TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                105’inci Birleşim

                                                                                      22 Haziran 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, 27-29 Mayıs 2016 tarihlerinde Fas Tanca’da yapılan Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Seçimli Genel Kurulunda Türkiye'nin Dönem Başkanlığına seçilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, orman işçilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Türkiye'nin, Küresel Barış Endeksi’ne göre güvenlik ve huzur açısından 163 ülke içinde 145’inci sırada yer aldığına, AKP’nin Türkiye'yi her geçen gün barış ortamından daha da uzaklaştırdığına ve güvensiz hâle getirdiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce’de doğa katledilerek çimento fabrikası açılmasına izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin Ulukışla ilçesi Kolsuz köyünün sorunlarına ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, ücret ve sosyal hakları konusunda mücadele eden TEKGIDAİŞ Sendikası ile işçilerini selamladığına ve taşeron işçilerinin kadroya alınması sözünün ne zaman yerine getirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, İnternet kullanımında adil kullanım kotası uygulamasıyla ilgili sorunların ne zaman çözüleğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak’ın Derbent köyünde yapılan sulama kanalının hatalı olması nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

7.- Elâzığ Milletvekili Metin Bulut’un, Tatvan-Ankara seferini yapan yolcu treninin tarım işçilerinin bulunduğu bir minibüse çarpması sonucu 9 kişinin hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’in Erdemli ilçesinin dağ köylerinde ve yaylalarında on beş gündür içme suyu akmadığına ve bu sorunun bir an önce çözülmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, öğretmen, ziraat mühendisi ve veteriner atamalarının yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmündeki Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı’sıyla ilgili pek çok şikâyetler geldiğine ilişkin açıklaması

11.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, uzman erbaşlıktan memur kadrolarına atamaların şartlarına ilişkin açıklaması

12.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Bolu’da CHP milletvekilleri olarak Bolu Milletvekili Tanju Özcan ile beraberindekilere yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

13.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Millî Eğitim Bakanlığının, atama bekleyen 400 bin civarında öğretmenin atamasının yapılmayacağı açıklamasına ilişkin açıklaması

14.- Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın, Elâzığ’da meydana gelen tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın Elâzığ milletvekilleriyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Meclis çalışmalarında verimliliği sağlayacak İç Tüzük’ü ivedilikle hayata geçirmek gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Demokratik Bölgeler Partisi Şırnak il yöneticisi Hurşit Külter’in akıbetini öğrenmek istediğine ve Diyarbakır, Bingöl, Muş’ta birçok ilçe ve mahallede sokağa çıkma yasakları ilan edildiğine, F16 uçaklarıyla köylerdeki yaşam alanlarının bombalandığına, çok acil olarak bu konuya ilişkin bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Millî Futbol Takımı’nı tebrik ettiklerine ve Euro 2016’da yoluna devam etmesini ümit ettiklerine, Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Dönem Başkanı olan Ali Ercoşkun’u tebrik ettiklerine ve son günlerde mezuniyet törenlerinde liseli öğrencilerin atamalara gösterdikleri son derece seviyeli tepkilerine karşı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından soruşturma açılmasına ilişkin açıklaması

18.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Millî Futbol Takımı’nı tebrik ettiklerine, Fazilet Partisinin 22 Haziranda Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının Türk demokrasi tarihi açısından bir kara leke olma özelliğini hâlâ koruduğuna ve Bitlis’in Tatvan ilçesinde PKK’lı teröristlerce polis noktasına düzenlenen saldırıda yaralanan 3 vatandaşa  şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP eski milletvekili ve ilahiyat profesörü Yaşar Nuri Öztürk’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin, görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü ve bölümler üzerinde konuşma hakkını kullanmamasının kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili Hükûmet adına değerlendirme yapılacağına ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması ile Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesinde Türkiye’yi temsilen Dönem Başkanı olarak seçilen Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’u ve Millî Futbol Takımı’nı kutladıklarına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 22’nci Dönem milletvekilli Profesör Doktor Yaşar Nuri Öztürk’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 21 milletvekilinin, Gaziantep'te IŞİD'in bütün faaliyetlerinin açığa çıkarılması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238)

 

 

2.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker ve 21 milletvekilinin, İstanbul'da yapımı devam eden üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve bunlara bağlı çevre yollarının ormanlara, doğaya ve insan yaşamına olumlu ve olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239)

3.- İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır ve 30 milletvekilinin, amatör spor klüplerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/240)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve arkadaşları tarafından, İzmir Aliağa 4. No.lu T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan keyfî muamele, işkence ve şiddet iddialarının araştırılması amacıyla 8/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, Avrupa ülkelerinde verilen mazot destek priminin ülkemizdeki nakliyecilerimize neden verilmediğinin araştırılması amacıyla 31/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Sayıştay Başkanı ve üyelikleri için Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri arasından belirlenen Ön Seçim Geçici Komisyonunca kabul edilen ve bastırılarak dağıtılan 402 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 22/6/2016 Çarşamba günkü  gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için seçimin bu birleşimde yapılmasına; yine bastırılarak dağıtılan 401 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 23/6/2016 Perşembe günkü gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştay Başkanı seçiminin 23/6/2016 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 400 ve 398 sıra sayılı Kanun Tasarılarının kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 2'nci ve 4'üncü sıralarına, yine bu kısımda bulunan 343 ve 183 sıra sayılı Kanun Tasarılarının ise yine bu kısmın 3'üncü ve 5'inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 400 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın yaptığı açıklamaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Metin Bulut’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner’in, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Kütahya Milletvekili Mustafa Şükrü Nazlı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Kütahya Milletvekili Mustafa Şükrü Nazlı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankayra Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel ile Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

19.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Dışişleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe  seçim

2.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

B) Sayıştay Üyeliklerine Seçim

1.- Sayıştayda boş bulunan üyeliklere seçim (S.Sayısı: 402)

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387)

2.- Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/726) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 400)

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu'nun, KPSS'nin kaldırılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı  (7/5757)

 

 

 

22 Haziran 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Sema KIRCI (Balıkesir)

-------0------

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 27-29 Mayıs 2016 tarihlerinde Fas Tanca’da yapılan Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi seçimli Genel Kurulunda Türkiye'nin Dönem Başkanlığına seçilmesiyle ilgili bilgilendirmek için söz isteyen Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, 27-29 Mayıs 2016 tarihlerinde Fas Tanca’da yapılan Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Seçimli Genel Kurulunda Türkiye'nin Dönem Başkanlığına seçilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28-29 Mayıs tarihlerinde Fas’ın Tanca şehrinde gerçekleşen Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesinde Türkiye olarak Dönem Başkanlığını kazanmış bulunuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo, bravo!

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Öncelikle, Dönem Başkanlığımızın ülkemize, Akdeniz havzasına, Avrupa-Akdeniz buluşmasında bölgeye hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Türkiye 1995 yılında başlatılan, “Barselona Süreci” olarak da bilinen Avrupa-Akdeniz iş birliği sürecinin ve 2004 yılında bu sürecin parlamenter boyutu olarak kurulan Avrupa-Akdeniz Parlamenterler Forumu’nun kurucu üyeleri arasında yer almış, 2008 yılından bu yana Barselona Süreci’nin devamı olarak faaliyette bulunan Akdeniz İçin Birlik Örgütüne ve bu kuruluşun parlamenter asamblesine üye olmuştur.

Kısaca “AİBPA” olarak adlandırabileceğimiz asamblenin, Avrupa Birliğine üye 28 ülke ve Akdeniz’e kıyısı bulunan 15 ülke olmak üzere toplam 43 ülkeden 280 parlamenter üyesi bulunmaktadır. Başkanlığını yapmış olduğum AİBPA Türk grubunda Hatay Milletvekilimiz Sayın Fevzi Şanverdi, Aksaray Milletvekilimiz Sayın Mustafa Serdengeçti, Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil, Mersin Milletvekili Sayın Serdal Kuyucuoğlu ve Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan olmak üzere toplam 7 üyemiz bulunmaktadır.

Kısaca, Siyasi Komite, Ekonomik ve Mali İşler Komitesi, Kültür Komitesi, Enerji Komitesi ve Kadın Hakları Komitesi olmak üzere 5 ayrı komitede faaliyetler gerçekleşmektedir. Her komitenin yıllık 2 toplantısının akabinde yapılan Genel Kurulda, hazırlanan raporlar parlamenter üyelerin görüşlerine sunulmakta ve oluşturulan raporlar da Genel Kurulda oylanarak kabul edilmektedir.

2012 yılında yapılan Genel Kurulda, 24’üncü Dönemde Ekonomik Komite Başkanı olarak seçildim ve o tarihten bu yana da Ekonomik Komite Başkanlığını yürütmekteydim. Ekonomik Komite olarak, Türkiye'de çeşitli yerlerde, İstanbul, Ankara, Bolu, Antalya olmak üzere yapmış olduğumuz toplantılarda, özellikle, bölgede yaşanan göç ve mülteci sorunu, Avrupa yakası ile güneyi temsil eden özellikle Batı Afrika ülkeleri arasında yaşanan eşitsizlikler, adaletsizlikler, çifte standartlar -tabiri caizse- üzerine yapmış olduğumuz çeşitli faaliyetler, hazırlamış olduğumuz çeşitli raporlar söz konusu oldu. Hatta bu raporlardan sonra, özellikle Arap Baharı’ndan sonra gerçekleşen, bölge üzerindeki göç ve mülteci akınının hem Avrupa’ya hem de bölge ülkeleri üzerinde oluşturmuş olduğu sıkıntıların çözümü noktasında da birçok önerimiz gündeme geldi. Tabii, Suriye’de yaşanan gelişmeler, Irak’ta yaşanan gelişmeler, Libya’nın ve bölge ülkelerinin hem göç ve mülteci sorunlarıyla alakalı sıkıntıları hem de terörün tüm bölge üzerindeki sıkıntıları da asamblenin ana konuları arasında yer almakta.

Geçtiğimiz dönemde Ekonomik Komite Başkanı olarak yapmış olduğumuz çalışmaların da ışığında, yaklaşık altı ay kadar önce Sayın Meclis Başkanımıza Dönem Başkanlığıyla alakalı görüşümüzü arz ettik ve Sayın Başkanımızın da olumlu bulmasıyla birlikte, bu dönem yapılacak Genel Kurulda Türkiye olarak Başkanlığa aday olduk. 28-29 Mayıs tarihlerine denk gelen bu seçimler de maalesef Hükûmetimize güvenoyu tarihlerine denk geldi. Açıkçası, kendimiz burada olmasak da gönlümüz buradaydı. Ben, bu vesileyle, yeni kurulan Hükûmetimizin de güven oylamasında bulunamayışımızı da bu şekilde ifade etmek isterim.

Bir millî takım ruhuyla, tabiri caizse, gerçekleşen Genel Kurulda gerek Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in gerekse diğer milletvekili arkadaşlarımızın da desteğiyle Türkiye’nin tüm ülkeler arasından Dönem Başkanlığı için seçildiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Dört yıllığına yapılan bu seçimle, bir yıl Dönem Başkanlığını, üç yıl da Dönem Başkanı Yardımcılığını yürüteceğiz.

Sayın Meclis Başkanımız İsmail Kahraman önderliğinde gerçekleşecek olan bu faaliyetlerin bölgenin istikrarına, huzuruna, Akdeniz’in yeniden bir barış gölü olabilmesine katkı vermesini temenni ediyor, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

Gündem dışı ikinci söz, orman işçilerinin sorunları hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, orman işçilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; orman işçilerinin sorunları üzerine gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde, sürekli işçilerin yanı sıra yıllardır 5620 sayılı Kanun’a göre çalıştırılan 8.500 civarında geçici işçi mevcuttur. Yılda beş ay yirmi dokuz gün çalışan işçiler iş güvencesinden yoksun kalmakta, geleceğe güvenle bakamamaktadır. Geçici işçilerin çalışamadıkları aylarda geçimlerini nasıl sağlayabildiklerini hiç düşünüyor musunuz?

Bu arkadaşlarımız emeklilik sorunu da yaşamaktadır. Prim gün sayısını doldurabilmeleri çok zordur. Zira yılda beş ay yirmi dokuz gün çalışmayla emekli olunabilmesi için kırk yıldan fazla çalışmak gerekmektedir.

Şu garipliğe ve çelişkiye bakın ki Orman idaresi geçici işçileri çalıştırmadığı dönemde personel ihtiyacını hizmet alımı yoluyla çalıştırdığı binlerce taşeron işçileriyle gidermekte, ayrıca toplum yararına programlar dâhilinde on binlerce İŞKUR elemanı işe alınmaktadır. Beş ay yirmi dokuz gün çalıştırılan işçilerin yıl boyu çalışmaları hâlinde bir taraftan hizmet alımı ihalesine gidilmesine ihtiyaç kalmayacak, bir taraftan da kadro sorunu çözüleceği için iş yerlerindeki verim artacaktır. Bu itibarla, yıllardır başarılı olarak çalışan, bilgi, beceri ve deneyimleriyle iş yerine faydalı olan geçici ve mevsimlik işçilerin sürekli çalışabilmelerini sağlayacak düzenleme mutlaka yapılmalıdır.

30 Mayıs 2015 tarihli Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü imza töreninde o günkü Başbakan “Kişi beş ay yirmi dokuz gün çalışıyor, ara veriyor. Bu, iş üretkenliğini, verimliliğini negatif etkiliyor.” diyerek geçici işçilerin çalışma sınırının kalkacağını müjdelemiştir. Protokolün 9’uncu maddesine de bu amaçla hüküm konulmuştur. O günkü Çalışma Bakanı Faruk Çelik de “Bu işçilerin çalıştırılmasına dönük düzenlemeyi Parlamentoya sunacağımızı toplu sözleşmede kayıt altına aldık. Hızlı bir şekilde yasalaştırılacak.” demiştir. AKP Hükûmetinin hızına bakar mısınız, aradan bir yıldan fazla süre geçmiş ama ortada hiçbir şey yok. Verilen sözler tutulmamış, hepsi fos çıkmıştır. Şurası açıktır ki AKP Hükûmeti geçici ve mevsimlik işçileri aldatmıştır.

Orman işçilerinin yanı sıra demir yollarında, tarım işletmelerinde, şeker fabrikalarında, çay fabrikalarında ve diğer kamu idarelerinde çalışan geçici ve mevsimlik işçi arkadaşlarımız bizleri arıyor ve Hükûmetten dert yanarak hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyorlar.

AKP taşeron işçileri de aldatmıştır. AKP’nin seçimler öncesi taşeron işçilere müjde açıklamaları yandaş medya tarafından allanıp pullanıp kamuoyuna takdim edilmiştir. Seçimlerden sonra ise kadro sözü pozisyona dönüşmüş ama bugüne kadar o da verilmemiş olup ortada hâlâ bir şey yoktur. AKP Hükûmeti taşeron işçilere hak vermekten ziyade yargı kararlarını da görmezden gelip onların ellerindeki hakları almanın peşine düşmüştür.

Buradan Hükûmete çağrıda bulunuyorum: Taşeron işçilere de geçici ve mevsimlik işçilere de haklarını verelim. Onların sürekli kadrolara atanmasını sağlayacak düzenlemeyi hemen yapalım, yeter artık. Bu arkadaşlarımızın mağduriyetini bir an önce giderelim. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak buna varız ve hodri meydan diyoruz.

Değerli milletvekilleri, orman işçilerinin yaşadığı önemli bir sorun fazla mesai konusundadır. Yangın mevsiminde günde yirmi dört saat esasına göre çalışan işçiler haklarını alamamaktadır. Fazla mesai haklarını alabilmek için dava açan işçiler tehdit ve tayin edilmektedir. İşçilerin hakları gasbedilmemeli, hakları olan fazla mesai ücretlerini almaları sağlanmalıdır. Ayrıca fazla mesai uygulamasında sınırlama kaldırılmalı, ülkemizde her dönem yangınla karşılaşılabildiği dikkate alınarak on iki ay boyunca fazla mesai hesaplaması yapılmalıdır.

Yine, Orman idaresinde işçilerin istediği sendikaya üye olma haklarını engelleyici uygulamalar yaşanmaktadır. Bu zorbalığa son verilmeli, işçilerin anayasal hakları engellenmemelidir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Gündem dışı üçüncü söz Eskişehir ilinin sorunları hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’e aittir.

Buyurunuz Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin ve Eskişehir’imizin sorunları üzerine gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin ortak arzularının başında ülkemizin üretmesi, zenginleşmesi ve tüm yurttaşlarımızın yaşam kalitesinin yükselmesi gelir. Bunun için hem yerli hem de yabancı girişimcilerin ülkemize daha fazla yatırım yapmasına ihtiyacımız var. Bu, Sayın Başbakanın “Yatırımcıların altına turkuaz halı sereceğiz.” diyerek yeni teşvik paketi ihtiyacını duyurmasından da belli. Ancak, değerli arkadaşlarım, yatırımcının gelmesi sadece halı sererek olmaz, o halıyı serdiğiniz zeminin de sapasağlam bir demokrasi ve hukuk devleti olması gerekir. Yerli-yabancı her yatırımcı parasını ve emeğini götüreceği yerde başta kendi can ve mal güvenliği olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ister. Kendi içinde, bölgesiyle ve dünyayla barışık bir ülkeye gitmek ister ama ülkemizden dünyaya verilen resim üzülerek söylemeliyim ki böyle değil. Bakın bu saatlerde 67 yıldır üyesi olduğunuz ve Avrupa’nın vicdanı sayılan Avrupa Konseyinde Türkiye hakkında son derece ağır bir rapor görüşülüyor; Önemli bölümünü ifade özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı konusunda ülkemizde yaşanan hak ihlalleri oluşturuyor. Stratejik hedef koyduğumuz Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz de yine demokrasi ve insan hakları karnemiz nedeniyle askıda. Avrupa’ya entegrasyonumuzu geçmişte en fazla destekleyen İngiltere’de yarın yapılacak “Avrupa Birliğinde kalalım mı?” kampanyasında Türkiye’nin malzeme yapılmasını, “3000 yılına kadar üye olamazlar.” yaklaşımlarını son derece sorumsuzca ve incitici bulduğumu belirtmek isterim. Ama işin bir de şu tarafı var: Tabii ki vatandaşlarımızın canına kasteden terörle mücadele edeceğiz ama terörle mücadele ediyoruz diye basın özgürlüğü savunucusu bir gazeteciyi, dünyaca tanınan bir insan hakları savunucusunu, yazarları, akademisyenleri sırf düşüncelerinden ötürü kelepçeleyerek cezaevine tıkmaya devam ettikçe, gazeteleri ve televizyonları kararttıkça dünyadaki algımız değişmiyor, tam tersine pekişiyor.

Değerli arkadaşlarım, gazetecilerimizi, ülkenin aydınlarını, öğrencileri, öğretmenleri, düşündükleri, eleştirdikleri için yargılı infaz ederek cezaevlerine tıkarken; gazetelere saldıran, gazeteci döven, yurttaşlarımızın yaşam tercihlerine saldıran Vandalları, sokak fedailerini ne yaparlarsa yapsınlar serbest bırakan bir hukuk sistemi de ne içeriye ne de dışarıda bu ülkeye yatırım yapmak isteyenlere güvence vermez. Bırakın yatırımı, turistik ziyaret için dahi gelmezler, gelmiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizin geneline hâkim olan ayrıştırıcı, ötekileştirici politika ve uygulamalardan maalesef toplumsal bir mozaik olan güzel Eskişehir’imiz de payını almakta. Dün cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Eskişehir’e gelişinin 96’ncı yıl dönümüydü. İşgalden kurtuluşun, cumhuriyetimizin kuruluşunun temellerinin atıldığı Eskişehir’imiz genç cumhuriyetin sanayi hamlelerinde merkez konumundaydı. Bir dönem Türkiye’nin ilk sıralarında yer alan Eskişehir sanayisi, maalesef uygulanan yanlış politikalar sonucu çok gerilerde kalmıştır. Bunda merkezî hükûmetlerin Eskişehir’in ihtiyaçlarına, beklentilerine duyarsız kalması en büyük etkendir. Gurur kaynağımız Eskişehirli firmalarımızın ürünlerinin yerli ve yabancı pazarlara hızlı ve ucuz maliyetle ulaşmasını sağlayacak Gemlik limanına tren yolu bağlantısı yıllardır beklemektedir. Eskişehir’i raylı sistemlerde merkez hâline getirecek Ulusal Raylı Sistemler Araştırma ve Test Merkezi 2009’dan bu yana her yıl verilen müjdelere rağmen hâlâ başlamamıştır.

Havalimanımız var ama insanımızı İzmir’e, Diyarbakır’a, Adana’ya, Trabzon’a bağlayacak tek uçak seferi dahi yok. Afrika’ya açılmakla övünen Türk Hava Yolları, Belçika’da çalışan 100 binlerce Emirdağlı ve Eskişehirli kardeşimiz için tek bir düzenli sefer koymaktan dahi kaçmakta, boş duran havalimanı lojistik amaçla dahi kullanılmamakta; kuzey-güney çevre yolu bağlantımız hâlâ bekliyor; cumhuriyetimizin ilk temyiz mahkemesinin kurulduğu Eskişehir’de halkımızın ihtiyaçları yok sayılarak ve tüm itirazlarımıza karşın bölge idare mahkemesi kapatılmakta; eğitimin başkenti konumundaki şehrimize sözü verilen teknoloji üniversitesi hâlâ komisyonlarda beklemekte, hatta şimdi duyduğumuz kadarıyla TOKİ arazisi yapılarak konut için açılacağı söylenmektedir.

Pancar ve şeker sanayisinde öncü Eskişehir’imize şeker fabrikasının tam kapasiteyle çalışmasını sağlayacak yatırım yapılmamaktadır. İnönü ilçemiz halkının geçimi için son derece hayati konumdaki pancar kantarı ellerinden alınmaktadır. Şeker fabrikasında, Devlet Demiryollarında, Köy Hizmetlerinde, orman işletmelerinde yüzlerce işçi yıllardır geçici statüde sadece altı ay çalıştırılmakta, sorunlarına kalıcı bir çözüm bulunmamaktadır. Yatırımlar konusundaki ilgisizlik kadar, başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, muhalefet partileri tarafından yönetilen belediyelere ayrımcı ve engelleyici tutum da Eskişehirlilere hizmeti olumsuz etkilemektedir.

Değerli arkadaşlarım, ülke yönetimi, hakkı, hukuku, adaleti ve farklı görüşlere saygı ve eşit muameleyi de beraberinde taşıdığı sürece saygındır, ülkemizin ve halkımızın yararınadır. Eskişehirlilerin ortak beklentisi şehrimize öteki muamelesi yapılmasından bir an önce vazgeçilmesidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakırözer.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük'ün 59’uncu maddesine göre gerçekleştirilen gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, elektronik sisteme girerek söz talep eden sayın milletvekillerine talep sırasını gözeterek söz vereceğim.

Söz verme işlemini başlatıyorum.

Sayın Atıcı...

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Türkiye'nin, Küresel Barış Endeksi’ne göre güvenlik ve huzur açısından 163 ülke içinde 145’inci sırada yer aldığına, AKP’nin Türkiye'yi her geçen gün barış ortamından daha da uzaklaştırdığına ve güvensiz hâle getirdiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Alevilerin yoğun yaşadığı yerlerde duvarlara “Oruç tutun kâfirler.” yazılmaya başladı. AKP’nin dayattığı yaşam tarzını reddeden herkes ya dövülüyor ya öldürülüyor ya hapse atılıyor, kısacası yok ediliyor. AKP, Türkiye'yi barış ortamından her geçen gün daha da uzaklaştırıyor ve ülkemiz güvensiz hâle getiriliyor. Dünya genelinde 163 ülkeyi kapsayan Küresel Barış Endeksi raporuna göre güvenlik ve huzur açısından en sonuncu ülke Suriye, Irak sondan 3’üncü, Türkiye ise sondan 19’uncu yani 163 ülke içinde 145’inci sırada yer aldı; geçen yıla göre tam 7 kademe gerilemişiz. AKP’nin Türkiye’yi getirdiği nokta budur. AKP, “Halk bize oy veriyor, gerisini boş ver.” demekten vazgeçmeli ve yaptıklarının hesabını vermelidir.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce’de doğa katledilerek çimento fabrikası açılmasına izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Düzce Öncü Haber’e göre, Düzce ili Yığılca ilçesi Hoşafoğlu köyünde vatandaşımız ev yaptığı zaman İSKİ izin vermiyor, İSKİ engelliyor ancak Ağaoğlu tarafından aynı köyde dere kenarlarında çimento fabrikası açılmasına İSKİ izin vermiş, il özel idaresi izin vermiş, Orman idaresi izin vermiş durumda. Bu bir çifte standarttır. Böyle bir yerde çimento fabrikasının açılması doğaya zarar verir, sağlığa zarar verir, arıcılığa zarar verir, toprağa zarar verir, halkın sağlıklı yaşamını etkileyecektir. Siyasi iktidarın, Ağaoğlu’nun Düzce’de çimento fabrikasını… Zaten yeteri kadar hava kirliliği var Düzce’de, doğanın bu katliama uğratılmamasını, bu ranta talan edilmemesini, ÇED raporunun alınmasını, gerekli tedbirlerin alınmasını talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin Ulukışla ilçesi Kolsuz köyünün sorunlarına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ili Ulukışla ilçesi Kolsuz köyünü geçen hafta ziyaret ettim. Köyde sulama suyu olmaması kıraç arazinin verimliliğini düşürüyor. 2013 yılında bölgede meydana gelen kuraklık sonrası yüzde 70 ve 90 aralığında zarar gören çiftçilerin banka borçları ertelenmiş, erteleme 2014-2015 yıllarında da devam etmiş. 2016 yılı için de yine erteleme için rapor tutulmuş. Ziraat Bankasına borçlarını ödeme şansları yok, faizlerin kaldırılmasını veya yapılandırmaya gidilmesini istiyorlar. Bölgede çağlayan gibi akan su kaynakları sulu tarıma hasret hâle gelmiş çünkü kaynaklar kurumuş. Su kaynağından mevcut olanının içinde gölet yapılmasını istiyorlar ancak bununla ilgili su kaynağının yeterli olmadığı belirtiliyor, yine de köylüler göletin yapılmasında ısrarlı. 10 bin dönüm arazinin sulu tarıma erdirilmesini köy halkı bekliyor.

Bor Postallı köyü gibi Kolsuz köyünde de cep telefonları kullanımı sorun durumda. Elektriklerinin de sık sık kesilmesinden şikâyetçiler. Kolsuz köylülerinin sorunlarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu…

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, ücret ve sosyal hakları konusunda mücadele eden TEKGIDAİŞ Sendikası ile işçilerini selamladığına ve taşeron işçilerinin kadroya alınması sözünün ne zaman yerine getirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bursa Karacabey’de 900 Nestle işçisi iki gündür grev yapıyor. İnsan onuruna yakışır bir şekilde yaşam sürmek için ücret ve sosyal hakları konusunda mücadele eden TEKGIDA-İŞ Sendikasını ve işçilerini selamlıyor, mücadelelerini destekliyorum.

Diğer yandan, Hükûmete soruyorum: AKP’nin seçim vaatleri arasında yer alan taşeron işçilerinin kadroya alınması sözünü ne zaman yerine getireceksiniz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, İnternet kullanımında adil kullanım kotası uygulamasıyla ilgili sorunların ne zaman çözüleğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Haberleşme Bakanı Sayın Ahmet Arslan’a: İnternet kullanımında adil kullanım kotası uygulaması milyonlarca aboneyi mağdur ediyor. Parasını verdiği hizmeti sağlıklı ve düzgün almak isteyen milyonlarca abonenin adil kullanım kotası sorunu ne zaman çözülecek? Ağustos ayında BTK’nın düzenleme yapacağı iddiaları var. Nasıl bir düzenleme olacak? Bu anlamsız ve adaletsiz uygulama ne zaman yürürlükten kalkacak?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

6.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak’ın Derbent köyünde yapılan sulama kanalının hatalı olması nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Başkan.

Benim sorum Sayın Bakan Veysel Eroğlu’na: Uşak merkez Derbent köyünde hafta sonu görüştüğüm hem muhtarın hem de köylü vatandaşların isteği üzerine… 2015 yılında Sayın Bakan tarafından açılan sulama kanalı maalesef hatalı yapıldığından ve bu eğim hatasından dolayı köyde bulunan sulanabilen arazilerin hiçbir dekarı şu anda sulanmadığından bu hatanın -çünkü eğim hatasından suyun geri döndüğüyle ilgili bilgiler verilmiştir- Sayın Bakan Veysel Eroğlu tarafından ilgilenilip bir an önce düzeltilmesi yolunda isteklerimiz vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

7.- Elâzığ Milletvekili Metin Bulut’un, Tatvan-Ankara seferini yapan yolcu treninin tarım işçilerinin bulunduğu bir minibüse çarpması sonucu 9 kişinin hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

METİN BULUT (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, iki gün önce Elâzığ’da elim bir tren kazası oldu. Tatvan-Ankara seferini yapan yolcu treni tarım işçilerinin bulunduğu bir minibüse çarptı, 4 tanesi Suriye uyruklu 9 insanımız hayatını kaybetti. Gerçekten, hepimizin canı yandı, ciğeri yandı. Elâzığlı milletvekilleri olarak biz de olay yerindeydik.

Tabii, kazanın asıl sebebi, hemzemin geçit yerine kaçak zeminin kullanılmış olmasıydı. Ben, bu konuda vatandaşımızın çok daha duyarlı olmasını talep ediyorum. Sadece güvenlikçi tedbirlerle bazı önlemleri almak asla mümkün değil, bunun sonucunda hepimizin canı bir şekilde yanabiliyor.

Ben, bir kez daha, kazada hayatını kaybetmiş olan vatandaşlarımıza, insanlarımıza…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Tren kazasında hayatını kaybedenlere, ben de Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Sayın Kuyucuoğlu…

V.- AÇIKLAMALAR ( Devam)

8.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’in Erdemli ilçesinin dağ köylerinde ve yaylalarında on beş gündür içme suyu akmadığına ve bu sorunun bir an önce çözülmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte Mersin’de insanlar yaylalara çıktı ancak Erdemli’nin dağ köylerinde ve yaylalarında on beş gündür içme suyu akmıyor. Çiriş, Kayacı, Arslanlı, Kösereli, Gücüş, Hüsametli, Yeniyurt, Veyselli, Tabureli, Küstülü, Kızelen, Sarıkaya, Avgadı Yaylası, Güzeloluk Yaylası, Harfilli, Güneyli, Yağda, Elbeyli, Alibeyli… 30’a yakın köyde içme suyu akmıyor. Bu köylerin ve yaylaların içme suyu sorununun bir an önce çözülmesini bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, öğretmen, ziraat mühendisi ve veteriner atamalarının yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – 1) Eğitim, sözleşmeli öğretmenlerle verimsiz ve niteliksiz olarak yapılmaya devam ediliyor. Bu kadar ihtiyaca rağmen, atanamayan öğretmenlerin atamasını şimdiden neden yapmıyorsunuz?

2) Üniversiteyi bitirmiş birçok ziraat mühendisimiz var. Tarım alanlarımızda daha iyi değerlendirebilmesi için, üretimi ve verimi artırmak adına, her tarım yerleşim birimine ziraat mühendislerini atamayı düşünüyor musunuz?

3) Ülkemizde hayvancılık can çekişiyor. Birçok zamanlar canlı hayvan ve et ithal etmek zorunda kalıyoruz. Hayvancılıkta üretimi ve verimi artırmak için atanamayan veteriner hekimlerin bölgesel olarak atamasını yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmündeki Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı’sıyla ilgili pek çok şikâyetler geldiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmündeki Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili tarafımıza pek çok şikâyetler gelmektedir. Özellikle, maarif müfettişliği ve yardımcılığı kadrolarının sayılarının azaltılarak eğitim uzmanı kadrosuna dönüştürülmesi, özlük haklarının yok edilmesi, atamalarının Bakanın yetkisine bırakılacak olması kabul edilemez bulunmaktadır. Bu hukuk dışı düzenleme eğitimde yeni bir keşmekeş yaratacağı gibi, müfettişlik gibi bir sistemle korunan laik, bilimsel, çağdaş eğitim sistemine bir darbe daha vuracaktır. Yasa, yönetmelik ve müfredatlar çerçevesinde eğitimin kalitesinin yükseltilmesine yönelik denetim görevi yapan, hâlen Millî Eğitim Komisyonunda görüşülmekte olan, deneyim, görgü ve mesleki bilgiye sahip maarif müfettişlerinin görevlerinin sürdürülmesi gerekmektedir.

Bunun için tasarının geri çekilmesini bekliyor, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Ertem…

11.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, uzman erbaşlıktan memur kadrolarına atamaların şartlarına ilişkin açıklaması

BİROL ERTEM (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Daha önce iki yıl hizmet yapan uzman erbaşlar memur kadrosuna atanabilmekteydi. 10 Şubat 2016 tarihinde yapılan düzenlemeyle birlikte uzman erbaşlıktan ayrılıp 657’ye tabi memur kadrolarına atanmak isteyenlerin en az yedi yıl uzman erbaşlık görevinde bulunması gerekmektedir. Kendi isteğiyle memurluktan çekilenlerin de yeniden atanmaları için asgari yedi yıllık hizmet süresi gerekmektedir. Bu hizmet şartının hangi tarihten itibaren aranacağına, yürürlük tarihinden önce görevinden ayrılanlar hakkında uygulanıp uygulanmayacağına dair bir düzenleme yapılmamıştır. Bu husus önemli bir eksiklik olup uygulamada birçok soruna yol açabilecek ve bireylerin mağduriyetine neden olabilecektir. Ayrıca, uzman erbaşlıktan ayrılıp memurluğa atanmayı yürüten merkezî bir kurum da bulunmamaktadır. Uzman erbaşların atanmaları ve mağduriyetleriyle ilgili ne tür bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

12.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Bolu’da CHP milletvekilleri olarak Bolu Milletvekili Tanju Özcan ile beraberindekilere yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, geçen hafta Bolu Millî Eğitim Müdürü haddini aşarak Onuncu Yıl Marşı’nın okullarda söylenmesini yasaklamıştır. Bu durumu protesto eden Bolu Milletvekilimiz Sayın Tanju Özcan ve yanındakiler polis şiddetine ve biber gazına maruz kalmışlardır. CHP milletvekilleri olarak dün Bolu’da milletvekillerimize ve cumhuriyet sevdalılarına yapılan saldırıları kınadık. AKP iktidarında zalim Bolu Beyi’ne özenen bazı valiler, kaymakamlar, daire müdürleri yalakalıkta sınır tanımayarak cumhuriyete, laikliğe ve halka meydan okuyarak hadlerini aşmaktadır. Onuncu Yıl Marşı, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu genç cumhuriyetin uygarlık yolunda ilerleyişinin, kalkınmanın, gelişmenin ve ulusal birliğin simgesidir. Unutulmasın ki kendini Bolu Beyi zannedenlere karşı Köroğlu Tanju Özcanlar her zaman çıkacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın İrgil…

13.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Millî Eğitim Bakanlığının, atama bekleyen 400 bin civarında öğretmenin atamasının yapılmayacağı açıklamasına ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bu ay atama bekleyen öğretmenler 400 bin civarında ve aileleriyle birlikte 3 milyona yakın bir insanı ilgilendiren karar konusunda Millî Eğitim Bakanlığı beklenmeyen bir şekilde, sürpriz bir şekilde, bu öğretmenlerin atamasının yapılmayacağını söyledi. Daha da önemlisi, daha önce hiç konusu edilmemiş, Mecliste görüşülmemiş ama yeni bir tasarı olarak, bu atamaların şubat ayında, sözleşmeli ve çakılı kadro olarak yapılacağı söylendi.

Buradan hem iktidar milletvekillerinden hem de Millî Eğitim Bakanlığından bu kaosa ve keşmekeşe son vermelerini ve ağustosta atama bekleyen öğretmenlerin atamasının yapılmasını, sözleşmeli ve çakılı kadro hayalinden vazgeçmelerini istiyoruz ve ataması yapılmayan öğretmenlerin yarından itibaren ülkenin her yerinde seslerini duyurmaya çalışacaklarını buradan herkese duyuruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Açıkkapı…

14.- Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın, Elâzığ’da meydana gelen tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın Elâzığ milletvekilleriyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sayın Başkan, öncelikle, Elâzığ’ımızda meydana gelen elim tren kazasında hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve hemşehrilerimize başsağlığı diliyorum.

Geçen haftaki Genel Kurulda “Elâzığ’ın 3 vekili nerede?” diye soran ve şu an burada görebildiğim Sayın Ali Özcan Bey’in, sanırım, fırsat buldukça uğradığı Mecliste bizim Plan Bütçedeki Metin Bey’in teşkilattaki görevinden haberi yoktu; Tahir Bey’in de İstanbul Elâzığ Dernekler Federasyonu iftar programı davetine Elâzığ’ımızı temsilen icabet ettiğinden haberdar değildi. Kamuoyunu yanıltıcı, şova yönelik bu sorusundan dolayı bu tavrı Ali Bey’e yakıştıramadığımızı belirtiyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

15.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Meclis çalışmalarında verimliliği sağlayacak İç Tüzük’ü ivedilikle hayata geçirmek gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tüm ülkeler ve kuruluşlar yüksek bütçeler harcayarak enerji verimliliği hususunda AR-GE çalışmaları yürütmektedir. Enerji verimliliği sadece elektrik, doğal gaz ve petrolde değil, aynı zamanda milletin enerjisinin verimli kullanımı için de hayata geçirilmelidir. Milletin enerjisinin verimliliği, özellikle, verimliliği artıracak İç Tüzük’ün hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır. Mevcut İç Tüzük’le verimsiz grup önerileri, sınırsız ve sonsuz sataşmalar, Genel Kurulda var olmalarına rağmen, yeter sayı aranırken muhalefetin yok sayılması milletin enerjisini tüketmektedir. Bu bağlamda, Meclis çalışmalarında verimliliği sağlarken müzakereyi hayata geçirecek İç Tüzük’ü ivedilikle hayata geçirmemiz gerektiğini ifade eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Şimdi, söz talep eden sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Demirel…

16.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Demokratik Bölgeler Partisi Şırnak il yöneticisi Hurşit Külter’in akıbetini öğrenmek istediğine ve Diyarbakır, Bingöl, Muş’ta birçok ilçe ve mahallede sokağa çıkma yasakları ilan edildiğine, F16 uçaklarıyla köylerdeki yaşam alanlarının bombalandığına, çok acil olarak bu konuya ilişkin bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, burada, Genel Kurulda defalarca ifade ettik ama hâlâ bir yanıt alamadığımız, gözaltında kayıp olarak ifade ettiğimiz Hurşit Külter’in akıbetini bir kez daha sormak istiyorum. Hurşit Külter sağ mı ya da nerede? Bu sorulara cevap bulamadık. Bu soruları, aynı zamanda, şu anda Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite de soruyor. 27 Mayıstan bugüne kadar Hurşit Külter kayıp fakat kendisinin ailesini araması ve görgü tanıklarının ifadelerine göre Hurşit Külter’in gözaltına alındığı bilgisi elimizde var ama yetkili merciler Hurşit Külter’e dair herhangi bir bilgi vermiyor. Emniyete avukatların yapmış olduğu başvuru sonucunda böyle bir bilginin ellerinde olmadığına, böyle bir kişinin ellerinde olmadığına dair ifadeler var fakat Özel Harekâtçıların kullandığı Twitter adreslerinde Hurşit Külter’in kendi ellerinde olduğuna dair bilgiler de var, Twitter’da bunların fotoğrafları da vardı.

Biz bir kez daha soruyoruz buradan, Hurşit Külter’in akıbetini öğrenmek istiyoruz: Hurşit Külter nerede? Yine 1990’lardaki gibi gözaltında kayıplarla, Hurşit Külter’in de akıbetinin yine faili meçhul olarak kalmasının önüne geçilmesi için özelde Şırnak’ta var olan ablukaların kaldırılmasıyla birlikte Genel Kuruldan bir grup heyetin Şırnak’a giderek Hurşit Külter’in durumunu tespit etmesi ve orada yaşananları görmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, ikincisi, şu anda Diyarbakır, Bingöl ve Muş’ta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İkincisi: Sayın Başkan, şu anda Diyarbakır, Bingöl ve Muş’ta birçok ilçe ve mahallede sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş ve şu anda F16 uçaklarıyla köylerdeki yaşam alanları bombalanıyor. İnsanların köylerinden 1990’lı yıllarda göç ettirilip, yakıp yıkıldığı süreçleri hatırlatıyor bize. Ama şimdi şunu sormak istiyoruz tekrar: Bugün, yine, bu mevsimde köylere giden halkımızın yaşamından endişe duyuyoruz. Sokağa çıkma yasaklarının ilan edilmesiyle ve orada F16’larla bombalanmasıyla birlikte orada bulunan halktan haber alamıyoruz ve oralarda çok yoğun orman yangınları olduğuna ve arsaların, arazilerin yandığına dair bilgiler de elimize ulaşıyor. Çok acil olarak bu konuya ilişkin bir açıklama bekliyoruz; bir.

İkincisi de bu yapılan çalışmaların hepsini, bunları, ne yazık ki AKP iktidarı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …ve saray, terörle mücadele kapsamında ele aldığını ifade ediyor ve bugün de buna ilişkin yasaları geçirmeye çalışıyor ama fiiliyatta bunlar uygulanıyor ve bunlar halkın hem canına hem de malına kasttır. Bunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Sayın Özel…

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Millî Futbol Takımı’nı tebrik ettiklerine ve Euro 2016’da yoluna devam etmesini ümit ettiklerine, Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Dönem Başkanı olan Ali Ercoşkun’u tebrik ettiklerine ve son günlerde mezuniyet törenlerinde liseli öğrencilerin atamalara gösterdikleri son derece seviyeli tepkilerine karşı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından soruşturma açılmasına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, özellikle, dün grubumuz tarafından istenen bir yoklama sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi millî takımın maçını ekran başında dikkatle takip ederek destekleme yönünde tecelli etti. Sizin Başkanlık ettiğiniz bir oturum sonrasında izlediğimiz maçta millî takımımız ülkemizin çok özlediği bir zaferi ve büyük bir moral ve motivasyonu ülkemize kazandırdı. Bugün oynanacak maçlardan sonra da en iyi 3’üncülük sıralamasıyla yoluna devam etmesini ümit ediyoruz. Millî takımın bu başarısından gururlandık. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tebrik ediyoruz ve devamını diliyoruz.

Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili Sayın Ali Ercoşkun’un konuşmasını dinledik. Kendisi milletvekillerimize de teşekkür etti. Biz de kendisini tebrik ediyoruz. Yurt dışında yapılan ve iktidarıyla muhalefetiyle milletvekillerinin birlikte davrandıkları ve Türkiye’ye bir dönem başkanlığı getiren o çalışma son derece önemlidir. Seçimdeki başarıyı görevi boyunca da devam ettireceğine inanıyor, Cumhuriyet Halk Partisi olarak uluslararası alanda her zaman bu tip çabaların yanında, destekçisi olacağımızı, bundan sonra da bu şekilde sürdüreceğimizi ifade etmek istiyorum.

Son günlerde mezuniyet törenlerinde liseli öğrencilerin müdürlere ve iktidarın siyasi atamalarına gösterdikleri son derece demokratik, son derece yaşlarıyla mütenasip, son derece seviyeli tepkilerine karşı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından soruşturma açıldığını öğrenmiş bulunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu soruşturmalar, bu ülkenin özgürce düşünen, özgürce kanaatlerini belirten, sistemle çelişkiye düştüğü zaman bunu söylemekten korkmayacak bir cumhuriyet neslini bastırma, bir cumhuriyet neslini cezalandırma, korkutma ve ülkenin içinde bulunduğu despotik yönetim anlayışı içinde şekillendirme çabasıdır. Liseli gençlerin iradelerinin arkasında olduğumuzu ve ne söylerlerse söylesinler onların düşünce özgürlüklerinin arkasında olduğumuzu ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Turan…

18.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Millî Futbol Takımı’nı tebrik ettiklerine, Fazilet Partisinin 22 Haziranda Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının Türk demokrasi tarihi açısından bir kara leke olma özelliğini hâlâ koruduğuna ve Bitlis’in Tatvan ilçesinde PKK’lı teröristlerce polis noktasına düzenlenen saldırıda yaralanan 3 vatandaşa  şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biz de, millî takımımızın dünkü olağanüstü, güzel, keyifli maçından dolayı tebrik ediyoruz, bu akşamı da heyecanla bekliyoruz.

Sayın Başkan, bundan on beş yıl önce bu Meclis çatısı altında ana muhalefet partisi olarak görev yapan Fazilet Partisi 22 Haziranda kapatılmıştı. 28 Şubat darbesinin etkisini sürdürdüğü günlerde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Fazilet Partisinin kapatılması Türk demokrasi tarihi açısından bir kara leke olma özelliğini hâlâ korumaktadır. Ancak, bu karara rağmen Türkiye, demokrasi yolunda çok önemli adımlar atmış, büyük bir yol, mesafe katetmiştir.

Sayın Başkan, yine, bugün, sabah saatlerinde Bitlis’in Tatvan ilçesinde PKK’lı teröristlerce polis noktasına saldırı düzenlenmiş ve yoldan geçen 3 vatandaşımız yaralanmıştır. Kendilerine Allah’tan şifalar diliyorum, son olmasını ümit ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesinde Türkiye’yi temsilen Dönem Başkanı olarak seçilen Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’u ve Millî Futbol Takımı’nı kutladıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı olarak, Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Seçimli Genel Kurulunda Türkiye'nin Dönem Başkanlığına seçilmesi ve Sayın Ali Ercoşkun’un da Türkiye’yi temsilen Dönem Başkanı olarak seçilmesi nedeniyle kendilerini kutluyoruz, duyduğumuz mutluluğu, gururu ifade ediyoruz. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ayrıca millî takımımızın dünkü başarısı nedeniyle Başkanlık Divanı olarak biz de mutlu olduk. İnşallah, en iyi 3’üncü olarak Türkiye Cumhuriyeti millî takımı yoluna devam edecektir. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Önergeleri ayrı ayrı okutacağım. İkinci sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni tutanak dergisinde yer alacaktır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 21 milletvekilinin, Gaziantep'te IŞİD'in bütün faaliyetlerinin açığa çıkarılması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

IŞİD terör örgütüne canlı yelekler üretilmesi, patlayıcı madde üretiminde 120 ton amonyum nitratın yakalanması, Ezidi kadınların köle ticaretinin IŞİD büroları tarafından yapılması, sınırdaki petrol kaçakçılığının bir kısmının Karkamış Sınır Kapısı’ndan geçirilmesi gibi Gaziantep'in sürekli olarak IŞİD terör örgütünün faaliyetleriyle kamuoyunda geniş yer tuttuğu görülmektedir. Bu noktada, Gaziantep adının neredeyse IŞİD terör örgütüyle eşit derecede anılır durumda olduğu gerçeği üzerinden, bu durumun tüm boyutlarıyla araştırılması, Gaziantep'te IŞİD'in bütün faaliyetlerinin açığa çıkarılması ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak üzere Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Mahmut Toğrul                                                     (Gaziantep)

2) İdris Baluken                                                        (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                                      (İstanbul)

4) Garo Paylan                                                         (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                                            (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                                     (İzmir)

7) Ali Atalan                                                             (Mardin)

8) Erol Dora                                                             (Mardin)

9) Mithat Sancar                                                       (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                             (Muş)

11) Burcu Çelik Özkan                        (Muş)

12) Besime Konca                              (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                                     (Siirt)

14) Aycan İrmez                                                       (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                          (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                                        (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                                        (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                                      (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                                                    (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                          (Şanlıurfa)

21) Nadir Yıldırım                                                     (Van)

22) Tuğba Hezer Öztürk                                            (Van)

Gerekçe:

Türkiye'de birçok canlı bomba saldırısı düzenleyen terör örgütü IŞİD’in, geçen yıl getirdiği canlı bomba yelekleri yakalandıktan sonra -IŞİD terör örgütünün- Gaziantep'te yeleklerin hazırlandığı bir atölye kurduğu belirtilmektedir. IŞİD çetesi üyelerinin intihar yeleklerini Suriye'den getirmek yerine de Gaziantep'te kurdukları atölyede ürettikleri belirtilmektedir. Çeşitli basın kuruluşlarında yer alan fotoğraflarda dikiş makinesi, kumaş parçaları, intihar yelekleri, amonyum nitrat ve demir bilyeler yer almaktadır. Fotoğraflarda, vakumlanmış binlerce bilye, TNT kalıpları, intihar yelekleri görülmektedir.

Gaziantep'te IŞİD terör örgütü hücre evleri ve depolara yapılan baskınlarda şu malzemelerin ele geçirildiği belirtilmektedir: 120 ton amonyum nitrat, 10 intihar yeleği, 150 metre korteks patlayıcı, 60 kilo TNT, 15 kilo demir bilye, 5 kilo cıvata somunu, 3.683 mermi, 10 paket kimyasal patlayıcı, 25 el bombası, 1 av tüfeği, 1 el bombası fünyesi, 6 Kaleşnikof tüfek ile 8 fünye. Bu durum Gaziantep'te IŞİD terör örgütünün varlığının kent için bir tehdit oluşturduğuna dair bulguları belirgin hâle getirmektedir.

Alman NDR ve SWR haber sitelerinin haberine göre, IŞİD'in kaçırdığı Ezidi kadın ve çocukların sanal sistemle satışa -bürolarından biri Gaziantep'te- sunulduğu ortaya çıkmaktadır. Gazetecilerin ulaştığı “chat” protokolleri, WhatsApp yazışmaları, belgeler, fotoğraflar ve satışı tamamlayan aracılar ile görgü tanıklarının ifadelerine göre, Ezidi kadın ve çocuklar dijital ortamda fotoğraflı şekilde köle olarak satışa çıkarılmıştır, en fazla para teklif edene satılmaktadır. Köle satış büroları üzerinden bir yıldır 250 Ezidi kadın ve çocuğu IŞİD terör örgütünden geri alan bir aracının, örgüte 2,5 milyon dolardan fazla para yolladığı söylenmektedir.

IŞİD'in Suriye ve Irak topraklarında ele geçirdiği petrol rafinerilerinden çıkardığı petrolü Türkiye'deki aracılar sayesinde sattığı söylenmektedir. IŞİD'in günde 40 bin ila 60 bin varile denk gelen petrol ticaretine dair tüm bu tartışmalar sürerken ABD Dışişleri Bakanı John Kerry 18/9/2014 tarihinde petrolün Türkiye'nin Karkamış ve Kilis sınırlarından geçirilerek satıldığını açıklamaktadır. IŞİD'in finans kaynaklarının kurutulması esaslı tartışmalara ilişkin Türkiye'yi zan altında bırakan son açıklama Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den gelmiştir. Putin “Suriye'de teröristlerin kontrolündeki bölgelerden çıkan petrol Türkiye'ye satılıyor.” açıklamasıyla uzunca bir süredir Türkiye ile IŞİD arasında petrol ticaretine yönelik iddiaları güçlendirici bir açıklamada bulunmaktadır.

Gaziantep'te sınır güvenliğini almakla görevlendirilen bazı rütbeli askerlerin IŞİD terör çetesi mensuplarıyla telefon görüşmelerinin kaydı bazı medya kuruluşlarında yer almıştır. 22 Ekimde Türkiye sınırı tarafında çekildiği belirten görüntülerde silahlı 2 IŞİD terör örgütü üyesiyle, Akrep tipli zırhlı araçtan inen Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşmaları görüntülenmektedir.

Gaziantep ve çevresinde çok sayıda IŞİD uyuyan hücresi olduğu, halk arasında özellikle kenar semtlerde yoğun bir şekilde IŞİD terör çetesine ait militanların görüldüğü, çeşitli hastanelerde tedavi gördükleri, farklı isimler altında dernekler kurup örgütlendiklerine dair bilgiler yer almaktadır.

Bu kapsamda, kamuoyunda Gaziantep'in sürekli IŞİD terör örgütünün transit geçiş yaptığı, Gaziantep'i bir üs olarak kullandığını göz önünde bulundurduğumuzda, bu durum kent için ciddi bir kaygıya yol açmaktadır. Bununla birlikte, kentin IŞİD terör örgütünün tehdidi altında olduğu kanısını yaratmaktadır. TBMM'nin bu konuda gerekli önlemleri alması gerektiğini, bu amaçla Meclis araştırması açılması gerektiğini talep ediyoruz.

2.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker ve 21 milletvekilinin, İstanbul'da yapımı devam eden üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve bunlara bağlı çevre yollarının ormanlara, doğaya ve insan yaşamına olumlu ve olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul'da yapımı devam eden üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve bunlara bağlı çevre yollarının ormanlara, doğaya ve insan yaşamına olumlu ve olumsuz etkilerinin neler olacağının belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz. 21/12/2015

1) Ali Şeker                                                              (İstanbul)

2) Aytun Çıray                                                          (İzmir)

3) Çetin Arık                                                            (Kayseri)

4) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

5) Tahsin Tarhan                                                      (Kocaeli)

6) Mevlüt Dudu                                                         (Hatay)

7) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                    (Bursa)

8) Cemal Okan Yüksel                        (Eskişehir)

9) Erkan Aydın                                                         (Bursa)

10) Muharrem Erkek                           (Çanakkale)

11) Onursal Adıgüzel                         (İstanbul)

12) Mehmet Gökdağ                           (Gaziantep)

13) Ceyhun İrgil                                                        (Bursa)

14) Durmuş Fikri Sağlar                                            (Mersin)

15) Eren Erdem                                                        (İstanbul)

16) Şenal Sarıhan                                                     (Ankara)

17) Mehmet Bekaroğlu                                              (İstanbul)

18) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

19) Barış Yarkadaş                                                    (İstanbul)

20) Mehmet Tüm                                                       (Balıkesir)

21) Sibel Özdemir                                                     (İstanbul)

22) Utku Çakırözer                                                    (Eskişehir)

Özet Gerekçe:

İstanbul'da Hükûmet tarafından uygulamaya konulan üçüncü boğaz köprüsü, üçüncü havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolu projeleri gündeme geldiğinden bu yana, çevre örgütleri ve bölgede yaşayan insanlar tarafından kaygıyla izlenmiş, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarınca bilimsel araştırmalara konu olmuş; yer seçimi, doğal hayata vereceği zararlar, ekonomik riskleri, daha ucuz maliyetli alternatifler gibi konularda yapılan tüm itirazlara rağmen uygulamaları devam etmekte olan projelerdir.

Üçüncü havalimanı projesi, İstanbul'un Kuzey Ormanları içerisinde, Karadeniz sahili, projeden önce ormanlık, ağaçlandırılmış bölgeler, göller, göletler, dereler ve kumul alanların bulunduğu, göçmen kuşların geçiş güzergâhı üzerinde olan bir arazi içerisindedir.

Arazide özel mülkiyet alanları için kamulaştırma ve rezerv alan uygulamaları yeterli olmayınca, TOKİ eliyle acele kamulaştırma kararları uygulanarak arazilere el konulmuş, değerleme çalışmaları mallara el konulduktan sonra yapılmış, birçok haksız uygulama yapıldığı görülmüştür.

Proje için zorunlu olan ÇED süreci Mayıs 2013 tarihinde başlatılmış; süreç 21 Mayıs 2015 tarihinde tamamlanmış olmasına rağmen, projenin ihalesi bu tarihten önce, 3 Mayıs 2013 tarihinde yapılmıştır. Birçok olumsuz çevresel eleştiriye rağmen “ÇED olumlu” kararı verilen rapor hakkında açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verilmiş, dava süreci sonuçlanmadan 7 Haziran 2014 tarihinde projenin temeli atılmıştır.

O günden bugüne projenin zemin çalışmaları devam etmekte olup, zeminin beklenenden daha kötü olduğu, ek maliyetler çıktığı, zeminin havalimanı için uygun olmadığının anlaşıldığı haberleri basında yer almıştır. Yüz binlerce ağaç kesilmiş, bitki örtüsü yok edilmiş, göletler ve sulak alanlar kurutulmuş, bölgenin doğal ekosistemi bozulmuştur. Pistlerin yapılacağı zeminin kot farkı değerlerinin yüklenici firma lehine değiştirilmesiyle bu firmalara milyarlarca lira haksız kazanç sağlandığı, ancak bu durumun uçuşlar için büyük riskler taşıdığı haberleri uzmanlarca açıklanmıştır.

2013 yılında başlanan, 2016 yılında tamamlanması hedeflenen üçüncü boğaz köprüsü için, yüklenici firmanın İnternet sayfalarında "Kuzey Marmara Otoyolu Projesi Odayeri-Paşaköy kesiminde yer alacak olup, köprü üzerindeki raylı sistem, Edirne'den İzmit'e kadar yolcu taşıyarak Marmaray ve İstanbul metrosuyla entegre edilecek." denilmektedir. “Raylı sistemle Atatürk Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve yeni yapılacak üçüncü havalimanı da birbirine bağlanacak.” şeklinde projenin görev ve vizyonu açıklanmaktadır.

