TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                101’inci Birleşim

                                                                                            14 Haziran 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, Ankara ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın, Jandarma teşkilatının kuruluşunun 177’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, liseli öğrencilerin gerici ve bağnaz eğitime karşı tepkisine destek verdiğine, okullardaki gerici ve laiklik karşıtı uygulamaları şiddetle kınadığına ve imam-hatip lisesine dönüştürülmeye çalışılan Şehit Jandarma Er Bahadır Aydın Ortaokulunun normal eğitime devam etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, ramazan ayını kutladığına, Mersin Tarsus teknoloji üniversitesi kurulması kararı alındığına ve adının Eshabı Kehf üniversitesi olması yönünde Tarsus kamuoyunda büyük bir beklenti olduğuna ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Hükûmetin dar gelirli vatandaşların cebine göz dikmekten vazgeçmesi ve adil bir vergi sistemi için çalışması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, Cemil Meriç’in ölümünün 29’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Susurluk ilçesinin bazı köylerinde yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kanaltürk’e kayyum atanması sonucu bir kısım basın mensubunun Can Erzincan televizyonuna geçmesi nedeniyle Can Erzincan televizyonunun uydudan çıkarılma durumuyla karşı karşıya bulunduğuna ve bu uygulamanın basına yönelik bir sansür olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Hükûmetin istikrarlı bir şekilde doğa katliamlarına devam ettiğine, Bursa’nın Mudanya ilçesinde Yalıçiftlik köyünün Ketendere sahiline Ro-Ro limanı yapılmasına bölge halkının itiraz ettiğine ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Kars Araştırma Hastanesinin durumuna ve çok sayıda kişinin EURO 2016 nedeniyle devlet kasasından Fransa’ya gitmesine ilişkin açıklaması

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, aile geliri ve gelir testi uygulamasıyla engelli ailelerin ücretlerinde kesinti yapıldığına ya da tümden hak mahrumiyeti oluştuğuna ilişkin açıklaması

10.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir Gönen Ovası Sulama Projesi’nin bir türlü hayata geçirilememesi nedeniyle köylülerin yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Ensar Vakfı’nın devlet mekanizmasını kullanarak devlet ile toplum, devlet ile birey ilişkilerinde dini referans kaynağı hâline getirmesinin anayasal bir suç olduğuna ve perşembe günü Manisa’da yapılacak eyleme toplumun tüm duyarlı kesimlerini davet ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Jandarma teşkilatının kuruluşunun 177’nci yıl dönümüne, Tokat’ın Niksar Ovası’nda aşırı yağış sebebiyle mağdur olan üreticilerin borç ödemeleriyle ve istifa etmiş uzman erbaşlarla ilgili Hükûmetin bir tasarrufu olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, okullarda yükselen isyan seslerine kulak verilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

14.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ta Millî Eğitim Bakanlığına bağlı tek fen lisesinin öğrenci kapasitesinin düşürülmek istenmesine, Sivas Numune Hastanesinde mobbing skandalı ve Sivas’ın ilçelerindeki uzman doktor sorunlarının hâlen çözülmediğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 370’ten fazla lisede öğrencilerin eğitim sistemindeki baskıcı uygulamalar konusunda seslerini duyurmak için bildiri yayınladıklarına ve yeni Millî Eğitim Bakanının öğrencilerin kamuoyu gündemine taşıdığı sorunlarını ve taleplerini sağduyuyla karşılamasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’ne, bazı yerleşim yerlerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve abluka uygulamalarının devam ettiğine, Yüksekova’da iftar çadırlarına ve yemek dağıtılmasına izin verilmediğine ve bu uygulamaları kınadığına ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Cemil Meriç’in ölümünün 29’uncu, Dündar Taşer’in ölümünün 44’üncü yıl dönümlerine ve ömrünü büyük Türkiye ülküsüne adayan Başbuğ  Alparslan Türkeş’i, Dündar Taşer’i, ebediyete intikal eden arkadaşlarını ve tüm şehitleri rahmet, minnet ve şükranla andığına ilişkin açıklaması

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Cemil Meriç’in ölümünün 29’uncu yıl dönümüne, doğuda, güneydoğuda belli yerlerde terör örgütünün yürüttüğü bir şiddet olayı ve buna karşı devletin halkın can güvenliği ve esenliği için yürüttüğü bir mücadele olduğuna ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, ramazan ayının barışın, huzurun, refahın, mutluluğun egemen olacağı, kan ve göz yaşının akmayacağı günlere vesile olmasını temenni ettiğine, okullarındaki keyfî tutumları protesto etmek için bildiri yayınlayan liselilere yönelik herhangi bir şiddet uygulanmaması konusunda Hükûmeti uyardığına, Cumhurbaşkanının ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının iftar davetlerine ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önerge yazısı (4/42)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin (2/588) esas numaralı, 6306 Sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”, 2981 Sayılı “İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun” ve 4706 Sayılı “Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/43)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu ve 20 milletvekilinin, 6360 Sayılı Büyükşehir Kanunu’nun mevzuattan veya uygulanma yöntemlerinden kaynaklanan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/226)

2.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının karşı savı olarak ortaya atılan iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/227)

3.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 23 milletvekilinin, ülkemizdeki yolsuzluk olaylarının nedenleri ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/228)

 

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman ve beraberindeki heyetin, 10-12 Temmuz 2016 tarihlerinde İtalya'da düzenlenecek olan Akdeniz için Birlik Parlamenter Asamblesi Başkanlık Divanı toplantısına katılmak üzere İtalya'ya ziyarette bulunmalarına ilişkin tezkeresi (3/800)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşları tarafından, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 16/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, dünyanın ve Türkiye’nin gündemindeki bir sorun olan çocuk işçiliğinin bütün boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 23 milletvekili tarafından, terörle CHP’yi yan yana göstermeye yönelik algı operasyonunun tüm yönleriyle araştırılması ve 2016 yılında cezaevlerinde terör örgütleriyle ilişkiye geçtiği iddia edilen 24 CHP milletvekiline ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla 14/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında bulunan 383 ve 343 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın 1’inci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Karaman Milletvekili Recep Konuk’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, milletvekillerinin kullandığı sözcüklere dikkat etmesi gerektiğine ilişkin konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker'in, Burdur'un Değirmen Deresi mevkiinde bulunan Karamanlı Barajı'nın kirletildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4091)

2.- İzmir Milletvekili Tacettin Bayır'ın, 2003-2016 yılları arasında bakanlık tarafından düzenlenen kurs, seminer ve eğitimlere ait harcamalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/5062)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2015-2016 yılları arasında gerçekleşen temsil ve ağırlama harcamalarına,

Bağlı kurum ve kuruluş binalarının depreme karşı dayanıklılık durumuna,

Memur alımlarına dair çeşitli iddialara,

2010-2016 yılları arasında maaşında icra takibi ve haciz olan personele,

Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlardaki makam araçlarına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5256) (7/5257) (7/5258) (7/5259) (7/5464)

4.- İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı'nın, iflas erteleme kararı alan firmalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/5424)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlardaki makam araçlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/5425)

6.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Dereköy Sınır Kapısı'ndan yapılan araç ve şahıs giriş çıkışlarına,

Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan yapılan araç ve şahıs giriş çıkışlarına,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/5528) (7/5529)

7.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen'in, hizmet binasında çalışan tek asansörün makama tahsis edildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/5677)

 

 

14 Haziran 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İstanbul’un sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’e aittir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu Demir, süreniz beş dakika.

Sayın milletvekilleri, sessizliğimizi muhafaza edelim lütfen.

Buyurun.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, “Mahalleler Birliği” adı altında örgütlenmiş kentsel dönüşüm mağdurları hem dün hem bugün Meclisteki tüm partileri ziyaret ettiler ve sorunlarını, taleplerini aktardılar. Yıllardır kendi yaşam alanları ve kent hakkı için mücadele eden ve bu mücadeleyi kimseye havale etmeden bire bir kendileri sürdüren Mahalleler Birliğini selamlayarak sözlerime başlamak isterim.

Bir kenti kimin kullandığı, kimlerin kent hakkına sahip olduğu yöneticilerle, bu ülkenin idarecileriyle ilgilidir. Şehir çevre düzeni, planlar kentlerin anayasalarıdır. Bu anayasada kadınların, engellilerin, çalışanların, çocukların, yaşlıların kent üzerinde ne kadar hak sahibi olduklarını görebilirsiniz.

Çok uğultu var Sayın Başkan ama… Yani, süremden de gidiyor, hiçbir şekilde…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıyı dinleyelim.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Mesela…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen…

Buyurun Sayın Konuşmacı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Mesela Sarıyer, Fikirtepe, Seyrantepe kentsel dönüşüm alanı ilan edildiyse anlarız ki orada toprak rantı yerleşik nüfusun barınma hakkına üstün gelmiştir. Kentin, sermayenin kâr mantığına göre değil, insan için, kentlerin refahı için düzenlenip düzenlenmediği politik bir meseledir fakat en azından kent planına riayet edilmesi gerekir. Oysa, İstanbul’un anayasası anlamına gelen 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı kime ne vadediyor göremiyoruz bile çünkü plan defalarca deliniyor. Hazırlanan planda üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, iki yakaya iki şehir, tüp tünel gibi projelerin hiçbiri yok. Bu planın en önemli ilke kararlarından biri, kuzeye eğilim gösteren kent gelişiminin engellenerek doğu-batı aksında kademelendirilmiş bir gelişimin sağlanmasıydı. Bugün ise kentin dokusunu altüst edecek kuzeye doğru bir büyüme var.

Bugün, maalesef, üç tarafı denizlerle çevrili olan İstanbul’da yolculuk yapan 100 kişiden sadece 2,3’ü deniz ulaşımını kullanıyor yani deniz ulaşımının payı yalnızca yüzde 2,5. Bir saatten sonra İstanbul gibi turistik bir şehirde vapur bulmak ise mümkün değil. Demir yolu ulaşımı imkânları son derece kısıtlı. Haydarpaşa’yı da içine alan projeyi ortaya attıktan sonra iktidar, Haydarpaşa’yı talileştirmek için hızlı tren ray inşaatı bahanesiyle demir yolu ulaşımını durdurdu. Garlar misyonlarına uygun biçimde korunur ve işlerken kimliksiz, tarihsiz bir kent yaratılmaya çalışılıyor. Tekrar söylüyoruz: Tarihiyle, hikâyeleriyle, her gün binlerce yolcuya ev sahipliği yapan Haydarpaşa gardır ve gar olarak kalacak.

İstanbul’da temel ulaşım, özel araç kullanımına bağlı kara yolu ulaşımı. Kentte trafiğin günlük tıkanıklık oranı yüzde 57. Akşam saatlerinde bir kişi gideceği yere yüzde 125 oranında geç kalıyor. Bu oran sabah saatlerinde ise yüzde 84. İstanbul’da tramvay, hafif metro daha öncelikli olması gerekirken en çok kullanılan araç metrobüs. Dünya ölçeğindeyse bu tam tersi. İMO’nun inşaat mühendisleri rakamlarına göre İstanbul’da 170 kilometrelik raylı sistemin sadece 39 kilometresi metro hattı. Londra metrosunun ise uzunluğu 400 kilometre, Berlin metrosu 473 kilometre, New York metrosu da 1.355 kilometre uzunluğunda; İstanbul, dediğim gibi, 39 kilometre.

Evet, kenti kırdan ayıran temel özelliklerden biri kültürel etkinliklerin çeşitliliğidir ama buna baktığımız zaman da İstanbul’da kültürel etkinliklere, spor faaliyetlerine ulaşabilenlerin neredeyse marjinal olarak kaldığını görüyoruz. Kentin çoğunluğunun bunlar için hiçbir ödeme gücü yok. Her yanı eskiden gül bahçeleriyle, dut ağaçlarıyla dolu bu şehirde, şimdi uçsuz bucaksız binalar inşa edilirken insanlar bizim kültürümüze uymayan Fransız balkonlara maalesef mecbur edilmişler. Her yıl duvarlara ihaleyle yeni çiçekler yapıştırılıyor. Oysa biz ağaçlarımızı, parklarımızı istiyoruz.

Bir şarkı var “Ah İstanbul, İstanbul olalı görmedi böyle keder.” diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu kederi gerçekten umuda dönüştürmek, tıpkı Mahalleler Birliği gibi, mücadele eden insanların sayesinde olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu Demir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bir dakikam gitti ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika değil, ben baktım Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – 50 saniye.

BAŞKAN – Otuz saniye.

Gündem dışı ikinci söz, Ankara’nın sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’e aittir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ankara’nın her tarafı ücretli otopark hâline getirildi Nihat Bey. Dava kazandım, kararı uygulamıyorlar.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yeşil. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, Ankara ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Ankara ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

Ben, konuşmama başlamadan önce, şehitlerimizi rahmetle anarken geçen hafta Genel Başkanımıza yapılan o haksız saldırıyı da nefretle kınıyorum. Yani, şehit cenazelerinde yapılan bu antidemokratik anlayışı hiçbirimizin tasvip etmemesi gerekir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, onun için…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Kesinlikle biz de tasvip etmiyoruz.

NİHAT YEŞİL (Devamla) – Ama maalesef buna prim vermeme noktasında tüm milletvekili arkadaşlarımızın o konuda duyarlı olmasını özellikle istirham ediyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Vermiyoruz.

NİHAT YEŞİL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, biz bunlarla, kent sorunlarıyla ilgilenmemiz gerekirken Büyükşehir Belediye Başkanımız kendine özel, özgü kurallarıyla “billboard”lara başkası vasıtasıyla “billboard” hazırlaması yaparak o menfur saldırıları kınamayı boş verin tamamen destek olunuyor. Onun için, bunlara pek fazla girmek istemiyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sayın Başbakanımız grup konuşmasında açık ve net bir şekilde kınadığını söyledi.

NİHAT YEŞİL (Devamla) – Saygıdeğer arkadaşlar, kent yönetimi, insan ve doğa ilişkisini kavrayabilmiş, vatandaşı müşteri olarak görmeyen, kentsel gelişimi kamu yararına kontrol altında tutabilen, geleceğe dönük ihtiyaçlara uygun, estetik, planlı, programlı projeler geliştirebilen bir anlayışa sahip olması gerekir. Bütün dünya başkentlerinde… Cumhuriyetimizin başkentinde maalesef Sayın Belediye Başkanımızın bu tür davranışlarını… İşte, bizim, kongre merkezlerimizle, kültür merkezlerimizle, saraylarımızla, bunlarla anılmamız gerekirken ama biz Büyükşehir Belediye Başkanımızda bunları görmeyi boş verin; o, siyasetin diğer alanlarında bunu yapmaya çalışıyor, yirmi iki yıldan beri de bu anlayışı devam ettiriyor.

Bakın, Ankara’da şu anda Türkiye’nin en pahalı su bedelini… Normal metreküp bedeliyle bir Ankaralı suyun metreküpüne 3 lira 40 kuruş ödüyor, atık su bedeline de 1 lira 70 kuruş veriyor. Bu 1 lira 70 kuruşla birlikte ortalama 5 lira 10 kuruş artı KDV’yle en pahalı suyu içiyoruz. Sayın Başkanımızın, bu suyla ilgilenmesi, ucuz suyun bu halka sunulması gerekirken bunları yapmıyor; bunlarla ilgili daha değişik olaylarla uğraşıyor. Büyükşehir Yasası’nı bahane ederek, iki yüz yıldan beri toplumun kendi imkânlarıyla getirdiği suya saat takarak ASKİ bunları ücretlendiriyor ve bununla da, çevre ilçelerde yaşayan yoksul köylümüzün hayvanını, merasını, bahçesini sularken kullandığı suyuna saat takarak daha da zor durumda bırakmaya çalışıyor.

