TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 102’nci Birleşim

                                                                                      15 Haziran 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, tarihî yarımadayla ilgili sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, ihracat ve teşvik sistemindeki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, ülkemizde yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi birçok sorunun temelinde çağ dışı eğitim sisteminin olduğuna ve liselerde başlayan hareketin eğitim sistemindeki sorunların tartışılmasına fırsat yaratmasını dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un bazı ifadelerine ve kimsenin Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti kaldırmaya ve Atatürk’ü gönüllerden silmeye gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

3.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, başkanlık sistemine dayanan özgürlükçü, katılımcı yeni anayasaya destek verilmesini istediğine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Osmangazi ilçesinde velilerin itirazlarına rağmen 9 okulun imam-hatip okuluna dönüştürülmeye çalışıldığına ve zorbalıkla halka istemediği şeylerin dayatılmasına karşı her zaman mücadele edeceklerine ilişkin açıklaması

5.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay’da ihracata yönelik yatırımı ve üretimi teşvik etmek ve doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandıracak bir serbest bölgenin açılması için gerekli çalışmaların başlatılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

7.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, son günlerde proje okulları bahane edilerek liselerde gerçekleştirilen eylemlerin bir oyunun parçası olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Hamzacık’ta bir işletmede şarbon hastalığı nedeniyle 100 civarında büyükbaş hayvanın telef olduğuna ve hastalık bu boyutlara gelinceye kadar neden fark edilemediği ve hastalığın ithal edilen hayvanlarla bir ilgisinin olup olmadığı gibi konuların açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Aile Sosyal Destek Programı kapsamında sözleşmeli personel alımı başvuru aşamalarına ilişkin açıklaması

10.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, yaşanan bunca kan ve gözyaşının sorumlusunun Cumhuriyet Halk Partisi değil, Oslo’da PKK’yla görüşen, Dolmabahçe’de mutabakat imzalayan, Habur’da terörist karşılama törenleri düzenleyen, Suriyeli teröristleri misafir gibi ağırlayanlar olduğuna ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, Gezi kalkışmasını hortlatamayanların eğitimin en hassas dönemindeki gençleri kullanarak onları sokağa dökmek istediklerine ilişkin açıklaması

12.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hatay ilinde Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesinden dolayı yoğunluk nedeniyle hastanelerde yeterli hizmet verilemediğine ve bu yetersizlikten kaynaklanan tedavi sorunlarını ve ölümleri engellemek amacıyla nasıl bir çalışma yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, demir çelik sektöründe uzun süreden beri büyük bir kriz yaşandığına ve Hükûmetin bu konuda hangi önlemleri aldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir televizyon programında sarf ettiği başkanlık modeliyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un bazı ifadelerine ve dünyaya mal olmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini Anayasa’dan çıkarmaya hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, AKP’nin siyasi ideolojisini hayatın her alanına sokma girişimine ülkenin en köklü ve başarılı liselerinde de devam ettiğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Hükûmetin, ülkenin gerçek gündemiyle meşgul olmadığına, tüketim ve borçlanmaya dayalı sanal bir büyüme modeliyle Türkiye ekonomisinin giderek üretimden uzaklaştığına ve özel sektörün dış borçlarına ilişkin açıklaması

18.-  İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, son günlerde liselerde öğrencilerin demokratik, laik, bilimsel eğitim talepleriyle bildiri yayınlamalarının bile iktidar partisi mensuplarında bir rahatsızlık yarattığına, biat ve itaat eden değil, sorgulayan ve eleştiren bir gençliğin Türkiye'nin geleceği olduğuna, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’ne ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran direnişinın 46’ncı yıl dönümüne, AKP Hükûmetinin talimatlarıyla yürütülen siyasi soykırım operasyonlarının devam ettiğine ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve beraberinde bulunan 2 Meclis çalışanının Muş’ta bir polis saldırısıyla karşı karşıya kaldıklarına ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, eğitime bakışlarının fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek olduğuna, eğer birtakım merkezler organize bir biçimde liselileri sokağa dökmek istiyorlarsa bunun eğitime değil hukuka ilişkin bir mesele olduğuna ve AK PARTİ’nin ne Atatürk’le ne laiklikle hiçbir problemi olmadığına ilişkin açıklaması

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Ezilenlerin Sosyalist Partisine yönelik operasyonlar kapsamında Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın ikametgâh adresi olarak göstermiş olduğu eve yönelik bir baskın yapıldığına ve bu baskınlar karşısında asla yılmayacaklarına ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, devletin terörle mücadele adı altında herkesi potansiyel terörist algısı içinde değerlendirmesinin kabul edilemez olduğuna ve Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın evine baskın yapıldığı iddiaları konusunda Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor’un, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar konusunda tamamen insani yaklaşımda bulunduğuna ve uluslararası anlaşmaları gereği kapılarını açtığına ve barınma merkezlerinin durumuna ilişkin açıklaması

26.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, Van Milletvekili Lezgin Botan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın, deprem konusunda Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı olarak yapılan faaliyetlere ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, AK PARTİ Grubundan bazı milletvekillerinin kürsüde konuşma yapan milletvekiline karşı sergiledikleri tutumu kınadığına ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner’in, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliğinden (4/45), Balıkesir Milletvekili Kasım Bostan’ın KİT Komisyonu üyeliğinden (4/44) istifalarına ilişkin önerge yazısı

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 22 milletvekilinin, süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/229)

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet ve 21 milletvekilinin, Türkiye'de engelli rehabilitasyon merkezleri, bakımevleri ve çocuk yuvalarında istihdam edilen personelin niteliğinin ve bu kurumlarda yaşanan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/230)

 

3.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya ve 23 milletvekilinin, çalışma hayatıyla ilgili mevzuattan kaynaklanan sendikasızlaştırma yöntemlerinin ve bu nedenle ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/231)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Siirt Milletvekili Besime Konca ve arkadaşları tarafından, Suriyeli mülteciler için yapılacak barınma merkezi için yeni bir alanın belirlenmesi amacıyla 6/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekili tarafından, Elâzığ ve çevre illerde yaşanacak olası bir depremle ilgili yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 6/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.-  Avrupa Birliği Uyum Komisyonu; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile  Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan üyeliklere seçim

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Brunei Sultanlığı Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticaret ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/573) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 263)

 

 

 

15 Haziran 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Her zamanki gibi, sayın milletvekilleri, biraz sessizlik rica ediyorum.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, tarihî yarımadayla ilgili sorunlar ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Selina Doğan’a aittir.

Buyurun Sayın Doğan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Doğan, bir dakika rica edeceğim.

Sayın milletvekilleri, lütfen, sohbete kulislerde devam edebilirsiniz. Rica ediyorum...

Sanıyorum boşu boşuna yapıyorum bu ikazı.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Buyurun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Doğan.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, tarihî yarımadayla ilgili sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, sadece İstanbul’un, sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın en önemli tarihî yapılarını barındıran ve bugün neredeyse can çekişen tarihî yarımada ve tarihî yarımadada binlerce yıldır sürdürülen kuyumculuk mesleğinin içinde bulunduğu durumu anlatmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ancak sözlerime geçmeden önce, budan üç gün önce Amerika’nın Orlando kentinde LGBTİ bireylere yönelik gerçekleştirilen nefret katliamını kınıyorum. Ve yine, ülkemizde LGBTİ örgütleri, bu yıl da geçmiş yıllarda olduğu gibi “Onur Yürüyüşü” adını verdikleri yürüyüşü gerçekleştirmeye karar verdiler. Geçtiğimiz yıl çok ağır müdahalelerle karşılaştılar polis tarafından, biz bu görüntülerin tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Ayrıca, basına yansıdı, kendilerine yönelik, yaşam haklarına yönelik çok ciddi tehditler var. Buradan İstanbul Valiliğine ve İstanbul Emniyet Müdürlüğüne, bu en temel demokratik haklarını gerçekleştirmeleri için gerekli sorumluluğu almaları gerektiğini bir kere daha hatırlatmak istiyorum ve şimdi, tarihî yarımadanın sorunlarına devam ediyorum.

Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan İstanbul, kültürel birikimi ve zamana meydan okuyan antik ve mimari şaheserleri sayesinde her yıl dünyanın farklı ülkelerinden gelen milyonlarca turisti ağırlıyor bildiğiniz gibi.

Bugün, bu bölgedeki Kapalıçarşı başta olmak üzere tarihî yarımada çarpık kentleşme, beton yığınları ve seyyar satıcı işgali altında maalesef. Dünyaya mal olmuş ünlü mimarların elinden yükselen Roma, Yunan, Bizans ve Osmanlı mimarilerinin eşsiz örneklerini sergileyen tarihî yapılar hâlâ zamana meydan okuyor ancak bu yapılar hor kullanma ve çevresel faktörlerin de etkisiyle âdeta sahipsiz kalmış durumda.

Tarihî yarımada SOS veriyor değerli milletvekilleri, buraya neşter vurma zamanı çoktan geldi, hatta geçiyor. Tarihî yarımadanın tüm insanlığın ortak değeri olan eserlerini yeniden ortaya çıkarma ve tarihi aslına döndürme zamanı geldi.

Değerli milletvekilleri, tarihî yarımadanın tümünü içeren bütünlüklü bir yönetim anlayışının hayata geçirilmesi zorunluluk hâline gelmiş bulunuyor. Bu yönetim bir an evvel şu önlemleri almalı:

Bölgede turizm yatırımlarının teşvik edilip çeşitli standartlar çerçevesinde yeni ve çağdaş işletmelerin önü açılmalı.

Sağlıksız şartlarda ve hijyenin yeterli olmadığı balık ekmekçiler, restoranlar için standartlar belirlenmeli ve bunların denetimi yapılmalı.

Tarihî yarımada seyyar satıcılar tarafından maalesef işgal edilmiş durumda. Belgesellerde gördüğümüz üçüncü dünya ülkesi görüntüsüne son verilmeli.

Işıklı tabelalar ve klimalar görüntü kirliliği yaratıyor maalesef. Tinerciler turistlerin önünü kesip para istiyorlar, hepiniz biliyorsunuz. Bir an önce bu sorunlara çözüm üretilmeli, tinerciler rehabilite edilmeli.

Tarihî yarımada kimliğiyle uyuşmayan, küçük sanayi, imalat, depolama gibi işlevlerden arındırılmalı; bu esnaf mağdur edilmeden başka bölgelere taşınmalı.

Uzun vadede, yarımada lastik tekerlekli ulaşım terk edilerek trafikten arındırılmalı; hafif raylı sistem, yürüme ve bisiklet rotaları gibi alternatif ulaşım seçenekleri sunulmalı.

Tarihî yarımada ülkemizin, deyim yerindeyse, misafir odası, Türkiye’nin vitrini. Ancak, bu bölgede çalışan taksicilerin turistlere karşı sergilediği tavır ne misafirperverliğimizle ne de ülke imajımızla bağdaşıyor. Kapalıçarşı’nın kapısından Eminönü Meydanı’na turistler 150-200 liraya taşıtılıyor. Bu sorun hemen her platformda dile getirilmiş olmasına rağmen, maalesef bugüne kadar bir önlem alınmadı.

Tabii, tarihî yarımadadan bahsedip kuyumculuğun problemlerinden bahsetmemek olmaz, malum kuyumculuğun kalbinin attığı bir bölge tarihî yarımada. Kuyumculuk altı bin yıllık geçmişi olan bir meslek. Atölyecisinden toptancısına, mıhlayıcısından sadekârına, perakendecisinden ihracatçısına kadar, tek göz küçük atölyecisinden büyük kuyumcu fabrikalarına kadar yaklaşık 1,5 milyon kişiyi istihdam eden bir sektör.

Ticaret odası kuyumcu olmak için sadece vergi kaydını yeterli görürken, kuyumcu odaları ise haklı olarak ustalık belgesi arıyor. Durum bu olunca, yılların emeğini ve ustalığını gerektiren kuyumculuk sektörüne parası olan herkes giriş yapabiliyor ve mesleğin genlerine işlemiş Ahilik kültürü ve bu kurallardan yoksun yeni kuyumcular ortaya çıkmış oluyor. Sektör giderek kan kaybediyor ve deyim yerindeyse can çekişiyor, enerjisini ve ustalarını yitiriyor. Bu gidişe idarenin el atarak bir an önce dur demesi gerekiyor.

Sektörün sorunlarının tek elden çözülmesi, mesleğe gireceklerin yaptıkları üretimin tek elden kontrol edilmesi, lisanslanması ve ayrıca mesleği anlayan kişiler tarafından yapılmasını sağlayarak belgelendirilmesi için Türkiye Kuyumcular Birliği örgütlenmesinin gerçekleşmesi gerekiyor ve yine, mesleği disipline ve kontrol eden kuyumculuk meslek kanunu ve yönetmeliklerinin de bir an önce yürürlüğe girmesi gerekiyor.

Kuyumculuğun en önemli sorunlarından biri de ayarevleriyle ilgili. 2008 yılında yapılan düzenlemeye göre, Türkiye’de standart…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğan, teşekkür ederim.

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Mümkün değil.

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Peki.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Doğan. (CHP sıralarından alkışlar)

Gündem dışı ikinci söz, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü münasebetiyle söz isteyen Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Taşcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Azerbaycan’ın Millî Kurtuluş Günü vesilesiyle söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Azerbaycan’la tek millet olarak her alanda birbirine destek veren kardeş iki ülkeyiz. Ortak soy, dil, inanç, kültür, tarih, örf ve âdetler bu kardeş iki ülkeyi birbirine bağlamaktadır. Azerbaycan ile Türkiye’nin kardeş ülke olmasının temelinde tarihî bağlar, karşılıklı girişimler ve sarsılmaz irade bulunmaktadır. Azerbaycan lideri Haydar Aliyev’in seslendirdiği “Bir millet, iki devlet.” ifadesi, iki devletin kendine özgü özelliklerinin bariz bir yansımasıdır.

Azerbaycan’ın Anadolu’da yaşayan kardeşlerine yönelik münasebeti, Mustafa Kemal Atatürk tarafından da “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir.” şeklinde ifade edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Azerbaycan ve Türkiye, dün olduğu gibi bugün de omuz omuza, birlikte hareket ederek her türlü zorluğun üstesinden gelmektedir. Birinci Dünya ve Çanakkale savaşlarında Azerbaycanlı gönüllü kardeşlerimiz Türk kuvvetleriyle birlikte savaşarak büyük kahramanlık göstermişlerdir. Zamanında, Bakü’yü işgal eden Ermeni Taşnakları, Bolşeviklerin yardımıyla 1918 yılının Mart ayında Azerbaycanlılara karşı soykırım gerçekleştirip on binlerce soydaşımızı hunharca öldürdüğünde, Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycanlı kardeşlerin yardımına gelmiştir. Bunu hazmedemeyen Bolşevik Rusyası…

BAŞKAN – Sayın Taşcı, bir dakika…

Sayın milletvekilleri, büyük bir uğultu var salonda. Rica ediyorum, lütfen…

ATİLA SERTEL (İzmir) – O köşede geniş bir sohbet var.

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın milletvekilleri, sohbetinize lütfen kulislerde devam ediniz. Lütfen…

Buyurun Sayın Taşcı.

Sürenize ekleyeceğim.

ERGÜN TAŞCI (Devamla) – Bunu hazmedemeyen Bolşevik Rusyası 27 Nisan 1920’de Azerbaycan millî hükûmetini işgal yoluyla devirmiş, kitlesel tutuklamalar ve katliamlar yapmıştır. Bunun neticesinde, Azerbaycan halkı yetmiş yıl boyunca büyük acılar yaşamış, sefalet ve yoksulluk içerisinde kalmıştır. Tarihler 1991 yılını gösterdiğinde, Azerbaycan tam yetmiş bir yıl sonra bağımsızlığını yeniden kazanmış ve Azerbaycan’ı tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştur. 1993 yılında Azerbaycan’da yaşanan iç savaş ve karmaşa ortamında, halk ve iktidar tarafından Azerbaycan millî lideri Haydar Aliyev Nahcivan’dan Bakü’ye davet edilmiş ve ali Meclisin Başkanı olarak seçilmiştir. Azerbaycan’ın kaderinin değiştiği bu tarihten itibaren, Aliyev’in liderliği sayesinde Azerbaycan’da kargaşa ve iç savaş sona ermiştir. Bu nedenle, bu tarihî gelişme Azerbaycan halkı tarafından Millî Kurtuluş Günü olarak ilan edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen zaman içerisinde Türkiye ve Azerbaycan arasında siyasi, askerî, iktisadi, sosyal alanda ortak adımlar atılmış, bölgesel ölçekte önemli projeler gerçekleştirilmiştir. İki ülke arasında uluslararası ve bölgesel platformlarda mevcut olan yapıcı iş birliği ve dayanışma hemen her konuda kendisini göstermiş, Türkiye Azerbaycan’ı, Azerbaycan da Türkiye’yi desteklemiştir. Bu bağlamda, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’da Ermenilerin ayrılıkçı faaliyetlerine destek verdiği ve Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal ettiği Karabağ sorununda Türkiye her platformda Azerbaycan’ın haklı davasını savunmuştur. Çünkü, Dağlık Karabağ sorunu sadece Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerin Güney Kafkasya’da uyguladığı jeopolitik egemenlik mücadelesinin bir parçasıdır.

Diğer taraftan, son iki yüz yılda Türkiye ve Azerbaycan farklı tarihî gelişmelere tanıklık etseler de 20’nci yüzyılın başlarından itibaren her iki devlet Ermeni sorunuyla uğraşmak zorunda kalmıştır. Yüz bir yıl önce Birinci Dünya Savaşı’nın çok özel koşullarında yaşanan ve Türkler ile Ermenilerin karşılıklı olarak büyük acılar yaşamasına neden olan 1915 olaylarına ilişkin değişik ülkeler tarafından kabul edilen sözde Ermeni soykırımı tasarıları taraflı ve tarihî gerçeklerden uzak bir yaklaşımla kaleme alınan, siyasi istismar malzemesi yapılan utanç vesikalarıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle Azeybaycanlı kardeşlerimizin 15 Haziran Millî Kurtuluş Günü’nü tekrar kutlar, Azerbaycan’ın bağımsızlığında çok önemli rol üstlenmiş olan ve “Yükselen bayrak bir daha inmez.” diyen Mehmet Emin Resulzade’yi, Kafkas İslam Ordusunun kahramanı, Komutanı Nuri Paşa’yı, 1991’de yeniden bağımsızlığını kazanan Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’i, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi “Tek millet, iki devlet.” özdeyişiyle sembolleştiren, modern Azerbaycan’ın mimarı Haydar Aliyev’i, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşcı.

Gündem dışı üçüncü söz, ihracat ve teşvik sistemine ilişkin gelişmeler hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, ihracat ve teşvik sistemindeki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ihracat ve teşvik sistemindeki gelişmeler üzerine gündem dışı söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sözde Avrupa’nın en hızlı üçüncü büyümesi olan birinci çeyrek büyüme rakamlarının açıklanmasının hemen ardından, ekonomide teşvike ilişkin birtakım tedbirler alınmak zorunda olunduğu itiraf edilmiştir. Ekonomiyi normal akışı içerisinde yönetemeyen AKP’dir. Kriz yaşayan bazı ülkelerde yabancı yatırım çekmek ve üretim ihracatının önünü açmak için uygulanan olağanüstü teşvik tedbirlerinin devreye sokulması zorunluluk hâline gelmiştir. Şayet ekonomide her şey güzel ve yüzde 5 büyüyorsak bu tedbirleri niçin acilen alma ihtiyacını duyduk? Bu tedbirler ülkemize, vergi mükelleflerine neye mal olacak, bunu biliyor muyuz? Bu tedbirler ekonomiyi canlandırmak için mi yoksa bir kesime ayrıcalıklı imkânlar tanımak için mi hayata geçirilecektir? Ekonomide eşitlik, adalet ve rekabet anlayışı zarar görecek midir? Dış ticaret ve yatırım politikaları açısından yara bandı mahiyetindeki tedbirlerin değil, son derece köklü ve radikal tedbirlerin alınması gerekmektedir. Tıkanan ihracat pazarları, yükselen kur ve enflasyon, dış kaynak bağımlılığı ile özel sektörün dış borcu ekonomideki en büyük risk ve kırılganlık unsurudur. İhracat kan kaybetmiştir. AKP’nin dışa bağımlı ekonomi politikaları ve hatalı dış politika nedeniyle tıkanan ihracat pazarları Türkiye ekonomisi için alarm zillerini çaldırmaktadır. AKP, daha iki yıl önce yürürlüğe giren planda 277 milyar dolar hedeflediği ihracatı, orta vadeli programda 70 milyar dolar geri çekmiştir.

Değerli milletvekilleri, AKP döneminde sadece güneydoğuda hendekler kazılmamıştır, dış ticarette ve ekonomide de hendekler kazılmıştır. İhracatımız, dâhilde işleme rejimine göre çok yüksek oranda bağımlı hâle gelmiştir. Yatırımlar, imalat sanayisinden üretken olmayan alanlara kaydırılmıştır. İmalat sanayisinin millî gelir içindeki payı yüzde 15’ler düzeyine inmiştir. Âdeta sanayisizleşme stratejisi izlenmiştir. Üretimin, ihracatın teknoloji seviyesi düşmüştür.

Dış ticaretin başka kanayan bir yarası dâhilde işleme rejimidir. On üç yılda, ihracatın bazı sektörlerinde yüzde 70’ini kapsayacak boyutlara ulaşmış vaziyettedir. Yıllık kayıp, iş adamlarına göre 15 milyar dolardır. Kapatılan belge sayısının tüm belgelere oranı daha önceki yıllarda yüzde 70’ler düzeyindeyken bu, 2015’te yüzde 8’ler düzeyine inmiştir.

AKP Hükûmetinin özellikle son beş yılda ortaya koyduğu dış politika, vizyonsuz yaklaşım, Türkiye’yi ve dünyada bölgemizi yalnızlaştırmış ve itibarsızlaştırmıştır. Bu durum, son üç yılda, sadece ihracatçılarımıza maliyet olarak yaklaşık 15 milyar dolar yansımıştır. En fazla ihracat yaptığımız ilk 15 ülkenin 5’iyle kavgalı hâle geldik. Türkiye, artık kavgalı olduğu bu ülkelerden artık ihale alamıyor, bu ülkelerden Türkiye’ye turist gelmiyor. AKP, ülkeye gelen doğrudan yatırımların çok büyük oranda azalmasına da sebep olmuştur. Yılın ilk dört ayında yabancıların doğrudan yatırımlarında yüzde 45 azalma vardır.

Millî gelirde yatırımların katkısı negatiftir; tüketimle büyüyoruz. AKP Hükûmeti, Yatırım Teşvik Sistemi’ni 2012 yılından bu yana 3 kez değiştirmiştir ancak teşvik sisteminde hedefler tutturulamamıştır, yüksek katma değerli stratejik yatırımların artırılması sağlanamamıştır, ileri teknoloji ürünlerinin payı artırılamamıştır. Bölgelere göre baktığımızda, verilen teşvik belgelerinin yüzde 77’si 1’inci, 2’nci, 3’üncü bölgelere verilmiştir; sabit yatırımların yüzde 60’ı bu 3 bölgededir, teşvikli yatırımlarda yaratılan istihdamın yüzde 67’si yine bu 3 bölgededir. 4, 5, 6’da yatırımlar özendirilememiştir.

Şimdi burada ifade etmek istediğim şu: Yatırımcı, ne pahasına olursa olsun, teknoloji transferine yüksek teşvik verilmesini istemektedir. Şimdi “2023 hedefleri namus borcu oldu.” diye beyanat veriyor bakanlar; gerçekten, daha önce “Hayal oldu.” diye beyanat veriyorlardı. Şimdi bakanlar ne diyeceğini bilmiyor, artık bunların hedef olmaktan çıktığı da kesin.

Ben hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim, daha sonra da grup başkan vekillerine yine yerlerinden iki dakika söz vereceğim tabii ki sisteme girerlerse.

Sayın Engin, buyurun, sizden başlıyoruz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, ülkemizde yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi birçok sorunun temelinde çağ dışı eğitim sisteminin olduğuna ve liselerde başlayan hareketin eğitim sistemindeki sorunların tartışılmasına fırsat yaratmasını dilediğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin baskıya boyun eğmeyeceklerini açıklayan bildirilerine son birkaç günde onlarca liseden destek geldi. Bugün ülkemizde yaşadığımız ekonomik, sosyal ve siyasi birçok sorunun temelinde geleceğimizi ipotek altına alan çağ dışı eğitim sistemi bulunmakta. Gelişmiş ülkeler gençlerine en iyi eğitimi verebilmek, bilimde, teknolojide dünyada en iyi sıraya gelebilmek için kıyasıya bir rekabet içindeyken, bizim ülkemizde AKP Hükûmeti kadınlara “Daha çok çocuk doğurun.” çağrısı yapıyor ve eğitimde kaliteyi artırmayı değil, sorgulamayan, düşünmeyen, biat eden nesiller yetiştirmeyi hedefliyor. Hâlbuki, okul öncesi dönemden yükseköğretime kadar tüm eğitim sistemimizin a’dan z’ye yeni baştan reforme edilmesi, sorgulayan, araştıran, özgürce düşünen yaratıcı nesillerin hedeflenmesi gerekli. Liselerimizde başlayan bu hareketin eğitim sistemimizdeki sorunların tartışılmasına fırsat yaratmasını diliyorum.

Meclisten tüm liselerimize selam olsun.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un bazı ifadelerine ve kimsenin Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti kaldırmaya ve Atatürk’ü gönüllerden silmeye gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Üzüntüyle görüyorum ki Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyet büyük bir tehdit altındadır. Yapılan açıklamalar da bunu teyit eder niteliktedir. Yeni anayasa hazırlıklarında Atatürk’ün izlerinin silinmeye çalışıldığı görülmektedir. Bir televizyon kanalında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, yeni anayasada Atatürk ideolojisine atıfta bulunulmayacağını açıklaması, kaygılarımızı daha da derinleştirmiştir. Açıklamaya göre, Anayasa’nın giriş kısmında, sadece Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri olduğu belirtilecektir.

Ben de diyorum ki: Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti kaldırmaya, Atatürk’ü de gönlümüzden silmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

3.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, başkanlık sistemine dayanan özgürlükçü, katılımcı yeni anayasaya destek verilmesini istediğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kılıçdaroğlu bir televizyon kanalında “ABD’deki gibi başkanlık sistemi getirecekseniz, buyurun getirin, oturalım, tartışalım.” demişti. Sayın Başbakanımız da üniter yapı korunmak şartıyla, Amerikan başkanlık sistemi için “Biz buyurduk, siz de buyurun. Hodri meydan!” dedi. Bunun üzerine, her zaman alışkın olduğumuza benzer manevrayla, Kılıçdaroğlu “Atalarımızın kurduğu, yetiştirdiği parlamenter sistemi istiyoruz. Hodri meydan!” demiştir. Tüm bunlar, CHP’nin yeni anayasa ve başkanlık sistemi hususunda yol haritası olmadığı gibi, kafasının da oldukça karışık olduğunu göstermektedir. Asıl amaç ise millî iradenin kayıtsız ve şartsız egemenliğini sağlayacak başkanlık sistemine dayalı yeni anayasayı engellemektir.

Bu vesileyle, başkanlık sistemine dayanan özgürlükçü, katılımcı yeni anayasaya destek istiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kayışoğlu…

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Osmangazi ilçesinde velilerin itirazlarına rağmen 9 okulun imam-hatip okuluna dönüştürülmeye çalışıldığına ve zorbalıkla halka istemediği şeylerin dayatılmasına karşı her zaman mücadele edeceklerine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Bursa’da Osmangazi ilçesinde 9 okul, velilerin itirazlarına rağmen, imam-hatip okuluna dönüştürülmeye çalışılıyor. Bununla ilgili olarak, dün Akpınar’da veliler demokratik haklarını kullanarak bir imza standı açıyorlar ve Osmangazi Belediyesine bağlı zabıta ekipleri görevlerini aşarak bu velilere müdahale ediyorlar. Bunun da ötesinde, bu da yetmezmiş gibi “Pazarcıları üzerinize salarız.” gibi tehditlerde bulunuyorlar.

Şunu herkesin bilmesini isteriz ki biz, bu zorbalıklara karşı, her zaman, hakkını arayan vatandaşlarımızın yanında olacağız ve zorbalıkla halka istemediği şeylerin dayatılmasına karşı da her zaman mücadele edeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Topal…

5.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay’da ihracata yönelik yatırımı ve üretimi teşvik etmek ve doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandıracak bir serbest bölgenin açılması için gerekli çalışmaların başlatılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bilindiği gibi, Hatay ilimiz hem Türkiye’nin en büyük limanlarından birisine hem de iki önemli gümrük kapısına sahiptir. Ancak, Suriye’deki savaş nedeniyle sınır kapıları kapanmıştır. Ekonomisinde gerileme yaşanan Hatay ilimizin ekonomisinin yeni projelerle canlandırılması elzemdir. Bu nedenle, Hatay’da birçok idari ve hukuki düzenlemelerden muaf olan ve yatırımcıları bölgeye yönlendirebilecek bir serbest bölgenin açılması Hatay ilimize yapılacak önemli desteklerden birisi olacaktır. İhracata yönelik yatırımı ve üretimi teşvik etmek ve doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandıracak bir serbest bölgenin açılması için gerekli çalışmaların başlatılmasını talep etmekteyim.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Durmuşoğlu…

6.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün “iki devlet, tek millet” diye andığımız, “gardaş” diyerek her zaman bağrımıza bastığımız Azerbaycan’ın Millî Kurtuluş Günü’dür. Büyük bedellerle 1991 yılında devlet egemenliğini yeniden gerçekleştiren Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Millî Kurtuluş Günü’nü yürekten kutluyorum. Azerbaycanlı kardeşlerimiz artık zor günleri geride bırakmış, gerek ülke içinde gerek bölgesel ve uluslararası düzeyde başarılı bir devlete sahip olmanın haklı gururunu yaşamaktadır.

Bununla birlikte, Azerbaycan topraklarının beşte 1’inin hâlen Ermenistan’ın işgali altında olduğunu, 1 milyonu aşkın Azerbaycanlının yerlerinden edildiğini de asla unutmuyoruz. Ermenistan’ın çeyrek asra yakın bir süredir işgal ettiği Azerbaycan topraklarından bir an önce çekilmesi yönündeki çağrımızı bu vesileyle bir kez daha tekrarlıyoruz. Her zaman olduğu gibi, bu haklı davada Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle başta Hocalı katliamında olmak üzere, bugüne kadar vatanı uğruna hayatını feda eden Azerbaycanlı kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, Azerbaycan halkını muhabbetle selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

7.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, son günlerde proje okulları bahane edilerek liselerde gerçekleştirilen eylemlerin bir oyunun parçası olduğuna ilişkin açıklaması

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son günlerde proje okulları bahane edilerek liselerde gerçekleştirilen eylemler bir oyunun parçasıdır. Bu ülkede 1980 yılında liseli gençliğin üzerinde bir oyun tertiplendi, neticesinde görüşüne bakılmaksızın on binlerce gencimiz sokaklara, sonrasında da cezaevlerine mahkûm edildiler. Dün Meclisimizin çatısı altında bulunan CHP’li bazı milletvekillerinin de destekleyici açıklamaları tarihten ders alınmadığının bir göstergesidir. Gençler üzerinde bir oyun tertiplemeye çalışanlar şunu iyi bilmelidir: Biz onlar gibi Meclis çatısı altında anarşi hareketlerini destekleyici selamlar göndermiyoruz, bunun yerine bilinçli gençler yetiştirmek ve provokasyonu önlemek adına onları uyarıyoruz.

12 Eylül 1980 darbesinde mağdur olan bir ailenin ferdi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir mensubu olarak bu girişimleri kınıyor ve genç kardeşlerime sesleniyorum: Siz bu ülkenin geleceğini yönlendireceksiniz. Sizin işiniz sokaklar değil, ilimle, irfanla. Siz kendi değerlerinize sahip çıkarken her türlü yeniliğe de açık bireyler olarak yetişmelisiniz. Bir elinizde Kur’an, bir elinizde bilgisayar olmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Akın…

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Hamzacık’ta bir işletmede şarbon hastalığı nedeniyle 100 civarında büyükbaş hayvanın telef olduğuna ve hastalık bu boyutlara gelinceye kadar neden fark edilemediği ve hastalığın ithal edilen hayvanlarla bir ilgisinin olup olmadığı gibi konuların açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Balıkesir Dursunbey ilçemize bağlı kırsal mahallelerimizden Hamzacık’ta bir işletmede şarbon hastalığının görüldüğü, bu nedenle 100 civarında büyükbaş hayvanın telef olduğu ve bölgenin karantinaya alındığı ilçe kaymakamı tarafından açıklandı. Şarbonun hayvancılığımız açısından çok önemli bir hastalık olduğu ve bulaşıcı olduğu, hatta zoonoz hastalıklardan olduğu için insanlara da bulaşacağı bilinmektedir.

Balıkesir ekonomisinde hayvancılığın çok önemli bir yeri vardır. Balıkesir, hayvan potansiyeli en yüksek illerimiz arasında yer alıyor. Hamzacık’ta 100 büyükbaş hayvan telef olana kadar bu hastalık neden tespit edilememiştir? Şarbon Hastalığına Karşı Korunma ve Mücadele Yönetmeliği şarbon hastalığından şüphe edilmesi durumunda bile bir dizi önlemler alınmasını zorunlu kılıyor. Hastalık bu boyutlara gelinceye kadar neden fark edilememiştir? Bu hastalığın ithal edilen hayvanlarla bir ilgisinin olup olmadığı gibi konuların açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kuyucuoğlu…

9.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Aile Sosyal Destek Programı kapsamında sözleşmeli personel alımı başvuru aşamalarına ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Aile Sosyal Destek Programı kapsamında sözleşmeli personel alımı için başvurular alındı. Bu başvurularla ilgili bazı il müdürlüklerinin İnternet sitelerinden duyuru dahi yapmadıkları, bazılarında ise duyuruların hafta sonuna denk getirilerek bir iki gün içinde sitelerden kaldırıldığı, il müdürlüklerinin bir kısmının ön başvurular sonucundaki mülakat listelerini puansız liste şeklinde neye göre listelendiği belli olmadan açıkladıkları görüldü. Bu durum, projenin ön başvuru aşamasının dahi ne kadar şaibeli yürütüldüğünü gözler önüne sererken mülakatlarda sorulan “3 çocuğu düşünüyor musunuz?”, “Türkiye’nin Suriye politikasını doğru buluyor musunuz?”, “Başkanlık sistemi ülkemiz için iyi olur mu?”, “‘Dünya beşten büyük.’ sözü kimindir?”, “Sakal okutma nedir?” gibi sorular da kafalarda başka soru işaretleri oluşturmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

10.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, yaşanan bunca kan ve gözyaşının sorumlusunun Cumhuriyet Halk Partisi değil, Oslo’da PKK’yla görüşen, Dolmabahçe’de mutabakat imzalayan, Habur’da terörist karşılama törenleri düzenleyen, Suriyeli teröristleri misafir gibi ağırlayanlar olduğuna ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkeyi yönetenler, terör batağına sürükleyenler, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, bir yılda 540’ı şehit olmak üzere toplam bin kişinin ölmesinden Cumhuriyet Halk Partisini sorumlu tutmaktadır. Yaşanan bunca kan ve gözyaşının sorumluları Oslo’da PKK’yla görüşen, Dolmabahçe’de mutabakat imzalayan, Habur’da terörist karşılama törenleri düzenleyen, PKK’yla görüşüp “Görüşen şerefsizdir.” diyen, IŞİD’e MİT tırlarıyla silah gönderen, Suriyeli teröristleri misafir gibi ağırlayan, örgütler bomba ve silah yığarken görmezden gelen, diktatör olma hevesiyle istediği 400 milletvekilini çıkaramadığı için ülkeyi kan gölüne döndürenlerdir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yıldırım…

11.- İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım’ın, Gezi kalkışmasını hortlatamayanların eğitimin en hassas dönemindeki gençleri kullanarak onları sokağa dökmek istediklerine ilişkin açıklaması

HURŞİT YILDIRIM (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; son dönemde, Gezi kalkışmasını hortlatamayanların eğitimin en hassas dönemindeki gençleri kullanarak onları sokağa dökmek istediklerini ibretle izliyoruz. 2000’in başlarında doğmuş çocuklarımıza geçen yüzyılın darbelerle çürüttüğü köhnemiş görüşlerini kimse dayatamaz. Liselileri tahrik edip sokağa dökmek isteyenler sokaktan değil, sandıktan çıkmayı denemelidir. Liselileri sokağa, eyleme çağırıp kışkırtanların çocukları yazlıklarda eğlenirken kimse bizim çocuklarımızı kendi siyasi emellerine alet etmesin.

Gençlerimize sesleniyorum: Sizi sokağa çağıranlara inanmayın. Bilin ki ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ertem…

12.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hatay ilinde Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesinden dolayı yoğunluk nedeniyle hastanelerde yeterli hizmet verilemediğine ve bu yetersizlikten kaynaklanan tedavi sorunlarını ve ölümleri engellemek amacıyla nasıl bir çalışma yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BİROL ERTEM (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hatay ili ve ilçe merkezlerine tedavi amacıyla gelen hastalar, gerekli ünitelerin veya uzman personel ile tıbbi donanımın yetersiz olması nedeniyle ve özellikle Hatay ilimize Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesinden dolayı hastanelerdeki yoğunluk sebebiyle yeterli hizmet alamamaktadır.

Bu çerçevede, devlet hastanelerine başvuran kaç hasta yetersiz uzman personel, tıbbi donanım veya yoğun bakım ünitelerindeki doluluk nedeniyle başka hastanelere sevk edilmiştir?

Bu hastalardan kaçı sevk esnasında ve geç müdahale nedeniyle hayatını kaybetmiştir?

Suriyeli mültecilerin hastanelerde yarattığı yoğunluk nedeniyle tetkik ve tahlil yaptırmak isteyen hastalara haftalar ve aylar sonrasına randevu verilmektedir ve yoğun bakım ünitelerinde yer bulunamamaktadır. Bu yetersizlikten kaynaklanan tedavi sorunlarını ve ölümleri engellemek amacıyla nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dudu…

13.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, demir çelik sektöründe uzun süreden beri büyük bir kriz yaşandığına ve Hükûmetin bu konuda hangi önlemleri aldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Demir çelik sektöründe uzun bir süreden beri büyük bir kriz yaşanmakta olduğu bilinmektedir. Ülkemizin lokomotif sektörlerinden olan bu sektörde büyük sanayi tesisleri birer birer ya vardiya eksiltmekte ya da faaliyetini durdurmaktadır. Diğer yandan, demir çelikte ithalat oranımız giderek yükselmektedir. Ülkemizin demir çelik üretiminin yaklaşık yüzde 55’ini gerçekleştiren Hatay’ın Payas ilçesinde Nursan firması iflas etmiş ve yaklaşık 2 bin kişi işsiz kalmıştır. Hükûmet, gerek bu firma özelinde gerekse sektör genelinde bugüne kadar hangi önlemleri almıştır, bugünden sonra ne yapmayı düşünmektedir?

BAŞKAN – Sayın Yılmaztekin…

14.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir televizyon programında sarf ettiği başkanlık modeliyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; beş gün önce bir televizyon programında Kılıçdaroğlu’nun “Amerikan tipi başkanlık istiyorlarsa buyursunlar, getirsinler ama Erdoğan böyle istemiyor.” şeklindeki beyanatı üzerine dünkü grup toplantımızda Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım “Amerikan tipiyse ona da varız. Hodri meydan!” şeklinde karşılık verdi. Kılıçdaroğlu ise aynı gün “Amerika’daki gibi eyalet sistemini yani Türkiye’yi bölmeyi istiyor musun, istemiyor musun? Bize sorsan biz istemiyoruz. Çık, açıkla. Hodri meydan!” şeklinde bir cevap vermiştir.

Değerli milletvekilleri, ben bu açıklamadan bir şey anlamadım, siyaset bilimcilerin de anlayacağını zannetmiyorum. Çünkü, bu açıklama çok başka bir vaka ve bir fecaat. Dün kendi teklif ettiğine bugün karşı çıkan, kendi teklif ettiği şeylere kendi meydan okuyan bir siyasi portreyi milletin takdirine havale ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Arslan…

15.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un bazı ifadelerine ve dünyaya mal olmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini Anayasa’dan çıkarmaya hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Atatürk’ün ismini Anayasa’mızın bütün maddelerinden çıkaracaklarına, yalnızca Kurucu Başkan olarak Anayasa’mızın başlangıç bölümünde kalacağına, Anayasa’mızdaki değişikliklerin bu şekilde yapılacağına ilişkin talihsiz bir açıklamada bulunmuştur. Mehmet Uçum şunu bilsin ki hiçbir güç Atatürk’ün ismini Anayasa’mızdan çıkaramayacaktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş ve kurucu liderimiz olduğunu herkes bilmektedir. Atatürk yalnızca Türkiye’de değil, dünyaca kabul görmüş bir liderimizdir. Bu nedenle, halkımıza ve dünyaya mal olmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini Anayasa’dan çıkarmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bektaşoğlu….

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, AKP’nin siyasi ideolojisini hayatın her alanına sokma girişimine ülkenin en köklü ve başarılı liselerinde de devam ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP, siyasi ideolojisini hayatın her alanına sokma girişimine ülkemizin en köklü ve başarılı liselerinde de devam ediyor. “Camilere siyaset sokmayın.” dedik, “Üniversitelere siyaset sokmayın.” dedik, dinletemedik, dinlemediler. Anlaşılan sıra, ülkemizin en başarılı onlarca okulunu proje ve yöntemlerle, gerici dayatmalarla, baskı ve sansürlerle yok etmeye geldi. İktidarın toplum üzerinde kurmaya çalıştığı hegemonyanın bir tezahürü olarak öğrenciler kadar öğretmenlerin de üzerinde oluşturulan baskı ve uygulamalar neticesinde müfredatın bilimsel olmaktan çıkarılıp dinsel alana kaydırılma çabalarına bizler gibi binlerce genç çocuğumuz da itiraz etmektedir. Öğrencilerimizin sırtını müdüre değil, onun şahsında okula siyaset sokan iktidara döndüğünü biliyorlar ki polis baskınıyla gencecik yürekleri korku ve baskıyla susturma telaşına düşüyorlar. Bu okullarımızın hiçbir döneminde siyasi bir tavır takınmadığını ve başarılarıyla ülkemizin yüz akı kurumlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Başarılı olan ne var ne yoksa yok etmek için çabaladığınız politikalarınıza çocuklarımızı alet etmeyin diyorum ve diyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

Süreniz iki dakika.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Hükûmetin, ülkenin gerçek gündemiyle meşgul olmadığına, tüketim ve borçlanmaya dayalı sanal bir büyüme modeliyle Türkiye ekonomisinin giderek üretimden uzaklaştığına ve özel sektörün dış borçlarına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sanal gündem ve sahte sorunlarla meşgul edilen ülkemizde gerçek meseleler de göz ardı edilmektedir. Oysa, ülkemizin gerçek gündemine dönmesinde ve asıl temel sorunlarla meşgul olmasında fayda vardır. Bu konuda Hükûmetin ülkenin gerçek gündemiyle meşgul olmadığını, olamadığını görüyoruz ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde şu anda Hükûmetten bir temsilci bakanın neden yer almadığını da artık merak ede ede merak etmez bir hâle de geldik. Sayın Başkan, size de bu soruyu yöneltmek isterim doğrusu: Hükûmet neden yoktur şu anda?

Türkiye ekonomisi tüketim ve borçlanmaya dayalı bir modelle sanal bir büyüme yakalamıştı. Bu büyüme modeliyle Türkiye ekonomisi giderek üretimden uzaklaştı. Sanayi sektörü, üretimi dışarıda bırakan bu büyüme modeli sonunda büyük bir finansman ve borçluluk krizi içerisine girmiştir. Sanayicilerimizin faaliyet kârının büyük bir bölümü finansman harcamasına gitmektedir. Öyle ki finansman giderleri bir önceki yıla göre yüzde 75 artmıştır. Bu, tehlike sinyalleri vermektedir. Yani sanayici, elde ettiği kârın yüzde 63’ünden fazlasını finansman gideri olarak harcamıştır. Bu dönemde, şirketlerin bankalara kısa vadeli kredileri yüzde 18, uzun vadeli kredileri yüzde 25 artmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Şirketlerin komisyon giderleri yüzde 22, finansman giderleri yüzde 62 artmıştır. Kısa vadeli finansman giderleri yüzde 58, uzun vadeli finansman giderleri yüzde 93 artmıştır ve finansman giderleri toplamda 130 milyarı da aşmıştır. Bunların ödedikleri kurumlar vergisi vesaireler de dikkate alındığında, bu çok ciddi bir kriz demektir.

Bir diğer önemli konu da özel sektörün dış borç verileridir. Özel sektörün 2015 sonu itibarıyla toplam dış borç stoku 283 milyar dolara yükselmiştir, kısa vadeli 88 milyar, uzun vadeli 195 milyar dolardır. 2015 yılı millî gelir rakamı dikkate alındığında -yani 720 milyar dolar- özel sektörün dış borcu millî gelirin yüzde 40’ına ulaşmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Derken süre bitti Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Altay…

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, son günlerde liselerde öğrencilerin demokratik, laik, bilimsel eğitim talepleriyle bildiri yayınlamalarının bile iktidar partisi mensuplarında bir rahatsızlık yarattığına, biat ve itaat eden değil, sorgulayan ve eleştiren bir gençliğin Türkiye'nin geleceği olduğuna, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’ne ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son günlerde, Türkiye’de liselerde öğrencilerimizin demokratik, laik, bilimsel eğitim talepleriyle bildiri yayınlamaları bile Hükûmet çevrelerinde ve iktidar partisi mensuplarında bir rahatsızlık yaratmış gibi görünüyor.

Öncelikle altını çizmek isterim ki, liseliler henüz sokağa dökülmedi sayın milletvekilleri. Dökülmelerini ben de temenni etmem ama bununla beraber sokaktan da korkmamak lazım. Sokak demokrasidir, elbette barışçıl olmak kayıt ve koşuluyla. Ancak yönetime yönelik her hoşnutsuzluğu dış mihrak paranoyasıyla, paralel iddiasıyla, terörist ithamıyla geçiştirmeniz mümkün de değildir. Şüphesiz, biat ve itaat eden değil, sorgulayan ve eleştiren bir gençlik Türkiye'nin geleceğidir, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği gençliktir. Gençler size biat etmek zorunda değil, itaat etmek zorunda değil. Gençlerin yaşından kaynaklı, akan deli kanlarından kaynaklı olarak bir parça isyankâr ruha sahip olmalarını, hakları için taleplerde bulunmalarını, böyle bir paranoyayla, böyle bir terörist iddiasıyla karşılamanızı yadırgadım doğrusunu isterseniz. Her vesileyle “ileri demokrasi” diyen siyasi partinin, yani hakkını arayan, yönetimden hoşnutsuz olan insanları “terörist” diye itham etmesi olsa olsa bir sendromdur, bir paranoyadır. Bu paranoyadan öncelikle Hükûmetin ve iktidar partisinin sayın milletvekillerinin kurtulması lazım. Korkmayın, hiçbir lise öğrencisi kimsenin burnunu kanatmaz, kanatma işi onların işi değildir.

Bununla beraber, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Azerbaycan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha veriyorum Sayın Altay.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bununla beraber, Azerbaycan Millî Günü’nü kutluyor ve tebrik ediyoruz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak. Hep olduğu gibi, iki devlet tek millet şiarı bizim de içselleştirdiğimiz bir şiardır. Azerbaycan halkına buradan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan selamlarımı gönderiyorum.

Son söz, Cumhurbaşkanı danışmanının ettiği lafla ilgilidir. O danışman şuna baksın: Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren 23 milyon seçmenle ilgili bir anket yaptırsın, Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren seçmenlerin de Atatürk’ü ve cumhuriyetin laik niteliğini içselleştirdiğini görecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Baluken, buyurun.

19.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran direnişinın 46’ncı yıl dönümüne, AKP Hükûmetinin talimatlarıyla yürütülen siyasi soykırım operasyonlarının devam ettiğine ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve beraberinde bulunan 2 Meclis çalışanının Muş’ta bir polis saldırısıyla karşı karşıya kaldıklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 15-16 Haziran direnişi bundan kırk altı yıl önce devlet eliyle sendikal bürokrasinin güçlendirilmesine karşı işçilerin tarihî büyük bir isyanıydı, büyük bir direnişiydi. Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran direnişi, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen İş Yasası ve Sendikalar Yasası’nın Millet Meclisinden ve Senatodan geçmesinden sonra ortaya çıkmıştı. Yapılan değişiklik, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamakta ve sendika değiştirmeyi güçleştirmekteydi. Biz, Türkiye işçi sınıfının bu büyük tarihî direnişini bugün bir kez daha selamlıyoruz. O dönem devlet güçleri tarafından yapılan saldırılarda da 3 işçi, emekçi yaşamını yitirmişti, onları da rahmetle anıyoruz. Bugün işçi sınıfının yürüttüğü mücadeleyi HDP olarak büyük bir onurla takip ettiğimizi ifade etmek istiyoruz.

Diğer taraftan, uzun süredir AKP Hükûmetinin talimatlarıyla yürütülen siyasi soykırım operasyonları devam ediyor. Bugüne kadar partimize mensup 1.500’e yakın arkadaşımız tutuklandı, gözaltına alınanların sayısı 5 bini geçti. Partimiz bileşenlerinden olan Ezilenlerin Sosyalist Partisine yönelik de bugün MYK ve parti meclisi üyelerinin de içerisinde bulunduğu bir siyasal soykırım operasyonu AKP’nin talimatlandırdığı güvenlik güçleri tarafından devreye konmuştur, 14 ESP yetkilisi gözaltına alınmıştır. Yine aynı şekilde, Isparta’da üniversite öğrencilerine yönelik gözaltı ve tutuklama furyası devam ediyor. Bu siyasi soykırım operasyonlarını kınadığımızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha veriyorum.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …bunlardan AKP Hükûmetinin asla sonuç alamayacağını ve bu soykırım operasyonlarından da bir an önce vazgeçmesini temenni ediyor ve bunun çağrısını yapıyorum.

Sayın Başkan, bugün, Muş Milletvekilimiz Ahmet Yıldırım ve beraberinde bulunan 2 Meclis çalışanı, kendisinin yardımcı personeli, Muş’ta bir polis saldırısıyla karşı karşıya kalmışlardır. Elinde hiçbir yazılı arama belgesi olmadan milletvekilimizin aracı aranmak istenmiş, milletvekilimizin bu hukuksuzluğa itirazı neticesinde de Meclise kayıtlı resmî araç bağlanmak istenmiştir. Milletvekilimiz bu hukuksuzluğa karşı gerekli siyasal duruşu ve hukuki süreci takip ediyor zaten ancak şu anda milletvekilimizin 2 yardımcı personeli polisin bu gayrihukuki yaklaşımı neticesinde gözaltına alınmıştır. Bütün bu işlemler boyunca milletvekilimize de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …gayriahlaki, çirkin ve saygısız bir tarzda bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Özellikle şunu hatırlatmak istiyorum: Burada geçirilen darbe teklifiyle dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerinin dokunulmazlık süreci sadece ilgili dosyalarla ilgilidir. Onun dışında, kolluk güçlerinin, polislerin, güvenlik güçlerinin durumdan vazife çıkararak, bu şekilde hukuksuz olarak, milletvekilinin aracını arama, milletvekiline tehdit, hakaret yağdırma ya da yardımcı personelini gözaltına alma işlemlerinin tamamının kabul edilemez olduğunu ifade etmek istiyorum.

AKP Hükûmeti rüzgâr ekiyor. Rüzgâr eken fırtına biçer. Bunun karşısında baş eğecek, boyun eğecek ne partimizin bir tek milletvekili ne de halkımızın bir tek yurttaşı vardır.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bostancı…

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, eğitime bakışlarının fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek olduğuna, eğer birtakım merkezler organize bir biçimde liselileri sokağa dökmek istiyorlarsa bunun eğitime değil hukuka ilişkin bir mesele olduğuna ve AK PARTİ’nin ne Atatürk’le ne laiklikle hiçbir problemi olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Türkiye’de 700 küsur bin öğretmen var, milyonlarca lise öğrencisi var. AK PARTİ on dört yıldır iktidarda. Bizim eğitime bakışımız, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmektir. Türkiye bir çadır devleti değil, 80 milyon nüfusumuz var ve buradaki sosyolojik doku neyse, hem aklın gereği hem iktidar olmanın gereği hem de AK PARTİ’nin yaslandığı toplumsal değerlerin gereği, bu sosyolojik yapıya uygun bir tarzda bu insanların yetiştirilmesidir. Dolayısıyla, liselerdeki eğitim müfredatı hazırlanırken toplumun ortak değerleri elbette dikkate alınıyor, bütün bunlar bilimsel süreçler çerçevesinde şekilleniyor, eğitimin, modern eğitim standartlarının referanslarının ışığında uygulamaya konuluyor.

Liselerde farklı etkinlikler talep edilebilir; öyle yapmayalım, böyle yapalım. Bunun yolu ve yöntemi vardır. Okul idareleri vardır, hocalar vardır, aile birlikleri vardır, öğrencilerin kendileri vardır ve bu çerçevede, eğer birtakım problemler söz konusuysa onlar çözülebilir. Fakat organize bir biçimde eğer birileri, birtakım merkezler liselileri sokağa dökmek istiyorlarsa bu artık eğitime ilişkin değil, hukuka ilişkin bir mesele hâline gelir. Benim dikkat çekmek istediğim husus budur. Elbette sokaklar demokratik gösterilerin yeridir, yasalara uygun bir şekilde yapılmak kaydıyla ama lise öğrencilerini de sokağa çağıracak mahiyette anlaşılmasını istemem bu şekildeki bir değerlendirmenin. Lise öğrencileri siyasete ilişkin henüz başlangıç fikirlerini edinen, dolayısıyla herhangi bir kanaatin arkasında sokağa düşecek kadar, sokağa gidecek kadar inançla durma durumunda olan insanlar değildirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, size de bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun, tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Vatandaşlarımız, elbette sokaklarda, meydanlarda yasalara uygun bir şekilde eğer liselere de ilişkin bir problem varsa bunu dile getirebilirler, demokratik kurallara uygun bir şekilde ama liselilerin sokakta yeri yoktur. Liselilerin yapması gereken, yaşadıkları problemler var ise bunu öğretmenler, idare ve aile birlikleri çerçevesinde, olmadı Millî Eğitim Müdürlüğü ve Bakanlık çerçevesinde çözmektir. Dolayısıyla, meseleye bu şekilde yaklaşmak, sanki lise eğitimine ilişkin bir işi çözmek istiyormuş gibi yapıp buradan başka tür hevâ ve heveslere kapılmak yanlıştır, memlekete bir faydası yoktur, liselilere de bir fayda sağlamaz.

Diğer taraftan, AK PARTİ’nin ne Atatürk’le ne laiklikle hiçbir problemi yoktur. Burası özgür bir ülke, insanlar fikirlerini söyleyebilirler ama AK PARTİ’nin on dört yıldır iktidarı ve icraatı ortada. Rahmetli Özal Cumhurbaşkanı oldu, Başbakan oldu, sürekli birileri “Senin gizli ajandan var.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Özal’ın gizli bir ajandası var mı? Yok. Rahmetli oldu gitti, ne yaptıysa ortada. AK PARTİ’nin de on dört yıldır çizgisi belli, bu ülkenin değerleriyle uyuşan bir çizgide icraatlarını yapan bir iktidar. Birtakım hayaller kurmamak gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliğinden (4/45), Balıkesir Milletvekili Kasım Bostan’ın KİT Komisyonu üyeliğinden (4/44) istifalarına ilişkin önerge yazısı

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 14/6/2016 tarihinde ve Balıkesir Milletvekili Sayın Kasım Bostan’ın KİT Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 15/6/2016 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

2’nci ve 3’üncü sırada okutacağım Meclis araştırması önergeleri 500 kelimeden fazla olduğu için önergelerin özeti okutulacaktır ancak önergelerin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 22 milletvekilinin, süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/229)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülke genelindeki süt üreticilerimiz son yıllarda uygulanan tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle çok zor günler yaşamaktadır. 18/4/2006 tarihli ve 5488 sayılı Tarım Kanunu’nda belirtilen ulusal tarım politikaları çerçevesinde çalışmalar yapmak üzere süt üreticilerinin oluşturdukları birlikler, dernekler, kooperatifler ve sanayicilerin oluşturdukları birlik, dernek, kooperatif temsilcileri ile bunlara üye olan gerçek veya tüzel kişiler ile ilgili araştırma ve eğitim kurumları, meslek odaları, tüketici örgütleri ile kamu kurum ve kuruluşlarının bir araya gelmesiyle oluşan Ulusal Süt Konseyi ülkemizdeki çiğ süt fiyatlarını belirlemektedir. 30 Eylül 2015'te çiğ süt referans fiyatını görüşmek üzere toplanan Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulunun sanayicilerin süt fiyatının yüksek olduğunu belirtip 10 kuruş indirim yapılmasını istemesi, üretici temsilcilerinin ise maliyetlerin arttığını belirterek fiyatın 10 kuruş artması gerektiğini söylemeleri nedeniyle anlaşmaya varılamadan bitmişti. Böylelikle 1 Temmuz 2014’ten bu yana 1,15 TL olan çiğ süt fiyatlarında hiçbir değişiklik olmamıştı. Ancak Tarım Kooperatifleri Merkez Birliğinin süt sanayicileriyle yaptığı toplantı sonucunda Anadolu'da süt fiyatlarının düşmesi nedeniyle Güney Marmara bölgesi olarak Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale illerinde 1 Aralık 2015 tarihinden geçerli olmak üzere soğutulmuş süt fiyatının 3 kuruş düşürülmesi kararı alınmıştır. 1 Ocak 2016 tarihinde ise süt fiyatlarının 2 kuruş daha düşürülerek 1 Haziran 2016 tarihine kadar fiyatların bu şekilde devam edeceği de belirtilmiştir.

Bir buçuk yıldır üretim maliyetlerinin artmasına rağmen süt fiyatlarında artış olmaması, sabit kalması ve hatta aşağıya çekilmek istenmesi süt üreticisini mağdur etmektedir. Bu nedenle, üretim yapan işletmelerin sayısında düşüş olmaktadır. 2011 yılında 401 bin üretim yapan işletme varken, 2012 yılında bu sayı 405 bin işletmeye, 2015 yılında ise 376 bin işletmeye düşmüştür. Büyükbaş hayvan sayısında„ ve süt üretiminde yıllara göre ciddi bir düşüş söz konusudur. Tüm teknolojik gelişmelere rağmen hayvancılıkta insan gücüne duyulan ihtiyaç ve harcanan emek fazla iken kâr oranı düşüktür.

Çiğ süt fiyatlarının üretim maliyetleri dikkate alınmadan belirlenmesi, Süt Konseyi’nin işlevini yitirmesi, süt üreticisinin üzerinde sanayici baskısının olması, aile işletmelerine gereken desteğin verilmemesi, piyasanın istikrarsız olması nedeniyle süt üreticilerinden oluşan çok büyük bir kitle, çok büyük bir sıkıntı içerisindedir.

Türkiye genelinde süt üreticilerinin mağduriyetinin ve Ulusal Süt Konseyi'nin durumunun araştırılması, üreticilerimizin önümüzdeki dönemlerde bu tür sıkıntılar yaşamaması için Anayasa’mızın 98’inci maddesi ve İç Tüzük’ümüzün 204’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Okan Gaytancıoğlu                                    (Edirne)

2) Candan Yüceer                                          (Tekirdağ)

3) Utku Çakırözer                                          (Eskişehir)

4) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

5) Mehmet Göker                                           (Burdur)

6) Onursal Adıgüzel                                       (İstanbul)

7) Erkan Aydın                                              (Bursa)

8) Devrim Kök                                               (Antalya)

9) Cemal Okan Yüksel                                    (Eskişehir)

10) Mustafa Akaydın                                      (Antalya)

11) Gaye Usluer                                            (Eskişehir)

12) Didem Engin                                           (İstanbul)

13) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

14) Mazlum Nurlu                                          (Manisa)

15) Gamze Akkuş İlgezdi                                (İstanbul)

16) Bülent Öz                                                (Çanakkale)

17) Fatma Kaplan Hürriyet                             (Kocaeli)

18) Ömer Fethi Gürer                                     (Niğde)

19) Zeynep Altıok                                          (İzmir)

20) Ali Akyıldız                                              (Sivas)

21) Kazım Arslan                                           (Denizli)

22) Ceyhun İrgil                                            (Bursa)

23) Namık Havutça                                        (Balıkesir)

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet ve 21 milletvekilinin, Türkiye'de engelli rehabilitasyon merkezleri, bakımevleri ve çocuk yuvalarında istihdam edilen personelin niteliğinin ve bu kurumlarda yaşanan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/230) (X)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de engelli rehabilitasyon merkezleri, bakımevleri ve çocuk yuvalarında istihdam edilen personelin niteliğinin ve aynı kurumlarda yaşanan şiddet olaylarının araştırılması ile ilgili olarak Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz. 23/12/2015

1) Fatma Kaplan Hürriyet                               (Kocaeli)

2) Mustafa Akaydın                                        (Antalya)

3) Murat Bakan                                              (İzmir)

4) Bülent Öz                                                  (Çanakkale)

5) Zülfikar İnönü Tümer                                 (Adana)

6) Özkan Yalım                                              (Uşak)

7) Devrim Kök                                               (Antalya)

8) Çetin Osman Budak                                   (Antalya)

9) Ömer Fethi Gürer                                       (Niğde)

10) Barış Yarkadaş                                        (İstanbul)

11) Ali Akyıldız                                              (Sivas)

12) Akın Üstündağ                                         (Muğla)

13) Bülent Yener Bektaşoğlu                          (Giresun)

14) Mustafa Tuncer                                        (Amasya)

15) Niyazi Nefi Kara                                      (Antalya)

16) Melike Basmacı                                       (Denizli)

17) Tur Yıldız Biçer                                        (Manisa)

18) Sibel Özdemir                                         (İstanbul)

19) Hayati Tekin                                            (Samsun)

20) Bihlun Tamaylıgil                                    (İstanbul)

21) Lale Karabıyık                                         (Bursa)

22) Mehmet Göker                                         (Burdur)

Özet:

Türkiye'de 93 adet Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı bakım, rehabilitasyon ve aile danışma merkezi bulunurken, 153 adet de özel bakım merkezi faaliyet gösteriyor. Ayrıca, 82 adet de umutevi engelli yurttaşlarımıza hizmet veriyor. Engelli Bakım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Brifing Raporu’na göre, evinde 450.036 kişi bakım görüyor. Kasım 2014 itibarıyla 149 özel bakım merkezinde 10.277 engelli birey bakım hizmeti alıyor. Yine, Kasım 2014 itibarıyla 85 resmî bakım ve rehabilitasyon merkezinde 4.261 bakım elemanı görev yapıyor. Bakım hizmeti verilen ortalama her 6 engelli birey için her vardiyada 1 bakıcı personel olacak şekilde hizmet alımı yoluyla bakıcı personel istihdam ediliyor.

Türkiye'de bulunan engelli rehabilitasyon merkezi, bakımevi ve çocuk yuvalarında istihdam edilen personelin niteliğinin özel hizmet alım ihaleleriyle belirlenmesi yaşanan şiddet olaylarının önüne geçemiyor. Bunun örneği son olarak, Kocaeli'nin Kartepe ilçesi sınırlarında faaliyet gösteren Köseköy Gençlik Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde ortaya çıkan işkence görüntüleri oldu. Geçtiğimiz yıllar içerisinde de pek çok bakımevi ve rehabilitasyon merkezinde işkence görüntülerinin ortaya çıkması da kurumlarda çalışan personelin niteliğinin kafalarda soru işaretleri yaratmasına neden olmuştur.

Türkiye'de bulunan yüzlerce engelli rehabilitasyon merkezi, bakımevi ve çocuk yuvalarında istihdam edilen personelin niteliğinin özel hizmet alım ihaleleriyle belirlenmesinin yaşanan şiddet olaylarının önüne geçemeyeceği de aşikârdır. Bunun yerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kendi bakanlığı bünyesinde özel ve nitelikli kadro açması ve insani bakım konusunda kendi güvendiği kadrolarının oluşturması gerektiği konusunun da anlaşılması elzemdir. Başka türlü, ihalelerle şirketlerden alınan kadrolarla bu işlerin yürümeyeceği de ortadadır.

Bu sebepten ötürü, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının özel hizmet alım ihaleleriyle alınan taşeron sisteminin, rehabilitasyon merkezleri, bakımevleri ve çocuk yuvalarında istihdam edilen personelin niteliğinin ve aynı kurumlarda yaşanan şiddet olaylarının araştırılmasının öncelikli konu olduğunu düşünüyor ve oluşturulacak Meclis araştırma komisyonuyla sorunların en aza indirileceğinin kati olduğunu belirtmek istiyoruz.

Saygılarımla.

3.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya ve 23 milletvekilinin, çalışma hayatıyla ilgili mevzuattan kaynaklanan sendikasızlaştırma yöntemlerinin ve bu nedenle ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/231) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçe özeti:

Sendikal haklar, evrensel olarak kabul gören temel insan haklarıdır. Uluslararası birçok belge ve sözleşmede sendikal haklar doğrudan veya dolaylı olarak güvence altına alınmıştır.

ILO'nun sendikal haklara ilişkin kabul ettiği sözleşme ve tavsiye kararları ile denetim organlarının verdiği kararlar ise toplu çalışma ilişkileri alanında temel referans olan uluslararası hukuksal normlardır. Sendikal haklarla ilgili temel sözleşmelerden olan 87 sayılı ILO Sözleşmesi ile 98 sayılı ILO Sözleşmesi ise imzalanmış olmasına rağmen günümüzde hâlen işverenler ve kimi zaman da hükûmetler tarafından çeşitli sendika karşıtı politikalar uygulanmakta ve sendikal faaliyetlere müdahale edilmektedir.

Bu uygulamaların görüldüğü ülkeler arasında Türkiye de bulunmaktadır. Türkiye'de sendikal hak ihlalleri, zaten güçsüz olan sendikacılığı daha da zayıflatarak işçilerin sendikalardan uzaklaşmasına neden olmaktadır. Sendikal hak ve özgürlüklere ilişkin ihlaller sadece son on yılda değil, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında hak ve özgürlükler açısından en sıkıntılı hak ve özgürlükler olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle, çalışanların toplu hakları (sendikalaşma, toplu pazarlık ve grevi de içeren toplu eylem hakkı) bazen tümüyle yasaklanmakta, tümüyle yasaklanamadığı dönemde sınırlanmakta veya kâğıt üzerinde tanınarak uygulamada kullanılamaz hâle getirilmiştir.