Önümüzdeki günlerde ihaleye çıkılacağı söylenen Kanal İstanbul ve yeni İstanbul Kuzey Şehir Projeleriyle birlikte entegre edileceği söylenen mega projeler eliyle kentin doğal peyzajı her geçen gün biraz daha değişirken, ormanları, meraları, tarım arazileri, sulak alanları, su havzaları, endemik bitkileri, kuşları ve yabanıl yaşamıyla yok edilmekte, böylece kentlilerin sadece sağlıklı, sürdürülebilir bir çevrede yaşama hakları ihlal edilmekle kalmayıp, en dokunulmaz hak olan yaşam hakkı da ihlal edilmektedir. Son birkaç yılda İstanbul'un kuzeyinde, orman alanları, su havzaları, koruma kuşakları, sulak alanlar, tarım arazileri ve meraların bulunduğu bölgelerde yer alan üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve Kanal İstanbul projeleri, 15 Haziran 2009 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda yer almayan, ilgili kurumların görüşleri alınmadan Başbakanlık tarafından alınan ani kararlar olarak gündeme gelmiş, konuyla ilgili uzmanlar arasında önemli tartışmalara neden olmuştur.

Üçüncü köprü, üçüncü havaalanı ve bunlarla bağlantılı çevre yolları inşaatlarının şu ana kadar yol açtığı çevresel etkilerin ve proje uygulama bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımızın yaşamlarında yarattığı değişimlerin tüm boyutlarıyla, oluşturulacak Meclis araştırması komisyonu tarafından araştırılması, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir çevre ve yaşama hakkı ilkeleri çerçevesinde daha büyük zararlara yol açmadan önlenmesi açısından yararlı olacaktır.

3.- İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır ve 30 milletvekilinin, amatör spor klüplerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/240)

29/12/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Amatör spor kulüplerinin sorunlarının araştırılması ve tespiti, gerekli önlemlerin belirlenmesi ve sorunlara çözüm getirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereği Meclis araştırması komisyonu kurulmasını bilgilerinize sunarız.

Saygılarımızla.

1) Kamil Okyay Sındır                                                   (İzmir)

2) Onursal Adıgüzel                                                      (İstanbul)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                          (İstanbul)

4) Aydın Uslupehlivan                                                   (Adana)

5) Tanju Özcan                                                             (Bolu)

6) Engin Özkoç                                                             (Sakarya)

7) Uğur Bayraktutan                                                      (Artvin)

8) Burcu Köksal                                                            (Afyonkarahisar)

9) Gaye Usluer                                                             (Eskişehir)

10) Bülent Yener Bektaşoğlu                                         (Giresun)

11) Mevlüt Dudu                                                           (Hatay)

12) Mehmet Göker                                                        (Burdur)

13) Barış Yarkadaş                                                       (İstanbul)

14) Kemal Zeybek                                                         (Samsun)

15) Cemal Okan Yüksel                                                 (Eskişehir)

16) Seyit Torun                                                             (Ordu)

17) Tufan Köse                                                             (Çorum)

18) Murat Bakan                                                           (İzmir)

19) Ahmet Tuncay Özkan                                               (İzmir)

20) Bülent Kuşoğlu                                                       (Ankara)

21) Zekeriya Temizel                                                    (İzmir)

22) Faik Öztrak                                                             (Tekirdağ)

23) Emre Köprülü                                                         (Tekirdağ)

24) Niyazi Nefi Kara                                                     (Antalya)

25) Hüseyin Çamak                                                       (Mersin)

26) Özcan Purçu                                                           (İzmir)

27) İlhan Kesici                                                            (İstanbul)

28) Haluk Pekşen                                                         (Trabzon)

29) Okan Gaytancıoğlu                                                  (Edirne)

30) Tacettin Bayır                                                         (İzmir)

31) Devrim Kök                                                             (Antalya)

Gerekçe:

Spor sağlıklı yaşamın oluşumunda, toplum ve nesillerin gelişiminde oynadığı başat işleviyle yaşamın vazgeçilmezleri arasındadır. Bireyin sağlıklı yaşamı, toplumsal bütünleşmesine olan katkısı yanında, spor bireyin toplumsallaşmasında, sevgi ve hoşgörü ortamının oluşumunda önemli bir etkinliktir.

Spor tüm bu özellikleriyle birlikte ülkelerin sosyoekonomik gelişmişlik ölçütünü de belirler. Bir ülkenin sporuna ve sporcusunun gelişimine sağladığı katkı, altyapı ve olanakları o ülkenin kalkınmışlık ve gelişmişlik düzeyini de belirler.

Spor bireysel uğraş gibi görünse de özünde çok ciddi altyapı çalışmalarını, planlı ve programlı hazırlıkları gerektiren bir etkinliktir. Ülkemizde farklı alanlarda ve dallarda yapılan sportif etkinliklerin, bireysel uğraşlar yanında, çok önemli bir bölümü amatör ve profesyonel kulüpler tarafından yürütülmektedir.

Farklı il ve ilçelerde etkinlik yürüten amatör spor kulüplerimiz koşul ve kaynak yeterliliği anlamında da farklılık barındırmaktadır. Bu durum, adil olmayan koşulların yarattığı sorunlarla etkinliğin yürütülmesini zorlaştırmaktadır. Tesis, malzeme, araç gereç gibi temel araçların yoksunluğu, amatör spor kulüplerinin etkinliklerini yerine getirmesi önündeki temel eksiklerin başında yer almaktadır. Görevi ve amacı "gençlerin kişisel ve toplumsal gelişimini destekleyici politikalar belirlemek" olan Gençlik ve Spor Bakanlığının yardım ve yatırımları yetersiz kalmakta, amatör spor kulüpleri ayakta kalma mücadelesi vermektedir.

Birçok amatör kulüp maddi yetersizlikler nedeniyle belediyelerin, esnaf ve sanayicilerin desteğiyle varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Maddi olanaksızlıklar ve tesis yetersizlikleri nedeniyle birçok amatör kulüp müsabakalara hazırlanmakta, başka kulüplerin tesislerinde mücadele etmek durumunda kalmaktadır. Kulüp yönetimleri de vergi ve sigorta primleri ödeme sıkıntıları nedeniyle bir başka sorunla baş etmek durumunda kalmaktadır. Bu durum kulüplere yönetici bulamama sıkıntısı getirmektedir. Bütün bu sıkıntıların içinde kulüpler antrenman ve müsabakalara gitmek için ulaşım giderlerini karşılamakta zorlanmaktadır.

Özellikle gençlerin toplumsal yaşama katılımını kuvvetlendiren, gençlerin kahve köşelerinden ve suça eğilimli davranış bozukluklarından kurtarılmasında önemli bir etkinliği yerine getiren amatör spor faaliyetlerinin desteklenmesi birey ve toplum sağlığı ve gelişimi için de önemlidir. Gençlerimizin beden ve ruh sağlıklarının korunması, sağlıklı bir toplum yapısının temeli için amatör spor kulüpleri desteklenmeli, daha fazla il ve ilçede daha fazla amatör kulübünün gençlerimize spor olanakları sunması sağlanmalıdır. Bu durum beraberinde toplumsal bütünleşmenin gerçekleşmesi yanında, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkların önlenmesi ve asayiş için verilen mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.

Tüm bu gerekçelerden dolayı, amatör spor kulüplerinin sorunlarının araştırılması ve tespiti, çözüm yollarının belirlenmesi, bu konudaki mevzuat ve yasal düzenlemelerin belirlenerek soruna yüce Meclisimizce çözüm bulunması, konunun bireysel ve toplumsal gelişim yanında ve ulusal bir konu bağlamında ele alınması son derece önemlidir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve arkadaşları tarafından, İzmir Aliağa 4. No.lu T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan keyfî muamele, işkence ve şiddet iddialarının araştırılması amacıyla 8/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/6/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/6/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Çağlar Demirel

Diyarbakır

Grup Başkan Vekili

Öneri:

8 Haziran 2016 tarihinde Batman Milletvekili Sayın Ayşe Acar Başaran ve arkadaşları tarafından verilen (2206 sıra numaralı), İzmir Aliağa 4. No.lu T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan keyfî muamele, işkence ve şiddet iddialarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 22/6/2016 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önerinin görüşmelerine geçmeden önce, biraz önce Elâzığ Milletvekilimiz Sayın Ejder Açıkkapı -tutanakları talep ettik doğru mu duyduk diye- İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ali Özcan’a, ismini açıkça zikrederek Meclise fırsat buldukça uğradığını, Meclisteki gelişmelerden haberdar olmadığını, yaptığı açıklamaların kamuoyunu yanıltıcı olduğunu ve “şova dönük bu açıklamalar” ifadesiyle de kendisine açık bir sataşmada bulunmuştur. Cevap hakkı istiyoruz İç Tüzük 69’a göre.

BAŞKAN – Evet, Sayın Özcan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre size söz veriyorum.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakikadır.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın yaptığı açıklamaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Elâzığ’da milletvekili yok. Hepinizin bildiği gibi, Elâzığ da benim memleketim; orada doğdum, orada büyüdüm ve oranın ikliminde mayalanmış bir kardeşinizim.

Elâzığ’ın “e” harfi ile “z” harfi yan yana geldiği zaman duygulanan bir hemşehrileriyim ben sevgili kardeşlerimin. Dolayısıyla, ben, Elâzığ için çok önemli olan, hatta Türkiye için çok önemli olan ve İstanbul’dan sonra depremden en çok zarar görecek kentimizle ilgili son derece tutarlı, mesleğime uygun olarak son derece teknik bir konuşma yaptım ve o konuşmada da ben araştırma komisyonunun kurulmasını istediğim için, son derece nazik ve hiç kimseyi rahatsız etmeyen bir konuşma yaptım çünkü araştırma komisyonu için Adalet ve Kalkınma Partisinden de oy almak istiyordum. Dolayısıyla, en ufak bir şekilde sataşmam yok, şov yok, hemşehrilerim yanlış değerlendiriyorlar çünkü o gün kendileri yoktu ama mazeretleri varmış. Ama, ben onların yerinde olsam, depremin görüşüldüğü, Elâzığ konusunun görüşüldüğü gün burada olurdum. Konuşma alan arkadaşımız o gün beni suçladı, ben suçlamadan dolayı burada konuştum ama asla şova dönük değildir. Memleketim için çok önemli bir konuyu gündeme getirdim.

Sataşmadan dolayı ben bu sözü aldım, arkadaşlar da bundan rahatsız olmasınlar, siyaset de biraz şovdur şov, şovdur; gelin siz de yapın.

AYHAN GİDER (Çanakkale) – Bardak düşecek, bardak, devlet malı.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Bakın, biz bu meseleleri -buyurun gelin- Elâzığ’da, Elâzığ’ın bütün sivil toplum örgütlerinin yanında konuşalım, bu Meclisin işi değil, gelin burada konuşun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Onun için, siz hiç rahatsız olmayın, barış dili kullanalım, birbirimize ihtiyacımız var. Benim size, sizin de bana Elâzığ için ihtiyacımız var. Onun için size çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Açıkkapı…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sayın Başkanım, Ali Bey “Ben sizin yerinizde olsaydım…” şeklinde bir ifadede bulundu ve kürsüye vurarak “Burası şov yeridir, siz de konuşabiliyorsanız konuşun.” şeklinde bir meydan okuyuşta bulundu. Ben bundan dolayı söz istiyorum efendim.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Elâzığ’da, İstasyon Meydanı’nda toplanacağız.

BAŞKAN – Sayın Açıkkapı, Sayın Özcan’ın cümlelerinde İç Tüzük’ün 69’uncu maddesindeki hâllere tekabül eden bir husus yok, bir sataşma yok; dolayısıyla, size o çerçevede söz vermem mümkün değil.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Barış dili kullanalım diyorum ya.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sayın Başkanım, masaya vurması…

BAŞKAN – Efendim…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, özür diliyorum bir şey söyleyebilir miyim?

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – O suçsa burada karar verilir ona.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – …aslında, tamamen kamuoyuna yönelik bir harekettir, bunu tasvip etmediğimizi, Elâzığ kamuoyunu farklı şekillerde yönlendirmeye çalıştığını ifade etmek istiyorum. Ali Bey’e sonsuz saygımız var ancak siyasi bir makamda olmanın ağırlığının taşınması gerektiğini düşünüyoruz.

Bizler, Elâzığ’da 4 vekil olarak çok güzel siyasetler yaparak buraya geldik, hemşehrilerimizin her türlü hizmetindeyiz, onların emrinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Ali Bey’in de bahsettiği gibi, Elâzığ’ın her yerinde de bizler kendisiyle her türlü yarışa girmeye hazırız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tutanaklara geçmiştir Sayın Açıkkapı.

Sayın Özcan…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – “Siyasette ağırlığıyla hareket etsin.” diye bir cümle kullandı benim değerli kardeşim. Ben her konuşmamda sevgili hemşehrilerim, sevgili kardeşlerim ve milletvekillerim diye hitap ederim. Lütfen, ben sizden rica ediyorum, bir dakika yani iki dakika değil, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sataşma yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Adaletli olmaz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hangi cümlesiyle istiyorsunuz Sayın Özcan, bir daha söyler misiniz?

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – “Ali Özcan ağırlığıyla siyaset yapamıyor.” dedi.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Öyle bir şey demedim.

BAŞKAN – Yani, sizin ağırlığınızla siyaset yapmadığınız anlamına gelebilecek şekilde bir cümle kullandı diyorsunuz?

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Evet, evet.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özcan.

AYHAN GİDER (Çanakkale) – Kürsüye vurmazsanız…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Tabii, tabii, haklısınız, özür dilerim.

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

İki dakikadır süreniz.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Bir dakika istemiştiniz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Suyu devirmeyesin!

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Efendim?

BAŞKAN - Sayın Özcan, Genel Kurula hitap edin efendim.

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; elbette, biraz önceki konuşmamda masaya yavaş vurmak gerekirdi, öyle hızlıca vurmamak gerekirdi. E, siyasette ağırlığı olmayan bir insan olarak bana atıfta bulunan benim değerli hemşehrime, ağırlığım iyidir, kilom iyidir, Elâzığ’da da ağırlığım iyidir; o ağırlığın etkisiyle yumruğu biraz fazla vurmuş olabilirim. (CHP sıralarından alkışlar) O ağırlık da Allah vergisi, herkes sevilmez, sevdirilmez. Bu Mecliste bu sıradaki arkadaşlarım, bu sıradaki arkadaşlarım, partililerim ve bu sıradaki arkadaşlarımdan kabul görmüş ve herkese nezaketle hareket eden, saygılı ve sevgili hareket eden bir ağabey rolü oynuyorum, ben bir ağabeyim. Ben, gelecek sene, eğer Sayın Deniz Baykal milletvekili olmazsa size Meclis Başkanlığı yapacağım. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için, benim yaşıma hürmeten, ağırlığıma hürmeten benim sevgili hemşehrilerim, lütfen, hiç polemiğe girmemize gerek yok. Ben sizi çok seviyorum. O gün gerçekten, burada olmadığınız için ben üzüldüm.

METİN BULUT (Elâzığ) – Biz sizin her gün olmadığınız için üzülüyoruz.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Elâzığ’ın en iyi, en önemli meselesi deprem meselesiyken iftar yemeği ondan daha önemli değildir. Burada konuşmamızı yapardık, beraber giderdik, daha da iyi olurdu.

Şimdi, ben ne bileyim, hemşehri olarak ben her şeyden size haber veriyorum. Siz “Elâzığ’ın iftar yemeğine sen de gelecek misin?” diye sordunuz da ben hayır mı dedim? Ben oradaki başka…

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Davet etti, davet…

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Bak, bak, giderken beni davet edin, ben sizin ağabeyinizim.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Dernek davet etti, dernek.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Ağabeylerle konuşurken daha nazik, daha kibar ve barış dilini kullanalım. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Meclisin ihtiyacı olan bu barış dilini hepimiz birlikte kullanalım.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Dernek davet etti, davet.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Cumhurbaşkanı da dâhil, Başbakan da dâhil, bizler de dâhil Türkiye’de bu barış dilini kullanırsak…

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Kılıçdaroğlu da dâhil mi? Kılıçdaroğlu da dâhil mi?

ALİ ÖZCAN (Devamla) – …ve memleketimizin her noktasında barış türkülerini söylersek o zaman birlikte hareket ederiz. Türkiye'nin en önemli meselesi bu gerilim politikasından kurtulmuş oluruz ve bu ayrılıkçı tutumdan vazgeçmiş oluruz.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

METİN BULUT (Elâzığ) – Sayın Başkanım, sadece tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum: “Ben sizin ağabeyinizim, ona göre benimle konuşacaksınız.” dedi Ali Özcan, haklıdır, bütün arkadaşların hepsi kendisine ağabey muamelesi yapmıştır ama ağabey olabilmek kadar ağabeyliğin ağırlığını korumak da zordur, bunu korumak gerekir.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Aha vazgeçtim, sataşma…

METİN BULUT (Elâzığ) – Bu Meclise en çok devam eden…

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekili, bakınız, bakınız..

METİN BULUT (Elâzığ) – Sayın Başkanım, bu Meclise en çok devam eden arkadaşları, kamuoyunda infial oluşturacak şekilde, çıkıp şurada suçlayıp “Bunlar neredeler?” deyip kendisi ayda yılda bir gelip bu şekilde mi ağırlığını koruyacak? Meclis, tutanakların en ciddi tutulduğu yerdir. Bakalım Meclis tutanaklarına Elâzığ milletvekilleri ne kadar devam etmiş, Ali Özcan ne kadar devam etmiş? Ali Özcan rozetini takmasa girişteki arkadaşlar kapıdan içeriye almayacaklar çünkü yeni görüyorlar.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Ya, burası Elâzığ Belediye Meclisi değil ki Başkan. Türkiye Büyük Millet Meclisi burası ya.

BAŞKAN – Sayın Bulut, öyle anlıyorum ki siz, Sayın Özcan kürsüden inmesin, devamlı konuşsun istiyorsunuz.

METİN BULUT (Elâzığ) – Ama bize tanımadığınız hakkı ona tanıdınız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bulut, bakınız, eğer Sayın Ali Özcan’ın konuşmasında Sayın Açıkkapı’ya, size yönelik olarak herhangi bir sataşma cümlesini bana ifade etmiş olsaydınız, ben size söz verirdim, vermek zorundayım.

METİN BULUT (Elâzığ) – Söyleyeyim, şunu söyledi…

BAŞKAN – Bir sataşma cümlesini ben tespit etmiş değilim.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Sayın Başkanım…

METİN BULUT (Elâzığ) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye efendim.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - …sözler kadar hareketler önemlidir. Milletin kürsüsüne o şekilde vuramaz, orası milletin kürsüsüdür.

BAŞKAN - Sayın Açıkkapı, şimdi bir milletvekili… Bu kürsü konuşan milletvekilinindir; o kürsüye vurabilir, vurmayabilir, herkesin bir siyaset üslubu var. Siz o vurma eylemini doğru bulmayabilirsiniz, kendisi doğru bulabilir, bir başkası farklı düşünebilir, bu milletvekilinin takdirinde olan bir konudur yani “Milletvekili kürsüye vurdu.” diye oradan bir sataşma gerekçesi doğmaz.

Sayın Özcan, sizi dinliyorum.

METİN BULUT (Elâzığ) – Sataşma gerekçesini söyleyeyim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özcan, sizi dinliyorum.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Değerli hemşehrim, değerli kardeşim diyor ki: “Ağabeyimiz ama ağabeylik ağırlığını koruyamıyor, koruması icap eder.” diyor. Bu da bir sataşmadır, bu da bir sataşmadır ama burada Meclisi saatlerce, akşama kadar da oyalamak istemiyorum. Ama, müsaade ederseniz iki dakika da olmasın, otuz saniye söz verin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN HABERAL (Ankara) - Elâzığ’dan başka il de var efendim.

BAŞKAN - Sizin talebiniz uyarınca bir dakika süre veriyorum Sayın Özcan.

METİN BULUT (Elâzığ) – Demin de öyle dediniz, iki dakika verdiniz Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye… Sayın Özcan, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, bakınız, Sayın Bulut, lütfen, sataşma nedeniyle iki dakika söz verilir. Ben demin de öyle bir şey söylemedim. Demin, Sayın Özcan “Bir dakika da olsa konuşayım.” dedi. Ben kural neyse onu uyguladım, iki dakika süre verdim. Şimdi de kural neyse onu uygulamam gerekir, iki dakika vermem gerekir ama Sayın Özcan “Ben bir dakikada meramımı ifade edeceğim.” dediği için, kendi talebi doğrultusunda bir dakika veriyorum. Ama, Sayın Özcan “Hayır, ben iki dakika talep ediyorum.” derse, iki dakika süre vermek zorundayım.

Sayın Özcan…

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Metin Bulut’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Ben iki dakika talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, iki dakika süre veriyorum.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Suyu tazelesinler Başkanım.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Efendim?

BAŞKAN – Sayın Özcan, Genel Kurula hitap edin.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Sizi dinliyoruz.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Buyurun. Buyurun. Belki sana da cevap veririm. Söyle, içinde kalmasın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ben söylerim.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; evet, ben bir dakika konuşmayı istedim ama belli ki bir dakikada ben o ağabeyliğimi, o arkadaşlığımı, o hemşehriliğimi bu kardeşlerime anlatamadım, onun için şimdi iki dakika sözüme devam etmek istiyorum.

Bakınız söylemek istediğim şudur: Bizim Elâzığ milletvekillerinin içerisinde en fazla değer verdiğim -o zaman ben milletvekili değildim- en fazla sevdiğim, saydığım -yaşça benden küçük olmasına rağmen- hiçbir kusur yapmadım ve her seferinde de “Beni de ihtiyaç varsa aranıza alın, ben de Elâzığ’ın bir 5’inci milletvekili olarak bir yemek yiyelim, bir toplantı yapalım, sorunları konuşalım.” dedim, devamlı dedim bunu, özellikle de size Tahir Bey. Benim kardeşimsin, aile olarak da biz çok yakınız birbirimize. Burada birbirimizi kırmamıza, birbirimizi üzmemize gerek yoktur.

Şimdi, polemik de yaparsak Malatyalı arkadaşların yaptığı gibi, o gitti, bu geldi filan saatlerce Meclisi işgal etmeyelim, etmememiz lazım. Şimdi, kırgınlık olabilir ama o kırgınlığı biz kendi içimizde halledelim. Bir yanlışlık varsa o yanlışı… Bana telefon açarsınız, makamınıza çağırırsınız ki ben bundan erinmem ağabey budur zaten. Lütfen, onu yapın, ben de sizi rencide etmişsem gereğini yapayım. Benim böyle bir özelliğim, meziyetim de vardır. Sadece Elâzığ değil Türkiye beni tanır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve arkadaşları tarafından, İzmir Aliağa 4. No.lu T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan keyfî muamele, işkence ve şiddet iddialarının araştırılması amacıyla 8/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk konuşmacı, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’dır.

Buyurunuz Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum öncelikle.

HDP olarak sunmuş olduğumuz, cezaevlerinde son dönemde artan hak ihlallerinin araştırılması konusunda grubumuzun verdiği önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, on dört yıllık AKP iktidarının yarattığı sorun alanları ve ayrıca toplumda yarattığı tahribat elbette saymakla bitmez. Ancak, cezaevleri bu anlamda en hassas ve bir an evvel tedbir alınması gereken bir alandır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye cezaevlerinde her dönem mahpuslara yönelik infaz ve işkence vakaları başta olmak üzere, birçok ihlallerin yaşandığını biliyoruz, çok yakından biliyoruz. Bunun en yakın örneğini “Yasa dışı örgütlerin hâkimiyetini kırmak.” iddiasıyla 19 Aralık 2000 yılında 20 cezaevinde, bir kısmı kimyasal silahlarla olmak üzere, 30 tutsağın ölümüne neden olan Hayata Dönüş Operasyonu’nda görmüştük. Hayata Dönüş Operasyonu’nun gayesi belliydi; o dönem tecrit niteliğindeki 1 veya 3 kişilik koğuşlardan oluşan F tipi cezaevlerine geçişi sağlamak amaçlanıyordu. Bugün tecrit işkencesinin mahpuslarda yarattığı tahribatın boyutlarını tariflemek bile imkânsız hâldedir.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken cezaevlerinin AKP’nin oluşturduğu en büyük sorun alanlarından biri olduğunu ifade etmiştim. Bunu ben değil, aslında AKP’nin on dört yıldır işgal ettiği Adalet Bakanlığı verileri söylüyor. Zira, AKP iktidara geldiği 2002 senesinde cezaevlerinin mevcudu 60 bin iken 31 Mart 2016’da bu sayı 188 bine ulaşmış durumdadır yani tam 3 katı. Daha açıklayıcı ifade etmem gerekirse cezaevlerinin nüfusu toplam kapasiteyi aşmış durumdadır. Bizlere, sivil toplum kuruşlarına gelen mektuplardan da biliyoruz ki sadece bu nedenle insanlar ranzalarda nöbetleşe yatıyorlar. Yer bulamayan mahpuslar kapı önlerinde, tuvaletlerde uyumak zorunda kalıyorlar. Hatırlayın, 2012 senesinde, doluluk nedeniyle artık nefes alamadıklarını belirten Şanlıurfa Cezaevindeki mahpuslar seslerini duyurabilmek için isyan çıkarmışlar ve ne yazık ki 13 mahpus da yaşamını yitirmişti. Bu örnekten yola çıkarak ifade etmeye çalıştığım husus, hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı fakat en belirsiz de olduğu alan cezaevleridir. Katı disiplin koşulları ve cezaevi yöneticilerinin keyfî cezalandırma yöntemlerini, “arama” adı altında mahpuslara uygulanan işkenceleri, cezaevlerinin sivil denetime açık olmaması sebebiyle maalesef takip etmekte çok zorlanıyoruz. Buna rağmen, bizlere hâlâ ulaşabilen tutuklu ve hükümlüler var, onların şansı ise yargılandıkları davaların siyasi niteliği dolayısıyla hak arama yöntemlerini kısmen biliyor olmalarıdır, adli suçlardan tutulan mahpusların böyle bir şansı bile yoktur.

Tabii, cezaevlerindeki ihlal sebepleri doluluk oranıyla sınırlı değil. Hâlâ, neredeyse tüm cezaevlerinden şüpheli ölüm haberlerini, tedavilerinin engellenmesi nedeniyle yaşamını yitiren hasta mahpus haberlerini, sadece mahpuslara yönelik değil ziyarete giden yakınların dahi tabi tutulduğu çıplak arama, makat arama işkencelerini, kamerasız alanlarda darbetme olaylarını, süngerli odaya kapatma gibi işkence yöntemlerini, tedavileri engellenen ağır hasta tutsakları, yakınlarından binlerce kilometre uzağa sebep olmadan gönderilen, sevk edilen ya da sürgün edilen mahpusları duyuyoruz ve biliyoruz. Neredeyse tüm cezaevleri bu durumla karşı karşıya.

Aylardır, ablukaların başlamasından beri, iletişim ve görüş hakları kesilen, ağır hasta ve yaralı oldukları hâlde tedavileri yapılmayan Şırnak T Tipi Cezaevindeki mahpuslardan üç aydır da haber alamıyoruz, yakınları dahi kimse görüşemiyor. Tutuklu ve hükümlüler 8 Marttan bu yana telefon hakkını kullanamıyor. Yine, 14 Marttan bu yana ise mahpuslar aile ve yakınlarıyla görüşemiyor. Tutuklu yargılananlar duruşma tarihleri geçmesine rağmen mahkemeye çıkarılmıyor, duruşmaların görülmesi için “SEGBİS” denen ve savunma hakkını kısıtlayan yönteme başvuruluyor. Yıllardır, cezaevleri, gözaltı merkezleri gibi kapatılma alanlarındaki işkence ve diğer hak ihlali iddialarının araştırılması için bu yerlerin bir an önce uzman sivil kurumların denetimine açılması gerektiğini dile getirdik ve Hükûmet de üzerine düşeni yapmamakta ısrarcıdır. Hükûmet, İşkenceye Karşı Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol gereğince bu sistemi bir türlü devreye sokmamıştır. Öte yandan, Meclis İnsan Hakları Komisyonu bünyesindeki Cezaevi İnceleme Komisyonu da çalışmalarını sınırlı tutmakta ve bu bahsedilen iddiaları araştırmakta isteksiz davranmaktadır.

Değerli milletvekilleri, hâlihazırda Şakran Cezaevinde yaşanan olayları endişeyle takip ediyoruz. Yirmi dört günden fazladır orada bulunan tutsaklar açlık grevine başlamış durumdalar, sebebi de işkence ve onur kırıcı muameleye tabi tutulmalarıdır. Bu konuda Adalet Bakanına da defalarca soru sormamıza rağmen, oradan sağlıklı bir bilgi vermemektedir, bilgi vermekten de kaçınmaktadır. Bizler çok endişeliyiz, bir an önce Şakran Cezaevinde neler olup bittiğine dair açıklama yapılmasını bekliyoruz ve uygulanan insanlık dışı ve onur kırıcı muamelelere de son verilmesini diliyoruz.

Bizler, milletvekili olarak yasama faaliyetimizin bir parçası olan cezaevi ziyareti görevini ne yazık ki tam bir yıldır Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın ambargosuyla yerine getiremiyoruz. Sayın Bakan hukuka aykırı bir şekilde ve tamamen keyfî olarak HDP’li milletvekillerinin cezaevlerine gitmesini engellemektedir. Bu engelle beraber, kendileri de cezaevlerindeki uygulamalardan ve insanlık dışı muamelelerden haberleri yokmuş gibi davranıyor, gözlerini kapatıyor ve umursamaz davranıyor, açıkça görevini kötüye kullanıyor.

Yine, cezaevlerinden işkenceyle ölüm haberleri, tedavi engellendiği için yaşamını yitiren mahpus haberleri geliyor. Bakanlığın sesiz ve ilgisiz kaldığı bu soruna eğer bizler veya sorunları tespit etmeye gönüllü sivil toplum kuruluşları da müdahil olamazsak bu insanların haklarını kimler savunacak ve nasıl savunulacak? Anayasa’nın 17’nci maddesine göre kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tabi tutulamaz. Anayasa’nın 13’üncü maddesine göre, temel hak ve özgürlükler ancak kanunla sınırlanabilir.

Ayrıca AİHM, çıplak aramayla ilgili kararlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesinde düzenlenen işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yasağı ve 8’inci maddede düzenlenen özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkıyla sağlamaktadır, güvence altına almaktadır ancak bunlara sürekli aykırı davranışlar sergileniyor.

Sayın milletvekilleri, tutulduğu Oltu T Tipi Cezaevinde 2 Mayıs 2016’da gece saatlerinde beyin damarlarında meydana gelen tıkanma sonucu fenalaşan Ferhat Sarıhan, fenalaşmasına rağmen dokuz saat koğuşta keyfî bir şekilde bekletildikten sonra hastaneye kaldırıldı ve tam dört gün hayatta kalma mücadelesi verdikten sonra hayatını kaybetti. Buradan sormak istiyorum: Bu sorumlularla ilgili, bu ölüm olayına yol açan, keyfî davranan görevlilerle ilgili Bakanlık bir soruşturma başlatmış mıdır? Sorduğumuz sorulara cevap verilmemektedir. Tekrar Meclis kürsüsünden söylüyorum: Bu ihlallere artık son verin.

İzmir’deki Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalp krizi geçirdiği hâlde hastaneye sevk edilmeyen ve cezaevi yönetiminin “Biraz yürü, dolaş ağrın geçer.” diyerek koğuşuna gönderdiği Erkan Aydoğan’ın 30 Mayıs 2016’da ölümüne yol açılmıştır.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerindeki işkence uygulamaları ve diğer hak ihlalleri artık kabul edilemez bir noktaya gelmiştir. Her cezaevi yönetimi ayrı bir yönetim kurmuş ve mahpuslara akıl almaz işkenceler yapmaktadır. Keyfî olarak görüş yasağı verilen, mektuplarına, kitaplarına el konulan, ailelerinden binlerce kilometre ötedeki cezaevlerine sürgün edilen bu insanların sesini duymak zorundayız. Dışarıda olduğu gibi, tüm bu baskıcı uygulamaların ve işkencelerin en büyük mağduru yine kadın ve çocuklardır.

Gün geçmiyor ki çocuk cezaevlerinden işkence, cinsel istismar, tecavüz haberleri gelmesin. Henüz 15-16 yaşında olan bu çocuklara yapılan tüm bu zulümler yetmezmiş gibi, bir de ailelerinden koparılıyorlar. Ailesi Şırnak’ta, Hakkâri’de kıt kanaat geçinen çocuklar çeşitli bahanelerle Sincan’a, İzmir’e, Adana’ya sürgün ediliyor.

Değerli milletvekilleri, zamanım da kalmadığı için… Birçok ihlali de burada saymak elbette ki imkânsız ama Türkiye cezaevlerinde yaşanan başta yaşam hakkı olmak üzere işkence dâhil tüm hak ihlali iddialarının Meclisin katkılarıyla bir an evvel aydınlatılması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bir an evvel esaslı şekilde çalışacak bir komisyonun kurulması ve ihlallerin tespit edilip tedbirlerin alınması gerekir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Cezaevi Komisyonumuzla ilgili bir suçlamada bulundular; cezaevlerini ziyaret konusunda isteksiz davrandığımıza dair bir suçlama. Dolayısıyla, suçlamaya cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Cezaevi Komisyonunun…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ben Alt Komisyon Başkanı olarak kendisine cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Anladım, yani “’İsteksiz davrandığını söyledi Komisyonun.’ diyerek sataştı.” diyorsunuz.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner’in, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cezaevi Komisyonu olarak bize iletilen hiçbir sorun karşısında bugüne kadar duyarsız kalmadık. Geçen hafta Kırıkkale Cezaevindeydik, önceki haftalarda çeşitli cezaevlerinde incelemelerde bulunduk.

Tabii ki Genel Kurul faaliyetlerimiz var, tabii ki seçim bölgelerimizdeki faaliyetlerimiz var, her birimizin de çeşitli siyasi faaliyetleri var. Biz, Komisyon üyesi arkadaşlarımızın da programlarını göz önünde bulundurarak cezaevi ziyaretlerimizi sürdürüyoruz. Burada Alt Komisyonun cezaevlerini inceleme konusunda isteksiz davrandığını iddia etmek, Komisyonumuza, Komisyonumuzda yer alan her bir milletvekili arkadaşımıza çok büyük bir haksızlıktır.

Ayrıca, tabii ki sorunlar var, sorunların giderilmesi için de elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ama çok büyük bir abartı diliyle de karşı karşıya kaldığımızı, bunun da politik bir istismara dönüştürüldüğünü de Cezaevi Komisyonu Başkanı olarak sizlere arz etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Metiner.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hatip konuşmasında bizim yapmış olduğumuz konuşmalara ilişkin politik bir istismar söz konusu olduğunu…

BAŞKAN – Politik bir…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – “Politik istismar” söz konusu olduğunu yapmış olduğumuz açıklamalardan kaynaklı…

BAŞKAN – “İstismar” kelimesini genel kullandı; siz onu kendi üzerinize, grubunuzun üzerine alıyorsanız…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Evet.

Bir de yanlış bilgilendirme yaptığımıza dair bir açıklama yaptı.

BAŞKAN – Yanlış bilgilendirme bir sataşma nedeni değil ama…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani o bilgilendirmelere ilişkin yanlış olarak ifade ettiği; sanki cezaevine… İşte, elimizde belgeler var, ona ilişkin de bilgilendirme yapmak istiyoruz Genel Kurula.

BAŞKAN – Sayın Demirel, şimdi, yanlış bilgilendirme gerekçesiyle bir sataşma ortaya çıkmaz. Ancak, politik istismar keyfiyetinin…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Politik istismarda bulunduğumuza dair ifadelerde bulundu.

BAŞKAN – Herhangi bir grup ifade etmemiş olmakla birlikte, bu ifadenin grubunuza yönelik olduğunu değerlendiriyorsunuz.

Buyurunuz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Çünkü, önerge sahibiyiz. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Meral Hanım konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, buyurunuz.

5.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, Sayın Metiner Cezaevi Komisyonu Başkanı olarak herhâlde çok geniş yaklaşıyor ihlallere, işkenceye, cezaevinde yaşanan insanlık dramlarına. Oradan her gün yüzlerce mektup alıyoruz biz. Cezaevi Komisyonu nerede? Meclisten bütün Türkiye'ye soruyorum. Hasta tutsaklar hastaneye bile götürülmüyor, her gün ölümle pençeleşiyorlar. Şu anda Sincan Cezaevinde Leyla Nergiz isimli bir tutuklu -dün avukat görüştü- tedavisi engellendiği için bacağının kesilmesiyle karşı karşıya. Yine, 30 Mayıstan bu yana süresiz, dönüşümsüz bir açlık grevi devam ediyor ve Aliaağa’ya Cezaevi Komisyonunun planladığı ziyaret iptal edilmiş vaziyette sanırım, henüz gitmediler.

Gerçekten, politik istismardan ziyade, bu ülkede Meclis Cezaevi Komisyonunun ne iş yaptığını bilmiyoruz. Sadece, gidip, belirli tutukluları ziyaret edip orada her şeyi güllük gülistanlık göstermekse Cezaevi Komisyonunun görevi, bu, gerçeklerle, hayatla hiçbir bağ kurmamak demektir.

Şu anda Türkiye'nin her yerinde devam eden darbe uygulamaları en ağır şekilde cezaevi koşullarında yaşanıyor. Benim vekili olduğum ilin cezaevinde, Adana’da, Kürkçüler’de çocuklar sabaha kadar işkence gördüler. Biz yüzlerce soru önergesi verdik, hiçbirine yanıt verilmiyor Adalet Bakanlığı tarafından ve 1 Kasımdan önce başlayan ve bugüne kadar devam eden cezaevindeki sorunlara müdahil olabilmek için, çözmek için Bakanlığa yaptığımız bütün başvurulara ne olumlu ne olumsuz hiçbir yanıt verilmiyor. Meclisteki bütün milletvekilleri cezaevlerine gidebiliyor ama HDP Grubuna keyfî ve fütursuzca bir yasak getirilmiş durumda. Cezaevi Komisyonunun bu konuda da bir sözü olmasa gerek çünkü bu işkencelere eğer ortaklık etmiyorsanız bu söylediklerimizi ciddiye almanız gerekiyor. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, sadece küçük bir açıklama…

BAŞKAN – Sayın Metiner, buyurunuz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Yani, HDP’li milletvekillerinin görüşmelerine Bakanlığın izin verip vermemesi bizim Komisyonumuzla alakalı bir durum değildir ama Cezaevi Komisyonumuz insan hakları ihlalleri konusunda son derece duyarlı davranıyor, her bir şikâyete son derece duyarlı davranıyoruz. Elbette ki sorunlar var, bizim de tespit ettiğimiz sorunlar var, bunları raporlara dönüştürüyoruz, Bakanlıkla görüşüyoruz. Biz cezaevi güllük gülistanlıktır demiyoruz, orada hiçbir yanlışlık yoktur demiyoruz. Raporlarımızda da buna benzer saptamalarımız söz konusu değil. Dolayısıyla var olan sorunların üstüne gidiyoruz, haksızlıkları gidermeye çalışıyoruz ama zaten Cezaevi Komisyonu sadece AK PARTİ’li üyelerden oluşmuyor, diğer partili üyelere de haksızlık anlamına gelebilecek bir suçlamaya yanıt olsun diye söyledim yoksa cezaevleri güllük gülistanlık, orada hiçbir sorun yok, zinhar hiçbir haksızlık yok anlamında hiçbir söylemim olmadı ama çok abartılı bir dile yaslanan politik bir istismara değindim, bunu da kendi üstlerine alınmazlarsa sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Metiner.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve arkadaşları tarafından, İzmir Aliağa 4. No.lu T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan keyfî muamele, işkence ve şiddet iddialarının araştırılması amacıyla 8/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Fatma Benli, İstanbul Milletvekili…

Buyurunuz Sayın Benli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kıymetli milletvekilleri, HDP grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Biraz önce bahsedildiği üzere Mecliste, biliyorsunuz, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu mevcut. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun ana görevlerinden bir tanesi, insan hakları ihlallerinin kendisine bildirilmesi hâlinde gerekli işlemleri yaparak gerekli mercileri bu konu hakkında bilgilendirmek. Bu madde çerçevesinde de tutuklu ve hükümlü haklarıyla alakalı olarak bir alt komisyon kurulmuş bulunmakta. HDP önerisine konu olan İzmir Aliağa Cezaevinde mahpus olan 2 kişi yani Müslüm Şahin ve Nihat Baymış da Meclisteki Tutuklu ve Hükümlü Alt Komisyonuna müracaatta bulundu. Dolayısıyla, bu müracaatın konusu zaten alt komisyonda değerlendirileceği için komisyon neticesinde gerekli görülürse cezaevinde denetim yapılacağı için Mecliste ayrıca bir araştırma komisyonuna gerek olmadığı kanaatindeyiz.

Gönül isterdi ki aslında Meclisimizde böyle bir daimî komisyon olmasın, böyle bir gereklilik olmasın ama İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun altındaki alt komisyon olan Tutuklu ve Hükümlü Hakları Komisyonu 22’nci, 23’üncü, 24’üncü Dönemde de sürekli olarak görev ifa etti. 26’ncı Dönemde tekrar kuruldu ve sürekli olarak cezaevi denetimleri yapmasının ötesinde bizatihi mahpuslardan gelen başvurularla da ilgili incelemelerde bulunuyor. Daha geçtiğimiz hafta, Kırıkkale Cezaevinde incelemede bulundu. Son birkaç ay içerisinde, Ankara’da, Bakırköy’de ya da Tekirdağ Cezaevlerinde Tutuklu ve Hükümlü Hakları Alt Komisyonunun görev yaptığını görüyoruz.

Aslında gönül isterdi ki Meclis kürsüsü içerisinde cezaevlerinden gelen, cezaevlerindeki mahpuslara ilişkin hiçbir başvuruyu görüşmeyelim ama vaka, maalesef, hem Türkiye’de hem dünyada olduğu üzere artık sayısı oldukça fazla olan insanlardan başvuruların olması gerektiği yönünde. Bu yüzden de zaten bir alt komisyonumuz var. Bu yüzden de zaten Meclis dışında ayrıca bağımsız ve bireysel araştırmalar, incelemeler yapmak üzere ek mekanizmalar oluşturuldu. Cezaevi denetim komisyonları dışında ya da Adalet Bakanlığının gerekli müracaatları, kendisine yapılan şikâyetleri irdelediği durumlar dışında, savcılıkların açtığı başvurular dışında da İşkenceyi Önleme Sözleşmesi’ne taraf olduğumuz için OPCAT çerçevesi içerisinde bireysel başvuru yapma şansı bulundu.

Ayrıca, birkaç ay önce Meclis olarak kabul ettiğimiz Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna da özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulunduğu yerlere haberli ya da habersiz ziyaretler yapma görevi verildi ki bu, daha önceki durumda da Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından gerçekleştirilmişti.

Aslında Tutuklu ve Hükümlü Hakları Alt Komisyonunun ya da Türkiye İnsan Hakları Kurumunun cezaevlerinde yaptıkları denetimlere ilişkin raporlar irdelendiğinde, bununla ilgili çalışmalara bakıldığında bu komisyon raporlarının objektif olmadığını, bu komisyon raporlarının cezaevlerindeki şartları daha da iyileştirmeye yönelik olmadığını ya da varsa keyfî durumların tespit edilmediğini ifade etmek mümkün değil. O zaman, bu zamana kadar yapılan çalışmalara da haksızlık etmiş oluruz.

Sonuçta Türkiye, işkenceye karşı sıfır toleransı kabul etmiş durumda. Bunu dışarıda olduğu kadar özellikle kendi gözetiminde olan cezaevlerinde bulunan mahpuslar için özellikle kabul etmiş durumda. Bu, Anayasa’nın 17’nci maddesinde işkence özel olarak, madde olarak yer almasa da böyle ya da bu, Avrupa cezaevi kuralları içerisinde kişiye özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese insan haklarının gerektirdiği gibi saygılı davranmalı ilkesi bulunmasa da böyle ya da Türkiye'nin uluslararası sözleşmelere uyma yükümlülüğü bulunmasa da böyle. Çünkü Türkiye, ister Türkiye içerisinde, dışarıda olsun ister cezaevleri içerisinde olsun herkesin ayrımcılığa maruz kalmadan insan haklarını kullanması için gerekli uygulamaların yapılması gerektiği konusunda hemfikir. Bunun için keyfî uygulamaları, bunun için fiilî darp olaylarını ya da bireylerin birbirine karşı, hatta mahpusların birbirine karşı gerçekleştirdiği kötü uygulamaları önlemek için çalışmalar gerçekleştiriliyor. Sadece AK PARTİ zamanında son dönemde yapılan iyileştirmelere bakarak dahi bunu gözlemlemek mümkün.

Elbette ki keyfî uygulamalarla ilgili çok fazla şikâyet var. Elbette ki bizim bununla ilgili yapmamız gereken çok fazla çalışma var. Bunu bireysel olarak gerçekleştireceğimiz gibi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun altında bizatihi bunun için kurulmuş olan, bizatihi bunun başvurularını almış olan Tutuklu ve Hükümlü Hakları Komisyonunun yapması gerektiği kanaatindeyim.

O yüzden bu görüşmenin, o yüzden HDP’nin grup önerisinin reddedilmesi kanaatiyle Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Benli.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde Zeynel Emre, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Aslında konu, Türkiye'nin insan hakları meselesi ve insan hakları karnesi. Olaya önce bu açıdan bakmak gerektiğini düşünüyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giden dosyalara baktığımızda Türkiye, maalesef, bu alanda 3’üncü durumda. Yani ülkemizden giden dosyalara âdeta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bakamaz durumda ve bu dosyalara bakmak için harıl harıl çalıştığını söyleyebiliriz.

Peki, ilk üçteki ülkeler kimler? 1’inci sırada Ukrayna var, 2’nci sırada Rusya var, 3’üncü sırada Türkiye var. Türkiye’yle ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine en fazla hangi konuyla ilgili başvuru gidiyor diye baktığımızda; adil yargılanma hakkı. İkinci olarak hangi konuyla ilgili başvuru gidiyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye aleyhine karar veriyor diye baktığımızda; kötü muamele şikâyetleriyle ilgili yeterli soruşturmayı yürütmemekten ötürü ülkemiz bu konuda ceza aldı. Aslında, bugün burada önerge konusu da tam olarak bu. İddianın doğruluğu yanlışlığı bir tarafa, bu tip iddialar dile getirildiği zaman hassasiyetle bu konunun üzerine gidip araştırılması en başta Türkiye'nin yararınadır, ortaya çıkan sonuçlardan bunu görüyoruz.

Cezaevi meselesi, Türkiye’de aslında hukuk sistemi, adalet sistemiyle ilintili, birlikte ele alınması gereken temel konulardan biri. Bizim hukuk sistemimizde cezanın amacı ıslah etmektir, topluma yeniden kazandırmaktır. Burada kısasa kısas şeklinde uygulanan bir hukuk yöntemi yoktur. Cezaevlerindeki insan hakkı ihlallerinin tespiti ve önlenmesi Türkiye'nin yararınadır. Bu konuda Meclis çatısı altında özveriyle çalışma yapan tüm arkadaşlarımızı kutluyorum çünkü cezaevlerindeki insan hakkı ihlalleri ne kadar fazla tespit edilir ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde ceza almasının önüne geçilmiş olursa ülkemize o denli hizmet edileceğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, cezaevlerinde bulunanlar devlet güvencesi altındadır. Devlet bu kişilere bakmakla, insanca bir yaşam ortamı sunmakla mükelleftir. Şu anda cezaevlerinde bulunan tutuklu, hükümlü sayısı 158 bindir. 2006 yılından beri Türkiye’de 83 yeni cezaevi yapılmış ve her sene de yeni cezaevi yapılması planlanıyor.

Değerli arkadaşlar, dünyada ne oluyor diye baktığımızda aslında enteresan bir tablo var. Demokrasisi gelişmiş Batı demokrasilerini örnek alıp baktığımızda, mesela Hollanda’da geçtiğimiz sene 19 tane cezaevi kapanmış, önümüzdeki sene de 5 cezaevinin kapanması planlanıyor. Orada tartışılan konu ne diye baktığımızda, orada tartışılan temel konu şu: Cezaevlerinde çalışan personele nerede iş bulacağız? Şimdi, bizde maalesef tam tersi bir tablo içerisindeyiz; sürekli yeni cezaevleri inşa ediyoruz, tutuklu ve hükümlü sayısı da her sene artıyor.

Değerli milletvekilleri, adalet sisteminden anlaşılan, dişe diş, kana kan yaklaşımı olmamalıdır. Aslında yapmamız gereken, adalet duygusunu Türkiye açısından rehabilite etmektir. Özellikle son dönemde, son yıllarda şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Kamuoyunca tanınan yüzlerce, binlerce insan tutuklandı, yargılandı ve ülkemiz âdeta ikiye bölünmüş bir tarzda, yarısı “Oh, çok iyi oldu.” dedi, yarısı da “Yazık oldu.” dedi. Ancak, bu tartışmalar eşliğinde hukuk sistemimizin, adalet sisteminin daha fazla yara aldığına hepimiz şahit olduk. Türkiye'nin demokratikleşmesi, insan hakkı ihlallerinin önlenmesi, sağlıklı bir hukuk sistemine kavuşabilmesi için -aynı zamanda Türkiye'nin terörle mücadelesi açısından da çok önemli buluyorum- Türkiye’deki cezaevlerinin, insan hakkı ihlallerinin tespit edilip önlenmesi Türkiye'nin terörle mücadelesine de büyük katkı sağlayacaktır; kimse bu alanda yaşanacak olumsuzluklarla ilgili bu şekilde yeni istismar kapıları aralayamayacaktır.

Bizim ülkemizde şunu iddia edemeyiz: Evet, ilke olarak yasama, yürütme, yargı erklerinin hep bağımsızlığından bahsedilir. Türkiye Cumhuriyeti demokrasiye, çok partili yaşama geçtiğinden beri bu konuda hep tartışmalar yürütülür. Aslında yasama ile yürütmenin iç içeliği hep göz önündeydi, bu hep tartışılırdı. Ancak yargı, evet, belki tam olarak bağımsızdı diyemeyiz, her zaman iktidarın bir ilintisi, ilişkisi olduğu düşünülebilir. Ancak içinde bulunduğumuz son on yıllık dönemdeki gibi hiçbir zaman tartışılmadı. Son on yıllık dönemde öyle davalar, öyle soruşturmalar yaşadık ki, Ergenekon soruşturmalarını yaşadık, Balyoz soruşturmalarını yaşadık; amirallere suikast, askerî casusluk, şike davası gibi kamuoyunda yankı bulan dava dosyalarını gördük. Bu süreçlerin hepsinde de aslında şuna şahit olduk: Türkiye’de temel olarak kabul edilen hukuk normlarına göre işleyen bir adalet mekanizmasından ziyade konjonktürel olarak bir terör ve konjonktürel olarak bir suçlu, suçlular muamelesi gören insanlar olduğuna şahit oluyoruz. Türkiye'nin sağlıklı bir adalet mekanizmasını bir an evvel kurmaya ihtiyacı var. Bunu aslında tüm iktidarlardan, tüm siyasi partilerden bağımsız olarak dile getirmek lazım. Sağlıklı bir hukuk sisteminin inşasıyla birlikte bu tip şikâyetlerin de doğru bir şekilde değerlendirilip, incelenip sonuçlandırılması da mümkün olacaktır.

Önümüzdeki dönem içerisinde, yine, yüksek yargıyı kökten değiştirecek; Yargıtayın, Danıştayın bütün üyelerinin üyeliklerine son verecek ve yargıyı yeniden şekillendirecek bir yasa tasarısı kısa dönem içerisinde Mecliste olacak. Aslında 2010 referandumundan beri bu alandaki “reform” diye getirilen dördüncü büyük düzenleme olacak. Hepsinde de görüyoruz ki, yargı öyle bir şey ki ne kadar tahakküm etmeye çalışırsanız çalışın, ne kadar egemen olmaya çalışırsanız çalışın, yargıyı bağımsız kılmadığınız sürece yargıdan ötürü herkesin mağdur olacağı günleri hep birlikte yaşayacağız.

Dolayısıyla, ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz, bu konuda, önerge konusunda şunu söylüyoruz: Bu konunun araştırılmasının, incelenmesinin ne gibi bir zararı olacak Meclise? Hiçbir zararı olmayacak. Şayet bu konuda bir ihlal varsa bu tespit edilmiş olacak, bunun önüne geçilmiş olacak. Bakın, çoklukla şunu görüyoruz: Cezaevindeki insan hakkı ihlallerinden ötürü, doğru zamanda, doğru vakitte müdahale edilmediği için, oradan yazılan mektuplara cevap verilmediği için, gerekli yargı mercileri duyarsız kaldığı için, siyasiler gereken özeni göstermediği için intiharlar yaşanıyor, birçok kişinin yaşamı son buluyor. Bir eşitlik ilkesi, bir kıstas olduğunu görmüyoruz burada; suçluların, tutukluların, hükümlülerin işledikleri suçlar nazarında insan haklarından yararlanıp yararlanmayacağı gibi bir anlayışın egemen olduğunu görüyoruz. Aslında ülkemiz açısından en büyük tehlike de bu.

Yine, geçtiğimiz haftalarda, bakın, Gebze Cezaevinde bir kadın mahkûm intihar etti. Bunun gibi birçok olayı hepimiz yaşıyoruz ve her geçen gün de artıyor. Dolayısıyla, ben “Bu iddia doğrudur.” ya da “Yanlıştır.” diyecek durumda değilim ancak bu tip iddiaların, hele hele sayıları birden fazla olan, açlık grevine girmeyi düşünen ve bunu, şikâyetleri sürekli dile getiren insanların bu şikâyetlerinin insan hakları açısından incelenmesi elzemdir.

Türkiye bu araştırmaları yaptıkça asla küçülmez, incinmez; aksine, büyür, güçlenir, terörle mücadeleye de destek verir. Şunu unutmayalım: Terörle mücadele sadece tek bir alanla sınırlı değildir. Dünyada bu konuda tecrübesi olan ülkelere baktığımızda ve çalışma yapan, akademik çalışma yapan insanların değerlendirmelerine baktığımızda birkaç başlık vardır. Bu başlıkların en önemlilerinden biri de o ülkedeki demokratikleşmedir, kutuplaşmanın önlenmesidir, insan hakları ihlallerinin incelenmesidir. Bütün bunlarla, terörle mücadeleye konu olan, istismar edilen meselelerin de önüne geçilmiş olur diyorum. Dolayısıyla, biz bu konunun araştırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emre.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Murat Alparslan, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Alparslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT ALPARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. HDP grup önerisi hakkında partim adına söz almış bulunmaktayım.

Biz, medeniyet olarak ve toplumsal vicdan olarak, suçun belki nevine, çeşidine bakmaksızın bir “kader mahkûmu” tabiri üzerinden, bir şekilde cezaevinde bulunan her bir insana karşı bir hassasiyet, bir şekilde vicdani sorumluluk duymak şeklinde hep bir yakınlık hissettik. O sebeple, başta tüm cezaevlerimizde bulunan mahkûmlara, tutuklulara, hükümlülere “Geçmiş olsun.” diyorum.

Hani, ünlü hukukçu Faruk Erem diyor ya: “Suçluyu kazırsanız altından insan çıkar.” O sebeple, biz bu meseleyi ele alırken insan haklarının, demokrasinin ve bu konularda uluslararası standartların esas alınmasını son derece önemsiyoruz.

İşin doğrusu, bugün bu kürsüden belki cezaevlerinden, cezaevindeki şartlardan bahsetmek yerine cezaevindeki sayıların azalmasından, suç işleme konusundaki geriye düşme oranlarından bahsetmek isterdik. Ancak şurası da mutlak bir gerçek ki Hazreti Âdem’den beri, Habil ve Kabil’den beri adalet ve haksızlık itibarıyla suçlu ve mağdur olmak üzere, zalim ve mazlum olmak üzere kamu düzeninin, kamu güvenliğinin olduğu her yerde bir cezalandırma süreci de tereddütsüz olmuştur ve olacaktır.

Uluslararası organların, Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Konseyinin cezaevi sistemini tanımlarken ifade ettiği kavramlarda, bir şekilde suçluyu rehabilite etmek ve onu tekrar topluma kavuşturmak şeklinde bir tanım ifade edilir. Bizim meri mevzuatımızda da 5275 sayılı Kanun’da ve ona ilişkin yönetmeliklerde yine bu şekilde hem toplumu suçtan ve suçludan korumaya dönük birtakım tedbirler olmakla beraber, esasında suçluyu rehabilite etmek, suç işlemesini engelleyecek tedbirlerle donatmak, tekrar topluma kazandırmak şeklinde bir tanım içerdiğini de hepimiz biliyoruz.