Beypazarı’nda yıllardan beri, biz hepimiz, özellikle organize sanayi bölgesinin geliştirilmesi gerekirken onu atıl bir noktaya atmışız ve bırakın organize sanayi bölgesini geliştirmeyi daha da kötü bir noktaya taşıdık.

Ayaş Belediye Başkanımız, yolsuzlukla ilgili görevden alınmasına rağmen, daha doğrusu partiden ihraç edilmesine rağmen, hâlen daha görevine devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, Sayın Belediye Başkanımız, 7 Haziran seçimlerinde durdurulan yol harcamaları katkı paylarını tekrar ücretlendirerek hatta haciz götürerek, Çubuk’un köylerini de şu anda hacizle baş başa bırakıyor.

Ankara, en pahalı ulaşım olayına da sahip oluyor. Kilometrede 2 lira 55 kuruşla Türkiye’de kilometre bazında en pahalı toplu taşımacılığı Ankara yapıyor, bir bilet yaklaşık 4 liraya mal oluyor.

Murat Karayalçın zamanında Ankara’nın metro planları yapılmasına rağmen on yedi yıl boyunca Sayın Gökçek bunları yapmadı, on yedi yıl sonra Ulaştırma Bakanlığımıza devredilerek Ulaştırma Bakanlığı bu projeleri tamamlamaya çalıştı.

Melih Bey’in döneminde kilometre bazında 100 milyon harcama yapılmışken, üstelik bu metroyu on yılda tamamlamayı beklerken, aynı metroya İzmir’de kilometre bazında 60 milyon harcandığı söyleniyor.

Ankara Metrosundan bahsederken şunu da söylemek isterim: Dün, Melih Bey sosyal medya üzerinden bir anket yaptı. Bu ankette kadınlara yönelik tacizin önlenmesi bahanesiyle, Ankara Metrosunda cinsiyet ayrımcılığını tetikleyen haremlik selamlık pembe vagonlar oluşturulmasını teklif etti. Kadını eşit yurttaş olarak görmeyen bu karanlık zihniyeti lanetliyorum.

Melih Bey, hem Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasını hiçe sayarak hem de Ankaralının parasını sorumsuzca kullanarak Atatürk Orman Çiftliği arazisine inşa ettirdiği, belediye meclisinde “Kişisel zevkim oldu.” dediği alana 783 milyon para harcamıştır. Ankaralılar bunun hesabını soruyor. Bunu da kabul etmesi mümkün değil.

Saygıdeğer milletvekilleri, Ankara Büyükşehir Belediyesi hakkında ciddi anlamda olumsuz iddialar var. Büyükşehir Belediyesinin belediye binası yanındaki kullanılan kıymetli araziyi TOKİ’ye 400 milyona satıyor, TOKİ 900 milyon liraya Emlak Konuta devrediyor, Emlak Konut da “Pasifik İnşaat” diye bir firmaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT YEŞİL (Devamla) - …1 milyar 400 milyona mülkiyetini veriyor.

Şimdi, Ankaralının cebinden 1 milyar parası gitmiş oluyor.

Çok teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeşil.

Gündem dışı üçüncü söz, jandarma teşkilatının kuruluşunun 177’nci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’a aittir.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın, Jandarma teşkilatının kuruluşunun 177’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel Komutanlığının 177’nci kuruluş yıl dönümü hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünya milletleriyle karşılaştırıldığında düzenli ve uzun ömürlü devletler kurma yeteneğini ve gücünü göstermiş olan Türkler, tarih sahnesinde görüldükleri günden bu yana düzenli devlet anlayışlarının yanı sıra ülkelerinde emniyet ve asayişin sağlanması yolunda koydukları yasalar ve törelerle de dikkat çeken bir millet olmuşlardır. Eski Türklerde “başbuğ”, “kağan”, “hakan” diye anılan hükümdarlar aynı zamanda emniyet ve asayiş hizmetleriyle bizzat uğraşmışlardır. Orhun Kitabelerinde “yargan” olarak geçen ve hakanların emrinde emniyet ve asayişi sağlayan bir zabıtanın bulunduğu bilinmektedir. Selçuklularda Surta, Osmanlılarda Subaşılar, daha sonraları Zaptiyeler ve yakın tarihte jandarma, emniyet ve asayiş hizmetlerini yürüten askerî kolluk teşkilatları olarak görülmektedirler.

Arşivlerde 1839 yılından itibaren jandarma adına ve muhtelif jandarma tayin kararnamelerine rastlanılmış olduğundan, Türk jandarma teşkilatının 1839 yılında kurulduğu anlaşılmış ise de araştırmalarda kuruluş ay ve gününün tespiti mümkün olmamıştır. Bu nedenle, Asakir-i Zaptiye Nizamnamesi'nin kabul tarihi olan 14 Haziran 1869 tarihinin 14 Haziranı alınarak, 14 Haziran 1839 tarihi jandarma teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir.

Jandarma, 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra özellikle Rumeli’de büyük başarılar göstermiştir. Bunun üzerine, teşkilat 1909 yılından itibaren yeniden düzenlenerek Harbiye Nezaretine bağlanmış ve “Umum Jandarma Kumandanlığı” ismini almıştır. Jandarma birlikleri 1914 yılında başlayıp 1918 yılında tamamlanan Birinci Dünya Savaşı’nda ve 1919 yılında başlayıp 1922 yılında biten Kurtuluş Savaşı’mızda çok önemli yararlılıklar göstermişler, hem iç güvenlik görevlerini sürdürmüşler hem de birçok cephede Silahlı Kuvvetlerin ayrılmaz bir parçası olarak yurt savunmasına iştirak etmişlerdir. Jandarma birliklerinin bu savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar ve yararlılıklar her türlü övgünün üzerindedir. Jandarma, 1984 yılından günümüze kadar geçen süre içerisinde ülkemizin bölünmez bütünlüğüne kasteden başta PKK olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile bütün ülke sathında terörle mücadelenin en önemli unsurlarından birisi olmuştur. Bu uğurda binlerce şehit ve gazi veren Jandarma, bundan sonra da her ne pahasına olursa olsun, ülkemizin birlik ve beraberliğini korumaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin güvenliği, asayişin sağlanması ve halkımızın huzuru için halkımızla iç içe görev yapan Jandarma Genel Komutanlığı iyi eğitimli personeli, donanımı, disiplini, vatan sevgisi ve kabiliyetiyle gurur verici çalışmalara imza atmaktadır. Modernizasyon ve yeniden yapılanma çalışmalarına öncelik veren Jandarma Genel Komutanlığı, milletimizin birlik ve bütünlüğü, vatan topraklarının korunması için ülkemizin her köşesinde fedakârca hizmet vermektedir.

Sözlerime son verirken, yüksek bir vazife şuuruyla halkımızın can ve mal güvenliğinin sağlanmasında, kamu düzeninin korunmasında görev alan Jandarma Genel Komutanlığının kuruluş yıl dönümünü kutluyor ve bu kutlu günde aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, görevlerini başarıyla sürdüren Jandarma Genel Komutanlığı mensubu kardeşlerime selam ve saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden, daha sonra da grup başkan vekillerine yine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Aydın…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, liseli öğrencilerin gerici ve bağnaz eğitime karşı tepkisine destek verdiğine, okullardaki gerici ve laiklik karşıtı uygulamaları şiddetle kınadığına ve imam-hatip lisesine dönüştürülmeye çalışılan Şehit Jandarma Er Bahadır Aydın Ortaokulunun normal eğitime devam etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her geçen gün çığ gibi artan gerici ve bağnaz eğitime karşı liseli öğrencilerin tepkisine tam destek veriyorum, karanlığa karşı yürüyüşlerinde yalnız olmadıklarını bir kez daha vurguluyorum, okullardaki gerici ve laiklik karşıtı uygulamaları da şiddetle kınıyorum. Mezun olduğum Samsun Anadolu Lisesinin de haklı direnişinde yanlarında olduğumu bildiriyor ve okul idaresinin de haksız uygulamasını bir an önce sonlandırmasını talep ediyorum.

Son uygulamalardan biri de seçim bölgem Bursa’da adını şehit isminden alan Şehit Jandarma Er Bahadır Aydın Ortaokulu imam hatip lisesine dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Okul, o bölgedeki tek ortaokuldur. Orada birçok imam hatip okulu bulunmaktadır ama normal eğitim veren başka okul yoktur. O yüzden, buranın normal eğitime devam etmesini, velilerin ve öğrencilerin de isteğini buradan dile getiriyorum ve Atatürk’ün dediği gibi “Atatürk gençliği karanlıkları ışığa boğacak.” diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şimşek…

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, ramazan ayını kutladığına, Mersin Tarsus teknoloji üniversitesi kurulması kararı alındığına ve adının Eshabı Kehf üniversitesi olması yönünde Tarsus kamuoyunda büyük bir beklenti olduğuna ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Herkesin ramazan ayını kutluyorum.

Uzun yıllardır verilen mücadele sonucunda Mersin Tarsus Teknoloji Üniversitesinin kurulmasına karar alınmıştır. Yalnız, bölgede uzun yıllar yapılan mücadele sırasında, bu üniversitenin adının Eshabı Kehf Üniversitesi olması yönünde Tarsus kamuoyunda büyük bir beklenti vardır. Bunun isminin mutlaka Eshabı Kehf Üniversitesi olarak düzenlenmesini ve bir tarım bölgesi olan Çukurova’da, mutlaka bu üniversite içerisinde ziraat fakülteleri, ziraat meslek yüksekokulları ve Eshabı Kehf’in adına yakışacak bir ilahiyat fakültesinin de üniversite kapsamı içerisinde ele alınmasını istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin…

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Hükûmetin dar gelirli vatandaşların cebine göz dikmekten vazgeçmesi ve adil bir vergi sistemi için çalışması gerektiğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

7 Haziran seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi “Asgari ücret yükseltilmeli.” demişti ve bu vaadi 1 Kasım seçimlerinde AKP tarafından örnek alınmıştı.

Seçim sonrasında AKP Hükûmeti asgari ücreti 1.300 liraya yükseltti, fakat yükü asgari ücretliye ve işverene yükledi. Örneğin asgari geçim indirimi 1.300 liraya dâhil edildi, ayrıca ekim ayından itibaren bir üst vergi dilimine geçiş sebebiyle asgari ücretli çalışanlar daha fazla vergi vermeye başlayacaklar. Bunlar yetmiyormuş gibi, 45 yaş altındaki her çalışan için zorunlu bireysel emeklilik sistemi başlatılıyor ve asgari ücretli çalışanlardan bile her ay otomatik olarak 100 TL alınacak. Yani, asgari ücret ekim ayında, asgari geçim indirimi hariç, 1.007 liraya düşecek.

Hükûmet dar gelirli vatandaşlarımızın cebine göz dikmekten vazgeçmeli ve adil bir vergi sistemi için çalışmalı.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gündoğdu…

4.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, Cemil Meriç’in ölümünün 29’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Saygıdeğer Başkan, kıymetli milletvekilleri; Cemil Meriç, ömrü boyunca kitaplara sarılmış, bu yolla milletimize ve edebiyatımıza çok önemli katkılar sağlamış mümtaz yazarlarımızdandır. Sanatçı kimliğinin yanı sıra değerli bir mütefekkir olan Hüseyin Cemil Meriç “İnsanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni, eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmalarıdır.” sözleriyle erdemli bir dünya görüşünün nasıl olması gerektiğini ortaya koymuştur. Bizlere garbın şarka bakışını, geleneklerin “modernize” adı altında nasıl erozyona uğradığını anlatan merhum Cemil Meriç’i vefatının 29’uncu seneidevriyesinde saygıyla ve rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akın…

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in Susurluk ilçesinin bazı köylerinde yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Susurluk ilçemizin bazı köylerinde çözüm bekleyen sorunlar var. Söve-Soğuksu ve Göbel-Söve mahallelerimiz arası yolların asfaltı dört beş yıldır yapılmıyor. Muhtarlarımız sürekli girişimlerde bulunuyor, müracaatlar yapıyorlar. Kendilerine bu yolların yapılacağı söyleniyor ama aradan geçen bunca zamana rağmen bir gelişme olmuyor, hemşehrilerimiz oyalanıyor.

Yine Söve Mahallemizde dört beş mahallenin yararlandığı, arazilerini suladığı bir gölet var. Uzun yıllar önce yapılmış ve açık kanalet sistemiyle su iletimi yapılıyor. Kanaletler dökülmüş durumda, hiçbir şekilde bakım ve onarımları da yapılmıyor. Açık kanalet yerine yer altı kapalı sistem yapılması yönünde projeler hazırlanmış, çalışmalar yapılmış ama bu konuda da hiçbir gelişme yok. Hem açık kanalet sistemi fayda üretmiyor hem de yapılması planlanan yer altı kapalı sistem konusunda bir şey yok. Buradan yararlanan, arazilerini sulayan hemşehrilerimizin beklentileri var. Buradan ilgili ve yetkililere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AKIN (Balıkesir) – …sesleniyorum: Bu taleplere daha fazla duyarsız kalmayın.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kanaltürk’e kayyum atanması sonucu bir kısım basın mensubunun Can Erzincan televizyonuna geçmesi nedeniyle Can Erzincan televizyonunun uydudan çıkarılma durumuyla karşı karşıya bulunduğuna ve bu uygulamanın basına yönelik bir sansür olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Bugün TV Kanaltürk’e kayyum atanması nedeniyle bir kısım basın mensubu CNN Türk, Sky Türk ve diğer medya gruplarında çalışmaya başlamışlardır, bir kısmı ise Can Erzincan televizyonuna geçmiştir. Can Erzincan televizyonuna geçen bu basın mensupları nedeniyle Can Erzincan şu anda uydudan çıkarılmayla karşı karşıyadır. Bu uygulama suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırıdır, bu uygulama basına yönelik bir sansürdür, bu uygulama düşünce özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne aykırı bir uygulamadır. Bu uygulamayla halkın öğrenme ve bilgilenme hakkı engellenmektedir. Siyasi iktidarın bu hukuksuz uygulamadan vazgeçmesini talep ediyorum.

Saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kayışoğlu…

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Hükûmetin istikrarlı bir şekilde doğa katliamlarına devam ettiğine, Bursa’nın Mudanya ilçesinde Yalıçiftlik köyünün Ketendere sahiline Ro-Ro limanı yapılmasına bölge halkının itiraz ettiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Hükûmet istikrarlı bir şekilde doğa katliamlarına devam ediyor. Son olarak Bursa’nın Mudanya ilçesinde Yalıçiftlik köyünün Ketendere sahiline Ro-Ro limanı yapılmak isteniyor ve bu şekilde İstanbul’un tır trafiği bu hêliyle Anadolu’ya yığılmak isteniyor ve o bölge halkı buna itiraz ediyor. Hiçbir şekilde onların görüşü alınmış değil, onlara sorulmuş değil. Orası aynı zamanda antik bir liman, tarihî bir yapısı var, sit alanı, bununla ilgili hiçbir çalışma yapılmamış ve Ro-Ro limanı açılarak hem oradaki doğa hem tarihî yapı hem halkın beklentileri yok ediliyor, katlediliyor. Oraya Ro-Ro limanı yaptırmayacağımızı buradan Hükûmete tekrar söylüyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Özkan… Yok.

Sayın Sertel…

8.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Kars Araştırma Hastanesinin durumuna ve çok sayıda kişinin EURO 2016 nedeniyle devlet kasasından Fransa’ya gitmesine ilişkin açıklaması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kars Araştırma Hastanesiyle ilgili bir görüş belirtmek istiyorum.

