Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının geçici 2’nci maddesinde düzenlenen konunun bütüncül bir anlayışla ele alınarak değerlendirilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilen önerge doğrultusunda geçici madde 2 tasarı metninden çıkarılmıştır. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

76’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 76’ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "43 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi" ibaresinin "43 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendiyle yapılan düzenlemenin birinci paragrafı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                                Halis Dalkılıç                               Murat Alparslan

                  Kayseri                                         İstanbul                                          Ankara

            Zekeriya Birkan                             Abdullah Ağralı                             Abdurrahman Öz

                    Bursa                                           Konya                                            Aydın

         Mahmut Atilla Kaya                         Kerem Ali Sürekli                               Halil Özcan

                    İzmir                                             İzmir                                          Şanlıurfa

         Mücahit Durmuşoğlu

                 Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle yürürlük maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 76’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

77’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 77’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Erhan Usta                                 Mustafa Kalaycı                               Mehmet Günal

                  Samsun                                          Konya                                          Antalya

               Erkan Akçay                              İsmail Faruk Aksu                           Mehmet Erdoğan

                   Manisa                                         İstanbul                                          Muğla

“MADDE 77- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacak.

Buyurunuz.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulda üç günlük bir mesainin son dakikalarını yaşıyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda da iki gün boyunca bu konuyu tartıştık. Kanun tasarısı görüşmeleri esnasında ikazlarımız oldu, Milliyetçi Hareket Partisi olarak iyileştirmeye yönelik çabalarımız oldu ve son noktaya gelmiş bulunuyoruz. Şimdi, Türkiye’de yatırımların artırılması ihtiyacı var diyoruz ve mevcut yatırımlarımızın da kalitesini iyileştirmemiz lazım.

İş ortamının düzeltilmesi konusu yani bugün burada çalıştığımız bu kanun tasarısında yoğunluklu olarak yer alan maddeler, iş ortamının iyileştirilmesi açısından bizim de desteklediğimiz, bizim parti programımızda da olan maddelerdi. O yüzden, çalışmalar esnasında biz hem Komisyonda hem de Genel Kurulda bunları destekledik. Tabii, burada, izaha davet, çek ve iflas erteleme gibi bazı konularda çekincelerimiz oldu, oradaki düşüncelerimizi de sizlerle paylaştık.

Ancak, şunu unutmayalım ki bu yaptığımız işler, iş ortamının iyileştirilmesi açısından çok da yeterli olan hususlar değildir. Buna mali boyutla bir bakacak olursak, genel devletin, toplam kamunun yaklaşık 900 milyar TL civarında bir geliri var. Biz, burada yaptığımız işlerle -parasal açıdan olanlar için söylüyorum- yaklaşık 1 milyar liralık bir gelirden vazgeçiyoruz yani topladığımız gelirin dokuz yüzde 1’i. O yüzden, bunu, bu işi fazla abartıp rehavete kapılmamamız lazım.

Türkiye’de iş ortamının iyileştirilmesi için yapmamız gereken yapısal mahiyetli çok daha fazla iş var. İlk yapmamız gereken iş de, Türkiye’de belirsizliklerin azaltılmasıdır. Siyasi ve ekonomik belirsizliklerin yani her gün yeni bir gündemle –Türkiye’de, işte Suriyelilere vatandaşlık verilmesi, bilmem, başkanlık sistemi, efendim, başkanlık olmazsa yeniden seçim olur, olmaz gibi- belirsizliklerin yaratıldığı, öngörülebilirliğin kaybedildiği bir ülkede yatırımcı olmaz. Yatırım, güvene gelir. O yüzden, bu belirsizlikleri azaltmamız lazım.

Yapısal mahiyetli olarak da -ben geneli üzerindeki konuşmalarımda da ifade ettim- demokrasiyi üstün kılacak, demokrasiyi iyileştirecek çabalar içerisinde olmamız lazım; hukukun üstünlüğünü hâkim kılacak çabalar içerisinde olmamız lazım; yargı bağımsızlığını sağlamamız lazım; kamu yönetimini iyileştirmemiz, liyakate önem vermemiz, politikalarda, kamu politikalarında istikrar sağlamamız lazım. Bir gün böyle, ertesi gün şöyle politikalar, kanunlar yaparsak, politikalar uygularsak, istikrar olmaz, güven olmaz. Şeffaflığı sağlamamız lazım. Kayıt dışılıkla mücadelede yapmamız gereken çok önemli işler var. Ekonomide verimliliği artırmamız lazım, güveni ve hoşgörüyü hâkim kılmamız lazım.