Özellikle, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı esas alınarak yapılan hesaplamalara göre toplu iş sözleşmesi kapsamında yer alan işçi sayısı 1988 yılında 1,6 milyon dolayında iken 2015 yılında 800 bine kadar gerilemiştir.

OECD verilerine göre sendikalaşmanın en düşük olduğu ülke yüzde 5,4 sendikalaşma oranıyla Türkiye olmuş ve 2002-2015 yılları arasında Türkiye'de sendikalaşma yüzde 43 oranında gerilemiştir.

Binlerce işçi, salt örgütlenme hakkını kullanması nedeniyle işinden olmuş, yargı kararları bunu teyit etmesine rağmen işlerine geri dönememiştir. İşçiler açısından Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan ve devletimiz tarafından korunması gereken en temel haklardan olan örgütlenme hak ve özgürlüğünün kullanılması başka bir hak ve özgürlüğün ortadan kalkmasına da yol açmaktadır; o da çalışma hakkı. Artık Türkiye'de bu hak ve özgürlükler ne yazık ki sadece kâğıt üzerinde kalmıştır.

AKP'nin tek başına Hükûmet olduğu 2002 sonrası dönemde sendikal haklar açısından ciddi bir aşınma yaşandı. Bu aşınmanın sonuçları hem nitel (mevzuat, uygulama, toplumsal-siyasal etki), hem de nicel (sendikalaşma, toplu sözleşme kapsamı) açıdan çarpıcıdır. Türkiye sendikalaşma oranları açısından 12 Eylül askerî darbesi sonrasındaki on yıldan (1980'ler) çok daha geri bir düzeydedir.

Çalışanların en demokratik hakları olan örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını kullanmalarının önüne engeller konmakta, fiilen yasaklar getirilmekte, mevzuattan kaynaklı sınırlamalarla karşılaşmaktadırlar. İşçiler bütün bunlara rağmen örgütlenme haklarını kullanmak için sendikalara üye olduklarında da işverenlerle birlikte yürürlükteki mevzuat nedeniyle devlet âdeta işçilerin bu haklarını kullanmalarını engellemeye yönelik çeşitli yöntemleri devreye sokmaktadır.

Bu nedenle, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu ve çalışma hayatıyla ilgili diğer mevzuattan ve ikincil mevzuattan kaynaklanan, işverenler tarafından mevzuat boşluklarından yararlanarak uygulanan sendikasızlaştırma yöntemlerinin saptanarak bu nedenle ortaya çıkan sorunların tespit edilmesi, bu konuda çalışanların örgütlenme hakkının gerçek anlamda hayata geçirilebilmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Yakup Akkaya                                            (İstanbul)

2) Cemal Okan Yüksel                                    (Eskişehir)

3) Çetin Arık                                                 (Kayseri)

4) Ünal Demirtaş                                           (Zonguldak)

5) Ali Yiğit                                                    (İzmir)

6) Aytuğ Atıcı                                                (Mersin)

7) Tur Yıldız Biçer                                         (Manisa)

8) Muharrem Erkek                                        (Çanakkale)

9) Namık Havutça                                          (Balıkesir)

10) Faik Öztrak                                              (Tekirdağ)

11) Emre Köprülü                                          (Tekirdağ)

12) Necati Yılmaz                                          (Ankara)

13) Mehmet Göker                                         (Burdur)

14) Gamze Akkuş İlgezdi                                (İstanbul)

15) Fatma Kaplan Hürriyet                             (Kocaeli)

16) Tahsin Tarhan                                         (Kocaeli)

17) Mazlum Nurlu                                          (Manisa)

18) Erkan Aydın                                             (Bursa)

19) Ceyhun İrgil                                            (Bursa)

20) Melike Basmacı                                       (Denizli)

21) Ali Şeker                                                 (İstanbul)

22) Gülay Yedekci                                         (İstanbul)

23) Mevlüt Dudu                                            (Hatay)

24) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Siirt Milletvekili Besime Konca ve arkadaşları tarafından, Suriyeli mülteciler için yapılacak barınma merkezi için yeni bir alanın belirlenmesi amacıyla 6/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

15/6/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/6/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         İdris Baluken

                                                                                           Diyarbakır

                                                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

6 Haziran 2016 tarihinde, Siirt Milletvekili Sayın Besime Konca ve arkadaşları tarafından verilen (1917 sıra numaralı), Suriyeli mülteciler için yapılacak barınma merkezi için yeni bir alanın belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15/6/2016 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacak.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin grup önerisi olan Suriyeli mülteciler için yeni barınma merkezi belirlenmesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Biliyorsunuz, bugün, Türkiye işçi sınıfının 15-16 Haziran direnişinin yıl dönümü, bu onurlu sınıf direnişini saygıyla selamlayarak konuşmama başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Alevi vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı Kahramanmaraş Pazarcık ilçesine bağlı 16 köyün ortasına Suriyeli mülteciler için 27 bin kişi kapasiteli, 600 konutluk bir konteyner kent inşasına başlanmıştır. Söz konusu arazi geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan bölge halkının kullandığı tek mera alanı iken çevresi sulu tarım yapılan birinci sınıf tarım arazilerinden oluşmaktadır. Bölge muhtarlarının beyanlarına göre kendilerine hiçbir şekilde bilgilendirme yapılmadan, bölge sakinlerinin onayı dışında alınan bu karardan haberdar oldukları andan itibaren yaşam alanları içerisinde kamp istemediklerine dair gerek yazılı gerekse sözlü olarak valilik nezdinde yapılan tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığı ortaya çıkmıştır. Verilen itiraz dilekçelerine karşılık Maraş Valiliğinin 23 Aralık 2015 tarihli yazısında barınma merkezi olarak değerlendirilebilecek 16 taşınmazın incelenmiş olduğu, Başbakanlık AFAD Başkanlığınca yer tespitine ilişkin çalışmaların devam ettiği belirtilmiştir. Kampın yapılacağı bölgenin henüz netleşmediğinin bildirildiği bu tarihten itibaren yapılan tüm çalışmalar bölge halkından maalesef gizlenerek devam ettirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, avukatların hazırladığı rapor incelendiğinde konuyla ilgili ihale tarihinin –bakın bu çok önemli- 29/2/2016, sözleşme tarihinin ise 17/3/2016 olduğu, arazinin 18/3/2016 tarihinde de mera vasfından çıkarıldığı görülmektedir yani mera vasfından çıkarılmadan önce ihale yapılıyor hocam, bunu dikkatinize sunuyorum, bu son derece önemli bir husus yani büyük bir hukuksuzluk işlemi var burada. Mera vasfından çıkarılmadan ihalesi yapılan araziyle ilgili ÇED raporu da alınmamış maalesef. Tüm bu karar alma süreçlerine dâhil edilmeyen bölge halkı, dava açmak suretiyle hukuki düzeyde hak arayışlarını sürdürürken demokratik ve haklı taleplerini barışçıl kitlesel protestolarla dile getirmektedirler. 3 Nisan 2016 tarihinde inşaatı protesto eden halka jandarmanın gaz bombası ve tazyikli suyla müdahalesi sonucu gazdan etkilenen 82 yaşındaki Mor Ali Kabayel adlı yurttaşımız maalesef hayatını kaybetmiş, Hakk’a yürümüştür.

Mera, otlak ve verimli arazilerinin ellerinden alınmasına karşı tepkilerin ekonomik sebepler olduğu kadar güvenlik kaygıları da haklı olarak ağır basmaktadır. Zira, basında sıkça yer alan, Alevilere karşı duydukları nefret ve vahşi katliamların aşikâr olduğu IŞİD’in en önemli insan kaynağını faaliyet yürütüp örgütlenme çalışması yaptığı AFAD kamplarından sağladığı iddiaları ile bölgenin Adıyaman, Antep, Kilis üçgeninde Suriye’ye geçiş için kilit noktada duruyor olması bu kaygıları desteklemektedir.

Yine, basında yer alan iddialara göre, önümüzdeki aylarda, özellikle Alevi halkının yaşadığı Sivas, Divriği, İmranlı, Zara ve Yıldızeli; yine Malatya’nın Akçadağ ilçelerinde benzer AFAD kamplarının yapılacağı planlaması yapıldığı duyulmaktadır ve bu konuda da arazi çalışmalarının valilikler tarafından, valiye bağlı yerel birimler tarafından yapıldığı köylüler tarafından tarafımıza bildirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 1978 Maraş katliamının belleklerde yerini koruduğu, Alevi yurttaşlarımızın yaşadığı, nüfusu takriben 3 bin kişi olan söz konusu bölgeye farklı sosyolojik dokulara sahip... Ve bu kampın demografik yapıyı net bir şekilde değiştireceği aşikârdır artık, bunu, kesin, bir demografik yapıyı değiştirme çalışması olarak biz değerlendiriyoruz.

Devletin kendi varoluş sebebi olan can ve mal güvenliğinin sağlanması gerekliliği göz önünde bulundurulduğunda, yukarıda açıkladığımız mevcut durumun ekonomik boyutuyla birlikte, tüm bu tarihsel ve sosyolojik süreçleriyle birlikte değerlendirilmesi hayati bir önem arz etmektedir. Bakın, Türkiye’de aranan 21 kişi listesinde olan Mahmut Gazi Tatar isimli IŞİD terör örgütü militanı, IŞİD’le AFAD kampında tanıştığını belirtmiştir. 1991 Adıyaman doğumlu Mahmut Gazi Tatar, Adıyaman Üniversitesinde teknoloji bölümünde öğrenciyken, AFAD kamplarında çalışırken IŞİD terör çetesiyle tanıştığını ve hayatının değiştiğini belirtmektedir. Yine, Kobani’de öldürülen bir IŞİD militanın üzerinde Akçakale AFAD tesislerinde kaldığına dair barınma kartı çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi olayları yaşanmışken, Aleviler her gün tehditler ve baskılarla korkutulmaya çalışılırken yapılacak olan bu kampın olası bir mezhep çatışmasına davetiye çıkardığı görülmektedir. Türkiye halkları bu gibi infial yaratacak yeni bir çatışmayı artık kaldıramaz. Buradan hareketle, Maraş ili Pazarcık ilçesi Sivricehüyük (Aşağı Terolar olarak bilinen) köyüne yapılacak olan Suriye mülteci kampı inşaatının durdurulması gerekmektedir. Bölge halkı tarafından kullanılan söz konusu mera alanının bu vasfını kaybetmesi sürecinin hukuki boyutuyla incelenip yeniden düzenlenmesi ve bölge halkının karar alma süreçlerine dâhil edildiği yeni bir sürecin başlaması gerekmektedir. Suriyeli mültecilere yapılacak barınma merkezi için de toplumun tüm kesimlerinin görüşünün alınarak yeni bir alan belirlenmesi gerekmektedir.

Şimdi, değerli milletvekilleri bu Pazarcık’ta kurulan bir platform var, Doğayı Koruma Platformu, grubumuza ve diğer parti gruplarına da, dün sanıyorum CHP’ye -AK PARTİ’yi de ziyaret ettiler mi bilmiyorum- bir ziyarette bulundular, bizim parti grubumuzu da ziyaret ettiler 80 kişilik bir heyet, Terolar halkı; genci, yaşlısı, hepsi birlikte gelip sorunlarını bize anlattılar, burada gerçekten çok büyük bir tedirginlik yaşıyorlar. IŞİD ve DAEŞ çetelerinin bu kamplarda çok rahat barınabileceği hususunu dikkate aldıklarında… Biliyorsunuz, bu DAEŞ ve IŞİD çetelerini, Suriye’deki Alevi katliamlarının, Ezidi katliamlarının nasıl olduğunu çok iyi biliyorlar. Başlarından bir Maraş katliamı geçmiş bölge halkının böyle bir şeyle karşılaşması doğal olarak büyük tepkilere neden olmaktadır. Şimdi, hiçbir çalışma yapmıyor… Siz Hükûmet olarak eğer böyle bir kampı kuracaksanız, bu bir ihtiyaçtır aslında, partimiz de böyle bakıyor, oraya gelen o mülteci insanların da ihtiyaçlarının karşılanması lazım. Aslında mülteci konumunda bile olamayan, hukuki anlamda o konuma bile ulaşamamış bu insanların yurtlarından edilmeleri, buraya gelmeleri…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Rize’ye kuralım, Rize’ye.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Elbette ki onları korumak, onların onurlu yaşamalarını sağlamak bizim görevlerimizden birisidir. Fakat niçin Alevi bölgelerine bu kampları yapıyorsunuz, kaldı ki niye meralara yapıyorsunuz? Yani şimdi burada hayvanların yayılacağı, otlayacağı bir alanı, siz niçin kentsel bir şeye veya kamp yeri olarak belirliyorsunuz? Bu elbette ki büyük bir politikanın, yani bizce belirlenen bir politika… Yani oradaki Alevi nüfusunu tedirgin edecek… 3 bin kişi yaşıyor orada, siz 27 bin kişiyi meskûn etmeye çalışıyorsunuz. “O demografik yapıyı bozar, toplumsal dokumuza zarar verir.” diyor insanlar. Alevi’si, Sünni’si hep birlikte… Sadece Aleviler de aslında orada bu konuda tedirgin değil. Diyorlar ki: “Biz yıllarca, bin yıllarca bir arada yaşadık, bir toplum yani bir tür ruhi şekillenme sonucunda bir toplumsal dokuya ulaştık, Anadolu halkları anlamında deyin, ne derseniz deyin, tanımlamanız ne olursa olsun birlikte yaşamın ortaya koyduğu değerler topluluğuyuz biz ama bu yeni gelen yapı bize uzak. İnsan onlar da ama onların başka bir yere, daha uygun bir coğrafyada iskân edilmelerini doğru buluyoruz.” Bu konuda da halkın yani çok geniş bir şekilde bilgilendirme eksikliği var. Hükümetin on altı alanda çalışma yaptığı söyleniyor, on altı yerde. Nasıl bir çalışma alanıysa o çalışma alanları da konum olarak bize bildirilmedi isteğimize, yazılı olarak başvurmamıza rağmen, hangi alanda çalışma yapıldığı bize bildirilmedi. Getiriyorsunuz Terolar’ın merkezine, mera alanına bu kampı yapıyorsunuz; bu, doğru bir şey değil. Halkın talebi, bu mera alanının… Belki o bozulan alanı tekrar tarımsal araziye kavuşturmak mümkün olmayabilir çünkü gerçekten topoğrafya bozuldu, işte orada bitkisel toprak üzerinden alındı, molozlar döşendi. Yapılacak şey, buraları kentsel, sosyal hizmetlere sunulmak üzere köylülere terk edeceksiniz ve bu kamptan da vazgeçilmesi hususu halkın talebidir. Terolar halkı diyor ki: “Biz, buraya kamp istemiyoruz. Biz, bin yıllardır bir arada yaşadığımız insanların, toplumsal dokumuzun bozulmasını istemiyoruz.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor olacak.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ımızın Pazarcık ilçesi Sivricehüyük köyünde yapılacak olan Suriyeli mülteci kampı inşaatının durdurulması, bölge halkı tarafından kullanılan söz konusu mera alanının bu vasfını kaybetmesinin hukuki boyutuyla incelenip yeniden düzenlenmesi ve bölge halkının karar alma süreçlerine dâhil olduğu Suriyeli mülteciler için yapılacak barınma merkezi için yeni bir alanın belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için verilen HDP grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Türk İslam âleminin ramazanışerifini yürekten tebrik ediyor, huzur ve bereketlere vesile olmasını Yüce Mevla’dan niyaz ediyorum. Sizleri ve ekran başında bizleri izleyen aziz milletimizi selam ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuya geçmeden önce, Suriye iç savaşının nasıl başladığını, hangi tarihte başladığını, kimler arasında olduğunu, kapsamını, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin öngörüsünün, politikasının ne olduğunu kısaca açıklamak istiyorum. Zira, göçmen kampı olayı sadece Maraş’ta değil, Türkiye’mizin birçok yerinde Suriye iç politikasının bir sonucudur.

Suriye Baas Partisine sadık askerler ve bunları destekleyen milisler ile bu partiyi iktidardan indirmek isteyen Suriye muhalefeti arasında başlayan, sonrasında IŞİD, El Nusra ve bazı Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani grupların da katıldığı, son dönemde ise Rusya, İran, ABD gibi dış güçlerin de sınırlı olarak dâhil olduğu çatışmalar, gösteriler 15 Mart 2011 tarihinde başlamış ve Nisan 2011 tarihinde ülke çapına yayılmıştır. Nisan 2011 tarihinde Suriye ordusu başkaldırıyı bastırmak için görevlendirilmiş ve askerler ülke genelinde göstericiler üzerine ateş açmışlar, aylarca süren askerî kuşatmaların ve baskının ardından gösteriler silahlı isyana dönüşmüştür. Gelinen noktada Birleşmiş Milletlere göre ölü sayısı Ocak 2015 tarihi itibarıyla 220 bini aşmıştır, başka bir merkezin araştırmasına göre Suriye iç savaşı sebebiyle dolaylı ya da dolaysız olarak hayatını kaybeden toplam insan sayısı Şubat 2016 itibarıyla 470 bin olarak açıklanmıştır. Milyonlarca kişi ülkesini terk ederek göçmen durumuna düşmüştür. Kahramanmaraş’ımızda da 18 bini göçmen kamplarında, birçoğu da -sayı belli olmamakla beraber- göçmen kampları dışında yaşayan Suriyeli vatandaş vardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin Suriye politikasının özeti Sayın Başbakanın beyanında gizlidir. Sayın Başbakan beyanında aynen: “İnşallah biz en kısa zamanda Şam’a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahattin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi’nde namazımızı da kılacağız. Bilal-i Habeşi’nin, İbn-i Arabi’nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi’nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu’nda kardeşlerimiz için özgürce dua edeceğiz.” şeklindeki ifadesi hafızalardadır.

Değerli milletvekilleri, maalesef böyle olmamıştır. “Biz çok kısa sürede Şam’a gideceğiz, Emevi Camisi’nde namaz kılacağız, türbeleri ziyaret edeceğiz.” derken Suriye politikası hayal kırıklığıyla sonuçlanmış, Emevi Camisi’nde namaz kılalım derken maalesef Süleyman Şah Türbesi daha yakınlara getirilmiştir.

Daha önce durum neydi? Bunu da kısaca söylemek istiyorum, daha önce durum şöyleydi: Evet, Erdoğan ailesinin, ailecek Esad’a yaptığı ziyaret de Esad ailesinin Bodrum tatilleri de mazide kaldı. İki ülke arasında ortak Bakanlar Kurulu toplantıları, imza atılan 50’den fazla belge hayata geçirilemedi, Suriye’de Mart 2011’de başlayan gerginliğin ardından Davutoğlu’nun ağustos ayındaki Esad görüşmesi sonrasında -Şam’la- iptal edildi. Evet, o tarihten sonra Davutoğlu bir yandan Suriye muhaliflerini, bir yandan da uluslararası toplumu örgütlemeye çalıştı ancak bu hayaller, geçen dört yılda sahada bambaşka gerçekleri ortaya çıkardı. AKP Hükûmetinin 2011’de inişli çıkışlı Suriye politikası maalesef hayal kırıklığına yol açmıştır, bunu belirtmemiz lazım. Öyle bir hayal kırıklığı ki geriye bakıldığında üzülmemek elde değil, mümkün değildir. İflas eden Suriye politikası nedeniyle Türkiye büyük zahmetlere katlanmıştır. Burada 10 milyar dolarlardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla iflas eden politika ve Türk milletinin katlandığı bu zahmetler nedeniyle, AKP Hükûmeti, Türk milletinden özür dilemek zorundadır.

Değerli milletvekilleri, daha da ötesi var. Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu BBC’ye verdiği bir beyanatta: “PKK’yı, PYD’yi, IŞİD’i ve Suriye rejimini komşu olarak istemiyoruz.” diyor. Duamız bu yöndedir, Hükûmetin gayreti de bu yönde olmalıdır ancak bir daha teröristleri Kobani’ye geçirme gibi bir gaflete de düşülmemelidir diyorum eğer gerçek amaç buysa.

Değerli milletvekilleri, bugün konuşacağımız problem, iflas eden Suriye politikasının neticesidir. Konuya, bahse konu mülteci kampının bugünkü durumunu izah ederek başlamak istiyorum. Şimdi, 31/12/2012 tarihinde -tabii, Osmaniye ve başka yerlerde olduğu gibi- Kahramanmaraş’ımıza da bir mülteci kampı yapılmasına karar verildi. Arazi lazım, çadır kurmak gerekiyor ve yapılan görüşmelerde Kahramanmaraş’ta Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifinin toplam alanı 1.550 dönüm olan arsasının 550 dönümüne; 31/12/2012 tarihinde, Sayın Vali Şükrü Kocatepe’nin imzaladığı protokolle, altı ay konaklamak kaydıyla, sadece altı ay konaklamak kaydıyla müsaade edildi, çadır kentin kurulmasına müsaade edildi. Çadır kent, Sanayi Yapı Kooperatifinin arsasında sadece altı ay kalacaktı fakat 31/12/2012 tarihinden bugüne geldiğimiz zamanda dört buçuk yıl geçti ve Sanayi Sitesi Kooperatifinin arsası terk edilemedi. Küçük Sanayi Sitesi esnafı planını yapmış, projesini yapmış, sıkışık durumda, yıllardır bu iş için uğraşıyor, oraya iş yeri yapmak istiyor ama mülteci kampı var, yapamıyor. Dolayısıyla, mülteci kampının buradan taşınması bir zaruret hâline geldi fakat nereye gidecek mülteci kampı? Araştırılmış, Aşağı Sivricehüyük köyü alanı seçilmiş.

Şimdi, tabii, mesela, şu anda mülteci kampının etrafına şahısların bazıları kendi imkânlarıyla -Maraş merkezdeki mülteci kampını kastediyorum- iş yerlerini yapıyorlar. Bu Sivricehüyük köyüne yapılacak mülteci kampıyla ilgili kamuoyunda, burada birçok tartışmalar oldu, ciddi iddialar da var, bunları da kısaca burada söylemek istiyorum. İddiaların birincisi şudur: “Şehir merkezinde ve çalışıyor olmaları, günlük gıda, eğitim, güvenlik ihtiyaçlarını kolay bir şekilde gidermelerine ve temin etmelerine imkân verilirken şimdi kendilerinin hiçbir şekilde görüşü alınmadan şehirden 22 kilometre uzakta daha küçük bir alana yerleştiriliyor. Bu durum mülteci haklarının ve aile yaşamının korunmasının temel ilkesini ihlal ediyor.” deniyor, böyle bir iddia var.

Başka bir iddia: Kampın yapıldığı alan köyün merasıdır ve meranın etrafında da her türlü üretim yapılabildiği verimli tarım arazileri bulunmaktadır. Köylülerin geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olup bu alan bu ekonomik faaliyet için zaruri bir alandır. Bu alanın mera vasfından çıkarılıp kamp alanına dönüştürülmesi zorunlu göçlere sebep olabilecektir.

Tabii, mera tıraşlanmış bir tepenin o tarafa yapılıyor. Etrafında, evet, tarım arazileri vardır; karşı iddia da tarım arazilerinin zarar görmediği şeklindedir.

Ayrıca, buraya yapılırken, yöredeki vatandaşların görüşlerinin alınmadığı yani bir katılım sağlanmadığı iddiaları vardır. Evet, “Kamp inşaatı yöre halkından gizlenerek ve bizzat yanıltıcı beyanlarda bulunularak yapılmaya çalışılmıştır.” şeklinde iddialar var. “Kamp alanı inşaatı hukuka aykırı bir şekilde başlatıldı, ihale edildi ve devam ediyor.” iddiaları var. Ayrıca, bilirkişi raporlarının da -şehir plancısı bilirkişisi, ziraat bilirkişisi, jeoloji mühendisi bilirkişisi, fen bilirkişisi- aleyhte olduğu iddiaları var. Başka bir iddia -karşı bir iddiayı da burada söylemem lazım- yörede yaşayan nüfusun iddia edildiği miktarda olmadığı söyleniyor, yörede yaşayan nüfusun birçoğunun yurt dışında olduğu iddia ediliyor.

Şunu söylemek istiyorum: Kimse üzülmeden, burnu kanamadan, suhuletle konuya yaklaşılmalı ve çözüme kavuşturulmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıya selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre yerimden bir söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

Bir dakika...

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Ezilenlerin Sosyalist Partisine yönelik operasyonlar kapsamında Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın ikametgâh adresi olarak göstermiş olduğu eve yönelik bir baskın yapıldığına ve bu baskınlar karşısında asla yılmayacaklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Genel Kurul açılırken burada, Ezilenlerin Sosyalist Partisinin yetkililerine yönelik yapılan siyasi soykırım operasyonlarından ve milletvekilimiz Ahmet Yıldırım’a yönelik yapılan polis baskısından bahsetmiştim. Şimdi arkadaşlarımız yeni bir haber ilettiler. ESP’ye yönelik operasyonlar kapsamında Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ’a ait olduğu bilinen, ikametgâh adresi olarak göstermiş olduğu eve yönelik de bir baskın yapılmış. 6 milyon oy almış bir siyasi partinin eş genel başkanının evine yapılan baskın açık bir hukuksuzluğun ötesinde alçak bir haydutluktur, 6 milyonun tamamının evine yapılan bir baskın demektir. Demokratik siyaseti tamamen tasfiye etmeye çalışan, kaosu, çözümsüzlüğü, savaşı derinleştirmeye çalışanların ortaya koymuş olduğu bir haydutluk örneğiyle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha veriyorum, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tam bir akıl tutulması, tam bir hukuksuzluk örneği bu yapılan baskınla birlikte bir kez daha Türkiye kamuoyuna gösterilmiştir. Âdeta yangına benzinle giden bir anlayışla karşı karşıyayız. Bir siyasi partinin genel başkanının, eş genel başkanının evine baskın yapanlar; bu cüreti, bu hakkı, bu haddi nereden alıyorlar?

Bütün çevremiz bu şekilde otoriter diktatöryal baskı rejimi kurmak isteyenlerin hazin sonuyla doludur. Ben bu talimatı verenleri ve bu diktatöryal anlayışı, demokratik siyaseti tasfiye ederek hayata geçirmeye çalışanları, yanı başımızda duran o hazin sonları tekrar incelemeye davet ediyorum. Bu baskınlar karşısında asla yılmayacağımızı, asla geri adım atmayacağımızı, eş başkanımız etrafında da 6 milyon olarak gerekli tepkileri ortaya koyacağımızı ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Altay, buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, devletin terörle mücadele adı altında herkesi potansiyel terörist algısı içinde değerlendirmesinin kabul edilemez olduğuna ve Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın evine baskın yapıldığı iddiaları konusunda Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, hukukun üstünlüğü şüphesiz bu Parlamentonun da varlık sebebi, işlevimizin asli unsuru.

Sayın Baluken’in iddiasını ben de az önce bir İnternet sitesinde gördüm. Devletin terörle mücadele adı altında herkesi potansiyel terörist algısı içinde değerlendirmesi şüphesiz kabul edilemez. Daha dün bu kürsüde söyledim “Elbette devlet terörle mücadele etsin ama hukuk çerçevesinde ve hiçbir sivil kayba tahammülümüz olmamalı, 78 milyon...” diye.

İddia vahimdir, bir siyasi parti genel başkanının evine bu baskının güvenlik kuvvetleri içerisindeki belki bir işgüzarlıktan kaynaklanmış olması da söz konusu. Ama bu şekilde değil de planlı ve sistematik bir süreç işletiliyorsa, ülkenin barış ortamı için bu, devlet eliyle barış ortamına vurulmuş bir darbe olarak da değerlendirilebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika daha.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hassas bir konudur, ayrıntıyı bilmiyoruz. Ama burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda ivedilikle bilgilendirilmesi gerekir. Bu bilgilendirmeyi de takdir edersiniz ki Hükûmetin yapması gerekir. Hükûmetin derhâl, hiç vakit kaybetmeden Genel Kurulu bilgilendirmesini ben de talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Ben de konuyu araştıracağım Sayın Baluken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıyla da görüşeceğim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Siirt Milletvekili Besime Konca ve arkadaşları tarafından, Suriyeli mülteciler için yapılacak barınma merkezi için yeni bir alanın belirlenmesi amacıyla 6/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde son konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Çamak olacak.

Buyurun Sayın Çamak. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına Halkların Demokratik Partisinin önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İktidarın yanlış politikaları sınırlarımıza mülteci akınına neden olmuştur. Bu durum, ülkemize ağır ekonomik ve siyasi sorumluluklar yüklemiştir.

Son olarak, çeşitli bölgelere konteyner kentler kurulmaya başlanmıştır. Bu girişimlerden biri de Sivricehüyük konteyner kentidir. Yer seçimine bakacak olursak, etrafı tamamen verimli arazilerle çevrili 374 dönüm kadar bir alanın ortasına 28-30 bin kişilik bir konteyner kent inşa ediliyor. Konteyner kent, yöre halkının rızası ve oluru alınmadan oldubittiye getirilerek insanların yaşam alanlarının ortasına kurulmak istenmektedir. Valiyle görüştüğümüzde “Ben de o yöre köylülerinden biri olsam böyle bir kampın oraya yapılmasına karşı çıkardım fakat ben devletin dediklerini yapmak zorundayım.” dedi; ben de “Devlet, halk için, halkın huzuru ve refahı için vardır.” dedim. “Elimizde 17 tane alternatif vardı ancak en uygun yer olarak burayı tespit ettik.” dedi Sayın Vali. Ben Kahramanmaraş’ın coğrafyasını çok iyi bilen biri ve o yörenin insanı olarak bu gerekçeyi hiç inandırıcı bulmadım. Adalet ve Kalkınma Partisi Kahramanmaraş milletvekili olan arkadaşlarımla görüştüğümde onlar da buranın kamp için uygun olmadığını ancak başka seçenek olmadığı için buranın tercih edildiğini söylediler.

Suriyeli sığınmacıların, kültürü, inancı ve yaşam tarzı hiç uyuşmayan bir bölgeye taşınmak istenmesi bölgede yaşayan halkı tedirgin ediyor. Bu insanlar, her şeyden önce, kendi doğal alanlarına zarar verilmeden ve yakın çevrelerinden gelebilecek bir ölüm korkusu olmadan huzur içinde yaşamak istiyor.

Maraş’ta o kadar müsait yer varken konteyner kentin farklı inanç ve kültüre sahip insanların ortasına yerleştirilmesi akılcı ve vicdani bir yaklaşım değildir. Bu kampların tamamen farklı inanç ve kültürdeki vatandaşların yoğun olduğu yerlerde yapılmak istenmesi akıllara ciddi soru işaretleri getiriyor.

Maraş katliamı gibi acı bir deneyim yaşayan bölgedeki vatandaşlar, böyle bir durum karşısında doğal olarak yarınlarından endişe duyuyorlar. Hem doğal alanlarına zarar verecek hem de sürekli endişe içerisinde olacakları bir durum yaşamak istemiyorlar. Oysa devlet, vatandaşın huzuru ve güvenliği için vardır yani devlet, halkı için vardır. Dolayısıyla, can güvenliğinden endişe eden Sivricehüyük halkı, uzun zamandır bu kamp girişimine karşı direniyor. İşte, seslerini duyuramadıkları için de Meclisin çatısı altında bu soruna çözüm arıyorlar. Bir kez daha, yüce Meclisin çatısı altından iktidarı sorumlu davranmaya çağırıyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi yöre halkının Meclisi bilgilendirme notunu size sunacağım. Grubu bulunan partilerin 4’üyle de görüşmek istediklerini -dün buraya 80 kişilik bir grup geldi- ama bize söylediklerine göre, muhalefetteki 3 parti grubuyla görüştüklerini ancak iktidar partisi grubundan randevu alamadıklarını ifade ettiler ve görüşemeden geri memleketlerine döndüler. Bu sığınmacı kampına yörede yaşayan insanlar olarak hem kendi haklarını hem de savaş mağduru Suriyeli mülteci komşularının haklarını korumak için karşı çıkmaktadırlar. Çünkü Suriyeli sığınmacıların hakları ihlal ediliyor. Suriyeli sığınmacılar gündelik yaşamdan koparılıp emek sömürüsüne maruz kalacakları alanlara taşınıyorlar. Köylüler zorunlu göçe maruz kalabilir çünkü ekonomik geçim kaynakları ellerinden alınıyor. Kamp alanı birlikte yaşam ilkesi gözetilmeden ve bilgilendirme yapılmadan inşa ediliyor. Kamp inşaatı yöre halkından gizlenerek ve bizzat yanıltıcı beyanlarda bulunarak yapılmaya başlandı. Kamp inşaatı nedeniyle köylülerin gündelik yaşamsal ihtiyaçları tehlikeye girdi. Kamp alanı inşaatı hukuka aykırı bir şekilde başlatıldı, ihale edildi ve devam ediyor. Yöre halkının rızalığı alınmadı. Ben bunu Sayın Vali’ye söylediğimde “Hayır, rızalık alınmaz, o çok yanlış olur, çok tehlikelidir." dedi. Oysa demokrasilerde halkın onayı alınır. Bu, aynı zamanda bir insan hakkı ihlali oluyor. Köylülerin açtığı tespit davası sonucu uzman bilirkişiler kamp projesinde kamu yararı bulunmadığını ve çevrenin olumsuz etkileneceğini tespit ettiler. Köylülerin en temel insan haklarını dile getirmeleri engellenmekte ve demokratik bir toplum ilkesine aykırı hareket edilmektedir. Tüm hukuka aykırılıklara rağmen idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermemiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi de bilirkişinin raporlarını size sunmak istiyorum:

Şehir plancı bilirkişisi: “ÇED yapılmamış, toplumsal uyum ve sosyal doku dikkate alınmamış, büyük kent merkez veya çeperinde entegre konut üretimiyle çözülebilecek bir yerleşme yerine kırsal alanda hiçbir üretim perspektifi olmayan bir yer seçilmiştir. Proje, genel şehircilik ilkeleri, planlama esasları, üst ölçekli planlara ve imar mevzuatına aykırıdır. Kamu yararı bulunmamaktadır.”

Ziraat bilirkişisi: “Kampın yapıldığı mera alanında bölge insanlarının yararlanma ve kullanım ihtiyaç zorunluluğu devam etmektedir. Mera alanında yapılan inşaat, verimli toprak tabakasını tamamen ortadan kaldıracak, meradan doğrudan veya dolaylı yoldan beslenen canlıları olumsuz etkileyecek, bölgedeki habitat bitkileri başta olmak üzere tüm bitkileri yok edecektir. Böylece yöredeki hayvancılık bu şekilde zarar görecek ve tüm ülke ekonomisini de olumsuz etkileyecektir. Mera vasfının değiştirilmesi ve bu alanda projenin yapılmasında kamu yararı bulunmamaktadır.”

Jeoloji mühendisi bilirkişisi: “Kampın yapıldığı alan birinci derecede deprem bölgesidir. Kontrolsüz inşaat deprem riskini arttırabilir. Barınma merkezindeki atık sular ve çöp atıklarının kontrolsüz bir şekilde Karaçay’a boşaltılması kirlenmeye yol açabilir. Su ihtiyacının karşılanması amacıyla yapılan sondaj kuyularından aşırı su çekilmesi, yer altı su seviyesinde düşmelere ve kurumalara neden olacaktır.”

Fen bilirkişisi: “Alandaki çalışmalar nedeniyle yolda değişiklik olmuş ve alan yoldan 8-10 metre yüksekte kalmıştır.”

Kahramanmaraş Platformu Fayda Maliyet Analiz Raporu: Daha farklı görüşlerdeki sivil toplum kuruluşlarını bünyesinde barındıran Kahramanmaraş Platformu tarafından hazırlanan maliyet raporundaki -Alevi vatandaşların aleyhindeki haksız ithamlar hariç- hususlar da bizim iddialarımızı desteklemektedir. Bu rapora göre de Sivricehüyük’te yapılacak olan barınma merkezinin uzaklık, altyapı, maliyet, uzun vadeli sosyal fayda ve güvenlik açısından isabetli olmadığı, daha önce AFAD tarafından fizibilitesi yapılan TOKİ Karacasu alanının daha uygun olduğu belirtilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili Sayın Celalettin Güvenç’le görüştüğümde, o da bu yörenin, bu bölgenin, yani TOKİ Karacasu alanının daha isabetli olduğunu belirtmiştir.

Bu nedenlerle, hem mülteciler hem de yöre sakinleri açısından uygun olmayan bu alanda yapılan işlemlerin tüm hassasiyetlerimiz gözetilerek bir kez daha düşünülmesi ve durdurulması gerekmektedir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı olarak Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil konuşacak.

Buyurun Sayın Çitil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET İLKER ÇİTİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ta yapımına başlanan geçici barınma merkezine yönelik Meclis araştırması önergesi üzerinde, HDP’nin verdiği önerge üzerinde aleyhte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, öğle saatlerinde Muş’ta jandarma karakoluna PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda 1’i şehit olmak üzere 2 geçici köy korucumuz yaralanmıştır. Ayrıca, İstanbul’daki çatışmada 1 emniyet amirimiz şehit olmuştur. Ben, bu ve buna benzer tüm saldırıları kınıyor ve lanetliyorum. Yaralı korucularımıza acil şifalar diliyorum. Bu vesileyle, şehit olan güvenlik güçlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum. İçinde bulunduğumuz ramazan ayının da ülkemiz ve İslam âlemi adına, tüm insanlık adına hayırlara vesile olmasını Yüce Rabb’imden niyaz ediyorum.

Kahramanmaraş’ımızın merkez ilçesi Dulkadiroğlu ilçesine bağlı -ki hem muhalefet partileri hem yine sevgili hemşehrim Oğuz Tor Bey de Pazarcık ilçesine bağlı olarak söylediler- Aşağı Sivricehüyük -Terolar mevkisi diye de geçer- köyünde, daha doğrusu şu anki hâliyle de mahallesinde Suriyeli mülteci kardeşlerimiz için yapımına başlanan konteyner kentle ilgili olarak pek çok asılsız ve mesnetsiz iddialar ortaya atılmaktadır ve ayrıca, bu noktadan hareketle, tamamen iyi niyetlerle yapılması hedeflenen bu sığınma merkezi, ilimizde ve bölgemizde yeni bir fitne ve kargaşa sebebi olarak lanse edilmeye çalışılmaktadır. İlgili geçici barınma merkezinin yapımıyla ilgili konu daha önce de Meclis gündemine birkaç kez gelmişti ve bu konuda özellikle bölge milletvekili arkadaşlarımız gerekli cevapları bu kürsüden yine dile getirmişlerdi. Bugün burada aynı konu üzerinde tekrar tekrar görüşmelerin yapılmasıyla, açıkçası, üzerinde büyük sorumlulukları olan biz milletvekillerinin ve yüce Meclisimizin esas görevinden uzaklaştırılarak suni gündemlerle oyalandığının göstergesidir. Yüce milletimizin ve tarihin huzurunda bu açıklamaları yapma ihtiyacı hissettiğimi dile getirmek isterim, bu konuda takdiri de kamuoyuna bırakıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu barınma merkezinin inşa edileceği yerle ilgili iddialara gelecek olursak, yer hususunda çalışmalar tamamen coğrafik ve mevcut şartların uygun olmasından kaynaklanmaktadır. Gerek valimiz gerekse komisyonumuz gerekse dönem dönem milletvekillerimizden de görüş alınmıştır. Şöyle ki: gerek Kahramanmaraş Valiliğimizce kurulan Yer Araştırma Komisyonu gerekse AFAD Başkanlığımızca görevlendirilen daire başkanı nezaretindeki ilgili teknik elemanlarca yapılan araştırmalar neticesinde, önergede bahsi geçen 16 adet taşınmaza mahallinde inceleme yapılmış, bunlardan 15’inin hukuki dava konusu olması, orman olması, başka kurumlara tahsisli olması, teknik sorunlar ve arazi büyüklüğünün yetersiz olması, bir kısmının engebeli olması sonucunda mevcut yere karar kılınmıştır. İncelenen 16 yer olarak Karacasu mevkisindeki -iddialardan biri de oydu- TOKİ arsası nihai olarak 15/10/2015 tarihli yazımızda AFAD Başkanlığına valiliğimizce gönderilmiştir. Gerek AFAD Başkanlığı ve gerekse TOKİ teknik elemanlarınca yapılan değerlendirmelerde bahse konu taşınmazın yüksek eğimi ve sert zemini, yapısı nedeniyle maliyetin yüksek olacağı tespiti üzerine ve uygunsuz, verimsiz ve güç şartlar taşıyacağı sonucuyla AFAD Başkanlığınca Sivricehüyük köyünde bulunan meranın değerlendirilmesi talep edilmiştir. Bunun üzerine 20/11/2015 tarihindeki yazıda, AFAD Başkanlığımızın tercih ve kararının Sivricehüyük üzerinde oluşması durumunda tahsis değişikliği işlemleri de esas olmak üzere başkanlık görüşü istenmiş ve valiliğimizce bu konuda çalışmalar başlatılmıştır.

Ayrıca, bu bahsi geçen arazi iddia edildiği gibi 1’inci sınıf tarım arazisi değil 6’ncı sınıf vasıfsız, zayıf tarım arazisi ve taşlık bir mevki olarak resmî kayıtlara geçmiştir. Tarım Komisyonumuzca da bu şekilde bir rapor oluşturulmuştur. Ayrıca, ilgili arazi için ÇED raporunun gerekli olmadığı raporu da verilmiştir ki bu Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın ÇED Yönetmeliği’nin Ek 1 ve Ek 2’sine göre ÇED raporundan da muaf olduğu açıkça ortaya konmuştur.

Şu anda Kahramanmaraş'ımızda 18.500’ü çadır kentte olmak üzere yaklaşık 90 bin Suriyeli kardeşimiz ensar-muhacir örneğinde olduğu gibi Kahramanmaraş’ımızca gerek devlet unsurlarımız gerek vatandaşlarımız gerekse de sivil toplum örgütlerimizce misafir edilmektedir.

Aynı şekilde, iddialardan biri 82 yaşındaki vatandaşımız Mor Ali Kabayel’in de farklı şekilde öldüğü şeklindeydi. Fakat yaptığımız araştırmalar sonucunda onun o şekilde değil –iddianın- kanser hastalığından dolayı normal bir vefat olayı olduğunu da ben buradan ifade etmek istiyorum.

Şu anda Kahramanmaraş’ta bu noktada yaşayan Alevi vatandaşlarımızın asimile edilmesi gibi bir iddia da tamamen gerçek dışıdır ve geçmişte yaşanan üzücü olayların çok farklı çıkarmalarla bugün gündeme getirilmesi ve bizim bölgemizde gündeme getirilmesi, gerek ilimizde gerekse ülkemizde yaşayan Alevi vatandaşlarımıza yönelik bir tehdit varmış gibi ifadelerin kullanılmasını da ayrıca şiddetle kınıyor ve gerçeği yansıtmadığını buradan tekrar ifade etmek ediyorum.

Öte yandan, ülkemizdeki sığınmacı merkezlerine bakıldığı zaman, bunun sadece uygun coğrafik bölgelerde kurulduğu, nüfusun Türk, Kürt, Alevi, Sünni ve benzeri kökenine bakılmadığı da çok önemli bir detaydır. 26’ya yakın kamp merkezi varken, bizim Kahramanmaraş’ımızda… Ki bu alanda fırtınaların koparılmasını ve suni gündem oluşturulmasını da ayrıca kınıyorum.

Yine, önergede dile getirildiği gibi ülkemizdeki mülteci kamplarının hiç birinde, DAEŞ terör örgütüne açık ya da gizli destek verilmemektedir. Buradaki mülteci kardeşlerimiz zalim Esad rejiminden ve ülkedeki kaos ortamından uzaklaşarak, güvenli bir liman olarak ülkemizi görmüş ve bize sığınmışlardır. Bu terör mağduru sığınmacıları yine başka bir terör örgütünün yandaşı gibi göstermek tamamen art niyetli bir davranıştır. Bu iddialar tamamen gerçek dışı, ötekileştirici ve itham edici bir tutumun sonucudur.

Sayın milletvekilleri, tahrik etmeye yönelik bu iddialar tehlikelidir. Sağduyulu Kahramanmaraş halkı da, hemşehrilerim de buna kesinlikle fırsat vermeyecektir. Türkiye'mizin her bölgesinde çaresizlere, sığınmacılara, yardıma muhtaç olanlara kucak açan halkımız Kahramanmaraş'a da gelecek olan bu sığınmacılara sonuna kadar sahip çıkıyor ve çıkmaya da devam edecektir. Unutulmasın ki bu milletin inancı, örf ve âdetleri, kültürü ve tarihi bize bu teminatı vermektedir. Yani vatandaşımız bu iddia sahiplerine kısaca, yine “Buradan size ekmek çıkmaz, bizleri tahrik edemezsiniz.” şeklinde cevap vermektedir ve “Başka bir kapıya!" demektedir. Bu şekilde, misafirlerimizle kucaklaşmaya da devam edeceğimizi ben buradan ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, bu, şu anki Kahramanmaraş merkezimizde sanayi alanında konuşlanmış olan çadır kent merkezi de yaklaşık dört yıl önce, 3 Eylül 2012 tarihinde kurulmuştur. Oradaki bizim sanayi esnafımızın, sanayi kooperatif elemanlarımızın şahsi özel mülküdür ve yatırım yapmaları gerekirken dört yıl boyunca da kucaklarını açtılar ve dört yıl bu şekilde, gerek maddi gerek manevi, her türlü yardımı da esirgemediler. Ben onlara da ayrıca teşekkür ediyorum. Ve bizim vatandaşımız, bizim insanımız, bizim esnafımız bu şekilde davranırken, özveriyle çalışırken, dört yıl boyunca kendi özel mülkünü vermişken bu koparılan fırtınaları ve bunu koparanları da şiddetle buradan bir kez daha huzurlarınızda kınıyorum.

Biz o bölgeyi 2012 tarihinde bu Suriyeli misafir kardeşlerimize açtık. Gerek birinci basamak sağlık hizmetlerini gerek ikinci basamak sağlık hizmetlerini Halk Sağlığı Müdürlüğümüz, Sağlık Müdürlüğümüzün koordinasyonunda hastanemiz verdiler. Ve 2 adet 112 istasyonunu biz oradaki sanayi alanımızın hemen etrafına konuşlandırdık ki yıllık da 5 bin civarı hasta taşımaktayız. Bu alanın, aynı şekilde, doğal afetlerde kullanılmak üzere geçici barınma ve kriz merkezi olarak da daha sonraki dönemlerde kullanılması planlanmıştır, ki Kahramanmaraş ilimiz de 1’inci derece deprem riski olan bir il olduğu için biz bunu çok amaçlı olarak da düşündük. İnşallah bu sorun, sıkıntı giderildikten sonra da Kahramanmaraş’ımıza hizmet verecektir.

Bu arada, yeni yapılan konteyner kentle de alakalı birtakım bilgiler vermek istiyorum. 5.008 konteyner mevcut ve bunlar 2 katlı olarak yapılmaktadır. Şu an yüzde 60 seviyesindedir. Hâlâ biz neyi konuşuyoruz bilmiyorum çünkü yüzde 60 seviyesinde ve kısa bir süre sonra hizmete açılacak, Suriyeli misafir kardeşlerimizin de hizmetine sunulacaktır. Yine 500 personel bulunmakta, 4 okul, halk eğitim merkezi, cami, hastane, 9 adet kuyu… Ki bu kuyular aynı şekilde o çevre köylere, mahallelere de hizmet verecektir. Aynı şekilde, orada 16 köy var -şu anki hâliyle mahalle- bunun 3 tanesi direkt Sünni mahallesi, geriye kalan 3-4 tanesi karışık, vatandaşlarımızın huzur içerisinde yaşadığı köyler. Bir diğer kısım da Alevi vatandaşlarımızın barındığı yerler olup…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çitil, teşekkür ederim.

MEHMET İLKER ÇİTİL (Devamla) – Ben burada sözlerimi sonlandırırken yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

Sayın Tor sisteme girmiş, size de söz vereceğim Sayın Doğan.

Buyurun bir dakika Sayın Tor.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor’un, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Az önce grup önerisi hakkında konuşan Sayın AKP Kahramanmaraş Milletvekili İlker Çitil Bey, benim Aşağı Sivrice köyünün Pazarcık’a bağlı olduğunu beyan ettiğimi söyledi. Bu yanlıştır. Ben, grup önerisi metnini okudum, “Bu grup önerisi metni hakkında söz almış bulunuyorum.” dedim. Grup önerisinde geçen ifade budur, bu ifade benim ifadem değildir. Daha önce Pazarcık’a bağlı olduğu hâlde bilahare Dulkadiroğlu’na bağlanmıştır buralar. Dolayısıyla bu ifade grup önerisi metninde geçen ifadedir, benim ifadem değildir. Bunun düzeltilmesini istiyorum, bu şekilde kayıtlara geçmesini istiyorum. Bu benim ifadem değildir, bilmesini isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Sayın Doğan…

24.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, konuşmacı, grup olarak verdiğimiz önergenin suni bir gündem yaratmakla ilgili olduğunu ve esas olarak da böyle bir sorun olmadığını söyledi ve şiddetle kınadığını, bir ekmek çıkmayacağı hususunu söyledi.

Çok önemli bir toplumsal sorun olarak gördüğümüz, Terolar’daki bu kamp alanının bölge halkının istememesi, bölge halkıyla yeterince çalışma yapılmaması eksikliğini bu şekilde ifade ederek gidermeye çalışıyorlar. Konunun çok ciddi bir konu olduğunu ve… Bölge halkıyla tekrar iletişim kurularak bu kamp yerinin değiştirilmesi son derece önemli bir husustur. Yoksa, bizim isteğimiz, oradaki dokunun birbiriyle olan ilişkilerinin bozulması değil, tam tersine, kadim ilişkilerin daha sağlama alınması ve bu toplumsal ilişkilerin devamı yönündedir.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Sayın Bakanın söz talebi var.

Buyurun Sayın Bakan.

25.- Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar konusunda tamamen insani yaklaşımda bulunduğuna ve uluslararası anlaşmaları gereği kapılarını açtığına ve barınma merkezlerinin durumuna ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, ben de bu HDP grup önerisi hakkında yerimden söz istedim. Gerçi, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Mehmet İlker Çitil Bey ve Fahrettin Oğuz Tor Bey de bilgiler verdiler.

Olaya bütüncül bakmamız gerektiğini düşünüyorum. 2011’de halkının tepesine bomba yağdıran bir diktatörden kaçan Suriyelilerin yüzde 58’i ülkemize sığınmıştır. Türkiye, bu hususta tamamen insani yaklaşımda bulunmuş ve olaya hem de uluslararası anlaşmaların gereği kapılarını açmıştır. Gelenlerin mezhebi, cinsi, dili, ırkı bizim için önemli değildir; sadece insandır.

Şu anda Türkiye’de 2 milyon 742 bin Suriyeli sığınmacı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha veriyorum Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Geçici barınma merkezlerindeki sığınmacı sayısı 266 bindir ama bunun 7.742’si de Iraklıdır. Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Mardin, Kahramanmaraş, Osmaniye, Adıyaman, Adana ve Malatya’da bu kamplar yer almaktadır. Kahramanmaraş’taki yer seçimi çalışmaları sırasında -milletvekilimiz bilgi verdi- 18 yer araştırıldı. Kahramanmaraş’ta mevcut çadır kent, Küçük Sanayi Kooperatifinin mülkiyetinde olan 500 dönümlük bir alanda idi ve sanayi sitesinin yapımı için de bugün Sanayi Bakanlığı ihalesi vardı, olayın acilen çözülmesi gerekiyordu.

Ben yüce Meclisin bilgisine, özellikle de bu grup önerisini veren HDP’nin bilgisine şunu sunmak isterim: Şu anda Azez bölgesinde koalisyon güçlerinin iştirakiyle gerek Suriye ordusunun gerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, son bir dakikayı vereyim, açıklama yapıyorsunuz.

Toparlarsanız seviniriz.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Şu anda orada 180 binden fazla Suriyeli insan yerlerinden yurtlarından olmuş, Kilis sınırında zeytinlik bölgede başlarına gelecekleri bekliyorlar. Ve o bölgede, Suriye içerisinde kurulmuş kamp, bildiğiniz gibi, Rus uçakları tarafından bombalandı, 10 bin insan barındırıyordu.

Biz olaya insani olarak bakıyoruz. Bu 180 bin insanın da Türkiye’ye gelmemesi için, orada rahat etmeleri için çalışıyoruz ama Türkiye’ye geldiklerinde de aç ve açıkta kalmamaları için de bir yandan hazırlığımızı yapıyoruz.

Tekrar ediyorum, olaya Alevi-Sünni olarak değil, insan olarak bakıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti 11 milyar dolardan fazla parayı bu iş için harcamıştır. Açık kapı politikamıza ve insani yardımlarımıza devam edeceğiz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben yerimden söz istiyorum İç Tüzük 60’a göre.

BAŞKAN – Buyurun bir dakika.

26.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, olaya insani açıdan bakmayan hiç kimse yok burada. Bütün siyasi partiler olayın insani boyutu daha vahim sonuçlara yol açmasın diye bu konuyu gündemleştiriyor.

Hükûmetin, maalesef, Suriye’den gelen mültecilerle ilgili insani yaklaşımını da hepimiz biliyoruz. Bu mülteci sorununu yaratan politikaların sahiplerinden birisi de AKP Hükûmetinin kendisidir.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – …bombayı biz mi atmıştık insanların üstüne?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi milyonlarca insanı mülteci statüsüne koymuşlar. Bu insanları;

Bir: Avrupa Birliğine karşı koz olarak kullanıyorlar.

İki: Kürt ve Alevi bölgelerinde demografik değişimi esas alan asimilasyon politikasının parçası olarak ele alıyorlar.

Üç: Zaman zaman sınır bölgesinden Suriye’ye geçişlerine izin verip fiilî olarak savaşın bir tarafı olarak kullanıyorlar. Dolayısıyla, kimse gelip bize Terolar’daki kampın yapılışını insani perspektiften falan değerlendirmesin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bunlar altı boş iddialar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hepimiz tabii ki insani perspektifi önemsiyoruz ama özellikle Kürt ve Alevi bölgelerindeki demografik dönüşümü esas alan politikaların hepimiz farkındayız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bunlar altı boş iddialar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Siirt Milletvekili Besime Konca ve arkadaşları tarafından, Suriyeli mülteciler için yapılacak barınma merkezi için yeni bir alanın belirlenmesi amacıyla 6/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık var, elektronik cihazla yapalım.

İki dakika süre veriyorum.

Buyurun, süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekili tarafından, Elâzığ ve çevre illerde yaşanacak olası bir depremle ilgili yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 6/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 15/6/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                          Engin Altay

                                                                                             İstanbul

                                                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekilinin, Elâzığ ve çevre illerde yaşanacak olası bir depremle ilgili yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 6/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırma önergesinin (120 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15/6/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin, aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde, ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özcan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Depremle ilgili verdiğimiz araştırma önergesi için söz almış bulunuyorum.

Deprem konusu, gelişmiş ülkelerde iki açıdan ele alınır, deprem öncesi ve deprem sonrası. Ülkemizde bu konuda ciddi eksiklikler vardır. Siyasi iktidar, bu konuyu görmezden gelmeye devam etmektedir. Ülkemizde kentsel dönüşüm planları, deprem riski gözetilerek ele alınmak yerine rant odaklı yapılmaktadır. Kentsel dönüşüm, depremde çok hasar görecek yerlere değil, rantı yüksek ve lüks yerlere uygulanmaktadır.

Maden Tetkik ve Arama, depremin jeolojik, jeomorfolojik ve sismolojik bilgilerini içeren diri fay hatlarının verilerini güncellemiş durumdadır. Avrasya Tüneli ve Osman Gazi Köprüsü gibi büyük projelerde de bu diri fay bilgilerinin dikkate alınması gerekiyordu. Deprem tehlikesine dikkat çeken uzmanlara da kulak vermek gerekir.

Elâzığ ilimizin deprem riskinin araştırılması ve gerekli tedbirlerin tespit edilmesi için araştırma önergesi verdik. Bu, son derece güncel ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Uzmanlara göre, Elâzığ’da 7 büyüklüğünde bir deprem olasılığı vardır. Elâzığ, böylesi büyük bir depreme de hazır değildir. Türkiye’nin en büyük fay zonlarından olan Doğu Anadolu fayı, Elâzığ şehir merkezine çok yakın geçmektedir. 1999’dan önce yapılan yapıların pek çoğu da yönetmeliklere uygun değildir. Elâzığ’ın depreme hazırlıklı hâle getirilmesi elzemdir. Kentsel dönüşüm planları, deprem riski gözetilerek yeniden ele alınmalı ve planlamaya Elâzığ’ın köyleri de dâhil edilmelidir.

Rant değil, insan odaklı çalışmalarla vatandaşlarımızın barınması ve yaşamı güvenceye alınmalıdır. Unutmayalım, deprem öldürmez, binalar öldürür; binaları da insanlar yapar, binaların yapımını insanlar denetler ve onaylar. Buralarda denetim mekanizması çok önemlidir.

Elâzığ, Türkiye’de depremde büyük zarar göreceği tahmin edilen 3 ilden biridir. Büyük yıkım beklenen illerin 1’incisi İstanbul, 2’ncisi Elâzığ, 3’üncüsü Malatya veya Maraş. Niçin “veya” diyoruz? Çünkü bu konuda çalışmalar nedense gizli tutuluyor, başka konularda olduğu gibi.

Yaşanacak deprem sonrası acil yardım faaliyetleri konusu da bir o kadar önemlidir. Bu konuda özellikle yapılaşmanın ve nüfusun yoğun olduğu kentlerde deprem toplanma alanları konusu önem kazanmaktadır. Bugün sabah Marmara’da 3,2 şiddetinde deprem oldu. Hükûmetin deprem konusuna insan odaklı bakmak yerine rant odaklı baktığını en çarpıcı şekilde gösteren konu, deprem toplanma alanlarıdır.

1999 depremleri göstermiştir ki Marmara Bölgesi, çok ciddi bir risk altındadır. 2029 tarihine kadar İstanbul’da 7,2 şiddetinde çok ciddi bir deprem beklenmektedir. Deprem, yapı stokunun yüzde 60’ının depreme dayanıksız olduğu İstanbul’da büyük can ve mal kaybına neden olacaktır. İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina vardır. Varsayalım ki bunlardan yüzde 99’una hiçbir şey olmayacak ve bu binalarda insan kaybı olmayacak, olan, sadece yüzde 1’lik kesime olacak. İlk başta bu son derece sevindirici gibi görünse de yüzde 1’lik bina sayısı 16 bindir. Bu da, her binada 4 daire olsa, 250 bin insan demektir. Dolayısıyla böylesi bir depremde İstanbul’daki binaların sadece yüzde 1’i bile yıkılsa, çok ciddi bir faciadır.

17 Ağustos 1999’dan hemen sonra başlatılan çalışmalarla 1999-2003 yılları arasında İstanbul’da 500’e yakın deprem toplanma alanı belirlendiği biliniyor. İl Afet Merkez Kurulu tarafından belirlenen deprem toplanma alanlarının yaklaşık yüzde 75’inin imara açılarak yapılaştığı iddia ediliyor. Biz bu iddiayı Davutoğlu’na, Çevre Bakanına sorduk. Çevre Bakanı “İmar olaylarının bizimle ilgisi yok.” manasında bir yazı verdi, yani Bakanın kendi Bakanlığının yetki ve sorumluluklarından haberi yok. Aslında bütün bu soruların Tayyip Erdoğan’a sorulması gerekir, zira kendisi 1994 yılından beri İstanbul’u yönetiyor. Depremden bu yana on yedi yıl geçti. İstanbul depreme hazır hâle geldi mi? Uzman kişilerin ifadelerine göre, İstanbul 1999’da, bugüne nazaran, depreme daha hazırdı. Bu acı gerçek karşısında sorumluların vicdanları sızlamıyor mu?

Biz Hükûmete ve Belediye Başkanına İstanbul’un hakkı olan resmî deprem toplanma alanlarını soruyoruz, onlar ise cevap vermiyorlar, vatandaşa açık olması gereken bilgileri ve kayıtları gizliyorlar. Devlet işi ciddiyet ister. Burada gizli kapaklı işler var, ciddiyetsizlik var. İstanbullu vatandaşlarımıza da buradan söylüyoruz: Bilgilerin nasıl gizlendiğini isteyene detaylı bir şekilde anlatırım. Tabii ki bir kısmını biliyoruz. 1999 depreminden sonra yapılan çalışmalarla belirlenen birçok deprem toplanma alanının nasıl peşkeş çekildiğini, üzerine hangi AVM’lerin, hangi kulelerin nasıl dikildiklerini biliyoruz. Ve bu toplanma alanlarının içerisinde Taksim Gezi Parkı da vardı. Sadece Gezi Parkı’na gençlerin demokratik direnişi sayesinde dokunamadınız, asla dokunamayacaksınız.

20 kat ve üstü yapıların yönetmeliği dahi yokken ne cesaretle çok katlı yapılara parsel bazında imar veriyorsunuz, bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

İstanbul gibi bir şehri bu kadar plansız, hesapsız yönetmenin faturası çok ağır olur. İstanbul’u depreme hazırlama adına yapılan izleme ve araştırma çalışmaları, devede kulak niteliğindedir. İstanbul’da sismik riskin azaltılması ve acil durum hazırlık projesi kapsamında devlet daireleri, okullar, hastaneler, yollar, köprüler ve viyadükler kısmen sağlamlaştırılmıştır, oysa vatandaşın yaşam alanları hâlâ ciddi risk altındadır. Depreme hazırlama diye ortaya atılan kentsel dönüşüm çalışmaları, deprem odaklı olmaktan çıkmış, bilimsel verilere dayalı olmayan rantsal dönüşüm projelerine dönüşmüştür.

Kentsel dönüşümün hangi ilçede öncelikli yapılacağına kimler karar vermektedir? Bir kenti depreme planlı ve programlı bir şekilde hazırlamak, sivil toplum örgütlerinin, halkın ve üniversitelerin katılımıyla mümkündür. Yapı stoku, kentin sadece bir bileşenidir. Şehrin diğer bileşenleri olan altyapı, çevre, halk, ekonomi ve yönetim olarak hazır olmamız gerekir bunlara. Olası İstanbul depreminde bu altyapılar nasıl tepki verecektir?

Deprem, aynı zamanda en büyük çevre felaketidir. Moloz ve atıklar ile sanayi tesislerinden ortaya saçılması muhtemel parlayıcı, patlayıcı ve toksik maddeler çok büyük çevre faciasına neden olabileceklerdir. Bunların etkenleri havaya, suya ve toprağa karışırken en sonunda besin zinciri vasıtasıyla gene insanlarımıza ulaşır. Halkımızı depreme karşı hazırlamamız ve riski azaltmamız gerekir.

Marmara Bölgesi’nde beklenen deprem gerçekleşirse buranın, dolayısıyla da Türkiye’nin ekonomisinin ne hâle geleceğini hesaplayan var mı? Bütün yatırımları ve dev projeleri, depremde en riskli bölge olarak buralara yığıyorsunuz ama önlemini almıyorsunuz. İş dünyasının olası bir depremde olabilecek iş kaybının, ekonomik kaybının hesaplanıp önlemler alınması gerekir.

Elâzığ, depremde yıkımın en büyük olacağı öngörülen iller arasındadır. Bu nedenle Elâzığ’ın değerli milletvekili hemşehrilerimin de desteğini alarak araştırma önergemizin kabul edileceğini umuyor, saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan konuşacak.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkanım, usulen belki öyle ama aleyhte değil, lehte konuşacağım.

BAŞKAN – Sayın Botan, benim önümdeki bilgide “aleyhte” yazıyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır – O, usulen öyle.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Neyse, tamam, düzeltelim böylece, peki.

BAŞKAN – Olsun, peki. Siz, öyle, lehte konuşacaksınız.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Evet.

BAŞKAN – Tamam, peki. İçerik daha önemli.

Buyurun Sayın Botan.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun önerisi hakkında Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gelişen bilim ve teknolojik olanaklar, artık zemin etütlerinin kolayca yapılmasına ve gerekli tedbirlerin önceden alınmasına imkân sağlamasına rağmen Türkiye bu olanakları yeterince kullanmaktan uzaktır. Dünyada gelişmiş ülkeler, bilimsel ve teknolojik olanakları kullanarak yerleşim yerlerini ve yapıları, elde edilen verilere uygun bir şekilde inşa etmektedirler. Olası depremlere karşı önceden alınan bu tedbirlerin yanı sıra deprem esnasında ve deprem sonrasında alınması gereken tedbirler de deprem öncesinde alınan tedbirler kadar önem arz etmektedir. Örneğin, imara açılan ve yapılan binaların, deprem gerçeği gözetilerek deprem odaklı planlanması gerekmektedir. Deprem süreçlerinde ise zamanında organize olabilmek, tahliyeyi sağlayabilmek, barınma ve sağlık hizmetlerini gerçekleştirebilmek için gerekli tedbirlerin düşünülmesi ve organize edilmesi önemlidir.

Deprem haritası ve bu haritaya esas sismik verilere göre, Türkiye topraklarının yüzde 93’ü deprem bölgeleri içinde yer almaktadır. Ancak şunu biliyoruz ki deprem, kader değildir, yeter ki depremlerle nasıl yaşayacağımızı, depremler sonrasında depremle nasıl baş edeceğimizi bilelim. Rantçı, fırsatçı tutumlardan uzak, deprem odaklı, insan odaklı planlamaları gözetelim.

Türkiye’nin jeolojik olarak birinci derece deprem kuşağında yer almasına rağmen depremlerle ilgili önlem alınmasının aciliyeti, 17 Ağustos 1999 Gölcük depremiyle gündeme gelmiştir. Fay hatlarına yakın bölgelere yerleşim izinlerinin verilmemesi gerektiği ve mevcut durumda fay hatları üzerinde bulunan yerleşim yerlerinin tahliye edilerek kentsel dönüşüme tabi tutulması uygulaması başlatılmıştır. 1999 depreminden sonra 20 Mayıs 2011 yılına kadar, Kandilli Rasathanesinin verilerine göre, yıkıcı ölçekte sayılan 5’ten büyük 38 deprem meydana gelmiştir.