Burada acili açacak doktor bile bulamadıklarından yakınıyorlar, zaman zaman asistanlarla acil açılıyor. Burada onkoloji ünitesi açılmıştı, 10 trilyonun üzerinde de para harcanmıştı fakat şimdilerde kardiyoloji de taşınmış, cihazlar da kullanılmadan ortada kalmış. Kars’ın bir bakanı var, adı Ahmet, soyadı Arslan; kendisinin dikkatini çekiyorum Sağlık Bakanıyla birlikte. Artık Kars’ın hizmete ihtiyacı var. Vekil bakan oldu ve memleketine elini uzatması lazım.

Bu arada, TRT’yle ilgili bir soru önergesi verdim Sayın Başkan. TRT kasasından, devlet kasasından 93 kişinin maçlar nedeniyle Fransa’ya gittiğini öğrendik. Ayrıca, federasyonun da 560 kişiyle oraya bir çıkarma yaptığını görünce “Devlet malı deniz, yemeyen domuz.” anlayışını da hak etmediğimizi söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, aile geliri ve gelir testi uygulamasıyla engelli ailelerin ücretlerinde kesinti yapıldığına ya da tümden hak mahrumiyeti oluştuğuna ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Engellilerle ilgili çok sayıda şikâyet almaktayız. Bu yıl aile geliri ve gelir testi uygulamasıyla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, engelli ailelerin ücretlerinde ya kesinti yapmış ya da tümden hak mahrumiyetleri oluşturmuştur. Niğde ilinin Elmalı köyünde, Hamamlı köyünde, Niğde merkezde örnekleriyle vatandaşlar benzer sorunlar yaşamaktadır.

Niğde’nin İlhanlı Mahallesi’nden İlkay Kaya, kendisinin daha önce muhtaçlık aylığı aldığını, eşinden engelli maaşı aldığını, maaşlarının kesilip yalnız evde bakım maaşıyla geçinmek zorunda bırakıldığını anlatmaktadır. Eşi yüzde 85 engellidir, kendisi yüzde 65 engellidir. Akülü araçlarını dahi tamir ettirememekte, evlerinin giderlerini karşılayamamaktadırlar. Bu yıl uygulamaya geçirilen bu uygulamanın yasayla birlikte değerlendirilerek gözden geçirilmesi gereklidir çünkü çok sayıda yurttaştan benzer şikâyetler almaktayız. Daha önce kendilerine ücret ödenirken şu anda ücretlerinin kesildiğini, geçim sıkıntısı yaşadıklarını ve mağdur olduklarını ifade etmektedirler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

10.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir Gönen Ovası Sulama Projesi’nin bir türlü hayata geçirilememesi nedeniyle köylülerin yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir Gönen Ovası Sulama Projesi, yıllardır sürüncemede ve bir türlü hayata geçirilemedi. Gönen Ovası’nın sulama projesi kapsamında Bandırma Misakça köyünde 160 bin hektarlık araziye Nisan 15’te su verilmesi sözü verildiği hâlde, hâlâ araziye su verilememiş ve köylüler arazilerini ekememiştir. Bu durumda Tarım Bakanlığı yetkililerinden… Bu köylülerin Ziraat Bankasına, tarım kredi kooperatifine yığınla borçları bulunmaktadır. Bu köylüler araziyi ekemediği takdirde -ki ekememişlerdir- geçimlerini nasıl sağlayacaklar, borçlarını nasıl ödeyecekler, evlatlarını nasıl besleyecekler? Buradan Tarım Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum: Oradaki mağduriyeti gidermek için köylülerimize maddi destek anlamında bir şey düşünülüyor mu?

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Efendim, sıramızı Tur Biçer Hanım’la değişmiştik.

BAŞKAN - Sayın Biçer, buyurun.

11.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Ensar Vakfı’nın devlet mekanizmasını kullanarak devlet ile toplum, devlet ile birey ilişkilerinde dini referans kaynağı hâline getirmesinin anayasal bir suç olduğuna ve perşembe günü Manisa’da yapılacak eyleme toplumun tüm duyarlı kesimlerini davet ettiğine ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) - Sayın Başkan, başta, adı tecavüzle anılan Ensar Vakfı olmak üzere, birçok vakıf ve dernek, İslam’ın Sünni yorumuyla ve AKP devleti aracılığıyla kamusal yaşamı yeniden inşa etmeye çalışmaktadır, bunun için de ne yazık ki çocuklarımızı hedef almaktadır. Bugün, Ensar Vakfı’nın Manisa’da İl Millî Eğitim Müdürünün bilgisi olmadan, okul aile birliğinin görüşü ve onayı alınmadan, sadece Kaymakamlık oluru ile bir devlet okulunda açmaya çalıştığı yaz okulu, bunun en güzel örneğidir. Ensar Vakfı’nın devlet mekanizmasını kullanarak devlet ile toplum, devlet ile birey ilişkilerinde dini referans kaynağı hâline getirmesi anayasal bir suçtur. Bu nedenle perşembe günü Manisa’da yapacağımız eyleme toplumun tüm duyarlı kesimlerini davet ederim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Durmaz...

12.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Jandarma teşkilatının kuruluşunun 177’nci yıl dönümüne, Tokat’ın Niksar Ovası’nda aşırı yağış sebebiyle mağdur olan üreticilerin borç ödemeleriyle ve istifa etmiş uzman erbaşlarla ilgili Hükûmetin bir tasarrufu olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KADİM DURMAZ (Tokat) – Yüksek vazife şuuruyla ülkemizin, halkımızın huzuru, can ve mal güvenliğinin sağlanmasında halkımızla iç içe görev yapan; tarihi şan, şeref ve başarılarla dolu Jandarma teşkilatımızın 177’nci kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.

Ayrıca, Tokat’ın Niksar Ovası’nda aşırı yağış sebebiyle patates üreticileri, Şahinli, Mahmudiye, Haydarbey, Yolkonak, Gürçeşme, Boğazbaşı, Sarıyazı, Hacılı, Yarbaşı köyleri, perişan durumdadır. Bunlarla ilgili, borç ödemeleri konusunda Tarım Bakanlığının bir tasarrufu var mıdır?

Yine, istifa etmiş olan-zorunlu hâllerde ve kendi isteğiyle- uzmanlarla ve erbaşlarla, uzman erbaşlarla ilgili Hükûmetin bir tasarrufu var mıdır? Bunun ilgilerce cevaplandırılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Sayın İlgezdi...

13.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, okullarda yükselen isyan seslerine kulak verilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, okullarımızdan isyan sesleri yükseliyor. İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin yaktığı meşalenin ardından bildiri yayınlayan lise sayısı çığ gibi büyüyor. Proje okul uygulamasıyla tek tipleştirmek istediğiniz öğrenciler isyan ediyorlar, Millî Eğitim Bakanlığına seslerini duyurmaya çalışıyorlar. “Proje okul yapacağız diyerek öğretmen ve müdürlerimizi sınavsız atayamazsınız, geleceğimizle oynayamazsınız.” diyorlar. Bu sese kulak vermenizi diliyorum. Her ne kadar birileri onları potansiyel suçlu olarak göstermeye çalışsa da bu gençler bizim ışığımız, bu gençler bizim aydınlık yarınlarımız, karanlığa teslim olmayan bu gençler bizim onurumuz.

Sözlerimi, sudan sebeplerle görevden alınarak havuza gönderdiğiniz İstanbul Erkek Lisesi öğretmenlerinden bir eğitimcinin öğrencilerine rehber sözleriyle bitiriyorum: “Özgür düşünceden yana olun, demokrasiden yana olun, insan haklarından yana olun ve sevgiyi daima her şeyin üzerinde tutun.”

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akyıldız…

14.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ta Millî Eğitim Bakanlığına bağlı tek fen lisesinin öğrenci kapasitesinin düşürülmek istenmesine, Sivas Numune Hastanesinde mobbing skandalı ve Sivas’ın ilçelerindeki uzman doktor sorunlarının hâlen çözülmediğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sivas’ta Millî Eğitim Bakanlığına bağlı 1 adet fen lisesi mevcut, bu fen lisesinin de öğrenci kapasitesi 150 kişi. Aldığımız duyumlara göre, bu öğrenci kapasitesinin önümüzdeki eğitim öğretim yılında 120 kişiye düşürülmesi planlanıyormuş. Şimdi, Sivas’ın nüfusunun 620 bin olduğunu ve hemen komşu ilimiz Yozgat’ın 420 bin olduğunu düşündüğümüzde; Yozgat’ta 2 tane fen lisesi var, 240 öğrencisi var. Hani Yozgat’ınki azaltılsın demiyorum, Sivas’ınki de Yozgat’ınkinin üzerine çıkarılsın diyorum. Bu noktada bir çalışma yapmayı düşünüyor mu Sayın Millî Eğitim Bakanımız?

Bir ikincisi de: Sivas’taki Numune Hastanesindeki mobbing skandalıyla ilgili sorun hâlâ çözülmüş değil ve Sivas’ın ilçelerindeki uzman doktor sorununa da bir çözüm bulunmuş değil. Bu konuları da tekrar hatırlatmak istedim.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özdemir’e söz verelim, ilk on beşi tamamlayalım.

Buyurun Sayın Özdemir.

15.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 370’ten fazla lisede öğrencilerin eğitim sistemindeki baskıcı uygulamalar konusunda seslerini duyurmak için bildiri yayınladıklarına ve yeni Millî Eğitim Bakanının öğrencilerin kamuoyu gündemine taşıdığı sorunlarını ve taleplerini sağduyuyla karşılamasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul Erkek Lisesi, Vefa ve Fatma Talip Kahraman Anadolu İmam Hatip Liselerinin de aralarında bulunduğu 370’ten fazla liseden öğrenciler eğitim sistemindeki baskıcı uygulamalar konusunda seslerini duyurmak için birbiri ardına bildiri yayımladılar. Liseliler, ortaöğretim eğitim sistemindeki baskıcı uygulamalara, eğitim sisteminin laiklikten uzaklaştırılmasına ve çağ dışı uygulamalara tepki gösterdiler. Karanlığa sırtını, aydınlığa karşı yüzünü dönen öğrencilerimizi kutluyorum. Demokratik yollarla tepkilerini ortaya koyan liselilerin ne söylediğine, neye tepki gösterdiklerine bakmadan, aralarında dış mihraklar arayan, nesilleri ayrıştıran, kutuplaştıran ne yazık ki bir Cumhurbaşkanı var çünkü onun aklında liselilerin böyle bir tepki göstermeleri mümkün değildir.

Yeni Millî Eğitim Bakanının, bu öğrencilerimizin demokratik yollarla kamuoyunun gündemine taşıdığı sorunlarını ve taleplerini sağduyuyla karşılamasını ve dinleyip anlamasını ve çözüm bulmasını talep ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Şimdi, sisteme giren grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Baluken, buyurun.

Süreniz iki dakikadır.

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’ne, bazı yerleşim yerlerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve abluka uygulamalarının devam ettiğine, Yüksekova’da iftar çadırlarına ve yemek dağıtılmasına izin verilmediğine ve bu uygulamaları kınadığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, Dünyada Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü olarak 12 Haziranı belirlemişti. Ülkemizde de yine, Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü olarak 12 Haziran tarihi kabul ediliyor.

Şu anda Türkiye’de birçok çocuk ağır ve tehlikeli işlerde çalışıyor. TÜİK’in yapmış olduğu çocuk iş gücü anketi verilerine göre, 2012 yılındaki çocuk işçi sayısı 893 bin olarak belirlenmiş. Bu rakam çocuk işçilerin toplam çocuk nüfusu içindeki oranının yüzde 6’ya tekabül ettiğini gösteriyor. Bu, tabii, korkunç bir rakam. Bununla ilgili gerekli politikaların geliştirilmesi ve bu çocukların kölece koşullarda çalıştığı, çalışmak zorunda bırakıldığı bu zeminin mutlaka ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bugün bu amaçla grubumuz bir araştırma önergesi de Genel Kurula sunacak. Umarım ki bütün siyasi partiler destek verir ve Meclis olarak çocuk işçiliği sorununa çözüm getirecek olan önerilerle ilgili bir arayış içerisine gireriz.

Diğer taraftan, Sayın Başkan, Yüksekova, Şırnak ve Nusaybin başta olmak üzere, Kürt illerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve abluka uygulamaları devam ediyor. Şırnak’ta, Yüksekova’da ve Nusaybin’de şu anda evler yakılıp yıkılıyor, iş yerleri yakılıp yıkılıyor. Hendek ve barikatların olmadığı mahallelerde de kent merkezleri yüzde 90 oranında talan edilmiş durumda. Yüksekova’da operasyonlar bittikten sonra kentin yüzde 90’ı yıkıldı. Nusaybin’le ilgili yıkım öyle bir aşamaya geldi ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, artı bir dakika veriyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği oradaki süreci uydu görüntüleri üzerinden takip ettiklerini ve bu yıkımın kabul edilemez olduğunu ifade etti. Yüksekova’da iftar çadırlarına izin verilmiyor. İftar çadırlarına götürülen sıcak yemekler, çadır kurulamadığı için arkadaşlarımız tarafından mahallelere götürülmek isteniyor, buna izin verilmiyor. Mübarek ramazan ayında insanların iftarda bir kaşık sıcak yemek almasının önüne geçecek bir düşman hukuku işletiliyor, yemekler gözaltına alınıyor. Böyle bir uygulamayla karşı karşıyayız. Bu uygulamaları kınıyoruz. Hiç kimse sanmasın ki bu uygulamaları yapıp bunları yapanlara koruma zırhı getiren yasal düzenlemelerle tarih önünde hesap vermekten sıyrılacağız. Bunların tamamı insanlığın önünde, adalet önünde mutlaka sorgulanacak ve adalet önünde hesap verecek uygulamalardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bir an önce bu uygulamaların kaldırılması çağrısını yineliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Cemil Meriç’in ölümünün 29’uncu, Dündar Taşer’in ölümünün 44’üncü yıl dönümlerine ve ömrünü büyük Türkiye ülküsüne adayan Başbuğ Alparslan Türkeş’i, Dündar Taşer’i, ebediyete intikal eden arkadaşlarını ve tüm şehitleri rahmet, minnet ve şükranla andığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Büyük düşünce adamı, sosyolog ve edebiyatçı Cemil Meriç’in vefatının 29’uncu yıl dönümünü idrak ediyoruz. Merhum Cemil Meriç hayat yolculuğunun başlangıcını şu şekilde tasvir etmişti: “Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla; ben kalemle doğmuşum.” Cemil Meriç, kendisine çizdiği yaradılışının gereği olarak okuma, öğrenme, düşünme, üretme azminden hiçbir zaman vazgeçmedi. Bu uğurda gözlerini kaybettiğinde dahi onun için kitaplar fırtınalı sulardaki limandı, kitaplar onun hayat yolculuğunun sınır taşları olmuştu. Cemil Meriç “Kimim ben?” sorusuna “Hayatını Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.” diyerek cevap vermiştir. Cemil Meriç’in hisarında sadece özgür düşüncenin bayrağı dalgalanmıştır. Bu bayrağın gölgesindeki “Bu Ülke”, “Mağaradakiler”, “Umrandan Uygarlığa”, “Işık Doğudan Gelir”, “Jurnaller” gibi eserleri baş ucu kaynaklarıdır. Cemil Meriç’in bu eserlerinin her aydının ve siyasetçinin mutlaka satır satır okuması ve okuyacağı, idrak edeceği eserler olduğunu düşünerek bu vesileyle Cemil Meriç’i rahmet ve şükranla anıyorum.