Tabii, bu çerçevede, biz AK PARTİ olarak iktidarda olduğumuz dönemler içerisinde, bu uluslararası standartların ve normların bize yüklediği sorunlar çerçevesinde ve medeniyetimizden aldığımız tasavvur gereğince, bu yazılanların aynı şekilde ete kemiğe bürünmesi, fiziki şartlara kavuşması konusunda da pek çok ilke imzalar attık. O sebeple de hem fiziki şartların iyileştirilmesi hem orada görevli personelin kurulan eğitim merkezleriyle bir şekilde irtibatlandırılarak bazı konularda bilinçlenmesi anlamında faaliyetlerde bulunduk. Onun ötesinde, bu işin sadece Adalet Bakanlığı boyutu olmadığını, olayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla ilgili olduğunu, Millî Eğitimle ilgili olduğunu, belki bir anlamda Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili olduğunu da bilerek o kurumların da bu meseleye katkı sağlaması ve bir şekilde çözüm oluşturması için de ortak çalışmalar yapmış olduk. Tabii, bu yapılan çalışmalarda biz Hükûmet olarak “Şunu yaptık, bunu yaptık, şu iyileştirmeyi yaptık veya şunları da yapıyoruz.” diye detaylı anlatacak değiliz ama bunların tamamında ve esasında, merkez olarak biz, kurulduğumuz günden itibaren, hem parti politikalarımızda hem seçim beyannamelerimizde hem de seçim bildirgelerimizde “demokratikleşme” ve “insan hakları” konu başlıkları altında, cezaevi şartları ve mahkûmlarla ilgili birtakım iddiaların araştırılmasıyla ilgili azami hassasiyet gösterme konusunda ciddi birtakım yeni adımlar attık.

Hatırlarsanız, daha önceki koğuş sistemlerinin, çok sayıda mahkûmun bir arada olduğu, fiziki şartların yetersiz olduğu, yeme içme, birtakım kitapları elde etme, okuma imkânlarının az olduğu, görüşlerinin yapılamadığı, birtakım aile ilişkilerinin gerçekleşemediği sistemlerden, belki, uluslararası normlara çok daha uygun noktaya getirerek cezaevi şartlarıyla ilgili iyileştirmelerde bulunduk.

Yine, farklı inanç gruplarından olmak üzere, kendi inançları üzerinden yaşam hakkına sahip olmalarına imkân sağlayacak tedbirler, yeme içme kaliteleri ve özellikle oradaki mahkûmların, belki ana dilinde ziyaretçileriyle konuşması ve görüşmesi konusundaki tüm yasal engeller de kaldırılmış oldu. Yine, fiziki şartlar iyi de olsa, birtakım maddi imkânlar sağlanmış bile olsa orada bu işleri hayata geçirecek personelin bu konudaki hassasiyetlerini de azami düzeye çıkarmak için ciddi eğitimlerden ve bilinçlendirme toplantılarından geçirildiğinin de bilinmesinde fayda görüyorum.

Buna ilave olarak denetimli serbestliğin, adli kontrolün, elektronik kelepçenin, izleme kurullarının ve infaz hâkimliklerinin de bu konudaki birtakım istismarların, birtakım iddiaların araştırılması ve bir insan hakkı ihlaline sebebiyet verilmemesi anlamında ciddi tedbirleri olduğunun da bilinmesini özellikle istirham ediyorum.

Bugün, burada, özellikle İzmir 4 No.lu T Tipi Cezaevinde yaşandığı iddia edilen hak ihlalleriyle ilgili bu ay başından itibaren başlayan ve özellikle oradaki mahkûmların belki toplu bir hâlde isyana, devlete başkaldırmaya dönük çağrıları sebebiyle bir kamuoyu oluştuğunun da hepimiz farkındayız. İzmir 4 No.lu T Tipi Cezaevinde 898 hükümlü, 120 tutuklu bulunmaktadır. Bunların içinde terör örgütü mensubu 52 hükümlü, 7 de tutuklu vardır. Bu kişilerin sayıma çıkmama, orada bulunan diğer mahkûmları da isyana teşvik, bir şekilde dışarıyla ilgili irtibat sağlama, dışarıdaki terör eylemlerine destek veren veya bizzat katılan teröristlere dönük mektup ve telgraf yazma, onları destekleme ve teşvik etme, heyecanlandırma girişimleri sebebiyle yine kanun ve nizamlara ve ilgili yönetmeliklere göre uygulanan tedbirlere karşı bir protestonun ve bir şekilde başkaldırının olduğunu da bilmek lazım.

Tabii, bizler bu konularda, cezaevlerinin insan hakları ihlalleri konusunda azami hassasiyet göstermesi gerekliliği konusunda hiç tereddüt ortaya koymuyoruz çünkü biz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturuyla siyaset yapan bir partiyiz. O sebeple, insan hakkı ihlallerine, işkenceye, kötü muameleye sıfır tolerans ortaya koyan ve bu konudaki her türlü iddiayı araştıran, nihayetlendiren ve sonuca varan bir iktidarız.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Tam 12 bin işkence vakası var, 12 bin.

MURAT ALPARSLAN (Devamla) - Daha önce eski Türkiye özlemi içerisinde farklı faili meçhullerin, bir şekilde oradaki isyanların, başkaldırıların ve oradaki kötü muamelelerin iktidarımız döneminde azaldığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giden dosya sayısının bu konuda azaldığının da hepimiz farkındayız.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – İşkence sayısı 12 bin, cezaevinde ölenlerin sayısı 515 sizin iktidarınız döneminde.

MURAT ALPARSLAN (Devamla) - Zaten süreç Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi üyeleri tarafından ve bizim Mecliste oluşturduğumuz alt komisyonlar tarafından devamlı denetlenmekte, izlenmekte ve bir anlamda bu konuda her türlü hassasiyet gösterilmektedir. Tabii ki biz tamamının ortadan kalktığı, iddiaların asılsız olduğu veya bu konuda bazı eksikliklerin var olabileceği gerçekliğini de göz ardı etmiyoruz. O sebeple bu konuda ilgili-ilgisiz, muhatap veya olmayan kurum veya kuruluş veya şahıs olmak üzere her yerden gelen talebe karşı bir araştırma yapmak, varsa tekliflerini, tavsiyelerini, tenkitlerini, taleplerini almak konusunda da Hükûmet olarak, Bakanlık olarak azami gayreti gösteriyoruz. Ancak, değerli arkadaşlar, cezaevleri kolektif hareketlerini, kolektif reaksiyonun gösterileceği platformlar değildir. Terörün amaçlarının canlı ve diri tutulmasına imkân sağlayacak başkaldırıların, kamuoyu oluşturma gayretlerinin yapılabileceği fizikî mekânlar da değildir. O sebeple, bu dengenin muhafaza edilmek suretiyle meseleye yaklaşılması ve üzerinde önemle durulması da son derece önemlidir değerli arkadaşlar.

Biz, Medrese-i Yusufiye kültüründen ve medeniyetinden geliyoruz ve yine biz Pınarhisar Cezaevini çok iyi bilen bir siyasi partinin mensuplarıyız. O sebeple, bu konular üzerinde bir şekilde hata, kusur, hatta kasta varan bir yafta ve yapıştırmanın üzerimize yapışmayacağı da herkesçe malumdur.

O sebeple, değerli arkadaşlar, zaten bu konudaki yaklaşımlarımız açık ve sarih olmakla birlikte, var olan komisyonumuz altında, alt komisyonlarca bu meselenin de takip edildiği, incelendiği ve hiçbir şekilde göz ardı edilmeksizin meseleye insan hakları bağlamında yaklaşıldığı gerçekliğinden hareketle HDP grup önerisiyle yeni bir araştırmanın yapılması konusundaki talebe karşı olduğumuzu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Alparslan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum...

III. YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ancak bir yoklama talebi vardır, yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Önce yoklama isteminde bulunan sayın milletvekillerini ismen tespit edeceğim: Sayın Özel, Sayın Tanrıkulu, Sayın Yalım, Sayın Gürer, Sayın Tanal, Sayın Tümer, Sayın Tarhan, Sayın Hakverdi, Sayın Çamak, Sayın Özdemir, Sayın Gökdağ, Sayın Şeker, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Akaydın, Sayın İrgil, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Usluer, Sayın Özdiş, Sayın Temizel.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve arkadaşları tarafından, İzmir Aliağa 4. No.lu T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan keyfî muamele, işkence ve şiddet iddialarının araştırılması amacıyla 8/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, Avrupa ülkelerinde verilen mazot destek priminin ülkemizdeki nakliyecilerimize neden verilmediğinin araştırılması amacıyla 31/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Sayı: 185                                                                                        22/6/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/6/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, Avrupa ülkelerinde verilen mazot destek priminin ülkemizdeki nakliyecilerimize neden verilmediğinin araştırılması amacıyla 31/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (418 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 22/6/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde lehte ve aleyhte söz isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Lehte ilk konuşmacı Özkan Yalım, Uşak Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, Sayın Divan, çok değerli çalışma arkadaşlarım ve de bizi izleyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları; sizleri saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Bu konuşmamı, ulaştırma sektöründen kamyoncu, nakliyeci, otobüsçü, bütün dallarda olan, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün vatandaşları ilgilendirdiği için onların da dinlemesini özellikle belirtiyorum.

Değerli arkadaşlar, Türk ekonomisinin en önemli can damarlarından birisi olan nakliye ve ulaştırma sektörünün… Bu sektörde geçimini sağlayan, Türkiye’de 4 milyon kişi bulunmaktadır yani her 20 kişiden 1’isi, Türkiye’de, ulaştırma sektöründen yemek yemektedir, ekmek yemektedir, geçimini sağlamaktadır.

Sektörün, ulaştırma sektörünün 12 ton ve üzeri olan, profesyonel olan 217.056 adet otobüsü bulunmaktadır, 804.319 adet de kamyon ve tır bulunmaktadır. Bizim yaşamamızı sağlayan, içtiğimiz sudan yediğimiz ekmeğe, giydiğimiz ayakkabıya, oturduğumuz koltuğa kadar taşıyan, olmazsa olmaz olan, hayatımızın devam etmesini sağlayan ağır vasıta ve otobüs firma sahiplerine Avrupa’da bu konuda destek verilmektedir. Avrupa’da bunun adına da “accise” denilmektedir yani mazot prim desteği, 12 ton ve üzerine verilmektedir. Avrupa’da bu 12 ton ve üzerine verilen primin adı da “accise”’dir. Verilen rakam alınan litre başına 8 cent/eurodur, Türkiye’de de bunun karşılığı 25 kuruştur. Türkiye’de bu verilmemektedir.

Türkiye’deki nakliyecinin, otobüsçünün, kamyoncunun ciddi derecede zor günler yaşadığını göz önünde bulundurarak verdiğim önergenin siz değerli bütün milletvekili arkadaşlarım tarafından da destek görüp nakliye sektörünün ayakta kalması adına, sektörü canlandırmak adına desteklerinizi beklemekteyim.

Özellikle otobüsçünün, kamyoncunun giderlerinin 2016 yılında çok daha arttığını görmekteyiz. Biliyorsunuz, trafik sigortası yüzde 300 arttı; aynı şekilde kasko, yüzde 200 zam geldi, arttı; MTV yüzde 10 arttı; bunun yanında, K belgelerine tabii ki artış yapıldı. Dünyanın en pahalı mazotunu Türkiye’de faaliyet gösteren ulaştırma sektörünün kullandığının da özellikle altını çizmek istiyorum, en pahalı mazotu kullanıyorlar.

Peki, gelelim diğer giderlerine. Biliyorsunuz, çok az bir süre sonra açılacak olan İzmit Körfez Geçiş Köprüsü yani Osman Gazi Köprüsü rekor üzerine rekor kırmakta. En pahalı geçişe, dünyanın en pahalı geçişine sahip; 35 dolar+KDV yani tam tamına 121 TL. Gerçi, son günlerdeki aldığımız haberlere göre, bir düşüş yapılacağı söyleniyor ama -90 TL’ye düşeceğiyle ilgili- bunun da son derece, hâlâ yüksek olduğunun altını çizmek istiyorum çünkü nakliyecinin sırtındaki yükün çok fazla olmasından dolayı.

Aynı şekilde, otoban fiyatları. Biliyorsunuz, mevcuttaki, çok kullanılan E5’in üzerindeki İstanbul-Edirne Otobanı’nın, İstanbul-Ankara Otobanı’nın fiyatları belli. Bir tanesinin, Edirne’ye gidenin uzunluğu 212 kilometredir, 7,5 TL ödenmektedir; Ankara’ya ise 370 kilometreye 17,5 TL ödenmektedir.

Peki, yeni açılacak olan Kuzey Marmara Otoyolu’nun fiyatı neydi, onu da özellikle belirteyim: Bakın, 156 kilometreye 61 TL ödenecek. Mevcuttaki otobanların 10 katı, 9 katı daha yüksektir. Yani ulaştırma sektöründe yaşayan, ekmeğini çıkaran vatandaşların önümüzdeki günlerinin karanlık günler olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü, yapılan yanlış ihalelerden dolayı nakliyeciyi zor durumda bırakıyorsunuz, daha da zor durumda bırakmak için yanlış ihaleler yapıyorsunuz. Yaptığınız ihalelerde, Osmangazi Köprüsü’nden eğer günde 40 bin araç geçmezse, her geçmeyen araç karşılığında adet başına 121 TL’nin Türkiye Cumhuriyeti kasasından karşılanacağını hep birlikte biliyoruz. Bunu da bilmeyenlere özellikle anlatmak istiyorum. Yani, sizlerin yaptığı yanlış ihalelerle, Türkiye Cumhuriyeti kasasını boşalttırıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Vekilim, yatırım maliyetini kim karşılamış?

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Yanlış yaptığınız ihalelerden dolayı Sayın Vekilim. Aynen, biraz önce dediğim gibi, vatandaşı soyduruyorsunuz, kendi kasamızı da soyduruyorsunuz.

Gelelim, trafik sigortasındaki duruma: 2015 yılında, nakliyeci kardeşimizin kullandığı tırın, kamyonun, tam tamına 3 kat sigortasının arttığını söylemiştim. Bununla ilgili önergeler verdim. Sayın Bakanımız burada, Sayın Mehmet Şimşek burada çünkü birazdan ona da bir sorum olacak; onun bana yazılı verdiği ve de hatalı olduğu metnini de ona okuyacağım.

Trafik poliçelerinde indirim istedik çünkü gereksiz vergilendirme var üzerinde. 2012 yılında sizlerin çıkardığı, AKP Hükûmetinin çıkardığı bir kanunla SGK’ya yüzde 10 destek alıyorsunuz trafik poliçesinden, yüzde 5 BSMV alıyorsunuz, yüzde 5 bütçeye alıyorsunuz, yüzde 2 de ekstra trafik giderleri için alıyorsunuz. Peki, yüzde 5’lik BSMV ile yüzde 10’luk SGK’nın trafik poliçesinde ne işi var arkadaşlar? Neden kamyoncunun üzerine her şeyi yüklüyorsunuz? Sayın AKP milletvekilleri, sayın bakanlar; inin kamyoncunun üzerinden, kamyoncu sizin yükünüzü taşıyor ama onun ödediklerine de hâlâ daha fazla ek vergi getirmekten lütfen vazgeçiniz.

Aynı şekilde, köprü geçiş fiyatlarını söyledim, bunların indirilmesini özellikle belirtiyoruz, kaskonun indirilmesini, mazotun indirilmesini çünkü nakliyeci taşımazsa inanın, hepiniz mağdur kalırsınız, evinizde yiyeceğiniz ekmeğe, içeceğinize, oturacak olduğunuz koltuğa bile muhtaç kalacaksınız. Onun için, vermiş olduğumuz önergeye sizden destek bekliyoruz.

Değerli nakliyeci kardeşim, kamyoncu kardeşim, otobüsçü kardeşim; sizleri özellikle uyarıyorum buradan, biraz sonra oylanacak olan bu önergeye eğer AKP'li milletvekili arkadaşlarımız onay vermezse bilin ki sizin batmanıza sebep olacak kişilerdir. (CHP sıralarından alkışlar)

Gelelim Sayın Bakana: Sayın Bakan da şans eseri bugün burada oldu. Sayın Bakana bir soru önergesi vermiştim ve de soru önergesi 16/3/2016 tarihinde, trafik poliçelerindeki alınan katkılardan dolayı. Sayın Bakan ve de Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü bakın, trafik poliçesinden neler kesildiğini bile bilmiyor arkadaşlar; bunu özellikle belirtiyorum. Sayın Bakan, sizin müsteşarlarınız trafik poliçelerinden neler kesildiğini bilmiyor. Ben biraz önce anlattım, dedim ki yüzde 5’lik bütçeye gelir kaydediliyor, kesiliyor; bir. BSMV kesiliyor yüzde 5. Trafik levhalarına vesaireye destek için de yüzde 2 kesiliyor. Ama en önemli olan, 2012 yılında sizin çıkardığınız bir kanunla SGK’ya kesilen yüzde 10’luk desteği buraya yazmamışsınız verdiğiniz yazılı cevapta. Yani eksik bilgiye sahip olduğunuzu, sizin müsteşarınızın bilmediğini ben buradan yazılı olarak ispatlıyorum.

Kamyoncunun, nakliyecinin ayakta kalması için, oldukça zor şartlarda ödediği trafik poliçesi… Çünkü, bakın, 2015 yılında bu tırın, bu kamyonun 2.500 lira olan trafik poliçesinin minimumu 2016 yılında 6.370 lira; 8 bin lira, 9 bin lira olanlar var. Uşak’ta yaptığım araştırmalarda -hatta kamyoncu arkadaşlarımız trafik poliçesini yaptırabilmek için bankadan kredi çektiler- bankadan kredi çekip trafik poliçesini ödüyorlar. Onun için, bu konuda da indirime gitmenizi sizden özellikle rica ediyorum. Buradan da kamyoncu arkadaşlarımızın hakkını savunmaya devam edeceğim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Nakliyeci ve kamyoncu arkadaşlarımızın ayakta kalabilmesi adına, tekrar uyarıyorum, bu önergenin desteğini sizden, hepinizden rica ediyorum.

Teşekkür ederim, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Abdullah Nejat Koçer, Gaziantep Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Koçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin nakliyecilere mazot desteği verilmesinden bahisle Meclis araştırması açılmasına ilişkin grup önerisinin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu önergeyle ilgili konuşmadan önce, genel ekonomik durumu ve gelişmelere ilişkin birkaç hususu ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dünyada ticaret geriliyor. Dünyanın her tarafında ve özellikle Avrupa’da büyük bir büyüme sorunu var. Bu büyüme sorununa rağmen ve oralardaki ekonomik krizin devamına rağmen, Türkiye son yıllarda ve 26 çeyrektir kesintisiz büyümeye devam ediyor ve 2016 yılı ilk çeyrekte de yüzde 4,8 büyümeyle dünyada 5’inci sırada, Avrupa’da 1’inci sırada yer alıyor. Bu tespiti öncelikle yapmak istiyorum.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Nüfus artışı ne?

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Devamla) - Sanayi üretiminde 2016 ilk çeyreğinde güçlü bir büyüme belirtisi var ve gelen rakamlar sanayi üretiminin 2016’dan itibaren artışa geçtiğini gösteriyor.

İşsizlik rakamları sekiz aydan sonra yüzde 10,1 seviyesine geriledi. Biz, sezon ve ekonomik gelişmeleri de dikkate aldığımızda, önümüzdeki aylarda işsizliğin yine tek haneye düşeceğini görüyoruz.

AR-GE harcamalarında son on yılda 3 kat artış oldu ve 2015 yılı sonu itibarıyla Türkiye, AR-GE harcamalarında 6 milyar TL’lik bir harcama gerçekleştirdi. Bu yaklaşık bir önceki yıla nazaran yüzde 10’luk bir artışa tekabül ediyor.

En önemlisi değerli arkadaşlarım, enflasyonda çok başarılı bir döneme girildi ve mayıs ayında aylık bazda 0,58’e, yıllık bazda yüzde 6,58’e gerilemiş oldu Türkiye’de enflasyon rakamları.

Bütün bunları niye söylüyorum? Bütün bunlar, aslında, bir makro politikanın sonucunda geniş bir resim, bakabileceğimiz ekonomik durum. Bütün bunlara baktığımız zaman “Evet, büyüme var ama nereden büyüdük?” soruları geliyor, “Evet, büyüme var ama bu çeyrekte şuradan büyüdük, bir başka sektörümüzde sıkıntı var.” denebiliyor. Evet, bunlar genel rakamlar, sıkıntıda olan sektörlerimiz, büyüme sorunu yaşayan sektörlerimiz olabilir. Bütün bunları da bakanlıklarımız çok yakın takip ediyor ve şu anda hazırlamış oldukları geniş kapsamlı bir destek paketi içerisinde de bütün bu sektörlere yönelik bu tartışmaları geride bırakacak çalışmalar yapıyor. Özellikle KOSGEB destekleriyle lojistik sektörüne 40 bin TL üst limitli bir lojistik desteği sağlanıyor. Lojistik sektöründe olan KOBİ’lerimiz, ihracat gerçekleştirdikleri her yeni ülke için 40 bin TL’ye varan nakliye ve sigorta giderlerini karşılamalarına yönelik bu destekten yararlanabiliyor ve çok kolay, hiçbir prosedürle uğraşmadan, direkt başvuruyla birkaç gün içerisinde bu desteği alabiliyor.

Yine, KOBİGEL Destek Projesi kapsamında, ulaştırma sektörümüze hızlı büyümeleri için 300 bin TL geri ödemesiz ve 300 bin TL de geri ödemeli olmak üzere toplam 600 bin TL’lik desteklerle makine, ekipman, tanıtıcı reklam gibi ulaşım ve lojistik için istifade edebilecek kredi desteği veriliyor.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ olarak on dört yıllık icraat dönemimizde en çok önem verdiğimiz ve yatırım yaptığımız alanlardan birisi, şüphesiz ki ulaştırma ve lojistiktir. Partimiz, büyük ekonomilerin can damarları olan ulaştırma ve lojistik altyapılarının gelişimine ve bu sayede ülkemizin rekabetçiliğinin artırılmasına özel önem göstermektedir. Ülkemizin rekabet gücüne ve toplumumuzun yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı sağlayan, güvenli, ekonomik, konforlu, hızlı ve çevreye duyarlı hizmetlerin sunulduğu, kombine taşımacılığın ve lojistik merkezlerin etkin bir şekilde hayata geçirildiği bir ulaştırma, lojistik sisteminin oluşturulması da hedefimizdir.

Geçtiğimiz on dört yıllık dönemde ülkemizin bütün dünyada gıptayla bakılan devasa ulaşım projelerini hayata geçirebilecek güce sahip olduğunu dünyaya gösterdik. Yaptığımız yatırımlarla ülkemizin ulaştırma alanında tıkanan damarlarını açtık; kuzey ile güneyi, doğu ile batıyı, oluşturduğumuz ulaşım akslarıyla bütünleştirdik. Otoyollar, bölünmüş yollar, havalimanları, hızlı tren hatları, limanlar ve tersaneler, akıllı iletişim sistemleri iktidarlarımızın başarı hanesinde yer aldı. Seksen yılda yapılan ulaşım yatırımlarının kat kat fazlası on dört yılda yapılabildi. Kara ulaşımında güvenliği artırmak, yollarımızı dünya standartlarında kaliteli bir çehreye kavuşturmak da bu dönemde bizlere nasip oldu. Kara yolu taşımacılığı sektöründe reform niteliğinde düzenlemeler yapıldı. Bu dönemde mesleki ve mali yeterlilik ile mesleki saygınlık ilkeleri mevzuata taşındı. Bu yeterliliklere sahip işletmelerin faaliyet gösterdiği kurumsallaşmış bir taşımacılık sektörünün temelleri atıldı. Yine, işletmelerimizin rekabet gücünü artırmak, pazarlama imkânlarını kolaylaştırmak ve kombine taşımacılığını etkili hâle getirmek amacıyla lojistik merkezler kuruldu. Tüm bunların yanı sıra lojistik sektörüne yönelik Ekonomi Bakanlığımızın uygulamaya koyduğu çeşitli muafiyet ve destekler olduğu gibi, bu desteklerin artırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Lojistik sektörümüz, nakliye sektörümüz bizim için özel önem taşıyan ve değer verdiğimiz bir sektörümüzdür. Önümüzdeki günlerde lojistik sektörüne, taşımacılığa ve nakliyeye yönelik yeni destekler kamuoyuna açıklanacaktır. Bu anlamda, bu çalışmalar şu anda sürdürülmektedir. Bu çalışmaların neticesini de önümüzdeki günlerde hep birlikte alacağız.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koçer.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde Muharrem Varlı, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Tabii, nakliyeciler bu ülkede bir sürü problemli teşekkülden bir tanesi. Onlar da aynı çiftçiler gibi, esnaflarımız gibi, iş yapmaya çalışan, alın teriyle para kazanmaya çalışan herkes gibi sıkıntılar içerisindeler. Onlarla ilgili, burada, on dakikada belki anlatacaklarımız yeterli olmayacak ama en azından, belki dertlerinin bir kısmına çözüm üretmiş olacağız.

Bir defa, akaryakıt fiyatları çok pahalı. Gerçekten, dünyanın en pahalı mazotunu hâlâ Türkiye’de biz tüketiyoruz. Gerek çiftçimiz gerek üreticimiz gerekse taşıma yapan esnafımız bu manada dünyanın en pahalı mazotunu tüketiyor. Avrupa ülkelerinde bu sektöre yardım yapılırken, prim desteği verilirken bizim ülkemizde ne yazık ki böyle bir uygulama yok. Dolayısıyla, taşımacılık yapan esnafımız, kamyoncu esnafımız ve yolcu taşıyan yolcu otobüsü sektörü, mazot çok pahalı olduğu için ne yazık ki 10 numara yağ koyuyorlar araçlarına ve tabiatın kirletilmesinde, havanın kirletilmesinde de bu, çok etkili bir rol oynuyor. Ama ne yapsın? Yani adam mazot koyacak parayı bulamayınca 10 numara yağ koyarak evinin rızkını, alın terinin karşılığını kazanmaya çalışıyor.

Yine, bunların almak zorunda oldukları belgeler var. Bunlardan en önemlisi de K belgesi yani nakliye firmalarının en çok zorlandığı konulardan bir tanesi de bu K belgesi. O kadar pahalı ki artık onların ceplerindeki kazançlarını alıp bir taraflara aktaracak kadar, kendi güçlerini, kendi çalıştıklarını, emeklerini K belgesine yatıracak duruma geldi kamyoncu esnafı, taşıyıcılar.

Yine, kasko, trafik sigortası oldukça pahalı. Bununla ilgili her gün “Yapacağız, düzenleyeceğiz…” Torba yasada bir düzenleme yapıldı ama şu anda piyasaya yansıyan hiçbir şey yok, hâlâ kasko ve trafik sigortası çok pahalı.

Değerli arkadaşlarım, lütfen, bu problemleri…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Avrupa’nın en pahalısı sayın vekilim, Avrupa’nın en pahalı trafik sigortası.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Evet, hâlâ Avrupa’nın en pahalısı Türkiye'de, aynı mazotta olduğu gibi, hâlâ Avrupa’nın en pahalısı Türkiye'de. Dolayısıyla bunlara çözüm üretmemiz lazım. Bakın, biz bunlara çözüm üretmezsek -buradan ekmek yiyen binlerce insanımız var, milyonlarca insanımız var, onların aileleri var- bu insanlar mağdur duruma düşecekler, bu insanların kazançlarını ellerinden almış, başkalarının ceplerine aktarmış olacağız.

Değerli arkadaşlarım, peki, buraya çıkan arkadaşlarımız şu konuşmayı yapıyorlar, özellikle Hükûmet kanadından: “Hangi sektörle ilgili olursa olsun vermiş olduğunuz araştırma önergesinde biz bu sektörün üreticilerini çok seviyoruz veya bu sektörde iş yapan insanları çok seviyoruz ama biz bu önergenin aleyhindeyiz.” Ya, yani “Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz.” demezler mi ya? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Ya, eğer gerçekten seviyorsanız kardeşim, gelin, verelim araştırma önergesine oyu, desteği, çıkalım bir araştıralım, bu adamlar ne düşünüyorlar, ne yiyorlar, ne içiyorlar, nasıl para kazanıyorlar araştıralım, ondan sonra da gelelim buraya bir rapor sunalım ve bu rapor doğrultusunda da düzenlemeler yapalım. Ama yok, sadece afaki nutuklarla burada o insanları sevdiğinizi söylüyorsunuz. Yani değerli arkadaşlarım, çözüm üretmek merkezidir Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu araştırma önergeleri de bunun için veriliyor zaten, boşuna verilmiyor.

Şimdi, bakın, Hükûmetin vermiş olduğu sözler var. İşte, 12 Mayıs 2015 tarihinde Sayın Davutoğlu Başbakanken burada şoför esnafıyla yapmış olduğu bir toplantıda “Alın yeni aracınızı, aracınızın KDV’sini, ÖTV’sini biz verelim.” demişti. Var mı böyle bir uygulama şu anda? Yok, yok.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yok, özellikle ticari taksilerin buna ihtiyacı var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yok, olmuşu da yok, olacağı da yok.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Yani değerli arkadaşlarım, ama bunun karşılığında bakın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz seçim beyannamemize neler koymuşuz, burada sizlerle paylaşmak istiyorum: “Kamyon, otobüs, dolmuş ve taksi şoförlerine yıpranma payı verilecek.”, “Yük ve yolcu taşımacılığı yapan esnafımıza vergisiz akaryakıt verilecek.” yani KDV ve ÖTV’den arındırılmış, “Yetki belgeleriyle ilgili uygulamalar ve ücretler yeniden düzenlenecek.”, “Korsan taşımacılığa fırsat verilmeyecek.” ki şu anda Türkiye'nin en büyük problemlerinden birisi de budur, korsan taşımacılıktır, yine “Esnaf ve sanatkârların geçmiş hizmetlerine borçlanma hakkı verilecek.”, “Çıraklık eğitimi ve mesleki eğitimi özendiren özel destekler uygulanacak.” gibi tamamen şoför esnafına yönelik, şoför esnafını koruyan, şoför esnafını destekleyen, seçim beyannamemizde, vaatlerimiz vardı; hatta bunlardan bir tanesini de işte, bu ÖTV ve KDV’yle alakalı konuyu Sayın Başbakan gündeme getirdi ama şu ana kadar bununla ilgili daha herhangi bir şey gerçekleştirmediniz.

Yine, bakın, Sayın Cumhurbaşkanı bankalara sesleniyor, diyor ki: “Ya, faiz oranlarını düşürün.” Merkez Bankası her gün faiz oranlarını düşürüyor, FED’i bekliyorlardı, FED de faiz oranında herhangi bir değişiklik yapmadı ama şu anda bankalardaki faiz oranları hâlâ yüksek seyrediyor yani eğer siz bunda samimiyseniz önce Ziraat Bankası ile Halk Bankasındaki faiz oranlarını bir düşürün kardeşim ya, bir düşürün; ondan sonra diğer bankalar arkası arkasına gelir. Bu da esnafa büyük bir katkı sağlayacaktır yani ticaretin canlanmasına da büyük bir katkı sağlayacaktır ama bu konuda da bir gelişme yok, ancak afaki nutuklarla anlatılan, burada efendim, insanların hoşuna gidecek veya onları tamamen kendilerine yönlendirecek şeyler.

Yine, tabii, kamyoncu esnafını konuşurken burada çiftçilerimizi de görmezden gelemeyiz; çiftçilerimiz de şu anda dünyanın en pahalı mazotunu tüketiyorlar. Bakın, Avrupa Birliği ülkelerinde, Yunanistan’da, o “Ekonomisi çökmüş.” dediğimiz Yunanistan’da mazot eski parayla 2 milyon 800 bin, yeni parayla 2,8 lira. Yani, şimdi, Yunanistan, çiftçisine bu parayla mazotu verebiliyorsa biz “Dünyanın bilmem kaçıncı büyük ekonomisiyiz.” diye böbürlenirken neden çiftçimize bu mazotu veremiyoruz kardeşim ucuz? Niye veremiyoruz yani? Kim tutuyor bizim elimizi, kim tutuyor sizin elinizi? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Şu anda 4,60.

ERKAN HABERAL (Ankara) – 4,5 liradan veriyoruz; 4,5 liradan.

MUHARREM VARLI (Devamla) - Hani “Ucuz mazot vereceğiz.” demiştiniz, “Mavi mazot vereceğiz.” demiştiniz; yok böyle bir şey.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yeşil, yeşil! Yeşil mi, sarı mı, mavi mi?

MUHARREM VARLI (Devamla) - Hatta biz seçim beyannamemize koyduğumuzda, seçim meydanlarında bunu dile getirdiğimizde Sayın Cumhurbaşkanı “Bu bir hak gasbıdır.” demişti. Şimdi, hak gasbıysa, şu anda turizm işletmeciliği yapanlar, yat ve kotra sahipleri ucuz mazot kullanıyorlar. Tamam, turizm sektöründe bir kriz var, turizm sektörü şu anda belki ucuz mazot kullanmalı, buna “amin” diyoruz ancak yat ve kotra sahiplerinin ucuz mazot kullandığı bir ülkede, siz hâlâ çiftçiye ucuz mazot kullandırmaya “hak gasbı” diyorsanız, Allah’tan korkun derim, başka bir şey demem ben size.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bununla ilgili önergeler verdik.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız, biz üreticimizi korumakla mükellefiz. Eğer bugün üreticimiz buğday üretmezse evinizde ne bulgur yiyebilirsiniz ne ekmek yiyebilirsiniz, en temel gıdadır bu.

Yine, üreticimiz yaş meyve ve sebze üretmezse evinizde hangi sebzeyi nasıl tüketeceksiniz? Onları da mı dışarıdan ithal edeceksiniz yoksa? Yani zaten her şeyimiz dışarıdan ithal geliyor, onları da buyuralım gidelim, patlıcanı, patatesi, soğanı, domatesi dışarıdan ithal getirelim. Herhâlde bundan da memnuniyet duyarsınız çünkü sizin ithalata dayalı bir ekonomik anlayışınız var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Tohumu dışarıdan geliyor.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, mazot, bu ülkede bir an önce ucuzlatılmalı ve gerçekten, çiftçiye, üretim yapan çiftçiye, kamyoncu esnafına ve bu konularda yolcu taşıyan esnaflarımıza ucuz mazot temin edilmeli, prim desteği verilmeli…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hak eden sektörlere...

MUHARREM VARLI (Devamla) – Hak edenlere verilmeli tabii ki.

Eğer biz çiftçimizi desteklemezsek… Bakın, geleceğin en önemli şeyi gıdadır. Son yıllarda bütün ülkelerin çok önem verdiği şey gıdadır. Belki petrol de önemini koruyacak, enerji de önemini koruyacak ama aç dolaşamazsınız arkadaşlar. Açken arabaya mazotu koyup çalıştırmak hiç aklınızdan geçmez. Aç kalırsanız ne mazotun sizin için bir ehemmiyeti vardır ne de elektriğin sizin için bir ehemmiyeti vardır.

Onun için, biz üreticiyi desteklemek mecburiyetindeyiz, bu mazot fiyatlarını bir an önce düşürmek mecburiyetindeyiz.

Hak gasbı konusunu da tekrar sizlerin ve milletimizin vicdanına sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Mustafa Şükrü Nazlı, Kütahya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Nazlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Vekilim, neresi aleyhinde olacak bunun, yapmayın ne olur ya!

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Dinle, dinle.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Kamyoncuya, nakliyeciye destek istiyoruz, aleyhinde çıkıyorsunuz ya!

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu, 12 ton ve üzeri nakliyecilik yapan esnafımıza mazot desteği sağlanmasıyla ilgili Meclis araştırma önergesinin aleyhinde, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Tabii, burada arkadaşlarımızın bahsettiği konular var. Mazot desteğinden bahsettiler; nakliyeci esnafına verilen benzin ve mazotta destek sağlanmasını istiyorlar. Konular, aslında, birbiriyle bağlantılı. Bütün dünya ülkelerinde bu konulara bakış açışı açısından bazı farklılıklar var, temel bazı anlayışlar var; bunların bir yönü mazot desteğidir, bir yönü de nakliyeci esnafına verilen mazot ve benzindeki sübvansiyondur yani ikisini birden vermiyor, ya birini tercih ediyor ya birini tercih ediyor. Hatta son olarak ben bu konuyla ilgili genel değerlendirmeye geçmeden önce, tam da sorunun cevabını şu notla vermek istiyorum: Aslında bu uygulama, bahsettiğiniz mazot ve benzindeki sübvansiyon dünya genelinde vazgeçilen bir uygulama; sadece Hindistan bu uygulamayı devam ettiriyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Hayır Vekilim, şu anda Avrupa’nın 8-9 ülkesinde “accise” desteği veriliyor.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) - Bir müsaade edin. Ben sizleri dinledim. Ben de söz hakkımı kullanayım, daha sonra itiraz edersiniz.

Çünkü, tabii, benzindeki, petrol fiyatlarındaki yükselişten dolayı bu cazip olmaktan çıktı ve bu ülkeler, G20’nin son toplantısında alınan ortak önergede ülke başkanları yakıt sübvansiyonlarının kesilmesi yönünde ortak karar aldı. Ayrıca, dünyada Kyoto Sözleşmesi var, biliyorsunuz. Fosil yakıtların çevreye verdiği karbondioksit ve benzeri zararlardan dolayı Kyoto Sözleşmesi’ne, Türkiye'nin de taraf olduğu ve imza attığı sözleşmeye göre artık bundan sonra enerji ihtiyacımızı neyle karşılıyoruz? Daha çok, yenilenebilir enerji kaynaklarından. Dolayısıyla, G20 ülkeleri de fosil yakıtlardaki teşviklerini keserek bundan sonra biyoyakıt destekleme kararı alıyor. Cumhuriyet Halk Partisi gibi yenilikçi ve çağdaş olduğunu iddia eden bir partinin herhâlde gündemi daha yakinen takip etmesi… Bu, şimdi, daha çok popülist bir siyasete giriyor, kusura bakmayın ama.

Şimdi, vatandaşımıza her konuda bir şeyler vadedebiliriz. Ülke kaynaklarını, üretimini, gelirini hesap etmeden ortaya attığımız, “vatandaşa, nabza göre şerbet” tabirinden ifade ettiğimiz her türlü şey popülizme girer. İnanın, bu ülke popülizmden çektiğini hiçbir şeyden çekmedi.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ya, yatı, katı olanlara o fiyatla veriyorsunuz da çiftçiye niye vermiyorsunuz?

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, bu ülke geçmişte kaynaklarını doğru kullanmadı…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Gemiciği olanlara veriyorsunuz ya.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – …imkânlarını doğru kullanmadı ve bundan önce, 1990’lı yıllarda gerçekten uçurumun kenarından döndü. Artık popülizm yapamayız.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne popülizmi ya?

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – AK PARTİ iktidarı on dört yıldır -Sayın Bakanımız da burada- gerçekten makroekonomik bir istikrarı bu ülkede uygulamıştır. Asla, her seçim dönemi de dâhil olmak üzere…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Çiftçi ölmüş çiftçi, çiftçi kan ağlıyor, kan ağlıyor.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ya, şu Başbakanın oğlu bir gün bir traktör alsa da traktöre de verilse.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – …gerçekten popülizme fırsat vermemiştir, hakkaniyetli ve adaletli olmuştur, toplumun tamamının…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Çiftçi, çiftçi; çiftçi diyoruz kardeşim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen hatibi dinleyiniz.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Türkiye'nin tarımsal üretiminin hangi noktadan nereye geldiğini ben burada size bilimsel rakamlarla ortaya koyabilirim. Dolayısıyla, tarımda ciddi bir artış var, üretimimizin yükselmesi söz konusu.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Tarım Bakanının Fransa’dan aldığı madalyayı nasıl buluyorsunuz Sayın Vekilim?

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Bakın, sizin nakliyeci esnafına dediğiniz desteği, tarımda mazot desteği olarak, ilk defa AK PARTİ Hükûmeti verdi ve bu destek daha önce yoktu.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Vardı, Milliyetçi Hareket Partisi verdi.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Üretim artarak çürüyor, ürünler çürüyor.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Mazot desteğini veren iktidar AK PARTİ iktidarıdır ve şu anda…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Önergeyi kabul edin, bir görelim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ya, çocuklarınıza birer traktör alın da çiftçi rahat etsin.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Şu iki şeyi karıştırmayın: Ben, sahada çok dolaşan ve köyleri de bilen bir insanım.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hayır, neyi savunuyorsun, neyi savunuyorsun?

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Mazot desteğini biz verdik ve bu mazot desteği sayesinde…

ERKAN HABERAL (Ankara) – 57’nci Hükûmet verdi ilk olarak.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ya, mazot desteğini gemiye verdiğin gibi ver, yata verdiğin gibi ver.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Cengiz İnşaata verdin.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – …hiç, sizin dediğiniz gibi, mazot 4 lira falan da değil. Tarlasında, üretiminde kullandığı traktörünün mazotunu hesap edin, bizim verdiğimiz desteği ondan düşün; inanın, 1 lira ile 1,5 lira arasında bir mazot bedeli ödediğini göreceksiniz. Ben bu hesabı yaptım.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hiç alakası yok.

MUHARREM VARLI (Adana) – Senin dünyadan haberin yok herhâlde.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Önergeyi kabul edin, hep beraber görelim.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Ben bu hesabı yaptım, sizler de yapın, tarım müdürlerinize sorun. Ama, tabii, çiftçimiz eğer buradan traktörle şehre filan gitmek istiyorsa kendi özel ihtiyaçları için, bu hariç.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Alakası yok.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) – Biz tarlanın sürülmesi esnasındaki mazotu söylüyoruz. Bu esnadaki mazot tüketimi verilen desteklerle doğrudan alakalıdır.

Esnafımızın her zaman yanındayız. Ülkemizde sağlanan istikrar, gelirin artması, büyümenin artması, toplumun tüm kesimlerine eşit olarak adaletli bir gelir artışını zaten ortaya koymuştur. Ben bununla ilgili… Az önceki milletvekilimiz esnaflarımıza verdiğimiz destekleri ortaya koydu ve bunlar da her aşamasıyla devam ediyor. Her şeyden önce nakliyeci esnafımıza gidin -ben kamyon şoförlerini zaman zaman ziyaret ediyorum ve sohbet ediyorum- şu duble yollardan dolayı hepsi dua ediyor.

Bakın, Türkiye kara yolları bundan önce nasıldı, şimdi ne hâle geldi? O tüneller, o viyadükler, o köprüler… Benim kendi ilimde o kadar çok kara nokta vardı, o kadar çok kaza oluyordu ki yani iller arası bağlantılarımızda yollar o kadar kötüydü ki alay konusuydu ve bugün Kütahya’nın gerçekten her istikametinde bütün yollarımız duble yol ve sıcak asfaltla yapıldı. Dolayısıyla, hem nakliyeci esnafımızın can ve mal güvenliğini sağlamış olduk, halkımızın konforunu artırdık ve yol kalitesini inanılmaz yükselttik. Bugün sıcak asfalt gerçekten çok pahalı bir uygulamadır. Sathi kaplamanın yerine sıcak asfalt yapmak ülke ekonomisine bir katkıdır, millî serveti doğru kullanmaktır. Bundan dolayı nakliyeci esnafımız her şeyden önce bize dua ediyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Dua edip etmediğini göreceğiz hep birlikte.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) - Artı, ülkemizin ticari konuda, çok geniş bir yelpazede, bütün kıtalarda tüm ülkelerle yapmış olduğu anlaşmalar, geliştirmiş olduğu ticari anlayış yüzünden nakliyeci esnafımızın zaten, hakikaten yüzü gülmektedir. Bugün dünyanın dört bir tarafına -bizim büyük tırlarla- Türk tırlarının ithalat ve ihracat için gittiğini zaten görmekteyiz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Kamyoncular kooperatifine sen bir git.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) - Bir de ben gene kendi mesleğimle ilgili şunları da…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Akşam kamyoncuların iftarı var, oraya gelmek ister misiniz Sayın Milletvekilim?

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) - Bakın, çok yeni, ülkelerle en son -şu anda söyleyeyim size, 27 ülkeye çıktı- ikili karayolu taşıma anlaşmamız olan ülke sayısını 60’a çıkardık. Son olarak Sudan ve Slovakya ikili karayolu anlaşması yapan ülkeler arasına girdi, serbest geçiş sağlayan ülke sayısı da 27’ye çıktı yani taşımacılık adına önemli bir kazanımı gene esnafımıza kazandırmış olduk.

Burada, bu tür, seçim zamanlarında insanlar hakikaten hamasi duygularla, seçimden daha fazla oy almak için birçok şey vadedebilir ama popülizm, dediğim gibi, ülke menfaatine değildir. Cumhuriyet Halk Partili kardeşlerimiz de ekonomik verileri tam bilmeden, petrol üzerine, ülkemizin enerji ihtiyacının ne kadarını yerli üretimden sağladığımızı tam bilemeden meydanlarda belki bu vaatlerde bulunmuş olabilirler. Ama bugün gerçekleri görerek attığımız adımda, daha sakin zamanlarda bunları değerlendirdiğimizde bizim bunu vermemizin çok mümkün olmadığını, veren ülkelerin de bundan geri adım attığı gerçeğini bilmemiz lazım. Biz bu desteği, şu anda mazot desteği olarak veriyoruz yani dünyadaki eğilim de bu yöne kaymıştır; biz tercihimizi bu yönde kullandık, bunu vermeye de devam edeceğiz.

Bir de şunu ifade edeyim: Türkiye, gerçekten… Burada, ben, sabırla Genel Kurulu takip eden ve muhalefet partisindeki arkadaşlarımı dinleyen bir insanım ve şu konuşmalara da şahit oldum ve çok üzüldüm. Bakın, biz Türkiye olarak enerji ihtiyacımızın büyük bir kısmını dışarıdan karşılıyoruz. 2014 yılında 88,6 milyar dolar dışarıya para ödedik ve şu anda enerjide dışa bağımlılığımız yüzde 74 civarında. Bunun önemli kısmı ham petrol ve doğal gaz 32 milyar dolar yani biz enerji ham maddeleri ithalatına toplam 55 milyar dolar para ödüyoruz. Ama bizim için üzücü olan taraf şu: Bazı enerji maddeleri bu ülkede var, bunları çıkarmak istiyoruz. Jeotermal kaynaklarımız var, kömür var, bakır var. Bunlarda ithalat yapmak zorunda kalıyoruz, aslında mecbur değiliz, kendi yerli kaynaklarımızı burada üretebiliriz. Ama -çok üzülerek- arkadaşlarımız buraya çıkıyor, jeotermal enerjiden bile enerji üretmenin çevreyi kirlettiğine dair bir şeyden bahsediyor; çok üzücü, bilim dışı, gerçek dışı. Kyoto Sözleşmesi’nde -yenilenebilir enerji kaynakları- tüm dünyadaki bilim adamları tarafından, jeotermal, su enerjisi ve güneş enerjisinin çevreyi kirletmediğine dair ortak anlaşma var. Cerattepe’de bakır madenini çıkarmaya karşı çıkmak, Kütahya’da gümüş madenine karşı çıkmak, Balıkesir’de altın madenine karşı çıkmak bu ülkeye iyilik yapmak değildir. Bizi dışa bağımlılıktan kurtarın. Gelin, bunlarla oynamayın, Türkiye’nin kaynaklarını çıkartalım, dışa bağımlılıktan kurtaralım…

MUSA ÇAM (İzmir) – Doğayı katletmeyin, doğayı katletmeyin!

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Devamla) - …ondan sonra dediğiniz destekleri hep birlikte verelim.

Ben bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Nazlı.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, sayın hatip biraz önce dedi ki… Ben Avrupa ülkelerinde mazot desteği verildiğini bildirdim, söyledim ve de anlattım ancak sayın hatip Avrupa’da bunun verilmediğini, Pakistan’da verildiğini özellikle belirtti. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Burada bir sataşma yok Sayın Yalım.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Benim sözümün yanlış olduğunu söylüyor Sayın Başkan.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) - Hayır, hayır.

BAŞKAN – Hayır, bakın, siz şimdi bir görüş ortaya koydunuz, mazot desteği konusunda…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hayır, yanlış söylediğimi, yanlış beyan verdiğimi söylüyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, siz mazot desteği konusunda Avrupa ülkelerindeki uygulamaları anlattınız, Sayın Nazlı da bunun Avrupa’da değil Pakistan’da olduğunu söyledi.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Beni yanlış beyanla itham ediyor Sayın Başkan.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) - Hayır, hayır.

BAŞKAN – Şimdi bakın, yani “yanlış beyan” kelimesi var ise tutanakları alacağım, inceleyeceğim, bakacağım Sayın Yalım.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bakın, ben Avrupa ülkelerinde mazot desteği primi veriliyor diyorum, sayın hatip “Hayır, verilmiyor.” dedi.

BAŞKAN – Ama, siz bir görüş ortaya koyuyorsunuz, o da karşı görüş ortaya koyuyor Sayın Yalım.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama, benim beyanımın yanlış olduğunu söylüyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yalım, şimdi, iktidar ve muhalefet partileri…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yani, Sayın Başkan, beni bilgisizlikle suçluyor.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) - Hayır, hayır, öyle bir şey yok. Öyle demedim.

BAŞKAN – Hayır yani öyle bir…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – O anlama geliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, o anlama gelmiyor.

Şimdi, siyasi parti gruplarının birbirlerinden farklı görüş ortaya koymaları son derece doğaldır. Bu görüşler birbirlerine son derece ters olabilir, zıt olabilir, birbirinden yüz seksen derece farklı görüşler ortaya konabilir; bunların hiçbirisi sataşma olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, sayın hatip konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin sahada olmadıklarını ve gerçeklerden kopuk olduklarını -bu sebepten- söyledi. Bu konuda grubumuza, bütün milletvekillerimize bir sataşma var. Bu konuda cevap hakkı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

İki dakika süreyle söz veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, eğer uygun görürseniz grup adına cevap hakkını Özkan Yalım kullansın.

BAŞKAN – Aslında başka bir sataşma cümlesi vardı ama onu kullanmadınız, bir başka cümleyi kullandınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu kaçırdık herhâlde efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Kütahya Milletvekili Mustafa Şükrü Nazlı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Tabii ki benim tecrübem Sayın Özgür Özel kadar olmadığından ben söz hakkımı alamadım. Bundan dolayı da sayın hatibe buradan bu iki dakikada çok güzel cevaplar vereceğimi de özellikle belirtmek istiyorum.

Dedi ki sayın hatip: Avrupa ülkelerinde 12 ton ve üzerine mazot prim desteği verilmediğini iddia etti. Ben de iddia ediyorum, bakın Sayın Hatip, Avrupa ülkelerinde -Pakistan’dan bahsetmiyorum, Avrupa ülkelerinden bahsediyorum, Pakistan Avrupa ülkesi değildir Sayın Hatip- 12 ton ve 12 tonun üzerinde bulunan araçlara, kamyonlara, otobüslere -bakın, Belçika, Fransa, İspanya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Polonya gibi ülkelerde- “accise” yani mazot prim desteği verilmektedir. Bunun belgesini isterseniz size sunarım; bu bir.

İkincisi: Popülizmden bahsetti. Sayın Hatip, çiftçimize siz, nasıl, biz mazot desteği verelim derken, siz hayır vermeyeceğiz... Nakliyecimizin, kamyoncumuzun batmasına göz mü yumacaksınız? Bizim çiftçimiz alın teriyle ekiyor, biçiyor. 780 milyon metrekarenin Trakya bölgesi kadar bölümü ekilip biçilmemektedir. Bunun ekilip biçilmesi için giderlerin düşürülmesi lazım. Aynı şekilde Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Fransa’daki, Belçika’daki, Hollanda’daki, Almanya’daki, hatta Yunanistan’daki gibi, çiftçinin kullandığı traktöre ve de biçerdövere kesinlikle ÖTV’siz ve KDV’siz mazot verilebilir, bu da yaklaşık 1,8’dir bugün itibarıyla. Bu, Avrupa ülkelerinde veriliyor. Verilmediği takdirde biliyorsunuz çiftçilerin Paris-Brüksel otobanını nasıl kapattığını, bunu göz önünde bulundurmanızı istiyorum.

Hiçbir çiftçi traktörüyle de –sizin dediğiniz gibi- şehrin merkezine, İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya gezmeye gitmemiştir; traktörcü işi için mazotu istemektedir. Bunun için sizi tekrar uyarıyorum; benim traktörcüm, benim çiftçim ihtiyacı için dekar başına 5 litre mazotu ÖTV’siz, KDV’siz hak etmektedir Sayın Vekilim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalım.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan...

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, Avrupa ülkelerinde verilen mazot destek priminin ülkemizdeki nakliyecilerimize neden verilmediğinin araştırılması amacıyla 31/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum...

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır, o nedenle yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Önce yoklama isteminde bulunan milletvekillerini ismen tespit edeceğim.

Sayın Özel, Sayın Kara, Sayın Yalım, Sayın Gürer, Sayın Özdiş, Sayın Özcan, Sayın Arslan, Sayın Salıcı, Sayın Akaydın, Sayın Yalçınkaya, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Basmacı, Sayın Balbay, Sayın Tuncer, Sayın Yıldız Biçer, Sayın Nurlu, Sayın Demir, Sayın Tümer, Sayın Şeker, Sayın Çamak.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, Avrupa ülkelerinde verilen mazot destek priminin ülkemizdeki nakliyecilerimize neden verilmediğinin araştırılması amacıyla 31/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Varlı, biraz önce ayağa kalkmıştınız ama yoklama işlemine geçmiş olduğum için sizi dinleyemedim.

Buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana) – Efendim, sayın hatip konuşmasında bizi popülizm yapmakla suçladı. “1980’li yıllarda bundan çok çekti bu ülke, biz buna son verdik.” dedi. Bizi popülizm yapmakla suçladı. Onunla ilgili sataşmadan söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Varlı, buyurunuz efendim.

Popülizm yapmak aslında bir sataşma gerekçesi olur mu, bir tartışma konusu olacak derecede tartışmalı bir kelime ama herkes görüşünü ifade ettiği için, buyurunuz, siz de görüşünüzü ifade ediniz.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Popülist yönetimle suçladı.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Kütahya Milletvekili Mustafa Şükrü Nazlı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, tabii, arkadaşımız burada kendi partisinin hatiplerinin her zaman konuştuğu gibi “Biz şunu verdik, biz bunu verdik.” diyerek sanki kendi ceplerinden veriyormuş gibi, milletimize bağışta bulunuyorlarmış gibi bir ifadede bulundu. Onların gübre desteği ve mazot desteği olarak verdiklerini Milliyetçi Hareket Partisinin 57’nci Koalisyon Hükûmeti döneminde biz zaten başlatmıştık. Şu anda üst üste koysanız, toplasanız hepsini, bizim vermiş olduğumuz doğrudan gelir desteğine denk gelmiyor; şu anda vermiş oldukları mazot desteği, gübre desteği ve diğer desteklerin hiçbiri bizim vermiş olduğumuz doğrudan gelir desteğine denk gelmiyor; bu bir.

İkincisi: Yani, eğer ki bu ülkede her sektöre yeterince destek veriliyorsa hâlâ biz… Özellikle ben tarım sektöründe hayvancılıkla alakalı şunu söylemek istiyorum: Yani, Angus, Şarole, Hereford, Limuzin, Belçika Mavisi, Simental, Holstein gibi hayvanları biz hâlâ niye ithal ediyoruz? Sapı samanı biz hâlâ niye ithal ediyoruz? Mısır üretimi çok arttı, pamuk üretimi düştüğü için çok arttı mısır üretimi bu ülkede. Çiftçi çünkü pamuk ekmekten vazgeçti. Buna rağmen, biz hâlâ dışarıdan niye mısır ithal ediyoruz?