Şimdi, bu çok tartışılan geçici 2’nci maddenin -yani Türkiye’de, bize göre kara para aklama maddesinin- kaldırılmış olması, Hükûmet tarafından çekilmiş olması son derece isabetli bir husustur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de bunu, bu konudaki düşüncelerimizi ısrarla hem Komisyonda hem de Genel Kurulda sizlerle paylaştık. Hayırlı bir iş yapılmıştır. Tabii, bu keşke Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılsaydı, burada da daha verimli başka işlere zamanımızı ayırabilseydik. Maalesef Hükûmet orada yaklaşmadı. Biz onu orada teklif etmiştik, Plan ve Bütçe Komisyonunda çekilmesini ancak yine de hatadan dönüldü, Genel Kurul aşamasında çekilmesini takdirle karşılıyoruz. Tabii ki temennimiz bunun tekrar getirilmemesidir. Türkiye’nin böyle bir yasaya -bütün samimiyetimle ifade ediyorum- ihtiyacı yoktur. Bu yasanın Türkiye’ye faydası olmayacak, zararı olacaktır çünkü biz bir defalık parayla bir işi çözemeyiz. Buradan gelecek para zaten hayırlı bir para değil, helal bir para değil ve helal olmuş olsa bile bu para, biz yıllık 200 milyar dolar finansman ihtiyacı olan bir ekonomiyiz, bir defalık paralarla bir şey yapamayız çünkü kötü para iyi parayı kovar. Bizim sürekli, sağlam ve ekonomik altyapımızı güçlendirerek elde edeceğimiz paralara ihtiyacımız var, kaynaklara ihtiyacımız var. Bence bunu hiç göz ardı etmememiz lazım. Para, güvene, istikrara gelir. Güveni, istikrarı sağlayacak işlerin yapılması lazım. Türkiye’ye sermaye girişine herhangi bir engel yok yani bunu da açıklıkla ifade etmek lazım. Hatta bugün bakan olan bir kısım bakanlarımızın geçmişte “Normal sermaye girişine bile sermaye kontrolü uygulayalım, ‘Tobin tax’ uygulayalım.” dedikleri bir ortamdan bugün “Kara parayı bile Türkiye’ye çekelim.” diye bir gayret içerisinde olmayı zaten anlamak mümkün değil, bu hiçbir şekilde anlaşılır değil. Hele hele on dört yıllık bir iktidardan sonra hâlâ işte “Yurt dışında Türklerin parası var.” veya “Körfez’den para gelsin, biz bu parayı çekmek için bunları yapıyoruz.” demek çok anlaşılır değildir.

Ben sözlerimin son dakikalarında bu tasarıya, çekincelerimize rağmen ama geneli itibarıyla olumlu gördüğümüz için kabul oyu kullanacağımızı da Genel Kurula ifade etmek istiyorum. Yasanın hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

77’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi İç Tüzük 86’ya göre lehte ve aleyhte iki sayın milletvekiline söz hakkı vereceğim.

Lehte olmak üzere, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz sonra Danışma Kurulu önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerinin oylarına sunulacak. Bildiğiniz gibi, perşembe ve cuma günü bu kanunun ve birkaç tane uluslararası sözleşmenin bitimine kadar bir grup önerimiz gelmişti. Bugün siyasi partilerle yaptığımız görüşmeler çerçevesinde bu kanun gerçekleşti, bitti ve yarın çalışmamak üzere, salı günü saat 15.00’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde buluşmak üzere Sayın Başkan Danışma Kurulunu değerli milletvekillerinin oylarına sunacak. Kabul ettiğiniz takdirde salı günü buraya geleceğiz, etmediğiniz takdirde yarın tekrar çalışmalara devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bu kanunda bir madde vardı. Bu konuyla ilgili siyasi parti gruplarının çeşitli hassasiyetleri söz konusu oldu. Hem Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuyu dile getirdiler hem de burada gündeme getirdiler. Kanun tasarısı görüşülürken siyasi parti grubuna mensup değerli milletvekili arkadaşlarımız bazı hassasiyetlerini hakikaten çok samimi bir şekilde dile getirdiler. Bu hassasiyetleri de biz dikkate aldık.