Yine, partimizin kurucularından ve fikir kaynaklarımızdan Dündar Taşer’in de vefat yıl dönümünü idrak ediyoruz. Dündar Taşer, Türk milletinin son yüzyılda yetiştirdiği en önemli fikir ve dava adamlarından birisidir. Merhum Taşer, büyük Türkiye ülküsüyle yoğrulan ve genç neslin de bu ülküye sahip olması için gayret gösteren, genç nesli de bu şekilde yetiştirmeye gayret eden büyük bir aydındı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika daha verelim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Türklüğe ait her fikir ve hadiseyi Türk milletinin tarih içinde teşekkül etmiş millet ve devlet anlayışına göre değerlendirmiştir. Bu vesileyle, ömrünü milletimize ve büyük Türkiye ülküsüne adayan Başbuğumuz Alparslan Türkeş’i ve merhum Dündar Taşer’i, ebediyete intikal eden arkadaşlarımızı ve tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun...

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Cemil Meriç’in ölümünün 29’uncu yıl dönümüne, doğuda, güneydoğuda belli yerlerde terör örgütünün yürüttüğü bir şiddet olayı ve buna karşı devletin halkın can güvenliği ve esenliği için yürüttüğü bir mücadele olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Rahmetli Cemil Meriç’in vefatının 29’uncu yıl dönümü, 13 Haziran 1987 tarihinde vefat etmişti. “Ex Oriente lux”, “Işık Doğudan Yükselir”, “Kırk Ambar”, “Mağaradakiler”, “Umrandan Uygarlığa”, “Jurnal” 2 cilt, “Bu Ülke” ve daha sayısız makale ve kitap Cemil Meriç tarafından kaleme alınmış, milletimizin ve insanlığın irfanına sunulmuştu. Bildiğiniz gibi, Cemil Meriç gözleri görmeyen bir mütefekkirdi tıpkı Borges gibi ama herhâlde irfan sahibi insanların gözlerindeki perdeyi kaldıran bir insan oldu yazdıklarıyla, düşünceleriyle, eleştirileriyle, fikirleriyle. Çok miktarda sözü var, “Kamus namustur.” mesela bunlardan birisidir. “Kamus” sözlük ama kastettiği, söylenen her sözün ilgili kişi için bir namus meselesi olduğunu, o yüzden ağzından laf kaçmak değil, düşünerek, tartarak ve gerçekten irfan ve insanlık adına ne söylüyoruz, buna ilişkin bir endişe taşıyarak konuşmamız gerektiğini bize hatırlatan bir sözdür. Bunun üzerine de daha uzun konuşulabilir. İyi ki milletimizin yüz akı olan bu tür mütefekkirlerimiz var.

Diğer yandan, doğuda, güneydoğuda belli yerlerde, belli mekânlarda terör örgütünün barikatları, çukurları marifetiyle yürüttüğü bir şiddet olayı ve buna karşı devletin halkın can güvenliği ve esenliği için yürüttüğü bir mücadele vardı teröre karşı. Evet, bazı şehirlerde bazı yerler yıkıldı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi, bir dakika daha veriyorum Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şehir içine yerleşmiş, evler arasında tüneller açmış, evleri patlayıcılarla doldurmuş bir terör örgütüne karşı mücadele takdir edilmelidir ki kolay değil. Suriye’deki şehir savaşlarını Türkiye’ye taşımak isteyen terör örgütüne karşı güvenlik güçlerimiz başarılı bir şekilde mücadele etmişler ve halkın can güvenliğini sağlamışlardır. Buradaki yıkımlarda, terör örgütünün evlere yerleştirdiği ve güvenlik güçlerini hedef aldığı suikast girişimleri, patlatmaların çok önemli rolü vardır, evlerin hepsini tuzak hâline dönüştürmüştür. Dolayısıyla, yıkımlardan bahsederken, yıkımların hiçbir biçimde kendi gündeminde olmadığı, katliamların, cinayetlerin gündeminde olmadığı, tek hedefinin terör marifetiyle netice almak olduğu terör örgütünün stratejisini unutmamak gerekiyor. Devlet buna karşı halkın esenliği için ihtimamla bir mücadele vermiştir. Bunu saygıyla karşılamak lazım.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Altay, buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, ramazan ayının barışın, huzurun, refahın, mutluluğun egemen olacağı, kan ve göz yaşının akmayacağı günlere vesile olmasını temenni ettiğine, okullarındaki keyfî tutumları protesto etmek için bildiri yayınlayan liselilere yönelik herhangi bir şiddet uygulanmaması konusunda Hükûmeti uyardığına, Cumhurbaşkanının ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının iftar davetlerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bir mübarek aydayız. Peşinen, bu ayın -Cenab-ı Allah’tan dileğimiz- öncelikle ülkemizde, tüm İslam âleminde, tüm dünya insanlık âleminde barışın, huzurun, refahın, mutluluğun egemen olacağı, kanın akmayacağı, gözyaşının akmayacağı günlere de vesile olmasını çok temenni ediyoruz.

Bununla beraber, biraz önce grubumuza mensup milletvekillerimizin de değindiği gibi, Türkiye’de liselerde bir huzursuzluk var. Umarım ve dilerim ki, sadece ve sadece laik, bilimsel eğitim talebiyle okullarındaki keyfî tutumları protesto etmek için bildiri yayınlayan liselilere yönelik -geçmişte Türkiye’nin hafızasında kötü anılan, devlet eliyle, devlet marifetiyle- olumsuz şiddeti görmeyiz. Bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisinden Hükûmeti uyarmak isterim ki, sakın ola ki liselerde TOMA’ları, biber gazlarını Türkiye’ye yaşatmasınlar. Demokrasinin, hele böyle bir mübarek ayda, bir tepki rejimi olduğunun, bir protesto rejimi olduğunun, demokraside olmazsa olmazın hoşgörü ikliminin egemen kılınması olduğunun unutulmamasını talep ediyorum.

Bu vesileyle Türkiye’de hiç kimsenin, hiç kimsenin inancını sorgulama haddi ve hakkının olmadığının bir kere daha altını çizerken; yine, bu vesileyle insanların inançlarını, ibadetlerini, inançları çerçevesinde hiçbir siyasi ve ticari kaygı ve hesap gözetmeden yapmalarının dinimizin de emredici hükümleri arasında olduğunun altını çizerken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun açıyorum mikrofonu, bir dakika daha, toparlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …iki iftara da değinmeden geçemeyeceğim. Sayın Cumhurbaşkanının sarayda sadece ve sadece Türkiye Büyük Millet Meclisindeki 1 siyasi partinin milletvekillerine iftar vermesinin takdirini yüce milletimize ve Cenab-ı Allah’a bırakıyorum. Bununla beraber, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanının 1.500- 2.000 kişilik bir iftar vereceği malumumuzdur. Bence şöyle olursa daha yakışık alır: Bu iftarı Sayın Kahraman verecekse maaşından ve önceki birikimlerinden vermelidir, eğer Sayın Kahraman vermeyecekse bu iftarı Türkiye Büyük Millet Meclisinin verdiği kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önerge yazısı (4/42)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Malatya Milletvekili Sayın Öznur Çalık’ın Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 10/06/2006 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu ve 20 milletvekilinin, 6360 Sayılı Büyükşehir Kanunu’nun mevzuattan veya uygulanma yöntemlerinden kaynaklanan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/226)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

6360 Sayılı Büyükşehir Kanunu’nun, mevzuattan veya uygulanma yöntemlerinden kaynaklanan sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunların giderilmesine yönelik ayrıntılı çalışma yapmak üzere, Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Deniz Depboylu                                         (Aydın)

2) Ahmet Selim Yurdakul                                (Antalya)

3) Kamil Aydın                                              (Erzurum)

4) Mehmet Erdoğan                                       (Muğla)

5) Mehmet Parsak                                          (Afyonkarahisar)

6) Mevlüt Karakaya                                        (Adana)

7) Fahrettin Oğuz Tor                                     (Kahramanmaraş)

8) Baki Şimşek                                              (Mersin)

9) Mustafa Mit                                               (Ankara)

10) Seyfettin Yılmaz                                      (Adana)

11) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                   (Hatay)

12) Mustafa Kalaycı                                       (Konya)

13) İsmail Faruk Aksu                                    (İstanbul)

14) Yusuf Halaçoğlu                                      (Kayseri)

15) Saffet Sancaklı                                        (Kocaeli)

16) Erkan Haberal                                         (Ankara)

17) Nuri Okutan                                             (Isparta)

18) Ümit Özdağ                                             (Gaziantep)

19) Emin Haluk Ayhan                                   (Denizli)

20) Zühal Topcu                                            (Ankara)

21) Arzu Erdem                                             (İstanbul)

Temel Gerekçe:

Çağımızda iç ve dış göçler ile artan nüfusun da etkisiyle yaşanan hızlı ve çok boyutlu kentleşme sorunlarının çözümü için uygulamaya konmuş olan Büyükşehir Yasası, çözüm amacını düşünüldüğü gibi gerçekleştirememiş, aksine beraberinde farklı sorunları peşi sıra getirmiştir.

Ulaşım, imar, bütçe, altyapı gibi birçok konuda büyükşehir belediyesinin denetimi ve koordine edici yetkisi altında bulunması, özellikle siyasi farklılığın yaşandığı belediyeler arasında gerilim yaratan ilişkilere neden olmaktadır.

Daha önceden İller Bankasından aldığı payla daha iyi hizmet veren ilçe belediyeleri, bu yardımdan mahrum kalarak maddi kayıp yaşamıştır. Yine su, kanalizasyon, vergi vb. gelirleri büyükşehir belediyelerine devredildiği için ilçe belediyeleri gelirinin büyük bir kısmını kaybetmiştir. Bununla birlikte birçok ilçe belediyesinin kendilerine bağlanan belde ve köyler sebebiyle hizmet alanları genişlemiştir. Daha da kötüsü ilçe belediyelerine belde belediyelerinin borçları devredilmiş, ilçe belediyeleri borç batağına saplanmıştır.

Bazı büyükşehir belediye başkanlarının yasadan kaynaklanan gücüyle keyfî uygulamalarda bulunması sorunların daha da büyümesine neden olmaktadır. Hatta bu gücü diğer belediyelerin üstünde baskı yaratma unsuru olarak kullanmaktadırlar.

Başta Ankara, İstanbul, İzmir'i uygulama içine alan bu yönetmelik, siyasal amaçlar düşünülerek 26 ili kapsamına almıştır. Bu uygulamaya geçmeden önce büyükşehir olmaları durumunda yaşanacak sorunların tespiti ve uygulamanın altyapı çalışmaları yapılmamıştır. Daha vahimi, Büyükşehir Belediye Yasası'nın getireceği gücü, yerel yönetimi kazanan başkanların hangi amaçlarla kullanabileceği hesaplanmamıştır.

6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’nun, mevzuattan veya uygulanma yöntemlerinden kaynaklanan sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunların giderilmesine yönelik ayrıntılı çalışmanın planlanması amacıyla Meclis araştırma komisyonunun kurulması önem arz etmektedir.

2.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının karşı savı olarak ortaya atılan iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/227)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda özellikle de 17/25 Aralık süreciyle ülke gündeminden hiç düşmeyen rüşvet ve yolsuzlukların, bunların sosyal, hukuki ve ekonomik boyutlarının araştırılarak yasal önlemler dâhil olmak üzere rüşvet ve yolsuzlukların önlenmesi amacıyla verilen araştırma önergelerine karşı ve 17/25 Aralık sürecinde yaşanan rüşvet ve yolsuzluk iddialarının soruşturulmasına yönelik AKP milletvekillerinin verdiği soruşturma önergesi doğrultusunda hazırlanmış rapor görüşmeleri sırasında ve kamuoyundaki tartışmalarda bu süreçteki girişimler "darbe”, "montaj", "kumpas", "algı operasyonu", "tezgâh" olarak dile getirilmiştir. "17/25 aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının karşı savı olarak ortaya atılan bu iddiaların araştırılmasını teminen Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri uyarınca Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verilmiş olan Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

                                                                                        Oktay Vural

                                                                                             İzmir

                                                                               MHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Herhangi bir kamu görevlisi ya da politikacının, pozisyonundan doğan görev ve yetkilerini bilinçli bir şekilde kullanıp, bir kişi ya da belli bir gruba çıkar sağlayıp karşılığında birtakım çıkarlar elde etmesi olarak tanımlanabilecek rüşvet ve yolsuzluk, tüm toplumsal kesimlerin mücadele etmeye çalıştığı, devlet otoritesini sarsan, adalete olan güven duygusunu yok eden organize ve bulaşıcı bir hastalıktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin de kuruluşundan bu yana özellikle siyasi yönetimin başı çektiği birçok olaydan dolayı rüşvet ve yolsuzluk konusunda acı tecrübeleri bulunmaktadır.

AKP hükûmetleri döneminde ise ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet skandalları, yerel yönetimlerden vakıf ve derneklere, özelleştirmelerden kamu ihalelerine, görevini kötüye kullanan üst düzey bürokratlardan rüşvet çarkının dişlileri hâline gelmiş hükûmet üyelerine kadar geniş bir alana dağılmış, ortaya saçılan bilgi ve belgeler, ilgililerin cüretkârlığı noktasında tüm kamuoyunu şaşkınlık içerisinde bırakmıştır. AKP, iktidarda bulunduğu süre içerisinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nu 158 kez değiştirmiş, "ihaleye fesat karıştırma" suçunun cezasını düşürmüş, Sayıştayı denetim yapamaz hâle getirmiş ve toplam müfettiş sayısı 13 bini bulan teftiş kurullarını kapatarak tüm denetim mekanizmalarını ortadan kaldırmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak son yıllarda ülke gündeminden hiç düşmeyen bu rüşvet ve yolsuzlukların sosyal, hukuki ve ekonomik boyutlarının araştırılarak yasal önlemler dâhil olmak üzere rüşvet ve yolsuzlukların önlenmesi amacıyla 17 Aralık 2015 tarih ve 2015/535 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulda okunarak 17 Aralık 2015 Perşembe günü görüşülmesi hakkındaki grup önerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülerek oy çokluğu ile reddedilmiştir.

Genel olarak ve TBMM Genel Kurulunda yapılan mezkûr görüşmeler esnasında AKP milletvekilleri tarafından özellikle 17-25 aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturması kapsamında ortaya çıkan ses kayıtları ve tapelerin "paralel yapının darbe teşebbüsü", "algı operasyonu", "sahte-montaj" olduğu, Hükûmet üyelerinin çocuklarının evlerinde bulunan para, para sayma makinesi ve kasaların "paralel yapı"ya mensup polisler tarafından yerleştirildiği, ayakkabı kutularının içinde bulunan paraların bir ildeki imam-hatip lisesi yapımında kullanılmak üzere orada bulundurulduğu gibi iddialar dile getirilmiştir.

AKP milletvekilleri tarafından dile getirilen bu çelişkili hususların, kamuoyunun görerek, duyarak âdeta şahit olduğu yolsuzluk ve rüşvet delillerinin karşısında inandırıcı olmamakla birlikte araştırılmaya ihtiyacı vardır.

Uzun zamandır ülke gündemini işgal eden 17-25 Aralık sürecindeki gelişmeler hakkında dile getirilen bu iddiaların araştırılması, bu iddialar hakkında sorumlu kurumların aldıkları kararların tespiti, 17-25 Aralık soruşturmalarında hukuk devletini işlevsiz kılma iddialarına ilişkin bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutlarıyla ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bütün bu hususları içerecek şekilde Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

3.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 23 milletvekilinin, ülkemizdeki yolsuzluk olaylarının nedenleri ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/228)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

AKP hükûmetleri döneminde Türkiye'nin yolsuzluk olaylarında büyük artışlar yaşanmış, Türkiye hem ulusal hem de uluslararası kamuoyunda yolsuzluklarla anılan bir ülke konumuna taşınmıştır.