En son 23 Ekim ve 9 Kasım 2011 yılında Van ilimiz, 2 tane büyük deprem felaketiyle karşı karşıya kalmıştır. 1999 yılından sonra “Depremlere karşı gerekli önlemleri alıyoruz.” denilmesine rağmen 2011 yılında Van ilimizde yaşanan depremde en fazla kamu binalarının zarar görmesi, alınan önlemlerin ne derece etkili olduğunu göstermesi bakımından ibret vericidir. Kamu binalarını bile depreme karşı dayanıklı inşa etmeyen bir yönetim anlayışı, vatandaşların inşa edeceği konutların depreme uygun olarak inşa edilmesini nasıl sağlayacaktır? Depreme uygun bina inşa edilmesi için çıkarılan Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile afet ve acil durum kanunlarına rağmen hâlen yaşanan depremlerde hem yıkıcı etkilerinin fazla olması hem de deprem sonrası vatandaşlara sivil savunma hizmetlerinin gitmesinde yaşanan yetersizlikler, deprem olgusunun yüzeysel ele alındığını göstermektedir. Van depremi sonrası gerekli tespitler usulüne uygun yapılmadığı için sağlam raporu verilen Bayram Oteli artçı bir deprem sonrası, hepinizin malumu, yerle bir oldu ve orada 38 can yitirdik. Bu örnek bile bize depremle ilgili tedbir alma ve denetim yapma sorumluluğunun mevzuatı hazırlamaktan daha fazlasını yapmayı gerektirdiğini göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılında Van ilimizin yaşadığı büyük deprem felaketinin üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen hâlen depremin acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu belirtmek isterim.

Hükûmetin, deprem sonrası, kış şartlarında çadır ve yardım bekleyen Van halkına gönderdiği ilk yardım TOMA’lar ve göz yaşartıcı gaz olmuştur. Hemen akabinde, Van Büyükşehir Belediye Başkanı gözaltına alınmış ve cezaevine konulmuştur. Türkiye'nin dört bir yanından gelen yardımların vatandaşlara ulaştırılması kamu görevlileri tarafından engellenmiş ve depremzedeler günlerce çadırda yiyecek yardımı alamamışlardır. Sonrasında kurulan çadır kentler de vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak donanımdan yoksun bir şekilde dizayn edildiği için yaşanan yangınlarda en az 35 çocuğumuzu kaybettik.

Depremzedeler için inşa edilecek konutlarla ilgili TOKİ inşaat işlerini üstlenmiştir bildiğiniz gibi. TOKİ’nin inşa ettiği konutlar depremzedelere yardım mantığından ziyade vatandaşların mağduriyeti üzerinden ticaret yapma mantığıyla satışa sunuldu. Başka illerde aynı standartlarda yapılan konutlar 55 bin TL’ye satılırken -Bayındırlık birim fiyatları üzerinden bunu söylüyorum- Van’da 60 ve 75 metrekarelik TOKİ daireleri 65 bin lira ile 98 bin lira arasında vatandaşlara satılmış bulunmakta. TOKİ’nin biten konut projelerini zamanında yerel yönetimlere devretmemesi nedeniyle aylarca konut alanlarına su ve ulaşım hizmeti gidememiştir. Konutların idaresi özel bir şirkete verilmiş olup, konut hakkını elde edip evlerine yerleşmeye çalışan deprem mağdurlarına 2 bin ile 3 bin lira tutarlarında yönetim giderleri ve aidat ödemesi borcu çıkarılmıştır. Bu şekildeki borçlar nedeniyle binlerce vatandaş daha ilk günden icralık olmuş ve bu icralar yüzde 5 gibi faizlerle cezalandırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu kurumlarınca zamanında hasar tespiti ve enkaz kaldırma çalışması başlatılmadığından, kendi olanaklarıyla enkaz kaldıran vatandaşlar kentsel dönüşüm ve faizsiz kredi imkânlarından mahrum kalmışlardır. Sakarya depreminden sonra çok doğru ve yerinde bir kararla, 4731 sayılı Kanun marifetiyle, Sakarya’da bulunan esnafın bir kısım vergi borçları silinmiştir. Ülkemizde uygulama birliğinin sağlanması ve Sakarya ilinden daha düşük millî gelire sahip Van ilinin de böyle bir açılıma ihtiyacı olduğu aradan geçen zaman içerisinde sürekli dile getirilmiş olmasına rağmen Hükûmet bu konuda Van esnafını rahatlatacak adımları atmamıştır. Van esnafının büyük bir kısmı deprem döneminden var olan kredi borçlarını ödeyemediği için bankalardan kredi çekemez duruma düşmüştür ve bu mağduriyet hâlen devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elâzığ ve çevresindeki illerde yaşanması muhtemel bir depremle ilgili araştırma yapılarak gerekli tedbirlerin alınması zaruridir. Önergenin ne kadar yerinde ve gerekli olduğunu büyük bir deprem yaşamış Van ilimizin yaşadığı tecrübelerden biliyoruz. Kuşkusuz, depremin ne zaman olacağını ve ne kadar zarar vereceğini önceden tam olarak tahmin etmek mümkün olmasa da dünyada büyük depremlerle karşı karşıya olan ülkelerin aldıkları tedbirler göstermektedir ki deprem ne kadar şiddetli olursa olsun can ve mal kayıplarını asgariye indirmek mümkündür, yeter ki insan yaşamının her şeyden daha önemli ve daha değerli olduğunu bilen bir yönetim anlayışı ve mantalitesi devlet yönetimine hâkim olsun.

Selam ve saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun sizi dinliyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip konuşmasında Van bölgesinde deprem sonrası yapılan çalışmalar ile diğer bölgelerdeki yapılan çalışmaları mukayese etti ve orada eksikliklerin olduğunu ifade etti, bununla alakalı söz talep ediyoruz AK PARTİ Grubu olarak.

BAŞKAN – Açıklama yapacaksınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Evet, Van Milletvekilimiz konuşacak.

BAŞKAN – Yerinizden lütfen, açıklama için.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama bunu Hükûmet yapsın Sayın Başkan, Hükûmet orada oturuyor, AKP Grubu niye sataşmadan açıklama istiyor ki?

BAŞKAN – Van Milletvekili ya Sayın Kayatürk; sataşmadan değil, açıklamadan söz istedi Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman, bütün milletvekili arkadaşlarımın söylediklerini düzeltmek için söz isteyelim Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bakan da AFAD’dan sorumlu.

OKTAY VURAL (İzmir) – AFAD’dan sorumlu değil ki Van Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani depremle ilgili çalışmaların başı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kayatürk.

Bir dakika…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, Van Milletvekili Lezgin Botan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Doğrusu, Van depreminde yapılanlar Türkiye’nin yüz akıdır. Çok kısa süre içerisinde, depremden üç buçuk saat sonra Başbakanımız Kabinesinin yarısıyla Van’daydı, deprem bölgesindeydi; bir ay içerisinde çok hızlı bir şekilde çadırlar geldi, 75 bin çadırın peşinden 35 bin konteyner geldi, bir yıl içerisinde Japonya’da, Amerika’da, Avrupa’da olmayan bir hızla 17 bin konut yapıldı, şu anda 34 bin konuta tamamlandı. Bir yıl içerisinde bakanlarımız Van’ı hiç terk etmedi, bir yıl içerisinde iki yüz elli iki gün bir veya birden çok bakanın olduğu gün sayısıdır Van’da. Şu anda Van halkı bu muhteşem konutlarda yaşamaktadır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kayatürk.

LEZGİN BOTAN (Van) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Van) - Şunu istirham ediyorum, şimdi, yani, ben bu verileri verirken çok detaya girmedim ama şunu ifade etmek isterim izninizle, bir iki dakika süre verirseniz: Sanki ben burada…

BAŞKAN - Size de yerinizden bir dakika süre vereyim Sayın Botan, buyurun.

28.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEZGİN BOTAN (Van) - Sayın Başkan, ben sadece… “Kiracılar TOKİ” diye bir bölüm yapıldı, sayın vekilim de iyi biliyor. Biliyorsunuz, TOKİ konseptinde sadece cami ve okul yok, aynı zamanda sosyal donatı alanları, kültürel alanlar, alışveriş merkezi, banka, PTT hizmetleri, sağlık hizmetleri, hepsi içinde olmak durumundadır. Sayın vekilim de iyi biliyor ki “Kiracılar TOKİ” Van’a 25 kilometre mesafede; gidiş-geliş 7 liradır ve oradakilerin hepsi yoksul insanlar, çoğu işsiz insanlardır. Orada ne alışveriş merkezi var ne çevre düzenlemesi var ne ışıklandırma var ne park var ne sağlık ocağı var ne banka var ne PTT hizmetleri var. Bu hizmetleri almak için 4 kişilik bir aile asgari olarak -ay ortalaması- en az, toplamda bir on beş gün şehre inip ihtiyaçlarını karşılamak durumundadır. 7 lirayla çarptığınız zaman bu bile bir asgari ücrete tekabül etmektedir. Bu hizmetler gerçekten sunulmamıştır bakın. Onun için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Botan.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekili tarafından, Elâzığ ve çevre illerde yaşanacak olası bir depremle ilgili yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 6/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ikinci olarak Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacak.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Elâzığ ve çevre illerindeki deprem riski ve bu riskin yaratacağı tehditlerin en aza indirilmesi için yapılacak çalışmalar üzerine vermiş olduğu öneri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Elâzığ, Doğu Anadolu’nun, Erzurum ve Malatya illerinden sonra, en büyük 3’üncü ilidir ve deprem riski konusunda hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir ilimizdir. Doğu Anadolu fay hattı ülkemizdeki en etkin fay hatlarından biridir. Son zamanlarda Elâzığ ilinde 7 büyüklüğünde bir deprem olması ihtimali üzerinde durulmaktadır. Bu sebeple, Elâzığ ilinin kentsel dönüşüm planları deprem riski gözetilerek ele alınmalıdır. Elâzığ ilinde gerçekleşecek bir deprem neticesinde büyük kayıplar yaşanacaktır. Bu tehditlere karşı acil eylem planları harekete geçirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, Elâzığ şehir merkezini de içerisine alan ve Hazar Gölü’ne kadar uzanan geniş fay hatları bulunmaktadır. Ana kırık hariç bu fay hattının orta büyüklükte yani 5,5 ila 6,5 arasında değişen önemli bir deprem etkisi oluşturabileceği de bilinmektedir. Bunun örneklerini biz 2004, 2007 ve 2010 Okçular depreminde yaşadık. Elâzığ’ın Karakoçan ilçesinde 2010 yılında meydana gelen ve 41 kişinin yaşamını yitirdiği 6 şiddetindeki depremin ardından TOKİ evlerine yerleştirilen köylülerin bu evlerdeki altyapı, borçlanma gibi sorunlarına bir çözüm bulunamadı. Köylüler, ayrıca, kendilerine şehir gibi bir yaşam kurduklarını ifade ederek altı sene geçmesine rağmen bu duruma alışamadıklarını belirtiyorlar. Kovancılar ilçesine bağlı Okçular, Yukarı Kanatlı, Kayalı ve Tabanözü köylerinde en çok hasar meydana gelirken burada yaşayan köylüler de TOKİ ve Bayındırlık Bakanlığınca yaptırılan yeni evlere yerleştirilmişlerdi. Köyleri tamamen yıkılan Tabanözlüler, Kovancılar-Karakoçan arasında bulunan ve köyden 5 kilometre uzaklıkta bulunan Bağlıağaç’ta 6’ncı yıllarına alışmaya çalışıyorlar.

Elâzığ merkez ilçeleri ve köylerinde deprem riski taşıyan bölgeler tespit edilmeli, çok riskli bölgelere yapılaşma yasağı konulmalıdır. Ayrıca, TOKİ, merkezden başlayarak sağlıksız yapıları test etmeli, bu bölgelerde kentsel dönüşüm projelerini acilen hayata geçirmelidir.

Elazığ, konut stoku açısından sıkıntılıdır. Şehirleşme olarak Elâzığ’ın güney yamaçlara doğru yayılması gerekirken gevşek zeminin olduğu tarım alanlarını imara açtılar. Elâzığ’ın nüfusu 350 binken, 2050 yılında tahminî nüfus maksimum 500 bin olacakken imar planları 1 milyon nüfusa göre ve ranta dayalı olarak yapılıyor. Revizyonda kat yükseklikleri artırılmış, 5 katın üzeri riskli olmasına rağmen Elâzığ’ın plaka numarası 23 kata kadar imar yaptırılmıştır. İyi ki Elâzığ’ın plaka numarası 66 değilmiş, yoksa 66 kata kadar da bunlar imar verebilirlerdi.

Değerli milletvekilleri, kentsel dönüşüm kanun ve yönetmelikler çıktığından beri bireysel bazı örnekler hariç kentlerin ve vatandaşların sorunlarını çözememiştir. Siyasi irade, gerekli yasal düzenlemeleri yaparak vatandaş ile belediye ve vatandaşlarımız ile müteahhitler arasında hakça bölüşümü sağlamalıdır. Yıllarca süren mahkemelerden, uzlaşmazlıklardan vatandaşlarımız da, müteahhitler de kurtulmalıdır. Maalesef, Türkiye, köyden kente göçün yoğun bir şekilde yaşandığı son kırk yılı iyi yönetememiş ve bütün şehirlerin kenar mahalleleri bu göçe hazırlıksız yakalanmış, imar planı ve altyapısı olan arsalar üretilememiş, tarlalara yapılan sağlıksız, kaçak binalarla gecekondu mahalleleri oluşturulmuştur. Yalova depreminde 1980 yılından önce yapılan bir tek bina yıkılmamıştır, insanlarımızın daha çok kazanma hırsıyla yapmış oldukları sağlıksız ve depreme dayanıksız binalar yıkılmıştır. Demirden ve çimentodan çalarak Türkiye'nin her yerinde yüz binlerce konut inşa edilmiştir.

Öncelikle, çok katlı olan konutların tamamının depreme dayanıklılık testlerinin yapılması ve buna göre tedbir alınması gerekmektedir. Acil olarak 1/100.000’lik çevre düzeni planları, 1/5.000’lik nazım planlar, 1/1.000’lik imar uygulama planları Türkiye'nin tamamında bitirilmelidir. Konut alanları, ticaret alanları, sanayi, turizm ve tarım alanları belirlenmeli, kargaşaya son verilmelidir. Altyapısı hazırlanmış, yatırım yapmaya hazır, turizm ve sanayi bölgeleri vatandaşın hizmetine sunulmalıdır.

Şehir içlerinde rant ve daha çok kazanma hırsıyla mevcut evlerin üzerine yeni kaçak katlar yapılmış, belediyeler bağış ve rüşvet alarak bunlara elektrik ve su bağlamış ve göz yummuşlardır. Maalesef aynı yaklaşım devam etmekte, özellikle seçim dönemlerinde, başta İstanbul olmak üzere birçok kentte yoğun bir şekilde kaçak inşaatların yapımına devam edilmektedir.

TOKİ milyon dolarlık konutlar yapmakla meşgul olurken maalesef insanlar varoşlarda yaşamaya devam etmektedir. On dört yıllık AKP iktidarı döneminde seçim bölgem olan Mersin de aynı kaderi yaşamış, Mersin merkez ve hiçbir ilçesinde bir tek kentsel dönüşüm projesi hayata geçirilememiştir. Her konuda sınırsız güç ve yetkiye sahip olan Hükûmet, maalesef koskoca bir büyük şehri kaderiyle baş başa bırakmıştır.

Türkiye’de terör ve işsizlikten sonra en önemli sorun planlamadır. TOKİ’nin, bir tarafta kentlerin 5-10 kilometre dışına kentin kimliğiyle, dokusuyla bağdaşmayan, 3 tarafı beton bloklarla çevrilmiş binalar, diğer bir tarafta ise rant çevrelerine teslim edilen milyon dolarlık konut projeleri yapması yerine -hep söylediğiniz ama bir türlü yapmadığınız- fakir fukaraya, garip gurebaya sosyal konutlar yapmasını, dar gelirliye aylık 100 TL, 250 TL gibi rakamlarla vermiş olduğunuz konut projelerini gerçekleştirmesini bekliyoruz. Kentlerdeki ve köylerdeki dönüşümleri acilen bitirmenizi ve Türkiye’nin geleceğini planlamanızı bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Mersin-Adana Hızlı Tren Projesi’nin Tarsus bölümü mutlaka yer altına alınmalı, şehir ikiye bölünmemelidir.

Tarsus devlet hastanesinin temeli bir an önce atılmalıdır.

350 bin nüfuslu bir kentte araç muayene istasyonu bulunmamaktadır. Tarsus halkı acilen araç muayene istasyonu istemektedir.

Tarsus-Çamlıyayla yolu bitirilmelidir.

Tarsus Tarımsal Organize Sanayi Bölgesi için acil kaynak aktarılmalıdır.

Tarsus’a kurulacak olan teknoloji üniversitesinin adı “Eshab-ı Kehf Üniversitesi” olarak değiştirilmeli, tarım bölgesi olan Tarsus’ta mutlaka ziraat fakültesi ve ziraat meslek yüksekokulu açılmalıdır. Eshab-ı Kehf’in adına yakışan ilahiyat fakültesi mutlaka açılmalıdır.

Yılan hikâyesine dönen Çukurova Havaalanı inşaatının bir an önce başlatılması gerekmektedir.

Sahil bandında yıllardır söz verilen otel inşaatları bir türlü başlatılamamıştır. Bu inşaatların acilen başlatılması gerekmektedir.

On dört yıllık AKP döneminde koskoca bir büyük şehirde bir tek alt geçit yapılmamıştır. 22 tane alt geçide ihtiyacı olan Mersin’e mutlaka Karayolları gerekli desteği vermelidir.

Mersin-Adana arası 8 şeritli yol söz verildiği gibi yapılmalıdır.

Mersin-Antalya yolu bir an önce bitirilmelidir.

Başta Erdemli olmak üzere, Mersin’in bütün ilçelerine doğal gaz götürülmelidir.

1938 yılında açılan Anamur Limanı’na kilit vurulmuştur. İskelede göçük tehlikesi vardır. Anamur’a söz verilen liman ne zaman yapılacaktır?

Kıbrıs’a giden suyun durumu nedir? Bu sudan Anamur’a pay verilecek midir?

Silifke-Mut yolu, Mut Organize Sanayi Bölgesi için gerekli destek verilmelidir.

Mersin’in ilçelerinin tamamında doktor açığı vardır. Ne zaman tamamlanacaktır?

Mersin Erdemli, Tarsus, Mezitli başta olmak üzere dolu yağışı olan bölgeler acil afet kapsamına alınmalı, çiftçilerin tarım kredi ve zirai kredi borçları ertelenmeli. Ayrıca, Ramazan Bayramı’nda bu çiftçilere nakdî yardım yapılmalıdır.

Türkiye’de yaş sebze meyve ihracatında birinci sırada olan Mersin’in Rusya krizinde yaşadığı zararlar telafi edilmelidir.

Tüm bu duygu ve düşüncelerle ramazan ayınızı tebrik ediyor, şehit haberlerinin gelmediği, anaların gözyaşının akmadığı bir bayramda buluşma dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı olarak Elâzığ Milletvekili Sayın Ömer Serdar konuşacak.

Buyurun Sayın Serdar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan, Divanın değerli üyeleri, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bilvesile ramazanınızın da hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Bugün CHP Grubu adına verilen önerge kapsamında depremi konuşuyoruz. Deprem, bizim bir gerçeğimiz, bu coğrafyada konuşlanan ülkenin bir gerçeği. Biz bu gerçekle çok defa karşılaştık ancak sonrasında yüzleştik, yaralarını sarmaya çalıştık ve bu gerçekle yaşamanın faturasını da geçmişte çok ödedik.

Tabii, önerge içeriğine bakıldığında münhasıran bir bölge ele alınmış. Doğrudur, burada yapılan tespitler var, Elâzığ, Bingöl ve Malatya’nın bulunduğu bölgedeki Doğu Anadolu fay hattı çerçevesinde Elâzığ’a daha güvenli bir yapılaşmanın yapılması yönünde bir önerge var. Ancak önergenin içeriğine baktığımızda daha çok, bildiğimiz şeyler tekrarlanmış durumda yani bir anlamda malumun ilamı.

Değerli arkadaşlar, siyaset malumun ilamı değildir, siyaset geleceğe dair vizyon kurmaktır. Siyaset içinde şehir adlarının geçeceği, mesela Elâzığ’ın geçeceği, Bingöl’ün geçeceği, Maraş’ın geçeceği cümleler kurmak da değildir. Bunları kurmak kolay veya bunlar üzerinden kariyer planlaması yapmak da kolay ama bu biraz da bizim, hani o yüce millet dediğimiz, zekâsına güvendiğimiz milletin aklıyla da dalga geçmek gibi bir şeydir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vay be! Yani büyük hakaret var burada.

ÖMER SERDAR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, burada değerli hemşehrimin arkadaşlarıyla birlikte vermiş olduğu önergede bahsetmiş olduğu hususlar, zaten bizim siyaset anlayışımızın içinde olan hususlar. Ne demek istiyorum bununla? AK PARTİ hükûmetleri olarak başından beri biz insan merkezli olaya yaklaştığımız için ve yönetişim anlayışı içerisinde toplumu yönetmeye çalıştığımız için bunlar aynen Türkiye'nin diğer sorunlarında olduğu gibi bizim gündemimizde olan sorunlardı ve buna ilişkin çözüm arayışlarımız vardı. Şehirleşme olayına da böyle bakıyoruz, kentleşme olayına da böyle bakıyoruz çünkü insanların can güvenliği, akıl güvenliği, nesil güvenliği bizim sorumluluğumuz alanında olan şeyler ve anayasal teminat altında olan şeyler.

Şimdi, söylediğiniz o hususlara da geleceğim. Ancak, dediğim gibi, eğer bir siyaset paydaşlığı oluşturacaksak, bir siyaset üreteceksek içinde basit cümlelerle şehirlerin adının geçeceği siyasetler üretmeyelim. Şunu söylemeye çalışıyorum…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 3 kere aynı cümleyi tekrarladınız, ne diyorsunuz onu söyleyin.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Şunun için, bunu daha iyi anlamanız için söylüyorum…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Söyleyin de anlayalım.

ÖMER SERDAR (Devamla) - Kendi seçim alanlarınızı bırakmış, başka yerdeki sorunlarla, sadece bizim yaptığımız işleri tekrar etmekle…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Memleketi ya, memleketi! Yapma ya!

ÖMER SERDAR (Devamla) - …araştırma önergesini hayata geçirmeye çalışıyorsanız bu konu yeterince anlaşılmamış demektir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kendi memleketi ya! Ayıp ya!

ÖMER SERDAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz memleketimiz için duyarlıyız, Hükûmetimiz de aynı şekilde duyarlı. Peki, duyarlı olarak ne yaptık? Ben isterdim ki önerge sahibi arkadaşımız burada yapılan şeyleri de söylesin.

Şimdi, Elâzığ gibi bir yerde…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İyi ya! Bunu mu söyleyeceğiz, ayıp ya! Olur mu öyle şey!

ÖMER SERDAR (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekili, bakın, dinleyin ne yapmışız Elâzığ’da.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hadi anlat, dinleyelim. Onları sen söyleyeceksin, biz de yapamadıklarınızı söyleyeceğiz.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Şehir isminden bahsetme, basit politika yapma Ömer! Ömer, masumane bir araştırma yapmak istiyoruz.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Evet, tespit doğru. Elâzığ ikinci derecede deprem bölgesi. Bunun farkında olarak gerek üniversiteler düzeyinde gerek TOKİ nezdinde gerekse Çevre Bakanlığı nezdinde ciddi çalışmalar yapıldı. Mesela, Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi’nin ihalesi yapıldı, yer teslimi de yapıldı. Bu ne getiriyor? Bununla Elâzığ ili ve genelinde bütüncül planlama anlayışı içinde afet risklerinin tespit edilmesi, risk alanlarının dönüştürülmesi, gelecek vizyonunun belirlenmesi. Yani, bununla 4.050 hektar alandaki bütün binalar tek tek elden geçirilecek. Bu önemliydi Elâzığ şehri için ve bunun ihalesi de yapılmış oldu.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Biz de destek verelim, ne var ya!

ÖMER SERDAR (Devamla) – Aynı şekilde, biz yapıyoruz da dolayısıyla siz geriden geliyorsunuz.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Ya, sadece siz yapmayın, hep beraber yapalım.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Bunları yaptık, en azından sizi de bilgilendirmiş olalım.

Elâzığ Belediyesi 1/100.000 ölçekli revizyon imar planlarını devreye soktu, askıda bugünlerde. Burada da ada bazlı çalışmalarla özellikle riskli alanlarda, daha önce, şehrin ilk kuruluş aşamasında özellikle sokak aralarının dar olması, bitişik nizam faktörü dikkate alınarak buraların dönüştürülmesi için şu an askıda, bu çalışmalar devam ediyor, bunun planlamaları da tamamlandı. Dolayısıyla, burada da böyle bir önlem almış oluyoruz.

Aynı şekilde, il afet planıyla acil durumlara ilişkin alınması gereken önlemler, kurumlar tespit edilerek, bunlar da planlanmış durumda.

Değerli arkadaşlar, bunlar yapılırken Hükûmetimizin sadece bu alana değil, münhasıran bütün alanlara bakışı budur, insan merkezlidir. Burada, bazı siyasi parti sözcüsü arkadaşlarımız bazı şeylerden bahsetti. Nedir? Efendim, “Kentsel dönüşümde insan dikkate alınmıyor, rant merkezli dönüşümler yapılıyor.” Değerli arkadaşlar, Elâzığ örneğine baktığımızda, biraz önce MHP hatibi arkadaşımız söyledi, Elâzığ’ın 23 plakasıyla ilgili kat ruhsatı verildiği söylendi. Keşke oradaki revizyona tam olarak baksaydınız, ada bazlı çalışmalarda neler yapıldığını görseydiniz bunu bu şekilde karikatürize etmemiş olurdunuz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Deprem riski olan yerde 23 kat yanlıştır, deprem riski olan yerde. Bunu kabul etmeniz lazım.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Orada ada bazlı olarak, özellikle jeolojik etütler de yapılarak hangi bölgede ne kadar kat verilebileceği, bazı alanlarda da metropolün göstergesi olarak kat yükseklikleri verildi ama jeolojik etütlerin de dikkate alındığını görecektiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani dikey yapılanma yoktu!

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Dikeyi sevmiyorsunuz siz, yatay istiyordunuz, niye dikey?

ÖMER SERDAR (Devamla) – Dolayısıyla, orada 4.050 hektar alanda bu revizyon imar planı yapıldı ve şu an askıda. Dolayısıyla, burada bizim yaptığımız, Hükûmet olarak yaptığımız şey, Çevre Bakanlığı olarak, TOKİ olarak yapmış olduğumuz şey, insanların, yaşanabilir kentlerde insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamasını temin edecek mekânlar oluşturmak.

Van konusunda biraz önce bir şeyler söylendi, burada insaf sahibi olmak lazım değerli arkadaşlar.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Yahu, sen kendi söylemek istediklerini söyle.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Bakın, Van depremi olduğu zaman üç buçuk saat içerisinde Sayın Başbakan ve Kabinesi Van’daydı ve bir yıl içerisinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha depremin ne kadar olduğunu bile tespit edemedin üç saatte!

ÖMER SERDAR (Devamla) - …17 bin konut, şimdiye kadar da 35 bin konut yapıldı. Burada yapılanları göz ardı ederek nankörlük etmemek lazım.

Bu açıdan, bizim özellikle, bu önergeye ret oyu vermemizin temelinde şu var: Sayın milletvekilleri, burada zaten biz yapılması gerekenleri yapıyoruz, yeni bir şey söylemiyorsunuz, araştırılması gereken bir şey yok, zaten bizim kurumlarımızın bu konuda yapmış olduğu çalışmalar ortada. Bu çalışmalar ortadayken Mecliste kurulacak bir araştırma komisyonunun buraya bir katkı sağlamayacağını düşünüyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ne zararı olur ya!

ÖMER SERDAR (Devamla) – Yoksa, buranın deprem bölgesi olması ve riskli alanlar içerisinde olması tespitinize mugayir bir şey söylemiyoruz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Uzatma, “Elâzığ için araştırma istemiyoruz.” de. “Elâzığ için araştırma istemiyorum.” deyin, Elâzığ halkı duysun sizi.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Yani, burada oluşturulacak araştırma komisyonunun bir katkı sağlamayacağını düşünüyoruz.

Büyük siyasetler yapmak istiyorsak büyük projeler geliştirmek durumundayız. Dolayısıyla, bu çerçevede, önergeye ret oyu vereceğimizi belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serdar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilim de bilir gerçi ama muhalefetin görevi eleştirmektir. İlk defa, bir iktidar milletvekilinin muhalefete “Niye eleştiriyorsunuz?” gibi bir tepkisiyle karşılaştım. Biz işimizi yapıyoruz, onlar da işlerini yapacaklar. Yaptığınız her işte şüphesiz eksik vardır, biz size hiç iş yapmıyorsunuz da demedik. Bizim görevimiz eksikleri bulmak, daha iyisinin yapılmasını tesis etmek.

Ancak, bununla beraber, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyesi bulunan 550 sayın milletvekilimiz de Meclis araştırma önergelerini belli bir hazırlık içinde, denetim faaliyeti kapsamında verirler. Sayın milletvekili konuşmasında İstanbul Milletvekilimiz –Elâzığlı olmakla da gurur duyan- Sayın Ali Özcan’ın vermiş olduğu araştırma önergesini “içerikten yoksun” diye ifade etmek suretiyle Meclisi izleyen vatandaşlarımız nezdinde ve Genel Kurul üyeleri nezdinde sayın milletvekilimizi küçük düşürmeye çalışmıştır. Kendisine söz hakkı verilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Peki…

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Serdar, buyurun.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Zabıtlara geçmesi açısından bir şeyler arz etmek istiyorum.

Sayın grup başkan vekili, benim, muhalefetin eleştirme hakkının olmadığına ilişkin beyanım olduğunu ve böyle bir ifade…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Hakkı yok.” demedin de “Niye eleştiriyorsun?” dedin.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Şüphesiz, muhalefet eleştirecektir.

BAŞKAN – Tamam, böyle bir ifade kullanmadınız.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Muhalefetin eleştirmek gibi doğal bir hakkı vardır ve saygındır bu hak, bizim için de saygındır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Ali abimi, haşa, küçük düşürmek gibi bir niyetim yok, olmaz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama, öyle algı oldu, algı öyle.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Benim hemşehrimdir, dostumdur o ayrı. Ben sadece önerge içeriği itibarıyla bir şey sunmuyor, biz bunları zaten yıllardır yaptık...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olur mu? Bir sürü şey sunuyor. Yani dostluğunuza bir şey demem ama…

BAŞKAN – Sayın Özcan, konuşacak mısınız bu açıklamadan sonra?

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika… (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özcan’ın, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… Benim değerli hemşehrim, milletvekillerim… Diğer 3 arkadaş nerede? Elâzığ’la ilgili ben boş konuşuyorum, boş konuşmak için buraya çıktım, gündem yaratmak için. Neredesiniz boşu doluya çevirmek için? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli hemşehrilerim, değerli milletvekilleri; Elâzığ deprem açısından en riskli kentlerden biridir. Biz bu acıları birlikte yaşadık. “Bilmediğimiz şeyler değildir.” diyorsun sayın vekilim, değerli kardeşim, deprem bilinmez, depremin ne zaman geleceği de bilinmez. Onun için diyorum ki gelin, bizim bilmediğimiz şeyleri bize anlatın. Bunu nerede anlatacaksın? Sokakta anlatacak hâlin yok senin bunu. Kulüpte anlatacak, kahvede anlatacak… Burası Meclis, burada birbirimizi ikna edeceğiz, yaptıklarınızdan bizim haberimiz olsa bunda ne zarar var. Biz bunları öğrenmek için bu araştırma komisyonunun olmasını arzu ediyoruz.

Üstelik de bu Mecliste kariyer yapmak için -Elâzığ için söylüyorum- en son adam Ali Özcan’dır. (CHP sıralarından alkışlar) İspat ediyorum, bu sefer ben Cumhuriyet Halk Partisinin bayrağını… Ya partim olarak ya bağımsız olarak Elâzığ’dan milletvekili olarak buraya gelmeyi taahhüt ediyoruz size. Ne diyorsun sen! (CHP sıralarından alkışlar) Ali Özcan’ın kariyere ne ihtiyacı var? Gelin, Elâzığ’ın Gazi Caddesi’nde birlikte yürüyelim, Ali Özcan’a olan alaka ne, iktidar partisinin milletvekillerine olan ne.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Ben Elâzığ’da doğdum, Elâzığ’ın ruhu, Elâzığ’ın mayasıyla büyüdüm.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özcan.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – O Elâzığ’a hakkıyla çivi çakılmasında sizin ne kadar katkınız varsa size o kadar da destek veririm. Destek veririm size.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – CHP’den istifa mı ettiniz?

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Yapmayın, böyle bir şey. İçeriği boş…

BAŞKAN – Sayın Özcan…

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Ben içeriği boş şeyleri konuşuyorum, sen onu söyleme, gel doldur. Gel araştırma komisyonunu birlikte yapalım ve ben o dolu dolu bilgiyi sizden alayım.

BAŞKAN – Sayın Özcan, teşekkür ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Bağımsızdan mı aday olacaksınız?

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Canım nereden isterse… Canım nereden isterse… Sen bu adamı tanı, tanı!

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Serdar, sizi dinliyorum...

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Efendim…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Kimseye boyun eğmeyen, hiç kimseye…

BAŞKAN – Sayın Özcan…

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Hayırlı olsun.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Tabii efendim, bağımsızdan da gelirim, partiden de gelirim. Onun için sen beni tanımadan konuşma hemşehrim, beni tanıyan adamlar var burada.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yahu bir kucaklaşsın da bu iş bitsin ya, polemiğe gerek yok.

BAŞKAN – Sayın Serdar, sizi dinliyorum…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sonra sizi dinleyeceğim…

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Efendim…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir kucaklaşın Elâzığ için olmazsa.

BAŞKAN – Bu alkışlanır, gerçekten bu alkışlanır. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Her iki milletvekilimize de teşekkür ediyorum, sağ olun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Baki Şimşek’e sataşma var.

BAŞKAN – Sayın Şimşek, sizi dinleyelim şimdi.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Serdar imar planlarını iyi incelemediğimizi, onun için böyle yanlış bilgi verdiğimizi söyledi. Sataşmadan dolayı bu konuda söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, sizi de dinleyelim, iki dakika Sayın Şimşek.

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 350 bin nüfuslu Elâzığ’da yeni imar planları yapılıyor, şu anda da askıda. Planlar konusunda biz de bir inceleme yaparak bir bilgi sahibi olduk. 350 bin nüfuslu Elâzığ’ın nüfusu –ben konuşmam sırasında da söyledim- 2050 yılında maksimum 500 bin olacak. Şu anda Elâzığ’da –tekrar söylüyorum- ranta dayalı bir imar yapılmıştır, 1 milyon nüfusa göre bir imar yapılmıştır, 1 milyon insanın yaşayacağı nüfusa göre bir imar yapılmıştır ve tarım arazilerine yayılarak bir imar yapılmıştır. Şimdi, deprem riski taşıyan bir bölgede 23 kata izin verilmesini acaba savunabilecek bir tane Elâzığlı var mı? Ada bazı yapılaşma olduğu zaman 23 katı depremden ne koruyor acaba, bunu merak ediyoruz. Deprem riski olan bölgelerde kesinlikle 5 katın üzerinde bir yapılaşmaya izin verilmemesi gerekmektedir ama maalesef, Elâzığ’ın yapılan hem revizyon hem de genişletilen imar planında çok kata yönelinmiştir. Şehir merkezinde ve gelişim alanlarında “kentsel dönüşüm” adı altında 20 kat, 22 kat, 23 kat ruhsatlar verilmiştir. Bunların yanlışlığını dile getirdim. Tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bakanın da bir söz talebi var, daha sonra sizi dinleyeceğim Sayın Baluken.

Sayın Bakan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın, deprem konusunda Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı olarak yapılan faaliyetlere ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Başkanım.

Saygıdeğer milletvekilleri, aslında Elâzığ’ın depremselliğiyle ilgili önemli bir konu gündeme getirilmiş bulunuyor. Teşekkür ederim. Ben de bu hususta Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı olarak yapılan faaliyetlerle ilgili kısaca bilgi arz etmek istedim.

Elâzığ ikinci derecede tehlikeli deprem bölgesi. Burada meydana gelebilecek herhangi bir afet durumunda müdahale çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi için Elâzığ İl Afet Müdahale Planı hazırlanmıştır. Afet Müdahale Planı, afet ve acil durumlara ilişkin müdahale çalışmalarında görev alacak hizmet grupları ve koordinasyon birimlerine ait rolleri ve sorumlulukları tanımlamış, afet öncesi, afet sırası ve sonrasında müdahale planlamasının temel prensiplerini belirlemiştir.

Elâzığ’da yaşanabilecek -inşallah olmaz- her tür ve ölçekte afet ve acil durumlara müdahalede görev alacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha verelim bir ek süre.

Buyurun, toparlayın lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – …kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları ve gerçek kişiler bu plan kapsamında tanımlanmıştır. Afet meydana geldikten sonra toplanılacak park, bahçe gibi korunaklı alanlar olmak üzere toplanma alanları belirlenmiş, Afet Müdahale Planı’nda ilçe bazında da 26 tane alan haritalarla gösterilmiştir.

Ayrıca, şunu da ifade edeyim: 2010 yılında meydana gelen deprem afeti nedeniyle Palu, Karakoçan ve Kovancılar merkez ve köylerinde hak sahibi kabul edilen ailelere TOKİ Başkanlığınca 1.820, Elâzığ Valiliğince 1.705 ve İçme depremi nedeniyle de 304 konut olmak üzere 3.824 konut şu ana kadar yapılmış, teslim edilmiştir. 2010-2015 yılları arasında 48 altyapı projesi ve 1 adet afet önleyici tedbir projesi tamamlanmıştır.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, AKP Grubu adına konuşan sayın hatip grubumuzun vermiş olduğu bilgileri insafsızlıkla ve nankörlükle suçladı dolayısıyla açık bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kere, önce şunu söyleyelim: Yani bu şekilde büyük doğal afetlerin yaşandığı ortamlarda Başbakanın ya da Hükûmet yetkililerinin o bölgeye gitmesi bir lütuf değil, bir zorunluluktur, onu bu kürsüye geldiğinizde, yapılmış bir hizmet olarak sunmanız doğru değildir.

Şimdi, Van’la ilgili bizim eleştirdiğimiz husus şudur: Yani, 65 metrekarelik, 70 metrekarelik dairelerin üzerinden kâr sağlanacak şekilde fahiş fiyatlarla Van halkının alım gücünün üstünde vatandaşlara, yurttaşlara verilmesi bizim açımızdan kabul edilemez bir durumdur. Eğer Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’da belirtildiği gibi bir sosyal devletse sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirmek zorundadır. Barınma en temel ihtiyaçtır ve deprem mağduru olan vatandaşlarla, yurttaşlarla ilgili barınmayı da bir ticari alan hâline getirmemeniz gerekiyordu; onu eleştiriyoruz. Yani, TOKİ âdeta doğal afet bölgelerinde emlakçılık yapıyor, ticaret yapıyor; bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok.

Diğer taraftan bakın, Bingöl, Elâzığ, Lice’yle ilgili bazı tartışmalar yürütüldü. Ben AKP Hükûmeti döneminde bu kürsüden verilen sözlerin de yerine getirilmediğini hatırlatmak durumundayım. Sayın Erdoğan Bayraktar Çevre ve Şehircilik Bakanıyken ben Bingöl ve Lice’de 1970’li yıllarda olan depremden dolayı yapılmış 50 metrekarelik geçici prefabrik barakalarda hâlâ insanların yaşamak durumunda kaldığını, hâlâ o geçici konutların kalıcı konuta çevrilmediğini söylediğimde Sayın Bakan buraya çıkıp “Ben söz veriyorum bu mağduriyeti gidereceğim.” dedi ama sonrasında 17-25 Aralık dosyaları patladı, Sayın Bayraktar görevden alındı, sanki Hükûmette süreklilik, devlette süreklilik esası yokmuş gibi AKP’li bakanlar da bir daha o konuyu gündeme bile getirmediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolayısıyla burada muhalefet eleştiri yaparken size de önerimiz bu eleştiriler doğrultusunda bu mağduriyetlerin bir an önce giderilmesini sağlamaktır.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Van’da deprem sonrasında yapılan çalışmaları bir ticari alan olarak gördüğümüz, kâr amaçlı meseleye yaklaştığımız, orada emlakçılıkvari bir süreç yaşandığından hareketle grubumuza sataşmıştır. Burhan Bey’e bu noktada söz istiyorum sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı…

Buyurun Sayın Kayatürk, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; doğrusu “Başbakanın, bakanların bölgeye gitmesi bir lütuf değil.” denildi ama bu AK PARTİ’yle birlikte başladığı için biz bunu önemsiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Pes, pes, pes!

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Yalan söyleme ya!

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Yalan söylüyorsun! Sen Sakarya’yı biliyor musun?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Yani daha önce başbakanların deprem bölgesine beş gün sonra gittiğini, hatta gidemediğini de gördük.

Değerli milletvekilleri, Van deprem bölgesidir, her otuz altı yılda, otuz yedi yılda bir deprem olmaktadır. 1976 depreminde de ben babamı ve kardeşimi, çok sayıda yakınımı kaybettim. O depremde kardeşimin cenazesine üç buçuk ay sonra ulaşılmıştır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Maraş’ta daha bulunamayan ceset var bir tane.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Böyle bir Van’dan üç buçuk saat sonra Kabinesiyle beraber oraya giden bir Başbakandan söz ediyoruz, bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkincisi, orada 65 bin, 90 bin lira para kimseden alınmış değildir. Evet, ortalama 75 bin liradır ama o para yirmi yıl ödenecek, üstelik ilk iki yılda tek kuruş ödenmeyecek.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Kim ödeyecek?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Bunlar hesaplandığı zaman, faizler üstüne konulduğu zaman en düşük faizle 416 bin veya 500 bin lira civarında bir paraya devlet sadece 75 bin lira alıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kadar açık ve net durum ortadadır

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Allah ülkemizi ve dünyayı deprem gibi felaketlerden korusun diyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekili tarafından, Elâzığ ve çevre illerde yaşanacak olası bir depremle ilgili yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 6/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söz istemiştim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yoklama talebi var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama sözü ben yarım saat önce istedim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, deprem konusunda depremi yaşayan, Kocaeli depremini yaşayan bir milletvekili olarak anlatılanların doğru olmadığını, yapılması gerekenleri söylemem gerektiği için sizden söz istedim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama on dakikadır, yirmi dakikadır bu sözü vermiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Akar, ben de İstanbul depremini yaşadım Kocaeli’yle birlikte ama bunun sonu yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, ama…

BAŞKAN - İyi bir talepte bulunacaksınız ve şu anda işlem yapıyorum, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yanıltıyorlar, devletin bölgede olmadığını söylüyorlar.

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özcan, Sayın Tüzün…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biraz evvel Van Milletvekili, hiç alakası olmamasına rağmen…

BAŞKAN – Bakın, saygılı davranın bana Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama Sayın Başkan, bir şey söylüyorum, beni dinleyin ama lütfen, beni dinleyin.

BAŞKAN - Ben işlem yapıyorum şu anda. Lütfen… İşlemimi yapayım, sonra konuşursunuz. Ben size söz vermedim şu anda.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, sonra…

BAŞKAN - …Sayın Gürer sizi söyledik, Sayın Özcan sizi de söyledik, Sayın Akar, Sayın İrgil, Sayın Çamak, Sayın Tanal, Sayın Karabıyık, Sayın Arslan, Sayın Uslupehlivan, Sayın Tüm, Sayın Engin, Sayın Özdemir, Sayın Demirtaş, Sayın Saruhan, Sayın Doğan, Sayın Balbay, Sayın Tümer, Sayın Şeker.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ali Özcan ve 24 milletvekili tarafından, Elâzığ ve çevre illerde yaşanacak olası bir depremle ilgili yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 6/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Avrupa Birliği Uyum Komisyonu; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan üyeliklere seçim

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen bazı komisyon üyelikleri için seçim yapacağız.

Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan ve 2 üyelik için gösterilen adayları ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Sarıkaya…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sakarya Milletvekili Mustafa İsen…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Güvenlik ve İstihbarat Komisyonunda boş bulunan 3 üyelik için gösterilen adayları ayrı ayrı oylamaya sunacağım.

Ankara Milletvekili Aydın Ünal…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ankara Milletvekili Murat Alparslan…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Burdur Milletvekili Bayram Özçelik…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Fatma Benli aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan 2 üyelik için gösterilen adayları ayrı ayrı oylamaya sunacağım.

Ordu Milletvekili Ergün Taşcı…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Balıkesir Milletvekili Kasım Bostan…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (x)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Geçen birleşimde tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmış ve maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi, 1’inci maddeyi okutuyorum:

MAARİF VAKFI KANUNU TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç ve Kapsam

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; yurt dışında insanlığın ortak birikim ve değerlerini esas alarak örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermek ve geliştirmek amacıyla okul öncesi eğitimden üniversite eğitimine kadar tüm eğitim süreçlerinde burslar vermek, okullar, eğitim kurumları ve yurtlar gibi tesisler açmak, yurt içi de dâhil olmak üzere bu kurumlarda görev alabilecek eğitmenleri yetiştirmek, bilimsel araştırmalar ve araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, yayınlar yapmak ve metotlar geliştirmek ve faaliyet gösterdiği ülkenin mevzuatına uygun diğer eğitim faaliyetlerini yürütmek için merkezi İstanbul’da olan Maarif Vakfının kurulması ve işleyişine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum, sessizliğimizi muhafaza edelim.

1’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, kurulacak olan Maarif Vakfıyla ilgili gerekçe olarak geçen notu hatırlatmak istiyorum: “…yurtiçinde ve yurtdışında vatandaşlarımıza veya soydaş ve akraba topluluklarımıza öğrenimleri sırasında maddi ve manevi destek vermeyi, barınacak yurt imkânları ile eğitim ve öğretimlerine katkı sağlamayı, vatanına ve milletine bağlı yüksek ahlaki ve millî değerlere saygılı gençlerin yetişmesine yardımcı olmayı ilke ve amaç edinmiştir.” deniyor. Öte yandan, “Maarif Vakfının amaçlarını günümüzde ve gelecekte Millî Eğitim Bakanlığının eğitim politikaları çerçevesinde gerçekleştirilebilmesi açısından organlarının oluşumu ile ilgili düzenlemeler yapılması öngörülmüştür.”

Saygıdeğer milletvekilleri, şimdi, öncelikle dünyanın her yerinde vakıf ve dernek tanımı vardır, bu evrenseldir. Vakıf ve dernek tanımı kısaca “gayriresmî kuruluşlar” adı altında değerlendirilir. Yani resmî bir kuruluş hüviyetinde değildir, gayriresmî kuruluşlardır. Dolayısıyla sanki Millî Eğitim Bakanlığının aynı faaliyetlerini deruhte edecek ikinci bir gölge bakanlık gibi… Gerçi bu iktidar döneminde çok gelenekselleşti bu, her şeyin bir paraleli de var; yani bakan var, bir de bakan yardımcısı var, bir de müsteşar var, bir kabine var, bir de kabinemsi bir varlık var. Şimdi, vakıflarda bu bağlamda sanki Millî Eğitim Bakanlığının bu saydığımız faaliyetleri içeren çok geniş bir etkinlik alanı var, Millî Eğitim Bakanlığımızın ve bağlı birimlerin bunlar yapması gereken şeyler. Yani yurt dışında zaten bizim kültür ataşeliğimiz de var, eğitim ataşeliğimiz de var. Yurt dışındaki eksiklikleri giderecek, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bu yapı çok rahat bir şekilde bunları deruhte edecek durumda ama tabii böyle bir vakıflaşma sonucu birtakım endişelerimiz var, müsaade ederseniz o endişelerimizi birazcık paylaşmak istiyoruz.

Efendim, şimdi, yetki ve sorumlulukların Bakanlığın paralelinde bir vakfa verilmesi. Gerçekten, bu biraz iki başlılığı çağrıştırıyor bize. Yurt içinde ya da yurt dışındaki faaliyetleri öngörürken bunun niye böyle yapıldığını anlamakta biraz zorlanıyoruz. Öte yandan, efendim, gerekirse bazı şirketlerden de yardım alınabilirmiş yani şirketler üzerinden de yurt içi ve yurt dışındaki eğitim, öğrenim, yurtlaşma, bilgi araştırma, alan çalışması konusunda destek alınabilirmiş. Gerçekten endişemiz şudur: Acaba bu şirketler havuz medyasına bir kaynak aktarılması için yeni ihalelerin verilmesi noktasında acaba böyle bir yeni kaynak oluşturma endişesiyle mi oluşturuldu? Eğitimle ilgili niye şirketleşiyoruz? Hangi şirketlerden neyi alacağız? Bir de tabii yönetim şemasına da baktığımız zaman, bugüne kadar burada birçok kanun görüştük, onlarda da aynı şey vardı işte bilgilerin korunması noktasında olsun, başka şeylerde olsun, hep nedense siyasi iktidarın, siyasi erkin domine ettiği bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Yani, 12 üyesi olsun, 7’si siyasi partinin hegemonyası altında olsun. Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, bugüne kadar bu tür denemeler… Bunun yerine bence demokrasiyi geliştirme asıl hedefimiz olsa, öğrencilerimizi ya da bu yapmak istediğimiz hizmetleri apolitik bir alana çekmek gibi bir düşüncemiz olsa inanın daha sağlıklı şeyler yaparız. Yani 7 kişi; 4’ünü Cumhurbaşkanı, 3’ünü Bakanlar Kurulu, geriye de fazla bir şey kalmıyor, yine bu siyasi erkin gölgesinde olan birimlerce atanan yetkililer olacak. Bunu böyle yapmaktansa, artık tabiri caizse sütten ağzımız yanmadı mı, HSYK’da aynı şeyi düşünmediniz mi? Aynı şeyi düşündünüz ve maalesef o gün sizinle beraber hareket edebilecek bir yönetim şekli diye organize ettiğiniz yapı döndü, bumerang gibi tekrar size karşı birtakım oluşumlar içerisine girdi. Ee, şimdi, Danıştayda, Anayasa Mahkemesinde aynı şeyi düşündünüz yine aynı şey oldu. Efendim, Yargıtay… Şimdi, bakıyorsunuz ki bu sefer yeniden bir küçülme, yeniden bir değişim dönüşüm. Hâlbuki bunların hepsi, inanın gerek demokratik kurumsal yapılarda gerekse bugün üzerinde konuştuğumuz vakıf çalışmalarımızda insan hakları ve demokratik gelişimi ön plana alarak bugün bizimle uyumlu çalışmasını düşündüğümüz yapının yarın bir başkasıyla da uyumlu hâle gelebileceğini, işte bunun sonucunda da yine tekrar bugün “Paralel yapı” diye yaftalayıp sürekli efendim, bir terör örgütü olduğu noktasına kadar götürdüğünüz yapıların önü açılır diye düşünüyoruz. Dolayısıyla bu tür vakıfları… Aslında, bize göre hâlihazırdaki vakıflar bunu görür, bu işlevi yerine getirir ama her şeyden önce Millî Eğitim Bakanlığı bunu yapmakla mükellef bir kurumdur.

Şimdi, efendim, diğer önemli bir husus da, gerekçe hazırlanırken yine bizi endişelendiren örnekler yazılmış. Çok çalakalem, ön hazırlıksız, hep beraber istişare sonucu hazırlamadığımız için, maalesef konu uzmanlarına hiçbir şey sorulmadığı için Batı’dan birtakım örnekler gerekçeye yazılmış. Ne? Amerikan kültürü, İngiliz kültürü, Fransız kültürü gibi birtakım örneklerden yola çıkarak. Bunlar, hakikaten kurumların, resmî kurumların gölgesinde açılan uluslararası, efendim, bilgiyi, kültürü, sanatı, edebiyatı yayan kurumlardır ama bunlar devletinden, devletin âli menfaatlerinden kopuk değildir. Şimdi, biz de bunu hazırlarken, efendim dün, geneli üzerinde konuşurken iktidar partisi adına konuşan değerli milletvekili ilginç şeyler söyledi.

Şimdi, saydım size “İngiliz Kültürü, Fransız Kültürü, Amerikan Kültürü dernekleri var, vakıfları var; biz de buna benzer bir yapı içerisinde olacağız.” denildi ama sayın konuşmacı inanın, sürekli, mütemadiyen Türkiyelilerin kültürünü, değerini bir yerlere götürecek… Şimdi, ama karşılığında örnek olarak verdiğiniz vakıfların adı, efendim, Amerikalıların vakfı, Almanyalıların vakfı, Fransalıların vakfı değil ki, İngiliz Kültür, Amerikan Kültür, Fransız Kültür vakıfları. Bari adını doğru koyun. Yani, “maarif” -Allah aşkına- neyi hatırlatıyor bize? Mademki bu yurt içi ve yurt dışında soy ve akraba topluluklarını da içine alacaksa niye “Türk eğitim”, “Türk kültür” diye bir üst başlık kullanamadık? Daha önceleri yapamadıklarınız gibi… Efendim, bir içeriğin parçası olan Mevlâna, Yunus Emre diyoruz ama Mevlâna, Yunus Emre ve Farabi’nin olduğu büyük havuzun genel adı “Türk kültürü”dür. Dolayısıyla, biz eğer üzüm yemeyi amaçlamışsak soydaşlarımızla, akraba topluluklarla etkinlik coğrafyamızda, medeniyet iklimimizde neden böyle çok spesifik, basit, herkesin itiraz etmeyeceği evrensel bir söylem arkasına düşmüyoruz?

Bakın, “British Council” demişler, “Amerikan Kültür” demişler değil mi? Niye biz “Türk kültür” demiyoruz? “Türk eğitim kurumu” ya da “vakfı” demiyoruz? Bunu bu şekilde yapmakta fayda var. Ama, bugüne kadar bunu TİKA üzerinden yapamadık ki, Mevlâna üzerinden yapamadık ki şimdi bu Maarif Vakfı üzerinden yapalım. Sayın Mustafa İsen burada, değerli hocama o anlamda da teşekkür ediyorum. Özellikle, mekânların restorasyonunda gerçekten gerek Balkanlarda gerek Türki cumhuriyetlerde birçok yeni restorasyon çalışması yapıldı. Hatta, bir tane örnek vereceğim. Biraz önce Elâzığlı vekilimiz eleştirdi ya bizi “Niye iyi yaptığımız şeyleri de söylemiyorsunuz?” Ya, biz muhalefetiz, eksikleri söyleyeceğiz; iyi yaptıklarınızı siz zaten anlatıyorsunuz ama bir tane örnek olsun diye söyleyeyim. Efendim, Murat Hüdavendigâr’ın mezarını ziyaret ettim, Hocam, elinize sağlık. Gerçekten orası mezbele bir yerken çok düzenli bir mekân hâline getirilmiş, Türbegâh da öyle; çok teşekkür ediyoruz. Ama, bunu ne adına yaptık? Belgrat’taki ata yadigârımız caminin de yerle bir edildiğini, ta Şerif Hüseyin’in torunlarının oraya bir Vahabi kültürünü götürerek o camiyi satın alıp mezar taşlarımızı sökmeleri de içimi kanattı. Bu anlamda da gerçekten eksikliklerimizi biliyoruz. Yani, olay sadece Türk kültürünü, efendim, akraba topluluklara, soydaşlarımıza götürürken, böyle bir eğitim politikamız varken -Almanya malum- işte bugünlerde ısıtıp ısıtıp önümüze koyulan sözde soykırım yasası görüşülürken bu kitaplara geçmemesi açısından bizim kaçarımız yok, adını koyacağız. Büyük ulus devletlerin söylediği gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – Mademki büyüğüz, biz de adını “Türk Maarif Vakfı” ya da “Türk kültür vakfı” adı altında söyleyip eğitim ve öğretim bağlamını yapacağız. Sadece restorasyonla geçiştirmeyeceğiz diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil konuşacak.

Buyurunuz Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Millî Eğitim Bakanlığının buraya getirdiği bir tasarı üzerinde konuşuyoruz, ben de grubum adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, Millî Eğitim Bakanlığını konuşuyorsak şu an Türkiye'deki Millî Eğitim Bakanlığının bir fotoğrafını çekmekte fayda var. Bildiğiniz gibi, diğer arkadaşlarımın da bahsettiği gibi, Millî Eğitim Bakanlığı bu tasarıyla yurt dışında bir yapılanmaya gitmeye çalışıyor. Biz bunun sarayın paralel bir yapılanması olduğunu, Millî Eğitim Bakanlığının dışında olduğunu ve Millî Eğitim Bakanlığının yetkilerinin aslında başka birine devredildiğini iddia ediyoruz. Fakat bunu yaparken de çok şaşırmıyoruz çünkü yurt içinde zorunlu eğitim kapsamında olan 644 bin öğrenci devamsız durumda. Bunun yanı sıra, ülke bazında okulların yüzde 30’unda birleştirilmiş sınıf eğitimi yapılıyor. 507 bin kişi, 507 bin öğrencimiz eğitim çağında olmasına karşın açık liselerde kayıtlı ve “İki yılda bitireceğiz.” dedikleri FATİH Projesi’nin yüzde 14'ü tamamlanmış durumda. TEOG kapsamında bakıldığında temel derslerde Türkiye ortalamasında matematikte 1, fen bilgisinde 2, Türkçe’de 3 ortalama ve 300 bin öğrenci sınavlarda matematikte sıfır çekmiş durumda. Bunun yanı sıra, son on iki yıldır karşımızda kendi personeliyle mahkemelik olan bir Millî Eğitim Bakanlığı var ve 2002’ye oranla mahkemelerde açılan dava artış oranı yüzde 300 civarında ve Bakanlık bu davaların yüzde 50’sini istatistiksel olarak kaybetmiş.

Bunun yanı sıra, okul yönetimleri ve atamalar tamamen siyasallaşmış ve bugün yandaş sendika EĞİTİM-BİR-SEN’e üye olmayan insanların artık okullarda yönetici olma şansı kalmamış. Bu defalarca söylendi ve şu anda da EĞİTİM-BİR-SEN üyesi yöneticilerin oranı yüzde 75. Şimdi, bunu biz söylüyoruz, muhalefetteki herkes söylüyor, medya söylüyor, eğitim uzmanları söylüyor. Gördüğünüz gibi karşımızda duvar bir Millî Eğitim Bakanlığı ve bürokrat yapısı var. Neden? Çünkü kendi dışındaki tüm dünyalara sağır bir bakanlıkla karşı karşıyayız.

Bunun yanı sıra, bugünlerdeki en önemli, en güncel sorun, atamayı bekleyen 400 bin öğretmen varken Millî Eğitim Bakanlığı sanki ülkede bütün işleri çözmüş gibi yurt dışında eğitim yapılanmasına gitmeye çalışıyor. Daha doğrusu kendi gitmiyor, yetkilerini bir vakfa devrediyor. Buna da doğrusu hak vermek lazım çünkü ülke yangın yeri ve yurt dışında eğitime açılacak bence mecalleri de yok.

Şimdi, bu kapsamda baktığımızda -biraz önce de söyledim- 400 bin öğretmen arkadaş atama için yıllardır bekliyor. Ben şimdi size buradan bir öğretmen adayından gelen mesajı okumak istiyorum: “Sayın Vekilim, ben babasını on ay önce toprağa vermiş bir öğretmen adayıyım. Sınavdan bir gün önce kabrini ziyaret edip ‘mezar taşını yaptıracağım’ diye söz verdim babama. Herkes beklese ben bekleyemem şubatı. Babamın ismi bile yazmıyor mezarında. Lütfen sesimiz olmaya devam edin. Ben babama verdiğim her sözü tuttum. Yüzümün yere düşmesine izin vermeyin.” Yine bir başka mesaj: “Sayın Vekilim, atanamayan bir tarih öğretmeni olarak hiçbir şey iyiye gitmiyor. Hayat beni ve benim gibi bir sürü arkadaşımı atama orucunda tutturuyor. İftarımızı bekliyoruz, müjdemizi istiyoruz. Ailem mahcup, ben muhtaç durumda bekliyorum.” Şimdi böyle bir dolu çok acı mesajlar veren, hatta artık başka hayalinin, planının kalmadığını, umudunun kalmadığını ifade eden yüzlerce, binlerce mesaj var. Bunlar Bakanlıktaki arkadaşlara, bürokratlara da gidiyor fakat şu anda hiçbir yanıt alamadık.

Bildiğiniz gibi, bu yasanın geçmiş görüşmeleri sırasında -ilk günleriydi- Sayın Bakan elinde bulduğu, bürokratların daha önce belirlediği bir şey açıkladı, “Ağustosta atama yok.” dedi. On sekiz yıldır bu ülkede ağustosta atama yapılıyor ve ilk defa Sayın Bakan döneminde bu atama yapılmayacak. Belki Bakanlığın kendine göre gerekçeleri vardır, mantıklı açıklamaları vardır. Sayın Bakana ben soruyorum ve bu açıklamaları kendisinden, kendi adıma değil bizi izleyen, haber bekleyen binlerce öğretmen adayı için bekliyorum. Kendisi dün “Staj yapacağız, bu bağlamda bir şeyler ayarlıyoruz. Bu nedenle sistem değişikliğine gidiyoruz.” diye bir miktar açıklama yaptı. Peki, kabul. O zaman mayıs ayında bu insanları neden KPSS sınavına soktuk veya şimdi, temmuz ayında neden bu insanlar sınava giriyor? Bu insanlar hiç plan yapmayacaklar mı? Bu insanlar nişanlanmayı, evlenmeyi veya hayatlarıyla ilgili bazı hayalleri, planları kuruyorlar fakat hiç bu şansı vermiyoruz ve onları devamlı umutsuzluğa itiyoruz.

O yüzden, ben, bugün bu kanunun görüşülmesini vesile kılarak Sayın Bakanın, buradan, hiç olmazsa, bu 400 bin öğretmen adayına şu müjdeyi vermesini bekliyorum: Tamam, belki ağustosta yapmayacağız, anlaşıldı, bunu söylediniz. Hiç olmazsa şubatta -35 bin-40 bin- şu kadar atayacağız ve branşları şunlar denmesini bekliyorum. Çünkü neden? İnsanlar plan yapmak istiyor.

Şimdi, böyle bir Millî Eğitim Bakanlığı bürokrasisini kabul etmek mümkün değil. Nitekim size, ben, 2002’de Antep’te, İzmit’te, Samsun’da ve İstanbul’da dört ayrı yerde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarından bir örnek söyleyeceğim. Hepsi birbirinin aynısı ama bir tanesini okuyacağım.

Orada diyor ki: “Sen sınavla öğretmen seçmeye kalkıyorsun. Bıraksana! Genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın. O kadar sene beklet sonra al. O adamda artık heves mi kalır, öğretmenlik mi yapabilir? Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek, hiç merak etmeyin.” Kim diyor bunu? Dönemin Başbakanı söylüyor.

Nitekim, yine dönemin Başbakanı Davutoğlu da ağustos ayında atama yapılacağını, Sayın Millî Eğitim Bakanı da söylemişti ama maalesef onlar da malum dönemin bakanları ve Başbakanı oldular.

Şimdi ben soruyorum: Bu Millî Eğitim Bakanlığı Şube Genel Müdürlüğü ne iş yapar? Atanamayan Millî Eğitim müdürleri, müdür yardımcıları, şube müdürleri, bekleyen özür atamaları, atanamayan 400 bin öğretmen sorunu, son iki yılda 3 ya da 4 defa değişen Yönetici Atama Yönetmeliği. Yani bu karmaşadan kaynaklanan mağduriyetler, haksızlıklar, dağılan yuvalar, aksayan eğitim, heba olan çocuklar, veliler ve binlerce mahkeme, ödenen tazminat ve masraflar; en önemlisi mutsuz, huzursuz, geleceğini göremeyen, kendi bakanlığıyla bile kavgalı, mahkemelik eğitim camiası. Bakanlık bürokratları başka işlerle uğraşmaktan öğretmen sorunlarıyla uğraşamıyor.

Bu yüzden, Sayın Bakandan rica ediyorum -yeni Bakanımıza bu konuda en azından güvenmek durumundayız- ve diliyorum ki Bakanlıktaki bu keşmekeşi ve kaosu sona erdirir, bu insanlara bir müjde iletir.

Millî Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün atamalarının sayısı, branşları sınavdan önce mutlaka söylenmeli; hangi branşa kaç atama yapılacağı açıklanmalı, devlet sırrı gibi saklanmamalı. Son güne bırakıp binlerce insanı strese sokmamalıyız.

Eş durumu mağdurlarına kulak vermelisiniz. Aile bütünlüğü kutsal bir değer değil mi? Hep bunu savunuyorsunuz. Özür atamalarında il, ilçe emri uygulamalarına mı geçersiniz veya direkt olarak bu insanların mağduriyetini sona mı erdirirsiniz, ama bir an önce yapmalısınız. Çünkü eylül ayından itibaren okullar tekrar başladığında gene aileler bir dolu mağduriyet yaşıyor.

Bütün insanlar, bütün siyasiler dedi ki: “Meslek lisesi memleket meselesi.” Hepimiz bunu söylüyorduk. Şimdi “meslek lisesi” denilince sadece imam-hatip liselerini anlıyorsunuz. Bilgisayarın, iletişimin, bilgi işlemin böylesine önemli olduğu bir çağda okullarda bilgisayar, bilişim dersleri neden yetersiz? Neden yeterince bilgisayar derslerine öğretmen atanmıyor? Niçin öğretmen atamalarında belli alanları zorluyorsunuz?

Bir sonuç olarak, öğretmenler bir dolu sorular sormuş ve bunların hepsini birazdan yazılı olarak da Bakana bırakacağım, umarım onlara cevap verebilir.

Bir de dün konuşmasında Bakan dedi ki: “Biz mahkeme kararlarını uyguluyoruz, hiçbir sorun yok. Belge varsa göster.” İşte, benim elimde var. Burada Antep’te 5.918 Millî Eğitim Bakanlığı şube müdürü mağduru dava açmışlar ve birçoğu davasını kazanmış. İşte “Türk milleti adına” diye mahkeme kararı burada, kapı gibi ve uygulanmıyor. İşte burada sorun şu: Millî Eğitim bakanlarının iyi niyetleri ve belli bir tasarrufları olabilir ama Millî Eğitim Bakanlığının bürokratları kendi bakanlarını bile dinlemiyor ve açığa ve zora düşürüyor. Millî Eğitimde çift başlılık olduğunu iddia ediyorum, hep söylüyorum. Millî Eğitim Bakanlığında bir bakanın niyetleri ve arzuları, hayalleri var; bir de Bakanlığın içindeki bürokratların uyguladığı gerçekler var, biz bunlarla karşı karşıyayız.

