TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 112’nci Birleşim

                                                                                     13 Temmuz 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Edirne Milletvekili Erdin Bircan’ın, Edirne’nin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, bilim, eğitim ve TÜBİTAK’a ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Konya Milletvekili Halil Etyemez’in, Konya’nın sorunlarına ve yaşanan dolu afetine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, tarım alanlarının giderek yok olmasına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, ülkemizdeki gelir adaletsizliğine ilişkin açıklaması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, bir yazarın gazetedeki köşesinde Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik bazı sözlerine ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğunun ikinci bir emre kadar kapatılmasına ilişkin açıklaması

5.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Ramazan Bayramı’nda yaşanan trafik kazalarına ve Giresun’un Alucra ilçesinde karakoldaki askerlerle bayramlaşma ve şehit yakınlarını ziyaretten dönen helikopterin düşmesine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, bazı Avrupa Birliği ülkelerinin teröre verdikleri desteği kınadığına ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’da ve Türkiye’nin birçok yerinde meydana gelen iş cinayetlerine ilişkin açıklaması

8.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Konya’nın bazı ilçelerinde yaşanan dolu felaketine ilişkin açıklaması

9.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, düşünür ve yazar Nurettin Topçu’nun vefatının 41’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

10.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Denizli Pamukkale Sulama Birliğinin görevini iyi yapamadığı için mağdur olan çiftçilere ve bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, terör saldırılarında hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine ve her türlü terörü lanetlediğine ilişkin açıklaması

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ili olarak teröre verilen şehitlere ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözüme yönelik düzenleme yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, ülkemizde binlerce mimar, mühendis ve şehir plancısı işsiz iken yabancılara hak ve imtiyaz tanınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, atanamayan ve sayıları 30 bini aşkın felsefe grubu öğretmeninin durumuna ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı köylerin hiç birinde altyapı olmadığına ilişkin açıklaması

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, yirmi iki yıldır tutuklu bulunan İlhan Çomak’ın davasının bugün İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldüğüne, Başbakan Binali Yıldırım’ın acil servislerle ilgili yaptığı tanımlamaya ve 23 Mart 1960 tarihinde Şanlıurfa’da vefat eden Bediüzzaman Saidi Nursi’ye ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, terör nedeniyle hayatını kaybeden şehitlere rahmet dilediğine, bugün yayımlanan vergi sıralaması listelerine, Başbakan Binali Yıldırım’ın acil servislerle ilgili sözlerine ve İç Tüzük uzlaşma komisyonuna ilişkin açıklaması

18.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, iki gün önce Mardin’de belediyeye ait bir araçla karakol baskını yapılmasını şiddetle kınadığına ve Başbakan Binali Yıldırım’ın sağlıkta dönüşümü anlatırken sarf ettiği bazı sözlerinin çarpıtıldığına ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Fransa’nın 13-14 Temmuz günlerinde Türkiye’nin 3 büyük kentindeki konsolosluklarını kapattığına ve Anadolu Ajansının Bahoz Erdal’ın öldürülmesine ilişkin yapmış olduğu habere ilişkin açıklaması

20.- Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalardaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bütünşehir Yasası’yla ilgili verdikleri araştırma önergesine ve görüşmeler sırasında yapılan tartışmalara ilişkin açıklaması

29.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen önergeler üzerindeki farklı uygulamalara ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen önergelerle ilgili tartışmalara ilişkin açıklaması

 

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerinde şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerinde şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerinde AK PARTİ Grup Başkanına ve şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması

4.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun, İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Trabzon Milletvekili Muhammet Balta’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Trabzon Milletvekili Muhammet Balta’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

17.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın soru-cevap bölümünde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekilinin, Elazığ ve çevre illerindeki deprem riski ve bu riskin yaratacağı tehditlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258)

2.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci ve 24 milletvekilinin, Türkiye’de son yıllarda yüksek oranda gerçekleşen kız çocuğu evlilikleri ile çocuk istismarının ve 18 yaş altı çocuk evliliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/259)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 milletvekilinin, Artvin ilinin Şavşat ilçesinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/260)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türk hukuk sisteminin sorunlarının tespiti ve sorunların çözümüne yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla 13/7/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, askerî operasyonlar ve Lice’deki yangınların sebeplerinin araştırılması amacıyla 29/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşları tarafından, Büyükşehir Yasası nedeniyle yatırımlardan yeterince payını alamayan ve bu nedenle mağduriyet yaşayan ilçeler, beldeler ve köylerin içinde bulundukları durumun araştırılması amacıyla 3/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Genel Kurulda temiz bir dil kullanılması gerektiğine ilişkin konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404)

2.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 403)

13 Temmuz 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını ve salondan ayrılmamalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Edirne’nin sorunları hakkında söz isteyen Edirne Milletvekili Sayın Erdin Bircan’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bircan, süreniz beş dakika.

Buyurun.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Edirne Milletvekili Erdin Bircan’ın, Edirne’nin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, altı yüz elli beş yıllık dev geleneğimiz olan Kırkpınar’ımıza tüm halkımızı davet etmek istiyorum. Yurttaşlarımızı 18-24 Temmuz tarihlerinde dünyanın en eski, kesintisiz devam eden organizasyonu olan tarihî Kırkpınar Yağlı Güreşleri’ne davet ediyor, Edirne’mizin güzelliklerini görmelerini bekliyorum.

Edirne Milletvekili olarak gerek bu kürsüden gerek diğer tüm platformlarda ilimizin ve ilçelerimizin bütün sorunlarını dile getirmeye, çözümleri bulması gereken iktidara çözüm önerilerimizi de sunarak yardımcı olmaya çalışıyorum. İktidar, Edirne’ye üvey evlat muamelesi yapmaya devam ettikçe ben ilimin sorunlarını anlatmaktan bıkmayacağım, usanmayacağım. Edirneli insanlarımın dertleri bitmeden, çözülmeden bu kürsüden hep bu dertleri anlatmaya devam edeceğim.

Tarımdan başlayalım; 42 ile tarımsal, kırsal kalkınma destekleri veriliyor. Bu 42 ilin arasında Edirne yok. Bunu soruyoruz Bakana, Bakan, itiraf gibi yanıt veriyor: “42 il için ısrarlı talepleri ve çalışmaları olduğu için tarımsal, kırsal kalkınmadan yararlanıyor.” diyor. Yani sayın milletvekilleri, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kırsal kalkınma desteklerinden Edirne’yi yararlandırmak gibi hiçbir niyeti yok. Benim çiftçim emeğinin karşılığını alamadığı için tarımsal araziler yabancılara satılıyor ve olan yine çiftçime oluyor.

Tarımda sorun var da diğer alanlarda yok mu? Ergene’nin kirliliği açıklamalarla maalesef temizlenmiyor. Ergene, yine zehir saçmaya devam ediyor. Ergene’nin zehir gibi akan suyuna çare olmadığınız için geçtiği tüm topraklarda canlı bırakmıyor, Enez gibi turizm incisi bir ilçemizin denizi kirlenme tehlikesi altında kalıyor.

Yine, Keşan-Enez yolu yaz döneminde günlük 300 bin kişinin ulaşımını sağlamaktadır. Sahil hattına giden tek yol olmasına rağmen yolun yapılmaması nedeniyle sürekli kazalar meydana gelmektedir. 2014’ten 2015’e yaralanmalı kaza oranında yüzde 100’den fazla artış olmuştur. Yola dair tek yapılan iş, 2014 yılında Enez kavşağı-Kılıçköy arasının 5 kilometrelik kesiminde iyileştirme çalışmaları, sadece bu kadar. Yıllardır tek santim yol yapımı yok. Orada bu yaz meydana gelecek kazalarda -Allah korusun- ölen ya da yaralanan yurttaşlarımızın sorumlusu sizlersiniz.

Edirne turizmine önem vermek yerine daha önce bu kürsüden defalarca dile getirdiğim Keşan ilçemiz Mecidiye sahilinde, doğa ve turizm harikasında, taş ocağına onay veriyorsunuz. Turizm demişken, sahillerin kiralanması konusu da önemli. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sahilleri ihale yöntemiyle kiralatmak istiyor. Sahili olan köy muhtarlıklarına bir ayrıcalık öngörmeyen Bakanlık, sahildeki oteller için ayrıcalık yaparak otellere pazarlık usulüyle sahilleri tahsis edeceğini açıkladı. Otele imtiyaz sağlayan AKP, sahilin olduğu köye, köylüye, muhtarlığa “Büyük şirketlerle aynı ihaleye gir ve öyle sahilini kirala.” diyor. Köylünün malını köylüye ihaleyle kiralamak nasıl bir mantıktır, nasıl bir akıldır? Biz bu alanların muhtarlıklara tahsis edilmesini ve halkımızın rahat rahat sahilden yararlanmasını istiyoruz.

Yine, Keşan’ımızın Yaylaköy’ü sahilinde dünyanın imrenerek bakacağı kale kalıntıları var. Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 2012’de tescillenen ve sit alanı ilan edilen tarihî kale kalıntıları, bakımsızlıktan, definecilerin tahribatı ve Ege Denizi’nin aşındırması nedeniyle yıkılma, yok olma tehlikesi yaşamaktadır.

Edirne genelinde sürekli yaşanan ve yurttaşlarımızı canından bezdiren bir elektrik kesintisi yaşanıyor ve bununla ilgili hiçbir çalışma yapılmamaktadır.

Daha sayacağım bir sürü sorun var ama zaman yok. Hükûmet “Osmanlı” demeyi çok seviyor ama buradan hatırlatıyorum ki Edirne, Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmıştır. Osmanlı, Edirne’de büyümüştür, ilk müdafai hukuk cemiyeti de Edirne’de kurulmuştur. Edirne serhat şehridir, cumhuriyet şehridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDİN BİRCAN (Devamla) – Siz, Edirne’ye bugüne kadar üvey evlat muamelesi yaptınız. Edirne’ye borçlusunuz. Benim Edirne insanım hakkı olan hizmeti istiyor.

Yine, konuşmamı bitirirken 18-24 Temmuz tarihlerinde 655’inci Kırkpınar Yağlı Güreşlerimize hepinizi davet ediyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bircan.

Gündem dışı ikinci söz, bilim, eğitim ve TÜBİTAK’la ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu’na aittir.

Sayın Kerestecioğlu, süreniz beş dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, bilim, eğitim ve TÜBİTAK’a ilişkin gündem dışı konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, Türkiye -emek yoğun sektörlerde takılı kalmış- ucuz emek gücünden yararlanarak düşük teknolojili ürünler üretirken, Çin ve Güney Kore gibi ülkeler yüksek teknolojili ürünlerde ciddi bir atılım yaptılar. Biyoteknoloji ve nanoteknolojide önemli bir başarı gösteriyorlar. Bugün teknolojik ürünler Türkiye’ye bu ülkelerden gelirken, biz ise onlara Türkiyeli olmayan şirketler için ürettiğimiz fason tekstil ürünlerini satıyoruz. Hâlen Türkiye’yi ucuz iş gücü ve inşaat ülkesi olarak pazarlıyoruz. Yani 2023, 2050 hedefleri hayallerini süslü “billboard”lara yazsanız da maalesef hayal kalmaya mahkûmlar.

Peki, ülkemizin bilim ve teknoloji politikalarını belirleme görevine sahip TÜBİTAK bu durumu düzeltmek için ne yapıyor? 2009 yılında Darwin’i sansürlüyor, bilimsel kitapların basımı ve satışını durduruyor; kurumun kadroları vasıfsız, sadece AKP’li olduğu için oraya gelen isimlerle değiştiriliyor. Yıllar geçtikçe, TÜBİTAK tarafından ödüle değer bulunan ve sergilenen lise projelerinin de içeriği değişiyor. Örneklersek, Tayland’da Osmanlı İzleri Projesi, Ecdadına Bağlı Bir Nesil Ödülü’nü alıyor. EKG çekerken hastanın göğüs bölgesinin çıplak olmasına çözüm üreten EKG Önlüğüyle Mahremiyeti Korumak Projesi, Cuma Namazının Sosyalleşmeye ve Toplumsallaşmaya Etkisi, Tebessüm ve Selamın Temiz Dünyalara Etkisinin Araştırılması, İnsanı Hor Gören İyiliği Zor Görür gibi projeler sergilenmeye değer bulunuyor.

Bir kapta Kur’an-ı Kerim dinletilen bir fasulyenin, ikinci kapta kulakları rahatsız eden tarzda müzikler dinletilen fasulyeye ve üçüncü kapta hiçbir ses verilmeyen fasulyeye göre en az 3 kat daha fazla büyüdüğünü iddia eden Canların Gıdası Kur’an-ı Kerim Projesi takdir topluyor. Oysa ahenkli müziklerin zaten şifa verici olduğu yıllardır, yüzyıllardır bilinen bir şeydir. Böyle Kur’an-ı Kerim ya da başka şeyler okumaya gerek yok.

Peki, bazı temel bilimsel projelere ne oluyor bir bakalım. Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem Projesi’yle TÜBİTAK’tan derece alamayan bir öğrenci, İlayda Şamilgil, dünyanın en prestijli fizik proje yarışması olarak kabul edilen “First Step to Nobel Prize in Physics”te birinci oluyor.

Bana bu konuşmayı yapmak için ilham veren bir başka proje, TÜBİTAK’ın bölge sergisine dahi çağrılmayan Atık Yengeç, Karides Kabuklarından Yara Bandı Projesi’ni ABD’deki Genius Olimpiyatlarına gönderen gençler, Mehmet Can Dursun ve İrfan Efe Boztepe –bilelim diye isimlerini özellikle söylüyorum- 2.450 proje arasından dünya birincisi olarak dönüyorlar.

Maden işçilerinin yerini sürekli kayıt altına alan ve bir kaza anında yerlerinin tespit edilmesine olanak sağlayan proje, yine sergilenmeye değer bulunmuyor TÜBİTAK tarafından.

Size başka bir örnek daha vermek istiyorum. Her yıl üniversite sınavlarında on binlerce öğrencinin tek bir matematik veya fen sorusu dahi çözememesi gösteriyor ki temel bilimler eğitiminde ciddi bir kriz yaşıyoruz. Peki, temel bilimleri geliştirmek için çabalayanlara, idealist insanlara neyi reva görüyoruz? Bir öğrencinin sözlerini paylaşacağım: “Gerçekten de okuldaki matematikten çok farklıydı; bu dersleri dinleyerek daha iyi düşünmeye başladım, test sorularını daha kolay yapmaya başladım çünkü insanın düşünce yapısı gelişiyordu.” Evet, burası, yıllardır engellemeye çalıştığınız, AK PARTİ’li belediyenin yolunu dahi yapmadığı, üstelik savcılığa şikâyet ederek sürekli davalarla uğraşmak zorunda bıraktığınız sevgili Ali Nesin’in Matematik Köyü. Dünyanın en ünlü matematikçilerinin aldıkları ödülleri bağışladıkları ve yaptıklarını hayranlıkla izledikleri Nesin Matematik Köyü.

Evet, arkadaşlar, geldiğimiz noktada çocukların suçu yok, sizler TÜBİTAK’ı da “TÜBİT-AK” yapmaya, “AK-TÜBİT” yapmaya çalışıyorsunuz ama ben gençlere güveniyorum ve her bakımdan kendi geleceklerine sahip çıkacaklarına olan inancım da sonsuz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, Konya’nın sorunları ve yaşanan dolu afetiyle ilgili söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Halil Etyemez’e aittir.

Süreniz beş dakika, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Konya Milletvekili Halil Etyemez’in, Konya’nın sorunlarına ve yaşanan dolu afetine ilişkin gündem dışı konuşması

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya’da ve Karaman’da yaşanan, çiftçilerimizi olumsuz etkileyen dolu afeti sebebiyle şahsım adına söz almış bulunmaktayım, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yirmi bir yıl önce Avrupa’nın göbeğinde, Srebrenitsa’da 8.372 Boşnak’ın Sırplar tarafından katledilmesini buradan kınıyor, ölenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine, terörle mücadelede şehit olan asker ve polislerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Konya maneviyat şehri, Konya medeniyet şehri, Konya sanayi şehri, Konya Türkiye'nin tarım başkenti ve tahıl ambarı. Bilindiği gibi, Konya Ovası 35 ilçesiyle Türkiye'nin toplam tarımsal alanının yüzde 8’ini oluşturmaktadır. Toplam 239 milyon hektar olan ülkemiz tarım alanları içinde Konya’mız 19 milyon hektar alanda 105 bin çiftçimizle Türkiye tarım ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Konya ve Karaman’ın ilçelerinde etkili olan dolu afeti ekili alanlarda büyük hasara yol açmıştır. Konya’mızın 7 ilçesinin 53 mahallesinde 5.760 çiftçimiz 375.995 dekar alanda zarara uğramıştır. Çiftçilerimizin yıl boyunca sarf etmiş oldukları emekleri heba olmuş, yer yer yüzde 90’lara varan ürün kaybı söz konusu olmuştur.

Tarihte ilk tarım anıtının, bolluk ve bereket sembolü İvriz Anıtı’nın bulunduğu ve Türkiye'nin ilçeleri arasında süt üretiminde günlük bin tonla birinci olan Ereğli ilçemizde 29 Haziran 2016’da yaşanan dolu afeti sonucu Acıkuyu, Aşağıgöndelen, Yukarıgöndelen, Yeniköy, Çiller, Kamışlıkuyu, Kargacı, Bulgurluk, Akhüyük, Servili, Aziziye ve Zengen Mahallelerimizde 1.542 çiftçimiz 106 bin dekarda yüzde 90’lara varan oranlarda zarar görmüştür.

Erozyonla mücadelede büyük mesafe katetmiş ve 380 bin küçükbaş hayvanla Türkiye’de önemli bir yere sahip olan Karapınar ilçemizde Akören, Çiğil, Hasanoba, İslik, Karakışla, Kayacık, Yenikuyu ve Sandıklı Mahallelerinde 120 bin dekar alanda etkili olan dolu afeti yine yüzde 90’lara varan oranlarda zarara yol açmıştır.

Bozkır ilçemizde Hacılar, Ulupınar, Kınık, Boyalı, Koçaş ve Işıklar Mahallelerinde 22 bin dekar alanda etkili olan dolu afeti 882 çiftçimize yüzde 45 ile yüzde 90’lara varan zarara yol açmıştır.

Çumra ilçemizde Çiçek, Erentepe, Yürükcamili, Arıkören, Adakale ve Uzunkuyu Mahallelerinde 37 bin dekar alanda etkili olan dolu afeti 595 çiftçimize yüzde 60’a varan oranlarda zarara neden olmuştur.

Ilgın ilçemizde Çiğil, Yukarıçiğil ve Belekler Mahallelerinde 19 bin dekar alanda etkili olan dolu afeti 801 çiftçimize yüzde 65’e varan oranlarda zarar vermiştir.

Güneysınır ilçemizde 12 mahallemizde 65 bin dekar alanda etkili olan dolu ve sel afeti 1.137 çiftçimize yüzde 90’lara varan oranlarda zarar vermiştir.

Beyşehir ilçemizde 5 mahallemizde 6.300 dekar alanda etkili olan dolu afeti 307 çiftçimize yüzde 15’lere varan oranlarda zarar vermiştir.

Dolu afeti yaşandığı andan itibaren bizzat şahsım, ilçe tarım müdürlüklerimiz, İl Müdürlüğümüz tarafından konuyla ilgili hasar tespiti yapılarak gerekli çalışmalar yapılmış ve ilgili Tarım Bakanlığı ve Afet İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.

Yine, ayrıca Konya’mızda son zamanların en büyük kuraklığı yaşanmakta, 2015-2016 tarım sezonunda 23 Mayıs itibarıyla düşen yağış miktarı bir önceki döneme göre yüzde 45 oranında ve uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 31 oranında, önemli bir oranda azalış göstermiştir.

Sonuç olarak, verim ortalaması buğdayda 233 kilogram, arpada 210 kilogram civarında, toplamda 770 bin ton oranında azalma gerçekleşmiş ve 628 milyon 581 bin 210 TL civarında da tahminen bir ekonomik kayıp olacağı söz konusudur.

Yaşanılan afet nedeniyle ziyaret etmiş olduğumuz afetzede köy muhtarlarımız ve çiftçilerimiz yaşamış oldukları afet dolayısıyla uğramış oldukları zararın giderilmesi için Hükûmetimiz tarafından gerekli desteğin sağlanacağına inanıyor ve bu beklenti içinde olduklarını gördük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ETYEMEZ (Devamla) - Biz de hem Konya milletvekilleri olarak, ilgili Tarım Bakanlığı ve Hükûmetimiz olarak çiftçimizin yanında olacağımızı, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yanında olacağımızı ifade ediyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Etyemez.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline İç Tüzük 60’a göre yerinden kısa söz vereceğim.

İlk sıradan başlıyoruz.

Sayın Aydın…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, tarım alanlarının giderek yok olmasına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yoğun gündem maddeleri arasında sıkışıp kalan Türkiye’de çok büyük zenginlikler kayboluyor. Yeni verilere göre Türkiye’nin nüfusu 1990-2015 yılları arasında yüzde 39 artarken tarım alanları ise yüzde 14 azaldı. Çiftçimiz 85 milyonluk bir nüfusu besliyor, ayrıca milyonlarca ton gıda ürünü de ihraç ediyor. Tarımın ülke millî gelirine katkısı 55-56 milyar doları buluyor. Bunların hepsinin sürekliliği tarım alanlarımızın korunmasına bağlı. Başta seçim bölgem Bursa olmak üzere, tarım alanlarımız giderek yok oluyor. Bursa Ovası, sanayi ve plansız kentleşme yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Meyve sebze üretimi yok olmak üzere. Ben de buradan diyorum ki: Sayın Başbakanımız acillerde kız bakmakla uğraşacağına ülkenin gerçeklerine dönsün.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, ülkemizdeki gelir adaletsizliğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP iktidarıyla birlikte ülkemizde gelir adaletsizliği çok yüksek boyutlara ulaştı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı OECD’nin 2015 yılı Gelir Adaletsizliği Raporu’na göre Türkiye, üye ülkeler arasında gelirin en adaletsiz dağıldığı üç ülkeden biri. Türkiye’deki en zengin yüzde 10’luk kesimin serveti, en yoksul yüzde 10’dan 15,2 kat daha fazla. Ülkemizdeki en zengin yüzde 1, 2002’de, millî servetin yüzde 39’una sahipken 2014’te yüzde 54’üne sahip hâle geldi. Yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizlik en çok çocuklarımızı ve gençlerimizi etkiliyor. Kısacası, ülkemizde AKP iktidarında, her geçen gün zengin daha çok zenginleşiyor, yoksul daha çok yoksullaşıyor. Asgari ücrette çalışan ve düşük geliri olan vatandaşlarımızın yükü her geçen gün artıyor. Hükûmet, sürdürülebilir politikalar geliştirerek gelir adaletini ve sosyal adaleti sağlamaya yönelik adımları bir an evvel atmalı.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaztekin…

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, bir yazarın gazetedeki köşesinde Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik bazı sözlerine ilişkin açıklaması

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Değerli milletvekilleri, bugün “yozdil” bir yazar, köşesinde bugüne kadar sadece bilim insanlarına vatandaşlık verildiğini ifade ederek “300 bini hamile, 2 milyonu okuma yazma bilmeyen, 3,5 milyonu işsiz, güçsüz, zır cahil.” diyerek de Suriyeli kardeşlerimize hakaret etmiştir. Son cümlesinde ise “Suriyeliler kalsın razıyız, İngiltere veya Kanada sadece Tayyip Erdoğan’ı buradan alsın yeter.” diyerek de asıl amacını, şizofrenide sınır tanımadığını dünya kamuoyu önünde ve Türkiye kamuoyu önünde göstermiştir. Bu zihniyet, mandacı, hep müstemlekeci ve hastalıklı bir zihniyeti yansıtmaktadır. Güneyden geleni hor, Batı’dan geleni hoş gören bu akıl kaybetmeye mahkûmdur. Hiçbir zaman aziz milletimizin gönlünde yer bulmadı, bulamayacaktır. Bu sebeple kendisini şiddetle kınıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğunun ikinci bir emre kadar kapatılmasına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’nin çağ atlattığını iddia ettiği ve cazibe merkezi olarak ilan ettiği ülkemizde, 14 Temmuz Fransa Millî Günü kutlamaları güvenlik nedeniyle iptal edildi. Üstelik sadece bir yerde değil, Ankara, İstanbul ve İzmir’de, daha da kötüsü, Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğu ikinci bir emre kadar kapatıldı. Korkarım, bunun ardından diğer büyükelçilikler de kapatılabilir. AKP’nin Türkiye'yi getirdiği nokta budur. Başta Mersin olmak üzere, bütün turistik bölgelerin hasretle turist beklediği bir dönemde yabancılar ülkemizden bir bir kaçmaktadır. AKP Hükûmeti ülkeyi suni gündemlerle oyalamaktan ve halkı kandırmaktan derhâl vazgeçmeli ve daha fazla zarar vermeden istifa etmelidir.

BAŞKAN – Sayın Çamlı... Yok.

Sayın Bektaşoğlu...

5.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Ramazan Bayramı’nda yaşanan trafik kazalarına ve Giresun’un Alucra ilçesinde karakoldaki askerlerle bayramlaşma ve şehit yakınlarını ziyaretten dönen helikopterin düşmesine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bayram ne yazık ki yine acı ve kanlı geçti; şehitlerimiz vardı, trafik kazalarında 120 insanımızı kaybettik. Hepsine rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Bayramın acı olaylarından biri seçim bölgem Giresun’da yaşandı. Alucra ilçesinde, karakoldaki askerlerle bayramlaşma ve şehit yakınlarını ziyaretten dönenlerin bulundukları askerî helikopter Tohumluk Yaylası’na düştü. Asker ve asker yakınlarımızdan 7 kişiyi şehit verdik. Hükûmet yetkilileri bu olayın hemen ardından, daha olay yerine, şehit ve yaralılara ulaşılmadan, olayın sis ve kötü hava şartlarından meydana geldiğini açıkladılar. Görgü tanıkları dinlenmeden, teknolojik ve hukuki inceleme yapılmadan, bilgi ve belgelere ulaşılmadan yapılan bu açıklamaları inandırıcı bulmadık. Bu aceleyi ve telaşı anlamış değiliz. Buradan, Hükûmeti göreve davet ediyoruz. Helikopterin düşmesine neden olacak bir sisin olmadığı iddiaları başta olmak üzere, olayın bütün boyutlarının hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması, özellikle kaza kırım raporunun bir an önce açıklanmasını bekliyoruz. İnşallah, acımızı artıracak başka bir sonuç çıkmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bu olayda şehit olanlara Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyorum.

Giresunlu hemşehrilerime gösterdikleri hassasiyetten dolayı çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Turan...

6.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, bazı Avrupa Birliği ülkelerinin teröre verdikleri desteği kınadığına ilişkin açıklaması

HASAN TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğinin başkenti Brüksel’de terör örgütü yandaşlarının daha önce propaganda çadırı açmasından sonra, şimdi de Avrupa Parlamentosunda teröristbaşı ve terör elemanlarının resimlerinin de içerisinde bulunduğu fotoğraf sergisi açılıyor. Bundan birkaç gün önce de yine Köln’de terör örgütü sempatizanları Türkiye aleyhinde örgüt propagandası yapan yürüyüşler yapıyor. Ben Avrupa Birliği ülkelerinin, özellikle bazı devletlerin teröre destek veren bu tutumunu, terör karşısındaki çifte yüzlü davranışını kınıyorum, telin ediyorum buradan. Bizim kendi içimizde de farklı siyasi partilerden kendi millî meseleleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’da ve Türkiye’nin birçok yerinde meydana gelen iş cinayetlerine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Bugün sabah Bursa Gemlik’te gerçekleşen bir iş cinayetinde 30 yaşında, bir çocuk babası, Abdullah Batak hayatını kaybetti. Yine, dün Bursa İnegöl’de 34 yaşında Turgay Kaya iş cinayeti sonucu vefat etti. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Sadece Bursa’da bir gün içinde 2 kişi, yine Sinop’ta, Mersin’de ve Türkiye’nin birçok yerinde gün içinde birçok kişi maalesef iş cinayetine kurban gitmiştir. Bunların birer kaza olmadığını, kaza görünümlü cinayet olduğunu biliyoruz ve önlenebileceğini de biliyoruz. Bu cinayetlere son vermek devletin en temel görevlerindendir. Bu nedenle, gerekli tedbirlerin derhâl alınarak ve denetimlerin yapılarak bu cinayetlere son verilmesini talep ediyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Bozkurt…

8.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Konya’nın bazı ilçelerinde yaşanan dolu felaketine ilişkin açıklaması

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

29 Haziran günü Ereğli ilçemizin Aşağı Göndelen, Yukarı Göndelen, Yeniköy, Acıkuyu, Kamışlıkuyu ve Çiller köyleri ile Karapınar, Bozkır, Çumra, Güneysınır, Ilgın, Beyşehir ilçelerimizde ve Karaman ilimizde 600 bin dekar alanı etkileyen ve ürünün yüzde 60 ila 100’ünün zarara uğramasına neden olan büyük bir dolu afeti yaşandı. Bu konuda önerge de verdik, daha önce de gündeme getirdik, hasar tespit çalışmaları yapıldı ama şu ana kadar 6 bin çiftçimizi etkileyen bu büyük afet konusunda Tarım Bakanından zararın karşılanacağına dair bir garanti alamadık. Bu konuda, biliyorum, AKP milletvekili kardeşlerimiz de uğraşıyorlar.

Ben Sayın Bakanın bir an önce bu zararların karşılanacağı konusunda çiftçilerimize bir müjde vermesini bekliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

9.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, düşünür ve yazar Nurettin Topçu’nun vefatının 41’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Teşekkür ediyorum.

Nurettin Topçu, Anadolu topraklarının yetiştirdiği kıymetli yazar ve mütefekkirlerdendir. “Davamız hayata uymak değil, hayatımızı Hakk’a uydurmaktır.” diyerek ortaya koyduğu fikirleriyle Türk düşünce tarihinde önemli izler bırakan Nurettin Topçu, ne olursa olsun İslam davasından yüz çevirmeyen, duruşuyla ve cesaretiyle örnek bir millet adamıdır.

Eserlerinde ve hayatında İslam ahlakını daima merkez alan Nurettin Topçu “Biz bir ahlak tarihinin çocuklarıyız. Ne ırk ne iktisat endişeleri ahlakımızı sarsamaz.” diyerek İslam ahlakının önemine dikkat çekmiştir. Onun fikirlerini ve düşünce iklimini anlayıp nesilden nesle aktarmak ve bahsettiği İslam ahlakını tekrar temin etmek için elimizden geleni yapmalıyız. Bu, bizden sonraki nesillere borcumuzdur.

Kıymetli düşünür ve yazar Nurettin Topçu’yu vefatının 41’inci senesinde rahmetle, saygıyla anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

10.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Denizli Pamukkale Sulama Birliğinin görevini iyi yapamadığı için mağdur olan çiftçilere ve bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, Denizli Pamukkale Sulama Birliği görevini iyi yapmadığı için Sarayköy Ovası’nın bir kısmı, Hasköy, Beylerbeyi, Duacılı, Üzerlik, Kumkısık Mahallelerinin arazileri sulanamıyor. Sıcakların bu kadar çok arttığı bir dönemde yukarıda belirttiğim ovalara suyun verilmeyişi çiftçilerimizi de mağdur etmektedir. Bu nedenle, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ve Devlet Su İşlerinin bu işe el atmasını, sulamanın iyi bir şekilde yapılmasını, mahsullerin zarar görmemesi için sulama birliğine müdahale edilmesini ve çiftçilerimizin zararlarının bir an önce önlenmesini istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

11.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, terör saldırılarında hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine ve her türlü terörü lanetlediğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum.

Başta Avrupa’nın göbeğinde Srebrenitsa katliamında ölen kardeşlerimiz olmak üzere, terör saldırıları sonucu ülkemizde hayatını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet ve mağfiret, yaralılara acil şifalar diliyorum. Her türlü terörü lanetliyorum.

Bildiğiniz gibi, bir gölge oyunu olan Hacivat ve Karagöz’ü perde gerisinde sağ ve sol eliyle oynatan kişi aynı kişidir. Merhum şampiyon Muhammet Ali’nin arkadaşı Malcolm X’in güzel bir sözü var: “İnsan kuklayı değil, kuklacıyı görmeli ve ona göre hareket etmeli.” der. Kurulu dünya sisteminin ifsat odakları, sağ elleriyle DAEŞ’i, sol elleriyle PKK ve türevlerini kullanmaktadırlar. Dolayısıyla, tüm terör örgütleri aynı odağa hizmet etmektedirler.

Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde “Dünya beşten büyüktür.” diyerek, bütün insanlığı, bu oyunu bozmaya davet ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Gelin, adil ve merhametli dünyayı hep birlikte kuralım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ili olarak teröre verilen şehitlere ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözüme yönelik düzenleme yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hakkâri’de yaralandığı kaza sonrası Gülhane Askerî Tıp Akademisine getirilen Niğde Bozköy kasabamızdan Polis Memurumuz Erol Öncel bugün şehit olmuştur. Ailemizin acısını paylaştık, törenle şehidimizi memleketimize uğurladık. Şehit polisimize Allah’tan rahmet, ailesine, halkımıza, Emniyet teşkilatımıza başsağlığı diliyorum.

Niğde’mizde teröre verdiğimiz şehit sayımız 170’e çıktı. Niğde ili olarak 7 Haziran 2015’ten bugüne, 5 polis, 5 asker şehidin acısını yaşadık. Terörün sona ermesi adına, gereken her yasal düzenleme dâhil, çalışma yapılmalıdır. Anaların ağlamaması, babaların evlat acısıyla yaşadıkları büyük acıların dinmesi için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, çözüme yönelik toplantı ve yasal düzenleme gerçekleştirmesi gereklidir. Terörü lanetlemek kadar terörü yok edecek düzenlemeler de yapmak Meclisin görevidir. Hükûmet, terörle mücadelede dün de bugün de, ayrı ayrı ama sonuca gitmeyen yollar denemiştir. Çözümü, tüm siyasi partilerle iş birliğinde aramalıdır. Bu bir millî meseledir ve çözüm adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

13.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, ülkemizde binlerce mimar, mühendis ve şehir plancısı işsiz iken yabancılara hak ve imtiyaz tanınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mesleğini icra eden veya etmeyi bekleyen binlerce mimar ve mühendisten yardım talepleri alıyoruz. Ülkemizde 100 binin üzerinde mühendis, mimar, şehir plancısı işsiz iken Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı’yla, yabancıların Türkiye’deki çalışmalarında hiçbir denetim ve kurala tabi olmamaları kabul edilemez.

Bir mühendisin mesleğini icra edebilmesi için akademik ve mesleki yeterliliğinin bulunması ön koşuldur. Bundan, ülkemizdeki mühendis, mimar ve şehir plancıları muaf değilken, getirilen tasarıyla, yabancı ülke vatandaşları bu zorunluluktan muaf tutuluyor. Mühendis olup olmadığını bilmediğimiz yabancılara bu kadar hak ve imtiyazlar tanınmamalıdır. Bu tasarı yasalaşır ise kendi vatandaşı aleyhine bir düzenleme yapan ilk ülke olarak tarihe geçeceğiz. Yasanın acilen geri çekilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

14.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, atanamayan ve sayıları 30 bini aşkın felsefe grubu öğretmeninin durumuna ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Atanamayan ve sayıları yüz binleri bulan öğretmenlerimiz içerisinde yer alan 30 bini aşkın felsefe grubu öğretmenimiz gönderdiği mektupta bakınız, ne diyor? “Atanamadığımız ve özel sektörde iş bulamadığımız için ilerleyen yaşlarımıza rağmen ailelerimizden ve arkadaş çevremizden maddi destek almak durumunda kalmaktayız. Bu durum birer yetişkin olarak hem onurumuzu hem de psikolojimizi ciddi şekilde olumsuz etkilemektedir. Ekonomik bağımsızlığımızı kazanamadığımız için yükseköğretimden kalma borçlarımızı ödeyemiyor, aile kuramıyor, günlük ihtiyaçlarımızı karşılayamıyor ve geleceğe dair uzun vadeli planlar kuramıyoruz.” Evet, atanamayan öğretmenlerin feryadı böyle.

Peki, Suriyeliler için vicdanı sızlayanlar, onlara iş ve vatandaşlık vermek isteyenler, TOKİ’den ev vermeye kalkanlar atanamayan öğretmenlerimiz için vicdanınız sızlamıyor mu?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 15’inci ve son olarak Sayın Çamak.

15.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı köylerin hiç birinde altyapı olmadığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı köyleri ziyaret ettim. Oğlakkaya, Koçovası, Ağcaşar, Kötüre, Kepez, Binboğa, Yeşildere, İncirli, Türkçayırı, Haticepınar ve Kaşanlı köylerinin hiçbirinde yol ve altyapı olmadığını gördüm. Bu köylerden bazılarına normal arabayla ulaşabilmek imkânsız. Bu bölgede yaşayan insanlar siyasi tercihlerinden dolayı cezalandırıldıklarını düşünüyorlar.

Bir, yetkililerin bu durumdan haberleri var mı? İki, varsa bu soruna çözüm bulmak için herhangi bir şey düşünüyorlar mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Şimdi gündeme geçmeden önce istemleri hâlinde sayın grup başkan vekillerine de söz vereceğiz.

Sisteme giren yok ancak…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İstiyoruz, istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Peki, Sayın Baluken, açıyoruz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Erkan Bey gelince kullanacak.

BAŞKAN - Tamam, Sayın Akçay gelince söz veririz.

Sayın Baluken’den başlayalım.

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, yirmi iki yıldır tutuklu bulunan İlhan Çomak’ın davasının bugün İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldüğüne, Başbakan Binali Yıldırım’ın acil servislerle ilgili yaptığı tanımlamaya ve 23 Mart 1960 tarihinde Şanlıurfa’da vefat eden Bediüzzaman Saidi Nursi’ye ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 21 yaşında tutuklanan ve yirmi iki yıldır hakkında herhangi bir hüküm olmadan tutuklu bulunan İlhan Çomak’ın davası bugün bu saatlerde İstanbul Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor. Dünya tarihinde görülmemiş bir hukuk garabetiyle karşı karşıyız. Sadullah Ergin’den, Kenan İpek’ten Bekir Bozdağ’a kadar defalarca İlhan Çomak’ın durumuyla ilgili görüşmemize rağmen, bu konuda ortada olan hukuksuzluk örneği aşikâr olmasına rağmen AKP siyasi saiklarla hâlâ İlhan Çomak’ı hüküm verilmeden yirmi iki yıldır tutuklu bir şekilde cezaevinde tutmaya devam ediyor. Bu tavrı kınadığımızı, bu hukuksuzluğu kınadığımızı ifade ediyor ve bugünkü mahkemeden acil bir tahliye talebimizin olduğunu belirtmek istiyorum.

Diğer taraftan, dün Başbakan Binali Yıldırım’ın acil servislerle ilgili yapmış olduğu cinsiyetçi, ayrımcı ve düzeysiz tanımlamayı kınadığımızı, hem bir hekim olarak hem Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili olarak kınadığımızı ve bir özür beklediğimizi ifade etmiştim. Bu saate kadar herhangi bir özür gelmemiştir. Sayın Binali Yıldırım’a şunu hatırlatmak isterim ki şu anda Türkiye’nin gelmiş olduğu tablo içerisinde acil servislerin önünde kendi çocuklarının cenazesini tanımaya çalışan ailelerin dramı yaşanıyor. Böylesi bir ortamda kadın sağlık çalışanlarını ve acil servise başvuran kadın hastaları, kadın hasta yakınlarını her türlü şiddete ve tacize maruz bırakabilecek riskleri taşıyan bu açıklamayı derhâl geri alması gerektiğini bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Bediüzzaman Saidi Nursi ya da Saidi Kürdi bu ülkede ilmî ve manevi değerlere büyük katkısı olan, “çağın üstadı” olarak bilinen bir alimdir, büyük bir insandır. Bediüzzaman, büyük emeklerle ve yarattığı değerlerle yürütülen yaşamı sonrası da 23 Mart 1960’ta Şanlıurfa’da vefat etti. 27 Mayıs darbesi sonrası da, 12 Temmuz 1960’ta cuntanın emriyle Saidi Nursi’nin mezarı yıktırıldı ve mezarı açılarak o dönem, naaşı, kemikleri, bugün itibarıyla da bilinmeyen bir yere gömüldü. Kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan AKP iktidarı döneminde de Bediüzzaman Saidi Nursi, Şeyh Sait ve Seyit Rıza başta olmak üzere bütün bu büyük kanaat önderlerinin, alim insanların mezar yerlerinin iadesine yönelik bütün taleplerimize cevap verilmemiştir. Cevap verilmediği gibi Lice, Dicle, Varto başta olmak üzere birçok yerde mezarlık alanlar bizzat AKP’nin talimatlarıyla bombalanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Mezarlıklara karşı, mezarlara karşı savaş açan bir pratik sergilenmiştir. Bu tutumu da kamuoyunun ve Türkiye halklarının takdirine bırakıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Özel, buyurunuz.

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, terör nedeniyle hayatını kaybeden şehitlere rahmet dilediğine, bugün yayımlanan vergi sıralaması listelerine, Başbakan Binali Yıldırım’ın acil servislerle ilgili sözlerine ve İç Tüzük uzlaşma komisyonuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tüm Meclise verimli bir çalışma günü diliyoruz.

Öncelikle, bugün, GATA’da tedavi görürken hayatını kaybeden Niğde Bozköy’den polisimize Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyoruz. Yine, dün ve ondan önceki günlerde hayatını kaybeden şehitlerimize rahmet diliyoruz, ailelerine sabır diliyoruz.

Bugün Türkiye’de vergi sıralamasıyla ilgili listeler yayınlandı. Listelerde olması gerekenlere baktığınızda bir kısmı var. Adalet ve Kalkınma Partisinin eski Türkiye’nin zenginleri olarak gördüğü, Türkiye’nin köklü kurum ve kuruluşlarının aileleri, hissedarları, mensupları, yine geleneksel yerlerini iyi kötü korumuşlar ama listeye baktığınızda görmeyi umduğunuz bazıları yok. AKP’nin gözde müteahhitleri, havuzunu dolduran şirketler, bu şirketlerin sahipleri, ortakları, aileleri, eşi dostu vergi listelerinde yok. Türkiye’nin, son dönemde, özellikle ballı, devlet destekli, kamu garantili ihalelerinin hepsini alan, buralardan fahiş kârlar elde eden, bu paralarla havuzları dolduran kimsenin vergi sıralamasında yerini almıyor oluşunu yüce Meclisin, kamuoyunun takdirlerine arz ediyoruz.

Bir diğer konu: Sayın Binali Yıldırım “Acil servislere kız bakmaya gidiyor gençler.” sözüyle Türkiye’de büyük bir infial yarattı. Dün, 3 grup başkan vekili olarak bunu kınadık. Her fırsatta, en ufak sözde Başbakanın gruplarının mensubu olduğunu söyleyen Adalet ve Kalkınma Partisine de birtakım sözlerimiz, yakınmalarımız oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyoruz.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama bu tepkileri duymazdan geldiler, Türkiye’deki infiali görmezden geliyorlar. Ülkenin Başbakanının hem cinsiyetçi hem de mülkiyetçi bu yaklaşımını Cumhuriyet Halk Partisi olarak kınıyoruz. Bu konu Türkiye’nin gündemindedir. Başbakanın sağlık çalışanlarından ve Türkiye’nin her yaştaki bu genç kadınlarından özür dilemesi gerekir.

İç Tüzük uzlaşma masasına hep birlikte oturuyoruz. Bugün sabah Sayın Yıldırım demiş ki: “Uzlaştılar, uzlaştılar; uzlaşmadılar, günah bizden gitti.” Sanki onun lütfuymuş gibi. Ne onun lütfuyla oturduk ne onun tehditlerine boyun eğeriz. “Günahın gitmesi…” deyince, 630 milyarlık haram havuzunun günahı öyle bir İç Tüzük masasıyla gitmez, bunu da Sayın Binali Yıldırım bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Elitaş, buyurunuz.

18.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, iki gün önce Mardin’de belediyeye ait bir araçla karakol baskını yapılmasını şiddetle kınadığına ve Başbakan Binali Yıldırım’ın sağlıkta dönüşümü anlatırken sarf ettiği bazı sözlerinin çarpıtıldığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu da herhâlde yeni çıkan âdetlerden biri. Grup başkan vekilleri iktidar partisine hakaret etmek, Hükûmete hakaret etmek üzere bu işi kullanıyorlar gibi geliyor.

Bakın, dün Sayın Genel Başkanımız, Başbakanımız grup konuşmasında Türkiye’deki sağlıkta dönüşümün hangi noktaya geldiğiyle ilgili bir tespit yaptı, ironi yaptı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İroniye bak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bundan önce acil servislerde insanlar hayatlarını kaybederken, ilaç sıralarında, maaş sıralarında ölümlerini beklerken bugün Türkiye’de acil servisler öyle bir noktaya doğru geldi ki bu Türkiye’deki sağlıkta hizmetin hangi noktaya geldiğinin göstergesiydi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ne alakası var ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama aklı fikri cinsellikten başka olmayanlar, aklı fikri cinsellikten başka olmayanlar…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Tarsus Devlet Hastanesinde vatandaş evinden vantilatör götürüyor, vantilatör.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - “Kız bakmaya gitmek.” ne demek Sayın Başkan?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Tarsus Devlet Hastanesine vantilatörle gidiyor vatandaş, geldiğimiz nokta bu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başbakana dediler ki: “Böyle böyle kız bakmaya gidiyor.”

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, şunu bile bile savunmayın ya.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - “Kız bakmaya gitmek” ne demek?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sus bir dakika be, sus!

CEYHUN İRGİL (Bursa) - “Kız bakmaya gitmek…”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sus bir dakika, terbiyesizlik yapma; sus, konuşuyorum burada!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, siz hitap ediniz lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz buradakileri uyarın lütfen.

BAŞKAN – Tamam, ben uyarımı yaparım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben grup başkan vekili olarak burada konuşuyorum, yapılanlara, eleştirilere cevap veriyorum.

BAŞKAN – Siz devam edin Sayın Elitaş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Haklısınız.

Buyurun Sayın Elitaş.

BAŞKAN - Lütfen dinleyelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada, Sayın Başbakanın bu şekilde söylediği bir sözü, sanki insanlar dört gözle taciz yapmak için bekliyormuş gibi söylemek insanın zihnindeki kötü düşüncenin kalıntısının ne olduğunu gösterir; hani derler ya “Dervişin fikri neyse zikri de o olur.” diye. Bunu Sayın Özel’e söylüyorum.

İki gün önce, üç gün önce Mardin’de belediyeye ait bir araçla bir karakol baskını yapılmışken, 2 askerimiz şehit olmuş, 1 vatandaş ölmüş, 11 askerimiz yaralanmış ve teröristler belediyeye ait bir araçla tekrar kaçmışken bunu şiddetle ve nefretle kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Elitaş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunu niye bana söylüyorsun, onu anlamadım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sana söyledim, sen onu anladın.

Devletin imkânlarıyla ve devletin kaynaklarıyla bir ülkenin güvenlik güçlerine karşı yapılan bir saldırının şiddetle ve nefretle kınanan bir mesele olması gerekir ama Türkiye’deki sağlık kurumlarının geldiği noktayı anlatan Sayın Başbakanın sözlerini çarpıtarak sanki bütün insanlar cinsellik için sıraya dizilmiş, acil servislere hücum etmiş gibi kınayan bir zihniyetin iki gün önce, üç gün önce devletin kurumlarını belediye imkânlarıyla bombalayanları kınamamasını, ben, burada, şiddetle ve nefretle kınıyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş yaptığı değerlendirmede “Dervişin fikri neyse zikri odur.” manasına gelecek bir deyim kullanmak suretiyle ve acil servislerdeki Sayın Başbakanın, gerçekten nitelemede bile güçlük çektiğimiz, “gaf” diyerek geçiştirmeye çalıştığımız ama çok daha ağır o ifadelerini aklamaya çalışırken, şahsıma bunu söylediğini de ifade ederek, bizim düşüncemizin o yönde olduğunu söyledi.

Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben kürsüden konuşma yapmadım. Oradan cevap versin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sataşmadan istedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, ben orada sataşmıyorum, burada sataşıyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, siz de kalkıp sataşmadan biraz sonra cevap vereceksiniz, biliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle yapa yapa usul bozulmuş.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşmaya nereden cevap verileceği belli.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle yapa yapa İç Tüzük gitmiş.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, sataşmaya buradan cevap verilir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşmaya nereden cevap verileceği belli, İç Tüzük’te yazıyor ya! İç Tüzük’te yazıyor. Sataşmaya nereden cevap verilir? Öyle şey mi olur ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yahu, nereden konuşursan oradan konuşulur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerinde şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yorucu bir günden sonra yeni bir gündemle Mecliste birlikteyiz. İyi niyetle başladık, Sayın Elitaş konuyu hemen polemiğe çekmeyi tercih etti. Sayın Elitaş, bir ülkenin başbakanı ülkede sağlığın nasıl iyileştiğini anlatmak için iki tane argümana sarıldı dün. Bir tanesini konuşuyoruz, öbürünü de söyleyeyim. Dedi ki: “Ben eskiden sigorta hastanesine gider, anamın, babamın, konu komşumun ilaçlarını yazdırırdım kendime. Doktor bana derdi ki: ‘Bu yaşta sen bu kadar ilacı, bu kadar hastalığı ne yapacaksın?’”

Bir ülkenin başbakanını düşünün, Sosyal Sigortalar Kurumunun haksız ve hileli bir şekilde kayba uğratılmasını bir meziyet olarak görüyor. Kendi gençliğinde bugün yaptığı işlerin mikro ölçeklerinde eşinin, dostunun ilacını SSK’ya fatura ediyor. Doktoru suça, eczacıyı suça itiyor, sahtekârlık yapıyor, bunu da sağlık sisteminin iyileşmesini anlatmak için gösteriyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Öbür taraftan çıkıyor, diyor ki: “Artık aciller o kadar güzel ki, millet gidiyor orada kız bakıyor.” Bir kez, bu “kız” lafının kendisi sorunlu, cinsiyetçi. İkincisi, mülkiyetçi, beğenirse de alacak, kız almaya gidiyorlarmış, kız bakmaya gidiyorlarmış, böyle bir davranış yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunları savunurken “Dervişin fikri neyse zikri odur.” diyorsunuz ya, bunu deyince yakın tarihimize baktığınızda şunu anlarsınız: Halk arasında korumak için, engel olmak için denen deyimi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …”önüne yatmak” dedi, bizim grupta kimse böyle anlamadı, alayınız birden cinsel çağrışım yaptınız. Onu hatırlatırım size. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – SSK niye battı? İşte SSK bu yüzden battı, bir sürü sahtekâr gitti ilaç yazdırdı, SSK ondan battı.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben daha önce istemiştim.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, sizden önce Sayın Baluken kalkmıştı. Önce Sayın Baluken’i dinleyelim, sonra sizi dinleyeceğim.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş değerlendirme yaparken Başbakanın sözlerini eleştiren grup başkan vekillerini kastederek düzeysiz yakıştırmalar ve “cinsel ağırlıklı düşünce sistematiği” tanımlaması yaptı, ona bir cevap vermemiz lazım.

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika söz veriyorum Sayın Baluken.

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerinde şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Meclisin bundan daha önemli bir çalışma gündemi olamaz, bir Başbakan çıkıp, acil servislerde insanlar çok ciddi sıkıntılar yaşarken son derece düzeysiz bir tanımlama yaparsa bunu tabii ki Meclis tartışacak; bundan daha önemli konu mu olur? Siz acil servislerin şu anda ne durumda olduğunu bizden daha çok iyi biliyorsunuz, bilmeniz lazım, Hükûmetsiniz, iktidarsınız. Bütün acil servislerde çocuklarını kaybetmiş, beden bütünlüğü bozulmuş olan insanların gidip yaşamış olduğu ızdıraplar var ya da sağlık hizmeti alamadığı için saatler boyu orada sürünmek durumunda kalan hastaların ve hasta yakınlarının yaşamış olduğu sıkıntılar var. Böyle bir tablo içerisinde…

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Belediye araçlarıyla atılan bombaya cevap verirsen daha iyi olur.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, Beyefendi, dün Van’da plastik cerrahi olmadığı için altı saat boyunca sedyede bekleyen hastaların yaşadığı dramdan bahsediyoruz. Ben bir hekimim, bu ülkenin acil servisinde hangi sıkıntılar yaşanıyor sizin hekim olan milletvekilleriniz de çok iyi biliyor. Böylesi bir ortam içerisinde çıkıp bu şekilde cinsiyetçi, oradaki kadın çalışanları, kadın hastaları ya da hasta yakınlarını rencide edecek bir açıklama yapmayı siz nereye sığdırıyorsunuz? Çıkıp erdemli bir şekilde özür dilemekten Başbakan niye çekiniyor? Kadınlar başta olmak üzere bütün sağlık çalışanlarından ve bütün Türkiye halklarından özür dilerse neyiniz eksilir? Putin’den, İsrail’den yapmış olduğunuz dış politika hataları nedeniyle özür üstüne özür diliyorsunuz da bu şekilde rencide ettiğiniz kendi insanlarınızdan özür dilemekten niye çekiniyorsunuz? Dolayısıyla, bizim burada ortaya koymuş olduğumuz düşünce sistematiğinde herhangi bir hakaret de yoktur, sizin anlatmış olduğunuz anlamda herhangi bir çağrışım da yoktur ama siz ısrarla bugüne kadar ortaya çıkan bütün bu yanlışları örtme, Ensar Vakfında ortaya çıkan istismarı, cezaevinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …ortaya çıkan tecavüzleri örtme pratiğiyle zaten nasıl bir ruh algısı içerisinde olduğunuzu ortaya koydunuz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum, hem Sayın Başbakana “seviyesiz”, “düzeysiz” diye tanımlamada bulundu hem de Sayın Özel biraz önce şahsıma sataştı.

BAŞKAN – Zaten geldiniz, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, çağırma nedenini sorarsınız diye söylüyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Başbakanın kendisine değil, Başbakanın yaptığı tanımlamaya bu atfı yaptım.

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerinde AK PARTİ Grup Başkanına ve şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, burada, HDP grup başkan vekilinin, az önce buradan ifade ettiğim gibi, Mardin Belediyesine ait araçla 2 askerin şehit edildiği karakola bombalı saldırının yapıldığı yerde bunu şiddetle ve nefretle kınamasını beklerdim, tıpkı havaalanına saldıran IŞİD’çilerin yaptığı gibi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Konu bu mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yine, o teröristlerin, o hainlerin, o insanlık dışı hareketi yapanların belediye aracıyla kaçmasına ve buna imkân veren belediye başkanını kınamasını beklerdim, ama, şu anda Türkiye'nin sağlıkta en iyi noktaya geldiği bir durumda, bundan önce, AK PARTİ iktidarından önce insanların acil servise gidemediği, hastaneye ulaşamadığı bir dönemde, ilaçlarını alamadığı bir dönemde, yaşanan ızdırapları bir tarafa koyup, Sayın Başbakanın bir konuya gelirken anlattığı konuyu kalkıp da cinsellikle bir noktaya doğru getirmek, hakikaten hiç kimsenin aklına hayaline gelecek bir şey değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bütün Türkiye'nin geldi ama!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani bizim, AK PARTİ Grubunun, hiç kimsenin aklına hayaline gelmiyor, bir bakıyorum sizin aklınıza hayalinize geliyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Aklı başında olan başını önüne eğdi, utandı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Onun için, diyorum ki dervişin fikri neyse zikri odur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Belki utandı arkadaşlarınız; 15 kişisiniz, gerisi çıkmış!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, Sayın Binali Yıldırım’ın söylediği, Türkiye'nin AK PARTİ’den önceki bir gerçeğiydi.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ne alakası var ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Binali Yıldırım’ın söylediği AK PARTİ’den önceki bir gerçekti.

Bakın, Sayın Kılıçdaroğlu SSK Genel Müdürü. Yıl 1 Mart 1996. Oğlu Kerem 13 yaşında, ortaokul talebesi, bir şirkette sigortalı, ama okul talebesi. Yahu, Allah aşkına, Sayın Kılıçdaroğlu, senin oğlun ya okuldan kaçtı, işe gitti ya okula gitti, işe gitmedi.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Dönüp dönüp aynı şeyi söylüyorsun, sen utanmıyor musun? Sen utanmıyor musun?

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Recep Tayyip Erdoğan da öyle!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bunu sahte bir şekilde yapan… Kılıçdaroğlu SSK Genel Müdürüyken ne yaptı? Torununun sigortalılığını ne yaptı?