Uluslararası sivil toplum kuruluşu Şeffaflık Örgütü tarafından yapılan Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 2012 yılında 54’üncü sırada yer alan Türkiye, geçtiğimiz yıl puanı en fazla düşen ülke olmuş ve 64’üncü sıraya gerilemiştir. Bu durumun en önemli gerekçelerinden birisinin 17-25 Aralık tarihlerinde ortaya çıkan yolsuzluk olayları olduğuna kuşku yoktur.

Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş büyüklükteki yolsuzluk olaylarının üstü örtülmüştür. Aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu birçok kamu görevlisinin baskı altına alınmaya çalışılması, kamuoyunda rüşvet ve yolsuzluğun var olduğu konusundaki kanıyı daha da güçlendirmiştir.

Yaşananlar sadece 17-25 Aralık tarihlerinde ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk olaylarıyla sınırlı değildir. Bu olayların dışında da ülkemizde hemen her gün, her alanda yeni yolsuzluk olaylarına tanık olunmaktadır.

Yolsuzluk olayları demokrasimizin geleceğini de tehdit eden bir noktaya ulaşmıştır. Yolsuzluk olayları ile siyasetin finansmanı arasında ilişki bulunması bu tespiti doğrulamaktadır. Bu bağlamda, basın kuruluşlarının el değiştirmeleri, siyasi iktidarın hegemonyasına girmeleri ya da otosansür uygulamaları noktasında yaşananların yolsuzluk olaylarından ayrı düşünülemeyeceği de açık bir gerçektir.

Toplumsal yaşamı yozlaştıran rüşvet ve yolsuzluk olgusuyla mücadele edilmesi konusunda yasama organının da üzerine düşeni yapması gerektiğine kuşku yoktur.

Bu bağlamda ülkemizdeki yolsuzluk olaylarının nedenleri ve sonuçları ile gelir dağılımında yarattığı etkileri, toplumsal yaşamımızda yarattığı yozlaşma ile toplum psikolojisine getirdiği olumsuzlukları, toplumda yarattığı umutsuzluğu, adalet sistemine olan güvene etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Bülent Tezcan                                            (Aydın)

2) Mevlüt Dudu                                               (Hatay)

3) Cemal Okan Yüksel                                     (Eskişehir)

4) Mehmet Gökdağ                                          (Gaziantep)

5) İrfan Bakır                                                 (Isparta)

6) Uğur Bayraktutan                                        (Artvin)

7) Aytuğ Atıcı                                                 (Mersin)

8) Aytun Çıray                                                (İzmir)

9) Ahmet Tuncay Özkan                                  (İzmir)

10) Aydın Uslupehlivan                                   (Adana)

11) Ali Akyıldız                                               (Sivas)

12) Akın Üstündağ                                          (Muğla)

13) Akif Ekici                                                 (Gaziantep)

14) Serkan Topal                                            (Hatay)

15) Gaye Usluer                                             (Eskişehir)

16) Ali Şeker                                                  (İstanbul)

17) Kazım Arslan                                            (Denizli)

18) Tur Yıldız Biçer                                         (Manisa)

19) Haluk Pekşen                                           (Trabzon)

20) Mustafa Tuncer                                         (Amasya)

21) Çetin Osman Budak                                  (Antalya)

22) Ömer Süha Aldan                                      (Muğla)

23) Necati Yılmaz                                           (Ankara)

24) Mehmet Göker                                          (Burdur)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman ve beraberindeki heyetin, 10-12 Temmuz 2016 tarihlerinde İtalya'da düzenlenecek olan Akdeniz için Birlik Parlamenter Asamblesi Başkanlık Divanı toplantısına katılmak üzere İtalya'ya ziyarette bulunmalarına ilişkin tezkeresi (3/800)

9/6/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman ve beraberindeki heyetin, 10-12 Temmuz 2016 tarihlerinde İtalya'da düzenlenecek olan Akdeniz için Birlik Parlamenter Asamblesi Başkanlık Divanı toplantısına katılmak üzere İtalya'ya ziyarette bulunmaları hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                      Ahmet Aydın

                                                                                                           Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                      Başkan Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşları tarafından, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 16/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/6/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                       Erkan Akçay

                                                                                                                           Manisa

                                                                                                              MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Şubat 2016 tarih, 1105 Sayı ile TBMM Başkanlığına Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşlarının "Çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" vermiş olduğu Meclis araştırma açılması önergemizin 14/06/2016 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı olacak.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun önerisi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, “çiftçilerin problemleri” denilince o kadar çok problem var ki burada on dakika değil, on saat konuşsak bile bunu anlatmak veya çözüme kavuşturmak zor olacaktır ama biz on dakika içerisinde önemli bulduğumuz ve her defasında söylemekten yorulmadığımız, söylemeye de devam edeceğimiz problemleri sizlerle, televizyonları başında bizi izleyen değerli çiftçilerimizle, değerli milletimizle paylaşacağız.

Şimdi, öncelikle, çiftçilerin para kazanabilmesi, ektiğinden zevk alması ve bununla çoluğunun çocuğunun rızkını kazanabilmesi için düşmesi gereken bu gübre fiyatlarının hâlâ düşmediği serbest piyasada ve tarım kredi kooperatiflerindeki fiyatlardan belli oluyor.

Şimdi, ben daha önce gübredeki KDV’nin düşürülmesiyle ilgili birçok defa soru önergesi, kanun teklifi verdim ve burada konuşma yaptım ama hep bunu kulak arkası yapmıştınız. Ne zaman ki 7 Haziran seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi bunu seçim beyannamesine aldığında bununla oy kazandığını, sizin de oy kaybettiğinizi görünce 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Kasım seçimlerine gidildiğinde siz de böyle bir uygulama yapacağınızı gündeme aldınız ve bunu da kamuoyuyla paylaştınız.

Evet, olumlu bir gelişme; gübredeki KDV’nin yüzde 18’den sıfıra düşürülmesi ancak bu çiftçiye yeterince yansıdı mı? Çiftçiye yeterince yansımadı. Neden yansımadı? Yansımayışının sebebi de piyasada devletin serbest piyasayla rekabet edecek bir organı yok. Daha öncesinde tarım krediyle bunu çözebiliyorduk ama geldiğiniz günde tarım kredi gibi önemli bir kurumu özerkleştirdiniz ve şu anda tarım kredi, gübre fiyatlarını sübvanse edebilmek adına piyasaya giremiyor. Niye? Çünkü özerk bir kurum olduğunu iddia ettiğiniz bir kurum olduğu için giremiyor. Aslında tarım krediyi aktif olarak kullanabilsek ve piyasaya gübre fiyatlarını regüle edebilecek şekilde kullanabilsek çok faydalı olacak.

Bakın, ben size birkaç örnek vermek istiyorum. Şimdi, tarım kredi devletin kurmuş olduğu bir kurum. Buradaki gübre fiyatları ile serbest piyasadaki gübre fiyatlarını karşılaştırmak istiyorum ve sizlerin de vicdanına sunuyorum: Değerli arkadaşlarım, üre gübresi serbest piyasada 810 lira -yani 81 kuruş- ama tarım kredide 994 lira -yani 99,4 kuruş- arada 100 küsur lira bir fark var. Yine, DAP gübresi dışarıda, serbest piyasada 1.160 lira ama tarım kredide 1.260 lira. Yine, serbest piyasada 20-20 taban gübresi 860 lira, tarım kredide 1.060 lira. Yani böyle bir mantıkla gübre fiyatlarını düşüreceğinizi nasıl düşünüyorsunuz; bunu anlamak mümkün değil.

Yine, mazot: Dünyanın en pahalı mazotunu yine Türk çiftçisi kullanıyor hâlâ. Varil fiyatları düşmüş olmasına rağmen bu, yeterince Türk çiftçisine yansımadı. Mazot fiyatları yeterince düşürülmedi, Türk çiftçisi hâlâ dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor.

Şimdi, dünyanın her tarafında ülkeler çiftçisini korumak için tarımsal mazot uygulaması yaparlar ve onun fiyatı Amerika’da da, efendim, Yunanistan’da da, Fransa’da da, İtalya’da da üç aşağı beş yukarı 1 milyon 260 bin lira gibidir, eski rakamla. Yani, değerli arkadaşlarım, bizde ise şu anda, mazot fiyatı hâlâ 3 milyon 830 bin liralarda dolaşıyor, hâlâ Türk çiftçisi bu fiyattan mazot tüketiyor. Yani, dünyadaki çiftçiler ile Türk çiftçisinin mazot rakamı, aradaki fark 2 milyon 570 bin liraya dayanıyor eski rakamla yani yeni rakamla 2,57 kuruş. Ya, bu Allah’tan reva mıdır? Yani Türk çiftçisi dünya çiftçisiyle nasıl rekabet edecek bu şartlarda? Nasıl Türk çiftçisini koruyacaksınız? Yani ucuz mazot projeniz vardı, 2002 yılında ilk iktidara geldiğinizde bunu çok kullanmıştınız, “Çiftçiye mavi mazot vereceğiz, ucuz mazot vereceğiz.” demiştiniz, ancak şu ana kadar daha onunla ilgili hiçbir gelişme sağlamadınız.

Biz seçim beyannamemizde ÖTV’yi ve KDV’yi düşüreceğimizi, çiftçiye ucuz mazot vereceğimizi söylemiştik, ne yazık ki iktidar olamadık ama siz iktidarsınız; Allah rızası için çiftçiye bu zulmü reva görmeyin değerli arkadaşlar, Allah rızası için çiftçiye bu zulmü reva görmeyin. Çiftçi ucuz mazot kullanmayı hak ediyor çünkü çiftçi alnının teriyle para kazanmaya çalışıyor, alnının teriyle o topraklarda yetiştirdiği ürünle çoluğunun çocuğunun rızkını temin etmeye çalışıyor.

Şimdi, buğday Türkiye’nin en temel ürünlerinden bir tanesi. Şu anda, bu yıl tahmin ediyorum 18 milyon ton civarında gerçekleşecek buğdayın rekoltesi çünkü Ankara’da da, Konya’da da… Zaten Çukurova’ya, Amik Ovası’na buğday ekmez oldu, efendim, gübre fiyatlarından ve buğdaydan para kazanamadığından dolayı. Bu bölgede de buğday yeterince iyi ve kaliteli değil. Dolayısıyla, Türkiye’nin ihtiyacı 22 milyon ton, 22 milyon tonun ancak 18 milyon tonunu Türkiye üretecek ve 4 milyon ton buğdayı dışarıdan almak mecburiyetinde kalacağız. Yani topraklarımız buna müsaitken, iklimimiz buna müsaitken biz neden tohumculuğu geliştirmeyiz? Biz İç Anadolu Bölgesi’nde, Konya’da, Ankara’da daha iyi ürün alabileceğimiz tohumlar neden geliştirmeyiz? Gübre fiyatlarını ucuzlatıp, çiftçinin buğdayına bol gübre atıp daha fazla mahsul almasını neden sağlamayız? Bunların hepsi soru işareti. Ben bunları yıllardan beridir burada gündeme getiriyorum ama hiçbirine de daha çözüm bulamadık.

Hep çıkıp diyorsunuz ya “Eleştiri, eleştiri… Çözüm?” İşte çözümü de ortaya koyuyoruz, çözümü de söylüyoruz ama yok, buradan giriyor öbür kulaktan çıkıyor, bir dakika sonra unutuyorsunuz her şeyi. Zaten, sizin çiftçiyle alakalı bir politikanız yok; çiftçiyi geliştirmek, çiftçiyi büyütmek, çiftçiyi iyi duruma getirmek gibi bir politikanız yok.

Değerli arkadaşlarım, bakın, pamuk endüstriyel bir bitki, Türkiye’nin yetiştirebileceği en önemli ürünlerden bir tanesi. Çukurova pamuk ekmiyor, Amik Ovası pamuk ekmiyor. Niye? Çünkü, maliyetler, girdiler çok pahalı, üründen para kazanamıyor. İlk defa bu yıl -olumlu bir gelişme, bakın, ben olumlu olan şeyleri de söylüyorum burada- 75 kuruş yani eski rakamla 750 bin liraya çektiniz pamuktaki prim desteğini. Yeterli mi? Değil. Bu, 1 liralar civarında olursa ve dışarıdan ithal gelecek pamuk engellenir, fon konularak Türkiye’ye ithal pamuğun girmesi engellenirse Türkiye’de yeniden kendi ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde pamuk üretebiliriz. Bakın, lif pamukta Türkiye’nin ihtiyacı -TÜİK rakamlarına göre veriyorum, sizin kendi kurumunuz- TÜİK rakamlarına göre 1 milyon 500 bin ton. Türkiye ne kadarını üretebilmiş? Ancak 800 bin tonunu üretebilmiş lif pamukta yani 700 bin ton dışarıdan pamuk satın almak zorunda kalmışız ki bunun Türkiye’ye maliyeti ne kadar biliyor musunuz arkadaşlar? 3 katrilyon. Yani, 3 katrilyon parayı kendi çiftçimizin cebinden alıp Amerikalı çiftçinin, Hindistanlı çiftçinin, Yunanistanlı çiftçinin cebine koymuştur. Yazık, günah değil mi ya? Allah’tan reva mı? Yani geçmiş yıllarda, çok eski yıllarda Türkiye, pamukta kendi ihtiyacını karşıladığı gibi dışarıya satabilecek pozisyondayken şu anda dünyanın en büyük pamuk ithalatçısı hâline gelmişiz.

Değerli arkadaşlarım, bunu da bir an önce düzeltmemiz lazım; pamuk primini, desteklerini artırıp ondan sonra, dışarıdan gelecek ithal pamuğun önünü kesmemiz ve fonla bunu engellememiz lazım. Eğer bunu başaramazsak, Türkiye’de, ne yazık ki pamukçuluk bitme noktasına geldi, bunu bir türlü canlandıramayız yeniden.

Mısır: Şimdi, Türkiye’nin ihtiyacı 6 milyon ton civarında mısırda. Bunun 1 milyon ton kadarını nişasta ve glikoz fabrikalarında -ki zaten ortak onların ikisi- orada tüketiliyor, 5 milyon ton kadarı yemlik mısır olarak tüketiliyor yani yem fabrikalarında tüketiliyor. Ee, şimdi, Türkiye, aşağı yukarı, pamukçuluk bittikten bu yana 6-7 milyon ton mısır üretiyor, 1 milyon ton da Ofisin elinde mısır var. Yarın, mısır hasadı başladığında bu 1 milyon ton mısırı piyasaya sürüp de çiftçiyi perişan edecekseniz, lütfen, bugünden bunun tedbirini alın arkadaşlar. Allah rızası için çiftçinin hasadı başladığında ya dışarıdan mısır gelmesini engelleyin ya da Ofisin elindeki mısırı çiftçinin karşısında bir tehdit olarak kullanmayın, çiftçiyi faizcinin kucağına düşürmeyin. Herkesin şu anda traktörü, evi, tarlası ipotekli; çiftçinin bir tek canı kaldı, o da para kazanamadığı için ya hasta ya reva, ölümcül bir hastalık içerisinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM VARLI (Devamla) – Onun için, üreten ve bu ülkeye kazanç getiren bir kurum çiftçilik kurumu. Burayı korumamız gerektiğini söylüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde olmak üzere Karaman Milletvekili Sayın Recep Konuk konuşacak.

Buyurun Sayın Konuk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Aleyhinde konuşacak değli mi Sayın Konuk?

BAŞKAN – Evet.

Buyurun Sayın Konuk.

RECEP KONUK (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. MHP grup önerisi üzerinde, aleyhinde görüş belirtmek üzere söz aldım.