Bu çerçevede, dün Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımız Sayın Süreyya Sadi Bilgiç başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Zekeriya Temizel, HDP’den Sayın Ahmet Yıldırım, Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Mustafa Kalaycı ve Maliye Bakanımızla birlikte arkadaşlarımız bir teknik toplantı yaptılar. Bu toplantıda, biraz önce çıkardığımız maddeyle ilgili teknik bazı aksaklıkları, endişeleri ortadan kaldırabilecek herhangi bir şekilde uzlaşabildikleri takdirde bunun şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde değiştirilmesiyle ilgili kanaat oluşturduk ama bugün aldığımız, sabah aldığımız cevap çerçevesinde Sayın Başkanın ifade ettiği ve diğer partili arkadaşlarımızın da gruplarına söyledikleri çerçevede bu konuda bugün bu işin olmayacağını, anlaşamadıklarını ifade ettiler. Bunun üzerine yapmamız gereken noktanın şu olduğunu… Bunu kanun tasarısından çıkaracağız, önümüzdeki günlerde tekrar metin olarak getireceğiz ve Plan ve Bütçe Komisyonunda, bütün siyasi partilerin Plan ve Bütçe Komisyonundaki teknik milletvekilleri tarafından enine boyuna, siyasi görüşleri bir tarafa bırakarak en olgun bir şekilde değerlendirmeleri üzerine karar aldık. Bu karar çerçevesinde, eğer muhalefet partisi milletvekili arkadaşlarımız iktidar partisinin yetkili arkadaşlarını ikna ederlerse birlikte bir önerge hazırlanacak, ikna edemedikleri takdirde biz bu maddeyi aynı şekilde getireceğimizi ifade ettik. Bu çerçevede, bugüne kadar gelmesinde katkı sağlayan siyasi partilerimizin değerli grup başkan vekillerine, özellikle, bu arada, konuşmaları yaptığımız süre içerisinde de bizi hassasiyetleriyle uyarmaya çalışan değerli milletvekili arkadaşlarıma çok çok teşekkür ediyorum.

Gerçekten, bu kanun tasarısını görüşürken biz dedik ki: “Piyasayı rahatlatıcı bir düzenleme yapalım, şirket kurulurken ortaya çıkabilecek zorlukları ortadan kaldıracak ve şirket kurmayı kolaylaştıracak düzenleme yapalım.” Arkadaşlarımızın bir madde üzerinde çekinceleri vardı, onu da önümüzdeki hafta, önümüzdeki günlerde o çekinceleri karşılıklı ikna olarak yapabilme konusunu da değerlendirelim dedik.

Değerli arkadaşlar, kanun yapma tekniği yönünden bu maddenin, bizim teklifimizde, şu anda içinde bulunduğu gibi, aynı gelmesi gerekir. Aynı gelip, Plan ve Bütçe Komisyonunda teferruatıyla tartışılıp, önergelerle düzenlenmesi gerekir. Yani, biraz önce Sayın Bakanın bu konuyu ifade ederken “Aynen getireceğiz.” diye söylediği şey, kanun yapma tekniği açısından aynı gelmesi gerekir, aksi hâlde yeni bir tartışmaya mahal verecek durum ortaya çıkmış olur.

Bu arada, Sayın Parsak ile Sayın Tanal’ın yaptığı bir konuşma var; hassasiyetle, iyi niyetle yaptıkları bir konuşma. Bakın değerli arkadaşlar, çek edimi ödeme aracıdır, ödeme sözüdür, ödeme vaadidir. Yani, bu kanunun yayımı tarihinden itibaren bazı arkadaşlarımızın, bazı esnaf ve sanatkârlarımızın tıpkı… Hani, radarla ilgili güzel bir örnek verdiniz ama ticaret hayatında bu böyle değil. Ben bir kağıdın, evrakın altına imza atıyorsam “Sayın Tanal, size bu borcu ödeyeceğim şu tarihte.” diye söz vermişim demektir ve çekte vade yoktur, görüldüğünde ödenir. Geçici bir düzenleme yaptık. Onun için, bu anlamda baktığımızda, bugünden sonra insanların sanki tuzağa düşürülüyor gibi değil, eğer biz o düşünceyi ortaya çıkarırsak bazı esnafın, tüccarın tuzağa matuf kalmalarına sebebiyet veririz diye düşünüyorum.

Sayın Parsak hassasiyetle bir konuyu dile getirdi “Acaba bunu kamuda çalıştırabilir miyiz?” diye. Kendileriyle de arada konuştuk, o süreç içerisinde eğer Ceza Muhakemeleri Kanunu’yla ilgili endişeler varsa, o endişeler ortaya çıkacaksa onları da ortadan kaldırabilecek bir düzenlemeyi yapalım diye ifade ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bugünün hassasiyetine bir dakika verirseniz Sayın Başkan, hemen tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tabii ki Sayın Elitaş.