Türkiye'nin 25 milyon ton-30 milyon ton buğday üretme kapasitesi varken her yıl biz dışarıdan niye hâlâ 4 milyon ton-5 milyon ton buğday ithal ediyoruz? Esas bunun cevabını vermesi lazım arkadaşlarımızın, esas bunu araştırmamız lazım, bunu konuşmamız lazım. “Popülizm” diyor ya, bu, Türkiye’ye yılda 5-6 milyar dolar para kaybettiriyor bu saydıklarım; pamuk ithalatı, buğday ithalatı, mısır ithalatı ve hayvan ithalatı Türkiye’ye yılda 5-6 milyar dolar para kaybettiriyor. Esas popülizm budur.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.48

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Sema KIRCI (Balıkesir)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Sayıştay Başkanı ve üyelikleri için Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri arasından belirlenen Ön Seçim Geçici Komisyonunca kabul edilen ve bastırılarak dağıtılan 402 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 22/6/2016 Çarşamba günkü  gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için seçimin bu birleşimde yapılmasına; yine bastırılarak dağıtılan 401 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 23/6/2016 Perşembe günkü gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştay Başkanı seçiminin 23/6/2016 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 400 ve 398 sıra sayılı Kanun Tasarılarının kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 2'nci ve 4'üncü sıralarına, yine bu kısımda bulunan 343 ve 183 sıra sayılı Kanun Tasarılarının ise yine bu kısmın 3'üncü ve 5'inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 400 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/6/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                       Bülent Turan

                                                                                         Çanakkale

                                                                          AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Sayıştay Başkanı ve üyelikleri için Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri arasından belirlenen Ön Seçim Geçici Komisyonunca kabul edilen ve bastırılarak dağıtılan 402 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 22/06/2016 Çarşamba günkü (bugün) gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için seçimin bu birleşimde yapılması, yine bastırılarak dağıtılan 401 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 23/06/2016 Perşembe günkü gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştay Başkanı seçiminin 23/06/2016 Perşembe günkü birleşimde yapılması,

Bastırılarak dağıtılan 400 ve 398 sıra sayılı kanun tasarılarının kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 2'nci ve 4'üncü sıralarına, yine bu kısımda bulunan 343 ve 183 sıra sayılı kanun tasarılarının ise yine bu kısmın 3'üncü ve 5'inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

400 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

 

400 sıra sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/726)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1.            BÖLÜM

1 ila 14’üncü maddeler arası

14

2.            BÖLÜM

15 ila 36’ncı maddeler arası

22

TOPLAM MADDE SAYISI

36

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde söz isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Lehinde ilk konuşmacı, Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında dünkü grup önerimizde gündeme gelen meseleleri şu anki grup önerimizde tekrar konuşuyoruz çünkü bugün Sayıştay seçimiyle ilgili boş bulunan 5 üyelik için seçimin yapılmasını öneriyoruz bugünkü birleşimde. Ayrıca 400 ve 398 sıra sayılı kanun tasarılarının gündemin 2’nci ve 4’üncü sıralarına, gene 343 ve 183 sıra sayılı kanun tasarılarının da gündemin 3’üncü ve 5’inci sıralarına alınmasını öneriyoruz. Bunun yanında, 400 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın da İç Tüzük 91’inci maddeye göre temel kanun olarak iki bölüm hâlinde görüşülmesini -birinci bölümün 1 ila 14’üncü maddeler, ikinci bölümün de 15 ila 36’ncı maddeler olarak görüşülmesini- öneriyoruz.

Önerimizin lehinde olduğumuzu tekrar belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün, burada AKP grup önerisi üzerinde konuştuk. Konuşmamız sırasında birtakım tepkiler oldu ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Değerli Grup Başkan Vekili Bülent Turan da daha sonra “Konuşmayacaktım ama konuşmama lüzum oldu.” deyip geldi, kürsüde benim konuşmam üzerine bir şeyler söyledi. Böyle yıllar falan geçse tutanaklar iş görüyor da böyle bir gün sonra -aslında hafızalarda çok yeni- ama “Öyle dememiştim, sen böyle dememiştin.” denmesin diye Tutanak Müdürlüğümüzün tutanağına başvuralım. Bu arada geçtiğimiz günlerde harika bir sergi ve çok güzel bir çalışma yaptılar, çok da emek verdiler, Meclisin de en iyi çalışan birimlerinden bir tanesi; kendilerine teşekkür ediyoruz.

Dün ben şöyle demişim: “Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin yeni bir grup önerisiyle karşı karşıyayız her hafta olduğu gibi. Örneğin, içinde bulunduğumuz bu tarihi şimdiye kadar 7 kere düzenlediler “Bugün ne görüşelim, kaça kadar çalışalım, kaçta bırakalım.” diye ve emin olun, haftaya bir daha düzenleyecekler, bayram dönüşü bu düzenlemeleri bir daha yapacaklar çünkü grup olarak bir irade kullanmak ve kaliteli yasama yapmak değil, bir yerlerden gelen talimatlar, bir yerlerle yapılan pazarlıklar sonucunda onu çektim, bunu koydum, saray bastırdı, paraleli kazıdım, bilmem neyi dengeledim hesapları içinde Meclisi çalıştıran, iktidar adı altında kendi iktidarından yoksun, muktedir olmayan, Meclis düzenine hâkim olamayan, yarınını bilemeyen bir grupla karşı karşıyayız. (CHP sıralarından alkışlar)”

“Yarınını bilemeyen.” dedim diye Bülent Bey’in ağırına gitmiş. “Konuşmayacaktım ama konuşacağım.” dedi, geldi, çıktı ve dün şöyle cevap verdi: “Dedi ki grup başkan vekili: ‘AK PARTİ Grubu planlamasını yapamadı, her hafta bunları değiştiriyor, yarın ne yapacağı belli değil…’ Kendisinin bilgisi olmayabilir, söyleyeyim: AK PARTİ Grubumuz, bırakın şimdiyi, eylülü, ekimi bile planladı...”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Planlı. Kırk sekiz saat şartı var.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “…hangi gün ne yapacağımız bellidir. Sadece opsiyonel olarak, zaman zaman yanlış yerlerde yanlış tavırlar içerisinde olduklarından dolayı…” Bizi suçlamış. Elimizde ne var? Hiç olmazsa bugün tatile gitseydiniz de başka bir grup başkan vekiliniz imzalasaydı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayıp bunlar, ayıp!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Dün ben diyorum ki: “Yarınınız belli değil, haftaya yeni bir grup önerisi getirirsiniz.” “Biz yılları planladık, ayları planladık.” diyor, bugün yeni bir grup önerisi var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değiştirmedik, teknik bir şey. Özgür, öğren bunları artık.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Dün bugünü düzenlediler, Sayıştayla ilgili seçimi perşembeden bugüne alıyorlar şimdi. Ayrıca, Danıştay ve Yargıtayla ilgili düzenlemeyi gündemin 2’nci sırasına alıyorlar. Sebep? Hatta ve hatta İç Tüzük’e göre kırk sekiz saat beklemek lazım, kırk sekiz saatlik bekleme süresini beklemeden şimdi bugün oraya koymak için çoğunluk oyuna başvuracaklar.

Değerli milletvekilleri, iktidar partisi İç Tüzük’ü tanımıyor, İç Tüzük’ü beğenmiyor, Anayasa’yı tanımıyor, Anayasa’yı beğenmiyor ama Anayasa’yı tanınmaz hâle getiren, İç Tüzük’ü tanınmaz hâle getiren, bunu işlevsiz, hatalı, kötü hâle getiren aslında iktidar partisinin bu uygulamaları.

İç Tüzük ve Anayasa şöyle bir şey söylüyor: “Bir kanun basıldıktan sonra, kırk sekiz saat geçmeden görüşülemez.” Ama bunun istisnası oluyor mu? Bu İç Tüzük bu hâle getirilmeden önce, 4 partinin uzlaşısıyla ancak… Olur ya çok önemli bir mevzudur, hep beraber “Olur.” deriz ama AKP döneminde çoğunluk oyuna başvurarak grup önerisi… Danışma Kurulu yapıyoruz, Danışma Kurulu ya toplanamıyor ya oy birliğine varamıyor. Oy birliğini arayacak, uzlaşıyı arayacak, muhalefete “Sen ne istiyorsun, sizin önerileriniz nedir? Bizim takvim önerimiz budur.” diyecek olan iktidar partisi ama böyle bir uzlaşı kültürünün yakınından geçmediği ve bugün kendisine hangi talimatın geleceği, hangi kanunun öne çekilmesi, hangi alınan karara saraydan ne tepki geldiği bilinemediği için tamamen iradesini terk etmiş, muktedir olmayan bir grupla karşı karşıyayız. Dün benzer şeyler söylenince “Biz eylülü, ekimi planladık.” diyor.

Sayın Bülent Turan, eylülde, ekimde AKP Grubunun ne yapacağı değil, AKP’nin Genel Başkanının kim olacağı bile belli değil. (CHP sıralarından alkışlar) Siz, bundan dört ay önce yüzde 49 oy almış olan partinizin Genel Başkanı duruyorken ben çıksam “Ya, haziran ayında sizin Başbakanınızın, sizin Genel Başkanınızın kim olacağı belli değil.” desem kabul eder miydiniz? Haşa, Hocadan herkes çok memnundu. Ama ben size bu kürsüde şunu söylemiştim: Hocaya parti içinden operasyon yapılıyor. Her seferinde bizim üzerimize doğru o arkadan gelen 20 kişi, bir dönem geldi, Başbakanın burada yapacağı bir konuşmaya bir hafta kala her konuşanı -yani kendisine kötü bir şey demek için demiyorum, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan konuşuyor- ayağa kalkıp alkışlıyorlar, bütün grubu ayağa kaldırıyorlar. Bir başka milletvekili konuşuyor, “Kalkın, kalkın ayağa…” Neden? Başbakanın konuşması sırasında ayakta alkışlama geleneğini bile işlevsizleştirme, kendi grup başkanının grubundan gördüğü nadir jestlerden bir tanesini bile yok saymayla ilgili bir operasyon yapıldı. O gün bunu söyledim, hiçbiriniz kabul etmediniz, “Yok öyle bir şey.” dediniz ama o günden sonra bir daha Genel Başkan dışında kimsenin de karşısında ayağa kalkmadınız. Ama daha sonra o operasyon tuttu, o itibarsızlaştırmaya çalıştığınız Başbakanı sarayda… Hani diyordu ya Sayın Recep Tayyip Erdoğan, daha önceki Cumhurbaşkanı için “Seçilmiş Başbakanın önüne Anayasa fırlattı, dolar yükseldi, faizler fırladı, ülkeye zarar verdi.” diyordu. Aynı Anayasa masanın üstünde dururken seçilmiş Başbakanı sarayın penceresinden aşağıya fırlattı. Hepiniz izlediniz, hepiniz ağzınız açık izlediniz ve ardından yüzde 49 oy almış Başbakan, tam mutabakatla seçilmiş genel başkan partiyi güya kongreye götürdü ve kimin genel başkan olacağına 1 kişi karar verdi; hepiniz dinlediniz, beklediniz ve perşembe günü karar verdiler. Kime karar verildiğini açıklama görevini bile saraydan bildirdiler. Kim açıklasın? “Efendim, şu kişi açıklasın.” dendi, o kişi çıktı açıklamayı yaptı. Şimdi siz burada -büyük büyük laflar etmek kolay- belki birazdan çıkar yine planlamadığınız bir konuşma yaparsınız; belki yine ayları, yılları planladığınızı söylersiniz.

Biz “Yarınınız belli değil.” derken bu ülkeyi nereye götürdüğünüzden çok ciddi şüphelerimiz var. Yıllar önce bugünler tarif edildiğinde, birileri “Bu iktidarın gizli ajandası.” dediğinde, “Aklının arkasında başka bir şey var.” dediğinde itiraz edenler, şimdi bunların gerçekleştiğini ve bunların artık normalleştiğini görüyorlar ve bu konuda -kimse, Adalet ve Kalkınma Partisinde- geçmişte bu ülkenin özgürlük isteyen, demokrasi isteyen, bir daha darbelerin yaşanmasını istemeyen ve o günlerdeki janjanlı söylemlerinizle aldattığınız, kandırdığınız, algılarını yönettiğiniz kitlelere dönüp de “Evet biz sizi o gün kandırmıştık.” demiyor. İstisnası Aziz Babuşcu, İstanbul İl Başkanıyken ağzından böyle bir şey çıkardı, onun dışında büyük bir rahatlıkla, büyük bir öz güvenle… Çünkü ne söylediğini bir bağlam içinde söylemeyen, bir ilke içinde söylemeyen, ne söyleyeceği bir yerlerden dayatılan bir grup olduğunuz zaman, o zaman işte, çıkıp da dinlersiniz ve çıkıp böyle büyük büyük laflar edersiniz. Allah’ın sopası yok, size ertesi gün bunu imzalattırır, buraya getirir, önünüze koyar.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu söyleyelim: Sayıştaya üye seçiliyor. Bununla ilgili birazdan seçim yapılacak. İktidar partisisiniz, oy çokluğuyla öyle bir şey yapıyorsunuz ki, hiçbir grupla, gruplarla istişare etmek, Sayıştay için yapılacak bu seçimde diğer grupların fikrini almak, o gruplara düşünceleri, bırakın dünya görüşlerinin dengelenmesi… Neden Parlamentoya verilmiş bu görev? Ama hiç değilse diğer grupların nezaketen fikirlerini bile almaya ihtiyaç duymuyorsunuz çünkü bildiğiniz bir şey var: Çoğunluk var; bu taraf bizden az, biz ne dersek o olacak.

Size şunu söyleyelim: Evet, çoğunluk var ama bu ülkeyi demokrasi yapan, demokrasiyi kıymetli yapan şey siz değilsiniz, o bu taraf. Çünkü iktidar her türlü rejimde olur, her türlü rejimde iktidar var ama o rejimi demokrasiye çeviren muhalefetin olmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu muhalefeti yok sayarsanız, sadece parmak çoğunluğuyla bir şeyler yapmaya çalışırsanız, evet, size “iktidar” derler ama rejimin adına “demokrasi” demezler. Bu ülkede ağır aksak, kusurlu, geçmişinde sıkıntıları olan bir demokrasi devraldınız ama bizim sizden aldığımız Türkiye'nin adına demokrasi demeye bin şahit gerekecek ama biz daha sonra, yaptığınız tahribatı el birliğiyle hızla düzelteceğiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde, Salih Cora, Trabzon Milletvekili…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bülent Turan, Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Değişti mi konuşmacı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak, konuşmacının da haberi yok, kalktı gidiyordu.

BAŞKAN – Bülent Turan, Çanakkale Milletvekili, buyurunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MUSA ÇAM (İzmir) - Sayın Turan, Sayın Cora’ya söyleseydiniz konuşmayacağını.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konuşmacı giderken…

MUSA ÇAM (İzmir) - Ayağa kalktı, ayağa kalktı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ben de bunu anlatıyorum işte, konuşmacının da haberi yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, dün ne demişsek aynısını söylüyoruz. Dünkü zaptı getirin imzalayayım. Dün demiştik ki: “Sayıştay seçimini bu hafta yapacağız.” Teknik olarak arkadaşlar bilmiyor olabilir, izah edeyim, bizim grubumuz anladı çok açık bir şekilde.

Bakınız değerli arkadaşlar, Sayıştay Kanunu gereği başkan ayrı seçiliyor, üyeler ayrı seçiliyor. Eğer bugün başkanı seçmezsek cuma günü de Meclisi devam ettireceğiz. Biz, usul ekonomisi gereği ramazanışerifte seçim bölgelerimizde olunması talebiyle ilgili olarak diyoruz ki: Bu kanunu bugün görüşürsek, perşembe akşamına bitirirsek cuma günü Meclisi kapatırız diyoruz. Bunu biz dün konuştuk yeni bir şey söylemiyoruz. Sanki dün başka bir şey varmış, bugün başka bir şey varmış gibi demek bu sizin anlamadığınızı gösterir arkadaşlar. Hiçbir şey değişmedi. Bu hafta biz, çok net, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Personel Kanunu’nu görüşüyoruz, iki tur olarak da Sayıştay seçimini yapıyoruz, Meclisi kapatıyoruz ondan sonra. Yeni bir şey yok arkadaşlar, bunlar tamamen teknik meseleler.

Dün buraya grup önerisi verdiğimizde -ki vermek zorundayız Meclis çalışsın diye- Plan ve Bütçe Komisyonu hâlâ üyelerini seçmemiş, olmayan bir şeyi nasıl taşıyabiliriz buraya? Dün seçimini yapmasaydı, bugün değiştirmeyecektik ama dün Plan ve Bütçe seçim yaptığından dolayı bugün seçim yapabiliyoruz. Yarın da üyelerini seçeceğiz, söyleyeyim size. Bakın, arkadaşlar, bugün başkanı seçiyoruz, yarın üyeleri seçeceğiz. Bir şey değişmedi. Ekime kadar gün gün takvimimiz belli.

Diğer mesele: Bizim parti olarak kendi Genel Başkanımızı hangi usulle nasıl değiştireceğimizi, niye değiştirmeyeceğimizi siz tartışmayın arkadaşlar. Buna cevap vermeyi zül addediyorum. Niye biliyor musunuz? Bu konuyla ilgili en son konuşacak parti sizsiniz. Sizin Genel Başkanınızın nasıl değiştiğini biliyoruz, nasıl kongreler yaptığınızı biliyorsunuz. Buna ben cevap vermeyi ayıp olarak düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Turan biraz önce yaptığı konuşmasında şahsımı doğrudan hedef alarak doğru söylememek, gerçekleri çarptırmak, bilgisiz olmakla suçladı. Kendisine cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Anlamadığınızı söyledi galiba.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır Sayın Başkan, yapmayın lütfen, ne dedim?

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında hiçbir şeye gerek yok. Bir video kaydı oynatsak söylediklerimin nasıl sanki laboratuvar ortamındaki ispatı olduğu ortaya çıktı.

Biraz önce dedim ki: Sizin partinizde yarın ne olacağı belli değil çünkü bir ortak akılla karar vermiyorsunuz, bir kişinin iradesi, hırsı her şeye karar veriyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen kendi partine bak.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi işine bak sen, kendi siyasi partine bak sen.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Biraz önce grubunuz adına konuşmayı yapacak olan milletvekili…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bak, bak, ne yazıyor? “Bülent Turan, Ali Ercoşkun” yazıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …Sayın Cora ayağa kalktı, önünü ilikledi, kürsüye doğru hareketlendi, önüne çıktınız, “Bülent Turan Sayın Başkan…” Elbette ki grup önerisine ilk başta hepimiz kendi adımızı yazdırıyoruz, sonra devrediyoruz. Sayın Cora’ya konuşacağını söylemişsiniz, Sayın Cora hazırlığını yapmış, kürsüye doğru gelmek üzere iken Bülent Turan…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Ya, sizi ne ilgilendirir bunlar?

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Ya, sana ne bundan ya?

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Seni ne ilgilendirir bu ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …Sayın Başkan geliyor, konuşma yapıyor burada iki buçuk dakika. Dünya kadar laf ediyor, hakaret ediyor, karşı tarafın eleştirilerinden bir parça payını almıyor, dün söylediği ile bugün söylediği arasında nasıl çeliştiğini bilmiyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yok, aynı şeyi söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Hatta diyor ki: “Size söyleyeyim; bugün Sayıştaya Başkan seçeceğiz, yarın üye.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bugün üye seçeceğiz, yarın Başkan seçeceğiz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İki tur var.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bir de, size şu kadarını söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi olarak size yaptığımız eleştirilerin tamamı hayata dair, siyasete dair, akla dair ve altında bir mantığa dayanan eleştiriler. Bu eleştirileri çürütmek için her zaman yaptığınız gibi bir algı operasyonu yaratarak, gerçekleri çarpıtarak, “Düne imza atarım.” diyerek, bilmem ne yaparak olmaz. Ben dün ne söylediğinizi biliyorum, tutanak altında, benim ne söylediğim de burada. Haftaya geleceksiniz dedim, “Haftaya gelmeyeceğiz.” dediniz, bugün geldiniz. Yarın tekrar aynı şeyi yapabilirsiniz, bu Meclisi babanızın çiftliği gibi yönetmeye çalışabilirsiniz ama vatandaş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …halk, seçmen bunları görüyor.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda ne oldu? 15 tane seçim kaybettiniz be. Hâlâ kendinize bakmıyorsunuz. 15 seçim kaybettiniz. Bir de kendinize bakın be.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, dinliyorum efendim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 15 seçim kaybettiniz. Kendinize bakın be. Hadi!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye efendim, Sayın Turan’ı duyamıyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …kürsüye çıkmaya bile gerek duymuyorum. Sayın Başkan, aynı şeyleri tekrar etmek zorunda bulunuyorum. Gündemimiz dün neyse bugün de o. Teknik bir usulle ilgili olarak bu öneriyi verdik, bunu oylayacağız. Takdir Meclisindir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Sayıştay Başkanı ve üyelikleri için Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri arasından belirlenen Ön Seçim Geçici Komisyonunca kabul edilen ve bastırılarak dağıtılan 402 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 22/6/2016 Çarşamba günkü  gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için seçimin bu birleşimde yapılmasına; yine bastırılarak dağıtılan 401 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 23/6/2016 Perşembe günkü gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştay Başkanı seçiminin 23/6/2016 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 400 ve 398 sıra sayılı Kanun Tasarılarının kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 2'nci ve 4'üncü sıralarına, yine bu kısımda bulunan 343 ve 183 sıra sayılı Kanun Tasarılarının ise yine bu kısmın 3'üncü ve 5'inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 400 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde Sırrı Süreyya Önder, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Önder. (HDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

“Ne yapacağımızı biliyoruz.” diyorsunuz. Aslında artık bizim için -kendi partim adına söyleyeyim- eleştiri sınırlarının bile dışına çıkmış durumdasınız. Sebebi de şu: Buradaki uygulamaları, teamülleri hepimiz biliyoruz, bir gün önceden ya da makul bir saatte getirilen önergeler son dakika geliyor, ucu ucuna. Bugün asker ne diyecek, acaba köşkten ne gelecek, saraydan ne gelecek, Bakanlar Kurulu ne olacak falan… Şimdi bu, tabii ki bunu böyle yapabilirsiniz, yapıyorsunuz da fakat buradan ortaya çıkan bir şey var, bu tespit çok önemli: Yüzde 50 oyla iktidar olmuş bir Parlamento grubu hâli yok, gerçeklik bu. Böyle, yüzde 50 oy almış bir partinin öz güveninden zerrece eser yok; alabildiğine agresyon yüklü, alabildiğine tefrik edici, alabildiğine kutuplaştırıcı. Yüzde 50 oy almış bir iktidarın serdedeceği şeylerden çok uzak yaklaşımlar içindesiniz. Bu, akla şunu getiriyor, bunu soruyoruz yani: Peki, niye bu telaş? Ortada düşman bırakmadınız -kendi tabirinizle söylüyorum- paraleli, Kürtleri, efendime söyleyeyim, sosyal demokratları, sekülerleri, bir zaman birlikte yol yürüdüğünüz liberalleri, aklınıza gelebilecek herkesi daha sonra alabildiğine düşmanlaştırarak kamusal bütün alanlardan tasfiye ettiniz. Peki, nedir bu telaş? Bunun bir tek açıklaması var: Kişi, doğru yapmadığı işi bilir. Doğru işler yapmıyorsunuz, maalesef, faturasını da bütün bu ülkenin hepsi ödeyecek, ödüyor hâlihazırda. Çocuklarımızın geleceğinden çalarak, çocuklarımıza daha stabil, daha özgürlükçü, daha adil bir ülke bırakmak yerine, belki bırakılacak bir ülke kalmayacak duruma geliyor.

O kadar çok ki neyi söyleyelim? Bugün getirdiğiniz EMASYA Protokolü karikatürü daha önce gündemden kaldırılırken bu memlekette veriliş şartlarında -demagojiye hiç gerek yok- hiçbir değişiklik yoktu, üç santim eksik beş santim fazla; üç tane istatistik kıymet başka değişen bu ülkenin veriliş şartlarında hiçbir şey yoktu. O gün aynı şeyi demokrasi adına reddedip bugün aynı şeyi demokrasinin gereği olarak yutturmak ya da yutturmaya çalışmak yüz yılın icadı. Böyle bir şey görülmüş değil, Parlamento tarihinde de görülmüş değil.

Şimdi, bu cesareti nereden alıyorlar? Bu cesareti… Bu Parlamentoda şu laf -bu diğer muhalefet milletvekili arkadaşlarımıza söylüyorum- çınladığından beri “Anayasa’ya aykırı ama destekleyeceğiz.” lafı bu kubbede çınladığı gün AKP iktidarı dedi ki biz demek ki her istediğimizi yapabiliriz, yaptırabiliriz. Niye? Hazır bir düşman algısı var, bunu söyleyince hizalanmayacak kimse yok. Onun için burada muhalefet partilerinin yakınması da sahici gelmiyor. Siz bir kez Anayasa’ya aykırı bir tasarrufu yapabileceklerini beyan ettiğiniz anda, bir cam vazo gibidir, paramparça olur ve bir daha da yerine yeniden getiremezsiniz.

Biz nasıl bakıyoruz? Biz sizin bir zevale doğru yürüdüğünüzü görüyoruz. Niye? Sayın Davutoğlu’yla ilgili burada biz de çok eleştirel yaklaşımlarda bulunduk, kendisiyle yüz yüze de birçok tartışmayı yaşadık. Sayın Davutoğlu bu memlekette bir gün Başbakan olmadı ki. Bu öyle saray vesayetiyle falan tarif edilecek bir şey de değil. Bu memleketin en önemli meselesini askere bıraktık. Başbakanlıktan terk etmek, imtina etmek anlamına geliyor bu. Niye? Peki nedir bunun esası, özü? Konuştuğumuz mesele tek yanıyla şiddet içeren bir mesele değildir; binlerce boyutu, onlarca ana boyutu olan bir meseledir. Dolayısıyla çok katmanlı bir yaklaşımı, çok derinlikli bir yaklaşımı ve ince düşünülmüş, uzun vadeli düşünülmüş yaklaşımları gerektirir oysa siz, askere verdiğinizde… Asker aldığı eğitim gereği ölmeye ve öldürmeye koşullanmış bir eğitimden gelmektedir, onun için dost kuvvetler vardır, düşman kuvvetler vardır. Sizin yanlışınıza düşen “Orduyu hoş tutalım, falanca netameli meselede aman orduyu ayaklandırmayalım.” diye düşünen bütün siyasal iktidarların devamını bu ülkede darbe dönemleri takip etti. Yani sadece sizin yanılgınızdan ibaret değil. Demirel de bu yanılgıya düştü, Adnan Menderes de bu yanılgıya düştü, Bülent Ecevit de bu yanılgıya düştü; bu yanılgıdan payını almayan olmadı. Dolayısıyla, eğer yapacaksanız, İç Tüzük’le oynamak, muhalefetin sesini kısmak falan…

Bu Meclis, artık tasfiye hâlinde bir Meclistir. Ne zaman ki burada Anayasa’ya aykırı olduğu bilinerek bir yasa teklifi geçti, ne zaman ki Meclis kendi bireylerinin, kendi üyelerinin onurunu, haysiyetini, yasama görevini korumaktan feragat etti artık size gelen vurur, giden vurur. Buna en talimli olan bizleriz; hayatımız mahkemelerde, karakollarda, cezaevlerinde ve sokakta mücadele alanlarında geçmiş. Siz talimli değilsiniz. Çünkü bu hesap geniş bir grubun hesabı, muhasebesi değil; bu, çok dar bir zümrenin, bu parti içerisinde çok dar bir zümrenin sizin de Meclis Genel Kurulunun dışındaki zeminlerde yakınarak bahsettiğiniz, şahsi ikballeri için, şahsi menfaatleri için eylem ve icraatlar yapanların yargı baskısını uzaklaştırmak için keşfettikleri mekanizma ve yöneldikleri otoriter yöntemlerle iş buraya kadar geldi. Otoriterlik şöyle bir fasit dairedir, otoriterleştikçe bir yerde duramazsınız. “Bu kadar otoriterleştik, milleti artık zapturapt altına aldık, bundan sonra işimize bakabiliriz.” Bunun sosyolojisi böyle çalışmıyor. Ne kadar otoriterleşirseniz o kadar daha fazla otoriterleşmenizi çağıracak bir mekanizma devreye giriyor. Bunun da bir limiti vardır. O limit bu ülkede doldu. Neyle doldu biliyor musunuz? Birçok şeyi buna sayabiliriz ama en güncel olanını söyleyeyim: 3 tane tutuklama… Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma gösteren Sayın Şebnem Korur Fincancı Hanımefendi, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu’nun tutuklanması için bugün iddianame hazırlanmış.

Değerli vekiller, bilmiyorum haberiniz var mı? Ateş hızıyla bir iddianame hazırlandı, on dört yıl ceza isteniyor. Niye? Kürtlerle yan yana durmuş diye. On dört yıl… Elinizi vicdanınıza koyun, bu dayanışma on dört yıl hapsi gerektirir mi? Çünkü, bunlar müsemma kişiler, bilinen kişiler, kamuoyuna açık ve şeffaf yaşayan insanlar; gelmişleri belli, geçmişleri belli, ne yaptıkları belli, formasyonları belli, barış ve savaş noktasında nerede durdukları belli, net, kesin. Siz bunlara on dört yıl hapsi reva görüyorsunuz. Bu şu demektir: “Elleşmeyin, nasıl olsa kendi kendilerine yıkılacaklar.” Siz artık uzatmaları da bitirdiniz, bunu oynuyorsunuz. Bu yüzde 50 oya rağmen bu panik hâlinin, bu telaş hâlinin, bu agresyon yüklü dilin başka da hiçbir açıklaması ve izahı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ordu mu size darbe yapacak, başka güçler mi yapacak? Bütün devleti a’dan z’ye zapturapt altına almışsınız, bu telaş niye? Bu on dört yılın cevabı, sizin bu telaşınızda saklıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip grubumuza direkt sataşmada bulunmuştur. Şahsi kaygılarla otoriterleştiğimizi ifade etmiştir.

BAŞKAN – Şahsi…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şahsi kaygılarla otoriterleştiğimizi ifade etmiştir.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Öyle söylemedim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ordunun gönlünü hoş tutmaya çalıştığımızı ifade etmiştir.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – O bir sataşma mı canım?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 3 tutuklanan gazeteci için bizim on dört yıl bunlara ceza reva gördüğümüzü ifade etmiştir, bundan dolayı söz istiyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz ordunun gönlünü hoş tutmuyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Muş, şimdi, Sayın Önder bir genel eleştiri yaptı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sataşma vardır Sayın Başkan, direkt bizim grubumuza.

BAŞKAN – Ben sataşma cümlesini sizden alabilmiş değilim yani.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, “Şahsi kaygılarla otoriterleşmeye çalışmak.” ne demek?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – …eğer “Ordunun gönlünü hoş tutuyorsunuz.” lafını bir sataşma olarak kabul ediyorlarsa ben de kabul ediyorum, buyursun cevap versin.

BAŞKAN – Sayın Önder, bir saniye efendim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Şahsi kaygılarla otoriterleşmeye çalışıyorsunuz.” sataşma değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yani, bu otoriterleşme Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna yönelik değil, Hükûmete yönelik bir eleştiri.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Adalet ve Kalkınma Partisine yönelik yaptı. Kaldı ki, Hükûmet zaten…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Parti grubu otoriterleşmez, Hükûmet otoriterleşir.

BAŞKAN – Sayın Muş, bakın, dün tekrar ettim, şimdi Hükûmete yönelik bir sataşma nedeniyle ben Hükûmete ancak söz verebilirim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – O da yok.

BAŞKAN – Siz eğer, Hükûmete yönelik bir sataşmanın grupla ilgisini, illiyet bağını kurarsanız size de söz verebilirim ama herhangi bir illiyet bağını kurmaksızın sadece otoriterleşme sataşması nedeniyle söz vermem mümkün değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ifadeleri…

BAŞKAN – Yani Hükûmete yönelik bir sataşma hangi nedenle Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunu ilgilendiriyor?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, grubumuza hitaben bu ifadeleri kullandı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Efendim, bu Meclis grubunun içinden çıktı.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, bir saniye, grup başkan vekiliniz konuşuyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, grubumuza atfen bu ifadeleri söylüyor. Kaldı ki, Hükûmet AK PARTİ Grubunun Hükûmetidir. Buradan da bir bağ kurabilirsiniz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Hepimizin Hükûmeti, hepimizin(!)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ama direkt olarak zaten bu sataşma grubumuza yapılmıştır. Bundan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Doğrudan grubunuza yönelik bir sataşma yapıldığını söylüyorsunuz.

Buyurunuz Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada EMASYA Protokolü’nden bahsedildi. Gelen tasarının EMASYA Protokolü’yle aynı olduğu ifade edildi. Bakın, EMASYA Protokolü’nün… Burada getirilen tasarıyla beraber sivil iradenin, Bakanlar Kurulunun yetkilendirilmesiyle yapılacak olan operasyonların alanı, süresi belirleniyor. EMASYA Protokolü’nü kaldıran iktidar budur, doğrudur. Demokratikleşme adına attığı adımların bir parçasıdır ama bugün getirilen bu tasarıyı EMASYA Protokolü’yle mukayese edemezsiniz. O, İçişleri Bakanlığı ile Silahlı Kuvvetler arasındaki bir şeydi.

Bakın, bu iktidar, ülkenin ihtiyaçlarına göre hareket eder, ülkenin ihtiyaçlarına göre tasarılar getirir. Kimsenin gönlünü hoş etmek için hiçbir zaman bir çalışma içerisinde olmadı. Ülke neyi gerektiriyorsa, hangi şeye ihtiyaç duyuluyorsa onu yaparız. Sayın hatip konuşurken vesayetten bahsetti. Bir saray vesayetidir aldı gidiyor. Arkadaşlar, Cemil Bayık’ın bir açıklaması var. “Biz olmasaydık, PKK olmasaydı HDP yüzde 5’i geçemezdi.” diyor. Vesayet arıyorsanız oraya bir bakın. Çıkıp biriniz laf edebildi mi? Çıkıp söylesenize, sen kimsin Cemil Bayık, sen kimsin. Biz dolaştık, sokak sokak dolaşarak bu oyu aldık diyebildiniz mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hadi sizden başlayalım? Sen söyle, sen kimsin Sayın Muş?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Diyebildiniz mi? Diyebildiniz mi? Diyemezsiniz. Öyle cesaretiniz yok.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sizden başlayalım. Hadi başlayalım.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Siz söyleyeceksiniz, siz!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Arkadaşlar, burada savaştan bahsedenlerin, sürekli barışı dillendirenlerin, ağabeyi dağda olan bir genel başkanın partisinin bir mensubu veya milletvekillerinin böyle bir ifade kullanması kadar tezat bir şey olamaz. Önce dağdan indirin onu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Önce onu dağdan indireceksiniz, ondan sonra konuşacaksınız burada.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yoldaştınız onlarla.

MEHMET MUŞ (Devamla) – İkincisi: Bakın “O 3 kişi ne yaptı?” diyor. “Savaş ile barış arasını gösterdiler.” Bakın, şurayı görüyor musunuz? Teröristlerin cenazeleri. Ne diyor bunlara? “Şehitlerimiz İçin Varız.” Özgür Gündem. “Baharı Erteleyemezsiniz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Hangi bahardan bahsediyorsunuz ya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz tutuklattığınızı kabul ediyorsunuz yani talimatı kabul ediyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – PKK’nın âdeta yayın organı. “Ferman Sarayın, ‘…’(x) Bizim.” Şimdi bu manşetleri atan bu gazetenin genel yayın yönetmenleriyle alakalı savcılık bir soruşturma yürütüyor. Kaldı ki bu soruşturma savcılıkla alakalı bir şey. Kararı verecek olan yargının kendisidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Önder…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Bizim Kandil’in vesayetinde olduğumuzdan, Cemil Bayık’a bir laf söylememiz gerektiğinden bahisle tekrardan bile haya edeceğim bir sürü şey söyledi.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Önder.

10.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Tutanakları istetin Sayın Grup Başkan Vekili, içinde benim bir tane “vesayet” kelimesinin geçtiği bir yeri gösterin.

Laf susturumu var ya içinde olduğunuz şeyi… Hep vesayet altında, vesayet altında… Vesayet altında olunca, benim de vesayet dediğimi düşünüyorsunuz. Vesayet lafını bir tek kez kullanmadım. Sayın Bostancı çok dikkatli bir insandır, size söyleyebilir. Vesayet lafını kullanmadım.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Kullanmana gerek yok, gerçek zaten.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Gerçekse… Bak, siz söylüyorsunuz.

İkincisi…

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Seninki gerçek, seninki.

HARUN KARACA (İstanbul) – Kullanma gerek yok zaten vesayet altındasınız. Vesayet altında olanlar utanmazlar!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Eyvallah… Eyvallah…

Şimdi, kimin vesayet altında kimin özgür iradesiyle davrandığını bütün cihan seyrediyor. Onun için siz böyle söyleyebilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Aynen öyle… Aynen öyle… Herkes seyrediyor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Siz böyle söyleyebilirsiniz.

Gelelim Cemil Bayık meselesine. Biz gittik, sizin tahayyül bile edemeyeceğiniz boyutlarda tartışmalar yürüttük yüzlerce defa. Ben gittim. Onlarla beraber kaldım. Bu ülkenin barışını kurmaya çalıştık. (AK PARTİ sıralarından “Onlar derken” sesi)

Bütün Kandil’le, bütün PKK’yle ve Hükûmetin bilgisi dâhilinde beyefendi. (CHP sıralarından “Oo!”sesleri)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hadi, hadi…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Hükûmetin bilgisi dâhilinde.

Gelsin, 4 bakanınızla…

ABDULKADİR YÜKSEL (Gaziantep) – Vesayetten bahset, vesayetten. Bir de vesayet altında olmadığını söylüyor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – 4 Bakanınızla…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim… Lütfen…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Süreyi lütfen durdurur musunuz? Konuşamıyorum… Lütfen… Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, iki dakika daha ver Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir beş dakika daha verelim çok önemli bilgiler bunlar.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – CHP’nin de oradan atlamasına gerek yok. Bu ülkenin barışı için yapılmış en ulvi işti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – “Gittik, yaptık.” derken “kötü bir şey yaptık” ya da “bir suç ortaklığı” bunu da kastetmiyorum.

Arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun. Oradan “O ha!” diye hemen galeyana gelmeye gerek yok. Ne yaptınız? Siz barış için ne yaptınız? Herkesin kendisine sorması gereken soru bu.

Gelelim size…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimlerle iş birliği yaptığınızı açıklayın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Lütfen ama çok kesildi, bir cümleyle bitireceğim.

Biz gittik, doğru yaptık; ne iyi ki onu yaptık çünkü artık çocuklarımıza çatışmasız geçen iki üç yılı anlatabilecek bir rezerv oluşturduk. Daha önce bu bile yoktu.

Onun için, böyle günlük siyasi hezeyanlarla mahkûm edilmeyecek kadar barış ulvi bir iştir. Emeği geçen, sorumluluk alan, risk alan herkes onurla, hatırla, şerefle yâd edilecektir. Hiçbir şey yapmayan, bu işte bir goygoydan ibaret, yaklaşımdan ibaret kalanların da yarın kendi evlatlarına verecekleri bir tek haysiyetli cevap yoktur. Bağımsızlık konusunda siz bize ders veremezsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Sırrı Süreyya Önder konuşması sırasında yaptığı bir açıklamadan sonra grubumuzun vermiş olduğu bir tepkiye “CHP’lilerin oradan atlamasına gerek yok…” Daha sonra grubumuzun ortak bir tepkisini biraz da hicvederek ve taklit ederek grubumuzu küçük düşüren ifadeler ve ardından da “Siz barış için ne yaptınız, onu söyleyin?” sorusunun cevap hakkı doğurduğu kanaatindeyim.

BAŞKAN – Yani ikinci dediğiniz değil birinci dediğiniz kısımla ilgili buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankayra Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu ifade etmek lazım: Hani birisi dönüp Cumhuriyet Halk Partisine “Barış için ne yaptınız?” derse belki Sevr’i yırtıp atıp Lozan Barış Anlaşması’nı yapmamızdan başlayabiliriz, İkinci Dünya Savaşı’nda İsmet Paşa’nın “Evet, çocuklarınızı şekersiz bıraktım ama babasız bırakmadım.” söyleminden ve o savaşa bu ülkeyi sokmamasından bahsedebiliriz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama çözüm süreci, barış süreci, o kısımdan bahsediyorsanız da CHP şunu söyledi, barış için aslında şunu yaptı: Bugün geldiğimiz noktada son iki yılda, hatta sadece son üç yüz altmış beş günde 550 şehit varken, ülke kan gölü hâlindeyken bugünlere geleceğinizi gören CHP hem size hem iktidara “Hükûmet odaklı bir iş yapmayın, gelin Meclis odaklı bir iş yapalım. Samimi olun, gizli ajandanız olmasın, birbirinize tutamayacağınız sözler vermeyin…”

Biz “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız.”ın bir başka yaklaşımını, Erdoğan’ın başkanlıkla istediği her şeyin Abdullah Öcalan tarafından kendisine vadedildiğini de, sizin özerklik taleplerinizin de Recep Tayyip Erdoğan tarafından uygun çerçeve ve formülasyon içinde size vadedildiğini de gizli görüşmelerden anlıyoruz. Biz 4 ilkeyle, gerçekten bozulmayacak, Parlamento odaklı, tarafların samimiyetine, şeffaflığa dayanan, ülkenin birliğini bütünlüğünü tehdit etmeyen, gerçek bir barış sürecine sizleri teşvik ettiğimizde siz birbirinize o kadar sıkı sarılmıştınız ki aranıza sokacak ve bu meseleyi gerçek anlamda halk adına denetleyecek kimseye ihtiyaç duymamıştınız. O yüzden, biz gerçek barış için çok şey yaptık ama sizin tavrınız bugünkü tabloyu ortaya çıkardı.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Önder…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Birbirlerine sarılmamışlar, el ele tutuşmuşlar(!)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, hatip bizi AKP’yle birbirimize çok sımsıkı sarılarak yaklaşmaya… Bir, itham edici cümleler kullandı, tümü sataşma dâhilindedir; bir de gerçeğe aykırı beyanda bulundu. Onun için 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Önder, söylediklerinizin hiçbirini duymadım. Yani hangi cümlesiyle sataşmada bulundu?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Oraya geleyim o zaman.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, gizli söylemesin, burada biz de duyalım.

BAŞKAN – Sayın Önder, rica ediyorum… Rica ediyorum efendim…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, böyle gizli görüşme olmaz; gelsin, burada söylesin.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – “Duymadım.” diyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Önder, Sayın Bostancı’nın, Sayın Özel’in, diğer hatiplerin yerinden kalktığı zaman duyduğum konuşmalarını sizden niye duymayayım? Rica ediyorum…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – “Duymadım.” dediniz, onun için ben geldim. Oradan söyleyeyim, açın mikrofonu.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, hatip bizim AKP’yle birbirimize sımsıkı sarılarak tutamayacağımız sözler verdiğimiz, onun başkanlığı karşısında özerklik sözü aldığımızla başlayan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Önder, 69’uncu maddeye göre iki dakika süreyle söz veriyorum.

Sayın Önder, sözünüze başlamadan, Genel Kurula bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.

69’uncu maddeye göre söz talep edilirken, ben, gerekçeyi söz talep eden milletvekillerinden almak zorundayım. Bu gerekçe tutanaklara geçmek zorunda. Sadece “Sataştı, bu nedenle söz istiyorum.” cümlesi yeterli değil sayın milletvekilleri. Bunu sadece Sayın Önder için değil, söz isteyen tüm hatipler için ifade ediyorum bir kez daha.

Buyurunuz Sayın Önder.

12.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, değerli CHP’li arkadaşlar; söylediğiniz her şey barışı kriminalize etmekten başka bir sonuç doğurmuyor. Ezcümle, bir gün “Yahu, bunu Meclise getirdik, siz bu meseleye nasıl yaklaşacaksınız?”ın cevabını veren bir tek demeciniz, yaklaşımınız, programınız yok. Aha soruyorum size: Ana dilde eğitim hakkına ne diyeceksiniz? Sayın Genel Başkanınız dedi ki: “Psikologlara soracağız.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pedagoglara…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – İnsanın doğuştan sahip olduğu bir hakkı psikologlara havale ediyorsunuz. Bir: Yani Meclise getirsek kuş mu konduracaksınız? İki: Meclise geldi, çözüm süreci komisyonu kuruldu…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu anlaşmayı anlat ya.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – …üye vermediniz, orada bizi AKP’yle baş başa bıraktınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O tezgâhı beraber hazırladınız. Onun nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Tamam, nasıl olduğunu biz de biliyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beraber kurduğunuz tezgâhı biliyoruz biz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Onun için, her seferinde topu elinizden atmak için, biraz da siyasi yaratıcılıktan uzak, biz son grup toplantımızda “Seni başkan yaptırmayacağız.”ı söyledikten ta bir buçuk sene sonra, siz bu sloganı, ayıptır, telifini de vermeden, rica da etmeden aldınız, bunu kullanıyorsunuz. Yaratıcılıktan uzak, gerçeklerle örtüşmüyor, hiçbir şekilde barışa hizmet etmiyor.

Siz ile AKP arasında hiçbir fark yok.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yapma ya! Yapma ya!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Çünkü biz “Hem müzakere hem mücadele nasıl yapılır?”ın en bariz örneklerini verdik. Siz “Kürt” deyince “Anayasa’yı bir kere delmekle bir şey olmaz.” diyen bir geleneğe iltihak ettiniz. Bundan dolayı tarihte hesap vereceksiniz. Bunların da çok bir farkı yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gezi’de tam tornistan yaptın Gezi’de, reis talimat verdi diye tam tornistan yaptın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, Sayın Özel burada yapmış olduğu konuşmada, çözüm sürecinde gizli gündemimiz olduğu, tabiri caizse al takke ver külah çerçevesinde iş yapmaya çalıştığımız; başkanlığı alacağımız, karşılığında özerklik vereceğimiz iddialarında bulundu.

Bu, açık bir sataşmadır, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Bulunduğunuz mesafe buraya çok uzak ama sizi çok rahat duyabiliyorum Sayın Bostancı.

Buyurunuz, süreniz iki dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

13.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; aslında, Özgür Bey’in iyi bilmesi lazım, siyaseti yakından takip ediyor, karşı oldukları ve iktidardan etmek istedikleri AK PARTİ on dört yıldır kimden güç alıyor, kimden; kiminle al takke ver külah ilişkisi olmuş? Öyle bir şey yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Eskiden cemaatten alıyordu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Paralelle ortaktı, paralelle.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Paralel, paralel…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – 2002’de millete güvenmiş, milletle yola çıkmış ve her defasında milletten destek alarak iktidara gelmiş.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cemaatten alıyordunuz, cemaatten.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Öyle al takke ver külah gibi ilişkilere, bir kere, ihtiyacı yok, ihtiyacı yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Washington’dan olabilir mi, Washington’dan?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Var, cemaatle vardı. “Ne istediniz de vermedik?” dedi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – İkincisi: Hani, rakibinizi anlayın diye söylüyorum, böyle, mahrem dünyada fantastik fikirlerle siyaset yapmaya devam ettiğiniz sürece, emin olun, biz bundan memnun oluruz tabii gelip burada konuşursunuz ama siz orada oturmaya devam edersiniz, biz de toplumsal ve siyasal gerçekliği gören bir iktidar olarak burada oturmaya devam ederiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ne yapacakmışız? Efendim, özerklik verecekmişiz de karşılığında başkanlığı alacakmışız. Ya, siz bu milleti ne zannediyorsunuz? Hem kendiniz geliyorsunuz sık sık buraya, “Bu millet aldanmaz, bu millet aldanmaz.” diyorsunuz, sonra bizim, milleti aldatmaya kalktığımızdan bahsediyorsunuz. Bir karar verin. Bu millet aldanmaz kardeşim, kimse de aldatamaz. Öyle, “Birilerine özerklik verecekmiş, oradan da bir şey alacakmış…” Bu ülkeye başkanlık gelecekse, meşru mecralarda, milletin oyuyla gelecek. Siz ne kadar uğraşsanız da dininseniz de itiraz da etseniz…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Gelmeyecek, gelmeyecek.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …millet desteklediği sürece gelecek kardeşim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Demokrasi sizin de bunu hazmetmenizi sağlayacak. Demokratsanız hazmedeceksiniz. Bizim gizli gündemimiz falan yok.

CHP’nin de, emin olun, Kürt meselesine ilişkin tek fikri: “Mecliste konuşalım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Konuşalım da sen ne söylüyorsun, sen? Mecliste konuşuyoruz zaten, sabah akşam konuşuyoruz. Senin ne söylediğin önemli.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Aldatıldığını söyleyen sizsiniz sürekli.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Her iki hatibin de konuşmalarında ağır sataşmalar var ama sonuçta alacağımız süre belli. O yüzden, barışı kriminalize etmekle, işin ucunda Kürtler olunca Anayasa’ya aykırı davranmakla ve en kötüsü de AKP’yle aramızda hiçbir fark olmaması gibi ağır bir ithamla karşı karşıyayız.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

14.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aslında, keşke dün burada olsaydı Sayın Önder. Dün sorduk biz, Gezi’de ilk gece dozerin önündeydiniz, sonra Demirtaş Gezi’deki darbeyi gördü. Tayyip Erdoğan “darbe” deyince o günlerde, siz de Gezi’ye “darbe” diyordunuz. “Arkadaşları o darbeyi görünce çektik oradan.” dedi.

Ama sizin grubunuz her gün, Gezi’de bulunmuş, kendi özgür iradelerini sizden bağımsızlaştırmış Kürt gençlerin varlığı üzerinden Gezi’nin partisi olmaya çalışıyorlar ama sizin buradaki tanıklığınız ve bunu paylaşmanız belki katkı sağlar.

Belki 4+4+4’te laikliğin canına okunurken, bizim kemiklerimiz kırılırken oradan izlemeleri veya Recep Tayyip Erdoğan, ramazan, sahur ziyaretine geldiğinde kendi kulisine değil de bizim kulise geçip sizin onu tebrik ve ikram sıralarına girişlerinizi bize anlatırsınız, yeni arkadaşlar da anlarlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Ama “Kim istiyor başkanlığı?” diyorsunuz ya, Beyefendi’nin doğrudan içinde olduğu o İmralı notlarında CHP’ye ortaklaşa İmralı’da hazırlayıp burada hayata geçirdiğiniz kumpas var ya, AKP’lilerin bizim önergemize imza attığı, biz tüm partiler “eşit temsil” derken siz çoğunluğu AKP’ye vermek için bize kumpas kurmuştunuz hani orada ama bakın, o tutanaklarda ne var: “İslamcıların kırk yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik. Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk.” diyor ve diyor ki: “Erdoğan’ı idamdan ben kurtardım. Hakan Fidan tutuklansa sonra sıra Başbakan Erdoğan’a gelecekti. Başbakan Erdoğan vatana ihanet suçundan tutuklanacaktı. Bu yüzden ben devreye girdim, yardımcı olayım dedim, Erdoğan’ı da idamdan kurtardım. Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP’yle bu temelde bir ittifaka varız.” Ben demiyorum, Abdullah Öcalan diyor, tutanak altında.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati. 18.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Sema KIRCI (Balıkesir)

-------0------

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Sayıştay Başkanı ve üyelikleri için Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri arasından belirlenen Ön Seçim Geçici Komisyonunca kabul edilen ve bastırılarak dağıtılan 402 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 22/6/2016 Çarşamba günkü  gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için seçimin bu birleşimde yapılmasına; yine bastırılarak dağıtılan 401 sıra sayılı Komisyon Raporu'nun kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun 23/6/2016 Perşembe günkü gündeminin “Seçim” kısmına alınarak mezkûr rapor doğrultusunda Sayıştay Başkanı seçiminin 23/6/2016 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 400 ve 398 sıra sayılı Kanun Tasarılarının kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 2'nci ve 4'üncü sıralarına, yine bu kısımda bulunan 343 ve 183 sıra sayılı Kanun Tasarılarının ise yine bu kısmın 3'üncü ve 5'inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 400 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin görüşmeleri tamamlanmıştı.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Dışişleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe  seçim

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen bazı komisyon üyelikleri için seçim yapacağız.

Dışişleri Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Muğla Milletvekili Nihat Öztürk aday gösterilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum...

Bir karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir.

B) Sayıştay Üyeliklerine Seçim

1.- Sayıştayda boş bulunan üyeliklere seçim (S.Sayısı: 402) (x)

BAŞKAN – Şimdi, Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 15 ve 16’ncı maddeleri ile İç Tüzük'ün 150’nci maddesine göre gizli oylamayla seçim yapılacaktır.

Plan ve Bütçe Komisyonunca oluşturulan Sayıştay Üyeleri Ön Seçim Geçici Komisyonu tarafından Sayıştay üyelikleri için kontenjan gruplarına göre boş üyelik sayısının 2 katı olarak belirlenen adayları içeren birleşik oy pusulası Başkanlıkça bastırılmıştır.

Toplantı ve karar yeter sayısı mevcut olmak şartıyla, Sayıştay meslek mensupları kontenjan grubu listesinden en çok oyu alan 3 aday, Maliye Bakanlığı meslek mensupları ile diğer adaylar kontenjan grupları listesinden ise en az 1’i Maliye Bakanlığı meslek mensuplarından olmak üzere en çok oyu alan 2 aday Sayıştay üyeliğine seçilmiş olacaktır.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Herhangi bir tereddüde mahal vermemek için Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden Komisyon sırasındaki kâtip üye Adana'dan başlayarak Denizli'ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır'dan başlayarak İstanbul'a kadar, İstanbul dâhil; Hükûmet sırasındaki kâtip üye ise İzmir’den başlayarak Mardin’e kadar, Mardin dâhil ve Mersin’den başlayarak Zonguldak’a kadar, Zonguldak dâhil, adı okunan milletvekilinin adını defterden işaretleyecek ve kendisine mühürlü birleşik oy pusulası ve bir zarf verecektir.

Adını ad defterine işaretlettiren ve mühürlü birleşik oy pusulasını alan sayın üye, Sayıştay meslek mensupları kontenjan grubu listesinden 3 adayın, Maliye Bakanlığı meslek mensupları ile diğer adaylar kontenjan grupları listesinden ise en az 1’i Maliye Bakanlığı meslek mensuplarından olmak üzere toplam 2 adayın, karşısındaki kareyi çarpı işaretiyle işaretleyecek ve oy pusulasını zarfa koyarak Başkanlık Divanı kürsüsünün önünde yer alan oy kutusuna atacaktır.

Aynı zarftan birden çok oy pusulası çıkması hâlinde, bu oy pusulalarının tamamıyla ilgili kontenjan grupları aday listesinden seçilecek üye sayısından fazla adayın işaretlendiği oy pusulaları geçersiz sayılacaktır. Bu hususlar birleşik oy pusulalarında da dipnot olarak açıkça belirtilmiştir.

Kabinlere aynı renk tükenmez kalemler konulmuştur. Sayın üyeler bu kalemleri kullanacaklardır.

Oy pusulalarının ve zarfların sayın kâtip üyeye verilmesini rica ediyorum.

Oylamanın sayım ve dökümü için ad çekme suretiyle 5 kişilik bir tasnif komisyonu tespit edeceğim.

Sayın Erkan Aydın, Bursa? Yok.

Sayın Osman Aşkın Bak, Rize? Burada.

Sayın Ali Özkaya, Afyonkarahisar? Burada.

Sayın Mustafa Tuncer, Amasya? Yok.

Sayın Bülent Yener Bektaşoğlu, Giresun? Burada.

Sayın Cemil Yaman, Kocaeli? Burada.

Sayın Mustafa Şahin, Malatya? Yok.

Sayın Hüseyin Yıldız, Aydın? Burada.

5 ismi böylece belirlemiş oldum.

İsmini okuduğum Tasnif Komisyonu üyelerinin yerlerini almasını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Tasnif Komisyonu üyeleri lütfen yerlerini alsınlar.

Kupaları Tasnif Komisyonuna teslim edelim.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için yapılan seçime ait Tasnif Komisyonu tutanağı gelmiştir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

402 sıra sayılı Rapor’da belirlenen adaylardan Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için yapılan seçime            334 üye katılmış, kullanılan oyların 3’ü geçersiz sayılmış, geçerli oyların dağılımı aşağıda gösterilmiştir.

Saygıyla arz olunur.

Tasnif Komisyonu

Osman Aşkın Bak                                    Ali Özkaya                               Bülent Yener Bektaşoğlu

           Rize                                           Afyonkarahisar                                         Giresun

           Üye                                                   Üye                                                   Üye

     Cemil Yaman                                     Hüseyin Yıldız

         Kocaeli                                               Aydın

           Üye                                                   Üye

Sayıştay Meslek Mensupları Kontenjan Grubu:

Fatma Betül Ceylan                            312 oy

Ahmet Ay                                                                 307 oy

Yücel Turhan                                                            244 oy

Mehmet Altıntaş                                                        76 oy

Bahattin Işık                                                             24 oy

Erdoğan Durkut                                                         19 oy

Maliye Bakanlığı Meslek Mensupları Kontenjan Grubu:

Mehmet Aksoy                                                          308 oy`

Ali Kemal Akkoç                                                        77 oy

Diğer Adaylar Kontenjan Grubu:

Bahri Kızılkaya                                                         195 oy

İsmail Yüksektepe                                                     75 oy              

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tutanakta yer alan bilgilere göre, Sayıştay meslek mensupları kontenjan grubundan Fatma Betül Ceylan, Ahmet Ay, Yücel Turhan; Maliye Bakanlığı meslek mensupları kontenjan grubundan Mehmet Aksoy ve diğer adaylar kontenjan grubundan da Bahri Kızılkaya Sayıştay üyeliklerine seçilmişlerdir. Hayırlı olsun. Yeni seçilen üyelere görevlerinde başarılar diliyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmış ancak maddelerine geçilmesi oylanmamıştı.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 8’inci maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi, birinci bölüm üzerinde söz talep eden siyasi parti grupları ile sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Siyasi parti grupları adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Erdal Ataş’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ataş…

Sayın Ataş’ın olmadığını görüyorum.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Erteleyelim Başkanım, Erdal Bey gelecek.