Tarım sektörünün içinden gelen birisi olarak öncelikle şunu ifade etmekte yarar görüyorum: Ülke tarım sektörünün tespit edilmemiş ve çözüm reçetesi yazılmamış sorunu yoktur. Bu sadece bugün için değil, bundan on sene önce de böyleydi, yirmi sene önce de, kırk sene önce de, elli sene önce de. Örnek olsun diye söylüyorum: Ülkemizin parçalı arazi sorunu bugün karşımıza çıkan bir sorun değildir. Tarım arazilerinin parçalı yapısı elli sene önce de vardı, kırk sene önce de vardı; hatta MHP’nin iktidarda ortak olduğu, hükûmette yer aldığı 1999-2002 arasında da parçalı arazi sorunu tarım sektörümüzün önündeki yapısal problemlerden biriydi. Bu mesele o gün tespit edilmemiş bir mesele de değildi, parçalı arazi meselesi sır falan da değildi. Çaresi belli miydi? O da belliydi. Bunun iki tane reçetesi var: Birincisi, arazi toplulaştırması; ikincisi, tarım arazisinin miras yoluyla bölünmesinin önlenmesidir. Yani, sorun belli, reçete de belli. AK PARTİ hükûmetlerinden önce bu sorunu ve reçeteyi bütün hükûmetler de biliyordu ancak hiç kimse adım atamadı, bu soruna el atmaya kimse cesaret edemedi. Ne zamana kadar? AK PARTİ iktidarlarına kadar.

Bakın, burada hamasete gerek yok, ben size rakamları vereyim. 1961 yılından 2002’ye kadar Türkiye'nin tamamında 450 bin hektarlık arazi toplulaştırılmıştır. 2003’ten 2016’ya kadar on üç yılda toplulaştırılan arazi miktarı ise 4 milyon 600 bin hektardır. Yani kırk bir yılda alınan mesafenin 10 katından fazlasını biz on üç yıla sığdırdık. Sözde değil, özde toplulaştırma yaptık. Yetmedi, tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin önüne geçen yasa da geçtiğimiz dönemde çıkartılmış oldu.

Değerli milletvekilleri, bakın, tarımsal gelişmenin zaten en büyük datası veya göstergelerinin başında 2002 yılı itibarıyla 11’inci büyük tarım ekonomisine sahip olan Türkiye'nin bugün 7’nci büyüklüğe ulaşmış olmasında gözükür. Bakın, devralındığı günden bugüne özellikle tarımsal gelişmeleri rakam olarak ortaya koyarsak belki seyri daha da doğru anlamış oluruz. 1980 yılında Türkiye'nin büyükbaş hayvan varlığı 16 milyon 925 bin iken 1990’da 11 milyon 740 bine, 2000 yılında ise 10 milyon 907 bine düşmüştü. 2002 başında ise Türkiye ancak 9 milyon 925 bin büyükbaşa sahipti. 1980’de 67 milyon 673 bin olan küçükbaş sayımız 2002’de 32 milyonu bile bulmuyordu. Bu acı tablo keşke önceden görülebilseydi. 2015 yılı itibarıyla büyükbaş sayımız 14 milyon 727 bine yükselmiş, küçükbaş hayvan varlığımız ise 42 milyona dayanmıştır. 8,5 milyon ton olan süt üretimimiz ise 18 milyon 655 bin tona yükselmiştir. Türkiye, yirmi-yirmi beş yılda kaybettiğini ancak on-on iki, on üç yılda geri koymaya, üretme alışkanlığını yeniden kazanmaya başlamıştır.

Bakın, burada az önce mısırdan ve diğer ürünlerden de söz edildi. Bunu, on yıllık dekatlara tahsis ederek bakıldığı zaman son on yılda nasıl bir terakkinin sağlandığını rakamlar bize çok daha doğru ifade edecektir.

2002 yılında, sayın milletvekilleri, 145 bin ton olan tohum üretimi günümüz itibarıyla 896 bin tona yükselmiştir. 19,5 milyon ton olan buğday üretimi 22,6 milyon tona; 2,1 milyon ton olan mısır 6,4 milyon tona, 850 bin ton olan ayçiçeği 1 milyon 680 bin 780 tona yükselmiştir.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Samana, ete gel.

RECEP KONUK (Devamla) – Ayrıca 95 bin ton muz üretimi 270 bin tona, 35 bin ton olan Antep fıstığı 144 bin tona yükselirken, tarla bitkileri, meyve ve sebze üretiminde de ciddi artışlar sağlanmıştır. Bu pozitif değişim, sürdürülebilir üretim konusunda yapılan onlarca doğru işin sonucudur. Bu örnekleri daha da çok çoğaltmak mümkün.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – İthal et.

RECEP KONUK (Devamla) – Özellikle AK PARTİ iktidara geldiğinde desteklemelerin neredeyse yüzde 80’e varan oranı ürün ve üretimden uzak, varlığı ödüllendiren desteklerken, bu sistem bugün ürünü destekler şekilde değişime ve dönüşüme uğramıştır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Patateste yok ama patateste. 50 lira var da bir işe yaramıyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O rakamların hepsi yanlış.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Konuk.

RECEP KONUK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tarım, tarımsal büyüme çok şükür ülkemizde büyük bir hız ve ivmeyle devam ediyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mısır üretimi arttı ama tatlandırıcı da arttı, değil mi? Çocuklarımız zehirleniyor. Onu niye söylemiyorsunuz? Niye arttı mısır üretimi Türkiye’de? Cargill için arttı, Cargill. Bütün ailelerimizi, çocuklarımızı zehirliyorlar.

RECEP KONUK (Devamla) – Bakın, özellikle sulamadan bahsedilmiş. Sulamayla ilgili ben size rakamları da vereyim. Nitekim sulamada özellikle GAP’ta, DAP’ta ve KOP’ta ciddi gelişmeler olmuş, özellikle damlama ve yağmurlama desteklemeleriyle de çok ciddi mesafeler alınmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ah be sevgili kardeşim, Antep fıstığı ile muz… Soğanı söyle, patatesi söyle, kuru fasulyeyi söyle, nohutu söyle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

RECEP KONUK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tarımı ayağa kaldırmanın çok önemli bir yol ve yöntemi var, o da şudur…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Pamuğu söyle…

BAŞKAN - Lütfen Sayın Akar…

RECEP KONUK (Devamla) – Bütün dünyanın geçtiği yoldan bizim de geçmemizdir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mısır üretimi artmış! Tatlandırıcı arttı ülkede. Hepimizin çocukları zehirleniyor, onu söyle.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen, konuşmacıyı dinliyoruz şimdi.

RECEP KONUK (Devamla) – Türkiye’de ben tatlandırıcının seyrini de biliyorum, hangi hükûmetler döneminde tatlandırıcıların hangi nispette arttırıldığını da biliyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Anlatayım mı?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – AKP hükûmetleri…

RECEP KONUK (Devamla) – Hepsini biliyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Her sene yüzde 50 kota artırıyorsunuz ihtiyaç olmamasına rağmen. Çocuklarımızı zehirliyorsunuz, sizin çocuklarınızı da zehirliyorsunuz.

RECEP KONUK (Devamla) – Bunun çözümü bütün…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sadece bizim değil, hepimizin... Tüm Türkiye’yi zehirliyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen, müdahale etmeyin.

Sayın konuşmacı, siz, lütfen, Genel Kurula hitap eder misiniz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Avrupa’da yüzde 2’si, Türkiye’de yüzde 15’i şekerpancarı kotasının. Onları söyle. Gerçekleri konuşalım biraz.

BAŞKAN - Sayın Konuk, konuşmanız bitti mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mısır üretimi artmış! Bir de ne artmış? Muz ile Antep fıstığı artmış arkadaşlar. Alkışlıyorum! Bravo! Türkiye'nin karnı doydu.

RECEP KONUK (Devamla) – Bu, şu saat itibarıyla, şu dakika itibarıyla verdiğim rakamların hepsi sahih rakamlardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sahih değil, bir tanesi gerçek değil o rakamların.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hayır… Hayır… Bir tanesi gerçek değil. TÜİK’e bakın, TÜİK’e…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir yıl 20 milyon tona çıktınız buğdayda, on dört yıl batırdınız ülkeyi.

RECEP KONUK (Devamla) – Bunların hepsi doğru rakamlardır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

RECEP KONUK (Devamla) – Bunlar rakam. Hamaset yok, rakam üzerinden konuşuyoruz, rakam, rakam… Bunlar rakam Beyefendi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben sana söyleyeyim rakamları. Sadece bir yıl çıktınız 20 milyon tona, asla çıkamadınız!

MELİKE BASMACI (Denizli) – TÜİK rakamlarına bakın.

RECEP KONUK (Devamla) – Beyefendi, bunlar rakam.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu kadar da doğru olmayan şeyler söylenmez ki. Arada bir doğru şey söyleyin ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Konuk, siz devam edin konuşmanıza lütfen.

RECEP KONUK (Devamla) – Tarımdaki gelişmeyi, tarımdaki terakkiyi az önce rakam olarak size arz ettim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yanlış onlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hepsi yanlış, söylediklerinin alayı yanlış.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Ya da yaşadığınız ülke Türkiye değil.

RECEP KONUK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tarımdaki büyüme önümüzdeki günlerde yapılan altyapı yatırımlarıyla daha da çok gelişecektir.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Ya rakamlar böyle ya siz başka yerde yaşıyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Paralel yapı vermiş bu rakamları arkadaşlar, aldatıyorlar sizi(!)

BAŞKAN – Sayın Akar, rica ettim sizden, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade edin ya o kadar.

BAŞKAN – Müsaade ediyorum ama konuşmacının konuşmasına müdahale ediyorsunuz, insicamını bozuyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne yapacağımıza siz karar vermeyeceksiniz orada.

BAŞKAN – Benim size bu konuda ikazda bulunmam çok normal ve doğal. Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karşılıklı, gayet, güzel konuşuyoruz, rakamları tartışıyoruz. Her şeye müdahale etmeyin siz oradan.

RECEP KONUK (Devamla) – Beyefendi, burası kürsü. Söz alırsınız gelir konuşursunuz. Yani oradan konuşarak neyi doğru ifade ettiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Konuk.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Süreniz doldu, teşekkür ederiz.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Evet, süre doldu, teşekkür ederiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olsun, biz konuşuyoruz karşılıklı, sıkıntı yok.

RECEP KONUK (Devamla) – Ben, o nedenlerle MHP grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımı belirtiyor…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vallahi seni alkışlıyorum(!) Bu kadar çarpıtılabilir ya! Vallahi billahi, bravo(!) [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Doğru olmayan rakamları vermekten dolayı.

RECEP KONUK (Devamla) – …yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Konuk, teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşma yapan…

RECEP KONUK (Karaman) – Eğer siz bunları konuşmak ve tartışmak istiyorsanız tarımı sizinle her türlü platformda konuşmaya hazırım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben tarımcı değilim ama seninle bütün ürünleri konuşuruz, her şeyi konuşuruz.

RECEP KONUK (Karaman) – Nerede isterseniz varım, böyle laf atarak değil, bunu her yerde konuşurum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Her şeyi konuşuruz, her şeyi konuşuruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hangi televizyon kanalında istiyorsan.

MELİKE BASMACI (Denizli) – TÜİK rakamlarına bakın, sadece TÜİK rakamlarına bakın.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Konuk, Sayın Akar; Sayın Akçay’ı dinliyorum, lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Türkiye’de tatlandırıcının yüzde kaçını kim üretiyor, onu da söyleseydiniz şu kürsüde.

BAŞKAN - Sayın Akar, izin verirseniz Sayın Akçay’ı dinleyeceğiz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hangi televizyon kanalında istiyorsan.

RECEP KONUK (Karaman) – O rakamları da konuşuruz.

BAŞKAN - Sayın Akçay… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Sayın milletvekilleri, bittiği zaman haber verin, Sayın Akçay’a söz vereceğim.

Oldu mu, bitti mi?

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Daha bitmedi.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin bitmediyse.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın hatip konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşma yapan Sayın Muharrem Varlı’ya atfen hamaset yapmakla itham etmiştir; bir. İkincisi: Sayın Varlı’nın konuşmasında dile getirmemesine rağmen parçalı arazilerden de bahsetmek suretiyle Sayın Varlı’ya ait olmayan görüşü atfetmiştir. O nedenle sataşmadan iki dakika söz istiyoruz.

BAŞKAN – Peki, buyurun, iki dakika.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Varlı konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Varlı.

İki dakika.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Karaman Milletvekili Recep Konuk’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Konuk adına üzüldüm; kendisi Tarım Komisyonu Başkanı, tarımın içerisinden gelen ama tarımın üzerinden sanayileştirdiği bir kurum var. Ben çiftçiyim, bizzat toprağın içerisinde uğraşan, topraktan para kazanmaya çalışan bir insanım, alnımın terini de toprağa döken bir insanım. Onun için, mısırı da, buğdayı da, pamuğu da sizden çok daha iyi bilirim Sayın Başkan; bir. İkincisi, siz 2002 ile bugünü karşılaştırdınız, 2002’de doğan çocuk askere gidecek neredeyse yani 2002 ile bugünün arasında on beş yıl geçti, Türkiye’de de çok şeyler değişti elbette ki.

Yani şimdi şunu söylemek istiyorum; her çıktığınızda rakamlarla -siz veya bir başka arkadaşınız- şunu söylüyorsunuz: “Biz şunu yaptık, bunu yaptık.” Ya, peki, kardeşim, yani hayvancılıkta bu kadar iyiyseniz bu et fiyatları niye düşmüyor hâlâ? Niye insanlarımız ucuz et yiyemiyor hâlâ? Niye dışarıdan karkas et ithal etmek zorundasınız hâlâ? Ben mi kurbanlık koyun ithal ettim? Sizin iktidarınız döneminde olmadı mı? Ya, sapa samana muhtaç ettiniz bu milleti. Yani buğday ekilmiyor, buğday ekilmediği için sap olmuyor, dolayısıyla çiftçi samanını bile alamıyor. Yani gidip dışarıdan sap saman ithal eden bu Hükûmet değil mi? Kurbanlık koyunu ilk defa ithal eden bu Hükûmet değil mi?

Ha, bir şey için de teşekkür ederim ben size. Yani ben kültürümü de geliştirmiş oldum böylece. Angus nedir bilmiyorduk. Ben şaroleyi sadece araba biliyordum, meğerse o da bir inek ırkıymış, bir sığır ırkıymış yani şarole marka. Sizin sayenizde bunları da öğrendik. Yani Arjantin’den anguslar geldi, bilmem nereden şaroleler geldi, impalalar geldi. Sizin sayenizde bu manada kültürümüz de gelişti ama Tarım Komisyonu Başkanı olarak şahsen çiftçinin durumunu burada savunmanızı beklerdim, çiftçinin hakkında “Şu eksikler var, bu eksikler var, yapamadık ama inşallah bundan sonra yapacağız.” demenizi beklerdim.

Bunun için çok üzgün olduğumu beyan ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşları tarafından, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 16/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere son konuşmacı Kırklareli Milletvekili Sayın Türabi Kayan olacak.

Buyurun Sayın Kayan. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçinin sorunları hakkında lehte söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, insanoğlu var olduğundan bu yana önce toplamayla, ardından avlanmayla, daha sonra da tarımla karnını doyurmaya başlamıştır. Tarım devrimiyle kültürler başlamıştır. Bu kültürler sayesinde insanoğlu beynini ilerletmiş, makineleşmeye yönelmiş, makineleşmeden sonrada Sanayi Devrimi’ni yaratarak bugünlere gelmiştir. Ama hiçbir zaman insanoğlunun karnını doyurmak tarımdan başka bir yöntemle olmamıştır. Onun için, tarım son derece önemlidir. Onun için, tarım, hepinizin bildiği gibi, dünyada insanı doyuran bir uğraştır.