Buyurun, tamamlayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben, bu çerçevede, katkı sağlayan tüm milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Siyasi partilerimizin grup başkan vekillerine teşekkür ediyorum. Muhalefet partisinden milletvekili arkadaşlarımızın burada yaptığı yapıcı katkılara da teşekkür ediyorum. Meclis Başkan Vekilimize teşekkür ediyorum. Kâtip üyelere, bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Hakikaten özlediğimiz bir tabloyu bugün yaşadık, inşallah önümüzdeki hafta görüşeceğimiz kanun tasarı ve tekliflerinde de aynı tabloyu yaşarız diye ümit ediyorum.

Hepinize hayırlı sabahlar.

Teşekkür teşekkürlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, Sayın Akçay sizden önce söz istedi.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerini tamamladık, biraz sonra tümünü oylayacağız. Öncelikle, bu tasarının ülkemize, milletimize, insanlarımıza ve yatırım yapacak olanlara ve bu maddelerin ilgililerine ve paydaşlarına hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Biz bu tasarıya Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kabul oyu vereceğiz.

Şunu ifade etmek isterim ki… Biraz evvel Sayın Elitaş ifade etti, işte, bir düzeltme niyetlerinin ve amaçlarının olduğunu ama zaman nedeniyle bunun yetişmediğinden bahsetti. Ben, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu açısından şunu söylerim: Bu geçici 2’nci maddeyle ilgili olarak bizim böyle bir niyetimiz, amacımız ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akçay, tamamlayınız lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bizim böyle bir amacımız, niyetimiz ve önerimiz de olmamıştır, onu bir açıklığa kavuşturayım.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının en önemli yönü de şu olmuştur: Bu, İç Tüzük tartışmalarının yoğunlaştığını ve İç Tüzük çalışmalarının bugün başladığını da dikkate alırsak çok güzel bir örnek teşkil etmiştir. Demek ki neymiş? Demek ki uzlaşma yaklaşımıyla, tasarı ve teklifler, iktidarın da amaçladığı gibi, aslında bizim de muhalefet olarak pekâlâ yapıcı katkı vermeyi samimi olarak arzu ettiğimiz tasarılar daha kolay ve rahat geçebiliyormuş. Burada, uzlaşma kültürünü iktidar ve muhalefet olarak benimsememiz gerektiğini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, lütfen tamamlayınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Son cümleler.

…bu uzlaşmayı esas almamız gerektiğini gösteren en güzel örnek teşkil etmiştir ve bunun önümüzdeki günlerde yapacağımız İç Tüzük çalışmalarına da bir örnek teşkil etmesini temenni ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, sizden önce Sayın Tanal söz istemişti.

Niçin söz istiyorsunuz Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, konu şuydu: Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş 69’uncu madde uyarınca sataşma şeklinde bir cümle sarf etti ancak ben zamanınızı almamak adına buradan, yerimden…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşmadım Sayın Tanal.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Buyurun, açıyorum mikrofonunuzu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben teşekkür ederim Sayın Elitaş’ın duyarlılığından dolayı.

Şimdi, burada, ben şunu söyledim: “Bir sefer, şu andaki tüccarımız, esnafımız çekin karşılıksız çıkması hâlinde bu kadar ağır sonuçların olabileceğini bilebilseydi belki çekin miktarını o kadar yüksek yazmazdı.” Çünkü, tüccar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zaten basiretli tüccar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …evet, basiretli bir iş adamı olarak bunun sonuçlarını, ağır yaptırımın, hürriyeti bağlayıcı cezanın olduğunu bilmiyordu düzenlediği zaman, şu an ticari piyasada olan çeklerle ilgili. Burada, basiretli bir hukuk devletinden beklenen de şudur: Vatandaşına herhangi bir pusu kurmamalı, vatandaşını tuzağa düşürecek düzenlemeler yapmamalıdır. Bu düzenlemeyle, çekini şu anda ticari piyasaya vermiş ve yapılan düzenleme gereği de vadesinden önce ibraz edilmeyen çeklerden dolayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen tamamlayınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiriyorum, özür dilerim.