İşte Bakan burada, kendisine birazdan vereceğim, bunlar mahkeme kararları. Şube müdürleriyle ilgili alınmış mahkeme kararlarını uygulayın, bu insanları daha fazla mağdur etmeyin. Sınavlarını iptal ettiğiniz şube müdür yardımcılarının haklarını iade edin, onları tekrar mağdur etmeyin. 400 bin öğretmen adına ve onların yakınları, 3 milyon aile adına sizlerden rica ediyorum: Bu insanları mağdur etmeyin. Ağustos ayında atama yapın bir şekilde, yapamıyorsanız şimdiden söyleyin, şubat ayında 50 bin mi yapacaksınız, kaç bin yapacaksanız bütün öğretmenler duysun.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrgil.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir konuşacak.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Millî Eğitim Bakanı yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim ihtiyacını gidermek, onların ana vatanlarıyla olan bağlarını sağlamlaştırmak ve ülkemizin eğitim alanında sahip olduğu birikimi insanlığın hizmetine sunmak amacıyla bu Maarif Vakfının kurulduğunu açıklamaktadır. Peki, bu sayılanlar zaten Millî Eğitim Bakanlığının görevleri arasında değil midir?

MEB’e bağlı, 15 farklı ülkede 65 eğitim kurumu bulunmaktadır. Kamusal eğitim hizmeti gereği bunların sayısının artırılması, niteliğinin güçlendirilmesi gerekirken, Hükûmet, Cumhurbaşkanının da talimatıyla, devlet finansmanı ve desteğine sahip özel şirket gibi faaliyet yürütmesi öngörülen vakıfla yurt dışındaki cemaat okullarıyla mücadeleyi amaçlamaktadır. Vakfın kuruluşundaki temel amacın yurt dışında yaşayan çocukların eğitimi ya da ülke kültürünün yurt dışında tanıtımı olmadığı aşikârdır.

Gülen hareketinin 160 ülkede 2 binden fazla okulu bulunduğu belirtilmektedir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Ocak 2015’te gerçekleştirdiği Etiyopya ziyaretinde cemaat okulları için “Gittiğimiz ülkelerde bunların konumunu anlatmak suretiyle buraların kapatılmasını söylüyoruz.” ifadelerini kullanarak yurt dışında hizmet veren okulların yerine Millî Eğitim Bakanlığı vasıtasıyla yeni okullar açılabileceğini belirtmişti. Ancak şimdi bu amaçtan vazgeçilmiş anlaşılan ve Millî Eğitim Bakanlığı vasıtasıyla değil, büyük oranda Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulacak yeni bir vakıfla bu amacın gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Cemaatin 160 ülkede yüzlerce eğitim kurumu açmasında AKP iktidarının da büyük bir payı bulunmaktadır. Bir tek örnek verirsek, 7 Aralık 2013’te, basına ve kamuoyuna da yansıdığı üzere Gülen Cemaati’ne bağlı okulların Rusya’da kapatılmasını o dönem Başbakan olan Erdoğan’ın bizzat önlediği ortaya çıktı. Erdoğan’ın Putin’le yaptığı görüşmelerde, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin de zarar görebileceği uyarısı yaptığı öğrenildi.

Evet değerli milletvekilleri, uzun zamandır hazırlıkları yapılan bu kanunun amacı, dediğimiz gibi açık. “Paralel yapı” diye ifade edilen cemaat yapılanmasının eğitim öğretimdeki gücünü kırmaya, etkisini ortadan kaldırmaya, yerine AKP’nin kendi kadrolarını koymaya yönelik bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Tasarı kanunlaşırsa, cemaatin özellikle özel okullar, yurtlar, burslar, dershaneler ve yurt dışı okullar zinciri tasfiye edilecek. Peki, bu nasıl gerçekleşecek? Adı “Maarif Vakfı” olan, Hükûmet ve hatta bizzat Erdoğan tarafından yönetilen, kamunun tüm kaynaklarını arkasına almış, yurt dışında faaliyet gösteren bir paralel bakanlık yapılanmasıyla. Yani paralele paralel, Millî Eğitime paralel bir hukuksuz yapılanma daha.

Bu tasarıyla, Millî Eğitim Bakanlığı yasalarla kendisine verilmiş yükümlülükleri ve yetkileri “Maarif Vakfı” adı altında, yönetimini iktidarın belirlediği bir başka yapıya aktaracak. Üstelik cemaatin kurumlarıyla yarışacak manevra kabiliyetine sahip bir kurum yaratmak için Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda görev yapan öğretmenlere tanınmayan ayrıcalıklar vakıf personeline tanınacak. Ne olacak, biliyor musunuz? Vakıf personelinin tamamına diplomatik pasaport verilecek. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden Maarif Vakfına 1 milyon Türk lirası aktarılacak. Millî Eğitim Bakanlığının yurt dışındaki, kamuya ait varlıklarının bir kısmı bedelsiz olarak Maarif Vakfına devredilecek.

AKP hükûmetleri döneminde vakıf mekanizması altın çağlarını yaşadı. Her gün, değerli araziler AKP’ye yakın vakıflara devrediliyor. Kamusal kaynaklar yani en azından, bu ülkede yaşayan her kişinin hakkı olan zenginlikler, siyasi iktidarın bekası adına dinî vakıf ve cemaatlere aktarılıyor. Büyük kamu ihalelerini almak isteyen sermaye grupları ise mecburen bu vakıflara bağışlar yapıyorlar.

Hükûmet, bilinçli bir şekilde, eğitim öğretim alanını boşaltıyor. Boşalan bu alan, dinî vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslarla dolduruluyor. İktidar desteğiyle büyüyen bu sistem tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün bir ülkeyi kuşatıyor. Çocuklarını okutmak isteyen yoksul aileler ise kaçınılmaz olarak bu eğitim kurumlarına yöneliyorlar.

Ensar Vakfı Başkanı, geçen yıl verdiği röportajda, Gülen Cemaati’ne bağlı evlerin kapanmasının ardından, yurt ihtiyacını karşılamak için hızla yurtlar açtıklarını söylemişti ve açıkça bunu ifade etmişti. O kadar hızlı açtılar ki, ne yazık ki, Karaman’da çocukların yararı yerine siyasi saikler ön plana çıktığında çocukların ne kadar büyük zarar gördüğüne hepimiz en acı biçimde tanık olduk. Şimdi bu izansızlığı, bu denetimsizliği, şirket mantığıyla kurulan ve Millî Eğitim Bakanlığının yetkilerini boşa düşüren bir vakıf aracılığıyla yurt dışına yayma hedefi var.

Yine, vakfın kadrolarının çoğunluğu Cumhurbaşkanı ve Hükûmet tarafından atanıyor. Erdoğan, 4+4+4’lük yasa tartışmalarının yaşandığı günlerde “Biz geleceğin dindar ve kindar nesillerini yetiştireceğiz.” diyerek eğitimin tamamen İslami form, öge ve motifler ile düzenleneceğini açıkça ifade etmişti. Şimdi ise planın yurt dışı ayağı devreye giriyor.

Kürt vatandaşlarımızın açtığı okulları yasaklayıp kapatan, farklı kimliklerin ana dilinde eğitim taleplerini yok sayan, zorunlu din derslerinin kaldırılması talebine geleneksel devlet, muhafazakârlık ve rejim refleksiyle tepki veren AKP, söz konusu kendi ideolojik arka bahçesini zenginleştirmek olunca her yolu denemekte bir beis görmüyor.

Her eleştiriyi “değişim”, “dönüşüm”, “yenilenme” gibi kavramlara sarılarak savuşturuyor, eğitimde demokratikleşme için yaptığımız her öneriyi koşulsuz geri çeviriyor; üstelik, bu taleple sokağa çıkanlara ise şiddetle karşılık veriyorsunuz.

Tekrar, Mecliste eğitimin önemini bilen duyarlı vekillere çağrı yapmak isterim: Ne kâr ne siyasi saikler çocukların özgür, eşit ve sağlıklı bir eğitim almasının önüne geçmemeli. Türkiye artık, siyasete değil, bilim, özgürlük ve eşitlik gibi uzun vadeli amaçlara hizmet eden bir eğitim modeli oluşturmalı. Çocuklar ve Türkiye için temennimiz budur.

Bakın, her yerde liseliler direniyor, bildiriler yayımlıyor. Hemen birileri de arkasında bunların kim var diye araştırıyor. Hepimiz liseli olduk; heyecanlıydık, delikanlıydık ve her türlü baskı, yolsuzluk, eşitsizlik karşısında o heyecanlı yüreğimiz hepimizin daha hızlı atardı. Evet, işte o liselilerin arkasında ne var biliyor musunuz? Büyük bir heyecan, dürüstlük, riyakârlığa karşı çıkma; daha demokratik bir eğitim, eşitlik ve özgürlük isteği; başka bir şey yok.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı üzerine şahsım adına lehte söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Bugün burada kuruluşunu gerçekleştirdiğimiz Maarif Vakfımızın Allah’ın izniyle dünya çapında, ülkemiz adına ses getirecek bir eğitim hamlesi olacağına canıgönülden inanıyoruz. Bu vakıf ne muhalefet partilerinin iddia ettiği gibi sarayın vakfı olacak ne AK PARTİ’nin vakfı olacak; bu vakfın bu devletin, bu milletin ihdas ettiği, bu milletin değerlerini, medeniyet birikimini tüm dünyaya taşıyacak olan, tüm dünyaya sahip olduğumuz insani değerleri öğretecek olan bir vakıf olacağına canıgönülden inanıyorum.

Bugün burada görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla insani değerleri öne çıkaran, gücü değil, hakkı ve haklıyı üstün tutan, yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven, düşünce, değer ve ideal planında hayatın anlamını öğreten yerli ve evrensel bir boyutu olan bir bakış açısıyla medeniyetimizin kadim değerlerini tüm dünyaya öğretecek bir eğitim hamlesine öncülük etmiş olacağız ama dünden beri şahit oluyoruz ki Komisyon toplantılarımızda muhalefet partisi üyelerimizin verdiği olumlu katkıların yanında –ki bu katkılardan dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz- iki gündür bu vakfın bir paralel vakıf olacağı, “Tüm Türkiye’de eğitim sorunları çözülmemişken dünyada böyle bir hamleye ne gerek var?” şeklinde dinlediğimiz itirazlarla karşılaşıyoruz. Bu manada bu hamasi söylemlerin, bu sığ söylemlerin bu hayırlı ve ufuk açıcı hamleyi engellemeyeceğini, aksine bizim on dört yıldır Türkiye’de eğitim sahasında yaptığımız devrim niteliğindeki hizmetlerimizi, inşallah yurt dışında da aynı ufukla ve vizyonla sürdürme kararlılığında olduğumuzu buradan milletimizle özellikle paylaşmak istiyoruz. Birilerinin iddia ettiği gibi, bizim dönemimizde eğitim bir yapboz tahtası hâline dönüştürülmüş değil; aksine, bozulan eğitim sistemini yapmanın, kurmanın, inşa etmenin mücadelesini veriyoruz on dört yıldır. Ancak ve ancak 2010 yılında milletin verdiği iradeyi tam manasıyla kullanarak bu sahalarda Cumhurbaşkanıyla, Meclisiyle tam bir uyum hâlinde özgür adımları atabildik. Her attığımız adımda belirli vesayet odaklarının engelleriyle karşılaştık. Türkiye’de, taşlar yerine oturana kadar bu sahalarda gerekli eğitim hamlelerini atamadık.

2002 yıllarının Türkiye’sinde eğitimin hâli pürmelalini muhalefet partileri lütfen hatırlasınlar. Öğretmenlerimizin pazarlarda ek iş yapmak zorunda kaldıkları, her gün bir gazetede bu haberlerin boy boy fotoğraflarını gördüğümüz bir Türkiye’yi teslim almıştık. Öğrencilerimizin 60-70 kişilik sınıflara mahkûm bırakıldığı bir Türkiye vardı. Sadece bu on dört yıl içinde, cumhuriyet tarihi döneminde yapılan derslik sayısı kadar dersliği inşa ettik, okullarımızda öğrencilerimize kazandırdık. Sadece bu on dört yıl içinde, Cumhuriyet Dönemi’nde atanan öğretmen sayısı kadar öğretmen atadık. Dün, bir muhalefet partisi üyesi hamasi bir söylemle, popülist bir söylemle “100 bin öğretmen atayın.” diyor. Biz, bizim dönemimizde cumhuriyet tarihinde atanan öğretmen kadar öğretmeni göreve başlattık. Şu anda belirli illerimizde kontenjan üstü öğretmen sayımız var. Hiçbir okulumuzda hiçbir öğretmenimiz, hiçbir boş dersimiz kalmayıncaya kadar bu hamlelerimizi devam ettireceğiz Allah’ın izniyle.

Ben, bu duygularla Maarif Vakfımızın hayırlı, bereketli ve uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Şahsı adına Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili olmak üzere şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Her birinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli vekiller, genel gerekçesiyle ilk bakışta olumlu görünen ancak uygulamalarında nasıl ve ne şekilde sonuçlar doğuracağını şimdiden kestirmenin güç olduğu Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’yla karşı karşıyayız. Hükûmetin, yine kendi oluşumları içerisinde ayrışmaya yol açacak ve tekrar kandırıldıklarını iddia edecekleri bir durumla karşılaşmamalarını umut ediyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı Ankara’da iken ve Bakanlıkla bu kadar ilintili, özellikle yurt dışındaki Millî Eğitim Bakanlığı kurumlarının tamamının kendisine devredileceği ve Bakanlıktan kendisine 1 milyon TL hibe edilen bir vakfın merkezinin İstanbul’da olması oldukça dikkat çekicidir.

Eğer malum vakıf ve yurtların devlet kanalıyla beslenmesi, büyütülmesi amaçlanıyorsa buna seyirci kalmayacağımızı ifade etmek istiyorum. Maarif Vakfının merkezi olarak İstanbul’un seçilmesi, kısa sürede tasarının hazırlanması, 12 kişiden oluşan mütevelli heyetin 7 daimî üyesinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından seçilmesi yeni bir yandaş oluşumun habercisidir. Kaldı ki, vakfın mali denetiminin nasıl yapılacağı da açık değildir. Devletin bakanlığından para hibe ediliyorsa denetlenmesinin de devlet ve dolayısıyla da Sayıştay tarafından yapılması gerekmektedir.

Bu kanun tasarısıyla yapılmak istenen nedir? Özel okulları teşvikle taçlanan özelleştirme furyanızın son noktası Millî Eğitim Bakanlığının da mı özelleştirilmesidir?

Bundan birkaç yıl önce, Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin adını, ilköğretim müfettişlerinin adını “maarif müfettişi” olarak değiştirdiniz. İlk adımı o zaman mı atmıştınız?

Her türlü milliyetçiliği ayaklarınızın altına aldınız. Bu adımınız, “eğitim”in önündeki “millî” ibaresini yok etme yolunda attığınız değişik, farklı, yeni bir adım olarak mı algılanmalıdır?

Nerede duracaksınız? Devleti tamamen özelleştirdiğiniz zaman mı son bulacak? Zira, bu kanun tasarısına baktığımızda, bırakın öğrenci yetiştirmeyi, devletin denetiminde olması gereken yurt ve benzeri tesislerin yapılmasına, eğitimci yetiştirilmesine kadar sorumluluklarınızı özel vakıflara teslim etmektesiniz. Bugüne kadar yapılan benzer hataların nasıl sonuçlara sebep olduğunu, özel yurt ve benzeri evlerde, bu amaçlarla hazırlanan, çocukların kaldığı yerlerde başlarına neler geldiğini hep birlikte gördük, üzüldük, hep birlikte yaşadık.

Önce köy okullarını kapattınız. Daha sonra, çocukları -köy okulları kapandığı için- taşımalı eğitim sistemine mecbur bıraktınız. Ardından, bu sebeple kurulan ilköğretim yatılı okullarını da kapattınız. Çocukları ve aileleri kayıt dışı, denetlenmeyen evlere, yurtlara muhtaç ettiniz.

Devlet okullarında yaşanan sorunlar, mevcut durumları ve denetlenme problemleri sonucunda yaşananlar ve yaşanmaya devam edenler sebebiyle elimizde düzeltilmesi gereken bu kadar çok sorun varken, bu sorunları çözmek yerine, Millî Eğitim Bakanlığının görevlerini kurulacak bir vakfa aktarmanın amacı nedir?

Partimiz olarak, AKP’nin Meclise sunduğu kanun tasarılarını, üstlendiğimiz millet vekâletine layık şekilde ve titizlikle inceleyip ilke ve politikalarımız çerçevesinde hareket edeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Millî eğitime alternatif eğitim sistemlerinin kurulmaya çalışılması yüce Türk milletinin nazarından kaçmayacak, gereken cevap, millî şuurun gerektirdiği refleksle karşılık bulacaktır. Yapılması gereken, alternatif sistemler kurmak değil, Millî Eğitim Bakanlığının mevcut sorunlarının çözülmesidir.

Okul idarecilerinin atanması yandaşlık liyakatine göre değil, beceri ve bilimsellik liyakatine göre olmalıdır. Kapatılan köy okulları tekrar açılmalı, küçük yaştaki çocuklar taşımalı eğitime mecbur bırakılmamalıdır. Devlet, kurumlarına sahip çıkmalı, eksik ve ihtiyaçları gidermeli, öğretmen kadrolarını artırmalıdır.

Sayın Bakan, ağustosta bir atama yapmayacağınızı ifade ettiniz. Bu, öğretmen arkadaşlarımızı, yeni mezun olanları çok üzdü. Nihayetinde kadro boşluğu olduğunu bilmekteyiz ve sizden rica ediyoruz, ağustosta atama yapmayan ilk bakan lütfen olmayın, bu kadar bekleyen arkadaşımıza kadro açılmasının yolunu açın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) - İller arası tayinlerde yeterli kontenjanın açılması için sizden gerekenin yapılmasını saygılarımla rica ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geldik.

Süremiz on dakika. Bu sürenin beş dakikasını soru olarak, diğer, kalan beş dakikasını cevap olarak dinleyeceğiz.

Sayın Gürer, buyurun, ilk soru sizin.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ilinde taşımalı eğitim nedeniyle boşalan köy okulları harap durumdadır. Akçaören, Bereket gibi köylerimizde okullar o okulda okumuş olanların gözlerini yaşartmaktadır. Ayrıca, çok sayıda kapalı köy okulu, Atatürk büstleri bakımsız ve yıpranmış hâldedir. Faal okullardan Çavdarlı yerleşmemizde ilk ve ortaokul istinat duvarları, çatıları, olukları, kömürlüğü onarım beklemektedir, iç ve dış boya ihtiyacı vardır. Bu okul ve bazı okullarda engelli girişi yoktur. Okulların, yeni eğitim dönemi öncesi -kapalı olanların, eğitim verenlerin- elden geçirilmesi yönünde bir çalışma yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu, buyurun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Efendim, sorum Sayın Faruk Çelik Bey’e.

Bir önceki Hükûmet döneminde çıkarılan tarımsal destek kararnamesiyle 3 bin dolayında tarım danışmanı işsizliğe mahkûm edilmektedir. Çünkü bu kararnamede sadece ziraat odaları ve üretici birliklerinde istihdam edilen tarım danışmanları destek kapsamına alınırken bir taraftan da daha önceden buralarda çalışabilecek 8 tarım danışmanı sayısı 2’ye, ücretler de 36 bin liradan 20 bin liraya indiriliyor. Aynı kararnameyle ayrıca, tarım danışmanı istihdam alanları sınırlandırılmaktadır. Karardan önce ziraat mühendisleri, ziraat odaları, üretici birlikleri, özel danışmanlık firmalarında çalışabiliyorlar veya serbest danışmanlık hizmeti verebiliyorlardı. Bu tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Hiçbir gereği ve amacı yokken çıkarılan ve önemli ve ciddi sorunlar yaratan bu kararnamenin düzeltilmesini, köylümüze, çiftçimize, tarım ve hayvancılığımızın gelişmesine, bire bir sahada çalışarak teorik ve pratik bilgi ve katkı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, “Başbakanlık İletişim Merkezi” adı altında… Birtakım şahıslar imzasız bir şekilde okullarda muhalif gördükleri öğretmenleri veya farklı sendikalara mensup öğretmenleri bu merkeze şikâyet etmekte. Buna bağlı olarak, Urfa’nın Siverek ilçesi Gülabibey İlköğretim Okulundaki 3 tane öğretmen kendi aralarında Kürtçe konuştu diye bu öğretmenler söz konusu siteye şikâyet edilmiş ve yürütülen soruşturma sonucunda savcılığın takipsizlik kararına rağmen bu öğretmenler görevlerinden alınmışlar, açığa alınmışlar.

Kürtçe konuşmak suç mudur? Sayın Bakanıma soruyorum. Eğer değilse bu asılsız ihbarlara binaen veya sırf farklı sendikalara mensup oldukları için bu arkadaşlarımızın görevden alınması ve bundan sonra olabilecek bu tür mağduriyetlere ilişkin nasıl tedbirler düşünüyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aslında 69’uncu maddeye göre kürsüde konuşacaktım ama burada konuşuyorum. Az önce AK PARTİ’li hatip Sayın Mehmet Akif Yılmaz konuşmasında, 100 bin atamayla ilgili hamaset dilini kullanmaya dönük ithamda bulunmuştu. Dün akşam ben 400 bin kişinin, intiharların olduğu bir yerde, çözüm üretme noktasında, iktidarın bu konuda bir çözüm üretmesi gerektiğini dile getirdim ama esas bugün anladım ki çözümden çok hamaset dilini kullanan sizsiniz Sayın Yılmaz.

Burada biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ana muhalefet olarak… İntiharları önlemek adına, bu öğretmenlerimize yardımcı olmak adına burada dile getirdim ama maalesef bu konuda sizi kınıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Bakan, Balıkesir ve ülkemizin genelinde okul isimleri ve spor tesislerindeki, kurucularımızın isimlerinden Sayın Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü gibi isimlerin değiştirilerek farklı isimler verildiği söyleniyor. Bu konuyla ilgili, genel olarak, isim değişikliğine giden okulların sayısı nelerdir veya spor tesislerinin sayısı nelerdir?

Bir de çok büyük bir şekilde, 400 bine yakın atanamayan öğretmenimiz var. Bu atanamayan öğretmenlerimizle ilgili, bu gençlerin önlerini görebilmesi için herhangi bir planınız var mıdır? Bu konuda bütün atanamayan öğretmenler için sizden destek rica ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, Urfa’daki olan olayla ilgili… Kürtçe konuşmak suç mudur? Herkes biliyor ki Kürtçe konuşmak suç değil, Mecliste dahi konuşulur, ülkede dahi konuşulur. Kaldı ki bu iktidar döneminde yaşayan diller kapsamında Kürtçe seçmeli ders olarak getirildi; bir başka, üniversitelere enstitüler açıldı; bir başka, ortaöğretimde Kürtçe eğitim verecek -Türkçenin yanında- okulun açılmasına dahi izin verildi. Devlet bir yandan Kürtçe seçmeli ders imkânı getirirken diğer taraftan vatandaşlarına veya öğretmenine Kürtçe konuştun diye bir ne soruşturma açar ne de bundan dolayı görevden alır. Farklı sendikaya üye diye mi alınıyor? Bunun da olmaması gerekir, böyle de değildir diyoruz. Eğer böyle…

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Bakanım, burada mahkeme kararı var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani onu da söyleyeyim. Bakın, eğer öyle olsa öğretmen bulamayız çünkü hem KAMU-SEN’e bağlı hem diğer sendikalara bağlı öğretmenlerimiz var. Biz öğretmenin liyakatine ve okuldaki durumuna bakarız. Okuldan çıktıktan sonraki düşüncesi nedir, hangi sendikaya üyedir, inan biz buna bakmayız çünkü biz birlikte Türkiye’yiz diyoruz. Herkesin bir şeyi…

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Bakanım, bakın, burada mahkeme kararı var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani özel bir konu verirseniz, özel bir kişiyle ilgili, işte, diyelim ki Ahmet Yılmaz, oradaki, bunlarla ilgili verirseniz ben arkadaşlara sorarım gerekçesini çünkü ben hukukçuyum, onu söyleyeyim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Savcılık takipsizlik kararı vermiş Sayın Bakanım. Savcılık “Suç yoktur.” diyor, görevden alıyorlar.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Anladım, suç yoktur. Suç olmayan husus aynı zamanda disiplinsizliği de gerektirmeye… Yani, ikisi farklı kategoridir biliyorsunuz. Suç olmayabilir, disipline konu olabilir. Verin bana somut isimlerini, bir bakayım, acaba neden dolayı olmuş, onun gereğini yerine getiririz.

Yine, bir başka arkadaşımızın Tarım Bakanlığına ilişkin, tarımsal destek kararnamesiyle ilgili, tarım danışmanlarıyla ilgili… Bunu Sayın Faruk Çelik’e söyleyeceğim, onun da yazılı cevabını sayın vekilimize ileteceğim.

Bir başka… Gerçekten, kapanan köy okullarının bakımsız olduğunu, çok büyük bir onarım beklendiğini ben de biliyorum, kendi köyümden de biliyorum. Gerçekten okul kullanılmıyor ama harabeye de dönmüş durumda. Ha, bu tatil döneminde buna bakar mıyız? Vallahi, bakarız dersek çalışmayan okullara, doğru değildir. Çünkü, öncelikli kaynağımızı kendi çalışan, içinde öğrenci olan okullarımıza ayıracağız. Ancak, şunu yapabiliriz… Dün bir başka sayın vekilimiz söyledi “Biz bunları köy odası olarak talep etmek istiyoruz, siz verin.” diye. Eğer bizim kullanmadığımız okullar varsa pekâlâ köy odası olarak kullanılması için de bir başka yani köy tüzel kişiliğine, muhtarlıklarına veririz ihtiyacı dikkate alarak. Bunlardan da hiçbir şüpheniz olmasın,

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakanım, büstler çok kötü, Atatürk büstleri. Bir de onları…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğrudur. Yani, en azından, bilmiyorum da okul çalışmıyorsa, yağmurun altında bile kalsa bir yıpranma olur. E, okul yok. Yenisini koyabilmek ayrı bir bakım. Bir şekilde ortak bir çözüm bulmamız lazım. Çünkü, ne yapsanız farklı bir şekilde yorumlanabilir ama…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İl özel idare destek verebilir sizin girişiminizle.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani, biz deriz de bazı büyük şehirlerde özel idareler de kalmadı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bizim oralarda var, Niğde’de var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine de bunu bir konuşalım, beraber bir ortak çözüm bulalım diyorum.

Yine, Balıkesir’deki okul isimleri… Dün de söyledim, bugün de söyledim. İstiklal Savaşı’nın kahramanları, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere cumhuriyetimizin kurucuları ve onun silah arkadaşlarının -İnönü dâhil- ismi bir okula veya bir spor tesisine verilmişse hiç kimsenin isminin ondan sonra değiştirilmemesi gerekir. Benim dönemimde veya bizim dönemimizde böyle bir şey olmadığını biliyorum veya inanıyorum, inanmak da istiyorum.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Bütün statlar yıkıldı ya!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama “İsmet Bey, somut olarak -siz böyle söylüyorsunuz ama- ya, bakın, işte Balıkesir’de böyle oldu.” derse; yanlış yapılmış olabilir, hata yapılmış olabilir ancak ben doğru yapıldığını söylemiyorum. Eğer ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün veya İnönü’nün ismi de verilmişse pekâlâ ona da tekrar aynı ismi vermeyi tercih ederiz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, Bursa Atatürk Stadı ne oldu? İsmetpaşa…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama bir başka, diyelim ki “çiçek okulu” işte “menekşe ortaokulu” varken o sırada bir şehidimiz olmuşsa şehitlerimizin isimlerinin bir okula verilmesinin, “menekşe ortaokulu” yerine bir şehidimizin isminin olmasının da daha doğru olacağını düşünürüm ama somut olarak talebinizi bekleyeyim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakan, İnönü Stadı ne oldu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka… Sanırım, soru bu kadardı ama bu arada, konuşan milletvekili arkadaşlarımızdan birisinin bu müdür yardımcılıklarıyla ilgili… Müdür yardımcılığı yazılı sınavı sorunsuz olarak yapıldı. 17.350 kişi sınavı kazandı. Bir sendikanın sınavın içeriğiyle ilgili dava açması sonucu bir maddenin yürütülmesi hakkında durdurma kararı verildi, Bakanlık da bir üst mahkemeye müracaat etti, yargıdan ne karar gelirse başımızın üstünde, onun gereğini yerine getiririz.

Bir başkası, eş atamalarıyla ilgili, mazeret atamalarıyla ilgili… Eş atamalarında son üç yıl içinde bütün atamalar yapılmıştır çünkü Anayasa’da vardır “Devlet aileyi korur.” diye. Eşleri ayırarak, bölerek nasıl koruyacaksınız? Sadece Şubat 2016 döneminde 1.200 kişinin eş ataması branşlarının doluluk oranlarından dolayı yapılamamıştır. Konuşan bir sayın vekilimiz de söyledi, gerçekten bazı illerde ihtiyacımızdan fazla da öğretmen var. O neden oluyor, muhtemelen daha önce bu eş atamalarından ve mazeret atamalarından dolayıdır.

Şube müdürlülüğünde de bireysel olarak dava açan ve kazanan bütün adayların kararları yerine getirilmiştir. Bireysel müracaatta uygulanmayan mahkeme kararı da yoktur.

Yine, ilk atamalarda da kontenjanlar tamamen objektif ve branşların doluluk oranına göre yapılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Kontenjan, atamalardan önce İnternet sitesinden de ilan edilmektedir.

BAŞKAN – Sayın Bakan, tamamlayın lütfen.

Bitti mi? 1 dakika daha…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın vekilim de söyledi “Dolayısıyla da önceden açıklayın ki vatandaş bilsin, öğretmen adayımız bilsin hangi branşlara daha çok öğretmen alınacak.” diye. İnternet’ten bu sonuçlar ilan edilmekte, hangi kontenjana atama yapılacağı, atama sonuçlarından oluşan minimum puanlar da yine kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın başlığında ve 1’inci maddesinde yer alan “Maarif Vakfı” ibarelerinin “Türkiye Maarif Vakfı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        İlknur İnceöz                          Ramazan Can                         Hilmi Bilgin

            Aksaray                                Kırıkkale                                Sivas

       Mehmet Demir                       Abdullah Öztürk                 Gökcen Özdoğan Enç

           Kırıkkale                               Kırıkkale                               Antalya

         Tamer Dağlı                            Ayşe Keşir                       Hakan Çavuşoğlu

             Adana                                   Düzce                                  Bursa

   Mehmet Habib Soluk                Mücahit Durmuşoğlu                  Yılmaz Tezcan

             Sivas                                 Osmaniye                               Mersin

       Bayram Özçelik                        Halil Eldemir                        Necip Kalkan

            Burdur                                  Bilecik                                  İzmir

      Faruk Çaturoğlu

          Zonguldak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın başlığında ve 1’inci maddesinde yer alan “Maarif Vakfı” ibaresinin “Türk Maarif Vakfı” ve “İstanbul” ibaresinin “Ankara” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Zühal Topcu                         Muharrem Varlı                       Arzu Erdem

            Ankara                                   Adana                                İstanbul

          Zihni Açba                            Kamil Aydın

            Sakarya                                 Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “ve yurtlar” ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

         Ceyhun İrgil                            Çetin Arık                        Mustafa Akaydın

             Bursa                                   Kayseri                                Antalya

         Gaye Usluer                            Eren Erdem                         Tahsin Tarhan

           Eskişehir                                İstanbul                                Kocaeli

         Nihat Yeşil                       Mustafa Ali Balbay

            Ankara                                   İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        İdris Baluken                         Ayhan Bilgen                         Mizgin Irgat

          Diyarbakır                                 Kars                                   Bitlis

        Lezgin Botan                         Müslüm Doğan

              Van                                     İzmir

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken konuşacak.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz kez daha hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerek Sayın Bakanı dinlediğimizde gerekse de AKP Grubu adına konuşan hatipleri dinlediğimizde eğitimde bütün sorunlarını çözmüş, tamamen tozpembe bir tabloyu yaşayan bir manzarayı önümüze getiriyorlar. Oysaki muhalefetin bugüne kadar kürsüden dile getirmiş olduğu sorunlarla ilgili bırakın çözüm yönünde yol almayı, tam tersine, daha fazla derinleşen bir anlayışla, bir pratikle karşı karşıyayız. Eğitimin yapboz tahtasına döndüğünü biz söylemiyoruz, on dört yıllık süre içerisinde Hükûmetinizde Millî Eğitim Bakanlığı yapmış olan Kabine yetkilileri söylüyorlar. Dolayısıyla, bize inanmıyorsanız eski Millî Eğitim bakanlarınızın, millî eğitim sistemiyle ilgili, AKP politikalarıyla ilgili neler söylediğini yakından takip etmenizi öneririz.

Bakın, güncel olarak iki sorun alanı üzerinden ben burada bazı şeyleri dile getirmek istiyorum. Liselerde yaşanan sorunlar… Eğer siz Cumhurbaşkanının “Birtakım dış odaklar liseleri karıştırmak istiyor.” tespiti üzerinden bu sorunlara yaklaşacak olursanız bu sorunları çok daha büyümüş bir şekilde önümüzdeki süreç içerisinde önünüzde görürsünüz. Ama oradan yükselen talepleri, oradan yükselen demokratik itirazları anlamaya çalışıp sorun alanlarını gidermeye çalışırsanız o zaman bir hükûmetin yapması gereken tutumu ortaya koyarak diyalog yoluyla bazı sorunları en azından çözme anlayışını bu Parlamento çatısı altında da önünüze bir görev olarak getirirsiniz.

Ne diyor liseliler? Bağımsız, tarafsız, demokratik, bilimsel, laik bir eğitim sistemi istediğini söylüyorlar. Hükûmete yakın, yandaş kadrolaşmanın ve onun getirmiş olduğu baskıların, liseli öğrenciler üzerinde kılık kıyafet düzenlemesine kadar giden birtakım uygulamaların devreden çıkması gerektiğini söylüyorlar. 356’yı aşan liseden bahsediyoruz. Hazırlanan bildiriye her gün yeni liseler ekleniyor. Son derece de demokratik protesto yöntemleri kullanıyorlar. Bir kere ben HDP Grup Başkan Vekili olarak bu kadar yaratıcı, bu kadar demokratik protesto eylemini, itiraz sesini yükselten bütün liseli arkadaşları buradan selamlıyorum. Sizin yapmanız gereken şey de, dediğim gibi, o itirazları mahkûm etmek değil, tam tersine onu anlamaya çalışarak demokratik çözümler geliştirmek olduğu kanaatindeyim.

Bakın, diğer önemli bir sorun alanı, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu. Yani neredeyse her yıl, işte, intihar eden öğretmenlerin dramından, trajedisinden, birçok alanda gündemleşen bir konudan bahsediyoruz. Bugüne kadar 41 öğretmen hükûmetleriniz döneminde ataması yapılmadığı için intihar etmiş. Cumhuriyet döneminden bugüne kadar yapılan en yüksek atamayı yapmış mısınız yapmamış mısınız onu diğer partilerle tartışırsınız ama ortada bir realite var, bir gerçek var. Mezun olan 100 öğretmenden 14’ü istihdam ediliyor, geriye kalan 86 öğretmen işsiz olan, atanamayan öğretmenler havuzuna dâhil ediliyor. Böylesi bir tabloda başarıdan bahsetmek mümkün mü? 100 öğretmen yetiştiriyorsunuz, 86’sı işsiz, atanamayan öğretmenler ordusuna katılıyor. Ondan sonra çıkıp burada “Biz cumhuriyet döneminde en fazla atamayı yapan Hükûmetiz.” diye konuşmalar yapıyorsunuz, bununla bu sorunları çözmek mümkün değil.

Bakın, diğer taraftan, bu KPSS sınavıyla ilgili bir realite ortada yani neredeyse 2 milyonu aşkın, KPSS sınavına giren işsizler ordusundan bahsediyoruz. Yani ben daha önce de kürsüde söyledim, Sayın Bakan da burada, Millî Eğitim Bakanı ve bürokratları dâhil olmak üzere birçoğunu getirin bu KPSS sınavına koyun, hatta Kabine üyelerinin tamamını getirin bu KPSS sınavına tabi tutun, eğer öğretmenlerden istediğiniz notları alırlarsa biz bu iddiamızdan vazgeçelim ama burada maalesef çözüm üretemeyen, alan yaratamayan, istihdamla ilgili soruna cevap olamayan bir Hükûmet pratiğiyle karşı karşıyayız. Umarız bir an önce, muhalefetten gelen önerileri cepheden reddetmek yerine anlamaya çalışarak çözme yolunu tercih edersiniz.

Bu duygularla önergemize destek istiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “ve yurtlar” ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

Eren Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Eren Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (CHP sıralarından alkışlar)

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfıyla ilgili olarak bu önergemiz adına konuşacağım.

“Maarif”, “arif”, “irfan” bunların hepsi Arapça kavramlardır, aynı kökten gelirler, köktaştır. Anladığım kadarıyla, Hükûmet şöyle bir iddiada, tutum izliyor: “Biz arif kişiler yetiştirmek için irfan mektepleri kuracağız.” bağlamında bir yaklaşım sergiliyor olsa gerek ki “maarif” kavramını kullanmışlar. Eskiden saatli maarif takvimleri vardı, bu kavram aslında dünyamızda olan bir kavram, hayatımızın içerisinde gündelik yaşamda karşılaştığımız bir kavram. Gerekçede de -Sayın Bakanımız burada- “Dilimizi, kültürümüzü, sahip olduğumuz kadim insani değerleri dünyanın her coğrafyasına taşıyacak bir kurum olarak düşünülmektedir.” vurgusu yapılmış. Çok güzel yani bunda bir problem yok, bu gayet anlaşılır ve kabul edilebilir bir gerekçe olmuş.

Devam edelim… Kuruma 1 milyon TL aktarılacak arkadaşlar. Para nasıl harcanacak, belirsiz; harcamayı kim denetleyecek, Sayıştay mı, belirsiz; eğitimi kimler verecek, belirsiz. Aslında belirli; nasıl olduğunu birazdan göreceğiz.

Şimdi, arkadaşlar, sizin eğitim politikalarınız nedeniyle intihardan intihar beğenmek zorunda kalan atanamayan öğretmenler bu vakıfla alakalı olarak herhangi bir istihdam alanına kavuşacak mı? Yok.

Devam edelim… Eğitimi verecek kişileri vakıf eğitecek, yetiştirecek. Zaten bir “götürgev”imiz, bir Ensarımız, bir İlim Yayma Vakfımız var. Bunlar zaten yaptıkları faaliyetlerle de biliniyorlar. Maarif Vakfının yönetimini kim belirleyecek? TRT’nin, yargının, Emniyetin, valilerin belirlenmesini sağlayan irade belirleyecek. Arkadaşlar, yönetimini sizin belirlediğiniz kurumların, müesseselerin geldiği noktayı hep beraber görüyoruz. Sizin belirlediğiniz vali halka -vurgulayarak söyleyeceğim, yanlış anlaşılmasın, kendi ifadesidir, çarpıtmak istemem- “gavas” demedi mi? Dedi. Sizin belirlediğiniz Emniyet artık seri katillerle “selfie” yapma sapkınlığına düşmüş bir noktaya gelmedi mi? Geldi. Sizin de dilediğiniz ve dizayn ettiğiniz üniversitelerde hocalık yapan profesörler -bilmiyorum, vicdanına sığan var mı; ki ben inanmıyorum, yoktur, buradaki hiçbir milletvekili bu ifadeyi eminim kabul etmiyordur- “Namaz kılmayan hayvandır.” gibi bir ifade kullanır hâle gelmedi mi? Geldi. Arkadaşlar, sizin belirlediğiniz yargıçlar çay, vatandaş da nal topluyor; bu realiteyi de görerek bu meseleye bakmak lazım.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Bizi getiren millet.

EREN ERDEM (Devamla) - Demek ki ortada, sizin yapılandırdığınız yerde vakfın isminde yer alan, “maarif”in de köktaşı olan “irfan” yeşermiyor.

Arkadaşlar, ben size bir öneride bulunuyorum: Gelin, bu vakfın adını “irfan” yapmayalım, “maarif” yapmayalım, “tahrif” yapalım, “tahrif”, “tahrif” yapalım. Niçin biliyor musunuz? Çünkü eğitim, yargı, toplumsal barışımız, kardeşliğimiz, birliğimiz, beraberliğimiz sizin elinizde tahrif edildi arkadaşlar.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Siz daha önce öyle yapıyordunuz zaten!

EREN ERDEM (Devamla) – İlyas Salman çok iyi bir oyuncudur. Bir filmde, hatırlarsınız, diplomalı hıyarcı parodisi oynamıştı. “Hıyar” kelimesi bir argo deyim değildir, toplumumuzda salatalığa “hıyar” denir. Diplomalı hıyarcı parodisi vardı, çok da eğlenceli bir parodiydi.

Arkadaşlar, sizin elinizde eğitim bu ülkede şu hâle geldi: Diplomalılar artık hıyarcılık ve amelelik yapıyor, diplomasızlar cumhurbaşkanı olabiliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Çok Salman filmi izlemişsin sen.

EREN ERDEM (Devamla) – Diplomadan daha önemlisi, diplomasiyi felç ettiniz değerli arkadaşlar. En son yumruğu Muhammet Ali’den yediniz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, terbiyesizlik yapıyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İşiniz gücünüz demagoji. Bize bu yetkiyi millet verdi, millet!

EREN ERDEM (Devamla) – Hâlâ akıllanmıyorsunuz, hâlâ akıllanmadınız, hâlâ meseleyi değerlendiremiyorsunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, hatibi temiz bir dille konuşmaya davet ediniz. Ayıp ya!

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İşin gücün demagoji yapmak ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

EREN ERDEM (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, bakın, bu vakıf ne yetiştirecek? 18 yaşına kadar çocuklar sıkıntısız büyürlerse…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Haddini bil, haddini!

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, siz de lütfen temiz bir dille konuşun.

EREN ERDEM (Devamla) – Burayı iyi dinleyin, burayı iyi dinleyin, beni iyi dinleyin: Bombalar patlayan metropollerde yayın yasaklarıyla kapatılan terör saldırılarının mağduru olacak bu çocuklar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Onlar sizin arkadaşlarınız!

EREN ERDEM (Devamla) – Ama, olsun, Efkan Ala var; Efkan Ala çıkar, terörü lanetler, olay kapanır, biter. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

EREN ERDEM (Devamla) – Belki de yandaş müteahhitlerin iş katliamı gerçekleştirilen şantiyelerinde ölecek bu çocuklar. “Fıtrat” dersiniz, geçer gider arkadaşlar.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hadi, hadi, hadi İran’a git, savaşırsın orada!

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İlyas Salman filmlerinde oynarsın sen ancak!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

EREN ERDEM (Devamla) – Allah korusun, bu çocuklar inşallah akademisyen olmazlar. Yoksa bir fırça darbesiyle o akademisyenlerin hepsini toplar, cezaevine koyarsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sonra onları ziyaret edenler de PKK’lı olur.

EREN ERDEM (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, elinizi vicdanınıza koyun. Sayın Bakan, atanamayan öğretmenler bu ülkenin problemi değil mi?

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Tiyatro yapma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tepki gösteriyorsunuz ama ben ne söylediğini bilemiyorum, duymuyorum çünkü.

EREN ERDEM (Devamla) – Niçin kendi ülkemizin içerisindeki problemi çözmek yerine ülkenin dışına bir çalışma götürme hassasiyeti size daha çok önemli bir pozisyonda duruyor?

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İlyas Salman’ın filmlerinde oynarsın sen bu gidişle!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Provoke etme, provoke etme!

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hadi İran askeri, yürü!

EREN ERDEM (Devamla) – Atanamayan öğretmenlerin sorunlarını çözün, ülkenin sorunlarını çözün, bu tür yaklaşımlardan derhâl vazgeçin.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Müptezel bir paralelcisiniz!

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – İran’la nasıl savaşacaksın!

EREN ERDEM (Devamla) – Arkadaşlar, son olarak… (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

EREN ERDEM (Devamla) – …şunu da söyleyeyim: Buralarda yetişen çocuklar ne olacak biliyor musunuz? Bakın, Cumhurbaşkanı “Ezer geçeriz.” diyor. İşte, çocuklarımız yetişecekler, sonra ezip geçilecekler.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, diploması olmayan Cumhurbaşkanı kimmiş açıklasın, o müptezel paralelci açıklasın bunu.

EREN ERDEM (Devamla) – Saygıyla selamlıyorum arkadaşlar sizi. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Anca gidersin!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, o müptezel paralelci açıklasın, diploması olmayan Cumhurbaşkanı kimmiş bakalım?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ben söyleyeceğim.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Tam bir müptezellik yani!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, hatip konuşması içerisinde kimi kastettiğini açıklasın. Bu anlamda da sataşmadan söz talep ediyorum. Önce kimi kastettiğini açıklasın, “diplomasız Cumhurbaşkanı” demekle kimi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Siz Cumhurbaşkanına sataşmadan söz alıyorsunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Bu ülkenin seçim sistemi belli, müracaatı belli, YSK’nın isteyeceği evraklar belli. Yüzde 52 milletin oyunu almış Cumhurbaşkanımızı eğer kastediyorsa kendisinin nasıl bir aymazlık içerisinde olduğunu milletimizin takdirine sunuyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bunların sindirim sorunu var, sindirim, Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın başlığında ve 1’inci maddesinde yer alan “Maarif Vakfı” ibaresinin “Türk Maarif Vakfı” ve “İstanbul” ibaresinin “Ankara” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemizle ilgili -gerçi Mustafa Hocam söz verdi “Biz ismi değiştireceğiz, düzelteceğiz.” dedi ama- “Katılmıyoruz.” şeklinde bir şey duydum.

Değerli milletvekilleri, bakın, oruç ağız şu saatlerde inanın Türkiye'nin çok özel bir gündemiyle ilgili şeyler söylüyoruz. Eğitim çok önemli, hakikaten hamaset ötesi çünkü yeni nesillerin mimarı olan öğretmenlerimizin sıkıntılarını, onların çektiği sıkıntıları ifade etmeye çalışıyoruz. İnanın, şu yarım saat içerisinde hepinizin cebine eğitim camiasının farklı bölümlerinden, birimlerinden mesajlar gelmiştir, bize de geldi. Burada ne olur şu eğitimi bari siyaset dışında tutalım. Bugüne kadar hukuku beceremedik, ticareti beceremedik, belki yatırımcı birtakım bakanlıklarla ilgili meseleleri beceremedik ama ne olur geleceğimizin tek kurtuluş çaresi var: Eğitimin kaliteli ve apolitik yani siyasetüstü olması noktasından hareket etmek gerekir. Şimdi, niye? Çünkü bir harf öğretmenin ne kadar kıymetli olduğunu kutsal söylemlerimizde kullanıyoruz. Hazreti Ali’nin o güzel sözünü unutmayın.

Şimdi, efendim, öğretmenlerin atanması -60 bin, 70 bin, 100 bin- hiç önemli değil, atayalım; bu çocuklar işsiz, bu çocuklara üniversite açtık. Siz, iktidarınız döneminde “her ile bir üniversite” projesi geliştirdiniz. Yetmedi, gece açtınız, gündüz açtınız, uzaktan yakından, uydulu uydusuz birimler açtınız. Bu çocuklara sahip çıkalım. Bunlar, inanın, bizim evlatlarımız, bunlara istihdam yaratmak zorundayız. Bunu söylemek nedir yani hata mıdır, günah mıdır, yasak mıdır?

Şimdi, sendikalaşma… Bakın, eğitimde kutuplaşmayı -Allah korusun- 1980 öncesi bizim kuşak yaşadı. Bir derse girdiğimizde sol ve sağ fraksiyonların hocaya göre pozisyon aldıklarını unutmayınız. Şimdi aynı yerlere gidiyoruz. Yani bizim sendikanın eğitimcileri, bizim sendikanın söylemlerine yatkın bir nesil, başka sendikanınki başka söylemlere yatkın bir nesil yetiştirmesin. Burada ölçü bellidir, bu ilahî bir ölçüdür: Liyakati üstün tutarsınız. Layık olana verirseniz eğer sınav yapmaksızın -kriterler bellidir- mülakat yapmadan… Arkadaşım, müfettiş mi olacaksın? Bakalım. Sen ilköğretim müfettişisin, senin şu konudaki yetkinliğine bakalım; bağımsız bir jüriyle sınavını yapalım, merkezî bir sınav. Kazandın ve müfettiş oldun. Ya, bu çocuk sizin sendikalı olmasa ne olur? Yok efendim, bir baktılar ki MEMUR-SEN’den olmayanlar sınavda daha çok kazandı, olmaz! O zaman -bir kanun- palyatif bir çözüm bulalım. Ne yapalım? Sınavın formatını değiştirelim, mülakat koyalım. İnanın bundan eğitimci kardeşlerimiz muzdarip, okul idarecilerimiz muzdarip. Ne güzel, 100 üzerinden 90 almışlar, 85 almışlar.

Sizin varsa eğitimle ilgili, gerçekten o medeniyeti ülkeler ötesi aşıracağınız… Biraz önce söyledi arkadaşımız yani uluslararası boyuta çekecekmiş. Bunu da söylerken Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle mukayese ediyor sürekli. O değerli arkadaşımıza şunu söylemek istiyorum: Arkadaşım, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük kazanımı, bizim burada işte özgürce düşüncelerimizi ifade ettiğimiz bir gök kubbedir, bundan daha büyük kazanım ve kazanç olamaz. Mukayese yaparken “Türkiye Cumhuriyeti boyunca atanmamış kadar öğretmen atadık.” Bunları yapmayalım, bakın yapmayalım.

Aziz Sancar, bugün dünyanın konuştuğu bir figür. Çağırıp her türlü hediyeyi vermeye çalışıyoruz. Bu, bizim ya da sizin on dört yılda yaptığınız bir eğitim sisteminin ürünü değil. Bu, gerçekten evrensel bir eğitim mantığıyla büyümüş, evrenseli yakalamış, bir taraftan da millîliği unutmamış…

Bakın, “millî” ve “yerli” diyorsunuz, ne olur… Millî ve yerli olmanın bir yolu da liyakattir. Liyakate önem verelim. Bilen ile bilmeyenin bir olmadığını bilerek yapalım bunu. Eğer eğitimde bunu gözden kaçırırsak inanın adaletsiz davranırız, kutuplaşmalar olur, kutuplaşmalar da bizi -Allah korusun- ayrışmaya götürür, bölünmeye götürür, eğitimi sekteye uğratır. Bakın, artık belediyeler bile burs verirken –utanarak söylüyorum, şikâyetler geldiği için- inanın parti referansı istiyor. Allah’tan kork ya! Bir üniversite mezunu, babası asgari ücretli, 4 üniversite çocuğu okutuyor, buna sorma partisini ne olur, burs vermek için buna sadece ekmeğini sor yeter. Bunu gerçekten çok dikkatle ele almamız gerekir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, vakıf için de tabii ki bu endişelerimiz var. İnşallah, evrensel değerlerle ve bizim sabit bir ayağımızın da millî… O, bazen hafife alıyorlar ya, resmî ideoloji, hayır… “Resmî ideoloji” dediğiniz şey ne biliyor musunuz? Bu ülkenin kurucu ülküleri ve ilkeleridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) - Bu ilkeler ve ülküler ışığında evrensel bilgiyle donanmış nesillerin yetişmesine vesile olsun bu vakıf, yoksa kurulması çok fazla bir şey ifade etmiyor, eyleme dönüştürüp yeni nesilleri yetiştiremezsek sıkıntıya düşeriz diyorum, hayırlı akşamlar diliyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ama bir yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın Erdem, Sayın Tarhan, Sayın Gürer, Sayın Engin, Sayın Şeker, Sayın İrgil, Sayın Aydın, Sayın Sertel, Sayın Tüm, Sayın Usluer, Sayın Topal, Sayın Arık, Sayın Tümer, Sayın Arslan, Sayın Karabıyık, Sayın Balbay, Sayın Yarkadaş, Sayın Özcan, Sayın Sarıhan.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın başlığında ve 1’inci maddesinde yer alan “Maarif Vakfı” ibarelerinin “Türkiye Maarif Vakfı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İlknur İnceöz (Aksaray) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe...

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyoruz:

Gerekçe:

Kurulan vakıf yurt dışında faaliyet göstereceğinden isminde “Türkiye” ifadesinin bulunması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.37

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

2’nci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Maarif Vakfının Faaliyetleri ve Organları

Maarif Vakfının faaliyetleri

MADDE 2- (1) Maarif Vakfının 1 inci maddede tanımlanan amaçları gerçekleştirmek için yapacağı faaliyetler şunlardır:

a) Eğitim ve öğretim ile ilgili olarak;

1) Okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları açmak,

2) Yaygın eğitim amaçlı kurslar, etüt merkezleri ve kültür merkezleri gibi tesisler kurmak,

3) Eğitim tesislerinin mütemmim cüzü sayılacak kütüphaneler, laboratuvarlar, sanat ve spor tesisleri kurmak,

4) Eğitim amaçlı internet sitesi gibi yayın organları kurmak, Millî Eğitim Bakanlığının uygun gördüğü eğitim program ve içeriklerini geliştirmek, üretmek ve yayınlatmak,

5) Eğitim kurumlarında hizmet veren ve eğitim alan kişilerin barınma ihtiyacını karşılayacak yurt, pansiyon ve lojman gibi tesisler kurmak.

b) (a) bendinde sayılan tesisleri satın almak, devralmak ve kiralamak.

c) Benzer faaliyetlerde bulunan kurum ve kuruluşlarla yasal sınırlar içerisinde ortaklık dâhil her türlü işbirliği yapmak.

ç) Okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar bütün eğitim süreçlerinde öğrencilere; eğitim amaçlı burslar ile nakdi destekler ve defter, kitap, kıyafet, bilgisayar ve yazılım gibi eğitim materyalleri ile ayni destekler sağlamak.

d) Eğitim metot ve usulleri ile içerik ve müfredata yönelik bilimsel araştırmalar ve araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak ve yapılan çalışmalara destek olmak, bu çerçevede süreli ve süresiz yayınlar yapmak, sempozyum, konferans ve çalıştaylar düzenlemek ile bu alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak.

e) Eğitim kurumlarında eğitmenlik, okutmanlık, danışmanlık ve akademisyenlik gibi görevleri üstlenecek kadroları yetiştirmek amacıyla; eğitim tesisleri kurmak, eğitim programları düzenlemek, dünyanın farklı yerlerinde bu eğitim programlarına katılımı teşvik etmek, katılımcılara burs ve barınma gibi imkânlar sunmak, bu alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşları maddi olarak desteklemek ve gerektiğinde bunlarla işbirliği yapmak.

f) (a) ila (e) bentlerinde belirtilen faaliyetleri yürütebilmek ve amacı çerçevesindeki faaliyetleri organize edebilmek için yurt içi ve yurt dışından nakdi ve ayni yardım kabul etmek, yurt içi ve yurt dışında gelir sağlayıcı işletmeler kurmak ve mevcut işletmelere ortak olmak.

(2) Maarif Vakfı, bu faaliyetleri tek başına yapabileceği gibi tüzel veya gerçek kişilerle ortak olarak da yapabilir. Maarif Vakfı gerektiğinde sadece tanıtım amaçlı faaliyetler de yapabilir, ortak faaliyetlere katılabilir veya bu tarz faaliyetleri destekleyebilir. Ayrıca, ihtiyaç halinde bu maddede sayılan bütün faaliyetleri özel hukuk tüzel kişiliğini haiz şirketler kurarak veya şirketler devralarak bu şirketler üzerinden bu faaliyetlerin hepsini veya bir kısmını gerçekleştirebilir.

(3) Maarif Vakfı tarafından yurt dışında örgün ve yaygın eğitim kurumları açılan şehirlerde diğer kamu kurum ve kuruluşları aynı amaçla başka birimler oluşturamaz.

BAŞKAN – Sayın Vural, sisteme girmişsiniz, buyurun.

Süreniz bir dakika.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz önceki maddede, Adalet ve Kalkınma Partisinin önergesinde “Maarif Vakfı” ibaresi “Türkiye Maarif Vakfı” şeklinde değiştirildi de, bizim daha önceki bir önergemiz vardı, “Türk Maarif Vakfı.” Efendim, millî eğitimin esaslarında Türk millî eğitiminin esasları düzenlenir. Dolayısıyla, Türkiye'nin millî eğitim esasları olmaz, vatandaşlığa hitap etmesi gereken bir hususta Türkiye Maarif Vakfı yapılması, acaba “Türkiye Eğitime Hizmet Vakfını andırmak için mi yapılıyor?” endişesi taşıyoruz. Neden? Yani, böyle bir şey olabilir mi? Türkiye Maarif Vakfı olmaz, olursa Türk Maarif Vakfı olur.

Lütfen, Sayın Millî Eğitim Bakanımız, Millî Eğitim Temel Kanunu’nu açın bakın, “Türk millî eğitiminin genel esasları düzenlenir.” diyor. Böyle bir konuda hemen bir tekririmüzakereyle bu kanunun isminin Türk Maarif Kanunu olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - …değiştirilmesi ve düzeltilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Yani, Türk isminin dışlanmasının anlamını doğrusu doğru bulmuyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türkiye ile Türk arasında… Türkiye Türk’ü dışlıyor mu?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Türk Cumhuriyeti demiyoruz, Türkiye Cumhuriyeti diyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yeni bir TÜRGEV imalatıysa, bu kabul edilemez.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu öyle şey!

OKTAY VURAL (İzmir) – Millî Eğitim Temel Kanunu’nu dikkate aldığımızda, oradaki esaslarda “millî eğitim” ismi nasıl düzenlenmişse Maarifin başına da bunun gelmesi gerektiği gayet açık ve net.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu bakımdan, Sayın Bakandan bu konuda tekririmüzakere talebini beklediğimizi ifade etmek istiyorum. “Türk” isminin bu şekilde dışlanmış olması çok yadırgatıcı olmuştur. Millî Eğitim Temel Kanunu’nda olan bir konuda bunun dışlanmasını kabul etmemiz mümkün değil. Bunu ifade etmek için söz aldım.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay, buyurun.

Süreniz bir dakika.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, maalesef, biraz evvelki önergeyi yine, Sayın Bakan bakımından çok talihsiz olarak değerlendiriyorum. Sayın Bakan, Sayın Komisyon eğer Komisyon raporunu da okursa Komisyon raporunda verilen referanslar… Burada, Fransız Saint-Josephlerin Türkiye’de faaliyet gösterdiğinden, British Councillerin, İngiliz Kültür, Amerikan Kültür şeklinde kuruluşların olduğunu zaten Komisyon raporu da hatırlatıyor ama bize maalesef, TÜRGEV’i hatırlattı. Sayın Bakan bakımından talihsiz olan şu: Sayın Bakan Millî Savunma Bakanıyken bundan üç dört yıl evvel Askerlik Kanunu’ndan da “Türklük” kavramı çıkarılmıştı. Yani bunu nasıl yorumlayacağız? Bu gerçekten bir talihsizliktir. Yani ağır da konuşmak istemiyorum ama Sayın Bakanın böyle bir misyonu üstlenmesini son derece yanlış buluyorum. Yapılan bu yanlışlık mutlaka düzeltilmelidir. Şimdilik söyleyeceklerimiz bunlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Açıklamaya gerek yok.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Gamze Akkuş İlgezdi konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır. İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” diyen Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin sözleriyle konuşmama başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı üzerinde görüşlerimi paylaşmak üzere söz aldım.

Millî Eğitim Bakanlığına paralel bir yapı olarak hazırlanan bu yapıyı başta onaylamadığımızı, karşısında olduğumuzu belirtmek istiyorum çünkü görüyoruz ki yeni bir karanlığın kıyısında duruyoruz, tablo böyle gözüküyor.

Bugün Genel Kurulda görüştüğümüz bu tasarıyla yapboza çevirdiğiniz eğitim sistemimizde yeni bir düzenlemeye gidiyorsunuz. İktidarın paralel eğitim sistemini sağlamlaştırmak için yeni bir vakıf kurma çabası bu. Maarif Vakfı Tasarısı’yla içi boşaltılan millî eğitime son darbe de böylece vurulmuş oluyor. Zira, mütevelli heyetinin tümüyle siyasi iktidarın kontrolü altında olduğu bir vakıf kuruluyor; yetmiyor, kişiye özel düzenleme yapılıyor, ezkaza iktidar değişse bile mütevelli heyeti değişmez, değişemez deniyor çünkü tasarıyla mütevelli heyeti üyelerinin 72 yaşına kadar görev yapması teklif ediliyor, bir bakıma üyelik babadan oğula aktarılıyor. Aslında, bu tasarıyla millî eğitime saltanat getiriliyor. Bakanlığın merkezi Ankara’da olmasına karşın bu vakıf İstanbul’da kuruluyor. Anlaşılan o ki Maarif Vakfıyla birlikte Millî Eğitim Bakanlığı tarih oluyor, yerine maarif bakanlığı kuruluyor. Zira, 2’nci maddeyle birlikte vakfa âdeta bakanlık yetkisi veriliyor. Eğitici yetiştirmekten eğitim kurumu açmaya, anaokulundan üniversite kurmaya, yurtlardan pansiyonlara kadar geniş bir yelpazeden bahsediliyor, bursları da unutmayalım. Okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar siyasi iradeye bağımlı bir gençlikten bahsediliyor; yetmiyor, Bakanlık bütçesinden vakfa 1 milyon lira kaynak aktarılıyor. Yurt dışında açılacak eğitim kurumlarında bir tekel yaratılıyor, tek yetkili Maarif Vakfı olarak belirleniyor. Aslında, Anayasa’nın 173’üncü maddesiyle koruma altına alınan 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu da fiilen ortadan kaldırılmış oluyor bu şekilde.

Değerli vekiller, bildiğiniz üzere 2015-2016 eğitim yılı cuma günü sona eriyor. Milyonlarca öğrencimiz heyecanla karnelerini almayı bekliyor. Bir de iktidarın on dört yıllık karnesi var ki asıl ona bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. “Mektepler olmasa Maarifi ne güzel idare ederdim.” diyen Emrullah Paşa’dan eksiği yok, fazlası var iktidarın. On dört yılda tam 6 Millî Eğitim Bakanı değişmiş ancak istenilen sistem bir türlü oturtulamamış. Peki, bu on dört yılda neler oldu? Önce okul binalarını özelleştirmek istediniz, tepki gelince vazgeçildi. Okullara ödenek ayırmayarak velileri cezalandırdınız. Kamusal eğitim harcamalarını artıracağınıza millî eğitim bütçesinden vakıflara para ayırdınız. Bakanlığa ayrılan bütçeyi artırırken yatırımlara ayrılan payı yarı yarıya indirdiniz. Topladığınız vergileri özel okullara “öğrenim desteği” adı altında aktarırken herkese eşit ve parasız eğitim hakkını unuttunuz. Okullara ödenek ayrılmaması nedeniyle, fiziki altyapıdan eğitimin kalitesine kadar pek çok alanda yaşanan sorunları ne yazık ki görmezden geldiniz. “Genelge değil, kaynak gönderin.” diyen müdürleri görevden aldınız, kaynak sorununu içeride çözdünüz yani okul aile birliklerini devreye soktunuz. Öğrencileri müşteri, velileri araç gördünüz. “Parayı veren düdüğü çalar.” dercesine okul aile birliklerini resmen tahsilat şubesine çevirdiniz. Ücretsiz olması gereken okul içi kurslardan tutun da öğretmen seçimine kadar eğitimi tepeden tırnağa paralı bir hâle dönüştürdünüz. Yani, son on dört yılda çocuklarının eğitimi için ailelerin cebinden çıkan para 5 misli arttı. Başka bir deyişle, velileri “velinimet” olarak gören politikalarınız adaletsizliği ve eşitsizliği derinleştirmekten başka bir işe yaramadı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Kitapları kim gönderdi okullara, sıraların üzerine kim koydu o kitapları? O kadar okulu kim yaptı?

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Güzel şeyler de yaptınız! Örneğin, trafik sorununa el attınız yani okulların bahçesini otoparka çevirerek trafiği çözdünüz de Türkiye’ye çağ atlatacak “FATİH Projesi”ndeki aksaklıklara bir çözüm bulamadınız ne yazık ki. Dağıttığınız on binlerce tablet kullanılamadan değiştirilmek zorunda kaldı.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Rezidanstan öyle mi gözüküyor!

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Olan yine vatandaşın bütçesine oldu, cebinden 512 milyon lira buhar oldu çıktı. Yetmedi, taşeronlaşmayı millî eğitimin içine kadar soktunuz. Sözleşmeli öğretmenlik sistemiyle hem eğitimde kaliteyi düşürdünüz hem de iş güvenliğini ortadan kaldırdınız. Gene yetmedi, “Eğitim ordusu kuracağız.” dediniz, atanamayan öğretmenlerden bir işsizler ordusu kurdunuz. Atanamayan 40 öğretmen intihar etti, Millî Eğitim Bakanı çıktı “Bunlar ilgi çekmek için, gösterişçi intihar sendromu.” dedi. Oysa 40 eve ateş düştü, ateş düştüğü yeri yaktı.

Değerli vekiller, millî eğitim politikasını çözmek havuz problemlerini çözmekten zor hâle geldi. “Liseye Giriş Sınavı’nı kaldırdık, yerine Orta Öğretim Kurumları Sınavı’nı getirdik.” dediniz, LGS oldu OKS. Daha bir sene geçmedi, “Liseye giriş 3 basamaklı olacak, seviye tespit sınavlarını getiriyoruz.” dediniz, OKS oldu SBS. Baktınız dershaneye başlama yaşı düştükçe düşüyor, bu defa Seviye Tespit Sınavı’nı kaldırdınız, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı’nı getirdiniz, SBS oldu mu TEOG. Kısacası, millî eğitimi âdeta Otoyol Geçiş Sistemi’ne çevirdiniz.

Bakınız, 2015 yılında devlet liselerinden mezun olan öğrencilerimiz matematik ve fen alanında 40 sorudan ancak 3’üne, Türkçedeyse 15’ine doğru cevap verebilmiş yani dökülmüş. Oysa eğitimde kaliteyi artırmak için kimsenin aklına gelmeyecek bir yöntem icat etmiştiniz. Düz liseleri bir gecede Anadolu liselerine çevirme kararı aldınız. Biz, “Çocuklarımızın geleceğini karartırsınız, yapmayın.” dediğimizde dönemin bakanı “Normal liseleri Anadolu lisesine çevirerek eğitimin kalitesini artırdık.” demişti. Oysa sınıf aynı sınıf, öğretmen aynı öğretmen, bina aynı bina, öğrenci aynı öğrenci; görmezden geldiniz. Tabela değişince kalite yükseldi mi bilemeyiz ama 2010 yılından bugüne üniversite sınavlarında sıfır çekenlerin sayısı 237 bini aştı.