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Bunun cevabını 50 defa söyledi, 50 defa! Komisyondan geçti, sen utanmıyor musun? Sen utanmıyor musun?

BAŞKAN – Dinleyelim lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Daha yürümemiş torununun sigortalılığını…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sen utanmıyor musun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yürümeden, oturduğun yerde konuş!

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sen utanmıyor musun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kılıçdaroğlu utanacak, Kılıçdaroğlu!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sen utanmıyor musun? Kılıçdaroğlu burada olduğu zaman konuşsana!

BAŞKAN – Sayın Özcan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yaptığı hileyle utanacak! Belgeler ortada! Kılıçdaroğlu SSK Genel Müdürüyken oğlunu sigortalı yaptıracak, erken emekli yaptıracak, 38 yaşında emekli yapmak için kanunu dolanarak bunu yapacak.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Yalandan başka, iftiradan başka… Sen tam bir acizsin, biliyor musun?

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İşte bunun hesabını vereceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sen terbiyesiz, artist ve şovdan başka bir şey yapmayan bir adamsın, tahrikçi bir adamsın!

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen, rica ediyorum.

Buyurun Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Elitaş bir kez daha kürsüden, tartıştığımız konuyla hiçbir ilgisi olmayan…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – “Oğlum, parayı sıfırla.” diyen kim? Sen Kılıçdaroğlu’na laf söylüyorsun. Tüm dünya duydu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Terbiyesizlik yapma; söz al, söz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Özdiş, Sayın Baluken’i dinliyoruz.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Siyasetten para kazanıp zengin oldunuz; Başbakanınız, Cumhurbaşkanınız…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Otur yerine, otur yerine artık!

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Var mısınız bunu televizyonda konuşmaya? Ben varım.

BAŞKAN – Rica ediyoruz Sayın Özcan, yerinize oturur musunuz, lütfen.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama insanı da çıldırtıyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çıldırmayacaksın, dinleyeceksin, hazımlı olacaksın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Bakın, ara vermek durumunda kalacağım.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Ama haddini bilmeyene haddini bildirmek lazım, haddini bilerek konuşması lazım. Mustafa Elitaş haddini bilmeyen bir kişidir, haddini bilerek konuşması lazım. Haddini bilip konuşmalısın burada.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekilinin, Elazığ ve çevre illerindeki deprem riski ve bu riskin yaratacağı tehditlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258)

6/1/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elâzığ ilinin deprem riski son derece güncel ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Doğu Anadolu Fay Zonu ülkemizdeki en etkin fay zonlarından biridir. Son dönemde Malatya ve Bingöl'de peş peşe meydana gelen depremler bilim insanlarının dikkatini çekmiştir.

Elâzığ ilinde 7 büyüklüğünde bir deprem olması ihtimali üzerinde durulmaktadır. Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun aktiviteleri gibi Doğu Anadolu Fay Zonu'ndaki aktiviteler de dikkatli bilimsel çalışmalarla gözlemlenmelidir.

Ancak bunun da ötesinde Elâzığ ilinin kentsel dönüşüm planları deprem riski gözetilerek yeniden ele alınmalıdır. Bu planlamaya köyler de dâhil edilmeli ve vatandaşımızın barınma ve yaşam güvenliği öncelikli bir bakış açısıyla incelenmelidir.

Kentsel dönüşüm projeleri bugüne kadar ne yazık ki deprem gerçeği gözetilerek, zemin değerlendirmeleri yapılarak ele alınmamıştır. Elâzığ ilinde gerçekleşebilecek büyük bir depremde kayıplarımızın büyük olması riski vardır.

Elâzığ ve çevre illerindeki deprem riski ve bu riskin yaratacağı tehditlerin en aza indirilmesi için yapılacak çalışmaların araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz,.

1) Ali Özcan                                                  (İstanbul)

2) Erkan Aydın                                              (Bursa)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

4) Mazlum Nurlu                                            (Manisa)

5) Kadim Durmaz                                           (Tokat)

6) Kazım Arslan                                             (Denizli)

7) Niyazi Nefi Kara                                        (Antalya)

8) Şenal Sarıhan                                           (Ankara)

9) Ali Şeker                                                   (İstanbul)

10) Gülay Yedekci                                         (İstanbul)

11) Mevlüt Dudu                                            (Hatay)

12) Cemal Okan Yüksel                                  (Eskişehir)

13) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

14) Mehmet Gökdağ                                       (Gaziantep)

15) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

16) Haydar Akar                                            (Kocaeli)

17) Aydın Uslupehlivan                                  (Adana)

18) Çetin Osman Budak                                 (Antalya)

19) Barış Karadeniz                                       (Sinop)

20) Namık Havutça                                        (Balıkesir)

21) Devrim Kök                                             (Antalya)

22) Ceyhun İrgil                                            (Bursa)

23) Lale Karabıyık                                         (Bursa)

24) Tur Yıldız Biçer                                        (Manisa)

25) Orhan Sarıbal                                          (Bursa)

2.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci ve 24 milletvekilinin, Türkiye’de son yıllarda yüksek oranda gerçekleşen kız çocuğu evlilikleri ile çocuk istismarının ve 18 yaş altı çocuk evliliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/259)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’de son yıllarda çocuklarımız büyümeden, önce eş ve sonra da anne olmaktadır. Yüksek oranda gerçekleşen kız çocuğu evliliklerinin araştırılarak çocuk istismarını önlemek ve 18 yaş altı çocuk evlilikler için alınabilecek acil tedbirlerin tespit edilmesi amacıyla konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin ele alması ve çözmesi acil duruma gelmiştir. Bu gerekçelerle Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz. 16/12/2015

1) Gülay Yedekci                                           (İstanbul)

2) Kadim Durmaz                                           (Tokat)

3) Kazım Arslan                                             (Denizli)

4) Mazlum Nurlu                                            (Manisa)

5) Niyazi Nefi Kara                                        (Antalya)

6) Aylın Nazlıaka                                           (Ankara)

7) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

8) Ali Şeker                                                   (İstanbul)

9) Ceyhun İrgil                                              (Bursa)

10) Mevlüt Dudu                                            (Hatay)

11) Aydın Uslupehlivan                                  (Adana)

12) Şenal Sarıhan                                         (Ankara)

13) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

14) Mehmet Gökdağ                                       (Gaziantep)

15) Cemal Okan Yüksel                                  (Eskişehir)

16) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

17) Haydar Akar                                            (Kocaeli)

18) Çetin Osman Budak                                 (Antalya)

19) Barış Karadeniz                                       (Sinop)

20) Namık Havutça                                        (Balıkesir)

21) Onursal Adıgüzel                                     (İstanbul)

22) Lale Karabıyık                                         (Bursa)

23) Erkan Aydın                                             (Bursa)

24) Tur Yıldız Biçer                                        (Manisa)

25) Orhan Sarıbal                                          (Bursa)

Gerekçe:

Çocuk hakları kavramının evrensel kabul gören tanımı: Çocuk hakları, kanunen veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramdır. Ayrıca, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 36’ncı maddesinde "Taraf devletler, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek başkaca her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar." denmektedir. Hâlen ülkemizde çocuk hakkı ihlallerinin vardığı boyut vahimdir.

Ülkemizde çocuk haklarının ihlali çocuk işçiliği, çocuk kaçakçılığı, çocuğun cinsel istismarı, çocuk işkencesi ve muhtaç çocukların korunmaması şeklinde görülmektedir. Yetişkin istismarına karşı savunmasız olan kız çocukları eşleri tarafından fiziksel, duygusal, sözel ve hatta cinsel şiddete maruz kalabilmekte, birçok ruhsal sorun yaşadıkları gibi bedensel olarak da ciddi sağlık sorunlarının etkisine açık hâle gelmektedir; çocuk gelin, çocuk anne olgusunu beraberinde getirmekte, erken yaşta evlilikler kız çocuklarının cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarını ihlal etmekte ve anne, bebek ölümlerine yol açmaktadır.

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre her 3 evlilikten 1’i çocuk evliliğidir. 2014 TÜİK verilerine göre ülkemizde ne yazık ki 181.036 çocuk gelin bulunmaktadır. Bu evlilikler kız çocuğunun yaşı büyütülerek yapıldığından sayının çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. 2013 yılında 20 bine yakın aile 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için dava açmıştır. 18 yaş altında evlenenlerin yarısı okuma yazma bilmeyen, yüzde 31,7’si de hiç okula gitmeyen çocuklardır. Oysa, tüm insanların kendilerine yaşam becerisi kazandıracak nitelikli eğitim görmeye hakkı vardır. Çocuk yaşta evlilik, kız çocuklarının eğitim, sağlık, çalışma gibi temel insan haklarına sahip olamamasına, ayrımcılığa uğramasına yol açmaktadır. Eğitim hakkından yoksun kalan çocukların topluma genel olumsuz etkisinin yanı sıra, suça eğilimli bireyler olma oranı da yüksek olmaktadır. Çocukları eğitimsizlik, yoksulluk, cahillik ve bağımlılık kısır döngüsüne hapseden bu evlilikler, onların geleceğe dair hayallerini de ellerinden almaktadır. Erken yaşta yapılan evliliklerin bir çocuk hakkı, kadın hakkı ve insan hakkı ihlali olduğu çok açıktır.

Evliliğin ve eş seçiminin özgür iradeye dayanması uluslararası hukukla güvence altına alınmıştır. Taraf olduğumuz Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler vardır. Bu ve benzer sözleşmelerde, bir yetişkini ya da çocuğu evliliğe zorlayan kasıtlı davranışların suç sayılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması şart koşulmaktadır. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye “Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesi hiçbir şekilde yasal sayılmayacak ve evlenme asgari yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmî sicile kaydının mecburi olması için yasama dâhil gerekli tüm önlemler alınacaktır." hükmünü kabul etmiştir. Kız çocuklarının evliliklerinin gerçekleşmesini önlemek üzere alınabilecek acil tedbirlerin araştırılarak çocuklarımızın ruhsal ve fiziksel sağlığını koruyarak geleceklerini güvenceye alma konusunda yasalar yetersiz kalmıştır. Bu sebeple çocuklarımızı koruma görevi TBMM tarafından ele alınmalıdır.

Bu bağlamda araştırma komisyonu kurularak sorunların tespiti, çözüm için gerekli yasaların çıkarılması ve acil tedbirlerin alınmasının çocuklar ve toplumun geleceği açısından gerekli olduğu açıktır.

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 milletvekilinin, Artvin ilinin Şavşat ilçesinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/260)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Artvin ili Şavşat ilçesinde Hükûmetiniz döneminde yaşanan sorunların yerinde belirlenip incelenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                       (Artvin)

2) Kazım Arslan                                             (Denizli)

3) Mazlum Nurlu                                            (Manisa)

4) Niyazi Nefi Kara                                        (Antalya)

5) Ali Şeker                                                   (İstanbul)

6) Gülay Yedekci                                           (İstanbul)

7) Mevlüt Dudu                                              (Hatay)

8) Cemal Okan Yüksel                                    (Eskişehir)

9) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                         (Bursa)

10) Mehmet Gökdağ                                       (Gaziantep)

11) Kadim Durmaz                                         (Tokat)

12) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                         (İstanbul)

13) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

14) Haydar Akar                                            (Kocaeli)

15) Aydın Uslupehlivan                                  (Adana)

16) Çetin Osman Budak                                 (Antalya)

17) Şenal Sarıhan                                         (Ankara)

18) Namık Havutça                                        (Balıkesir)

19) Ceyhun İrgil                                            (Bursa)

20) Lale Karabıyık                                         (Bursa)

21) Erkan Aydın                                             (Bursa)

22) Tur Yıldız Biçer                                        (Manisa)

23) Orhan Sarıbal                                          (Bursa)

Gerekçe:

Şavşat ilçemiz, doğuda Ardahan il merkezi ile Hanak ilçesi, kuzeydoğuda Posof ilçesi, güney ve güneybatıda Ardanuç, batıda Artvin merkez ve Borçka ilçesi, kuzeyden de Gürcistan devletiyle çevrilidir. 1.317 kilometrekarelik dağlık ve engebeli bir arazi üzerine yayılmış bulunan Şavşat ilçesinin dört yanı yüksek dağlarla çevrilidir. İlçenin rakımı minimum 950 metre, maksimum ise 1.800 metredir. İlçe merkezinin rakımı 1.100 metredir.

Şavşat ilçesi akarsu bakımından zengindir. İlçede çok sayıda buzul gölü bulunmaktadır. Bu göller nispeten küçük göllerdir. Göllerin en büyüğü Karagöl Dağlarında bulunan ve bu dağa kendi adını veren Karagöl'dür. Bol miktarda alabalık bulunan gölden sulama amaçlı olarak yararlanılmaktadır. Meşeli köyü orman içi mevkisinde millî parklar kapsamı içerisinde bulunan ikinci bir Karagöl mevcut olup piknik, mesire yeri özelliğine sahiptir. Pınarlı köyü yakınlarında Balık Gölü, Arsiyan Yaylası’nda ise Kız Gölü, Boğa Gölü ve Koyun Gölü isimlerinde göller bulunmaktadır.

İlçe dâhilinde şifalı maden suları mevcuttur. Bunlardan Çermik ve Çoraklı köyleri sınırları içerisinde bulunan sıcak su kaplıcası romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.

Şavşat bir doğa harikasıdır ve Türkiye'nin en güzel ilçelerinden biridir. Tarihî ve turistik güzellikleri içinde barındıran Şavşat, günümüzde birçok olumsuzluklarla karşı karşıyadır. Şavşat ilçesinde vatandaşlar HES konusundan çok şikâyetçidir. Halk doğa cenneti olan tabiatını HES'lere feda etmek istememektedir. Hükûmetin yanlış politikaları Şavşatlıyı devletle karşı karşıya getirmektedir. Halkın istemediği hiçbir HES projesi hayata geçirilmemelidir.

Yine, Şavşat halkı Ardahan ili ile ulaşımı kolaylaştıracak Sahara Tüneli’nin tamamlanmasını istemektedir, Şavşat halkı, ilçelerinde küçük sanayi sitesinin yapılmasını beklemektedir. Şavşat-Artvin Varyant yolunun tamamlanması gerekmektedir. Bölgede yapılan çalışmalar zamanında tamamlanmamaktadır. Durumdan hem taşeron firmalar hem de firmalarda çalışan işçiler şikâyetçidir. Bu durumun en önemli nedenlerinden biri de hak edişin zamanında ödenmemesidir.

Tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Şavşatlılar köylerinin yeteri kadar hizmet alamadıkları düşüncesiyle durumdan oldukça şikâyetçidir. Şavşat köy yolları ulaşıma elverişsizdir. Özellikle yoğun kış koşullarının yaşandığı bölgede yolların asfaltlanması gerekmektedir. Yine birçok köyün en büyük sorunu içme suyu ve sulama suyu sorunlarıdır. Birçok dere ıslahına ihtiyaç duyan Şavşatlılar ülkenin en çok göç veren ilçeleri arasında yer almaktadır. İlçelerinde yüksekokul açılmasını arzu etmelerine karşın bu istekleri tüm taleplerine karşın gerçekleşmemiştir. Tüm bu olumsuzluklar Şavşat'ta hayatı yaşanmaz kılmaktadır.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Şavşat'ta yaşanan sorunların belirlenip Şavşat halkının yaşadığı mağduriyetlerin yerinde incelenip tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Özel, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Fransa’nın 13-14 Temmuz günlerinde Türkiye’nin 3 büyük kentindeki konsolosluklarını kapattığına ve Anadolu Ajansının Bahoz Erdal’ın öldürülmesine ilişkin yapmış olduğu habere ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Hükûmetten bilgi istemeyi uygun gördüğümüz iki konuda, tam da Başbakan Yardımcısı Sayın Kurtulmuş buradayken... İlk olarak, 13-14 Temmuz günlerinde Fransa’nın Türkiye'nin üç büyük kentindeki konsolosluklarını kapadığı, 14 Temmuz Fransa Millî Günü resepsiyonunu iptal ettiği, bununla ilgili de konsolosluklarına ve konsoloslukların bulunduğu şehirlerin kalabalık mekânlarına yönelik olarak yapılacak bombalı saldırı istihbaratını gerekçe gösterdiğini okuyoruz. Bu konuda Hükûmete ulaşmış bir bilgi var mı? Fransa, konsolosluklarda çalışanları konsoloslukları kapayarak, ailelerini de Fransa’ya yollayarak korurken Sayın Başbakan Yardımcımızın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına bu konuda söyleyecek bir sözü var mı?

Bir de Anadolu Ajansının Bahoz Erdal’ın öldürüldüğüne ilişkin yapmış olduğu haber, Anadolu Ajansının kendisine bağlı olduğu Sayın Kurtulmuş tarafından...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Açıyorum, tamamlayınız lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anadolu Ajansının bundan üç gün önce Bahoz Erdal’ın öldürüldüğüne ilişkin geçmiş olduğu haber, bizzat kendisine bağlı olan bir ajans olarak Sayın Kurtulmuş tarafından “Teyide muhtaç.” olarak nitelendirildi ve farklı kaynaklardan doğrulatılmaya çalışıldı.

Anadolu Ajansı geleneksel yapısıyla ve Meclisimizin de denetimine tabi olan, hepimizin göz bebeği olması gereken ve marka değerini hepimizin önemsemesi gereken bir kuruluş olarak, söylediği söze herkesin itibar etmesi gereken bir kuruluşken bugün söylediği sözün bağlı olduğu bakan tarafından dahi teyide muhtaç olarak nitelendirildiği bir noktadayız.

Bahoz Erdal’ın öldürüldüğüne ilişkin, hem ajansın bağlı olduğu bakan olarak hem de Kabinenin Başbakan Yardımcısı olarak Meclise vereceği bir bilgi var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Bakan, buyurunuz, bilgilendirme ihtiyacı var sanırım.

20.- Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Özel’e teşekkür ediyorum.

Bugün Fransız Büyükelçiliğiyle ve başkonsolosluklarıyla ilgili Fransız makamlarının kendilerince var olan –bizdeki bilgi bu- istihbarat birimlerinden gelen bilgilerle böyle bir saldırıya muhatap olabileceği yönünde bilgiler var. Bununla ilgili olarak Fransız Hükûmeti ve Fransız Dışişleri Bakanlığının bilgisi dâhilinde Fransız makamları kendi kararlarını aldılar. Öncelikle, herhangi bir ülkenin bir başka ülkedeki yabancı misyonla ilgili kararları o ülkeyi ilgilendirir. Daha evvelde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, bizim başka büyükelçiliklerimizin ve başkonsolosluklarımızla ilgili geçici süreli oradaki faaliyetleri durdurduğumuz olmuştur, başka ülkelerin de olmuştur. Dolayısıyla, Fransızların aldığı bu karar onların takdiridir ve saygıyla karşılarız. Ancak, şunu ifade edeyim: İlk andan itibaren ilgili bütün birimlerimiz Fransız makamlarıyla irtibat hâlindedir. Hem Fransız Büyükelçiliği ve başkonsolosluklarının fiziki olarak korunmasıyla ilgili ilave tedbirler hem de buradaki Fransız yabancı misyonuyla ilgili ilave tedbirler gündeme gelmiştir. Bu konuda çok yakın temasta karşılıklı çalışmalar sürdürülüyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Fransızları korudunuz da halk ne olacak?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – İkinci olarak, Bahoz Erdal’la ilgili konu: Değerli arkadaşlar, biz konuştuğumuz zaman Hükûmet adına konuşuyoruz, resmî olarak konuşmak mecburiyetindeyiz. Herhangi bir şekilde böyle bir bölüm kararının doğrulanabilmesi için elimizdeki hukuki mesnetlerle konuşmak mecburiyetindeyiz. Bunlar, birtakım istihbarat bilgileri ve birtakım ajans bilgileri üzerinden ortaya çıkmış olan bilgilerdir. Bu yönde bilgiler var, aksi istikamette de bilgiler var. Dolayısıyla, biz bir şey söylerken, Hükûmet adına resmî açıklamayı yaparken teyide muhtaç bir bilgi olduğunu ifade ettik. Bu bilgi teyit edilir edilmez de gerçek bilgi neyse bunu da kamuoyuyla paylaşacağımızdan hiç şüpheniz olmasın. Şu anda bizdeki bütün bilgiler bunun teyit edilmeye muhtaç, doğrulanmaya muhtaç bir bilgi olduğu yönündedir. Bunu da yüce Kurula arz ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Bakan.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakan, size bağlı Anadolu Ajansı, öldü haberi veriyor. En azından Anadolu Ajansı Müdürünü görevden almanız gerekmez mi veya uyarmanız gerekmez mi veya düzeltme haberi yapmaları gerekmez mi? Bu ülkenin en güvenilir ajansı bir haber veriyor ve size bağlı ve onu uyarmanız gerekirken siz “teyit edilmeye muhtaç” diyorsunuz; biz onu soruyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bir de Veysi Bey bayram müjdesi vermişti ya, o bu Hükûmetin bakanı değil mi?

BAŞKAN – Sayın İrgil, böyle bir usul yok yani karşılıklı konuşma gibi. Sayın Bakan gerekli açıklamayı yaptı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hayır, ben sataştım efendim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türk hukuk sisteminin sorunlarının tespiti ve sorunların çözümüne yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla 13/7/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/7/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 13/7/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                       Erkan Akçay

                                                                                           Manisa

                                                                              MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

13 Temmuz 2016 tarih, 1806 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz, MHP Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın Türk hukuk sisteminin sorunlarının tespiti ve sorunların çözümüne ilişkin gerekli yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla verdiğimiz Meclis araştırması açılması önergemizin 13/7/2016 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; grup önerimiz hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Grup önerimiz, Türk yargı sisteminin, Türk hukuk sisteminin, Türk adalet sisteminin sorunlarının araştırılması, tespit edilmesi ve nihayet bir komisyon kurulması talebine ilişkin.

Yargı sisteminin sorunlarından söz ederken belli unsurlardaki duruma bir bakmak gerekiyor. Bunların en başında da hiç şüphesiz hukuk devleti gelmekte ve hukuk devleti ne yazık ki ülkemizde âdeta bir hukuksuzluk devleti olarak karşımıza çıkmakta. Hukuk devleti ilkesi Anayasa’mızın 2’nci maddesinde ifadesini bulmuş olmasına rağmen, Sayın Cumhurbaşkanının, iktidar partisi yetkililerinin Anayasa’yı, Anayasa Mahkemesi kararlarını ve pek çok yargı kararını tanımadığını ifade ettiği bir ortamda herhâlde hukuk devletinden de söz edebilmek mümkün değil.

İkinci bir unsur olarak karşımızda yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı durmakta. Gerçekten hukuk devletinin de yerli yerinde olabilmesi için hiç şüphesiz yargının bağımsız ve tarafsız olması lazım. Ben avukatlık mesleğinden gelen bir milletvekili olarak avukatlığım döneminde de, şu yakın zamanlarda da en basit bir boşanma davasında, bir kira davasında, bir geçit hakkı davasında dahi müvekkillerin gelip hâkimi tanıyıp tanımadığımızı sorduğu, savcıyla münasebetimizi test etmeye çalıştığı bir ortamda ve buna ilişkin pek çok da tartışmanın yaşandığı verileriyle birlikte hafızalarımızda bulunduğu bir ortamda ne yazık ki yargı bağımsızlığından ve tarafsızlığından da yeterince söz edemeyecek durumdayız.

Öbür taraftan, gene bir unsur olarak adalete güven toplumda son derece önemli. Bizler “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” diye bir atasözüne sahibiz. Bunun mahiyeti şudur: Bizim kültürümüz yani bu atasözünü vücuda getiren kültür hukuka, o hukukun yaptığı yargılamaya ve yargılamanın sonucunda ortaya çıkan karara saygılıdır, ondan dolayı, “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” diye bir yaklaşıma sahiptir ama bugün geldiğimiz ortamda bunu ısrarla hep ifade etmek durumunda kalıyoruz. Yargıda güven endekslerine baktığımızda bu yüzde 11’lere kadar düşmüş vaziyette ne yazık ki. Bu ülkenin yüz yıllık tarihinde Başbakanın asıldığı dönemler oldu 1960’ta, o dönemlerde dahi yüzde 50’lerin altına düşmeyen yargıya güven endeksi eğer özellikle de 17-25 Aralık 2013 tarihinden itibaren yüzde 11’lere kadar düşmüşse burada da yargıya güvenden, adalete güvenden ne yazık ki söz edebilecek durumda değiliz. Bu da önemli sorunlarımızın başında gelmekte.

Tabii, hukuk sistemimizin sorunlarını dile getirirken karşımıza bir adil yargılama ve bu adil yargılamanın tüm unsurlarının da bir arada çıkabilmesi gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde ve Anayasa’mızın 38’inci maddesinde adil yargılamanın nasıl olabileceğine dair, nasıl olması gerektiğine dair prensipler açıkça düzenlenmiş. Makul süre içinde yargılanacaksınız, tarafsız bir yargı tarafından yargılanacaksınız, hızla yargılanacaksınız ve yargılama sonunda ortaya çıkan hüküm gene hukuk devleti ilkelerine uygun bir şekilde infaz edilecek. Ne yazık ki bizim yargı sistemimizde yargıçlarımızın, yargı sisteminin unsurlarının böyle bir yargılamayı yapabildiği de vaki değil, bunu da özellikle ifade etmek istiyorum.

Yargı sistemimizin bir diğer sorun olarak önemli konu başlıklarından bir tanesi yargımızın fiziksel sorunları. Şimdi, biz bunları yıllardır Milliyetçi Hareket Partisi olarak da, diğer muhalefet partileri olarak da sırası geldiğinde dile getirdiğimiz vakit sürekli olarak iktidar partisinden “Şu kadar yeni adliye sarayı açtık, işte bu kadar yeni cezaevi açtık.” gibi savunmalarla karşılaşıyoruz ve yargı sisteminin sorunlarını çözmeye matuf olarak karşımıza gelen savunma argümanı ne yazık ki bunlarla sınırlı kalıyor. Fakat baktığımızda, şu anda kimi cezaevlerinde yoğunluktan dolayı mahkûmlar nöbetleşe uyumak zorunda kalıyor. Yani fiziksel zorunluluklar, sıkıntılar öyle bir durumda ki -o yargılamayı yapan hâkimler- ne yazık ki adalet sarayları hâlâ ülkemizin pek çok yerinde hükûmet konaklarının içinde, iş hanlarında vesaire olduğu için fiziksel ortamların da iyiliğinden söz edebilmek mümkün değil.

Yargı sistemimizin, hukuk sistemimizin önemli konu başlıklarından bir tanesi de tabii, yargılamanın içerisinde, yargının sacayağının içerisinde bulunan insanlarla alakalı; işte, avukatlarımız, hâkimlerimiz, savcılarımız ama bu mesleklere gelirken hukuk fakültesi öğrencilerimiz de ne yazık ki yeterli donanımı edinemeden hukuk fakültelerinden mezun olmakta, arkasından da çok kısa bir staj süresi içerisinde avukat olmakta, ondan sonra da biz bu yetersizlikler içinde, bu sıkıntılar içinde bu insanlardan yargı sistemimiz sorunlu olmasın, adalet doğru dürüst tecelli etsin diye bir emek, bir gayret beklemekteyiz. Hukuk fakültesi öğrencilerinin, arkasından avukat olanların sıkıntıları bu şekilde de hâkimlerimizin, savcılarımızın problemleri yok mu? Elbette ki çok fazla var. Öyle ki ne yazık ki hâkimlerimizin pek çoğu canhıraş, gayretli bir şekilde işlerini yetiştirebilmek için dosyalarını evlerine götürmek suretiyle ya da akşam mesai saatinden sonra evinde bir yemeğini yiyip ya da hafta sonu adliyede böyle sakinlik içerisinde, acaba toplayabilir miyim, işlerimi yetiştirebilir miyim gayretleriyle çalışmakta. O anlamda hâkim, savcı yetersizliğimiz hakikaten diz boyu. Bunlara olan müdahaleler, bunların fiziki yoksunlukları da ayrı problemler olarak karşımızda durmakta.

Gene bu yargı sistemi içerisindeki adliye personellerimiz yani yazı işleri müdürlerimiz, zabıt kâtiplerimiz, mübaşirlerimiz inanın çok zor şartlar altında bu görevi yerine getirmeye çalışmakta. Aylardır mücadele ediyoruz şu mübaşirlerimiz idari hizmetler sınıfına geçsin diye ama hâlâ bir ses bulamadık. Kanun teklifimiz var. “İç Tüzük çerçevesinde çıkalım burada konuşalım”dan ziyade sorunları çözülsün istiyoruz, defalarca -bu konu gündeme geldikçe- bunu dile getirmeye çalışıyoruz. Ne yazık ki hâlâ çaresini görebilmiş durumda değiliz.

Ben şimdi on dakikalık kısa bir süre içerisinde sadece konunun ana başlıkları itibarıyla sorunları sıralamaya çalıştım. İşin açıkçası, bunların her birinin alt başlıklarını burada ifade etmek bile saatlerimizi alır. Bunların tüm nitelikleri hakkında bilgi sahibi olmak, bunları tartışmak; o da, günlerimizi alır. İşte bunlardan dolayı zaten bir araştırma önergesi vermek suretiyle bir komisyon kurulsun, bu komisyonda etraflıca bunlar değerlendirilebilsin istiyoruz ama bu sorunların çözümünün de ortaya konulması lazım.

Şimdi, sorunların çözümü deyince, AKP iktidarı, bu çözüm süreçlerini çok seviyor, ben de ondan dolayı, biraz ironi de olsun, bir retorik de olsun, bir çözüm süreci tahayyülümüzü ortaya koymak isterim bu çerçevede.

Şimdi, işte Suriyelilere vatandaşlık verilmesi de gündemde olduğu için özellikle o kapsamda belki bir çözüm süreci denk getirilebilir. Şöyle bir şey yapabilirsiniz mesela: Bu Suriyeli vatandaşları sınavsız bir şekilde hukuk fakültelerine alabilirsiniz -hani bizim kardeşlerimiz sınava giriyorlar, ter döküyorlar, ben de aynı süreçlerden geçtim- arkasından bunları hukuk fakültesi öğrencisi yaparsınız. Milletvekili seçildiğim günden beri özellikle yıl başları ve dönem ortalarında sürekli olarak öğrenci kardeşlerimiz yurt problemleriyle karşımıza geliyorlar. Siz, bizim bu gariban kardeşlerimiz yurtlara yerleşemeden barınma problemleriyle boğuşurken, bu Suriyeli vatandaşları -vatandaşlığa aldıktan sonra- isterseniz doğrudan doğruya KYK’nın yurtlarına ya da isterseniz TOKİ’de boş bulunan evleri, öğrenci evine dönüştürmek suretiyle buraya yerleştirebilirsiniz. Barınma problemini de çözdükten sonra… Bizim gariban öğrencilerimiz ne yazık ki geri ödemeli öğrenim kredileri kullanıyorlar ve bunların geri ödemesini yapabilmek için işin açıkçası göbekleri çatlıyor fakat hâlâ da yapamamışlarsa haciz marifetiyle bunlar alınıyor. Bunlar böyleyken siz karşılıksız burslar verirsiniz ve böylelikle bir eğitimin sonunda dört yılda bunları mezun edebilirsiniz ya da isterseniz bunların bizim gariban öğrencilerimizden farklı olarak bir yılda mezun olup diploma almalarını temin edebilirsiniz fakat bu konuda dikkat etmenizi istirham ettiğim bir husus var, bu diplomaların sahte olmamasını özellikle dikkate almak gerekiyor. Bu şekilde bunları mezun ettikten sonra gene staj falan yaptırmadan avukat yaparsınız, sınava sokmadan hâkim, savcı yaparsınız, hatta doğrudan doğruya “yargıçay”a, “danışçay”a isterseniz üye yaparsınız, isterseniz daire başkanı yaparsınız, isterseniz de bunları doğrudan doğruya bu kurumların başına getirirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET PARSAK (Devamla) - Şimdi, Mahzuni Şerif’in böyle bir Tersname’si var ve en sonunda da diyor ki: “Hasılı, sözümün tersine yürü.” Siz özellikle bu benim son söylediklerimin tersine yürüyün.

Bu çerçevede, komisyon kurulma talebimize ilişkin önergemizin kabulünü talep ediyor, sizleri saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

Önerinin aleyhinde ilk konuşmacı, Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette yargı sisteminin teknik, fiziksel birçok sorunu var, ekonomik imkânlar, kapasite, dava dosya yoğunluğu, birçok sorunu var ama galiba bir sorunu masaya yatırırken onun yapısal ve asıl üzerine oturduğu temel soruna odaklanmak gerekiyor. Bir ülkede eğer adalet mantığı, yargılama mantığı çarpıksa, onunla ilgili, diğer yan sorunları çözmeyle ilgili çabalarınızın çok sonucu olmaz. Nasıl çok adalet sarayı yapmak -tırnak içerisinde- adalet getirmiyorsa sadece sorunu istihdam boyutuyla ele almak, sadece yargı mensuplarının özlük sorunları, ekonomik çalışma koşullarıyla ele almak da sorunu çözmez.

Bu sorunun temelinde ne var yani Türkiye yargı sisteminin asıl ana sorunu nedir? Bunu yapısal ele almak zorundayız. İktidarda kim olursa olsun yaşanan temel hem evrensel karşılaştırma yaparak hem insani boyutuyla karşılaştırma yaparak ele aldığımızda şunu görürüz: Yargı, tarafsız ve bağımsız olma imkânından neden mahrum? İstiklal mahkemelerinden bugüne mahkemelerin isimleri, tabelaları değişse de adalet duygusunu inciten, adalet duygusunu zayıflatan uygulamalar, kararlar neden çıkıyor? Buna yoğunlaştığınızda aslında bir somut vakayla karşı karşıya kalıyorsunuz. O da gerçekten yargının bağımsızlığına, tarafsızlığına inanan, buna değer atfeden bir akıl, bir yönetim kültürü var mı, yok mu? Eğer siz, toplumun bir kesimini düşman olarak görüyorsanız, öteki olarak görüyorsanız, ayrımcılığı, dışlamayı olağanlaştırıyorsanız yargının da düşman hukuku gibi işlemesi, tehdit kategorisinde ele alınması, zaten baştan peşinen cezalandırılmaya layık, reva görülmesi zaten sıradanlaşır, olağanlaşır. Siz ondan sonra yargılama teknikleri, yargılama usulleri, yargı imkânları, dosya yoğunluğu, dava yoğunluğu gibi konular üzerinden adalete erişemezsiniz.

Yargı bağımsızlığı konusunda siyasi iktidarın net olması gerekir. Yargı bağımsızlığı kavramı, siyasetin sorumsuzluğu anlamına gelmez. Yani işinize gelmeyen kararlar çıktığında, hoşunuza gitmeyen kararlar çıktığında “Yargı bağımsız, ne yapalım.” deyip yönetimin iktidar olmanın sorumluluğundan kurtulamazsınız, aynı şekilde de müdahale etme ihtiyacı duyduğunuzda müdahale etmenin bir yolunu, yöntemini buluyorsanız, geliştiriyorsanız bu durumda da yine yargının bağımsızlığını tutarlı biçimde asla savunamazsınız. Yargıyı eğer siz bir biçimde kontrol etmenin yollarını, yöntemlerini aramaya, buna dair girişimler, buna dair planlamalar içerisine girmişseniz bir gün bu kontrol etme hevesinin, arayışının aleyhinize dönebileceğini, ters tepebileceğini ve yargının yıpranmasının faturasının size çıkacağını da göze almak zorundasınız. Burada çok net bir evrensel ölçü var, o da hukuk, kuralların önceden bilinmesidir ve yargı bağımsızlığı, yargı tarafsızlığı da yargının siyasal erkten, siyasal güçten bağımsız karar alabilmesidir. Yargının siyasallaşması kavramını canımızın istediği biçimde tarif edemeyiz. Yargının siyasallaşması demek, mahkemeler karar verirken evrensel değerlere ve adalete göre mi karar veriyor, yoksa yönetenin tercihine, inancına, ideolojisine, görüşüne, beklentisine, hesabına göre mi karar veriyor? Bu ölçüyü objektif biçimde önünüze koyduğunuzda, yaptığınız, yaşadığınız, karşı karşıya kaldığınız tablonun gerçekten “yargının siyasallaşması” kavramıyla ifade edilecek nitelikte olup olmadığına dair en azından kendi vicdanınıza net bir hesap verebilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, bu, toplumun bir kesiminin ötekileştirilmesi, dışlanması konusunda aslında kavramsal bir tehlikeyle karşı karşıyayız. “Kamu” kavramı, ne yazık ki, Habermas’ın çok net ifade ettiği gibi, bir süredir, birçok ülkede, “devlete ait olan, iktidara ait olan, egemenin yönettiği alan” gibi tarif ediliyor. Oysa, “kamu” kavramını, hiç olmazsa, Yunus Emre’nin şiirlerindeki temiz Türkçe’de ifade edildiği gibi, “toplum” anlamında kullanmayı, “toplum” anlamında ele almayı başarsak emin olun ki yöneten ile yönetilen, toplum ile devlet arasındaki çelişkiyi daha adil bir ölçüyle, daha insani bir ölçüyle değerlendirmiş oluruz. Bizim hukuk dilimizde “kamu yönetimi”, “kamu güvenliği” gibi, “kamu düzeni” gibi kavramlara baktığınızda, bunların toplum, “toplumun çeşitliliği, toplumun çoğulculuğu” üzerinden tarif edilen bir anlam, yani Türkçe’nin özündeki “kamu” kelimesiyle hiçbir ilgisinin olmadığı, tam tersine, “otorite, yöneten, iktidar eden, o gün devlet kimin elindeyse onun dediğinin egemen olduğu bir alan” olduğunu çok net biçimde görürsünüz.

Güçler ayrılığıyla ilgili birkaç örnek aktaracağım. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın yapımında da önemli bir isim, Hamilton diyor ki: “Yasama ve yürütme, eğer yargıyı kontrol ediyorsa, orada özgür bir yargıdan, özgürlükten söz edilemez.” Ama yasama ve yürütmenin yargıyı kontrol ediyor olması, aslında korkulacak bir şeydir. Özgürlük nasıl korkulacak bir şey değilse, yargının yasama ve yürütmeden bağımsız olmasında da korkulacak bir şey yoktur eğer sizin yaptıklarınızla ilgili hesap verme konusunda bir kaygınız yoksa. Meşhur örnektir; George Orwell’in, o meşhur, asansörlerin çıkışına asılmış resim ifadesi vardır. Hani, gözlerinize bakan, size bakan bir çift göz, sizi sürekli izleyen, sizi sürekli denetleyen, gören gözler ve bu resmin altında da, her katta bulunan bu resmin altında da “Büyük biraderin gözü senin üzerinde.” ifadesi. Eğer yargıçlar, savcılar, tabii ki savcıların pozisyonu, konumu farklı, tartışmalı ama hiç olmazsa hüküm verenler, hâkimler eğer tarafsızlık pozisyonlarını gözetmiyorlarsa, “iktidarın sopası” pozisyonuna düşmüşlerse o üzerlerinde hissettikleri Büyük Birader’in gözüyle hareket edecek, onun göz işaretinden onunla ilgili korkudan, kaygıdan hareketle karar vereceklerdir.

Yine, Amerika Birleşik Devletleri’nden Wilson’un bir sözü var, diyor ki: “İktidarlar, hükmedenler, hükûmetler iktidara geldiklerinde sözlerinde durmayabilirler yani muhalefetteyken vadettiklerini yerine getirmeyebilirler ama her şart altında bize düşen, bireylere, topluma düşen görev, iyi yasaların çıkması için çaba sarf etmek ve mahkemelerden adalete uygun karar çıkması için mücadele etmektir.

Değerli milletvekilleri, Montesquieu’yu anlatmaya burada vakit yok ama Yasaların Ruhu’nda der ki: “Ülkeler, topraklarının verimliliğine göre ekilmezler; ülkeler, özgürlüklerine göre, özgür oldukları ölçüde ekilirler.”

Yine, yakın tarihten iki örnek davayla Türkiye yargı sisteminin asıl sorununun, temel sorununun bu düşmanlaştırma, ötekileştirme üzerine kurulu olduğuna dikkat çekecek iki örnekle konuşmamı tamamlamaya çalışacağım. Birisi, Yarbay Ali Tatar -en azından ismini kamuoyundan, herhâlde, şu anda bizi dinleyenler de hatırlamışlardır- bir kez tahliye edildi, sonra tekrar tutuklama kararı çıktığında da intihar etti, aynen kendi cümlelerini okuyorum, diyor ki: “Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. O deliğe dönmektense mezara girerim. Yapılan hukuksuzluğa isyan için hayatıma son veriyorum.” Bir başka örnek, Hatip Dicle “Ben, dört yıldır hukuksuz biçimde cezaevinde tutuluyorum. Bu hukuksuzluk içinde adaletin neresine başvurup neyin iznini alayım?” diyor. Ne üzerine diyor? Annesinin cenazesine katılmayla ilgili izin isteyip istemeyeceği sorulduğunda “Cenazeye katılmayacağım.” diyor.

Değerli milletvekilleri, Zizek der ki: “Hikâyelerini bilmediklerimizdir en çok düşman olduklarımız.” Eğer siz toplumda birilerini peşinen suçlu olarak görmeye başlamışsanız, onlarla ilgili duygularınız, sizi onlara düşman gibi bakmaya itmişse orada artık adaletten, adil yargılanmadan, hukuk devletinden söz edilemez. Evet, yargının gücü, Türkiye tarihinde önemli bir sorun olmuştur siyaset üzerinde vesayet ve başka açılardan ama yargının gücü, bazen kötüdür fakat gücün yargısı, her zaman tehlikeli, her zaman kötüdür.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bilgen.

Önerge üzerinde lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı, Adana Milletvekili Sayın Elif Doğan Türkmen.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Türkmen.

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin hukukun sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu araştırma önergesine dönük, partim Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşmak üzere kürsüdeyim.

Milliyetçi Hareket Partisinden sayın hatip, hukukun, yargının, özellikle de pratikte adliye saraylarının yaşadığı sorunları anlattı ama yargının gerçekleşmesi adına karar verildikten sonra yerine getiren bir grup daha var, onlar da cezaevinde çalışanlar yani gardiyanlar, yani infaz memurları, yani idari amirler ve diğerleri. Bu konuda Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel, Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba ve Muğla Milletvekilimiz Nurettin Demir’in cezaevleriyle ilgili hazırlamış oldukları kitaplar da gerçekten hukuk fakültelerinde ders kitabı olarak okutulabilecek kadar sorunlara inilmiş, tespit edilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Ama ne yazık ki bu kitaplar, yayınlandığından bu yana ne infaz memurlarının ne gardiyanların ne de cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin hiçbir sorunu bugüne kadar çözülmemiş, tam tersine bir çığ gibi katlanarak büyümüştür. Her gün ailelerden çeşitli biçimde çığlıklar geliyor bize, yüzlerce insanın insanlığa yakışmayan bir biçimde cezaevlerinde bulunduklarına dair ve şunu söylüyorlar: “Ya denetimli serbestlik iki yıl olsun ya da bir af olsun.”

Ben şimdi merakla soruyorum: Sürekli “varlık barışı” diye af getiriyoruz, kara parayı aklama adına çalışmalar yapıyoruz. Peki, belki çoğu da kader mahkûmu olan bu hükümlüler için neden bu Mecliste hiçbir düzenleme yapmıyoruz? Neden bu kadar ailenin çığlıklarına özellikle Hükûmet ve AKP Grubu kulaklarını tıkıyor? Ben bunu gerçekten merak ediyorum ve binlerce kadın, eş, anne, baba, çocuk adına da bu soruyu sormak istiyorum. Çünkü Hükûmetimiz ve AKP Grubu bu işlemi yapmaya, bu Mecliste bu çalışmaları yapmaya sayısal olarak onlar yeterlidir, niçin bu çığlıkları duymuyorlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun yanı sıra, bir konu daha var, sayın konuşmacı dile getirmedi, adliye personeli. Ben yaklaşık yirmi küsur yıl avukatlık yaptım, adliye personelinin de ne kadar zor koşullarda çalıştığını biliyorum. Evet, görevini layıkıyla yapmak isteyen, düğmesiz cübbesini iliklemeye çalışmayan hâkimler ve savcılar evlerine dosya götürüyorlar; cumartesi, pazar dahi çalışıyorlar. Bunun yanı sıra, bunlara yardımcı olan adliye personeli, biliyor musunuz ki onlar çocuklarını iyi bir yaşama kavuşsunlar diye, bir dershaneye gönderebilmek adına o kadar çok fedakârlıklarda bulunuyorlar ki ama onların yaşamını iyileştirme adına hiçbir şey yapmıyoruz. Şunu da yapıyoruz ama elektrik şirketleri, kârına kâr katsın diye kaçak elektriğin kayıp kaçak elektrik parasını onu kullanmayan tüm vatandaşlardan almak adına yasa düzenleyen, Meclise yasayla ilgili tasarı getiren Hükûmet ve AKP Grubu, bu binleri bulan adliye personelinin yaşamını birazcık iyileştirmek adına ne yazık ki hiçbir çalışmaya parmak basmıyor, imza atmıyor. Bu konuda da tüm yapılanlar Türkiye’de yaşayan her vatandaşın vicdanında yerini buluyordur diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Anayasa’nın askıya alındığı, kararların sarayda verildiği, devletin bir bütün olarak meşruiyetinin aşındığı bir dönemden geçiyor. İnsanlık tarihine baktığımızda, dört bin yıllık insanlık tarihinde şunu görüyoruz: İnsanlar, o günden bugüne eşit, bağımsız, adil bir dünyada yaşama ülküsünün peşinde koşmuşlar. Bunu yapan insanların adil bir dünyada yaşamasının koşullarından biri de ülkeyi yönetenlerin güçler ayrılığı prensibine uymasıdır. Tüm dünyada evrensel bir ilkedir; yargı, yasama ve yürütme… Dünyada insanlık tarihinin dört bin yıllık birikimiyle geldiği bu noktada ülkemize baktığımızda ne yazık ki ne görüyoruz: Dikta rejimi kurma hevesi, sistemin tüm kurullarını aşındırıyor, otoriter rejim adına Türkiye’nin istikrarı yok ediliyor ama hukuk da güç karşısında susuyor, keyfîlik artıyor, gücün karşısında hakkın, hukukun sesi olması gereken adliyeler, güçlünün baskı aracı oluyor. Hukuk susuyor, silahlar konuşuyor; hukuk susuyor, hırsızlık artıyor; hukuk susuyor, baskı artıyor, ezenler dokunulmaz hâle geliyor, ezilenler çaresiz kalıyor, siyaset ve demokrasi Türkiye'de artık bir buhran yaşıyor.

Adliye sarayları inşa ediyoruz. Adliye sarayları inşa ederken amacımız, adaleti sağlamak değil, amacımız, sarayı inşa eden müteahhitlerin biraz daha zengin olması. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var ya.

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Devamla) – Türkiye'nin parlamenter sistemini güçlendiren, güçler ayrılığı ilkesini ve hukukun üstünlüğünü egemen kılan bir anayasaya ve birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var. Bugüne kadar “Darbe hukukundan, darbelerden hesap soracağız.” diyenler ne yazık ki, darbe hukukuna dayanarak ülkeyi sivil bir darbenin eşiğine getirdiler. Ama şunu bilmemiz gerekir ki bu ülkede demokrasi adına, hukuk adına, adil bir Türkiye'de yaşamak adına mücadele eden savaşçılar var. Biz hiçbir zaman bu savaştan yılmayacağız ve ülkemizdeki bağımsızlık ve demokrasinin en önemli unsuru olan yargının yeniden bağımsız hâle gelmesi için her tür çalışmayı yapacağız ve o çalışmaların da yanında olacağız.

Bu nedenle bugün MHP Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesinin lehine söz aldım ve şunu söylemek istiyorum: Hep büyük hedefler koyuyoruz. “2023” diyoruz, “yüz yıllık hedef” diyoruz ve bu hedeflere baktığımızda insan adına hiçbir şeyin olmadığını görüyoruz. Nedir hedefler? İşte, Osman Gazi Köprüsü. Osman Gazi Köprüsü’nün yapılışına karşı değiliz, üzerinden insanlar geçecek ama Osman Gazi Köprüsü’nün fiyatının, 80 küsur liranın vatandaştan alınmasına, onun üstünün hazineye yani 79 milyon insana yüklenmesine karşıyız. 40 bin aracın geçmesini taahhüt eden devletin, 40 bin araç geçmediğinde o aradaki araç farkının tüm bedelini 79 milyon insanımızın ödemesine karşıyız.

Biz, Türkiye’de adil bir düzen istiyoruz ve bu nedenle de 550 milletvekiline sesleniyorum: Anayasa’yla ilgili, milletvekili olmakla ilgili yemininize bağlı kalınız. Buradan, cübbesini düğmesi olmamasına rağmen iliklemeye çalışanlara karşı iliklemeden görevini yapan yargı mensubu ve tüm avukat meslektaşlarımın önünde de saygıyla eğiliyorum.

Selam ve saygılar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkmen.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı, Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.

Süreniz on dakika Sayın Tunç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım, bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

MHP grup önerisiyle, Türk hukuk sisteminin sorunlarının tespiti ve bu sorunların çözümü için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla bir Meclis araştırması komisyonu kurulması istenmekte ve bugünkü gündemde görüşülmesi talep edilmektedir. Grup önerisinin gerekçesine baktığımız zaman da hukuk sisteminin sorunları dört ana başlık altında özetlenmiştir. Bunların birincisi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ilkelerinin uygulanmaması; ikincisi, adliye binalarının yetersiz olması; üçüncüsü, hukuk eğitiminin yetersiz olması; dördüncüsü de iktidarın yargı üzerinde baskı yaptığı yönündeki iddialardır.

Şimdi bunlara kısa kısa değinmekte fayda vardır. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının uygulanmamasıyla ilgili sorunlar, sadece günümüzün problemi değildir. Bu problem, uzun yıllardır devam etmektedir. Hukukun üstünlüğünün tesisi ve yargı bağımsızlığının tesisi anlamında da özellikle son yıllarda önemli adımlar atılırken vesayetçi anlayışın, yargı sistemindeki vesayetçi anlayışın da direnci henüz kırılabilmiş değildir. Bu anlamda da iktidarın, siyasi iktidarın yalnız bırakıldığını söylemekte fayda vardır.

Adliye binalarının yetersizliğiyle ilgili gerekçe de, aslında, on dört yıllık AK PARTİ iktidarında ortadan kaldırılmıştır. Zaten Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü de bu konuya değindi, “Müteahhitleri zengin etmek için adliye sarayları yaptınız.” dedi. Biz, müteahhitleri zengin etmek için adliye sarayları yapmadık. Adliye binaları apartman dairelerinde kiralıktı, merdiven altlarında duruşmalar yapılıyordu. Biz, vatandaşımızı, yargı mensuplarımızı çağdaş, teknolojiyle donatılmış fiziki imkânlara kavuşturmak için bunları yaptık. Eğer o anlayış olursa, müteahhitleri zengin etmek için yapıyorsak bunları, o zaman köprüleri de yapmayalım, feribot sıralarında, kuyruklarında beklemeye devam edelim; hastaneleri yapmayalım, okulları yapmayalım. Bu anlayışın, müteahhitleri zengin etmek için bunların yapıldığı yönündeki anlayışın da zaten klasik bir anlayış olduğunu milletimiz bilmektedir.

Hukuk eğitiminin yetersiz olması… Evet, bu konuda haklı gerekçeler var. Hukuk eğitimiyle ilgili sorunlar devam ediyor. Bununla ilgili de 65’inci Hükûmetin programında buna geniş bir yer veriliyor. Hukuk eğitiminin güçlendirilmesi anlamında önemli tedbirler var. Hâkim ve savcılarımızın meslek içi eğitimlerinin güçlendirilmesiyle ilgili önemli planlamalar var. Bu planlamalar hayata geçtiğinde ve üniversitelerimiz de hukuk eğitimiyle ilgili gerekli tedbirleri aldığında bu sorun da önemli ölçüde ortadan kaldırılabilecektir.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – 65’inci Hükûmete kadar, 58’den 65’e tüm hükûmetler sizin.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Tabii, yapılanlar var ama yapılacak olanlar da var. Bunlara devam edeceğiz.

İktidarın yargı üzerindeki baskısıyla ilgili gerekçeler… Bir kere bunlara katılmadığımı belirtmek istiyorum. Bu, sürekli gündeme getirilen bir husus. Aslında iktidarın yargı üzerinde bir baskısı değil de, yargının zaman zaman sınırlarını aşarak, vesayetçi anlayıştan kaynaklanan alışkanlıklarla aslında siyasi iktidarın üzerinde zaman zaman baskılar oluşturduğunu da çok iyi biliyoruz; Anayasa Mahkemesi kararlarından biliyoruz, yüksek yargının görev ve yetki sınırını aşan kararlarından bunları biliyoruz. Anayasa Mahkemesi başkanlarının, HSYK başkanlarının, Yargıtay, Danıştay başkanlarının, üstlerine elzem olmayan siyasi konularda, yargı konusunun da dışına çıkarak açıklamalar yaptığını geçmişte çok iyi biliyoruz. Tüm bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması anlamında da, on dört yılda AK PARTİ iktidarında önemli çabalar sergilenmiştir. Yargının vermiş olduğu kararlar hep eleştiriliyor; neden eleştiriliyor? Çünkü yargılama saiki dışına çıkarak birtakım soruşturmalar yapıldığını hepimiz biliyoruz. Ergenekon soruşturması, 17-25 Aralık soruşturması; bunların yargılama saikiyle yapılmayan soruşturmalar olduğu da artık herkesin malumu olan hususlar.

Şimdi, değerli milletvekilleri, adalet, mülkün ve meşruiyetin temelidir, hukuk devletinin esasıdır. Yargı sistemi, hukukun üstünlüğüne dayanıyorsa, herkesin güven duyduğu her türlü güç odağından bağımsız ve tarafsız ise ve vatandaş taleplerine hızlı cevap verebilen bir yapıdaysa adalet tesis edilebilir. Yargı, hukuk güvencesi oluşturuyorsa, uluslararası standartlarda ve demokratik usullerle işliyorsa, ideoloji, siyasal tasavvur veya inanç dikte etmiyorsa o zaman bağımsız ve tarafsız olabilir, o zaman güven veren bir adalet sistemi vücut bulabilir. Güven veren bir adalet sisteminin olduğu yerde de öngörülebilirlik olur, istikrar olur, belirsizlik ortadan kalkar, üretim olur, insanlarımızın refah düzeyi artar, kalkınma hızlanır. AK PARTİ hükûmetleri, 2002 yılından bu yana, güven veren bir adalet sisteminin tesisi için gerçekten önemli reformlara imza atmıştır. Şu on dört yılda, seksen yıldır uyguladığımız temel kanunların tamamı değişmiştir. Hukuk alanında sessiz bir devrim gerçekleştirmiştir AK PARTİ bunları gerçekleştirirken de Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tüm siyasi partilerin uzlaşmasıyla bu temel kanunlar geçmiştir; Ceza Kanunu’muz uzlaşmayla geçmiştir, Ceza Usul Kanunu’muz uzlaşmayla geçmiştir, Türk Ticaret Kanunu’muz uzlaşmayla geçmiştir, Borçlar Kanunu’muz uzlaşmayla geçmiştir, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’muz uzlaşmayla geçmiştir. Ceza İnfaz Kanunu’muz yine bu Meclisin partilerinin uzlaşmasıyla geçmiştir. Tüm temel kanunlarımız yenilenmiştir. Bu mevzuat yenilenmesi uygulamaya bu derece yansımış mıdır? Bunu tabii söyleyemiyoruz çünkü yargı mensuplarının da bu mevzuata uygun bir şekilde karar vermesi gerekiyor, bu anlamda da çabalar devam ediyor.

İşte, geçen hafta, bayramdan önceki görüşmelerimizde Meclisimizin gündeminde yine bir yargı paketi vardı. Neydi bu yargı paketi? Yüksek yargının ağır iş yükünden kurtulması ve bir içtihat mahkemesi hâline gelmesiyle ilgili çalışmalarımızdı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, atma Yılmaz din kardeşiyiz ya, atma Yılmaz din kardeşiyiz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Burada da yine belki on gün bunu geçirmek için uğraştık. Hâlbuki amaç belliydi. Amaç neydi? Amaç, Yargıtay ve Danıştaydaki ağır iş yükü artık… İstinaf mahkemelerinin önümüzdeki 20 Temmuzdan itibaren devreye girecek olması nedeniyle artık dosyaların yüzde 80’inin istinaf kanun yolunda kesinleşecek olmasından dolayı Yargıtay ve Danıştay daire sayılarının azaltılması. Buna da itiraz edildi. Evet, muhalefet itiraz edebilir, eleştirebilir ama gerekçemiz haklı bir gerekçe. Şu denildi: “Niye artırdınız geçmişte?” Evet, geçmişte artırdık, niye artırdık? Yargının ağır iş yükü vardı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi hafifledi mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …istinafı devreye geçiremedik bazı sebeplerle ama şimdi istinaf devreye girdi ve azaltma gerekçemiz bu. Yargıtay ve Danıştayı içtihat mahkemesi hâline getirmek zorundayız. Aksi takdirde, ağır iş yükü nedeniyle vatandaşlarımızın haklarına kavuşabilmelerinin ve davalarının sonuçlanmasının uzun yıllar sürmesi yargıya olan güveni zedeliyor. Bunu da ortadan kaldırmak için çok önemli bir çalışmayı bayramdan önce sizlerle beraber gerçekleştirmiş olduk ve ülkemiz yargı sistemiyle ilgili de önemli bir sorunu Meclis olarak gündeme aldık ve gidermenin yoluna baktık.