…ve şu anda ticari piyasaya verilmiş olan çeklerden dolayı bu şekilde ağır ceza yaptırımının getirilmesiyle gerçekten, esnafa bir tuzak kurulmuştur, esnafa pusu kurulmuştur. Bu, hukuk devletiyle bağdaşan bir düzenleme değildir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yine önemli bir kanun tasarısının görüşmelerini bitiriyoruz. Öncelikle şunu ifade edeyim: Kanun tasarısıyla ilgili genel düşüncelerimizi kürsüden ifade ettik ancak bütün uyarılarımıza rağmen yoksuldan, emekçiden, işçiden yana bir düzenleme yerine ranttan, sermayeden ve sermaye sahiplerinden, büyük şirketlerden yana bir kanun tasarısı birazdan yasalaşacak. Ancak, bu görüşmeler esnasında bu tasarıdaki en kritik maddenin siyasi partilerin uzlaşmasıyla geri çekilmiş olmasını olumlu değerlendirdiğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Özellikle iktidar partisi grubu ve milletvekillerinin, yasama tekniği açısından sürekli olarak muhalefeti farklı bir şekilde eleştiren, suçlayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …itham eden değerlendirmelerden çok bugünkü pratiğe göz atmalarını ve bundan sonraki yasama faaliyetlerinde de muhalefetle uzlaşmayı kendi gruplarından da talep etmelerini önemsediğimizi belirtmem gerekiyor.

Kara para aklamayla ilgili geçici madde 2’nin geri çekilmiş olması bütün Meclisin, Parlamentonun bir başarısıdır. Umarım, bu şekliyle, bu hâliyle bir kez daha bu, Genel Kurulun gündemine gelmez.

Ben de Sayın Akçay’ın belirttiği gibi, İç Tüzük çalışmaları açısından bugünkü ortaya çıkan tablonun örnek olması gerektiğini ifade ediyorum. Sayın Elitaş’ın hoşgörüsüne sığınarak, bu yılki İç Tüzük Komisyonunda kendisinin bulunmamasının da uzlaşma açısından bir avantaj olarak değerlendirilebileceğini ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 86’ya göre aleyhte olmak üzere Manisa Milletvekili Özgür Özel’e söz vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Haftanın son gününde, gecenin bu ilerleyen saatinde hepimiz yorulduk ama bugün Mecliste bir şey yaptık. 80 maddelik bir kanundu. Muhalefet “Biz, bu kanunu 1 maddesinden dolayı çok sakıncalı görüyoruz.” dedi ve İç Tüzük’ün kendisine tanıdığı tüm imkânları kullanarak, bütün dünya parlamentolarındaki en meşru hak olan direnme ve engelleme hakkını kullandı.

Bir hafta çalıştık, kaç madde geçti? 5. Sonra sihirli bir sözcük devreye girdi, eser miktarda uzlaşı gösterdi bu Parlamento, eser miktarda ve beş saat çalıştık, geriye kalan 75 madde geçti. Demek ki bu Parlamentonun uzlaşıya, diğerini dinlemeye, anlamaya, ortak akla ve “Sadece benim dediğim doğrudur.” demektense, ortak katların en küçüğünde birleşmeyi aramaya ihtiyacı var.

Muhalefet partilerinin değerli grup başkan vekillerinin tespitlerine aynen katılıyorum. Dün aynı İç Tüzük vardı; siz, bizim yaptığımız her türlü hak kullanımına karşı öfkeliydiniz, bugün aynı İç Tüzük var; Parlamentoda herkes uzlaşmanın, birlikte çalışmanın olumluluklarını ifade ediyor. Demek ki mesele İç Tüzük’e ne yazdığınızda değil, demokrasiden ne anladığınızda, onu nasıl uyguladığınızda. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu açıdan, bu maddenin bugün geri çekilmesindeki başarı muhalefete aittir ama önümüzdeki süreçte, bundan sonrası için, bu maddenin Türkiye'yi utandırmayacak, sıkıntıya sokmayacak, hiçbirimizi sonradan pişman etmeyecek bir hâle gelmesi için, görev, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerine düşüyor. Lütfen, bizim endişelerimizi dinleyen, hâkim olan ve bundan sonra da dinleyecek olan Hükûmete ve yöneticilerinize… Bu açıdan, demokratik en doğal hakkınız olan ve aslında seçmeninizin size yüklediği en önemli ödev olan, demokratik yollardan kendi partinizin içinde de bu baskıyı, bu talep mekanizmasını çalıştırmalısınız. Aksi takdirde, Türkiye, kara para cennetine dönüşebilir. Aksi takdirde “6 Eylül günü Reza Zarrab konuşacak da onun söylediklerinden sonra yurt dışındaki bazı paralar, el konma kararı alınmasın diye, Türkiye’ye mi kaçırılacak? Reza Zarrab konuşacak da o konuştuktan sonra o paraların izleri bulunur, bu kanun o yüzden o bağlantıyı koparıyor mu?” endişesi, şüphesi, sorusu sizin vicdanınızda cevap verebileceğiniz bir soru hâlinde kalmaz.