BAŞKAN - Siyasi parti grupları adına başka söz talepleri yoktur.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Var, Mehmet Erdoğan var.

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisinden var mı?

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki bu kanun tasarısı Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de desteklediğimiz bir kanun tasarısı.

Ayrıca, iktidar partisi de çok ciddi bir takvim koydu, temmuz sonuna kadar çalışılacak, daha önümüzde de bir sürü yeni kanun tasarı ve teklifinin önümüzdeki günlerde gündeme geleceği konuşulmakta. Ancak, dün Parlamento, toplantı yeter sayısı bulunmadığı için, yoklama istenmesi sonucunda kapatıldı. Bugün sabah da gelince Meclisteki geçen dönemin bazı tutanaklarını inceledim. Geçen dönem, sözde o barış süreci dediğiniz süreçte, Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı görüşüldü burada. İmralı tutanakları da yayımlandı biliyorsunuz. O tutanaklarda, Abdullah Öcalan’ın isteğiyle buraya getirdiğiniz bir kanun tasarısı. Bu kanunun görüşmeleri sırasında Meclis hiç yoklamadan kapanmamış. Gene, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kurtarmak için bir gün sabaha kadar burada çalıştık, o gece de Meclis yoklamadan hiç kapanmamış.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya siz kongrenizin yoklamasını yapamıyorsunuz, konuşma oradan.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Efendim?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siz kongrenizin yoklamasını yapamıyorsunuz daha ya, konuşuyorsun oradan. Ne sanki, bu mu konuşuluyor, şimdi burada bu mu konuşuluyor?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ya, sen ne saçmalıyorsun ya?

ERKAN HABERAL (Ankara) – Ne alakası var onun ya? Kongrenin yoklamasıyla ne alakası var?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Dinle!

Uyarsana Sayın Turan, uyarın efendim.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ya Hakan, seni ilgilendiren bir mesele var mı burada şimdi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya kanunu anlatsın bize, anlatsın kanunu ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, efendim, lütfen hatibi dinleyiniz

Sayın Erdoğan, Genel Kurula hitap ediniz efendim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kanunu anlatacaksın.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Anlatıyorum ben.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Anlat kanunu o zaman, ne MİT Kanunu’ndan, şundan bundan bahsediyorsun?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İşinize gelmedi değil mi? İşine gelmedi değil mi?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – İşinize gelmeyince hemen oradan sataşın. Öyle bir şey var mı?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Senin de işine gelmedi.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, Genel Kurula hitap ediniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerçekler işinize gelmedi. Müptezel!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Sanki nöbetçi lafçı gibi her gün en öne oturup ne zaman konuşsak, bir şey söylesek hepsine laf atıyorsun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Her zaman yapmam kardeşim, yapmam, merak etme.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Erdoğan, sen devam et.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Görevi o, görevi; Çavuşoğlu’nun görevi o.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ben ne zaman konuşsam, benim konuşma tutaklarımın hepsinin içinde senin muhakkak bir sataşman var Hakan.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sen konuyu anlat, konuyu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuya gel.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Oraya da bir seslen, bir de oraya söyle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bülent Turan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibe laf atmayınız.

Sayın Erdoğan, lütfen Genel Kurula hitap ediniz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Turan, bizim hatibi değil, lütfen milletvekilinizi uyarın.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Batan bir şey vardır ona, onun için bulaşıyordur o.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi onun görevi o. Grup başkan vekilleri var, idare amiri var, bir de laf atıcı var. Çavuşoğlu’nun görevi de o.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, tabii ki AKP iktidara geldiği 2002’de sıfır sorunlu bir dış politikayı uygulayacağını söyledi ama bugün artık sorunsuz sıfır komşumuz var. Bunun elbette ki iç politikaya da yansımaları var. Bugün Türkiye’deki terörün beslenmesine de uygulanan bu yanlış dış politikanın muhakkak yansımaları var. Dolayısıyla, bugün karşı karşıya olduğumuz ve şu anda görüşmekte olduğumuz kanunla ilgili, o AKP’nin uyguladığı on dört yıllık yanlış dış politikanın bugün bizi getirdiği yer var.

Yine, geçtiğimiz günlerde benim de katıldığım bir toplantıda Sayın İçişleri Bakanı “Hep yanlış politika yapıyorlar, efendim ‘2002’de terör bittiydi bitmediydi’ diye söylüyorlar ama 2002’de olağanüstü hâl vardı. Madem terör bittiydi niye olağanüstü hâl var?” dedi. Ben de Sayın Bakana buradan soruyorum: Madem 2002’de terör bitmediydi olağanüstü hâli niye kaldırdınız? (MHP sıralarından alkışlar) Bunu bir cevaplandırın.

Şimdi, 2002’de Türkiye’nin belli bir bölgesinde olağanüstü hâl vardı, belli bir bölgesinde sıkıntı vardı ama bugün, İçişleri Bakanımız kendi Bakanlığının önünü trafiğe kapattı. Kızılay’ın yarısı güvenlik sebebiyle trafiğe kapalı arkadaşlar. Bu manzaradan mutlu musunuz? Yani Türkiye’yi on dört senedir yöneten iktidarın Ankara’yı, Meclisin çok yakınındaki Kızılay’ı getirdiği tablo bu. Bu manzaradan mutluysanız aslında terörle ilgili size söyleyeceğimiz hiçbir şey kalamaz, hiçbir şey olamaz artık ondan sonra ama bu manzaradan mutlu değilseniz o uyguladığınız yanlış terör politikasını masaya yatırın. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bugüne kadar terörle ilgili olarak defaatle uyardık. Terörle mücadele süreklilik ister, terörle mücadele kararlılık ister, terörle, mücadele efendim, sadece öyle belli noktalarda olmaz topyekûn yapılır. Bu teröre destek veren kim varsa…

Şimdi, bakın, söylediğimiz zaman kızıyorsunuz. “Paralel yapıya işte, operasyon yapıyoruz.” diye bir sürü yere kayyum atadınız ama AKP iktidarı döneminde bugüne kadar herhangi bir işletmeye PKK’ya ve diğer bölücü örgütlere yardım ettiği için kayyum atandığını gören var mı? Yok; varsa onu paylaşalım.

Ha, şimdi, yine bugün yaşadığımız manzara nedir? O “Çözüm süreci” dediğiniz, burada kendinizi ve o masaya oturan PKK’lıları kurtarmak için kanun çıkarttığınız o sürecin faturaları bugün önümüze geliyor. Bugün, geçtiğimiz temmuzdan bu temmuza, biz bu kadar şehit verdiysek, bu kadar eve ateş düştüyse o çözüm süreci boyunca o bombalar yerleştirilirken sesini çıkartmayan iktidarın yaptığı yanlışların faturası var arkadaşlar. Bunları ortaya doğru koyacağız, ondan sonra da bunlara çözümü doğru yapacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaptığımız uyarıları arşivden çıkartın, inceleyin. Bizim bu kanuna destek vermemizin sebebi, bugünden sonra da terörle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi içindir. Milliyetçi Hareket Partisi öyle, sizin gibi içerideki, dışarıdaki her malzemeyi politika malzemesi yapmaz; Türkiye'nin bekasıyla ilgili konularda muhakkak elini taşın altına koyar. Siz de Milliyetçi Hareket Partisinin bu tavrını hiç olmazsa doğru anlayacak bir olgunluğa ulaşın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Nerede o kapasite, nerede?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, gene 20 Nisan günü ben bu kürsüde CHP Grubunun vermiş olduğu bir araştırma önergesiyle ilgili yaptığım konuşmada güvenlik kuvvetlerimizin sizin yaptığınız uygulamalardan dolayı endişe içinde olduğunu, güvenlik kuvvetlerinin yaptığı mücadelenin muhakkak bir kanunla güvence altına alınması gerektiğini söylediğimde biraz önceki arkadaşımız gibi, o sıralardan bana bir sürü sataşmada bulundu herkes: “Öyle bir şey yok, asker bize güveniyor, polis bize güveniyor.” İşte, benim dediğim doğru olduğu için, bugün bu kanunu Bakanlar Kurulu bir kanun tasarısı olarak buraya getirdi.

Şimdi de söylemek istediğim birkaç önemli husus var. Bakın, güvenlik kuvvetlerinin moral, motivasyona ihtiyacı var. Bu manada bu kanun önemli bir adım. Ancak, şimdi o bölgede zor şartlar altında canı pahasına görev yapan askerimizin, polisimizin ödüllendirme sistemine bakıyoruz, işte, bir polis memuruna 10 maaş ödül verilmiş sözde, kâğıt üzerinde. 10 maaş ödülün karşılığını paraya döktüğünüzde, bakıyorsunuz bin lira, 2 bin lira gibi çok cüzi bir şey. Bu ödüllerin hakikaten ödül gibi olması lazım, Türkiye'nin bugünkü ekonomik yapısı içerisinde o insanlara verilen ödüllerin bir anlam ifade etmesi lazım.

Gene, terörle mücadelede canı pahasına mücadele etmiş, çatışmaya girmiş, operasyona katılmış, yaralanmış, hâlâ vücudunda mermi taşıyan ama sakatlığı, geriye kalan hasarı yüzde 40’ın altında olduğu için gazi sayılmayan insanlar var. Bunlara iş hakkı vermeyebilirsiniz, bunlara maaş vermeyebilirsiniz ama bunların gazi sayılmasını sağlayacak ki dinimize, inancımıza göre bunlar gazidir, hukuk önünde de bunları gazi sayacak ve yarın onlara emrihak vaki olunca, en azından, üzerlerine Türk bayrağının örtülmesini sağlayacak bir değişikliğin bunun içerisine konulması lazım.

Gene, oradaki görevden dönen insanların batıya tayinleri yapıldıktan sonra, onlara psikolojik destek sağlanması lazım. Şu anda, birçok insan orada görev yapıyor, eşi, çoluğu çocuğu yanında değil, onlar iki üç ayda bir defa batıya, çoluğunun çocuğunun yanına bir haftalık gelip gidiyorlar; bu geliş gidişlerindeki ulaşımlarının finansmanın muhakkak sağlanması lazım.

Bir de bakın, hem bu insanlar çok zor şartlarda mücadele ediyorlar hem de turizm çok zorda. Doğu ve güneydoğuda görev yapan güvenlik kuvvetlerine Hükûmet bir haftalık bir tatil paketi hediye etsin hem bu insanlar çoluğuyla çocuğuyla birlikte bir hasret gidersin, beraber olsun, tatil yapsınlar hem de bu sektörün ayağa kalkmasında da faydalı bir politika olur diyorum.

Bu kanunun hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına tasarının birinci bölümünde Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan konuştu.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Erdal Ataş konuşacak.

Buyurunuz Sayın Ataş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mevcut tasarı, en bütün hâliyle ifade edildiğinde, sivil vesayetin yerine askerî vesayetin geçirildiği bir tasarı olarak gündeme getirilmiş durumda. Bu ülkede yaklaşık yüz yıldır uygulanan tüm politikaların iflaslarına rağmen, her dönemde işlevsiz hâle gelmelerine rağmen maalesef, mevcut iktidar da bu ülkedeki sorunları çözmek yerine yine aynı tekçi zihniyeti devam ettirmenin yanında, güvenlik siyasetiyle, askerî vesayetle bu ülkedeki demokratikleşmeyi bir tarafa bırakarak, sivil vesayeti, çözümleri bir tarafa bırakarak, bu ülkede sorunları askerî vesayetle, güvenlik politikasıyla çözme iradesini devam ettirmiştir.

Anayasa’da eşit yurttaşlık temelinde çözülebilecek meselelerin hepsi, maalesef, yüz yıldır bu ülkede inkârcı politikalarla, baskılarla, katliamlarla durduruldu. Eşit yurttaşlık çerçevesinde yapılacak bir anayasayla bütün bu sorunlar çözülerek bu ülkede güvenlik sorununun en aza indirilebileceği gibi bir gerçeklik varken, maalesef, geçmiş hükûmetlerde, iktidarlarda olduğu gibi, AKP iktidarı da 2016 yılında aynı politikayı devam ettirmektedir.

1997’de EMASYA Protokolü olarak gündemde var olan protokolü askeriyenin yetkilerinin darbeye sebebiyet verdiği, onu güçlendirdiği, onun zeminini güçlendirdiği çerçevesinde 2010’da kaldıran AKP, 2016 yılında maalesef daha da güçlendirerek, dokunulmazlık da ekleyerek, Anayasa ve hukuktaki ceza anlayışını dahi dışlayarak, askeri bunun dışında tutarak yeniden geri getirmiş durumdadır.

Özellikle son bir yıldır uygulamış olduğu politikalar da iflas eden mevcut iktidar, gelinen aşamada, bu çıkmazını devam ettirmek için kendisiyle ittifak kurduğu güçlerin hepsine tavizler vermekte; demokrasiyi, sivil vesayeti bir tarafa bırakmakta; askeriye ve diğer bütün ittifak kurduğu kesimlerle tavizler üzerinden bugünkü siyasetini sürdürmektedir.

Bu tasarıyla son bir yıl içerisinde, özellikle Kürt illerinde hukuk dışı olarak yapılan uygulamaların tümü yasallaştırılmaya çalışılıyor. Bugüne kadar güvenlik kuvvetleri üzerinden geçmişte bu ülkede yaşanmış olan bütün o suçların üzeri kapatılmak isteniyor ve askeriyeye tümden bir dokunulmazlık getirilmek isteniyor. Sadece bu da değil, bu süreçten sonra birinci olarak darbenin önü açılmış olacak, askerî darbelerin önü. İşlenen suçların üzeri kapatılmış olacak. Olağanüstü hâller, bugüne kadar gayriresmî olarak uygulanan ve bizzat AKP tarafından “OHAL’ler kaldırılacak.” denmesine rağmen, artık bizzat askeriye üzerinden, belki de Kürt illerinin bütününde bugüne kadar uygulanan mesele yasallaştırılmış hâle getirilmiş olacak ve bunun da kılıfı tamamlanmış olacak. Sivil vesayet tamamen ötelenecek. Genelkurmay bütün noktalarda, yapılan bu operasyonların tümünde kolluk güçlerinin tümünü yönetecek biçimde yetkilendirilecek.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Vatanı koruyacak, vatanı böldürmeyecek.

ERDAL ATAŞ (Devamla) – Hâkim ve savcıların tümü dışlanmış olacak yani onların kararlarıyla yapılan bütün meseleler bir tarafa bırakılmış olacak. Eskiden sanki hâkimler ile savcılar bu ülkeyi korumuyormuş, onların güvenlikle ilgili problemleri varmış gibi, onların tümü de bu meselede tamamen işleyiş dışı bırakılmış olacak. Yine aynı şekilde, Anayasa ve ceza hukukunda askerler için, vekiller için, bürokrasi için ve halk için geçerli olan o ceza yasalarının tümü bakanın ya da valinin emriyle bir şekilde reddedilerek, Anayasa’nın üstünde bir yetkiyle askere dokunulmazlık verilerek hukuk ve dediğimiz gibi Anayasa da çiğnenmiş olacak. Sivil ölümler artmış olacak çünkü askeriye istediği zaman istediği evi basma, hiçbir şekilde savcılıktan, hâkimden onay almadan istediği evi basma… Orada olası suçlar işlendiğinde, Anayasa’ya ters tutumlara girildiğinde bunların bir bütünü de bakanlar tarafından engellenmiş olacak. İşkence, hukuk dışı davranışlar, bunların bütünü yasallaşmış hâle gelmiş olacak.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teröristler hak ettiğini alacak, doğru.

ERDAL ATAŞ (Devamla) – Elbette, bugüne kadar aynı durumlar devam ediyordu. Yani sivil vesayete bağlı, hâkimlere, savcılara bağlı bu mesele sürdürüldüğünde neresi zafiyete uğruyordu da bu mesele bu biçimde tekrar düzenlendi? Yani şöyle gerekçelerle ifade edilmeye çalışılıyor: İşte, herhangi bir yerde suç işleyen bir şahıs kovalandığında, bir eve girdiğinde ne yapılacak orada? Şimdiye kadar ne yapıldıysa aynı şey yapılmış olacak. Tabii ki operasyon esnasında bir suçlu bir eve girdiğinde onunla ilgili “Bekleyelim, gidelim savcıdan izin alalım.” biçimde bir gerekçe hiçbir zaman yoktu, mevcut operasyon devam ettiriliyordu. Bunlar tamamen bu askerî vesayete ilişkin getirilen bu düzenlemenin bir biçimde kılıflandırılması üzerine uydurulmuş gerekçelerdir.

Anayasa ve hukukun rafa kalktığı, her kafadan bir sesin çıktığı dönemler en fazla hak ihlallerinin yapıldığı dönemlerdir. Biz bunları bu ülkenin tarihinde hepimiz birlikte gördük. 1990’lar sürecini, ondan önceki 1980’ler sürecini, bunların tümünü birlikte yaşadık. Bugünkü durum da öyle olacak. Yani, Hükûmetin kendi iradesini yitirdiği, bütün bu kesimlerle birleşerek sürdürdüğü bu baskı, bu sindirme politikasının hepsi ister istemez mevcut iktidarın iradesini bir tarafa bırakmış durumda ve her kafadan ses çıkan, tamamen kendiliğindenci yürüyen, kitleleri de büyük sorunların beklediği bir sürece bizi getirmiş durumdadır.

Bu durum ekonomik krizi beraberinde getirecektir. Çünkü, askerî yönelimler ne zaman iktidara gelse, ne zaman bunların eli güçlense hemen askeriyeye yönelik mevcut politikalar değiştiriliyor, ona yönelik bütçeler artıyor, ona yönelik bir politika getiriliyor. Bu da otomatik olarak hem ekonomiyi etkileyecek hem istikrarı etkileyecek hem moralleri bozacak hem de bu ülkede daha farklı baskı politikalarının hepsini beraberinde getirecek. Sadece ekonomik krizi değil -zaten şu anda bir krizin içerisindeyiz, sadece bunu değil- aynı zamanda sivil alanda, siyaset alanında da krizi derinleştirecek.

Bu dış politikayı da, bugün zaten çıkmaza girmiş olan bu dış politikayı da iyice içinden çıkılmaz hâle getirecek.

Toplum kutuplaştırılacak yani demokratik yöntemlerle, Kürt sorunu başta olmak üzere, bütün bu meseleleri çözmeyen, kendi ülke vatandaşlarının dillerine, inançlarına, kültürel haklarına eşit yaklaşmayan bir anlayış, uygulayacağı bu askerî politikalarla, bu güvenlik politikalarıyla toplumu kutuplaştıracak; ister istemez bu kutuplaştırma içerisinde toplumun morali de önemli oranda düşmüş olacak, bütün alanlara da yansımış olacak. İş hayatı, ekonomi, siyaset gibi alanların tümü, eğitim ve benzerleri de dâhil olmak üzere, bunlar da önemli oranda darbelenmiş olacak.

Açık olarak söylemek lazım: Eğer iktidar bu politikadan vazgeçmezse çok büyük kayıplarla yine aynı bu politikaların iflası sonucunda tekrar başa dönmüş olacağız, yine bu meseleleri tartışacağız.

Anayasa çağrısı yapan bir iktidar düşünün ki bütün bu getirdiği yasa tasarıları üzerinden bir anayasa yapmış olsa nasıl bir anayasa açığa çıkmış olur? Tekçi zihniyet devam ediyor. Güvenlik politikası devam ediyor. Askerî vesayet devam ediyor. Dış politikada bütün kavgacı politikalar yani komşularla kavga devam ediyor. Ekonomide küçük bir azınlığın çıkarına her taraf yani ekolojiden diğer meselelerin tümü o küçük sermaye gruplarına peşkeş çekilmiş oluyor. Yine, kadın, cinsiyet kimliklerinin tümü siyaset ve politika dışında tutuluyor. Böyle bir iktidarın yapmış olacağı anayasa nasıl bir şey olur? 12 Eylül faşist Anayasası’nın en az 10 kat daha gerisi biçiminde 2017 faşist anayasasından başka bir hâle dönüşmeyecektir.

Bu ülke, tek parti iktidarlarıyla, geçmişte olduğu gibi, askerî vesayetlerle -1960, 1970, 1980- e-muhtıralarla, EMASYA’larla bugüne kadar hiçbir şekilde bu sorunlarını çözmedi. Dünyanın en ileri ülkelerinden biri olması gereken bir ülke maalesef, hâlâ en kötü pozisyonlarda, demokrasi kaybı ve hak gaspları üzerinden kendi geleceğini, tarihini sürdürmektedir.

Bizler, açık olarak bir an önce mevcut bu yasa tasarısının geri çekilmesini istiyoruz. Bu yasa tasarısı çekilerek demokratikleşme yönünde atılmış olan adımların tümüne bir an önce başlamamız lazım. Kürt sorunu başta olmak üzere bu meselelerin tümünün müzakereyle çözülerek, demokratik bir anayasayla, eşit yurttaşlık çerçevesinde bu sorunlar çözülerek sivil vesayetle sürdürülecek bir politikayı öne çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ataş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük 60’a göre pek kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP eski milletvekili ve ilahiyat profesörü Yaşar Nuri Öztürk’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, üzücü bir haberi aldık. Bu üzüntümüzü Genel Kurulla paylaşmak istiyoruz.

Partimizde geçmiş dönemlerde milletvekilliği yapmış, ilahiyat profesörü Yaşar Nuri Öztürk’ü kaybettik. Aydın bir din adamıydı. Kendi ifadesiyle, “haramdan ve yalandan” korkardı, doğruları, hakikati savunurdu. Zaman zaman söylediklerinden memnun olmayan iktidar odaklarının hedefi oldu, çoğunlukla din bezirgânlarının hep hedefi oldu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Cenaze üzerinden siyaset yapıyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özellikle yazdığı “Allah ile Aldatmak” kitabında, dinin üzerinden siyaset üretenlerin bunu kendilerine nasıl bir siyasi ve ekonomik ranta çevirdiklerini ifade etmişti.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ölüden bahsediyorsun, ölüden! Ölen bir adamdan bahsediyorsun, ölen bir adamdan bahsediyorsun, biraz iradeli olsan. Ayıp!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Rahmetli milletvekilimizi Allah’tan rahmetle anıyoruz.

O, o kadar rahatsız etmiş ki…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Beni rahatsız etmiyor. Ayıp bir şey!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …bir ölüm üzerinden bile laf edebilecek kadar bazıları rahatsız oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen yapıyorsun onu ya? “Allah rahmet etsin.” de, kapat. Ayıp bir şey ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah rahmet eylesin. Kitapları, eserleri yaşayacak ve rahatsız olanları rahatsız etmeye devam edecek eserleriyle. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bu ülkenin bir adabı var, ölülerle ilgili…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 22’nci Dönem milletvekilli Profesör Doktor Yaşar Nuri Öztürk’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – 22’nci Parlamento döneminde birlikte milletvekilliği yaptığımız Profesör Doktor Yaşar Nuri Öztürk’ün vefatını ben Sayın Özel’in açıklamasıyla öğrendim. Ben de kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisine başsağlığı diliyorum.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Murat Bakan, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime bu vatan için canını veren şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Komisyon çalışmaları sırasında bu yasal düzenlemeye destek verdik. Bu yasa kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışı görevlerde uygulanmak üzere getirdiği itibari rütbe uygulamasına, keza üst rütbelerde, bilhassa albay rütbesinde oluşan yığılmaları engellemek maksadıyla yapılan düzenlemelerin yanı sıra, terörle mücadelede ihtiyaç duyulması hâlinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkin bir şekilde kullanılmasına ilişkin yasal düzenlemelere destek veriyoruz ancak bu yasal düzenlemelerle ilgili olarak iktidarın hukuk ve insan hakları sicili dolayısıyla endişelerimiz ve ayrıca, yine bu yasa kapsamında çözülmesi gerektiğine inandığımız Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük hakları konusunda eksikleri var. Her nedense az sayıda albayımızın erken emekli olabilmesi için ek tazminat verilmesi hakkında yasal düzenleme bu Meclise yıldırım hızıyla gelirken -ki yanlış anlaşılmasın, biz de bu düzenlemeye hem Komisyonda hem Mecliste destek verdik- sekiz aydır her Komisyon toplantısında dile getirmemize rağmen, astsubayın, uzman jandarmanın, uzman erbaşın, askerî sivil memurun özlük hakları konusunda bir arpa boyu yol katedemedik.

Değerli arkadaşlar, bu endişelerimizi ve eksiklikleri sizinle paylaşmadan önce, bu kanuna neden bugün ihtiyaç duyulmuş olduğunu değerlendirmemiz ve ülkenin bugün içinde bulunduğu terör belasını, 2002 yılında 7 şehidimizden son bir yılda 500’ün üzerinde vatan evladını şehit verir noktaya nasıl geldiğimizi bir hatırlamamız gerekir.

Ülkenin meşru siyasi zemini ve tüm sorunların çözüm mercisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi devre dışı bırakılarak yapılan görüşmeleri hatırlayalım. 26 Eylül 2011, Sayın Cumhurbaşkanı, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ne diyor? “Biz, İmralı olsun Oslo olsun, çok açık, net bu adımları attık. MİT Müsteşarı Emre Taner zamanında başlattık bu görüşmeleri, Hakan Fidan zamanında sürdürdük.” diyor.

Yine, 17 Eylül 2015’te, Sayın Cumhurbaşkanı, “Çözüm süreci içerisinde valilerimiz kendilerine verdiğimiz talimatlar gereği PKK’ya operasyon yapmadı; bu süreçte hazırlık safhasına girdiler, mayın döşeyip bombalar yerleştirildi.” diyor.

Değerli arkadaşlar, sadece iki yıl öncesi ile bugüne bakın, iktidarın teröre bakış açısı, paradigması nasıl değişmiş, dün nasıldı, şimdi nasıl oldu ve bugüne nasıl geldik, görünüz.

Demokrasilerde çözüm milletin iradesinin tecelli ettiği yer olan Parlamentoda aranmalıdır. Sözde çözüm süreci devam ederken, terör örgütünün silahlı unsurları elini kolunu sallayarak bölgede cirit atarken, güvenlik kuvvetleri kışlasına kapatılmış ve teröristlere müdahale etmeleri -kendi ifadesiyle- Sayın Cumhurbaşkanının talimatıyla, valiler aracılığıyla engellenmiştir. Aynı dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürecin yürütüleceği yegâne zeminin Parlamento çatısı olduğunu ve bunun dışında bir zemin yaratmanın doğru olmadığını, elinde silah olan ve bunu kullanmaktan çekinmeyen bir örgütü muhatap kabul etmenin doğru olmadığını mükerrer defalar bu kürsüden dile getirmiştik. Tüm söylediklerimizin tersi oldu. Sadece son bir yılda terörle mücadelede 500’ün üzerinde güvenlik görevlimiz şehit oldu, yüzlerce sivil yurttaşımız hayatını kaybetti. Şimdi, bu yasa tasarısıyla Hükûmet, terörle mücadelede yaptığı stratejik hatayı taktik düzenlemeleriyle telafi etmeye çalışmaktadır. Bu yasal düzenlemeye kamuoyundan birtakım eleştiriler geldi. Ülkenin güvenliğinin tamamen orduya teslim edildiğini, bunun temel demokratik değerlere ters düştüğünü ifade eden sivil toplum kuruluşları, gazeteciler ve az önceki konuşmacı arkadaşım, bir siyasi parti temsilcisi arkadaşım da ifade etti düşüncelerini. Biz bu düşünceleri önemsiyoruz. Sivil toplum örgütlerinden gelen her türlü eleştiri demokrasinin gereğidir, önemlidir ve de önemsenmelidir.

30 Mayısta AKP’li 2 milletvekili arkadaşımla Avrupa Birliğinin düzenlediği bir konferans için Brüksel’e gittik. Arkadaşlar, sokaklarda neredeyse bir tane polis yoktu. Sokakların, caddelerin ve meydanların güvenliğini ordu sağlamaktaydı. Brüksel’den, Avrupa Birliğinin başkentinden bahsediyorum.

Yine, Fransa’daki 2 IŞİD saldırısından sonra, geçici bir süre için de olsa, OHAL ilan edildi, Fransa’da güvenliği asker eline aldı ve caddelerde silahlı askerler devriye gezmeye başladı.

Avrupa demokrasileri bu uygulamayı en önemli insan hakkı olan yaşama hakkını korumak için, güvenlik-demokrasi dengesini koruyarak, kollayarak yapıyorlar. Biz de teröre karşı yaşama hakkının korunması ve kollanması için bu yasal düzenlemeyi anlayışla karşıladık ve oy verdik. Fakat, bizim komisyon raporunda da ifade ettiğimiz üzere, verilen yetkilerin hukuk devletini, sivillerin hak ve özgürlüklerini ihlal etmeden kullanılması çok çok önemlidir. Bir yandan bu Mecliste İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna ilişkin düzenlemeleri yaparken Kolluk Gözetim Komisyonu kurulmasını sağlarken, kişisel verilerin korunmasını gözetirken yüksek bir demokrasi standardını hedefliyorsanız, bu durumda güvenlik-özgürlük dengesini kurmak zorundasınız; aksi takdirde, toplumda zaten var olan kutuplaşmayı, öfkeyi daha da artırırsınız. Bu dengeyi kurmak konusundaki sorumluluk tamamıyla Hükûmete aittir. Mücadelenin demokrasi ile terör arasında olduğu gerçeğini algılayarak hareket etmektir doğru olan.

Bugün, Avrupa’da da terör demokratik değerleri tehdit ediyor, aşırı sağcı, ırkçı partiler giderek güçleniyor, yabancı düşmanlığına ve İslamofobiye yol açıyor; bu sayede, popülist aşırı sağcı partiler iktidara gelme noktasına yaklaşıyor. Bu durum, Avrupa Birliğini de en çok tehdit eden sorunlardan birisidir. Dünyanın, radikalizme, fanatizme teslim olmaması için güvenlik-özgürlük dengesine dikkat etmesi gerekmektedir. Bu hassasiyetlere rağmen, demokrasinin beşiği sayılan Fransa’dan insan hak ve özgürlükleri alanında yüksek standartlara sahip olan İskandinavya’ya kadar, birçok ülke şimdi bu yüzden ciddi sosyopolitik sorunlar yaşıyor. Bizim de hassas olmamız gereken nokta burasıdır.

Bu kürsüden iktidarı uyarıyoruz: Terörle mücadele için atılacak tüm adımları desteklerken bu mücadele sırasında güvenlik ve özgürlük dengesinin iyi gözetilmesinin önemini, hukuk kurallarına riayet, sivillerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve Türkiye'nin terörle mücadele ederken yüksek standartlarda bir demokrasinin gereklerini yerine getirmesi gerekliliğini tekrar tekrar hatırlatıyoruz. Bu hassasiyet, terörle mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülkemizdeki ve dünyadaki itibarı açısından da çok önemlidir.

Değerli arkadaşlar, bu yasal düzenlemede yer alması gereken ancak yer verilmeyen hususları tüm Komisyon çalışmalarında bıkmadan, usanmadan dile getirdim ve şu anda Meclis kürsüsünden bir defa daha dile getiriyorum: Bugün bu kanuna dâhil edilmesi gereken en önemli konu, her geçen gün şehit verdiğimiz, şehit olduklarında arkalarından gözyaşı döktüğümüz, bir üniforması da kefen olan, bir emirle ölüme giden, anası babası sıvasız evlerde oturan yoksul halk çocuklarının, astsubaylarımızın, uzman jandarmalarımızın, uzman erbaşlarımızın, askerî sivil memurların ve diğer askerî personelin özlük hakları için verdikleri adalet mücadelesini görmek ve bu konuda uğradıkları haksızlıkları da ortadan kaldırmak olmalıydı.

Sevgili arkadaşlar, demem o ki Türk Silahlı Kuvvetleri bir bütündür aşağı yukarı 613 bin kişilik bir ordudur. Eri erden ayırmak bizim geleneğimize de, hukuka da aykırıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde 6 bin dolayında albay ve 300 dolayında general var. Yani, 613 bin dolayındaki personelden 6.300’ünün özlük hakları, hak hukukları, yaşam standartları ne kadar önemliyse kalan 606 binin üzerindeki personelin özlük hakları, hak hukukları, yaşam standartları da o kadar önemlidir. Bu gerçeği ve özlemimizi göz ardı edemeyiz, etmemeliyiz. Çıkacak kanunlar bu gerçeğe göre hazırlanmalıdır. Her ortamda söylediğim gibi, kefeni üniforması olan yoksul halk çocukları şehit olup bu kadim toprağa düştüklerinde, naaşları ana baba ocağına getirildiğinde, sıvasız, boyasız evlerde yaşayan ailelerini gördüğümüzde, hamasi nutukları atarken bir daha, bir daha düşünmeliyiz. Mehmetçik’in hamasi nutuklarla övgüye ihtiyacı yok, yaptıkları asil görev onların övgüsüdür zaten. Özlük haklarının iyileştirilmesine, yaşam koşullarının yükseltilmesine, ailesine, çocuklarının geleceğine sunulacak katkılara ihtiyacı var. Mehmetçik’in bu sorunlarının çözümü, bu yasal düzenlemenin içine dâhil edilmesi onların hakkıdır, hukukudur ve insanidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerinde siyasi parti grupları adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Şahsı adına ilk söz hakkı İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kocabıyık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sayın Başkan, zatıalinizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ, 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara geldi; yirmi yedi gün sonra olağanüstü hâli kaldırdı, 30 Kasım 2002 tarihinde; 4 Ekim 2010 tarihinde de EMASYA Protokolü’nü ortadan kaldırdı. Bugün itibarıyla on dört yıllık iktidarımızda, demokrasinin altyapısını geliştiren yüzlerce yasa çıkarttı bu Meclis ve AK PARTİ, Adalet ve Kalkınma Partisi. Dolayısıyla, bizim iktidar dönemlerimizde Türkiye’nin her zaman demokrasi istikametinde geliştiği, ilerlediği açıktır.

Değerli arkadaşlar, bütün dünyada demokrasi literatürünü takip edenler bilirler ki demokrasi literatürünün -maalesef, Türkiye’de bu literatürü takip eden çok az kişi var- bugün en değerli kavramı güvenlik üreten demokrasidir. Bütün demokratik ülkeler buna dikkat ediyorlar çünkü bir demokrasi kendi varlık alanını koruyamadığı sürece demokrasi orada kendini var edemez; bu, çok açık bir gerçektir. O yüzden, Batılı demokratik ülkeler güvenlik ve özgürlük dengesine çok dikkat ediyorlar.

Ben ayrıntılı anlatacaktım, örnekler verecektim ama Murat Bakan arkadaşım, Değerli İzmir Milletvekilimiz o konuda hem de canlı gözlemlerini naklettiği için çok fazla girmeyeceğim. Paris’teki, Belçika’daki, 2014’te İngiltere’deki olaylar, bütün bunlar demokratik ülkelerin gerekli görmesi hâlinde, kamu güvenliğini tehdit altında görmesi hâlinde askerlerini, ordularını nasıl göreve davet ettiğini hepimize gösterdi.

Ben başka örnekler de verebilirim. Mesela, Amerika’da Ferguson olaylarında ulusal muhafızlar göreve çağrıldı. Yani bir polis 18 yaşındaki bir genci öldürmüş, olay da bu. Buna karşı bir tepki var toplumda, ulusal muhafızlar göreve çağrıldı ve olağanüstü hâl ilan edildi, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ondan daha önce 2011 yılına gittiğimiz zaman Wall Street’i işgal eylemi vardı. Bu zenginlere karşı yapılmış bir eylemdi, aslında öyle etnik, siyasi bir şeyi de yoktu çok fazla ama Amerikan güvenlik güçleri o eylemi dahi bir terör eylemi olarak nitelendirdiler, öyle ele aldılar.

Ben buraya araştırarak geldim, beş dakikalık bir sürem var ama. Batılı ülkeler, demokratik ülkeler, demokrasileri tekâmül etmiş ülkeler geçmişte bu konularda nasıl davranmışlar, buna baktım biraz. Bakın, 1972’de, Münih Olimpiyatları’nda yaşanan olaylardan hemen sonra Almanya olağanüstü tedbirler çıkarmış Meclisinden. Bugün üzerinde konuştuğumuz tasarıya Almanya’nın o gün çıkardığı o tedbirlerden birkaçını koymuş olsak kıyamet kopar. İsterseniz okurum ama zamanım yok.

ZİYA PİR (Diyarbakır) - Okuyun, okuyun.

HÜSEYİN KOCABIYIK (Devamla) – 1973 yılında Fransa’da Suudi Arabistan Büyükelçiliği teröristlerce basılıyor. Oturuyor Fransa hemen terörle mücadele tedbirleri geliştiriyor.

Okurum, burada var dosyası. Ben sizin gibi öyle havadan gelmiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz de biliyoruz. Biz havadan gelmiyoruz, havadan gelen sizsiniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sen magmadan geliyorsun, yerin dibinden.

HÜSEYİN KOCABIYIK (Devamla) – Ondan sonra, 1974’te, İngiltere Terörü Önleme Geçici Yasası çıkartıyor, sonra bir yasa daha çıkartıyor; Kuzey İrlanda Olağanüstü Koşullar Yasası. 1977’de, 1987’de ve 1991’de bu yasaları revize ediyor. Yani “İngiltere’de İngiliz Hükûmeti ile İrlanda, IRA oturdu, anlaştı.” falan buraya tatlı masallar olarak anlatılıyor bunlar. O seviyeye gelinceye kadar o İngiliz devleti, İngiliz Hükûmeti terörle mücadele yasaları çıkartmış bir yığın. Bir barış olduysa bu çabalar sayesinde o noktalara gelindi. Bunları bilelim. Bu işlere meraklı olan arkadaşlar varsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kocabıyık.

HÜSEYİN KOCABIYIK (Devamla) – Bitti mi? Efendim, daha yeni başlamıştık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, kürsüde süre çabuk geçiyor.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, Niyazi Nefi Kara, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kara. (CHP sıralarından alkışlar)

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

7 Haziran 2015 genel seçiminde Parlamento çoğunluğunu kaybeden ve iktidarı yitirmenin kendisi için mutlak bir son olduğunu bilen AKP tarafından bildik bir oyun yani “Halkı korkut, iktidara yönlendir.” oyunu devreye sokulmuştur. Çözüm süreci denen ama gerçekte hiçbir sorunun çözülmediği, sümen altı edilerek büyütüldüğü halkı oyalama ve kandırma süreci, iktidarı geri kazanmak için gereken oylar uğruna feda edilmiştir. Herkes, seçimin yenilenmesi kararı verildikten sonra çatışmalı sürecin başlamasında PKK kadar AKP iktidarının suçta sorumluluğu olduğunu görüyor. Kimse, AKP’nin zannettiği kadar aptal değildir. Çözüm süreci denen sahte barışın zaten bir kıvılcımlık ömrü vardı, onu da çakmak AKP’ye düştü. Siz “PKK bizi kandırdı, savaşı onlar başlattı.” dediğiniz zaman bizim bu yalanlara inandığımızı mı zannediyorsunuz? Kimi kandırıyorsunuz? Her şeyi biliyoruz ve her şeyin hesabını zamanı geldiğinde tek tek soracağız.

Şimdi “Terörle mücadelede kararlılık.” diyenler, o zaman “Sayın Öcalan bize çok yardımcı oluyor.” diyordu. Şimdi “7 bin teröristi öldürdük.” diye hava atanlar, o zaman dağa katılan gençlere göz yumuyordu. Şimdi “Silahlar betona gömülsün.” diyenler, o zaman valileri, emniyet müdürlerini ve Jandarma komutanlarını İçişleri Bakanlığına çağırıp “Operasyon yapmayın.” diyorlardı. Sözde, barış ve kardeşlik gelecek; sözde, bir daha analar ağlamayacak; sözde, terör örgütü silahlarıyla birlikte ülke dışına çıkacak; sözde, toplumsal barış tesis edilecekti. Hani ne oldu bu verilen sözler? Hani nerede Beşir Atalay’ınız? Hani nerede, ne iş yapıyor akil adamlarınız? Hani nerede “sayın” dediğiniz Öcalan’ınız? Biz söyleyelim; 400 vekil alma hayaliyle tüm bu sözler unutuldu, iktidar elden gitmesin diye analar ağlamaktan perişan oldu, yolsuzluk ve hırsızlık dosyaları tekrar açılmasın diye haram havuzlarına doldurulan paralar uğruna binlerce çocuk yetim bırakıldı, yüz binlerce insan yerinden yurdundan edildi. Şehirler, ilçeler, mahalleler “Temizlik yapıyoruz.” diye yerle bir edildi. Ne temizliğiymiş bu? Biri çıksın, anlatsın bize. Biz, yanmış ve yıkılmış yerlerden, yurtlardan, toz topraktan, enkazdan başka bir şey göremiyoruz. Nereden bu temizlik? Eğer teröristleri temizlediyseniz neden hâlâ doğu ve güneydoğuda yollar kesiliyor, siviller öldürülüyor, araçlar gasbediliyor, asker ve polisler neredeyse her gün şehit ediliyor?

Taşeron iktidarınızda her geçen gün terörü azdırıyorsunuz, sorunları içinden çıkılamaz hâle getiriyorsunuz. Yerini yurdunu kaybeden masum insanlara boş hayalden başka söyleyecek bir sözünüz yok. Yaklaşık on aydan beri her gün onlarca kişiyi terör örgütüne üye olmakta, yardım ve yataklıktan tutuklayıp duruyorsunuz. Son örneği, Profesör Doktor Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu’dur. İzlediğiniz yanlış politika nedeniyle terör artık batı illerimize de sıçramış ve insanımızda yeşeren toplumsal barış ümidi yüzde 80’lerden 35’lere gerilemiştir. İktidarınızı kurtarmak için başlattığınız yangın eninden sonunda sizi de yakacak. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, aziz şehitlerimizin cenazelerini bile kullanmaya kalkıyorsunuz. Kendisi vazoyu kırıp suçu kardeşine atan yaramaz çocuklar gibi “Ben yapmadım, CHP yaptı.” demeye getiriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye Cumhuriyeti’nin devletini kuran CHP ile “terör” kelimesini yan yana getirerek algı oyunu yapmak ancak ahmakların ve başka çaresi kalmamış hırsızların yapabileceği bir iştir. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayıp ayıp! Ne nezaket var ne üslup var.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İftar saatindeyiz ya, biraz daha buna göre konuşun ramazan gününde. Biraz alçak sesle, güzel bir tonla…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – CHP olarak önünde sonunda bugün yaşanılan acıların hesabını soracağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Nasıl soracaksın? Ne yapacaksın?

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Kimden gelirse gelsin terörün her türlüsünü şiddetle reddettiğimizi, lanetlediğimizi tekrar ediyoruz. Terörle mücadeleyi öldürülen terörist sayısı açıklamak zannedenleri tekrar düşünmeye davet ediyor, hepinize saygılar sunuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kara.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin, görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü ve bölümler üzerinde konuşma hakkını kullanmamasının kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Bir konuya dikkat çekmek istiyorum: Çok önemli bir kanun görüşülüyor, bu kanuna iktidar partisinin ve Hükûmetin önem verdiği de söyleniyor. Meclisteyiz ama kanunun tümü üzerinde de birinci bölüm üzerinde de iktidar partisinin konuşmaması belki anlaşılabilir… Gerçi orada da şu var: Sayın Hüseyin Kocabıyık’ın konuşmasında süre yetmedi, oysaki kendi grubunun on dakikalık konuşma hakkı vardı ama onu tercih etmediler yoksa Hüseyin Bey o on dakikada konuşabilirdi, süre yetmediğinden muzdarip oldu. Biz de kendisini etraflıca dinlemek isterdik. Bir kez bunun altını çizmek lazım. Ama Hükûmetin, ilgili Bakanın Meclise tümü üzerinde ve bölümler üzerinde konuşma hakkını kullanmaması kabul edilebilir bir mesele değildir. Bu, açıktan Meclise saygısızlıktır. Bu, açıktan Meclisi hafife almaktır, Parlamentonun iradesini hafife almaktır. Daha önce benzer bir hatayı yaptıklarında uyarmıştık ama o gün “Yok öyle bir şey, yanlış oldu.” dediler, sayın bakan apar topar kürsüye gitmişti -bir başka bakandan bahsediyorum- ama bugün görüyoruz ki tümü üzerinde de bölümler üzerinde de Hükûmetin söyleyecek hiçbir sözü yok. Gerçekten şaşkınlık içindeyiz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Turan…

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, Özgür Bey’in neden böyle ısrarla polemik açmak istediğini…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Polemik değil ya, Hüseyin Bey’in süresi yetmedi, grubunuzun süresi vardı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - …endişeyle, üzülerek takip ediyorum. Hayatın olağan akışı içerisinde, Meclisin de teamülleri içerisinde değerlendirmeler yapıyoruz. İftara şu an on dakika, on beş dakika var; arkadaşlar tercihte bulunabilirler, sonra konuşurlar, önce konuşurlar. Gerekçemiz ortada zaten, her maddeyle ilgili önerge ortada zaten. Olağanüstü bir hâl varmış gibi davranmayı, sanki ilk defa böyle yapılıyormuş gibi davranmayı ve bu tarz izahları doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Kaldı ki bu bizim grubumuzun takdiri, konuşmamak da konuşmak kadar bir haktır, bunu kullanabiliriz. Bu konuda bizim partimizi ilzam eden şekliyle “Neden konuşmadınız?” deme hakkı ve haddi olmadığını düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Turan.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde siyasi parti grupları ve şahısları adına olan konuşmalar tamamlanmıştır.

Sayın Bakanın bir söz talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Bakan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili Hükûmet adına değerlendirme yapılacağına ilişkin açıklaması

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli bir kanunu görüştüğümüz açık. Bu kanunun ülkemiz için ne anlam ifade ettiğini de zannediyorum, Meclisimizdeki her bir arkadaşımız gayet iyi biliyor. Kanunun komisyon görüşmeleri yapıldı, geneli üzerinde konuşma yapılacaktı ancak dün akşamki takvimi sizler de biliyorsunuz, o arada soru-cevabın çekilmesinden dolayı kayan bir program oldu. Bugün de şimdi, Hükûmet adına bir konuşmanın tam bu saatlere denk gelmesinden dolayı biz ikinci bölümün görüşmelerinde Hükûmet adına bu değerlendirmeyi yapacağımızı grubumuza bildirmiştik. Dolayısıyla, hiç kimse merak etmesin, iktidar çalışır, muhalefet konuşur; bu genel, demokratik bir prensiptir. (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bak, alkışlayan kimse yok; çalışan da yok, alkışlayan da yok. Boş sıralara konuşuyorsunuz Sayın Bakan, boş sıralara.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Biz gerektiği zaman gerekli açıklamaları yapacağız ve yaparız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Şimdi yap!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Daha önceden grubumuzla görüşerek yaptığımız değerlendirmede ikinci bölüm üzerinde konuşmamızı yapacağımızı ifade etmiştik.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kanun geçtikten sonra mı yapacaksınız?

MUSA ÇAM (İzmir) – Şimdi yap!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben de konuşma hakkımı Özgür Bey’e veriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Bakan daha önce bizim izlediğimiz bir filmde kendisine grubu tarafından verilmiş rolü oynuyor. Biz ne zaman bakanların kürsü kullanmamasını eleştirsek “Tamam, şimdi kullanacağız.” diyor. Hatta, Bekir Bozdağ elindeki kâğıtları gösterip hazırlığının olduğunu söylemişti. Bir vaka var, tümü üzerinde yirmi dakika konuşabilirdiniz, konuşmadınız; birinci bölüm üzerinde on dakika bilgi vermeniz beklenirdi, yapmadınız. Ben biraz önce dedim ki: İktidar partisinin bu hakkı kullanmaması belki anlaşılabilir ama Sayın Bakanınki kabul edilebilir değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dün kapattırmasaydın Meclisi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bülent Turan bambaşka bir yerden yaklaşıyor.

Ayrıca, kürsüdeki hatipleri süre yetmediğinden bahisle size döndü ama çözüm kendi içinde vardı. Müzakereye önem verseler, kaliteli yasamaya şans tanısalar Hüseyin Kocabıyık’a grupları adına tanınan on dakika süreyi kullandırırlardı.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) - Ya, sana ne oluyor? Grubun tasarrufundan sana ne?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - AKP’nin yaklaşımı ortada.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, “Bizim grubumuzun kendi kararlarından onlara ne?” diye soruyorum; bir.

Kendi konuşmam var ikinci bölümde, onu da Özgür Bey’e verin; iki.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan konuşma yapacağını, açıklama yapacağını ifade etti.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime bir saat veriyorum.

Kapanma saati: 20.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Sema KIRCI (Balıkesir)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.21

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Sema KIRCI (Balıkesir)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarının birinci bölümü üzerinde soru-cevap işlemini yapacağız.

Sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Soru-cevap işlemi için ayrılan süre on beş dakikadır. On beş dakikalık sürenin birinci yedi buçuk dakikası sorular için, ikinci yedi buçuk dakikası cevaplar için kullanılacaktır.

Soru işlemini başlatıyorum.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk, Poyrazköy gibi adlarla kamuoyunda bilinen, 2 bine yakın Mustafa Kemal’in askerinin, cumhuriyet aydının cezaevlerinde manevi işkence gördüğü kumpas davalarında AKP’nin hukuki ve siyasi sorumluluğu sabittir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nereden sabit ya?

SERKAN TOPAL (Hatay) – Bu davaların savcısı olduğunu iddia edenler, cemaate her istediğini veren siyasi iktidar bu mağduriyetlerden özür dilemeyecek mi? Türk Silahlı Kuvvetlerinden atılan bu askerlerin onurları, itibarları ne zaman iade edilecek? Millî ordumuzu “Benim ordum.” diye siyasetin arka bahçesi yapmaya çalışanları, onları kınıyorum ve bilmelidirler ki Türk ordusu Mustafa Kemal’in ordusudur, milletin ordusudur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Niğde’nin Bor ilçesinde askerî fabrika olarak bilinen, 1970’lerde açılan, bölgenin önemli iş alanı da olan fabrikada yeni komutan tayin olduğu hâlde yerine atama yapılmamıştır. Bölgemizde bu tesisin kapatılacağı yönünde yaygın bir söylenti vardır. Niğde’nin Bor ilçesindeki bu fabrikanın kapatılması söz konusu mudur? Bölge için çok önemli bir tesistir.

Ayrıca, yine bölgedeki askerî lojmanlar uzunca bir süredir boştur, burada askerî personel olmasına rağmen lojmanlar kullanılmadığı için harap durumdadır. Bu lojmanların değerlendirilmesi düşünülmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir önceki Hükûmet döneminde açıklanan 2016 yılı Acil Eylem Planı’nda esnaflar için 30 bin TL faizsiz kredi desteği uygulamasına başlanması öngörülmekteydi. Bakanlar Kurulu kararnamesiyle başlayan uygulama medyada geniş yer buldu. “Esnafa can suyu”, “esnafa müjde”, “esnafı kurtaracak kredi” gibi başlıklarla haber olarak değerlendirildi ama umduğumuz gibi olmadı. Defalarca uyarmamıza rağmen krediden yararlanma koşullarını maalesef değiştirmediniz. Banka kredisi, haciz, icra kıskacındaki borçlu esnafa değil, borçsuz esnafa kredi vermekte ısrar ettiniz, dolayısıyla bugün gelinen nokta tam bir fiyaskodur. Dün Bakandan tarafıma gelen cevaba göre, tüm Türkiye’de 39 bin, ilim olan Giresun’da 13 bin kayıtlı esnaftan 569 kişi kredi almaya hak kazanmıştır. Bu sayı, esnafın battığının ve bittiğinin resmidir. Sayın Maliye Bakanına sesleniyorum: Esnafı kurtarın, acil çözüm bulun, unutmayın esnaf batarsa maalesef Türkiye de batar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sorum size: Sayın Bakan, şu anda sözleşmeli uzman çavuşlar, uzmanlar var, bununla birlikte daha rütbeli olan astsubaylar, hatta teğmenler, hatta beni arayanların arasında binbaşı bile oldu. Bu rütbeli askerlerimizin hepsi de belediyelere geçiş yapmak istiyorlar. Bu geçişleri engellemek ve azaltmak adına şu anda tasarladığınız yeni kadro oluşumu var. Cezaevlerinin dış güvenliğini sağlamak amacıyla 12.700 personel alımı olduğunu biliyoruz. Bu 12.700 personelin en azından yüzde 50’sini bu geçiş yapmak isteyen komutanlara kadro olarak verirseniz en azından bu geçişlerin durdurulabileceği kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Millî Savunma Bakanına soruyorum: Ülkemizde muharip gazi olmuş 27 bin vatandaşımızın olduğu ifade edilmektedir. 1968 tarihli 1005 sayılı Kanun’a tabi olan bu gazilerimiz 50 ile 90 yaşları arısındadır. Maddi ve manevi yoksulluk içindedirler. Muharip gazilerin aylıkları arasında da farklılıklar vardır. Savaştan yara almadan sağ dönen muharip gazilerimizin malul gazilerin sahip olduğu bazı haklardan yararlanamaması eşitsizlik yaratmaktadır. Bu nedenle muharip gaziler arasındaki eşitsizliği ne zaman gidermeyi düşünüyorsunuz? Muharip gazilerin övünç madalyalarını ne zaman vermeyi düşünüyorsunuz?

İki: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz raporu alan vazife malulü subay ve astsubaylara verilen yeniden göreve dönebilme imkânı gibi adi malul emekliliği için de göreve dönebilmesi için yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Öz…

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Bakan, bu tasarıyla, on yıllık zorunlu hizmetini doldurmadan mesleğini bırakmak isteyen subay, astsubayların iki yüz gün hapis yatmasına sebep olunacaktır. Üç yıl önce eşitlik ilkesine aykırılıktan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen düzenlemelerin bu tasarıyla tekrar gündeme getirilmiş olması düşündürücüdür. Belli zaman sonra meslekten ayrılmak istediği hâlde ayrılamayan subay, astsubaylar moral ve motivasyon açısından kötü duruma düşmekte, görevlerini layıkıyla yerine getirememekte, yurt savunması ve terörle mücadele gibi çok önemli ve hassas vazife yapan birlikleri de zafiyete düşürmektedir. Bu değişikliğe ihtiyaç duyulmasının nedeni nedir? Subay ve astsubayların dilediklerinde istifa edebilmelerini sağlamak gerekmez mi? İşinizden ayrılıyorsunuz, işinizden ayrıldıktan sonra bunun bedeli altı ay yirmi gün hapis yatıyorsunuz. Bu durum mantıklı mıdır Sayın Bakanım?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Kaplan Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Vatani hizmetlerini yerine getirirken çıkılan operasyonlar sırasında terör örgütleriyle girilen çatışmalarda yaralanan ve devleti tarafından unutulan, bilindiği hâlde görmezden gelinen vatan evlatları var Sayın Bakan. Kimisi parmakları eksik, kimisi vücudunda şarapnel parçalarıyla hayat mücadelesi veriyor. Kalbinde terörist mermisiyle yaşamaya çalışanlara bırakın gazilik maaşını gazilik onurları bile verilmemekte. PKK’yla mücadele sırasında vücutlarında kalıcı hasarlar oluşmasına rağmen binlerce askere hak ettikleri madalyalar ve gazilik unvanı ne zaman verilecektir?

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaşar Nuri Öztürk’e Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum ben de.

Turizmde yaşanan ciddi sorunların, ihracat sektöründe de iflaslara yol açtığını duyuyoruz, görüyoruz. İzmir Buca Organize Sanayi Bölgesi’nde 20-30 şirketin iflas ettiği söyleniyor. Hükûmet acaba bu ihracatta yaşanan tıkanmayla ilgili bir önlem alacak mı?

Zihinsel engelli bir çocuğun annesi sosyal medyada diyor ki: “Ben huzurevine gittiğimde bu zihinsel engelli çocuğumu da yanıma alabilecek miyim, bakabilecek miyim?” diye Hükûmete soruyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hüseyin Yıldız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok efendim.

BAŞKAN – Sayın Yıldız yok sanıyorum.