Yine, önümüzde duran en önemli problem Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısıyla ilgilidir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik ve çoğulcu bir yapıda oluşmasıyla ilgili olarak, evet, burada bir Anayasa değişikliği yaptık ve 2010 Anayasa değişikliği Meclisimizin, milletimizin onayından geçti. Ancak, milletimizin onayına sunulmadan önce Anayasa Mahkemesi bir iptal kararı verdi ve bizim amaçladığımız çoğunlukçu yapı yerine çoğulcu bir yapıyı getiren bir sistemi getirdi. Liste usulüyle seçimler yapıldı ve bu liste usulüyle ilgili yapılan seçimler de maalesef, yargıda, ilk derece mahkemelerinde birtakım gruplaşmalara neden oldu ve hukuk dışı bir yapılanmanın temayüz ettiğini görmüş olduk.

Bununla ilgili, siyasi partilerimizden sözcüler zaman zaman bu HSYK yapısının yeniden düzenlenmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bu anlamda devreye sokulmasıyla ilgili görüşler serdediyor. Burada gerçekten sadece bir yargı krizi değil, önümüzde bir devlet krizi söz konusu. Bu devlet krizini çözebilmek için de -sadece iktidar partisinin değil, muhalefet partilerinin de- HSYK’nın yapısının yeniden düzenlenmesi ve seçim usulüyle ilgili olarak burada Anayasa değişikliği konusunda bir çalışmanın yapılmasını önümüzde duran en önemli sorun olarak görüyoruz.

Bilirkişilik müessesesi önemli. Bununla ilgili tasarı Meclisimizin gündeminde, bir an önce bunu yasalaştırmamız gerekiyor. Hâkim ve savcı sayısı Avrupa standardının üzerine inşallah çıkacak, bununla ilgili çalışmalar gerçekleştiriliyor. Hukuk sistemimizin sorunlarını biliyoruz siyasetçiler olarak. Araştırmadan ziyade biz burada icraat yapalım, kanuni düzenlemeleri bir an önce hayata geçirelim diyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bartın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Tunç konuşması esnasında bizim bu grup önerimizi de kastederek kendilerinin yaptığı vesayetle mücadelede gereken desteği alamadıklarını ifade etti. Bu, bize de yapılmış bir haksız isnattır. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

İki dakika…

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

12 Eylül, 28 Şubat, e-muhtıra ve diğer birtakım vesayetçi yaklaşımları sembolize eden davranışların dışında, bütün vesayetçi yaklaşımlara karşı net duruş sergileyen bir partidir Milliyetçi Hareket Partisi. Fakat, tutarlı olmak gerekir, dünün vesayetine karşı çıkıp “Vesayetle mücadele ediyorum.” diyerek kendine göre yeni vesayetler oluşturmakta ayrı bir tutarsızlıktır ve ilkesizlik söz konusudur. Yani eskiden askerlerin brifingine yüksek yargı üyelerinin gitmesini yıllarca eleştirirken şimdi beraber çay toplamaya gitmeyi de doğrusu nasıl değerlendirirsiniz, merak konusu. Şimdi, beraber çay toplamanın ötesinde gece üçte bazı yüksek yargı mensuplarının saraya gittiği iddiası var. Herhangi bir yalanlama da şu saate kadar gelmediğine göre bu konuda bir açıklama beklemek hakkımızdır.

Hukuka ve yargıya kimin nasıl baktığı bugün saat 14.00’te Ankara Adliyesinde de berrak bir şekilde, net bir şekilde ortaya çıkmıştır değerli arkadaşlar. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, bu yargı dosyaları ve dokunulmazlıkların kalkması üzerine ilk ifadesini vermeye giden siyasi lider ve siyasetçi olmuştur. Bizler de -benim de var bir dosyam- alnımız ak, başımız dik şekilde gideceğiz. Yargıya güvenin yerle yeksan olduğu bir ortamda, demokrasiyi, yargıyı güçlendirmenin ve bununla mücadele etmenin bir yöntemi olarak da değerlendirmek istiyoruz.

Sayın Başbakan, Genel Başkanımızı tebrik ediyor veya teşekkür ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Sayın Başbakan, Genel Başkanımızı tebrik ve teşekkür etme mevkisinde değildir. Siz de bu havuz ve birtakım yolsuzluklar nedeniyle sizler de yargıya gidin, biz de sizi tebrik etmek istiyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bravo; doğru.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, aynı gerekçeyle ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun, size de iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargının sorunlarını konuşuyoruz, yargı bağımsızlığı önemli bir başlık olarak karşımızda. Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli sözcüsü çıktı, bugün yapmaya çalıştıklarını ve geçen sefer yaptıklarını aynı bağlam içinde ilişkilendirerek mantıksal bir yere oturtmaya çalıştı ama imkânsız, bunu yapamazsınız çünkü 12 Eylül 2010 referandumunda biz 23 maddeyi “Ya, bunun 20 tanesi hepimizin kabul edeceği maddeler, bunu getirin, Meclisten geçirelim ama bu sıkıntılı 3 maddeyi halka soralım.” dediğimizde siz bunu kabul etmediniz. Biz dedik ki: “Bu bir şeker, zehrin etrafına doluyorsunuz, vatandaşa bunu yutturacaksınız.” Neydi o madde? İşte, bugün değiştirmeye çalıştığınız yüksek yargı sistemini, HSYK’yı, Yargıtayı, Danıştayı yeniden düzenliyordunuz. Referandum yoluyla bunu yapmaya çalıştığınızda, biz “Bu zehri vatandaşa yutturmayın.” dedik. Dün bir başka sözcünüz çıktı “Diğer 20 maddeye niye ‘hayır’ dediniz?” dedi. Siz o maddeye nasıl “evet” dediniz? O gün güya bir vesayete son verecektiniz. Ne yaptınız? Bir cemaate teslim oldunuz, bir cemaat sizi ele geçirdi. Siz vatandaşa zehri yuttururken esas zokayı cemaat size yutturdu. Daha hâlâ debelenip duruyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi size söyleyelim: Bu yaptığınız düzenleme de o günkü düzenleme gibi hukukun üstünlüğüne inanmak yerine, üstünlerin hukukunu yerleştirmeye çalışan bir düzenlemedir. “Ben iktidardayım, 300 küsur milletvekili elimin altında. Oylar verilir, benim istediğim hâkimler, savcılar göreve gelir.” Bu mantıkla giderseniz askere, yine alamayacaksınız tezkere! Bunu aklınıza sokun. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Sen kendine bak ya. Tezkere almıyoruz ki biz, sürekli uzatıyoruz, millete gidiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan...

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, 60’a göre bir dakika yerimden söz istiyorum izninizle.

BAŞKAN – Sayın Parsak, biliyorsunuz bu uygulamayı kaldırdık yani gündeme geçtikten sonra 60’a göre...

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sataşma olmadığı için 69’a göre istemiyorum ama AKP’li hatibin söylediklerine ilişkin bir dakika 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Önerge sahibi olarak size bir sefere mahsus olmak üzere söz vereceğim.

Daha sonra sizi dinleyeceğim Sayın Bartın. Sayın Parsak bir dakika konuşsun, sonra size söz vereceğim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bartın konuşmalarında doğrudan doğruya ismimi zikretmediği için sataşma kapsamında değil ama söyledikleri doğru olmadığı için, özellikle önemli olan birkaçını düzeltmek için bu sözü aldım.

Hukuk eğitimindeki sorunlarla ilgili “65’inci Hükûmet Programı’nda var.” dedi. 58’inci Hükûmetten bu yana tüm hükûmetler AKP iktidarının, keşke on dört yıldır bu sorun çözülseydi.

Maksadı yargılama olmayan davalara örnek olarak Ergenekon’u gösterdi. “Ergenekon’un savcısıyım.” diyenlerle bir arada yürüdüler şimdiye kadar, onu hatırlatmak istedim. Ayrıca, o davanın asıl savcısına zırhlı makam arabasını, Mercedes’i verenler de kendi liderleriydi o çerçevede.

“Danıştay Kanunu’nu çıkarmamızın sebebi yargının iş yükünü düzenlemek.” dedi. Hayır, öyle değildi, AKP tarafından paralel hâle getirilmiş devletin düzeltilmeye çalışılmasıydı; bunu da ifade etmek isterim.

“Devlet krizidir.” dedi. Bu kavram bize aittir, doğrudur ama devlet krizinin de en önemli sebebi AKP’ydi. Ancak, şimdiye kadar “Biz bu krize yol açtık. Ey milletim, özür diliyoruz, pişmanız, düzeltmek için de şunu yapacağız.” diye hiçbir AKP milletvekilinden bir söz duymadım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Parsak.

Sayın Tunç, ben demin size “Sayın Bartın” dedim sanırım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Fark etmez, memleketimiz kazansın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tunç, iki dakika da size söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, “Bartın” demenizde hiçbir mahzur yok, yeter ki memleketimiz kazansın. Bartın gerçekten ülkemizin en güzel köşelerinden bir yer. “Çeşmicihan” dediğimiz Amasra ilçemiz Bartın’ımızda yer alıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tüm milletvekillerimizi Bartın’a, Amasra’ya, memleketimize davet ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, HSYK’yla ilgili olarak Sayın Özel eleştirilerde bulundu, “Bu duruma siz getirdiniz Anayasa değişikliğiyle.” dedi. Tabii, o dönemi hatırlayacak olursak, Anayasa değişikliği yapmamızın gerekçesi neydi? HSYK’nın özellikle başkanı, her sabah binaya girerken siyasi açıklamalar yapan bir başkanı vardı ve sürekli, HSYK, bir vesayet sistemi içerisinde yargıya hükmeder bir hâldeydi.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Tunç, iki yanlış bir doğru yapmıyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu yapıyı değiştirmek için biz yola çıktık ve Meclisten geçirdiğimiz Anayasa değişikliği çoğulcu bir yapıyı oluşturmaktı, demokratik bir yapıyı oluşturmaktı. Onun için ilk derece mahkemelerine seçim yetkisi getirdik. Yargıtaydan, yüksek yargıdan ve ilk derece mahkemelerinden temsil orada olsun dedik, bu amaçla Anayasa değişikliğini yaptık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne oldu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ancak bu amaç nasıl değişti, bu amacı kim değiştirdi, bunu da hatırlamakta fayda vardır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Paralel yapı.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Halk Partisi başvuru yaptı ve Anayasa Mahkemesi o başvuru neticesinde, CHP’nin başvurusu neticesinde seçim usulüyle ilgili olarak bizim Meclisimizin amaçladığı sistemi değiştirdi ve liste usulünü getirdi.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Anayasa Mahkemesini kaldıralım(!)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Esas suçlu biziz(!)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Liste usulünün gelmesiyle siz aslında CHP olarak HSYK’nın bugünkü yapısının oluşmasına fırsat vermiş oldunuz, bunu da zaten milletimiz biliyor.

Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tunç.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aslında kürsüden cevaba muhtaç bir şey ama artık öyle bir hâle geldi ki neredeyse gökten meteor düşse İsmet Paşa’yı suçlu gören AKP iktidarı, şimdi, 2010’da bizim karşı çıktığımız, Mecliste doğrusunu söylediğimiz, bunu Anayasa Mahkemesi bozar dediğimiz bir düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı olduğunu bile bile getirip daha sonra da iptal olan kısmından sonraki durumdan bizi sorumlu tutuyor. Bunu yüce Meclisin takdirine sunuyoruz ama şunu bilsinler ki o günlerde biz bir paralel yapıdan bahsederken Sayın Bartın Milletvekili ve arkadaşları da Pensilvanya’ya selam durup gidip orada el etek öperek yükselmeye çalışıyorlardı. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, tutanaklara geçti Sayın Özel, teşekkür ediyoruz.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türk hukuk sisteminin sorunlarının tespiti ve sorunların çözümüne yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla 13/7/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi mi var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim.

BAŞKAN – Peki.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Bayraktutan, Sayın Aydın, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Uslupehlivan, Sayın Tuncer, Sayın Yiğit, Sayın Gürer, Sayın Çamak, Sayın Kayan, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Sarıhan, Sayın Aldan, Sayın Balbay, Sayın Akaydın, Sayın Özdemir, Sayın Usluer, Sayın Özdiş, Sayın Özcan, Sayın Ekici.

Şimdi, yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türk hukuk sisteminin sorunlarının tespiti ve sorunların çözümüne yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla 13/7/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.18

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, askerî operasyonlar ve Lice’deki yangınların sebeplerinin araştırılması amacıyla 29/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/7/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 13/7/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                            İdris Baluken

                                                                                              Diyarbakır

                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

29 Haziran 2016 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken ve Çağlar Demirel tarafından (2388 sıra numaralı) askerî operasyonlar ve Lice'deki yangınların sebeplerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 13/7/2016 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Vermiş olduğumuz araştırma önergesi, 23 Haziran ile 3 Temmuz tarihleri arasında Diyarbakır il sınırlarında bulunan Lice, Hazro, Kocaköy, Hani, Silvan ve yine, Bingöl il sınırlarında bulunan Genç’e bağlı 39 köy ve onlarca mezrayı kapsayan sokağa çıkma yasakları döneminde ortaya çıkan, “insanlığa karşı suç” olarak nitelendirebileceğimiz birtakım tabloların Meclis tarafından araştırılmasını içeriyor.

Gerekçeye baktığımızda, başlatılan askerî operasyonlar sonucunda ortaya çıkan orman yangınları, sivil alanların insansızlaştırılması, bombalanması, operasyonu yürüten askerî birliklerin görev ve ihmallerinin sorgulanması, kusurlarının tespit edilmesi ve bundan sonraki süreçlerde alınabilecek olan tedbirlerle ilgili bu Meclisin müdahil olmasını istediğimiz bir önergeden bahsediyoruz.

Tabii, biliyorsunuz, daha önce benzer önergeleri de Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, Şırnak, Yüksekova için de buraya getirmiştik ve o dönem de iktidar partisinin çoğunluk oylarıyla o önergeler reddedilmişti. Peki, niye reddediliyor? İktidar partisi kürsüye çıkıp bu yaşanan süreçlerle ilgili birtakım iddialarda bulunuyor, oradaki yıkımı, insanlığa karşı işlenen suçları kendisinin yapmadığını söylüyor ama ısrarla da Meclisin o bölgelere gidip bu konuyu araştırmak üzere bir komisyon kurmasını da engellemeye çalışıyor. Bir kere bu sorunun kendisi bile kendi içerisinde bir cevap barındırıyor. Ancak, ben, Lice’deki hadiselere geçmeden önce şunu ifade edeyim: Bu yapmaya çalıştığınız engellemelerle eğer Türkiye kamuoyundan, dünya kamuoyundan orada yaşanan gerçeklikleri saklamayı amaçlıyorsanız, böyle bir amaca ulaşacağınızı sanıyorsanız ciddi yanılıyorsunuz. Ya dünya gündemini takip etmiyorsunuz, Türkiye gündemini takip etmiyorsunuz ya da bile bile bu yanlışlarda ısrar ediyorsunuz.

Bugüne kadar Meclisin gidip incelemediği Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, Şırnak, Yüksekova süreciyle ilgili, bakın, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin raporları açıklandı. Cizre’de sivil katliamlarının yapıldığı Birleşmiş Milletlerin raporuna girdi. Orada yerinde gözlem yapmak için heyet göndermek istediklerini en üst düzeyde Hükûmete ilettiler. Nusaybin’de ordu güçlerinin ağır silahlarla sivil yerleşim alanlarını tahrip ettiğini Birleşmiş Milletlerde yine ilgili kurumlar rapora döktüler. Daha iki gün önce, İnsan Hakları İzleme Komitesi yine bölgede yaşananlarla ilgili bir rapor hazırladı ve bu raporla ilgili olarak da Türk Hükûmetinin, Türkiye Hükûmetinin hâlâ Birleşmiş Milletler heyetine izin vermemesini manidar bulduğunu ve orada insanlığa karşı işlenmiş olan suçların üstünün örtülmeye çalışıldığını açık bir şekilde ifade etti. Yani, demem odur ki: Burada engelleyerek, Meclisin oraya gitmesini önleyerek siz orada ortaya çıkan bu suçların üstünü örtemezsiniz. O nedenle, burada, getirmiş olduğumuz bu önergeye destek vermeniz, en azından önceki süreçlerde yaşamış olduğumuz o bütün hukuksuzlukları ortaya çıkarma açısından da son derece önemlidir.

Şimdi, neden korktuğunuzu da bir iki cümleyle ifade edeyim. Çünkü, bunu siz bilinçli bir politika olarak bölgede yürüttünüz. Çökertme planı tartışmalarını bütçe görüşmeleri sırasında çokça ifade ettik. Ta 2014 yılında yani müzakere masası henüz devrilmemişken, henüz müzakere süreci devam ediyorken on binlerce Kürt’ün ölmesini, yaralanmasını, on binlercesinin tutuklanmasını, yüz binlerce insanın yaşadığı yerleşim alanlarından göç etmesini öngören bir çökertme planını hayata geçirmeye çalıştınız. Bilinçli politika olduğu için de bugün sonuçlarıyla yüzleşmekten korkuyorsunuz, çekiniyorsunuz. Bakın, Sur, Cizre, Silopi’deki süreçler bu çökertme planının kent ayağıydı. O kentleri tamamen insansızlaştırma, orada ortaya çıkan yıkım ve talan tablosuyla birlikte oradaki halkın iradesini tamamen kırmayı amaçlayan âciz bir politikaydı. Şimdi, Lice’deki süreçle birlikte, daha önce kent merkezlerinde uygulanan bu çökertme planının köy ayağı, kırsal yaşam ayağı devreye konulmaya çalışılıyor. Ne oldu Lice’de on gün boyunca? Bunu tartışmak lazım. Sivil yerleşim alanlarının insansızlaştırılmasını hedefleyen bombalamalar yapıldı, orada yangınlar çıktı. Yangınlara -devletin bütün kurumları bilinçlendirilmesine, bilgilendirilmesine rağmen- müdahale edilmedi. Oradaki halkın yangın söndürme çalışmalarına izin verilmedi. Köylüler kent alanlarında, kent merkezlerinde dışarıya çıkarılarak işkenceden geçirildi. Sivil insanlar katledilerek, işkenceyle katledilerek PKK’li diye kamuoyuna sunuldu. Bütün bu tabloların kendisi, Lice operasyonunda aslında gerçekten açığa çıkmasından korktuğunuz bazı süreçlerin işlendiğini açıkça ortaya koyuyor.

Bakın, Lice bu uygulamalara yabancı bir yer değil, zamanımız dar olduğu için ben 1925 yılından beri, Şeyh Sait kıyamından bugüne kadar Lice’de yaşananları burada anlatamayacağım ancak 1990’lı yıllarda Lice’de nelerin yaşandığını özelikle iktidar partisi sıralarında oturan birçok milletvekili biliyor. Orada, birtakım senaryolarla Lice’deki kent merkezinin yakılıp yıkıldığını, birkaç gün içerisinde 30 insanın katledildiğini, 60’tan fazla insanın yaralandığını, Lice nüfusunun yarısının Lice’den çıkarıldığını sizin sıralarınızda oturan birçok milletvekili hem defalarca bu kürsüden ifade etti hem de kamuoyuna yapmış olduğu açıklamalarda belirtti.

O dönem, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın nasıl katledildiğini, yine artık mahkeme iddialarından biliyoruz. Hatırlarsanız, Bahtiyar Aydın’ın PKK tarafından katledildiği iddiası üzerinden Lice yakılıp yıkılmıştı ama bugün, Diyarbakır savcılığının yürütmüş olduğu mahkeme soruşturma, iddianamesinde bile on bir saat boyunca Lice’de süren bu yakma, yıkma, talan, katletme sürecinde hiçbir PKK’linin ölü ya da sağ yakalanmadığı, hiçbir PKK’linin görülmediği gerçekliğinden de yola çıkılarak orada böyle bir saldırının gerçekleşmediği bilgisi tarih kayıtlarına geçti. Bahtiyar Aydın’ın kimler tarafından katledildiği, yine o mahkeme iddianamesi okunursa iyi anlaşılır.

Aynı süreçte, kent merkezi yakılırken Lice’nin bütün köyleri boşaltıldı, faili meçhul cinayetler işlendi, tıpkı bugünkü gibi ormanlar yakıldı, meralar boşaltıldı. Bütün bu uygulamalarla sonuç almaya çalışanlar tarih önünde bu yaptıklarının hesabını veremeyecek ağır bir siyasi hezimeti yaşadılar. İşte bugün, AKP Hükûmeti, bırakın 1990’lı yılları tekrar etmeyi 1990’lı yılları katbekat aşan hukuksuzluklara ve insanlığa karşı suç pratiklerine Lice’de imza attı. Aslında sadece Lice değil, bütün bölgede şu anda Hükûmet tamamen inisiyatifini yitirmiş durumdadır. Açık ve net konuşalım. O dönemin, 1990’lı yılların bölgede görev yapan Ergenekon, kontrgerilla, gladyo çetelerinin tamamı bu dönemde büyük bir iradeyle, büyük bir inisiyatifle bölgeye gönderilmiş ve insanlığa karşı işlenen bütün suç pratiklerine karşı, Başbakan Davutoğlu’nun devreye girmesine rağmen, bugüne kadar hiçbir sonuç alamamıştır yani tamamen inisiyatifi yitirmiş, Ergenekon’a teslim olmuş bir iktidar pratiğiyle karşı karşıyayız. Mevcut pozisyonunuz şudur: Orada insanlığa karşı suçlar işleniyor, siz de bunları yalanlar üzerinden Türkiye kamuoyuna meşrulaştırarak sunmaya çalışıyorsunuz.

Bakın, Lice’de özellikle bu on günlük süre içerisinde kan donduran bazı şeyler oldu. Bunları her birinizin araştırmasını özellikle rica ediyorum. 34 köylü köy meydanında yakılmak istendi, bu bahsetmiş olduğumuz güçler tarafından benzin bidonları temin edilerek ve yakma tehditleri aleni bir şekilde halkın gözü önünde ortaya konularak yakılmak istendi. Ve bunları engelleyen de bakın, yine orada görev yapan bir subay oldu. Yani, burada genelleştirerek bir suç pratiği filan ortaya koyuyor değiliz ancak suç işleyen, orada insanlığa karşı hukuksuz işlemler yürütenler varsa mutlaka tarih önünde, adalet önünde ortaya çıkarılması için Meclisin müdahil olması gerektiğini ifade ediyoruz.

Tabii, anlatacak çok şey var ancak ben hani geldiğiniz aşamayı göstermesi açısından şunu ifade edeyim: Veli Küçük’ün protokolde, Musa Çitil’in terfilikte, Doğu Perinçek’in de Hükûmet sözcüsü olarak kürsüde, mikrofonlar karşısında olduğu bir tabloyla karşı karşıyasınız. Bütün dünya bu yapmış olduğunuz pratikleri ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …işlediğiniz suçları biliyor. O nedenle gelin, bu vermiş olduğumuz önergeye destek verin, hep birlikte gidip orada bu olayların tamamını araştıralım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere birinci konuşmacı, Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Galip Ensarioğlu.

Buyurun Sayın Ensarioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, HDP’nin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Lice’de, herkesin bildiği gibi, 22 Haziranda başlayan 3 Temmuzda sona eren bir operasyon yapıldı ve bu operasyon sonunda da Diyarbakır Valiliği basını bilgilendirerek orada olup biteni anlattı. Şimdi, Lice’de operasyon sonunda 67 milyon 605 bin kök Hint keneviri ele geçirilmiş, 15.414 kilogram kubar, 4.921 kilogram da toz esrar ele geçirilmiş. Yapılan aramalarda 44 silah ele geçirilmiş çeşitli çap ve ebatlarda; patlayıcı yapımında kullanılan 20 ton amonyum nitrat, 64 el yapımı bomba; yine, bu bombalama eylemlerinde kullanılmak üzere çalıntı 22 adet araç ele geçirilmiş ve bu çatışmalarda da 5 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 6 örgüt mensubu öldürülmüş, 8’i de yakalanmış.

Şimdi, bu operasyon gerekli miydi, gereksiz miydi? Bu operasyonda neler oldu? Aslında sonuçlarını konuşuyoruz. Sonuç itibarıyla, son dönemlerde özellikle Dürümlü köyünde meydana gelen o patlama neticesinde 16 sivil vatandaşın hunharca öldürülmesi herkesin hafızalarında. Ardından, Diyarbakır’da patlatılan çeşitli bombalı araçlarla hem güvenlik güçlerinin hem sivil vatandaşların yaşamını yitirdiğini biliyoruz ve bütün bu istihbari bilgilere göre de bütün bu bombaların hazırlanmasının bu operasyon bölgesinde olduğu bu yakalanan araçlar ve bombalarla da teyit edildi. Ve orada yakalanan bunca esrardan dolayı da devlet açısından bu operasyonun gerekliliği sorgulanır mı? Bunlar sorgulanmaz.

Ortadaki bir yıldır süren şiddet ve bunun sebepleri sıkça burada konuşuldu, ama bugün verilen önerge şu aslında: Evet, orada operasyon yapıldı, ama o operasyonlarda köylüler yakılmak istendi, Lice'de ormanlar yakıldı, köyler boşaltılmaya çalışıldı, bir tehcir ve insansızlaştırma politikası var iddiası ve sivil insanlara, köylülere işkence yapıldığı, bunun da 1990’lı yıllardaki uygulamaları kat ve kat aşan bir durum olduğu ifade ediliyor. Aslında, bugün burada konuşmamız gereken bunlar. Yani, devlet nerede gerekli görürse operasyon yapar, ama bu operasyonları hukuk içinde yapmak zorundadır, bu operasyonları yasal güçleriyle yapmak zorundadır.

Şimdi, Diyarbakır’da Lice operasyonuyla başlayan çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Sosyal medyaya baktığınız zaman, işte, aslında, polis, asker orada iyi davranıyor da -az önce hatibin de dediği gibi, “Köylülerin yakılmasını bir asker engelledi.” dedi, ama- orada polis ve askerin kontrol edemediği, sakallı, hatta Arapça konuşan, Türkçe bilmeyen, saraya bağlı olan birtakım timler var, ölüm timleri var. Yani sosyal medyada sıkça konuşulan bunlar. Ve 1990’lı yıllardaki gibi, bilinçli olarak köyler yakılıyor, ormanlar yakılıyor.

Evet, bu operasyonlar sırasında, operasyonların devam ettiği yerde, ben, hem insan hakları dernekleriyle, MAZLUMDER’le, bölgeye gidenlerle, bölge halkıyla bayram boyunca da bölgeden gelen bütün insanlarla görüştüm, herkesle tek tek görüştüm, gerçekten bu iddialar nelerdir? Çünkü, bu sadece HDP’nin veyahut da CHP’nin meselesi değil, hepimizin meselesidir. Yani, eğer ortada bir hukuksuzluk varsa, bir yıldır devam eden bu şiddet olaylarından bugüne kadar, gerek Cizre’de gerek Şırnak’ta gerek Diyarbakır’da ve çeşitli yerlerde hukuk dışı davranan bütün güvenlik güçlerine gereken yasal işlem yapılmıştır. Böyle, bunun, devlet politikası olarak, Hükûmetinizin hoş gördüğü bir şey olarak anlatılması doğru değil. Bunların…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Vekilim, araştıralım, kuralım bir komisyon, araştıralım.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Mesele şudur… Komisyon kurulur, aslında bütün bunlar oturulur, konuşulur. Gerçekten Sur’u kim yıktı, gerçekten Cizre’yi kim yıktı…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Doğru.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Araştıralım.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – …şiddeti sivil alana kim taşıdı, kim bunlara sebep oldu, bunları otururuz, hep beraber belki konuşuruz ama bugün burada yapıla veyahut da…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Araştıralım. Ya, bunda ne var, hep beraber anlaşalım…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Her gün bütün partiler, muhalefet buradan soru önergesi ve çeşitli şeylerde bulunuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Soru önergesi bu değil.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Eğer biz bunların hepsini kabul edersek Meclisin hiçbir iş yapmaması lazım. Ama, samimi olarak bu mesele hepimizin meselesidir, insanlık meselesidir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Soru önergesi değil, araştırma ya.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Hükûmetimiz… Yani, ben kendim de Diyarbakır’da bu Lice operasyonları sürecinde arama ve yol kontrollerinde veyahut da köydeki aramalarda birtakım güvenlik güçlerinin vatandaşa hoş davranmadığı gibi birkaç söylem üzerine bütün yetkilileri aradım. Böyle bir şeyin asla kabul edilemez olduğunu, hiç kimsenin hukuk dışına çıkmaması gerektiğini söyledim. Ama, kalkıp da 1990’lı yılları aratan ve hatta aşan bir şey şeklinde bunlar sunulursa bunun amacı üzüm yemek değil, bunun amacı bağcıyı dövmek olur.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Daha fazlası var, daha fazlası var ya!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – 1990’lı yıllarda 3.500 köy boşaltıldı, yakıldı. 1990’lı yıllarda doğu ve güneydoğuda tek bir yeşil ağaç bırakılmadı ve Lice Bahtiyar Aydın olayını örnek verdi sayın hatip. Evet, Bahtiyar Aydın olayının şüpheli olduğu ve soruşturma gerektirdiği… Yine bizim iktidarımız döneminde, son gününde davası açılarak bugün de Bahtiyar Aydın davası devam etmektedir. On yıllarca, Bahtiyar Aydın’ın nasıl öldürüldüğünün hesabını kimse sormazken bugün biz sorduk ve bugün bir devlet yetkilisi de ondan dolayı yargılanıyor. O dönemde alay komutanı olan eleman da bunun sorumlusu olarak bugün yargılanıyor. Bahtiyar Aydın döneminde, o gerekçe gösterilerek Lice yakılıp yıkılmış, 30’un üzerinde insan öldürülmüştür ve o gün devletin içinde var olan derin güçleri, çeteleşmeleri ortadan kaldıran AK PARTİ’nin bizatihi kendisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kalkıp da AK PARTİ’yi bugün bu tür suçlamalarla suçlamak vicdana sığmaz. 1990’lı yılların izlerini süren, o günkü faili meçhullerin hesabını soran, Bahtiyar Aydın’ın da yargılanmasının önünü açan, Diyarbakır Cezaevindeki vahşetin hesabını…

LEZGİN BOTAN (Van) - Cemal Temizöz’ü de serbest bırakan AK PARTİ’dir.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Cemal Temizöz’ün yakalanması yine AK PARTİ dönemindedir. Cemal Temizöz’ün davasını açan AK PARTİ’dir, döneminde açılmıştır.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ama, serbest bırakan da AK PARTİ’dir yani.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Cemal Temizöz davasında siciliniz bozuktur. Cemal Temizöz davası Diyarbakır’da beş yıl boyunca görüldüğü zaman, her türlü davada gidip adliye önünde duyarlılık gösterirken Cemal Temizöz davasını dört yıl görmezden geldiniz. Cemal Temizöz davasını açan da bizleriz, takip eden de bizleriz, hesabını soran da bizleriz.

LEZGİN BOTAN (Van) - Kapatan da sizlersiniz yani bunu da kabul edin.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bu bahsettiğiniz Doğu Perinçek’ten Veli Küçük’e, Yalçın Küçük’e kadar, bunlar kimin döneminde yakalanıp hesap soruldu?

LEZGİN BOTAN (Van) - Şimdi protokollere alınıyorlar.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bizim dönemde. Ama kalkıp da Doğu Perinçek’i, Veli Küçük’ü bizden sorarsanız, Doğu Perinçek’in, Yalçın Küçük’ün, Mihri Belli’nin yıllarca hangi televizyonda her gün mülakat verdiğini, gidip Bekaa’da kimi denetlediğini, kiminle sohbet ettiğini de buradan size sorarlar.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ama, şu an kimin sözcülüğünü yaptığı belli.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Biz Yalçın Küçük’ten hesap soranız. Yalçın Küçük’le muhabbeti olanları veyahut da Doğu Perinçek’le muhabbeti olanları herkes çok iyi biliyor. O yüzden, burada bir şey söylerken gerçekten samimi, bir ihlal varsa, şüpheli bir durum varsa bunları paylaşalım, bunun hesabını soralım, üzerine de gidelim, bundan hiç gocunmayız ama bulabildiğimiz her fırsatta, her türlü bilgi kirliliği, her türlü yalan ve iftira üzerinden iktidarı ve devleti karalama girişimi ise o zaman biz de burada, bu Parlamentoda, gücümüz yeterse, buna müsaade etmeyiz, mesele budur yoksa herhangi bir insan hakları ihlalini bizim kabul etmememiz, üzerine gitmememiz, sorgulamamamız diye bir şey söz konusu olamaz. Hatta, ilk defa AK PARTİ Hükûmeti döneminde devlet mensuplarına devlet hesap sormuştur. AK PARTİ hükûmetlerine kadar tek bir askerî yetkiliye hesap sorulamamıştır ama bugün yüzlercesi gidip hesap vermiştir, hapis yatmıştır, ceza almıştır. Bu MİT mensubu da olsa, Emniyet mensubu da olsa, askerî yetkili de olsa hepsi hesabını bu Hükûmet döneminde verebilmiştir ve bu süreçte de onlarca Emniyet mensubu görevden el çektirilmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – …görevden uzaklaştırılmış ve çoğunun da şu anda mahkemesi devam etmektedir.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Suçsuz olduğu anlaşılmıştır.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ensarioğlu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – AKP Grubu adına konuşan sayın hatip hem kirli bilgilerle burada farklı bir algı yaratmaya çalıştığımızı söyledi hem de “1990’lı yılları katbekat aşan” tanımlamalarımızın haksız, yersiz, yanlış olduğunu söyleyerek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

Süreniz iki dakika.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Cevap verilecek o kadar çok husus var ki nereden başlayayım bilemiyorum doğrusu.

Şimdi, bu Ergenekon meselesine gelelim. Ergenekon davasını bir cadı avına çevirerek Fırat’ın doğusuna asla götürmeyen sizlersiniz. Orada işlenen tek bir suçu soruşturma konusu bile yapmayan sizlersiniz. Musa Çitil’i tahliye ettirip sonra terfi ettiren sizlersiniz. Vartinis davasından tutalım da o bölgede 1990’lı yıllarda ortaya çıkan birçok davayı düşüren, siyasi saiklerle hukuksal süreçleri yöneten sizlersiniz.

Şimdi sayın hatip diyor ki: “Biz hesap sorduk, hesap soracağız, yanlış yapan varsa hesap soracağız.” Yani, ben demin de söyledim, sizin kendi gündeminizden haberiniz yok herhâlde. Siz bütün bu suçların yargılanma ihtimaline karşı orada bu suçları işleyenlere dokunulmazlık getirdiniz, zırh getirdiniz. Milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırıp bu tablonun sahiplerine zırh yasası getirerek mi siz bu işlerin üstüne gideceksiniz?

Diğer taraftan, orada yürütülen operasyon öyle, bilmem, Hint keneviri, esrar işi falan değil. Biliyoruz, aylarca yandaş medya üzerinden “Orada küçük ‘Kandilcikler’ var, gideceğiz, dağıtacağız, geleceğiz.” dediniz. Sonra ortaya büyük bir siyasi fiyasko çıktı, toplumun rızasını ve iknasını sağlamak için birdenbire “Kandilcikler” meselesi bir kenara itildi, Hint keneviri ve esrar meselesine girildi. Ya, şimdi, sayın vekil de iyi bilir, Lice’de karakolların 100 metre ötesinde o tarlalar var. Orada askerî yetkililerin haberi olmadan kuş uçmayacağını söyleyen hep sizler oldunuz. Bu Hint keneviri nasıl ekilmiş, nasıl büyümüş, nasıl bu aşamaya gelmiş, sizler daha iyi bilirsiniz. Evet, Hint keneviri varsa tabii ki operasyon yapılsın ama bunun için 39 köye, 50’den fazla mezraya bombalama yapmanın ne anlamı var, insanlara hayatı zehir etmenin ne anlamı var? Bırakın onları, mezarlıkları tahrip etmenin, savaş uçaklarıyla bombalamanın ne anlamı var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolayısıyla, Hint keneviri esrar meselesi işin kılıfıdır, gerekçesidir. Orada, dediğim gibi, çökertme planının kırsal ayağı devreye konulmak istenmiştir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Sayın Ensarioğlu, buyurun.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Tabii, hatip, benim konuşmama cevap verirken “39 köy tahrip edilmiş, uçaklarla bombalanmış.” gibi yine kamuoyunu yanıltıcı bilgiler verdi. Müsaadeniz olursa buna cevap vermek isterim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ensarioğlu, size de iki dakika veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

8.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GALİP ERSARİOĞLU (Diyarbakır) – Değerli arkadaşlar, tabii ki olan biteni konuşalım ama ne olur, bu kürsüden -bütün Türkiye bizi dinliyor- olan biteni konuşurken vicdanlı konuşalım.

Şimdi, 39 köyü kapsayan sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve orada operasyon başlatılmış. Bunu, “39 köyü uçaklarla bombaladılar, tahrip ettiler.” gibi burada anlatırsanız kamuoyunu yanıltmış olursunuz. Operasyon bölgesi 2-3 köydedir ve diğer köylerin kırsalındadır. Tahrip edilen ev sayısı da zannedersem 2’dir yani tahrip olan ev sayısı ama bir ev dahi tahrip edilmişse bunun hesabını soralım kim tahrip etmişse ama orada tahrip olan ev sayısı 2’dir.

“Hiçbir soruşturma Fırat’ın doğusunda açılmadı.” “Hi煔 Yani, böyle kesin ve şey hükümler veriyorsunuz. Temizöz davası ve Diyarbakır Cezaevi davası. Diyarbakır’da devam eden onlarca dava bölgeyle ilgilidir. Veli Küçük davası Fırat’ın batısı falan değil, Veli Küçük beş yıl cezaevinde yattı veyahut da sadece Veli Küçük’le ilgili değil, faili meçhul cinayetlerin soruşturulması, Lice olayı, Bahtiyar Aydın olayı Fırat’ın batısı falan değil, Fırat’ın doğusuyla alakalıdır, bütün bu derin devletin kirli işleri Fırat’ın doğusunda dönmüştür, batıda da yapılmışsa Fırat’ın doğusuyla ilgili yapılmıştır. Onun için bütün bu davaların hesabı ilk defa AK PARTİ döneminde görülmüştür. Daha önceki hükûmetler döneminde bunların hiçbiri sorgulanmamıştır bile, bunların davası dahi açılmamıştır. Yine, Mutkili Ali olayı Fırat’ın batısı mıdır? Cezası onaylanmış, şu anda cezasını da çekiyor. Demek ki yapılan her şeyin hesabı bu Hükûmet döneminde sorulmuştur ve sorulmaya da devam edilecektir. Varsa bir eksiklik, varsa bir kusur bunları da konuşur, bunların da üzerine gideriz. Öyle gülmekle de olmaz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Siz DYP İl Başkanı değil miydiniz? Niye DYP zamanında yapılmadı?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ensarioğlu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip yine yanlış bilgiler verdiğimi ve vicdandan uzak değerlendirmeler yaptığımı ifade etti. Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Baluken, bir kez daha size söz veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya mahal verilmesin.

Süreniz iki dakika.

Buyurun.

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Değerli milletvekilleri, özellikle AKP sırasında oturan sayın milletvekilleri; bölgede yaşananlarla ilgili kimin doğru, kimin yalan bilgiler verdiğini, bize inanmıyorsanız kendi kurucu kadrolarınızın özellikle bugünlerde yapmış olduğu değerlendirmelere bakarak da çok rahat öğrenebilirsiniz.

Bakın, şu anda bölgede yürütülen bütün bu süreci tanımlayamıyorsunuz, hesabını vermekten korkuyorsunuz. Bunun için de psikolojik harp yöntemlerini kullanarak, algı operasyonları yürüterek yalan haberlerle oradaki süreci, bu çatışma, savaş sürecini sürdürmeye çalışıyorsunuz. Sayın Bülent Arınç bile isyan etti buna. Yani bugüne kadar resmî kayıtlarınızda “4 bin ya da 5 bin PKK’li var.” diye hep buradan konuşmalar yaptınız ama bugün çıkıp bu savaşı sürdürmenin, Türkiye kamuoyunda milliyetçi desteği almanın argümanı olarak “Biz -bilmem- 8 bin insanı öldürdük.” diyorsunuz yani şimdi kimin yalanlarla konuştuğu ortada. Bölgedeki gerçekliği doğru bir şekilde burada konuşmak zorundayız.

Bu mesele bu yöntemlerle çözülmüyor, denediniz çözülmüyor, daha önce de denemiştiniz. Roboski katliamından sonra aklınız başınıza gelmişti. Şimdi Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, en son Lice’ye kadar uzanan bu süreçler, bu meselenin bu yöntemlerle çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Acıları artırma, acıları derinleştirme, çözümsüzlüğü daha fazla bu halkın gündemine getirme dışında ortaya çıkan hiçbir sonuç yoktur. Birbirimizi kandırmanın bir anlamı yok. O yönüyle hani ben burada böyle “Laf yarıştıralım, polemik yapalım”dan çok, gelin, bu meseleyi aklıselim bir şekilde tekrar Türkiye'nin gündemine bir barış umudunu sokacak şekilde tartışalım diyorum. Bunun için de en önemli şey, Meclisin müdahil olmasıdır, incelemesidir, araştırmasıdır, Türkiye kamuoyuna biz mi yalan söylüyoruz, yoksa sizin yöneticileriniz mi yalan söylüyor, bunu açıklamasıdır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, askerî operasyonlar ve Lice’deki yangınların sebeplerinin araştırılması amacıyla 29/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz da rastlantı oldu ama HDP ve AKP milletvekilleri arasındaki yakın geçmişe ilişkin bu ilginç tartışmanın sonrasında ben de konuşmamı tümüyle değiştirdim. Bu tartışmanın devamında bu ülkeye yararlı olması için, Türkiye'nin geleceği için yaşadıklarımı ve gözlemlerimi kısıtlı zaman içinde paylaşmanın daha iyi olacağını düşündüm.

Sayın milletvekilleri, ben Ergenekon duruşmasında 3 bin saat hâkim karşısında kaldım, 3 bin saat ve bu 3 bin saat içinde, arşivler ortada, bütün görüntüler ortadaydı; bir tek sanığa, Veli Küçük dâhil, faili meçhul cinayet sorulmadı. Orada tanık PKK’nın ikinci adamıydı, sanık İlker Başbuğ’du ve en uzun süren tartışmaların başında da zaten o dönemde bu geliyordu. Bu davanın savcısı Öz şu anda yurt dışında kaçak, hâkimleri kaçak. O yüzden, Sayın Ensarioğlu’nun değerlendirmeleri… Tabii “Oğlan bizim, kız bizim.” demekle olmuyor. Gerçekten hâkimler, savcılar olsaydı… O davalar içinde ben o kürsüden de bağırdım, dedim ki: Bütün gerçekler ortaya çıksın, her şeyi burada konuşalım ama tanıklar artık dinlensin; ama hiçbiri kabul edilmedi sayın milletvekilleri. O yüzden, o davalar, faili meçhul cinayetlerin üzerine beton dökmüştür. (CHP sıralarından alkışlar) Beton dökmüştür arkadaşlar.

Zekeriya Öz bana Vatan Caddesi’nde ilk şu soruyu sordu: “Uğur Mumcu’yu öldüren örgüte üyesin, olmadığını ispat et.” Şimdi, ben, insan vücudunun, kimyasının bu kadar hızlı değişebildiğini bilmezdim. Bir an, köşesinde, köşesini doldurmak değil ama bayrağı yerde bırakmamak için yazdığınız o köşenin bir önceki sahibini öldüren örgüte üyesin... “Biz biliyoruz.” diyor, “Ama sen, olmadığını ispat et.” diyor. Baştan sona böyleydi arkadaşlar.

Zaten bugünlerde sürdürmekte olduğunuz operasyonlar, o dönemdeki yargılamaların hâkimleri, savcıları ve delil üreticileriydi. Bu delil üreticilerinin neler ürettiği dünkü Akşam gazetesinde vardı, Star gazetesinde vardı, bugün Hürriyet’te var. O yüzden, gerçekten o dönem açılan davalar, pek çok kişiyi sadece mahkemelerde, daha doğrusu hapislerde yıllarca yatırmadı Sayın Ensarioğlu. Burada iddiayla söylüyorum, benim için de pek çok sanık için de tutuklu kalmak ikinci sorundu. Birinci sorun, karşı karşıya kaldığımız yargılamaydı. Öyle bir ortamdaydı ki yargılama bütün sanıkların üzerinden mikrofon sarkıyordu. Bir sanık ötekine fısıltıyla bir şey söyledi, hakkında hakaretten dava açıldı ama ne yazık ki biraz önce sizlerin, AKP’nin, HDP’nin konuştuğu faili meçhul cinayetlerin hiçbiri oraya getirilmedi.

O davayı isterseniz inceleyin, rakam vereyim, A4’e kâğıda basarsanız 120 milyon sayfa. Ne arayıp ne bulabilirsiniz 120 milyon sayfadan? Maalesef, çok acı bir dönemdi, hukuki sonuçları, toplumsal sonuçları çok acı bir dönemdi. O yüzden, yakın gelecekte ne olursa olsun ben bu ülkeden umudunu kesmemiş bir insanım.

İlk gözaltına alındım, beş gün kaldım, çıktım. Bana “Bir fırsatını bul, git. Kesin seni tutuklayacaklar.” dediler ama ben bu ülkeyi terk edemezdim. Sekiz ay sonra da tutukladılar. Beş yıl o tutukluluğun ardından bütün o yargılama süreçlerinde, sayın milletvekillerim, herkes “Suçunuz ne?” diye sordu. Savcılar “Kendisi bilir.” dediler. Evet, işkence yoktu. Neden yoktu? Çünkü, savcılar diyor ki: “Bu suçu işlediysen delile gerek yok. Sen işlemediğini ispat etmeye çalış.” diyor. Bu mantık, sayın milletvekilleri -lütfen muhakeme edin, bakın, sizlerle yüz yüze konuşuyoruz, muhakeme edin- 12 Eylülden dahi kötü bir mantıktı, lütfen bunu böyle görün. 12 Eylülde çok işkence vardı. Neden? Çünkü, sanığa suçu kabul ettirmeye çalışıyorlardı. O da sonunda kabul ediyordu doksan günlük gözaltının ardından. Şimdi yok, şimdi “İşledin zaten bunu.” diyor. “Sen işlemediğini ispat et bize.” diyor. Hukukun binlerce yıl, yüzlerce yıldır getirdiği birikimin sonucu, iddia eden iddiasını kanıtlamak zorunda.

O yüzden, bu konuda da çok şey söylenebilir ama ben HDP’nin grup önerisiyle ilgili düşüncelerimi de ana hatlarıyla paylaşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, terörle mücadelede, Türkiye, 1984’ten beri, yirmi iki yıldır 9 kez eve dönüş yasası çıkarmış. Terörle şiddetli mücadele “Dağda tek terörist dahi kalmayıncaya kadar bitireceğiz.” bir yıl sonra “Eve dönsünler, yasa çıkaracağız.” Bu 9 eve dönüş yasasından 2’sini AKP çıkardı. Biri 2003’te, öteki de 1 Temmuz 2014’te, anımsayacaksınız ve 1 Temmuz 2014, Cumhuriyet Halk Partisi de yeter ki terör bitsin, bu ülkeye barış gelsin çırpınışlarıyla Türkiye'nin bu konudaki bütün çabalarını desteklemeye çalıştı. Ama aradan bir yıl geçti, o şefkatli devlet gitti, şiddetli devlet geldi. Bu kez, “Dağda tek terörist kalmayıncaya kadar yok edeceğiz.” Şimdi, bu süreçtesiniz. O dönemde Cumhuriyet Halk Partisine “Ya, barışa gidiyoruz, destek versenize.” diyordunuz, biz de “Evet, verelim ama biraz açın, gelin, bu Mecliste konuşalım bunu.” diyorduk. Şimdi de “Sonuna kadar mücadele ediyoruz, mücadeleye destek versenize.” diyorsunuz. Biz de evet, verelim ama hukuki zeminde olsun ve bu Parlamento devrede olsun istiyoruz.

Bu anlamda, her türlü iddia -HDP’nin iddiası dâhil- bu Parlamentoda açıkça konuşulabilmeli. Bazı olaylar vardır ki dedikodusu gerçek olmasından çok daha kötüdür. O nedenle, gelin, Kurtuluş Savaşı’nda dahi açık olarak ve Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk’e altı aylık geçici sürelerle başkomutanlık vermiş bu Meclis, “Ben denetleyeceğim.” demiş, “Altı ay sonra gel, ne yaptığını bileceğiz, ondan sonra süreyi uzatalım.” demiş Mustafa Kemal’e. Arkadaşlar, Kurtuluş Savaşı’nı dahi kendi inisiyatifi içinde yöneten bu Meclis terörle mücadeleyi nasıl devreder? O nedenle, Meclisin her aşamasında devrede olması gerekir.

Ama bugün, şu anda görüyorum ki iki yıl önce çok farklı bir tablodaydı, Dolmabahçe’de ortak fotoğraflar vardı HDP’liler ve AKP’li milletvekilleri arasında ama bugün müthiş bir çatışma var. Bu yöntemle biz terörü çözemeyiz arkadaşlar. Son bir yılda terörle mücadele sürecinde güneydoğudan göçenlerin sayısı 500 bin. Bunu en iyi, sanıyorum, Ensarioğlu biliyordur. 500 bin kişide her 100 kişiden biri devlete nefret duysa, 100 kişiden biri “Bunu bana yapanları affetmeyeceğim.” dese 5 bin yeni terörist katılmış oluyor arkadaşlar. Siz “O kadarını yok ettik.” diyorsunuz ama o kadarı katılıyor.

En son –Sayın Çavuşoğlu yok ama- NATO zirvesi fotoğraflarla konuşuldu, genel, işte Merkel, “Elin soğuk, bakışın sıcak.” gibi yorumlarla konuşuldu ama sayın milletvekilleri, 130 maddelik NATO bildirisine, PKK, terör örgütü olarak girmedi. Ben, Sayın Elitaş’tan ya da AKP’li sorumlu bir arkadaştan bunun nedenini öğrenmek istiyorum. Niçin PKK terör örgütü olarak o listede, NATO listesinde yer almadı?

Sayın milletvekilleri, bütün bunların ardından ben ne olursa olsun… Biz tabii, ki… Son kısa, şeye de değinmek istiyordum ama… Bütün dünya Türkiye'nin, AKP’nin terörle mücadele ederken zaman zaman mukabele ettiğini konuşuyor. İnternet’e girdiğinizde Columbia Üniversitesinden David Phillips’in konuşmasını ya da raporunu göreceksiniz.

Ben her şeye rağmen, son olarak -dün Srebrenitsa’yı andık- bir Balkan sözüyle sözlerimi noktalamak istiyorum: “Kardeşe kardeş demeyen yabancıya efendi.” der diyorum, terörü bu Mecliste hep birlikte çözelim diyorum sayın milletvekilleri.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Balbay.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ensarioğlu, buyurun.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Balbay ismimi vererek yargıyla ilgili “oğlan bizim, kız bizim” söylemini söylediğimi ve yargı hakkında böyle düşündüğümüzü söyledi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ensarioğlu.

İki dakika söz veriyorum size. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun, İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Tabii, Sayın Balbay sadece Ergenekon davasında faili meçhullerle ilgili hiçbir şey sorulmadığını söyledi. Faili meçhuller davası sadece Ergenekon davası değil, bunu da bilmeniz gerekir. Van ve Diyarbakır mahkemelerinde faili meçhullerle ilgili görülen ve şu anda da devam eden birçok dava var, bilmenizi isterim. Biz “Bunların hepsi bizim dönemimizde açıldı.” dedik ve sizinle alakalı, o dönemlerde bu Ergenekon ve benzeri davalarla alakalı eğer bir haksızlık varsa bu haksızlığa da müdahale eden yine biz olduk. Uzun tutukluluk sürelerini ortadan kaldıran yasayı çıkaran ve delil oluşturmayla ilgili… (Gürültüler)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Ergenekon’un savcısı kimdi ya?

BAŞKAN – Dinleyelim lütfen.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – …eğer tespit edilmiş birtakım şeyler varsa bunların üzerine giden yine biziz, belki de bu sayede dışarıdasınız, buradasınız, Meclistesiniz.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Savcıya makam arabasını, zırhlı Mercedes’i veren kim?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bir de 500 bin kişi…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - 2010 referandumunda yargıyı paralele sen vermedin mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah’tan kork ya!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Biz Allah’tan korkarız da siz de tanısanız iyi olur.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ya, bu 2010 referandumunda yargıyı paralele sen vermedin mi? Hayret bir şey! O zaman onların paralelci olduğunu bilmiyor muydun?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – “500 bin kişi göç etti.” dedi, “Ensarioğlu iyi bilir.”

MUSA ÇAM (İzmir) – Bizim abdestimizden bir kuşkumuz yok; abdestimizden korkumuz, kuşkumuz da yok.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Operasyonlar döneminde 500 bin insan, sokağa çıkma yasağı dönemlerinde bu bahsi geçen illerde ve ilçelerde çevre köylere, çevre vilayetlere gitmiştir, bunların çoğu da geri dönmüştür, batıya göç edenlerin sayısı 30 bin civarındadır. Böyle bilinçli bir tehcir ve insansızlaştırma falan da yoktur, rakamlarla da bunu ispat ederiz.

Yargıyla ilgili de, biz başkanlık sistemini tartışırken bir televizyon programında bizim başkanlık sistemini istememizi daha fazla güç elde etmek gibi yorumluyor muhalefet dedik. Eğer daha fazla güç isteseydik bugünkü mevcut parlamenter sistem bu gücü bize fazlasıyla veriyor dedik. Biz kuvvetler ayrılığı prensibinin tam işlediği, Meclisin Hükûmeti denetleyebildiği, yürütmenin ve yargının farklı ellerde olduğu, tam demokrasi kurallarının işlediği bir sistemden dolayı Türkiye’nin daha iyi idare edilmesi için başkanlık sistemini istiyoruz dedik...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – …yani daha fazla güç isteseydik mevcut sistemi savunurduk dedik.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ensarioğlu.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Ensarioğlu yaptığı açıklamada grubumuza ve şahsıma dönerek -değilse geri alabilir ama- “Biz Allah’tan korkarız keşke siz de tanısanız.” diye bir ithamda bulunmuştu, siz de şahit oldunuz.

BAŞKAN – Duydum, evet.

Buyurun Sayın Özel, iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yüce çatı ve bu kürsü çok şeye şahittir. Sayın Balbay’ın da içinde bulunduğu 3 partiden 8 milletvekili bu siyasi davalarda ve bugün düşman oldukları o günkü dostları, üst işveren-taşeron ilişkisi hâlinde hem yargıyı hem hukuku hem insan haklarını katlettikleri bir iş birliği içinde bu Meclisin seçilmiş 8 milletvekilini içeride tutarken Cumhuriyet Halk Partisi buna direniyordu. O sırada bir yemin krizi çözülürken bir protokol imzalandı. Milletvekillerinin dışarı çıkarılması ve yasama faaliyetlerine katılmaları için bütün gruplar üzerine düşeni yapacaklardı. Bu mutabakattan Adalet ve Kalkınma Partisi o dönemde ayrıldı. O sırada bunu çok konuştuk. Biz bunu konuşurken Galip Ensarioğlu tepedeki 16 tane avizeyi sayıyordu.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Doğru konuş, doğru konuş! Konuşurken öyle hakaret etme.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Onu sizden öğrenmem. Çıkar cevap verirsiniz.