Bu kanun, Sayın Bakan açısından çok ciddi sıkıntılara işaret ediyor, öz güveni eksik bir kanun. Çünkü, iktidar değişse de, bu kanun iptal edilse de, yeni Hükûmet bu işin peşine düşse de bağ kuramasınlar diye yani hedef 2023, hedef 2071, iki sene sonrasına bile güvenle bakmayan bir icra anlayışı. Ayrıca, sadece kendisi değil, arkasında oturan ve Türkiye’nin en kadim geleneklerine sahip Maliye Bakanlığı bürokrasisinin de Hükûmete ve yaşanacaklara güvenmediği ve bürokrasinin de Hükûmete güveninin sıfırlandığı görülüyor. Sebep: Maliye Bakanlığının -hepimiz görüyoruz- pek çoğu tebliğlerle, ikincil, üçüncül mevzuatla düzenlenebilecek işlerini bugün kanunla yapıyoruz. Bu ne zaman olur biliyor musunuz Sayın Bakan? Bürokrasi Hükûmete güvenmiyorsa, tebliğin altına imza atmaya korkuyorsa olur. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan sonraki süreçte de “Siz yapın, sorumluluğu siz alın.” diyorlar size. Bugün çok sayıda rakam söylenebilir ama Türkiye’ye yabancı yatırımcının gelmediğini, paranın gelmediğini siz de söylüyorsunuz, ona çare aradığınızı düşünüyorsunuz. Evet, yabancı yatırımcı, gelmeden önce hukuk ister. Bugün Türkiye’de hukukun bir önceki güne göre her gün biraz daha azaldığını ve adalete güvenin yüzde 23’e düştüğünü tescilliyoruz, bir kez daha söylüyoruz. Elbette ki yabancı yatırımcı para getirecekse istikrar ister. Oy yüzde 49-52 ama siyasi belirsizlik ve antidemokratik bir vesayet sistemi yani bir sabah yatağından Başbakan kalkmış ama saraydaki görüşmeden sonra Başbakanlıktan alınmış, Başbakanlığa bir kayyum atanmasına şahitlik etmiş bir partinin Türkiye’yi siyasi istikrarsızlığa sürüklediği görülüyor. Demokrasi için, istikrar için, güven için muhalefetin katkısı ortada, gerisi size kalmış.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Özel.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bakan, sizden önce Sayın Ilıcalı 60’a göre söz istemiş. Bir açıklama yapma istemi var, talebi var. Önce Sayın Ilıcalı’ya söz veriyorum, daha sonra size söz vereceğim.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın vefat eden amcasına Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Az önce aldığımız bir habere göre, Erzurum Milletvekilimiz Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ’ın amcası Mustafa Akdağ vefat etmiş. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Cuma namazından sonra Erzurum Lala Mustafa Paşa Camisi’nde cenaze namazı kılınacak. Değerli vekillerimizi bilgilendirmek istedim.

İyi geceler, teşekkürler.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ilıcalı.

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a amcasının vefatından dolayı başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN - Biz de Sayın Bakana amcasının vefatından dolayı başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz, Allah rahmet etsin diyoruz, kendilerine de sabır diliyoruz.

Sayın Bakan, sanırım Hükûmet adına konuşma yapacaksınız.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Evet.

BAŞKAN - Buyurunuz, kürsüye davet ediyorum sizi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, öncelikle Hükûmetimiz tarafından hazırlanan, Plan ve Bütçe Komisyonunda yoğun katkılardan sonra Genel Kurula gelen ve sizlerin katkılarıyla son şekli verilen tasarıya yaptığınız katkılardan dolayı, emekten dolayı teşekkür ediyorum.