Sayın Erkek…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, toplumsal barış ve huzurumuz hiçbir dönemde olmadığı kadar maalesef ciddi tehdit altında. Meclis, Hükûmetinize terörle mücadele konusunda her türlü desteği vermesine rağmen terörle mücadelede Hükûmetiniz son derece başarısız. Her gün şehitlerimiz gelmeye devam ediyor. Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu ve tüm CHP milletvekillerinin imzaladığı bir kanun teklifini Meclise sunduk. Şehit yakınları ve gaziler ile gazi yakınlarına sağlanan sosyal ve ekonomik hakların iyileştirilmesiyle ilgili bu kanun teklifimizi destekleyecek misiniz? Bu konuda görüşünüz nedir? Bu konularda çalışmalarınız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Şimdi cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, sorularıyla bu kanun görüşmelerine katkı veren milletvekili arkadaşlarımıza öncelikle teşekkür ediyorum.

Burada özellikle Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili yapılan yorumlara öncelikle katılmadığımızı ifade ediyorum ancak bu noktada hak kaybına uğramış askerlerimizin hak kayıplarının giderilmesine yönelik benden önceki bakan arkadaşımızın başlattığı bir çalışma var. Bu çalışma şu anda diğer kamu kurumlarının görüşlerine sunulmuş durumda. Bu görüşler geldikten sonra değerlendirmelerimizi yapacağız ve bu noktada mağdur olan her bir insanımızın haklarının iadesi için gerekli adımları atacağız. Şu anda bu konu Bakanlığımızın üzerinde çalıştığı bir konudur.

Sayın vekilimizin Bor’daki tesisin kapatılmasıyla ilgili sorduğu soru: Niğde milletvekili arkadaşlarımız bu konuyu bana ilettiler. Biliyorsunuz, benim şu anda Bakanlıkta birinci ayım. Niğde milletvekili arkadaşlarımız bu konuyu ilettiler, ben de arkadaşlarımıza konuyu çalışmalarını ve etraflı bir değerlendirme için gerekli hazırlıkları yapmaları talimatını verdim. Ben de konuyu takip edeceğim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Şu anda komutan atanmadı ama alındı, albayımız gitti, komutan yok.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İşte, şu anda arkadaşlarımıza talimatı verdim, gerekli çalışmayı yapın, son durum nedir bir… Takdir edersiniz ki, benim de önce bir bilgi sahibi olmam lazım ki sizi bu konuda doğru ve sıhhatli bilgilendireyim.

Lojmanların durumunu da not aldım, özellikle yakinen ilgileneceğim. Konunun gerek ülke menfaatleri gerekse Bor’un menfaatleri doğrultusunda şekillenmesi için gayret göstereceğiz.

Sayın Bektaşoğlu’nun can suyu kredilerinden yararlanmada borçlu-borçsuz… Bu değerlendirmeler tabii ki bir başka bakan arkadaşımızın ilgi alanında.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok önemli efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Ancak şunu çok net olarak ifade edeyim ki: Can suyu kredilerinden şu anda epey bir esnafımız yararlanıyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Türkiye'de 39 bin efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Daha da artırılması için Hükûmetimiz bütün kaynaklarını, bütün imkânlarını seferber ediyor. Bu noktada bildiğim kadarıyla daha önceden borcu olan esnaflarımızın bu noktadan faydalanabilmesi için Kredi Garanti Fonu’nun da kullanılmasına yönelik bir çalışma var.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Şartlar çok zor Sayın Bakanım, şartlar çok zor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - İnşallah bu çalışmalar da eğer sonuçlanırsa -ki inşallah sonuçlanır- esnaflarımız daha kolaylıkla bu krediden yararlanma imkânına sahip olurlar.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Yoksa hepsi kapanacak.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Değerli arkadaşlar, bu uzman, uzman çavuş ve diğer, Türk Silahlı Kuvvetlerinde belirli bir süre görev yapıp da daha sonra belediyelere geçiş yapmak isteyen personelle ilgili konu: Biliyorsunuz, belediyeler ihtiyacı nispetinde bunlardan faydalanıyorlar.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yarısı geçmek istiyor Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Evet. Ama bu noktada sizin bu teklifinizi ben Adalet Bakanımıza ileteceğim. Yani cezaevlerine alınacak personel ki bu noktada faydalanabilir mi? Bunu Adalet Bakanımızla görüşürüz kendisine özellikle iletirim. Yani, arzumuz, hiçbir insanımızın mağdur olmaması, hiçbir insanımızın açıkta kalmaması, herkesin evine akşam mutlu ve mesut dönmesi. Bununla ilgili, Hükûmetimiz bugüne kadar çok büyük adımlar attı, çok önemli çalışmalar yaptı. Bundan sonra da gereken adımlar atılır, gerekli çalışmalar yapılır.

Sayın Arslan’ın “Muharip gaziler ve malul gaziler arasındaki fark…”

Tabii, bu konular, gerçekten, üzerinde çok uzun uzun konuşulan, tartışılan konular ve muharip gaziler arasındaki maaş eşitsizliğinin giderilmesine yönelik de bir hazırlığımız var şu anda. Bununla ilgili, hazırlanan taslak bakanlık görüşlerine gönderildi. İnşallah, bu konuyu da en uygun şekilde çözmenin gayreti içerisinde olacağız.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Bir de övünç madalyasıyla ilgili bir soru vardı.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Şimdi geleceğim, Sayın Hürriyet’in de sorusunda var.

Sayın Öz’ün on yılını doldurmayan subaylarla ilgili sorusu: Değerli arkadaşlar, askerlik mesleği başka mesleklere çok benzemeyen bir meslek. Sonuçta konu vatan savunması ve burada askerliğe ait bazı özel düzenlemelerin olabileceği hem bizim Anayasa’mızda hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında hem de oturmuş hukuk literatüründe var. On yıl görev yapma zorunluluğu askerlikle ilgili çok önemli bir kural. Bunu esnetmek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin özellikle yurt savunması noktasında bir zaafa düşmesine sebep olabilir. Bu konular çok uzun zaman, sürekli enine boyuna tartışılan konular biliyorsunuz. Bu noktada, özellikle, dilediklerinde istifa hakkının askerlikte -ben şu anda şahsi düşüncemi ifade ediyorum- on yıllık sürede kalmasının Türk Silahlı Kuvvetleri açısından bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.

Bu malullük ve muhariplik arasındaki ince nokta, özellikle, şu anda bizim de üzerinde çalıştığımız bir konu. Bu gazilik unvanı ve madalyalar konusunda kanun tasarısı iyice şekillendikten sonra, zannediyorum size daha detaylı bir açıklama yapma imkânım olur.

Sayın Demir’in ifade ettiği, bu “25-30 şirket Buca’da iflas etmiş.” diye bir bilgi geldi. Böyle bir bilgi en azından bende yok.

“Zihinsel engelli çocuklarımı yanıma alabilir miyim?” noktasında tabii, her türlü insani noktadaki taleplere olumlu yaklaşan bir anlayışımız var. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız da burada. Bu tip özel durumların dikkate alınacağı düzenlemelerin hayata geçmesi hepimizi memnun eder. Biz şehit yakınlarımız ve gazilerimiz için iktidarlarımız döneminde gerçekten çok çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik, bunu bir lütuf olarak da hiçbir zaman görmedik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Son cümlemi tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – …milletimizin şehit yakınlarımıza ve gazilerimize olan, bize tevdi ettiği bir görevi olarak değerlendiriyoruz. Bugüne kadar çok önemli adımlar attık, bundan sonra da imkânların elverdiği ölçüde bu adımları atmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Akçay, söz talebiniz mi var 60’ıncı maddeye göre?

Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Vazgeçtim efendim.

BAŞKAN – Sistemde isminiz vardı, çıktınız sanıyorum.

Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

O zaman söz hakkı istemiştik, gündem biraz değişti fakat ben Sayın Bakana sormak istiyorum: Hurşit Külter’le ilgili hiçbir açıklama yapılmadı ve bilgi de verilmedi. Bugün Genel Kurulda da ifade ettik; yapılan açıklamalar var, görgü tanıkları var, kendisinin göndermiş olduğu mesajlar var. Ayrıyeten, bazı İnternet sayfalarında, Özel Harekâtçılara ait olan İnternet sayfalarında sosyal medya aracılığıyla kendi ellerinde olduğuna dair bilgi var. Sayın Bakanın Hurşit Külter’e ilişkin, nerede olduğuna dair bir açıklama yapmasını bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Sayın Bakan, bir sözünüz var mı efendim?

Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, konuyla ilgili bilgi alabilirsem bu oturum içerisinde ama gerekli bilgiyi alamazsam bilgiyi aldığımda arkadaşlarımıza iletirim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 1’inci maddesinde yer alan “özellik arz eden durumlarda” ifadesinin “özellik arz eden her durumda” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Özgür Özel                                       Kazım Arslan                                      Dursun Çiçek

         Manisa                                               Denizli                                              İstanbul

    Mahmut Tanal                             Bülent Yener Bektaşoğlu                           Ömer Fethi Gürer

        İstanbul                                              Giresun                                               Niğde

Zülfikar İnönü Tümer                              Kemal Zeybek

          Adana                                               Samsun

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Çağlar Demirel                               Bedia Özgökçe Ertan                               Ahmet Yıldırım

       Diyarbakır                                              Van                                                   Muş

        Ziya Pir                                        Behçet Yıldırım                                Burcu Çelik Özkan

       Diyarbakır                                          Adıyaman                                               Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Ahmet Yıldırım, Muş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle bir ay önce şu Meclis Genel Kurulunda Anayasa’ya aykırı bir biçimde milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıran bu Meclis, askere, operasyonel güçte yapmış olduğu fiillerden ötürü yargılaması mümkün olabilecek, sivil yargıda yargılanması mümkün olabilecek askere ise dokunulmazlık getiren bir yasa çerçevesiyle karşı karşıyız.

Şunu söyleyelim: Son sekiz on ayda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok il ve ilçesinde sokağa çıkma yasakları 5442 sayılı Yasa’nın 11’inci maddesini zorlayarak da valilere, 31’inci maddesini zorlayarak da kaymakamlara ilçelerde sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkisi vermişti. Az biraz hukuk bilgisinden anlayan herkes iyi bilir ki bırakın İl İdare Kanunu’na göre, sıkı yönetim ve OHAL’lerde bile böyle kolay, keyfekeder bir şekilde sokağa çıkma yasaklarının ilan edilmeyeceği çok açıktır. Çünkü, ne 12 Eylül darbesinin sıkıyönetim koşullarında ne de kötülüklerin bugünkü gibi sıradanlaştığı 1990’lı yıllarda sokağa çıkma yasakları bu kadar ucuz politikaların aleti hâline getirilmemişti.

Yine bir diğer husus: 5442 sayılı Yasa’ya da eklemeler yaparak, bizim iddiamız odur ki sekiz on aydır bölgede güvenlik güçlerinin bulaşmış olduğu suç ve günahlara yasal kılıf bulma ve siyasi iktidar da bundan kendini kurtarma telaşı ve çabası içerisine girmiştir. Şimdi, eğer bu yasa teklifi yasalaşırsa neler olacak, bunu özellikle de muhalefet partisine söylemek istiyorum: Türk Silahlı Kuvvetleri özellikle il merkezlerinde bütün unsurlarıyla düzenlenecek operasyonlara katılabilecek. Bir diğeri, bu operasyonu yapan komutanın yazılı emriyle konutlara girilebilecek veya -birçok şey var ama- askerî personelin işlediği iddia edilen suçlar askerî suç kapsamında sayılacak ve sivil mahkemelerde sivillere dönük işlenmiş suçlarda bile yargılanamayacak. Şimdi, şunu söyleyelim biz: Bakın, bugün belki Cizre’de, Silopi’de Sur’da, Silvan’da, Varto’da, Şırnak’ta, Yüksekova’da askerin zırhlı araçlarla kentlere girmesi ve ağır silahlar kullanması üzerinden onların işlemiş olduğu suçlara bir kılıf diye bu yasa çıkıyor olabilir. Göreceksiniz, çok zaman geçmeyecek. Bizim adına bir yıldır bir saray darbesi olarak ülkeye olağan dışı koşulları yaşatan, bu koşullar… Ülkenin batısında, İzmir’de, İstanbul’da ve birçok yerde toplumsal eylem ve etkinliklere karşı yine zırhlı araçlarla askerler kente indirilecektir. Bunların emarelerini herhâlde Cumhurbaşkanının şimdiki açıklamalarından görmek, çıkarmak çok zor olmasa gerek.

Bizim bir yıldan beri ifade ettiğimiz “Bu ülke bir saray darbesi koşullarıyla karşı karşıyadır.” söylemini son bir aydır ana muhalefet partisinin Genel Başkanı da dile getiriyor. Evet, ülkede bir darbe varmış; bunu ana muhalefet partisinin Genel Başkanı ifade ediyor. İyi de bir darbe sadece afaki söylemlerle yürümez. O darbe ete kemiğe büründürülmeye çalışılıyor. Nasıl büründürülüyor? Yargı kıskaç altına alınarak, Yargıtay ve Danıştay yasalarında değişiklikle darbenin altyapısı güçlendiriliyor. Nasıl büründürülüyor? İşte, askere, polise, güvenlik güçlerine sınırsız, şehir merkezlerinde zırhlı araçlar ve ağır silahlarla hareket etme yetkisi vermek suretiyle büründürülüyor.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sen arabada sakladığın terörist silahlarını söyle önce.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – İşte ona da geleceğim.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Ona gel, ona gel.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Büyük bir iftira, büyük bir iftira. Valilik, özellikle…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Polislerin, emniyet güçlerinin üstüne arabayı sürüyorsun be!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Geleceğim, cevabını vereceğim.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Nereye geleceksin sen?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Hikâye…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Nereye geleceksin sen?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bir diğer husus…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) - Polisin, askerin yaptıklarını burada şey yapıyorsun…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir dinleyin.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin efendim.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ek süre istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bir saniye efendim…

Lütfen hatibi dinleyin.

Sayın Yıldırım, siz de Genel Kurula hitap edin efendim.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bir diğer husus: Özellikle bu darbe koşullarının altyapısı… Üniversitelerde özellikle rektörleri, öğretim üyelerini işten atma ve basın özgürlüğünün tümüyle kısıtlandığı hatta ortadan kaldırıldığı bu süreçte de yasal altyapılar hazırlanarak önümüzdeki bir ay içerisinde Meclise getirilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Sayın Başkan, bir dakika ek süre istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, veriyorum Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sayın Hatip, madem ifade ettiniz söyleyeyim: Geçen hafta haksız, hukuksuzca, bir milletvekilinin dokunulmazlığı tanınmayarak aracımın önü kesildi. Bunu Muş TEM Şube Müdürü, Emniyet Müdür Yardımcısına iletmeme rağmen yasayı çiğneyen bu uygulamalarını yargıya taşıdığım ve suç duyurusunda bulunduğum için bugün Muş Valisi aşağılık bir basın bildirisiyle… Ortada senet yok, sepet yok, ispat yok; neymiş, ben aracımla silah taşımışım.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Senin aracından terörist indi mi, inmedi mi? Sen onu söyle.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Yalan! İnmedi.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Senin aracından terörist indi mi, inmedi mi? Onu söyle.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Senin valin de senin gibi yalancıdır işte.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Senin aracından terörist inerken silahı sana verdi mi, vermedi mi? Sen onu söyle.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sizin kökünüz tevatüre, yalana, iftiraya dayalıdır.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, lütfen efendim.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Yaptın mı, yapmadın mı?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Yalan işte. Yapmadım. Yalan atıyorsun. Sen de senin valin de polislerin de yalancıdır.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkür ediyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen yalan söylüyorsun.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sen dürüst bir adam değilsin.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Siz masum insanları bombalıyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Senin kafanda, zihninde bomba var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Senin de elinde var. Nasıl konuşuyorsunuz öyle ya? Kapattık.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir kere söyleseydin adamına o zaman.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Polis herkesi durduruyor, efendi gibi duruyoruz, aramak isterse de arattırıyoruz. Sen niye polisin üstüne arabayı sürüyorsun?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yargıda hesaplaşacağız onlarla. İşlediği suçun günahının hesabını veremeyenler iftira atıyor.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sen niye polisin üstüne sürüyorsun arabayı?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 1’inci maddesinde yer alan “özellik arz eden durumlarda” ifadesinin “özellik arz eden her durumda” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Özgür Özel (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mustafa Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1’inci madde üzerindeki değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, yasayı dikkatle inceledim, gündeme geldiğinden beri de inceliyorum. Tabii, zor bir dönemden geçiyoruz. Bu zor dönemde bir taraftan terörle mücadele var, o adla yürütülen bir ortam var, diğer taraftan da bu ortam nedeniyle gündeme getirilen bu yasa var. Şimdi, bu yasayla ilgili hangi aykırılığı ileri sürsek hazır bir karşı çıkış var “Sen terörle mücadeleden yana mısın, değil misin?” diye. Bu karşı çıkışın olduğu bir noktada doğru sözler hep böyle havada kalır ve karşılığını bulmaz. Ama, şimdi bu karşı çıkışlar olsa bile ben itirazlarımızı burada kayıtlara geçirmek istiyorum.

Şimdi, gerçekten, bu yasanın 12’nci maddesinde getirilen yetkilere neden ihtiyaç duyuluyor? Bakın, iki gün önce yanı başımızda, Ankara Adliyesinde JİTEM dosyası vardı, 14 köylünün öldürüldüğü Kulp davası vardı ve generaller yargılanıyordu. Yarın, İzmir’de zaman aşımına bir gün kala açılan, 1993’te Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürüldüğü dava dosyası var; Diyarbakır’dan İzmir’e sürgün edildi, o davanın dosyası var. Yargılananlar rütbeli subaylar. Ne yapmışlardı 1990’lı yıllarda? Haklarında birçok iddia var, ölüm iddiası var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden geçmiş iddialar var. Şimdi, askerler bir dönemi yakalamışlar. Bu dönem ne? “Biz terörle mücadele ediyoruz, dolayısıyla 2013’ten beri bu yasayı gündeme getirdik, şimdi bize mecbursunuz, bu yasayı çıkartacaksınız.” 2013’ten beri kaç kez bu Hükûmeti zorladığını biliyoruz, getirilmediğini biliyoruz. Hükûmet değişikliğinden sonra da ilk defa gündeme geldi ve buranın da gündemine geldi. Olay budur. Yoksa, ortalama koşullar içerisinde en az bu grubun yarısının böyle bir yasadaki yetkileri kabul etmeyeceğini ben biliyorum, ortalama koşullar içerisinde.

Ama ne oldu? Biz, bu Parlamento bu yasaya, bu hukuk dışı yasaya mecbur edildik değerli arkadaşlar ve çok yanlış bir iş yapıyoruz, bugün çok yanlış bir hukuksal düzenlemenin temelleri burada atılıyor, hepimizin ve Türkiye'nin zarar göreceği düzenlemeler yapılıyor ve burada biz bunu doğru dürüst eleştirmekten yoksun bir ortamdayız. Bakın, bunu söyleyeyim: Evet, EMASYA 2010’da kaldırıldı, çok doğru bir biçimde kaldırıldı ama o Başbakanlık genelgesiydi, bir genelgeydi. Şimdi EMASYA’dan daha ağır yetkileri bir yasayla veriyoruz. Şimdi, eğer güvenlik güçleri, silahlı kuvvetler gerçekten hukuk içerisinde davranacaksa, insan haklarını ihlal etmeyeceklerse neden yargı bağışıklığı istiyorlar; neden Başbakandan, Adalet Bakanından veya ilgili yerlerden izinle yargılama şeyi istiyorlar, neden istiyorlar? Çünkü bir vesileyle zaman aşımlarına milim kala davalar açıldı ve sanık oldular. Ha, mahkûm olmadılar Adalet ve Kalkınma Partisi sayesinde. Niye mahkûm olmadılar? Son dakikalarda davalar açıldı, davalar nakledildi Ankara’ya, İzmir’e, Eskişehir’e; cezasızlıktan faydalandılar ama bir vesileyle şimdi bundan sonrası bakımından da böyle bir durumla karşı karşıya kalmak istemiyorlar ve terörle mücadele adı altında, bu sihirli kavram adı altında biz bu hukuk dışı, Anayasa dışı, bizi ileride çok zor durumda bırakacak, bütün yurttaşları zor durumda bırakacak bir yasaya “evet” demek durumunda kalıyoruz. Bu son derece yanlıştır değerli arkadaşlar.

Ben isterdim ki bu yasa, ordunun emekçilerinin, en yoksullarının, uzman çavuşların, astsubayların haklarına ve insan haklarına temas eden bir yasa olsun. Niye onlar yok? Omuzları Samanyolu gibi olan herkes için düzenleme var ama ordunun emekçilerine, uzman çavuşlara, astsubaylara ilişkin bir tek düzenleme yok.

Orduda, ordunun içerisinde, Silahlı Kuvvetlerin içerisinde birçok insan hakkı ihlali var. 2008’den bu yana, tespit edilen 328 şüpheli ölüm var, ordunun kendi içerisinde. İnsan Hakları Komisyonundan biliyorsunuz, bunlar var. Bunların önlenmesi noktasında hangi düzenleme var bunun içerisinde? Hiçbir şey yok.

Evet, 17-18 madde var, o maddelerin çoğu asıl maddeyi gölgelemek amacıyla yapılmış. Gizli OHAL yetkisi var bunun içerisinde, Meclisin yetkisinin Hükûmete devredildiği maddeler var. OHAL konusunda artık bu Meclis karar vermeyecek, doğrudan doğruya Hükûmet karar verecek ve Genelkurmay Başkanlığı bunu yürütecek. İstihbarat toplama yetkisi var, ev arama yetkisi var. Bütün bu yetkiler ellerinde silah olan insanlara veriliyor. Evet, yargı denetimi yirmi dört saat sonra.

Bakın, değerli arkadaşlar, son kez söylüyorum: Bu yasada hukuk dışı, hukuka uymayan birçok düzenleme var ve sizlerin de karşı olduğunuzu biliyorum. 12’nci maddenin bir kez daha gözden geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 2’nci maddesinde yer alan “Bu şekilde sıralanan subaylardan” ifadesinin “bu yönteme göre sıralanan subaylardan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Özgür Özel                                       Kazım Arslan                                      Dursun Çiçek

         Manisa                                               Denizli                                              İstanbul

    Mahmut Tanal                             Bülent Yener Bektaşoğlu                        Zülfikar İnönü Tümer

        İstanbul                                              Giresun                                               Adana

                                                             Kemal Zeybek

                                                                 Samsun

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

   Çağlar Demirel                               Bedia Özgökçe Ertan                                    Ziya Pir

       Diyarbakır                                              Van                                               Diyarbakır

   Behçet Yıldırım                                Burcu Çelik Özkan                              Meral Danış Beştaş

       Adıyaman                                               Muş                                                 Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Meral Danış Beştaş, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Muş Milletvekilimiz Sayın Ahmet Yıldırım kürsüdeyken, kendisine yönelik, aracındaki silahlar konusunda “Önce hesap ver.” şeklinde bir sataşma oldu. O yüzden bu olayı, olduğu gibi size aktaracağım değerli milletvekilleri ve bunun, algının nasıl yönetildiği, nasıl yürütüldüğü, hakkımızdaki fezlekelerin nasıl hazırlandığı konusunda umarım kafanızda bir soru işareti bırakmayı başarırım.

15 Haziran 2016 günü, Muş Milletvekili olarak ilinde çalışmalarda bulunuyor ve o sırada, yolda güvenlik kontrolü sırasında bütün araçlar durduruluyor. Milletvekilimizin içinde bulunduğu araçta koruması, danışmanı ve Demokratik Bölgeler Partisi parti meclisi üyesi Ergin Balta; 4 kişi bulunuyor. Bu arada araçta, iddia ediyorlar ki… Bu silah meselesini bugün Valilik resmî sitesinde yayımladı ve bütün basına servis etti. Milletvekilinin aracı hukuksuz bir şekilde durdurularak kırk beş dakika boyunca geçişine izin verilmiyor ve milletvekilinin aracında bulunan 3 kişi, koruması, şoförü ve parti meclisi üyesi yine derdest edilerek gözaltına alınıyor. Bu arada, dikkatinizi çekerim, tek bir çakı olmadığı gibi, bunun sadece bir iddiadan… Burada ağırlıklı hukukçu milletvekilleri var, iddia olduğunun önemle altını çizmek istiyorum. Gerçekten bu Ergin Balta, bir ay önce Demokratik Bölgeler Partisi Genel Kurulunu yaptı, orada parti meclisine seçilen bir parti meclisi üyesi siyasetçidir. Burada, Muş Valiliği, yaptığı açıklamada, kendisinin bir silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yani, sanki, yasa dışı bir örgüt mensubunun aracında olduğu ve o şekilde onu korumaya çalıştığı, aracında silah olduğu şeklinde tümüyle asılsız, tümüyle iftiraya dayalı kendi sitesinde bir açıklama yayımlıyor arkadaşlar.

Şunu gerçekten önemle belirtmek istiyorum ki: Bir kere burada bu Parlamentonun sorgulaması gereken şey bir milletvekili aracı nasıl keyfî bir şekilde kırk beş dakika durduruluyor? Nasıl onun yanında bulunan 3 resmî görevli, Meclisin görevlileri gözaltına alınıyor, ters kelepçeyle sabaha kadar yirmi dört saat tutuluyor? Diğer üye Ergin Balta -kimliği açık, araştırabilirsiniz kimin tutuklandığını- bizim bileşenimiz olan Demokratik Bölgeler Partisi parti meclisi üyesi. Şimdi bu muhtemelen, kuvvetle muhtemel basına servis edildi, yarın öbür gün -ki bugün bütün manşetlerde çıktı- HDP’li vekilin aracında terörist bulundu, aracında silah bulundu, şöyle oldu, böyle oldu… Mesela, tıpkı, bizim Şırnak Milletvekilimiz Sayın Faysal Sarıyıldız hakkında olduğu gibi. Fezlekesinde savcı kendisi diyor ki: “Herhangi bir mühimmat bulunmadığı…” Not ediyor böyle siyah harflerle. Fakat bütün basını açıyoruz -ben fezlekeyi biliyorum yani iddianameyi, onu biliyorum- basın sanki orada mühimmat varmış gibi algı operasyonuyla bunu yönetiyor. İşte, şu anda, milletvekilimiz burada. Biz de bu olayı iftar saatinde öğrendik, basından öğrendik ve olayın kendisinden doğru biliyoruz tabii ki. Tabii ki Muş Valiliğinin bunu, bu şekilde yapmasının tesadüf olmadığı kanaatindeyiz. Bazı valilerin özellikle daha da özel görevli olduğunu artık anlıyoruz. İlk davetiye telefonla Muş’tan geldi; bu bir tesadüf mü, bilemiyoruz. Her 2 milletvekilimiz telefonla aranıyor ve ifadeye çağrılıyor. Neden Muş Valiliği, neden 15/6 -bugün ayın 21’i sanırım- altı gün sonra böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorlar? Bunu gerçekten Genel Kurulun vicdanına, değerlendirmesine… Hukukçuların da böyle soyut, iddia, iftira niteliğindeki bir beyanı olduğu gibi kabul ederek, kendi milletvekili arkadaşını dinlemeden, o açıklamayı duymadan böyle bir beyanda bulunmasını gerçekten ben de bir hukukçu olarak talihsiz buluyorum.

Değerli arkadaşlar, bu herhangi biriniz de olabilirsiniz. Siz muhalefet sıralarında, biz iktidar sıralarında da olabilirdik ve hepimiz aynı sandıklardan çıkıp geldik buraya.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Vatana kastetmezdik ama.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bu iftiralara, bu algı operasyonlarına lütfen inanmadan önce…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Vatanın birliğine, bölünmezliğine kastetmezdik nerede olursak olalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Lütfen, böyle boş boş konuşmayın ya.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Ne boşu, ne boşu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Boş boş konuşmayın. Gelin, buradan cevap verin. Boş konuşuyorsunuz. Bu konuda…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Vatan hakkında konuşmak sana göre boş olabilir, sana göre boş olabilir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Sizin boş konuştuğunuz oradan sataşmanızdan belli. Varsa bir sözünüz gelin burada söyleyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Söylüyoruz zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Gelin, söyleyin.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Söyledik, dün de söyledik.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Biz de dinleriz sizi.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) - Her zaman da söylüyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Burada, boş boş… Bir gazete haberiyle kimseyi suçlayamazsın. Böyle bir hakkın yok.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Her zaman söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, teşekkür ederim efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Hiç kimse için…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Şu anda boş konuşuyorsun. Esas boş konuşan sensin.

ALİCAN ÖNLÜ (Tunceli) – Sus biraz, it!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - …hiçbir karşılığı yok.

Terbiyeli ol, terbiyeli ol! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, çok teşekkür ederim efendim.

Sayın Şahin, lütfen efendim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Biraz saygılı olun ya! Saygılı olun, saygılı, yerinizden müdahale edeceğinize saygılı olun ya.

ALİCAN ÖNLÜ (Tunceli) - Sus! Sabahtan beri…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, kabul edilebilecek bir durum değil yani.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, bir hatip kürsüde konuşurken…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Başkan, ben konuşurken sizin onları uyarmanızı bekliyordum yani.

BAŞKAN - …hiçbir şey yokken laf atmayı doğru bulmuyorum. Laf atma Parlamento geleneğimizde var, evet, belli bir dereceye, belli bir seviyeye kadar görüşmelere renk de katar ama hiç gerek olmayan yerde laf atmak doğrusu olmuyor. Lütfen, rica ediyorum.

Sayın Şahin, rica ediyorum…

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 2’nci maddesinde yer alan “Bu şekilde sıralanan subaylardan” ifadesinin “bu yönteme göre sıralanan subaylardan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Özgür Özel (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Haluk Pekşen, Trabzon Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Oslo, sonra Dolmabahçe, sonra Habur, sonra Diyarbakır’da Megri Megri ve şimdi Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, yani veleddalin âmin.

Evet, olasılığı en yüksek ve en tehlikeli senaryonun yasal kılıfı. Sayın parlamenterler, bunu lütfen not alın “olasılığı en yüksek ve en tehlikeli senaryo” uluslararası literatürde, Silahlı Kuvvetler literatüründe çok önemli bir tanımlamanın kısa adıdır, bu da onun yasal hazırlığıdır. Çünkü Balyoz davasında ve diğer kumpas davalarında günlerce olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo hâlini anlattık, “Silahlı Kuvvetler böyle şeylere hazırlanır.” dedik ama şimdi Parlamento, Silahlı Kuvvetler böyle bir şeye hazırlanıyor. Bunun gelecekte nerelere geleceğini hep beraber göreceğiz, ben şimdi bunları anlatma gereği duymuyorum.

Ama size bir şey anlatmakta yarar görüyorum: Bakın, “Bugün seçme hakkını kullansanız nerede doğmak istersiniz, Suriye’de mi Danimarka’da mı?” mı diye sorsanız, elbette sorunun cevabı özel bir durum yoksa son derece belirgin ve bellidir. “Niçin Suriye’de doğmak istemiyorlar da Danimarka’da doğmak isterler?” diye sorduğunuzda da aslında arada iki fark var: Bir tarafta evrensel hukuka yaslanmışlık var, öbür tarafta etnik kökene ve mezhepçi bir ayrıştırma politikasına yaslanmak var.

Türkiye'nin -özellikle siyasi iktidarınızla birlikte- Orta Doğu’da ve kuzey Afrika’da takip ettiği politika, yani o bölgelerde uygulamış olduğunuz stratejik derinlik, Türkiye'yi tarihin içerisinden çıkılmaz büyük bir kaosun içerisine soktuğunu ve olasılığı en yüksek tehlikeli, en tehlikeli senaryo aşamasına taşıdığını da ikrar ediyorsunuz.

Bakın, daha bundan iki yüzyıl önce o Danimarka, gerçekten kuzey Avrupa’da dramatik işlerle uğraşan, vahim durumdaki bir ülkeydi. Oysa, uygarlığın beşiği, dünya kültürünün en önemli merkezlerinden, 3 peygamberin oradan tebliğ edildiği bir bölgenin ülkesi olan Suriye, bugün insanlık tarihinin en büyük, en acımasız dramlarından birisini yaşıyor. Niçin? Çünkü Orta Doğu’nun en büyük güvencesi, siyasi, ekonomik ve askerî en büyük güvencesi olan ve Orta Doğu’da insanlık tarihinin en büyük ideolojisini koymuş olan Mustafa Kemal Atatürk’ün (CHP sıralarından alkışlar) “Yurtta barış, dünyada barış.” ideolojisinden uzaklaşıp “stratejik derinlik” diye ne idüğü belirsiz ve Türkiye'yi tarihin en acımasız, en dramatik, en vahim sonuçlarına sürükleyen politikayı belirlediğiniz içindir.

Bugün o politikayı savunanların hepsini attınız; Başbakanlıktan attınız, Dışişleri Bakanlığından attınız, müsteşarlıktan attınız, attınız ama Akdeniz’de yükselen dalgalar Akdeniz dâhil bütün kıyıları vurur. Bu Akdeniz’in en temel kuralıdır. Libya’da yükselirse bizi de vurur, Mısır’da yükselirse bizi de vurur, Suriye’de yükselirse bizi de vurur. Vurdu mu? Vurdu. Alanya’da sahile baktığınız zaman o yükselen dalgaların, Ege’de adalara baktığınız zaman, sahillere baktığınız zaman orada Aylan bebeklerin cesetlerini gördüğünüz zaman, işte, o, sizin Akdeniz’de yükselttiğiniz dalgaların oraları nasıl vurduğunu gösteren fotoğraftır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Evet, kaybettiniz. Tarihin en dramatik şeklinde Türkiye'ye kaybettirdiniz. Buradan Türkiye çıkmalı. Buradan Türkiye'yi çıkaracak olan, yeniden, o, Atatürk’ün, Orta Doğu’ya, insanlık tarihine altın harflerle yazmış olduğu “Yurtta barış, dünyada barış.” temelidir.

Bir siyasi iktidar iki temele yaslanmalıdır: Bir, meşruiyete; iki, uluslararası düzenin saygın bir parçası olmaya. Ne yazık ki sizin dış politikanız da, iç politikanız da meşru değildir.

Buradan, Silahlı Kuvvetlerdeki arkadaşların görev yaptıkları yerlerde onlara da küçük bir hatırlatma göndereyim: Geçmişte o kadar çok yasayla donatılmışlardı ki, o hani “28 Şubat süreci” dediklerinde bunun çok daha hafif bir durumu söz konusuydu ve aynı yasayla donatılmışlardı ama ben onlara Balyoz davasını anlatırken “Akşamleyin evimize acaba sağ salim gidebilecek miyiz?” endişesini yaşıyordum. Hepsini uyarıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bostancı, buyurunuz. Mikrofonunuzu açıyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biraz önce Muş Milletvekili Sayın Yıldırım’la ilgili olarak burada bazı değerlendirmeler yapıldı. Resmî makamlardan aldığım bilgi şudur: Sayın Yıldırım, beraberinde 3 kişiyle birlikte Muş’un girişinde bir kontrol noktasına geldiğinde yanında şoför olarak bulunan kişi üzerinde bulunan silahı Sayın Yıldırım’a veriyor; bunu da güvenlik güçleri görüyor ve silahı talep ediyorlar, silah verilmiyor. Yaşanan bu olay dolayısıyla, o soruşturma çerçevesinde Sayın Yıldırım hariç diğer 3 kişinin kısa bir süre gözaltına alınması söz konusu. Olay bundan ibaret. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sayın Başkan, bakın, az önce sayın hatip sataşırken farklı bir şey söyledi, Sayın Bostancı ise çok daha farklı bir açıklama yaptı.

BAŞKAN - Buyurun, mikrofonunuzu açayım Sayın Yıldırım.

24.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) - Şimdi, Sayın Başkan, Sayın Bostancı’nın da bilmesini isterim ki, bir defa bölgedeki hava şartlarından ötürü ceketsiz, gömlekliydim. Aşağı indim, kırk beş dakika onlarla birlikte kaldım, aracım orada; üzerimde, bırakın bir silahı, bir çakı dahi bulunamadı. Bakın, aratmadım kendimi çünkü aranmamı gerektirecek bir şey yoktu.

İkinci bir husus: Söz konusu Valiliğin, özellikle, tam bir hafta önce, geçen hafta bugün yapılmış bir işlemi bir hafta sonra, bugün, kendi web portalında açıklamasını şu açıdan manidar buluyorum: Ben suç duyurusunda bulunduktan sonra bir savunma mekanizmasını, iftirayı da işin içine bulaştırarak yapmış olmaları benim için manidardır çünkü ben, neden kırk beş dakika yasaya aykırı bir biçimde durdurulduğuma dair suç duyurusunda bulundum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Onun üzerine böyle ucuz bir savunma refleksiyle bunu yapmış olmasını ben manidar buluyorum. Hayatımın hiçbir evresinde, hiçbir evresinde, ne silaha ne yasa dışılığa, bütün milletvekillerini temin ederim ki bulaşmadım. Yirmi bir yıl akademisyenlik yaptım, dört yıl bürokratlık yaptım, ne işim olur silahla benim?

Bakın, Sayın Bostancı, elde, mahkemeye götürülmüş, gözaltına alınmış… İfadelerde bile böyle bir şey geçmiyor, inanın geçmiyor ve en kısa sürede grubunuza da getireceğim, gerek gözaltına alınanlarla ilgili gerekse benim suç duyurumla ilgili hukuki belgeleri sunacağım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde iki önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “albaylardan kendi isteği üzerine emekliye ayrılmak isteyenler” ifadesinin “albaylardan kendi isteğiyle emekliye ayrılmak isteyenler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Dursun Çiçek                             Kazım Arslan                               Özgür Özel

             İstanbul                                     Denizli                                      Manisa

         Mahmut Tanal                     Bülent Yener Bektaşoğlu                   Ömer Fethi Gürer

             İstanbul                                     Giresun                                      Niğde                 

      Serdal Kuyucuoğlu                    Zülfikar İnönü Tümer                        Kemal Zeybek

              Mersin                                       Adana                                      Samsun

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

        Çağlar Demirel                       Bedia Özgökçe Ertan                            Ziya Pir

           Diyarbakır                                     Van                                      Diyarbakır

        Behçet Yıldırım                        Burcu Çelik Özkan                      Meral Danış Beştaş

            Adıyaman                                      Muş                                         Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Behçet Yıldırım, Adıyaman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama Polonyalı şair ve yazar Stanislaw Jerzy Lec’in bir cümlesiyle başlamak istiyorum. Şöyle der: “Öyle büyük boş laflar vardır ki içinde bir millet esirdir.” Tam bugünü tarif etmiş. Bugünlerde işte tam da bu lafların havada uçuştuğu bir dönemi yaşıyoruz.

“Bu ülke nasıl bu karanlıktan çıkar, nasıl barışa kavuşur, nasıl yönetilmeli?” gibi önerilerimize herhangi bir gerekçe göstermeden kullanacağınız iki kelime vardır: “Vatan haini.” Bu iki kelime bu düşüncelerin, bu fikirlerin önüne âdeta bir set olarak konuluyor.

Şu an bu lafların içinde ne yazık ki ana muhalefet partisi de esirdir. Bu ülkede “terörle mücadele” veya “vatanın bölünmez bütünlüğü” kavramlarıyla tüm yolsuzluklarınızı, haksızlıklarınızı örtebilirsiniz. Bu ülkeyi kimsenin bölmeye niyeti yok ancak bu savaş uygulamaları bu ülkeyi bölmeye çalışan asıl çabalardır.

Seçimlerden önce bize “AKP’yle başkanlıkta anlaştı.” iddialarında bulunanlar bugün, bilinçli veya bilinçsiz, başkanlığın yapı taşlarını döşüyorlar. “Terörle mücadele” kavramıyla HDP’nin sıkıştırıldığı doğrudur ancak sadece HDP sıkıştırılmaktadır ve HDP kendi programına göre muhalefetini hiçbir boş lafın esiri olmadan yapmaktadır. Duyarlı, demokrat vekilleri tenzih ederek söylüyorum: “Terörle mücadele” kavramı adı altında asıl ana muhalefet partisi, iktidarın onay kaynağına, meşrulaştırma aygıtına dönüştürülmüş bulunmaktadır. Bunu dokunulmazlık düzenlemelerinde de gördük, bugün tüm ülkeyi suç işleme özgürlüğüne götürecek düzenlemede de görüyoruz ve ne yazık ki “terörle mücadele” adı altında getirilecek bütün antidemokratik yasalarda da göreceğiz. Bu ülkede gençlerimizin, çocuklarımızın yaşamalarını istemek, kalıcı barış istemek vatan hainliği midir? Bu nedenle hangi ad altında gelirse gelsin her şeyden önce bağımsız olarak antidemokratik düzenlemelere karşı çıkacağız.

Fakir fukaranın çocuklarını cepheye sürüp kendi çocuklarımızı tatile gönderiyoruz, hatta Singapur’a kumar oynatmaya gönderiyoruz. Yoksulların kanı üzerinden vatanseverlik yapıyoruz. Kutsal olan bu çocukların tabutları değil; kutsal olan bu çocukların ölümü değil; kutsal olan bu gencecik fidanların kendi bağında, bahçesinde, evinde huzurlu bir şekilde yaşamalarıdır.

Şehadet bu kadar mutlu olunabilecek bir şeyse gelin mevki, makam sahipleri, zenginler, önce cepheye biz ve bizim çocuklarımız gitsin, fakir fukaranın çocuğu gitmesin. O zaman görürsünüz bu savaş bir gün sürer mi? Ha, bunu yapmayacaksınız gelin oturalım, konuşalım, tartışalım; konuşabileceğimiz, tartışabileceğimiz asgari demokratik bir ortamı yaratalım. Ama, bakıyoruz, barışçıl istikamette konuşmak isteyen her kimse “terörle mücadele” adı altında susturulmaya çalışılıyor.

Bu ülkede ne yazık ki 7 Haziran sendromu yaşanmıştır. Demokratik yollarla başkan olamayacağını anlayanlar, hatta demokratik bir ülkede iktidarlarını kaybedeceğini anlayanlar çok hızlı bir şekilde kirli ittifaklarla savaş konseptine girmişlerdir. Her gün “Tehditle oy alıyorlar.” diyenler ülkeyi topyekûn rehin alıp, kaos oluşturup âdeta ölümü gösterip sıtmaya razı etmişlerdir.

Barış ortamında, herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği demokratik ortamda fazla barınamayacağını anlayan zihniyetin, topyekûn ve iktidarlarını sürdürmek adına uzun süreli bir savaşa yatırım yaptıkları ve bütün politikalarını buna göre şekillendirdikleri anlaşılmaktadır. Yine, bütün kurumları buna göre şekillendirmeye çalıştıklarını yasama çalışmalarında da görüyoruz.

Güvenlik görevlilerinin işlediği suçların yargı denetimi dışında bırakılmasına yönelik bir tasarı var önümüzde. Bu tasarıya göre askerlerin terörle mücadeleden kaynaklı silah kullanma yetkisini aşma, işkence, kötü muamele ve diğer suçlarla suçlanmaları hâlinde soruşturma yapılması, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları için Başbakanın, diğer personel için Millî Savunma Bakanının, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanı ile bu komutanlıklardaki diğer personel için İçişleri Bakanının iznine tabidir. Yani kamu görevlileri tarafından işlenen her suç ve her türlü hak ihlali ilgili bakanlıkların onayıyla yargı dışı bırakılabilecektir.

Bu taslak Hükümetin niyetini de ortaya koymuştur. Bir devlet meşruluğunu hukuktan alır, yasayla yasa dışılığa çıkmaktan almaz. Bu açıkça yargısız infazın önünü açacak, yargısız infazları teşvik edecek bir düzenlemedir. Bu yasanın kendisi açıkça yaşam hakkının ihlalidir. Bu yasanın Türkçesi “Doğu ve güneydoğuda vurabilirsiniz, kırabilirsiniz, öldürebilirsiniz yasası”dır. İşte, bu ülke bu yasayla bölünür. Doğu ve güneydoğuda ayrı bir hukuk, ayrı bir savaş uygulanacak demektir. Ama, sadece bununla kalmayacak, vurmak istediğiniz herkesi önce terörist ilan edeceksiniz, sonra vuracaksınız.

Bu tür korumanın hukukta yeri yoktur. Hukukta suç teşkil eden her eylem için yargının yolunun açık olması gerekir. Bu yasa, işlenen bütün hukuksuzlukları, katliamları örtmek için gündeme getirilen bir yasadır. “Terörle mücadele” adı altında bu yasayla toplumsal muhalefetin tümü baskı altına alınacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - …demokratik bir hak olarak yapılan gösterilerde, yürüyüşlerde bile askerin işlediği silah kullanma, işkence ve kötü muamele suçları örtbas edilecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, o nedenle karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

ERKAN HABERAL (Ankara) – Burayı da sayın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Karar yeter sayısının olup olmadığı konusunda Başkanlık Divanında tereddüt hasıl olduğundan elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bu arada bir şey arz etmek isterim. Biraz önce…

BAŞKAN – Oylamayı bitirelim isterseniz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, karar yeter sayısı çıkmazsa tutanağa geçmemiş olacak da. Şöyle bir şey yani: Ben sayın hatibin grubumuza sataşması için söz istemek üzere ayağa kalmışken karar yeter sayısı talep edildi. Bazı arkadaşları salondan ayrılırken, biz kendilerine belli bir süre karar yeter sayısı talep etmeyeceğimizi söylemiştik. O sözümüze sadakatsizlik gibi algılanmasın. Ben yapılan sataşmaya cevap için ayağa kalkmıştım, karar yeter sayısını sayın grup başkan vekili talep etti efendim. Tutanağa geçmesi açısından ifade ettim.

BAŞKAN – Yok, karar yeter sayısını Sayın Demirel istedi, onda bir tereddüt yok Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim, tamam. Ben de tam kalkmıştım ya, sanki ben istemişim gibi oldu.

BAŞKAN – Yok, siz ayağa kalktınız ama bir şey söylemediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet, evet efendim.

BAŞKAN – Yani, bir yoklama veya karar yeter sayısı talebinde bulunmadınız.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Önergeyi oylamaya sunduğumda karar yeter sayısı istenmişti.

Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Pardon, Sayın Özel, sizin sataşma nedeniyle söz talebiniz vardı.

Sataşma gerekçenizi dinlemek istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İktidarın esiri olmak, ana muhalefet partisi iktidarın esiri olmuş ve iktidarı meşrulaştırma aygıtı sözlerinden dolayı...

BAŞKAN – Kim söyledi Sayın Özel?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Halkların Demokratik Partisi adına önerge üzerinde konuşan sayın milletvekili.

BAŞKAN – Yalnız bir parti adını zikretmedi, ben...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ana muhalefet partisi...

BAŞKAN – Ana muhalefet mi dedi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim.

BAŞKAN - Peki, benim dikkatimden kaçmış olabilir.

Buyurunuz Sayın Özel.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çoğul olarak söyledi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hayır, ana muhalefet partisi dedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ana muhalefet partisi dedi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çoğul dedi.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Genel Başkan; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, Halkların Demokratik Partisi hatiplerince, çokça gördüğümüz bir saldırı karşısındayız; bizi eleştiriyorlar. Sayın hatibe şunu hatırlatmak isterim: Elbette, hiçbir grup, hiçbir görüş eleştirilerden muaf değil ama “iktidar partisinin meşrulaştırma aygıtı” diye itham ettiğiniz grubun, Türkiye'nin değil, Avrupa’nın ve dünyanın en köklü siyasi geleneklerinden geldiğini ve en köklü siyasi partilerinden biri olduğunu bilerek konuşmanız gerekir.

Burada gündüz çokça ifade ettik ve tartışmaların bizi getirdiği yerde de bir mahcubiyet içinde kaldınız. Grubunuzu temsilen bu iddialarda bulunan kimse, bizim ortaya koyduğumuz kanıtlara, argümanlara karşı bunu çürütecek bir şey söyleyemedi. Biz, sizin Adalet ve Kalkınma Partisiyle geçmişte kurduğunuz ve -daha önce de söyledim- örneğin, laik eğitim sisteminin canına okuyan 4+4+4’te onlarla sadece bir süreci birlikte götürdüğünüz için bugünkü laik devlet hassasiyetlerini terk ettiğiniz, bu kürsünün milletvekillerine kapanacağı gün kılını bile kıpırdatmayan bir grubunuzun olduğu, Adalet ve Kalkınma Partisiyle Hükûmet odaklı götürdüğünüz bir süreçte Parlamentoyu dışladığınız ve birbirinize tutamayacağınız sözler vererek bugünleri getirdiğiniz ve bugün akan kanın, gözyaşının, hendek ile tank arasına sıkışmış olan insanların ve 500’ün üzerinde şehidimizin sorumluluğunun her iki tarafın geçmişteki iş birliği, birbirlerini meşrulaştırmaları ve birbirlerinin esiri olmaları olduğunun altını çizerim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İktidarı meşrulaştıran sizsiniz dedi, ben size çevireyim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın hatibin, grup başkan vekilinin konuşmasının tamamında… Ama, birkaç şeyi de özellikle söylemek istiyorum söz hakkı almak adına: Bugün, kılımızı bile kıpırdatmadığımızı, AKP’yle iş birliği içerisinde çalışma yürüttüğümüzü, grubumuzun…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, muvazaa var, karşılıklı uzatıyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Demirel, size de 69’uncu madde çerçevesinde iki dakika süreyle söz veriyorum.

16.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, iktidarın esiri olmak… Bugün, az önce, Özgür Bey’in kalkıp konuşması ve bu yasa tasarısında destek verdiklerini ifade etmesi aslında kimin iktidarın esiri olduğunu çok net olarak ifade etti ve gösterdi de aynı zamanda. Çünkü, bu yasa tasarısı, muhalefet partileri açısından da, iktidar partisi açısından da söylüyorum, onaylayıp geçtikten sonra altında kalacağınız bir yasa tasarısıdır. Çünkü, bunu geçmişte gördük, EMASYA Protokolü’nde gördük. Evet, o bir protokoldü ama ona rağmen yetkiyi tamamen askere veren bir protokoldü ama şimdi yasallaştırdığınız protokolle Türkiye’de daha fazla kan akmasına neden olacaksınız, daha fazla kan akmasının önünü açmış olacaksınız. Bunu pratikte göreceğiz, çok net olarak göreceğiz. Çünkü, şu anda zaten uygulanan, az önce sizin de ifade ettiğiniz, bu kadar insanın cenazesinin ortaya çıktığı süreçlerde bundan sonra daha fazla yetki vererek, daha fazla meşrulaştırarak, üstünü örterek, daha fazla açığa çıkacağını bilmeniz gerekiyor.

Şimdi, hem iktidarın hem de muhalefetin şunu çok net bilmesi gerekiyor ki bundan sonraki ölümlerin nedeni…

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Bizzat sizsiniz, bizzat sizsiniz akan kanın nedeni.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – …çıkacak bu tasarının kanunlaşmasıyla gerçekleşecektir. Çünkü, şu ana kadar yapılanların üstü örtülüyordu. Evet, çözüm sürecinde 1 kişi ölmezken, şu anda, sizin de ifade ettiğiniz gibi, günde onlarca insan yaşamını yitiriyor ama bundan sonraki süreçte daha açık yapılacak. Bu yapılan hukuksuzluğun, haksızlığın, yasal olarak devreye konulmasıyla birlikte Hükûmet bunun da üstünü örtecek. Çünkü, yarın öbür gün bunun bütün sorumluluğu Hükûmetin boynuna gelecek.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hizaya geleceksiniz, hizaya; teröristliği bırakacaksınız.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Onun için, bunu çok net bilmeniz gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Terörü bırakacaksınız, hizaya geleceksiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, “Bu kanun teklifinden sonra akacak tüm kanın sorumlusu iktidar partisi olacaktır.” dedi sayın konuşmacı. Bununla ilgili ithama cevap vermek istiyorum izin verirseniz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hani, ne oldu? Sayın Grup Başkan Vekili, “tiyatro” diyordun.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

17.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakınız, az önce iki tane partinin karşılıklı -tırnak içerisinde- tiyatro oynarcasına, bu kanun daha geç geçsin diye oyun yapmasını, polemik yapmasını ibretle izliyoruz. Zabıtlara geçsin diye de bunun farkında olduğumuzu söylemek istiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok ayıp Bülent ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Mesele, kanunu engelleme niyetinden başka bir şey değildir. Yoksa, konuşanlar da bunun EMASYA’yla ilgili olmadığını biliyorlar. “EMASYA” dediğimiz, kaldırılan ve gurur duyduğumuz o süreç, bizim hâlâ durduğumuz yerdir arkadaşlar. Biz vesayetin her türlüsüne karşıydık, demokratikleşmenin önünü açan parti olarak bundan gurur duyduk, aynı yerdeyiz. Ancak, hepimiz biliyoruz, terörü şehre indirenlerin, şehirde çukur kazanların, çukur kazanlara laf etmeyenlerin burada konuşma hakkı olmaz diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sizler terörü şehre indireceksiniz, çukurlar kazacaksınız, hiçbir şey yokmuş gibi de, ölüm yok, kan yok, terör yokmuş gibi de AK PARTİ’nin bu konuda attığı adımı eleştireceksiniz; bu adil değil, hakkaniyete uygun değil.

Ancak, bir şey daha söylüyorum: Tarihî bir dönemeç şu an, terörün neresinde olduğumuzun hep beraber turnusol kâğıdını görüyoruz. Terörün neresindesiniz arkadaşlar? Askerimiz diyor ki: “Ben orada operasyon yaparken sıkıntı yaşıyorum, hukuki güvence arıyorum.” Vesayetle ilgili bir şey değil, operasyonla ilgili bir yetki istiyor. Hâlâ Bakanlar Kurulu yetkili, hâlâ vali yetkili, hâlâ üç tane şartı var vesaire vesaire. EMASYA’yla bunu kıyas yapmak akla ziyan. EMASYA gizliydi, bilen yoktu bizim zamanımıza kadar ama bu kanun, burada görüşüyoruz, yetkiyi veriyoruz, ihtiyaçsa geri alırız ama EMASYA gizli bir protokoldü. O yüzden, bir daha diyorum: EMASYA’yla bunu karşılıklı olarak kıyas yapmak akla ziyandır. Bilmezseniz lafım yok ama bilip de buna sığınıyorsanız da çok yazık diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, her iki grup başkan vekili de konuşmalarında grubumuza açıkça sataştılar. Sayın grup başkan vekili bizim cevap konuşmamıza temel teşkil eden, AKP’yi meşrulaştırma iddiasını…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Tiyatro” dedim Sayın Başkan, söz verin de konuşsunlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senden bahsetmiyorum Bülent Bey, HDP grup başkanvekilinden… Bir takip edin de…

Bu konuda bir cevap hakkımız var. Bu konuda grubumuz adına cevap hakkı takdir ederseniz ben kullanacağım.

Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın grup başkan vekili, “HDP’yle birlikte bir tiyatro oynarcasına…” ifadesi ve daha sonra kurduğu birçok cümleyle sataştı.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Aynen öyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onunla ilgili de grubumuz adına eğer uygun görürseniz cevap hakkı kullanacağım efendim.

BAŞKAN – Her iki sataşma nedeniyle toplam iki dakika söz vereceğim Sayın Özel.

Kim konuşacak?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel ile Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu bir kez söyleyelim: 17-25 Aralık sürecinde konuşmayan, ağzı suspus olan, o süreç iktidar partisini rahatsız ettiği için bu konuda bir kelime etmeyen bir partinin Cumhuriyet Halk Partisine söyleyecek bir kelime sözü olamaz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Al, tiyatro işte. Sataştı, cevap versinler.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – 12 Eylül 2010 referandumunda oy kullanmayan bir partinin gelip de Cumhuriyet Halk Partisine söyleyecek sözü olamaz.

Sayın Bülent Turan, mevkidaşız, birlikte çalışıyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şahsileştirme, konuyla ilgili konuş.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Benim derdim kendimle ilgili değil. Benim şahsıma bir şey söylesen tolere ederim. Meclise hakaret etmeye çalışıyorsun da hakaretle ilgili kullandığın terimin kendisi arızalı.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ne alakası var?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet, bir daha söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Tiyatro oynamayı bir hakaret ve aşağılama unsuru olarak kullanmak en başta o sanat dalıyla meşgul olan bu ülkedeki dünya kadar tiyatrocuya hakarettir, bir kere bunun farkında ol. (CHP sıralarından alkışlar)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Yine tiyatro.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – İkincisi: Cumhuriyet Halk Partisinin bu kanunu geciktirme gibi bir niyeti yok. Onu bizimle bu konuda 8 maddeyi…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, o zaman önergelerini çek, madem yok, çek önergelerini.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Önerge falan çekmeyiz, sizin inadınıza teslim olmayız…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çek önergelerini, madem yok; ne konuşuyorsun?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …farklı düşündüğümüz noktaları anlatırız ama doğru bildiğimizi yaparız. Cumhuriyet Halk Partisinin burada bir geciktirme niyeti olsa birbirinizden haberiniz olur.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O zaman önergeleri çek, askere destek ver, çek önergelerini.