Değerli vekiller, dile kolay, eğitim sistemi on dört yılda 13 kere değişti. Son olarak 4+4+4 sistemini getirdiniz, zorunlu eğitimi on iki yıla çıkardınız. İlkokulu dört yıla düşürdünüz bu sistemle, okula başlama yaşını 5,5 yaşa kadar düşürdünüz. Okula başlama yaşının düşmesiyle sınıfların mevcutları özellikle sosyoekonomik gücü düşük bölgelerde artarken öğretmen ve derslik açığını kapatmak yerine karma eğitimi tartışmaya açtınız. Oysa ülkemizde her 3 gençten biri eğitimine devam etmiyor. Eğitim hayatını terk eden bu gençlerimiz iş gücü piyasasına da giremiyorlar. Eğitimde ya da iş gücünde olamayan gençlerin yüzde 73’ünü de kadınlar oluşturuyor. Yani her alanda olduğu gibi burada da en büyük pay kadınlara düşüyor. 4+4+4’le birlikte çocuk işçiliğinin de yasal olarak önünü açtınız. Mesleki ve teknik liseye dönüştürülen okullarda okuyan öğrencilerimiz daha öğrencilik yıllarından itibaren düşük ücretle işçi olarak çalıştırılıyor. “Meslek lisesi memleket meselesi” sloganı bugün nitelikli çocuk işçiler yaratmak için kullanılıyor.

Sorunlar bitti mi? Hayır. Okullarımızda ve eğitim yuvaları gibi savunulan vakıflarda taciz ve istismar vakalarındaki artış aylardır ülke gündeminde. Bakın sadece geçtiğimiz mart ayında yirmi dokuz farklı taciz vakası yaşandı. Taciz olaylarının büyük bir kısmı okul, vakıf, kurs, etüt, çocuk rehabilitasyon merkezlerinde gerçekleşti.

Değerli vekiller, “proje okul” uygulamasıyla tek tipleştirmek istediğiniz liseler de isyanda, 4+4+4 sisteminin iflas ettiğini, laik ve bilimsel eğitimin tehdit altında olduğunu Millî Eğitim Bakanlığına duyurmak istiyorlar; başka bir deyişle değirmenin artık taşıma suyla dönmeyeceğini söylüyorlar. Ancak görünen o ki, Genel Kurula getirmediğiniz yeni bir torba yasayla mevcut sistemden kaynaklanan sorunları gidermek yerine bu hazırladığınız yasayla bu sorunlar daha da derinleşecek görünüyor.

Sonuç olarak on dört yılda on üç değişiklik yaparak bir kuşağı yok ettiniz, bir kuşak kayıp. Oysa o anneler, o babalar kendilerinin yaşayamadıklarını çocukları yaşasın diye didinerek, dilenerek, bir mücadele vererek bu yola çıkmışlardı. Ancak ne yazık ki tablo böyle gitmedi. Eğer bugün getirdiğiniz Maarif Vakfı Tasarısı’yla bütün bu sorunlar ortadan kalkacaksa sizlerle birlikte “Evet.” oyu kullanmaya hazırız ancak bu tasarıyla sorunlar çözülmüyor. Gelin çocuklara sahip çıkalım, ülkemize sahip çıkalım.

Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle sözümü tamamlıyorum: “Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu konuşacak.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Dönemde burada Anayasa çalışmaları sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Anayasa’daki bütün “Türk” ibaresi kaldırılmıştır o zamandan. Bizim özellikle son dönemlerdeki Adalet ve Kalkınma Partisinin gösterdiği mevsimlik milliyetçilik duygularına ve davranışlarına bakarak demin bu maarif kanununun özellikle “Türk maarifi” olarak değiştirilmesi şeklinde verdiğimiz öneriye yine ret cevabı verilmiştir. Bunu da özellikle son dönemde bu millete göstermeye çalıştığınız mevsimlik milliyetçiliğin ne kadar sahte olduğunun da göstergesi olarak biz Türk milletine buradan duyurmak istiyoruz; onu özellikle belirtelim. (MHP sıralarından alkışlar)

Bir insanı özellikle tanımak istediğinizde CV’sine bakarsanız. Birini işe almak istediğinizde CV’sine bakarsınız; “CV’sinde ne var, tecrübeleri nedir, hangi eğitimleri almıştır, nasıldır?” şeklinde. İşte AKP’nin de CV’sine bakıldığında gerçekten eğitim konusunda özellikle CV’sinin hiç iç açıcı olmadığını buradan paylaşalım.

Şimdi, bunlardan özellikle benden önce konuşmacılar da bahsettiler. Ben, yine Adalet ve Kalkınma Partisinde bakanlık yapmış olan bir bakanın birkaç gün önce yaptığı açıklamalardan bahsederek bunu vurgulamak istiyorum. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinde Millî Eğitim Bakanlığı yapan bir şahsın vurgulamaları: “Görevden alınan Bakanlık merkezindeki üst düzey bürokratların yerine getirilenlerin çoğunun eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler olması ise başka bir talihsizliktir.” diyor. Biz buradan yıllardır bunları vurguladık “Yapmayın, yazıktır!” diye yani ihtiraslarınıza, siyasi emellere bakanlığı alet etmeyin.” diye ama kimse dinlemedi. Şu anda gerçek, samimi duygular olarak bizzat sizin bakanlarınız tarafından bunlar açıklanmaya başladı.

Bir diğeri: “Sabah akşam personelle oynamak ve bunu bütün mekanizmayı allak bullak edecek şekilde yapmak eğitimin kalitesine hiçbir katkı sağlamayacaktır.” diyor. Bir de aynı zamanda “Çalışanların da moralini bozacaktır, performanslarını düşürecektir.” diyor. Devam ediyoruz, “Paraşütle üst düzey yöneticiliklere getirilen bazı bürokratların insafına terk edilemeyecek kadar millî eğitim önemlidir.” diyor. “Ama yine de ümidimi korumak istiyorum.” diyor sizin bakanınız. Ve yine özellikle yapboz olarak ifade ettiğimiz ve sürekli olarak oynanan Millî Eğitim Bakanlığı politikalarıyla ilgili gerçekten ironik ifadelerle bahsetmiş. Diyor ki: “Özellikle Ortaöğretime Geçiş Sınavı’nı SBS olarak yaptık ama benden sonra gelen arkadaşım üç sefer yapılan SBS’yi yalnızca 8’inci sınıfa indirgedi, bir sefere indirgedi.”

MEHMET METİNER (İstanbul) – O eski bakanımızın adını verseniz de tutanaklara geçse Sayın Konuşmacı, biz de tanısak, bilsek.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – “Ondan sonra gelen arkadaşımız hızını alamadı –kendi ifadesiyle açıklıyorum, bakın- bütün sınavların hepsini tümden kaldıracağını söyledi.” diyor. “İnsanlar haklı olarak sormaya başladılar: Kim fen lisesine ve diğer nitelikli liselere, kim taşradaki sıradan liselere gidecek, bir de kriterler ne olacak? diye soruldu.” diyor.

Şimdi, okulların not şişirmelerinin önüne nasıl geçilecek? Bakın yıllardan beri bunu söylüyoruz. Beraber hareket ettiğiniz, özellikle şu anda “paralel” olarak ifade ettiğiniz kişilere ait okullarda not şişirmeleri yıllardır yapıldı. Bizim soru önergelerimiz var ama hiç dikkate almadınız. Onun için diyoruz ki… Ve burada devam ediyoruz: “Çok rağbet edilen liselere kura çekemeyeceklerine göre acaba her okul kendi sınavını yaparsa torpil, kayırma başını alıp gitmez mi?” şeklinde ifadesi var. Ve yine “Sınavlar kaldırılacak vaadi tedavüldeyken göreve Nabi Bey geldi.” diyor. “Nabi Bey’in merkezî sınavların kaldırılacağını ilan eden basın toplantısından sonra TEOG olarak konulacak olan nur topu gibi bir bebeğimiz oldu.” diyor. Düşünebiliyor musunuz, yani bunların nasıl anlık kararlarla alındığının ve her gelenin “Ben yaptım oldu.” zihniyetiyle bu eğitimi nasıl bir oyuncak tahtasına çevirdiğinin de göstergesidir bu. Ve sonuçta da acı olarak bir şey daha var: “SBS’nin 2013 rakamlarına göre kamuya maliyeti 13,5 milyondu, TEOG’un ise yine aynı yıl rakamları esas alındığında maliyeti 100 milyon liradır.” diyor. Şimdi, yazık günah değil mi? Bu paralar hepimizin cebinden çıkıyor. Yani akşam evine iftarlık götüremeyen aileler var. Bunları düşündüğümüzde böyle har vurup harman savurmanın nasıl bir vebal altında bıraktığını ve bu veballe sizlerin karşı karşıya kaldığınızı da özellikle vurgulamak istiyorum.

Şimdi, bu sınavlara gelmişken dedik ki: En çok oynanan sınavlardan bir tanesi işte bu OKS, SBS, TEOG olarak ifade edilen sınavlardı. Şimdi bakıyoruz, yine büyük bir karmaşa içerisinde. Şimdi, seviye tespit sınavları deniyor ama gördük ki artık okulların, çocukların başarısına eklenecek şekilde herhangi bir puanları yok. Yani çocuk Anadolu lisesine de gitse, herhangi diğer bir okula da gitse, düz liseye de gitse, meslek lisesine de gitse kazandığı bir şey yok. Okul not ortalamasına baktığımızda artık onların da çok fazla etkili olmadığını görüyoruz çünkü Türkiye'nin en yüksek puanıyla girilen Anadolu liselerinin şu andaki son sınıflarının boş olduğunu biliyor musunuz, hepsi temel liselere geçti. Dershaneleri bir taraftan kapattık derken “etüt merkezi” adıyla açtınız. Merdiven altında devam ediyor. Önce 3 dersten başlattınız, şu anda 5 dersle ve daha fazlasıyla da devam edip gidiyor bu sistem. Bu sistem devam ederken o çocuklar artık en yüksek puanla girilen okullardan dershane sistemini aynı şekilde uygulayan temel liselere geçerek eğitimlerini sürdürüyorlar.

Yine, son günlerde, basına yansıyan haberlere göre okullarda birtakım huzursuzluklar var bakın. Ehliyetsiz müdürler tarafından ve özellikle yalnızca yandaş sendikaya üyeliğin baz alındığı bir atama kriterinin dikkate alındığı bir yöntemle atamalar yapılıyor. Hukuk hiçbir zaman dikkate alınmıyor. Mahkemeyi kazanıp geri dönenlerin karşısına ya “Atamıyorum.” diyorsunuz ya da hemen yeni bir yönetmelik değişikliğiyle yeni bir sınavla karşı karşıya kalıyorlar.

Ve buradan baktığımızda yine sınavın değişeceğinin, yeni sistemin, yeni müfredatının geleceğinin haberleri de teker teker karşımıza çıkıyor. Değişeli daha ne oldu? Daha birkaç yıl önce değişmişken şu anda Millî Eğitim Müsteşarının yaptığı açıklamalar var, işte diyor ki: “Hedeflerimizde müfredat değişikliği de var çünkü artık ağır gelmeye başladı.” Daha 4+4+4 kanunu gelirken “Artık çocuklarımız yeteneklerine göre dersler alacak.” denirken işte ne oldu? Alınmadığı görüldü. Şimdi tekrar aynı hikâye. Artık, bıktık bu hikâyelerden, masallardan. Gerçekten, ayakları yere basmıyor, vizyon oluşturmuyor, Türkiye’nin geleceğini oluşturmuyor bu sunduğunuz hikâyeler. Artık bu millet de kanmıyor çünkü bu milletin parası pulu yok. Bu milletin bir tek geleceği var, bir tek parası, malı, değer verdiği şeyi evlatları. Evlatlarına da sunabileceği en güzel şey eğitim ve bu eğitimi de bu AKP gerçekten yapboz tahtasına çevirdi, oyuncağa döndürdü ama yine şunu söyleyelim, şuna hiçbir zaman güvenmeyin: Keser döner, sap döner, bir gün gelir hesap döner. Siz geldiğinizde 7 yaşında olan bir genç bugün neredeyse 20 yaşında. Yani bu gençlik sizin biletinizi kesecek.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen konuşacak.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’yla ilgili söze başlamadan önce Maide suresi 8’inci ayette çok dikkat çekici bir ölçü vardır, hepinize hatırlatmak isterim: “Bir kavme, bir topluluğa olan öfkeniz, kininiz sizi adaletten uzaklaşmaya sevk etmesin.” der. (AK PARTİ Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar tarafından alkış)

BAŞKAN – Sayın Yaşar, lütfen…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Söz alkışı hak ediyor olabilir ama umarım yaptığımız işler de tercihlerimiz, kararlarımız da alkışı hak edecek niteliktedir.

Kur’an kendini tarif ederken bir ismini de…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bir öz eleştiri yapmak lazım.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Gayet tabii, hepimiz için okuyoruz. Burada kimseyi kınamak, kimseye karşı Kur’an’ı kılıçlarımızın ucuna takmak falan niyetinde değiliz. Kur’an kendi ismini tarif ederken “Furkan” ifadesini kullanır. “Furkan” yanlış ile doğruyu birbirinden ayırt edendir.

Dolayısıyla bu yaptığımız işin adını net koyalım. Sonuç itibarıyla bu ülkede, şu anda aramızda olmayan, geçmişte 3 dönem Başbakan -en azından Özal’dan beri hatırlayın- Sayın Özal, Sayın Demirel, Sayın Ecevit yurt dışında bu okulların açılmasını teşvik etti; her platformda, her fırsatta övdü, her ziyarette onlara iltifatta bulundu, kolaylaştırıcı bir rol oynadı. Şu anda hayatta olan 3 Başbakan da yani mevcut Cumhurbaşkanı, bir önceki Başbakan ve Sayın Gül de -Davutoğlu ve Gül de- yine benzer yaklaşımlar sergiledi. Bu okullar açılırken o törenlerde, olimpiyatlarda -herkes hatırlayacak- Afrikalı çocuklar “Ankara’nın bağları” türküsünü söylediğinde hepimizin hoşuna gidiyordu. Ama meselenin bunun ötesinde bir anlamı olduğunu galiba burada herkes biliyor. En azından basına yansıyan iki şeyi hatırlatmak isterim size; mesela Kosova’da savaş çıktığında herkes Kosova’yı terk ettiğinde o okullardakiler terk etmediler çünkü sadece eğitim aşkı için orada değillerdi, o okullar açılırken başka iş birlikleri yapılmıştı güvenlikle ilgili, istihbaratla ilgili ve bir bildiğiniz müttefik ülkenin o okullarda İngilizce eğitimi vesilesiyle yürüteceği malum çalışmalar dolayısıyla. Şimdi, bu işler bugüne kadar böyle gelmiş olacak, bunu herkes biliyor olacak… Başka örnekler var ama saymayayım, Irak’ta da, Irak işgal edildiğinde de yine en son terk edilen yerlerden birisi o okullardı çünkü o okullardaki görevliler öğretmenlik dışında başka işler yapıyorlardı. Şimdi, gelinen noktada siz bir vakıf kurarak bu sorunu çözeceğinizi düşünüyorsunuz. Bu ülkede bir sürü kreşe -son aylarda hepiniz şahit oluyorsunuz- özel okula, hatta üniversiteye kayyum tayin ediyorsunuz, iç hukukta işi çözdüğünüzü sanıyorsunuz. Aslında hiçbir şey çözmüyorsunuz çünkü bir süre sonra bunların hepsi bu halka tazminat olarak geri dönecek. Çünkü kayyum tayin ediyorsunuz, kayyum üç gün sonra gazeteyi batırıyor, televizyonu iflas ettiriyor, muhtemelen şirketlere, vakıflara da benzerini yapacak ve bunlar uluslararası hukukta önümüze gelecek. İçeride çözemediğiniz sorunu, bu yöntemle halledemediğiniz işi -uluslararası arenada yüzlerce ülkenin her birsinin farklı hukuku var- bir vakıf kurarak çözeceksiniz! Ya yaptığımız işin ciddiyetinin farkında değiliz ya da şaka yapıyoruz ya da durumu kurtarmak için, hani bir yerlerden baskı geldiği için yapmış olmak için bir şey yapıyoruz. Şimdi, örnek verirken gerekçede Cervantes’ten, Goethe Enstitüsünden, Robert Kolejinden falan bahsediyoruz. Değerli arkadaşlar, bu okulların tarihi yüz yılın üzerinde ve bu enstitüler, bu vakıflarla ilgili, o ülkelerde defalarca iktidar değişti, rejim değişti ama yaptıkları işin arkasında durdular.

Şimdi, bu okullarda yapılanlarla ilgili benim eleştirebileceğim bir sürü şey var, geçmişte de bu eleştirileri yaptım. Örneğin, bir başka halkın çocuklarına bir başka ülkenin millî marşını ezberlettirmeyi hiçbir zaman doğru bulmadım çünkü kendiniz için istemediğiniz şeyi başkası için de istemeyeceksiniz. Her halk için kendi ulusal marşı, kendi İstiklal Marşı, kendi millî marşı değerlidir ama o zaman bu yapılırken bu işi büyük bir başarı olarak görüp, büyük bir marifet olarak görüp bununla övünürken, şimdi tu kaka ilan edip bu işin içinden çıkamazsınız, teknik olarak da çıkamazsınız. Çok açık söylüyorum, bu vakıf, bir kere ne medeniyet, kültür literatürümüz açısından vakıftır ne de uluslararası hukuk açısından vakıf olacaktır. Basit bir vakıf bile kurmaya kalksanız, bırakın binlerce okulu devralacağınız vakıftan bahsediyorsunuz, mahkemeye başvurduğunuzda -burada bu işin uzmanları var- ilk alacağınız şey, amacınızla tahsis edilmiş bütçenin uyumlu olup olmadığıdır. Yani bu kaynakla o işi çözmeye, o amacı gerçekleştirmeye imkân var mı, bu gerçekçi mi? Şimdi, 1 milyon lirayla eğer siz yüzlerce okulu devralmayı düşünüyorsanız bu iş yaş ama başka yöntemler deneyecekseniz, yani o ülkelerle diplomasi yoluyla o okulların devredilmesini falan sağlamayı düşünüyorsanız, vallahi, onun için de galiba başka kanalları zorlamak gerekiyor. Örneğin, bu okulları kuran şahsı Türkiye’ye Türkiye’nin müttefiki iade etmiyor. Şimdi, okulları kuranı iade etmeyen müttefik bu okulların böyle kolayca, birlikte kurmanıza rağmen kapatılmasına, devredilmesine, bir vakfa teslim edilmesine izin verir mi sizce, göz yumar mı buna? Ama tam tersi olacak ben şimdiden söylüyorum, birkaç ay sonra hep birlikte göreceğiz. Bırakın bu vakfa yurt dışındaki okulları devralmayı değerli arkadaşlar, Türkiye’deki kimi vakıflara “Hayır sahibi” diye tarif ettiğiniz kişilerin yaptıkları bağışlar terörün finansmanı suçuyla Türkiye’nin önüne gelecek. Kimi bankalarla ilgili bu konu şu anda gündemde biliyorsunuz. Bazı isimlerin bazı vakıflara yaptıkları bağışlar terörün finansmanı kapsamında tartışılıyor. Birleşmiş Milletlerde de buna dair girişimler var muhtemelen yakından takip ediyorsunuzdur. Şimdi, sizin tam da bu okulları terörle ilişkilendirerek böyle bir kestirme yolla yani burada iki gün işte konuşup tartışıp, el kaldırıp indirdiğimizde çözmeye çalıştığınız bu sorun bize bumerang gibi dönüp gelecek. Yüzlerce ülkeyle muhtemelen diplomatik krizler yaşayacağız, hukuki krizler yaşayacağız. Bırakın işin ahlaki tarafını, yani bu okullar kurulurken siyaseten yaptığımız eleştiriden bağımsız olarak söylüyorum, insanlar hayır yapmış olabilir, gönüllü destek vermiş olabilirler, burada yapılan işlerin bir kısmı iyi olabilir, bir kısmı tehlikeli, zararlı, kabul edilemez olabilir ama sonuç itibarıyla ortada bir hukuk var. Siz bu hukuku hiçe sayarak, bu hukuku yok sayarak, öyle bir vakıf kurarak falan bu işi çözemezsiniz. Onun için, bu işin yani gerçekten bu araçla, bu mekanizmayla çözülüp çözülemeyeceğini bence bir kez daha düşünün. Kanunu çıkarabilirsiniz, buna güç yeter ama bu sorunu çözmeye bu yetmez. Özellikle de bu “terör” kavramı ve “terörün finansmanı” kavramı üzerine bu Meclisin -sadece böyle kanun aralarında falan bir iki dakika içerisinde değerlendirmeyle değil- bu işi daha ciddi masaya yatırmasının çok elzem olduğu kanaatindeyim çünkü çok kritik bir noktadayız.

Bakın, birkaç gün önce İhvan tümüyle terör örgütü sayıldı Mısır’da. Dünyada başka örnekler de var yani Filistin’de çok ciddi tarihî örnekler var, Çin’de var. Yani, dünyada “terör” kavramını böyle çok keyfîleştirip her muhalifi, her iktidar karşıtını “terör” kavramı içerisine koyarak düşman, tehdit kategorisi içerisine sokarak cezalandırmaya kalkmanın ortaya çıkartacağı dünya, adil bir dünya olmayacaktır. Gücü yetenin gücünün yettiğine canının istediği her şeyi hiçbir hukuk tanımadan yapabildiği bir dünyadır. Bugün dünyada başka devletler başka yapıları terör örgütü kategorisine sokup cezalandırıyor, onları en temel haklarından mahrum bırakıyorlar, Türkiye'de de bu konjonktür itibarıyla dün çok makbul olan çevreler bugün bu liste içerisinde tasnif ediliyor ve bu yöntemle cezalandırılmaya çalışılıyor.

Değerli arkadaşlar, öncelikle “vakıf” kelimesinin içinin bu kadar keyfî boşaltılmasından duyduğum rahatsızlığı burada ifade etmek isterim. “Vakıf” çok kritik bir kavramdır. Neredeyse “kul hakkı” kavramından sonra yani “emek”, “alın teri” gibi kavramlardan sonra galiba en çok korunması gereken, en çok hassasiyet gösterilmesi gereken kavramlardan birisidir. Ama, siz yönetimini oluşturma biçiminden tutun, hedeflediğiniz -aslında adına “gasp” demek lazım- başkalarının kurduğu okullara el koymayı, devletin inisiyatifi altına almayı “vakıf” kelimesiyle perdeler, örterseniz bunun tarihî sorumluluğu son derece ağır olur.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

Şahsı adına, Artvin Milletvekili Sayın İsrafil Kışla konuşacak.

Buyurunuz Sayın Kışla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde görüşlerimi beyan etmek için huzurlarınıza geldim, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok hayırlı bir teşebbüs ve bir an önce inşallah faaliyete geçmesini ümit ediyorum. Eleştirilere de doğrusu bir anlam veremiyorum. Bir kere, millî eğitimin başarısızlığından bahsediliyor. Millî eğitimin ideolojik bir yaklaşımla, özellikle yasaklayıcı bir anlayışla yıllarca kodları değiştirildi. İlk kez bir özgürlük anlayışıyla millî eğitim yeniden kodlarına kavuşturuldu. Bir kere, AK PARTİ iktidarının ilk yaptığı önemli işlerden bir tanesi bu. Bir diğeri, gerçekten, millî eğitimde fırsat eşitsizliği kaldırıldı. Bugün, büyük şehirlerde özel okullarda okuyan çocuklarımızdan güneydoğuda, Türkiye'nin kuzeyinde, batısında, bütün okullarda okuyan, özel okullarda ve devlet okullarında okuyan çocuklara akıllı tahtasından tutun tablet bilgisayarına varıncaya kadar her şeyiyle bir kalite ve bir seviye kazandırıldı, bir fırsat eşitsizliği ortadan kaldırıldı.

Bir diğeri, fiziki şartlar; 80 kişilik, 100 kişilik sınıflardan şimdi benim ilimde de 20 kişilik sınıflarda eğitim veriliyor. Bundan sonra kalite daha da artacak, buna inanıyorum çünkü üniversiteler de, liseler de özgürlükçü anlayışla yeniden dizayn edildi. O bakımdan, “Türkiye'de bu işi beceremiyoruz, dünyada nasıl yapacağız?” mantığını anlamakta zorluk çekiyorum.

Türkiye son yıllarda her yönüyle dünyaya açıldığı gibi gittikçe büyüyen bir ülke. Bugün gayrisafi millî hasılası arttığı gibi ihracatı artıyor. Ulaşımda 2002’de Türkiye’den 54 ülkeye sefer varken, bugün 114 ülkeye sefer yapılabiliyor. Yine, 2002’de 163 ülkede dış temsilciliğimiz varken, bugün 234 ülkede; 93 ülkede büyükelçiliğimiz varken, bugün 135 ülkede büyükelçiliğimiz var. Bizim ihracatımız arttığı gibi, dış ülkelerdeki, yabancı ülkelerdeki müteahhitlerimiz bugün 200 milyar doların üzerinde yatırım yapar duruma gelmiş. Tabii, biz elbette ki oralardaki Türk vatandaşlarımızın çocuklarına sahip çıkmak, onların en iyi şekilde yetişmelerine katkı vermek zorundayız.

Bir vakıf kurarken ortak payda çok önemlidir, bu ortak paydaya bakmak lazım. Birçok vakıf var. Türkiye’de altmış beş yılda binin üzerinde vakıf varken, 1984 yılından bu tarafa, otuz iki yılda da 5 binin üzerinde vakıf kuruldu. Kimisinin eğitim ortak paydasıdır, kimisi sağlıktır, kimisi insan haklarıdır, kimisi çevredir. Ortak paydaya bakarak “Bu yapacağımız işi bir vakıfla yapabilir miyiz?” diye bakmak lazım. Evet, şu anda Türkiye’deki mevcut vakıflarla yapamayız çünkü buradaki ortak payda Türkiye Cumhuriyeti’nin temsili meselesidir; Türk milletinin, 75 milyonun temsili meselesidir. Yurt dışında herhangi bir grubun, herhangi bir zümrenin, herhangi bir cemaatin, herhangi bir farklı yapının bir vakfının, Türkiye'nin çıkarlarını koruması ve Türkiye’yi oralarda temsil etme noktasında yeterli olması mümkün değil. O bakımdan, böyle bir vakıf son derece önemlidir ve inşallah, oralarda güzel işler yapacağına inanıyorum.

Diğer taraftan, tabii “Bu, devlet eliyle yapılabilir.” deniliyor fakat bugün dünyadaki uygulamaları da görüyoruz ki bu tarzda vakıflar marifetiyle yapılıyor. Çünkü gerek bürokratik engellerin aşılması gerekse de bu tip çalışmalarda seri ve hızlı hareket etmenin ihtiyacından dolayı böyle bir vakıfla bu işleri daha hızlı, daha verimli, daha süratli yapma imkânı olacak.

O bakımdan, ben, Maarif Vakfının, Türk eğitim tarihinde yeni bir dönem olarak, yeni bir başlangıç olarak, özellikle yabancı ülkelerde hizmet vereceği için, eğer Türkiye'de böyle bir teşebbüs olsaydı buna ben de karşı çıkardım ama dışarıda, yabancı ülkelerde bu faaliyet yapılacağı için çok hayırlı bir hizmet olacağını düşünüyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kışla.

Şahsı adına diğer konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

383 sıra sayılı kanunun 2’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önceki hatip, gerçi, çok hayırlı ve güzel bir tasarı olduğunu söyledi ama benim biraz sonra vereceğim rakamlarla, aslında, sanki iki ayrı dünyadaymışız gibi bir izlenim ortaya çıkacak.

Eğitim sistemimizde 4+4+4’le başlayan, daha sonra da bütün okulların imam-hatip liselerine çevrilmesiyle devam eden, geldiğimiz noktada dünyayla yarışamayan, gelişmiş medeniyetlerin çok gerisinde kalan, sizin Hükûmetinizin de hedefinde olan gelişmiş ülkeler sıralamasında 15’inci sırayı alma noktasından oldukça uzaklaşmış durumdayız. Bu sistemden ne öğrenciler ne veliler ne de eğitimciler memnun değil. Hani, daha önce bir bakanın lafı vardı “Şu öğrenciler olmasa Bakanlığı ben ne güzel yönetirdim.” diye; “Şu Bakanlık olmasa bu Millî Eğitim çok güzel olacak.” noktasına geldik maalesef. Bakıyoruz, neden böyle söylüyoruz?

Geçen yıl liselerimizden 912 bin öğrenci mezun oldu. Üniversite sınavında resmen dökülmüş. Ortalamaya bakıldığında, Türkçede 40 sorudan 19,3’üne, fen bilimlerinde 40 sorudan ancak 3’üne, matematikte ise 40 sorudan sadece 7,9’una doğru cevap verilebilmiş. Bu, 912 bin öğrencinin ortalaması. Yani çocuklar matematik, fizik, kimya, biyoloji, felsefe, mantık dersi almadan mezun oluyorlar. Biz de bunlardan bizi müreffeh medeniyetler seviyesine ulaştırmasını bekliyoruz.

Tabii, bunu da bir örnekle açıklamak lazım. Microsoft geçtiğimiz günlerde bir yapay zekâ piyasaya sürdü. Bu yapay zekânın ismi Tay idi. İlk önce evrensel değerlere, dünya vatandaşlığına vurgu yapan Tay, belli bir süre sonra bel altı vurmaya, argo kelimeler konuşmaya ve sosyal medya üzerinde ne gördüyse onu yaymaya başladı ve Microsoft derhâl bu projeyi geri çekti, baktı iş çığırından çıkıyor.

Türkiye’deki sistem de aynı Tay’ın durumuna dönüşmüş durumda. Eğitim çağındaki çocuklar ne görüyorlar? Türkiye’deki hırsızlıkları, yolsuzlukları, kadın cinayetlerini, insan hakları ihlallerini, savaşı ve bir sürü tartışmayı. Şu yüce Meclis altında dahi, baktıklarında, hep kaos, hep kargaşa, birbirine giren, milleti yönetecek sözüm ona vekilleri görüyorlar. Eğer biz bu eğitim sistemini değiştiremezsek bunlarla yetişen çocuklar da Tay gibi başarısız olmaya mecbur.

Kısacası, kurumsallaşmayan bir eğitim sisteminde yeni yollar, yeni çözümler bekliyoruz. Öncelikle bu sistemin içerisindeki sistemsizliği düzeltmemiz gerekiyor. Oysa her bireyin özgür beyinler olması gerekmez mi? Her bireyin kendine ait bir görüşü olması gerekmez mi? Her bireyin kendi tercihleri olması gerekmez mi? Şu anki sistem düşünen bir beyin yetiştirmekten maalesef çok uzakta duruyor. Kısacası bütün çocuklar yani geleceğimiz hızla bir felakete doğru sürükleniyor.

Bu ülke, ancak çağdaş bir eğitim sisteminin Atatürk’ün koyduğu o hedef doğrultusunda tekrardan gündeme gelmesiyle kurtulabilir. Böyle bir ülke olmalı ki insanların devlete, devletin de insanlara güvenmesi, esas olması gerekir. Devlet insanların iyiliği için, onların hizmetinde olan bir kurumdur. Böyle bir ülkede devlet insanlara baskı yapmaz, devletin hakları asla insan hak ve özgürlüklerinden önce gelmez. Böyle bir ülke de insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alan anayasalarla yönetilmez. Böyle bir ülkede insanlara tek tip ve basit düşünceler dayatılmaz.

Son söz olarak da diyorum ki: Özgür düşünce geliştirilmeli, özgür bireyler desteklenmeli ve araştıran, sorgulayan, yeni buluşlar yapabilen, tabiri caizse, icat yapabilen nesiller yetiştirilmedikçe biz buradan daha nice kanun çıkaralım, daha nice vakıflar kuralım, gerçekte sadece ve sadece kendimizi kandırmış oluruz ama uzun vadede baktığımız zaman, ülkemizin hedeflerde olan, Hükûmet programlarında olan o yerlere gelmediğini görürüz diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geldik.

Süremiz on dakikadır. İlk beş dakikasında soruları alacağım, daha sonraki beş dakikada da Sayın Bakana söz vereceğim.

Sayın Usta… Yok.

Sayın Topal… Yok.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakana soruyorum: 1) 350 binin üzerinde atanamayan öğretmenimiz var. Buna rağmen, öğretmenlere ihtiyaç olduğu bir durumda atamalar şimdiye kadar neden yapılmıyor, kadrolar neden boş bırakılıyor, sebebi nedir?

2) Atamalar yapılmayarak sözleşmeli öğretmen çalıştırmak doğru bir yöntem midir?

3) Eğitimde kaliteyi ve niteliği artırabilmek için okullarda ve sistemde bir değişiklik yapacak mısınız?

4) Taşımalı eğitime ne zaman son vereceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Bakan, birkaç gün önce Trabzon’da “soruşturma” kılıfı adı altında, bir hukuki süreç içerisinde, birkaç tane öğretim kurumunun, ilköğretim ve lise kurumunun öğretim görevlileri, öğretmenleri gözaltına alındı. Bu gözaltına alınma işlemlerinin içerisinde gerçekten çok ciddi bir şekilde mağduriyetler oldu. Bir örnek: Sekiz buçuk aylık hamile bir öğretmen üç gün gözetim altında tutuldu. Yine, on beş gün önce bebeği olmuş bir öğretmen de aynı şekilde gözetim altında tutuldu. Bir Millî Eğitim Bakanı olarak bu uygulamaları toplumsal vicdana, hukuk değerleriyle uyarlı bir şekilde izah edebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, dün akşam da sormuştum, bugün dün akşam sorduğum soruya verdiğiniz cevaptan dolayı okul müdürleri aradılar ve teşekkür ettiler. İnşallah önümüzdeki zaman içinde bu okul müdürleri önceki, görevden alındıkları okullara müdür olarak bir an önce atanmalarını sabırsızlıkla beklemektedirler.

Dün akşamki sorularımın bir tanesinin cevabını alamadım, bundan dolayı tekrar sisteme girdim.

2016 yılı sonuna kadar hangi dallarda, kaçar öğretmen alınacaktır? Gerçekten çok ciddi bir şekilde telefon aldık. Sabırsızlıkla bekleyen öğretmen adaylarının bu merakını gidermek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Bakan, soru 1: Millî Eğitim Bakanlığının mevcut öğretmen sayısı ve ihtiyaç duyulan öğretmen sayısı kaçtır?

Soru 2: Öğretmenlik mesleği için atama bekleyen öğretmen sayısı kaçtır? Atama bekleyen öğretmenlerin branşlara göre dağılımı ne şekildedir? Atama yapılacak branşlar hangi kriterlere göre belirlenmektedir?

Soru 3: Ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarıyla ilgili Bakanlığınızın kısa vadede ne gibi planları vardır?

Soru 4: 2002 tarihinden bugüne kadar atanmayan ve psikolojik nedenlerden dolayı intihar eden öğretmen sayısı ne kadardır?

Soru 5: 2002 tarihinden bugüne kadar atanamayan öğretmen sayısı kaç kat artmış, sayısı kaça ulaşmıştır?

Soru 6: Ücretli veya sözleşmeli öğretmen istihdamıyla öğretmen açığını çözmeye çalışmak doğru bir yaklaşım mıdır? Ücretli öğretmenler ile aynı okulda çalışan kadrolu öğretmenlerin aylık gelirleri arasında ne kadar fark vardır? Ücretli öğretmenlerin sosyal hakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ahrazoğlu...

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Bakanım, Hatay’da Türk okullarında okuyan Suriyeli öğrenci sayısı ne kadardır? Yine Hatay’da Suriyeli mültecilere eğitim veren okullar var mıdır? Kaç öğrenci okumaktadır? Müfredat, Libya müfredatı mıdır? Müfredat Millî Eğitim Bakanlığınca kabul görmüş müdür? Suriyelilere okullarda Türkçe dersi verilmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 3 milyon Suriyeli sığınmacının 1,1 milyonu 16 yaş altı. Bu hususta bugüne kadar 10 milyon dolar harcandığı söylenmektedir. Ülkemizde özellikle hepimiz için, özellikle gelecekteki on yılda büyük tehdit oluşturacak olan eğitimsiz çocuklarla ilgili harcama ne kadar yapılmıştır? Bu 10 milyon doların içinde yapılan harcamanın amacına ulaşıp ulaşmadığı kontrol edilmiş midir ve devamı noktasında denetimler yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Bakanım, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, öncelikle, Trabzon’da gözaltına alınanların –biraz önce de arkadaşlarım söyledi- sadece ifadesinin alındığı ve ifadesi alındıktan sonra geri bırakıldığı Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü tarafından ifade edildi.

Bir başkası: Gerçekten kim yargı kararı almışsa o yargı kararlarının hepsini biz yerine getiririz, hukuk devleti olmanın gereği de budur.

Bir başkası: Türkiye'de atama bekleyen öğretmen sayısı… Bizim şu anda 900 binin üstünde öğretmenimiz var.

“Türkiye'de sözleşmeli öğretmen var mı?” Bir ara sözleşmeli öğretmen vardı. Bakanlığımız kadrolarına ilk defa 2005-2006 öğretim yılında 657 sayılı Kanun’un 4/b maddesi kapsamında kadrolu öğretmenler alıyorduk. 2005-2006’da 20 bin, daha sonra devam eden yılda 20 bin, 2007-2008’de 10 bin, 2008-2009’da 20 bin. Ancak 2011 yılında 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle bunlar kadroya alındı. Dolayısıyla şu anda sözleşmeli yok. Ancak o kadroya geçmek müracaat üzerine olduğundan sadece 3 kişi, 3 tane sözleşmeli öğretmen kaldı, kendileri kadroya geçmek için müracaat etmemişler. Şu anda sözleşmeli öğretmen maaşı, 2016 yılı için söylüyorum, yani içinde bulunduğumuz yıl için, 2.194 lira civarında. Ek dersle, sınıf öğretmenleri üzerinden haftada on beş saat baz alınırsa 539 lira; ikisini de toplarsak 2.700 liraya yakın bir maaş almaktadırlar.

Yine, Suriyeli öğrencilerle ilgili her 2 sayın vekilimiz de söyledi, Bize İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığının verdiği bilgiye göre okul çağındaki Suriyeli çocuk sayısı 992 bin. Şu ana kadar okullarımıza gönderilen Suriyeli öğrenci sayısı 330 bin. Bu 330 bin öğrencinin 220 bini ilkokula, 70 bini ortaokula, 40 bini de ortaöğretime devam ediyor. Ve bunların da büyük bir çoğunluğu geçici -Hatay’da da vardı- eğitim kamplarında, kamplarda eğitim görüyor. 70 bini ise kampların dışında, gerek özel okullara -mali imkânları olabilir- gerekse devlet okullarına da devam ediyorlar. Önümüzdeki dönemde biz bu eğitimi yaygınlaştırmak istiyoruz. Şu anda kamplardaki öğretmenlere, devam edenlere UNICEF tarafından da destek olarak da bir ödeme yapılmakta. Sonuçta, burada insan hakları var; ister Suriye vatandaşı, ister Türkiye’de şu anda geçici sığınma kabilinde olsun, önümüzdeki dönemde bu 300 bin sayısını 500 bine, ancak daha belirleyen süre içerisinde de mümkün olduğunca hepsini eğitim kapsamına almak istiyoruz. Tabii, ilave okul ihtiyacı var, ilave öğretmen ihtiyacı var. Şu anda kendi kamplarında Arapça eğitim verilmekte, haftada beş saat de Türkçe dersi verilmekte. Önümüzdeki devrede bu Türkçe ders saatini de artıracağız ancak bununla da ilgili bir müfredat çalışması yapılması gereklidir. Bakanlığımızda da ilave bir çalışma yapılmaktadır.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) - Sayın Bakan, müfredatla ilgili bir konuyu sormuştum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Ha, müfredatta biz şunu söylüyoruz: Yani, Türkiye bir ara Avrupa’dan geri kaldığını düşündü. Dolayısıyla, Avrupa’dan geri kaldığımızı, kendi öğrencilerimize eksik, yetersiz bilgi aktardığımızı, bilgi verdiğimizi düşünerek biz öğrencilerimize belki gereğinden fazla bilgi aktarıyoruz. İşine yarar mı yaramaz mı, kullanabilir mi kullanamaz mı apayrı bir şey. Herhâlde Peyami Safa’nın bir nutku var “Mezunlara Nutuk” diye, orada belirtildiği gibi: “Okul döneminde aldığınız bilgilerin belki dörtte 3’ünü, hiçbirisini hayatta kullanamayacaksınız.” diyorlar. “Aldığınız bu diploma, eğitimin sonu değil, belki bundan sonraki hayat üniversitesinin veya hayat eğitiminin de bir parçasıdır. Asıl işiniz bundan sonra başlıyor.” diyerek… Dolayısıyla, müfredatta bir yığılma olduğunu biliyoruz. Müfredatı bizim hafifletmemiz lazım. Bir değerler eğitiminin verilemediğini de biliyoruz. Dolayısıyla…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Suriyelilere okutulan Libya müfredatıyla ilgili sordum Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …yerli değerlerimizi, millî değerlerimizi de içine alacak ancak evrensel değerlere de açık olacak… Bir arkadaşımız söyledi, Aziz Sancar gibi. Herhâlde, müspet ilimlere, somut ilimlere, çağdaş ilimlere ulaştığından hiç kimsenin şüphesi yok. Ama, bu arada da diyor ki: “İstiklal Marşı’nı dinlediğimde gözüm yaşarıyor.”

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Aziz Sancar millî bir değerdir.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ve yine sordular “Bir daha olsaydınız ne olurdunuz?” diye, “Öğretmen olurdum.” dedi. Dolayısıyla “Nasıl bir öğrenci yetiştirmek istiyorsunuz…” Aziz Sancar gibi öğrenci yetiştirmek istiyoruz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Maarif Vakfı yetiştiremeyecek öyle öğrenci.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hiç merak etmeyin, Maarif Vakfı da yetiştirecektir.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Yetiştiremeyecek. TÜRGEV bitmiş olacak, TÜRGEV’e paralel yapacaksınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölüm başlığı ile 2’nci maddesinin başlığında ve metninde yer alan “Maarif Vakfı” ibarelerinin “Türkiye Maarif Vakfı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            İlknur İnceöz                                      Ramazan Can                                Hilmi Bilgin

                Aksaray                                            Kırıkkale                                        Sivas

           Mehmet Demir                                   Abdullah Öztürk                               Sait Yüce

               Kırıkkale                                            Kırıkkale                                       Isparta

             Tamer Dağlı                                    Abdurrahman Öz                         Hakan Çavuşoğlu

                 Adana                                                Aydın                                         Bursa

      Mehmet Habib Soluk                           Mücahit Durmuşoğlu                        Bayram Özçelik

                  Sivas                                              Osmaniye                                      Burdur

            Necip Kalkan                                     Yılmaz Tezcan                              Yılmaz Tunç

                  İzmir                                                Mersin                                         Bartın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıda belirtilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Zühal Topcu                                       Arzu Erdem                                  Zihni Açba

                Ankara                                              İstanbul                                       Sakarya

            Kamil Aydın                                     Muharrem Varlı

               Erzurum                                              Adana

e) Eğitim kurumlarında eğitmenlik, okutmanlık, danışmanlık ve akademisyenlik gibi görevleri üstlenecek kadroları yetiştirmek amacıyla; eğitim tesisleri kurmak, eğitim programları düzenlemek, yurtdışının farklı yerlerinde bu eğitim programlarına katılımı teşvik etmek, katılımcılara burs ve barınma gibi imkanlar sunmak, bu alanda faaliyet gösteren kuruluşları maddi olarak desteklemek ve gerektiğinde bunlarla işbirliği yapmak.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                                     Ayhan Bilgen                               Mizgin Irgat

              Diyarbakır                                              Kars                                           Bitlis

            Lezgin Botan                                     Müslüm Doğan

                   Van                                                  İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Tahsin Tarhan                                      Erkan Aydın                                Gaye Usluer

                Kocaeli                                                Bursa                                       Eskişehir

         Ömer Fethi Gürer                                    Murat Emir

                 Niğde                                                Ankara

BAŞKAN – Okunan aynı mahiyetteki önergelere komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk olarak Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer konuşacak.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı yurt dışında vakıf eliyle okulların açılmasını amaçlamakta ancak sistemin de kontrol altında tutulması yasa tasarısıyla hedeflenmektedir. Böyle bir ihtiyacın nereden kaynaklandığı hepimiz tarafından malumdur.

Değerli milletvekilleri, bu ülke hepimizin. Burada konuştuğumuz, ülkenin ve halkımızın geleceğidir. Ne yazık ki millî eğitim ülkemizde en sorunlu konuma ermiştir. Eğitim, kuşaklar arası bilgi bağı uygulanan sistem koparılmış, sıkça değişen eğitim politikaları bilim ve bilgiden uzak kuşakların yetişmesine neden olmaktadır. Neoliberal ve bilimsellikten uzak eğitim politikaları yeteneklerin açığa çıkmasının önünde set gibi durmaktadır. Eğitim sistemimiz kuşaklar arası bilgi bağı eğitim sisteminin koparılmasından öte, yapılan yatırımlarda akıllı tahta, sınırlı sayıda öğrenciye rağmen bilgiden ve bilimsellikle buluşamayan çocuklarımız ne yazık ki mezun olduktan sonra da başarılı olamamaktadır.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar, müfredatların sık sık değiştirilmesi, bilgiden, bilimsellikten, araştırmadan, üretimden uzak anlayışın eğitim sisteminin içine girmesi, Atatürk’ün ve değerlerinin kitaplardan çıkarılmasını düşünecek kadar ülkenin gerçeklerinden kopmasının bunda önemli rolü vardır. Rehberlik hizmetlerinden ders kitaplarındaki cinsiyet eşitsizliğine kadar çok sorun ifade edilebilir. Eğitimde bilimsel, çağdaş, toplumcu, laik, hukuktan yana, Atatürk ilkeleri ve düşüncelerinden yana bir anlayışın egemen olması halkımızın da genel beklentisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitimimizin geleceği için yaratıcılık kültürü geliştirilmelidir. Tüketici toplum yerine üretici toplum özendirilmelidir.

Eğitime, ağırlıklı olarak turizmin gelişmesine katkı sağlayacak destek sağlanmalıdır.

Hayal kurmanın kültürü yaratılmalıdır. Hayal deyince çocuklarımızın ve gençlerimizin aklına meslek, buluş, üretim gelecek bir anlayışta eğitim politikaları düşünülmelidir.

Okullarımızda “şehir dersleri” adı altında bulunduğu kenti, yaşadığı coğrafyayı anlatan derslere ağırlık verilmelidir. Ne yazık ki kentine, ülkesine yabancı kuşaklar yetişmekte ve çocuklar bu bağlamda kendi yaşadıkları kenti dahi kültürüyle, sosyal dokusuyla, folkloruyla, var olan yemek anlayışıyla tanıyamamaktadır. Kentin tarihinin, coğrafyasının, turizminin, değerlerinin, söylencesinin, folklorunun, yemeklerinin ve başarılı olanların adlarının da anılarak yaşatılacağı eğitim anlayışının da okullarımızda yer bulması önemlidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde atanamayan öğretmenler de önemli bir sorundur. Kimya öğretmenleri gibi, teknik öğretmenler gibi branş öğretmenleri de bu bağlamda büyük mağduriyetler yaşamaktadır.

Meslek liseleri denince aklımıza yalnız imam-hatip okulları gelmektedir. Oysa endüstri meslek liseleri gibi ara eleman yetiştirecek, çocukların meslek edinmelerini sağlayacak okullar önemsenmeli ve bu bağlamda teknik öğretmenlerin atamalarının sağlanması yanında okulların gelişmesi için de destek sağlanmalıdır. Ayrıca, endüstri meslek liselerinin işlevi ve amacı daha da geliştirilmeli, çocuklarımızın bu bağlamda meslek liselerinde meslek öğrenmelerine yönelik teşvikler artırılmalıdır.

Ülkemizde eğitim sisteminin nasıl olması ve ne şekilde gelişmesi düşünülüyorsa geleceğimiz de o şekilde oluşur. Bilgiyle buluşmayan toplum, geleceğinin sorunlu olacağını bilmelidir. Bilimselliğin ve bilginin olduğu, çocuklarımızın özgür düşünceyle büyüdüğü, hakkın, adaletin, eşitliğin onlar için yaşam anlayışı olduğu, yoksulluğa karşı mücadele eden, yalandan, talandan, çalandan uzak bir anlayışla gelişen, bu bağlamda da üreten, düşünen, dünyaya ışık olan çocuklarımız olmasını yaratacak bir eğitim sisteminin amaçlanması gerektiğini belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2’nci maddedeki önergemiz üzerine söz aldım. Bu maddede daha çok bu vakfın faaliyet ve organları belirtiliyor. Onları teknik olarak uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ancak vakfın faaliyetleriyle ilgili ibareleri aynen okumak istiyorum: “Okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları satın almak, benzer faaliyetlerde bulunan kurum ve kuruluşlarla yasal sınırlar içerisinde ortaklık dâhil her türlü işbirliği yapmak, yurt içi ve yurt dışından nakdî ve ayni yardım kabul etmek, yurt içi ve yurt dışında gelir sağlayıcı işletmeler kurmak ve mevcut işletmelere ortak olmak.” Yani, bu tanımın kendisi bile aslında bir şirket mantığının devrede olduğunu ortaya koyuyor.

Vakıf, bizim bildiğimiz kadarıyla ve Türk Dil Kurumundan sözcük anlamına da baktığımız zaman, birçok kişi tarafından kurulan ve toplum yararına gönüllülük temelinde kâr amacı gütmeyen organizasyonlar olarak değerlendiriliyor. Ancak burada tamamen ticari alanların da önünü açan, şirket gibi kâr amacı güden bir anlayış tanımlanıyor. Dolayısıyla sorunlu bir alanla karşı karşıyayız. Ha şu olsa itirazımız olmaz yani burada vakıf kelimesini çıkarırsınız maarif şirketi kanunu yaparsınız o zaman buna bizim söyleyeceğimiz bir söz olmaz ama hem vakıf kavramını kullanıp hem de bu şekilde ticari faaliyetlerin önünü açmayı ancak millî eğitimde de yürütmüş olduğunuz ticari politikaların bir yansıması olarak değerlendirebiliriz.

Diğer taraftan, “Maarif Vakfı tarafından yurtdışında örgün ve yaygın eğitim kurumları açılan şehirlerde diğer kamu kurum ve kuruluşları aynı amaçla başka birimler oluşturamaz.” ibaresi de Millî Eğitim Bakanlığı dâhil olmak üzere, bütün kamu kurum ve kuruluşlarına ait mal varlıklarına el konması cümlesi anlamını içeriyor. Dolayısıyla, tamamen uygunsuz olan bu tanımlamaların bu vermiş olduğumuz önergelerle birlikte bu metinden çıkarılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Şimdi, yurt dışındaki bu okullarla ilgili biraz önce grubumuz adına konuşan Sevgili Ayhan Bilgen çok güzel bir çerçeve ortaya koydu. Yani o yurt dışı okullarında, işte Türkçe olimpiyatlarında yapmış olduğunuz konuşmalarda temel vurgu hep asimilasyon üzerine. Orada, yurt dışında yaşayan Türkiyelilere aman dilinize sahip çıkın, asimile olmayın... Ana dilin ne kadar önemli olduğuyla ilgili vurgular, hepimizin hafızalarında tazedir. Ha, doğrudur da yani orada ortaya konan yaklaşım ya da kullanılan cümleler yanlıştır anlamında demiyorum ama çelişki şu ki: Yurt dışında Türkçe için öngördüğünüz, Türkçe için tanımladığınız birçok hususu burada diğer ana diller için bir yasaklayıcı unsur hâline getiriyorsunuz. Yani bu ülkede hâlâ Kürtçe ana dilde eğitim hakkının olmaması, Kürtçe dışında Çerkezce, Arapça, işte Rumca, Ermenice, diğer bütün dillerde ana dilde eğitim hakkının olmaması, büyük bir utanç kaynağıdır. Yani dünyanın bütün devletlerine baktığımız zaman, bakın, sadece Birleşmiş Milletlerdeki 194 ülkeden 113 ülkenin tamamında, birden fazla resmî dil gerçekliği var. İspanya, İngiltere, İsveç, Almanya, Çin, Hindistan, Güney Afrika, hangi kıtaya ve hangi ülkeye bakarsanız bakın, bu ana dilde eğitimin önündeki engelin ne kadar çağ dışı olduğu anlayışı önünüze çıkar. Demin Millî Eğitim Bakanı sorulara cevap verirken “Biz seçmeli ders hakkını getirdik.” diyor. Bu, özrü kabahatinden beter bir açıklama. Bir halka “Kendi ana dilinde seçmeli ders eğitim hakkını tanıdık.” demek yapılabilecek en büyük hakarettir. “Siz ne hakla yasaklıyorsunuz? Ne hakla o yasakları bir an önce kaldırıp anayasal güvence altına almıyorsunuz?”a cevap vermeniz gerekiyor. Dolayısıyla, bu yaklaşım terk edilmeden, ana dille ilgili söylemiş olduğunuz hususların hiçbir inandırıcılığı olmadığını burada ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, seçmeli ders hakkı getirildi ama, bakın, bugüne kadar Kürtçe eğitim konusunda istihdam edilen toplam öğretmen sayısı 60’ı bulmadı. Yani, her atama döneminde 7 öğretmen, 5 öğretmen, 1 öğretmen atamayla biz Kürtçe seçmeli ders eğitimi veriyoruz anlayışından vazgeçin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bir tek kriter söyleyeceğim bunlar için: AKP’den -hadi bizi vazgeçtik- bir tek milletvekili buraya gelip Kürtçe bir cümle kullansın bakayım; bu, tutanaklara nasıl geçiyor, hangi bilinmeyen dil olarak tanımlanıyor, bunu görün, ona göre de ana dilde eğitimde bulunduğunuz yeri gözden geçirin diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım...

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın Adıgüzel, Sayın Karabıyık, Sayın Gürer, Sayın Engin, Sayın Kayan, Sayın Aydın, Sayın Usluer, Sayın Emir, Sayın Arslan, Sayın Balbay, Sayın Yüceer, Sayın Özdemir, Sayın Yarkadaş, Sayın Yeşil, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Öz, Sayın Demirtaş, Sayın Özkan, Sayın Tanal, Sayın Temizel, Sayın İrgil.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıda belirtilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

e) Eğitim kurumlarında eğitmenlik, okutmanlık, danışmanlık ve akademisyenlik gibi görevleri üstlenecek kadroları yetiştirmek amacıyla; eğitim tesisleri kurmak, eğitim programları düzenlemek, yurtdışının farklı yerlerinde bu eğitim programlarına katılımı teşvik etmek, katılımcılara burs ve barınma gibi imkanlar sunmak, bu alanda faaliyet gösteren kuruluşları maddi olarak desteklemek ve gerektiğinde bunlarla işbirliği yapmak.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu konuşacak.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, günün bu saatinde gerçekten çok zor ama böyle, AKP tarafında… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Evet, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Topcu, sürenizi yeniden başlatacağım.

Sayın milletvekilleri…

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Yemek telaşına düştü herkes.

BAŞKAN – Sayın Topcu, bir dakika…

Sürenizi yeniden başlatacağım.

Sayın milletvekilleri, sohbet ediyorsunuz herhâlde ama biraz sessiz olursanız sayın konuşmacıyı duyabileceğiz.

Buyurun Sayın Topcu, sürenizi yeniden başlatıyorum. (AK PARTİ sıralarından “İftar saati” sesleri)

Sayın milletvekilleri, hoş değil bu davranış ama.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Utanmadan itiraz ediyor. Sayın Başkan, böyle şey olur mu! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buradan duyuyorum ben söylenen her şeyi, onu bilmenizi isterim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Niye itiraz ediyor sayın milletvekili?

BAŞKAN – Sayın Akçay, tamam.

Buyurun Sayın Topcu.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Evet, teşekkür ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne konuşuyorsun! Çık dışarı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yoklama isteme o zaman sen de. İçeri geliyor rahatsız oluyorsunuz, dışarı çıkıyor yoklama istiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, kürsüde bir milletvekili var, saygılı olmaya davet ediyorum sizi.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Bu kadar milletvekili var, mecbur muyuz dinlemeye?

BAŞKAN – Ne demek istiyorsunuz, anlamadım. Mecbursunuz!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Mecbursun tabii.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Değilim.

BAŞKAN – Sayın Topcu, buyurun.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – İstemiyorsan çıkarsın, dışarı çık dinlemiyorsan.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Çıkmıyorum.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Burada oturuyorsan dinleyeceksin.

BAŞKAN – Sayın Topcu, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O zaman konuşma.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Orada 5 kişisiniz, konuşuyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Elitaş, sustur şunu ya!

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Bu kadar insan dinliyor, utanın! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Topcu, buyurun.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Gerçekten, hâlimiz çok… Evet, şu anda sergilenen tablo gerçekten çok acı, onu da söyleyelim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Topcu, sizden özür dileyerek on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.07

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.16

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Birleşime 21.45’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.19

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Mustafa Açıkgöz (Nevşehir)

-------0------

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Tasarının 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğu önergesi hakkında Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Topcu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Çağırmadan Sayın Akçay’a yerinden bir dakika söz verelim.

Buyurun Sayın Akçay.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, AK PARTİ Grubundan bazı milletvekillerinin kürsüde konuşma yapan milletvekiline karşı sergiledikleri tutumu kınadığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, biraz önce konuşmacımız Sayın Topcu kürsüdeyken Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun bazı milletvekilleri çok tuhaf bir çelişki içerisindeydiler hem Meclis çalışmasını aksatıyor o arkadaşlarımızın bazıları hem kargaşa çıkarıyorlar hem de haksız bir biçimde Genel Kurulu yöneten siz Sayın Başkana ve sayın konuşmacımıza tepki gösteriyorlar. Bu tepki son derece haksız, anlamsız ve çelişkili bir tutumdur. Öncelikle bu tutumu gösteren sayın milletvekillerini kınadığımızı ifade ediyorum.

Bir diğer çelişki de, bir Hükûmet tasarısı görüşülüyor, gördüğümüz kadarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, Sayın Hükûmet ve Sayın Bakan bu tasarının bir an evvel çıkmasını bekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre verelim Sayın Akçay.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Böyle bir gayretin içerisinde. Ancak aynı gayreti, aynı atmosferi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun sayın milletvekillerinde göremiyoruz, şu anki Genel Kuruldaki duruma da baktığımızda bunu görmek mümkün değil.

Biraz evvelki uyarınız ve tutumunuz son derece yerindedir. Ben bilhassa iktidar partisi grubu milletvekili arkadaşların, kendi getirdikleri, Hükûmetin getirdiği bir tasarıyla aralarının zihnen ve Meclis çalışması bakımından ne kadar kopuk olduğunu görüyorum. Bunları dikkate almalarını diliyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim Sayın Akçay, çok naziksiniz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Zühal Topcu, buyurun.

Süreniz beş dakika. (MHP sıralarından alkışlar)

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikli olarak hatırlatmak istiyorum, bu kürsü milletin kürsüsü. Biz milletin sesi olarak, bizi seçenlerin sesi olarak burada konuşuyoruz; onun için hiç kimsenin buradan “Dinlemiyoruz, dinlemek zorunda değiliz.” deme gibi bir lüksünün olduğunu da düşünmüyoruz. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Onun için bu, millete yapılan bir saygısızlıktır ve bu millete de özür borcunuz var, bunu söyleyenlerin özür borcu var, onu da buradan vurgulamak istiyoruz.

Şimdi, demin ilk konuşmamda belirttiğim gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, gerçekten, böyle bir eylem davranışına girişirken hiçbir program ve plan olmadan girişiyor. Ben, şimdi bunlardan birtakım istatistikler vereceğim ve uygulamaları da beraberinde vereceğim, sayılarla beraber. Şimdi, bakıyoruz, özellikle gençlere yönelik program hazırlanırken gençlerin nasıl heba olduğunu da buradan belirtmek istiyoruz.

2014 hane halkı iş gücü anketine göre, okula devam etmeyen gençlerin, eğitime devam etmeyen gençlerin sayısı 2 milyon 175 bin. Bakın, 2 milyon 175 bin genç, 15 ve 19 yaş aralığındaki genç eğitimine devam etmiyor ve bunların önemli bir kısmını da, yüzde 73’ünü de kadınlar oluşturuyor, kız çocukları oluşturuyor. Bunları özellikle vurgulamak istiyoruz. 15-19 yaş genç nüfusu 6 milyon 200 bin, bunların devam etmeyeni, eğitim almamışları da 2 milyon 200 bin olarak veriyoruz ve bu arada açık lise olarak ifade edilen okullara kaydolan ve bunu da her yıl otomatik olarak kaydeden bir sistemde gözüken de 1,5 milyon genç var. Bu gençlerin ne yaptığı, nereye gittiği takip edilmiyor; bu gençler işsiz, bu gençler hangi uyuşturucu batağında, bu gençler hangi işlerle iştigal ediyorlar belirsiz, bunu da belirtmek istiyoruz. Demin dedik ki, vizyon olmadığı için ve sürekli olarak da programlar yenilendiği için artık gerçekten tahammülümüz kalmadı.

Demin yarım kalmıştı, yine değişikliğe örnek olarak Sayın Müsteşarın yaptığı açıklamalar var, “Eğitim müfredatı değişiyor.” diye, “Müfredat hafifleyecek, ders saatleri azaltılacak, seçmeli dersler çoğaltılacak.” diye ve aynı laflar. 2013 yılında getirilen yasada söylenilen aynı laflar şimdi burada söyleniyor. Şimdi eğitim fakültelerine geliyoruz.

Bakın, arkası düşünülmeden alınan kararlar var. Şimdi deniliyor ki: “Eğitim fakültelerine baraj geliyor.” Yani eğitim fakültelerine girişte baraj konacak ama bu baraj getirilirken acaba öğretmenlik mesleğinin kalitesinde iyileştirme yapılacak mı? Öğretmenlik mesleğine yönelik olarak atamalarda herhangi bir plan ve program çerçevesinde hareket edilecek mi? Bunlara yönelik bir çalışma da yok. İşte, demin milletvekili arkadaşlarımız Sayın Bakana sordular: “Kaç kişiyi atamak istiyorsunuz?”, “Hangi branşlarda atamak istiyorsunuz?” En son verilere göre 414 bin atama bekleyen, bu yıl KPSS’ye giren gençlerimiz var. Ama bakıyorsunuz ki bizim daha öğretmen atamaya yönelik olarak bir planımız ve programımız yok. Ama biz şunu biliyoruz ki, eğer seçim kararı verilirse, seçim kararı verildiği zaman veya verileceği zaman artık hemen ilk nereden başlanıyor? Öğretmen atamalarına yönelik olarak hemen kontenjanlar ayrılıyor, kadrolar ayrılıyor ve atamalar gerçekleştiriliyor. Ama bu atamalar bu şekilde yapılırken tekrar ne yapılıyor? Geleceğe yönelik olarak yalnızca siyasete endeksli bir politikanın uygulandığını da görebiliyoruz.

“Meslek lisesi memleket meselesi.” diyoruz sürekli olarak ama görüyoruz ki hiçbir zaman da gerçekten yürekten hissedilen bir memleket meselesi olmadı meslek liseler, hâlâ TEOG sınavlarında veya diğer sınavlarda en düşük puanlarla öğrenci yerleşen ve en son düşünülen liseler arasında. Ama görüyoruz ki bir ülkenin kalkınmasında en önemli yere sahip, ara insan gücü yetiştirmede en önemli konumda olan liseler bunlar. Onun için diyoruz ki: Tekrar, yeniden şapkanızı önünüze koyunuz ve düşününüz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, ayağa kalkmıştık.

BAŞKAN - Kalkmıştınız, evet.

Yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın Karabıyık, Sayın Tarhan, Sayın Arık, Sayın Hürriyet, Sayın Kayışoğlu, Sayın İrgil, Sayın Aydın, Sayın Usluer, Sayın Doğan, Sayın Arslan, Sayın Yeşil, Sayın Kayan, Sayın Özdemir, Sayın Tanal, Sayın Demirtaş, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Yalım, Sayın Özkan, Sayın Yarkadaş, Sayın Bekaroğlu.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölüm başlığı ile 2’nci maddesinin başlığında ve metninde yer alan “Maarif Vakfı” ibarelerinin “Türkiye Maarif Vakfı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İlknur İnceöz (Aksaray) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurulan vakıf yurt dışında faaliyet göstereceğinden isminde “Türkiye” ifadesinin bulunması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Maarif Vakfının organları, organların oluşumu ve görevleri

MADDE 3- (1) Maarif Vakfının organları Mütevelli Heyeti, Yönetim Kurulu ve Denetim Kuruludur.

(2) Mütevelli Heyeti, Maarif Vakfının karar organı olup oniki üyeden oluşur. Bunlardan dördü Cumhurbaşkanı ve üçü Bakanlar Kurulu tarafından atanan yedi daimi üye ile ikisi Millî Eğitim Bakanlığı temsilcisi olmak üzere Dışişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu temsilcilerinden teşekkül eder. Maarif Vakfının kuruluşuna katılan gerçek kişiler ve tüzel kişi temsilcileri Maarif Vakfının Mütevelli Heyetini oluşturur. Daimi üyeliklerde boşalma olması durumunda, daimi üyeler salt çoğunlukla boşalan üyelikler için yeni üyeler seçer. Mütevelli Heyetinin toplantılarına mazeretsiz olarak art arda üç kez veya son on toplantının beşine katılmayan üyenin üyeliği sona erer.

(3) Mütevelli Heyeti gerektiğinde Maarif Vakfı resmî senedinde değişiklik yapmaya yetkilidir.

(4) Mütevelli Heyeti daimi üyeleri, daimi üyeler arasından beş yıllığına bir başkan seçerler.

(5) Yönetim Kurulu Maarif Vakfının icra organı olup, Maarif Vakfını temsil yetkisini haizdir. Yönetim Kurulu, bir başkan ve altı üyeden oluşur. Yönetim Kurulu üyeleri ve başkanı Mütevelli Heyeti tarafından beş yıllığına atanır ve atanan üyeler gerektiğinde Mütevelli Heyeti tarafından görevden alınabilir. Mütevelli Heyeti, Yönetim Kurulu üyelerini Mütevelli Heyeti içerisinden veya dışarıdan seçebilir.

(6) Denetim Kurulu, Mütevelli Heyeti adına Maarif Vakfının faaliyet ve hesaplarını denetler. Denetim Kurulu, Mütevelli Heyeti tarafından beş yıllığına atanan beş asil ve beş yedek üyeden oluşur. Denetim Kurulunun oluşumunda Millî Eğitim Bakanlığı ve Maliye Bakanlığının temsilcilerine yer verilir.

(7) Maarif Vakfı Mütevelli Heyeti üyeleri en az 4 yıllık fakülte mezunlarından seçilir ve 72 yaşının bitimine kadar görev alabilirler.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Azerbaycan'ın Millî Kurtuluş Günü’dür. “Bir millet, iki devlet” görüşüyle, kardeş ülkemiz Azerbaycan'ın Millî Kurtuluş Günü’nü kutlarım ve buradan selamlarım. Birliğimiz daim olsun.