Bugün, burada partiler arasında yapılan görüşmeler neticesinde geçici 2’nci maddeyle ilgili olarak bir ortak kanaat oluştu ve o ortak kanaate göre biz bu maddeyi geri çektik. Ama, baştan itibaren söylüyoruz, burada yapılan düzenleme ne Türkiye’yi uluslararası hukuk anlamında sıkıntıya sokacak bir düzenlemedir ne de iddia edildiği gibi Türkiye’yi kara para cenneti hâline getirecek bir düzenlemedir. Tam tersine, uluslararası…

Sayın Grup Başkan Vekilimiz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buradayım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Dolayısıyla, yaptığımız düzenlemenin gerek Bakanlık olarak gerek Hükûmet olarak doğru bir düzenleme olduğuna inanıyoruz. Herhangi bir şekilde, yapmış olduğumuz düzenlemeyi gerçek manada bir daha getirmemek üzere geri çekmek şeklinde bir düşüncemiz yok, kendilerine de ifade ettik. Bugün, bu tasarının -vatandaş bekliyor, iş âlemi bekliyor, yatırımcı bekliyor- bir an önce yasalaşması için burada ortak bir anlayış üretildi. Biz o anlayışa göre hareket ettik. Vatandaşlarımızın yurt dışındaki varlıklarının Türkiye’ye getirilmesine ilişkin hususu ayrı bir müstakil kanun olarak tanzim edeceğiz ve inşallah, gelecek hafta tekrar Parlamentoda bu maddeyi görüşeceğiz.

Bu görüşmeler sırasında da, Komisyon sırasında da getirilen düzenlemenin hem hukuk tekniği açısından hem kanun tekniği açısından hem uluslararası yükümlülükler açısından herhangi bir sakıncası olmadığını defalarca ifade ettim. Asla ve kata bir kara para aklama niyetiyle bu yasa getirilmemektedir ve bunu muhalefet partileri de bilmektedir. (CHP sıralarından gürültüler)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Böyle bir şey yok!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Ama, belli ki burada yeni bir anlayışla tekrar kendi aramızda bunu değerlendirmemiz lazım. Fakat, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin bu kadar olumlu bir ortam burada oluşmuşken, şu son dakikalarda bu kadar güzel, olumlu bir atmosfer varken bu kürsüde, kalkıp önce Maliye Bakanı olarak beni, sonra Bakanlığımı, Bakanlık bürokratlarımı ve daha önemlisi, Hükûmetimizi bu gösterdiğimiz doğru ve olumlu tavır konusunda haksız bir şekilde itham etmesini de yadırgıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne alakası var ya?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Biz Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak, AK PARTİ olarak bu Parlamentoya ne getiriyorsak öz güven içerisinde getiriyoruz, ne getiriyorsak inanarak getiriyoruz, ne getiriyorsak vatandaşın hayrına olduğuna inandığımız için getiriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Siz öyle sanıyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Bir konuda farklı bir şey yapıyorsak onu da yine vatandaşın ihtiyacı olduğu için, vatandaşın hayrına olduğu için yapıyoruz. Herhangi bir şekilde, inandıklarımızdan, yapmak istediklerimizden, sırf siz istediniz diye, iyi niyetli bir hakkın kötüye kullanımına teslim olmak anlamında, asla direnme hakkı olarak ifade ettiğiniz şey açısından da yapmıyoruz. Dolayısıyla, burada gerçekten bu kadar olumlu bir hava varken Hükûmete karşı, Hükûmetin bu şekilde olumlu tavrından muhalefet partisine çok farklı bir konum kazandırmak istiyorsanız, bunun karşılığı yok. Bu düzenleme Parlamentoya tekrar gelecek. Siz istediğiniz için değil, millet istediği için doğru düzenlemeyi buradan AK PARTİ Grubu çıkaracak. Ama, biz her zaman için tartışmaya açığız, her zaman için değerlendirmeye açığız ama bunların hiçbirisi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah Allah! Ya, şimdi bu olacak konuşma mı ya?

LALE KARABIYIK (Bursa) – Hayret ediyoruz size, hayret!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Sadece size söylüyorum, diğer parti gruplarının burada yaptığı olumlu açıklamalara hiçbir şey söylemiyorum. Ama, burada Cumhuriyet Halk Partisinin göstermiş olduğu tavrı, Sayın Grup Başkan Vekilimizin göstermiş olduğu tavrı da…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Herhâlde aynı şeyi yapmak için bahane arıyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Benim orada bürokratlarım oturuyor, Maliye Bakanlığı bürokratları.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O bürokratlar senin bürokratların değil Sayın Bakan, Maliye Bakanlığının, devletin bürokratları. “Benim bürokratım” diye bir şey mi var ya?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Sizin söylediğiniz o bürokratlar, AK PARTİ hükümetleri olarak yaptığı bütün işlerin arkasında öz güvenle duracaktır. Maliye Bakanı olarak ben, yaptığım her işin arkasında öz güvenle duracağım, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Sözlerimin sonunda, tekrar bu yasanın bu noktaya gelmesiyle ilgili olarak bütün milletvekillerimizin, iktidar partisi milletvekillerimizin, muhalefet partisi milletvekillerimizin her birisinin vermiş olduğu katkılardan dolayı, göstermiş olduğu çalışmalardan dolayı, emekten dolayı yürekten teşekkür ediyorum. İnşallah, bu yasal düzenleme hayata geçtiğinde memleketimizde yatırım ortamı, üretim ortamı gelişecek, aş, iş üretilecek, yatırım üretilecek, büyüme ve kalkınma üretilecek.