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen efendim…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Milletvekilleriniz namaza giderken izin istediler diye…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Neresindesin terörün? Askerin yanında ol, yanında; bu milletin yanında ol, vatanın yanında ol.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …yoklama istemedik diye, yanlış anlaşıldı diye söz talep ettim; ona bile hakaret edecek kadar kişiliksiz bir saldırı altındayım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, milletin yanında ol, vatanın yanında ol, çek önergelerini.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Böyle bir şey olmaz. Birazcık aklınızı başınıza alın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söyleyeceğim, söz alıp uzatmak istemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Demirel, dinleyeceğim efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zabıtlara geçsin diye söylüyorum, uzatmayacağım.

Sayın Başkanım, tiyatroculara hakaret etmek için söylemedim. Tiyatrodan anlamayanların bu kürsüyü tiyatro olarak kullanmasını aşağıladım, bunu söylüyorum. Tiyatro başka bir şey, burası başka bir şey. Böyle bir şey olabilir mi?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Tiyatro, tiyatroda oynanır, Mecliste oynanmaz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz tiyatro salonunda Meclisi mi oynuyorsunuz? Böyle bir şey olmaz.

İkinci bir şey daha; bakınız, nasıl tiyatro olduğunun en güzel göstergesi: “Assubay” yazmışlar, “astsubay” yazmışlar, önerge bu. Nerede bunun ciddiyeti? Bu mu siyaset, bu mu önerge?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, ya askere saygısızlık be! “Assubay” ne demek?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu, tiyatrodur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, “tiyatro” kelimesi böylece açıklığa kavuşmuş oldu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Albaylardan” kendi isteği üzerine “albaylardan kendi isteğiyle…” Oyun oynuyoruz!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Öyle bir şey olur mu ya?

BAŞKAN – Ben de bir dönem Ankara Maliye Tiyatro Derneğinin kuruculuğunu ve başkanlığını yaptım. Keşke hepimiz, herkes tiyatro sanatını hakkıyla yapabilsek, gerçekleştirebilsek. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Demirel, buyurunuz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, AKP grup başkan vekili konuşmasında 2 partinin tiyatro yaptığını az önce zaten ifade etti, bizimle CHP açısından ifade etti, buna ilişkin söz hakkı talep ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Madem destekliyorsunuz, çek önergeleri.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Önergelerinizle ilgili konuşun ya.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Osman, bağırıp durma be, Meclisin sükûnetini bozma.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var? Çek önergelerini, niye konuşuyorsun?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Zaten 17-25 Aralıkla ilgili CHP’nin söylediği, 17-25 Aralıkla ilgili herhangi bir sözümüzün olmadığı, söylemediğimize dair ifadelerde bulundu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istemiyoruz, bilmem ne yapmıyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nasıl istemiyorsun, Meclisi kapattın ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nerede ya? Dün akşam kapattık ya.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var? Çek önergelerini, niye yoklama istiyorsun? Çek o zaman. Bak “Askere destek veriyorum.” diyorsunuz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne çekeceğim ben önergelerimi, hadi oradan!

BAŞKAN – Evet, Sayın Özgür Özel’in 17-25 Aralıkla ilgili cümleleri nedeniyle size 69’uncu madde çerçevesinde söz veriyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Allah Allah, ne olacak? Terörle mücadele ediyoruz ya. Bak, MHP nasıl? Nerede destek?

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Demirel, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ya Osman, böyle olur mu? Nezaketli konuş. Biz emir verebilir miyiz, sizin grup başkan vekilinize emir verebilir miyiz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var canım? Ne emri canım? Hayret bir şey!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ama sen nasıl emir veriyorsun?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama sen “Çek önergeni.” filan deyip…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi hadi, çevirme, çevirme; çevirme, çevirme; millet görüyor, çevirme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Çok saygısız ya!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Biz Bülent Bey’e böyle mi konuşuyoruz yani? Sakin ol biraz ya! Saygısızlık yapma, şov yapma burada. Biz Bülent Bey’le böyle mi konuşuyoruz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var? Haydi!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama sen benim Özgür Başkanımla niye böyle konuşuyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böyle karşılıklı konuşmayı doğrusu ben anlayabilmiş değilim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Tamam da, grup başkan vekili o, biraz saygılı olun.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Başkanım, çok saygısızlar.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Seni sükûnete davet ediyorum ben.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ama, grup başkan vekiline saygılı olun biraz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu sükûnete davet etmek Başkanlık Divanının görevidir. Lütfen bu görevi milletvekilleri kendileri üstlenmesin. Bir hatip konuşurken hatibe laf atmakı, hani belli makul bir derecede laf atmak elbette olabilir, bu bir gelenektir, renktir ama durup dururken hatibin insicamını bozacak şekilde laf atmak doğru bulmuyorum, yapmayalım arkadaşlar. Gayet güzel bir görüşme gerçekleştiriyoruz. Sataşmalar oluyor, milletvekili arkadaşlarımız, grup başkan vekillerimiz sataşma nedeniyle gerekçelerini ortaya koyuyorlar, söz istiyorlar, ben de söz veriyorum.

Şimdi, Sayın Demirel’e söz vereceğim ancak bir şey rica edeceğim, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz Sayın Demirel. Bundan sonra da sataşma nedeniyle kimseye bu aşamada söz vermeyeceğimi peşinen söylüyorum ama bu size bir sataşma hakkı vermesin sakın.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkanım, grubumuz adına Meral Hanım konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, siz mi konuşacaksınız?

Buyurunuz.

19.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peşinen söyleyeyim, hiçbir sataşma kastım yok; hukukta manevi unsur yoksa suç ve sataşma fiili gerçekleşmemiştir; sadece açıklamaya çalışacağım.

17-25 Aralığa ilişkin ben bizzat kendi imzamla BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı olarak… Google’a girebilirsiniz, bizim partimizin tutumunu, o dönem ne kadar açıklama yaptığımızı, eleştirilerimizi görebilirsiniz Sayın Özel. Yani, biz o konuda ne 17-25 Aralıkta yapılanların ne hukuksuzluğun asla yanında olan, destekleyen ve bunu görmezden gelen bir siyaset izlemedik. Cumhuriyet Halk Partisinin özellikle artık hani gerçekten sakız gibi -sataşma kastım yok- her fırsatta çözüm sürecini mahkûm eden… Bizi, sanki çok korkunç bir iş yapmışız, çok büyük suçlar işlemişiz gibi herkes çıkıp suçluyor. Biz, çözüm sürecindeki sözlerimizin arkasındayız; bunu binlerce kere söyledik, bir kez daha söylüyoruz. Bu ülkeye eğer demokrasi gelecekse, eşit ve özgür bir yaşam tesis edeceksek bu konuşarak olacak, bu demokratik siyasetle olacak. Biz, iktidarla hem mücadele etmeyi hem muhalefet etmeyi hem müzakere etmeyi bilen, bunu uygulayan ve yaşama geçiren bir partiyiz; şu anda da savunduğumuz tez -yine iktidar partisinin ve Meclisteki, Parlamentodaki diğer grupların- çözüm sürecini tekrar hayata geçirmektir. Bu, bizim için bir utanç vesilesi değildir -Sayın CHP Grubuna söylüyorum- buna artık gerçekten başka bir gerekçe bulun. İnsanların ölümünü savunmuyoruz. Çözüm sürecini savunmamak demek Türkiye’de kanın akmasını savunmak demektir. Bütün dünya çözüyor, şu anda Türkiye Kolombiya’da üçüncü ülke, gözlemci konumunda. Neden biz yapamıyoruz, bunu sorgulamamız gerekirken, bu kadar oluk oluk kan akarken hâlâ çözüm sürecini mahkûm etmenin çok büyük talihsizlik olduğunu söylüyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kastım yok, bak, kasıt yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben tansiyonu düşürmekteki çabanızı da görüyorum, ona da katkı sağlamak için hem Bülent Tezcan’ın biraz önce söylediği…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tezcan değil, Bülent Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özür dilerim, Bülent Turan’ın.

60’a göre yerimden kısa bir açıklama yapmak istiyorum sadece.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması ile Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öncelikle şunu söyleyelim: 17-25 Aralık araştırma komisyonundan HDP…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tiyatro devam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …milletvekilini çekti ve -Diyarbakır Milletvekiliydi yanılmıyorsam- Nursel Aydoğan “Bu bir darbe girişimidir.” demişti, kayıtlarda var; Google buna da katkı sağlayabilir, bana sağlayacağını söylemişti sayın milletvekili.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hepimize sağlıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bülent Turan bizim önergemizdeki küçük değişiklikleri söylüyor. Bu, maddenin metinden çıkarılması gibi bir önerge vermek istemeyişimizden ama mesele üzerinde söz söyleme ihtiyacı olduğundan kaynaklanmaktadır. Eğer temel kanun olarak getirmeyip maddeler görüşülseydi böyle bir yaklaşıma ihtiyaç olmaz, madde üzerinde konuşur, birçok maddede önerge vermezdik. Kendi yaptığınız suistimali bize mal etmeyin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyle ilgili diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “albaylardan kendi isteği üzerine emekliye ayrılmak isteyenler” ifadesinin “albaylardan kendi isteğiyle emekliye ayrılmak isteyenler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Çiçek (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Serdal Kuyucuoğlu, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kuyucuoğlu.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, partimiz CHP tarafından “AKP teröre yardım ve yataklık ediyor.” başlığı altında toplanan rapordan bazı rakamları bizi izleyen vatandaşlarımız için tekrar etmek istiyorum.

Değerli yurttaşlar, AKP iktidara gelmeden önceki 2000 yılında 29; 2001 yılında 20 ve 2002 yılında 7 güvenlik görevlimizi teröre şehit vermiştik. AKP iktidarı döneminde ise sadece 7 Haziran 2015 ve 7 Haziran 2016 tarihleri arasında yani bir yılda verdiğimiz şehit sayısı maalesef 532’dir. Genel Başkanımızı terörle ilişkilendirmeye çalışan kişilere bu rakamları iyi okumalarını ve bunun nedenlerini iyi anlamalarını öneriyorum. Raporda AKP’nin birçok yöneticisinin teröre nasıl yardım ve yataklık ettiğini de göreceksiniz.

Değerli milletvekilleri, bunca şehit ve ölen sivil vatandaşımız varken ülke güvenliğinden sorumlu olanların kendilerini sorgulamaları ve bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi bulundukları makamın gereklerini yerine getirerek istifa etmeleri gerekirken biz, bir tek istifa görmediğimiz gibi bir öz eleştiri bile duymuyoruz. Bu sorun taziye dilemekle, üzüntü dile getirmekle çözülmüyor. Bu sorun yetkili mercilerde bulunanların başkalarını suçlayarak çözebilecekleri bir sorun da değildir.

İktidarda bulunanlar, toplumu inanç, mezhep ve etnik köken ayrımcılığına itmekten, ülkeyi birbirine düşman insanlar hâline getirmekten vazgeçmelidir. Bu sorun, öncelikle toplumsal barışın sağlanması, çatışmanın, ayrışmanın önlenmesi, siyasetin ötekileştirme ve aşağılama dilinden vazgeçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasilerin bir araya gelerek ortak bir aklın ortaya çıkarılması ve toplumun topyekûn birlikteliğiyle çözülebilecek bir sorundur. AKP iktidarı sayesinde, bugüne kadar ülkemizde var olmayan canlı bombalar, bomba yüklü araçlar, cihatçılar ülkemizde cirit atar hâle gelmiştir. Halkımıza bütün bu olan biteni ve teröre sırf iktidarda kalmak uğruna kimlerin destek verdiğini görmeleri çağrısında bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, terörle mücadele edilmesi, hiçbir güvenlik görevlisinin ve vatandaşımızın hayatını kaybetmemesi, ülkemizde huzur ve güvenlik içerisinde yaşamak hepimizin istediği bir ortamdır. Fakat, bu tasarıyla getirilen bazı maddeler sakıncalıdır. Bu tasarıda getirilen ve Silahlı Kuvvetlere tanınan geniş dokunulmazlık zırhı, her türlü hak ihlaline yol açabilecek tehlikeli bir yetkidir. AKP’nin, bir dönem “Demokrasiyi geliştiriyoruz, darbelerin önünü tıkıyoruz, askerî vesayete son veriyoruz.” diyerek iptal ettiği EMASYA Protokolü gibi protokolleri tekrar gündeme getirmesi ilginçtir. AKP Hükûmeti, getirdiği her yasayla güya “Demokrasiyi geliştiriyoruz, genişletiyoruz.” söylemlerinde bulunmakta fakat çıkan her yasa demokrasimizi, insan hak ve özgürlüklerini daha da geriye götürmektedir. Çıkardıkları yasalarla yetkiler tek elde toplanmaktadır. Tüm getirilen yasaların anti demokratik ve sivil diktatörlüğe giden yolun taşları olduğu görülmektedir. Bu yasayla da güvenlik güçleri dokunulmazlık ve sorumsuzluk zırhına bürünüyor. Uyguladıkları dış ve iç politikalar sonucu ülkeyi kan gölüne çeviren AKP, bu yasayla insan hakları ihlallerine yol açmakta ve demokratik hakların kullanımının yolunu tıkamaktadır. Sorumsuz kişilerin devlet eliyle yapacağı şiddet ve zulmün önünü açmaktadır. Demokratik bir ülkede bunların gündeme getirilmesi dahi mümkün değildir. Çıkaracağınız yasalar insanların yaşam hakkını güvence altına alan, herkesin özgürce yaşayabileceği bir ortamı kurmak üzerine olmalıdır. Hep yasanın bir gün size de lazım olacağının bilinmesi gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuyucuoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu'nun 4’üncü maddesinde yer alan "bu şekilde sıralanan astsubaylardan" ifadesinin "bu yönteme göre sıralanan astsubaylardan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Dursun Çiçek                                      Kazım Arslan                                       Özgür Özel

        İstanbul                                              Denizli                                               Manisa

                                                                                                              CHP Grup Başkan Vekili

    Mahmut Tanal                             Bülent Yener Bektaşoğlu                              Burcu Köksal

        İstanbul                                              Giresun                                        Afyonkarahisar

Zülfikar İnönü Tümer                              Kemal Zeybek                                   Ömer Fethi Gürer

          Adana                                               Samsun                                               Niğde

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

   Çağlar Demirel                               Bedia Özgökçe Ertan                                    Ziya Pir

       Diyarbakır                                              Van                                               Diyarbakır

   Behçet Yıldırım                                Burcu Çelik Özkan

       Adıyaman                                               Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir.

Buyurunuz Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hurşit Külter nerede Sayın Bakan? Bugün, yirmi yedi gün önce kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Kolluk kuvvetlerinin bağlı olduğu Hükûmet burada. Soruyorum Sayın Bakan Hurşit Külter nerede? Ona ne yaptınız? Acaba infaz mı ettiler. 1990’lara geri mi dönüyorsunuz? Nerede Hurşit Külter? Biz Hurşit Külter’in akıbetini dahi, onu kaybedenlerden hesap dahi soramazken siz askerlere dokunulmazlık zırhı getiriyorsunuz ve bundan kısa bir süre önce, soru sorması gereken vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırıyorsunuz. Bu ne ironi? Bu nasıl bir demokrasi ve nasıl bir hukuk anlayışıdır?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Tam demokrasi…

ZİYA PİR (Devamla) – Ben bunu anlamıyorum. Hurşit Külter’in akıbetini soramıyorsak bu yasa tasarısıyla onu kaybedenlere getirilen dokunulmazlık zırhı niye ki, böyle bir şeye niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Zaten soru soramıyoruz.

Geçen sene, Lice kırsalında şöyle bir olay oldu. Biliyorsunuz yangınlar olmuştu. Biz oraya gittik, helikopterler dolaşıyor, bizim orada olduğumuzu bilmiyorlar, bir komutanla konuşuyorum, dedi ki: “Teröristler buraları yakıyor; köylü elbisesi giymiş, yakıyorlar.” O an helikopterlerin bizim orada olduğumuzdan haberi yok. Yanan cisimler helikopterlerden atıldı. Sorduk, “Hani köylüler yakıyordu? Siz yakıyorsunuz.” Başını öne eğdi komutan, döndü, gitti. Biz o köylülerin hakkını savunamıyorsak, o köylüler o askerlerden hesap soramıyorsa bu zırha, bu dokunulmazlığa ne ihtiyaç kaldı?

1993’te Kulp’ta 11 kişi Yavuz Ertürk ve ekibi tarafından katledildi. 2005’te 9 kişinin kemiği bulanabildi, 2 kişininki hâlâ eksik. İki gün önce mahkeme vardı yine Ankara’da. Biz Yavuz Ertürk’e hesap soramıyorsak, kendisi mahkemede hesap vermiyorsa bu yasa tasarısına niye ihtiyaç var, neden korkuyorsunuz?

Bu sorulara cevap vermediğiniz için, hesap vermedikleri için Genelkurmayın son brifinginde şu ifadeler yer almaktadır: “Nusaybin gibi olmasa da Lice’de PKK’ye müzahir şahıs sayısı yüksektir.” Ya, siz Kulp’ta insanları öldürürseniz, bunun hesabı sorulmazsa, Lice’de daha geçen seneye kadar suçsuz köylülerin bağını bahçesini yakıp yıkarsanız, elbette böyle brifingler vermek durumunda kalırsınız oysa hesap verseydi onlar, böyle bir brifing de almazdınız. Kaldı ki bu ifade, aynı zamanda, bugün Lice kırsalında bilinçli olarak sivilleri de topyekûn cezalandırmanın itirafıdır. Vekillerimizin…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Cezalandırılanlar insanlar değil, teröristler.

ZİYA PİR (Devamla) – Ben teröristlerden bahsetmiyorum, ben sivillerden bahsediyorum.

Vekillerimizin Diyarbakır Sur’da kafalarına silah dayanıp herhangi bir yasağın olmadığı bir parkta otururken oralar eğer taranıyorsa, biz bunların hesabını soramıyorsak ne gerek var böyle bir zırha? Yok öyle bir şey.

Hükûmet Sözcüsü Numan Kurtulmuş defalarca açıkladı, diyor ki: “Bütün operasyonlar hukuk çerçevesinde yapılmaktadır.”

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Aynen öyle.

ZİYA PİR (Devamla) – O zaman neden korkuyorsunuz hukuk çerçevesinde yapılıyorsa, neden bu zırh? Dün, şahsı adına konuşan bir AKP’li mealen şöyle dedi: “İleride buradan birileri askerlerimizi mahkeme önüne çekmesin diye…” Kardeşim, dokunulmazlık meselesinde siz demediniz mi “Hukuktan korkmayın, adaletten korkmayın, gidin.” Ne oldu da birden döndünüz? Dün bizim dokunulmazlıklarımız konuşulurken tükürdüklerinizi bugünkü dokunulmazlıkta yalamak nasıl bir duygu, bunun cevabını verin. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – PKK da aynı duyguları yaşıyor, sizinle aynı duyguları yaşıyor.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Siz tükürdüğünüzü yaladınız, önce imza verip sonra çektiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu'nun 4’üncü maddesinde yer alan "bu şekilde sıralanan astsubaylardan" ifadesinin "bu yönteme göre sıralanan astsubaylardan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Burcu Köksal (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Burcu Köksal, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Biz bu yasa tasarısına destek veriyoruz ancak tasarıdaki eksikliklerin de bir an önce giderilmesi kaçınılmazdır, elzemdir diyoruz. 2002 yılında Hükûmeti neredeyse sıfır terörle devralan AKP, bugün ülkeyi kan gölüne çevirmiştir. Çözüm süreciyle Meclisi bir kenara itip, Habur’da kırmızı halılarla teröristleri karşılayıp Oslo’da terör örgütüyle masaya oturmuştur. İmralı’ya motor seferleri düzenleyen AKP, çözüm sürecinde PKK’nın kendi mezarlıklarını dahi cephaneliğe çevirmesine, yer altına bombalar döşemesine kayıtsız kalırken, askeri kışlaya hapsedip operasyon yetkisini de vali ve kaymakamlara vermiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerini de Balyoz ve Ergenekon kumpasıyla yıpratıp PKK’yla mücadelede tecrübeli ve deneyimli komutanların içeriye atılmasına göz yummuş, hatta o davayla ilgili dönemin Başbakanı tarafından “Ben o davanın savcısıyım.” denilerek destek verilmiştir.

Bugün istihbarat zafiyetimizin en üst düzeye çıktığı, Ankara ve İstanbul patlamalarında görülmüştür. Bu zafiyetin ortadan kaldırılması için MİT’e bağlanan ve “GES Komutanlığı” olarak bilinen istihbarat biriminin yeniden ve ivedilikle Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlanması gerekmektedir. Biz teröre daha fazla gencecik vatan evladımızı şehit vermek istemiyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu astsubaylarımızın, uzman jandarmalarımızın, erbaşlarımızın, resen emekli edilenlerin, adi malul asker emeklilerinin, muharip gazi ve köy korucularının uğradıkları haksızlıkların ortadan kaldırılması ve onların sorunlarının da bu düzenlemede çözülmesi gerekmekteydi.

SALİH CORA (Trabzon) – Önergeye gel, önergeye.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Tam teşekküllü hastaneden sağlam raporu alıp orduya giren, yıllarca ağır meslek koşullarında görev yapıp, sağlığını kaybedip görev yapamaz raporuyla emekli olan personel emsallerinin derece ve kademesine ulaşamadığı için ne yazık ki mağdur olmaktadır.

Uzman jandarmaların birçoğu askerlik görevini ifa etmeden önce bir yıllık jandarma okuluna gitmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm askerî personelinin askerî eğitim süreleri hizmet süresine dâhil edilirken uzman jandarmaların bu bir yıllık eğitim süresi hizmet süresine dâhil edilmemektedir. Biz bu düzenlemede bunun da dâhil edilmesi gerektiği yönünde bir düzenleme yapılmasını beklemekteydik.

Muharip gazilerin aylıkları konusunda da bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Muharip gazilerimizin bugün hâlâ daha malul gazilerimizin sahip olduğu bazı haklara sahip olamadığını gözlüyoruz ve şu anda bu düzenlemeyle muharip gazilerimizin ve onların yakınlarının da bu haklara sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu eksiklik ve ayrımcılığın da mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Yine, uzman erbaşlar bir yıl içerisinde eğer doksan günden fazla istirahat alırlarsa Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişikleri kesilmektedir. Aslında bu düzenlemede bu haksızlığın da ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Zorlu koşullarda görev yapan ve hatta yirmi dört saat nöbet başında kalan astsubayların, meslek yüksek okulu mezunlarının 9’a 2 dereceden, lisans mezunlarının da 8’inci dereceden göreve başlatılması gerekmektedir. Yine, 1’inci derece 4’üncü kademedeki astsubayların 3600 olan ek göstergesi de değiştirilmeli, buradaki adaletsizlik de giderilmelidir.

Bu vatan için canını veren şehitlerimizin yakınlarına ve bakıma muhtaç gazilerimize de birtakım hakların ve ayrıcalıkların tanınması gerektiği kanaatindeyiz. Bu düzenlemede şehit yakınlarının eş ve çocuklarına sınırlama olmaksızın, çocukları yoksa ana, baba ve kardeşlerine, 3 kişiye istihdam olanağı sağlanmalıydı. Eksiklik işte ya, bu düzenlemeye 577 lira maaş alan İstiklal Madalyası sahiplerinin de en az 1.500 lira maaşa bağlanması gerektiği yönünde bir düzenleme dâhil edilmeliydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Yine, şehit yakınlarımızın almış olduğu maaşlarının da çok daha iyi, yaşanabilir bir hayat standardına getirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Hepinize saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki önerge vardır; önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

           Özgür Özel                           Mehmet Bekaroğlu                          Dursun Çiçek

              Manisa                                     İstanbul                                     İstanbul

 

          Kazım Arslan                             Mahmut Tanal                      Bülent Yener Bektaşoğlu

              Denizli                                     İstanbul                                     Giresun

 

       Ömer Fethi Gürer                     Zülfikar İnönü Tümer                        Kemal Zeybek

               Niğde                                       Adana                                      Samsun

Madde 5- 926 sayılı Kanun’un ek 19’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı” ibaresi “dört” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın beşinci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

        Çağlar Demirel                       Bedia Özgökçe Ertan                            Ziya Pir

           Diyarbakır                                     Van                                      Diyarbakır

 

        Behçet Yıldırım                        Meral Danış Beştaş                      Burcu Çelik Özkan

            Adıyaman                                     Adana                                        Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN- Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bedia Özgökçe Ertan, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Ben de 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında, 5’inci madde hakkında söz aldım. Ancak 5’inci madde teknik düzenlemeleri içeriyor, ben tasarının bütünü hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Evet, tasarının bütünü ve içeriği, bizim de açıkça karşı olduğumuz şekliyle kamuoyunda da çok ciddiyetle tartışılıyor ve “askere yargı zırhı” olarak tanımlanıyor ki bu çok doğru bir tanımdır. Bu ülkede yaşayan herkes askerin ya da diğer silahlı güçlerin yargılanmasının neredeyse imkânsız olduğunu çok iyi biliyor. Açık deliller karşısında bile, soruşturma açıldığı zaman hepsinin nasıl cezasızlıkla sonuçlandığını çok iyi biliyoruz hepimiz.

İnsan hakları mücadelesinin temeli, işte bu güç karşısında bireyi koruyan mekanizmaları güçlendirmeyi hedefler. Bir hukuk devletinde güçlendirilmesi gereken esas, işte, bu kavramın temeli olan, daha güçlü devlet karşısında daha zayıf olan bireyi koruma esasına dayanıyor. Devlet adına yetki kullanan, silah kullanan taraf her zaman, her yerde hep daha güçlü konumdadır. Bir de üstüne ek dokunulmazlık getirirseniz, böyle zırhlar getirirseniz, o zaman insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğunuzu söyleyemezsiniz. Türkiye'de 1990’lı yıllarda binlerce insanın yargısız infazlar sonucu, gözaltında zorla kaybedilmeleri sonucu öldüğünü, ağır işkence uygulamalarına maruz kaldığını biliyoruz. Dönemin yetkililerinin tavizleri, teslimiyeti ve iş birliğiyle yaşatılan bu acıları, insan hakları savunucuları ve elbette hepimiz yıllarca takip ettik. O karanlık dönemin sorumlularının yargılanması ve hesap vermesi adına Sayın Tahir Elçi gibi pek çok insan hakları aktivistinin çabalarıyla açılan davalarda bile yakın zamana kadar, aynen belli bir kontrol mekanizmasıyla nasıl o davaların kapandığını, faillerin, katillerin nasıl aklandığını hepimiz izledik ve gördük. 1990’lı yıllarda işlenen suçlar ancak uluslararası makamlarda açığa çıkabildi. Bu suçların hiçbirisi Türkiye'deki mahkemelerde olması gerektiği gibi soruşturulmadı bile, AİHM’de de bu dosyalar hakkında Türkiye aleyhine binlerce ihlal kararı verildi, 1990’lı yıllarda gözaltında kaybedilenler hâlâ bulunamadı tıpkı yirmi yedi gündür kendisinden haber alınamayan Hurşit Külter gibi.

Sayın Bakan, tekrar hatırlatmak istiyoruz ve soruyoruz: Hurşit Külter nerede? En son, 1 Mart günü, bir ailenin yakılarak öldürüldüğü Vartinis davası katliamının kararı açıklandı, yine o davada da failler aklandı. Şimdi, bu tasarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının işleyecekleri suçları yasal olarak da korumayı amaçlıyorsunuz, kaldı ki pratikte de durum budur. Bugüne kadar, örneğin, bir sivili infaz ettiği için ya da işkence ettiği için, işlediği suç nedeniyle etkili ve adil bir yargılama yürütüldüğünü hiç gördünüz mü? Ben onca mesleki faaliyetim süresince yirmi yıldır, tam olarak yirmi yıldır hiç görmedim, hiç rastlamadım, aksine bu suçları işlediği sabit olanlar hakkında beraat kararları verildi ve hatta ödül olarak da rütbeleri yükseltilerek yine o suçları işlediği görev yerlerine gönderildi; Musa Çitil bunun en bariz örneğidir. Tutukladıklarınız da oldu elbette ama onlar sizin politikalarınıza uymayanlar ve yolunu sizlerle ayıranlar oldu, paralelciler örneğin ya da balyozcu diyerek tutuklattıklarınız. İşkence iddiasıyla hakkında işlem başlatılan, disiplin soruşturması geçiren ya da etkili bir soruşturmayla yargılanan tek bir güvenlik gücü yoktur, aksine savcılıklar, mahkemeler işkence suçunu soruşturmadıkları gibi, işkence gören kişiler hakkında yargılamalar yapıyor. Çok açık delillere dayansa bile, hatta kameralar önünde bile işlense bu suçların cezasızlıkla sonuçlandığını görüyoruz. Sevgili Tahir Elçi herkesin gözü önünde, kameraların önünde öldürüldü, dosyada hâlâ tek bir ilerleme dahi yoktur.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Tahir Elçi’yi siz öldürdünüz, herkes biliyor, sağır sultan duydu.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Son bir yıldır 22 kent merkezinde süren sokağa çıkma yasaklarında da insanlığa karşı çok sayıda suç işlendi, 12 Eylül darbecilerinin dahi yapmaya cesaret edemediği suçlar işlendi, insan hakları hukukunu askıya aldınız. Sadece silahların konuştuğu bu dönemin failleri bir gün elbette yargılanacak. Bunu bildiğiniz için şimdi böylesi korumalar getiriyorsunuz ama unutmayın ki insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı yoktur.

Sürem bitti.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır. Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Var, var, Başkanım.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Elektronik yapalım, elektronik.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.26

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi 5’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Bekaroğlu (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 5- 926 sayılı Kanun’un ek 19’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı” ibaresi “dört” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Bekaroğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef terör hem uluslararası siyasette hem de içeride siyasetin malzemesi olarak kullanıyor yıllardır. Ben terörü siyasetin malzemesi olarak kullananları, çocuklarımızın kanlarını siyasetin malzemesi olarak kullananları kınayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, aslında daha önceden başlamış ama 1999 yılından beri başlayan, Türkiye’nin demokratikleşmesi, hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi yolunda ciddi bir geri adımdır. Adalet ve Kalkınma Partisi, aslında, 2002 yılında iktidara geldiğinde bütün bunların farkındaydı ve bu demokratikleşme, özgürleşme, hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi rüzgârının üzerine oturarak iktidara gelmişti ama maalesef ne olduysa, o günden bugüne, bir kısmını kendisinin yapmış olduğu bütün bu iyileştirmelerden geri adım atılıyor. Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarıyla da maalesef o “vesayet sistemi” dediğiniz, sürekli eleştirdiğiniz sistemi ve bir kısmını onardığınız, “Mücadele ediyoruz.” dediğiniz sistemi aynen, tekrar yerine getiriyorsunuz. Elbette terörle mücadele edilecek, elbette terörle mücadele edenlerin ihtiyaçları karşılanacak ama bu, demokrasiden, hukuk devletinden geri adım atılarak yapılamaz değerli arkadaşlarım. Bunları bir not düşmek için söylemiş oldum.

Ben, esasen, burada, Silahlı Kuvvetlerle ilgili değişiklikler yapılırken Silahlı Kuvvetlerin en alt kademelerinde görev yapan uzman er, erbaş ve özellikle sözleşmeli erlerle ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum değerli arkadaşlarım. Hatırlıyor musunuz, sözleşmeli erlerle ilgili aralık ayında bir değişiklik yaptınız. O çocuklar maaşlarını asgari ücrete endeksli bir şekilde alıyorlardı, asgari ücret yüzde 30 arttığı için maaşları yüzde 30 artacaktı. Siz burada bir değişiklik yaptınız ordudaki hiyerarşi bozuluyor diye ve bu çocukların yüzde 30 zam almasını engellediniz. Kim bu çocuklar değerli arkadaşlarım? Bu çocuklar, şu anda televizyonlarda reklamla şehit adayı aradığınız çocuklar değerli arkadaşlarım. Hatırlayın o reklamları; geliyor, “Mehmet, böyle yapmıştı. Aa, evlenecek misin? Sen, sözleşmeli er ol.”

Peki, sözleşmeli erlerin durumu nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? 100 bin kadrodan kaç tanesi şu anda doludur? 20 bin civarında. Bunlardan kaç tanesi firarda? Niye bu çocuklar firar ediyor ve niye bu çocuklar sözleşmeli er oluyor, uzman oluyor, uzman çavuş oluyor değerli arkadaşlarım? Fakir oldukları için. Elbette, fakiri zengini, herkes bu ülke için, bu ülkenin geleceği için, birliği için mücadele eder ve gerektiğinde de ölür, şehit olur arkadaşlar. Şehitlere rütbe ayrımı yapmayız ama ben, hayretle bakıyorum değerli arkadaşlarım, bütün bu ölenlerin hepsi fakir fukara çocukları arkadaşlar. Dikkatinizi çekmiyor mu? Bir yüksek bürokratın, bir zenginin, bir milletvekilinin, bir generalin oğlu hiç yok. Niye? Niye değerli arkadaşlar?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Var, var.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Yok. Yok arkadaşlarım, yok.

Size soruyorum: Vicdanınıza taşıyın. Hayır, arkadaşlar, şehit olmak, ölmek vatan için gereklidir ama bu, fakir fukaranın kaderi değildir. Bu, fakir fukaranın fıtratında olan bir şey değildir. Vatansa hepimizin vatanıdır değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 6191 sayılı, sözleşmeli erbaş ve erlerle ilgili bir kanun var. Bu kanunu bir gözden geçirelim. Bir gün de bu kanunu getirin. Bu çocuklar hangi sıkıntılar içinde orada? Hepsi güneydoğuya gidiyor, hepsi çatışma bölgesinde. Herkesten, hepsinden her an ölüm, şehit haberleri geliyor. Yine, uzman erbaşlıkla ilgili bir kanun var. Yine bunu bir gözden geçirelim. Bunlar insan. Kimse ordunun hiyerarşisine bir şey demiyor ama asgari insan hakları sağlanmalıdır değerli arkadaşlarım. Bunlar varken, hiçbir şekilde eğilmiyorsunuz ve vicdanınıza da hiçbir şey sormuyorsunuz. “Niye fakir fukara çocukları?” diye hiç sormuyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bakın size bir şey söyleyeyim: Vatanı savunuruz ama şu anda yürütülen savaşla bu terörü önlemek ve ülkenin bölünmesini de önlemek mümkün değil, başka yollar aramak zorundayız. Cumhurbaşkanımız, Hükûmet yetkilileri rakamlar veriyor “600 şehit, 7 bin de o taraftan etkisiz hâle getirdik.” Bu çocukların ölmesinin sebebi siyasetin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisi görevini yapmadığından dolayı oluyor bütün bunlar değerli arkadaşlarım. Bu fakir fukara çocukların vebali omzunuzda.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu'nun 6’ncı maddesinde yer alan "avukatlık ücreti ödenmiş olanlara" ifadesinin "avukatlık ücreti ödenmiş olan kişilere" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Dursun Çiçek                             Kazım Arslan                             Kemal Zeybek            

             İstanbul                                     Denizli                                      Samsun

           Özgür Özel                       Bülent Yener Bektaşoğlu                      Mahmut Tanal

              Manisa                                     Giresun                                     İstanbul

       Ömer Fethi Gürer                     Zülfikar İnönü Tümer

               Niğde                                       Adana

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

        Çağlar Demirel                       Bedia Özgökçe Ertan                            Ziya Pir

           Diyarbakır                                     Van                                      Diyarbakır

        Behçet Yıldırım                        Burcu Çelik Özkan

            Adıyaman                                      Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bedia Özgökçe Ertan, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özgökçe Ertan.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce tamamlayamadığım sözlerime devam etmek istiyorum ben. Bu 6’ncı maddede yine teknik bir düzenleme var. Zaten bütün tasarıya karşıyız ve tamamının geri çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, son bir yıldır ülkenin bir bölgesinde, 12 Eylül darbesi döneminde dahi görülmeyen bir yöntemle süresiz sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor, kentler bombalanıyor, insanlar katlediliyor ve göçe zorlanıyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Neden?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Bu sürecin siyasi kanadını AKP iktidarı yürütürken, operasyonel kanalını JÖH ya da PÖH diye bilinen özel birlikler yürütüyor. Sokak aralarına savaş ortamında kullanılabilecek ağır silahları, tankları sokmaktan çekinmeyen bu polis ve asker birlikleri, son bir yılda abluka bölgelerinde 80’i çocuk en az 350 sivili öldürdü. Son bir yılda tüm yurtta ise 108’i çocuk en az 1.161 insan yaşamını yitirdi. Bir halkı bombalayıp yok etmeye çalışan ve kontrolden çıkmış bir güç var orada.

Kendinizce bir terör tanımı yapıyorsunuz ve koca bir halkı bu tanımın içine sokuyorsunuz ve zaten, bu ülkede “terör” ve “terörle mücadele”, “Kürt” kelimeleri yan yana bile geldiğinde artık kimse konuşamaz hâle gelmiş durumda.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Şu anda nerede konuşuyorsun?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sivil halkı öldürüp, evlerini başına yıkıp adına da “terörle mücadele” diyorsunuz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Senin kimliğin ne ve sen nerede konuşuyorsun?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Dinleyin lütfen.

Açıkçası, önümüzdeki bu tasarı, âdeta AKP ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında yapılan bir sözleşme niteliğini taşıyor. Bu iki kurum, birbirlerine verdikleri taviz ve güvenceleri yazılı bir metne dönüştürmüşlerdir.

Tasarının görüşülmesi sırasında düzenlemenin omurgası olan bazı hususlar gözden kaçmış gibi görünüyor ama yeri geldiğinde yine tartışılacaktır.

Buradaki ibarelerle, muğlak kavramlarla gözden kaçırmaya çalıştığınız başka bir konu daha var; sivillere yönelik, askerler tarafından işlenen infaz, işkence gibi suçların soruşturmasını yine bir askerin iznine bağlıyorsunuz. Açıkça, taraf olan bir kurumun bu izni bağımsız bir şekilde vermesi beklenemez. Kaldı ki bütün tasarı, askere “Sen istediğin gibi vur, öldür, ben seni korurum.” sözleşmesinden başka bir şey değil. Bu düzenleme, bölgede zaten devrede olan süreci yasayla güçlendirmekten başka bir anlam taşımıyor.

Tasarının esas gövdesini oluşturan maddede, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin bu madde çerçevesinde işleyeceği suçların askerî suç kapsamına alınması öngörülmektedir. Suçların mevcut yasalarda içeriği çok muğlak bir şekilde tanımlanmıştır, askerî suç kapsamına alınması oldukça sorunlu bir durumdur. Asker kişilerin sivillere yönelik işledikleri suçların yeri sivil mahkemeler olmalıdır. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Sivil yargıyı demokrasi ve özgürlükler adına güçlendirmek yerine içini boşalttınız, şimdi ise askerî yargıyı, 12 Eylül darbe anayasasıyla darbecileri aratır şekilde güçlendiriyorsunuz.

Öncelikle, sivil ve askerî yargı ayrımı, mevcut durumda bile evrensel hukuk ilkeleri açısından askere soruşturma izni verilmemesi ya da bu izni verme yetkisinin de askerde olması açıkça “tarafsızlık” ilkesine aykırıdır. Hukukun üstünlüğüne inanan, insan haklarına saygılı bir devlet yönetimi istiyorsak sivillere yönelik suç işlemiş asker kişileri yargı zırhıyla korumak yerine bu tür iddiaların ve şikâyetlerin derhâl ve tarafsızca incelenmesinin sağlanması gerekir. Bu ise ancak bu amaçla oluşturulmuş bağımsız soruşturma birimlerinin varlığıyla mümkündür. Bu amaçla, bu kapsama giren bütün görevliler ve bunlarla ilgili şikâyet ve ihbarların “şüpheli” konumundaki görevlilerin bağlı bulunduğu teşkilatlardan ve yürütme organından tamamen bağımsız bir şekilde yapılandırılacak şikâyet ve soruşturma mekanizmaları içerisinde ele alınması gerekir.

Değerli milletvekilleri, işkence yasağı tüm uluslararası sözleşmelerde “mutlak yasak” kapsamındadır. Dolayısıyla, tasarıda yer aldığı hâliyle işkence suçlarının yanlış nitelendirilerek kolluk güçleri hakkında soruşturma açılması için izin gerekliliği kapsamına sokulması engellenmelidir. Bunun için, tasarıdaki ilgili maddelerin çıkarılmasının yanı sıra Türk Ceza Kanunu’nda bu suçlara özgülenmiş yasa maddeleri de gözden geçirilmeli ve bu suçların unsurlarının başka alternatiflere başvurmaya imkân vermeyecek şekilde kesinlik ve açıklıkla tarif edilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti, TSK personelinin işleyebileceği ve yaşam hakkının ihlali, işkence gibi insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebilecek vakalarla karşılaşmak istemiyorsa söz konusu suçların faillerini korumak yerine bu vakaları engelleyici tedbirler almalıdır diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu'nun 6’ncı maddesinde yer alan "avukatlık ücreti ödenmiş olanlara" ifadesinin "avukatlık ücreti ödenmiş olan kişilere" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kazım Arslan, Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanunu gerçekten terörün can yaktığı bir dönemde görüşüyoruz. Dün askerlerin her türlü yetkisini budayan siyasi iktidar, askeri etkisiz hâle getiren ve askeri kışlasına, polisi karakola hapseden iktidar, bugün, gerçek anlamda, terörün bu şekilde önlenemeyeceğini anlayınca şimdi bu kanunlarda yapılacak değişikliklerle bu yapmış olduğu yanlışı düzeltme yoluna gitmektedir. Askeri kışlasına hapsetmek yetmedi, bununla birlikte, asker üzerinde baskı göstermek ve askerlerin tümünü darbeci olarak göstermek suretiyle, onları Ergenekon davası gibi, Balyoz davası gibi, Casusluk davası gibi davalarda da yargılamak suretiyle birçoklarının yıllarca cezaevlerinde yatmasına ve yine birçok askerin de ölmesine, cezaevlerinde hastalanmasına sebebiyet veren bir anlayıştır. İşte, bu nedenle, askerin hem terörle mücadelede hem savunma yapmada morali kalmamıştır. İşte, bu morali yeniden vermek, Silahlı Kuvvetlerimizi terörle mücadele edebilecek güce kavuşturmak için böyle bir düzenlemeye bugün ihtiyaç duyulmuştur. Aslında askerlere karşı bu zulmü yargı kanalıyla yapmaya çalışan bir siyasi iktidar, hatta kendi savcılarını, hâkimlerini değiştirmek suretiyle birçoklarının haksız yere tutuklanmalarına ve bu nedenle de onların morallerinin bozulmasına sebebiyet veren bir noktaya taşımıştır. Askerin asli görevini yapmasına izin vermemiştir bu iktidar. Öyle yan gözle bakmıştır ki sanki düşman olan bir silahlı kuvvetlermiş gibi değerlendirmelerini yapmış, dolayısıyla Silahlı Kuvvetleri pasivize eden bir ortamı yaratmıştır.

Elbette ki askerî düzen, savunma düzeni yeniden sağlanacaktır. Bu ülkenin barışa ve huzura ihtiyacı vardır. Yıllar önce bu hâkimiyeti güneydoğuda ve doğuda terör örgütüne karşı kaybeden siyasi iktidar, nasıl olduysa yıllar sonra aklı başına gelmiş, gerçekten yeni bir düzeni kurmaya ve askerin gücünü yeniden kullanmasına olanak sağlayacak, moral sağlayacak bu düzeni önümüze getirmiştir. Askerin ülkenin güvenliği için oluşturduğu EMASYA Protokolü’nü yok saymış, ortadan kaldırmış ama bakmış ki olmamış yıllar sonra, onu da yine yürürlüğe koymak suretiyle bunu düzeltme yoluna gitmiştir. Siyasi iktidar gerçekten çok büyük bir yanlışın içine girmiştir. O nedenle ülkenin güneydoğusunda binlerce askerinin şehit olmasına, polisin şehit olmasına sebebiyet vermiştir. Orada ekonomik yıkım gerçekleşmiştir. Terörle mücadele edeceği yerde müzakereyi seçmiş, Türkiye'yi tam bir kargaşanın, tam bir kaosun, tam bir terörist yuvasının ve çalışmasının ve etkisinin altında bırakmıştır. Onun için, öncelikle bu siyasi iktidarın bu kanunun çıkarılmasıyla birlikte hem Türk milletinden hem de Türk Silahlı Kuvvetlerinden özür dilemesi gerekmektedir, ancak bu şekilde askere karşı yapmış olduğu zulüm affedilebilir diye söylüyorum. Sözlerimi bu şekilde bitiriyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 7’nci maddesinde yer alan “sona erdiğinde son bulur” ifadesinin “bittiğinde son bulur” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

              Dursun Çiçek                                      Kazım Arslan                                       Özgür Özel

 İstanbul      Denizli                                               Manisa

              Mahmut Tanal                             Bülent Yener Bektaşoğlu                           Ömer Fethi Gürer

                  İstanbul                                              Giresun                                               Niğde                      

        Zülfikar İnönü Tümer                               Kemal Zeybek                                      Yaşar Tüzün

                   Adana                                               Samsun                                               Bilecik

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

   Çağlar Demirel                               Bedia Özgökçe Ertan                                    Ziya Pir

       Diyarbakır                                              Van                                               Diyarbakır

   Behçet Yıldırım                                Burcu Çelik Özkan                              Meral Danış Beştaş

       Adıyaman                                               Muş                                                 Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Meral Danış Beştaş, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biz burada askere dokunulmazlık zırhı yasasını görüşürken bütün dünya ve bugün özellikle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiye’yi yakın takibe alma kararı aldı. Şu saatlerde hâlâ toplantı devam ediyor ve ilk elimize ulaşan karar metnine göre, aynen şöyle değerli arkadaşlar: Kararda, dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerine yönelik yargı sürecinin Avrupa Konseyi normları ve ifade özgürlüğüne saygı çerçevesinde sürdürülmesi bir kez daha hatırlatılmış. Yine, Avrupa Konseyinin web sitesinde yer alan habere göre, Parlamenterler Meclisi, Türkiye'nin güneydoğusundaki terörle mücadele, güvenlik operasyonlarıyla bağlantılı olarak basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin son gelişmeler, hukukun üstünlüğü ilkesinin sarsılması ve insan hakları ihlallerinin, demokratik kurumların işleyişi ve ülkenin Avrupa Konseyine karşı yükümlülükleri için tehdit unsuru oluşturduğunun altını çizmiştir. Meclis, İzleme Komitesinin ilettiği bilgiler ışığında durumu yakından izlemeye karar vermiştir ve tüm gelişmelerin 2017 yılına kadar sunulacak raporda yer alacağı belirtilmiş. Yani, özetle AKPM şunu demiştir: “2017’ye kadar size süre veriyoruz. Şu anda, Kürt illerinde, Türkiye’de yaşanan insanlığa karşı suçların, işkencelerin, sivil halka yönelik uygulamaların dikkatle izlendiğine dair bir karar tasarısıdır.” İktidar partisinin orada sunduğu karar önerilerinin, önergelerinin hiçbirinin kabul edilmediğini de Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Gerçekten, biz burada bunları konuşurken bütün dünya bizim burada, Türkiye’de işlenen ağır suçları tartışıyor ama biz başka bir şeyi tartışıyoruz. Bugün yasayla ilgili kürsüye gelen farklı partilerden sayın hatipler güvenlik-özgürlük dengesinden söz ettiler, ayrıca Fransa örneğini, İngiltere örneğini ve uluslararası anlamda askerin, kolluk gücünün nasıl şehirlere davet edildiğini ifade ettiler. Vallahi, biz de Türkiye'nin bir Fransa ve İngiltere olmasını çok arzu ederiz ve bunu savunuyoruz da. Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik yolunda her türlü konuda, bununla ilgili parti olarak görüşümüzü ve desteğimizi sunduk. Ama, ne yazık ki bu kanun tasarısıyla ilgili biz ne Fransa’yız ne İngiltere’yiz ne de başka bir Avrupa ülkesiyiz. Sadece bu yıl, binlerce sivil insan... 3 aylık bebekten doğmamış bebeğe kadar, anne karnında öldürülen bebekten annesiyle beraber öldürülen çocukların olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz ve bunların hiçbirinin soruşturulması yapılmadı. Bu kanunun en tehlikeli -yarın da ifade edeceğiz devamı sırasında- bölümlerinden biri de sadece şu andaki mevcut suçları cezasız bırakmıyor, geçmişte işlenen suçları, 1990’lı yıllarda işlenen suçları da cezasız bırakıyor. Hukukçular çok iyi bilirler ki lehe olan kanunlar geçmişe yürür. Şu anda devam eden, tek tük devam eden yargılamalarda da sanıklar, çıkıp mahkeme karşısında “Siz benim 11 kişi öldürdüğümü iddia ediyorsunuz ama yeni bir kanun çıktı ve bu kanuna göre benim dokunulmazlığım var, izin almanız gerekiyor.” diyecek ve yargılama duracak. İktidar partisinin iktidara geldiği günden bugüne kadar... Daha bu akşam, grup başkan vekili tarafından, bunun EMASYA ile diğer dönemlerle hiçbir ilgisi olmadığı, bunun başka bir konsepti işaret ettiği söylendi. Ama biz de çok iyi biliyoruz ki iktidar partisi, daha mağdurken söylediği sözlerin 180 derece zıttı bir politikaya evrilmiş durumdadır. Temizöz’ün ya da diğer askerlerin yargılanmasıyla övünen AKP iktidarı ve partisi, bugün, aynı askerlere aynı suçlara cezasızlık getiren bir kanun tasarısıyla Meclisin önüne çıkmıştır. Gerçekten bu kanunun...

Tabii ki “Bütün suç askerdedir, siyasetin hiçbir rolü yoktur.” şeklinde bir açıklama da doğru değil. Az konuştuğumuz için, beşer dakika, tam çerçeveyi de çizemiyoruz. Bu konuda, orada suç işleyenler kadar bu suç işlemeye cevaz veren, izin veren ve onların soruşturulmasını engelleyen, ceza almasını engelleyen siyasi irade, iktidar da en az o tetiği çeken kadar sorumludur ve bunun yargılama yeri de uluslararası ceza mahkemesidir. İnsanlığa karşı suçların zaman aşımı yoktur değerli arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Önergeyi kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun 7’nci maddesinde yer alan “sona erdiğinde son bulur” ifadesinin “bittiğinde son bulur” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Yaşar Tüzün (Bilecik) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Özellikle iktidar partisinin grup başkan vekillerinden, sözcülerinden sık sık bir eleştiri geliyor. Bu eleştirinin hem yüce Meclis tarafından hem de gerek İnternet’ten gerek daha sonra vatandaşlarımızın Meclisteki müzakereleri takip ettikleri diğer mecralardan netleştirilmesi lazım. Bu kanunla ilgili grubumuzun çok sayıda eleştirisi var ancak bu kanunla ilgili partimiz daha önce de açıkça ifade etmişti ki olumlu oy kullanacak. Bunu görünce AKP grup başkan vekilleri “O zaman niçin önerge veriyorsunuz? Önergeleriniz çekin. Usul ekonomisi, zaman ekonomisi…” diyor; bu konuda, sözcülerimize önergenin içeriği üzerinde konuşmamak ya da birtakım anlam değişikliği yapacak ama daha anlaşılır hâle geldiği gerekçesiyle verdiğimiz önergelerde laf atarak hatiplerimize sataşmalarda bulunuyor.

Arkadaşlar, mesele şu: Bir kanun tasarısı var, kanun tasarısının eleştiriye muhtaç çok tarafı var. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda söyleyecek sözü var, her madde üzerinde ve bütünü üzerinde söyleyecek sözü var ama ne kadar farkındayız bilmiyorum, İç Tüzük’ün temel kanun olarak yani çok büyük, 300, 500, 1.000 maddelik kanunlar için verdiği bir yetkiyi suistimal ediyor iktidar partisi ve 17 maddelik kanunu 8 ve 9 maddelik iki bölüme bölüyor. Bu ne yapıyor? Maddeler üzerinde –Sayın Başkan da bölümlerin başında söylüyor- müzakere imkânı yok. Yani, siz muhalefet partisi olarak maddeyle ilgili bir şey söyleyeceksiniz, söyleme imkânı yok. Toplam 9 maddeyle ilgili söyleyeceğiniz her şeyi bölüm üzerindeki bir konuşmada, bir maddede ifade etmek zorundasınız. Oysa, o 9 madde de apayrı konular, apayrı kanunlar var. Böyle olunca, geriye bununla mücadele etmek için bir tane şansınız var: Önerge vereceksiniz. Eğer kanuna karşıysanız önerge vermek kolay. “Maddenin kanun metninden çıkarılmasını…” söylersiniz, geçersiniz ama tamamen kanuna karşı değilseniz ve o madde üzerinde söyleyecek sözünüz varsa iktidar partisinin yaptığı bu İç Tüzük ihlali, İç Tüzük suistimaline karşı…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Maddeyle ilgili konuş.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bu madde ne maddesi ya? Maddeyle ilgili konuş.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …siz maddenin özünü değiştirmeyen ama maddenin metni üzerinde ufak tefek değişiklikler yaparak…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Neye karşısınız ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …önerge üzerinde konuşma imkânı bulmak durumundasınız. Bugün bizim…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Önergeyle ilgili konuşmuyor ki sarayı konuşuyorsun, önerge üzerine çıksan konuş diyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Zaten yapılan iş o. Önerge üzerinde kimse konuşmaz, oradaki “ve”yi “veya”, virgülü noktalı virgül yapman lazım. Neden? Senin grubun, madde üzerinde konuşulmasın diye temel kanun yapmış. Madde üzerinde görüşünü söyleyecek adam, önergeyle ilgisi yok; onu anlatmaya çalışıyorum.

Bu konudaki mesele şurada: Sizlerin bu yanlış bilgisine… Adam -haklı olarak yani grubunun ne yaptığının farkında değil- hâlâ daha “Önerge üzerinde konuşmuyorsun...” Önerge üzerinde konuşacak bir şey yok, madde üzerinde söyleyecek sözü var arkadaşın. O sözü söyleyebilmek için önerge vermek dışında şansımız yok.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hangi maddeydi bu?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Başka şey söylüyor adam, kanunla ilgili söylemiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Başka bir şey söyleyeyim, şunu söylüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Arkadaşlar, çabucak gidelim, kolayca gidelim.” Biz bu darbe hükûmeti gelirken de, bu darbe hükûmetinin başbakanının tayin edileceği kurultaya siz giderken de size üç ay öncesinden söyleyip bir ay öncesinde netleştirdiğimiz bir kampımıza saygılı davranmadığınızda burada çıkıp size şunu söyledik…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, irademize saygısızlık yapıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen kendi partine bak, kendi partine, senin partine bak sen. Sen kendi partine bak ya. Adamlar tur tur geziyor, sen kendi partine bak.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sen kendi partinle uğraşsana.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …dedik ki: İktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisinin kampına karşı saygısızlık yaparsa…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Geziyorlar, geziyorlar; genel başkan adayları geziyor, ona bak sen. Sen kendi partine bak.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sebebi neydi? Dokunulmazlık oylamasını kongreden önce bitireceksiniz. Neden? MYK’dan, MKYK’dan aforoz edilenler, Bakanlar Kurulundan aforoz edilenler küskün olarak tepki oyu vermesin.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendi partine baksana sen, başka işin yok mu? Paramparça olmuşsunuz ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Grubunuza bu güvensizliğinizden bizim kampımıza saldırdınız. O gün dedik ki: Bundan sonra hiçbir uzlaşı yok.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yazık ya! Sen o gün Meclisi tıkıyorsun, toplantı yeter sayısı istiyorsun, Anayasa programını reddediyorsun, ondan sonra çıkıp burada haklıymış gibi konuşuyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – O günkü sözümüzün gereğini yerine getirdiğimiz için kimse bizi mesul tutmasın, mesul grup yönetiminizdir. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bizim irademize nasıl saygısızlık yapar ya?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hadi bakalım, hadi; sen kendi partine bak.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ya sen, Anayasa, dokunulmazlık konusunda… Her seferinde haklıyı oynuyorsun böyle.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Anlatamıyorsun, millete de anlatamayacaksınız, anlatamıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Turan, dinliyorum sizi.

Buyurun.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İçinden çıkamıyorsun, millete de anlatamayacaksın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az önceki grup başkan vekili konuşmasında grubumuza…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Osman sadece laf atar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir sayın grup başkan vekili ayakta, meramını anlatacak, lütfen efendim…

Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan, 69’a göre.

BAŞKAN – Hangi cümlesiyle sataştı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Grup başkan vekillerinin kendilerinin verdiği önerilerle ilgili eleştirilerde bulunduğunu söyledi, o yüzden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tekrar ediyorum: Bu kanun, terörle mücadelemizde önemli bir kanun. Bu kanunun getirdiklerini, ihtiyaçlarının ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Gecenin bu saatine rağmen grubumuz dimdik ayakta, görevinin başında.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Biz neredeyiz?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Siz neredesiniz? 15 kişi buradasınız; eyvallah, baş tacı.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne 15 kişi ya?