Biz bu davaların siyasi davalar olduğunu, hukukun katledildiğini anlatırken -Ergenekon davasını- siz darbecilerle hesaplaştığınızı, terör örgütlerini çökerttiğinizi iddia ediyordunuz. Siz çıkıp da biraz önce, bir aciz içinde, Veli Küçük’le hesaplaşılan bir dava olarak Ergenekon’u gösterip, hatta tutukluluk tedbirini bir ön infaz olarak gösterip dediniz ki: “Beş yıl hapis yattı Veli Küçük bizim dönemimizde.” Beş yıl hapis yatan Veli Küçük, Ergenekon kumpası içinde ve kendisi de doğu, güneydoğuda veya Sakarya’daki üçgende yaptıklarının hesabı sorulmadan, bambaşka, tertemiz insanları ilişkilendirerek içerde tutmak için kurulan bir kumpasın unsuru olarak oradaydı. Bu gerçekleri görmeden, o gün vicdanınızı, gönül gözünüzü kapatıp bugün buraya gelmiş, o tutarsızlığınıza nasıl bu kılıfı uyduruyorsunuz, ben şaşırmıyorum. Neden? O derin devletin eski dönemindeki Doğru Yol Partisinin de İl Başkanıydınız. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Çok âciz davranıyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan...

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Elitaş’ı bir dinleyeyim Sayın Ensarioğlu, sizden önce ayağa kalktı.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili “24’üncü Dönemin başında AK PARTİ ile Cumhuriyet Halk Partisi bir protokol imzaladı, AK PARTİ bunun gereğini yapmadı.” diye bir ifade kullandı. O konuda cevap vermek istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir gerçeklik ya.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Ensarioğlu, daha sonra sizi dinleyeceğim.

12.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Balbay biraz önce kürsüde konuşurken bir soru sordu “NATO belgeleri içerisinde, terör örgütleri listesinde niye yok?” diye. Ben de biraz önce Dışişleri Bakanımızı aradım. Bilgilendirmek adına söylüyorum: NATO’nun hiçbir terör örgütüyle ilgili listesi bugüne kadar olmamış ve bugün de olmamış. Birleşmiş Milletlerin ve Avrupa Birliğinin bu konuda terör örgütü listesinin var olduğunu ifade etti. Ben Sayın Bakandan aldığım bilgiyi size aktarıyorum.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Son zirvede.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın değerli milletvekillerim, 24’üncü Dönemin başladığı dönemde 8 milletvekili seçimlerden önce hapis yatmıştı. Onunla ilgili bir anlaşma yapıldı, bu anlaşmanın gereğinde de “Türkiye Büyük Millet Meclisi tutuklu milletvekilleriyle ilgili üzerine düşeni yapacaktır.” denildi; “Bu konunun çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir.” denildi. Nitekim o dönemde o milletvekillerini -haklı haksız tartışmıyorum- içeriye sokan AK PARTİ iktidarı değildi, “bağımsız” diye ifade ettiğimiz yargıydı. Ama Anayasa değişikliği yaptık hatırlarsanız.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hayda! Ya, Cumhurbaşkanı “Ben bu davanın savcısıyım.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Anayasa değişikliği yaptık.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Cumhurbaşkanı “Ben Ergenekon davasının savcısıyım.” dedi ya, yapmayın!

BAŞKAN – Müdahale etmeyin lütfen sayın milletvekilleri.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Anayasa değişikliğine Cumhuriyet Halk Partisi “Hayır.” dedi.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yapmayın Sayın Hatip!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yaptığımız Anayasa değişikliğiyle birlikte Sayın Balbay da dâhil olmak üzere diğer milletvekilleri Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundular ve özgürlüklerini kazandılar. O zaman biz dedik ki: “Bakın, bu protokol gereğince veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin haklarını savunmak Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyelerinin görevi ise bu Anayasa değişikliğine ‘Evet.’ deyin.” dedik ama dediler ki: “Siz bu Anayasa değişikliğini farklı amaçlar için yapıyorsunuz, olmaz.”

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Nitekim, bizim o yaptığımız Anayasa değişikliği sonunda sayın milletvekilleri bireysel başvuruyla bugün bir kısmı aramızdalar, görevlerine devam ediyorlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – HSYK’yı nereye koydunuz, HSYK'yı? Bağımsız yargı ile HSYK’yı nereye koydunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Elitaş.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ensarioğlu…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Referandumdaki HSYK ne oldu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri duyamıyorum Sayın Ensarioğlu’nu.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın hatip konuşurken Doğru Yol Partisi İl Başkanlığı yaptığım döneme dair birtakım suçlar gibi konuştu, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, son bir kez size söz vereceğim Sayın Ensarioğlu. Bence doyuma ulaştı bu tartışma, kapatalım derim.

Buyurun.

13.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Şimdi, Meclis kürsüsünde biz ülkeyi ilgilendiren meseleleri konuşurken, yapılan suçlamalara, haksızlıklara burada cevap verirken verdiğimiz cevaplara karşı cevap veremeyince kişi, meseleyi bazen şahsileştirip bizim eski dönemde hangi partiye üye olduğumuzu ve hangi görevleri yaptığımızı söylüyorlar.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Âcizliklerinden, âcizliklerinden!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O dönemde neler oldu senin orada, ona bak sen.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Ben Doğru Yol Partisi İl Başkanlığını on altı yıl yaptım, şerefle yaptım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beyaz Toros’a biniyor muydun o zaman?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Beyaz Toroslara sizin zihniyetiniz biniyordu, sizin zihniyetiniz onları idare ediyordu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne zihniyeti ya, Allah’tan korkun.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Edepsizlik yapma, tamam mı? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ensarioğlu…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, edepsiz sensin, terbiyesiz! Cevap vereceksen adam gibi cevap ver!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Edepsizlik yapma, haddini bil, haddini bil!

BAŞKAN – Sayın Ensarioğlu…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Edepsiz sensin, terbiyesiz!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Terbiyesizlik etme, terbiyesizlik etme tamam mı?

BAŞKAN – Sayın Ensarioğlu, lütfen, lütfen Genel Kurula hitap edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Küfre sarılıyorsun, utanmaz!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Edepsizlik etmeyin!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Küfre sarılıyorsun, utanmaz!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Konuşurken burada doğru dürüst konuşacaksın.

BAŞKAN – Sayın Ensarioğlu, lütfen…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Meseleleri kişiselleştirmeyeceksin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendin ol da cevap ver!

BAŞKAN – Sayın Özel…

Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – O gün de ben faili meçhul cinayetlere karşıydım, o gün de yakılan köyleri ben dile getiriyordum, o gün de haksızları, faili meçhulleri dile getiriyordum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne diyordu Çiller? “Aferin evladım.” mı diyordu?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bütün basında, ulusal basında bunu herkes bilir, Diyarbakırlılar çok daha iyi bilir.

MUSA ÇAM (İzmir) - O zaman JİTEM’in temsilcisiydin, JİTEM’in!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Benim duruşum her zaman bellidir ama sizin duruşunuz öteden beri de bellidir bu konularda.

MUSA ÇAM (İzmir) – JİTEM’in temsilcisiydin, JİTEM’in, JİTEM’in!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Kürt sorunu varsa sebebi sizsiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) – JİTEM’in temsilcisiydin o zaman, JİTEM’in!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen kekliksin, keklik!

MUSA ÇAM (İzmir) - Sen JİTEM’in temsilcisiydin o zaman!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen kekliksin!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bu ülkede Kürt sorunu varsa da sebebin ne olduğunu bu millet iyi bilir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendi halkına ihanet ediyorsun sen!

MUSA ÇAM (İzmir) – O zaman JİTEM’ciydin sen, JİTEM…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bugün bizim çözdüğümüz sorunun, bizim çözdüğümüz meselelerin ana kaynağı da sizsiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) – O zaman JİTEM’ciydin sen, JİTEM’ci, JİTEM!

BAŞKAN – Sayın Çam…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kendi halkına ihanet ettin sen!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Gelip de bu meselelere burada cevap verirken meseleyi kişiselleştirmeyeceksiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) - JİTEM’ciydin o zaman sen, JİTEM’ci!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Kişisel birtakım şeylere girmeyeceksiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) – O zaman JİTEM’ciydiniz siz, JİTEM’ci.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Terbiyesizlik yapmayacaksın!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Yapacağınız şeylere gelin burada cevap verin. CHP’nin ötesinden alır bugününe getiririz, tamam mı?

MUSA ÇAM (İzmir) - JİTEM’ciydiniz o zaman, Veli Küçük’le beraberdiniz o zaman, koyun koyuna!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Öyle gelip burada konuşurken istediğiniz gibi istediğinize hakaret edeceksiniz…

MUSA ÇAM (İzmir) – Koyun koyuna Veli Küçük’le beraberdiniz.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Yok “Lambaları sayıyordu…” Ne demek?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oraya bakıyordun tabii.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Nereden gördün sen benim oraya baktığımı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oraya bakıyordun!

BAŞKAN – Sayın Özel, lüften…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Akşama kadar sen oraya bakıyorsun. Senin nereye baktığın bile belli değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şurada oturup böyle havalara bakıyordun. İşine gelmedi mi öyle yaparsın sen.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kendi halkına ihanet eden bir adamsın sen!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Edebini bileceksin. Böyle bir meseleyi…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Biz seninle gurur duyuyoruz.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Teşekkür ediyoruz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bundan sonra konuşurken gelin söyleyeceğiniz her şeyi burada söyleyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ensarioğlu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.24

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Balbay.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – En azından düzeltme açısından, Sayın Elitaş çok yanlış bir bilgi verdi bana dayanarak Varşova’daki NATO Zirvesi’yle ilgili.

BAŞKAN – Sayın Balbay, NATO Zirvesi’yle ilgili size birazdan yerinizden bir açıklama için bir dakika süre verebilirim.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Tamam.

BAŞKAN - Sayın Özel’in de sanırım Sayın Ensarioğlu’nun yapmış olduğu konuşmaya dair tutanakları isteme talebi vardı. Ben tutanakları istedim Sayın Özel. Ancak bir konuşmacı kaldı. İsterseniz onu davet edelim, konuşmasını yapsın. Bu arada tutanaklar gelmiş olur, daha sonra konuşalım.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, askerî operasyonlar ve Lice’deki yangınların sebeplerinin araştırılması amacıyla 29/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı Sayın Salih Cora. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Balbay, daha sonra size söz vereceğim.

Süreniz on dakika Sayın Cora.

Buyurun.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1984 yılından beri PKK terör örgütü tarafından yapılan eylemleri hepimiz biliyoruz. Bu eylemlerle ülkemiz kan gölüne dönüşmüştür. Birçok acılar yaşadık. Askerimizi, polisimizi şehit ettiler, anaları evlatsız, evlatları babasız bıraktılar, onlarca sivili katlettiler, şehirleri yaşanamaz kıldılar. Her tarafı yakıp yıkarken, şimdi bu önergeyle beraber, bize çevre dersi vermeye çalışmaktadırlar. Biz, geçmişte, nasıl o operasyonlarda insanlık dersi vermişsek ve bunu bütün dünyaya göstermişsek, şimdi de, o kırsalda yaptığımız operasyonlarda, çevre dersi nasıl verilir, bunu da hep beraber göstereceğiz.

Değerli arkadaşlar, PKK terör örgütü, 1 Haziran 2015 tarihinde “sözde devrimci halk savaşı”yla beraber başlatmış olduğu o savaşta, kendine göre o “operasyonlar”da, askerimizin buna karşı nasıl bir operasyon yaptığı malumunuzdur. Millet olarak biz orada nasıl bir insanlık dersi verdiğimizi bütün dünyaya gösterdik. Terör örgütünün açtığı çukurlar kapatılırken, orada yaşayan sivillerin mağdur olmaması için ne kadar hassas davrandığımızı herkes görmüştür. Bizim terörle mücadelemizde önceliğimiz terörist öldürmek değildir, terör unsurlarını etkisiz hâle getirmektir, terör örgütü mensubunun teslim olmasını sağlamak ve orada bulunan sivil halkımızın zarar görmesini engellemektir. Biz hukuku hiçe sayarak terör örgütüyle mücadele etmiş olsaydık bu operasyonlar hiç bu kadar uzun sürmez, hiç bu kadar da şehit vermezdik. Hukuka saygılı olmamızın bedelini ödedik. Avrupa’daki polislerin tehlikeli bir durumu gördüğünde nasıl davrandıklarını hepiniz gayet iyi biliyorsunuz. Hiç gözünü kırpmadan silahındaki mermiyi zanlıların üzerine nasıl boşalttıklarını hep beraber görüyoruz. Bizim askerimiz öyle asil, öyle imanlı davranıyor ki bu olaylar karşısında el bombasıyla eylem hazırlığı içerisinde aktif durumda olan ve termal kameralarla sabit olan bir olayda asker olaya müdahale etmeden önce kendi aralarında konuşarak hedef şahsın terörist olup olmadığını teyit ederek kuşkuya yer vermeyecek kesinlik oluştuktan sonra “Bismillah” diyerek hata yapmadan, dua ederek hareket etmektedir.

Siz merak etmeyin, burada yaşananları milletimiz çok iyi bir şekilde gözlemlemiştir. Bu milletin evlatlarının nasıl et ve tırnak olduklarını hep beraber bir kez daha gördük. Vatandaşımız tercihini vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünden yana kullanmıştı. Siz ne yaptınız? Sizin belediye araçlarınızın -Mardin’deki en sonki olayı söylüyorum- Mardin’deki askerî alana girip saldırması sonucu askerlerimizi şehit ettiler. Geçtiğimiz mayıs ayında, sırtını dayadığınız terör örgütü Dürümlü mezrasına gidip Danışlı köyünde 13 sivil vatandaşımızı katletti, bir gecede 35 kişiyi yetim bıraktı. İşte, o zamanlar terör örgütünün açtığı çukurlar üzerinden siyaset yapanlar, işte o zaman, kazdıkları çukura kendilerinin düştüğünü fark etmişlerdir.

Şimdi, bu askerî operasyonlardan sonra kırsalda başlatılan operasyonlarla nasıl bir teori ortaya koyduğunuzu iyi biliyoruz. Biz bir taraftan terörle mücadele ederken bir taraftan da terör örgütünün en önemli finans kaynaklarından olan uyuşturucu madde ticaretine darbe vururken aslında organik terörü de ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Biz bu organik terörü ortadan kaldırmaya çalışırken siz şimdi çevreci oldunuz öyle mi? Sizin derdiniz orman değil, sizin derdiniz ağaç değil; sizin derdiniz, oradaki uyuşturucu maddeyi koruma altına almaktı; yine, terörü korumaktı. Bu orman yangınlarının kaynağı bellidir, bu orman yangınlarının sebebi bellidir. Terör örgütü, uyuşturucu ticaretine ait delilleri ortadan kaldırmak için yakıp yıkıyor ve geride hiçbir delil bırakmak istemiyor. Bu yangınlarda ilk kibriti çakanlar, ateşe körükle gidenler itfaiyeden şimdi medet mi umuyorlar? Sizler kamu binalarını zamanında yaktınız, hastaneleri, ambulansları ateşe verdiniz, okulları bombaladınız, barajları, havaalanlarını patlattınız, şimdi kalkmış doğa katliamından bahsediyorsunuz. Biz, bir taraftan, operasyonlarda insan hakkını, hukukunu her zaman gözettiğimiz gibi şimdi de doğayı, ormanı koruyoruz ve bir taraftan da kırsala sıkışmış bu yılanın başını ezmeye gayret ediyoruz.

Terör eylemleri nedeniyle boşalan köyleri devletin bir politikası olarak değil terörün bir sonucu olarak görmeniz gerekiyor. Orada bizim insansızlaştırma gibi bir politikamız asla olmaz çünkü onun ülkemize ekonomik maliyetlerini çok iyi biliyoruz. Terör eylemleri nedeniyle oluşan göçün oluşturduğu sosyal sorunları çok iyi biliyoruz. Bunlar aynı zamanda ülkemize ekonomik anlamda da önemli zararlar vermektedir. Aynı şekilde yine bu göç nedeniyle geri dönüşler sonucunda oluşan yeniden yerleşim yerlerinde de büyük maliyetler söz konusu olmaktadır. Bunun dışında terörün turizme, doğrudan yabancı sermaye yatırımına ve dış ticaret ve yerel ekonomiye verdiği zararlar hepimizin malumudur.

Son bir ayda Diyarbakır’da meydana gelen orman yangınları nedeniyle bu orman yangınlarındaki mal ve cana gelen zararları siz bir şekilde devlete yüklemeye çalışıyorsunuz. 9 adet orman yangını çıkmış, 41 hektar orman alanı zarar görmüştür. Bundan kim zarar görmüştür? Ülkemiz zarar görmüştür. Orman Genel Müdürlüğüne bağlı ekipler bu yangına müdahale etmek için yola çıkarken, yangın söndürmek için kullanılan araçlar PKK’lı teröristler tarafından durdurulup içerisindeki araç şoförü çıkarıldıktan sonra araçlar yakılıp yıkılmış, imha edilmiştir, yangına müdahale eden araçlara taciz ateşlerinde bulunulmuştur, yangına müdahale etmeleri engellenmiştir. Şimdi bu şekilde mi ormanı korumayı düşünüyorsunuz, bu şekilde mi ormanlar korunur?

Şimdi, çıkıp Meclis araştırma önergeleriyle beraber devletimizi ve askerimizi suçlayan, polisimizi suçlayan, terör örgütünü cesaretlendiren söylemleri bırakmanızı istiyoruz. İç Tüzük’ün size verdiği yetkileri terör örgütü lehine, ülkemiz aleyhine kullanmayın. Böyle yapmaya devam ettiğiniz müddetçe işte kendi içinizden arkadaşlarınız geçmişte nasıl açıklamalar yapıp terör örgütünün açtığı çukurların yanlış olduğunu ve bundan dolayı uğranılan zararı ortaya koyduklarını söylemişse, yine bu zararlardan dolayı hesap vermeye devam edeceksiniz.

Bakın, orada yaşanan sorunlardan dolayı vatandaşımızın mağduriyetini, vatandaşımızın orada yaşadığı sıkıntıları devlet olarak hiçbir zaman göz ardı etmedik. Devlet olarak orada yaşanan sıkıntıları bertaraf edecek gerekli tedbirleri alıyoruz. Oradaki ıslahı sağlayacak, çevreyi yeniden ihya edecek ve milletimizin yanında olduğunu her zaman gösterecek adımları tek tek atıyoruz. Bunları size rağmen yapıyoruz. Çünkü siz, burada milletimizin huzur ve barış içerisinde olmasını istemiyorsunuz. Milletin devletten yana tercihini kullanmasını, devletin yanında olmasını, ülkenin bir ve bütün olmasını, barış ve huzur içerisinde olmasını değil, kaos içerisinde olmasını istiyorsunuz çünkü terör örgütleri kaostan beslenmektedirler. Siz de bu kaostan beslenmeyi bir an önce bırakmalısınız. Orada aldığınız oyun hakkını vererek, vatandaşımıza ve milletimize orada yapılan hizmetleri engellemeyi bir tarafa bırakarak, hizmetlere destek olmanızı bekliyoruz.

Ben bu vesileyle HDP grup önerisi aleyhine, verilen önergenin aleyhinde sözlerimi bildirmiş oluyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Cora.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, sizden önce Sayın Balbay’a söz vereceğim. Siz gelmeden önce kendisinin bir söz talebi vardı, 60’a göre yerinden bir açıklama yapacağını ifade etti.

Sayın Balbay, açıyoruz mikrofonunuzu, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önceki konuşmam sonrasında Sayın Elitaş soruma yanıt verdi. Çavuşoğlu’yla -Dışişleri Bakanıyla- konuştuğunu, NATO’nun konsept olarak terör örgütleri tarif etmediğini, böyle bir şey olmadığını söyledi.

Ben onu kastetmemiştim. En son Varşova Zirvesi’nde NATO, 139 maddelik bir bildiri yayınladı. O bildiri içinde IŞİD ve El Nusra terör örgütleri olarak geçiyor ama PKK geçmiyor. Bunu o zirveyi izleyen Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve BİLGESAM Başkan Yardımcısı Profesör Nurşin Ateşoğlu Güney şöyle özetliyor: “Zirve’de kabul edilen kararlara baktığımızda, Türkiye’yi memnun etmeyen başka bir konu daha var. İttifak, yaptığı terör ve terörizm tanımı içine sadece DAİŞ, El Nusra gibi radikal grupları referans almış durumda.” Ama şurada da “PKK ve Suriye uzantısı PYD yok; görmezden gelindi.” diyor.

Ben bunun altını çizdim; bunun yanıtını istemiştim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Balbay, kayıtlara geçti.

Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, AKP Grubu adına konuşan sayın hatip tabii konuşmasının tamamını grubumuza hakaret ve sataşmalarla geçirdi. Yani somut bir şey istiyorsanız da, teröre destek verdiğimizden, ülke aleyhine çalışmamıza kadar birçok konuyu iddia ederek konuştu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, bir dakika…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Kerestecioğlu söz alacak.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sayın konuşmacı “Bütün dünya gördü yaptıklarımızı.” dedi. Evet, bütün dünya gördü yaptıklarınızı. Pazartesi günü İnsan Hakları İzleme Örgütü yaptığı açıklamada, raporda Cizre’deki ölümleri ayrıntılı bir şekilde tespit etme fırsatı bulduğunu, özel mülklerin yaygın şekilde hukuksuz olarak tahrip edildiğini belgelendirdiğini açıkladı ve AİHM kararına rağmen insanların tedavi edilmediğini, bodrumlarda hayatlarını korkunç biçimde kaybettiklerini söyledi. Bu ölümlerin yargısız infaz ve hatta cinayete varan kanunsuz öldürmelerden kaynaklanmış olabileceğine de işaret etti. Avrupa Konseyi de aynı şekilde, biliyorsunuz, haziran ayındaki raporunda, Türkiye Raporu’nda 2017’ye kadar aslında Türkiye’ye süre verdi ve Türkiye’deki, özellikle de Kürt illerindeki insan hakları ihlallerine işaret etti.

Evet, Lice’den konuşuyoruz, Lice’de neler olduğuna dair önerge verdik ve Lice’de bir vatandaşımız, gazeteciye şöyle anlatıyor: “Biz feryat etmeye başladık. O esnada bir asker araya girdi, sakallı özel timlerle tartıştı. Konuşurlarken askerin ‘2’nci tabur komutanlığındanım.’ dediğini duydum. Aynı operasyondalar ama birbirlerini tanımıyorlar. Artık Şirin gitmiş, ses gelmiyordu, Erdal ve bacıları inliyordu. ‘Bunların hepsi köylü, bunlara ne yapıyorsunuz?’ dedi asker. Ve 33 kişiyi merkeze bildirdim, ‘Bunlara bir şey yaparsanız ne siz ne ben hesap verebiliriz’ dedi.” Ahmet Arif, Mustafa Muğlalı’yla ilgili, 33 köylüyü katleden Mustafa Muğlalı’yla ilgili yazdığı şiirde şöyle der:

“Kirvem hâllarımı böyle yaz,

Rivayet sanılır belki.

Gül memeler değil,

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki.”

Evet, aynı şekilde gene 33 köylüyü biz katledilmiş olarak görüp yeni şiirler yazılmasını bekleyebilirdik. Bunu beklemeyelim ve ne yapıldığını hep birlikte görüp araştıralım.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Özel, tutanaklar henüz gelmedi. Ya, bu durumda ya size konuşma hakkı vereceğim yerinizden.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bekleyelim tutanağı efendim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, askerî operasyonlar ve Lice’deki yangınların sebeplerinin araştırılması amacıyla 29/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Ama ben öneriyi oylamak durumundayım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman ben de yoklama istemek durumundayım.

BAŞKAN – Peki, yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Gök, Sayın Aydın, Sayın Gürer, Sayın Engin, Sayın Bakan, Sayın Tarhan, Sayın Karabıyık, Sayın Yıldız, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Özdiş, Sayın Tuncer, Sayın Üstündağ, Sayın Arslan, Sayın Çamak, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Uslupehlivan, Sayın Atıcı, Sayın Akyıldız, Sayın Çam.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, askerî operasyonlar ve Lice’deki yangınların sebeplerinin araştırılması amacıyla 29/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz talebim var. Tutanaklar geldi şimdi.

BAŞKAN – Siz mi, Sayın Gök mü? Sizin mi Sayın Özel?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben efendim.

BAŞKAN – Sayın Özel, önergeyi okutup daha sonra size versek…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olur.

BAŞKAN – Buyurun okuyun.

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşları tarafından, Büyükşehir Yasası nedeniyle yatırımlardan yeterince payını alamayan ve bu nedenle mağduriyet yaşayan ilçeler, beldeler ve köylerin içinde bulundukları durumun araştırılması amacıyla 3/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Sayı:198                                                                                  13/7/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 13/7/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önergesinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşları tarafından Büyükşehir Yasası nedeniyle yatırımlardan yeterince payını alamayan ve bu nedenle mağduriyet yaşayan ilçelerimiz, belediyelerimiz ve köylerimizin içinde bulundukları durumun araştırılması ve çözüm üretilmesi amacıyla 3/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (594 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 13/7/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Özel, sisteme girdiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Tutanaklar tüm gruplarda var, sizin de önünüzde var. Sayın Ersarioğlu bir konuşma yapıyor, konuşmasında CHP Grubuna sataşıyor. Cevap vermek için çıktığımızda, içinde hakaret olmayan ama o sırada yani konuya ilgi göstermeme, havaya bakma, lambaları sayma gibi bir eleştiriye “edepsizlik olarak” yanıt veriyor ve onun üzerinden de defalarca, normal şartlarda milletvekillerinin birbirlerine kullanmaması gereken, özellikle, içerde de biraz önce konuştuk, grup başkan vekillerine karşı… Ki biraz önce Sayın Elitaş’a karşı grubumuzdan arkadaşlar tepki gösterdiğinde benim tavrımı da Sayın Elitaş kendisi teyit etti. Böyle bir durum da varken, bir partinin grup başkan vekiline, sonra da kürsüyü bırakıp üstüne yürüyerek kabadayılık yapma… Ki kendisine yöneltilmiş söz, Doğru Yol Partisi il başkanlığı hatırlatılıp o döneme ilişkin beyaz Toroslarla ilgili bir eleştiri. Buna karşı, doğrudan küfre sığınmayı ve buna karşı Adalet ve Kalkınma Partisinin geçmişte benzer durumlarda bizim nasıl tavır sergileyerek davrandığımızı da göz önünde bulundurarak nasıl bir söz söyleyeceğini gerçekten merak ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Bostancı, buyurun.

25.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Evet, tutanaklar hepimizin önünde var. “O sırada sen tavandaki avizeleri sayıyordun.” sözü bir espri değildir yani “Türkiye ciddi işlerle uğraşırken sen lay lay lom bir havadaydın.” tarzında bir aşağılamadır, hakarettir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok artık!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Özgür Bey de neyi ne için söylediğini gayet iyi biliyor. Sözler bağlamlarıyla birlikte anlam kazanır.

Tutanaklara bakıyoruz: Sayın Ensarioğlu orada konuşuyor, konuşurken diyor ki: “Ben Doğru Yol Partisi İl Başkanlığını on altı yıl yaptım, şerefle yaptım.” Sayın Özel o sırada “Beyaz Toros’a biniyor muydun o zaman?” diyor. Bu ne demektir? Beyaz Toros mevzusunu bilen herkes, 1990’ları bilen herkes doğrudan doğruya bu sözün anlamını bilir. Bu çok açık bir sataşmadır, açık bir hakarettir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İnsafın kurusun!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hayır, açık bir hakarettir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Küfür mü?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Beyaz Toros’a biniyordun sen o zaman…” Bakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Biniyor muydun?”

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Beyaz Toros’a biniyor muydun o zaman?” Hayır, burada sadece soru sormuyor; ihsas ediyor, ima ediyor, bunu söylüyor; bu açık bir hakarettir. Daha sonrasında da istenmeyen o sözler, o gelişmeler yaşanıyor ve karşılıklı -Sayın Özel de katılıyor aynı o istenmeyen sözlere- sözler söyleniyor. Biz bunların hiçbirisini kabul etmeyiz, ne Sayın Ensarioğlu’nun söylediği sözleri ne Sayın Özel’in söylediği sözleri. Burada her türlü tartışmanın medeni bir üslupla yapılması… Öyle ima, ihsas, alt metin göndermelerle hakaretler kabul edilemez; bunu Meclisin atmosferine de uygun olarak görmeyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler Sayın Bostancı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan… Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel, bir saniye…

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Genel Kurulda temiz bir dil kullanılması gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben de tutanakları şu anda inceliyorum. Evet, karşılıklı bir sataşma var. Yani Sayın Özel, sizin de özellikle “Beyaz Toroslara biniyor muydunuz?” sözünüzün ben çok doğru bir söz olmadığını ifade etmek istiyorum. Çünkü “beyaz Toros” demek bir zamanlar Türkiye’de seri cinayetlerin nasıl işlendiğini, insanların nasıl katledildiğini ifade eden bir cümle anlamına geliyor bana göre çünkü ben de bu konuda mağdur olan birisiyim. Dolayısıyla, bu sözün doğru bir söz olmadığını düşünüyorum. Ancak Sayın Ensarioğlu’nun da “Edepsizlik yapma, şerefsizlik yapma.” gibi hakaret içeren kelimeleri ve cümleleri olduğunu burada gördüm yani karşılıklı hakaret var.

Ben bir uyarı yapmak istiyorum. İç Tüzük’ün 66’ncı maddesi İç Tüzük’e uymayı, görüşülen konudan ayrılmamayı, İç Tüzük’ün 67’nci maddesi Genel Kurulda yapılan konuşmalarda temiz bir dil kullanılmasını, kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmemesini düzenlemektedir. Yine, İç Tüzük’ün 65’inci maddesinde Genel Kurulda söz kesmek, şahsiyatla uğraşmak ve çalışma düzenini bozucu harekette bulunmak yasaklanmıştır. Görüşmelerin sağlıklı ve verimli yürütülebilmesi, gerginliklere sebep olunmaması için tüm milletvekillerimizden konu dışına çıkılmaması, temiz bir dil kullanılması, şahsiyatla uğraşılmaması ve hatibin sözünün kesilmemesi hususunda hassasiyet göstermelerini rica ediyorum.

Sayın Özel, bir daha sisteme girdiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bu konuda şöyle basit bir yol izlesek: Sayın Galip Ensarioğlu ile biz birbirimize hakaret davası açsak ve “Biz bunları anlatırken sen avizeye bakıyordun.” sözünde hakaret kastı var mıdır, yoksa arkasından gelen “Edepsizlik yapma.” sözünde mi hakaret vardır, mahkeme karar verse veya sizin vicdanlarınıza seslenelim: Yani beyaz Toroslara binme eleştirisinin ne manaya geldiğini biliyorum. Devrin Doğru Yol Partisi İl Başkanlığını şerefle yaptığını söyleyen birisine tam da siyasi cinayetler konuşulurken yapılmış ağır bir eleştiri, hatta bir sorudur.

MEHMET METİNER (İstanbul) – İçinizde bir sürü DYP’den gelen milletvekili var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ama bunun hakaretle bağdaşır bir tarafı yoktur ama ardından gelen ifadelerin tamamı, hani benim huyum değil, kimseyi daha bugüne kadar hakaretten mahkemeye vermedim ama verseniz hepsi tazminat doğurur. Ben bu gerçeği ortaya koyuyorum. Sayın Galip Ensarioğlu’nun sonrasındaki kabadayı tavrına karşı arkadaşlarının gösterdiği duyarlılığa teşekkür ediyoruz ama bu hakaret diline karşı Sayın Bostancı’nın takındığı tavır kendisiyle mütenasip değildir.

Çok teşekkür ediyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bir kere hakaret dilini reddediyorum, kim konuşursa konuşsun. Sayın Özel’in kendi konuşmasında da var, üstelik kendisi grup başkan vekili. “Beyaz Toroslara biniyor muydunuz?” sözünü kendisi hangi bağlamda görür bilmiyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siyasi eleştiri.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siyasi eleştiri.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ama buradaki insanların kahir ekseriyeti için o açıktan bir hakarettir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karşılıklı dava açalım, bakalım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Diyor ki: “Siz katil miydiniz?” Dediği bu. Şimdi bu açık sataşma değil mi? Bu hakaret değil mi?

Dolayısıyla, bir grup başkan vekilinin oturduğu yerden kürsüde konuşan birisiyle böyle bir dil üzerine polemiğe girmesi kabul edilemez. Hepimiz üslubumuza dikkat edelim.

BAŞKAN – Peki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel, lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben sadece tutanağa geçsin diye…

Sayın Başkan, o zaman bu şu sonucu doğurur: Sayın grup başkan vekilleri, milletvekilleri kürsüye çıkıyor, Dersim olayından başlıyorlar Sivas katliamına kadar, mağduru olduğumuz ve geçmişin hepimizi çok yaralamış olaylarında, yok “O dönemde SHP şeydeydi, siyasi akrabalarınız vardı.” “Tek parti iktidarında katliam.” diyorlar. Buna karşı o zaman CHP’nin tavrı, “Şerefsizlik, adilik.” diye laf söyleyip sayın grup başkan vekiline de dönmek lazım “Efendim, Dersim katliamıyla CHP’yi ilişkilendirmek hakarettir, buna karşı verilecek cevap da ‘Şerefsizsiniz.’dir.” Kim kabul edebilir? Bu doğru bir yaklaşım değil.

Ben tartışmayı burada bitiriyorum ama tutarsızlığı da tutanaklara ve yüce millete havale ediyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, son bir dipnot, Doğru Yol Partisinden üyeler sadece bizde değil CHP’de de var.

Saygılarımla.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Güneydoğudaki il başkanlığını şerefle yaptığını söylüyor.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, karşılıklı sataşmadan dolayı sizlere söz verdim. Karşılıklı konuşmalar yapıldı, düzeltmeler yapıldı ve cevaplar verildi. Açıklama hakkı karşılıklı kullanıldı.

Şimdi, gündeme kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşları tarafından, Büyükşehir Yasası nedeniyle yatırımlardan yeterince payını alamayan ve bu nedenle mağduriyet yaşayan ilçeler, beldeler ve köylerin içinde bulundukları durumun araştırılması amacıyla 3/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk konuşmacı, Mersin Milletvekili Sayın Serdal Kuyucuoğlu.

Süreniz on dakika, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti tarafından çıkarılan 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’yla 14 yeni büyükşehir kurulmuş, büyükşehir sayısı 30’a çıkmıştır. Siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve halkın büyük çoğunluğunun itirazlarına ve eleştirilerine rağmen çıkarılan bu yasayla beldelerin yüzde 54’ü, köylerin yüzde 47’si ve il özel idarelerinin yüzde 36’sı kapatılmıştır. Çok iyi incelenmeden, yasadan etkilenecek hiçbir kesimin, kamuoyunun, ilgili kuruluşların ve muhalefetin tavsiye ve önerilerine kulak vermeden çıkarılan eksik ve hatalı yasalarda birkaç yıl geçmeden uygulamadaki sorunlar nedeniyle sıkıntılar yaşanmakta ve çıkarılan yasalar değiştirilmek zorunda kalınmaktadır.

Henüz 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Yasa da yine uygulamadaki sıkıntılar nedeniyle tekrar ele alınmalı ve değiştirilmelidir çünkü il sınırlarının belediye sınırları yapılması, köy ve belde tüzel kişiliklerinin kaldırılması, birçok konudaki yetki devirleri uygulamada sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Yüz ölçümleri açısından değerlendirdiğimizde 3.625 kilometrekare yüz ölçümü olan Kocaeli ilimiz de 40.813 kilometrekare olan Konya ilimiz de büyükşehir statüsündedir. Birçok ülkenin yüz ölçümünden daha büyük olan illerimize belediye hizmetlerinin eşit olarak götürülebilmesi mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla 2 farklı mahallî idare oluşmuştur. Örneğin, Mersin büyükşehirdir ama komşu illeri Karaman ve Niğde büyükşehir değildir. Komşu illerinde muhtarlık, belde belediyesi, il özel idaresi bulunurken, Mersin ilimizde köyler, beldeler ve il özel idareleri kaldırılmıştır. Bu durum ülkemizde 2 farklı idari yapının ortaya çıkmasına neden olduğu gibi, farklı yerel yönetim birimlerinde yaşayan halkın da mahallî müşterek ihtiyaçlarına uygun düşmemektedir. İlde, ilçede, beldede ve köyde yaşayan halkın ihtiyaçları bire bir örtüşmediği gibi, bu ihtiyaçların tüm il düzeyinde tek bir yerel yönetim birimi tarafından karşılanmaya çalışılması kadar yanlış bir uygulama da olamaz.

Mahalleye dönüştürülen köyler merkeze yakınlık ve uzaklık açısından ele alındığında, merkeze yakın olanların hizmete ulaşmalarındaki kolaylığı ve ayrıcalığı bazı illerimizde merkeze neredeyse yüzlerce kilometre uzaklıktaki mahalle olan köylerle aynı değildir. Bir belediye meclisinin hiç gitmediği, görmediği bir mahalleyle ilgili doğru karar alabilmesi mümkün değildir. Koca koca beldelerin iptal edilerek tek muhtarlık hâline getirilmesi garabettir.

6360 sayılı Yasa öncesi valiliklerin karar ve denetim organları olarak ciddi görevler yapan, yatırımların adil dağıtılmasında rol oynayan, aynı zamanda da seçimle iş başına gelen il genel meclisi ve il daimi encümenlikleri ortadan kaldırılmıştır. Bunun yerine ise, valilere bağlı çalışan ve yatırımlarda ne kadar eşit ve adil yönlendirme yaptığı tartışılır olan Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı getirilmiştir. Kısacası, seçilmişlerle değil de atanmışlarla çalışacak olan bir kurul oluşturulmuştur. Bu uygulama, yerinden yönetim anlayışına da aykırıdır.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bir ihtiyaç olmasına rağmen, çıkarılan 6360 sayılı Büyükşehir Yasası o günkü koşullarda çözüm sürecinin bir parçası olarak belki de bir kısım pazarlıklar nedeniyle amacına ulaşamamış, yeterince tartışılmamış ve gereken fayda sağlanamamıştır. Bu yasayla büyükşehir sınırlarına dâhil edilen köylerde yaşayanların da artık emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, harç ve katılım paylarını ödemek zorunda kalmaları kırsal alanlarda yaşamı oldukça zorlaştıracaktır. Ayrıca, büyükşehirlerde uygulanan ve diğer kentlere göre 2 kat olan emlak vergisi kırsaldaki yurttaşa da ayrı bir yük getirecektir.

6360 sayılı Yasa’nın geçici 1’inci maddesinin (15)’inci fıkrasına göre bu vergi, harç ve katılım payları uygulaması iki buçuk yıl sonra başlayacaktır. Kısa bir süre sonra, sınırlar içerisinde kırsal alanlarda yaşayan halk çok önemli miktarlar içerecek vergilerle karşı karşıya kalacaktır. Bu durum zaten kırsal alanlarda var olan yoksulluğun daha da derinleşmesine ve kırdan kente göçün artmasına, tarımın gerilemesine ve işsizliğin artmasına neden olacaktır.

Yine, yasa yürürlüğe girdiğinden beri en düşük tarifenin yüzde 25’i oranında içme ve kullanma suyu bedeli ödeyen kırsal kesimde yaşayan halkımız tarımsal sulama için kullandıkları su bedelini ödeyemedikleri için üretim yapamaz hâle gelmişlerdir. Beş yılın sonunda, diğer vergi ve harçların devreye girmesi ve su bedelinin de yüzde 100’e çıkmasıyla büyük sıkıntılar çekeceklerdir.

Düşünün ki farklı il sınırları içerisindeki bitişik iki köyden büyükşehir kapsamında olan ille olmayan arasındaki ayrımcılık Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırıdır.

Ülkemizde kullanılan suyun yüzde 75’inin tarımda kullanıldığı düşünülürse bu uygulama çiftçi ve kırdaki aileler için büyük bir maliyeti de beraberinde getirecektir.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, 6360 sayılı Yasa’nın büyükşehir belediye sınırlarını il mülki sınırlarıyla belirlemiş olması birtakım yönetsel, kentsel ve toplumsal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Yasa, mülki sınırlar içerisinde hizmet üreten köy, belde ve il özel idareleri gibi geleneksel yerel yönetim birimlerini kaldırarak, büyükşehir belediyesini, ilçe belediyeleri arasında eş güdümü sağlamak suretiyle bu alanda hizmet üreten tek yerel yönetim birimi olarak belirlemiştir. Oysa, il sınırları içerisinde yerel ihtiyaçları farklılaşan yerleşim birimleri vardır ki buralarda yaşayan insanlara yakından hizmet sunmakla görevli olan yerel yönetim birimlerinin yapılarına son verilmiştir.

Bu nedenle, yeni yasayla oluşturulan uzaktan kumandalı hizmet yapısı, hem etkili hizmet sunumu hem de demokratik yaşama katılım anlamında çok önemli sorunları barındırmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu ve daha burada dile getiremediğimiz birçok nedenle, yasa çıktıktan sonra büyükşehir sınırları içerisinde ve özellikle kırsal kesimde yaşayan halkın sıkıntıları ile uygulamada büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasında yetki ve icraat konusunda ne gibi sorunlar yaşandığının tespiti amacıyla bir araştırma komisyonu kurulması yerinde olacaktır diye düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuyucuoğlu.

Grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Hulusi Şentürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Şentürk.

Buyurun.

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde 6360 sayılı Yasa’yla büyükşehirlerin il mülki sınırlarına oturması ve yine bu büyükşehir sınırları içerisinde, büyükşehirlerde il özel idarelerinin kaldırılmasıyla beraber daha önce büyükşehre tabi olmayan ilçelerde, beldelerde ve köylerde hizmet anlamında ciddi mahrumiyetler yaşandığı iddia ediliyor, bu mahrumiyet ve mağduriyetlerin incelenmesi ve çözüm yollarının araştırılması için de bir Meclis araştırması komisyonu kurulması isteniyor.

Uzun yıllardır yerel yönetimlerde çalışmış, bu alanda çok sayıda kitap ve makaleleri olan bir insan olarak bu değerlendirmelere katılmadığımı peşinen belirtmek istiyorum.

Her şeyden önce, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde karar organı seçilmişlerden oluşan il genel meclisi olan kurumdan bu yetki ve görevlerin atanmışlardan oluşan yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredildiği iddia ediliyor. Allah aşkına, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarının görev ve yetkilerini de biliyoruz, neyin kime devredildiğini de biliyoruz. Daha evvel il özel idareleri tarafından yürütülen il, ilçe, belde ve köyler arasında ulaşımın sağlanması, yolların açılması, kanalların yapılması, su şebekelerinin döşenmesi, atık bertaraf sisteminin kurulması gibi kentsel hizmetler yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına değil, büyükşehir belediyelerine devredilmiştir. Yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı ne yapar? Merkezî idarenin yani bakanlıkların, örneğin Sağlık Bakanlığının oradaki yatırımlarını, oradaki çalışmalarını, merkezî idare yatırımlarını izleyen, koordine eden, raporlayan bir kurumdur ve yine yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı daha evvel il özel idaresinde olan madenler gibi yer altı kaynaklarının çalışma ruhsatlarının verilmesinde görevlidir, yoksa kentsel hizmetler yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına değil, belediyelere devredilmiştir.

Burada tabii, önergede üstü kapalı bir çarpıtma da var, karar organı olan, seçilmişlerden oluşan il özel idareleri. Değerli arkadaşlar, 5302 sayılı İl Özel İdareleri Yasası’nda valinin tanımına baktığımızda “Vali, il özel idaresinin başı ve temsilcisidir.” der. İl özel idareleri, atanmış valinin başkanlığındaki atanmış bürokratlardan oluşan bir kurumdur ve bu görevleri ifa eder. Peki, yasayla ne geldi? Yasayla, tam tersi, yol, kanal, su gibi kentsel hizmetler atanmış bir kurumdan alınıp seçilmiş bir kuruma devredilmiş oldu. Dolayısıyla, bu gerçeği hepimiz burada görmek mecburiyetindeyiz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Masrafı seçilmişler yapacak, parayı atanmışlar alacak, öyle mi?

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde daha evvel il özel idaresi tarafından yapılan hizmetlerin büyükşehirlere devredilmesiyle beraber köylere, beldelere çok uzak olan yerden hizmetlerin görülmeye başlandığı ve bunun da hizmetleri aksattığı iddia ediliyor. Allah aşkına, il özel idareleri köylerde, beldelerde kuruluydu da biz mi bilmiyorduk? E, il özel idaresi zaten şehrin merkezindeydi. Hatta büyükşehir belediyeleri…

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Köy tüzel kişiliğini kaldırdınız. Köy tüzel kişiliği kalktı.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, büyükşehir belediyeleri il özel idarelerine göre çok daha yaygın kuruluşlardır. Bakın, örneğin İstanbul’da Büyükşehir Belediyesinin İSKİ’sinin 39 ilçede de şubesi vardır. Ankara’da ASKİ’nin Ankara’nın 18 şubesinin tamamında şubesi vardır. Dolayısıyla, tam tersi, il özel idaresi yüzünden merkezde olan hizmetler, büyükşehre devredilmesiyle beraber, büyük oranda yerinden görülmeye başlanmıştır.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Belde belediyeleri kapattınız. Hizmetler yerinde görülemiyor.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Nallıhan’ın köylerinde nasıl oluyor Başkan?

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – İçmeler Belediyesi, Turgutreis Belediyesi sıkıntıda.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, söz göndermekle, söz atmakla bir şey olmuyor.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Çarpıtıyorsunuz ama.

BAŞKAN – Lütfen hatibi dinleyelim.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Çıkarsın burada tersinin olduğunu söylersin, burada konuşursun. Hiç önemli değil değerli arkadaşlar.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Çarpıtıyorsunuz da onun için söylüyorum.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – 6360 sayılı Yasa’yla getirilen düzenlemeler Türkiye’de kentlerimizin en büyük sorunlarının çözümü için atılmış adımlardır. Öncelikle uzun yıllardır kamu yönetimiyle ve yerel yönetimlerle ilgilenen herkesin en büyük sıkıntılarından bir tanesi, illerde il bütününde planlamanın yapılamaması, il bütününde örgütlenmesi gereken su, kanal gibi hizmetlerin parça parça birimler tarafından yapılması, dolayısıyla plansal bütünlüğün sağlanamamasıydı. Bu düzenlemeyle artık il sınırları içerisinde, planlardan tutun, yine entegre olması gereken su, kanalizasyon gibi hizmetler artık tek bir kurum tarafından entegre bir biçimde verilmektedir. Daha evvel bu gibi illerde il özel idaresi, il belediyesi, ilçe belediyesi, belde belediyesi, köy, artı, köylere hizmet götürme birlikleri ve diğer hizmet birlikleriyle beraber 7 ayrı kurum tarafından yürütülen hizmetler artık tek bir kurum tarafından koordineli olarak yürütülmeye başlanmıştır ve yine…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yani, yürütülememeye!

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Ona geleceğiz değerli arkadaşlar. Yürütülüp yürütülmediğinin halkımız sandıkta değerlendirmesini yapıyor. Diğer değerlendirmelerin hepsi farazi değerlendirmelerdir. (CHP sıralarından gürültüler) Sandık çıkar, o köylerdeki, o beldelerdeki insanlar hizmetlerden memnun olup olmadığını söyler…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sandık sizi aklamaz.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – …biz de demokratik bir biçimde sonucu elbette kabul ederiz, gerisi nazariyedir

Bakın değerli arkadaşlar, Tekirdağ büyükşehir belediyesi olmuştur.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sandık sizi aklamaz, mahkemeler sizi aklar.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Ya, bir laf atmadan konuşmayı öğrenin, dinlemeyi öğrenin!

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Sizin belediyeleriniz de rahatsız beyefendi, AKP’li belediyeler de rahatsız bundan!

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Ya, laf atma!

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Şentürk.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Tekirdağ’da 33 tane belediye vardı arkadaşlar. Dolayısıyla, su, kanal, itfaiye hizmetleri, mezarlık hizmetleri gibi kentsel hizmetler 33 ayrı belediyenin 33 ayrı kuruluşu tarafından yürütülüyordu, artı, köylerdeki birliklerle beraber yüzlerce kuruluş söz konusuydu. Tabii, siz bir ildeki hizmetleri yüzlerce kuruluşa dağıttığınızda ne mali kaynaklarla ne insan kaynaklarıyla bu hizmetleri etkin bir biçimde sürdürmeniz ve yürütmeniz mümkün değildir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Şimdi yürütülebiliyor mu? Daha kötü oldu.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Onların yerine maddi kaynak yönünden çok daha güçlü olan ve ciddi kadrolara sahip olan büyükşehir belediyeleri bu hizmetleri hakkıyla yürütmeye başlamıştır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Daha kötü oldu.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Halk sizi dinliyor.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, önergede, yine, yeni düzenlemeyle beraber belediyelerin gelirlerindeki düşüşten bahsedilmektedir. Düşüş söz konusu değildir bir istisna hariç. Şöyle söz konusu değildir: Bu düzenleme çıkmadan evvel hazineden belediyelere, köylere, il özel idarelerine dağıtılan payların toplamına baktığımızda, kişi başına 372 lira hazine yardımı yapılıyordu. Yeni düzenlemede hazineden ayrılan payların büyükşehirde yüzde 5’ten 6’ya çıkarılması suretiyle bu oran kişi başına 419 liraya -aynı tarih itibarıyla söylüyoruz- çıkarıldı. Yani, yüzde 13 net gelir artışı sağlandı.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – O gelirlerle restorasyon yapıp Ensar’a peşkeş çekiyorsunuz, o gelirler köylüye gitmiyor.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Sadece ve sadece büyükşehir belediyesine yeni dâhil olan ilçelerin gelirlerinde düşme görüldü ancak burada da arkadaşlar…

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Köylülerin tarlalarından vergi alacaksınız. Köylüler tarlaları için emlak vergisi verecek.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – …daha evvel yol, kanal, su, park gibi o devasa hizmetleri yapmak zorunda kalan ilçe belediyeleri artık bunu yapmıyor, büyükşehir yapıyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yapamıyor, büyükşehir de yapamıyor.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) - Dolayısıyla, bu hizmetler büyükşehre geçtiği için böyle bir durum söz konusudur. Gerçek anlamda hizmet çeşitliliği olarak baktığımızda bu belediyelerde “gelir düşüşleri” diye bir düşüş söz konusu değildir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kanalizasyon olmadığı hâlde atık su parası alıyorsunuz.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Çok yakışıyor sana laf atmalar, hele hele bilmeden laf atmalar.

Ahmet Kaya bir türküsünde yaman çelişkiden bahsediyordu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Tam da cuk oturdu size.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) - …gerçekten Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi de yaman çelişkilerle dolu. Valinin kontrolündeki il özel idaresini seçkin bir demokratik kuruluş olarak gören, buna karşılık belediye başkanını dahi -halkın seçtiği bir kurumu- demokratik görmeyen bir anlayış!

Bakın, değerli arkadaşlar, yeni düzenlemeler demokratik anlamda, katılımcılık anlamında da bizi ileri bir düzeye getirdi. Daha önce bu beldelerin, bu köylerin, bu ilçelerin hiçbirinin şehrin tamamını, dolayısıyla kendisini ilgilendiren kararlarda kararları alacak kurumu seçmede söz hakkı yoktu. Köydeki seçmen sadece kendi muhtarını seçiyordu, bir de il genel meclisini. Belde sadece kendi belediye başkanını ve il genel meclisini. Yeni düzenlemeyle köylü hem mahalle muhtarını seçiyor hem ilçe belediye başkanını hem ilçe meclisini hem büyükşehir belediyesini seçiyor. Dolayısıyla katılımcılık anlamında daha etkin bir yapıya gelindi.

Değerli arkadaşlar, herkesin sıklıkla bahsettiği şu yerel özerklik, yerel yönetim ve özerklik kavramıyla ilgili olarak, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı herhâlde hepiniz defalarca okumuşsunuzdur. Hizmetin yerinden görülmesi esastır ancak hizmetlerin daha büyük ölçekte yerine getirilmesi ölçek sorunu itibarıyla söz konusu olduğunda, daha üst ölçekteki yerel yönetimler tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da bunu söyler. Dolayısıyla küçük küçük imkânlara sahip olan kurumlar yerine çok daha büyük imkâna sahip olan ve kendisi de yerel yönetim olan büyükşehir belediyelerine hizmetler devredilmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sizin o maddeye şerhiniz var unuttunuz mu?

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) - Ben, bu düzenlemenin Türkiye'de hem yerel yönetimleri güçlendirmek hem de Türkiye'deki yatırımların kaynak israfını önlemek için önemli olduğunu düşünüyorum.

Bakın, Çevre Kanunu’nun 11’inci maddesine göre, nüfusu 2 bini geçen her yer atık bertaraf tesisi kurmak zorunda. Şimdi, bu sistem sayesinde artık yüzlerce belediyenin, yüzlerce atık bertaraf tesisi kurması yerine ilin ihtiyacını karşılayacak 2-3 tane büyük yatırım sayesinde, daha az yatırım maliyeti ve daha düşük işletme maliyetiyle bu yatırımların yapılması gerçekleşmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Hepsini birden nasıl yapacak?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yapılamıyor, konu da o zaten.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Bütün bu açıklamalardan sonra bu önergeye “evet” oyu veremeyeceğimizi belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyor ve sizleri dinlemeye davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Madem o kadar iyiyse diğer illere de yapın.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sadece Ordu’yu almak için büyükşehir yaptınız.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şentürk.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kuyucuoğlu…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Demokratik görmeyen anlayışla bizi suçladı, “yaman çelişki” dedi…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Eleştiri, eleştiri efendim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sataştı ya düpedüz, daha ne yapacaktı ya? İlla el savurup küfür mü etmesi lazım.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika sataşmadan söz veriyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, sataşma sayılmaz, eleştiri.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, ben biliyorum ki birazdan Sayın Şentürk de kalkıp cevap verecek, ona da “Evet.” diyeceğim.

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, evet, il yatırım koordinasyon merkezi, burası nereden oluşuyor? Atanmışlardan oluşuyor. Peki, il genel meclisindeki üyeler neyle geliyor? Seçimle geliyor, seçimle gelen insanlar. İl daimî encümeninden geçiyor değil mi yatırımlar? Demek ki atanmışlar tarafından il genel meclisi olan yerlerde yatırımlar yönlendiriliyor. Vali başkan olabilir ama bir tane oyu var değil mi il genel meclisinde? Demek ki o zaman yatırımlar il genel meclisinde değerlendiriliyor, karar veriliyor. Peki, il genel meclisleri demokratik bir yapı değil ise ülkenin yarısında il genel meclisleri duruyor, onu niye tutuyorsunuz?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Millet yerel yönetimlerde cevabını verdi, cevabını.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Hem diyorsunuz “Demokratik değil, biz demokratikleştik.” il genel meclisi bir tarafta duruyor, bir tarafta başka bir yapı duruyor. Türkiye’de ikili bir yapı var, biz bunu söylüyoruz. Karaman benim komşu ilim, orada il genel meclisi var, Mersin’de yok; hangisi demokratik? O zaman Karaman’daki il genel meclisi demokratik değil, seçilenleri seçimle gelmiyorlar, atanmışlar…

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Keskelalaka.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – E, sizin ifadenizden bu çıkıyor.

Şimdi, bakın, “planların bütünleşmesi açısından” diyorsunuz, doğru ama planlarla ilgili biliyorsunuz, Bakanlık yetki aldı, resen yapıyor. Bu yetkileri niye alıyor madem yerelleştiriyoruz? İmar yapma yetkisini bakanlıklar aldılar, nasıl alıyorlar? İlçeden geçiyor, olmazsa ilden geçiyor, büyükşehirden geçmiyorsa resen yapıyor; bütün büyük projelerde de Bakanlık müdahil oluyor. Bu nasıl demokratik yapı? Hani siz bunları yerele vermiştiniz? Nerede? Değil. Onun için, gerçekten samimi olmak lazım. Burada gerçekten bir kısım sıkıntılar var, yeni bir uygulama, aceleye gelmiş bir uygulama, Türkiye’nin genelinde birçok büyükşehirde bununla ilgili sıkıntılar var. Bu samimiyetle, biz diyoruz ki bunu araştıralım, soruşturalım, faydalı bir şekilde, yanlışlık olan kısımlarını düzeltelim.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Önerileriniz varsa getirin, bakalım.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Yanlıştan dönmek ferasettir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuyucuoğlu.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşları tarafından, Büyükşehir Yasası nedeniyle yatırımlardan yeterince payını alamayan ve bu nedenle mağduriyet yaşayan ilçeler, beldeler ve köylerin içinde bulundukları durumun araştırılması amacıyla 3/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

6360 sayılı Kanun 5/12/2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 24’üncü Dönemde, bu kanunun görüşmeleri sırasında ben İçişleri Komisyonu üyesi olarak görev yaptım. Bizim, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak İçişleri Komisyonunda yaptığımız konuşmaların tutanağı 800 sayfa arkadaşlar; bunda, tabii ki Genel Kuruldakiler hariç. O zaman biz bu kanunla ilgili olarak masal okumadık, ciddi eleştiriler ve öneriler getirdik, iktidarı uyardık. Bu düzenleme, fikrî ve fiziki ayrışmayı tetikleyecektir dedik, bugün maalesef haklı çıktık. Bu düzenleme merkezî kontrol ve üniter devlet yapısını zedeleyecektir dedik, maalesef haklı çıktık. Bu düzenleme Türk idare sisteminin ilke ve esaslarına aykırıdır dedik, bunda haklıyız çünkü idarenin birliği, bütünlüğü ilkesi ortadan kalkmıştır. İşte, biraz önce konuşan hatibin de söylediği gibi, bir ilde özel idare vardır, bir ilde yoktur. Büyükşehir belediye sınırlarının il sınırlarına çekilmesi, fiilen bölgesel yönetimin başlamasına sebep olacaktır dedik, haklı çıktık. Bölücü terör hortlayacak, sivil uzantıları daha da şımaracak, öz yönetim, otonomi ve bölünme heveslileri alanlarını genişletecektir dedik, haklı çıktık. Bu büyükşehir yasası, İmralı ve Kandil’in taleplerini karşılamaktadır dedik, haklı çıktık. Önce bombalar yerleştirildi, üstüne asfaltlar döküldü, sonra istendiği zaman askerimiz, polisimiz geçerken de patlatıldı. Her şey bir tarafa, bu düzenleme kontrol edilemeyecek yerel otoritelerin zuhur etmesine sebep olacaktır dedik, haklı çıktık. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Merak edenler o günkü konuşma tutanaklarımızı incelerler, ne söylediğimizi, bunun içinden nelerin daha gerçekleştiğini daha iyi görürler.