Değerli milletvekilleri, peki, bu şekilde geliştikten sonra tarımın ilerlemesi nasıl olmuştur? Makineleşmeyle, dünya aydınlanma devrimiyle pusulayı icat edip buharlı makineyi bulduktan sonra tarımda üretim katbekat artmıştır ve dünya bu şekilde zenginleşmeye, biriktirmeye başlamıştır.

Peki, dünya biriktirirken bizler neler yaptık? Bizler, Osmanlı Dönemi’nde özellikle, bu kadar araziye rağmen buğdayı Rusya’dan, pirinci Mısır’dan, şekeri İngiltere’den, Fransa’dan alıyorduk. Şeker fabrikamız yok idi. Şekeri bize pahalı bir şekilde yedirmek için, bize şekeri dünyanın en pahalı ürünü olarak yedirmek için Fransız, İngiliz gemileri limana yanaştıkları zaman kapaklarını açmıyorlardı. Ta ki şeker bitsin, karaborsaya düşsün, karaborsa fiyatından satış başladığı anda gemiler kapaklarını açıp şeker sevkiyatı yapmaya başlıyorlardı. Bunun önüne biz nasıl geçtik? 1926’da ilk defa şeker fabrikasını kurarak, pancar üretimini çiftçimize öğreterek ama ondan önce de çiftçimizi topraklandırarak bu işlere başladık. Çünkü daha önceden tarım arazilerinin tamamı sultanındı ve işletmesini bilmiyorlardı. Daha sonra bürokrasinin eline geçmeye başladı, Osmanlı tapulama sistemine geçince; onlar da bilmiyorlardı. Nasıl işleneceğini, nasıl kullanılacağını zerre kadar bilmedikleri için çiftçinin eline vermişlerdi bunları. Çiftçinin sırtından yılda 3 defa deri alarak bu ürünü sağlamaya çalışıyorlardı, beceremiyorlardı. Beceremezler çünkü, eğer alın teri vererek oradan kazanmasını sağlayamazsanız üretimi artıramazsınız ve yetemezsiniz, toplumunuza yeterli gıdayı veremezsiniz, stratejik ürünü bu topluma sunamazsınız.

Onun için, bu ülkede cumhuriyetle birlikte üretim başlamıştır, üretim artmıştır ve üretim mekanizmaları günbegün hayata geçmiştir, makineleşme başlamıştır, gübreleme başlamıştır ve “tarımsal mücadele” dediğimiz ilaç yöntemleri başlamıştır. O yöntemle biz son zamanlarda buğday üretimini yılda 25 milyon tona çıkarmıştık. Az önce MHP’li arkadaşım da söyledi, 18 milyon ton civarında rekolte bekleniyor. Değerli dostlar, 22-23 milyon ton ihtiyacı olan bir ülke 18 milyon ton üretiyorsa burada bir açık vardır. Bizler, bu ülkeyi cumhuriyetle birlikte, dünyanın kendi kendini besleyen yedi ülkesinden biri hâline getirmişken, bugün 4 milyon, 5 milyon ton buğday açığı vermekteyiz; dışarıya buğday parası veriyoruz, döviz veriyoruz.

Sevgili AKP’li arkadaşlar, bu döviz dışarıya çıktığı zaman, bir daha içeriye gelmiyor. Gelmesi için bir mal üretip satmanız gerekiyor. Hâlbuki kendi çiftçinizi desteklemiş olsanız, dışarıya bu döviz kaybı da olmayacak, onu tekrar içeriye almak için başka zor koşullara da girmeyeceksiniz. Onun için, bizim üretimi artırmamız gerekiyor. Üretimi artırmamız için de önce tarla hazırlamasını yapmamız, tarla hazırlaması için makineleşmeyi, mekanizasyonu yenilememiz gerekiyor. Yenilemek için de çiftçimizi desteklememiz gerekiyor. Çiftçi bugün destekleniyor mu? Biz yıllardır söylüyoruz “Mazotu 1,5 lira yapacağız." diye. Sizler, biz “1.500 lira yapacağız asgari ücreti.” dediğimiz zaman “1.300 lira yapacağız.” dediniz ve bu, bu Meclisten çıktı. Şimdi aynı şeyi mazot için de sizden bekliyoruz. 1,5 lira yerine 1 lira 30 kuruşa çevirin mazotu, gelin, sizi alnınızdan öpelim. Bu çiftçinin gerçek alın terini, hak ettiğini sizler verin diyoruz biz.

Değerli arkadaşlar, sulamayla, gübrelemeyle ve tarımsal mücadeleyle ürün artırılır ama bu Hükûmet, ürün artırmak bir yana, dışarıdan ithal etmeyi kendisine şiar edinmiştir. “Size pahalı geliyorsa, sizi kurtarmıyorsa dışarıdan alırız.” diyerek utanmadan bu, çiftçiyle dalga geçilmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu çiftçi, yüzlerce yıldan beri, binlerce yıldan beri sizin karnınızı ve bu toplumu doyuruyor. Onun için, onun hak ettiğini mutlaka vermeniz ve yerine getirmeniz gerekiyor.

Tarımın sorunları büyük. Tarımın sorunlarında, önce tohum ıslahı, ardından sulama ve ondan sonra da bu, çiftçinin en çok başının belası olan, kültür bitkisine musallat olan gerek haşerat gerek diğer bitkilerden arınması için tarımsal mücadelede destek şarttır.

Sulama konusu: Değerli arkadaşlar, bugün en pahalı sulama Türkiye’de yapılmaktadır. Barajlardan elektrik elde ediyoruz ama aynı barajlardan sulama yapıp da çiftçimize su veremiyoruz. Verdiğimiz suyu da buharlaştırarak veriyoruz, açık kanallarla, açık sulama yöntemleriyle. Hâlbuki bugün, dünya, kapalı şebekeyle ve damlama sulama yöntemiyle suda en az zayiat verilerek sulama sistemine geçmiştir ve çiftçisini desteklemektedir. Biz, dünyanın desteklediği çiftçinin… Dünya, kendi ülkesinin çiftçisini destekleyerek ürününü satmaya çalışıyor. Biz ise, çiftçimize vermekten imtina ettiğimiz dövizlerimizi yabancı ülkelerin çiftçisini besleyerek harcıyoruz. Ondan sonra da mısırı dışarıdan ithal ediyoruz. Biz sulamayı geliştirmedikçe mısır üretimini geliştiremeyiz. Mısır üretimi, değerli arkadaşlar, hayvan gıdası olarak, hayvan yemi olarak en ucuz bir yem yöntemidir. Bunu sağlayabiliyor muyuz? Hayır. Onun için dışarıdan angus ithal etmek zorunda kalıyoruz, onun için dışarıdan saman ithal etmek zorunda kalıyoruz.

Bizim, çiftçimizi korumak için, önce bu çiftçinin üretimini artırmamız gerekiyor, ardından da üretimi artırılmış olan çiftçimizin ürününü depolamasını sağlıklı bir şekilde geliştirmemiz gerekiyor. Onun için, bizim, Toprak Mahsulleri Ofisini yeniden canlandırmamız ve çiftçinin elindeki malı, tüccara muhtaç kılmadan, onun alın terinin karşılığını vererek almamız ve depolamamız gerekiyor. Depolama yöntemini de, en vahşi bir şekilde toprağın altına gömerek, orada çürüterek değil, havalandırma yöntemleriyle, ilaçlama yöntemleriyle, bugünün en modern yöntemleriyle gerçekleştirip çiftçinin yüz akının, alın terinin, emeğinin karşılığını vererek sağlamamız gerekiyor.

Bizim kendi çiftçimize üvey evlat muamelesi yapıp yabancı ülkelerin çiftçilerine öz evlat muamelesi göstermek size yakışıyor mu, bu topluma yakışıyor mu, dünyayı besleyen bu ülkeye yakışıyor mu? Yakışmıyor. Bizler çiftçiye ne yapıyoruz, biliyor musunuz? Yüksek faizli kredi verip, yüksek fiyatlı gübre verip, yüksek fiyatlı mazot verip, kredisini ödeyemez hâle getirip tarlasını sattırıyoruz. Bugün çiftçi tarlasını satıyor değerli arkadaşlar. Cumhuriyetten önce, gördüğünüz bütün köyler çiftlikti. Bu çiftlikler yabancılara kiralanıyordu ve üretemiyorlardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Cumhuriyetle ürettik, cumhuriyetin bu üretimini…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayan.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Bir dakika müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Yapamam çünkü diğer arkadaşlarınıza vermedim artı bir dakika.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Peki.

Değerli arkadaşlar, size şunu söyleyeceğim: Bu ülke, ilk defa, bu Hükûmet sayesinde yabancılara toprak satışını gerçekleştirmiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İlk defa mı? Yıllardır var ya, “ilk defa” diyorsun ya.

BAŞKAN – Sayın Kayan, teşekkür ederim.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – 300 dekardan, Bakanlar Kurulu kararıyla 600 dekara çıkarma yetkisi verilmiştir. Şirket oluştursa yabancılar, 100 kişi bir araya gelse, bir şirket kursa, 600 dekardan 100 kişi 60 bin dekar yapar.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Mütekabiliyet esas, mütekabiliyet.

BAŞKAN – Sayın Kayan, teşekkür ederim.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) - Böylece Türkiye’nin hepsi yabancı şirketlerin çiftliği olur, bizler de yabancıya ırgat oluruz.

BAŞKAN – Sayın Kayan, süreniz bitti, lütfen.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) - Sizler bu ülkeyi ırgat yapmak mı istiyorsunuz, efendi yapmak mı? Buna karar verin.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hikâye anlatıyorsun, hikâye.

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde ikinci olarak Osmaniye Milletvekili Sayın Suat Önal konuşacak.

Buyurun Sayın Önal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin günümüzde artık her gün gelişen, güçlenen, daha da büyüyen ve dünyada göz kamaştıran bu büyümesinin içerisinde yer alan unsurlardan bir tanesi de tarımdır. Türkiye’nin en önemli güçlerinden birisi şimdi de ifade ettiğim gibi kendi kendine yetecek bir tarımsal üretim potansiyeline sahip olmasıdır.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Öyle midir şu anda?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Öyle değil.” diyor arkadaşlar.

SUAT ÖNAL (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde AK PARTİ hükûmetleri, 2002’den bu yana toprağı berekete dönüştüren çiftçilerimize bütün imkânlarını kullanarak sahip çıkmış ve sahip çıkmaya da devam etmektedir.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde tarım sosyal bir alandan çok iktisadi ve stratejik bir sektör olarak da ele alınmış, çiftçilerimizin kronik sorunlarına çare olacak temel kanunlar çıkarılmıştır. AR-GE için bugüne kadar toplamda yaklaşık 1,4 milyar TL kaynak sağlanmıştır. Dünyanın 3’üncü büyük tohum gen bankası kurulmuş ve çalışmaları tüm dünya tarafından ilgiyle takip edilmektedir. Son teknolojiye sahip 13 adet ileri araştırma, teknoloji ve eğitim merkezi açılmış; bitkisel ve hayvansal araştırma ve üretime yönelik 15 merkezin kuruluş çalışmaları devam etmektedir.

Türkiye, günümüzde tarım ve gıda ürünleri dış ticaretinde net ihracatçı bir ülkedir.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – 9 milyar dolarlık buğday alıyoruz arkadaşım Rusya’dan, Rusya’dan 9 milyar dolarlık buğday aldınız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Kesin başka bir ülkede yaşıyoruz!

SUAT ÖNAL (Devamla) - 2013-2015 döneminde, tarım ve gıda ürünleri dış ticaretinde toplam 53 milyar dolar dış ticaret fazlası verdik. Tarımsal ihracatımız 2002 yılında 3,7 milyar dolardan 2015 yılı sonunda 16,8 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret dengesiyse 5,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Türkiye, 192 ülkeye 1.681 çeşit tarımsal ürün ihraç eden bir ülke konumuna gelmiştir. Toplam tarımsal destekler 2002 yılında 1 milyar 856 milyon TL iken 2015 yılı sonunda 10 milyar 300 milyon TL olarak gerçekleşmiştir.

İktidarımız süresince hayvancılığa da tarım gibi özel önem verdik. 2002 yılında toplam tarımsal destekler içerisinde hayvancılığa yüzde 3,4 oranında destek verilmekteyken 2015 yılı sonu itibarıyla bu oran yüzde 33’e çıkmıştır. Vermiş olduğumuz kırsal kalkınma destekleri sayesinde çiftçilerimizin modern tarıma geçişini sağladık. AK PARTİ’yle birlikte Türkiye için tarımda da yeni bir çağ başlamıştır. Son on yılda 5 milyon hektar alanda toplulaştırma çalışması yapılmış, 2 milyon hektar alanda da çalışmalar devam etmektedir. Hedefimiz, her yıl 1 milyon hektar arazi toplulaştırarak 2023 yılına kadar 14 milyon hektar alanda arazi toplulaştırması yaparak kullanılabilir tarım alanlarından daha fazla verimi elde etmektir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Toplulaştırmadan çok şikâyet var.

SUAT ÖNAL (Devamla) – Sürekli gündeme gelen ancak bir türlü çözüm üretilemeyen bir konuya da yine AK PARTİ hükûmetleri çare olmuştur. Doğal afetlerden etkilenen üreticilerin mağduriyetlerini gidermek üzere, yetmiş yıllık bir rüya olan tarım sigortaları uygulamasına 2006 yılında AK PARTİ Hükûmeti döneminde başlanmıştır ve başarıyla da devam etmektedir.

Her dönemde olduğu gibi 1 Kasım seçimlerinde de biz çiftçilerimizi unutmadık. Çiftçilerimiz de milletimiz gibi bizi unutmadı ve çiftçilerimiz, yapılan tüm politikalarda olduğu gibi AK PARTİ’nin icraatlarını benimsediğini sandıkta gösterdi. Tabii ki burada değerli arkadaşlarımız kendilerine göre eleştiri yapabilirler, onların eleştirilerine saygı duyuyoruz ancak gerçekleri de görmelerini ümit ediyoruz.

Yemde ve gübrede KDV’yi biz kaldırdık. Seçim bölgem Osmaniye, Çukurova’nın bereketli topraklarının bir parçasını barındıran yer. Dolayısıyla, biz de çiftçilerimizle muhatap oluyoruz, her hafta sonu gittiğimizde onlarla görüşüyoruz, dertlerini dinliyoruz. Evet, dolayısıyla, AK PARTİ iktidarlarında, hükûmetlerinde tüm tabanımız, çiftçilerimiz de bu vesileyle desteklenmiştir.

Küçük ölçekli üretim yapan çiftçilerimizi de ayrıca destekliyoruz. Seracılarımıza benzer şekilde desteklerimiz devam ediyor. Genç çiftçilerimize proje karşılığında 30 bin TL karşılıksız destek veriyoruz. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunu -ki IPARD kapsamında 42 ilde destekleniyordu- ulusal kaynaklarla 81 ile de yaygınlaştırdık ve 39 ilde de bu kurumu kuruyoruz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Mutlular mı?

SUAT ÖNAL (Devamla) – Bu, Osmaniye’nin de daha önce bu kapsamın dışında olup bugün bu kapsama alındığı ve çiftçilerimizin de büyük bir memnuniyetle sevincini bizimle paylaştığı bir husustur.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – O IPARD değil, doğru bilgi verin.

SUAT ÖNAL (Devamla) – Tarımsal ihracatta fındık içi, kuru kayısı, üzüm, kuru incir ve kirazda dünyada 1’inci sıradayız. Tarımsal ekonomik büyüklük açısından, 2002’de AK PARTİ iktidara geldiğinde Avrupa’da 4’üncü sıradayken, bugün Avrupa’nın 1’inci büyük tarımsal ekonomisi olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu bile, birçok şeyi anlatmaya yeter.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Çok güzel(!)