Ayrıca, yine bugün büyük Türk yazarı Peyami Safa'nın ölüm yıl dönümüdür. Yazarımızı rahmet, minnet ve özlemle anıyorum ve sözlerime bu büyük Türk yazarımızın sözleriyle başlamak istiyorum: "Millî olmak için değil, Türk olmak için milliyetçi olmak zorundayız!"

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarının 3’üncü maddesinde Maarif Vakfının organları, organların oluşumu ve görevleri tanımlanmıştır. Yurt içinde ve dışında milletimize veya soydaş ve akraba topluluklarımıza öğrenimleri sırasında maddi ve manevi destek vermek, barınacak yurt imkânları ile eğitim ve öğretimlerine katkı sağlamak, vatanına milletine bağlı, yüksek ahlaki ve millî değerlere saygılı gençlerin yetişmesine yardımcı olmak amacıyla kurulması planlanan Maarif Vakfının Mütevelli Heyetinin 12 kişiden oluşması ve bunlardan 4’ünün Cumhurbaşkanı ve 3’ünün Bakanlar Kurulu tarafından atanan 7 daimi üyeyle 2’sinin Millî Eğitim Bakanlığı temsilcisi olmak üzere Dışişleri ve Maliye Bakanlıkları ve Yükseköğretim Kurulu temsilcilerinden oluşturulacağı belirtilmiştir. Bu durumda kurulacak olan vakfın Mütevelli Heyetinin Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kuruluna bağımlı ve bu sebeple de yanlı olacağını düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler, kurulacak olan bu vakfın uluslararası arenada ülkemizi temsil etmesi söz konusu olduğundan, Mütevelli Heyetinin Hükûmet kaynaklı değil, kendi alanlarında uzman ve donanımlı insanlardan oluşması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu sebeple, Mütevelli Heyetini oluşturacak 12 kişinin kimler tarafından atanacağı tekrar ve titizlikle gözden geçirilmelidir.

Ayrıca, Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (6)’ncı fıkrasında Denetim Kurulunun Mütevelli Heyeti adına Maarif Vakfının faaliyet ve hesaplarını denetleyeceği söylenmektedir. Ancak, mali denetimin kimler tarafından yapılacağı belirtilmemiştir. Bu konuda da bir netlik gerekmektedir ve maddenin ilgili fıkrasında açıkça ifade edilmesi de gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı üzerinde uzun soluklu bir çalışma yapılması gerekmesine rağmen bu kadar kısa bir sürede geçirilmeye çalışılması bu yasaya karşı güvenirlilik noktasında tereddütler oluşturmaktadır. Bilindiği gibi, son günlerde gündemimizde yer alan vakıfların eğitim sistemi üzerindeki etkisi ve vakıflara ait yurtlarda yaşanan cinsel istismar vakaları, vakıflara atanan kişilerin önemini gözler önüne sermiştir, milletimiz bu konularda endişe içerisindedir.

Ayrıca, yasanın içeriğinde Mütevelli Heyeti üyelerinin 72 yaşına kadar görev yapabilecekleri ibaresi kabul edilmez niteliktedir. Böylelikle, Mütevelli Heyetine atanan kişi yaklaşık kırk yıl görev yapacaktır. Bu kişilerin atanma şekilleri de göz önünde bulundurulduğunda, yanlı yönetimin sürekliliğinin sağlanmasına çalışıldığı da görülmektedir, bu da oldukça manidardır. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı her kademe ve türdeki eğitim kurumlarında eğitim ve öğretimin toplum ve kişilerin ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayacak nitelik ve niceliğe ulaşması için maddi ve manevi katkıda bulunmak ve bu amaçla yeni kaynaklar sağlamak amacıyla kurulmuş olan Millî Eğitim Vakfı, Maarif Vakfıyla hemen hemen aynı niteliktedir. Peki hâlâ faaliyetlerine devam eden Millî Eğitim Vakfı varken yeni bir vakfa neden gerek duyulmaktadır? Bu hepimizin aklında soru işareti olarak belirmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Maarif Vakfının kuruluşu için 1 milyon Türk lirası verilecektir. Böylelikle Millî Eğitim Bakanlığının vakfın kuruluşuna büyük katkı sağladığını hepimiz görmekteyiz. Bu şekilde, Millî Eğitim Bakanlığının millî eğitime ayıracağı kaynak bu vakfa aktarılmış olacak. Bu kadar büyük bir sorumluluğun alelacele Meclisten geçiriliyor olması, hedeflenen yasayla söz konusu vakfa verilmesi güvenilirlik noktasında milletimizi ve bizleri büyük ölçüde tedirgin etmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden ayrılan fonla kurulması amaçlanan vakfın merkezi İstanbul olarak belirlenmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı Ankara'da ise vakfın merkezinin İstanbul’da olması manidardır, bu da açıklamaya muhtaç bir konudur.

Değerli milletvekilleri, eğitim, toplumun değer yargıları ile bilgi ve beceri birikiminin yeni kuşaklara aktarılmasıdır; bu amaçla okullarda ve benzer kurumlarda sürdürülen öğretim ve yetiştirme etkinlikleridir. Ancak AKP Hükûmetinde on dört yılda 6 Millî Eğitim Bakanı değişirken, her gelen Millî Eğitim Bakanıyla birlikte eğitim sistemi de değişmiştir. Geçtiğimiz ay değişen Millî Eğitim Bakanıyla birlikte eğitim sisteminin tekrar değişeceği söylenmektedir. Kısa bir süre önce hayata geçirilen 4+4+4 eğitim sistemi yerine 3+3+3+4 eğitim sisteminin geleceği iddia edilmektedir. Bize gelen taleplerden bu talebi sizlere de aktarmış olayım, iktidar partisi bunun açıklamasını yapsın lütfen.

Eğitim, çocuklarımızın geleceğini ilgilendiren ciddi bir iştir. Sık sık önemli ve ani değişikliklere gidilmesi milletimizin eğitim sistemine olan güvenini zedelemektedir ve hatta yerle bir etmektedir. Sürekli değişen eğitim sistemiyle geleceğimiz olan çocuklarımız perişan olmaktadır. Velilerimiz bu konuda şikayetçidir. Bir hikâyeyle devam etmek istiyorum, metot ve yöntemlerle ilgili bir hikâye. Bir şeyi yaparken kullandığımız metot o kadar önemli ki… 2 tane ormancı varmış arkadaşlar. Bu ormancıların birincisi, bir ay boyunca ağaç kesmiş, ikincisi de bir ay boyunca ağaç kesmiş. Birinci, yarışı kazanmak için hiç durmadan çalışmış ve sürekli, dinlenmeden, gece gündüz yemeden içmeden “En iyi ağaçları ben kesiyorum, en fazla miktarda ben kesiyorum.” diye düşünmüş. Diğer ormancı ise aynı şekilde çalışmış ve bir ayın sonunda heyet toplanmış ve saymışlar. Hepinizin aklında belki şu soru belirecektir: “Acaba hangisi 1’inci olmuştur?” diye. Çok çalışan, çok hızlı, sürekli görevde bulunan mıdır acaba; yoksa sonradan gelip bu noktada ağaçları kesen midir? Evet, ikinci 1’inci olmuştur. Bunun da tek bir sebebi vardır… Birinci çok hiddetlenmiş “Olur mu?” demiş. “Ben hep çalıştım, hiç dinlenmedim. Yemedim içmedim hep ağaç kestim. Ve nasıl olur da ikinci kazanır?” İkinci ise rahat rahat dönmüş demiş ki: “Sen sürekli çalışırken, sürekli ağaçları keserken ben aralarda dinlendiğim zamanlarda baltamı biledim.” Yani metot çok önemli.

On dört seneden beri Millî Eğitim Bakanlığı iktidar partisinin kontrolünde. 6 tane bakan değişti ve 6 tane bakan yeni sistemlerle geldi. Bu sistemler… Demek ki çok çalışmak değil, çok görevde kalmak değil doğru metotlarla işini yapmak çok önemli. Buradan da anlaşılacağı üzere, bir işi yapmış olmak için değil hedefe ulaşmak için doğru yolda, doğru metotlarla hareket etmek gerekmektedir. Bunu Millî Eğitim Bakanlığına, bu makama uyarlayalım. Bakanlığın amacı nedir? Millî, manevi ve ahlaki değerlerin tamamını taşıyan gençlerin yetişmesine vesile olacak olan faaliyetlerin tamamını yürütmektir. Peki, bakanlığın kullanması gereken metot nedir? Doğru metot yani eğitime uyarlayacak olursak, okullarda doğru istihdamın sağlanması, doğru eğitim müfredatının uygulanması ve doğru eğitim materyallerinin kullanılması. Ancak anlıyoruz ki Millî Eğitim Bakanlığı, kendi bünyesinde olan okulları tam anlamıyla kontrol altında tutamamaktadır. Bunun sıkıntısı da hem evlatlarımıza hem de ailelerimize yansımaktadır.

Değerli milletvekilleri, aranızda son on dört senede 6 kez değişen eğitim sisteminin mağduru velilerimiz de vardır. Ben de 2 evlat yetiştirdim; şu an kızım üniversitede, oğlum da lise 2’de. Hepimiz bu sınav sistemlerinin farklı farklı uygulamalarından geçtik, hepimiz dershanelere göndermek zorunda kaldık çocuklarımızı, hepimiz özel öğretmen tutmak zorunda kaldık, hatta Millî Eğitim okullarından memnun olmadığımız için özel okullara çocuklarımızı vermek zorunda kaldık. Peki, Türk eğitim müfredatıyla hareket eden bir eğitim sistemi olmuş olsaydı, bizler bu eğitim sisteminden memnuniyet duyuyor olsaydık çocuklarımızı acaba ilave derslerle, takviye derslerle sınavlara hazırlayacak mıydık? Hazırlamayacaktık. Demek ki eğitim sisteminde dikkat edilmesi gereken husus şudur: Çocukların travma yaşamaması için kalıcı, millî, manevi ve ahlaki değerlerinin yansıtıldığı eğitim sisteminin mutlaka uygulanması gerekiyor.

Son olarak özellikle aziz milletimizin menfaatlerinin korunması gerektiğini, bu veballe burada olduğumuzu hatırlatıyor, Millî Eğitim müfredatının da buna göre düzenlenmesi gerektiğini tekrar belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu’nun 3’üncü maddesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarıda Maarif Vakfının amacı, yurt dışında insanlığın ortak birikim ve değerlerini esas alarak örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermek ve geliştirmek amacıyla okul öncesi eğitimden üniversite eğitimine kadar tüm eğitim süreçlerinde burslar vermek, okullar, eğitim kurumları ve yurtlar gibi tesisler açmak, yurt içi de dâhil olmak üzere bu kurumlarda görev alabilecek eğitmenleri yetiştirmek, bilimsel araştırmalar ve araştırma geliştirme çalışmaları yapmak şeklinde belirtilmiştir. Buradan anlaşıldığı üzere, Millî Eğitim Bakanlığının görev ve yetkilerinden çok daha fazlasıyla donatılmış bir vakıf kurulması söz konusudur. Bakanlık niçin kendisine ait asli görevleri bir vakfa devretmek istemektedir, izaha muhtaç bir konudur bu.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı, 15 farklı ülkede 65 eğitim kurumu bulunmaktadır. Kamusal eğitim hizmeti gereği bunların sayısının artırılması, niteliğinin güçlendirilmesi gerekirken Hükûmet devlet finansmanı ve desteğine sahip özel bir şirket gibi faaliyet yürütülmesi öngörülen Maarif Vakfıyla yurt dışındaki cemaat okullarıyla mücadeleyi amaçlamaktadır. Vakfın kuruluşundaki temel amacın yurt dışında yaşayan çocukların eğitimi ya da ülke kültürünün yurt dışında tanıtımı olmadığı açıktır.

Değerli milletvekilleri, elbette bireyler, toplumlar, ülkeler kendileri hakkında ürettikleri olumlu bir kimlik imajına ihtiyaç duyarlar ve bu olumlu kimlik imajını çeşitli vasıtalarla kurumlaştırabilirler, vakıflar da bu vasıtalardan birisi olabilir. Ancak, tasarı gerekçesinde Maarif Vakfının işlevlerinden birisi “Ülkemizin eğitim alanında sahip olduğu birikimi insanlığın hizmetine sunmak.” biçiminde ifade edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, şunu itiraf etmeliyiz ki ülkemizde sürdürülen eğitim sistemini göz önüne aldığımızda insanlığın istifadesine sunabileceğimiz nitelikte bir birikimden söz edebilmek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Örneğin üniversitelerimizin içerisinde bulunduğu durumu dikkate aldığımızda insanlığın istifadesine sunacağımız ne vardır, sormak istiyorum. Şimdi, ülkemizdeki üniversitelere bakalım: Evet, her şehre bir üniversite kurmayı başardık ancak üniversitenin temel bileşenlerinden birisi olan akademisyenleri “Savaşa karşı barış.” dedikleri için üniversitelerden attık, gözaltına aldık, tutukladık, hapse attık.

Değerli milletvekilleri, akademisyenlerin cezalandırılmak suretiyle tehdit edilmesi aslında özgür düşüncenin tehdit olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Ulusal güvenlik gerekçesiyle eleştirel düşüncenin sansürlenişi ve bunun norm hâline gelmeye başlaması akademik özgürlüğü yok etme girişimidir. Sansür ve militarist kontrol, eleştirel tartışmanın vatana ihanet olarak damgalanması, iptidai yönetim anlayışlarının başvurdukları yöntemlerdir. Dolayısıyla akademik düşüncenin bu hâli ortadayken kanun tasarısında yer alan “Ülkemizin eğitim alanında sahip olduğu birikimi insanlığın hizmetine sunmak.” ifadesinin ayakları yere basmayan, gerçeklikten uzak bir ifade olduğu aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de eğitim alanında bir maarif vakfı kurulmasından çok daha öncelikli, acil çözüm bekleyen, ciddi sorunlar bulunmaktadır. Elbette okulların içerisinde bulunduğu teknik yetersizlikler, bölgeler arası eşitsizlikler, son zamanlarda artan istismar vakaları, bilgi ölçme konusunda çarpık bir yöntem olan merkezî sınavlar gibi daha da uzatılabilecek yığınla sorundan söz edebiliriz. Ancak, izninizle, eğitimin temel sorunlarından birisi olan ders kitapları konusuna değinerek konuşmamı sürdüreceğim.

Değerli milletvekilleri, ders kitaplarının öğrencilere ücretsiz olarak verilmesi elbette sosyal devlet ilkesinin gereği olarak gayet yerinde bir uygulamadır. Ancak, ders kitaplarının içeriği ve niteliği de son derece hayati bir meseledir. Ders kitapları bir ülkedeki insan topluluğunun nasıl ve kimlerden oluştuğuna dair bilgiler sunan, insanlarda kolektif bir kimlik ve vatandaşlık anlayışı geliştirmeyi amaçlayan araçlardan birisidir. Şunu belirtmek gerekir ki: Farklı grupların eşit bir şekilde bir arada yaşayabilecekleri demokratik bir sistem ve kolektif bir kimlik geliştirebilmek günümüz toplumlarının hâlâ en önemli sorunlarından birisidir. Bu çerçevede, Türkiye'nin de en önemli sorunu, dili Türkçeden, dini Sünni İslam’dan farklı insanların eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşamalarını sağlayacak bir sistem ve ufuk geliştirmektir. İnsanların ufuklarını, kendilerine ve kendilerinden farklı olanlara bakışlarını etkileyen ders kitapları Türkiye'nin demokratikleşmesi yolundaki araçlardan biridir. Ancak, Türkiye’de ders kitaplarındaki “biz” anlayışı çoğulcu bir ufuk ve demokratik vatandaşlık anlayışı geliştirmekten uzaktır. Maalesef, ders kitapları insanları tekilleştiren ve kısırlaştıran bir anlayışla yazılmaya devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, örneğin Sosyal Bilgiler 5 Öğretmen Kılavuz Kitabı’nın 90’ıncı sayfasında öğretmenlere telkin edilen bir ifade şöyledir: “Dinî bayramlarımız olan Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı’nın tüm ülkede kutlandığını vurgulayınız.” Bu ifadede ülkemizde kutlanan dinî bayramlar tekçi bir anlayışla yazılmış ve sadece Sünni Müslümanların bayramlarından söz edilmiştir. Evet, Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı da ülkemizde kutlanan dinî bayramlardandır ancak ülkemizde kutlanan dinî bayramlar bunlardan ibaret değildir. Alevi yurttaşlarımızın, Hristiyan ve Yahudi yurttaşlarımızın, Ezidi yurttaşlarımızın kutsal günleri ise dinî bayramlarımız kategorisine sokulmamaktadır, dışlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ders kitaplarında farklılıkların temsili açısından belki en önemli konulardan biri de Kürt yurttaşlarımızın durumudur. Uzun yıllar süren inkâr politikalarından sonra okullara Kurmanci, Zazaki seçmeli derslerinin konulmuş olması Kürtlerin varlığının kabulü açısından elbette önemli bir gelişmedir. Ne var ki, ders kitaplarında Kürtlerin varlığından hâlâ bahsedilmemektedir. Hatta öyle ki, “Kürt” sözcüğü müfredatta okutulan seçmeli Kurmanci, Zazaki ders kitabında dahi sadece bir kez geçmektedir. Ders kitaplarında “Kürt” sözcüğünün geçtiği tek yer ise yıllardır olduğu gibi Millî Mücadele Dönemi’ndeki “zararlı cemiyetler” konusudur. Bu çerçevede “Kürt” sözcüğü sadece “Kürt Teali Cemiyeti” ifadesinde geçmektedir.

Değerli milletvekilleri, ders kitaplarında çizilen makbul vatandaşlık sınırının Türkiye'deki farklılıkları görmezden gelmesinin birçok olumsuz sonucu vardır. Bu hâliyle ders kitapları öğrencileri toplumsal yaşamdaki farklılıklar konusunda donanımlı hâle getirmek yerine, bu konudaki muhayyilelerini kısırlaştırıcı bir işlev görmektedir. Mevcut ders kitapları, öğrencileri çağın gerektirdiği vatandaşlık becerileriyle donatmaktan uzaktır. Farklılıkların görmezden gelinmesinin ya da ötekileştirilmesinin bir sonucu da toplumsal eşitsizliklerin eğitim yoluyla tekrar üretiliyor olmasıdır. Bu çerçevede Türkiye'deki Kürtlerin, Süryanilerin, Ermenilerin, Alevilerin, Romanların ve diğer birçok grubun kendilerini mevcut ders kitaplarındaki kimlik öyküsünün içine yerleştirmeleri ve ülkeye aidiyet hissetmeleri çok zordur. Öğrencilerimize okutulan ders kitaplarında yer alan ve kültürler arası negatif tutum veya davranışlara yol açabilecek ötekileştirici, ön yargıları artırıcı ve nefret söylemleri barındıran argüman ve üsluplarla kaleme alınmış, yurttaşlarımızın mensup bulundukları farklı etnik, inançsal ve kültürel kimlikleri itibarsızlaştıran, bu kimliklere negatif anlamlar yükleyen metinlerin tespit edilerek ders kitaplarından çıkarılması yönünde acil bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir diğer önemli sorun, Millî Eğitim Bakanlığının AİHM’nin zorunlu din dersine ilişkin kararlarını görmezden gelme tutumudur. Bildiğiniz gibi, AİHM, 2014’ün son aylarında, Mansur Yalçın ve diğerleri Türkiye kararını açıklamıştır. Kararda, Türkiye’deki din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 No.lu Ek Protokolü’nün 2’nci maddesinde düzenlenen eğitim özgürlüğüne aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AİHM’nin ulaştığı bu sonuç ilk değildir. AİHM daha önce de 2007 yılında verdiği Hasan ve Eylem Zengin Türkiye kararında aynı yönde bir sonuca ulaşmıştı. Bu bağlamda, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesi uyarınca kesinleşen Mansur Yalçın kararına uymakla yükümlüdür. Bu konuda Bakanlık somut bir eylem planı yapmak ve en kısa sürede bu hak ihlalini gidermek durumundadır.

Sonuç olarak, özellikle, ülke içinde uygulanan eğitim sisteminin evrensel tecrübe ve gelişmeleri dikkate alan, bilimsel, demokratik ve çoğulcu bir zemine oturtulması gerektiğinin bir kez daha altını çizerek hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Lale Karabıyık konuşacak.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan ve değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hemen belirteyim ki bu yapı iktidarın siyasi emellerine göre şekillendirilmiş bir sistemin hazırlığıdır, hazırlık çalışmasıdır.

Asla bu yapının kurulmasında, amacında ve devamında çocukların ve gençlerin faydasının gözetildiğini, öncelikle gözetildiğini düşünmüyorum ve bu nedenle de biz bu tasarıya zaten karşıyız.

Şimdi biraz inceleyelim. Tasarıda Maarif Vakfının yapılanmasında 3 organın adı geçiyor: Mütevelli Heyeti, Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu. Bakın, Mütevelli Heyetinde 12 üye var ve 4’ü Cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor, 3’ü Bakanlar Kurulu, 2’si Millî Eğitim Bakanlığı, 1’i Dışişleri Bakanlığı, 1’i Maliye Bakanlığı ve 1 üye de YÖK tarafından belirleniyor.

Sayın vekiller, öncelikle, Mütevelli Heyetinde Millî Eğitim Bakanlığının daimi üyesinin bulunmayışı ve etkinliğinin sadece 2 temsilciyle sınırlandırılması doğru mudur, kanuna uygun mudur? Görüldüğü gibi Millî Eğitim Bakanlığı, görevlerini ve kontrolünü vakıflara bırakmaktadır. Burada iki başlı paralel bir sistem başlamaktadır ve bu karmaşıklık devam edecektir. Millî Eğitim Bakanlığı yurt dışında açmış olduğu ya da açacağı okullarla ilgili yetkiyi de Maarif Vakfına devretmiştir. Peki, Anayasa’nın 174’üncü maddesiyle koruma altına alınan Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun da ihlal edildiğini de düşünüyor musunuz? Evet, bu kanunu da bu tasarı bence ihlal etmektedir.

Yine, önemli bir nokta, Mütevelli Heyetinin oluşumuna bakıldığında, Cumhurbaşkanının kontrolünde yeni bir TÜRGEV yaratılmaya çalışıldığı da gayet aşikârdır.

Bir başka nokta, Mütevelli Heyetine atanan kişi 72 yaşına kadar burada görev yapabilecektir. Böyle bir şey olabilir mi sayın milletvekilleri? Düşünün, 30 yaşında Mütevelli Heyetine girmiş, kırk iki yıl burada kalacak. Hayır, daha kolayını söyleyeyim ben size: Babadan oğula geçsin, hiç zahmet etmesinler. Böyle bir şey olabilir mi?

Evet, başka bir nokta, Anayasa’ya aykırı olduğu hâlde Maarif Vakfına kamusal bir görev yükleniyor. Kamusal bir görev olduğuna göre, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından denetlenmesi de gerekir ama böyle bir denetim sistemi yok Millî Eğitim Bakanlığı tarafından. Denetim nereye konmuş? Kendi içine, kendi bünyesine. Peki, bu şaibe yaratmaz mı? Yaratır.

Peki, başka bir nokta, kuruluş aşamasında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 1 milyon Türk lirası verilecek olması, bu sebeple Sayıştay denetimini de gerektirir. Peki, böyle bir şey var mı? Hayır, yok. Zaten her aşamada Sayıştay denetiminden kaçınılmaktadır.

Sayın Bakan, söz konusu tasarıda da görüldüğü gibi, asla çocuğun faydasını merkeze alan sistemler kurmuyorsunuz. Sadece vakıfları merkeze alan ve kontrolü kolaylaştıran, kafanızdaki geleceğin Türkiye’sini sizin mantığınıza göre oluşturmaya çalışıyorsunuz. Sizin tarafınızdan ve sizin gözünüzden, sizin gözlüğünüzden baktığımda sizi anlayabiliyorum ve hak veriyorum çünkü bir ülkedeki anlayışı, mekanizmayı değiştirmek için en etkin yol eğitim sistemini değiştirmektir, sizin amacınıza da bu hizmet edeceği için bunu yapıyorsunuz. Laik eğitimden uzaklaşmak, eğitimin arka bahçesi olarak eğitim kurumlarını ve denetimini yeniden kurgulamak istiyorsunuz. Müfettişliği lağvediyorsunuz. Buradan tutun da atadığınız rektörlerle eğitim sistemini her taraftan kuşatıyorsunuz. Eğitimin müfredatını kafanızdaki yapıya göre yeniden yazıyorsunuz, değerler eğitimi de buna dâhil olmak üzere ve diğer taraftan eğitimcilerin eğitimini de vakıflara bırakmak istiyorsunuz. Oysa eğitimcilerin eğitimi üniversite tarafından yapılır.

İşte sayın vekiller, liseliler bu nedenle gelecek kaygısına düştüler, geleceklerini düşünüyorlar ve bir soru işareti yaşıyorlar, bu nedenle de tepkilerini gösteriyorlar. Bunu bir kez daha düşünmenizi dilerim.

Peki, bu kadar bu işleri yapmak istiyorsunuz da millî eğitimdeki gerçekleri, Türkiye'nin gerçeklerini görüyor musunuz? Ben biraz size tekrar hatırlatmak istiyorum.

Sayın Bakan, hâlâ 2 milyon 715 bin çocuk okula gidemiyor.

Çok değerli kadın vekiller, size sesleniyorum: 959 bin kız çocuğu bir okulun kapısından içeri girmemiş.

Peki, başka bir şey, deniyor ki: “Bütçeden Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan pay sürekli artıyor.”

Sayın vekiller, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden yatırımlara ayrılan pay ise azalıyor. Bütçeden Millî Eğitim Bakanlığına personel giderleri için ayrılıyor ama Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde yatırımlara ayrılan pay azalıyor. Bakın, 2002’de Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden yatırımlara ayrılan pay bütçenin yüzde 18’i iken, 2016’da yüzde 8’e düşmüş durumda, bunu biri açıklamalı.

Evet, Türkiye'nin ulusal çocuk politikası yok değerli vekiller. Çocukların faydasını, gençlerin faydasını, maksimum faydasını merkeze alarak oluşturulmuş böyle bir politika yok. Barınmasıyla, güvenlik sistemiyle, müfredatıyla, eğitimiyle, üniversitesiyle, ilkokuluyla böyle toplu olarak düşünülerek bir bütünün parçası olarak oluşturulmuş bir Türkiye ulusal çocuk politikası yok. Bu nedenle sürekli savruluyor ve çocuklarımız deneme yanılma tahtası olarak sürekli değişikliklere tabi oluyor.

Şimdi, başka bir gerçekten bahsetmek istiyorum: Vakıf ve derneklerin kaçak eğitim merkezi açmalarını kolaylaştıran AKP’nin kendisidir. Neden? 2013 yılında Türk Ceza Kanunu’nun 263’üncü maddesi yürürlükten kaldırıldı, kanuna aykırı eğitim kurumu açan, çalıştıran ve bu merkezlerde çalışanlara verilen altı aydan üç yıla kadar olan hapis cezası da ortadan kalkmış oldu. Cumhuriyet Halk Partisi, Türk Ceza Kanunu’nun 263’üncü maddesinin yürürlükten kalkmasını Anayasa Mahkemesine götürdü. Peki, sonuç? 4 karşı oya rağmen Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermedi, dikkatinizi çekerim.

Başka bir nokta: Millî Eğitim, barınma sorununu çözmüyor ve bu rolü özel sektör ve vakıflara veriyor. Bakın, 2002’den bu yana “YİBO” adını verdiğimiz yatılı ilköğretim bölge okullarında ve öğrenci sayılarında yüzde 66 azalma var. Buna karşılık, özel öğrenci yurtlarında yüzde 58 artış var, Din Öğretimi Genel Müdürlüğüne bağlı 330 pansiyonlu okul ise 532’ye yükselmiş durumda.

Peki, başka bir nokta: Türkiye'de gelir dağılımında her geçen gün daha fazla artan adaletsizlik kendisini eğitimde de gösteriyor değerli vekiller. Ve zenginler yoksullara göre eğitimde 50 kat daha fazla para harcıyorlar; bu da Türkiye'nin bir gerçeği, bunu görmezden gelmeniz mümkün değildir sayın vekiller.

Evet, “Eğitimde başarı sağladık.” diyorsunuz, vakıflar kurmaya çalışıyorsunuz ama şöyle bir gerçeğimiz de var: Hâlâ ülke genelinde okulların yüzde 31,41’inde birleştirilmiş sınıflarda eğitim yapılıyor değerli vekiller. Yapılan bu eğitim aslında sadece doğu ve güneydoğuda değil, dikkatinizi çekerim, her yerde var: Ankara’da 64, İstanbul’da 25, İzmir’de 115, Balıkesir’de 123, Adıyaman’da 276, Samsun’da 262, sayabilirim. O zaman, insaf. Önce sorunları görelim, önce sorunları çözelim. Çocukların faydasını merkeze almak zorundasınız sayın vekiller, yoksa bu nesil ileride sizden hesap soracak. Onların geleceklerini siyasi emellerinize alet etmeyiniz. Eğitimden lütfen elinizi çekiniz ve lütfen eğitimi siyasetin arka bahçesi yapmayınız. Bu çocuklara, bu gençlere gerçekten günah. Onların gelecekleriyle, lütfen, oynamayınız. Onlar, gün gelecek, hesap soracaklar. Şu anda da tepki göstermeye başladılar. Lütfen siyasetin arka bahçesi yapmayınız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Şahsı adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın İmran Kılıç konuşacak.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İdrak ettiğimiz, idrak etmekte olduğumuz ramazan ayımızı yeniden tebrik ediyorum.

Bu yasayla hem tarihî hem millî değerlerimiz olan iki olgunun bir arada değerlendirildiğini görüyoruz; maarif ve vakıf.

Vakıf, bir toplumun ulaşmaya çalıştığı hedefleri gerçekleştirmek adına harekete geçişin, millî bir katılımın, ruh birliğinin ifadesidir. Medeniyetimizin temel kurumlarından olan vakıf müessesesi kültür tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Bunu kültür coğrafyamızın her yerinde görmemiz mümkündür. Vakıf, fertlerin, toplumun ortak gayesi etrafında el ele ve gönül gönüle yürümesinin somutlaşmış bir örneği olarak karşımızda durur. Bir duruş ve bir kararlılık göstergesi olarak şahsiyetlerin amaca adanmışlığını gösterir. Vakıf olmak ve vakfetmek olgusu geçici bir heves, günü kurtarma çabası da değildir.

Maarif, eğitim ve öğretimin tüm unsurlarının ötesinde, onu da içine alan ulvi bir yürüyüşü temsil eder. Sadece bilmenin, öğrenmenin, öğretmenin değil, hayatın kendisini tanımlar. Bu nedenledir ki maarif meselesi memleket meselesidir, maarif meselesi tarihî bir sorumluluk ve insan olmanın gerektirdiği kültüre sahip çıkılması, bilgi ve düşüncenin gelecek nesillere aktarılması davasıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, tarih boyunca dünyanın en güçlü ülkelerini vakıf benzeri kuruluşlara verdikleri değerle hatırlarız. Tarihin izleri bunu en açık şekliyle göstermektedir. Güvercinin yeminden muhtacın ekmeğine, doğumdan ölüme kadar insanların bütün ihtiyaçlarının giderilmesine, çevreden şehir düzenine kadar onlarca, yüzlerce vakıf düşüncesinin, vakıf eserinin varlığına şahit oluyoruz. Vakıf, devletin yükünü hafifleten, devletten aldığı gücü millete, milletten aldığı gücü devlete arz eden bir müessesedir. Geliştirilerek sürdürülmesi ve nesiller boyu miras bırakılması gereken yardımlaşma ve dayanışmanın en önemli kurumsal tarzıdır.

Eğitim, elbette devletin sorumluluğunda yürütülmesi gereken ve devletin sahiplendiği önemli bir değerdir. Sosyal kurumların varlığı ve sağlıklı işleyişi ancak devletin ve milletin desteğiyle mümkündür. Bugüne kadar sürekli olarak üzerinde durulan nitelikli bir eğitimi sağlayabilmek için tartışılan konulardan bazıları da eğitimin asıl sahipleri olan öğrenci velilerinin, öğrencilerin, gerektiğinde öğretmenlerin, eğitim öğretim kurum ve kuruluşlarının ekonomik ve sosyal her yönüyle desteklenmesi, hızlı, makul çözümlerle sorunlarına el atılmasıdır. Sosyal sistem gibi eğitim sistemi de her zaman gönüllülerin eğitim sistemine doğrudan ya da dolaylı katkı sağlamasına yönelik çabaya ihtiyaç duymaktadır. Bunun için Millî Eğitim Bakanlığı birçok sivil toplum kuruluşunun desteğine ihtiyaç duyar.

Vakıf, bir ideolojinin yapısallaşması değil, millet mefkûresinin somutlaşmış bir çözüm eli olarak değerlendirilmelidir. Dünün vakıflarının ortaya koyduğu eserler, bugün hangi politik düşünceye mensup olursak olalım yararlandığımız ortak eserlerdir, bir imecedir, birlikte hareket edebilme yeteneğinin, ortak düşünüşün göstergesidir. Bir müessesenin kuruluşunun ve yönetiminin devlet ve millet olarak sahiplenilmesi muhalif düşüncelerin aksine onu zayıflatmaz, ideolojik kılmaz; onu güçlü ve sarsılmaz kılar. Millet ile devlet buluşmasının örneği olarak devletin böyle bir organizasyona destek vermesi her yönüyle önem arz etmektedir

Saygıdeğer milletvekilleri, Maarif Vakfı faaliyetleri, yönetimi, harcamaları, çalışmaları, amaçları bakımından Türk millî eğitim sistemine kazandırılacak ve her yönüyle sisteme katkı sağlayacak, vakıf anlayışıyla sürdürülecek, eğitime yönelik yapılacak çalışmalara katkı sağlayacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle vakıf bizim öz kuruluşumuz, maarif öz davamızdır diyor, kanunun hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Şahsı adına diğer konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, daha önceki Millî Eğitim Bakanına yazılı soru önergesi olarak verdiğim ancak cevap alamadığım soruları dün Millî Eğitim Bakanımıza da sordum, tekrar etmek istiyorum: “İstanbul’da bir ilköğretim okulunda, ilköğretim 1’inci sınıf hayat bilgisi değerlendirme testinde yer alan soruyu tekrar etmek istiyorum: ‘Yurdumuzu düşmanlardan kim kurtarmıştır çocuklar? Mustafa Kemal Atatürk, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül.’” Yine Van’da bir ilköğretim okulunda kullanılan test kitaplarında “Cumhuriyeti kim kurmuştur çocuklar?” sorusunun şıkları ise daha şaşırtıcı: “Mustafa Kemal Atatürk, Recep Tayyip Erdoğan ve İbrahim Tatlıses.” Buna benzer başka örnekler de mevcut. Bu sorularda cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’le, hatta İbrahim Tatlıses’le aynı kareye konmuştur. Bu, oldukça manidardır ve akla şu soruyu -dün sordum- getirmektedir: Bu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü itibarsızlaştırmak için kullanılan bir metot mudur ve bu test kitaplarında değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz? Sizden konuya ilişkin aldığım cevap ise “Özel sektörün bastığı yardımcı yayınlar denetimimizde değildir.” şeklinde olmuştur. Sayın Bakan, bu cevabınız sadece sorulan soruya cevap vermiş olmak için verilmiştir ve bende endişe uyandırmaktadır ve bu cevabınızı kabul etmemiz de mümkün değildir. Konuyla ilgili “Madem sizin denetiminizde değil ise kimin denetimindedir ve Talim ve Terbiye Kurulu ne iş yapmaktadır?” diye sormamız gerekir.

Gündeme taşıdığım konu sizde endişe uyandırmalıdır. Millî Eğitim okullarında kullanılan yardımcı kaynakların Millî Eğitim Bakanlığı tarafından denetlenmemesi ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmaması vahim sonuçlar doğurmaktadır. Millî, manevi ve ahlaki değerlerimiz yanlış öğretilebilir, taze, körpe beyinler zehirlenebilir; şanlı şerefli geçmişimiz yanlış aktarılabilir ve evlatlarımız yanlış yönlendirilebilir. Bu yardımcı kaynaklara örnek olan ve sizden önce bu makamda oturan Sayın Bakana defalarca iletmiş olduklarım bu yanlış yönlendirmelerin en önemli göstergesidir. Bilgi kirliliğine sebep olacak olan bu büyük boşluk gelecek nesiller üzerinde büyük tahribat oluşturabilir. Ayrıca, canla başla çalışan ve öğrencilerimize iyi bir eğitim vermek için çaba gösteren öğretmenlerimizin de gözünden kaçabilir ve hatta kötü niyet taşıyanlar tarafından suistimal edilebilir.

Değerli milletvekilleri, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk büyük bir asker, büyük bir devlet adamı ve bir diplomat olduğu kadar iyi de bir eğitimcidir. Atatürk’ün eğitime yaptıkları eğitime verdiği önemi ortaya koymuştur. Her fırsatta “Ben çocukken fakirdim, bulduğum 2 kuruşun 1 kuruşunu kitaba harcardım.” diye özel olarak belirtmiştir. Yine, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e yıllar sonra “Cumhurbaşkanı olmak istemeseydin, ne olurdun?” diye sorduklarında “Millî Eğitim Bakanı olmak isterdim.” demiştir. Bu, şu an oturulan Millî Eğitim Bakanlığı makamının önemini göstermektedir. Farkındaysanız, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Enerji Bakanı olmak istememiş, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Çevre ve Şehircilik Bakanı olmak istememiş.

Değerli milletvekilleri, millî bir eğitim modeli şart. Eğitim modelinde millî bir bakış açısı da şart ve millî şuurun öğretilmesi en önemli şartlardan bir tanesi. İşte, millî eğitim sisteminin temelini oluşturması gereken kelime “millî” kelimesidir. İki örnek vermek istiyorum: Alman okullarında Alman müfredatıyla yetişen öğrenciler iyi bir Alman milliyetçisi olarak okulu bitirmektedirler. İngiliz okullarında İngiliz eğitim sistemiyle yetişen öğrenciler, özlem duyarak “Büyük Britanya” demektedirler, bu hayalî kurmaktadırlar. Türk eğitim sistemi ve Türk eğitim modeliyle yetişen bir Türk gencinin de mutlak ve mutlak ecdadının şanını, şerefini, geçmişini bilen, millî, manevi değerlerini taşıyan birer birey, iyi birer Türk milliyetçisi olarak mezun olması gerekmektedir. İşte burada okullarda kullanılan eğitim materyallerinin önemi ortaya çıkmaktadır. Millî eğitimin okullarında kullanılan müfredat kitapları Millî Eğitim Bakanlığı tarafından denetlenmeli ve bunlarla ilgili yaptırımlar ve düzenlemeler yapılmalı.

Çok teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdem.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geldik.

Süremiz on dakika. Bu sürenin ilk beş dakikasında soruları alacağız, diğer beş dakikasını da cevap vermesi için Sayın Bakana vereceğim.

Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ücretli veya sözleşmeli öğretmen istihdamıyla öğretmen açığını çözmeye çalışmak doğru bir yaklaşım mıdır? Ücretli öğretmenler ile aynı okulda çalışan kadrolu öğretmenlerin aylık gelirleri arasındaki fark ne kadardır? Ücretli öğretmenlerin ücretlerinin ve sosyal haklarının artırılması için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

İkinci sorum: 2002 tarihinden bugüne kadar yıllara göre üniversitelerdeki öğretmenlik fakültelerinde kontenjan artışı ne şekilde olmuştur? Atama yapılmamasına rağmen kontenjanlardaki bu artışın gerekçesi nedir?

Soru üç: 2002 tarihinden bugüne kadar kaç öğretmen adayı KPSS’ye girmiştir, bunların kaçı atanmıştır?

Bir başka soru: Ağustos ayında atama yapılmayacağı iddiaları doğru mudur? Doğruysa KPSS sınavında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Demirtaş...

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Geçtiğimiz yıl uygulaması düşünülen rotasyon bir yıl ertelenmiştir. Eğitim çalışanlarını huzursuz eden rotasyonla ilgili sayısız telefon almaktayız. Bu belirsiz durum eğitim çalışanlarının motivasyonunu düşürmektedir. Öğretmenlere rotasyon uygulanacak mıdır? Uygulanacak ise kaç yılını dolduranları kapsayacaktır? İl içinde mi, il dışında mı uygulanacaktır?

Yine, 2012 yılında büyük gürültüyle çıkardığınız 4+4+4 sisteminde değişiklik yapılacağı yönünde haberler çıkmaktadır. Bu haberler velileri ve öğrencileri huzursuz etmektedir. 4+4+4 sisteminde herhangi bir değişiklik yapılacak mıdır? Eğer değişiklik yapılacak ise hangi sistemi getirmeyi planlıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Topal...

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanlığına olacak. Danıştayın en son verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla beraber müdür başyardımcısı ve müdür yardımcısı ataması durdurulmuş vaziyettedir. Yani Millî Eğitim Bakanlığında yönetici atama sistemi iflas etmiştir. Son iki yıldır Millî Eğitim Bakanlığında Yönetici Atama Yönetmeliği kaç defa değiştirilmiştir ve bunun sonucunda devletin uğradığı zarar ne kadardır? Bunların sorumlusu olan Personel Genel Müdürlüğüyle ilgili bir tasarrufunuz olacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnsanlarım, ah, benim insanlarım,

Antenler yalan söylüyorsa,

Yalan söylüyorsa rotatifler,

Kitaplar yalan söylüyorsa,

Beyaz perde yalan söylüyorsa,

Dua yalan söylüyorsa,

Ninni yalan söylüyorsa,

Rüya yalan söylüyorsa,

Söz yalan söylüyorsa,

Ses yalan söylüyorsa,

Havuz medyanız yalan söylüyorsa,

Renkli ekranlarınız yalan söylüyorsa,

Ekranda Adalet Bakanınız, kürsüde milletvekiliniz yalan söylüyorsa,

Ve ellerinizden başka her şey, herkes yalan söylüyorsa,

Elleriniz isyan etmesin diyedir.

Ve zaten bu kadar az misafir kaldığınız bu ölümlü, bu yaşanası dünyada,

Bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Denizli Pamukkale Üniversitesinin yüksekokulların eğitim yaptığı Çamlık’ta bulunan taşınmazının TÜRGEV’e verildiği söylenmektedir. Buna dair daha önce de soru önergesi vermeme rağmen şimdiye kadar bir cevap alamadım. Üniversiteye ait bu taşınmaz TÜRGEV’e bağışlandı mı, onu soruyorum.

İki: Denizli Lisesinin, şimdiki ismi Denizli Anadolu Lisesinin Denizli Büyükşehir Belediyesine verildiği söyleniyor. Devir sonrası bu binaların Denizli Büyükşehir Belediye binası yapılacağı düşünülmektedir. Yılların eğitim yuvası olan koca mektep kapatılacak mı? Daha önce de aynı soruyu sormama rağmen cevap alamadım. Bu sorularımın cevabını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yalım, son…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Ulaştırma Bakanım şu anda salondan çıktı, benim sorum onaydı. İsmet Bey, Sayın Bakanım dışarıdayken Ulaştırma Bakanı gelmişti. Sorumuzu soracağız ancak maalesef, on saniye önce salondan ayrıldı. Trafik poliçeleriyle ilgili ciddi sorularım vardı ama bir dahaki sefere diyorum.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Bakan, buyurun lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Şimdi, öncelikle Sayın Tanal’ınki… “Ücretli ya da sözleşmeli öğretmen çalıştırmak doğru bir yöntem midir?” Biz doğru olduğunu söylemiyoruz, kesinlikle doğru değil. Yani, doğru olanı kadrolu öğretmen ama bir doğrusu var, bir de hayatın gerçeği var, istesek de istemesek de hayatın gerçeği bazen sözleşmeli, çok net söylüyorum. Güneydoğuya öğretmen atıyoruz, bir yıl sonra atadığımız öğretmenlerin –arkadaşların bana verdiği rakamı söylüyorum- yüzde 90’a yakını geri dönüyor. Neden? Mazeret ataması nedeniyle, eş tayini dolayısıyla. Eş tayinini atamasak yine bu sefer diyecek ki: “Anayasa’da devlet aileyi koruyacak. Aile bütünleştirmesini sağlamıyorsunuz.” Peki, oradaki öğretmeni buraya almasak, aile bütünlüğünü sağlamasak, orada kal desek… Yani, buraya çeksek orası boşalıyor; e, güneydoğuda birilerini tutmamız lazım. Şu anda öğretmen açığı Marmara’da daha fazla yani güneydoğuda da öğretmen oranı var ama ücretli öğretmen de var, sözleşmeli öğretmen de. Bakın, bir yasa getireceğiz, bu yasada diyeceğiz ki: Sözleşmeli öğretmen kadrolu… Çakılı diyelim kadrolu demeyelim de. Çakılı öğretmeni beş yıl doğuda ve güneydoğuda çalıştıracağız, ondan sonra kadroya alacağız. Sekiz yıl çalıştıktan sonra da Türkiye'nin diğer yerlerine gitme imkânını vereceğiz. Aksi hâlde, sözleşmeli statüyü kaldırırsanız, güneydoğuya 1 öğretmen bulamayabilirsiniz. Peki, oradakilerin de eğitim alma hakkı değil mi? Demek ki doğru olanı kadrolu ama ihtiyaçtan…

Bir başka hususu daha söyleyeyim, buradaki bazı arkadaşlarımız da söyledi: Bazı illerimizde öğretmen fazlası var, bunlardan biri de Tunceli diyeyim. Yani, öğretmen ihtiyacı diyelim ki –rakamı varsayımsaldır- 3 bin öğretmen ihtiyacı varsa mevcut öğretmen 3.500. Neden olmuş? Mazeret nedeniyle orada kalmışlar. Ankara da böyle, bizim burada öğretmene ihtiyacımız yok ki ama gönderemiyoruz da. Eğer hepsini yüzde 100 kadrolu yaparsak inanın ondan sonra, mazeret nedeniyle bile hiç kimseyi bir yere atayamayız.

Dolayısıyla da yüzde 6 gibi bir boşluk var, yüzde 94’ü dolu kadroların. Bu yüzde 6 gibi boşluk, Millî Eğitim Bakanlığında, kimisinin acil ihtiyacından, kimisinin annesi babasından –Allah göstermesin- bir başka mazeretten dolayı yer değiştirmesine neden oluyor. Yoksa, yüzde yüz kadrolu yaparsak, yüzde yüzünü doldurursak iller arasında atama yapabilme imkânını kazanamayız.

“Kontenjan artışı ne kadar?” Ağustosta bizim bir atamamız yok dedik, inşallah, şubatta atama yapacağız.

Arkadaşlarıma sadece şu bilgiyi vermek isterim: Resmî okullardaki öğretmen sayımız 853.916, yönetici kısmı 67.217. Toplam ne kadar öğretmenimiz var? 1 milyonun üzerinde bir aileyiz biz, eğitim ailesi. Bu ailenin, öğretmen statüsünde 921.133 mensubu var. Ücretli öğretmen ne kadar? 46.133 de ücretli öğretmenimiz var.

Bir başka soru, “Rotasyon ertelenmiş midir, yeniden uygulanacak mıdır?” diye; bunun üzerine bir bakıyoruz, gerçekten, biz eğitimin kalitesini artırmak istiyoruz. Bir öğretmen on iki yıl bir okulda kalıyor, acaba on iki yıl sonra… Hep öyle demiyor muyuz, işletme körlüğü olabilir, bir değişiklik gerekebilir diye. Acaba bir öğretmeni, on iki yıl bir okulda kaldıktan sonra bir başka okula göndermek iyi mi olur, doğru mu olur? Bunun artısı var, eksisi var. Benim de kardeşim öğretmendi -emekli, onu da söylüyorum da- hepimizin ailesinde var. On iki yıl bir okulda kaldıktan sonra… Zaten yirmi dört yılda, yirmi beş yılda emekli olacaksa hoca, iki okul değiştirecek yani. Ömür boyu bir yerde kalması ne kadar doğrudur veya emeklilik dönemine kadar iki okula gitmesi makuldür, doğrudur denildiğinde bir rotasyon da olabilir. Dolayısıyla, daha değerlendiriyoruz, kararı vermedik çünkü çok hassas bir şey. Gördük, 1 milyonluk bir aileyiz, 921 bini öğretmen, bunlara rotasyon yapacağız demiyoruz ancak, artısı nedir, eksisi nedir, bunu bir değerlendireceğiz, ondan sonra gereğini yapacağız.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakan, ne güzel söylüyorsunuz, ömür boyu bir insanın bir yerde durması hiç doğru değil; e, Maarif Vakfında niye ömür boyu duruyor bunlar?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ömür boyu durmuyor, durmuyor; yok, yok, durmuyor. Vakıf mütevelli heyeti farklı bir şey.

Danıştayla ilgili… Biz şunu söylüyoruz: Yani idaredir, idarenin her türlü eylem ve işlemleri hukuk denetimine tabidir. İdare de hata yapabilir, biz hatalarımızı görürüz. Hatalarımızı kim gösterecek? Hatalarımızı da yargı gösterecek. Ancak, size bir hususu söyleyeyim: Yargının her verdiği karar da doğru değildir -bir örnek var da onu söyleyeyim- ama hukuk devleti gereği yargının vermiş olduğu kararı doğru diye kabul etmekten geçer. Öğrenci yerleştirmeleriyle ilgili bir kural koymuş, diyor ki: “En yüksek puan alandan itibaren yerleştirilecek.” Danıştay karar vermiş, diyor ki: “Bu doğru değildir, yüzdelik dilimler olarak atayacaksın.” E, yüzdelik dilim içerisinde belki binlerce öğrenci var, ne yapacaksın? Doğru karar değil. Bu sefer şöyle diyorsun: “Yüzdelik dilim dikkate alınsın ancak yüzdelik dilimin içerisinde puanların…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika daha süre veriyorum, toparlayın lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

Dolayısıyla da “Yüzdelik dilimler dikkate alınarak daha yüksek, aynı yüzdelik dilimde olanlardan en üstte puanları olanlar öncelikle atanır.” diyoruz. Dolayısıyla, Yargıtayın, Danıştayın vermiş olduğu kararı uygulamada biz düzeltiyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin başlığında ve metninde yer alan “Maarif Vakfı” ibarelerinin “Türkiye Maarif Vakfı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            İlknur İnceöz                                      Ramazan Can                              Mehmet Demir

                Aksaray                                            Kırıkkale                                     Kırıkkale

          Abdullah Öztürk                              Gökcen Özdoğan Enç                          Hilmi Bilgin

               Kırıkkale                                             Antalya                                         Sivas

             Tamer Dağlı                                    Hakan Çavuşoğlu                      Mehmet Habib Soluk

                 Adana                                                Bursa                                          Sivas

           Yılmaz Tezcan                               Mücahit Durmuşoğlu                           Ayşe Keşir

                Mersin                                             Osmaniye                                       Düzce

            Necip Kalkan                                   Abdurrahman Öz                          Faruk Çaturoğlu

                  İzmir                                                 Aydın                                      Zonguldak

          Bayram Özçelik

                Burdur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (2)’nci, (4)’üncü ve (6)’ncı fıkrasının aşağıda belirtilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Zühal Topcu                                        Zihni Açba                                 Kamil Aydın

                Ankara                                              Sakarya                                      Erzurum

         Mehmet Erdoğan                                  Mehmet Parsak                           Seyfettin Yılmaz

                 Muğla                                         Afyonkarahisar                                  Adana

             Arzu Erdem

                İstanbul

(2) Mütevelli Heyeti Maarif Vakfının karar organı olup oniki üyeden oluşur. Bunlardan biri Cumhurbaşkanı ve biri Bakanlar Kurulu tarafından atanan iki daimi üye ile beşi Millî Eğitim Bakanlığı temsilcisi olmak üzere Dışişleri ve Maliye Bakanlıkları ile Yükseköğretim Kurulu temsilcilerinden, üçü eğitim sendikaları temsilcilerinden, biri devlet sanatçısı veya Nobel ödülü almış bir bilim adamından teşekkül eder.

(4) Mütevelli Heyeti daimi üyeleri, daimi üyeler arasından üç yıllığına bir başkan seçerler.

(6) Denetim Kurulu, Mütevelli Heyeti adına Maarif Vakfının faaliyet ve hesaplarını denetler. Denetim Kurulu, Mütevelli Heyeti tarafından beş yıllığına atanan beş asil ve beş yedek üyeden oluşur. Denetim Kurulunun oluşumunda Millî Eğitim Bakanlığı ve Maliye Bakanlığının temsilcilerine yer verilir. Maarif Vakfı Sayıştay denetimine tabidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                                     Ayhan Bilgen                               Mizgin Irgat

              Diyarbakır                                              Kars                                           Bitlis

            Lezgin Botan                                        Erol Dora                                Müslüm Doğan

                   Van                                                 Mardin                                         İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Tahsin Tarhan                                      Erkan Aydın                                Gaye Usluer

                Kocaeli                                                Bursa                                       Eskişehir

           Barış Yarkadaş                                    Lale Karabıyık                               Murat Emir

                İstanbul                                               Bursa                                         Ankara

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerindeki ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Barış Yarkadaş olacak.

Buyurun Sayın Yarkadaş. (CHP sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Maarif Vakfının etkin hâle getirilmesi Millî Eğitim Bakanlığının tasfiyesi anlamına gelmektedir. Bakanlık, bu tasarıyla birlikte Maarif Vakfının şube müdürlüğü hâline dönüşmektedir Sayın Bakan ve siz de kendi kendini tasfiye eden bir Bakan olarak tarihe geçmeye hazırlanıyorsunuz. Aslında ortada kurulan bir vakıf yok, ortada –Sayın Engin Altay’ın da söylediği üzere- bir holding hazırlığı var.

Maarif Vakfı Tasarısı’nın kanunlaşması siyaset hayatımıza yeni bir paralel yapılanma anlayışını da beraberinde getirecektir. Türkiye, bir paralel yapılanmadan kurtulurken şimdi bir diğerine mahkûm edilmektedir. Bunun adını çok açık koymak gerekir. Umarım yarın Sayın Bakan, tıpkı bugün olduğu gibi “Kandırılmışız, aldatılmışız.” demek zorunda kalmaz.

Sayın Bakan, başında olduğunuz ancak bir süre sonra yetkilerini devredeceğiniz Bakanlığınız tam bir sorunlar yumağıdır. Bakın, görevden keyfî bir biçimde alınan şube müdürleri -ki sayıları 5 bindir- mahkeme kararlarına rağmen görevlerine dönememektedir. Bununla ilgili verdiğimiz soru önergelerine ise Bakanlığınızdan herhangi bir yanıt gelmemektedir. Şu anda Bakanlığınızda tam anlamıyla bir keyfîlik hüküm sürmektedir. Bakanlığınız, Türkiye’nin tüm okullarını imam-hatiplere çevirmekte, yurttaşların özgürce tercih yapma hakkını ortadan kaldırmaktadır. Öyle ki imam-hatiplerde bu tür garip tablolar da yaşanmaktadır. Bu fotoğrafı biraz sonra size vereceğim Sayın Bakanım Eskişehir Yunus Emre İmam Hatip Lisesinde, tıpkı bir turizm enformasyon bürosunun girişinde olduğu gibi, değişik dillerde isimler, değişik dillerde tabelalar yazılmaktadır. Edirne’den Kars’a kadar tüm yurttaşlar, imam-hatip dayatmasından dolayı bunalmış, her gün tüm vekillerimizi arayarak bu şikâyetlerini dile getirmektedir.

Sayın Bakan, eğitimin temel sorunlarından biri de okullaşma oranının düşmesidir. Tüm alanlarda okullaşma oranı düşmekte, özellikle kız öğrencilerin okula gitme sayısı, oranı daha da azalmaktadır.

Bir diğer sorun ise dersliklerin azalması, öğrenci sayılarının artmasıdır. Yine, yanlış eğitim politikalarının sonucu çocuk işçiliğinin önü açılmış, öğrenciler sermayenin ucuz iş gücü hâline getirilmiştir.

Bu arada fiyaskoyla sonuçlanan bir politika da FATİH Projesi’dir. FATİH Projesi’nde 18 milyon öğrenciye bilgisayar dağıtılacağı söylenmiş ancak bunların sayısı 730 binde kalmıştır, bu 730 bin bilgisayarın da hiçbir şekilde çalışmadığı görülmüştür.

Maarif Vakfıyla paralel yapılanmaya giden Bakanlık bünyesindeki öğretmenler ise âdeta kaderine terk edilmiştir. Eğitim-İş’in verilerine göre, öğretmenlerin yüzde 73’ü gelirlerindeki yetersizlikten ötürü işine motive olamadığını söylemiştir. Siz az önce “Aziz Sancar gibi öğretmenler yetiştirelim.” dediniz ama Eğitim-İş’in yaptığı araştırmaya göre, öğretmenlerimizin yüzde 69’u yeni bir iş bulursa öğretmenliği hemen bırakmak isteyeceğini, istediğini de ortaya koymuştur.

Maarif Vakfı yeni bir paralel yapılanmadır dedik, ben merak ediyorum, yeni Maarif Vakfındaki paralel yapılanmanın Fethullah Gülen’i kim olacaktır? Acaba kendinize yeni Fethullah Gülen olarak kimi seçtiniz, bunu da merak ediyorum.

Bir diğer yandan, Eğitim-İş’in araştırmasındaki en önemli sonuçlardan biri de öğretmenlerin yüzde 69’unun gelir yetersizliğinden dolayı psikolojik sorunlar yaşadığının ortaya çıkmasıdır. Bu bağlamda Maarif Vakfının bu sorunlara nasıl bir çözüm üreteceğini hâlâ anlayabilmiş değiliz, ki öğretmenler bir yandan da rotasyon baskısıyla yine karşı karşıya kalmıştır.

Sayın Bakan, eğitim sistemimiz yazboz anlayışı yüzünden tam anlamıyla bir çöküş yaşamaktadır. Eğitim ve öğretimi yeniden akıl ve bilim çizgisine çekmek, öğrencilerimizi hurafelerin karanlığından kurtarmak zorundayız. Çürümüş düzene isyan eden, başkaldıran liselilerimiz aydınlığın nerede olduğunu, nasıl bir eğitim sistemi istediklerini ortaya koymuşlardır. Bugün eğitim sistemine başkaldıran o kutup yıldızlarını da buradan bir kez daha selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki diğer konuşmacı, Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen.

Buyurun Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim reformuna en çok kafa yoran ve sadece eğitimde değil kamu yönetiminde de ciddi bir reform ihtiyacı olduğu iddiasıyla geçmiş dönemde bu konuda büyük çalışmalar yapan ama ne yazık ki sonra çalışması Cumhurbaşkanlığı tarafından iade edilince de partinin projeyi askıya alması dolayısıyla yarım kalan çalışmalardan birisi Dinçer’e aittir. Ömer Dinçer, Türkiye millî eğitim sistemini Uruguay’dan sonra en merkeziyetçi eğitim sistemi olarak tarif eder. Bir önceki Millî Eğitim Bakanımız da Plan ve Bütçe Komisyonunda 2016 bütçe görüşmeleri sırasında sorunları okul bazlı çözme ve mutlaka yetki devrine gitmek gerektiğine dikkat çekmiştir.

Şimdi, bu yaklaşımlarla bugün oluşturulmaya çalışılan mekanizmaya baktığımızda aslında kararlı ve sistematik, stratejik bir planlama olmadığını görüyorsunuz çünkü bu yapılan iş, yurt dışındaki okulları bir biçimde Millî Eğitim Bakanlığına bağlayabilmek, merkezileştirebilmek için bir vakfı ara kuruluş, bir tampon bölge gibi inşa etme çabasıdır.

Değerli milletvekilleri, eğitim yönetimi elbette bir uzmanlık işi ama galiba bizim eğitimimizin model, sistem gibi birtakım tartışmalardan önce değerler eğitimiyle ilgili ciddi bir handikabı var. Ortada bir eser var. Eğer bugün Türkiye’de kitap okuma sayısı gittikçe düşüyor, hatta kitap baskı rakamları 500’lere inmişse galiba yetiştirdiğimiz insan tipini yeniden sorgulamamız gerekiyor.

“İki millet, tek devlet” diye tarif ettiğimiz Azerbaycan nüfusu Türkiye’nin neredeyse beşte 1’i ama gazete tirajlarına baktığınızda Türkiye’deki toplam tirajın daha üstünde hem kitap baskısı hem gazete tirajı var. Şimdi, Demirperde’den çıkmış Doğu Bloku’ndaki bir ülkeden söz ediyoruz, ekonomik durumu bizimkinden çok gerilerde ama okuma oranı çok daha yüksek. Tabii ki sadece okuma oranı üzerinden bir değerler eğitimi tartışması yapmak doğru değil ama sonuç itibarıyla, eğer bugün gençlerimiz dayanışmayı, paylaşmayı değil, daha çok hırsı, şiddeti, kazanmayı, bireysel rekabeti esas alan bir yaklaşımla hayata bakıyorlarsa galiba buradan medyaya, rol model siyasetçilere ve her şeyden önce de eğitim sistemimize ciddi bir pay düşüyor. Eğer gençlerimize gerçekten “iyi insan”, “iyi yurttaş” diye tırnak içerisinde ifade ettiğimiz profil, evrensel değerlerle barışık ve aynı zamanda Türkiye toplumunun sorunlarını önemseyen, toplumla ilgili kaygıları hayat felsefesinde bir yere oturtan, sadece kolay zengin olma, hızlı yükselme gibi hırslar üzerine kurulu bir hayat biçimi değil, toplumun sorunlarına çare üretmeyi bir sorumluluk olarak gören bir yaklaşımı öğretemiyorsak o zaman millî eğitimin varlık sebebi ortadan kalkmıştır. Evet, çok okul yapabilirsiniz, çok bina yapabilirsiniz, çok köprü yapabilirsiniz, çok baraj yapabilirsiniz ama değerler eğitimini gerçekten arkasında durabileceğiniz şekilde sunmak, öğretmek yani davranış değişikliği doğuracak biçimde gerçekten gençlerin zihin dünyasına, gönül dünyasına bunu sunabilmek bu kadar kolay değildir. Onun için böyle yeni kurumlar oluşturmak, yeni formülleri denemek yerine galiba önce millî eğitimin amacıyla ortaya çıkan eser arasındaki çelişkiyle yüzleşmek ve buradan işin esasından daha radikal, daha köklü değişiklikler yapmayı masaya yatırmak zorundayız.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylamaya sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın Karabıyık, Sayın Tarhan, Sayın Gürer, Sayın Tüm, Sayın Kayışoğlu, Sayın Usluer, Sayın Arslan, Sayın Özdemir, Sayın Balbay, Sayın Yeşil, Sayın Kayan, Sayın İrgil, Sayın Aydın, Sayın Hürriyet, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Tanal, Sayın Öz, Sayın Topal, Sayın Adıgüzel.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (2)’nci, (4)’üncü ve (6)’ncı fıkrasının aşağıda belirtilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

(2) Mütevelli Heyeti Maarif Vakfının karar organı olup oniki üyeden oluşur. Bunlardan biri Cumhurbaşkanı ve biri Bakanlar Kurulu tarafından atanan iki daimi üye ile beşi Millî Eğitim Bakanlığı temsilcisi olmak üzere Dışişleri ve Maliye Bakanlıkları ile Yükseköğretim Kurulu temsilcilerinden, üçü eğitim sendikaları temsilcilerinden, biri devlet sanatçısı veya Nobel ödülü almış bir bilim adamından teşekkül eder.

(4) Mütevelli Heyeti daimi üyeleri, daimi üyeler arasından üç yıllığına bir başkan seçerler.

(6) Denetim Kurulu, Mütevelli Heyeti adına Maarif Vakfının faaliyet ve hesaplarını denetler. Denetim Kurulu, Mütevelli Heyeti tarafından beş yıllığına atanan beş asil ve beş yedek üyeden oluşur. Denetim Kurulunun oluşumunda Millî Eğitim Bakanlığı ve Maliye Bakanlığının temsilcilerine yer verilir. Maarif Vakfı Sayıştay denetimine tabidir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Bugün iki konuşma daha yaptığım için bu konuşmamda özellikle bir hikâye daha anlatmak istiyorum sevgiyi bilenler ile sevgiyi bilmeyenlerin ayırt edilmesine yönelik. Özellikle, idrak ettiğimiz ramazan ayı münasebetiyle hepimizde belki bir öngörü oluşturacaktır. Ramazanda bir grup sevgiyi bilmeyenleri toplamışlar ve demişler ki: “Bu akşam size mükellef bir sofra kuracağız, hepiniz aç gelin lütfen.” Ve sevgiyi bilmeyenleri almışlar, uzun bir masa kurmuşlar, karşılıklı oturtmuşlar bu sevgiyi bilmeyenleri. Çorbalar gelmiş, uzun derviş kaşıkları gelmiş. Sevgiyi bilmeyenler karşılıklı bakmışlar böyle; bir çorbaya bakmışlar, bir de uzun kaşıklara bakmışlar, kaşıkları almışlar çorbaya daldırmışlar, döke saça yiyemeden aç kalkmışlar. İkinci grup olan sevgiyi bilenler bu sefer gelmiş, onlar karşılıklı oturmuşlar uzun masalara, çorbalar gelmiş, kaşıklar gelmiş ve sevgiyi bilenler birbirlerine sevgiyle bakmışlar. Kaşıkları çorbalara daldırmışlar ve birbirlerine uzatmışlar ve her iki tarafta tok kalkmış. Yani, sevgiyi bilmek demek paylaşmak demek; ramazan ayı demek kardeşlik demek, ramazan ayı demek dostluk demek, ramazan ayı demek sevgi demek, ramazan ayı demek saygı demek.

Tekrar ramazan ayının Türk-İslam âlemine hayırlara vesile olmasını temenni ederim. Birlik ve beraberliğimizin de daim olmasını özel olarak da temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanunla neler yapılmak isteniyor, Maarif Vakfıyla neler yapılacak? Ben bununla ilgili kısa bir özet çıkardım, bunu özetlemek istiyorum. Yurt dışında kamuya ait varlıklar Bakanlar Kurulu kararıyla bedelsiz olarak vakfa devredilebilecek yani vakıf aslında yurt dışındaki eğitim kurumlarına bir nevi el koyabilecek.

Vakıf, kendi eğitmenini kendisi yetiştirecek yani bugün Millî Eğitim Bakanlığının görevi olan öğretmen yetiştirme görevi bir vakfa devredilecek.

Vakfın okul açtığı şehirlerde başka bir kamu kurumu okul ve yurt açamayacak. Yani, aslında Millî Eğitim Bakanının görevinde olan yetkiler bu vakfa devredilerek okul açılacak, yurtlar açılacak.