Bugün uygulamaya baktığımızda… Biraz önce burada konuşan, AKP adına konuşan hatip sanki sadece özel idareler kapatılmış gibi bir şey ima etti burada. Sadece özel idareler kapatılmadı arkadaşlar; özel idareler kapatıldı, bir gecede bir kanunla 16.082 köy tüzel kişiliği kaldırıldı ve nüfusu 2 binin altındaki belediyeler ve büyükşehir sınırı içindeki bütün belde belediyeleri kaldırıldı, kapatıldı. Bugün oralardaki manzaraları da biraz sonra, konuşmamın ilerleyen bölümlerinde biraz daha detaylı olarak anlatacağım.

Hizmetin sunumuna gelince: Başta içme suyu fiyatları olmak üzere birçok hizmet vatandaşa daha pahalı sunulmaktadır. Dünyada eşi benzeri görülmemiş şekilde, 16.082 köyde yaşayan köylüler -bunlar hâlâ köylü olarak üretmektedir, hâlâ köylü olarak hayatlarını idame ettirmektedir, düğün, dernek, bayram, iyi kötü günde beraber olan insanlardır- bir anda kanunla şehirli yapıldılar ve o beş senenin dolduğu günden itibaren şehirli olmanın emlak vergisi, su parası vesaire gibi bütün külfetleri de bunların sırtına binecektir.

Yine, o köy kültürü, dolayısıyla Türk kültürünün en iyi yaşadığı o köylerimiz yok olup, tarihe karışıp, kaybolup gidecektir. O köylüye yüklenen yükler de beş senenin dolmasından sonra, hitamından sonra köyde insanları yaşayamaz hâle, üretim yapamaz hâle getirecektir.

Yine, köylünün asırlardır sahiplendiği ortak malları, harman yerleri, köy meydanları, köy konakları, köy çeşmeleri yağma Hasan’ın böreği olmuş, haraç mezat satışa sunulmuştur.

İl içi yolcu taşıma sektöründe hizmet veren minibüsçüler ile belediyeler karşı karşıya gelmiş ve bu sektörden ekmek yiyen insanlar perişan olmuştur.

Muğla gibi dünyanın gözünün üstünde olduğu ilimizde AKP’nin dayattığı Büyükşehir Yasası’nın doğurduğu sorunlar gün geçtikte içinden çıkılmaz bir hâle gelmektedir.

Yetki karmaşası; işte, vatandaşın bir kısmı yetki hâlâ valide, özel idarede diye valiye gidiyor, bir kısmı ilçe belediyesine gidiyor, bir kısmı hâlâ muhtara gidiyor ama işin tabii ki yetkilisi kim? Arayıp sorup öğreninceye kadar zaman geçiyor.

Mesela, imar konusunda bütünlük sağlanacak. Muğla’da şimdi imar konusunda büyükşehrin yetkisi var, ilçe belediyesinin yetkisi var, ÖÇK’nın yetkisi var, TOKİ’nin yetkisi var, Kıyı Kanunu’ndan kaynaklanan yetkiler var, o zaman bu bütünlük nasıl sağlanacak? Onu da birisi bize anlatsın.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Farklı ölçeklerde ele alınıyor.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tabii, neyse bunları gelir anlatırsınız burada.

İdari tecrübesizlik, yeni oluşan birimlerin çalışma konusu ayrı bir konu. Gene aynı partiden olmasına rağmen il büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyeleri arasında bile maalesef koordinasyonun sağlanmasında sıkıntılar yaşanmaktadır. İlçe belediyelerinin konumu büyükşehir belediyesinin çöp toplama şubesine döndü. Niye? Adamların kaynakları yok, onlara yeteri kadar kaynak maalesef kanunda öngörülmedi. Gene kendi görev alanlarında olmasına rağmen ilçe belediye başkanları paraları pulları olmadığı için kendilerine tevdi edilen görevlerin çoğunu yapamıyor. İktidar da bu konunun farkında ve bu konuda birtakım değişiklik hazırlıklarının yapıldığını da görmekteyiz.

Tabii, biraz önce konuşan hatibe de cevap olması bakımından bunu da söylemek istiyorum. Muhtemelen önümüzdeki günlerde iktidar partisi buraya bir kanun değişikliği getirecek. O gün, bugün burada söylenenleri hepinize tekrar hatırlatacağız ama bugün söylediklerinizin arkasında durabilmeyi hepinize tavsiye ediyorum çünkü hiçbiriniz o gün, bugün söylediklerinizi yapamayacaksınız, saraydan size verilen talimat neyse onun arkasında duracaksınız, ona tevil getirmeye çalışacaksınız.

Yine, nüfusa göre pay dağıtımı turizmin yoğun olduğu Muğla gibi iller açısından bir eşitsizlik oluşturmaktadır. Muğla Büyükşehir Belediyesi 900 bin nüfusa göre pay almakta ama yıl ortalamasına baktığımızda yaklaşık 2 katına hizmet vermektedir. Bu da ayrı bir haksızlıktır.

Yine, büyük şirketlerin vergi merkezleri de büyükşehirler olduğu için, Muğla gibi Anadolu’daki büyükşehir statüsündeki iller kendilerinin vergi gelirlerinin alacağı paydan daha az almakta, İstanbul, Ankara gibi büyükşehirler bu payların daha fazlasını almaktadır.

Yine, yerinden yönetim ilkesi yok olmuştur. Eskiden köylünün muhatabı muhtardı. Beldede belediye başkanı vardı, ilçede belediye başkanı vardı; il genel meclisi vardı. Şimdi bütün bunların yerine bir tek büyükşehir belediye başkanı var. Bulabilirsen derdini anlat.

Yani, gene bu belediye sayısıyla ilgili de küçük bir örnek olması için hatırlatmada bulunmak istiyorum: Fransa’nın yüzölçümü de nüfusu da bizden az ama Fransa’da 36.500 belediye var, bizde bu belediye sayısı 1.400’ün altına düştü. Hani her şey ölçekten anlatılıyor. Yani, Ankara’da elbette ki Kızılay’ın, Çankaya’nın, işte neyse, Çankaya, Mamak, Altındağ, bu ilçelerin sınırının nerede başlayıp nerede bittiğini yollar belirliyor, bunların büyükşehir sınırları içinde olmasını kimse tartışmıyor ama Nallıhan’ın bilmem ne köyünün de büyükşehir kapsamına alınması oradaki içme suyunun da Ankara şebekesine bağlanmasını zaten fiilen de mümkün kılmamaktadır.

Bu aksaklıkları ortadan kaldıracak kanun teklifini Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde vadettiğimiz şekliyle Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduk. Buna göre, bir: Bu kanun teklifimizi eğer burada getirip kabul edersek, hep birlikte bu işin yasalaşmasını sağlarsak büyükşehrin sınırı 30 kilometre çapında olacak İstanbul ve İzmit dışındaki illerde ve bütünşehir düzenlemesi ortadan kalkacak.

İki: Bütün illerde özel idare yeniden kurulacak.

Üç: Köylerin tüzel kişiliği yeniden iade edilecek.

Dört: Nüfusu 2 binin altında olduğu için kapatılan belde belediyeleri tekrar eski statülerine kavuşturulacak ve bugün büyükşehir il sınırı olmasıyla ortaya çıkan karmaşa, kaos ortadan kalkacak.

Eğer bunlar bugün çözülmezse yarın telafisi mümkün olmayan daha büyük sorunlarla karşılaşacağız. Ama haricen aldığımız bilgilere göre, iktidar partisi istese de istemese de yaptığı yanlışlardan geriye dönecek bir hazırlık içerisinde, haricen aldığımız bilgiler bu. İşte o gün, bugün savunmak için kendinizi hırpaladığınız sözlerinizin arkasında durabilmenizi temenni ediyorum ve bu değişikliğin, sunduğumuz kanun teklifinin bir an önce kabul edilerek bu garabetten Türkiye'nin, Türk milletinin kurtulmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olmak üzere ikinci ve son konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Muhammet Balta.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Balta.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini özellikle inceledim eski bir il genel meclisi üyesi ve il genel meclisi başkanı olarak, yerel yönetimlerde de görevde bulunmuş bir kardeşiniz olarak inceledim.

Şimdi, özellikle seçimle iş başına gelen il genel meclisi ve il daimî encümeni 2005 yılından sonra il daimî encümeni değil il encümeni olarak değiştirildi. Bu, ortadan kalktı diye söylendi. “Yatırım İzleme Koordinasyon Kurulu Merkezi seçilmişlere değil atanmışlara emanet edildi. İl özel idareleri il sınırları içindeki ilçe ve bucaklar arası ulaşımı sağlayan kara yolları yapım, bakım, onarım, imar yolu, kanalizasyon ve bu tür hizmetleri yapıyordu, şimdi yapamıyor.” diye söylendi. Adil dağılımdan, dağıtımda şikâyetler var. Bunun yanında altyapı, katı atık, çevresel sorunlarla alakalı burada gerekçelerde gösterilen maddeler var. Bu bana şunu hatırlatıyor, sanki 2002 öncesinde verilmiş bir önergeyi hatırlatıyor.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ döneminde, AK PARTİ hükûmetleri döneminde yerel yönetimlere her alanda destek verilmiştir, biraz sonra sıralayacağım. Biz 2002 öncesine baktığımız zaman -az önce burada konuşmacı da bir şeylerden bahsetti, ona da söyleyeceklerim var- belediyeler iflasın eşiğindeydi, çöp dağları vardı, atık su arıtmalar yoktu, hava kirliliği had safhadaydı, su kesintileri ve arızalar had safhadaydı.

Gazete manşetlerini size hatırlatmak istiyorum o dönem içerisindeki. Özellikle metropol bir ilimizde, dünyanın en büyük ili, en güzel illerinden bir tanesi İstanbul’da… “Ha İstanbul, ha Ruanda!”

Değerli kardeşlerim, önergeyi veren kardeşlerime söylüyorum bunları: “Susuz yaz geliyor.” “Merhaba susuzluk.” “Terkos Gölü’nde 2 karış su kaldı.” “95 günlük suyumuz var.” “İstanbul susuzluktan kıvranıyor.”

O dönem içerisinde, 1993’lü yıllarda çöp dağları vardı, çöp dağları. Ümraniye çöplüğü patladığı zaman 27 kişi bulundu, 14 kişi kayıp, bulanamadı, 14 kişi. Ne zamandı bu zamanlar? Sizin döneminizde, sizin partinize mensup olan o belediyelerin o zaman belediyeyi yönettiği dönemler içerisinde.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden Boğaz Köprüsü yoktu, sandalla geçiyorduk karşıya.

MUHAMMET BALTA (Devamla) - Başka, başka…

Değerli kardeşlerim, yine 2002 öncesinde…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden belediye otobüsü yoktu.

MUHAMMET BALTA (Devamla) - 2002 öncesini bir hatırlayalım ve o dönemler içerisinde İller Bankası belediyelere nasıl yardım yapıyordu? Merkezî idareden aldıkları yardımları, eğer hangi parti iktidardaysa o partiye mensup olan belediyelerin yüzde 100 paraları gönderiliyor, o iktidara mensup olmayan belediyelerin paraları tamamen kesilip belediye başkanlarının eli kolu bağlanıyordu. Faizler yüksekti, yüzde 60’lara varan bir faiz vardı.

Belediye başkanının açıklamaları var, “Bu İller Bankasından kara faizci daha insaflıdır.” diye açıklamaları var o dönemler içerisinde. Unutmayalım bunları. “Biz İller Bankasının önünden geçmeye korkuyoruz.” diyen belediye başkanları vardı.

Peki, yerel yönetimlerle alakalı…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) - Yasayla ilgili konuşun, yasayla ilgili.

MUHAMMET BALTA (Devamla) - Yasayla ilgili konuşuyorum, yerel yönetimlerle alakalı.

Bir muhtar, o dönem içerisinde, 10 torba çimento almak için valilik kapılarında 30 torba çimentonun masrafını yapıp geri dönüyordu, alamıyordu. O dönemler içerisinde yönettiğiniz Türkiye’de greyder operatörlerinin yanında ilçe başkanları vardı, bir köyde beş sene dozer dururdu hiç hizmet yapmadan, bununla beraber siyaset yapardınız o dönem içerisinde. Ne oldu bu dönem içerisinde?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Şimdi aynısı AKP’ye oy vermeyen köyler için geçerli.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Ben bitireyim Beyefendi, ben bitireyim ondan sonra siz konuşursunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – AKP’ye oy vermeyen hiçbir köye hizmet yapılmıyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden faytonla ulaşım sağlanıyormuş şimdi belediye otobüsüyle sağlanıyor, doğru söylüyor!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Bu dönemler içerisinde ne oldu? İLBANK’ta 2002’den sonra eşit ve adil bir şekilde bütün belediyelere eğer borcu varsa yüzde 60’ı gönderiliyor, yüzde 40’ı kesiliyor.

Yine, yaz döneminde belediyelerden kesinti yapılmıyor, dört ay içerisinde bütün belediyelere hangi siyasi görüşte olursa olsun ödenekleri gönderiliyor. Milliyetçi Hareket Partisinin iktidar olduğu dönem içerisinde afete maruz kalan belediyeler vardı. Kendi partisine mensup olan belediyelere 3 kat, 4 kat afetten para gönderiliyor, esasında hiç afet olmamış ama afete maruz kalan belediyelere -canlı şahit, örnekleri var- ödenek gönderilmiyordu. Biz eşit ve adil bir şekilde bunları dağıtmaya çalıştık.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Çok, çok, çok.

MUHAMMET BALTA (Devamla) - İl özel idareleri, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nda…

VELİ AĞBABA (Malatya) - Çevre Bakanlığına sorsana, muhalefet belediyelerine kaç tane araba verilmiş diye sorsana.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Bak söylüyorum, söylüyorum. 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nda il genel meclisi başkanları kimdi daha önce? Valiydi. O kanunda ilk defa seçilmişlerin başına bir seçilmiş başkan atandı. Başka bir şey daha var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çevre Bakanlığına sor bakalım, muhalefet partili belediyelere kaç tane araba vermişler.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Rahatsız olmayın, rahatsız olmayın, ben söylüyorum, rahatsız olmayın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Salla, salla bakalım!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – 5302 sayılı Yasa’yla ondan sonrası ne geldi? Yerinden yönetimin özüne uygun olarak…

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Sen bilmezsin.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen, yerinizden müdahale etmeyiniz.

MUHAMMET BALTA (Devamla) - …hem belediyeler hem il özel idareleri güçlendirildi. Nasıl güçlendirildi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Salla bakalım! Köy kalmadı, belde kalmadı, beldeler yetim kaldı, yüz yıllık beldeler kapatıldı.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Bakın, KÖYDES… Sayın Cumhurbaşkanımızın -her zaman buradan söylüyorsunuz, rahatsız olmayın- “Yolsuz ve susuz köy kalmayacak.” sloganıyla KÖYDES, ödeneklerini başlattı. Siz köylere gitmediğiniz için konuşuyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Köyleri kapattınız. Köylünün arazisine, suyuna el koydunuz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, hatibi dinleyemiyoruz.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Köylerimiz, köylülerimiz asfalt ve betonla tanıştı ve şu anda konforu yükselttiğimiz için betonun üzerini de asfalt istiyorlar. Belediyelerden bahsediyordunuz. BELDES’ten, özellikle 2 binin altındaki belediyelerden, kapatılan belediyelerden.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Sayın Cumhurbaşkanı atık su parası alıyor şimdi…

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Değerli kardeşim, kapatılan belediler maaşını veremeyecek durumdaydı, iflas etmişti.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sizin döneminizde iflas etti.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Vallaha.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Ne demişti o zaman Sayın Cumhurbaşkanımız? “Siyasi hayatımıza mal olsa dahi 2 binin altındaki nüfustaki belediyeleri kapatacağız.”

VELİ AĞBABA (Malatya) - Doğru söylüyor, sayın hatip doğru söylüyor, eskiden Kadıköy’den Beşiktaş’a sandalla geçiyorduk.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Şimdi nasıl hizmet gidiyor? Her şey gidiyor. Yolu da var, suyu da var, temiz su da içiyor…

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Yalan söylüyorsunuz!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden itfaiye aracı yoktu, tulumbacılarla yangın söndürülüyordu.

MUHAMMET BALTA (Devamla) - …kanalizasyonu var, köylerde park var, parke var ama siz gitmediğiniz için bunları göremiyorsunuz, onu söyleyeyim, onu söyleyeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) SUKAP kapsamında yine…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden tulumbacılar yangın söndürüyordu! Salla bakalım! Salla bakalım!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yalan söylüyorsunuz! Mersin’e bir gel de bakalım.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, Sayın Ağbaba; lütfen…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, yalan söylüyor. Yalan söyleyeni de alkışlıyorlar. Konuşamayacak mıyız yani!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – …25 bin nüfusun altındaki belediyelere yüzde 50 hibe veriliyor, yüzde 50 de uzun vadeli krediler veriliyor. Yani biz ne yaptık?

Değerli kardeşlerim, oradan konuşmaya gerek yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Var, var; sen doğru konuş, biz susarız.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Eğer bu Büyükşehir Yasası’nda bir eksiklik olsaydı, Trabzon -kendi şehrimden örnek vermek istiyorum size- 2014 yılında büyükşehir oldu, yüzde 57 oy almıştık. Evet, 2016’da, seçimde biz kaç oy aldık? Yüzde 67 oy aldık, yüzde 67 beyler. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ordu’yu nasıl aldınız, Ordu’yu?

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Öyle, siz, buradan konuşmayla değil, vatandaşımızın ne düşündüğüne bakacaksınız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ordu’yu nasıl aldın, sen onu söyle!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Biz köylere gittik. Yine örnek vereyim. Bakın, yine örnek vereyim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Seçmen taşıyarak Ordu’yu aldınız.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Eksikleri olmasına rağmen Trabzon büyükşehir olduktan sonra ilk defa 2014 yılında KÖYDES’ten ve BELDES’ten en fazla yatırım yapılmıştı. Ama büyükşehir olduktan sonra, şu anda Trabzon’da -50 milyon beton, 50 milyon asfalt- 100 milyonluk kırsala yatırım yapılıyor, yatırım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Düzköy Belediyesine ne verdiniz, Düzköy’e?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen Mersin’e bir bak bakalım, Mersin’e!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Öyle, birileri buradan çıkacak, “Yok efendim, Kandil’in mi, bilmem neyin mi talimatıyla…” Biz milletin talimatıyla bu tasarıları yasalaştırıyoruz, milletimizin lehine. Biz kimseden korkmuyoruz. Sadece milletimizin ve Allah’ın önünde eğiliyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hay Allah’ına kurban senin, hay Allah’ına kurban!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Öyle buradan kurusıkı atmayla olmaz. Birileri belediyelerin makineleriyle beraber teröre destek verirken, birileri beceriksizlikten milletine hizmet edemezken, AK PARTİ’li belediyeler bu millete hizmet ediyor, hizmet etmeye de devam edecek. Size örnek vereyim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Salla bakalım!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlarım, şimdi siz konuşuyorsunuz, çevresel sorunlarla alakalı konuşuyorsunuz. Hepsinden konuşabilirsiniz. 2002 yılında…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – 1,5 milyara restorasyon yapıp 600 liraya Ensar’a kiraladığınız yerleri biliyoruz.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Dinleyin, dinlemesini öğrenin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biraz da parsel parsel sattıklarını söyle!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – 2002 yılında bu memlekette özellikle hizmet veren, evet, kentsel…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biraz da laleye ne kadar para ödediğini söyle! Biraz da parsel parsel sattıklarını söyle! Parsel parsel Ankara’da satılanları söyle biraz!

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Atık su arıtma tesislerinden bahsedeyim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yolsuzlukları söyle! Parsel parsel satıyordunuz ya, parsel parsel satanları söyle! 1915 yılını söyleyeceğine parsel parsel satanları söyle!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Bir saniye…

O sizin mesleğiniz, kusura bakmayın. Bu kadar yolsuzlukları…

BAŞKAN – Sayın Balta, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben uyarımı yapıyorum. Siz devam edin.

Sayın Ağbaba… Sayın Ağbaba…

Sayın Gök, sizden rica ediyoruz.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Bakın, yolsuzluk yapılan bir memlekette 2002 yılında atık su arıtma tesisleri 145 iken 2016 yılında 653’e yükseldi, 653’e.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Efendim, ona bakılırsa eskiden toplu ulaşım faytonla sağlanıyordu, şimdi otobüsle sağlanıyor. Ne yapalım?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Rahatsız olmayın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne yapalım! Beldeleri sattılar, köyleri sattılar! Bir tane belde bırakmadınız!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Siz İstanbul’da kirli su içirdiniz milletimize, biz atık su arıtma tesisleriyle suyu da çevreyi de temizledik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Malatya’nın beldeleri kan ağlıyor. Hepsini kanla aldınız.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Sizin bıraktığınız yerleri de temizledik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sor bakalım Malatya’nın beldelerine!

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Siz maskeyle milleti dolaştırırdınız İstanbul’da, Türkiye’nin farklı yerlerinde, biz millete temiz hava solutuyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sor! Köylerin tüzel kişiliğini yok ettiniz.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Başka? Başka bir şey daha söyleyeceğim; burada, burada, bakın burada.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Beldeleri yok ettiniz.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Rahatsız olma, rahatsız olma.

Katı atık tesisleri 2002 yılında 15 iken şu anda kaç oldu biliyor musunuz? 150 oldu, 150.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Köylünün hakkını aldınız, köylünün suyunu aldınız, köylünün su kaynağını aldınız.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Siz çöplerde insanlarımızı öldürürken, biz çöplerden 150 megavatlık elektrik enerjisi üreterek milletimize enerji veriyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Kusura bakmayın, oradan buradan kurusıkı atmaya gerek yok! Siz ne söylerseniz söyleyin, bu millet kime destek vereceğini, bu millet kendisine kimin hizmet ettiğini çok iyi biliyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Balta, süreniz bitti, teşekkür ederiz.

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Allah’a şükürler olsun, yüzde 49,5 oyu biz nasıl aldık? Nasıl aldık? Böyle çukur açmayla değil, terör örgütlerini arkasına almayla değil, öyle kendi partisine mensup olan belediyelere destek verip kendi partisinden olmayan belediyelere ayrımcılık yapmayla değil, kusura bakmayın! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Allah’a şükürler olsun, biz millete hizmet etmeye devam edeceğiz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı konuşması esnasında partimizin de adını zikretmek suretiyle 57’nci Hükûmet döneminde kendi belediyelerine daha fazla yardım yapıldığı isnadında bulunmuştur. Bu bir sataşmadır, bu konuda sataşmadan söz istiyoruz. Sayın Erdoğan konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, buyurunuz.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Trabzon Milletvekili Muhammet Balta’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın hatip konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon hükûmetinde bulunduğu 57’nci Hükûmet döneminde belediyeler arasında ayrım yapıldığını iddia etti. Bir kere, kendileri şu anda iktidardadır, Milliyetçi Hareket Partisi bu manada hangi belediyelere ayrımda bulunmuş onları buraya getirip somut söylemesi lazım.

İki: O zamanın o işi yaptığını iddia ettiğiniz Bakanı Sayın Koray Aydın Yüce Divana gitmiş ve aklanmıştır. Eğer öyle bir şey vardıysa onu o zaman sorsaydınız.

Yine, Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarda bulunduğu dönemde Türkiye, Marmara depremini yaşamıştır, Marmara Bölgesi’nde, depremden etkilenen bölgede her partiden belediye vardı ve bunların hiç birine ayrım yapılmadan o gün o bölgenin ayağa kalkması konusunda o günkü Hükûmet üzerine düşen görevi sonuna kadar yapmıştır.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Belediyeler arasında ayrım yapıldığına dair belgeleri verebilirim size.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yine bu altyapı birlikleri, köylere hizmet götürme birlikleri kapatılmıştır. Eğer bunlar kapatılmasaydı, zaten o küçük beldelerin ve köylerin birçok altyapı yatırımları ortaklaşa yapılmaktaydı… Şimdi de iktidar partisi kendi belediyelerine çeşitli yollarla kaynak aktarmakta, onların borçlarını, vergi borçlarını tahsil etmemekte, onların diğer belediyelere göre göreceli olarak çok daha büyük kaynakları kullanmasını sağlamaktadır. Bu ayrımcılığı yapan esas sizsiniz.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – AKP Grubu adına konuşan sayın hatip konuşmasının sonunda grubumuza da dönerek “Biz çukur kazarak oy kazanmadık, hizmet yaparak oy kazandık.” dedi. Grubumuza açık sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun iki dakika.

Sayın Gök, daha sonra sizi dinleyeceğim.

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Trabzon Milletvekili Muhammet Balta’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, sizin nasıl oy kazandığınızın en önemli göstergesi 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri. 7 Haziranda nasıl tarihinizin en büyük oy düşüşünü, en büyük hezimetini yaşadınız.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Siz de nasıl kaybettiniz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Niye o sonucu kabul etmediniz? Niye o sonuca yönelik darbe yaptınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Niye ondan sonra bütün Türkiye ortamında bombalar patladı? Niye sahaya bir savaş konseptini sürdünüz? Niye seçim öncesinde “Ya kaos, ya istikrar.” deyip, sonra “Millet kaosu tercih etti.” deyip milleti korkuttunuz? Patlayan bombalarla, sahaya sürülen savaş konseptiyle bizim dışımızda bir istikrar seçeneği yoktur ortamı yarattınız. Millette bir şok etkisi yaratıp oradan istikrar üzerinden, âdeta milleti tehdit eden bir pozisyon yarattınız, bu şekilde aldınız oyu. Yüzde 40 oyla, yüzde 49,5 oyun kıyasını yapıyor musunuz hiç?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yüzde 50 oy verdi millet be. Millet cahil mi yani?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Savaş ortamında bakın, kan ortamında, şiddet ortamında siz oylarınızı artırıyorsunuz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne savaşı, terörle mücadele.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Terörle mücadele var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ama barış ortamında, demokrasi ortamında, siyasetin etkin olduğu ortamda siz oy kaybediyorsunuz, bu kadar açık ve net. Dolayısıyla, yok bilmem “Çukurlar kazarak oy kazanmıyoruz.” deyişinize hiç kimse inanmıyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Kendi arkadaşların söyledi, kendi arkadaşların “Çukur yanlıştır." dedi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ya, tablo ortada bakın, savaş ortamında…

SALİH CORA (Trabzon) – Altan Tan ne dedi? Kendi arkadaşların ne dedi?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bir bekleyin, bakın, ben size söylüyorum işte, duymaya tahammülünüz yok.

SALİH CORA (Trabzon) – Kendi arkadaşlarınız “Çukur yanlıştır." dedi. Allah Allah!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Barış ortamında aldığınız oy yüzde 40, savaş ortamında aldığınız oy yüzde 49,5.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Savaş ortamı diye bir şey yok, terörle mücadele var.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – HDP’nin barış ortamında aldığı oy yüzde 13, savaş ortamında aldığı oy yüzde 10,9. Kim savaştan besleniyor, kim barışla oy kazanıyor, kim demokrasiyi savunuyor açıkça ortada.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teröre destek verdiniz, sandığa gömüldünüz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, bir saniye, Sayın Gök'ü dinleyeyim.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ben tutanaklara geçmesi açısından bir değerlendirmede bulunacağım.

Şimdi, partimizin vermiş olduğu önerge son derece insani ve haklı bir önerge. Yani iktidar partisinin her önergede böyle refleks göstererek karşı çıkmasını anlamak mümkün değil. Bu bütünşehir yasasıyla ilgili olarak AKP içerisinde bakan olarak görev yapmış olan Sayın Ertuğrul Günay dahi “Bu yasada yanlış yaptık.” diyerek bir itirafta bulunmuştur. Şimdi, her araştırma önergesini muhalefet partisi veriyor diyerek karşı çıkıp gerginlik yaratmak anlaşılır değildir. Şimdi, Ankara’nın köyleri var -Haymana’ya gidelim, Polatlı’ya gidelim, Şereflikoçhisar’a gidelim- bütün köylerine gidelim, eskisi gibi çöpler toplanmıyor, eskisi gibi yollar yapılmıyor, eskisi gibi elektrik işleri ya da başka işler yapılmıyor, çok devasa sorunlar var. Böylesine bir haklı önergede -beklerim ki- AKP Grubunun, evet, Cumhuriyet Halk Partisinin bu önergesindeki aksaklıkları giderecek bir tasarruf içerisinde olalım anlayışını burada sergilemesi gerekirken, karşı çıkan bir anlayışla burada bir cephe yaratmasını anlamak mümkün değildir. Biz, her şeyi insanımız için istiyoruz, her şey insan için daha iyi olsun istiyoruz. Bu yöntem iyiyse ona devam edelim ama aksaklıkları varsa giderelim arkadaşlar. Buna “Aksaklıkları yok.” diyemezsiniz.

Bu önerge bunun için verilmiştir, haklıdır, meşrudur ve bu nedenle tartışılmaya müsaittir. Nitekim, bir müddet sonra bu konuda AKP Grubunun getireceği kimi değişiklik teklifleri burada konuşan arkadaşlarımızı mahcup edecektir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Levent Bey, sarayın göndereceği, sarayın, AKP Grubunun getireceği değil.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gök, sözleriniz tutanaklara geçmiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, HDP grup başkan vekili partimizi hedef alarak, bir savaş konsepti geliştirdiğimizi ve 7 Hazirandan sonra savaş konseptini devreye soktuğumuzu ve bu şekilde 1 Kasım seçimlerini kazandığımızı iddia etmiştir. Bu, açık bir sataşmadır. Bundan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Size de iki dakika söz veriyorum.

17.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimiz millî iradeye saygı duyuyoruz. Çok partili hayata geçildiği 1950’den itibaren…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizin olursa saygı duyuyorsunuz Sayın Muş.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, rica ediyorum, lütfen.

MEHMET MUŞ (Devamla) - …Türkiye’de düzenli olarak seçimler yapılmıştır ve seçimler yoluyla iktidarlar belirlenmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – 7 Haziranda niye saygı duymadınız?

MEHMET MUŞ (Devamla) – 7 Hazirandan sonra Türkiye’de bir hükûmet kurulamamış olmasından dolayı 1 Kasımda tekrar seçimlere gidilmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Millî iradeye saygınız yok.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakınız, burada “savaş konsepti” diye bir tabir kullanmak doğru değildir. Burada teröristle ve terörle mücadele vardır. Bunun altını çizmemiz gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ, hiçbir zaman terörden ne beslenmiştir ne medet ummuştur.

Bakın, bize bu ithamlarda bulunanlar şöyle biraz geçmişe bakacaklar ve Cemil Bayık ne dedi 7 Hazirandan sonra? “Biz olmasaydık -yani PKK olmasaydı diyor- HDP yüzde 5 oy alamazdı.” diyor. Kim Cemil Bayık? Terör örgütünün elebaşlarından. Demek ki, Sayın Baluken, Cemil Bayık size fazla destek olamamış, oylarınızı düşürmüşsünüz. Bundan sonra, hiç merak etmeyin, size hiç destek olamayacak çünkü hem terörle hem teröristle mücadele kararlı bir şekilde devam edecektir. Buradaki mücadelemiz azalmayacak, artarak devam edecektir.

Şimdi bu önemli bir tespittir. Böyle bir laf vardır ortada, böyle bir söylem vardır ve siz hiçbir zaman çıkıp da “Hadi oradan, Cemil Bayık da kim oluyormuş, teröristbaşı. Biz halkımızdan bu oyu aldık…”

VELİ AĞBABA (Malatya) – TRT basın toplantısını canlı veriyordu zamanında.

MEHMET MUŞ (Devamla) - “Sandık sandık çalışma yaptık, sokak sokak vatandaşımıza gittik ve vatandaşımızın desteğini alarak, onları ikna ederek bu oyları aldık.” diyemediniz, hiçbiriniz bir cevap verme cesaretinde bulunamadınız. Bu anlamda, kim kaostan kim şiddetten besleniyor Cemil Bayık’ın ifadesiyle ortadadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Herhâlde açıklama yapmama gerek yok yani. Açık bir sataşma var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından “Sataşma değil, doğru laf” sesi)

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Ya HDP yüzde 5’lik oy oranını PKK’nin desteğiyle kaybetti.” diyor, daha ne desin yani? Bundan daha âlâ sataşma mı olur?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğru söylemiş. “Kaybetmedik mi?” diyeceksin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bundan daha âlâ sataşma mı olur?

Sayın Başkan, süreyi herhâlde yeniden başlatacaksınız…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Niye başlatsın?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ee, izin verirseniz konuşacağız.

Değerli milletvekilleri, çözüm sürecinin nasıl bittiğini her biriniz çok iyi biliyorsunuz. İki önemli kırılma noktası var…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Urfa’da iki polisin öldürülmesi!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Gece yarısı uyuyan polisin ensesine kurşun sıkılması!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Birincisi, HDP’nin parti olarak seçime girme kararı vermesi.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Çünkü siz HDP’nin bağımsız olarak seçime girip hak etmiş olduğu o koltukları gasbetmeye alışmıştınız. Başkanlık hesabı içinde HDP’li vekiller bağımsız girecekti, siz böyle kafadan birtakım koltukları alıp gasbedecektiniz. Birinci kırılma noktası o.

İkinci kırılma noktası da, siz çözüm sürecinde barışı değil başkanlık sistemine geçişi hedeflediniz ve ne zamanki “Seni başkan yaptırmayacağız.” söylemi ortaya çıktı o durumda da masayı devirmiş oldunuz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hadi oradan!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şimdi bunu hiç sağa sola çekmenize falan gerek yok. Yani HDP’nin parti olarak girmesi ve Türk işi başkanlık sistemiyle ilgili…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Öyle avunun, öyle avunun.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …net tutumunu tıpkı masada olduğu gibi ortaya koymasından sonra sahaya savaş konseptini sürdünüz, bu kadar açık ve net.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Polisler öldürülürken niye taziyeye gitmediniz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - 7 Haziran öncesinden başladı o süreç. Diyadin’deki provokasyonu bilmiyor musunuz? Orduyu ilk kışla dışına ne zaman çıkardınız? Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda ilk bombalar ne zaman patladı? Suruç katliamı ne zaman oldu?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kendi patlattığınız bombalarda boğulun inşallah!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bütün bunların hepsini biliyorsunuz. Bu savaş tercihi, savaş konseptini sahaya sürme sizin bilinçli bir politikanızdı, bugün de o bilinçli politikanızın arkasında durmak zorundasınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Terörle mücadelenin arkasındayız sonuna kadar, vatandaş da destekledi, 1 Kasımda karşılığını verdi. 1 Kasımda vatandaş karar verdi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ben çok net verilerle konuşuyorum. Savaş ortamında, kanın oluk oluk aktığı ortamda oyunuz yüzde 40’tan yüzde 49,5’a çıktı mı, çıkmadı mı? HDP’nin oyu yüzde 13’ten 10,9’a düştü mü, düşmedi mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – 1 Kasımda gömdü sizi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Dolayısıyla, sizin iktidarınız için size savaş lazımdı, şiddet lazımdı, kan lazımdı. (HDP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hadi yürü!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen ne terbiyesiz bir adamsın be!

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Sen mi karar veriyorsun terbiyeye ha!

BAŞKAN – Sayın Toğrul, lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Grup başkan vekilimize “Yürü git.” demeye hakkı yok.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Sen terbiye ölçer misin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, hatip, başkanlık sistemini getirmek için bizim Türkiye’de bir şiddet siyaseti, Türkiye’de bir kaos, kaotik ortam oluşturduğumuzu iddia ediyor. Bunlar grubumuza açık sataşmadır, bundan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Akçay, daha sonra sizi dinleyeceğim.

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, burada ders şu: “Neden bizim oyumuz düştü?” diyor. Arkadaş, niye düşürdünüz oyunuzu? Demek ki siz 7 Hazirandan sonraki tutumunuzla terörle mücadele noktasında aranıza mesafe koyamamışsınız. Bakın, PKK’nın elebaşlarından yapılan açıklamalarda, “Hendekler kazılacak”, “Devrimci halk savaşlarını başlatacağız” gibi… Türkiye’nin belli bölgelerinde, Türkiye’nin egemenlik sınırları içerisinde kendilerine bir egemenlik oluşturacak bir çalışmanın içerisine giriyorlar ve bu anlamda Türkiye Cumhuriyet devleti ve o dönem AK PARTİ Hükûmeti, gereken cevabı teröre ve teröriste vermiştir. Bakın, hiçbir ülke kendi egemenlik sınırları içerisinde bir yapılanmaya, farklı bir terör örgütünün kendine müzahir bir alan kurmasına müsaade etmez, Türkiye Cumhuriyeti devleti de müsaade etmez. Bu açıdan, buradaki mücadele terörle ve teröristledir. Ha siz bu mücadele devam ediyorken terörle ve teröristle aranıza mesafe koyamamış, bunları âdeta savunurcasına bir dil kullanırsanız milletten böyle 13’ten 10,9’a indirilen bir tokat yersiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunun için, bu sorunun cevabını bulmak çok zor değil. Bunun cevabını aramak istiyorsanız kullandığınız söylemlere bakacaksınız. Bakın, hâlâ aklınızı başınıza devşirmediniz, hâlen terörü öven ifadeler kullanıyorsunuz. Bakın, belediyelerde çıkan bombalar, silahlı kuvvetlerimize saldıran teröristlerin içinden çıktığı kamyon, kamyonetler nereye ait? Belediyeye ait. Kimin bu belediyeler? Sizin belediyeleriniz.

O açıdan, değerli arkadaşlar, eğer siz meşru alanda siyaset yapacaksanız terörle aranıza mesafeyi koyacaksınız, politikalarınızı anlatacaksınız. Halk eğer size inanır, güvenirse o açıdan sizin değerlendirmenizi yapar. “Bizim neden oyumuz düştü? Vay niye biz oy alamıyoruz vatandaştan?” sorusunun cevabı, terörle aranızdaki mesafeye bağlıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yani sayın grup başkan vekili bir kez daha terörle aramıza mesafe koymadığımızı ve işte belediyelerimize ait araçların da terör saldırılarında kullanıldığını ifade etti.

BAŞKAN – Sayın Baluken, sizden önce Sayın Akçay söz istedi.

Sayın Akçay’ı dinleyeceğiz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalardaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle çok vahim bir hata yapılıyor değerli arkadaşlar. Bazı terör elebaşlarının birtakım açıklamaları referans gösterilerek bunun üzerinden yorum yapılmasını fevkalade yanlış buluyorum ve Sayın Muş’u da öncelikle uyarıyorum. Yani, çeşitli terör elebaşları, Kandil’deki veya İmralı’daki bu terör elebaşları “AKP’yi iktidar yapan da biziz, iktidarda tutan da biziz.” diye... Yani, bu sözleri mi referans alacağız, bunlar üzerinden tartışma mı yapacağız? Kesinlikle terör elebaşlarının üzerinden referans alarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışma ve yorum yapmak çok yanlıştır. Hatta, Sayın Cumhurbaşkanının o biraz evvel referans verdiği isme, kendi Türkiye Cumhuriyeti’ne veya iktidara yönelik bir sözden dolayı, Sayın Cumhurbaşkanı “Cemil’e söyleyin, bilmem ne deyip durmasın, bize çatmasın.” gibi laflar var. Sanki arkadaşından bahsediyor. Ben sorarım AKP ile PKK arasında masadaki mesafe kaç metredir, kaç kilometredir? Yani, siz Kandil’e elçi gönderip Habur’dan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kandil’den gelecek teröristleri Habur’da karşılatırken elçiler gönderip bunlarla pazarlık içerisinde bulunanlar kimlerdi? Yani, bunları göz ardı etmeden değerlendirme yapmakta fayda var. Lütfen, teröristbaşlarının birtakım şeyleri referans gösterilerek buradan yorum yapmayın, tartışma yapmayın; fevkalade -kullanmak istemem ama- çukura düşersiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Baluken, buyurun.

Sayın Baluken, sataşmadan son bir kez... Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

Yirmi dakika soru-cevap işlemini yapıp yemek arası vereceğiz.

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

20.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın “Kimin terörle arasında ne kadar mesafe var?”ı buradan bizim ifade etmemize gerek yok. Bütün dünya konuşuyor bu konuyu. Yani, sizin söyleminizle, yandaş basına birkaç tane ısmarlama yalan haber yazmanızla hakikatler ters yüz edilemiyor. Bütün dünya bugün... Bakın, bugün basını okuduysanız IMF’nin bir raporu açıklandı. IMF IŞİD’in petrol ticareti yaptığı 4 ülkeyi sayıyor: Türkiye, Ürdün, Lübnan, Suriye. Yani, siz öyle kirli ilişkiler içerisine girdiniz ki zaten bütün dünya bunu konuşuyor. Ben bu kürsüden kaç defa sordum, çıkın bana cevap verin: IŞİD’in elinde Tel Abyad ve Cerablus’un olduğu dönemler içerisinde Karkamış ve Akçakale Sınır Kapısı’ndan yapılan ihracat rakamlarını neyle açıklıyorsunuz? Siz hangi mesafeden bahsediyorsunuz? Belediye çalışanlarınızın IŞİD saflarında yaşamını yitirdiği üzerinden şimdi biz çıkıp bütün belediyenizi IŞİD belediyesi olarak mı suçlayacağız? Böyle bir şey var mı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Örnek göster, örnek göster.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Nerede örnek?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, bu son Mazıdağı’ndaki olayla ilgili…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Nerede, örnek nerede?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Gerçeği çarpıtmayın. Orada çalınan, gasbedilen bir araç var ve belediye tutanağını tutup Emniyete bildirmiş. Siz, bir hukuk devletinde o çalınan ya da gasbedilen araçla ilgili eğer orada birilerinin ihmali varsa yargısal süreç işletirsiniz, hukuk önüne çıkarsınız; onun dışında çıkıp belediyelerle ilgili ya da bir siyasi partiye bağlı bütün belediyelerle ilgili genelleme yapamazsınız, yaparsanız belediye meclis üyelerinizin IŞİD üyeleri için atmış olduğu sosyal medya “tweet”lerini sizlerle paylaşırız. Dolayısıyla, böyle havuz medyasının manşetlerine değil, dünya gündemine biraz eğilin diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kayıtlara girmesi için…

Terör elebaşlarına referans değil, terörün, terör elebaşlarının desteğiyle ben burada siyaset geliştiren bir gruba eleştirilerde bulundum. Ben bir terör elebaşını referans göstermedim.

Bir ikincisi: AK PARTİ iktidarları ve AK PARTİ hükûmetleri teröre karşı her zaman tavrını net ortaya koymuştur.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen İmralı tutanaklarını okumamışsın. Bir oku, oku.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, dün Sayın Başbakanımız da gündeme getirdi. 2014 yılında, Suriye’de DAEŞ’e yönelik Hükûmet bir yetki istemişti Parlamentodan, ona destek veren burada parti gruplarımız vardır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hangi parti grupları var, söyle.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Söyle ya, ifşa et ya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bugün bazı iddialarda bulunanlar, IŞİD’le alakalı iddialarda bulunanlar bu tezkereye “hayır” vermişlerdir 2014 yılında, 2015 yılında da “hayır”ı vermişlerdir; bunun da kayıtlarda yer almasını diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

Sayın Gök, sisteme girmişsiniz, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bütünşehir Yasası’yla ilgili verdikleri araştırma önergesine ve görüşmeler sırasında yapılan tartışmalara ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, vermiş olduğumuz önerge çok açık ve nettir. Eğer iktidar partisi “Bütünşehir Yasası’yla ilgili Türkiye’de hiçbir sıkıntı yoktur.” diyorsa bunu elbette tespit etmek ve köylerle, beldelerle görüşerek sorunu çözmek en doğru yöntemdir. Biz bu yasanın Türkiye’de pek çok sıkıntıya yol açtığını biliyoruz, görüyor ve yaşıyoruz ve gerçekten de bu yasayla ilgili olarak köylerimiz ve beldelerde çok önemli sıkıntıların yaşandığı konusunda bizim hiçbir tereddüdümüz yoktur.

Az önce de belirttim yani iyi niyetle verilmiş bir önergenin üzerine siyaset örmek kadar yanlış bir şey olamaz. Amacımız, aksaklıkların giderilmesine dönük çabalara hep birlikte ortak olmak, varsa daha iyileştirmektir, amaç bu. Ama farklı amaçlarla konuşmalar yapılınca iş mecrasından çıkıyor ve aslında hepimizin ihtiyacı olan bir uzlaşı kültürü maalesef ortadan kayboluyor. Hâlbuki böyle bir önergeye AKP Grubu da iştirak etmeli ve bence yapılacak bir ortak çalışmayla Bütünşehir Yasası’nın eksiklikleri gözden geçirilmeli, biz varsa ikna olmalıyız ya da yoksa AKP Grubu ikna olmalı, bir yol bulmalıyız diye düşünüyoruz. Nitekim, bu konuda önümüzdeki günlerde yapılacak çalışmalara katkı da vermeye hazırız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Devamla) – Devam edebilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Gök.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Devamla) – Tabii, bu konu görüşülürken çeşitli partiler arasında karşılıklı sataşmalar oldu ama ben özellikle bir sözü de hatırlatmak isterim terörle ilgili bağlantılar yönünde. Örneğin, geçmiş dönemde AKP içerisinden bakan olmuş, başbakan yardımcısı olmuş Sayın Yalçın Akdoğan da şöyle bir cümle kullanmıştı, onu söyleyerek sözlerimi tamamlayayım: “Silahı kutsayan söylemler, siyaseti öne çıkaran İmralı’yı anlamsızlaştırıyor.” Yani, terörü övme noktasında herkesin hangi noktada olduğunu görmesi açısından bunu da gelinen tartışma ortamında söylemeyi uygun buldum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Gök.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşları tarafından, Büyükşehir Yasası nedeniyle yatırımlardan yeterince payını alamayan ve bu nedenle mağduriyet yaşayan ilçeler, beldeler ve köylerin içinde bulundukları durumun araştırılması amacıyla 3/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Temmuz 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelerin, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre devam etmesine dair Manisa Milletvekili Özgür Özel ve arkadaşları tarafından verilmiş olan önergenin oylamasında kalınmıştı.

Şimdi, önergenin oylama işlemini yapacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Bu sürenin on dakikası sayın milletvekillerine, geri kalan on dakikası da Sayın Bakana aittir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, dün akşamdan hakkımız saklı değil mi?

BAŞKAN – Şimdi, dün soru-cevap işlemi için sisteme giren sayın milletvekillerinin listesi elimde. Onların hakkını yememek adına, ben bu listeyi bir kez okuyacağım ve bu milletvekillerinin, özellikle sisteme girmelerini rica edeceğim.

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Usta, Sayın Şimşek, Sayın Arslan, Sayın Balbay, Sayın Bakan, Sayın Gürer, Sayın Atıcı, Sayın Yıldız, Sayın Yiğit, Sayın Basmacı, Sayın Çam, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Çamak, Sayın Türkmen, Sayın Tümer, Sayın Depboylu, Sayın Topal ve Sayın Aydın.

Sayın Şimşek, buyurun.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Mersin ve Adana’da buğday hasadı sona ermiştir. Henüz buğday tavan fiyatları açıklanmamıştır. Buğday tavan fiyatlarını ne zaman açıklamayı düşünüyorsunuz?

Sumalık üzümde tavan fiyatlar geçen yılın da altında, 480 kuruş olarak açıklanmıştır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Dolu afeti dolayısıyla mağdur olan Mersin Erdemli, Mezitli, Tarsus, Ulaş, Ashab-ı Kehf, Killik bölgesindeki üzüm üreticilerinin tarım kredi ve zirai kredi borçlarını ertelemeyi düşünüyor musunuz?

Milleti canından bezdiren elektrik kesintilerine ne zaman son vereceksiniz?

Mersin’de Çamlıyayla Devlet Hastanesinde diyaliz ünitesi yoktur. Yazın 100 bin kişinin yaşadığı kentte diyaliz hastaları her gün 120 kilometre yol gidip gelmek zorunda kalmaktadır. Buna çözüm üretebilecek misiniz?

Tarsus Devlet Hastanesinin inşaatını ne zaman bitireceksiniz? Tarsus Devlet Hastanesine şu anda insanlar vantilatör getiriyorlar evlerinden, vantilatörle hastaneye geliyorlar. Buna ne zaman çözüm üreteceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakana sorum şu: Biliyorsunuz, bu kanun tasarısıyla yurt dışındaki varlıkların ülkeye getirilmesi amaçlandığı söyleniliyor ama biz iddia ediyoruz ki bu, kara para aklama operasyonudur. Şimdi ben Bakana şunu sormak istiyorum: Bir, burada biz diyoruz ki, kanun diyor ki daha doğrusu, kaynağını sormayacağım. İki, başkasının hesabına da getirebilirsiniz deniliyor. Üçüncüsü de özellikle bu Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesi olan, suçtan kaynaklanan mal varlığını aklamaya çalışanlara hapis cezası veriliyor, buradan da muafiyet getiriliyor. Şimdi, bir tane eski siyasetçi yurt dışından bir parayı ülkeye getirmiş olsa, daha önceden de hakkında hiçbir soruşturma olmadığını varsayalım, buna ilişkin burada bu beyandan hareket ederek hiçbir soruşturma yapılamaz hükmü var. Buna herhangi bir işlem yapılabilecek midir, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum: Yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapmaya ilişkin düzenlemeyi yaparken devletin hukuk devleti olması yönünde nasıl bir düzenleme yapmayı düşünüyorsunuz? Yatırım güvencesini nasıl vereceksiniz? Ülkemizin terörden temizlendiğine ilişkin bir imaj yaratmadan ne içeriden ne de uluslararası şirketlerden yatırım yapmayı düşünenler olur mu? Ülkemizde can ve mal güvenliğini sağlamadan bu yasanın ne kadar fayda sağlayacağını düşünüyorsunuz? Şirketleri terörle ilişkilendirerek atamakta olduğunuz kayyum uygulamasına hangi sermaye güven duyabilir? Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle ne miktar para girişi bekliyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Balbay…

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Bakan, Türkiye’de vergi sistemi “Vereni mahvet, vermeyeni affet.” şeklinde uygulanıyor ve siz de bu uygulamayla bunu devam ettirmekte oluyorsunuz. Şimdi, kara parayı aklama… Dün açıklamalarınızı dinledik ama hiçbir şey sormayacaksınız ve bu, fiilen Türkiye’de ak parayı karalamak anlamına gelmiyor mu? “Barış” diyorsunuz, siz vergisini verenlerle mi, vermeyenlerle mi barışmak istiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakan… Yok.

Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, engelliler ve emeklilerin maaşlarında 2016 yılında yeniden hesaplamayla önemli kişisel kesintiler yapıldığı şikâyet konusudur. Bu bağlamda çok sayıda yurttaş mağdur durumdadır. BAĞ-KUR dul aylığı bağlanan kişilerde geriye dönük kesintiler neden yapılmaktadır? 7 bin lirayı bulan borçlar çıkarılmıştır. 600 Türk lirası maaş alandan bu parayı tahsil etmek, o kişileri açlığa mahkûm etmek demek değil midir? 65 yaşından sonra bu insanlara reva görülen uygulamalar kabul edilebilir mi? 600 Türk lirasından 150 lirası kesilen bir aile 450 lirayla nasıl geçinecektir? Kesintiler devletin hatasıysa vatandaşı cezalandırmak nedendir? Bir çözüm çalışması var mıdır? Engellilerde, bir evde birden çok maaş girdiği gerekçesiyle bakım ücreti dışında kesinti yapılmasının gerekçesi nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, dün konuşmanızda “Türkiye olarak cazibe merkezi olduk.” dediniz. Havaalanında ölmek gibi bir fanteziniz varsa Türkiye cazibe merkezi olabilir. Yok eğer tren garında öleyim derseniz yine cazibe merkezidir. Yok, denize gireyim, öleyim, orada karaya vurayım derseniz, evet, yine cazibe merkezidir. Hapse girmek gibi bir fanteziniz varsa, maalesef Türkiye’yi yine cazibe merkezi hâline getirdiniz. Terör kurbanı olmak istiyorsanız, yine, Türkiye cazibe merkezi oldu sayenizde. Bu tasarıyla kara para aklamak için de ülkemizi cazibe merkezi hâline getiriyorsunuz. Milletimizin inancına göre de, ahlakına göre de kara para aklamak uygun değildir Sayın Bakan. Hırsızlardan, silah ve uyuşturucu kaçakçılarından hesap sormamak da bizim milletimizin ahlakına göre uygun değildir. Bunları dikkate alarak bu tasarının ilgili maddesini derhâl geri çekmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Yıldız… Yok.

Sayın Yiğit… Yok.

Sayın Basmacı… Yok.

Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2008, 2011 ve 2013 yıllarında 5811, 6111 ve 6486 sayılı Kanunlarla varlık barışı gerçekleştirilmiştir. Bu üç uygulamada elde edilen gelir miktarı ayrı ayrı ne kadardır? Bu düzenlemeyle ne kadar bir gelir bekliyorsunuz? 2008, 2011 ve 2013 yıllarında varlık barışından faydalananların listesi elinizde var mıdır, bunlar kimlerden oluşmaktadır, bunu ilan edebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu… Yok.

Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Bakan, hem Mersinliler hem de Mersin’e gelen tüm yerli ve yabancı turistler için neredeyse bir eziyete dönüşen Mersin-Silifke-Taşucu Otoyol Projesi’nin tamamlanması sözü hep verilmiştir ancak bugüne kadar ne yazık ki bu vaatler gerçekleştirilmemiştir.

Sayın Bakana sorularım:

1) Vatandaşlarımız için çileye dönüşen Mersin-Silifke otoyolunun son akıbeti nedir?

2) Proje güzergâhında kamulaştırma işlemlerinin tamamlanmadığı iddiaları doğru mudur? Doğru değilse kaç kilometre kamulaştırma yapılmıştır, ne kadarı yapılmamıştır?

Her seçimde tekrar edilen bu vaatlerin yerine getirilmemesinin gerekçeleri nelerdir? Seçim vaatleri arasında Mersin’i dünyanın en önemli lojistik merkezlerinden biri yapmak olan Hükûmetin lojistik için hayati önem taşıyan bu yolları yapmaması bu iddiayı boşa çıkarmaz mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tümer… Yok.

Sayın Türkmen, isminiz var ancak sisteme henüz girmemişsiniz. Ben Sayın Depboylu’ya vereyim, daha sonra size veririm.

Buyurun Sayın Depboylu.

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Bakan, 1 Kasım seçimlerinden sonra kurulan Hükûmetin Başbakanı Sayın Davutoğlu görevdeyken 2016 yılında ayrılan öğretmen kadrolarının yarısının şubatta, yarısının da ağustosta atanacağını belirtmişti. Siz o zaman da Maliye Bakanıydınız şimdi de aynı görevdesiniz, Hükûmet yine AKP Hükûmeti. Öğretmen ihtiyacının 67 bin olduğunu siz de bir konuşmanızda ifade etmiştiniz. Bugün AKP Hükûmeti verdiği sözü neden tutmuyor? KPSS için maddi manevi fedakârlık yaparak hazırlanan öğretmen adaylarımız neden mağdur ediliyor? Öğretmen adayları ve aileleri verilen sözlerin tutulmasını, dolayısıyla ağustosta atamayı umutla bekliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkmen…

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Bakan, seçimlerden önce AKP’nin Genel Başkanı taşeron işçilerine söz verdi, müjde verdi. AKP Hükûmeti hâlen sözünü yerine getirmedi. Binlerce taşeron işçisi AKP’nin verdiği sözü tutmasını bekliyor. Bu konudaki sözünüzü ne zaman tutacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Topal? Yok.