Ben tekrar sözlerimi tamamlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın Akçay sisteme girmiş.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Maliye Bakanının bu açıklamalarını esef verici buluyorum. Bunca uzlaşma şeyinden geldiğimiz şu saatte, bu faili meçhul paraların aklanmasına yönelik geçici 2’nci maddenin tekrar, müstakilen getirileceğini ve bunun inatla çıkartılacağını ifade etmesi doğru bir yaklaşım değildir. Bunun Parlamentoda, Meclisimizde iktidar muhalefet olarak oluşmuş konsensüse de aykırı olduğunu düşünüyorum, bir.

İkincisi, “benim bürokratlarım” diyor. Sizin bürokratlarınız yok, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Maliye Bakanlığının bürokratları vardır Sayın Bakan. Lütfen bu üslubu, ifadeyi de düzeltmenizi özellikle istirham ederim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Bu, birilerinden sizlere tevarüs eden kötü bir alışkanlık. “Benim bürokratım”, “benim valim”, “benim bakanım”, “benim Başbakanım” demekten vazgeçin lütfen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kimsenin bürokratı yoktur değerli arkadaşlarım. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler) Gülmeyin! Ama, siz birilerine bürokratlık yapmışsanız, kula kulluk yapmışsanız onu bilemem ama bizim bildiğimiz bürokrat devletin bürokratıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Özel bir dakika sadece.

Buyurun.

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aslında Sayın Bakanın konuşması kürsüden cevap hakkını doğuran bir şey ama gecenin bu vaktinde onu kullanmayacağım.

İki tane şeyi düzeltmek lazım. Bunun birincisi, Sayın Bakan istediği kadar farklı bir şey yapsın… Sayın grup başkan vekilinin tespiti çok doğrudur, onu tekrar etmeyeyim ama ben “Bürokrasi hükûmete güvenmediği zaman tebliğ yerine kanun ister.” dediğimde bu işten alınması gereken kişiler veya eleştirilenler kesinlikle bürokratlar değildir. Devlet geleneğine hâkim olan herkes bilir ki hükûmetin acziyeti bürokrasiyi tebliğ yerine kanun talebine iter, benim söylemek istediğim o.

Onun dışında, bir uzlaşı ortamı oldu mu? Oldu. Bunu anladı mı? Görünen, herkes anladı, anlamayan birisi var; onu da kamuoyunun takdirine arz ediyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kabul         :     244

Ret              :         6  (x)

                     Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

             Mücahit Durmuşoğlu                           Elif Doğan Türkmen

                     Osmaniye                                             Adana”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulu önerisi vardır, okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 14 Temmuz 2016 Perşembe günü yaptığı toplantıda Genel Kurulun daha önce çalışmasına karar verilen 15 Temmuz 2016 Cuma günkü birleşiminde çalışmamasına ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

14/7/2016

Danışma Kurulunun 14 Temmuz 2016 Perşembe günü yaptığı toplantıda Genel Kurulun daha önce çalışmasına karar verilen 15 Temmuz 2016 Cuma günkü birleşiminde çalışmaması önerilmiştir.

                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                       Başkanı

                       Mustafa Elitaş                                                Özgür Özel

              Adalet ve Kalkınma Partisi                              Cumhuriyet Halk Partisi

                  Grubu Başkan Vekili                                    Grubu Başkan Vekili

                        İdris Baluken                                                Erkan Akçay

             Halkların Demokratik Partisi                            Milliyetçi Hareket Partisi

                  Grubu Başkan Vekili                                    Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 403)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündemin 2’nci sırasında yer alan 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 396 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hukukuna Göre Kurulmuş Olan Üniversitelerin Karşılıklı Tanınmasına Dair Milletlerarası Anlaşmaya Ek Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hukukuna Göre Kurulmuş Olan Üniversitelerin Karşılıklı Tanınmasına Dair Milletlerarası Anlaşmaya Ek Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/702) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 396)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 19 Temmuz 2016 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 02.24



(x) (10/263) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(X) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) 404 S. Sayılı Basmayazı 12/7/2016 tarihli 111’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.