Yurt dışında diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait tüm eğitim birimleri kapatılabilecek. Yani burada görev yapan insanlar bu kararı verebilecek, okul kapatabilecekler.

Kuruluş için harcanacak 1 milyon lira Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden hemen vakfa aktarılacak.

Yönetim, iktidarın atadığı kişilerden oluşacak. Görevlilerin ücreti de mütevelli heyeti tarafından belirlenecektir.

Dikkat çekmek isterim ki bu model Millî Eğitim Bakanlığının alternatif bir modelidir. Millî Eğitim Bakanlığına alternatif bir model neden oluşturulmak istenmektedir? Bu, açıklanmaya muhtaç ve tehlikeli bir durumdur.

Başkent Öğretmenevinde yapılan toplantıda il millî eğitim müdürlerine hitap eden Millî Eğitim Bakanı Sayın Yılmaz, yani şahsınız şu ifadeyi kullandınız, bire bir tekrar ediyorum: “Her ne sorun varsa çözüm eğitimdedir; cehalet varsa çözüm eğitimde, yoksulluk varsa, terör varsa çözüm eğitimdedir. Irkçılık da cehaletten kaynaklanıyor, kavga da cehaletten kaynaklanıyor. Ama cehaleti gidermenin yolu eğitimdir, yoksulluğu da gidermenin yolu eğitimdir.” dediniz. Eğitimle ilgili yapmış olduğunuz bu açıklamanın bu kez uygulamaya yansımasını temenni ederim ancak buradan anlıyorum ki siz de mevcut eğitim sisteminde yapılması gereken çok şeyin olduğunun farkındasınız.

Bir önceki Millî Eğitim Bakanının görevi sırasında Danıştay 16. Daire 2015/17164 sayılı Kararı’yla Mesleki ve Teknik Eğitim Sendikasının açtığı davada 1.709 şube müdürü ataması işleminin yürütmesini durdurmuştu. Bir önceki dönem Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı, sadece Danıştay tarafından atamalara dayanarak hükümlerin iptal edildiğini, atamaların iptalinin gerekmediğini söylemiştir yani hukuka aykırı davranmıştır. Dün ve bugün burada milletvekili arkadaşlarımızın bu husustaki sorularına hukuka uygun davranacağınızı söylediğiniz için özel olarak da teşekkür etmek istiyorum. Bizleri dinleyenlere de bu konuda hukukun uygulanacağının taahhüdünün Sayın Millî Eğitim Bakanı tarafından verildiğini tekrar duyurmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin başlığında ve metninde yer alan “Maarif Vakfı” ibarelerinin “Türkiye Maarif Vakfı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İlknur İnceöz (Aksaray) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Katılıyoruz Başkanım.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurulan vakıf yurt dışında faaliyet göstereceğinden isminde “Türkiye” ibaresinin bulunması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

Mali haklar

MADDE 4- (1) Maarif Vakfının bu Kanunda sayılan organlarına ve Maarif Vakfı resmî senedi ile oluşturulacak yeni birimlerine ödenecek ücretler, harcırahlar ve yolluklar ile diğer özlük hakları Mütevelli Heyeti tarafından belirlenir.

(2) Maarif Vakfının organlarında görev alan kişiler 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun 13 üncü maddesi kapsamındaki Türkiye Cumhuriyeti dış temsilcilikleri nezdinde memur edilen müşavirlere tanınan haklardan faydalanırlar.

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP döneminde Türk Millî Eğitim sistemi sorunlarından kurtularak atılım yapılamamış, çağdaş ülkeler seviyesinde bir insan yetiştirme düzeni maalesef oluşturulamamıştır; niceliksel ve özellikle de niteliksel olarak dikkate değer bir gelişme kaydedilememiştir. Eğitimin bütün kademeleri itibarıyla yeterli okullaşma sağlanamamış, fiziki altyapı ve insan kaynağı ihtiyacı giderilememiş, finansman kaynakları artırılamamıştır. Sorun çözmek şöyle dursun, sorun çözme iddiasıyla atılan her adım yeni sorunların oluşmasına sebep olmuştur. Okul öncesi eğitimden yükseköğretime kadar milyonlarca öğrenciyi ve aileyi ilgilendiren eğitim konusunda kayda değer bir proje uygulamaya koyamayan Hükûmet hep günü kurtarmaya dönük çalışmalardan medet ummuştur. Avrupa Birliğine uyum adı altında millî içerikten yoksun bir müfredat uygulamaya konulmuştur. Türk milletinin hassasiyetlerini temsil eden konulara başka gözlüklerle bakılmış, eğitimde millîliği temin edecek politika ve müfredat belirlemede yetersiz kalınmıştır. Başta bölücülüğe hizmet eden çevrelerin önerisiyle Andımız ilköğretim okullarından kaldırılmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle Hükûmeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine ben buradan sormak istiyorum: Andımız’ın neresi sizleri rahatsız etmiştir? “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan bir andın ve her sabah çocukların bu sözlerle, bu hedeflerle başladığı eğitim hayatı nasıl sizi rahatsız edebildi, neresi sizi rahatsız edebildi? “Türk’üm” sözü mü rahatsız etti? “doğruyum” sözü mü rahatsız etti? “çalışkanım” sözü mü rahatsız etti? “İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.” diyen çocukların söylediği bu cümleden hangi sözler, hangi ifadeler sizleri rahatsız etti? Küçüklerini korumak, büyüklerini saymak bizim sadece millî değil, dinî değerlerimizin de bir göstergesi değil midir? Yurdunu, milletini canından çok seven bir nesil yetiştirmek, yurduna bağlı, milletine bağlı, Türk milletine aidiyet duyan, milletiyle gurur duyan bir gençlik yetiştirmek, bu sözlerle güne başlayan bir nesil yetiştirmek sizi nasıl rahatsız etti anlayamadık. “Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir.” diyen bir antta “yükselmek” mi rahatsız etti “ileri gitmek” mi rahatsız etti?

“Ey Büyük Atatürk, açtığın yolda, gösterdiğin hedefte durmadan yürüyeceğime ant içerim.” sözünde “Atatürk” mü sizi rahatsız etti; yoksa Atatürk’ün gösterdiği hedef mi rahatsız etti? Atatürk’ün açtığı yol neydi? Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bağımsızlığını kazanmış bir millete “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir; bu hedefle yürüyün.” diyen bir liderin gösterdiği hedef mi rahatsız etti; yoksa “Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” sözü mü rahatsız etti? Zaman zaman milliyetçilik duygularına sığınıyor, milliyetçi söylevlerde bulunuyorsunuz ve ara ara da milliyetçiliği ayaklar altına alıyorsunuz. Acaba bu cümleden mi rahatsız oldunuz; yoksa en son bitiş şekliyle “Ne mutlu Türküm diyene.” demek mi sizleri rahatsız etti? Andımız neden kaldırıldı?

Andımız, döneminin AKP Düzce Milletvekili tarafından şöyle değerlendirilmiş: “Andımız beyinlerden kazınmalı, çok ağır ideolojik mesajlar içeriyor.” demişti. Gerçekten hâlâ öyle mi düşünüyorsunuz? Andımız’ın yazarı Aydın ilinin ilk milletvekili Doktor Reşit Galip’tir; kendisini saygıyla ve rahmetle anıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

“Çözüm” denilen yıkım sürecinde kaleme alınan 18’inci Millî Eğitim Şûrası’nda Andımız’ın kaldırılması yönündeki tavsiyeye, karar metninde yer alan hususlara AKP acaba bugün de iştirak etmekte midir bunu da merak etmekteyim.

AKP döneminde etkin bir insan gücü planlaması maalesef olmamıştır; eğitim programları buna göre şekillendirilmemiş, istihdam duyarlılığı yüksek olan bir eğitim sistemi oluşturulamamıştır. Bu durum üniversite mezunu on binlerce gencin işsiz kalmasına sebep olmuştur. Hükûmet, eğitim alanını âdeta deneme tahtasına çevirmiştir. Bakan değiştikçe eğitim müfredatı değişmiş, sınav sistemleri değişmiştir. 21’inci yüzyılın beklentilerine cevap verecek bir öğretmen modeli ve bir öğretmen yetiştirme sistemi belirlenememiştir ve şimdi de öğretmen yetiştirme görevi bir vakfa verilmeye çalışılmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Aziz Sancar’ı bugün çok andık, ben de anmak istiyorum. Sayın Aziz Sancar Mardin’in Savur’unda 8 çocuklu bir ailede yetişmiş, bu ailenin bir çocuğu olarak, bir ferdi olarak hayata atılmıştır ve kendisi her fırsatta, kendisini yetiştiren Türkiye Cumhuriyeti'nin öğretmenlerine saygılarını, vefasını sunmaktadır. Yine, “Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde yetişerek ben bu ödülü alma hakkına ve şansına eriştim.” diyerek Nobel madalyasını da Anıtkabir’e büyük bir sevgiyle, saygıyla bırakmıştır.

Değerli milletvekilleri, benim kızım Anadolu öğretmen liselerinin yetiştirdiği son öğrencilerden biri. Aldığı eğitimle onur duyuyorum, öyle bir okulun öğrencisi olması nedeniyle gurur duyuyorum. Dedesi, benim rahmetli kayınpederim Sayın Arif Depboylu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yetiştirdiği öğretmenlerdendir. Kendisi sadece öğrenci yetiştirmemiş, öğrencilerini yetiştirdiği okulları elleriyle yapmıştır ve hatta kendi okuduğu okulu da kendi elleriyle, arkadaşlarıyla birlikte yapmıştır. Ben devlet parasız yatılı okulunda okudum. Eşim devlet parasız yatılı okulunda okudu liseyi. Bizi Türkiye Cumhuriyeti'nin öğretmenleri yetiştirdi. Biz hiçbir şekilde özel bir derse ihtiyaç duymadık çünkü bizi yetiştiren, devletin eğittiği, Türkiye Cumhuriyeti'nin eğittiği idealist, güçlü, saygıdeğer öğretmenler vardı ve bizim hiçbir zaman hiçbir vakfa ihtiyacımız olmadı, hiçbir vakfa, hiçbir derneğe sırtımızı yaslama gereği duymadık çünkü bizim arkamızda güçlü Türkiye Cumhuriyeti devleti vardı. Biz okurken güçlü Türkiye Cumhuriyeti devleti hiçbir öğrenciyi yolda bırakmayan ve öğrencilerine bizzat kendi destek olan kurumları hayata geçirmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bravo sana.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Peki, şimdi güçlü Türkiye Cumhuriyeti -ben güçlü olduğuna inanıyorum, benim ülkem güçlü, devletim güçlü- neden bu hizmetleri bir vakfa bırakıyor? Neden devlet, parasız yatılı okullarını kapatıyor da, köy okullarını kapatıyor da bu çocukları vakıfların ve denetlenmesi mümkün olmayan -herhâlde olmuyor ki denetlemiyorlar- vakıf evlerinin, yurtlarının eline bırakıyor. Peki, sizlerin içinize siniyor mu? Sizler burada milleti temsil ediyorsunuz, bu milletin çocukları neden devlet okulunda Türk olmaktan gurur duyarak, Türk devletinin yetiştirdiği öğretmenlerden ders alarak, göğsü, bağrı dik, alnı açık, geleceğe umutla bakan öğrenciler olarak yetişmesin? Biz bu şansı elde ettik, peki, siz şimdi bu şansı yok sayıp, yok edip çocuklarımızı vakıfların ellerine mi bırakacaksınız? Türkiye Cumhuriyeti’ni, T.C’yi kaldırmaya çalıştınız, Andımız’ı kaldırdınız; müfredatları değiştirdiniz, millî olmaktan çıkardınız; Yunus Emre’ye sansür koydunuz. Yine, Arif Nihat Asya’yı müfredattan, ders kitaplarından çıkardınız. Millî Eğitim Bakanlığının “millî” ibaresi zannediyorum kendine paralel kurulan Maarif Vakfıyla birlikte tarihe gömülecek gibi görünüyor ve bu beni çok kaygılandırıyor. Ben millî şuurunu hâlâ taşıdığına inandığım yüce Türk milletinin vicdanına bu getirdiğiniz kanunu ve sizin kararlarınızı bırakıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacak.

Buyurunuz Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bu vakfın temel amacı yasa tasarısının gerekçesinde de belirtildiğinden farklı olarak, cemaat okullarıyla rekabet etmek, neoliberal politikalar temelinde şirket gibi çalışan bir eğitim kurumu kurmak ve AK PARTİ iktidarının kendi siyasal İslam algısı üzerinden ve eğitime yaptığı müdahalelerle kendi resmî ideolojisini topluma yedirme ve yayma stratejisinin bir tezahürü olacak yeni bir paralel bakanlık yapılanmasıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün, birçok okul, bütçesi olmadığı için en temel sorunlarını bile çözememekte, kendi kaynaklarını bulmaya zorlanmaktadır. Bu durum devlet okullarında eğitimin parasız olduğu hükmünü pratikte geçersiz kılmaktadır. Devlet okullarının büyük bir kısmı kaynak yetersizliğinden dolayı sağlıklı bir eğitim öğretim hizmeti sunamamakta, bu anlamda potansiyelinin çok gerisinde kalmaktadır. Bu durumun AK PARTİ iktidarının eğitimde uzun bir süredir adım adım inşa ettiği neoliberal politikalarla ilgili olarak kamusal eğitimin niteliksizleştirilmesi, öğrenci ve velilerin özel okullara mecbur bırakılması temelinde bilinçli bir politika olarak hayata geçirildiği görülmektedir. Okullar arasında ciddi nitelik farklılıklarının oluşturulması, eğitimin tamamen sınav merkezli bir yapıya kavuşturulması da bilinçli politikaların bir parçasıdır. AKP iktidarı kamu kaynaklarını ve eğitim bütçesini nitelikli kamusal eğitime harcamak yerine, ideolojik amaçlarla kurduğu bu vakfa aktarmayı planlamaktadır. Kamu bütçesinin ideolojik ve siyasal amaçlara hizmet edecek bir kuruma aktarılması kabul edilebilir bir durum değildir.

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı, 15 farklı ülkede 65 eğitim kurumu bulunmaktadır. Eğer gerçekten eğitime dair bir şey yapmak istiyorsanız kamusal eğitim hizmeti gereği bunların sayısının artırılması, niteliğinin güçlendirilmesi için çalışmamız gerekir. Hükûmet, devlet finansmanı ve desteğine sahip özel şirket gibi faaliyet yürütmesi öngörülen vakıfla yurt dışındaki cemaat okullarıyla mücadeleyi amaçlamaktadır esas olarak. Aslında, cemaate karşı cemaat yöntemiyle bir vakıf kuruluyor.

Eğer vatandaşlarımızın eğitimini bu kadar önemsiyorsanız AİHM’in 27 Kasım 2014’te aldığı kararı niçin uygulamıyorsunuz? Sizlerin de bildiği gibi, Mayıs 2014’te Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde yapılan düzenlemeyle Türkiye'nin uluslararası anlaşmalara uyacağı belirtilmiştir. Bu maddenin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” denilmektedir. Tüm bunlara rağmen, neden hâlâ 2014 Eylül ayında ilk ve ortaöğretim kurumlarında Anayasa gereği zorunlu olarak okutulmakta olan din kültürü ve ahlak bilgisi dersiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin eğitim hakkıyla ilgili maddesi ihlal edildiği için, zaman geçirilmeden bu dersin zorunlu olmaktan çıkarılması kararı uygulanmamaktadır. Hükûmetin temyiz başvurusunu değerlendiren AİHM Büyük Daire davayı gündeme almayı bile gerekli görmedi. Böylece karar kesinleşmiş durumdadır. AİHM kararında zorunlu din dersleri konusunda devletin tarafsız olmadığı, yapıldığı söylenen müfredat değişikliğinin ise yeterli olmadığı belirtilmiştir. Alevi inancı ve öğretisine bağlı ailelerin okula gönderdikleri çocuklarına verilen din eğitimi ile kendi değerlerinin çatışmaya yol açabileceği, sadece Hristiyan ve Musevi öğrencilere tanınan din dersinden muaf olma hakkının bütün öğrencilere verilmesi gerektiği, Türk eğitim sisteminin, ailenin inançları konusunda Avrupa standartlarında bir hassasiyet geliştirmesinin beklendiği de ayrıca bu kararda vurgulanmıştır.

Değerli milletvekilleri, şu anda ilkokul 4’üncü sınıfta, ortaokul 5, 6, 7 ve 8’inci sınıfta haftada ikişer saat, 9, 10, 11’inci ve 12’nci sınıflarda ise haftada 1 saat zorunlu olarak din kültürü ve ahlak bilgisi dersi okutulmaktadır. Öte yandan, ortaokul ve lise ders programları seçmeli dersler içinde yer alan din, ahlak ve değerler grubunda 3 tane seçmeli ders daha var. Bunlar: Kur’an-ı Kerim, Hazreti Muhammed’in hayatı ve temel dinî bilgiler. Bunlar da 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12’nci sınıflarda haftada ikişer saat olarak programda yer almaktadır. Ortaöğretim kurumlarında bir dersin seçmeli olmasının anlamının, aslında okul idaresinin yaptığı tercihlerle öğrencilerin önüne konulan “zorunlu seçmeli dersler” anlamına geldiği düşünülürse, sekiz yıl boyunca her yıl seçilebilecek ikişer saatlik derslerle din eğitiminin zaten verildiğini söylemek mümkündür. Ama hayır, Hükûmet için bu yeterli olmuyor. Olur da bazı öğrenciler aradan sıyrılır, din dersi almamış olurlar korkusuyla “Zorunlu olsun, herkes bu dersi alsın.” yaklaşımıyla hareket ediliyor. “İnançlı nesiller yetiştirmek” temel hedefinden beslenen bu yaklaşım, matematik, fizik, kimya dersleri gibi bu dersin de -insanın inanmasının- herkese zorunlu olmasını istiyor, dayatıyor. Ayrıca bununla da kalınmıyor; seçmeli görünen birçok ders üzerinden öğrencilere ve ailelerine din dersleri seçmeleri zorunlu hâle getirilmiş durumdadır.

Sayın Bakan Komisyonda yapmış olduğu konuşmada bu vakfı kurma gerekçesini açıklarken şu ifadeyi kullanmıştır: “Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim ihtiyacını gidermek, onların anavatanlarıyla olan bağlarını sağlamlaştırmak ve ülkemizin eğitim alanında sahip olduğu birikimi insanlığın hizmetine sunmak amacıyla gayesi sadece eğitim olan ve sahibi millet olan eğitim kurumlarını dünyanın her köşesine taşımak amacıyla bir vakıf kuruyoruz.”

Biz de şimdi buradan Sayın Bakana, Kabine üyelerine sormak istiyoruz. Yurt içinde yani ana vatanda yaşayan halkların kültürlerini, dillerini, inançlarını görmezden gelen mevcut eğitim sistemini değiştirmeden yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza mı aidiyet duygusunu götüreceksiniz? Yurt içinde cumhuriyet tarihi boyunca birçok açıdan tekçi olan eğitim sisteminin sorunlarını halletmeden mi yurt dışında yaşayan vatandaşlara eğitim götüreceksiniz? Sadece AK PARTİ dönemlerinde yani on dört yıl içinde beş eğitim bakanı değiştiren hükûmetiniz hangi birikimi yurt dışına götürecektir? Bu soruları böylelikle çoğaltabiliriz değerli milletvekilleri. Ana dilde eğitimle ilgili seçmeli ama seçilemez ders getirmek dışında hiçbir şey yapmayan AK PARTİ hükûmetlerinin bugün eğitim adına yapabileceği hiçbir reform da yoktur.

Süremin kısıtlı olmasından kaynaklı, burada keserek bizim parti olarak benimsediğimiz eğitim anlayışımızdan da küçük kesitler vermek istiyorum. Partimiz bu toprakların kadim halklarının dillerini yok sayan ve bu dilleri eğitim yoluyla asimilasyona tabi tutan tekçi eğitim anlayışını reddeder. Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Süryanice, Hemşince, Gürcüce gibi bu toprakların tarihsel zenginliği olan bütün dillerin korunup geliştirilmesini, güvence altına alınması gerektiğini savunuyoruz. İnançları şekillendirmek üzerinden eğitime yapılan ideolojik müdahaleleri reddediyoruz. Eğitim politika ve uygulamalarında çocuğun yüksek yararını gözetmek yerine sermayenin ve iktidarların yararını gözeten ve böylelikle eşitsizliklere neden olan politika ve uygulamaları reddediyoruz. Eğitim politikalarının ve uygulamalarının tamamının çocuğun yüksek yararı ve eşitlik ilkesi temel alınarak belirlenmesini savunuyoruz. Eğitimde sınıf, cinsiyet, cinsel yönelim, renk, dil, etnisite, din, inanç gibi farkları görmezden gelen tekçi ve antidemokratik eğitim politikalarını reddediyoruz. Eğitim müfredatı, ders kitapları ve diğer materyalleri tekçi, cinsiyetçi, merkezci, militarist, milliyetçi ve şoven içerikten arındırmayı savunuyoruz. Eğitimde sermayeyi önceleyen, eğitimi ticarileştiren, piyasaya açan ve özelleştirmeye ağırlık veren neoliberal eğitim politikalarını reddediyoruz. Eğitimdeki merkezî ve bürokratik yapının yok edilmesini istiyoruz. Eğitimin merkezden yerele değil, yerelden merkeze doğru örgütlenmesini de esas alıyoruz. Öğrenciyi okula sıkıştıran, doğa ve toplumdan koparan eğitim anlayışını reddediyoruz. Sadece okul ve sınıflarla sınırlı olmayacak, toplum ve doğayla iç içe eğitim uygulamalarına ağırlık verilmesini savunuyoruz.

Bu listeyi daha çok uzatmak mümkün ama şunu ifade ederek bitirmek istiyorum: Paralelle mücadele bahanesiyle kurulmak istenen başka bir paralel vakfa muhalefet edeceğimizi de burada belirtmek istiyorum.

Ayrıca, Sayın Bakana da bir şey ifade etmek istiyorum: En çok Alevi’nin yaşadığı bir il olan Sivas’tan bir milletvekili olarak ve aynı zamanda Millî Eğitim Bakanı olarak Alevilere zorunlu din derslerini kaldırmak sanıyorum Sayın Bakana kalmış olacak. Bu da aslında Sayın Bakan için son derece önemlidir. Uluslararası mahkemenin verdiği bir kararı yerine getirmek ve Alevi inancı ve öğretisine dayatılan bu zorunlu din dersinin, tabii, sadece, Alevi inancı ve öğretisine değil, diğer inançlara da dayatılan bu dersin kaldırılmasının yararlı olacağını düşünüyorum.

Hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Bülent Yener Bektaşoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Bektaşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Epeyce alkış aldınız Sayın Bektaşoğlu.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım, sevgili çalışanlar -sizler de bizim için önemlisiniz- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ramazan ayının yüce Meclisimize hoşgörü, samimiyet ve anlayış getirmesini gönülden arzu ediyorum ama millî eğitim gibi çok önemli bir konuda -tabii ramazanın rehaveti, orucun rehaveti, akabinde yemek ve teravih namazı biraz yorgunluk getirdi herhâlde- bizi dinleyen sayısı da çok azdır diye düşünüyorum. Değil mi Sayın Bakanım?

Evet, bugün önemli bir konu, millî eğitimle ilgili, Millî Eğitim Vakfıyla ilgili.

Sayın Bakanım, söyleyeceğim şeyler biraz hakikati yansıtıyor. Onun için, sizi üzecek cümlelerimiz varsa şimdiden özür diyorum, affınıza sığınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Her ülkenin millî bir eğitim politikası var ama bizde her bakanın gelirken getirdiği giderken de götürdüğü millî eğitim politikamız var. Ne kadar bakan varsa o kadar da millî eğitim politikamız var. Sayın Bakanımız da çok saygın, güzel bir insan olmasına rağmen, kendisi de kendine özgü bir millî eğitim politikasıyla geldi diye düşünüyorum.

AKP iktidarı, bu politikalarla temellerini Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı Türk millî eğitim sisteminden ülkeyi hızla uzaklaştırmak için adımlar atmaktadır. Dindar ve kindar, muhafazakâr nesiller yetiştirme amaçlı bu adımlar ülke geleceğimiz açısından maalesef son derece sakıncalıdır. Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı bunun en yakın örneği olabilecek niteliktekilerin birisidir. İktidar, bu tür tasarılarla sadece ülkemizin eğitim sistemiyle değil, ülkemizin geleceğiyle de oynamaktadır. Laik, bilimsel, çağdaş eğitim hiçbir dönemde bu kadar saldırıya uğramamıştır. Bu dönemde sivil toplum örgütleri adı altında dinsel söylem ve eylemleriyle vücut bulmuş bazı vakıf ve dernekler Millî Eğitim Bakanlığının politikasını belirler hâle gelmiştir ki, bu çok önemlidir.

Eğitim planlaması, TÜRGEV adlı vakıfla, İlim Yayma Cemiyeti, Önder, Zehra Vakfı, Ensar ve Birlik vakıflarının güdümüne ve yönlendirmelerine bırakılmıştır, vakıfların denetimine terk edilmiştir. Amacı siyasal iktidarın ideolojisine uygun bir nesil yetiştirmek olan bu vakıflar okul yatırımlarından yönetici atamalarına, okullardaki eğitim, öğretim faaliyetlerinden gezilere varıncaya kadar eğitimin bütün kademelerinde egemen olmuşlardır, Millî Eğitim Bakanlığına alternatif kurumlar hâline gelmişlerdir. Millî Eğitim Bakanlığı tamamen devre dışı kalmış, yönetme erkini kaybetmiş, iradesini ve gücünü yandaş vakıf ve cemaatlere teslim etmiştir.

Sayın milletvekilleri, eğitimde çözüm bekleyen onlarca sorun varken devlet eliyle Maarif Vakfı adında bir eğitim vakfı kurulacak olması mevcut tablo göz önüne alındığında daha düşündürücü ve de ürkütücüdür. Millî eğitim sistemimizde, iktidarın yanlış uygulamalarını detaylı şekilde sizlere açıklamam olanaksızdır –bu kısa süre içinde millî eğitimin bütün olaylarından bahsetmemiz mümkün değil- ancak yüce Meclisin Maarif Vakfı kurulması yerine önceliği şu sorunlara vermesinin daha da düşündürücü olması gerekir diye düşünüyorum: 4+4+4 uygulamasıyla okullaşma oranı maalesef ülkemizde düşmüştür, bu düşüşte kız öğrencilerimiz daha fazladır istatistiklere göre. Ortaöğretimden açık liseye yönelme artmaktadır. Lise öğrencilerimizin yüzde 32’si açık liseye kayıtlıdır Sayın Bakanım. Okul öncesi eğitime yeterli önem verilmemektedir. OECD, raporlarında ülkemizin okul öncesi eğitim konusunda bizi uyarmıştır. “Çağ açıp çağ kapatacağız.” diye sunulan FATİH Projesi maalesef çökmüştür. FATİH Projesi, yandaşlara kaynak aktarma amacına dönüştürülmüştür. Eğitim çalışanları, eli öpülesi öğretmenlerimiz ekonomik sıkıntılar içindedir ve maalesef bunun göz ardı edilmemesi gerekir. Her kurumda -yandaş sendikaya üye müdür veya idareci olarak- mevzuatlarla sürekli olarak oynuyorsunuz. Bu konuda yargı kararlarını dahi uygulamıyorsunuz, tıpkı yargı kararlarına rağmen görevine iade etmediğiniz okul müdürleri gibi. Sayın Bakanımız bu konuda bize söz vermişti. İnşallah, mahkeme kararıyla alınan müdürlerimizin göreve atanacağını söylemiştiniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğru.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) - Ben de bugün 4 bin tane müdürü aradım, müjde verdim kendilerine, teker teker aradım. (CHP sıralarından alkışlar)

Danışman öğretmen uygulamalarımızda dahi yandaş sendikayı kayırdığınız bir gerçektir. O sendikaya üye olmayanların herhangi bir göreve gelme şansı maalesef hiç yoktur, bu da adaletli bir uygulama değildir. Amacınız Türkiye'de eğitimin kalitesini yükseltmek değil, eğitim içerikli vakıflar üzerinden havuz yaratmaktır. TÜRGEV örneği bu durumun ispatıdır. Her ihaleye al bağışı sisteminin merkezinde TÜRGEV durmaktadır. Bu TÜRGEV sevdanızın da ne olduğunu, maalesef, pek anlamış değiliz.

TÜRGEV yurtlarında açılacak kurslarda görevlendirilecek öğretmenlerin ücretlerinin Millî Eğitim Bakanlığınca ödenmesine dair üç yıl süreli 6 Kasım Protokolü yandaşları kayırmanın somut bir örneğidir, soru işareti. Biz “TÜRGEV’e yapılan ayrıcalıklar neden başka vakıflara da tanınmamıştır?” diye sorarken Maarif Vakfı düzenlenmesi sorumuza da yanıt bulmakta zorluk çekiyoruz.

Sayın milletvekilleri, devlet okulları ödenek bulamaz iken özel eğitim kurumlarının ödemeleri tıkır tıkır yapılmaktadır. Devlet okulları velilerden bağış toplayarak ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken bu izaha muhtaç, ciddi bir konudur ki bu konuda okullarımızın çoğundan sitem gelmektedir. “Velilerden toplanan parayla okulun temizlik işleri, vesaire giderilmektedir.” diye bize birtakım şikâyetler gelmektedir efendim.

Kalabalık sınıflar sorunu bugüne kadar, maalesef, çözülmemiştir. Hâlâ kalabalık sınıflarımız mevcuttur. Eğitimde ikili sistem pek çok okulumuzda devam etmektedir, bu da bir gerçektir. “Ülke genelinde ikili öğretim veren okul sayısı 10 binin üzerindedir” mi acaba?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Daha az.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) - Sayıları 300 bine ulaşan atanamayan öğretmenlerin psikolojik, sosyal ve ekonomik durumu içler acısıdır ancak seslerini duyan hiç kimse yoktur.

Sesim geliyor mu Necip Bey?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Duyuyoruz biz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) - Türkiye’de öğretmen açığı, derslik açığı var. Öğretmenler işsiz, bunu anlamak da mümkün değil. Tüm bu sorunlar ortada iken, hiç gereği ve anlamı yok iken millî eğitime hiçbir katkısı olmayacak bu tasarıyı neden getirmektesiniz, onu da anlayabilmiş değiliz. ABD’nin Yeşil Kuşak Projesi’ndeki Fethullah Gülen eğitim modelini yasallaştırmak mı istiyorsunuz? Bu da bizim için bir soru işareti.

Bu tasarının birinci amacı, az önce söyledim ya, laik eğitim düzenini yıkmak; ikincisi de kadrolaşmak, yandaş eğitimcilere kadro yaratmaktır. Bakın, üzerinde söz aldığım 4 maddede bu açıkça görülmektedir. Tasarıyla vakfın birimlerinde görev alacak ücret, harcırah ve yollukların tutarlarının mütevelli heyeti tarafından belirlenmesi, vakfın organlarında görev alan kişilere diplomatik pasaport verilmesi öngörülüyor.

Bu şöyle bir şey: Yani, bu vakfın zaten üye seçiminde çok büyük bir sıkıntı var. 12 üyenin asili 7 üye Cumhurbaşkanı ve bakanlar tarafından seçiliyor. Bunların maaşı da yönetim kurullarınca tespit ediliyor. Yönetim kurulları bu maaşları Fatih Terim’in maaşına göre mi ayarlayacaklar, Cumhurbaşkanının maaşına göre mi ayarlayacaklar, milletvekilinin maaşına göre mi, bu da bilinmiyor, öyle bir açıklık yok.

Yine, bunlara diplomatik pasaport veriliyor. Bu pasaport, herhâlde, ömür boyu verilen pasaport. Yine bunun yanında, burada görev alacak arkadaşlarımıza 72 yaşına kadar… 30 yaşında görev alacak bir üye kırk iki yıl burada yata kalka görev yapacak. Bunu da anlamış değiliz. Oh ne âlâ, ne güzel, diplomatik pasaportlu, dokunulmazlığı alan, astronomik maaşlı, yandaş vakıf eğitimcileri olacak maalesef ülkemizde. Bu da biraz ileride sıkıntı yaratacaktır diye düşünüyorum Sevgili Bakanım.

Madem bu kadar kaynak varsa eğitimin temel ihtiyaçları için neden kullanmıyorsunuz? Ki içeride eğitim noksanlığı vardır. Bizde, Karadeniz’de bir söz vardır “Kendi başını bağlayamayan düğünde gelin başı bağlarmış.” diye. İçeride sıkıntımız varsa önce bunları gidermemiz lazım. Eğitim çok önemli bir kurumdur, çok önemli bir meseledir, millî meseledir.

Biz de Allah’ın kuluyuz, biz de insanız, bizim de dediklerimizi, taleplerimizi, söylemlerimizi dikkate alırsanız buna da seviniriz. (CHP sıralarından alkışlar) Biz de bu ülkenin menfaatine birtakım şeyleri sizinle paylaşmak istiyoruz, hiçbir art niyetimiz yok. Güzel şeyleri söylersek, kabul ederseniz teşekkür ederiz.

Değerli arkadaşlar, Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı, açılacak eğitim kurumlarında görev alacak eğitimcileri yetiştirme görevini de vakfa vermektedir. Hâlbuki, yurt içinde ve yurt dışında görev yapacak eğitimcilerimizi yetiştirme görevi üniversitelere ve Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlara aittir. Türkiye’de öğretmen yetiştirme, üniversitelerimiz ve Millî Eğitim Bakanlığı uhdesindedir. Bunu bir başka kurumla paylaşmak asla ve kata hoş olmayacaktır.

Şimdi, bu tasarıyla Bakanlık ve mevcut atama yönetmeliği baypas ediliyor, Millî Eğitim öğretmenleri yerine vakıf öğretmenleri geliyor. Öyle bir sistem kuruluyor ki tamamen özerk bir eğitim modeli ülkemize getiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu, teşekkür ederim. Bir toparlarsanız son cümleyle…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Toparlayayım elbette. Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim, sağ olun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Efendim, bu çok tehlikeli bir aşamaya gelmiştir. Bu atamayı bekleyen öğretmenler bir an önce okullarıyla ve öğrencileriyle buluşturulsun, bu ayıp bir an önce ortadan kaldırılsın istiyoruz.

İktidar, Bakanlığın bütçesiyle kurduğu vakfa üniversitelerin yetiştirdiği, pedagojik formasyon almış, deneyimli, görgülü, kaliteli eğitimcileri de kabul etmeyeceği bir sistem kuruyor. Atama bekleyen öğretmenlerimize maalesef yazık olacaktır diye düşünüyorum.

Sizleri bu konuda iyi niyetle uyarıyoruz. Malum, bütün arkadaşlarımızın konuştuğu, söylediği, size tavsiye ettiği bu dilek ve temennilerimiz bu millî eğitim camiamızda yer alır diye düşünüyorum. Amacımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Bu konuları size iletmek istiyorum.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bektaşoğlu.

Şahsı adına Konya Milletvekili Sayın Halil Etyemez konuşacak.

Buyurun Sayın Etyemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milletimizin teveccühüyle on dört yıldır iktidarda olan AK PARTİ, yurt içinde ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın beklenti ve taleplerini karşılamak için bütün gücüyle çalışmaktadır.

Değerli milletvekilleri, modern olarak adlandırılan eğitim ve okul, toplumu şekillendirme, fertlerin hayatını dönüştürme, yeni bir ahlak düzeninin inşası hususunda bekleneni sağlayamamıştır. Nüfusumuzun yüzde 65’i 35 yaşın altında olup diğer ülkelerle karşılaştırdığımız zaman genç bir nesle sahibiz. 2040’lı yıllardan sonra nüfusumuzun yaşlanacağı göz önünde bulundurulursa gelecek 2023, 2053’leri çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Gelecek yirmi beş yıl içinde bu nesli kendi medeniyet kodlarımızdan hareketle iyi eğitir ve iyi ödev insanları olarak geleceğe hazırlarsak yarınlarımızın bugünden daha iyi olacağı yönündeki iyimserliğimizi koruyabiliriz. Bu süreçte, temel olarak her bir çocuğumuzu ülkemizin ve milletimizin geleceği açısından bir potansiyel olarak görüp hiçbirisinin sınavlarda elenmediği, sıraya dizilmediği ve onları stratejik bir varlık olarak göreceğimiz bir yapıyı kurmaya çalışıyoruz. Kısaca, kendine ve ülkesine güvenen, medeniyeti yeniden inşa etme yolunda farklı bir nesil yetiştirmek zorundayız. Eğitim dünyamıza ve ahlaki meselelerimize kafa yormuş önemli bir mütefekkirimiz olan Nurettin Topçu “Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi milleti yere serer. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu hâlde millet maarif demektir.” der.

Değerli milletvekilleri, maarif davasının ne kadar önemli olduğu bilinciyle Hükûmet olarak göreve geldiğimiz günden bu yana en çok önemi eğitime verdiğimiz gibi bu alanda yaptığımız her çalışma ve icraat, kendi medeniyetimizin kodlarıyla oluşturulan talim ve terbiyeye doğru atılmış önemli adımlar olmuştur.

On dört yılda eğitim meselemiz üzerine yaptığımız ciddi çalışmalara kısaca değinmek gerekirse öncelikle bütçeden en büyük payı eğitime ayırdık. 4+4+4 sistemiyle 28 Şubat sürecinin, darbe döneminin izlerini sildik. Meslek liselerinin kan kaybetmesine yol açan farklı katsayı adaletsizliğini ortadan kaldırdık. Eğitimin önünde engel olan kılık kıyafet uygulamasını ortadan kaldırdık. Cumhuriyet tarihinin toplam dersliğinin üçte 1’ini yaparak derslik başına düşen öğrenci sayısını artan nüfusa rağmen düşürdük. Eğitimde engelleri kaldırdık. Öğrenci burslarını katlayarak artırdık. Ders kitaplarını ücretsiz veriyoruz ve “Okula gidemeyen kalmayacak.” dedik ve bunun gereğini yerine getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, yurt dışında yaşayan 5,5 milyon vatandaşımızın ve Türk akraba topluluklarının eğitim, kültür, sosyal ve bunun gibi isteklerini karşılamakla ilgili birçok çalışmayı yürütmekteyiz. Dünya tarihinde söz sahibi olmuş, dünya durdukça Allah’ın da izniyle zalimlerin karşısında, mazlumların yanında her daim hakkı ve hukuku gözetmeye devam edecek olan bu aziz milletin bugün 168 ülkede dış temsilciliği bulunmaktadır. Elçiliklerin 15’inde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı 65 okulda 598 öğretmen 10.327 öğrenciye eğitim vermektedir. Yapımı devam eden ve 2016-2017 eğitim öğretim yılında açılacak olan Kırgızistan, Katar, Gürcistan ve Suudi Arabistan’da 4 okulun da hizmete açılmasıyla okul sayımız 69’a yükselecek. Ayrıca, bu okulların yanında, ilgili ülkelerle yapılan iş birliği çerçevesinde Türkçeyi ve Türk kültürünü öğretmek üzere görevlendirilen 1.121 öğretmenimiz ülkemiz dışında görev yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasıyla birlikte hem vatandaşlarımızın nitelikli bir eğitim alabilmeleri mümkün olabilecek hem de okullarımız yurt dışındaki benzer okullarla rekabet edebilecek esnek ve güçlü bir yapıya kavuşacaktır. Maarif Vakfı, ülkemizin küresel görünürlüğüne ve itibarına katkı sağlayacak, kadim medeniyetimizin yaşatılarak geliştirilmesine, dilimizi ve kültürümüzü, öncelikli olarak medeniyet havzamızda yer alan ülkeler başta olmak üzere, dünyanın her coğrafyasına taşıyacak milletin kurumu olarak tarihî bir misyonun yaşatılmasına vesile olacaktır diyorum.

Tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Etyemez.

Şahsı adına diğer konuşmacı, Hatay Milletvekili Sayın Serkan Topal olacak.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP iktidara geldiğinden bu yana ülkelerin gelişmişliğini gösteren hemen hemen bütün endekslerde maalesef alt sıralardayız. AKP, eğitimde her türlü değişikliği yapıyor, bütün itirazlarımıza rağmen öğrencisinden eğitimcisine, velisinden emekçisine koskoca millî eğitimi maalesef yapboz tahtası hâline getirdi. Getirdiği sistemle ülkemiz bilgi ve iletişim teknolojisi endekslerinde maalesef yine de sürekli geriliyor. OECD’nin yaptığı şimdiye kadarki en kapsamlı küresel eğitim araştırmasında Türkiye 76 ülke içerisinde maalesef yine 41’inci sırada. Yetişkinlerin ortaöğretime katılımında da sınıf sonuncusuyuz. Buraya çıkıp kimi milletvekili arkadaşlarımız “Ekonomide iyiyiz, eğitimde iyiyiz.” diyor ama rakamlara baktığımızda maalesef sonuncuyuz.

Evet, açılımı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı olan PISA’yı duymuşsunuzdur. Millî Eğitim Bakanlığı afili bir şekilde İnternet sayfasında buna çok önem veriyor. PISA sonuçlarına göre, Türkiye öğrencileri matematik okuryazarlığı, fen bilimleri okuryazarlığı; 462 puanla Meksika, Şili ve Brezilya’dan sonra maalesef yine sonuncuyuz. Doğru değilse gelip bu kürsüde açıklayabilirsiniz. Bununla övünebilirsiniz sayın AKP milletvekilleri.

Ne olduğu belli olmayan 4+4+4 sistemi getirdiniz, onunla da kalmadınız sınav sistemlerini neredeyse her yıl değiştirdiniz, değiştirmeye çalışıyorsunuz. Sayenizde öğrencilerimiz artık her yıl hangi sınava gireceğini bile şaşırmış durumdalar.

Hatırlıyorsanız, sekiz yıllık kesintisiz eğitim sisteminde öğrencilerin okulda kalma süreleri üç buçuk yıldan altı buçuk yıla çıkmıştı. Ortaokulda yüzde 53 olan okullaşma oranı yüzde 98’e, liselerde ise yüzde 38 olan okullaşma oranı yüzde 67’ye çıkmıştı. Çocuklarımız o zamanlar da okula gidiyordu. Oysa getirdiğiniz ucube sistemle...

Bakın, 1994 yılında 2 milyon 270 bin çocuk işçi sayısı sekiz yıllık kesintisiz eğitimle 2006 yılında 958 bine düşmüştü ancak bugünkü getirdiğiniz sistemle, Sayın Bakanıma soruyorum, acaba bugün kaç öğrenci, kaç çocuk çalışıyor, az sonra umarım cevabını alabilirim.

Bakıyorum bir öğretmene verdiğiniz çiçekle çektirdiğiniz fotoğrafları sosyal medyada servis ediyorsunuz. Bir öğretmene çiçek verirken o servis ettiğiniz fotoğraflara öğretmenlerin, okulun, eğitimin sorunlarını, koca eğitimin sorunlarını o kareye sığdıran ve eğitimin ve öğretmenlerin sorunlarını yok sayan siz AKP milletvekillerinin ağzından ne Sinop’taki evinde av tüfeğiyle intihar eden 35 yaşındaki işsiz kimya öğretmeni Gamze Filiz Aslan’ın hikâyesini ne Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde atanamadığı için bir süre vekil öğretmenlik yapıp bu nedenle intihar eden İngilizce öğretmeni Selma Koşan’ın hikâyesini ne de Aydın’ın Kuyucak ilçesinde sekiz sene atama bekleyip atanamadığı için canına kıyan beden eğitimi öğretmeni Alim Koç’un hikâyesini sizlerin ağzından duymadık. Üstelik, atanamayan öğretmenlerin her 3’ünden 1’inin intihar eğiliminde olduğunu ortaya koyan anketin sonuçlarını da duymadık.

Sayın Bakan, açıkçası bir enkaz devraldınız. Bir önceki Millî Eğitim Bakanımızın iyi niyetini suistimal edenler çok oldu. Sizleri de tanıyoruz, bu iyi niyetinize açıkçası inanmak istiyoruz. Bu sıralardan verdiğiniz cevapları umarım uygulamada da görürüz, bunu da zaman gösterecek.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Sayın milletvekilleri, şimdi on dakikalık soru-cevap bölümüne geldik.

On dakikanın ilk beş dakikasında soruları alacağız, diğer beş dakikasında Sayın Bakana bu soruları cevaplaması için süre vereceğim.

Sayın Tanal’dan başlıyoruz.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, her yıl şubat ayında ve ağustos ayında öğretmen atamaları yapılıyordu ancak bu sene de yine KPSS sınavı yapıldı, bu öğrencilerden epey bir para toplandı. Madem atama yapılmayacaktı 2016 Ağustos ayında, bu KPSS sınavı niçin yapıldı? Bu, devlet için sebepsiz zenginleşme aracı olmadı mı? Bu paraları iade etmeyi düşünüyor musunuz?

Bir başka sorum: Yine, Bakanlığınızca “Atama bekleyen öğretmenlere ağustos ayında atama yapılabilmesi için farklı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var.” denilmiş. Açıklamalarınız, daha doğrusu görebildiğimiz açıklamalar bu şekilde. Peki, bugüne kadar ağustos ayında atama yapıldığı hâlde, bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmadığı hâlde 2016’nın Türkiyesi’nde ağustos ayında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakana soruyorum: 7 Haziran seçimlerinin üzerinden bir yıl geçti. Terör hız kesmeden devam ediyor, şehitlerimiz de hiç eksik olmuyor. Ülkemizin bütünlüğünü korumak için ölen şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Geçen bu 365 günde 549 asker ve polisimizi, 453 sivil olmakla birlikte 1.002 vatandaşımızı kaybettik. Bu gelişmeler çerçevesinde terör ne zaman bitecek? “Tek başımıza iktidar olursak terör bitecek.” dediniz, bu vaadi verdiniz. Bir yılda tam 11 defa büyük şehirlerimizde bombalar patladı, hesap verme makamında olanların hiçbirisi makamını da terk etmedi. İçişleri Bakanı hâlâ bunu önleyebilmiş değildir. Onun için, İçişleri Bakanı istifa etmeyi düşünüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Sayın Bakanım, trafik kazalarında her yıl ülkemizde –üzülerek- binlerce kişi hayatını kaybetmekte, on binlerce kişi yaralanmakta. Bunların nedenleri incelendiğinde en büyük pay, insan hatası yüzde 98. Çözüm olarak da kalıcı bilinç ve iyi eğitim çok önemli, anlamlı. Bu düşünceden hareketle, ilköğretimde, ortaöğretimde, üniversitede trafik derslerinin zorunlu hâle getirilmesi, sayısının artırılması ve üniversitelerde trafik öğretmenliği açılması, trafik mühendisliğinin kurulması yönünde, bu manada Bakanlığınızın bir girişimi olur mu? Bu düşüncelerimi destekler misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ilıcalı.

Sayın Yeşil…

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Sayın Bakan, Bakanlığınızın bünyesinde yeni bir vakıf kuruyorsunuz. Yetkileri ve olanakları paylaşıyorsunuz, tüm olanakları bu vakfa veriyorsunuz. Hâlbuki, Ankara’nın kenar semtlerinde olduğu gibi Türkiye'nin birçok ilinde çifte eğitim veriliyor, atanmayan öğretmenler atama bekliyor, yerinden edilen müdürler yargı kararları uygulansın istiyor. Siz, vakfa harcayacağınız enerjiyi okullarda tekli eğitime geçişe harcasanız daha iyi olmaz mı?

Eğitimde kalite ve seviyeyi daha çok yukarı çekmek için çalışma yapılması daha doğru değil mi?

Atanmayan öğretmene mutlu bir haber vermeniz çok mu zor oluyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, mevsimlik işçiler mayıs ayında, okullar kapanmadan Niğde iline gelmekte ve hasat süreleri sona erinceye kadar çadırlarda yaşamaktadır, ekim ayı gibi dönüş yapmaktadırlar. Aileleriyle bölgeye gelen çocuklar çadırlarda çağ dışı koşullarda yaşamakta, su, tuvalet olanakları sınırlı, toz toprak içinde, teknolojiden uzaktırlar. Genelde, tarlada çalışamayan, eğitim yaşındaki bu çocuklara bölgede kullanılmayan köy okullarında mevsimlik çalışma dönemlerinde hızlandırılmış eğitim verilmesi olası değil midir? En azından, aile tarlada, bahçede çalışırken sağlıksız, elektriksiz çadır yerine okulda eğitim görmeleri, daha düzenli bir ortamda yaşamaları sağlanamaz mı? Yaz dönemi için, bu bağlamda, atanamayan öğretmenlere de kadro açılması sağlanarak bu yolda, bu amaçla verimli olarak değerlendirilmeleri olası değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

Son soruyu alalım.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, ilk taslağı 2011 yılında tamamlanan Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi bugün hâlâ yayımlanmamış ve öğretmen yeterlilikleri ile okul temelli mesleki eğitim modeli hayata geçirilememiştir. Ancak, aradan yaklaşık beş yıl geçmesine, sivil toplum ve diğer bakanlıkların ilgili birimlerinden çeşitli geri bildirimler alınmasına rağmen, taslağın yeniden düzenlenmesine karşın belgenin yayımlanmamış olması eğitimin niteliği açısından çok büyük bir eksikliktir. 2011 yılında hazırlanan ve aradan yaklaşık beş yıl geçen ve eğitimcilerin merakla beklediği Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi’nin bugüne kadar açıklanmamış olmasının nedeni nedir? Bakanlığınız döneminde bu strateji belgesinin açıklanmasına öncelik verilecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Bakanım, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Özdemir’in sorusu… Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi henüz yayınlanmadı. 2011’de hazırlandı, arkadaşlar hazırladılar ve bana verdiler. Dolayısıyla, üzerinde bir çalışıyorum, en kısa zamanda bunu yayınlayacağız ama şu anda arkadaşlar hazırladılar, bana verdiler, bir gözden geçirdikten sonra, inşallah, tamamsa en kısa zamanda yayınlarız yani bir ay içerisinde yayınlayacağımızı düşünüyorum.

Bir başka, Niğde’yle ilgili sordu sayın vekilimiz: “Köy okullarında eğitim verilebilir mi? Okul eğitimini almayanlara, babaları çalışırken evlatlarına eğitim verilebilir mi?” diye. Arkadaşlarla bir bakalım ama genelde bunların okul bittikten sonra evlatlarının geldiğini düşünüyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Mayısta gelip ekimde gidiyorlar Sayın Bakanım. Yani iki ay oradan kayıpları var, iki ay oradan. Bunlar mevsimlik işçi. Güneydoğudan geliyor, tarlada, bağda, bahçede çalışıp sonra dönüş yapıyorlar. Altı ay boş, eğitimsiz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Buna bir bakalım. Yani biz istiyoruz ki öğrencilerimize kesinlikle daha iyi bir eğitim verelim. Bakın, bu terörden dolayı mağdur olan evlatlarımız, öğrencilerimiz vardı, bir telafi eğitimi verdik. Eğer bundan dolayı da eğitimden mahrum kalanlar var ise bir bakacağız. Arkadaşlar “Bununla ilgili bir mevzuat düzenlemesi yaptık.” dedi. Eğer o mevzuat düzenlemesi bu kaybedilen eğitim süresini veya açığını kapatmazsa sizin söylediğiniz de değerlendirilebilir diye düşünüyorum.

Bir başka, Sayın Ilıcalı’nın söylediği: Trafikte binlerce kaza oluyor, hayatını kaybeden vatandaşlarımız var ve genelde de bu kazaların büyük bir nedeni insan hatasına bağlanıyor. Dolayısıyla, hatayı gidermenin yolunun okulda eğitimle olabileceğini söyledi. Trafik dersleri seçmeli ders.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Öğretmeni yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İşte siz de “Acaba bu zorunlu hâle getirilebilir mi?” Trafik öğretmeni, seçmeli derslere ilişkin öğretmeni yetiştirebilmek için elimizden geleni yapacağız diye söylüyorum.

Bir başka sayın vekilimiz: “Bak, Türkiye’de bu kadar eğitimin problemleri var, atanamayan öğretmenler var, çifte eğitim var. Bunlar var iken kaynaklarını niye vakfa ayırıyorsun?” Yani cümlesi şu: Muhakkak ki Türkiye’de eğitimin problemleri var. Eğitimin problemleri varken yurt dışında 6 milyona yakın vatandaşının evlatları okul istiyorsa dikkate alma, anaokulunda eğitim istiyorsa dikkate alma, ilkokul, ortaokul, lise, hatta üniversite istiyorsa dikkate alma. Biz de diyoruz ki: Doğrudur, Türkiye’de sorunlarımız, problemlerimiz var, aynen ben de katılıyorum. Dolayısıyla da 6 milyon… Bak, Almanya’da yaklaşık 4 milyona yakın vatandaşımız var, birçoklarının evlatları Türkçeyi unutmak durumunda kalmış. Hatta şöyle deniyor: “Çocuklar Türkçeyi konuşamadıklarından, dedeleri, babaanneleri geldiğinde –çünkü onlar Türkçe konuşacaklar, kendileri onlara çok rahat cevap veremeyeceklerinden, rahatsız olacaklarından- odayı değiştiriyorlar çünkü kendilerini o dille ifade edememenin rahatsızlığını hissetmek istemiyorlar. Bu gerçekten bir ihtiyaç ama şunu söylerseniz, “Yurt dışındaki vatandaşlarımızın eğitim ihtiyacı yoktur, biz bunu vermeyeceğiz.” derseniz bu bir tercihtir. O zaman denebilir ki...

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Sayın Bakanım, biz bunu Bakanlık olarak veremiyor muyuz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama somut bu.

Bakın, biz bunların bir okul ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz ve bunun da vakıf aracılığıyla verileceğini düşünüyoruz. Eğer ki yurt içindeki bütün problemleri bitirerek bunlara dönersek hayatta bunlara sıra gelmez. Yine, buradan giderekten şu söylenebilir, onu söyleyen arkadaşlarımız olur -biz biliyorsunuz, millî gelirine oranla dünyada en fazla yardım eden ülkeyiz- o zaman “Ya bak, –bir kardeşim de söyledi, bir sayın vekilimiz de söyledi- evine iftarlık götüremeyen vatandaşlarımız var. Bu vatandaşlarımız varken o hâlde başkasına niye yardım ediyorsunuz?” da denebilir ama devletler böyle çalışmıyor. Devletler olarak her probleme her an bakabilmek lazım. Hem yurt dışına yardım edebilmek lazım hem yurt dışındaki vatandaşın yapabildiğin kadar eğitimine imkânlarını sunmak lazım. Bu da onlardan birisi. Bu bizim tercihimiz. Biz istiyoruz ki böyle olursa... Bu vakıf bir devlet vakfı, bu vakıf bir kamu vakfı. Dolayısıyla da iki kamu vakfının hizmet yaptığı bir yerde bir başka kamu kurumu gelip bir hizmet yapsa bu sefer de “Kaynak israfı olmayacak mı?” denilir yani.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Sayın Bakan, Bakanlıkla niye yapmıyorsunuz, Bakanlıkla?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla da biz bunun daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Sayın Bakanım, Bakanlıkla niye yapmıyorsunuz? Kültür ataşeleri var, Millî Eğitim ataşeleri var, onlarla yapmayıp da niye vakıfla yapıyorsunuz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Millî eğitim ataşesi gönderdiğimiz tek kimse bir okul açabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakikalık bir süre daha veriyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Ya, bir kişiyle... “Tek bir okul ihtiyacı var.” diyorsunuz, “Millî Eğitim ataşeniz yapsın.” diyorsunuz. Öğretmen olması lazım, öğretmenleri yetiştirmeniz lazım, materyalleri göndermeniz lazım, o ülkenin hükûmetleriyle anlaşmaları yapmanız lazım, mevcut okulları varsa buraya almanız lazım. İnanın ki bu kurulduktan sonra bu vakıf hakkındaki olumsuz imajların, algıların hepsinin değişeceğini düşünüyorum.

Yine, bir başka sayın vekilimiz dedi ki: “Ya bakın, yurt dışındaki okulları merkezileştirmek istiyorsunuz.”

Bir başkası ise Millî Eğitim Bakanlığı yetkilerini devrediyor yani “yerelleşiyorsunuz” dedi. Dolayısıyla 2 farklı vekilimizin görüşü var; birisi “merkezîleşiyorsunuz”, birisi “yerelleşiyorsunuz” diyor. Çünkü, yetki devri yerelleşme demektir. Demek ki ne yerelleşme ne merkezîleşme, vatandaşın ihtiyacı neyse onu verme diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin metninde yer alan "Maarif Vakfı" ibarelerinin "Türkiye Maarif Vakfı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        İlknur İnceöz                            Ramazan Can                     Mehmet Demir

            Aksaray                                  Kırıkkale                            Kırıkkale

      Abdullah Öztürk                    Gökcen Özdoğan Enç               Bayram Özçelik

           Kırıkkale                                  Antalya                              Burdur

         Hilmi Bilgin                             Tamer Dağlı                    Hakan Çavuşoğlu

             Sivas                                      Adana                                Bursa

   Mehmet Habip Soluk                      Yılmaz Tezcan                Mücahit Durmuşoğlu

             Sivas                                     Mersin                             Osmaniye

          Ayşe Keşir                             Halil Eldemir                      Necip Kalkan

             Düzce                                     Bilecik                                İzmir

         Fuat Köktaş

            Samsun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıda belirtilen şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Zühal Topcu                           Muharrem Varlı                      Zihni Açba

            Ankara                                     Adana                              Sakarya

         Arzu Erdem                             Kamil Aydın                     Deniz Depboylu

            İstanbul                                   Erzurum                              Aydın

(1) Maarif Vakfının bu Kanunda sayılan organlarına ve Maarif Vakfı resmî senedi ile oluşturulacak yeni birimlerine ödenecek ücretler, harcırahlar ile yolluklar ve diğer özlük hakları mütevelli heyeti tarafından belirlenir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, birlikte okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

        İdris Baluken                           Ayhan Bilgen                       Mizgin Irgat

          Diyarbakır                                   Kars                                 Bitlis

        Lezgin Botan                           Müslüm Doğan

              Van                                       İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Tahsin Tarhan                            Erkan Aydın                       Gaye Usluer

            Kocaeli                                     Bursa                              Eskişehir

     Ömer Fethi Gürer                          Murat Emir                        Ceyhun İrgil

             Niğde                                     Ankara                               Bursa

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI BEŞİR ATALAY (Van) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil konuşacak.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım ve sayın çalışanlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî eğitim camiasıyla ilgili ve millî eğitim politikalarıyla ilgili bir dolu sorun dile getirildi, bunlar yazılıyor, binlercesi söylendi, binlerce cümle kuruldu. Burada Hükûmetin bize karşı, muhalefete karşı olan tutumunu görüyoruz, izliyoruz; bize karşı daha sağır, daha ilgisiz, daha duyarsız bir tavırları var. Bu konuyla ilgili uzmanların binlerce yazılmış yazıları var, raporları var; bunların da çok ciddiye alınmadığını görüyoruz.

Peki, eğitimle ilgili sorunları en iyi kim bilebilir? Yaşayanlar bilir. Kim bu yaşayanlar? Öğrenciler ve veliler, bunlara kulak vermek lazım. Nitekim son bir hafta içinde 370 tane lise ve lise öğrencileri eğitimle ilgili yaşanan sorunları dile getirdiler, isyan ettiler ve artık “Yeter artık.” dediler. Eğer siz bizlere kulak vermiyorsanız, Sayın Bakan ve Bakanlık yetkilileri bizlere kulak vermiyorsanız, bu eğitimi yaşayan, üstünde test edilen, bu sistemleri bizzat yaşayan çocuklarımıza, gençlerimize kulak verin çünkü onlar bunu bire bir yaşayan insanlar. Siyasetten veya birtakım çıkarlardan arınmış olarak bu güvendiğimiz, geleceğimiz denilen gençlerimizin birtakım önerileri var. Sayın Bakandan ve Bakanlık yetkililerinden şunu rica ediyorum: Bu 370 lisenin, liselilerin yayımladığı bildirileri lütfen okuyun çünkü hiçbiri ne hakaret içeriyor ne de siyasi bir söylemleri var. Hepsi kendi okullarında yaşanan bire bir olayları anlatan somut öneriler. Örneğin, Vefa Lisesi diyor ki: “Adıyla bütünleşmiş olan geleneksel etkinliklerimize engel oldular. On dört senedir düzenlediğimiz şenlikleri bir şekilde okul müdürümüz bahane üretti ve iptal etti.

Yine, aynı şekilde eğitim camiasında geçerliliği olmayan kişi ve kuruluşların yanlı düşüncelerini öğrencilere empoze etmek amacıyla okullarımızda konferanslar verdirdiler ve bizlerin buna zorla katılmamızı sağladılar.

Yine, her bireyin hür iradesiyle hareket etmesini desteleyen bu koca çınarın öğrencileri -bu Vefa Lisesini kastediyorlar- okul müdürü tarafından kılık kıyafet konusunda birtakım tehdit ve aşağılamalarla baskı altına alındı.”

Bir dolu örnek var. Örneğin Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesinden aydın, ilerici, çağdaş 4 öğretmenimiz sürüldü, “Çantasında politik dergi bulunduruyor.” bahanesiyle öğrenciler okuldan atıldı, 10 Ekim katliamının anmasına katılması nedeniyle 13 öğrenci okuldan atılmakla tehdit edildi. Bunlarla kalmayıp yurtta, yemekhanede, okul bahçesinde dahi bizleri rahat bırakmayan, hiçbir eğitimci niteliği bulunmayan insanlar idareci olarak atandılar. Ayrıca, öğrencileri birbirine düşman etmeyi marifet belleyen, her fırsatta Hükûmet propagandası yapan yöneticilerimiz var.

Yine aynı şekilde Samsun Sosyal Bilimler Lisesinin bildirisine baktığımızda “Son beş yılda okul müdürümüz ve yurt müdürümüz tarafından amaçlarımızdan koparılmaya ve sorgulamadan itaat eden bir öğrenci topluluğu olarak yetiştirilmeye çalışıldık.” deniliyor.

Yine aynı şekilde “Bu lisede, beş yıl önce büyük bir heyecanla geldiğimiz bu okulda maddi ve manevi çabalarımızla gerçekleştirdiğimiz mezuniyet töreni yapmamıza engel olundu.” deniliyor ve bununla ilgili zorbalıklar yapıldığı iddia ediliyor ve nitekim aynı şekilde bu öğrencilerin taleplerine duyarsız, hain azınlık olarak kendilerinin suçlandığı söyleniyor ve bu okulun öğrencileri, yine bu okulun yöneticilerinin Şehitler Haftası’nda müzikli, oyunlu sıra gecesi düzenlediğini ve yine aynı gün, Şırnak’ta çatışmada 2 şehit verdiğimiz gün aynı şekilde bir eğlence düzenlediklerini, buna karşı kendilerinin hainlikle suçlandıklarını, bu tür rezillikleri görmezden gelemeyeceklerini ifade ediyorlar.

Yine aynı şekilde Eskişehir Seyitgazi Sağlık Meslek Lisesinde hemcinsi olmayan bir arkadaşıyla yan yana görüldüğü için çeşitli hakaretlere uğrayıp ceza alan öğrencilerden bahsediliyor ve zorla mescitlere sokularak namaz kıldırılmak istendiklerinden ve kılmayanların da bu dersten kalmakla tehdit edildiklerinden bahsediliyor.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; bunlar bizim öğrencilerimizin, liseli öğrencilerin kendi yazdıkları ifadeleri. Hiçbir şey görmüyorsanız, bizim sözlerimize itimat etmiyorsanız kendi çocuklarınızın okul arkadaşlarının bu sözlerine kulak verin, bu liseli öğrencilerin feryatlarını duyun. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak liseli öğrencilerimizin feryatlarını duyuyoruz ve liseli öğrencilerimizin sonuna kadar yanındayız ve onların bu haklı mücadelesini de saygıyla kutluyoruz ve yanlarında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrgil.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki bir diğer konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken olacak.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Verdiğimiz önergeye destek isteyeceğiz ama önce Sayın Bakanın yurt dışında yaşayan Türkiyeli yurttaşların çocuklarının Türkçeyi unutmamasının önemine yapmış olduğu atfı bir kez daha bu kürsüde önemsediğimi ifade etmek istiyorum. Evet yani o duyarlılığı göstermeniz doğrudur ancak Sayın Bakan, yurt dışındaki Türk çocuklarının kendi ana diliyle ilgili göstermiş olduğunuz hassasiyeti bu topraklarda yaşayan kadim halkların çocuklarının kendi ana dilleri için de savunmanızı, insanlığın ve samimiyetin bir göstergesi olarak burada ifade etmenizi bekleriz. Doğrusu uzun süredir yani ben…

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) - Özel okul…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Özel okul yetmez, özel okul hakarettir, seçmeli ders yetmez, hakarettir. Siz bir Türk olarak yurt dışında kendi çocuklarınıza sadece seçmeli dil olarak Türkçe dersinin verilmesini asimilasyona karşı kabul edilebilecek bir kriter olarak görür müsünüz? Görmezseniz, o zaman empati kuracaksınız. Buradaki halkların tamamının dillerini bu şekilde kabul etmek, onu anayasal güvence altına almak bu ülkeyi zayıflatacak değil tam tersine güçlendirecek bir unsur olarak ele alınmadığı sürece hiçbir meselemizi çözmemiz mümkün değildir. Yani bakın, şuraya geliyoruz Sayın Bakan, siz, inkâr etseniz de etmeseniz de Kürt’ün ve Kürt’ün dilinin kendisini resmî olarak bir statüyle birlikte herkese kabul ettirdiği bir sürecin içinden geçiyoruz. Yani bugün Türkiye sınırında 900 kilometrelik bir alanda eğer Kürt’ün statüsü ya da dili resmî olarak tanınır bir duruma gelmişse Türkiye niye hâlâ bu inkârda ısrar etsin? Sen bunu inkâr ettiğinde ortadan yok mu olacak? Yani Suruç’un karşısında Kobani var, arada 50 metre var; Nusaybin’in karşısında Kamışlı var, arada 100 metre var. Sen burada “Ana dilini ben inkâr ediyorum, anayasal güvenceye almıyorum, ülkeyi böler olarak görüyorum.” dediğin zaman karşı taraftaki statü kazanmış dili nasıl inkâr edeceksin? Buradaki Kürt, oradaki resmî dil olarak kabul edilen ana dilinde eğitim hakkını kazanmış olan ülkenin durumuna baktığı zaman buradaki durumu sorgulamayacak mı sanıyorsunuz? Bu inkârdan dolayı yanlış üstene yanlış yapıyoruz. Bundan vazgeçilmesi gerekiyor. Dış politikada da iç politikada da bu inkâr siyasetinden vazgeçtiğimiz anda Türkiye Orta Doğu’da sözü dinlenen, belki de bütün bu yangın süreçlerinde öncülük yapabilecek, bir barış modeli sunabilecek bir ülke konumuna gelebilir. Ama bakıyoruz, ısrarla yanlış üstüne yanlış.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – İnkâr siyaseti diye bir şey yok.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, Suriye ve Rojava politikasındaki yanlışlar en son Rusya’yla büyük bir kriz ortaya çıkardı. Şimdi, Rusya’ya o dönem eş başkanımız beraberindeki bir heyetle ziyarete gitti ve bu krizin Türkiye halklarının ve Rus halklarının çıkarına olmadığını ifade etti ama bu sıralardan, bu kürsüden neredeyse vatana ihanetle, hainlikle suçlandı. E, bakın, bugün nereye geldiniz? Rusya’ya, Cumhurbaşkanı Erdoğan, işte, Putin’e mektup yazıyor, Rusya gününü kutluyor; Binali Yıldırım, Sayın Başbakan Medvedev’e mektup yazıyor.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Buna diplomasi denir Beyefendi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yani bırakın Moskova’ya gitmeyi bir mektuba cevap almak için âdeta on takla atar bir pozisyona getiriyorsunuz bu ülkeyi. Buna ne gerek var.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Bırak ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kıskandınız mı?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu yanlışların içerisine girmezseniz bu tarz süreçlerle de karşı karşıya kalmazsanız.