Sayın Aydın? Yok.

Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Bakan, bildiğiniz üzere, Van’ın Bahçesaray ilçesinde DBP’nin düzenlemiş olduğu “Nevroz” etkinliklerine katıldıkları gerekçesiyle nisan ayında 16 korucunun silahına el konulmuştu. Yine aynı gerekçeyle haziran ayında halkın kendi iradesiyle seçtiği, yani seçimle gelen muhtarlar tamamen keyfî bir şekilde görevden alınarak yerlerine mevzuat gereği birinci azanın gelmesi gerekirken hiçbir iradeyi ve yasayı tanımadan kendi istekleriyle tamamen biat eden düşük profil anlayışına girerek atama yaptılar. Ağzını her açtığında yüzde 50 halk iradesinin arkasına sığınan saray, söz konusu Kürtler, HDP, DBP olunca nedense bu halk iradesini tanımıyor. DBP’li belediyeler için planlanan kayyum atamalarının startını buralardan veren Hükûmeti bir an önce bu antidemokratik, hukuksuz uygulamadan vazgeçmeye çağırıyorum. Biat etmeyeni her türlü potansiyel suçlu görmekten vazgeçin. Siz bu halkın kendi iradeleriyle seçtikleri temsilcilerini tanımazsanız, kusura bakmayın, bu halk da sizin düşük profilli tamamen biat eden atanmışlarınızı tanımayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son günlerde yayın organlarında vergi affı gündeme gelmektedir, bu konuya yönelik bir çalışmanız var mı? Varsa bu vergi affı hangi kalemleri kapsıyor? Vergisini düzenli ödeyen vatandaşlarımızın hak mahrumiyetini önlemeyi düşünüyor musunuz? Esnafımız zor durumda, vergisini ödeyemiyor, BAĞ-KUR primini ödeyemiyor, bu kadar vergi affı yerine emeklinin, işçinin, çiftçinin, memurun gelirini artırarak piyasada daha fazla ticaretin yapılmasına katkı sağlamayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Sayın Bakan, geri kalan süre size aittir.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Şimşek Mersin ve Tarsus’la ilgili olarak bazı sorular sordular özellikle buğday taban fiyatlarının ne zaman açıklanacağı konusunda; uygun görürlerse şu anda açıkçası bu konuda bilgim yok, Tarım Bakanlığımızla görüştükten sonra sizlere bilgi vermek isterim.

Yine, “Tarımsal kredilerin borç ertelemesine ilişkin olarak bir planınız var mı?” şeklinde bir soru sordular, onu da yine Tarım Bakanımızla görüşeceğim.

“Tarsus Devlet Hastanesi ne zaman bitecek?” diye bir soru sordular, onu da Sağlık Bakanımızla görüştükten sonra sizlere bilgi vereceğim.

Sayın Usta bizim torba yasa içerisinde yer alan geçici 2’nci maddeye ilişkin olarak bir değerlendirmede bulundu, bu yapılan düzenlemeyi bir kara para operasyonu olarak niteledi. Bunu kabul etmemiz asla söz konusu değil. Yapılan düzenleme esasen, yurt dışında vatandaşlarımızın hâlihazırda bulunan varlıklarının Türkiye’ye getirilmesinden ibarettir.

ERHAN USTA (Samsun) – Bunların getirilmesinde bir engel yok ki.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gelsin de nasıl gelirse gelsin!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Biz biliyoruz ki birçok medeni ülke benzer düzenlemeleri geçmişte, yakın zamanda da yapmıştır; Türkiye de diğer ülkelerin yaptığı uygulamalara benzer bir uygulamayı yapmaktadır. Baktığımız zaman, yakın zamanda İtalya, Yunanistan, İngiltere, İspanya, Endonezya, Rusya, Belçika, Almanya gibi ülkeler bu tür düzenlemeleri yaptılar; yurt dışındaki vatandaşlarına ait varlıkların ülkelerine getirilmesini sağlayacak paketler düzenlediler. Ayrıca, tekrar tekrar vurgulamak gerekirse, diğer vekillerimizin sorularında da işaret edildi, “Bu şekilde, yurt dışındaki varlığını getiren kişilere hiçbir sorgu ve sual yok, mutlak manada bir koruma sağlanıyor.” şeklindeki değerlendirmeler de doğruyu yansıtmamaktadır. Tekrar tekrar, üstüne basa basa söylüyorum, açıkça madde okunursa maddede çok net bir şekilde görülecektir ki burada yapılan düzenleme şunu ifade ediyor: Herhangi bir kişi, yurt dışından getirmiş olduğu varlık nedeniyle veya bu varlığı getirmiş olmaktan dolayı yapacağı bildirimden dolayı herhangi bir soruşturmaya ve kovuşturmaya tabi olmayacak. Bu kişiyle ilgili ulusal mevzuatımızda veya uluslararası mevzuatta öngörülen başka bir nedenden kaynaklanan bir bilgi, bulgu, emare, soruşturma yapılması gereken bir durum varsa hiçbir şekilde bu düzenleme onun önünde bir engel oluşturmamaktadır.

Bakın, biz yasa yapıyoruz, yasada vatandaşlarımıza diyoruz ki: Yurt dışında hâlihazırda olan varlıklarınızı getirin, bankalara bildirin, vergi dairelerine bildirin ve bunları Türkiye’ye getirin. Vatandaş da devletine güveniyor ve bu varlıklarını bankalara getiriyor, Türkiye’ye getiriyor. Sadece ve sadece getirmiş olmaktan dolayı, sadece ve sadece bildirimde bulunmuş olmaktan dolayı doğrudan doğruya bir soruşturma yapılmasın diyoruz. Bu aslında doğal, evrensel hukukun zaten bir gereği. Bir kişinin bir suç işlediğine dair bir bulgunuz, emareniz, bilginiz yoksa, herhangi bir parasal transfer veya bildirimden dolayı, sadece bunu gerekçe göstererek soruşturma açmamanız gerekir. Burada yapılan, aslında kişinin hakkını ve hukukunu korumak.

ERHAN USTA (Samsun) – 282’den niye muaf tutuyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yoksa, tam tersine, suç işleyen, gelir elde eden kişiyi korumak değil.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Bakan, benim sorum çok net, çok net bir soru soruyorum size.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesine karşı da herhangi bir şekilde bir özel koruma getirilmemektedir. Burada…

ERHAN USTA (Samsun) – Hayır, muaf tutuyorsunuz “Ondan soruşturma yapılamaz.” diyorsunuz, 282’den,

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Erhan Usta, tekrar tekrar dönüp kanunu okumanıza rağmen sanki bu metni özellikle anlamamak yönünde bir irade gösteriyorsunuz. Ben size diyorum ki: Sizin okuduğunuz o Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinin üst tarafındaki fıkraya bakarsanız bu kapsamda herhangi bir soruşturma açılmamasının tek bir koşulu var: Sadece bu bildirimin yapılmış olması ve bu kaynağın getirilmiş olması.

ERHAN USTA (Samsun) – Tamam, biz de onu diyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kanun diyor ki: “Sırf bu nedenle soruşturma açılamaz.” Yoksa, herhangi bir şekilde bu kanun…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Bakan, başka soruşturmalardan bahsetmiyoruz elbette, bu nedenle soruşturma açılamaz diyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – …çerçevesinde kişilerle ilgili bir takibat yapılacaksa onun da önüne geçmiyoruz.

ERHAN USTA (Samsun) – Çok net bir soru sordum ve soruya cevap vermiyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ben çok net bir soruya çok net bir cevap veriyorum. Anlamak için biraz daha gayret sarf edin lütfen.

Sayın Arslan “Yatırımcıya güvenceyi nasıl vereceksiniz?” şeklinde bir soru sordu.

Değerli arkadaşlar, bakın, yıllardır bu işleri yapan bir insanım, çok samimi ve içten bir şekilde işin hukuki tarafını anlatmaya çalışıyorum, burada siyaset yapan bir tarzda bir açıklamada bulunmuyorum. Burada biz kanun yapıyoruz, hukuk normu üretiyoruz ve ben hukuk bilgime, tecrübeme dayanarak size söylüyorum ki bu yazılan metinde, sayın vekillerimizin iddia ettiği gibi, her hâl ve koşulda veya koşulsuz bir suç soruşturmasına karşı koruma yok. Bunu ifade etmeye çalışıyorum. Bunu ifade etmek suç mu?

ERHAN USTA (Samsun) – Bu kanunu niye böyle yapıyorsunuz o zaman?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu kanunun bu hâli hiçbir şekilde sizin ifade ettiğiniz şekilde bir sonuç doğurmuyor. Tam tersine, kişilere yasal güvence veriyoruz. Nedir yasal güvence? Biz demiyor muyuz hukukun evrensel bir kuralı vardır, bir kişi suçluluğu ispat edilinceye kadar masumdur diye? Bu kişi, kanun çıkmış…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hesabınıza geldiği zaman o geçerli!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – …yurt dışındaki varlığını Türkiye’ye getirmiş, beyan etmiş. Sırf beyan etmiş olmak, sırf varlığını yurt dışından Türkiye’ye getirmiş olmak, başkaca hiçbir bilgi, bulgu yoksa tek başına bir suç oluşturur mu? Oluşturmaz ama Türkiye’de bu meselenin herhangi bir şekilde vatandaşın hakkını ve hukukunu kaybedeceği şekilde yorumlanmaması için, aslında malumun ilanı olacak şekilde diyoruz ki: Sadece bu nedenle, sadece bu gerekçeyle soruşturma açılamaz. Yoksa, bu kişi bakımından herhangi bir şekilde bir suçtan gelir elde edildiğine dair bir bilgi, bulgu, emare varsa ceza kanunlarımızın, soruşturma kanunlarımızın genel hükümlerine göre bu kişiyle ilgili soruşturma açılması kadar tabii bir durum yok. Bunu ifade etmeye çalışıyorum, bir şeyi saklamıyorum, bir şeyi gizlemiyorum. Burada, Türkiye’deki vatandaşlarımızın yurt dışında varlıkları var, bunu hepimiz biliyoruz, bu kazançlar bir şekilde yurt dışında elde edilmiş. Siz baştan itibaren Türkiye’ye parasını getirmek isteyen her kişiyi baştan suçlu ilan ediyorsunuz, buna hakkınız yok. Bakın, bugün televizyon ekranlarında insanlar bizi dinliyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayenizde televizyon kapalı Sayın Bakan, dinleyemiyorlar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Biz milletvekilleri olarak, siyasiler olarak Türkiye’ye parasını getirmek isteyen herkesi doğrudan doğruya baştan suçlu ilan ederek haksızlık yapamayız, böyle bir hakkımız yok. Dolayısıyla bu yasa Türk vatandaşlarının yurt dışında kazandıkları helal kazançlarını getirip Türkiye’de yatırıma dönüştürmelerini sağlamaya dönük bir düzenlemedir. Bunun tekrar tekrar söylenmesini gerçekten yadırgadığımı ifade etmek istiyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Getirmesin demiyoruz, helal para gelsin canım. Helalse sorun yok ya, bizim derdimiz haramla.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Haram olduğunu nereden biliyorsunuz? Nereden biliyorsunuz vatandaşın getirdiği paranın haram olduğunu? Baştan hâkim misiniz, hâkim misiniz? Hem savcısınız, hem hâkimsiniz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakan, Türkiye bir hukuk devleti mi?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayına Arslan “Yatırımcıya nasıl güvence vereceksiniz?” diyor, haklı. Bakın, şöyle: Değerli arkadaşlar, sözler vardır konuşulur, hepimiz konuşuruz, siyaset yaparız ama bir de hayatın gerçeklerine bakalım. Eğer bu ülkede demokrasi olmasa, bu ülkede hukuk güvenliği olmasa, bu ülkede yatırımcı için uygun ortam olmasa… Ya, 1980’den 2002 yılına kadar bu ülkeye yılda ortalama 1 milyar dolar yabancı sermaye gelmiş. Allah’ını severseniz, 2002’den 2016’ya kadar 165 milyar dolar bu ülkeye yatırım gelmiş. Demokrasi yoksa, hukuk güvenliği yoksa bu kadar yatırım niye geliyor? Yabancı yatırımcılarla konuşuyoruz, arkadaşlar, inanın bu ülkeye birçok kişiden daha fazla güveniyorlar.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Niye yargıyı değiştirdiniz o zaman, yüksek yargıyı niye değiştirdiniz o zaman?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu ülkenin demokrasisine güveniyorlar, hukukuna güveniyorlar, bu ülkenin potansiyeline güveniyorlar, bu ülkenin geleceğine güveniyorlar. Allah’ınızı severseniz vatandaşın önünde bu psikolojik engelleri oluşturmayın. Bu ülke hepimizin ülkesi. Dolayısıyla, herhangi bir şekilde...

ERHAN USTA (Samsun) – Bir Türkler mi güvenmiyor?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Şu anda Türkiye, bölgesinde tam manasıyla yatırım açısından bir çekim merkezidir. Bunu uluslararası kuruluşlar da söylüyor, uluslararası yatırımcılar da söylüyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Fransa bu yüzden mi büyükelçiliğini kapattı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Siz ne derseniz deyin, siz ne konuşursanız konuşun Türkiye’ye daha fazla sermaye gelmeye devam edecek.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kara para gelmesin, kara para; haram para gelmesin!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Türkiye büyüyecek, Türkiye kalkınacak; istihdam olacak, aş olacak, iş olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Balbay...

BAŞKAN – Bitti.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Peki.

Diğer sorulara sonra devam edeyim.

BAŞKAN – Peki.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemini tamamladık.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Usta...

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, Bakan konuşmasında beni anlamamakla, kasıtlı olarak anlamamakla suçladı. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan söz istiyorsunuz.

Buyurunuz, size iki dakika söz veriyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok ya.

BAŞKAN – Sataşmadan istiyor Sayın Muş.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın soru-cevap bölümünde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Tasarı burada çok net arkadaşlar, diyor ki: Bu beyandan hareket edilerek şu şu şu kanunlar çerçevesinde soruşturma, kovuşturma, vergi tarhı yapılamaz. Ben demiyorum ki bu adamla ilgili, bu şahısla ilgili, bu parayı getiren kişiyle ilgili başka bir soruşturması vardı, ondan muafiyet… Hiçbir soruşturması olmayan bir şahıs düşünün, eski bir siyasetçi diyelim buna, başka bir isim altında -şimdi ona da imkân tanıyorsunuz- bu parayı Türkiye’ye getirdi. Bir sürü kanundan dolayı muafiyet tanıyorsunuz da Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesi, bu madde nedir? “Suçtan kaynaklanan mal varlığını birisi aklamaya çalışıyorsa ben onunla ilgili soruşturma yaparım ve hapis cezası işlemi yaparım.” Niye bundan muaf tutuyorsunuz diyorum. Yani, herhangi bir soruşturması yok. “Bu beyandan dolayı, bu parayı getirdiği için, bu parayı beyan ettiği için ben böyle bir işlem yapmayacağım.” diyorsunuz, niye bu güvenceyi veriyorsunuz? “Herkes Türkiye’ye güveniyor.” diyorsunuz, tek Türkler mi Türkiye’ye güvenmiyor? O zaman bütün dünya Türkiye’ye güveniyorsa niye bu kanunu çıkartıyorsunuz?

Sonra, bu para helal paraysa Sayın Bakan, yurt dışında ne işi var? Açıklanamayan bir para bu. Başka isim altında dahi bu parayı getirmesine müsaade ediyorsunuz. Bakın, önceki düzenlemelerin hiçbirisinde bunlar yoktu.

Ben dolayısıyla Genel Kurulu bu konuda çok dikkatli davranmaya davet ediyorum. Önceki uygulamalar bile iktisadi açıdan problemliydi yani önceki yaptığınız üç uygulama ama onlardan çok farklı olarak bu sefer getirilen apaçık şekilde “İster terörün finansmanı adı altında olsun ister kara para olsun, ister kaçakçılık parası olsun ne olursa olsun Türkiye’ye getirebilirsiniz ve ben bu paradan dolayı sizinle ilgili herhangi bir işlem, bu beyanınızdan dolayı herhangi bir işlem yapmayacağım.” diyorsunuz, bunu nasıl izah edebilirsiniz bu söylediğiniz şeylerle? Medeni dünyada böyle bir şey yok. Türkiye'nin imajını bozacak bir düzenlemedir bu. Ben bu düzenlemenin mutlak suretle tasarıdan çıkartılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Usta sataşmadan söz almıştı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Benim yaptığım açıklamanın doğru olmadığını ifade eden bir açıklama yaptı.

BAŞKAN – Açıklama mı yapacaksınız?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, size de son bir kez söz verelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kürsüden mi istiyorsunuz? Oradan da konuşabilirdiniz, açıklama yapacaksınız çünkü.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, bu konuya gerçekten önem veriyorum. Türkiye için hayırlı bir düzenleme yapıyoruz. Bu yasal düzenlemenin yapılmasıyla beraber yurt dışındaki vatandaşlarımız varlıklarını Türkiye’ye getirecekler, ekonomiye kazandıracaklar; hassasiyetim oradan.

Sayın Erhan Usta’nın ifade ettiği, suçtan elde edilen gelirlerin aklanması Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesine göre suçtur. Burada yapılan düzenleme, bu fıkrada sayılan diğer düzenlemelerle beraber bir bütünlük oluşturuyor. Nasıl diğer kanunlar bakımından da “soruşturma ve kovuşturma yapılamaz” ifadesini kullanmışsak bu bakımdan da geçerli ama “Bütün bu suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.” ifadesinin ucu açık değil. Şunu söylüyoruz: Bu kişiler hakkında bütün bu mevzuatta belirtilen soruşturmaları her hâl ve takdirde yapabilirsiniz. Herhangi bir şekilde bu kanunlar kapsamında soruşturma yapmak için ne yapmanız lazım? Bu kişinin bu suçu işlediğine dair delil, emare, bulgu olması lazım. Biz bu yasal düzenlemede “Sadece parayı getirmiş olması, sadece bildirimde bulunmuş olması bu şekilde bir soruşturma yapılmasına imkân vermez.” diyoruz.

Arkadaşlar, bundan daha doğal ne var? Bildirimde bulunmak, parayı getirmek tek başına zaten suç oluşturmuyor ki. Sonra, şunu yadırgarım: “Vatandaşımızın parası yurt dışındaysa mutlaka haramdır.” Vallahi, böyle bir anlayış, çağ dışı bir anlayış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kadar, sermayenin global bir şekilde ülkeler arasında dolaştığı bir ortamda bir vatandaşımızın yurt dışında parasının olmasını baştan böyle sanki bir olumsuzlukmuş gibi anlatmak ekonominin geldiği noktaya da sermayenin geldiği noktaya da gerçekten ters.

Bu açıklamaları özellikle yapıyorum ki hiç kimse şundan endişe etmesin: Burada belirtilen yasal hükümler bakımından hiç kimseye kanunların öngörmediği bir korumayı asla vermiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında benim söylemediğim bir şeyi söyleyerek sataşmıştır, sözlerimi saptırmıştır.

BAŞKAN – Sayın Usta, burada sataşma yok. Bir açıklama yapma gereği varsa size yerinizden söz vereyim, açıklama yapın.

ERHAN USTA (Samsun) – Yurt dışındaki paraların hepsine “haram” dediğime ilişkin bir ifadesi var. Benim ifadelerimi saptırdı, sataştı yani ikisi de var aslında.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Şimdi, efendim, bir defa, şunu görmemiz lazım: Yapılan bu tasarıyla ilgili ben Hükûmetin kafasının karışık olduğunu düşünüyorum. “Niye?” diyeceksiniz.

Bakın, Sayın Bakan ısrarla bunun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurt dışında olan paraları olduğunu söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurt dışında böyle bir parası varsa, bundan önceki düzenlemeler gibi -her ne kadar iktisaden onun da sıkıntıları olmuş olsa bile- bir düzenleme yapılarak bu paraların Türkiye’ye getirilmesi sağlanabilirdi. Demek ki burada problem, Türkiye’deki demokrasiye güvenmiyorlar, Türkiye’deki hukuka güvenmiyorlar. Ben bunu öyle anlarım. Yurt dışına helalinden kazanılmış olarak çıkan bir para değil ki bu para; bu paraya Ceza Kanunu kapsamında siz muafiyet getiriyorsunuz, bu bir.

İkincisi: Biz bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda Canikli’ye sorduk. Canikli, biliyorsunuz finanstan sorumlu Başbakan Yardımcısı. Kendisinin bize söylediği şey: Burada temel olarak amaçlarının Körfez sermayesinin Türkiye’ye çekilmesiydi. Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlar hatırlayacaklar, tutanakları getirtebilirim. Yani şimdi bir karar versin önce Hükûmet. Şimdi bakın, ikisi de söylese problem değil. Maliye Bakanı ısrarla diyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurt dışında parasını getirteceğiz.”, diğer Sayın Bakan da diyor ki: “Körfez sermayesini Türkiye’ye çekeceğiz.” O zaman ona da şunu sorduk: Körfez sermayesinin Türkiye’ye gelmesi için nasıl bir engel var? Hiçbir engel yok. Tam tersine, gayet de isabetli yapılmıştır. Sukuk ihraçları yoluyla o sermayenin Türkiye’ye faizsiz bir şekilde gelmesini sağlayacak düzenlemeleri de Türkiye yaptı. Ben bir bürokrat olarak bu çalışmaların içerisinde bulundum. Dolayısıyla buna bir engel yok. Önce şunun kararı verilsin: Hangi parayı Türkiye’ye getirmeye çalışıyoruz? Tabii karar çok net. Arkadaşlar, ben iyi niyetli olduklarını düşünüyorum. O yüzden de ısrarla uyarmaya çalışıyorum. Lütfen, ben AK PARTİ Grubundaki arkadaşları da uyarmaya çalışıyorum. Şu tasarıya bir baksınlar. Ben de diyorum ki: “Bu beyandan dolayı Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesine göre soruşturmayacağım.” demeniz, tamamen “Sen bir suç gelirini Türkiye’ye getirebilirsin ve bununla ilgili, seninle ilgili herhangi bir kovuşturma, soruşturma yapmayacağım.” garantisini veriyorsunuz. Bu garantiyi vermeyi nasıl izah ediyorsunuz?

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

III. – YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Maddelere geçilmesini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Ağbaba, Sayın Karabıyık, Sayın Bakan, Sayın Engin, Sayın Yıldız Biçer, Sayın Kayışoğlu, Sayın Çamak, Sayın Uslupehlivan, Sayın Atıcı, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Arslan, Sayın Özdiş, Sayın Gürer, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Aydın, Sayın Basmacı, Sayın Hürriyet, Sayın Tarhan, Sayın Akaydın, Sayın Kayan, Sayın Balbay.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN – Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma saati: 19.56

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 25’inci maddeleri kapsamaktadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dün tümü üzerinde görüşmeler başlarken Komisyondan tali komisyonların raporlarının olmadığı, Komisyon üyelerinin haberdar olmadığı ve tali komisyonlar tasarıyı görüşmedilerse bununla ilgili gerekçelerini bildirip bildirmediklerine ilişkin sormuş ve varsa o tezkereleri görmek istemiştik.

BAŞKAN – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Tam bu aşamaya ertelemiştik o talebi.

BAŞKAN – Evet, Komisyon Başkanı geçen birleşimde bana bu talebin yerine getirileceğini, daha doğrusu, yazışmaların elinde olduğunu ifade etti. “Okuyabilirim” dedi ancak ben “Sayın grup başkan vekilleri eğer isterlerse, söz talep ederlerse ya da okunmasını isterlerse ben size söz veririm, okuturum.” demiştim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Fotokopisini alsak yeterli efendim.

BAŞKAN – Şu anda Komisyon Başkanı burada değil ancak yazışmalar yine Komisyon üyesi arkadaşımızda.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Birer fotokopi alırsak yeterli.

BAŞKAN – Tamam, ben hemen fotokopilerini çektiriyorum ve sizlere dağıtımını yapıyorum.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerinde gruplar adına; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan. (Alkışlar)

Sayın Ayhan, süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 404 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bazı kanunlarda acele değişiklik istiyorsunuz; bu, ihtiyaç olabilir. Neden istiyorsunuz bunun bir izahı lazım. Yatırım ortamının iyileştirilmesi için istiyorsunuz bize göre. Kimin yatırım ortamını iyileştireceksiniz? Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Türkiye Cumhuriyeti devleti özel sektörünün neyini iyileştireceksiniz? Yatırım ortamını. Demek ki böyle bir şeye ihtiyaç var, ihtiyaç hasıl olmuş.

Tasarının içinde yok yok; iflas erteleme var, yeni varlık barışıyla ilgili düzenleme var, kaçak para işi göçek para işi denilen işler; Türkiye Büyük Millet Meclisi acaba alet oluyor mu diye endişeleri muhalefetin doğal olarak var. Siz tabii, bu arada biraz gerginsiniz. Önden söyleyene bir şey söylüyorsunuz, arkadan söyleyene. Bunu kötü amaçla falan söylemiyorum. Ben size Komisyon üyesi olmamama rağmen -eski üyesiyim- geldim sordum. Ya, bundan size bir talep geldi mi Allah’ınızı severseniz diye sordum öyle değil mi? Siz de bana bir cevap verdiniz. Şimdi, burada Genel Kurulda size soruyorum, hakikaten size böyle “Benim yurt dışında kaçak göçek param var, getireceğim Türkiye'de yatırım yapacağım, bana da bir kolaylık sağlayın, bunun Türk milletine de faydası olur, işsize iş, aşsıza aş bir faydası olur.” Yoksa niye yapıyorsunuz siz bunu? Böyle bir şey var. Biz bu kadar bir tomar laf söylüyoruz, siz de cevap vermek için hakikaten, bakıyorum sıkıntıya girdiniz. Eskiden bu kadar stresli değildiniz siz. Hakikaten maliye müfettişlerinin dışında herkese saldırıyorsunuz yani açık söyleyeyim. Dolayısıyla sakin olmak lazım, bu işleri ya, memlekete yatırım yaptınız, dünyanın parası geldi de Milliyetçi Hareket Partililer veya diğer muhalefet partileri veya AK PARTİ’nin içinde muhalif olabilecek olanlar niye karşı çıksın canım? Ne güzel, getireceksiniz yapacağız. Ama endişelerimizi de söyleyeceğiz, bu, bu kadar olacak.

Şimdi, karşılıksız çek… Ya, bunu siz değiştirdiniz burada. Hatta siz derken zatıalinizi kastetmiyorum, AKP hükûmetlerini kastediyorum, çekte burada sayın bakanlar dediler ki: “Engizisyon dönemi tedbirleri, bunlar ekonomide uygulanmaz.” Şimdi, geri dönüyorsunuz. Zatıaliniz belki farklı düşünüyor, o günkü bakanlar, Sayın Babacan falan bunları söyledi buralarda, dışarıda da söyledi. Sizin aldığınız tedbirlerde bir garabet, bir terslik var. İcra iflas benim şimdi konuşacağım alan, orada da bir sıkıntı var. 2003’te Sayın Erdoğan’ın imzasıyla -Cumhurbaşkanının- bu tasarı geldi, ondan altı yedi ay önce bir değişiklik daha yapıldı. E Denizli’de -Kazım Bey biliyor, iş hayatının içinde- icra iflas… Vallahi billahi, açık net söylüyorum, Sayın Bakan Nihat Zeybekci 7 Haziran öncesi çıktı “Hakikaten bu şirketler iflas eder.” dedi, bildi, takdir ediyorum. Bildi ama yani bu icra iflas ertelemesi olayı sıkıntılı. Demek ki yönettiğiniz ekonomide birtakım problemler, birtakım arızalar ne? Var. Bunları tartıştığımız zaman bize kızmayın.

Ben dün zatıalinizi izledim, başka arkadaşlara buradan baktım, ne var? Millî gelir 4,8 büyüdü, öyle değil mi? Her yerde konuşuyorsunuz. Millî gelir 4,8 büyüdü de “3 binden -kaça- 10 bin dolara geldi.” diyorsunuz. Dolar bazında bakın, 2015’te yıllık yüzde 9,9 düşmüş. Allah’tan korkun, bir de “Dolar bazında düştü.” deyin canım, ne olacak? 2015 birinci çeyrek 2,8 düşmüş, ikinci çeyrek 10,6 düşmüş, üçüncü çeyrek 13,8 düşmüş, dördüncü çeyrek 11,8 düşmüş. E canım, 2016’da 4,9 büyüdü, bir davul çalıp oynamadığınız var. Dolar bazı 6,3 düşmüş. Allah’tan korkun. Yatırım ortamı, şimdi, burada var. 1,5 yatırımda ne var? 9,4. 2014’te ne olmuş yatırımlar? Kamu yatırımları düşmüş. 15,2, 2015’te büyüyor. 2016 hedefi de eksi 2,2. Ya nerede hani ekonominin düzgün gitmesi? “Stable” diyorsunuz. Hani böyle bir şey var mı?

Özel sektöre bakıyorsunuz, 0,7, 2014’te büyüyor. Yani binde 7, sonra binde 4, şimdi de 7,3. Nasıl olacak bu? Şimdiye kadar doğru dürüst bir şey yok. Negatif şeyden… Vakit de bitiyor ama. Negatif büyüme, ihracatın da yatırımların da katkısı negatif o 4,8 dediğiniz şeye.

Sizin acele ettiğinizi ben anlıyorum ama sıkıntılı şeyi de lütfen söyleyin ya. Biz de gidip de Türkiye batıyor demekten zevk almayız, biz de demiyoruz. Diyoruz işte gayret edin, çalışın. Ama ya muhalefet de şurada bir şey derse, önünüze gelene bir laf söylemeyin, arkanıza gelene de bir laf söylemeyin. Olsun, biz de bunu nezaketimizden nezaket ölçüsünde söylemeye çalışıyoruz.

Siz Erhan Bey’i görüyorsunuz, biliyorsunuz yıllarca. “Bu işten anlamıyor. Okuduğunu anlamıyor.” denir mi ya Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok güzel anlıyor canım.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Olur mu böyle bir şey ya?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Dedi, dedi…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yani yakışık alır bir şey değil!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Aramızı niye bozmaya çalışıyorsunuz?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, bak, bu olmaz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Olmaz…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bu üslubu bir düzeltmemiz lazım. Ben sizden hakikaten Sayın Bakanım daha farklı bir üslup bekliyordum.

Ben açık söyleyeyim. Sizinle de iyiyiz ama Mehmet Şimşek’le, Sayın Şimşek’le… Olan lafı söylüyorduk, hiçbir şey söylemiyordu adamcağız yani. Doğruyu söylediğimiz zaman kabulleniyordu. Siz bir de kabullenmiyorsunuz sanki biz yalan yanlış konuşuyormuşuz gibi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bayburtlu o, Bayburtlu.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, büyümenin kalitesi düşük, istikrarsız, tasarrufları rezil ettiniz, böyle gidiyor.

Şimdi gelelim şeye: Burada yandaş medya tasarıyla ilgili “devrim yaratacak iş” falan diyor. Bunun devrim yaratacağı falan yok.

Sayın Bakanım, daha önce yaptınız. Zaten devrim yaratırdı.

Denizli’de serbest bölgede yatırım var mı Kazım Bey? Yok değil mi? Kaç senedir? On beş senedir. Temel atmaya ben gitmiştim bürokratken. Var mı? Kaç tane şirket icra iflasa gidiyor, iflas ertelemeye gidiyor? E, siz değiştirdiniz bunu. Yani burada detay konuşacak bu kadar iş var ki ama vaktin yetmesi mümkün değil.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bütün yatırımlar Bayburt’a gidiyor, Denizli’ye gitmiyor.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bakın, bu sistem arızalı, sakat. İyi düşünün. Gelin şunu bir düzeltelim ya. Biz tenkit ederken zevk almıyoruz ya. Biz size, Türkiye’yi fevkalade iyi bir pozisyona getirdiniz de ya getirdiler ayıptır demeyiz.

Biz, dün, sizin grup başkan vekilinizin biriyle geçtik içeri oturduk. Ya şu kaçak göçek para işine… Şirket ismi bile konuştuk. Şimdi benim burada bunu söylemem uygun olmaz. Filanca böyle derse falanca böyle der, şu olur, bu olur diye bunları konuştuk.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Panama belgelerinde yayınladılar.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Burada benim size özellikle söylemek istediğim… Bakın, ben bunu Genel Kurulda falan söylemedim size, Komisyonda kimse duymadan “Ya, çok mu talep var Sayın Bakanım?” falan dedim. Şimdi, biz bu işin usulünü, adabını da biliriz. Ya, buna bir böyle bakmak lazım.

Yalnız, benim bundan sonraki şeyim var: Hakikaten, bakın, “İflas erteleme zor durumda bulunan şirketler için etkili bir çıkış yolu.” demişsiniz daha önce, demek ki olmamış, daha kötüye gitmiş. “Alacaklı ve borçlu arasında hassas denge gözeten şeffaf bir icra iflas hukuku.” demişsiniz, kurtarmamış; bakın, tekrar geliyorsunuz. “Ekonomik koşullarda beklenmedik değişiklikler nedeniyle aslında ekonomik varlıklarını sürdürmesi mümkün olan sermaye şirketlerinin borçlarından dolayı faaliyetlerini durdurmak zorunda kalmaması.” demişsiniz, olmamış, hepsi tersine gitmiş. Esasen sizin bu getirdiğiniz tedbirler ne, biliyor musunuz? Siz de söylediniz kürsüde, 2009’daki krizden sonra Portekizli, Batı Avrupa ülkelerinin bazılarındaki problemlerden kaynaklanıyor. Öyle değil mi? Adamlar da aştılar o problemleri büyük ölçüde. Siz bunları şimdi getiriyorsunuz, bu problemleri Türkiye yaşamaya devam ediyor, siz kürsüden bunu söylediniz zaten.

Şimdi, dolayısıyla, ileriki aşamalarda değineceğim noktalara da değinmek genelini konuşmaktan mümkün olmadı ama benim size şahsen hem bir muhalefet partisi yetkilisi hem de bir milletvekili olarak… Hakikaten bizim sözlerimizden alınıp burayı germeyin. Sükûnet size düşer Sayın Bakan, hakikaten geriyorsunuz, ben çok üzülüyorum.

Ben teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – 2001’deki yüzde 1.500 faizden de bahsedin. Su üstünde yürüsek “Yüzme bilmiyor.” diyeceksiniz ya.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Çok gelip gidiyordun o zaman bana.

BAŞKAN – Şimdi, gruplar adına ikinci söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Ziya Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden önceki sayın hatip konuşurken CHP sıralarından bir laf atıldı, “O Bayburtlu, bütün yatırımlar Bayburt’a gidiyor.” dedi. İnanın öyle değil, bir Gümüşhaneli olarak ben bunu bilirdim. Çünkü, Bayburt’a giden bütün yatırımlar bir şekilde Gümüşhane üzerinden gider, oraya da bazı şeyler takılıp kalırdı. Yok, Türkiye’de artık yatırım yapacak para kalmadı. Herhâlde bu yüzdendir ki üçüncü veya dördüncü defa böyle kanunlar çıkartılıyor.

Ben aslında farklı bir konuşma yapmak istiyordum ama ara vermeden önce Sayın Bakan ile muhalif gruplar arasında bazı polemikler yaşandı. Dolayısıyla, ben de konuşmamı biraz değiştirdim, biraz doğaçlama gidelim diyorum. Şimdi, orada haram para mı, helal para mı diye bir tartışma oldu. Hangi paradır, hangi sermayedir, kim getirecek, nereden getirecek; şöyle bir kurcaladım hafızamı yani yurt dışında kimlerin parası olabilir? Bir, daha önce MHP sıralarından bir hatip dedi ki: “Körfez’den gelecek olan sermayelerle ilgili husus zaten bellidir, orada bir düzenleme yapmaya gerek yok.” doğrudur. İki, yurt dışında iş yapan iş adamlarımız vardır, bunların da Türkiye’ye sermayeyi nasıl getireceği bellidir. Üçüncü bir nokta, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız vardır, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Batı Avrupa’da, Amerika’da yaşayan ama holdingler sayesinde ve AK PARTİ’nin ilk dönem Sanayi Bakanı ve bazı milletvekilleri sayesinde oralarda yaşayan insanlarımızda artık birikim yok. Geriye ne kaldı? Kara para kaldı, vergi kaçakçıları kaldı, bunların dışında da başka bir opsiyon ben görmüyorum.

Şimdi, kara para deyince, yurt dışında kara para deyince tabii ki dünyada 175 tane, bugün bilinen 175 tane offshore merkezi vardır. Eskiden, 1950’lere kadar bunlar 55 taneydi, şimdi 175’e çıkmış. 1987’ye kadar buradaki para miktarı bin milyar dolardı. 1987’lerde biliyorsunuz Türkiye de dünyaya açıldı, daha sonra, 1989’dan sonra Çin, Hindistan, Güney Amerika’daki bazı ülkeler Güney Afrika’da açılınca… Bu offshore merkezlerinde onlarca trilyon dolar para var. Bunların üçte 2’si, sayın milletvekilleri, kara paradır, illegal işlerden kazanılmış kara paralardır; üçte 1’i legaldir yani offshore’ların tamamı illegal diyemeyiz, oradaki paraların da tamamı değildir ama üçte 2’si kara paradır.

Bu kara paralar nasıl oluşuyor orada? Önce, 7 tane çok bilinmiş offshore merkezi vardır. Bunlar, hepimiz son haftalarda duyduk: Panama, Hong Kong, Liberya, Bahamalar, Antiller, Cayman Adaları ve Bermuda Adaları. Bu paralar oralara nasıl gidiyor? Buradan nasıl gidebilir? Ben bilmiyorum ama önümde İngilizce yazılmış bir rapor var konuyla ilgili ve orada yani bir ülkeye mal gelir, bu mallar genelde gemiyle gelir, gemiciklerle gelir ve o ülkeden, malın geldiği ülkeden bir kara deliğe, “no man’s land”e para transfer edilir, kime gittiği belli olmaz. Burada eğer sistem iyi işliyorsa kayıt altına alabilirsiniz ama işlemiyorsa Türkiye’deki gibi, bunu kayıt altına alamazsınız, offshore merkezlerine giren paraların da herhangi bir kaydı yoktur.

Yakın bölgelerde de offshore merkezleri vardır, demin saydığım 7 ülkeden biraz daha yumuşaktır; Andorra, kumar merkezi olan Bulgaristan, Isle of Man, yine yakınlarda Lihtenştayn, Lüksemburg, işte İsviçre’nin bazı kantonları, Malta, Panama’yı dedim ve şaşırmayın sakın Singapur. Panama’yı daha önce duymuştuk, Singapur’u da daha önce duymuştuk burada, birileri oralarda bazı faaliyetlerdeydi. İki hafta önce de birileri bu gelecek olan tasarı için “müjde” demişti, şimdi Singapur ismini görünce daha da bir anlam yükleyebiliyorum ben buna.

Şimdi, oralarda, offshore merkezlerinin bazılarında çok kolay bankalar satın alabiliyorsunuz. International Herald Tribune gazetesinde ilanlar var, diyor ki: “9.990 dolara ful lisanslı banka” ya da Moskova’da haftalık gazete Kommersant diyor ki: “300 bin dolara, 320 bin dolara bankanın yanında Belize’nin vatandaşlığını da sana veriyorum ki bütün dünyayı İngiliz vatandaşıymış gibi dolaşabilirsin.”

Şimdi, bunları alıyorsunuz… Prosedüre çok fazla girmek istemiyorum, o bankalar üzerinden o paraların nasıl aklandığını da daha sonraki oturumlarda isterseniz anlatabiliriz, o konulara girebiliriz. Bu paralar offshore merkezlerinde ya hiç vergilendirilmiyor ya da çok cüzi bir miktarda vergilendiriliyor ve -daha önce de söylemiştim- offshore merkezlerinde bunların kayıtları tutulmuyor.

Şimdi, gelelim bu Yatırım Ortamının İyileştirilmesine Dair Kanun Tasarısı’na. Bir ülkede suç işlemek istiyorsanız, daha detaylı şekilde söylemek gerekirse hırsızlık yapmak isterseniz bunun için bir, fırsatın olması lazım; iki, o suçu işleyebilmek için belli bilgilere sahip olmanız gerekiyor ve üçüncüsü yakalanma ihtimalinizin düşük olması lazım. Normal ülkelerde bu üç noktayı ortadan kaldırırsınız. Burada hemen şu bilgi geliyor: Offshore merkezleriyle ilgili acaba Türkiye’deki bazı kamu bankaları müşterilerine, Türkiye’deki müşterilere offshore merkezlerine para nasıl aktarılabilir, bu konularda bilgi veriyor mu? Benim bu konuda bilgim yok, bu bir itham da değil, yanlış anlamayın ama Hükûmetin bunları araştırması -çünkü kulağıma bazı iddialar geliyor- doğru olur.

Bu tasarıyla ilgili, biz, diğer partiler gibi, Türkiye’ye yatırım gelmesini elbette istiyoruz. Elbette Türkiye kalkınsın, insanlar daha iyi iş yerlerinde çalışsın, inovasyon Türkiye’ye gelsin. Kimse buna karşı değil ama bunun yolu yordamları vardır. İstikrarı sağlarsınız, hukuk devleti denen bir şey varsa onu yerleştirirsiniz, demokrasiyi yerleştirirsiniz ki Batı Avrupalı bir ülkenin büyükelçiliğine sizin Hükûmetinizden bir bakan gidip, öğle yemeğinde o ülkenin 6 büyük holdinginin karşısında oturup, onların problemlerini teker teker telefonla çözmez. Eğer hukuk olsaydı Türkiye’de ve bu hukuk herkes için geçerli olsaydı, o holdinglerin karşısına bizim bakanımız oturup küçük düşürtülemezdi.

Bu tasarıyla ne yapılıyor? Suç işleyenleri, vergi kaçakçılarını… Biraz önce saydım, 3’ü söz konusu olmadığına göre 4’üncü; aynı, nasıl Putin’e mektup gönderdiyseniz, onlara da böyle çiçekli, böcekli, kırmızı kurdeleli davetiye gönderiyorsunuz, diyorsunuz ki: “Paranızı getirin, ben size hiçbir şekilde soru sormuyorum, hiçbir şekilde cezası olmayacak, takibi olmayacak.” Biraz önce bunlar söylendi, hatta “Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesi sizin için uygulanmayacak.” diye konuşuldu. 2008, 2011, 2013’te bunlar geldi. Ben olsam iş adamlarının yerinde ve param olsa, derim ki: “Ya, Türkiye’de istikrar yok, nasıl olsa 2018’de yine gelir böyle bir şey, o zamanı beklerim.”

Almanya’yla ilgili, Sayın Bakan “Almanya da bunu yaptı.” dediniz. Almanya bunu bir kere yaptı, 5 milyon euro verdi, CD satın aldı ama vergileri aldı; ondan sonraki süreçte bu tür vakalarda vergi aldı, cezasını aldı ve futboldan anlayanlar bilir, Bayern Münih’in menajeri Uli Hoeness, bu cezaları ödedikten sonra iki buçuk yıl da cezaevinde yattı, daha yeni çıktı.

Ya, bu bilgileri de bu şekilde vermek lazım. Bizim gibi, iki senede, üç senede bir, böyle bir şey getirmek… Bir kere getirirsiniz bunu. İki sene de doğru olmuş bana göre, getirmişsiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA PİR (Devamla) - …ama bugün yapılanlar pek doğru değil.

Söylenecek çok şey var ama 80-90 madde var herhâlde, daha bu konuları konuşacağız.

Teşekkür ederim, hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Pir.

Bölüm üzerinde gruplar adına üçüncü konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer.

Süreniz on dakika.

Buyurunuz Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, ülkemizin daha çok üretmesini, ekonomimizin büyümesini ve halkımızın bu refahtan hakça pay almasını savunan bir anlayışa sahibiz. Daha çok üretmenin, daha çok büyümenin yolu ise daha fazla yatırımdan geçer. Dolayısıyla, yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik düzenlemeleri ülkemiz açısından her zaman yararlı görürüz. Ancak Türkiye’ye yatırım gelmiyor olmasının temel nedeni bu tasarıda yer alan ve bizim de çoğuna genelde karşı olmadığımız teknik düzenlemeler değildir. Yatırımcıların her ülkede baktıkları konular bellidir: Evrensel ilkelerin geçerli olduğu bir hukuk devleti, tarafsız ve bağımsız bir yargı, bir günden diğerine değişmeyen bir ekonomi düzeni, içeride toplumsal barış, dışarıda karşılıklı ulusal çıkarlara dayalı barışçı politikalar izleyen bir ülke.

Değerli arkadaşlarım, mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirdiği, gazetecilerin, akademisyenlerin, yazan çizen aydınların cezaevine tıkıldığı bir ülkeye yatırımcı niye gitsin? Cumhurbaşkanının “Anayasa’yı tanımıyorum.” dediği, halkın yarısının oyunu almış bir Başbakanın bir gecede değiştirildiği, toplumun her geçen gün yeni düşmanlar ilan edilerek kutuplaştırıldığı, dışarıda bir tek dostumuzun dahi kalmadığı bir ortamda yatırım gelir mi? İçeride toplumsal barışın sağlanamadığı, metropollerde patlayan canlı bombalar nedeniyle insanların sokağa çıkamadığı, çıkmaya korktuğu bir ortam var. Ben bu konuşmaya hazırlanırken Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu terör tehdidi nedeniyle bugünkü millî gün resepsiyonlarını iptal etti, Konsolosluğu kapattıklarını duyurdu. Böyle güvensiz bir ortama hangi yatırımcı niye gelsin? Yolsuzlukla mücadelede iki yılda dünya çapında 13 basamak birden düşen bir ülkeye yatırım gelir mi? Son derece keyfî kayyumluk ve müsadere uygulamalarına bakan hangi yatırımcı koşa koşa Türkiye’ye gelir? Bırakın yabancı yatırımcıyı, yerli girişimcimiz dahi yatırım yapmaz ve nitekim yapmıyor zaten.

Yani, değerli arkadaşlarım, temel sorunumuz hukuk devleti meselesidir; öncelikli konumuz tarafsız ve bağımsız bir yargı ihtiyacıdır; gençlerimizi çağın gerekleriyle buluşturacak bir eğitim sistemi ihtiyacıdır.

Değerli arkadaşlarım, peki bu tasarı neden böyle apar topar önümüze geldi? Çünkü kriz kapıda, acil kaynak lazım. Ekonomi o kadar sıkışmış durumda ki kaynağını dahi sormadan yolsuzluk, rüşvet, her türlü illegal faaliyete batmış olabilecek paraların acil olarak sisteme sokulması lazım.

Daha önce komisyonda da ifade ettik. Bu paketin içeriğindeki yatırımı kolaylaştırıcı, teşvik edici teknik düzenlemelere birkaç ciddi mesele dışında karşı olmadık. Genel bir itirazımız var tabii ki, toplumun geniş kesimlerinin haklı beklentisini yansıtan bir itiraz bu. Bu Hükûmet madem 78 milyonun Hükûmeti, bu Meclis madem 78 milyonun Meclisi, yatırımlar için işverene, girişimciye yönelik destekte bulunalım ama aynı zamanda ülkemizin en büyük ana damarını oluşturan emekçilerimizin hayatına da dokunalım, teşvikler, kolaylıklar getirelim. Unutmayalım ki yatırımlar, içinde çalışanlarıyla, emekçileriyle yatırım olurlar; onlarsız sadece dört duvardan ibarettirler. Ekonominin bir ayağı yatırım ise, sermaye ise, bir diğer ayağı emektir, üretimdir. Emekçi dikkate alınmadan getirilecek düzenlemeler de tek ayaklı kalmaya mahkûmdur.

Bakın, ekim ayında 1.300 liralık asgari ücret, gelir vergisi tarifesine takılacak. Milyonlarca kişiyi ilgilendiriyor. Onunla ilgili bir tedbir bu torbada var mı? Yok. Taşeron çalışanlar kadro bekliyor, yüz binlerce, verdiğiniz sözlerin yerine getirilmesini bekliyor. Bu torbada var mı? Yok. Tarım danışmanı 2.600 kardeşimiz getirilen son düzenlemelerle işsiz kaldı. Onlara bir müjde var mı? Maalesef yine yok.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz birinci bölüme ilişkin iki önemli kaygımızı burada vurgulamak isterim. Tasarının 20’nci maddesiyle, vergi kaçıran, naylon fatura düzenleyenlerin, vergi teşvik ve desteklerinden yararlanabilmelerinin önü açılmaktadır. Yani sahte belge düzenlediği yargı kararıyla kesinleşen kişiler hem devleti aldatacaklar hem de devletin verdiği her türlü teşvikten faydalanacaklar. Böyle bir düzenleme kabul edilemez.

Tasarının 22’nci maddesiyle getirilen izaha davet uygulaması ise büyük sakıncalar yaratması muhtemel bir düzenlemedir. Somut delillerin kuşkulu karine gibi, dayanaksız karinelerin ise ileri sürülerek mükelleflerin beyanını düzeltmeye zorlanması da söz konusu olabilecektir. Düzenleme mükelleflere karşı bir tehdit ve şantaj unsuru olarak kullanılabilme potansiyelini taşımaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bugün Türkiye’nin vergi şampiyonları açıklandı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm vergi mükelleflerimizi ekonomiye ve istihdama katkıları nedeniyle kutluyor, teşekkür ediyoruz. Bakın, bu ülkede bir yanda helal kazancının vergisini düzgün ödeyen binlerce girişimcimiz var, yüz binlerce esnafımız var, kaynağında vergisi alınan milyonlarca emekçimiz, memurumuz var. Öte yanda ise bu tasarıyla vergi kaçıranlar, sahte belge düzenleyenler, kara para aklayanlar muteber görülüp teşvik edilmekteler. Bu yapılan, helal kazancının vergisini ödeyen dürüst, namuslu yurttaşlarımıza karşı çok büyük haksızlıktır, adaletsizliktir.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı Hükûmetin deyimiyle bir de varlık barışı getirmekte. Yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilip ekonomiye kazandırılması kuşkusuz önemlidir. Nitekim, geçmişte bu yönde üç benzer kanun çıkmış, sınırlı da olsa varlık girişi ve vergi geliri elde edilmiştir. Bugüne kadarki varlık barışlarında Türkiye’yi kara para aklayan ülke konumuna sokacak düzenlemelerden özenle kaçınılmıştır ama bu kez, anlaşılan o ki, öyle büyük bir sıkışma hâli var ki “Para gelsin de nasıl gelirse gelsin.” denmiş, her türlü yasal fren ve önlem bir kenara bırakılmış durumdadır. İster Türk vatandaşı ister yabancı olsun sisteme giren paraların nereden ve kimden geldiği asla soruşturulmayacaktır. İşin ilginci, tek kuruş vergi dahi istenmeyecektir.

Değerli arkadaşlar, tüm ekonomistlerin üzerinde mutabık olduğu bir tespit var: Vergisiz barış kara para getirir. Bunu sadece biz, muhalefet değil, konunun uzmanı maliyeciler, gazeteciler, hukukçular söylemekte, günlerdir kamuoyunu uyarmaktalar.

Ayrıca, yine bu düzenlemeyle gerçek ve tüzel kişilere para ve diğer varlıklarını üçüncü kişiler adına da Türkiye’ye getirme hakkı tanınıyor, üstelik belge de istenmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı şartı da getirilmediği için dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir kişi şaibeli paralarını başkasının adına Türkiye’ye getirip aklama imkânına sahip olacak. Görüldüğü üzere, bu düzenleme Türkiye’yi tam bir kara para cennetine çevirecek; rüşvet, yolsuzluk, kaçakçılık ve benzeri yasa dışı yollardan elde edilerek yurt dışına çıkarılan para ve diğer varlıkların cezasız Türkiye'ye getirilerek aklanmasının önü açılacaktır. Belge istenmeyeceği için suçtan elde edilmiş ve Türkiye'de kayıt dışı tutulan para ve varlıklar da sisteme sokularak aklanmasının yolu açılacaktır. Düzenlemenin Panama belgeleri skandalının ortaya çıkmasından hemen sonra gündemimize getirilmesinin tesadüf olmadığı kanısındayız. Orada ve diğer vergisiz cennetlerde tutunamayan paralar Türkiye'ye bu yolla getirilecek, hiçbir araştırma, soruşturma ya da kovuşturmaya uğramadan aklanarak sisteme sokulacaktır.

Değerli arkadaşlar, gelecek paraların yatırıma geleceğinin garantisi de yoktur. Başka ülkelerdeki varlık barışı düzenlemelerinde gelen varlıkların o ülkede belli süre kalmasını zorlayıcı tedbirler de konmaktadır. Ama bu tasarıyla varlıkların bildirim ve beyan tarihinden itibaren her zaman Türkiye dışına çıkarılmasına imkân tanınmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının bu şekilde çıkması başımıza çok büyük işler açacaktır. Eğer siz sorgusuz, sualsiz yurt dışından transferlerin önünü açar, hele hele üçüncü kişilerin gönderdiği değerleri ilgisi olmayan başka kişilerin hesaplarında yasal olarak kabul etmeye başlarsanız bunun adı dünyanın her yerinde “şüpheli işlem” olur. Şüpheli işlem üzerinde araştırma, inceleme yapmamak da ülkemizi kara para aklama suçlamasıyla karşı karşıya bırakacaktır. Bu durum, kara para ve aklanmasına ilişkin uluslararası hukuk kuralları, uluslararası anlaşmalar ve Türkiye'nin tarafı olduğu ikili anlaşmalara aykırılık teşkil etmektedir.

İşin trajikomik olan bir tarafı da var. Taraf olduğumuz bu anlaşmalardan birisi kısaca BEPS olarak bilenen Matrah Aşındırması ve Kâr Artırımı Eylem Planı’dır. Amacı tüm dünyada vergi şeffaflığı ve karşılıklı bilgi değişim anlaşmaları için küresel bir model oluşturmaktır. Bu eylem planı daha geçen yıl Türkiye'nin ev sahipliğinde yapılan G20 Zirvesi’nde Antalya’da onaylanarak hayata geçirildi. Üzerinden bir yıl bile geçmeden, Türkiye, amaçlanan şeffaf model ile taban tabana zıt bir tasarı ile sadece Türkiye'nin değil dünyanın da karşısına çıkmaktadır, dünyanın önüne geçmeye çalıştığı ve ciddi mücadele verdiği kara para işlemlerine meşruiyet kazandırmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bir kez daha vurgulamak isterim ki, Türkiye “kara para aklayan ülke” olarak nitelendirilse ülkemizin uluslararası finans sektöründen dışlanması gündeme gelecektir. Bu yaptırımlar başta finans kurumları olmak üzere tüm ithalat ve ihracat yapanlar ile basit bir havale yapacak sıradan insanları dahi etkileyecektir.

Değerli arkadaşlarım, bakın, yatırım ortamı iyileşsin, sermaye gelsin diye 80 maddelik bir düzenleme yapıyoruz ama bunlar arasında yer alan geçici 2’nci madde yüzünden “kara para cenneti” suçlamasıyla karşı karşıya kaldığımız an aslında bu kanunu asıl amacından saptırmış olacağız yani yatırımı, yatırımcıyı teşvik etmiş olmayacağız. Türkiye’de yapılan işlemlere şüpheli işlem gözüyle bakılmaya başlandığı an yerli, yabancı hiçbir girişimci gelip yatırım yapmayacaktır. O yüzden, geçici 2’nci maddeyle getirilen düzenleme Türkiye’nin itibarı açısından, Türkiye’deki yatırım ortamı açısından iyileştirici değil, tam tersine felaketin başlangıcı olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakırözer.

Bölüm üzerinde şahsı adına Bayburt Milletvekili Sayın Şahap Kavcıoğlu.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Bakanım, değerli milletvekillerim; Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri zamanında geliştirilen, piyasalarda özel sektörün de yatırımlarının artması büyüme ve kalkınmanın hız kazanmasına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. AK PARTİ döneminde yıllık yüzde 9,4 seviyelerini gören büyüme oranlarımız, rakamlarımız küresel dalgalanmalardaki yaşanan aksaklıklara rağmen aynı oranda, dünyadaki diğer ülkelerden daha yukarılarda devam etmiştir. 2015 yılında ülkemizde yüzde 4 seviyesinde yine büyüme gerçekleştirilmiştir ki bu da dünyada yine Çin’den sonra en büyük büyümelerden bir tanesidir ki Avrupa Birliği ortalama büyümesi yüzde 2’dir. Bu da hem büyüme rakamları olarak hem de dışarıdaki ihracat ve diğer rakamlar açısından önemli bir göstergedir.