BÜLENT TURAN (Devamla) – 20 olsun, 21 değil ama 20 kişi.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sizden fazlaydık biraz önce, yeni geldiniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – 1 CHP’li 10 AKP’liye bedeldir Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bizler siyaset ahlakı olarak grupların iç işlerine karışmayı doğru bulmuyoruz. 20 kişi olun, 100 kişi olun, 200 kişi olun…

VELİ AĞBABA (Malatya) – 1 CHP’li 20 AKP’liye bedeldir.

BÜLENT TURAN (Devamla) – 200 olamazsınız da 100 kişi olun.

Değerli arkadaşlar, size ne bizim sizi eleştirme tarzımızın nasıl olacağından? Ben eleştiriyorum çünkü elimde somut deliller var.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ne var?

BÜLENT TURAN (Devamla) – “Önerge söz almak için bir haktır.” diyorsunuz, baş tacı. İnsan emek verir biraz. Bakın şimdi okuyorum, CHP’nin verdiği önerge şu: “Bu şekilde sanal subaylar” ifadesinin yerine “bu yöntemle sanal” gelsin. Bu ne ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İşte onu söylüyoruz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Doksan yıllık Mustafa Kemal’in partisinin geldiği yer bu mu arkadaşlar? Yapmayın ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çalışmıyorlar, çalışmıyorlar; önerge için bile çalışmıyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yazıklar olsun!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Anlamadınız mı hâlâ? Kafan basmıyor, grubuna anlatma.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakın, devam ediyorum: “Avukat ücreti ödenmiş olanlara” ifadesi, “ücreti ödenmiş avukatlar”a dönüyor. Bu ne Allah aşkına! Bu nasıl Meclis ciddiyeti?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük ihlali, İç Tüzük.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Devam edeyim mi? “Alanlar” ifadesi “alanları” olsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, olsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle olsun.

BÜLENT TURAN (Devamla) – “Albaylardan kendi isteği üzerine emekliye ayrılmak isteyenler” yerine “albaylardan kendi isteğiyle emekliye ayrılmak isteyenler” olsun. Bu ne Allah aşkına! Size yakışıyor mu? Bu ülkenin ana muhalefetine yakışıyor mu arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çalışmıyorlar, çalışmıyorlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sana yakışıyor mu? Sen Grup Başkan Vekilisin, sana yakışıyor mu?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, size bir şey söyleyeyim, dokunulmazlık konusunda kıymetli ana muhalefet partisi neredeydi? “evet” mi dedi, “hayır” mı dedi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin anlayabileceğin dilde yazıyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Soruyorum, dokunulmazlıkta neredeydi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizde komiser yok, bizde komiser yok, CHP’de komiser yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bu kanun da böyle arkadaşlar, bu kanuna “hayır” demek istiyorlar ama diyemiyorlar, o yüzden çeviriyorlar, çeviriyorlar, çeviriyorlar ama halk her şeyi görüyor; net, her şeyi görüyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Hiç alakası yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) – İsterdik ki bu kanunda devletin yanında, milletin yanında, askerin yanında yer alsaydınız ama siz başka yerde yer almayı tercih ettiniz. Hiç yakışmadığını düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ya, askeri içeri attınız, Genelkurmay Başkanını içeri attınız, ne diyorsun sen ya?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok sayıda ifade var ama yakışmadığını, “Cumhuriyet Halk Partisine yakışıyor mu?”…

BÜLENT TURAN (Manisa) – Yakıştı Başkanım, yakıştı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …“Doksan yıllık Mustafa Kemal’in partisine yakışıyor mu?” şeklinde grubumuzu itham etti. Bu konuda…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizde komiser yok, bizde bakanların pusulasına bakan komiser yok.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bülent Turan…

BÜLENT TURAN (Manisa) – Şahsileştirme ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …size çok açık ve net olarak şunu anlattım: Eğer siz maddeler üzerinde konuşma imkânını İç Tüzük’ün arkasından dolanarak, verilmiş bir hakkı suistimal ederek ortadan kaldırmasanız bu maddelerde Cumhuriyet Halk Partisi önerge üzerinde değil, madde üzerinde konuşur.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Yalpalıyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Siz bunu asla ve asla ne kendinize ne vicdanlara ne muhalefet partilerine anlatamazsınız. Siz parti olarak şöyle bir şeyin içindesiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Terörün yanında mısın, askerin yanında mısın, söyle be kardeşim? Açık ve net söyle: Terörün yanında mısın, askerin yanında mısın be?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Operasyon yapan Mehmetçik’in yanında mısın, teröristin yanında mısın, onu söyle be?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Gerçek dışında bir cümle söylüyorsunuz, açık söyleyeyim, bir yalan atıyorsunuz…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Şu saatte operasyon yapan askerin yanında mısın, teröristin yanında mı? Onu söyle.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Osman, kapa çeneni be! Amma dırdırcısın! Allah Allah! Vere bağırıyorsun be!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …attığınız yalana önce kendiniz inanıyorsunuz, sonra herkesin inanmasını bekliyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak atılmış olan bir yalanı…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen rica ediyorum hatibi dinleyiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Terörün yanında mısın, askerin yanında mısın be, cevap ver be?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Yazıklar olsun be, yazıklar olsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben size bir şey söyleyeyim mi?

BAŞKAN – Sayın Özel… Sayın Özel, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, iki dakikalık bir sataşma süresini Sayın Özel kullanıyor, meramını ifade etmesine fırsat vermiyorsunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Biz de onu söylüyoruz: Terörün yanında mı, askerin yanında mı Sayın Başkan bir söylesin?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Herkese söylemeyin, Osman Bey ile Çavuşoğlu’na söyleyin, ikisine. Osman’la Çavuşoğlu, başka kimse yok ki. Gruba söylemeyin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, doğru değil, lütfen efendim.

Lütfen Sayın Özel, buyurunuz, devam ediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şunu çok net söyleyeyim: Biz saray kendisi için bir anlaşma yapıp da…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sen HDP’lileştin, sen teröre destek veriyorsun, sen askere yetki verme kanununa karşı çıkıyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …sana talimat verince barış süreci diye..

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Senin ne yaptığın belli değil, dokunulmazlıklara “hayır” diyorsun. Senin ne yaptığın belli değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …çözüm sürecine şakşak yapıp sonra sarayın kafası bozulduğu zaman bütün her şeyi bitirdiğinde de gidip şehit cenazesinde ağlama numarası yapan şahsiyetsiz bir siyasetin ürünü değiliz. Utanmalısınız içinde bulunduğunuz durumdan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen utan be, sen! Millete nasıl anlatacaksın sen, nasıl anlatacaksın millete? Nasıl söyleyeceksin askere? Askerin yüzüne nasıl bakacaksın, bakamıyorsun sen be!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Siz birisinin kişisel ikbali için akan kanı da, gelen şehidi de kabul edecek yoldasınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Milletin içine çıkamıyorsun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bu saatte operasyon yapan askerin yüzüne nasıl bakacaksın?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Önergeyi…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.17

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), İshak GAZEL (Kütahya)

------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/725) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 387) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, 7’nci madde üzerinde Manisa Milletvekili Özgür Özel ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu'nun 8’inci maddesinde yer alan "alanlar için" ifadesinin "alanlara" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Dursun Çiçek                             Kazım Arslan                               Özgür Özel

            İstanbul                                     Denizli                                      Manisa

 

        Mahmut Tanal                     Bülent Yener Bektaşoğlu                   Ömer Fethi Gürer

            İstanbul                                     Giresun                                      Niğde

 

   Zülfikar İnönü Tümer                        Kemal Zeybek                               Murat Emir

             Adana                                      Samsun                                      Ankara

BAŞKAN- Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

    Çağlar Demirel                               Bedia Özgökçe Ertan                                    Ziya Pir

       Diyarbakır                                              Van                                               Diyarbakır

    Behçet Yıldırım                                Burcu Çelik Özkan

        Adıyaman                                               Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Çağlar Demirel, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Demirel. (HDP sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bir şeyin açığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz milletvekilleri, Komisyon üyeleri ve Bakanlık da burada olduğuna göre. Şimdi, askerden siyasetçiye bir brifing verildiğini, Komisyon toplantısı öncesinde Komisyon odasına, bizim Komisyon üyelerimiz hariç, HDP milletvekillerinin Komisyon üyeleri hariç diğer partilerin Komisyon üyeleri davet edilerek bir askerî yarbay hâkim tarafından brifing verildiğini, buna ilişkin açıklamaların Komisyon toplantısında sorulmasına rağmen böyle bir şey olmadığına dair ifadeler geçmiş. Ben biraz bunun burada netleşmesi ve bu açıklamanın yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunu neden soruyorum: Daha önce de buna benzer durumlar yaşadık, gizli kapaklı işlerin nasıl çevrildiğini, gizli odalarda nelerin görüşüldüğünü, nasıl brifinglerin verildiğini tabii ki biliyoruz. Bu brifingi veren yarbay hâkim kim bilmiyorum, öğrenmek de istiyoruz, belki burada, bilmiyorum. Böyle bir durum gerçekleşti mi? Bu yarbay hâkimin bu konuyla ilgili bilgileri verirken, bu kanun tasarısıyla ilgili bilgileri verirken şunu ifade ettiği doğru mudur? Bu süreç, aslında bu yasa taslağı yeni hazırlanmış bir yasa taslağı değil. İki üç yıldır bu yasa taslağı üzerinde bir çalışmanın olduğuna dair bir aktarım da, bir brifing verildiği de söylenmiş midir, bunu da öğrenmek istiyoruz ve bu brifingi veren kişi… O zaman, çözüm süreci gerçekleştiği ve görüşmelerin olduğu bir süreçte aslında böyle bir taslağın yani bu savaş konseptinin hazırlığının yapıldığına dair bir sonuç ortaya çıkmış oluyor. Bunun için şunu söyleyebiliriz: O brifing bugün böyle verildi. Bugün askere, polise bir zırh oluştururken, dokunulmazlık oluştururken aslında askere ve polise bu yetkiyi veren, “Yakıp yıkıp, katledip, bunların hepsini gerçekleştirebilirsin, hukuksuz uygulamaları yapabilirsin.” denilen süreçler şu anda yaşanan süreçtir. Bunu Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de çok net olarak görüyor ve biliyoruz. Apar topar getirilmesinin nedeni de bu zırhın arkasında, aslında bu sürecin hukuksal süreci başladığında… Çünkü bunların hepsi belgelidir, ben geçen üç hafta Mardin, Şırnak, Diyarbakır’da bunların bizzat tanığıyım, elimizde görüntüler var, fotoğraflar var, yaşananlar var. Bunların üstünü kapatmak, yargının önünü kapatmak açısından aslında bunun ucunun bakanlara, ta işte bakanlıklara verilmesi, Başbakana bu iznin verilmesi ve bakanlıklar, Bakanlar Kuruluna verilmesinin nedeni de ucunun oraya kadar gitmesidir çünkü asker ve polis “Bana bu yetkiyi, bana bu emri ve bu talimatı bunlar verdi.” diyecektir ve yargılama süreci gittikçe uzayacaktır. Bunun önünü kapatmak için bu zırh oluşturulmaya çalışılıyor.

Peki, şunu da hatırlayalım: Evet, EMASYA Protokolü’nden çok bahsettik, ona çok girmeyeceğim. 2010 yılında yine bu bahsedilen yarbay hâkim o dönem binbaşı hâkim ve o dönemde, yine Mecliste -bunlar basında var, arkadaşlar basından bulabilirler- 2010 yılında binbaşı hâkimken Meclise girdiğinde o dönemde Mecliste askerin sivil yargıda da yargılanabileceğine dair bir kanun tasarısının Meclise geldiği süreçlerdir. O süreçte de aslında siyasetin AKP Hükûmetini eleştiren ve “Orduya darbe yapıyorsunuz.” diyen bir yaklaşım ve bir anlayışı ortaya koymuştur.

Belki sürem yetmedi ama şunu çok net ifade ederim ki o dönemde “Askere darbe yaptınız.” diyen ve AKP’yi eleştiren o dönemin CHP, MHP ve AKP’yi eleştiren bir durumda olan bir kişinin bugün brifing vererek aslında burada neyi yapmak istediğini, AKP’yi belli bir noktaya getirerek asla bunu ortaklaştırdığını bir kez daha görmüş olduk.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Oylamaya sundum Sayın Demirel, ondan sonra istediğiniz için onu yerine getiremeyeceğim.

…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu'nun 8’inci maddesinde yer alan "alanlar için" ifadesinin "alanlara" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Murat Emir (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Murat Emir Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Emir.

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım. Elbette her meşru devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti de kendine dönük her türlü terör tehdidini meşru sınırlar içerisinde bertaraf etmek hakkına sahiptir ve bu yolda yapacağı her tür mücadelede haklıdır, meşrudur. Biz de bu mücadeleye gerekli katkıları her zaman verdik, vermeye de devam edeceğiz.

Elbette ki, biz Genelkurmayımızdan gelen, Millî Savunma Bakanlığından gelen ve onların ihtiyaçlarına dönük yasaları burada değerlendirirken, bunları onaylarken bile bunun var olan hukuk sınırları içerisinde, evrensel hukuk ilkelerine uygun bir biçimde, temel hak ve özgürlükleri incitmeyecek, aşındırmayacak bir biçimde ve hukuki sınırlarını yasama Meclisimizde düzenleyecek şekilde çalışmak zorundayız. Burada, bu yasaları, bu anlamda eleştiriyor olmamız bizim bu yasaya vereceğimiz desteğin orasından, burasından dolandığımız anlamına elbette ki gelmez.

Şimdi, Genelkurmay Başkanını “silahlı terör örgütü lideri” diye içeri attıranların, Genelkurmay karargâhını, neredeyse tamamını, Silivri zindanlarına atanların bugün Cumhuriyet Halk Partisine “Askere destek veriyor musunuz, vermiyor musunuz?” demek hakkı da değildir, haddi de değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizler bugün yargıyı öylesine doldurdunuz ki, bakın, bu kanundan sonra getireceğiniz kanunda -siz de kabul ediyorsunuz ki- özene bezene yargıyı paralel yapıya teslim ettiniz ve bugün de yine aynı paralel yapıya, askerlere yaptığınızı üstüne yıkarak kurtulmaya çalışıyorsunuz. Siz askerlere “Safralarımızdan kurtuluyoruz.” diyen insanlarsınız. O yüzden bugün, sizin, bize terörle mücadelede herhangi bir ders vermeye hakkınız yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, on dört yıllık iktidarınızda bütün yaptıklarınızı bozmakla geçiriyorsunuz. İktidar staj yapma yeri değildir.

Bakın, bu kanun, EMASYA’yla neredeyse bire bir örtüşmektedir, orasından burasından dolanmaya gerek yok. AKP grup başkan vekili bana göre çok ince bir zekâ örneği gösterdi, dedi ki: “Ya bunlar birbirine benzemiyorlar.” Niye? “Çünkü birisi protokoldü, öbürü kanun.” dedi. Ya, bunun da değerlendirmesini size bırakıyorum.

Biz burada, bu ülkenin tekrar EMASYA gibi veya böyle bir kanun gibi, bu kanunlara nasıl muhtaç edildiğini tartışmak zorundayız. Buradaki sizin vebalinizi konuşmak zorundayız. Sizin bu çözüm sürecini nasıl yanlış başlattığınızı, nasıl yanlış götürdüğünüzü elbette konuşacağız. Bu bizim hakkımızdır çünkü bu bedeli tüm Türkiye halkı olarak hep beraber ödüyoruz. Siz ödemiyorsunuz ama her gün şehitler veriyoruz, her gün insanlarımız ölüyor; ülke kan gölüne döndü. O yüzden bunun muhasebesinin en ince şekliyle burada yapılması şarttır arkadaşlar.

Bakınız, Habur’da mahkemeler kurdunuz, İmralı’yla görüştünüz -ne görüştünüz bilmiyoruz, ne sözler verdiniz bilmiyoruz- biz “Buna katkı verelim.” dedik, “Doğru yapın.” dedik, “Bu ülkenin barışa ihtiyacı var.” dedik ama siz, bugün anlıyoruz ki hiçbir zaman barışı istemediniz, barışı her zaman araçsal olarak kullandınız ve güneydoğu illerindeki vatandaşlarımızın oylarını bir şekilde kendi hanenize yazmak için kullandınız ve hatta tutanaklardan da anlıyoruz ki bazen başkanlık rejimini getirmek adına kirli pazarlıkların içine bile girdiniz. Elbette ki biz burada bunları konuşmak zorundayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu kanunu yaparken temel hak ve özgürlüklerin neresine geliyoruz? Mesela, insanlarımızın bu kanundan sonra hak arama yollarını yeteri kadar belirginleştirdik mi? Oluşacak hak ihlallerinde insanlar yargı yoluna nasıl gidecekler, nasıl başvuracaklar? Anayasa’ya ne kadar uygun bu? Mesela, konut masuniyetine dahi uygun olmayan maddeler var. Dolayısıyla, burada yapılması gereken, bunları ayrıntılı bir biçimde tartışmak, ayrıntılı bir biçimde konuşmaktır. Yoksa bu da yine daha önceki yasalarınız gibi yapboz yasası olacak ve yine aynı şekilde geleceksiniz “Yanılmışız, eksik yapmışız, olmamış.” diyeceksiniz. Bu olmasın diye -burada bunu temel kanun şekline getirip beşer dakikalık konuşmalarla ve onu da böylesine çarpıtarak konuşmak zorunda bırakıyorsunuz- çarpıtarak getirmek yerine ayrıntılarıyla tartışacağımız ve daha uygun zamanlarda tartışacağımız bir ortamı yaratmak zorundasınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye yerimden söz almak istiyorum.

Az önce kıymetli hatip konuşmasını yaparken başkanlık için kirli pazarlıklardan bahsetti. Bizim için başkanlık, bu ülkenin geleceği adına iddia ettiğimiz sistem değişikliğidir. Buna karar verecek olan millettir. Kimseyle pazarlık yapılmış değildir. Millet ne derse o olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yaptın, yaptın ama. Önce sözleştiniz de sonra vazgeçtiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm 9 ila 17’nci maddeleri kapsamaktadır. İkinci bölüm üzerindeki söz taleplerini karşılayacağım.

Siyasi parti grupları adına ilk söz hakkı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından kullanılacaktır.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İkinci bölüme geldik ve daha maalesef kanunun ayrıntıları konusunda sunumlardan ciddi bir farklı takdim etme yöntemi olduğunu görüyoruz. Zira, Hükûmet adına konuşan sayın hatipler şu cümleyi ısrarla söylediler bir kaç kere: “AKP, dün söylediği sözlerin arkasındadır. Bu EMASYA’yla kıyaslanamaz; EMASYA bir protokoldü, bu bir kanun. Bu, terörle mücadelede mutlaka çıkarmamız gereken bir kanun. Güvenlik-özgürlük dengesinde biz hâlâ özgürlükten yanayız.” şeklinde başka başka ifadeler kullandılar. Doğru, iktidar, özellikle bu dönemde ve uzun yıllardır, iktidar olduğu günden bu yana kadife bir eldivenle, yapacaklarını, yaptıklarını gizlemeye çalışıyor ama gerçekten o kadife eldivenle neler yaptığını, yaşamımızda, Türkiye'de nelerin değiştiğini maalesef her gün deneyimlerimizle öğreniyoruz. Bu, gerçekten Sayın Cumhurbaşkanından şu anda geçen dönemlerde milletvekili olan birçok kişinin askerî vesayet, EMASYA Protokolü, darbeler, olağanüstü hâl rejimi, sıkıyönetim uygulamaları, 90’lı yıllarda işlenen savaş suçları, insanlığa karşı suçlar konusunda binlerce açıklamayı önümüze koyabiliriz. Şu anki iktidar partisinin bu meselelerdeki halka anlattıkları ve ifade ettikleri değerlendirmeler ama bunlara gerek yok, kendileri çok iyi biliyorlar, çünkü günlük politika yapıyorlar. Kendi çıkarları dışında iktidarın, asla ve asla Türkiye yurttaşlarının, Türkiye’nin demokrasisi, barışı, özgürlükleri, hukuk devleti olmak, Anayasa’ya bağlı olmak ve benzeri ilkelerle bir alakası yok çünkü iktidar döneminde, 2002’den bu yana, herhâlde yasama organı hiçbir zaman bu kadar yapboz tahtasına dönüşmemişti. Aynı kanun defalarca defalarca değiştiriliyor, uygulamada bir aksaklık çıkıyor ve bu aksaklık sonrasında tekrar kendi lehlerine bir düzenlemeyle bunu gidermeye çalışıyorlar. İşte, şu an önümüzde duran kanun da tam da böyle bir kanun. Stratejik, uzun vadeli, her ne kadar 2071’den, 2023’ten söz etseler de onlar günlük politikalarla kendilerini kurtarma telaşındalar. Kendi ajandaları dışında Türkiye’de ne oluyor, ne bitiyor bunlarla ilgili bir kaygıları söz konusu değil.

Bu arada, biraz önce de ben ifade ettim, bu yasa ne getiriyor? Yani bu yasaya ilişkin saatlerce, günlerce değerlendirme yapmak gerekiyor çünkü bu yasa önerisi yüz yıllık bir tarihle aslında hesaplaşmamızı gerektiriyor. Yüz yıldır uygulanan politikaların tekrar tekrar güncellendiğini; tek dil, tek kimlik, tek inanç üzerinden tekrar tekrar güncellendiğini önümüze koyan bir yasa önerisidir. Yani biz, dün “kart kurt”tan bugün “Kürt” demeye vardık ama hâl⠓Kürt halkı”, “Kürt illeri” derken burada büyük tepkilerle karşılaşıyoruz.

Bu yasa önerisiyle kesinlikle, realiteden, mevcut Türkiye atmosferinden, çoğulcu yaklaşımdan, farklılıkların eşit ve özgür yurttaş olarak bir arada yaşamasını reddeden, ülkenin bir bölümünde aslında özel olarak orayı öldürme bölgesi ilan eden bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız.

Yani, bunu söylerken böyle çok büyük bir mutlulukla söylediğimizi düşünmeyin, gerçekten canımız yanarak bunu anlatıyoruz. Sizler, belki çoğunuz gitmediniz, belki görmediniz, görenleriniz de vardır ama şu anda Gever’de, Nusaybin’de, Silvan’da, Sur’da insanlar kan ağlıyorlar, insanlar evlatlarını kaybettiler ve bunların hesabını soramazsınız diyen bir yasa önerisiyle karşı karşıyayız.

Bu bir terörle mücadele yasası değil, bu bir halkla mücadele yasasıdır. Bu kendi hak ve özgürlüklerini isteyen, dilini, kimliğini, kültürünü, inancını korumak isteyen, kendi yaşamına karar vermek isteyen halka karşı çıkarılan bir kanun tasarısıdır. Çünkü, dün de böyle yapılıyordu, 1923’ten bu yana, önceki gün de yapılıyordu, bugün de bu tekrar güncelleniyor ve yapılmak isteniyor.

İşte bu nedenle bu kanun çok önemli bir kanundur. Türkiye’nin bu geçen süre zarfında katettiği mesafeleri, aldığı yolu tümüyle geriye saran bir kanun olma özelliğine sahiptir. Biraz önceki konuşmamda şunu söyledim: AKPM’de Türkiye’yle ilgili bugün karar çıktı. Avrupa Birliği her gün kararlar veriyor. Dönem Başkanı Schulz, Cumhurbaşkanın söyleminden dolayı vize serbestisi anlaşmasının şimdilik durdurulduğunu açıklıyor. Her gün Türkiye’ye ilişkin kınama, eleştiri, kararlar yayımlanıyor. Almanya’da yüz yıl sonra yeni bir yasa tasarısı onaylandı. Dış dünyada Türkiye’nin resmi farklı ama bizim Parlamentomuzda çok farklı görünüyor. Biz kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapatıp dünyadan soyutlanabileceğimize inanabiliriz ama öyle değil, dünya çok küçük, herkes bizi izliyor ve şu anda bu yasa önerisiyle hukuk devleti olma ilkesinin tümüyle ortadan kaldırıldığını buradan ilan etmek anlamına geliyor, Anayasa’ya bağlılığın ortadan kaldırıldığı anlamına geliyor. İnsanlığa karşı işlenen suçların, dünden bugüne işlenen suçların cezasız bırakılacağını ilan eden bir kanun tasarısıdır ve Musa Anter’in katilinin de cezasız kalacağı, Miray bebeğin de katilinin, tetiği çekenin cezasız kalacağı, koruma zırhına bürüneceği bir kanun tasarısıdır. İktidar partisi döneminde -2005 yılındaydı yanlış hatırlamıyorsam- Türk Ceza Kanunu değişti, birçok değişiklik yapıldı ve insanlığa karşı suçlarda, işkencede zaman aşımının uygulanamayacağı kararı verildi. Şu ana kadar atılan küçük küçük adımlar da, tümüyle bir anda makara geriye sarıyor ve biz neredeyse yüz yıl geriye doğru gidiyoruz ama emin olun, halk geriye gitmez, gelişmeler geriye gitmez. Şu anda biz tarihin çarkını geriye döndüremeyiz. İstediğiniz kadar buradan Türkiye, Rojava’ya ilişkin, Kobani’ye ilişkin, Rakka operasyonuna ilişkin söz söylesin orada bir şekilde ilerleme var, uluslararası koalisyon güçlerinin desteği var; burada biz üç maymunu istediğimiz kadar oynayalım.

Bu kanun tasarısı sıkı yönetimi aşan bir tasarıdır. Bu ülke sıkıyönetimleri de yaşadı, olağanüstü hâlleri de yaşadı, darbe dönemlerini de yaşadı ama hiçbir dönemde bu şekilde -o “kadife eldiven” dediğim tam da bu- üstü süslenerek “Yok, EMASYA değil”, “Yok, sıkıyönetim değil”, “Yok, darbe değil”, “Yok, OHAL değil” diyerek en ağırını getiren bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Bu ülkede birçok ilde sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor. Dilimizde tüy bitti, “Bu, anayasal dayanaktan yoksundur. Bir vali sokağa çıkma yasağı ilan edemez.” dedik defalarca fakat sokağa çıkma yasakları ilan edilmeye devam etti. Türkiye’nin yeni yönetilme biçimi bu. Saray karar veriyor, diyor ki: “Ben sistemi değiştirdim.”, “Ben yeminime uymuyorum.”, “Ben Hükûmete istediğim talimatı veririm.”, “Ben kendi verdiğim iftar yemeğinde İç Tüzük’ü değiştirin diye emrederim.” Bunları fiilen yapıyor ve gerçekten, o söylüyor, burası da çoğunluğun gücüne dayanarak bu değişiklikleri yapıyor. Şu anda fiilen hukuk devleti değiliz. Bir hukuk devleti olmak, hukukun üstünlüğüne dayanmak -orada yazılan kuralları vatandaş da uygulayacak, ben de uygulayacağım milletvekili olarak- hangi statüde olursanız olun hiç kimseye istisna ve muafiyet tanımaz. “Suç işleme özgürlüğü” kavramı diye bir kavram çok tartışılır dünyada. Şu anda Türkiye'de başka bir kavramla, bununla bazı kişilere suç işleme özgürlüğü veriliyor. “İstediğin suçu işleyebilirsin, ben senin arkandayım, senin soruşturulmana izin vermeyeceğim.” diyor. Bununla da yetinmiyor, AKP iktidarı büyük bir şehvetle geçmişteki suçları da aklama görevini üstlendi. Tebrik ediyoruz diyorum(!)

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Gruplar adına ikinci söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yaşar Tüzün, Bilecik Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 387 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümünde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, öncelikle, bir parlamenter olarak, milletvekili olarak, Anayasa’mızın bize vermiş olduğu iki temel hakkı biz, maalesef, Genel Kurulda -parlamenter olarak, milletvekili olarak- kullanamıyoruz. Bizim Anayasa’da iki temel görevimiz var; biri yasama, diğeri denetim. Yasama görevimizi, komisyonlarda gerekli çalışmaları ve konuşmaları yapıp önergeler vermemize rağmen -Hükûmetin çokluğuyla, oradaki iktidar partisi üyelerinin çokluğuyla reddolunuyor- maalesef yerine getiremiyoruz.

Şimdi, bu kanun temel kanun olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine geliyor. Temel kanun, Türkiye'nin temelini ilgilendiren yani 80 milyon vatandaşımızı ilgilendiren ve onların temel hak ve hukuklarını koruyan bir kanunsa kuşkusuz Parlamentoya temel kanun olarak gelebilir. Bu kanun Türk Silahlı Kuvvetleri personelini ilgilendiren bir kanun. 17 maddelik bir kanunun yüce Meclise temel kanun olarak gelmesini şiddetle kınadığımı belirtmek istiyorum, bu doğru değildir. Milletvekilleri bu yasama yetkisini yürütme kuruluna yani Bakanlar Kuruluna devretmemelidir. Bu yanlışlıktan bu 26’ncı Dönem Parlamento grubu vazgeçmelidir. Bunu söylerken içtenlikle söylüyorum; siyaset olsun, polemik olsun diye söylemiyorum.

Değerli arkadaşlarım, evet, Millî Savunma Komisyonu üyesi olarak Komisyonumuzda gerekli görüşmeleri yaptık, gerekli değerlendirmeleri yaptık. Bu konuda Türk Silahlı Kuvvetleri personelimizin özlük haklarından tutun da astsubaylarımızın, uzman er ve erbaşlarımızın ve subaylarımızın haklarını savunabilecek ve onların bu sorunlarını çözebilecek birçok önerge verdik ama maalesef -maalesef, yine diyorum- Hükûmet adına katılan Millî Savunma Bakanımız ve Komisyonumuz da bizim verdiğimiz önergeleri desteklemediği için bizim Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakları gündeme alınmadı, kabul edilmedi. Şimdi ise, temel kanunla yine, bir kez daha bunları konuşamıyoruz.

Grup başkan vekilimiz bu konuda detaylı açıklama yaptı. Geçmişte görev yapan bir parlamenter arkadaşınız olarak bir kez daha uyarıyorum: Temel kanun olarak gelmesi demek, milletvekilinin bu Parlamentodaki, kürsüdeki haklarının elinden alınması anlamına gelir.

Evet, yeni bir Millî Savunma Komisyonu Başkanımız var, yeni bir Millî Savunma Bakanımız var. Bundan sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu anlamdaki haklarının verilmesi konusundaki iyi niyetlerini, burada olmasa da, Komisyon çalışmalarında ifade ettiler. Önümüzdeki süreçte bizim de bu hakların verilmesi noktasında takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sevgili arkadaşlar, bu tasarıyı neden bugün görüştüğümüzü daha iyi anlayabilmek için bazı konuşmaları, bazı açıklamaları sizlere hatırlatmak istiyorum.

Tarih 17 Şubat 2013, yer Midyat, daha geçen gün karnında 6 aylık bebeğiyle gencecik bir kadın polisimizi şehit verdiğimiz yer. Kürsüde o dönemin Başbakanı şöyle bir söz kullanır, Midyat’ta: “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız. Bunun üzerine yeni Türkiye’yi inşa ediyoruz.” Buyurun, yeni Türkiye, 2002’de iktidara geldiğinizde yılda 7 şehit verilirken, maalesef, iktidarınızda günde 7 şehit verilmeye başlandı.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – 7 bin de leş var, 7 bin tane leş var; unutma!

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – “Ben böyle milliyetçiliği ayaklar altına alırım.” derken, birdenbire milliyetçi kesileceksiniz, “yerli ve millî” lafını ağzınızdan düşürmeyeceksiniz. Bu, tam “cambaza bak, cambaza” oyunudur arkadaşlar.

Sevgili arkadaşlar, yine, tarih 2013. Bakın, tarih 2013. “Bunlar tarihi filan bilmiyorlar. Dünyada gelişmiş, güçlü ülkelere bakarsanız bunların hiçbirinde eyalet korkusu diye, eyalet endişesi diye bir şey yoktur. Osmanlı’ya baktığımız zaman, o güçlü Osmanlı’da mesela, çok daha enteresan, Lazistan eyaleti var, Kürdistan eyaleti var. Eyaletler sistemi konusunda o hoşgörüyü hâlâ yakalayabilmiş değiliz.” Söz: Recep Tayyip Erdoğan.

Tarih 2015, iki yıl sonra Sayın Erdoğan yine bir konuşmasında şunlara değiniyor: “Çözüm süreci içerisinde valilerimiz, verdiğimiz talimat doğrultusunda, şu andaki gibi operasyonlara girmiyordu, belki kendilerine çekidüzen verirler diye. Bunun ardından bir hazırlık safhasına girdiler.” Bu konuşmalarla bir polemiğe yol açmak istemediğimi baştan belirtmiştim.

Değerli arkadaşlar, önce EMASYA Protokolü kaldırıldı, askerimizin yetkileri alındı. Şimdi “Bunun EMASYA Protokolü’yle ilgisi yok.” diyeceksiniz. Adını değiştirince sanki kanun da değişmiş olacak. EMASYA kalkınca, işte şimdi, tam yüzlerce askerimizin, polisimizin, vatandaşımızın canına mal olan hendekler kazıldı, şehirlere tonlarca patlayıcı yerleştirildi, PKK bu süreçte kendi vergisini toplamaya, yol kesmeye, kimlik kontrolü yapmaya, hatta ve hatta mahkemeler kurmaya başladı.

Bu süre içinde ne oldu? Türk Silahlı Kuvvetleri iç güvenlik yetkileri yasadan çıkarıldı. Bunu siz çıkardınız, biz değil. Yine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevini yeniden düzenlediniz. Sözde, koruma ve kollama görevini kaldırıp darbeleri önleyecektiniz. Bunu yaparken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt içi tehlikelere karşı görevini yasalardan çıkardınız, siz çıkardınız.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bugün bu görüştüğümüz tasarının benzerini hazırlayarak yasal güvence istediği tarih 2012. İşte burada Türk Silahlı Kuvvetleri personelimiz var, 2012 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri bu yasayı istedi. Peki, aradan dört yıl geçti, bunu gündeme getirmediniz, Komisyona sevk etmediniz, teklif hâlinde sunmadınız; Bakanlar Kurulu tasarısı olarak gündeme geldi. Dört yıl sonra bu tasarıyı gündeme getiriyorsunuz. Niye dört yıl beklendi değerli arkadaşlar? Bunu merak ediyorum. Hükûmet ve iktidar partisi bunun cevabını vermeli. Bu tasarı 2012 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinin istediği tasarıydı, neden dört yıl beklediniz? Bugünlere gelmesinin, dört yıl süreyle bunun gündemde kalıp Meclis Genel Kurulumuza gelmesinin hesabını burada sizler vermelisiniz.

Şimdi, tabii, Sayın Millî Savunma Bakanımız çıkıp askerlerimizi de bu noktada suçlayabilir veya suçlamayabilir veya nedenini anlatabilir; o kendisinin takdiridir ama bir parlamenter olarak, bir milletvekili olarak biz bu sorunun cevabını bugün, bu akşam, bu kürsüden istiyoruz.

Evet, sevgili arkadaşlar, biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu tasarıyı destekliyoruz, problem yok ama yanlışlıkları ve bugüne kadar uyguladığınız yanlış politikaları Genel Kurul kürsüsünden gündeme getirmenin de bizim görevimiz olduğuna inanıyorum.

İnşallah, önümüzdeki süreçte Türkiye’de barış ortamının hazırlanabileceği, annelerimizin, bacılarımızın ağlamadığı günleri hep birlikte görürüz diyor, bu tasarının öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri personeline, milletimize ve ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzün.

İkinci bölüm üzerinde siyasi parti grupları adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Şahsı adına ilk konuşmacı Nihat Öztürk, Muğla Milletvekilli.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 387 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası destek bulabilen terör örgütlerinin tehdit ve saldırılarına karşı kamu düzenini koruma ve masum halkın güvenliğinin sağlanması için etkili ve caydırıcı tedbirler tüm devletler tarafından alınmaktadır. Bu kapsamda, ulusal ve uluslararası bağlantılarını kullanarak organize şekilde hareket edebilen bir terör örgütüyle bir ilin sınırlarıyla bağlı kalmaksızın mücadele edilmesi gerekebilmektedir.

Bu kanun kapsamında, terörle mücadelede genel kolluk kuvvetlerine destek sağlanması amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir bütün olarak görevlendirilmesi imkânı tanınmaktadır. Terörle mücadelede görev alanlar büyük cesaret ve fedakârlık göstererek görevlerini yerine getirmekte, ayrıca, vatanın bütünlüğünü ve milletin güvenliğini sağlamak amacıyla çekinmeden hayatlarını ortaya koymaktadırlar. Görevlerini ifa eden güvenlik güçlerinin haksız iddialarla yıpranmasını önlemek amacıyla, hukuk devleti çerçevesinde bazı düzenlemelerin yapılması zorunlu hâle gelmiştir. Bu kanunla da bu amaçlanmıştır.

Bilindiği üzere, ülkemiz, kırk yıldan bu yana hiçbir kutsal, hiçbir kural tanımayan, devletine, milletine düşman kanlı terör örgütüyle her mecrada mücadele etmektedir. Ülkemizin birliği ve dirliği için, terör örgütünün amaçlarına ulaşamaması için, bölge halkının yaşam kalitesini artırmak, terör örgütünün tehdit ve zulmünden onları kurtarmak için güvenlik güçlerimiz mücadele etmektedir. Bu mücadele, topyekûn devletimiz tarafından kararlı bir şekilde, 7 Haziran seçimlerinden sonra mevzi kazandığını zanneden eli kanlı terör örgütü ve yandaşlarına karşı sürmektedir.

Hepimizin bildiği gibi, 7 Haziran seçimlerinden sonra bölge illerini ve ilçe merkezlerini kendilerine üs edinmeye çalışan terör örgütü yerel yönetimlerin de desteğiyle şehir merkezlerine hendekler kazmış, içine bombalar yerleştirmiş, insanların evlerini zorla ellerinden alıp evleri terörist karargâhlarına dönüştürmüştür. Bu hainler bölgede yaşayan vatandaşlarımızı kendilerine canlı kalkan yapmaktan bile geri durmamışlardır. Şehirleri yaşanmaz hâle getirmişler, okulları yakmışlar, ibadethaneleri bombalamışlar, hastaneleri, sağlık ocaklarını tahrip etmişlerdir. Üst aklı dış mihraklar, yabancı istihbarat servisleri olan eli kanlı terör örgütü ve yerli iş birlikçileri bu süreçte Türk milletine boyun eğdirip birtakım kazanımlar elde edeceklerini düşündüler. Onların hesaba katmadıkları, Türk milletinin tarihin hiçbir döneminde bu tür girişimlere boyun eğmediğidir. Şundan eminim ki, Türkiye terör belasından tamamen kurtuluncaya kadar güvenlik güçlerimiz yürüttüğü bu mücadeleye kesintisiz bir şekilde devam edecektir. İnşallah, sürdürdüğümüz bu kararlı mücadele neticesinde kısa sürede Türkiye terör belasından tamamen kurtulacaktır.

Gezi olaylarıyla, 17-25 Aralık darbe girişimiyle Türkiye'ye diz çöktürmek isteyenler 7 Haziran seçim sonuçlarını bir fırsat gibi görerek hain terör örgütü üzerinden yeni bir girişim başlattılar. Birileri 7 Hazirandan sonra AK PARTİ’nin siyasi olarak elini zayıflatma çabası içindeyken terör örgütü eş zamanlı olarak saldırılara başladı. Onlar sandı ki, biz geri adım atacağız ve onların bu tehditlerine pabuç bırakacağız. Ama öyle olmadı, büyük bir yanılgıya düştüler.

Buradan bu terör konsorsiyumunda yer alan teröristlere ve onların sivil uzantılarına sesleniyorum: Bugüne kadar size bu milletin hiçbir değerini çiğnetmedik, bundan sonra da çiğnetmeyeceğiz. Bizi biz yapan değerlerimizden asla vazgeçmedik ve asla vazgeçmeyerek terörü bu ülkeden temizleyecek ve milletimizin önünden bir tehdit olarak kaldıracağız. Bugüne kadar başaramadılar, hiç şüpheniz olmasın, bundan sonra da başaramayacaklar, AK PARTİ iktidarda olduğu sürece bunu hiçbir şekilde başaramayacaklar. Türkiye, bu terör tehlikesiyle etkin bir şekilde mücadele edecek güce sahiptir ve bu terör belasını mutlaka bertaraf edecektir.

Eminim ki, bugün görüşülen bu yasayla alakalı, teröre destek veren, şehit cenazeleri yerine terörist cenazelerine katılanlar ve bu kürsülere gelip terör örgütünü bir defa dahi olsa kınayamayanlar bu gece üzülecekler, bu konuda çok eminim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) – Bu kişiler bu yasaya destek dahi veremeyecekler. Ama her şeye rağmen güvenlik güçlerimizin kararlı mücadelesinin devamı için bizler bu yasanın yasalaşması için bu yasaya destek vermeye devam edeceğiz.

Biliyorum kafaları karışık olanlar var, buraya gelip yasaya destek verdiğini söyleyenler var ama net bir şekilde hâlâ kafaları karışık. Ama her şeye rağmen, AK PARTİ Grubunun ve bu dik duruşu sergileyen diğer milletvekili arkadaşlarımızın destekleriyle inşallah bizler bu yasayı hep beraber geçirip milletimizi bu gece rahat uyutacağız.

Ben bu vesileyle, beni dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum, yasamızın da milletimize, devletimize hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Kafamız karışık değil, biz hiçbir zaman “Bu askerimizle savaşa iyi ki girmemişiz.” demedik.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Şimdi Hükûmete söz vereceğim.

Millî Savunma Bakanı Sayın Fikri Işık.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, süreniz on dakikadır.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi, her birinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, iki gündür devam eden müzakerelerde, acaba aynı kanun tasarısı üzerinde mi konuşuyoruz diye endişe duyduğumu ifade etmek istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz de öyle.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bizim üzerinde müzakeresini yürüttüğümüz kanun tasarısı, 387 sıra sayısıyla basılıp dağıtılan Kanun Tasarısı. Bunu vurgulama ihtiyacını duydum, şundan dolayı: Burada bazı hatiplerin ortaya koyduğu argümanlar, gerekçeler, bizim bu kanun tasarısıyla uzaktan yakından alakası olmayan gerekçeler. “Bu 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın içeriği nedir?” diye sorarsak, bunu birkaç basit cümleyle ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, şu anda Türkiye bir bütün olarak terörle mücadele ediyor. Mücadele ettiği terör örgütleri, hiçbir ahlaki sınır tanımayan, insanlıktan, Müslümanlıktan, hiçbir kutsal değerden nasibini almamış örgüt ve örgütler. Bunlar için her şey meşru. Bunlar, hedeflerine ulaşmak için her vasıtayı mübah gören terör örgütleri ve Türkiye Cumhuriyeti bir bütün olarak bu mücadeleyi bu örgütlere karşı yürütüyor.

Şimdi, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de Anayasa’nın, kanunların ve diğer mevzuatın kendisine yüklediği görevler çerçevesinde teröristle mücadelede görev alıyor ve şu anda bölgede kahramanca bir mücadele yürütüyor. Bu kanunun temel amacı, bu kahramanca yürütülen mücadelede etkin koordinasyonu sağlayacak hukuki zemini oluşturmaktır; belirsizlikleri ortadan kaldırmak, net bir hukuki çerçeve çizmektir.

İkinci temel amacı da: Evet, her sabah şehit olacağını, o ihtimali göze alarak bu mücadeleyi yürüten Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımızın yarın herhangi bir haksız, yersiz ve mesnetsiz ithamla karşı karşıya kalmamaları için bunlara hukuki güvence getirmektir. Bunun yanında daha farklı düzenlemeler de elbette var. Kanun tasarısının detaylarını her bir milletvekili arkadaşımız gayet iyi biliyor.

Değerli arkadaşlarım, eğer siz bu kadar kanlı bir terör örgütüne karşı askerinizin, polisinizin, güvenlik güçlerinizin, geçici köy korucularınızın, jandarmanızın mücadele etmesini istiyorsanız elbette ki onların arkasında duracaksınız, onların istediği hukuki güvenceyi vereceksiniz. Hukuki güvence layüsel olmak anlamına gelmiyor. Hiç kimsenin hukukun dışına çıkma hakkı ve yetkisi yoktur. Bu durumda da nelerin yapılacağı bu kanun metninde açıkça yazılıdır.

Şimdi, bu kanun vesilesiyle bir algı operasyonu yürütüldüğünü de özellikle vurgulamak isterim. Bu nedir? EMASYA Protokolü ile bu kanun arasındaki ilinti veya kurulmak istenen bağlantı. Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısının, inşallah sizlerin desteğiyle kanunlaşacak olan bu tasarının EMASYA’yla uzaktan yakından alakası yoktur. EMASYA diye bu kanunla ilişki kurmaya çalışan insanlar eğer gerçekten konuyu bilmiyorlarsa art niyetlidirler.

Bakınız, bir kere EMASYA’nın en temel özelliği, her türlü toplumsal olaylarda askere müdahale yetkisi veren bir düzenleme olması. Bu kanunsa sadece ve sadece terörle mücadelede askerin icrai görev yapmasına yetki veren bir düzenleme. Her şeyden önce, bu kanunda, askerin göreve gelmesi için, operasyona gitmesi için öncelikle İçişleri Bakanlığının Bakanlar Kuruluna talepte bulunması gerekiyor. Bakanlar Kurulu karar alıyor ve bu kararda -özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum- görevin kapsamı ve süresi, görev alanı, istihbarat yetkisinin kapsamı, topçu atışı veya hava kuvvetleri unsurları gibi destek silahlarının kullanımına yönelik tahditler yani sınırlamalar, görevlendirilen birliklerin mülki amirler ve genel kolluk kuvvetleriyle ilişkileri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından alınması gereken tedbirler, icra edilecek görevlerin planlanması ve izlenmesi ile gerek görülen diğer hususlar Bakanlar Kurulu kararına bırakılmıştır. Yani, tüm inisiyatif, tüm yetki siyasi iradededir. EMASYA gibi muğlak ifadeler taşıyan bir protokol değil.

Peki, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu noktadaki görevi nedir derseniz, o da, görevlendirilecek Türk Silahlı Kuvvetlerinin çapı, teşkilatı, konuşlandırılacağı yerler, emir komuta ilişkileri, kuvvet kaydırılması ve bu kapsamda gerekli görülen diğer hususların belirlenmesi Genelkurmay Başkanlığına bırakılıyor. Takdir edersiniz ki askerî icrayı asker yapacak, bunu sivilin yapma şansı yok ama asker bu icrayı yaparken de her türlü koordinasyon, iş birliği, gözetim ve izleme de valiler tarafından yerine getirilecek. Şimdi, bunun EMASYA’yla ne alakası olabilir, size soruyorum?

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarımızın temel mantığı, siyasi iradenin tam olarak hâkim olduğu, askerî operasyonlarda sadece askerin yetkili kılındığı ama her türlü izleme ve değerlendirme görevinin de valiler tarafından olduğu bir düzenlemedir. Bu noktada, sayılan hiçbir gerekçe, EMASYA’yla ilgili hiçbir gerekçe yerinde değildir.

Bakınız, EMASYA’yla ilgili, daha önceden kurulmuş EMASYA komutanlıkları ortadan kaldırılmıştır ve bu kanun tasarısıyla, inşallah desteklerinizle kanunlaşacak bu tasarıyla da böyle herhangi bir komutanlık kurma, birlik kurma, bölük kurma gibi bir düzenleme yapılmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle “Efendim, asker dayattı da Hükûmet bunu istedi...” Hayır. Biz, bu kanunu güneydoğuda bu hain terör örgütüne karşı kahramanca mücadele eden askerimiz için, geçici köy korucumuz için, polisimiz için, jandarmamız için getiriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Evet, asker Hükûmetten talep eder. Bu, askerin en tabii hakkıdır ama siyasi irade Türkiye Büyük Millet Meclisinde tecelli eder. Biz her seçim döneminde konuşulan pek çok konuya burada cevap vermek durumunda değiliz. Sonuçta herkes konuşur, kararı millet verir ve bu Meclis de millet iradesiyle şekillenir. Biz defalarca bu konuda milletimize gittik, milletimiz de bu noktada bize gerekli yetkiyi verdi, şimdi de bu yetkiyi kullanıyoruz.

AK PARTİ iktidarı olarak en temel önceliğimiz Türkiye'nin demokratik olarak yoluna devam etmesidir. AK PARTİ demokrasiden vazgeçmiş değildir, demokrasinin güçlendirilmesi için AK PARTİ adım atmaya devam edecektir. Ancak, burada demokrasi nutukları atanların bir tek noktada, bir tek defa eli kanlı terör örgütünü eleştirmemiş olması manidardır, son derece dikkati calip bir durumdur.

Değerli arkadaşlar, neden Kızıltepe’de operasyon yok da Nusaybin’de var? Acaba bize bunu söyleyenler niye bir defa dönüp de o eli kanlı terör örgütüne “Ya, siz bu şehirleri niye işgal ettiniz? Niye sözde öz yönetim saçmalığıyla bu halkın huzurunu bozdunuz, bu halkın hayatını yaşanmaz hâle getirdiniz, bu insanları evinden çıkamaz konuma getirdiniz…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz neredeydiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Hangi egemen devlet kendi sınırları içerisinde otonom bölgeler oluşmasına müsaade eder?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakan, iktidarda kim vardı o dönemde?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Özellikle bu noktada herkesin bir kez daha öz eleştiri yapması gerekiyor. Biz sürekli öz eleştiri yaptığımız için, milletimiz bize o samimiyetten dolayı zaten desteğini veriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O noktada AK PARTİ öz eleştirisini yapabilen ve bunu samimiyetle ortaya koyan bir parti olduğu için on dört yıldır sürekli iktidarda.

Sayın Başkan, son bir noktada kısa bir açıklama yapmak isterim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakana şehirler CHP döneminde mi işgal edildi, CHP zihniyeti döneminde?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Biraz önce bir sayın grup başkan vekili Hurşit Külter’le ilgili bir soru sordu. Bu Hurşit Külter’le ilgili, bir Twitter hesabından, Özel Harekât tarafından şahsın gözaltına alındığıyla ilgili bir iddia ortaya atılmış. Bu iddiayla ilgili savcılığa müracaatta bulunulmuş. Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı bir mülkiye müfettişini bu konunun araştırılması ve incelenmesiyle ilgili görevlendirmiş, şu anda bu inceleme devam etmektedir.

Biz AK PARTİ iktidarı olarak hiçbir hukuksuzluğa tahammül etmeyiz, izin vermeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama terörle mücadelede de sonuna kadar bu mücadeleyi veririz, bu mücadeleyi veren insanların yanında ve arkasında oluruz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Bakan, Hurşit Külter’in akıbetiyle ilgili açıklama yapmadınız.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Murat Bakan, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bakan.

İzmir Milletvekili, pardon. Bakan olunca bakanlar Ankara’da tabii, ben karıştırıyorum böyle Sayın Bakan.

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün bu kürsüden ikinci konuşmam. Daha önce de ifade ettiğim gibi, terörle mücadele konusunda her tür yasal düzenlemeye en önemli insan hakkı olan yaşam hakkının korunması bakımından destek olurken güvenlik-özgürlük dengesinin gözetilmesi gerektiğini tekrar vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşulacak her şey aşağı yukarı şu saate kadar konuşuldu. Bu kanun kapsamına girmesi gereken bir husus daha var. Nedir? Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarıyla ilgili adalet mücadelesi; uzman jandarmanın, uzman erbaşın, astsubayın, askerî sivil memurun adalet mücadelesi. Ben, bir astsubay çocuğu olarak bu kürsüden astsubayların özlük haklarıyla ilgili bir konuşma yapmak istiyorum izninizle. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir astsubayın kızına yazdığı bir mektuptan kısa bir paragraf okuyacağım: “Senden özür dilerim kızım. Sana hak ettiğin koşullarda bir hayat sunamadım, her talebini karşılayamadım, iyi bir eğitim sağlayamadım. İki yılda bir gördüğüm keyfî atamalarla düzenli bir okul hayatın olmadı. Bazen kültürünü, dilini bilmediğin çocuklarla farklı farklı okullarda eğitim gördün. Hiçbir arkadaşlığın iki yıldan fazla sürmedi, hep yarım kaldın. Sana hak ettiğin bir oda veremedim. Adaletsiz lojman sistemi hayatımızı hep etkiledi. Birileri ‘Lojmanın iyisi bana mı çıkar?’ diye dertlenirken biz ‘Acaba bize lojman çıkar mı?’ diye kaygılandık. Çıkan lojmanlar ise kimsenin beğenmediği, güneşsiz, küçük, basık yerler oldu. Bazen o kötü lojmana bile muhtaç olduk. Terörün ne olduğunu öğrenemeyecek kadar küçüktün, silah sesleriyle öğrendin. Özür dilerim kızım. Her istediğinde yanında olamadım. Hep bir özlemle büyüdün. Keyfî mesailer, keyfî nöbetler, cezalar, denetleme hazırlıkları buna sebep oldu. Bazen seni ve ailemi götüremedim çalıştığım yerlere. Statümü ve rütbemi sen de taşıdın benim gibi. Serviste sana gösterilen yere oturdun. Yaşıtlarının babaları farklı rütbelerde olduğu için onlarla aynı sosyal mekânlarda oturamadın, çok sıra bekledin. Seni hak ettiğin tatile götüremedim; kamp sırası on yılda bir gelemedi, diğerleri gibi her yıl gidemedik, puanımız, kontenjanımız yetmedi. Hastalandığında A polikliniğine gidemedin, diğer çocuklar gibi güzel parklarda oynayamadın. Astsubay olduğum için özür dilerim kızım."

İşte, sorunlarını dile getirmeye çalıştığım astsubaylar bu insanlardır sevgili arkadaşlar. Görev başındakini, emeklisini ve ailelerini de hesaba katarsak 1 milyon kişilik bir ordu. Savaşta ve barışta omuz omuza çalıştıkları ve her fırsatta bir aile oldukları söylendiği hâlde, maaş ve özlük hakları ile sosyal hakları söz konusu olduğunda ayrı tutulan büyük bir kitleden bahsediyorum.

Değerli arkadaşlar, astsubaylar, bir ayın sekiz on gününü yirmi dört saat esasına göre, tek kuruş fazla mesai ücreti almadan, nöbet, tatbikat, gece eğitimi, özel görevlerle kışlada geçirirler; buna rağmen, birçok devlet memurundan daha alt derece ve kademeden göreve başlatılırlar, tek neden astsubay oluşlarıdır. Bu durum, akla, mantığa, Anayasa’ya ve hatta insanlık anlayışına aykırıdır. Diğer memurlar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ortak hükümlerinde belirtilen derece ve kademelerin -görev koşulları dikkate alınarak elbette- bir üst derecesinden göreve başlarlar, bu hak astsubaylardan esirgenmiştir. Adalet ve eşitlik gereği meslek yüksekokulu mezunu astsubayların 9’a 2, lisans mezunlarının 8’inci dereceden göreve başlatılarak adalet ve eşitlik sağlanmalıdır. Adaletsizliğin giderilmesi için 1’in 4’ündeki astsubayların 3600 olan ek göstergesi değiştirilmelidir. Orada sadece subaylara ödenen makam, temsil, kadrosuzluk, görev tazminatından astsubaylar yararlanamamaktadır.

Günümüzün koşulları ve lisans mezunlarının er olarak askerlik yapmaları dikkate alınarak astsubay meslek yüksekokulları lisans seviyesine çıkarılmalı, fakülte mezunlarının astsubay sınıf okullarına alınma işlemine devam edilmelidir. Ayrıca, sivil memurlara uygulanan sicil affının askerî personele de uygulanması eşitlik gereğidir.

Sevgili arkadaşlar, pazar günü evlenip pazartesi günü göreve gitmek zorunda kalan, çocuklarının doğumunu çoğu kez göremeyen, yirmi yılda 10 ayrı yere tayin edilen, yirmi beş yılda çalışma hayatlarının üç buçuk yılını nöbette, üç yılını fazla mesai yapmakla geçiren 100 bine yakın bir kitlenin sorunlarını dile getirdim. Cepheye sürdüğümüz bu insanların sorununu çözmek siyasi iktidarın görevidir. Hükûmeti huzurlarınızda göreve davet ediyorum. Daha önce de ifade ettiğim gibi, eri erden ayırmak ordumuza da ülkemize de insanlığa da yakışmaz. Bu bir vesile oldu, Sayın Başbakanımız burada, umarım astsubayların sorunlarının çözülmesi için kendisi de gayret sarf edecektir.

Bu duygularla yüce Meclisi saygıya selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.34

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemin 2’nci sırasına alınan Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/726) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 400)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların olmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince Sayıştay Başkanı seçimini yapmak ve kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 23 Haziran 2016 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 01.37



(x) (10/239) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) 402 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) 387 S. Sayılı Basmayazı 21/6/2016 tarihli 104’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.