Bakın, bugün uluslararası medyayı takip eden arkadaşlarımız bilir. Neredeyse bütün uluslararası medyada Türkiye ile Esad rejimi arasında Kürtlerin statü elde etmemesi üzerine yeni bir yakınlaşma döneminin başlandığı söyleniyor. Esad… Burada 300 bin insanı katleden sizlerdiniz ama önümüzdeki günlerde, önümüzdeki haftalarda tıpkı İsrail’le nasıl bir yakınlaşmayı burada sorduğumuzda burada oturan Sayın Bakan inkâr etmişti ama şimdi ortaya çıktı ki İsrail’le yeni ilişkiler geliştiriliyor.

Yarın öbür gün sırf Kürt karşıtlığı üzerinden Esad’la yan yana gelmeniz durumunda nasıl izah edeceksiniz? Bütün bu yanlışları yapmaya gerek yok. Gelin, içeride de dışarıda Kürt’ü, Kürt’ün dilini, ana dilde eğitim hakkını tıpkı evrensel kriterlerle Türk çocuklarına savunduğunuz gibi savunun, anayasal, yasal güvence altına alın. Bu ülkeyi de uluslararası zeminde daha fazla kötü duruma, küçük duruma düşürmeyin diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Siz kendiniz Kürtçe bilmiyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben Kürtçeyi biliyorum, nerede bilmiyorum?

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – E, bilmiyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ana dilim benim, nasıl bilmem?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Önce oturun Kürtçe öğrenin, adam gibi bir dilinizi öğrenin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz Kürtçe biliyoruz ya! Öyle şey mi olur?

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Kendi dilinizi bilmiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup başkan vekilini dinliyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında bir Kürt karşıtlığını bizim uyguladığımızı, bir Kürt karşıtlığı üzerinden Esed’le gelecekte yan yana geleceğimizi iddia etti ve grubumuza açık bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – “İddia eden bilgiler okudum gazetelerde." dedi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İddia ediyor, söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu ifade etmem gerekiyor: Rusya’yla olan ilişkilerde Rusya’nın sınırımızı ihlal eden uçağının düşürülmesi hadisesi var. Burada uçağın düşürülmesi hadisesinde gidip orada “Türkiye haksızdı.” demek ayrı bir şey, ulusal bir günüyle alakalı Türkiye Cumhuriyeti'nin onlara bir mektup göndermesi ayrı bir şey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz gidip de Rusya’nın yanında durursanız ve kendi ülkenizi bu uçak konusunda suçlarsanız çok kötü bir yere düşersiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ayıp, ayıp!

MEHMET MUŞ (Devamla) – İkinci bir konu, değerli arkadaşlar, sürekli şu işlenmeye çalışılıyor: “Türkiye’de bir Kürt düşmanlığı var, Türkiye’de bir Kürt karşıtlığı var, Türkiye’de Kürtlere karşı bir politika, bir asimilasyon yapılıyor.”

LEZGİN BOTAN (Van) – Yok mu? Kentleri uzaylılar mı yıktı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu kürsüden ısrarla aynı ifadeler kullanılıyor.

Bakın, bu AK PARTİ on dört yıldır iktidarda. On dört yılın sonunda geldiği noktanın, attığı demokratik adımların, insanların kendilerini ifade etme özgürlüklerinin, dillerini kullanma özgürlüklerinin nereden nereye geldiğini gayet iyi biliyorsunuz ve hiçbir zaman kimlikleri olmayan… Bakın, Suriye’de Kürtlerin kimlikleri yoktu. Şimdi öyle bir şey olmuş ki orada dil kazanmışlar ve orayı Türkiye’yle mukayese eder bir hâle geldi. Hiç buna girmeyin Sayın Baluken çünkü orada Kürtlerin varlığını bile tanımayan bir rejim söz konusuydu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Nüfus cüzdanları yoktu.

MEHMET MUŞ (Devamla) – O açıdan Türkiye’nin Esed’le yan yana gelmesi, Kürt karşıtlığı noktasında buluşması kesinlikle söz konusu olamaz. Bir kere, Türkiye’nin vatandaşları noktasında ayrım asla söz konusu olmamıştır. Burada etnisiteye dayalı politika yapanlar önce aynaya bakacaklar, ondan sonra gelip bu kürsüden Kürt karşıtlığı noktasında AK PARTİ’yi suçlayacaklar.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, sizi dinliyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın grup başkan vekili Rusya ziyareti sırasında Rusya’yla yan yana olduğumuzu ifade eden bir konuşma yaptı. Açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın grup başkan vekilinin özellikle ilk cümlesini son derece talihsiz olarak gördüğümü ifade etmem gerekiyor. Biz bugüne kadar yürütmüş olduğumuz hiçbir diplomatik görüşmede, hiçbir diplomatik çalışmada kendi ülkemizin ya da kendi ülkemizde yaşayan halklarımızın aleyhine tek bir çaba içerisinde olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Bu şu anlama gelmez: AKP’nin yanlış dış politikalarını bulunduğumuz her yerde teşhir ederiz, bu kürsüden de zaten ifade ediyoruz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Soykırıma bile ortak imza veremiyorsun burada. Ne konuşuyorsun? Boş ver, külahımıza anlat.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz Rusya’yla yaratmış olduğunuz krizin yanlış Suriye ve Rojava politikasının bir sonucu olduğunu söylüyoruz zaten, burada da söylüyoruz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Soykırıma bile imza atamadın sen burada, ortak bildiriye. Ne konuşuyorsun?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Siz zaten “Rus uçağı olduğunu bilseydik düşürmezdik.” diye en üst düzeyde açıklamalar yaptınız.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sizi en çok Jirinovski seviyordu. Siz Jirinovski’yi tanıyor musunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yani yaşanan o krizin aslında olmaması gerektiğini en üst düzeyde siz ifade ettiniz. Dolayısıyla şu anda buraya çıkıp yapmış olduğunuz bir yanlışı tekrar körü körüne savunma pozisyonuna düşmenizi doğrusu hicapla karşıladım. Yani siz kendi çalışmalarınızla ilgili konuşabilirsiniz ama biz uluslararası diplomaside de iç siyasette de, AKP’nin yürüttüğü iç politikaları da dış politikaları da en sert şekilde eleştiririz, bu eleştiriler asla ve asla kendi ülkemizin ya da ülkemizde yaşayan halkların aleyhine politikalar olarak değerlendirilmez.

Diğer taraftan, Esad’la olan yakınlaşmayı da yani çok uzun bir zaman geçmeyecek, burada tekrar sizlerle birlikte konuşacağız. Bakın, ben hem Sayın Davutoğlu’nun görevden alınma süreci hem İsrail’le olan ilişkiler, farklı konularda yine Hükûmetinizin yaptığı yanlışlar üzerinden çok önceden buradan görüşler ifade ettim, hamasetle suçlandım ama süreç hep beni doğruladı. Umarım ki bu konuda doğrulanmayız, umarım ki böyle bir yanlışın içerisine girmezsiniz ama gelişmeler ve uluslararası basın bu konuda beni doğrulayacak şekilde bir sürecin işlediğini gösteriyor. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Göreceksiniz!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama isteniyor.

Sayın Akar, Sayın Karabıyık, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Aydın, Sayın Hürriyet, Sayın Topal, Sayın Kayışoğlu, Sayın Gürer, Sayın Usluer, Sayın Aslan, Sayın Yeşil, Sayın Balbay, Sayın Tümer, Sayın Zeybek, Sayın İrgil, Sayın Kuşoğlu, Sayın Arık, Sayın Öz, Sayın Adıgüzel, Sayın Erkek.

İki dakika süre veriyorum ve yoklama süresini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıda belirtilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Maarif Vakfının bu Kanunda sayılan organlarına ve Maarif Vakfı resmi senedi ile oluşturulacak yeni birimlerine ödenecek ücretler, harcırahlar ile yolluklar ve diğer özlük hakları Mütevelli Heyeti tarafından belirlenir.”

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI BEŞİR ATALAY (Van) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi hakkında verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak eğitim politikalarımızın temel amacını Türk milletine mensubiyetin gurur ve şuuruna sahip, manevi ve kültürel değerlerini özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, yeni gelişmelere açık, sorumluluk duygusu ve toplumsal duyarlılığı yüksek, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, girişimci, demokrat, kültürlü, erdemli ve inançlı nesillerin yetiştirilmesi oluşturmaktadır.

Bu çerçevede, çocuklarımıza dinî inanç, etnik köken ve felsefi düşüncelerine bakılmaksızın eğitim ve öğretimde imkân ve fırsat eşitliğinin sağlanması, toplumun bütün fertlerinin eğilim ve yetenekleri doğrultusunda eğitilmesinin esas alınması, eğitim politikalarının yüksek medeniyet perspektifine dayanan bir anlayışla kurgulanması gerektiğine inanmaktayız ve açıkçası Adalet ve Kalkınma Partisinden -ki Hükûmet olarak görevleriniz arasındadır- sizlerden de benzer davranış, beklenti ve çabayı beklemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bütün bu saydığım eğitim politikasının oluşturulması için… (Gürültüler)

Sayın Başkan, acaba uyarabilme şansınız var mı?

BAŞKAN – Sayın Depboylu, haklısınız ama hepimiz yetişkin insanlarız, nerede nasıl davranacağımızı bilmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Buyurun Sayın Depboylu.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Eğitim politikalarının amacı, aslına bakarsanız gerçek anlamda yetişkin bireyleri insani değerleriyle birlikte dinleyebilen, dinlediğini özümseyebilen ve karşısındakine kendisini yeterince ifade edebilen bireyler olarak da yetiştirmektir.

Bütün bunları başarabilmek için de çocuklarımızı güven içinde büyütmemiz, psikolojik ve fiziksel sağlığını korumamız, huzur ve güven ortamında eğitimlerini sürdürmeyi sağlamamız gerekmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının en büyük amacı, en büyük gayreti, Türkiye Cumhuriyeti devletinin çocuklarını korumak olmalıdır. Ama, maalesef, son zamanlarda yaşadığımız olaylara baktığımızda Hükûmetin, çocukları, çocuklarımızı yeterince koruyamadığı ortaya çıkmaktadır. Zira, kapattığı yatılı bölge okulları, taşımalı eğitime muhtaç bıraktıkları çocukları mahkûm ettikleri vakıf ve dernek evlerinde istismara maruz, korumasız bıraktıkları aşikâr ortadadır. Ne yazık ki bu olayları son dönemlerde acı bir şekilde yaşadık ve bugün bakıyoruz “Maarif Vakfı” adında yeni bir vakıf kurarak, Millî Eğitim Bakanlığına paralel bir yapı kurarak tamamen çocukları vakıfların eline bırakmak gibi bir eğilim söz konusu.

Değerli vekiller, çocukları korumak devletin görevidir, vakıfların görevi değildir; çocukları eğitmek devletin görevidir, vakıfların görevi değildir ve devletin de çocuklarını korumak için her türlü tedbiri alması gerekir ki bunun en başında öğretmenlerini korumak, öğretmenlerine güvenmek, öğretmenlerin verdiği kararları, çocuklarla ilgili her türlü koruma inisiyatifini desteklemesiyle mümkündür.

Dün Sayın Millî Eğitim Bakanına sorduğum soruda dile getirdiğim konuyu size hatırlatmak istiyorum. Aydın’da üç olay oldu, istismar olayı ve bu istismar olayının ikisinde istismar olayını ortaya çıkaran öğretmenler sürüldü. Bu onların göreviyken, bu istismar olaylarından çocukları koruması gerekirken öğretmen arkadaşlarımız sürülüyor. Devlet eğer çocukları koruyamayacaksa, çocukları koruyan öğretmenlerine sahip çıkamayacak ve cezalandıracaksa o zaman bizim daha çok endişelenmemiz gerekiyor.

Bakın, bu köylerden birinde istismara uğrayan 7 çocuk bir ay okula devam etmedi ve kimse bu çocukların devamsızlığını sorgulamadı, köye psikososyal yardım yapılmadı, çocuklara psikolojik destek verilmedi, öğretmenleri de sürüldü. E, bu durumda Millî Eğitim Bakanlığı, acaba, yapamadığı görevleri bir vakfın üzerine yıkarak birtakım sorumluluklardan vazgeçmeye mi çalışıyor, bu da merak konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Sizlere iyi geceler diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Depboylu, teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin metninde yer alan "Maarif Vakfı" ibarelerinin "Türkiye Maarif Vakfı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İlknur İnceöz (Aksaray) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI BEŞİR ATALAY (Van) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurulan vakıf yurt dışında faaliyet göstereceğinden isminde “Türkiye” ifadesinin bulunması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.39

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

5’inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Maarif Vakfının Bütçesi ve Gelirleri ile Muafiyet, İstisna ve İndirimler

Maarif Vakfının bütçesi ve gelirleri ile muafiyet, istisna ve indirimler

MADDE 5- (1) Maarif Vakfı, 2 nci maddede yer alan amaç ve faaliyetleri doğrultusunda yıllık bütçe yapar. Bütçe hesap dönemi takvim yılıdır. Maarif Vakfı, yıl içinde elde ettiği brüt gelirin en fazla üçte birini mali, idari, hukuki ve bunlara yardımcı işlerde çalışan personel, yönetim ve idame masrafları ile ihtiyatlara; kalan üçte ikisini ise Maarif Vakfının amaçlarına, bu amaçları gerçekleştirmek için çalışan personele ve mal varlığını artıracak yatırımlara sarf ve tahsis eder. Ayrıca, Maarif Vakfı amaçlarını gerçekleştirmek için yurt içi ve yurt dışında iktisadi işletme veya sermaye şirketi kurabilir, devralabilir ve bunlara ortak olabilir.

(2) Maarif Vakfının gelirleri şunlardır:

a) Maarif Vakfının amacına uygun ulusal ve uluslararası fonlardan aktarılan hibeler de dâhil olmak üzere her türlü şartlı, şartsız bağışlar ile yardımlar.

b) Yurt içi ve yurtdışı her türlü ürün, hizmet, menkul, gayrimenkul, irat ve vasiyet bağışları ile ayni ve nakdi yardımlar.

c) Vakıf faaliyetlerinden elde edilen muhtelif gelirler.

ç) İktisadi işletmeler, iştirakler ve ortaklıklardan sağlanan gelirler.

d) Vakıf taşınır ve taşınmaz varlıkları ile diğer haklarının değerlendirilmesi ile sağlanan gelirler.

e) Bakanlar Kurulu Kararı ile genel bütçeden ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından aktarılacak tutarlar.

f) Diğer gelirler.

(3) Maarif Vakfı;

a) Kurumlar vergisinden (iktisadi işletmeler ve iştirakler hariç),

b) Yapılan bağış ve yardımlar sebebiyle veraset ve intikal vergisinden,

c) Bu Kanunda sayılan faaliyetleri dolayısıyla yapılan işlemler yönünden harçlardan, bu kapsamda düzenlenen kâğıtlar nedeniyle damga vergisinden, sahip olduğu taşınmazları dolayısıyla emlak vergisinden,

muaftır.

(4) Maarif Vakfı, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara diğer kanunlarla tanınan vergi, resim ve harç istisnalarından yararlanır.

(5) Maarif Vakfına yapılacak bağış ve yardımlar gelir ve kurumlar vergisi matrahından indirilir.

BAŞKAN – 5’inci maddede gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacak.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yurt içinde ve yurt dışında eğitim faaliyetlerini yürütmek amacıyla kurulacak olan Maarif Vakfının ismi, gönül isterdi ki milletimizin ismi, “Türk kültürünü destekleme vakfı” olsun veya içerisinde “Türk kültürü” geçen, Türklüğü simgeleyen bir isimle kurulacak olsun.

Dünyanın bütün büyük devletleri, dışarıda kurmuş oldukları, eğitim faaliyetlerini yürüten vakıf ve derneklere kendi adlarını vermektedir; Tarsus Amerikan Koleji, İngiliz Kültür, Amerikan Kültür, Alman Lisesi gibi. “Maarif Vakfı” dediğimiz zaman Türkiye’de bile birçok insan maarifin ne demek olduğunu anlamakta zorlanıyor. Yurt dışında Maarif Vakfının kime ait olduğunu insanlara anlatmakta güçlük çekeceğimiz açık ve nettir.

Ülkemizde maalesef eğitim politikaları hükûmet politikalarıyla paralel yürütülmekte ve bunun sonucunda eğitim politikası sürekli değişiklik göstermekte ve eğitim sekteye uğramaktadır. Son on dört yılda müfredat, içerik, program ve sınav sistemi olmak üzere toplam 13 değişiklik yapılmıştır. Bu süre içerisinde aynı iktidar olmasına rağmen 6 tane Millî Eğitim Bakanı değişmiştir.

Ülkemiz, kalabalık sınıflardan ve yurt içindeki okul sayısından tutun da eğitimin niteliği ve atanamayan öğretmenlerden yaşanan sıkıntılara kadar birçok sorunla karşı karşıyadır. Öğrencilere gereksiz bilgi aktarımı, bilginin kalıcı ve anlamlı olmaması, ezbere dayalı eğitim sistemi, öğretim programlarının yoğunluğu, kaynak, materyal, araç gereç yetersizliği nedeniyle eğitim istenilen kalite ve düzeyde değildir. Bu sebeple bizim öncelikli konumuz da eğitimin ve öğretimin temel sorunları olmalıdır.

Ülke genelinde son yıllarda vakıfların eğitim sistemi üzerindeki etkileri, kaçak eğitim kurumları ve yurtları, bu kurumlara atanan yönetici ve eğiticilerin niteliksizliği göz önüne alındığında, aslında, Maarif Vakfının kurulmasının da ivedi bir iş olmadığını görmekteyiz. 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tüm eğitim ve öğretim kurumları Millî Eğitim Bakanlığına devredilmişti ancak bu tasarıyla Millî Eğitim Bakanlığının yurt dışında açmış olduğu ya da açacağı okullarla ilgili yetki Maarif Vakfına devredilmiş olacaktır.

Son zamanlarda özellikle sivil toplum örgütleri ile bazı vakıf ve dernekler Millî Eğitim Bakanlığının politikasını belirler hâle gelmiştir. Bakanlık, yönetme erkini kaybetmiş ve iradesini yandaş vakıf ve derneklere teslim etmiştir.

Yurt dışında açılacak olan böyle bir vakfın devlet eliyle kurulacak olması düşündürücüdür. Tasarıda vakfın amaçları arasında, yurt içi de dâhil olmak üzere bu kurumlarda görev alabilecek eğitmenleri yetiştirme görevinin sayılması vakıf tarafından yapılacak bir görev değildir. Yurt içinde ve yurt dışında okullarda görev alacak eğitmenleri yetiştirme görevi üniversitelere ve Millî Eğitim Bakanlığına aittir.

Vakfın görevleri arasında “Millî Eğitim Bakanlığının uygun gördüğü eğitim, program ve içeriklerini geliştirmek, üretmek ve yayınlatmak.” sayılmıştır. Ancak vakfın görevi “Millî Eğitim Bakanlığının uygun gördüğü eğitim, program ve içeriklerini uygulamak.” şeklinde olmalıdır.

Kanunun 5’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasında, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan tüm vakıflara kanunlarla tanınan vergi, resim, harç ve istisnalardan Maarif Vakfının yararlanması sağlanmaktadır. Bu maddeyle, tüm vakıflara tanınan ayrıcalıkların tamamı Maarif Vakfına tanınmıştır. Maarif Vakfına tanınan bu ayrıcalık Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır.

Tasarıda “Maarif Vakfı tarafından yurt dışında örgün ve yaygın eğitim kurumları açılan şehirlerde diğer kamu kurum ve kuruluşları aynı amaçla başka birimler oluşturamaz.” şeklinde, Millî Eğitim Bakanlığının faaliyetlerini engelleyici bir ifade bulunmaktadır. Bu ifade, vakfın eğitim kurumu açacağı şehirlerde Millî Eğitim Bakanlığının faaliyet yürütmesini ve kurum açmasını engelleyici niteliktedir. Çünkü yurt dışındaki vatandaşlarımızın eğitim ve öğretim faaliyetleri Millî Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim ve Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türk devleti öncelikle Türk vatandaşlarına hizmet etmelidir. Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığınca hazırlanan burs programı kapsamında Suriyeli mültecilere belirlenen, üniversitelerde eğitim, devlet yurtlarında barınma ve aylık burs ödemesi imkânı verilmesi kendi çocuklarımıza yapılan haksızlıktır. Suriyeli mültecilerde burs programı ve üniversitelere sınavsız kayıt için aranan şartlar; sadece Suriye vatandaşı olmaları, 1990 ve sonrası yıllarda doğmuş olmaları, Türkiye’de bulunmasında kanuni bir engelin olmaması ve en az yüzde 60 başarıyla lise diplomasına sahip olmalarıdır. Ayrıca, Suriyeli öğrencilerin gideceği üniversitelerin ve kalacakları yurtların belirlenmesine yönelik de YÖK ve YURTKUR’la koordinasyon sağlanmıştır. Aralarında Mersin Üniversitesinin de bulunduğu toplam 8 üniversiteye gidecek olan Suriyeli öğrencilere istedikleri üniversitede istedikleri bölüme sınavsız olarak yerleşme imkânı sunulmuştur. Bir tarafta, on bir yılda 5 bakan gören, LGS’ye hazırlanırken OKS sınavına giren, iki yıl sonra ise OKS’nin kalkıp yerine üç aşamalı SBS’nin geldiğini gören, ardından TEOG’a hazırlanan Türk öğrenceleri, diğer bir tarafta ise sınavsız, tek şartın lise mezunu olmak olduğu ve istediği bölüme gitme imkânı olan Suriyeli öğrenciler; bunu yüce Meclisin vicdanına bırakıyorum.

Ayrıca, geçtiğimiz dönemdeki eğitim öğretim yılında, okul öncesi eğitim kurumlarında 20 bin öğrenciye 2.680 lira, özel ilkokuldaki 50 bin öğrenciye 3.220 lira, özel ortaokuldaki 50 bin öğrenciye 3.750 lira, özel lise ve temel lisedeki 110 bin öğrenciyeyse 3.750 lira destek verildi yani toplamda, özel okula giden 230 bin öğrenciye destek verildi. Buradan üzülerek ifade etmek istiyorum ki ben bu uygulamayı yanlış buluyorum. Zaten özel okula çocuk gönderen ailelerin ekonomik durumu belirli bir seviyededir, siz fakir fukaranın hakkını neden buralara harcıyorsunuz? Bu paralarla, okuyamayan köy çocuklarını okutun veya bu paraları vatandaşlarımızın yararlanabileceği daha sosyal projelere kullanın, şehit ve gazi çocuklarını ve başarılı fakir çocuklarını okutalım.

Değerli milletvekilleri, devletin görevi atanamayan öğretmeni atamaktır; eğitim sistemini düzene koymak, her yıl sistemle oynamamaktır, fakir köy çocuklarının devlet eliyle güvenli bir şekilde yatılı okumalarını sağlamaktır. Daha sağlıklı nesiller yetiştirmek için apartman okullardan vazgeçilmeli, öğrencilerin fiziksel gelişimine uygun, özellikle ilkokul çağındaki çocuklar için çok önemli olan oyunla eğitimin yapılabileceği ve fizyolojik gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilecekleri spor alanları yapılmalıdır.

Buradan sizlere sormak istiyorum: Dil eğitimi konusunda eksiklerimiz nelerdir? Bu konuda ne yazık ki Orta Doğu ülkelerinden bile geri durumdayız. Bunun sebebi sistemden kaynaklanan eksiklikler midir yoksa millet olarak bir zekâ sorunumuz mu var? Bakanlığınızın bu konuyla ilgili ileriye dönük gerekli çalışma yapmasını ve mutlaka, liseyi bitiren herkesin en az 1 dili yeterli seviyede öğrenecek şekilde eğitim verilmesini istiyorum.

Belirttiğim tüm bu sıkıntıların yanında, her yıl okullar açılırken öğrenciler ve öğretmenler birçok sorunla karşılaşmaktadır. Gelin, bu yıl örnek olsun. Bakanlık; öğretmen atamalarını, vekil öğretmenlerini, taşıma ihalelerini, kitap ihalelerini, yemek ihalelerini yaz döneminde, okullar açılmadan yapsın ve öğrencilerimiz sorunsuz bir şekilde okullarına başlasınlar. Geçtiğimiz yıl özellikle taşımalı eğitimde Türkiye'nin birçok yerinde sorunlar yaşandı, aynı sorunların bu sene de tekrarlanmaması için gereken önlemleri zamanında alalım.

Bir siyasi iktidarın millî eğitim müdürünü değiştirmesini anlıyorum; yalnız, tamamen yandaş bir anlayışla, okul müdürlerini ve müdür yardımcılarını değiştirmesini doğru bulmuyorum. Ayrıca, her zaman millî iradeden bahsedenlerin rektör atamalarında öğretim üyelerinin iradesine ve seçim sonuçlarına uymalarını bekliyorum. Seçim dönemlerinde verilen seçim vaatleri neticesinde okullara alınan hizmetlilerin alımında İŞKUR ve kura ile daha şeffaf bir şekilde belirlenerek adil davranılması gerektiğini düşünüyorum. Vekil öğretmenliğin kaldırılmasını, öğretmen açığı kadar atama yapılmasını bekliyorum

Mersin Tarsus’ta Bilgi Teknolojileri Üniversitesi kurulması kararı alınmıştır. Yalnız, 350 bin nüfuslu bir kentte Kredi Yurtlar Kurumunun kendisine ait bir yurt bulunmamaktadır. Bu bölgeye Kredi Yurtlar Kurumunun yatırım yapmasını, öğrencilerin yurt sorununu çözmesini temenni ediyoruz; sistem şu anda kiralık olarak işliyor, yurt sayısının artırılmasını talep ediyoruz.

Tüm bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan konuşacak.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimiz adına 5’inci madde üzerine söz almış bulunmaktayım.

AKP hükûmetleri on dört yıllık iktidarları boyunca yapmış olduğu icraatlarda toplumun tamamını ilgilendiren ve toplumun tamamının yararını esas alan düzenleme ve uygulamalar yerine sadece kendi yandaşlarını memnun etme ve ideolojik olarak kendisine oy ve taraftar devşirecek günübirlik, palyatif düzenlemeleri topluma dayatmayı esas almıştır. Yapılan tüm eleştirilere rağmen bu yöntemde ısrar etmektedir.

AKP hükûmetlerinin bu dayatmacı uygulamaları hayatın her alanında gözlemlenmekle birlikte en çok da eğitim alanında kendini hissettirmektedir. Ortaokul ve lise öğrencileri artık AKP’nin bu politikalarına isyan edecek duruma gelmiştir.

2012 yılında AKP iktidarı toplumun genelini ilgilendiren ve çok taraflı bir kamu hizmeti olan eğitim sisteminde, eğitim biliminde oluşmuş evrensel normları bir kenara koyan bir anlayışla değişikliğe gitmeye karar vermiş ve yapılan tüm eleştirilere ve önerilere rağmen kendi kafalarında kurguladıkları 4+4+4 eğitim sistemini topluma dayatmışlardır.

Özellikle son on dört yıl içinde, kamusal bir hizmet olması gereken eğitim hizmeti ticari bir metaya dönüştürülmüş ve eğitimin her kademesi paralı hâle getirilerek yoksul halk çocukları ile varlıklı aile çocukları arasında var olan ekonomik, sınıfsal bölünmüşlük eğitim alanında da hissedilir duruma getirilmiştir. Yanı sıra, eğitimde dinî inançların istismarı ve dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi uygulama ve söylemler evrensel insan hakları ve eğitim bilimi ilkelerine aykırı bir şekilde sürdürülmektedir. AKP yandaşı cemaatler eliyle kurulan vakıf ve dernekler, çeşitli protokoller çerçevesinde, eğitim kurumları âdeta iktidara kadro ve taraftar yetiştirme aracı hâline dönüştürülmüştür.

Kürt halkının temel bir talebi olan ana dilde eğitim talebi geçmiş hükûmetler döneminde olduğu gibi AKP hükûmetleri döneminde de görmezden gelinmeye devam edilmiş, seçmeli ders yönetmelikleriyle geçiştirilmeye çalışılmıştır. Kürtlerin de kadim bir halk olarak bu topraklarda herkes kadar emeği ve alın teri vardır. Eğer kendi ana yurtlarında ana dillerinde eğitim göremeyeceklerse, ana dillerinde eğitim haklarını kullanamayacaklarsa ne zaman, nerede ve nasıl olacaktır bu?

Kürdoloji mezunu olan 2 bini aşkın Kürt öğretmen atanmayı beklemektedir Sayın Bakanım. Ancak, yapılan atamalarda çok komik sayılabilecek, sadece seçmeli dersler bahanesiyle ataması yapılan 17 öğretmen vardır. Bu konuda da gene Sayın Bakanımızın iyi niyetine güvenerek, atanmayı bekleyen Kürtçe öğretmenlerinin bu mağduriyetini de gözetmelerini bekliyorum.

Cumhuriyet tarihi boyunca eğitim sisteminde var olan yapısal sorunları çağdaş, demokratik ilkeler çerçevesinde ve insan hak ve özgürlükleri normlarında yeniden yapılandırma konusunda adımlar atılması günümüzün en acil ihtiyacı iken AKP Hükûmeti, sistemde kendi siyasal önceliklerine göre revizyonlar yapmayı tercih etmektedir. AKP, son sözü söylemediği hiçbir işleyişi kabul etmemekte ve âdeta her konuda tek ve son sözün sahibi olmak istemektedir. Daha birkaç yıl öncesine kadar yurt içinde ve yurt dışında cemaatlere havale edilmiş olan eğitim ve kültür kurumları şimdi “paralel yapıyla mücadele” adı altında devlet gücü ve kamu kaynakları kullanılarak alınıp yandaş cemaat ve vakıflara peşkeş çekilmektedir. Yürürlükteki yasalara göre suç işleyen, suç sayılan fiilleri işleyen herkesle hukuk kuralları çerçevesinde mücadele edilmesinin önünde herhangi bir engel yoktur. Deyim yerindeyse AKP eliyle tüm kamu hizmetleri yeni oluşturulan AKP cemaatinin hizmetine sokulmaktadır. Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı da bu ihtiyacı gidermek üzere gündeme getirilmiştir. Maarif Vakfının faaliyet göstereceği söylenen tüm alanlarla ilgili faaliyet yapma yetkisi Millî Eğitim Bakanlığında olmasına rağmen AKP Hükûmeti bu yetkiyi, âdeta, Millî Eğitim Bakanlığına paralel bir yapı olarak tasarladığı Maarif Vakfına devrederek yürütülecek faaliyetleri kamuoyunun denetiminden çıkarmaya ve kaçırmaya çalışmaktadır.

17-25 Aralık yolsuzluk olayının kamuoyuna yansımasıyla birlikte cemaat faaliyetlerini kendi iktidarlarının devamı konusunda tehlike olarak görüp “paralel yapı” adı altında tasfiye etmeye karar veren AKP Hükûmeti, aynı cemaat kadroları tarafından hazırlanan sahte iddialarla cezaevlerine konulan Kürt siyasetçilerin davalarını ısrarla sürdürmektedir. Özcesi, AKP cemaatle ortaklaşa muhalifler hakkında yürüttüğü hukuk dışı uygulamalara sahip çıkmaya devam ederken, kendilerinin hesap vermesi gereken konularda ise cemaati paralel yapı iddiasıyla suçlamakta ve yasa dışı ilan etmektedir.

Paralel yapıyla mücadelenin bir aracı olarak lanse edilen Maarif Vakfı Cumhurbaşkanının doğrudan talebiyle gündeme gelmiştir. Daha 2013 yılına kadar cemaatin yurt dışındaki okulları Başbakanlık düzeyinde ziyaret edilip destek verilirken, Türkçe Olimpiyatları devlet imkânları kullanılarak cemaate düzenlettirilirken 2015 yılında bir anda Cumhurbaşkanı yurt dışı ziyaretlerinde, cemaate ait okulların kapatılması gerektiğini her gittiği yerde dillendirmiştir.

Mütevelli Heyeti ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanı tarafından atanacak olan Maarif Vakfının kamuya ait ekonomik imkanları kullanarak doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı paralel bir bakanlık gibi çalışacağı ve faaliyetlerinin hiçbir merci tarafından denetlenemeyeceği ortadadır.

Anayasa’nın 42’nci maddesi “Eğitim ve öğretim devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hâliyle eğitimle ilgili tüm faaliyetler Millî Eğitim Bakanlığının gözetimi ve denetiminde olması gerekirken, getirilen tasarıyla “okul öncesinden yükseköğretime kadar her kademede eğitim kurumu açmak, işletmek, eğitim programı ve içeriklerini üretmek ve yaygınlaştırmak; yurt, pansiyon ve lojman gibi tesisler açmak” şeklindeki düzenlemeyle eğitimle ilgili tüm süreçlerin bu vakıf eliyle yürütüleceği anlaşılmaktadır. Vakfın faaliyetleri arasında sayılan faaliyetlerden okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları satın almak, benzer faaliyetlerde bulunan kurum ve kuruluşlarla yasal sınırlar içerisinde ortaklık dâhil her türlü iş birliği yapmak, yurt içi ve yurt dışından nakdî ve ayni yardım kabul etmek, yurt içi ve yurt dışında gelir sağlayıcı işletmeler kurmak ve mevcut işletmelere ortak olmak şeklindeki faaliyetler, yürürlükteki yasalara göre vakıfların yürütemeyeceği faaliyetleri kapsamaktadır.

Vakıf gönüllü bir organizasyondur ve kâr amacı gütmez, amacına ulaşmak için onu kuranların ve destekleyenlerin gönüllü çabası ve katkılarıyla hizmet yürütür.

Tasarının ilerleyen maddelerinde öngörülen Mütevelli Heyetinin oluşumu, vakıf çalışanlarına verilecek diplomatik pasaport, vakfın faaliyet gösterdiği yerlerde başka kamu kurumlarının benzer faaliyette bulunamamalarını düzenlemektedir. Vakfın gelirlerinin ne şekilde denetleneceğine dair açık bir hükmün tasarıda yer almaması, vakfın kamu yararına faaliyet yürütmek yerine sınırsızca kamu imkânlarını kullanarak doğrudan AKP ve Cumhurbaşkanı öncelikleri çerçevesinde faaliyet göstereceğini ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlar, 28 Şubatın özellikle hedeflemek istediği ve gerçekleştiremediği bütün çabaları… Aslında AKP’yi bu konuda tebrik etmek lazım. Bugün 28 Şubat belki bin yıl sürmeyecektir ama AKP sayesinde bir yüz yıl daha süreceği açıktır. 28 Şubatta öngörülen bütün hedefler bugün AKP eliyle yapılmaktadır. Suçlanan cemaatten âdeta kopyalanan bu paralel yapının, kopyala yapıştır mantığıyla, şu an AKP’nin cemaati bir nevi burada taklit ettiğini, cemaatten rol çaldığını ibretle görmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Bu bağlamda, Bakanlığın yetki alanında olan bu yetkilerin cemaate devredilmesiyle aslında Bakanlığın işlevsiz kılındığını, Bakanlığın baypas edildiğini ibretle görmekteyiz.

Selam ve saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz yasa, millî eğitim politikasını artık Bakanlık değil AKP güdümlü ve laik eğitimin karşısında yer alan uygulamalar yapacak olan dernek ve vakıflara bırakma eğilimidir. Millî Eğitim Bakanının kendi asli görevini, eğitim görevini, öğretim görevini neden vakfa devrettiğini anlamakta zorlanıyorum. Millî Eğitim Bakanı olarak sizin göreviniz… Sayın Bakan, millî eğitimin ve çocuklarımızın en iyi şekilde eğitim almalarına olanak sağlamak ve onların yetişmesine, gelişmesine ve iyi bir birey olarak yetişmesine olanak sağlayacak çalışmaları neden vakfa emanet edeceğinizi anlamakta zorlanıyorum.

Devlet eliyle “Maarif Vakfı” adında bir eğitim vakfı kurulması demek, eğitim birliğinin zedelenmesi demektir. Eğitim birliğini bozduğunuz sürece, laik ve çağdaş eğitimden uzaklaştığınız sürece sizin burada tamamen siyasi bir kadrolaşma anlayışıyla bu vakfı kurmaya çalıştığınız anlaşılmaktadır. Böylelikle vakıflar aracılığıyla, devlete bağlı yürütülen bir yapı değil tamamen kişiye bağlı bir eğitim sistemini devreye sokmaya çalışmaktasınız.

Gelirlerine baktığımızda, 5’inci maddede vakfın gelirlerine baktığımızda, gerçekten 7 adet bir gelir ortaya konulmuş, hatta Millî Eğitim Bakanlığının bile elde edemeyeceği gelirlerin vakfa yönlendirildiği açıkça ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra birçok muafiyetler de ortaya konulmuş gerek vergiden gerekse harçlardan da muafiyet ortaya konularak bu vakfın çok fazlasıyla gelişmesine, büyümesine, millî eğitimin bünyesinde ayrı bir otorite, ayrı bir güç olmasına olanak sağlayacak bir yapı ortaya çıkacaktır. Bu kadar güçlü bir vakıf, gelecekte Millî Eğitim Bakanlığını da sollayacak, ekonomik bir güç olacak ve ayrı bir güç olarak faaliyetini Bakanlıktan daha fazla bir şekilde sürdürmeye devam edecektir.

Bugün bu yasa tasarısı, Anayasa’da korunan Atatürkçü ve Kemalist düşüncenin çerçevesinde, laik eğitimin yapılması çerçevesinde yürütülen eğitimin tamamen ortadan kalkmasına olanak sağlayacak ve vakfın kendisine göre, AKP’nin ideolojisine göre bir eğitim yapan ve gençleri yetiştiren bir duruma gelmiş olacaktır.

Bu yasa, eğitimcilerin eğitimini vakfa terk etmekte, yurt dışında Bakanlığa ait birçok mülkleri tek maddeyle bu vakfın bünyesine vermektedir. Millî Eğitim Vakfı zaten mevcutken yeni bir vakıf kurulması, paralel yeni bir vakfın ortaya çıkmasına da neden olacaktır.

Vakfın Mütevelli Heyetinin seçilmesi ve bunların uzun süre görevde kalması, ayrıca Mütevelli Heyetinde bulunan bir üyenin aynı zamanda yönetimde de görev almasına olanak sağlaması ve gerçekten burada vakfı Mütevelli Heyeti mi yönetecek, Yönetim Kurulu mu yönetecek; bu da birçok soruyu beraberinde getirmektedir.

Burada Millî Eğitim Bakanlığınız vardır. Bakanlık varken, bu Bakanlığınızın bünyesinde eğitimi daha nitelikli, daha kaliteli bir şekilde yapma imkânınız varken; ekonomik imkânlarınız, gücünüz, bu vakfa verilecek bu imkânlar Bakanlığınızın bünyesinde bulunduğu sürece daha iyi bir eğitimin verileceği ortada olduğu hâlde bunu yapmamanıza, bu görevi bu vakfa vermenize gerçekten şaşırıyorum.

Bu vakfı gerek adıyla gerekse yapılanması yönüyle eğitim amaçlı değil, tamamen siyasi amaçlı kurulan bir vakıf olarak gördüğümü söylemek istiyorum çünkü burada Millî Eğitim Bakanının hem yurt içinde hem yurt dışında her türlü faaliyeti yapma imkânı var iken bunu neden vakıf üzerinden sürdürmeye çalıştığını anlamak ancak bu şekilde tarif edilebilir diye söylemek istiyorum.

Bütün dünyada ve gelişmiş ülkelerde eğitim ağırlıklı olarak devlet eliyle yürütüldüğü hâlde, genel durum böyle olmasına rağmen, eğitimin bir kısmının hem yurt içinde hem yurt dışında birçok olanakla vakfa devredilmesi gerçekten Bakanlığınız adına üzücü bir davranıştır diye söylemek istiyorum.

Maarif Vakfının kuruluşundan yapılanmasına kadar, işleyişine kadar birçok şüpheyi üzerinde taşıdığı da açıklıkla görülmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde kurulan bu vakıf, Bakanlığa direkt olarak denetleme imkânını bile vermemiştir. Mütevelli Heyetinin, vakıf senedinde yapılacak değişikliklerde her türlü değişikliği yapma imkânı vardır. Bu vakfın ayrı bir otorite olması hâlinde, elinde olan imkânlarla gerçekten farklı bir alana, farklı bir mecraya doğru eğitimi sürükleyeceği de açıklıkla ortaya çıkmaktadır.

Maarif Vakfına Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 1 milyon Türk lirası verilecektir. Bunun yanı sıra birçok imkânlar da bu vakfa sağlanmaktadır. Böyle bir imkân dâhilinde, Bakanlığınızın kurulu düzeni üzerinde ve bulunan kadrolarınız çerçevesinde daha iyi bir eğitim yaptırma imkânı varken, çocuklarımızın daha iyi yetişme olanağı varken bunu vakfa vermenizi gerçekten yadırgıyorum.

Genel anlamda vakfın kuruluş amacı… Aslında, vakıf, bir imkânı gerçekten devam ettirmek, bir varlığı bir vakıf üzerinden sürekli olarak çalıştırmak, hizmet vermek için yapılırken, siz elinizdeki imkânları vakfa vererek, karşıdan bakarak “Ben yapamadım, bu imkânlarla siz yapın.” demeye getiriyorsunuz. Böyle bir Bakanlığın olması… Gelecekte belki Millî Eğitim Bakanlığı da ortadan yok olup gidecektir, vakıf aracılığıyla bu eğitimin sürdürülme imkânını verecektir.

Şimdi, bu düzenlemeyle… Yapılan bu düzenleme, bu Maarif Vakfı Anayasa’mızın gerçekten, temel öğelerine aykırı olduğu gibi, eğitim birliğine de aykırı bir düzenlemedir. Anayasa Mahkemesi tarafından da mutlaka iptal edilecektir diye düşünüyorum.

Bu Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın, eğitimde kaliteyi değil, daha çok kadrolaşmayı, daha çok siyasallaşmayı hazırlayan ve birçok zaman kaybına ve birçok da imkânların kaybına yol açacağını da söylemek istiyorum. Millî Eğitim Bakanlığının gücü azalacak. Çare: Eğitim birliğini yeniden tam olarak sağlamak için Atatürk’ün bize emanet etmiş olduğu laik ve çağdaş bir eğitim düzenini en iyi şekilde vermenin yoluna bakmak zorundayız.

AKP iktidarında 6 defa Bakanlık değişti. Her değişen Bakanlık kendisine göre bir sistemi devreye sokmaya çalıştı. Bu sistemin değişmesi çerçevesinde hem öğrencilerimiz hem öğretmenlerimiz hem velilerimiz gerçekten büyük bir şikâyette bulundular. Bunu gördüğünüz hâlde hâlen bu değişiklikte ısrar etmenizi anlamakta zorlanıyorum.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Şahsı adına Konya Milletvekili Sayın Leyla Şahin Usta konuşacak.

Buyurunuz Sayın Şahin Usta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; öncelikle, ramazan ayının tüm İslam âlemine hayırlı ve uğurlu olmasını, mübarek olmasını dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Maarif Vakfı Yasa Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, ulusal ve uluslararası alanda örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermek ve geliştirmek amacıyla okul öncesi eğitimden üniversite eğitimine kadar tüm eğitim alanlarında aktif olarak hizmet verecek ve ülkemizin uluslararası arenada eğitim ve kültürel faaliyetlerine artı değer katacak Maarif Vakfının vatanımız, milletimiz, soydaş ve akraba topluluklarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Akşam saatlerinden beri eğitimle ilgili konuşmaları dinliyoruz. “Eğitimi siyasetin arka bahçesi yapmayınız.” diyenlere sesleniyorum: Bir gün gençlerin hesap soracağını söylediniz; evet, çok doğru bir söz; buyurun, hesap sorma anı şu an. Siz değil misiniz eğitimi siyasetin arka bahçesi yapıp kızları okul kapılarından içeri sokmayanlar? Eğitim tarihinin en büyük zulümlerinden birini yaşattığınız gençlerden biri olarak sadece kendi adıma değil, şu anda bu sıralarda, bu Meclis koltuğunda oturan, benim gibi aynı sıkıntıları yaşamış, aynı zulmü görmüş diğer bayan vekil arkadaşlarımın adına, aynı zamanda, bu ülkede bu sorunu yaşayan binlerce, bu zulümden ve bu sıkıntılardan geçmiş, kendini ispatlamış ve kamuda, siyasal alanda kadın olarak bugün hâlâ kendini ispatlamaya çalışan tüm kadınlar adına, tüm kızlar adına bugün size soruyorum: Bu yaptıklarınızın hesabını nasıl vereceksiniz? Sekiz yıllık kesintisiz eğitimle neler yaptınız, bunu anlatmanızı beklerdim. Neler başardınız biraz ben anlatayım isterseniz.

Eğitimi tek tipleştirdiniz. Sadece imam-hatipleri kapatmak ve önlerini kesmek için bütün meslek liselerinin önünü kararttınız. Liselerden başlayarak çocukları ötekileştirdiniz, gençleri ayrımcılaştırdınız, okul kapılarından kızları kovdunuz, bir taraftan da “Haydi Kızlar Okula” kampanyaları yaptınız, şimdi de yine liseli gençleri kullanarak siyaset yapmaya çalışıyorsunuz. Yapmayın bunu, siyaseti eğitimin arkabahçesi hâline getirmeyin. Millî ve manevi değerlerine bağlı nesil yetişmesin diye çok çabaladınız, baskının, dayatmanın en ağır dönemlerine de imza attınız. Bunların hesabını bu millete nasıl vereceksiniz? Bugün ben de bunları soruyorum size.

Bir de öğretmenlerimiz var tabii ki konuşuyoruz üzerinde hep. Aynı şekilde, birkaç gün önce bir cani tarafından katledilen Fatma Kaymaz öğretmeni de rahmetle anıyorum. Onun şahsında bugüne kadar gerek terör örgütleri tarafından gerekse kaza vesilesiyle, hangi sebeple olursa olsun hayatını kaybetmiş bütün öğretmenlerimizi rahmetle anıyorum. Sizler bu kadar öğretmenlerimizi düşünüyor muydunuz, bunu da hayretle dinledim. Binlerce kadın öğretmeni 28 Şubat döneminde işinden attınız, kovdunuz, onurlarını kırdınız, incittiniz, yaraladınız, psikolojik sorunların içerisine soktunuz. Bunları hiç düşünmüyorsunuz, bu öğretmenlerle ilgili vereceğiniz bir hesabınızın olduğunun da farkında değilsiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Erbakan Başbakandı o dönem. O dönem Başbakan Erbakan’dı.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Sizlerden bir helallik bekleyen, bir özür bekleyen binlerce bayan öğretmen var. Bu öğretmenlerin de sizlere karşı bir beklentilerinin olduğunu hatırlatmak istiyorum bu konuşmam vesilesiyle.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - O zaman Başbakan Kemal Kılıçdaroğlu muydu?

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Bir de eğitimde haktan, adaletten ve barıştan bahseden HDP’ye sormak istiyorum: Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde okulun bahçesinde çocuklar, öğrenciler oynarken bile roketatarlarla teröristlerin yıktığı okulların hesabını onlara destek verirken nasıl vereceksiniz? Nasıl adaletten ve barıştan bahsedeceksiniz? Çocukların, gençlerin eğitiminden bahsediyorsunuz; çocukların eline taş vererek mi, onları zorla uyuşturucuya mahkûm ederek mi, dağa kaçırarak mı, istismar ederek mi eğiteceksiniz? Böyle eğitemezsiniz. Bu çocukların haklarını, bunların hesabını nasıl vereceksiniz, ben de size bunu sormak istiyorum. Bu çocukların haklarını ve geleceklerini düşünen bugüne kadar hep biz olduk, bundan sonra da biz olacağız inşallah.

Saygıdeğer milletvekillerimiz, bizim hedefimiz büyük, vizyonumuz büyük, bu vakfın da kuruluş amacının çok açık ve net olarak ortada olduğu belli. Yurt dışında yaşayan tüm yurttaşlarımızın ve soydaşlarımızın sorunlarına çözüm olacak bir vakıf kurulmaya çalışılıyor. Bu yüzden, hiç endişe etmeyin, korkmayın, biz bugüne kadar bu ülkeye zarar verecek hiçbir şey yapmadık, bundan sonra da yapmayız.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Baluken...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – HDP’ye yönelik ağır ithamlarda bulundu sayın hatip, onlara cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’ye kadar olan kısımda sayın hatibin yapmış olduğu konuşmanın tümünün doğru olduğu kanaatindeyim ancak o uygulamaların tamamını şu anda AKP Hükûmetinin de aynı şekilde devreye koyduğunu söylemek zorundayım. Yani, bir zamanlar nasıl eğitim alanı siyasetin arkabahçesi hâline getirildiyse, nasıl tekleştirme çalışması yapıldıysa, nasıl öğretmenler, öğrenciler üzerinden silindir gibi geçen bir zulüm dalgası yapıldıysa bugün aynı şeyi siz yapıyorsunuz. Bugün 28 Şubatçılarla kol kola gidiyorsunuz. En büyük ittifakı şu anda aynı darbeci anlayışla yapıyorsunuz. İşte, daha birkaç gün önce Komisyondan o anlayışa getirmiş olduğunuz zırh yasası birkaç hafta içerisinde Genel Kurula gelecek. Dolayısıyla, söylemiş olduğunuz sözlerin samimiyeti için sizin o yanlışlardan ders çıkarıp demokratik bir işleyişi esas almanız gerekiyordu. Sadece, bakın, son üç ay içerisinde soruşturmaya alınan öğretmenlerin, kamu emekçilerinin, eğitim emekçilerinin sayısını size okuyacağım: Diyarbakır’da 4.900, İzmir’de 3 bin, Mardin’de 2.600, Van’da 2 bin, Batman’da 1.200 üzeri, Adıyaman’da 499 -liste uzayıp gidiyor- Siverek’te 125 kamu emekçisi, sadece barış talep ettiği için, sadece Ankara katliamını kınadığı için sizin Hükûmetiniz döneminde soruşturmalara tabi tutulmuş. Dolayısıyla, bunları söylemeniz için önce sizin demokrasiyi içselleştirmiş olmanız gerekiyordu.

HDP’ye yönelik yaptığınız suçlamaların hiçbirisini kabul etmemiz mümkün değil, cevap veririz ona ama en azından çocuk istismarından bahsederken Ensar Vakfıyla ilgili durumla bir yüzleşmeniz herhâlde mevcut tabloyu özetler diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip direkt grubumuzu hedef alarak bir konuşma yaptı, 28 Şubatçılarla kol kola olduğumuzu ifade etti, Ensar Vakfıyla bizim bir yüzleşmemiz gerektiğini ifade etti; o açıdan grubumuza sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada Maarif Vakfıyla ilgili kanunu değerlendiriyoruz. Öncelikle, yapılan konuşmalarda 4+4+4 eğitim sisteminin bir ucube olduğundan bahsedildi.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – E, öyle.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Esnek eğitim sistemi değerli arkadaşlar, ne zamandan beri ucube oldu? Bakın, 1999’da ben liseden mezun olduğum zaman, meslek lisesi mezunuydum diye, katsayı uygulamalarından dolayı Türkiye’de bir üniversiteye gitme imkânımız yoktu.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Sen milletvekilisin ya, yetmiyor mu daha?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu yasa, 24’üncü Yasama Döneminde benim de oy kullandığım bir kanun tasarısıyla düzeltildi.

İmam-hatiplerden bahsediliyor, arkadaşlar, gitmek zorunda değilsiniz, çocuklarınızı göndermek zorunda değilsiniz. Göndermek isteyen vatandaş gönderiyor, siz farklı yere çocuklarınızı gönderebilirsiniz. Bu arada arz ve talebe göredir bu sistem. İkide bir dillerinde bir imam-hatip; isteyen çocuğunu oraya gönderir, isteyen başka tarafa gönderir. Yarış eşit arkadaşlar…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İstemezse zorluyor musunuz?

MEHMET MUŞ (Devamla) – …üniversite sınavına girdiği gibi, üniversite sınavına girildiği zaman… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET MUŞ (Devamla) – …herkes puanına göre bir fakülteye yerleştiriliyor, bizim karşılaştığımız gibi değil.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Tamam, Sayın Başkan, aileler istemezse…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir kere, zırh yasasından bahsetti sayın hatip.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bir dakika Sayın Başkan, aliler istemezse zorluyor musunuz? Aileleri zorluyor musunuz, zorlamıyor musunuz?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Hatip, Maarif Vakfını görüşüyoruz, “zırh” diye ifade ettiğiniz yasa geldiği zaman burada da onu müzakere ederiz; ondan şüpheniz olmasın.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Aileleri zorluyor musunuz zorlamıyor musunuz, onu söyler misiniz?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Tek tipleştirme, esnek eğitim modeli… Esnek eğitim modeli ile kesintisiz eğitim modelini mukayese ettiğiniz zaman hangisi tek tip eğitim modeli? Arkadaşlar, eğitim on iki yıla çıktı ve bu esnek bir eğitim modeli, tek tip bir dayatma modeli değil.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Dayatmıyorsunuz değil mi? Peki, aileler niye itiraz ediyor? Her yerde eylem yapıyor aileler.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ensar Vakfıyla alakalı da mahkemenin kararı ortadadır, mahkemenin kararı ortadadır arkadaşlar, buradan tutup da ikide bir partimize bir atıfta bulunmaya çalışmayın, buradan size ekmek çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Aileler niye itiraz ediyor? Aileler her yerde eylem yapıyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biraz önce, grup başkan vekilimizden önce konuşan iktidar partisi…

BAŞKAN – Sayın Leyla Şahin Usta…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Şahin, partimizi… Ben yanlış anladıysam mesele yok ama partimizi 28 Şubatla ilişkilendirdi diye bir algıya kapıldım, doğru mudur?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Hiç adınızı zikretmedi oysa.

BAŞKAN – Yok, CHP’yle ilgili bir şey söylemedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Leyla Şahin Hanım nerede?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Niye üstünüze alınıyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Lafa bakıyoruz Sayın Metiner, üstüme alınacak bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Altay… Sayın Altay…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Hiç adınız zikredilmedi ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın milletvekilim bizi mi kastettiniz?

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkanım, hiç isimlerini zikretmedim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Siz darbeci misiniz, 28 Şubatçı mısınız yani?

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Sayın Metiner” desenize Sayın Başkan. Oturduğu yerden…

BAŞKAN – Ben sizinle konuşuyorum Sayın Altay. Şu anda muhatabım sizsiniz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bağırma ya, ne bağırıyorsun ya?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen ne konuşup duruyorsun? Konuşuyorum ben Başkanla.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne bağırıyorsun ya? Biraz adam gibi konuşun ya! Ne bağırıyorsun?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Konuşuyorum ben Başkanla.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben Sayın Altay’la konuşuyorum, lütfen araya girmeyin. Allah Allah…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Her şeye maydanoz olmak zorunda mısın?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne bağırıyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen her şeye maydanoz olmak zorunda mısın?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Maydanoz sensin!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Maydanoz olma biraz her şeye ya!

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne saygısız insansın ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Her şeye maydanoz oluyorsun ya!

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri, lütfen arkadaşınızı engeller misiniz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Maydanoz da sensin, hıyar da sensin! (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sensin hıyar, hayvan herif! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıptır be! Hayvan diyemezsin, diyemezsin!

MEHMET METİNER (İstanbul) – Hayvan sensin! Sen hayvan bile olamazsın ya! Sen hayvan bile olamazsın!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şerefsiz, şurayı kirleten adamsın sen, terbiyesiz!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini toplantıya davet ediyorum.

Kapanma Saati : 01.39

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Biraz önce hiçbirimizin kabul etmeyeceği bazı sözler sarf edildi. Sanıyorum söz almak isteyenler var.

Buyurun Sayın Metiner.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner’in, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET METİNER (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Grubumuzdan bir arkadaşımızın konuşmasında hiçbir partinin adı zikredilmediği için oturduğum yerden tepki gösterdim. Tepkimin doğruluğu, yanlışlığı tartışılabilir çünkü darbecilerle, 28 Şubatçılarla hesaplaşmamız gerektiğini söyledi. Mesleki bir grubun bunu kendi üstüne alması için hiçbir sebep yoktu. Gösterdiğim tepki bunaydı. Bu tepki üzerine bu Meclisin mehabetine uygun düşmeyen “maydanoz olma ve benzeri” sözlerle başlayan bir tartışma hiçbirimize yakışmıyor. Söylendiği için karşılık vermek zorunda kaldığım sözlerden dolayı kendi adıma ben utanıyorum. Eğer kendisi de utanıyorsa Meclisin mehabeti adına birbirimizden özür dileyelim ve bir daha da bu tür saygısızca şeyler olmasın lütfen.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Altay, siz bir şey söylemek ister misiniz?

Buyurun Sayın Altay.

32.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, herhâlde oruçtan kaynaklı olmadığını dün de söyledim, şimdi herkes iftarını da yaptı, Allah kabul etsin. Gecenin bu saatinde kanun görüşüyoruz. Şiddetle karşı olduğumuz bir kanun tasarısı olmasına rağmen sakin bir biçimde, İç Tüzük’ün bize verdiği imkânları kullanarak bir çalışmayı mübarek aya olan hürmetimizle birlikte götürüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yazılı olmayan kaideleri de vardır. Elbette herkes fikrini söyleyecek, iddialarını ortaya koyacak, öz eleştiri, eleştiri yapılacak, sataşma bir ritüeldir, parlamento ritüelidir, bunlar da olacak, bir tereddüt yok. Ancak bir grup başkan vekili olarak sayın milletvekilimizin kendince haklı, bence de haklı kimi eleştirilerini grubumuza yönelterek öyle bir algı çıkararak söylemesinden, konuşmasını tamamlamasından sonra ben de kalktım zatıalinizden usulüne uygunca elimi kaldırarak söz talep ederek sayın milletvekilinin kastının -benim de hiç tasvip etmediğim, şiddetle yerden yere vurduğum- 28 Şubat ve benzeri diğer darbelerin bizimle ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını açıklamaya yönelik bir talepte bulundum. Sayın milletvekilimden kastının bizim partimiz ya da biz mi olup olmadığını açıklamasını rica ettim. Sayın milletvekilimiz de öne kadar gelmişti, muhtemelen “Kastım direkt CHP’nin kurumsal kimliği değil.” diyecekti belki de ama Sayın Metiner ısrarla sayın milletvekilini ve beni konuşturmamakta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum mikrofonu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …kararlı bir tutum içinde sanki Türkiye'de darbeye tek karşı kendisiymiş, buradaki herkes ve dışarıdaki herkes darbeciymiş anlayışı içinde yerinden benim konuşmama sataşarak… Sataşma da değil, beni taciz etti Sayın Başkan, beni taciz etti. Bunu siz de, bütün Meclis de gördü. Ben de insanım. Sayın Metiner’in bir ritüelidir, yerinden sataşması çok normal de, kendisi taciz noktasına bu işi müteaddit defalar getirdi. Şimdi de diyor ki: “Benim de utandığım bir söz söyledim.” Utansın bir zahmet. Bir grup başkan vekiline değil, kimseye öyle bir laf edilmez. Öyle bir laf edildiği için -elbette ben de etten kemikten yaratılmışımdır- ben de münasip olmayan bir karşılık verdim. Doğru değildir bunlar. Şu millet şu Meclise bakıp utanıyor. Tartışalım, saatlerce tartışalım ama hakaret yok arkadaşlar. Biz eleştireceğiz, bizim varlık sebebimiz sizi eleştirmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bitireyim müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Peki, bir dakika daha verelim ek süre olarak.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sizin de varlık sebebiniz, Hükûmetinizin icraatlarını savunmak. Bu kadar basit.

Burada hep söylüyorum, muhalefete biraz öfke yakışır, iktidara yakışmaz. Bu anlayış içerisinde olabilmelisiniz, bu hoşgörü içinde olabilmelisiniz. Bunlar yakışmıyor Parlamentoya. Bu durum, yaşanan durum beni de fevkalade üzen bir durumdur. Kamuoyundaki itibarımıza bakın. Yani, bu millet bir gün diyecek ki: “Lanet olsun, bunları seçmek için sandığa gitmeyelim!” Olmaz, yanlış. Herkesin bir mantık çerçevesinde burada kendisine verilen görevi ifa etmesi lazım. Durum bundan ibarettir. Kendisine bundan önceki olaylarla birlikte bunu yakıştıramadım ama yaşananlar doğru değildir. Nereden nasıl gelirse gelsin, hoş değildir. Bir daha olmamasını temenni ediyorum. Bu son olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekillerim, gösterdiğiniz olgunluktan dolayı sizlere teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahsı adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle de Sayın Bakanımıza bu görevlerinde üstün başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarıya göre, Maarif Vakfı okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları açmak, yaygın eğitim amaçlı kurslar, etüt merkezleri ve kültür merkezleri gibi tesisler kurmak, eğitim tesislerinin mütemmim cüzü sayılacak kütüphaneler, laboratuvarlar, sanat ve spor tesisleri kurmak gibi çok geniş bir faaliyet alanıyla donatılmış durumdadır. Özellikle, doğrudan kamusal ve parasız hizmet olarak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yerine getirilmesi gereken okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları açmak hizmetlerinin özel şirket gibi hareket edecek bir vakıf aracılığıyla gerçekleştirilmesi kabul edilebilir değildir.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı her geçen gün kamusal sorumluluklarından biraz daha uzaklaşmaktadır. Özel okullar bunun en bariz örneğidir. Türkiye'de 2013’te 4.200 olan özel okul sayısı bugün 8 bini geçmiştir. Sadece İstanbul’daki özel okul sayısı 3 bini bulmuştur. Bu rakamlar ışığında Türkiye'de özel okulların sadece üç yılda yüzde 100 oranında arttığını söyleyebiliriz.

Şunu hatırlatmalıyız ki eğitim devredilemez bir kamusal haktır. Bu alanda yapılan çeşitli araştırmaların da gösterdiği gibi paralı eğitim uygulamaları yaygınlaştıkça, özel okullaşma arttıkça büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında yaşayan halkımızın eğitim harcamalarına ayırmak zorunda olduğu pay da artmaktadır. Söz konusu artış ise ancak gıda ve sağlık harcamalarından kısılarak gerçekleştirilebilmektedir.

Değerli milletvekilleri, piyasacı eğitim sistemi yaşamın her düzeyinde rekabeti, öğrenci ve velilerin müşteri hâline getirilmesini hedefleyerek toplumsal eşitsizliği daha da derinleştirmektedir. Dolayısıyla Türkiye'de özellikle AKP hükûmetleri eliyle eğitim hizmetleri piyasa kurallarına göre düzenlenmektedir. Unutulmamalıdır ki eğitim hizmetinin hangi ilkeler çerçevesinde yapılacağına yönelik olarak yapılacak olan siyasal tercih en az eğitim politikalarının belirlenmesi ve uygulanması kadar önemlidir.

Değerli milletvekilleri, “Eğitime bütçeden en büyük pay bizim iktidarımız döneminde olmuştur.” diye övünen AKP döneminde Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin yatırım payı her yıl düzenli olarak gerilemiştir. Bunun somut anlamı şudur: Devlet yeni okul inşa etme ya da mevcut okulları yapısal bakımdan güçlendirme konusunda bir bütçe ayırmaktan kaçınmaktadır. Ancak diğer taraftan özel sektöre sağlanan teşviklerle şehirlerin en gözde yerlerinde ticari şirket mantığıyla faaliyet sürdüren çok sayıda okul ortaya çıkmıştır. Özel okullar Millî Eğitim Bakanlığının ayrıcalıklı ve marka okulları hâline getirilmeye çalışılmıştır. AKP Hükûmetleri, bırakalım bölgeler arasındaki eşitsizlikleri gidermeyi, aynı il ve ilçe içinde bile velilerin ekonomik durumlarına göre çocuklarını kaydedebildikleri okulların oluşumuna zemin yaratmışlardır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın en temel ilkelerinden birisi sosyal devlet ilkesidir. Sosyal devlet ilkesi eğitim ve öğretimi devletin başta gelen ödevi sayar ve devletlere tüm vatandaşların eşit imkânlar içinde, bilime dayalı, yaratıcı, barışçı, laik ve demokratik eğitim getirmesini sağlama görevini yüklemektedir.

Yine, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 26’ncı maddesinde herkesin eğitim hakkının olduğu, eğitimin, hiç olmazsa temel eğitim evrelerinin parasız olması gerektiği belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi’nde “Temel eğitim düzeyinde parasız ve zorunlu bir eğitim çocuğun hakkıdır.” denilmektedir.

Değerli milletvekilleri, gördüğümüz gibi, evrensel hukuk normları da eğitimin parasız olması gerektiği yönünde devletlere yükümlülükler getirmiştir. Türkiye’de ise, özellikle AKP Hükûmetleri döneminde yaşanan, tam anlamıyla eğitimin ticarileşmesidir. Özel okulların yaygınlaşması öğrenciler arasında fırsat eşitsizliklerini de yeniden üretmektedir. Parası olan iyi okullarda okuyacak, parası olmayan ise eğitim düzeyi düşük devlet okullarında okumaya mecbur kalacak anlayışı adaletsiz, eşitsiz bir yaklaşımdır. Bu bağlamda, Hükûmeti kamusal, parasız ve nitelikli bir eğitimi yaygınlaştırma noktasında politikalar üretmeye çağırıyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.09

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada bulunan 263 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Brunei Sultanlığı Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticaret ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Brunei Sultanlığı Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticaret ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/573) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 263)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 16 Haziran 2016 Perşembe günü alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 02.13



(X) (10/230) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) (10/231) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) 383 S. Sayılı Basmayazı 14/06/2016 tarihli 101’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.