Değerli milletvekillerim, yatırımın iyileştirilmesi için çok önemli değişiklikler yapılıyor, bunların semeresi de AK PARTİ döneminde her zaman olumlu anlamda sonuçlandırılmaktadır. Ama daha fazla yatırım yapılması, ekonomi paketimizdeki yatırımların daha fazla netice vermesi için bazı düzenlemeler de gerekiyor. Bu düzenlemeler de bu paket içerisinde yerini alacaktır. Türkiye’nin her yerinde bu yatırım paketinin uygulamaya alınmasıyla, organize sanayilerde ve diğer küçük işletmelerdeki firmaların Türkiye’nin her yerinde, gittikçe yatırım tutarları artmaktadır. Bugün Türkiye’nin artık her ilinde organize sanayiler bir değil, birden fazla. Her organize sanayi de… Artık 50’nin üzerinde yüzlerce firma faaliyet göstermektedir. Bunların artık dünyanın her yerine ihracat yapar hâle geldiklerini, dünyayla entegre olduklarını görmekteyiz. Bunun en önemli… Türkiye’de bu yatırımlara karşı olduğumuz yerlerde bile, Diyarbakır’da hem firma sayılarının artması hem ihracat… 6 milyon dolardan 280 milyon dolara yükselmiş bir ihracat rakamı Diyarbakır’da sadece. Dolayısıyla, ihracatçılarımıza sağlanan bu yeşil pasaport olayı -bu düzenlemeyle- dünyadaki ihracatçılarımızın dünyayla entegre olması açısından, her yerde daha iyi işler yapması açısından önemli bir fırsattır. Bugün dünyanın her yerine ihracat yapan bir Türkiye ve iş adamlarından söz ediyoruz. Yani, ihracatçılarımıza diyoruz ki: Yap ihracatını, al yeşil pasaportunu.

Sayın milletvekilleri, bugün bu varlık barışı paketinden de bahsettiğimizde, bu düzenleme, varlık barışıyla ilgili düzenlemelerimizde, bir saattir burada konuşmalarımızda kara para aklanması diye söyleniyor ki bu kara para aklanması değildir, gurbetteki sermayenin yurda geri dönmesini sağlama operasyonudur. Özellikle “offshore” bankalarda, kıyı bankalarda, baktığınızda, insanların oralara para göndermelerinin birkaç nedeni vardır ama en önemli nedeni, insanlar, kişi ve kurumlar varlıklarının karşı karşıya olduğu siyasal riskin derecesini düşürmek için… Bugün ülkemizde böyle bir siyasal risk kalmamıştır. Dolayısıyla da artık bu paraların Türkiye’ye gelmesi söz konusudur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Türkiye’de siyasal risk olmaz mı ya, başbakan değişiyor sabah ülkede!

MELİKE BASMACI (Denizli) – Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Yani, Türkiye’de siyasal risk, mümkün değil, yoktur. 283 milyar dolar olan özel sektör borçlanmasının… Geçen de söyledik, bu bir itibar meselesidir. Batık bir insana, firmaya kesinlikle kimse borç vermez. Dolayısıyla, bugün Türkiye özel sektörünün 283 milyar dolar borçlanması, hem oradaki bizim paralarımızı hem de Türkiye'nin güvenini göstermesi açısından çok önemlidir. Yani, şunu söylüyoruz: İhracatçılarımız dünyaya, zenginlerimiz Türkiye’ye doğru yelken açmaktadır çünkü küresel durgunluğa karşı meydan okuyan bir Türkiye var, bunu da hepimiz görmekteyiz. Türkiye’yi batan bir ülke olarak göstermek -biraz önce konuşmacılardan dinlediğimiz- Türkiye'nin bu kredibilitesini görmemek Türkiye açısından üzücü, sizin adınıza da üzücü. Dolayısıyla, Türkiye'nin bugün dünyadaki itibarı, Türkiye'nin ekonomik rakamlarına baktığımızda, analiz ettiğimizde zaten çok net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Dolayısıyla, bu paketin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Şimdi birinci bölüm üzerinde Hükûmet adına Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tasarının birinci bölümü üzerinde Hükûmet adına konuşmak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunmaktayım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tasarının, biliyorsunuz, genel başlığı: “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi” Dolayısıyla, tasarının tümü üzerinde genel olarak değerlendirme yapmak gerekirse; bugünkü yatırım ortamında yatırımcılarımızın karşılaştıkları hukuki sorunları ortadan kaldırmaya çalışıyoruz; özellikle yatırım döneminde ortaya çıkan birtakım maliyetleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz; özellikle işletme döneminde damga vergisi, harç, banka sigorta muameleleri vergisi gibi gerçekten dolaylı işlem vergilerinin işletmeler üzerinde oluşturduğu maliyetleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz; yine Türkiye’yi gerçekten bir üretim merkezi, yatırım merkezi, istihdam merkezi hâline getirecek düzenlemeler yapıyoruz. Dolayısıyla tasarı gerçekten bugün özel sektörün, piyasanın, sivil toplum örgütlerinin beklentilerini önemli ölçüde karşılıyor. Bu yapılacak düzenlemeler hayata geçtiğinde özellikle reel sektörde finans kullanmak isteyen işletmelerimiz üzerindeki vergi yüklerinde önemli indirimlere gidiyoruz. Özellikle yatırım yapmak isteyen, yatırım teşvik belgesi alıp yatırım yapmak isteyen firmalarımızın yatırım döneminde karşılaştıkları maliyetleri önemli ölçüde azaltıyoruz. Dolayısıyla burada yatırım ortamının iyileştirilmesine gerçek manada katkı veren bir tasarı söz konusu.

Yine, bu tasarının içerisinde bir süredir kamuoyunda tartışılan iflas erteleme meselesiyle ilgili çözümler getiriyoruz. Doğrudur, hem iflas erteleme konusu olsun hem de çekle ilgili düzenlemeler olsun geçmişte sistemin o günkü koşulları içerisinde karşılaşılan sorunları çözmek üzere birtakım düzenlemeler yapıldı. Bunlar o dönemde iyi niyetle yapılan, piyasanın önünü açmak için yapılan düzenlemelerdi fakat uygulama sırasında yine özel sektörün gündeme getirdiği bazı sorunlarla da açıkçası karşılaştık. Ekonomi dinamik bir süreçtir, ekonomi statik bir süreç asla olamaz. Dolayısıyla siz belli bir tarihte, belli bir dönemde, o günün koşullarında ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak üzere bir düzenleme yaparsınız ama ekonominin içerisindeki birtakım aktörler farklı davranışlar sergilediği zaman bu defa sorun farklı bir noktada, farklı bir şekilde tezahür eder. O zaman ne yapmanız lazım? Ekonomi yönetimi olarak, Hükûmet olarak bu defa yeni ortaya çıkan sorunları çözmeniz lazım. Dolayısıyla bu tasarı içerisinde gerek iflas erteleme gerekse çekle ilgili getirilen düzenlemelerin arkasında yatan temel neden o düzenlemelerin yapıldığı tarihten sonra ekonomide ortaya çıkan yeni ihtiyaçlardır ve bugün hepimiz biliyoruz ki çekte karşılaşılan sorunların mutlaka ve mutlaka bir an önce çözülmesi ve çekin yine bir ödeme ve kredi aracı olarak yaygın bir şekilde kullanılması lazım. Burada gerek özel sektör kuruluşlarıyla gerekse sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan istişarelerde görüldü ki özellikle karşılıksız çıkan çeklerle ilgili olarak caydırıcı bir yaptırım müessesesi getirmememiz hâlinde gerçekten iyi niyetli çek lehtarları bundan mağdur olabiliyorlar. Bu o zaman ne oluyor? Çekin piyasadaki yaygın kullanımının önünde bir engel oluşturuyor. Dolayısıyla, piyasadaki çek üzerinden oluşturduğumuz kredi hacmini de kendi elimizle daraltmış oluyoruz. Dolayısıyla, bugün Hükûmet olarak, çekle ilgili olsun, iflas ertelemesiyle ilgili olsun getirdiğimiz düzenlemeler gerçekten geniş bir istişareyle ortaya çıkan düzenlemelerdir. O gün o düzenlemeler yapıldığında da doğruydu, bugün bu yaptığımız düzenlemeler de bugünkü ihtiyaçlar çerçevesinde doğrudur. Ekonominin bu şekilde dinamik bir süreç olduğunu da mutlaka düşünelim.

İflas ertelemesiyle ilgili olarak tabii en çok gündeme gelen konu iflas ertelemesi müessesesi aslında ekonomide işletmeleri ayakta tutmak için önemli bir müessese. Modern ekonomilerde, modern hukuk sistemlerinde şirketleri ayakta tutan, zor durumlarında onlara kol kanat geren ama bir taraftan da aslında gerçek manada alacaklıların da haklarını koruyan bir sistem. Dolayısıyla, getirdiğimiz düzenlemede iflas erteleme müessesesini amacı dışında farklı bir noktaya taşımıyoruz; tam tersine, amacına uygun bir yapıya dönüştürüyoruz. Bu çerçevede, özellikle iflas erteleme müessesesinin kötüye kullanılmasına neden olan birtakım hukuki faktörleri ortadan kaldırıyoruz. Bu bakımdan yapılan düzenlemelere bakıldığında, iflas erteleme talebinin ticaret siciline bildirimi ve ilanı sağlanarak alacaklılara itiraz hakkı sağlanmaktadır. Biliyorsunuz, iflas ertelemede alacaklılar bakımından iflas erteleme süreci devam ettiği zaman alacakları tahsil etmiyoruz. Dolayısıyla burada iflas erteleme sürecinden etkilenecek olan alacaklıların bu süreçten haberdar olmaları noktasında sistemi daha da etkin hâle getiriyoruz. Erteleme başvurusu üzerine verilebilecek tedbirlere açıklık getiriyoruz. Erteleme hükümlerine ihtiyati tedbirler ile ihtiyati hacizleri de dâhil ediyoruz.

Yine, iflas erteleme kararlarına karşı alacaklılar ile diğer ilgililere itiraz ve istinaf yoluna başvurma imkânı verilmektedir. Biliyorsunuz, iflas erteleme süresi mevcut yasal düzenlemelerde uygulamadan kaynaklanan sebeplerle sekiz yıla kadar uzayabilmektedir. Hâlbuki iflas erteleme sürecinin bu kadar uzun sürmesi aslında hem şirket sahipleri bakımından hem de alacaklılar bakımından doğru ve verimli bir yöntem değil. Dolayısıyla burada iflas ertelemenin sürecine ilişkin yeni süreler getiriyoruz. Burada yapmış olduğumuz düzenlemeyle bir yıl olan iflas erteleme süresinin azami bir yıl daha uzatılabileceği hususunu yasada düzenliyoruz. Ayrıca, konkordato yoluyla borçların tasfiyesini cazip hâle getirebilmek için konkordato tasdikine ilişkin yargılamanın kanunda öngörülen sürede belirtilmemesi hâlinde tasdik makamına tedbir yoluyla tedbirleri, takipleri durdurma ve yeni takibi yasaklama yetkisi de verilmektedir. Dolayısıyla umuyorum ki bu iflas ertelemeyle ilgili yapacağımız düzenlemeler hayata girdikten sonra hem iflas erteleme müessesesi daha etkin, daha verimli hem de iflas erteleme hakkını kullanmak isteyen şirketlerimizin hakkını koruyan ama diğer taraftan da iflas ertelemeden etkilenen alacaklıların hakkını da koruyan bir müessese hâline dönüşecek.

Yine, birinci bölümde yapılan düzenlemelerde banka ve sigorta muameleleri vergisine ilişkin olarak birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Biliyorsunuz banka ve sigorta muameleleri vergisi esas olarak finans sektöründe finansal işlemler yapanlar üzerinden alınan bir vergi. Dolayısıyla burada finansman temin edenler ile finanstan yararlanan arasında bir maliyet unsuru olan banka ve sigorta muameleleri vergisini belirli noktalarda istisna hâline getiriyoruz. Böylelikle banka ve sigorta muamelelerinin reel sektör firmaları üzerindeki oluşturduğu maliyetleri de aşağı çekmek imkânına kavuşuyoruz.

Yine burada sigorta sözleşmeleri yapılmasına ilişkin olarak bir sigorta sözleşmesi iptal edilmişse buna bağlı olarak alınan banka ve sigorta muameleleri vergisinin de alınmaması imkânını getiriyoruz.

Dolayısıyla burada, birinci bölümde yapılan düzenlemeler ve diğer bölümlerde yapılan düzenlemeleri bir arada değerlendirdiğimizde gerçekten önemli düzenlemeler hayata geçiriyoruz. Yurt dışındaki varlıklarını Türkiye’ye getiren vatandaşlarımız ile yurt dışındaki varlıklarını Türkiye’ye getirmek isteyen başka ülke vatandaşlarının da ekonomiye katacağı taze kanla umuyorum ki önümüzdeki dönemde yatırım artacak, üretim artacak, istihdam artacak, ülkemizde son on dört yılda oluşturduğumuz kalkınma hamlesi inşallah 2023 hedeflerine uygun bir şekilde devam edecek.

Bu çerçevede birinci bölümde yapılan yasal düzenlemelerin memleketimize, milletimize, yatırımcılarımıza hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerinde şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 404 sıra sayılı Yasa’nın birinci bölümü üzerine konuşuyoruz. Bu yasanın başlığı: “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi” Tabii, herkes, ülkenin yatırım ortamı iyileştirilsin, Türkiye büyüsün, millî gelir artsın, işsizlik azalsın; bunları istiyor. Ama bir soru var, bu sorunun cevabını kimse vermedi. On dört yıllık bir iktidar, ne oldu da yatırım ortamını iyileştirme ihtiyacı duydu?

SALİH CORA (Trabzon) - Dünya piyasalarında bir daralma var.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Evet, dünya piyasalarında bir daralma varmış! Bu çok klasik bir savuna yöntemidir. Psikolojik bir olaydır da bu. Herkes, kişiler de, kurumlar da, hükûmetler de bu arada kendilerinin ortaya çıkarmış oldukları sorunların vermiş olduğu sıkıntıları azaltmak için -savunma mekanizması bu sevgili arkadaşım- yansıtırlar başka taraflara. “Piyasalar böyle.”, “Dış düşmanlarımız var bizim.”, “Yedi düvel bizle savaşıyor.” filan, sürekli şekilde kendi yanlışlarını bunlarla örterler. İş öyle değil değerli arkadaşlarım. Siz Türkiye’deki yatırım ortamını bozdunuz. Sadece yatırım ortamını bozmadınız siz, Türkiye’deki iç barışı da bozdunuz, Türkiye’deki iç barışı da ciddi bir şekilde bozdunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün Türkiye, cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş kadar iç barışı bozulmuş bir ülkedir değerli arkadaşlar. Bugün rastladığımız, yaşadığımız gerginliği, kutuplaşmayı hiçbir dönemde yaşamadık. Buna gerek yoktu. Bunu siz bir siyasi argüman olarak, enstrüman olarak kullanıyorsunuz, bu toplumsal gerginliği, ama son derece tehlikeli bir şey bu.

Değerli arkadaşlarım, şimdi piyasalar filan diyorsunuz. Bayramda hepiniz gitmişsinizdir, kendi seçim bölgelerinizi de gezdiniz. Piyasaların ne durumda olduğunu, gerçekten yatırım ortamının perişan olduğunu hepiniz çok kesin bir şekilde biliyorsunuz. Birinci sebep: Bir defa güven yok, güvenmiyorlar artık Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetine piyasalar ama bu piyasalar sadece dünya piyasalarından başlayarak içeri kadar ciddi bir güven sorunu var. Öyle bir iş yapıyorsunuz ki bu piyasada “Biz yatırım ortamını iyileştireceğiz.” diye, Türkiye’yi kara para cenneti hâline getirerek gerçekten -biraz evvel arkadaşlarımız saydılar- kara para cenneti olan 300 bin, 200 binlik ada ülkeleri pozisyonuna düşürüyorsunuz değerli arkadaşlarım. Bunun böyle olduğunu aslında biliyorsunuz ama günü kurtarmak için bunu yapıyorsunuz. Bakın basit bir şey söyleyeyim size. Birkaç rakam vereceğim, bu ülkede, böyle bir ülkede yatırım ortamından söz edilebilir mi?

Siz şimdi damga vergisinde birtakım düzenlemeler yapacaksınız, noter masraflarını bir miktar azaltacaksınız ve yatırım ortamı düzelecek. Ya, bakın, bir iş adamı, basit, küçük KOBİ, 300 bin liralık doğalgaz yakıyor, 300 bin liralık, fatura geliyor 500 bin lira değerli arkadaşlar, pardon, 300 liralık yakıyor 500 lira geliyor. Böyle bir ortamda siz, işte, 10 liralık, 20 liralık, her neyse, damga vergisiyle ilgili birtakım muafiyetler getirerek yatırım ortamını düzelteceksiniz. Böyle bir şey yok değerli arkadaşlar. Bu belki psikolojik bir etki yaratacaktır ve bundan sonra ne çıkacak göreceğiz.

Şimdi siz bir defa Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini -“dünya piyasaları falan” diyor arkadaşım, hayır, siz bozdunuz- ciddi bir şekilde bozdunuz. Şimdi, işte, Rusya’dan özür diliyorsunuz, “İsrail’den özür diledik, dilemedik.” Ama bunların hepsini siz yaptınız, sizin elinizle oldu, bu ödenen faturaların hepsinin sorumlusu sizsiniz.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten herkesin güvendiği bir hukuk devleti işlemiyorsa bir ülkeye yatırım filan olmaz. Ya, siz bahaneler üreterek şirketlere, iş adamlarının mallarına çöküyorsunuz ya! Böyle bir ortam… Yani eşkıyalık yapıyorsunuz. Böyle bir ortamda nasıl bir yatırım ortamından söz ediyorsunuz değerli arkadaşlar?

MAHMUT POYRAZLI (Balıkesir) – Sen kime “eşkıya” diyorsun? Bak, sağına soluna bir bak!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Evet, ya, “paralel maralel” filan hepsi bahane.

MAHMUT POYRAZLI (Balıkesir) – Kime “eşkıya” diyorsun sen! Bak, eşkıyalara bak! Sana mı soracağız?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bakın, sizin “paralel” dediğiniz işleri bürokraside memurlar birbirlerinin ayaklarını kaydırmak için kullanıyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Bir zamanlar denilirdi ki: “Bu komünisttir, Kürtçü komünisttir, hadi bakalım, bunu gönderelim.” Denilirdi ki: “Bu şeriatçıdır, şöyledir, gönderelim.” Şimdi de “paralel” diye bir şeyle insanlar birbirlerinin ayağını kaydırıyor. “Paralel” bahanesiyle insanların mallarına çöküldüğü bir yerde yatırım ortamından söz edemezsiniz. Daha ne kadar kandıracaksınız bu milleti, merak ediyorum.

Selamlar arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bekaroğlu.

Sayın milletvekilleri, tasarının birinci bölümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın birinci bölümünün görüşmelerinin İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca sürdürülmesini arz ve teklif ederiz.

                Özgür Özel                                  Lale Karabıyık                                 Aytun Çıray

          Grup Başkan Vekili                                  Bursa                                            İzmir

           Ömer Fethi Gürer                            Melike Basmacı

                   Niğde                                           Denizli

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gerekçesini de okuyalım, gerekçesi okunacak.

BAŞKAN – Gerekçe okunmuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Okunuyor efendim, okunuyor; çok farklı farklı uygulamalar var. Gerekçenin okunduğu 17 örnek, okunmadığı 4 örnek var.

BAŞKAN – Sayın Özel, son usul tartışmasında gerekçe okutulmamıştı, ondan kaynaklı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, 17 farklı örnek var, 4 farklı örnek var.

BAŞKAN – Okunursa bir sakıncası var mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne sakıncası olacak, bir cümle gerekçe, yok öyle bir şey.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Efendim, Genel Kurulun kararı alınmıştı ve teamül oluştu. Genel Kurulun kararı alındı ve teamül oluştu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, okunsun gerekçe.

Gerekçe:

Konu müzakerelerin devamıyla ancak anlaşılabilecek kadar karmaşıktır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Önce yoklama talebini yerine getireceğim.

Sayın Özel, Sayın Basmacı, Sayın Karabıyık, Sayın Gürer, Sayın Akar, Sayın Aydın, Sayın Uslupehlivan, Sayın Bakır, Sayın Tekin, Sayın Arslan, Sayın İrgil, Sayın Kayışoğlu, Sayın Hürriyet, Sayın Emir, Sayın Emre, Sayın Topal, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Özdiş, Sayın Tarhan, Sayın Balbay.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, pek kısa bir söz talebim var yerimden.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen önergeler üzerindeki farklı uygulamalara ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre bir önergemiz oldu ve siz önergemizi işleme aldınız.

Geçtiğimiz haftalarda 72’nci maddeye göre verilmiş olan bir önergede gerekçenin okutulmamasına bir sayın Meclis başkan vekili hükmetti. Ardından bir usul tartışması ve Sayın Elitaş’ın ısrarlarıyla bir oylama yoluyla bunun okutulmamasını söyledi çünkü Meclise de şöyle bilgi verdiler: “Bundan önce, geçmişteki çok sayıda örnekte bu gerekçe okutulmadı.” Ama sonrasında görülen şu ki: 72’nci madde önergelerinde gerekçe okutmama durumu 4 örnekle sınırlı iken geriye dönük aynı sürede 17 tane gerekçenin okutulduğu örnek var ve özellikle geçen dönem İç Güvenlik Yasası sırasında Milliyetçi Hareket Partisinin önergelerinde tamamının gerekçesinin tüm nöbetçi Meclis başkan vekilleri tarafından uygulandığı görüldü. Geçen haftakinin bir temayül oluşturmaması ve Meclis başkan vekillerinin İç Tüzük’e uygun olarak kendi yorumlarıyla davranmaları açısından tavrınız son derece önemliydi. Doğrusunu yaptık.

Çok teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen önergelerle ilgili tartışmalara ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 72’nci maddeye göre verilen devam önergeleriyle alakalı burada bir tartışma geçen hafta yaşanmıştı gerekçenin okunup okunmamasıyla alakalı.

Geçtiğimiz hafta yani bayramdan önceki hafta Meclisi yöneten Meclis başkan vekili sizin aslında ilk anda vermiş olduğunuz refleksi vererek gerekçeyi okutmadan önergeyi oylamaya sundu, daha sonra itirazlar oldu ve uygulamalara bakıldı. Usul tartışması açıldı burada. Gerekçeleri okutularak oylananlar var, gerekçeleri okutulmadan oylanan örnekler var. Daha sonra burada bir oylama yapmak suretiyle gerekçelerin okutulmadan oylanması Genel Kurulun onayına sunuldu ve burada Genel Kurul, gerekçeler okunmadan oylanmasını kabul etti.

Bu bilgiyi de burada Genel Kurulla paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Muş.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. On beş dakikalık sürenin yarısı sayın milletvekillerine geri kalan diğer yarısı da Sayın Bakana aittir.

Ben sırasıyla söz vermeye başlayacağım.

Sayın Arslan….

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakan, ülkemizin ekonomisi zor durumda. İşçimizden çiftçimize, esnafımızdan sanatkârımıza, sanayicimizden ihracatçımıza kadar herkes büyük sıkıntı içinde bulunuyor. Siftah edemeden dükkânını kapatan esnafımız borçlarını ve kirasını ödeyemiyor. Üreticimiz, çiftçimiz ürettiği ürünleri satamıyor, satanlar da parasını alamıyor. Sanayicimiz, ihracatçımız, turizmciler borçlarını ödemede zorlanıyor. Bu durumlar dikkate alınarak vergilerde indirimi düşünüyor musunuz? Vergisini ödeyemeyenlerin faizlerini silmeyi düşünüyor musunuz? Üretimde kullanılan elektrik ücretinden KDV’yi sıfırlamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, görüştüğümüz tasarıda en önemli değişikliklerden biri de Çek Kanunu ve iflasın ertelemesinde yapılıyor. 2012 yılında kaldırılan karşılıksız çek yasası aynen geri geliyor, üstelik daha ağır koşullarda. 5941 sayılı Yasa’nın değişen 5’inci maddesi eski hâline dönüyor. Karşılıksız çekte yetkili mahkeme icra mahkemeleri olacak. Temyiz yok, cezalar da itiraza tabi olacak. Karşılıksız çek yargılanmaları jet hızıyla gerçekleşecek. Bu kanunun bu düzenlemeyle tekrardan çek kullanan, ticaret yapan insanları daha zor bir duruma sokacağını düşünüyor musunuz? Bu konuyu tekrar bir açıklarsanız seviniriz.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, bazı vatandaşlar vergi borcundan dolayı bankalardan kredi çekemediklerinden dert yanmaktadırlar. Vergi dairesi evrak vermek için borcu olmamasını şart koşuyor. Borçlunun maaşının dörtte 1’ine el koyuluyor, arabası bağlanıyor, kısacası hareketsiz kılınıyor. Vatandaşın “Ana borcu ödeyelim, faiz silinsin, bize de kredi verilsin, bu yolla nefes alalım, mağduriyetimiz ortadan kalksın, biz de borcumuzu ödeyelim.” isteği var. Bu yolda bir düzenleme düşünüyor musunuz?

Biraz evvel sorduğum, BAĞ-KUR dul aylıklarında önemli düşmeler oldu ve bunlara geriye dönük de borç çıkarıldığı, vatandaşın da büyük mağduriyet yaşadığı yönündeki sorumu da yanıtlamadınız. Bunu da yanıtlarsanız memnun olurum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Giresun’un ciddi boyutlarda ulaşım sorunu var. Bu konuda bize yoğun talep ve şikâyetler geliyor. Bunlardan birisi de Görele-Çanakçı yoludur. Genişletilme çalışmalarına 1999 yılında başlanılan Görele ile Çanakçı ilçesinin Karabörk beldesini ve yörede bulunan 40 köyü sahile bağlayan yol hâlâ tamamlanamamıştır. Bayramda sevgili milletvekilim Cemal Öztürk kardeşimin daveti üzerine gittiğimizde toplam 17 kilometrelik bölümün hâlâ inşaatının devam ettiği, 5 kilometrelik yolun yapılmadığı görülmektedir. Bu yol toplam 9 hükûmet, 3 cumhurbaşkanı görmüştür. Hâl böyle olunca umudunu kesen vatandaşlarımız, 1914-1917 yılları arasında Ruslar tarafından yapıldığı iddia edilen bu yolun yapılması için “Atalarınızın yolunu siz bari gelin yapın.” çağrısında bulunmuşlardır. Yolun yapılması için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Çalışma Bakanına: İlerleyen günlerde Meclis gündemine alacağınız Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı hakkında kamuoyundan ve meslek odalarından yoğun tepki alıyoruz. Örneğin, Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği, tasarı hazırlanırken görüşlerinin alınmadığını belirtiyor. Ülkemizdeki en büyük meslek birliğinin görüşü neden alınmadı, kimlerle görüşülerek bu tasarı hazırlandı?

Yine bir başka sorum Sayın İçişleri Bakanına: Adana’da kaç Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır? Adana’da son beş yıl içerisinde Suriyeli sığınmacıların karıştığı suç sayısı nedir? Adana’nın genel anlamda suç istatistiği son beş yılda nasıl bir değişim göstermiştir?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Bakan, az önce pembe bir tablo çizdiniz. Ayrıca yurt dışından gelen paralarla da bir sorun olmadığını ifade ettiniz. Sayın Bakan, bu ülkeye on yılda 34,7 milyar dolar kaynağı belli olmayan para girdi. Defalarca sorduk. Plan ve Bütçe Komisyonunda sorduk, basında sorduk, sizlere sorduk, Merkez Bankası Başkanına sorduk defalarca ancak hiç bilgi vermediniz, bir yanıt alamadık. Bu soruya yanıt vermediğiniz sürece, şu anda adına “varlık barışı” diyerek güzel bir ambalaj yaptığınız maddeyle ilgili de şüpheler devam ediyor. Lütfen, artık, bu ülkeye giren kaynağı belli olmayan paraları açıklayınız. Nereden geldiğini bilemiyorsanız şu anda bunları nasıl kontrol edeceğinizi açıklayınız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bilindiği gibi Suriye savaşı ve sonrasında AKP politikaları nedeniyle ülke sınırları âdeta yol geçen hanına dönmüş, Suriye’de çatışan çete mensupları ülkemize getirilerek tedavi ettirilmiş ve Suriye’deki çetelere çeşitli yardımlar yapılmıştır. Geçen hafta içerisinde Reyhanlı’da evde bomba düzeneği hazırlarken bu teröristlerden ikisi ölmüştür. Halkımız huzursuzdur, ülkemiz terörist cehennemi hâline gelmeye başlamıştır. Bu olaydan sonra Bakanlık ne gibi önlemler almayı düşünmekte ve sığınmacılarla birlikte giriş yaptığı görülen teröristlere karşı ne yapmayı planlamaktadır?

Halkımız huzursuzdur, halkımız yanı başında teröristlerle yaşamak istememektedir. Gereğinin yapılmasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan dün akşamki konuşmasında “Türkiye bölgede cazibe merkezi hâline geldi.” demişti. Şimdi 2015 yılı ödemeler dengesi finansmanına baktığımızda, aslında ödemeler dengesinin 1/3’ünün rezerv erimesiyle, 1/3’ünün -yaklaşık rakamlar olarak söylüyorum bunu- kaynağı belirsiz para girişiyle ve sadece 1/3’ünün normal yollardan para girişiyle finanse edildiğini görüyoruz. Türkiye dolar cinsinden yüzde 10 faiz veren bir ekonomi ve faizden de vergi almıyoruz. Madem güven ve istikrar var niye ödemeler dengesini yani cari açığı finanse edecek kaynak girişini sağlayamıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – TOKİ’nin Suriyelilere ev vermek yerine şehit ailelerine ve fakir fukaraya ev vermek gibi bir projesi var mıdır?

İkinci sorum: Osman Gazi Köprüsü ve üçüncü köprüde devletin payı nedir? Ne kadarı dış kaynaklı kredidir?

Dördüncü sorum Tarım Bakanımıza olacak. 100 bin canlı hayvan ve binlerce ton et ithal ediyoruz. Bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan Türkiye için on beş yıllık iktidarınızda bu bir ayıp değil midir?

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tekin…

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Bakanım, kara para aklama kanunu hayırlı olsun diyemeyeceğim. Akı karayı karıştırdınız, ölüyü diriyi hallettiniz yetmedi, gözü imama diktiniz. Şimdi imamlardan lojman parası istiyorsunuz. O cami lojmanlarını yaparken kaç kuruşluk masraf ettiniz? Köylülerin, mahallelilerin aldığı arsalara kaç kuruş ödediniz? İstediğiniz lojman kiraları haksız kazançtır, haram kazançtır. Bu uygulamadan lütfen vazgeçin.

İmamlar bağırıyor, “…” (x) ama duyan yok, kefenin cebi de yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bakan, kalan süre size ait.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tabii, Sayın Arslan vatandaşlarımızın, farklı toplum kesimlerimizin farklı taleplerini dile getirdi. Hükûmetimizin bu konuda, vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunlarla ilgili her zaman için çözümleri olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Özellikle diğer sorularda da gündeme geldi, biliyorsunuz, esnafımızdan vergi borcunu, prim borcunu yapılandırmak için 2014 Eylül ayında müracaat edip, ancak çeşitli nedenlerle taksitlerini ödeyemeyip sistemden çıkanlarla ilgili olarak bir hazırlığımız var. Sayın Başbakanımız birçok proje yanında bayramdan önce arife günü bunu da açıkladı. Dolayısıyla, esnafımızdan vergi borcu olanlara, prim borcu olanlara, önceki taksitlendirme düzenlemesinden yararlanmakla beraber çeşitli nedenlerle taksitlerini ödeyemediği için sistemden çıkanlara yeni bir imkân getirme müjdesini verdi. İnşallah, sizlerin de katkılarıyla esnafımızın vergi ve prim borç yapılanmalarını yeniden ihya ediyoruz. Böylelikle bugün özellikle küçük esnafımızın vergi ve prim borçlarından kaynaklı sorunlarını çözüyoruz.

Yine, esnafımızdan kredi borçlarını vadesinde ödeyemeyenlere ilişkin olarak erteleme konusunda da Sayın Başbakanımızın bayram öncesi bir müjdesi oldu. Yine, özellikle BAĞ-KUR’lular bakımından son derece önemli bir düzenleme yapılacağı konusu da bayram öncesi duyuruldu. Biliyorsunuz, biz 2008 yılında işverenler üzerindeki iş gücü maliyetlerini düşürmek üzere 5 puan sigorta primi teşviki diye bir teşvik getirdik. Böylelikle işverenlerimiz çalıştırdıkları işçiler için yüzde 19 yerine yüzde 14 işveren sigorta primi ödeme imkânına kavuşmuşlardı. Bugün kabaca her yıl yani en son 2016 yılı rakamı itibarıyla söyleyeceğim, 23 veya 24 milyar liralık bir kaynağı bu şekilde özel sektörün elinde bıraktık. En son, Sayın Başbakanımızın açıkladığı yeni düzenlemede de aynen çalışanlar bakımından getirdiğimiz 5 puan indirimini bu defa BAĞ-KUR’lular için getiriyoruz. Dolayısıyla, BAĞ-KUR prim borçlarını süresinde ödeyen vatandaşlarımız, esnafımız da normal ödeyecekleri BAĞ-KUR primlerini 5 puan daha düşük ödeme imkânına kavuşacaklar.

Çiftçilerimizle ilgili, esnafımızla da ilgili çok kapsamlı bir paketi açıkladık. İnşallah bununla ilgili yasal düzenlemelerin bir kısmını bu yasa içerisinde, bir kısmını ise inşallah önümüzdeki günlerde Meclise sunulacak diğer tasarı içerisinde getireceğiz.

Sayın Aydın, “Çek düzenlemesi yapıldıktan sonra acaba ne sonuç elde edilecek?” şeklinde bir soru sordular. Bu düzenlemede, biliyorsunuz temelde çek, düzenleyen bakımından ve lehtarı bakımından güvene dayanır. Dolayısıyla, yapmış olduğumuz yasal düzenlemede özellikle çek lehtarı bakımından güven artırıcı tedbirler alıyoruz. Tasarıyla getirilen karekodlu çek müessesesiyle özellikle çek lehtarları bir çek alırken çeki düzenleyen, keşide eden kişi bakımından daha fazla bilgi sahibi olma imkânına kavuşacak. Böylelikle çeki daha güvenli bir kredi ödeme aracı hâline getiriyoruz. Yine, çekle ilgili olarak yaptığımız düzenlemelerde karşılıksız çıkan çeklere idari para cezası ve yine hürriyeti bağlayıcı cezalar getiriyoruz. Ekonomik suça ekonomik ceza prensibi AK PARTİ olarak bizim benimsediğimiz bir prensiptir. Bu meselelere de geneli itibarıyla böyle bakıyoruz. Fakat, özellikle çek düzenlemesi yapıldıktan sonra piyasada gerçekten vatandaşlarımızın büyük şikâyetleri oldu. Birçok noktada, inanarak, güvenerek aldıkları çeklerin karşılıksız çıkması sonucunda alacaklılar zor duruma düştüler. Ve özellikle hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımının tekrar getirilmesi konusunda piyasada, vatandaşlar arasında büyük bir beklenti var, büyük bir talep var. Bu düzenlemeyle, inşallah, çekin karşılıksız çıkması hâlinde yaptırımları da caydırıcı, önleyici bir noktaya taşımak suretiyle, umuyoruz ki çek, piyasada daha yaygın olarak kullanılan, hacim olarak daha da fazla kullanılan bir noktaya gelecektir.

Sayın Gürer “Vergi dairesine vatandaşın borçları var…” Bunlar konusunda demin ifade ettim yani bu yeniden yapılandırma düzenlemesinin ihya edilmesi sayesinde umuyoruz ki vatandaşlarımızdan vergi dairesine borçlu olan mükelleflerimiz bu anlamda bir rahatlama ve borçlarını taksitle ödeme imkânına kavuşacaklar.

“BAĞ-KUR’luların elde ettikleri gelirlerde bir düşüş meydana geldi.” dediniz ama onu…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Mektupları verebilirim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Normalde böyle bir şey yok ama BAĞ-KUR prim borçlularıyla ilgili, BAĞ-KUR’lularla ilgili birtakım geriye dönük borçlar çıkarılmışsa -genel bilgi olarak söyleyeceğim- hani BAĞ-KUR emeklisi olmanın getirdiği bazı koşullar…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hayır, öyle değil; maaşlarında hem düşme meydana geliyor hem geriye dönük beş yıllık kesinti… Birinin yaşı 87.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Onu bir inceleyeyim. Normalde biz BAĞ-KUR’lular…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bende mektupları da var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, yok, şöyle: Normalde biz yani her zaman için, bu senenin başında da BAĞ-KUR emeklileri, işçi emeklileri, memur emeklileri, bütün emeklilerimizin maaşlarını hem ocakta hem de temmuzda artırdık.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Şimdi, Sayın Bakanım, Niğde’de deniliyor ki: “‘Yanlış hesaplama yapılmış.’ diyerek geriye dönük beş yıl üzerinden dul bayanların…”

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Peki, o zaman ben Niğde üzerinde özel olarak bir araştırtayım, olur mu? Araştırır, arkadaşlar da bir çalışma yapıp bana verirlerse bu bilgiyi sizinle paylaşırım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yani, mektupları da verebilirim, mektupları da var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Bektaşoğlu “Özellikle yol yapımıyla ilgili sıkıntılar var.” dedi ama sanki işler yolunda gidiyor gibi, sayın vekilimizden, buradan bilgi alıyorum. 5 kilometrelik bir yol kaldı, onun ihalesi de yapıldı. Biz yolları inşallah daha hızlı, daha çabuk da yapacağız. Söylediğiniz yerdeki mesele de çözülecek.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ben onu Cemal Bey’e havale ediyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İnşallah, hep beraber o konuları takip ederiz ama her geçen gün yollarımızın daha kaliteli olması, yollarımızın daha ulaşılabilir olması hepimizi ziyadesiyle memnun ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süre bitti Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 1'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

SaygılarımızIa.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                             Utku Çakırözer

                  İstanbul                                           İzmir                                          Eskişehir

                Musa Çam                                  Lale Karabıyık                                 Zeynel Emre

                    İzmir                                            Bursa                                          İstanbul

MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 179’uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflası ve iflasın ertelenmesi:

MADDE 179- Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye halinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflasına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini son bir yıldan uzun süre ile şirket merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini talep edebilir.

İyileştirme projesinde, yeni nakit kaynak konulması dahil nesnel ve gerçek kaynaklar ve önlemler ile erteleme süresince tüm işletme giderlerinin ve çalışma sermayesinin nasıl karşılanacağı gösterilir.

Mevcut borçların ödeme süre ve tutarlarını, alacaklıların adreslerini, faaliyet gösterilen sektörün özelliklerine göre stoklar ile bunların bekleme sürelerini ve tutarlarını gösteren listeler, vergi dairesine sunulmuş en son bilanço ve gelir tablosu, şirket veya kooperatifin ticaret sicili tasdiknamesi ile iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren diğer bilgi ve belgelerin, işletmenin devamlılığı esasına göre düzenlenmiş ara bilânçoyla birlikte mahkemeye sunulması zorunludur.

Üçüncü fıkrada belirtilen liste ve belgelerin iflasın ertelenmesi talebiyle birlikte sunulmaması veya mahkemece verilecek iki haftalık kesin süre içinde tamamlanmaması halinde iflasın ertelenmesi talebi ispatlanamamış sayılır ve borca batık olduğunun anlaşılması halinde talep sahibi şirketin veya kooperatifin iflasına karar verilir.

Daha önce iflasın ertelenmesinden yararlanmış bir sermaye şirketi veya kooperatif, duruma göre uzatma dahil erteleme süresinin bitiminden itibaren bir yıl geçmedikçe iflasın ertelenmesi talebinde bulunamaz."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde yer alan “son bir yıldan” ibaresinin “son iki yıldan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                 Erhan Usta                                  Mehmet Günal

                   Konya                                          Samsun                                         Antalya

               Erkan Akçay                               Mehmet Erdoğan                              Mehmet Parsak

                   Manisa                                          Muğla                                     Afyonkarahisar

                                                           Ahmet Kenan Tanrıkulu

                                                                        İzmir

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “bir yıl geçmedikçe” ibaresinin, “3 yıl geçmedikçe” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                        Filiz Kerestecioğlu Demir                       Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                       İstanbul                                        Adıyaman

      Dengir Mir Mehmet Fırat                       Ahmet Yıldırım                        Mahmut Celadet Gaydalı

                   Mersin                                            Muş                                             Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Tabii, dün tümü üzerine konuşurken de ifade etmiştik ama bu madde iz düşümünde tekrar belirtelim. Özellikle, bu yasa tasarısı içerisinde yer alan ve niyete dair hiçbir sorgulamamızın olmadığını ifade etmek isterim. Şüphesiz yatırımların ve üretimin artırılması ve bunlara bağlı olarak istihdamın, istihdam olanaklarının artırılmasına karşı değiliz, varlık barışıyla ülkeye para girişinin sağlanmasına da karşı değiliz ama bunların belli bir hukukunun, belli bir çerçevesinin ve evrensel değer yargıları çerçevesinde dünya gelenekleriyle uyumlu hâle getirilmesi, burada özellikle sadece sermayeyi rahatlatan değil, sermaye ile istihdam alanı yaratılma niyetiyle yola çıkılan bu yasa tasarısında emekçiler arasındaki çıkar dengesinin, adalet dengesinin sağlanması gibi bir talebimizin olduğunu tekrar ifade etmek isterim.

Bakın, birçoğumuz bugün takip etmişizdir, özellikle 2015 yılının vergi rekortmenleri açıklandı. Özellikle ilk 100 vergi rekortmeninin ismini okudum, bunlardan bazıları, yaklaşık olarak 20-22 tanesi isminin açıklanmasını istemeyenler ama bunlar da daha çok 10’uncu sıradan sonra yer alanlardır. Şimdi, şurada doğal olarak dün konuşurken bazı iş adamlarının, iktidar tarafından desteklenen ve iktidar döneminde sermayesini artıran, servetini artıran ve hızlı gelişim gösteren bazı iş çevrelerinin adını anmıştım ve bu iktidar tarafından beslenmiş ve güçlendirilmiş olan bu iş çevrelerinin hiçbiri ilk 100 kişilik listede yer almıyorlar. İktidara yakınlığı bütün herkes tarafından bilinen Fettah Tamince, Nihat Özdemir, Ethem Sancak, Atasay Kamer, Remzi Gür, Mehmet Cengiz, bunların, düşünün, Türkiye’deki en zengin kesim içerisinde oldukları herkes tarafından biliniyor, iktidar tarafından bu iktidar döneminde servetlerini, sermayelerini artırdıkları herkesçe kabul ediliyor ama ilk 100 kişilik vergi rekortmenleri listesinde bunların hiçbirinin adı yok. Bu acaba bir tesadüf olabilir mi?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bu sene zarar ettiler, zarar!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ya değilse, işte dünden beri farklı partilerden hatiplerin şu kürsüden ifade ettiği şu husustaki haklılığımız çok net bir biçimde ortaya çıkıyor. Şimdi, sermaye ile emekçi arasındaki denge, haksız kazanç sağlanması, Panama Belgelerine yansımış olan vergi kaçırma olaylarının özellikle offshore merkezlerinde dünyanın farklı yerlerinde toplanıyor olması ve 101 Türk şirketinin… Bakın, 101 Türk yatırımcısının Panama Belgelerinde adı var ve az önce adını saydığım iş insanları içerisinde Fettah Tamince’nin, Atasay Kamer’in, Remzi Gür’ün, Mehmet Cengiz’in de özellikle vergilerini dışarıya kaçırdıkları, vergi kaçakçılığı yaptıkları çok net bir biçimde ortaya konmuş. Dün bunu söyledik, bir gün sonra, işte bugün, hepimizin takip ettiği, okuduğu üzere, bu iş insanlarının hiçbirinin yüksek vergi veren iş insanları içerisinde yer almaması, bu listede yer almaması, iktidar tarafından desteklenen bu iş insanlarının vergilerini, kazançlarını, yatırımlarını devlete nasıl mahsup ettikleri konusundaki kuşkularımızı, kaygılarımızı artırmıştır.

Ya değilse, şüphesiz ülkede yatırım ortamı rahatlatılsın, şüphesiz üretim artırılsın, şüphesiz istihdam olanakları artırılsın. Şu Parlamentoda hiç kimsenin buna karşı çıkacağını herhâlde tahmin etmiyoruzdur. Yeni iş olanakları yaratılsın, işsizlik azaltılsın, varlık barışıyla sermaye girişi sağlansın ama bunların hepsinin bir hukuk sistemi içerisinde yapılması, özellikle emek-sermaye dengesinin gözetilmesi, her ikisinin de belli bir çalışma barışı ve çalışma adaleti içerisinde sağlanması gerektiğinin isabetli olacağını düşünüyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.31

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

1’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde yer alan “son bir yıldan” ibaresinin “son iki yıldan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulumuzu öncelikle saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bundan bir süre önce 62’nci Hükûmet Başbakanının verdiği talimat doğrultusunda artık “torba kanun” olarak nitelendirilen, kamuoyunda öyle bilinen çok maddeli ve birbiriyle de ilişiği ve ilişkisi olmayan maddelerin bir araya getirildiği kanun tasarılarının Türkiye Büyük Millet Meclisine yani sizlerin huzuruna getirilmeyeceğine dair bir söz verilmişti. Bu sözü o dönemin Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 15 Eylül 2014 tarihinde kamuoyuyla paylaşmıştı ancak bunun üzerinden iki yıl gibi bir süre geçmesine rağmen arada çok sayıda torba kanun tasarısı Meclisimize intikal etti ve bu tasarılar yağmur şeklinde geldi, gelmeye de devam etmekte. Hâl böyle olunca, bu kanunlar için aranan öngörülebilir olma veyahut anlaşılabilir olma veyahut da ulaşılabilir olma gibi bir yasa çıkartılırken aranılan başlıca 3 temel özelliğin de bu görüşülen yasa tasarılarında maalesef sağlanmadığını da görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, son yıllarda çok başlı olan bu ekonomi yönetiminin sebep olduğu başarısız ve vurdumduymaz politikalar neticesinde de işleri yolunda gitmeyen, kazançlarını sağlayamayan, gerekli kâr artışlarını bir araya getiremeyen pek çok girişimcimiz maalesef üretim ve istihdam kaybına da sebep oldu. Girişimcimizin bu üretim yolundaki zor şartlar, gerçekleştirmek istedikleri yatırımlarda da zarar etmeleriyle sonuçlandı ve buna sebep oldu ve bunların neticesinde de iflas erteleme taleplerinde de âdeta büyük bir patlama yaşadık.

Değerli milletvekilleri, şimdi paylaşacağım rakamlar en son alınan rakamlardır. Geçen yılın, 2015’in birinci çeyreğine göre bu yılın, 2016’nın birinci çeyreğinde yüzde 63’lük bir artışla 184 adet iflas erteleme başvurusu gerçekleşti. Haziran ayında da, geçtiğimiz ayın sonu itibarıyla da bu başvuru sayısının 246’yı bulduğunu görüyoruz. Demek ki çok ciddi bir ekonomik sarsıntıyla karşı karşıya girişimcimiz.

Hâlen 50 ülkede faaliyet gösteren ve bir alacak sigortası firması olan “Euler Hermes” adındaki firma da Türkiye’yle ilgili yaptığı bir araştırmada iflaslardaki artışta Rusya, Brezilya ve Çin’den sonra hemen 4’üncü sırada Türkiye’nin geldiğini belirterek ve önemli bir yükselme gösterdiğini, bir risk artışı olduğunu belirterek 2016 yılında da yaklaşık 15 bin firmanın iflas artışıyla karşı karşıya olacağını öngörmektedir.

Demek ki sayın milletvekilleri, gelinen bu nokta itibarıyla baktığımız zaman, gerek icra iflas dosyaları gerekse karşılıksız çek ve protestolu senet sayıları bizlere ilgili verilerde bir alarm olduğunu göstermektedir. Resmî veriler icra dosyası sayısının arttığını, işlemleri yapacak icra dairesi sayılarının da yetersiz kaldığını ve hatta bunların azaldığını da göstermektedir. Bu durum, piyasada yaşanmakta olan tedirginliği de derinleştirmektedir. Dolayısıyla adalet de gecikmektedir. Eğer siz bu konuda, geciken bir adaletle vatandaşları karşı karşıya bırakırsanız o zaman uyguladığınız ekonomi ve hukuk sisteminde de bir başarısızlıkla da karşı karşıya kalırsınız.

Diğer yandan, iflas ertelemenin sürecin kötüye kullanılması sonucunda da yaygınlaştığını ve ancak bu duruma da zaman içerisinde iktidarın göz yumduğuna dair eleştiriler de o kadar çok arttı ki netice itibarıyla işte bu torba tasarının içerisine bir şeyler sıkıştırılma durumunda kalındı. Oysa bu iflas erteleme başvuruları gereği gibi yönetilmediği için, iyi olan firmaların da nakit akışı bozulacağı için piyasada da bir domino etkisi yaratması maalesef kaçınılmaz oldu.

Sayın milletvekilleri, biz bir kez daha hatırlatmak istiyoruz ki ülkemizde yatırımların cazibesini eğer arttırmak istiyorsanız bunun en etkili ve maliyetsiz yolu ekonomideki beklenen güvenin ve istikrarın sağlanmasıdır diyorum ve önergemize desteğinizi bekleyerek tekrar saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

SaygılarımızIa.

Zeynel Emre (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 179’uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflası ve iflasın ertelenmesi:

MADDE 179- Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye halinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflasına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini son bir yıldan uzun süre ile şirket merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini talep edebilir.

İyileştirme projesinde, yeni nakit kaynak konulması dahil nesnel ve gerçek kaynaklar ve önlemler ile erteleme süresince tüm işletme giderlerinin ve çalışma sermayesinin nasıl karşılanacağı gösterilir.

Mevcut borçların ödeme süre ve tutarlarını, alacaklıların adreslerini, faaliyet gösterilen sektörün özelliklerine göre stoklar ile bunların bekleme sürelerini ve tutarlarını gösteren listeler, vergi dairesine sunulmuş en son bilanço ve gelir tablosu, şirket veya kooperatifin ticaret sicili tasdiknamesi ile iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren diğer bilgi ve belgelerin, işletmenin devamlılığı esasına göre düzenlenmiş ara bilânçoyla birlikte mahkemeye sunulması zorunludur.

Üçüncü fıkrada belirtilen liste ve belgelerin iflasın ertelenmesi talebiyle birlikte sunulmaması veya mahkemece verilecek iki haftalık kesin süre içinde tamamlanmaması halinde iflasın ertelenmesi talebi ispatlanamamış sayılır ve borca batık olduğunun anlaşılması halinde talep sahibi şirketin veya kooperatifin iflasına karar verilir.

Daha önce iflasın ertelenmesinden yararlanmış bir sermaye şirketi veya kooperatif, duruma göre uzatma dahil erteleme süresinin bitiminden itibaren bir yıl geçmedikçe iflasın ertelenmesi talebinde bulunamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Emre konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

İşbu kanun tasarısının 1’inci ve 2’nci maddesi iflas erteleme davalarında uygulamada karşılaşılan sıkıntıların giderilmesine yönelik. İflas ertelemesindeki amaç ne? Amaç, zor durumda olan şirketlerin batmasındansa bir süre hukuki güvence altına alınıp ticari yaşamda tekrardan var olabilmelerinin önünün açılması. Burada şirketin devamı ile şirket alacaklıları arasındaki dengenin de hukuken doğru şekilde tespit edilip sağlanması da önemli. İflas erteleme davalarının bu amacın dışına çıkılarak kullanıldığı da bir gerçek, uygulamada hepimizin yaşadığı, gördüğü olaylar. Burada getirilen düzenlemelerle iflas ertelemeye ilişkin yargılamalardaki sıkıntılar giderilebilir mi? Bütününü gidermez yani belki bazı düzenlemeler; işte aynı anda farklı mahkemelerden başvuru yapılması, burada kötü niyet gösterip hangi mahkemeden karar alırsa onu uygulamaya sokması şirketlerin, uzun süren -yıllar boyu- dava süreçleri, -az önce de ifade edildi- özellikle şirketlerin çok yüksek meblağda değeri olduğu için şirketlere atanan kayyumların ve bilirkişi raporlarında yaşanan usulsüzlüklerin, belki bunların iyileşmesine yönelik bazı adımlar atıldığı söylenebilir. Ancak, daha önceki yasa tasarılarında da karşılaştığımız temel fikir ve yöntem ayrılığı burada da karşımıza çıkıyor. Nedir o? Şimdi bir problem var. Bu problem karşısında kafamızı kuma gömmememiz lazım. Nedir problem? Yani, bu problemi sadece günü kurtarma adına yasal düzenleme yapma gayretiyle geçiştiremeyiz.

Temel sorun şu: 2006 yılında Türkiye’de iflas erteleme talebinde bulunan şirket sayısı 61. Bugüne gelirken, 2014 yılında bu sayı kaç? 429. 2015 yılında kaç? 805. 2016’nın ilk üç ayına ilişkin veriyi aldım, o da 256 yani muhtemelen bu yılı binleri deviren bir sayıyla tamamlayacağız. Demek ki şirketlerimiz açısından sizin iktidarınızda kötüye giden bir süreç var. Bu problemi çözebilmek için önce bu tespiti yapabilmek, sonra buna uygun çözüm önerileri geliştirmek lazım. Salt bu davalarda yaşanan sıkıntıları gidermeye yönelik adım atılması problemin özünü çözmeyecektir.

Şimdi, aslında son günlerde yaşadığımız gelişmeler, ekonomideki gidişat AKP açısından da bir dizi manevra yapmayı zorunlu hâle getirmiştir. İşte Rusya’dan özür dilenmesi, İsrail’le yapılan anlaşma, Suriye’yle ilgili de normalleşmeye yönelik çağrılar seslendiriliyor, bunun yanında da iç barış gibi bir söylem tutturuluyor. Biz biliyoruz ki AKP zorda olmasa dediğim dedik siyasetinden de vazgeçmezdi. Şimdi, bu defa neyi konuşuyoruz? Varlık barışı tasarısı. Burada neyi amaçlayacağız? Aslında yasanın bütününe baktığımızda salt kaba sermaye. Bu ülkeyi ileri refah düzeyine taşıyacak katma değeri yüksek ürünleri nasıl üretiriz gibi bir düşünce hâlâ yok. Karşılığında ne var? İster rüşvet parası olsun, ister kaçakçılık parası olsun, ister terör eliyle edinilmiş para olsun fark etmez, yeter ki çuvalla kara para ülkeye gelsin, yeter ki -Panama Belgelerinde gördük- milletin anasına küfredenler kara para cenneti ülke arayışından vazgeçsin.

Şunu unutmayalım: Kötü para iyi parayı da kovar. Türkiye kara para konusunda açıklanan listede gri seviyede yani beyazdan siyaha kadar olan bir alanda grideyiz. Muhtemelen, bu yasa çıkarsa bundan sonra koyu gride olacağız. Koskoca Türkiye’ye kimsenin Cayman Adaları muamelesi yapmaya hakkı yoktur. Bu yasa çıkacak ve bununla birlikte Türk Ceza Kanunu’ndan, Suç Gelirlerinin Aklanması Kanunu’ndan ve bizatihi sizin döneminizde imzalanan uluslararası sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerimizi de askıya alacağız. Türkiye, dünyadaki en büyük 20 ekonomiden biri. Bu, yıllardır böyle, sizin döneminizde olmadı; yani, Türkiye’nin 14’üncü sırada olduğu dönemler de oldu. Yatırım dediğimiz şey insana yapılır, insana yapılırsa yatırımdır. Türkiye’de çocuklarımız Türkiye'nin içinde bulunduğu sistem tarafından hesaplanan, mesela, işte PISA raporları bunun güzel örneği, fen, matematik ve kendi dilleriyle okuduğunu anlamada dünyada ilk 40’ta yok ve sizinle birlikte de geriye gidiyor.

Burada Türkiye şu tercihi yapacak: Ekonomik büyümenin yegâne hedef olduğu ve hiçbir donanımla desteklenmediği bir gelecek inşasıyla Katar mı olacak, Suudi Arabistan mı olacak, kaynağı sorgulanmayan bir kasa ülkesi mi olacak yoksa eğitim düzeyi yüksek, demokrasisi gelişmiş, insan haklarına duyarlı, orta gelir tuzağından uzaklaşmış, katma değeri yüksek ürün üreten çağdaş bir ülke mi olacak? Aslında buna karar vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu tasarı da buna yönelik maalesef yanlış bir hamle.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Emre.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                             Utku Çakırözer

                  İstanbul                                           İzmir                                          Eskişehir

               Zeynel Emre                                    Musa Çam                                   Lale Karabıyık

                  İstanbul                                           İzmir                                             Bursa

MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Erteleme yargılaması:

MADDE 179/a- Mahkeme, iflasın ertelenmesi talebinde bulunulması üzerine, yönetim organının yerine geçmesi ya da yönetim organı kararlarını veya işlemlerinin bir kısmını veya tamamını onaylaması ve ayrıca envanter işlemlerini başlatarak kontrolü altında yürütmesi için, derhal, görevinin gerektirdiği mesleki ve teknik yeterliliğe sahip, yeterli sayıda kayyım atar.

İflasın ertelenmesi talebi, kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirilir. Bu ilanda alacaklıların iflasın ertelenmesi talebinin ilanından itibaren iki haftalık kesin süre içinde itiraz ederek iflasın ertelenmesi şartlarının bulunmadığını ileri sürebilecekleri ve mahkemeden talebin reddini isteyebilecekleri belirtilir.

Mahkeme ayrıca şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması ve faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli olan tedbirleri alır; 179/b maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri saklı kalmak ve toplam iflasın ertelenmesi süresinden sayılmak kaydıyla, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere şirket veya kooperatif aleyhine takip yapılmasını yasaklayabilir veya evvelce başlatılmış takipleri durdurabilir. Bu süre içinde ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

İflasın ertelenmesi yargılaması sırasında tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü halinde aynı mahkemeye yapılacak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 inci ve devamı maddeleri uyarınca istinaf yoluna başvurulabilir.

Kayyım mahkemece uygun görülecek sürelerde, sermaye artırımı ödemelerinin gerçekliği ve bunların kullanım yerlerini de gösterecek şekilde şirket veya kooperatifin faaliyetleri hakkında rapor verir.

Mahkeme gerektiğinde kayyımın görevine son verebilir ve görevine son verilen ya da istifa eden kayyımın yerine yenisini seçer. Mahkemece atanan kayyımlar, özel sicilinde kaydedilmek üzere mahkemenin bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığına bildirilir. Bir kişi aynı anda en fazla üç dosyada kayyım olarak atanabilir. Kayyımın sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır.

Mahkeme, gerekli görürse idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları ve diğer üçüncü şahısları dinleyebilir.

Şirket veya kooperatif, erteleme yargılaması sırasında ancak bir defaya mahsus olmak üzere revize iyileştirme projesi verebilir.

İflasın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.

Mahkeme, projeyi ciddi ve inandırıcı bulur ve şirket veya kooperatifi iflasın ertelenmesine layık görürse iflasın ertelenmesine, şirket veya kooperatifin borca batık olmadığını tespit ederse erteleme talebi ile iflas davasının reddine, aksi takdirde şirketin veya kooperatifin iflasına karar verir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde yer alan “mesleki ve teknik yeterliliğe” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve en az beş yıllık deneyime” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                 Erhan Usta                                  Mehmet Günal

                   Konya                                          Samsun                                         Antalya

               Erkan Akçay                               Mehmet Erdoğan                              Mehmet Parsak

                   Manisa                                          Muğla                                     Afyonkarahisar

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin (10)’uncu fıkrasında yer alan “Mahkeme, projeyi ciddi ve inandırıcı bulur” ibaresinin, “Mahkeme, iflasın ertelenmesi talebinde bulunan şirket veya kooperatifin sunduğu projeyi ve alacaklıların mağduriyetini önlemek için sunulması gerekli olan teminat ve taahhütleri inceleyip inandırıcı bulur” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                        Filiz Kerestecioğlu Demir                       Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                       İstanbul                                        Adıyaman

      Mahmut Celadet Gaydalı                 Dengir Mir Mehmet Fırat

                    Bitlis                                           Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili 2’nci maddede vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çoğunluğu teknik düzenlemelerle dolu olan yeni bir torba tasarıyla karşı karşıyayız. Genel içeriğine baktığımız zaman işçiden, emekçiden, emekten yana herhangi bir düzenleme içermeyen, daha çok büyük şirketleri kayıran, sermaye ve rant çevrelerine birtakım vergi muafiyetleri getiren bir düzenleme var karşımızda. Tabii kanun yapma tekniği açısından torba tasarı olarak gelmesi ve tali komisyonlara gitmeden, daha doğrusu tali komisyonların bunu görüşmek için bir süreye bile sahip olmadığı bir ortamda yapılmış olması bu kanun tasarısının büyük bir panikle hazırlandığını gösteriyor. Niye büyük bir panik var? Nedir bu acele? Niye tali komisyonlarda tartışılmadan, bu şekilde, önce Komisyona, sonra Genel Kurula getiriliyor? Bunu biraz sorgulamak lazım. Çünkü içeride ve dışarıda yürütülen savaş politikalarıyla ekonomi çökme noktasına gelmiş. Para yok, sıcak paraya ihtiyaç var, bu nedenle, işte, en çok tartışılan geçici madde 2 düzenlemesinde olduğu gibi, yurt dışında vergisizlik cennetlerine buradaki paraları kaçıran ya da yurt dışında, bilmem, silah tüccarlığından birçok kirli işlere kadar bulaşmış olan çevrelere, “Yeter ki para getirin, ben hiçbir denetim yapmayacağım, size güvence vereceğim”in düzenlemesini yapıyorsunuz.

Biz, başından beri “Bu yanlış politikalarla ülkeyi felakete götürüyorsunuz.” demedik mi? Bakın, hem dış politika hem iç politikada ülkeyi getirdiğiniz tablo ortada. Rusya uçağını düşürdünüz, yetmedi, -dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı çıkıp- “Talimatı ben verdim, yine olsa yine düşürürüz.” diye efelendiniz, yetmedi, “Biz enerji konusunda, işte, gerekirse tezek yakarız, yine de kimseye el aman etmeyiz, avuç açmayız.” dediniz. E, şimdi bakın geldiğimiz noktada ne oldu? İki turist kafilesi buraya geliyor diye, birkaç kasa limon sepeti Rusya’ya gidiyor diye neredeyse bayram ilan edeceksiniz. Yani, bütün bunlar yürütmüş olduğunuz yanlış dış politikaların sonucudur. Aynı şekilde, İsrail’le ilgili ilişkilerde de aynı, iç politikada yine aynı.

Savaşa can dayanır mı, savaşa ekonomi dayanır mı? Bir yıla yakın bir süredir dağ taş demeden bombalıyorsunuz, bütün şehirleri harabeye çevirdiniz. Şimdi bütün bunların bir ekonomik maliyeti olacağını düşünemiyor muydunuz? Üretim üzerine siz bugüne kadar hangi ekonomik politikayı oluşturdunuz? Sadece kredi kartlarından tüketim üzerine ve devlet eliyle teşvik edilen bir inşaat sektörü üzerinden bir ekonomi politikasını yürütürseniz geleceğiniz aşama, işte, bu olur. Yani, can havliyle “Aman, biraz sıcak para ülkeye getireyim de palyatif bir çözüm bulayım, ekonomik krizi erteleyeyim”in telaşı içerisindesiniz. Dolayısıyla, bu getirmiş olduğunuz düzenlemenin herhangi bir şekilde işe yaramayacağını ifade etmemiz lazım. Herhâlde yolsuzlukları, hırsızlıkları, hesabı sorulamayan örtülü ödenekleri, yandaşlara açılan, sağlanan rantları burada ifade etmeye gerek yok. Bu kadar savurgan, bu kadar pervasız politikalar yürütürseniz bu şekilde de can havliyle torba tasarılardan medet umar hâle gelirsiniz diyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Emre, Sayın Karabıyık, Sayın Gürer, Sayın Bakan, Sayın Uslupehlivan, Sayın Akyıldız, Sayın Özdemir, Sayın Hürriyet, Sayın İrgil, Sayın Arslan, Sayın Atıcı, Sayın Balbay, Sayın Bekaroğlu, Sayın Öz, Sayın Türkmen, Sayın Topal, Sayın Çam, Sayın Tekin, Sayın Tamaylıgil.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/728) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 404) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde yer alan “mesleki ve teknik yeterliliğe” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve en az beş yıllık deneyime” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Parsak (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; 2’nci maddeye dair verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Bu maddeyle İcra ve İflas Kanunu’nun 179/a’sı değiştiriliyor. Mevcut yürürlükteki hâliyle İcra ve İflas Kanunu’nun 179/a’sı 3 fıkradan oluşmaktayken gelen tasarıyla birlikte bu, 10 fıkraya çıkarılıyor ve esasen uygulamada söz konusu olan birtakım durumlar bu yasaya işlenmiş oluyor böylelikle. Yani burada detaylı bir düzenleme söz konusu. Keşke bu iflas erteleme müessesesine ilişkin bu maddeyi detaylarıyla düzenleyene kadar iflas ertelemeye yol açan sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik bu denli detaylı çalışmalar yapılsa da istihdam üreten, iş veren, ekmek veren şirketlerimiz iflas erteleme durumları istemek durumunda kalmasa.

Şimdi, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sıkıntıları daha önceden öngördüğümüz için seçim beyannamemizde, aynen okuyorum, “İcra iflas daireleri ile ceza infaz kurumlarının kronik sorunları çözüme kavuşturularak adalet sistemine katkı sağlaması temin edilecektir.” demek suretiyle önceden bu yaklaşımımızı ifade etmişiz.

İflas erteleme sistemi, ödeme yapma noktasında sıkıntı çeken şirketler bakımından söz konusu olduğu için benden önceki hatipler de yıl yıl iflas erteleme talep eden ve bunlara karar verilen şirketlerin sayısını verdiler, ben onları tekrar etmeyeceğim ama şu rakam çarpıcı: 2010 yılından bu yana, özellikle son iki yılda da biner biner rakamlarla artmak suretiyle yaklaşık 4 bin şirketimiz iflas erteleme kararı almış durumda; bu da basit bir hesapla en az bunun 10 katı kadar şirketin dolaylı olarak da etkilenmesi suretiyle gerçekte reel sektörün ne durumda olduğunu göstermesi bakımından son derece çarpıcı.

Bu kapsamda, memleketim ve seçim çevrem olan Afyonkarahisar’da da özellikle son iki yıl içerisinde Türkiye’de ilk 500’de yer alan bazı firmaların da yer aldığı gıda sektöründe, pazarlama sektöründe, ticarette pek çok firmanın iflas erteleme almak durumunda kaldığı, bundan dolayı da her birinde yüzlerce personel çalışan bu şirketlerimizin zor durumda kalmasından mütevellit yine bunlardan dolayı yüzlerce hemşehrimizin işsiz kalması, ekmeğinden olması gibi üzücü neticelerle karşılaştığını da ne yazık ki üzülerek görüyoruz.

Bu kapsamda özellikle son dönemde tekstilden inşaata Türkiye genelinde pek çok sektörde komşu ülkelerle ilişkilerin bozulması, siyasi istikrarsızlık, iktidar tarafından oluşturulan suni gündemler ve ekonomik göstergelerde meydana gelen dalgalanmalar nedeniyle mali sıkıntıya giren firmaların iflas erteleme talepleriyle adliyelerde âdeta kuyruğa girdiğini görüyoruz. Bu sektörlerin içinde özellikle ihracat ve turizmle uğraşan firmalar ne yazık ki özellikle son yıl içerisinde daha da içler acısı bir durumda. Bunda tabii ki son dönemlerde yaşanan dış politikadaki dalgalanmalı, tutarsız ve son derece önemli, çok vahim etkileri bulunan olayların oldukça etkili oluğu hepimizce malum. Bu çerçevede son yıllarda ticareti yönlendiren faktörlerin küresel rekabet ya da inovasyon olmaktan daha çok ne yazık ki yandaşlıkla odaklandığını görüyoruz. Bu da doğal olarak millî ekonomiyi âdeta bir rant ekonomisine çevirmiş oluyor. Son dönemlerde sayısının tam olarak ifade edilmediği ama milyonlarla ifade edildiği Suriyeli mültecilerden kaynaklanan ekonomik sıkıntıların, onlara harcanan tutarlar da gözetildiğinde bu firmalarımızın ne denli zor durumda olduğu işin açıkçası ortada. Biz önergemizle bu sıkıntıların çözülebilmesini düşünmüyoruz ama en azından bu madde çerçevesinde maddenin mevcut hâlinde yer alan “mesleki ve teknik yeterliliğe sahip” ibaresinden sonra gelmek üzere “beş yıllık deneyime sahip” ibaresinin eklenmesini sağlayarak en azından bu zor durumda olan firmalara tayin edilecek kayyumların daha tecrübeli, daha deneyimli olmasını temin edebileceğimizi düşünüyoruz. Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü saygıdeğer hazırundan talep ediyor, Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/728) 2'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Zeynel Emre (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Erteleme yargılaması:

MADDE 179/a- Mahkeme, iflasın ertelenmesi talebinde bulunulması üzerine, yönetim organının yerine geçmesi ya da yönetim organı kararlarını veya işlemlerinin bir kısmını veya tamamını onaylaması ve ayrıca envanter işlemlerini başlatarak kontrolü altında yürütmesi için, derhal, görevinin gerektirdiği mesleki ve teknik yeterliliğe sahip, yeterli sayıda kayyım atar.

İflasın ertelenmesi talebi, kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirilir. Bu ilanda alacaklıların iflasın ertelenmesi talebinin ilanından itibaren iki haftalık kesin süre içinde itiraz ederek iflasın ertelenmesi şartlarının bulunmadığını ileri sürebilecekleri ve mahkemeden talebin reddini isteyebilecekleri belirtilir.

Mahkeme ayrıca şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması ve faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli olan tedbirleri alır; 179/b maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri saklı kalmak ve toplam iflasın ertelenmesi süresinden sayılmak kaydıyla, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere şirket veya kooperatif aleyhine takip yapılmasını yasaklayabilir veya evvelce başlatılmış takipleri durdurabilir. Bu süre içinde ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; bir takip muamelesi ile kesilebilen zaman aşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

İflasın ertelenmesi yargılaması sırasında tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü halinde aynı mahkemeye yapılacak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 inci ve devamı maddeleri uyarınca istinaf yoluna başvurulabilir.

Kayyım mahkemece uygun görülecek sürelerde, sermaye artırımı ödemelerinin gerçekliği ve bunların kullanım yerlerini de gösterecek şekilde şirket veya kooperatifin faaliyetleri hakkında rapor verir.

Mahkeme gerektiğinde kayyımın görevine son verebilir ve görevine son verilen ya da istifa eden kayyımın yerine yenisini seçer. Mahkemece atanan kayyımlar, özel sicilinde kaydedilmek üzere mahkemenin bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığına bildirilir. Bir kişi aynı anda en fazla üç dosyada kayyım olarak atanabilir. Kayyımın sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır.

Mahkeme, gerekli görürse idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları ve diğer üçüncü şahısları dinleyebilir.

Şirket veya kooperatif, erteleme yargılaması sırasında ancak bir defaya mahsus olmak üzere revize iyileştirme projesi verebilir.

İflasın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.

Mahkeme, projeyi ciddi ve inandırıcı bulur ve şirket veya kooperatifi iflasın ertelenmesine layık görürse iflasın ertelenmesine, şirket veya kooperatifin borca batık olmadığını tespit ederse erteleme talebi ile iflas davasının reddine, aksi takdirde şirketin veya kooperatifin iflasına karar verir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında biraz evvel yaptığımız açıklamaların devamı niteliğinde bir konuşma olacak. Burada amaç, yasaya baktığımızda varlık barışı gibi ama böyle bir barışın reel olduğunu söylemek güç.

Bakın, az önce ifade ettim, Türkiye'nin temel sorunu katma değeri yüksek ürün üretememiş olması. Türkiye’deki en iyi şirketleri, inşaat şirketlerini, böyle en büyüklerini, ilk on sırayı aşağı doğru sıralayalım, bunları bir toplayalım, bütün bunların hepsinin toplamı bir WhatsApp etmiyorsa bu büyük bir problemdir, bunu çözmek de iktidarın sorumluluğundadır.

Bunu kara parayı ülkeye sokarak çözemezsiniz, inşaat yaparak, yol yaparak, sayılarla oynayarak millî geliri bir yere kadar yükseltebilirsiniz. Ancak bunun sürdürülebilir olması için ya da daha üst seviyeye çıkabilmesi için katma değer şarttır, bunun için akıl şarttır, zekâ şarttır. Çuvalla kara para ve kaba sermaye peşine giderek gerçek bir medeniyet düzeyine erişmek imkânsızdır.

Burada çocuklarımıza yatırım yapmamız lazım. Çocuklarımızın eğitim düzeyini yükseltmemiz lazım, zekâ seviyesini yükseltmemiz lazım. Bu ürünleri bize üretebilsinler diye buna yatırım yapmamız lazım. Eğer şimdiki gibi sonuçlarla devam edersek eğitim durumunda, bakın, ileride bizim yetiştirdiğimiz çocuklar, burada, bu Meclisten emekli olan insanların emekli parasını dahi ödeyemezler.

Değerli milletvekilleri, yönetenler adil olmak zorunda, adalet de salt parmak hesabına göre olmaz. Kaçak elektrik kullananların faturasını elektrik ücretini düzenli ödeyen vatandaşa yüklediniz mi? Yüklediniz. Şimdi bu yasayla usulüne uygun vergisini veren vatandaş ile vergisini ödemeyen vatandaş arasında bir ayrım kaldı mı? Kalmadı. Vergisini vermeyenin yanına kâr kaldı. Bir gece sabaha karşı burada çıkardığınız bir yasayla yargıyı sıfırladınız mı? Sıfırladınız. Şimdi, köprüden geçmeyenlerin köprü ücreti ödediği başka bir ülke var mı? (CHP sıralarından alkışlar) Anadolu’nun bir köyünde oturan, mütevazı bir yaşam süren, belki batıya hiç gelmeyen bir aile niye hiç geçmediği, geçmeyeceği bir köprünün parasını ödesin?

Uluslararası politikada bir süreklilik, bir tutarlılık olması gerektiğini hep anlattık, kalmadı. Türkiye’yi itibarsızlaştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Bakın, telafisi imkânsız zararlar veriyoruz. Şimdi, gelin, bari bugün bu yanlıştan dönün. Ülkeyi uluslararası anlamda içine soktuğunuz itibar yitimine bir katkı daha yapmayalım. Metropollerinde bombalar patlayan, yabancı ülke temsilciliklerinin her gün adres vererek dikkatli olmaya çağırdığı, ülkedeki mültecilerle ilgili önce “Ülkelerine geri göndereceğiz.”, sonra “Eğer bize belli miktar para vermezseniz otobüslere bindirir, size göndeririz.” sonra da şimdi “İçlerinde nitelikliler var, biz bunları vatandaş yapacağız.” gibi bir anlayışla tutarlılık olmaz, Türkiye de güvenilir bir ülke olmaktan hızla uzaklaşır.

Bakın, daha düne kadar sizin imzaladığınız kara para ve terör finansmanının önlenmesine yönelik uluslararası anlaşmalara aykırılık teşkil edecek bir tasarıdan bahsediyoruz. Biz imzalamadık bu anlaşmaları, sizler imzaladınız. Şimdi, çıkardığınız bu yasayla kendi çıkardığınız, kendi imzaladığınız uluslararası anlaşmalara aykırılık arz eden bir işe imza atıyorsunuz. Bize düşen, ülkenin içinde ve dışarıda güvenilirliğini yeniden tesis etmektir, bu gidişatı yeniden ele almaktır. Böyle kuralsız, sınırsız hamlelerle bu işin olmasına imkân yok.

Bakın, az evvel burada Sayın Bakan konuşma yaparken dedi ki: “Türkiye’de yatırımcıların karşılaştığı hukuki sıkıntıları gideriyoruz. Türkiye’yi üretim merkezi hâline getireceğiz.” Keşke üretim merkezi olsa Türkiye. Türkiye bir tüketim merkezi oldu. Özelleştirmelerle ciddi sayıda öz varlığımız satıldığı gibi üretime yönelik de yeni bir yatırımımız yok yani yeni açılan fabrikalar yok. Türkiye bugün coğrafi şartları uygun olmasına rağmen eti dahi ihraç eden bir ülke hâline geldi mi? Geldi.

Şimdi, aynı konularla ilgili döne döne yasa çıkıyor burada. İşte çekle ilgili daha önce tam tersi bir düzenleme vardı, şimdi onun tersine bir düzenleme var. O açıdan ben sizden şunu rica ediyorum: Bizim burada yaptığımız muhalefete itiraz etmeyin, çünkü bir süre sonra aynı bizim söylediğimiz muhalefeti gelip burada yasalaştıracaksınız. Dolayısıyla, biz yine bu itirazlarımızı tarihe not düşmek açısından yapıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Emre.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.23

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

SaygılarımızIa.

             Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                             Utku Çakırözer

                  İstanbul                                           İzmir                                          Eskişehir

          Mehmet Bekaroğlu                               Musa Çam                                   Lale Karabıyık

                  İstanbul                                           İzmir                                             Bursa

MADDE 3- 2004 sayılı Kanunun 179/b maddesi, başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Erteleme kararı ve sonuçları:

MADDE 179/b- Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır.

206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.

Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre mahkemece uygun görülmesi halinde bir yıl daha uzatılabilir. Uzatma talebi hakkında karar verilebilmesi için erteleme kararının kesinleşmesi bekletici sorun yapılır. Uzatma yargılaması sırasında ancak bir kez revize iyileştirme projesi verilebilir.

İflasın ertelenmesine karar veren mahkeme 179/a maddesi uyarınca atanan kayyımın görevine devam etmesine karar verebileceği gibi aynı niteliklere sahip yeni kayyım da atayabilir. Kayyım, takvim yılının her üç aylık dönem sonu itibarıyla şirketin projeye uygun olarak iyileşme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder. Kayyım ayrıca şirketteki olağanüstü gelişmeleri mahkemeye derhal rapor etmekle yükümlüdür.

Erteleme süresi sonunda, kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, borca batıklığın devam ettiğini tespit eden mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verir.

Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, şirketin veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına; şirket veya kooperatifin bu aşamada borca batıklığının ortadan kalktığı sonucuna varırsa, erteleme talebi ile iflas davasının reddine karar verir.

İflasın ertelenmesi talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararların hüküm fıkraları tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde yer alan "Bu süre" ibaresinden sonra gelmek üzere ", şirket veya kooperatifin malî yönden iyileşme durumu dikkate alınarak" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                                 Erhan Usta                                  Mehmet Günal

                   Konya                                          Samsun                                         Antalya

               Erkan Akçay                               Mehmet Erdoğan                           İsmail Faruk Aksu

                   Manisa                                          Muğla                                          İstanbul

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre mahkemece uygun görülmesi halinde bir yıl daha uzatılabilir.” ibaresinin, “Erteleme süresi azami 6 aydır. Bu süre, ancak talepte bulunan şirket veya kooperatifin iflastan kurtulması ve alacaklılarına borçlarını ödeme durumu mahkeme tarafından somutlaştırıldığında 6 ay daha uzatılabilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                        Filiz Kerestecioğlu Demir                Dengir Mir Mehmet Fırat

                Diyarbakır                                       İstanbul                                          Mersin

            Behçet Yıldırım                       Mahmut Celadet Gaydalı                        İbrahim Ayhan

                 Adıyaman                                         Bitlis                                          Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, üzerinde konuşmuş olduğumuz bu 404 sıra sayılı Yasa Tasarısı birçok teknik düzenlemeyi içerisinde taşıyor. Ben, çok teknik değerlendirmelere girmeyeceğim.

Ekonomik sıkıntının, ekonomik krizin en büyük faturası, Türkiye’de olduğu gibi, her yerde, topluma, toplumun bütün kesimine yansımaktadır ve şu anda Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin doğalında vurduğu kesimin en başında da özel sektör ve halk gelmektedir. Gün geçmiyor ki firmalar, özel sektör ve şirketler iflas durumunu yaşamasınlar. Her geçen gün, bu iflas durumunu yaşayan şirketler artmakta, bu, giderek katlanmaktadır. Tekstilden teknolojiye, inşaat sektörüne, gıda sektörüne varıncaya kadar bu iflas erteleme talepleri her geçen gün artmaktadır. Tabii, bu ekonomik göstergelerdeki değişimin çok ciddi yansımalarından biri de, en önemli nedenlerinden biri de ülkede yaşanan istikrarsızlık ve güvensiz bir ortamdır diye ifade etmek gerekiyor.

Herhangi bir problemi siz çözmeye çalıştığınız zaman problemin köküne, problemin esasına inmediğiniz takdirde o problemi çözmeniz de mümkün değildir. Bugün Türkiye’de yaşanan temel problem, başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal sorunların şiddetle, çatışmayla, gerilim politikalarıyla çözülmüş olmasıdır ve bu yöntemde ısrarcılıktır. Bunu şu şekilde de benzetebiliriz: Özellikle bir delikli kumbarayla karşı karşıyayız. Türkiye birçok yerden delinmiş bir kumbara görüntüsü arz etmektedir. Bu deliklerden en büyüğü de Kürt sorunudur. Son bir yıldır Kürt sorunundan kaynaklı, başta bölge olmak üzere her tarafta şiddet ve çatışma yaşanmaktadır. Bu şiddet ve çatışma konsepti özellikle ekonomiyi çok ciddi bir şekilde etkilemekte, ekonomik gelişmeleri, ekonomik göstergeleri de müthiş derecede krize sokmaktadır. Şimdi, bir yandan savaş ekonomisine yapılan harcamalar varken, diğer taraftan toplumun ekonomik yaşamının düzeltilmesi de asla mümkün değildir. Yani siz, bütün harcamalarınızın ağırlıklı boyutunu tanka, topa ve tüfeğe yatırırsanız halkın kendi ev geçimini sağlayabileceği, kendi geçimini temin edebileceği kaynakları da yaratamazsınız. Dolayısıyla, son bir yıldır ekonomide yaşanan krizin en temel nedenlerinden biri de özellikle bölgede yürürlüğe konulan savaş konseptidir. Tabii, bunun yanında dış politikada komşularla yaşanan çatışmalı süreç de ekonomik göstergelerin giderek kötüye gitmesine neden olmaktadır.

Tüm bu yaşananlar siyasal iktidar tarafından, AKP tarafından sürekli kanunlar çıkarılarak, sürekli palyatif ve geçici çözümler üretilerek ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Kesinlikle, şu anda olduğu gibi, hiçbir zaman bu mevcut yaşanan soruna köklü bir çözüm bulunmadığı müddetçe, istediğiniz kadar yasa çıkarın, istediğiniz kadar düzenlemeler yapın, hiçbir şekilde sorunu çözemeyeceksiniz. Yapılması gereken temel şey, Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak, iç barışı sağlayacak adımlar atmaktır. Nasıl ki komşularla dışarıda, işte son süreçte yaşandığı gibi Rusya’yla, İsrail’le ve benzeri ülkelerle bir barışma sürecine girilmişse Türkiye’de de iç barışa gidilmeli ve bu barışın demokratik, kalıcı bir şekilde gerçekleşmesi için adımlar atılmalıdır. Yoksa 80 maddeyle, 100 maddeyle, torba maddelerle bu sorunu çözmek de mümkün değildir.

Türkiye giderek bir kanun devletine, giderek bir yasa devletine dönüşmektedir. Hâlbuki AKP iktidara geldiği zaman bu yasa devletinden, kanun devletinden Türkiye’yi kurtaracağı, Türkiye’de toplumsal demokrasiyi inşa edeceği iddiasında bulunmuştu. Ama görülüyor ki son süreçte, özellikle, ısrarla kanunlarla, yasalarla ülke yönetilmeye, idare edilmeye çalışılıyor. Bu mevcut yöntem ve yaklaşım kesinlikle çözüm getiren bir yaklaşım değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Bu yol bir an önce terk edilmelidir. Bu yasa da bu mevcut yöntemin esas alındığı bir yasadır. Dolayısıyla, bu önergeyle bu talebimizin yerine getirilmesini istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde yer alan "Bu süre" ibaresinden sonra gelmek üzere ", şirket veya kooperatifin malî yönden iyileşme durumu dikkate alınarak" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarı bazı vergi ve harçlarla ilgili indirim ve uygulama kolaylıkları getirilmesi, iflas erteleme sisteminin yeniden düzenlenmesi, karşılıksız çek kullanımını önlemeye yönelik tedbirler alınması, şirket kuruluş ve tasfiye süreçlerinin kolaylaştırılması ve yeni bir varlık barışı öngörmektedir. 3’üncü maddeyle, iflası erteleme kararı üzerine borçlular aleyhine hiçbir takip yapılmaması ve evvelce başlamış takiplerin durması, ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz kararlarının uygulanmaması düzenlenmektedir. Yatırım için kaynak temin etmek ve yatırımları artırmak amacına yönelik olduğu ifade edilen bu düzenlemeler genel anlamda olumlu olmakla birlikte gerçek ve tüzel kişilerce yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının hiçbir kayda tabi olmadan, nereden ve nasıl temin edildiğine bakılmadan, vergilendirilmeden ve diğer kişiler nam ve hesabına bildirim imkânıyla Türkiye’ye sokulması kabul edeceğimiz bir durum değildir. Böyle bir düzenleme karşısında, örneğin, uyuşturucu ticaretinden veya silah kaçakçılığından elde edilmiş, terör örgütlerine ait bir varlığın ülkeye girişine mâni bir hâl var mıdır? Bu ve benzeri kara paraların aklanmasının önünde bir engel bulunmakta mıdır? Konunun Panama Belgeleri’nin çıktığı döneme denk gelmesi tesadüf müdür? Düzenlemeyle varlık sahiplerinin adları kamuoyunda gizlenmek istendiğine göre varlıklar açısından ortada ayıplı bir durum mu söz konusudur? Akla gelen bu ve benzeri soruların cevap bulmaması hâlinde şüpheli işlere zemin hazırlayan bu düzenleme mahşeri vicdanda da kabul görmeyecektir.

Kuşkusuz, ekonomiyi büyütebilmek için yatırıma, yatırım için de kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır. Sorun, ülkemizin yurt içi kaynaklarının yani iç tasarrufların AKP hükûmetleri döneminde ülke tarihinin en düşük düzeylerine, yüzde 15’lerin altına inmesidir. Yurt içi tasarruflarımız gelişmekte olan ülkeler ortalamasının yaklaşık 20 puan altındadır. İç ve dış kaynakların verimli ve üretken alanlarda kullanılamaması da Türkiye'nin bir başka kronik sorunudur. Demokrasi, hukuk ve eğitim sistemi, kamu yönetiminin işleyişi, iş gücünün niteliği, şeffaflık, ekonomideki kayıtlılık ve öngörülebilirlik verimliliği etkileyen, yatırımcı için belirleyici temel faktörlerdir. Oysa Türkiye, Uluslararası Şeffaflık Örgütünün açıkladığı küresel yolsuzluk algısı sıralamasında son iki yılda 13 basamak birden kötüleşmiştir.

Yine ülkemizde yayınlanan beklenti ve güven anketlerine bakıldığında da, tarihin en kötü dönemlerinin yaşanmakta olduğu görülmektedir. Tüm bunlar aslında ülkemize istenen düzeyde yatırımların neden çekilemediğini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP idaresindeki Türkiye, sağlıklı bir yatırım, üretim ve istihdam zinciri kuramamış, yatırımcıya güven telkin edecek hukuk sistemi ve adaletli bir yönetim düzeni tesis edememiştir. Yasalar üretken yeni yatırımları teşvik etmekte yetersiz kalmıştır. Dünya Bankasının yayınladığı 2016 Yılı İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde Türkiye 55’inci sıraya, işe başlama kolaylığında ise 94’üncü sıraya gerilemiştir. Bu durum, yatırım için uygun ortam oluşturulamadığını göstermektedir. Nitekim, yabancı sermaye daha çok banka, sigorta, finans sektörleriyle gayrimenkul satışı ve AVM’lerle sınırlı olarak ve el değiştirme şekliyle ülkemize girmiştir. Yatırımsız sermaye girişi sonucunda da işsizlik azaltılamamış, yüzde 9-11 aralığında kalıcı hâle gelmiştir.

Bu defa, daha önce defaatle getirilen çeşitli teşvik düzenlemelerinin bir yenisi önümüzdedir. Yatırıma, üretime ve istihdama katkısı olacak, milletimizin yararına her girişimi destekliyoruz. Bununla birlikte, yatırımcıyı cezbetmek için yasaların tek başına yeterli olmadığı da açıktır. Esas olan, ülkedeki yönetim anlayışı, hukuk düzeni ve güvendir. Ancak ifade etmeliyim ki, AKP icraatları Türkiye'yi muhataplarının güven duyacağı bir ülke olmaktan giderek uzaklaştırmaktadır.

Bu düşüncelerle konuşmamı bitirirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

SaygılarımızIa.

Mehmet Bekaroğlu (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 3- 2004 sayılı Kanun’un 179/b maddesi, başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Erteleme kararı ve sonuçları:

MADDE 179/b- Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır.

206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.

Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre mahkemece uygun görülmesi halinde bir yıl daha uzatılabilir. Uzatma talebi hakkında karar verilebilmesi için erteleme kararının kesinleşmesi bekletici sorun yapılır. Uzatma yargılaması sırasında ancak bir kez revize iyileştirme projesi verilebilir.

İflasın ertelenmesine karar veren mahkeme 179/a maddesi uyarınca atanan kayyımın görevine devam etmesine karar verebileceği gibi aynı niteliklere sahip yeni kayyım da atayabilir. Kayyım, takvim yılının her üç aylık dönem sonu itibarıyla şirketin projeye uygun olarak iyileşme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder. Kayyım ayrıca şirketteki olağanüstü gelişmeleri mahkemeye derhal rapor etmekle yükümlüdür.

Erteleme süresi sonunda, kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, borca batıklığın devam ettiğini tespit eden mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verir.

Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, şirketin veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına; şirket veya kooperatifin bu aşamada borca batıklığının ortadan kalktığı sonucuna varırsa, erteleme talebi ile iflas davasının reddine karar verir.

İflasın ertelenmesi talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararların hüküm fıkraları tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ilk 6 maddesi iflas ertelemesiyle ilgili. Bugüne kadar iflas ertelemesinin kötüye kullanımı hakkında çok sayıda örnekler var. Bu işi zorlaştırmak, engellemek için bazı düzenlemeler yapılıyor. Bunun teknik yönünü, yeterli olup olmadığını bundan sonraki maddelerde arkadaşlarımız anlatacaklar. Tabii, yapılan düzenlemelerin bütününün kötü olduğunu, gereksiz olduğunu Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir sözcüsü hiçbir zaman söylemedi ama sizin başka bir probleminiz var ve bu problem bütün yaptıklarınızı etkiliyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili bu “adalet” ve “kalkınma” kelimeleri üzerinde çok konuşuldu, tartışıldı, fıkralar anlatıldı “İşte, sizin kalkınmanız tamam ama adaletiniz şöyle.” diye. Kalkınmayla ilgili de çok ciddi problemler var arkadaşlar. Kabul etmiyorsunuz, kızıyorsunuz ama bu pakete vermiş olduğunuz isim dolayısıyla yani “yatırım ortamının iyileştirilmesi” diye bir kavramla gelmiş olmanız bile, tek başına, gerçekten, on dört senede yatırım ortamıyla ilgili ciddi tahribat yaptığınızı gösteriyor. En çok övündüğünüz konuda durum bu.

Değerli arkadaşlarım, on dört senedir bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyor. Dolayısıyla, olup bitenlerin sorumlusu budur, bir başka yerde bunu aramak mümkün değil. Gerçekten yatırım ortamıyla ilgili çok ciddi problemler var. Bu tip yani müflis tüccar misali yapılan palyatif değişiklikleri biz bu Parlamentoda daha evvel de gördük, başka hükûmetler de gördük. Bunların hepsinin yolu IMF’ye çıktı. Hani çok övünüyorsunuz ya -o da doğru değil ya- işte “IMF’ye borç veriyoruz, borcumuz kalmadı, 25 milyar doları ödedik, 5 milyar da borç veriyoruz.” diye, böyle bir şey yok ama sürekli söylüyorsunuz. Bu gidişle sizin yolunuz IMF’ye doğru çıkar, öyle görünüyor, öyle anlaşılıyor.

Başka bir sorununuz var değerli arkadaşlarım. Bu yasa yapma tekniğinizle ilgili ciddi problem var ve bu problem asla sadece teknik bir problem değil. Komisyonlar çalışmıyor. Şimdi kızacaksınız ama iktidar partisi milletvekilleri, bu yasa, 77-78 madde, ne anlama geliyor; gerçekten bunu tartıştınız mı, konuştunuz mu; neye el kaldırıyorsunuz? Bu konuda da ciddi endişelerim var. Yani, kimseyi suçlamak açısından söylemiyorum. Komisyonlarda çok hızlı bir şekilde geçiyor yangından mal kaçırır gibi. Ama, siz demiyor muydunuz, hâlâ da demiyor musunuz “millî irade” diye? “Efendim, seçilmişlere vesayet sistemini ortadan kaldırdık, zayıflattık, seçilmişleri güçlü kıldık.” diyorsunuz. Seçilmişlerin bu yasayla ilgili hiçbir şeyi yok, bilgisi yok. Siz sadece el kaldırıyorsunuz. Bunun doğru olduğu size söylenmiş, el kaldırıyorsunuz. Böyle olmaz değerli arkadaşlarım. Geçmişte bunun örneklerini gördük. Gerçekten “demokrasi” deniliyorsa burada ne yapılıyor, bu ne anlama geliyor, bunun bilinmesi lazım. Bunu bürokrasi getiriyor size, böyle uygun görüyor ve siz burada el kaldırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, başka bir konu da sizin adalet anlayışınızla ilgili. Bakın, böyle bir düzenleme yapıyorsunuz, çok büyük sıkıntılar var ekonomide, problemler var, daralmalar var, işte “Dışarısı sorunlu, dünyadaki daralma Türkiye’ye yansıyor.” filan gibi birtakım şeyler söylüyorsunuz ama bu daralmadan etkilenenler sadece para sahipleri değil ki, sermaye sahipleri değil ki. Bu daralmadan etkilenen geniş kitleler var değerli arkadaşlarım, çiftçiler var, esnaf var ama onlarla ilgili hiç elinizi kaldırmıyorsunuz, hiçbir şey yapmıyorsunuz. Ben size bir örnek vereyim: Bakın, bu sene yaş çay için 1,90 lira alım fiyatı tespit ettiniz. Aslında 2 liraya mal oluyor ama geçen seneye göre 20 kuruş fazla, iyi. Fakat, arkadaşlar, şu anda Rize’de çay üreticisi çayı 110 kuruşa satıyor, bunu ÇAYKUR yapıyor. Gidiyor, tam çayın sıkılaştığı zamanda kontenjan uyguluyor, fabrikaları boş dururken kontenjan uyguluyor. Buradan iddia ediyorum ve gerçekten millet çayını 110 kuruşa satıyor. Yani bu daralmadan millet etkilenmiyor mu?

Başka bir şey daha var. Esnafı geziyoruz, dolaşıyoruz, konuşuyoruz, perişan vaziyette, onlarla ilgili hiçbir şey yapmıyorsunuz. On dört seneden beri, on beş seneden beri bu marketler zinciriyle ilgili, AVM’lerle ilgili bir yasa tasarısı vardı. Burada bakanları yiyen -Ali Coşkun’u burada anmak istiyorum- bakanlar yenildi, ta 2002’lerde, 2003’lerde çıkartacaktınız. Ne yapacaktınız? Esnafı rahatlatacaktınız, sınırlayacaktınız, zincirleri bütün mahalleye sokmayacaktınız, AVM’lerin çalışma saatlerini filan düzenleyecektiniz ki bakkalı, kasabı iş yapsın diye. Yapmadınız arkadaşlar, onlardan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – …oy alıyorsunuz ama onlardan giderek uzaklaşıyorsunuz maalesef değerli arkadaşlar.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bekaroğlu

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde yer alan “aynı esaslar dahilinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ilgililerce” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Kalaycı                    Erhan Usta                             Mehmet Günal

               Konya                             Samsun                                    Antalya

          Erkan Akçay                  Mehmet Erdoğan               Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

              Manisa                             Muğla                                      Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Aykut Erdoğdu                             Zekeriya Temizel                    Utku Çakırözer

             İstanbul                                 İzmir                                Eskişehir

            Musa Çam                         Lale Karabıyık                       Haluk Pekşen

               İzmir                                  Bursa                                 Trabzon

       Mehmet Bekaroğlu

             İstanbul

MADDE 4- 2004 sayılı Kanun’a 179/b maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 179/c maddesi eklenmiştir.

"Kanun yolları:

MADDE 179/c- İflasın ertelenmesi talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararlara karşı borçlu şirket veya kooperatif ya da erteleme talep eden alacaklı tarafından kararın tebliğinden; diğer ilgililer tarafından ise kararın ilanından itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı da aynı esaslar dahilinde on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

Bölge adliye mahkemesince iflasın ertelenmesi kararının kaldırılması veya bölge adliye mahkemesi tarafından verilen iflasın ertelenmesi kararının Yargıtay tarafından bozulması halinde, borçlunun malvarlığı üzerindeki tedbirler devam eder. Mahkeme davanın seyrine göre bu tedbirleri değiştirmeye veya kaldırmaya yetkilidir.”

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Mahkeme davanın seyrine göre bu tedbirleri değiştirmeye veya kaldırmaya yetkilidir” ibaresinin “Mahkeme tarafından alınan tedbirler, sadece borçlu şirket veya kooperatifin, alacaklıya borcunu ödeyeceği somut şekilde ortaya konulması şartıyla, mahkeme tarafından değiştirilir veya kaldırılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                     Filiz Kerestecioğlu Demir            Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                                   İstanbul                            Adıyaman

      Dengir Mir Mehmet Fırat              Mahmut Celadet Gaydalı              Mahmut Toğrul

                  Mersin                                       Bitlis                              Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde grubumuzca verilen önerge üzerine söz aldım.

Değerli arkadaşlar, aslında yasa yapma tekniğiyle ilgili epey şey söylendi ama bu 404 sıra sayılı Yasa’nın Genel Kurula getirilmesi başlı başına gerçekten sorunlu bir durum.

Bakın, bu yasanın Meclis Başkanlığına geliş tarihi 23 Haziran. 24 Haziranda, Plan ve Bütçe Komisyonu esas komisyon olmak üzere diğer üç tali komisyona da gönderiliyor. Yani perşembe günü veriliyor, cuma günü komisyonlara gidiyor; pazartesi, tali üç komisyonun başkanları komisyonlarında görüşmeden bunun yetişmeyeceği düşüncesiyle Plan ve Bütçe Komisyonuna iade ediyorlar, Plan ve Bütçe Komisyonu hızla görüşüyor. Biliyorsunuz bu arada da dokuz günlük bayram tatili vardı yani aslında açıkça anlaşılıyor ki talimatla komisyonlara bilgi verilmiş “Görüşmeyin tali komisyonlar.” Plan ve Bütçe Komisyonunda hızlandırılmış ve yine talimatla Genel Kurula getirilmiş.

Madde üzerindeki sözlerime gelince de değerli arkadaşlar, söz konusu madde, iflasın süresinin mahkemece uzatılıp kısaltılmasıyla ilgili süreyi düzenliyor. Önemli olan aslında iflas erteleme süresinin bir yıl uzatılıp kısaltılması meselesi değil. Önemli olan, bir ülkede iflası yaratan koşulların ortadan kaldırılmasıdır.

Şimdi baktığımızda değerli arkadaşlar, yatırımcı Türkiye’de bir defa önündeki süreci göremiyor, bir projeksiyon yapamıyor. En azından üç beş yıllık bir planlama yapmalı, ona göre yatırımını planlamalı, ona göre yatırımını yapmalı ve önünü en azından öngörebilmeli ama bugün yaşadığımız koşullarda bırakın üç beş yılı, üç beş ay sonrasını öngörmek neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda. Bugün ülkemizin zaten yarısında Kürt coğrafyasında savaş hâli var. Burada hangi yatırımcı yatırım yapacak? Her gün bir ilçeyi bombalıyorsunuz, yerle bir ediyorsunuz. Sınır bölgelerinde zaten komşularla… IŞİD belası vesaire gibi cihadist gruplarla iş birliğine girmişsiniz. Cihadist gruplar, ülkeyi yol geçen hanına çevirmiş. Özellikle sınır bölgelerindeki nakliyatçılar, lojistik işi yapan şirketler tamamen iş yapamaz hâle getirilmişler. Şu anda, Gaziantep’te nakliyat ve lojistik işi yapanlar, ağırlıklı olarak Irak, Suriye, İran üzerine bu malları taşırlardı ama şu anda bu yönde yapılacak olan ticaret neredeyse sıfırlanmış durumdadır. Nakliyatçıların, lojistikçilerin tamamı iflasın eşiğine gelmiş durumda çünkü artık üretici üretip, ürettiğini satamadığı için ülke ciddi bir ekonomik buhranda ve bunun üzerine bölgede yürütülen savaş da eklenince artık neredeyse ülke yönetilemez hâle gelmiştir.

Bir yatırımcının yatırımını yapması için en azından yatırımını güvencede hissetmesi gerekir. Peki, hangi güvenceden bahsediyorsunuz? Dolayısıyla iflas koşullarını artırıyorsunuz, her gün iflas eden şirket sayısı hızla artıyor. Bugün binlerle ifade ediliyor bu yıl içerisinde iflas edecek şirketlerin sayısı ama biz “Yatırım ortamını iyileştireceğiz.” diyoruz. Yatırım ortamını iyileştirecekseniz önce şu savaşa son verin, önce komşularınızla ilişkiler geliştirin ve en önemlisi IŞİD’le girdiğiniz bu politik yakınlaşmada bu aynı çuvalda iş tutmadan vazgeçin diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toğrul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/728) 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

SaygılarımızIa.

Haluk Pekşen (Trabzon) ve arkadaşları

MADDE 4- 2004 sayılı Kanuna 179/b maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 179/c maddesi eklenmiştir.

"Kanun yolları:

MADDE 179/c- İflasın ertelenmesi talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararlara karşı borçlu şirket veya kooperatif ya da erteleme talep eden alacaklı tarafından kararın tebliğinden; diğer ilgililer tarafından ise kararın ilanından itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı da aynı esaslar dahilinde on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

Bölge adliye mahkemesince iflasın ertelenmesi kararının kaldırılması veya bölge adliye mahkemesi tarafından verilen iflasın ertelenmesi kararının Yargıtay tarafından bozulması halinde, borçlunun malvarlığı üzerindeki tedbirler devam eder. Mahkeme davanın seyrine göre bu tedbirleri değiştirmeye veya kaldırmaya yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; iflas erteleme konusu Türkiye’de olabildiğince ciddiyetsiz bir şekilde ele alınmış bir konudur. Dünyada hiç bu kadar sermayenin horlandığı, itilip kakıldığı ve gerçekten yatırımların insanların kendi elleriyle perişan edildiği başka bir alan, başka bir ülke daha olduğunu düşünmüyorum. Geriye bir dönün, 2008-2009’lu yıllara bir bakın. Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyanın en büyük otomotiv şirketleri krize girdiklerinde doğrudan Amerika Birleşik Devletleri Hükûmeti devreye girmiş ve o şirketlerin yaşamaları için gerekli tedbirleri ivedilikle almıştır. Şimdi size bir örnek vereyim. Libya’da yatırım yapmış olan bir yatırımcı, uluslararası bir yatırımcı, çok ciddi işler yapıyor, ciddi paralar kazanıyor, istihdam sağlıyor ve Türkiye’de de çok ciddi bir banka kredibilitesi var. O yatırımcı bir gün sabahleyin uyanıyor, Türkiye’nin Libya’yla dış politika ilişkilerinde yaşanan bir gerginlik sebebiyle ertesi gün çeklerini ödeyemez hâle gelmiş. Şimdi bu yatırımcıyı ne yapalım? İflas mı ettirelim? Yaşatalım mı? Bu getirmiş olduğunuz yasaya göre o yatırımcıyı iflas ettirelim tıpkı Rusya krizi sonrasında Akdeniz Bölgesi’nde yüzlerce, binlerce turistik tesiste yaşandığı gibi. O tesis sahiplerini bu yasal düzenlemeyle ne yapacağız? İflas mı ettireceğiz, yoksa ekonominin içerisinde onları tutacak mıyız?

Arkadaşlar, dünyanın her yerinde, sektörler yaşatılmak üzere, istihdam sağlayan, üretim sağlayan marka sektörler yaşatılmak üzere yasalar yapılır. Ama maalesef bu yasal düzenlemeniz tam tersine, sektörün sistemin dışına itilmesini sağlıyor. Bunu hangi bankacı gönderdiyse, emin olun, bu ülkenin hayrına bir düzenleme değildir bu. Bakın, buna ilişkin geçmişte örnekler verelim size: 2001 yılı krizi yaşandığında “İstanbul Yaklaşımı” yapılmıştı. Sonra Hükûmetiniz geldi, 2006 yılında “Anadolu Yaklaşımı” yapıldı. İkisi de doğruydu. İstanbul Yaklaşımı’yla Türkiye’de çok sayıda şirket sistemin içerisinde tutuldu, 2006 yılında Anadolu Yaklaşımı’yla yine aynı şekilde Türkiye’nin çok sayıda şirketi sistemin içerisinde tutulmuştur. Ama şimdi, bu getirdiğiniz düzenlemeyle, eğer 2001 yılında bu düzenleme olmuş olsaydı -bakın, bir örnek vereyim size- 2001 yılında o 33 milyon dolar borcu olan Sabah ve ATV grubu bu yasal düzenlemeyle, mevcut olsaydı, iflas etmişti. Ama hâlbuki aynı grup daha sonra 1 milyar 150 milyon dolara satıldı ve bu ülke oradan çok büyük bir gelir elde etti. Hangisi doğruydu? Sabah, ATV’nin 33 milyon dolara iflas ettirilmesi mi, yoksa ekonomik sistemin içerisinde tutulması mıydı? Elbette doğru olan ikinci yöntemdi. Bu işletilebilir bir düzenleme değildir. Bakın saygıdeğer milletvekilleri, size bir örnek anlatayım: Bankaların, özellikle bu iflas ertelemesine ilişkin baskılarının temel gerekçesi şudur: Bankalar alacaklarını çok çeşitli, mükerrer takibe koymaktalar. Buna ilişkin bir yasak yok, engel de yok. Banka kredi alacağını ayrı bir sözleşmeyle, kefaleti ayrı bir takiple, işte, ona ilişkin aldığı kambiyo belgelerini ayrı bir takiple, yani 3-4 tane takiple icra takibine koyuyor. 100 bin lira alacağı var, 500 bin liralık icra takibi yaratıyor. 500 bin lira devletin vergisini alıyor, zimmetine geçiriyor. Niye? Çünkü bankalar, şirketler ihtilaflı alacakları doğrudan vergi matrahından düşme hakkına sahipler. İşte, buna kapı açıyorsunuz, buna olanak sağlıyorsunuz. Bu yanlış bir şeydir.

Başka bir örnek daha vereyim. Yatırım teşvik belgesi alıyor yatırımcı, 20 milyon dolarlık yatırım yapıyor. O yatırımcının 20 milyon dolarlık yatırımı yüzde 100 yatırım teşvik belgesine bağlı, vatandaşın vergisiyle devlet onu sübvanse ediyor, sonra 50 bin dolarlık borcunu ödeyemiyor; bir icra takibi başlatılıyor, geliyor, trafoyu söküyorlar. 20 milyon dolarlık vatandaşın yatırımı çöp oluyor, gidiyor. Bunlara izin vermeyin. Dünyada iktisadi bütünlükleri yapılandırma vardır, Güney Kore modeli vardır. Bakın, iktisadi bütünlükleri yapılandırmak üzere Türkiye’de önemli birikimi olan bir kurumumuz var, TMSF adında bir kurum var, bu konuda çok ciddi birikimleri var, deneyimleri var. İktisadi bütünlükleri satarsanız ekonominizi ayakta tutarsınız, iflasları engellerseniz, istihdamı ayakta tutarsınız, insanlar işsiz kalmaz, bankalar alacaklarını tahsil etme umuduna sahip olur ama iktisadi bütünlükleri teferruat haczi, icra takibi vesaire gibi çarçur ettirirseniz ekonomiler ayakta kalamazlar.

Bu iflas ertelemesi tekrar gözden geçirilmesi gereken bir müessese olmalıdır. Bu yöntem yanlıştır, sürdürülemez.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Pekşen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde yer alan “aynı esaslar dahilinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ilgililerce” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu konuşacaktır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 404 sıra sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

4’üncü maddeyle iflas erteleme talebi üzerine mahkemece verilecek nihai kararlara karşı gidilebilecek kanun yolları düzenlenmektedir. İflas erteleme talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararlara karşı borçlu şirket veya kooperatif ya da erteleme talep eden alacaklıların kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde istinaf yoluna başvurabileceği gibi hükümler getirilmektedir.

İflasın ertelenmesi kurumu hukukumuzda kavram olarak daha önceden de mevcut olmakla birlikte, 2003 yılında İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklikle ağırlıklı olarak uygulamaya alınmıştır. İflasın ertelenmesi kurumu borçlu ile alacaklıların menfaatleri ve hatta millî ve bölgesel menfaatler arasında hassas bir dengeye dayanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iflas erteleme başvurusundaki artış ekonomideki bozulmaların ve kriz durumunun göstergesidir. Bu durum borçların ötelenmesi ve alacakların domino etkisiyle yeni iflasların meydana gelmesini tetikleyebilmektedir. 2009-2014 döneminde iflas erteleme dava sayısının 3.500 civarında olduğu, alacaklı dava sayısının ise 37 binin üzerinde olduğu belirtilmektedir. İflas erteleme kararları alacaklıları zor durumda bırakmaktadır, bunun da en belirgin göstergesi çek ve senetlerdeki protesto sayıları ve miktarlarıdır.

Değerli milletvekilleri, AKP öncesi on üç yılda Türkiye, yıllık ortalama olarak gelişmekte olan ülkeler ortalamasından sadece 0,4 puan düşük büyürken, AKP’li on üç yılda 1,5 puan daha düşük büyümüştür. MHP’nin koalisyon ortağı olduğu 57’nci Hükûmet döneminde gerçekleştirilen yapısal reformlar sayesinde 2007 yılına kadar geçen yüksek büyüme bu farkın artmasını engellemiştir.

2016 yılının ilk yarısı içinde açıklanan büyüme değerlerine bakıldığında ise, Türkiye’nin istediği ve olması gereken büyüme sağlanamamıştır. İlk çeyrekte büyümenin tamamı tüketimden gelmiş, özel sektör yatırımlarının azlığı nedeniyle büyümeye katkısı negatif olmuştur. Bu durum, ekonomide yeniden dengesizlik probleminin varlığına işaret etmektedir. Bu nedenle borçların iflas erteleme sisteminin kötüye kullanılmasının önüne geçmek amacıyla maddede yapılan düzenlemeyi Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu değerlendirmekle birlikte yapılan düzenlemenin sonucuna ulaşmak için ekonomik hayatın sürdürülebilir olması ve güven ortamının sağlanması, ekonomi yönetiminin sağlam temeller üzerine organize edilmesi, bilirkişi seçiminde objektif kriterlerin dikkate alınması, bilirkişinin mutlaka hukuk, muhasebe, bağımsız denetim veya yeminli mali müşavirlerden olmasının yanı sıra şirketlerin, yatırımcıların, kooperatiflerin gelecek kaygılarının olmaması gerekmektedir. Bunun için de tasarruf bilincinin artırılması, üretken bir ekonomik anlayışın olması, ülkede iç huzurun sağlanması, hukukun üstünlüğünün teminat altına alınması gibi hususların yanı sıra aldatmadan, kandırmadan, parçalamadan iç ve dışta güvenli bir yönetimin olması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıda yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik düzenleme yapılması öngörülmekte ancak yapılan düzenlemeyle, araya sıkıştırılan maddelerle Vergi Usul Kanunu’nun “Kaçakçılık ve Cezalar” maddesinde yer alan suçları işleyenlere dolaylı af getirilmekte, vergi teşvik ve desteklerindeki kısıtlayıcı hükümler kaldırılmaktadır ancak kanunlara göre vergisini zamanında beyan eden ve ödeyen vatandaşlara adaletsizlik yapılmaktadır. Nereden geldiği, nasıl kazanıldığı belli olmayan mal varlıkları ve paralar aklanarak şahıslara veya şirketlere resmî yollardan kayıtlara geçirme imkânı tanınmaktadır ve meşrulaştırılmak istenmektedir.

AKP, bu kanun tasarısıyla da kendi anlayışı doğrultusunda kara para ekonomisini düzlüğe çıkarmak, aklamak istemektedir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ahrazoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.18

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

404 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Hükûmet? Yok.

Tasarı ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan 403 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı (1/727) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 403)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka iş bulunmadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Temmuz 2016 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.29



(X) 404 S. Sayılı Basmayazı, 12/7/2016 tarihli 111’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.