SUAT ÖNAL (Devamla) - Hedefimiz, inşallah, tüm tarım arazilerimizi hem toplulaştırarak…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – 9 milyar dolarlık buğdayı nereden alıyoruz, onu söyle? Ukrayna’dan 9 milyar dolarlık buğday alıyor muyuz, almıyor muyuz?

SUAT ÖNAL (Devamla) - …hem de sulanabilir hâle getirerek çiftçilerimizin daha fazla ürün elde etmesini sağlamak, onları ekonomik olarak daha iyi hâle getirmek ve millî gelirimizi de bu anlamda artırmaktır.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Daha pamuktaki teşvik ödenmedi. Nitratı kaldırdınız, üre pamuğu sararttı.

SUAT ÖNAL (Devamla) - Biz, toprağa hak ettiği değeri veriyoruz. Allah’a şükür, toprak da bereketini, ürününü, bolluğunu ülkemizden esirgemiyor, ziyadesiyle karşılığını veriyor.

Şimdi bakın, tabii, genel anlamda konuştuk ama ben kendi ilimle de ilgili, özellikle bu konuda çiftçilerimizden aldığımız geri dönüşümleri sizlerle paylaşmak isterim. Bu vesileyle de özellikle, tabii ki tüm bakanlıklarımıza teşekkür ederken, birlikte Orman ve Su İşleri Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu Bey’e de ayrıca Osmaniye adına teşekkürlerimi iletmek istiyorum. “Neden?” derseniz, Bin Bir Günde Bin Bir Gölet Projesi’yle, birçok ilimizde olduğu gibi…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Binbir Gece Masalları hepsi.

SUAT ÖNAL (Devamla) - …Türkiye genelinde olduğu gibi, Osmaniye ilimizde de birçok gölet yapılmıştır ve sulama amaçlı baraj yapımları da devam etmektedir.

Yarbaşı Karacaören Göleti ve Merkez Köyyeri Göleti tamamlanmış ve artık, sulanamayan tarım arazilerinin sulanması noktasına gelinmiştir.

Düziçi ilçemizin bereketli ovalarında, sulama noktasında sulanamayan yerleri sulama amacıyla Sabun Çayı üzerinde Çatak Barajı yapım çalışmaları başlamış ve inşallah, bu yılın sonu itibarıyla da ihalesi yapılıp yapım aşamasına gelinecektir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Suat Bey, şu Cevdetiye’yi hallet, Cevdetiye’yi.

SUAT ÖNAL (Devamla) – Yine, Kadirli’de Mehmetli Barajı’mızdaki set yüksekliği artırılarak sulanabilir arazi kapasitesi yaklaşık 2 katına çıkarılmıştır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Çiftçinin en çok suya ihtiyacı olduğu dönemde Cevdetiye’yi anlat, Cevdetiye’yi.

SUAT ÖNAL (Devamla) - Yine, Kadirli’de Savrun Barajı’yla ilgili yapım çalışmaları hazırlıkları sürmektedir. Bunlar da çiftçilerimizi, milletimizi ziyadesiyle memnun etmektedir. Bunları her gittiğimizde çiftçilerimizden bir teşekkür babında memnuniyet göstergesi olarak alıyoruz, görüyoruz.

Dolayısıyla, Hükûmetimiz fakir fukaranın, öğrencinin, yaşlının, garip gurebanın yanında olduğu gibi çiftçimizin de yanındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUAT ÖNAL (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisinin bu grup önerisinin aleyhinde olacağımı ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önal.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, grup önerisi kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, dünyanın ve Türkiye’nin gündemindeki bir sorun olan çocuk işçiliğinin bütün boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/6/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/6/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         İdris Baluken

                                                                                           Diyarbakır

                                                                                 HDP Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Haziran 2016 tarihinde Diyarbakır Milletvekili, Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından, çocuk işçiliği, dünyanın ve Türkiye’nin gündeminde olan bir sorundur; bu bağlamda çocuk işçiliğinin bütün boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 2235 sıra numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere, bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 14/6/2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir konuşacak.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’ydü. Çocukların çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından zararlı işler “çocuk işçiliği” olarak tanımlanır. Çocuk işçiler okullarına düzenli devam edemez, okullarından erken ayrılırlar ya da aşırı uzun süren ve ağır işleri okullarıyla beraber yürütmek durumunda kalırlar.

15 yaşını doldurmuş çocuklar okul saatleri dışında ve tatillerde cep harçlığı sağlayacak kimi işlerde yer almak gibi işleri zaman zaman yapabilirler ama İş Kanunu’na göre 15 yaşını doldurmuş veya 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimi bitirmiş çocuklar gelişimlerine ve eğitimlerine engel olmayacak hafif işlerde çalışabilirken, bugün Türkiye’de 14 yaşın altındaki çocuklar da dâhil olmak üzere çocuklar oldukça ağır ve tehlikeli işlerde yoksullukla başa çıkmak için çalışmak zorunda kalıyorlar.

TÜİK’in resmî verilerine göre çocuk işçiler toplam çocuk nüfusunun yüzde 5,9’unu oluşturuyor. Ev işinde karşılığı olmadan emeği sömürülen çocukların oranı ise yüzde 49,2. Bu çocuklar hane halkı için alışveriş yapma, yemek pişirme, çamaşır yıkama, ütü yapma, küçük kardeşlere veya hanede bulunan hasta fertlere bakma, evi temizleme, hanede bulunan eşyaları onarma gibi faaliyetler yapıyorlar. Devletin sunması gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetleri küçücük çocuklar tarafından yapılıyor. Türkiye nüfusunun yüzde 15’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yoksul fertlerin yüzde 44,3’ü çocuk. Çocuklar arasındaki eşitsizlik, eşitsizliğin yaygınlaşmasının, kalıcı hâle gelmesinin ve nesilden nesile aktarılmasının nedeni oluyor.

UNICEF’in yayınladığı Çocuklar İçin Adalet Raporu’nun 2016 sonuçlarına göre ise Türkiye’de farklı ekonomik gruba mensup çocuklar arasında eğitim, sağlık ve yaşam memnuniyeti bakımından uçurumlar var. Çocukların yaşam memnuniyeti eşitliği bakımından son sırada yer alan Türkiye, sağlık konusundaki eşitlik bakımından ise İsrail’le beraber son 2 sırayı paylaşıyor.

Dinlemiyorsunuz arkadaşlar ama Türkiye’nin çocukların yaşam memnuniyetinde en son sırada yer alan bir ülke olduğunu ifade etmek istiyorum bir kez daha, sağlık eşitliği açısından da İsrail’le beraber son 2 sırada yer aldığını ifade etmek istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, uğultu çok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessizliğimizi koruyabilir miyiz, lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Çocuk işçiliğinin en kötü ve ağır biçimlerinden biri de mevsimlik tarım işçiliği. Çocuk işçilerin yaklaşık yarısı tarım işlerinde çalışıyor. Üstelik, mevsimlik tarım işçisi çocukların sayısı her yıl artış gösteriyor. 2006 yılına kadar çocuk işçiliğinde azalma varken bu eğilim 2006-2012 yılları arasında durdu ve özellikle tarım kesimindeki artışla birlikte çocuk işçi sayısı tekrar artmaya başladı.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı… Sayın Kerestecioğlu, bir dakika… Sürenize ekleyeceğim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ama, bir dakika verirseniz çünkü demin olmadı.

BAŞKAN – Ekleyeceğim sürenize Sayın Kerestecioğlu, lütfen itiraz etmeyin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ama, demin eklemediniz Başkanım, o yüzden.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sohbetinize kulislerde devam edebilirsiniz, lütfen sessizliğimizi koruyalım.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2012 yılında çocuk işçi sayısı 893 bine ulaştı. Bilmiyorum, kendi çocuklarınızla ilgili herhangi bir düşünceniz var mı ama şu anda Türkiye’de -2012 yılında daha doğrusu- çocuk işçi sayısı 893 bine ulaşmış. Çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin on yıl içinde kaldırılması hedeflenmişken 2002’de, 2016 yılında bu hedefin çok çok uzağındayız.

Okula gitmeyen çocuklar için haftalık çalışma süresi elli dört saat. Çocukların çalışma süresi Türkiye ortalamasının dahi üzerinde. Çocukların üçte 1’ine iş yerinde yemek verilmiyor ve çocukların yarısından çoğu 400 lira altında bir ücretle çalışıyorlar. Bu rakamlara henüz yansımayan ve birçoğu Türkiye’de kayıtlı olarak dahi bulunmadığından, adresleri belli olmadığından ileride de yansımayacak Suriyeli çocuklar var; savaşın en yoksulları, yoksulluğun en ağır işçileri olan Suriyeli çocuklar. Çocuk ticaretinden seks ve porno ticaretine kadar, Suriyeli çocuklar çok ciddi bir istismar tehdidi altındalar, sanayide de en ağır işlerde çalışıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde, IŞİD, El Kaide, El Nusra cephesi, Suriyeli Ahrar-uş Şam örgütü ve Özgür Suriye Ordusu militanlarına satılan askerî giysilerin Gaziantep ve Antakya’da dikildiği merdiven altı tekstil atölyeleri basına yansıdı. 9-12 yaşlarındaki Suriyeli göçmen çocuklar bu atölyelerde çalışıyorlardı. Atölye sahibi dahi, bu çocukların okula gitmek yerine çalışmak zorunda kaldıklarını söylüyordu. UNICEF’e göre, Türkiye’de göçmen çocukların yüzde 80’i okula gitmiyor. Üstelik, atölyede çalışan çocukların bazıları ailelerini Antakya’da bırakıp çalışmak için Gaziantep’e gelmişler ve ne yazık ki iş cinayetleri de çocukları öldürüyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi son üç buçuk yılda en az 194 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdiğini, tam da Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü olan 12 Haziranda açıkladı. 2013 yılında en az 59 çocuk işçi, 2014 yılında en az 54 çocuk işçi, 2015 yılında en az 63 çocuk işçi, 2016 yılının ilk beş ayında ise en az 18 çocuk işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Trafik, servis kazası, beyin kanaması, zehirlenme, boğulma, düşme, ezilme, göçük, patlama, yanma gibi, çocukların adlarıyla insanın yan yana getirmeye içinin elvermediği nedenlerle küçücük yaşta gözlerini hayata yumdular.

Eski Çalışma Bakanı Faruk Çelik bir önergeye verdiği cevapta, 2013 yılında 21 ve 2014 yılında 16 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdiğini belirtmiş oysa karşımızda isimleri ve hikâyeleriyle çok daha fazla sayıda çocuk var. Devlet, ya ölen çocuk işçiler için rakam dahi tutmuyor ya da devlet ve sermaye rakamları gizliyorlar.

Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’nde, Adana’da bir oto tamircisinde, araçlardan çıkan atık motor yağların toplandığı varilin patlamasıyla tamircide çalışan 13 yaşındaki çocuk işçi Mehmet Bozkurt ağır yaralandı. Mehmet, bugün hâlen yaşam mücadelesi veriyor.

Ahmet Yıldız’ın adını pek çoğunuz unutmuştur. 13 yaşındaki kimya işçisi Ahmet -plastik enjeksiyon makinesine sıkışarak can vermesi- hastaneye “Trafik kazası geçirdi.” diye getirilmiş, işverenine açılan davada 30.040 lira ceza verilmiş, bir de 24 takside bölünmüştü. Çocuklara verdiğimiz bu kıymet Sur’da, Cizre’de, Gever’de öldürülen, evleri yıkılarak evlerinden koparılan çocuklara verdiğimiz; Karaman’daki, Nizip’teki denetimsiz kamplarda ve yurtlarda çocuk istismarıyla ilgili geçmişlerini dahi kontrol etmediğimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum size Sayın Kerestecioğlu, lütfen tamamlayın.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Çocuklara verdiğimiz…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, bir dakika…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sistemde sorun mu var? Bir dakika yirmi bir saniye görünüyor zaten. Yani, henüz bir buçuk dakikalık süre varken kesildi.

BAŞKAN – Sistem kapandı, evet.

Bakalım, bir dakika…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sistemde sorun var. Yani, söz süresi bitmedi çünkü.

BAŞKAN – Evet, saate bakmadım, sistem kapandı diye ikazda bulundum. Bir dakika…

İki dakika veriyoruz Sayın Kerestecioğlu, sistemde bir arıza varmış.

Teşekkür ederim Sayın Baluken ikazınız için.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Çocuklara verdiğimiz bu kıymet Sur’da, Cizre’de, Gever’de öldürülen, evleri yıkılarak evlerinden koparılan çocuklara verdiğimiz; Karaman’daki, Nizip’teki denetimsiz kamplarda ve yurtlarda çocuk istismarıyla ilgili geçmişlerini dahi kontrol etmediğimiz eğitimcilere ve çalışanlara emanet ettiğimiz çocuklara verdiğimiz kıymetten ayrılabilir mi?

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Doktor Filiz Ünal İncekara, Diyarbakır Sur’da 3,5 yaşındaki bir erkek çocuğunun sadece salondaki halıda oynadığını, halının dışına çıkıp oyuncak bile alamadığını anlatıyor. Çocuk, kendisini o halının içinde güvende hissediyor. Suriye’de çatışma ortamından ayrılmış 8-14 yaş arası çocukların bir buçuk yıl sonra Almanya’da bir resim atölyesinde hâlâ tank, top, uçaksavar çizdiklerini söylüyor. Bu savaş uzun yıllar silinemeyecek.

Son dönemde İstismar Komisyonu ve HDP heyetiyle 3 yerde inceleme yaptım; Nizip, Karaman ve Sincan Çocuk Cezaevi. Nizip’te de gördük ki pek çok kadın ve kız çocuğu insanca ve güvenceli bir iş bulamadıklarından çocuk yaşta ve ikinci eş olarak evlenmeye mecbur kalıyorlar.

Artık, çocuk ve evlilik, istismar, çocuk ve işçilik, ölüm, hapishane bir araya gelmemeli. Gerçekten dünyayı çocuklara vermemiz gerekiyor.

Ben, son olarak kendi hakları için mücadele yürüten liselerdeki öğrencileri selamlayarak konuşmamı bitirmek istiyorum.

Köklü bir geleneği olan, yöneticilerini kendi vakıflarının önerileri ve sınavlarla işe alan liseler “proje okul” adı altında iktidarın atadığı yöneticilerle yönetilmeye, itibarsızlaştırılmaya çalışıldı ama gençler, maalesef, bunlara karşı gereken mücadeleyi yürütmeye kararlılar ve gelecek de onlarda diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına çocukların ihmali ve istismarıyla ilgili olarak konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Gazi Meclisimizde çocuklarımız için yaptıklarımızla övünç duyarak biz bu kadar çok şey yaptık, acaba daha çok ne yapabiliriz diye konuşmamız gereken 2016 yılında, biz, hâlâ çocuklarımızın ihmal ve istismarlarını nasıl engelleriz diye konuşuyor, kafa yoruyoruz. Bu, gerçekten çok üzücü.

Çocukların cinsel istismarı üzerine çok konuştuk ve hatta bununla ilgili bir araştırma komisyonu kuruldu. Ben de aynı komisyonda görev aldım grubum adına, çalışıyoruz ve bu istismarların önlenmesiyle ilgili olarak da grubum adına umudumu kaybetmemek istediğimi de belirtmek istiyorum. Ancak, ne yazık ki biz dün Karaman’daydık, Karaman’da incelemeler yaptık, toplantı yaptık.

ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Bir de Söke ye gidin, Söke’ye.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) - Olabilir, siz oradaymışsınız, biz de Karaman’daydık ama maalesef…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Cevap vermeyin, Genel Kurula konuşun.

ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Hayır, Söke’de de CHP'li Meclis üyesinin bir benzer olayı oldu da geçen hafta.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacının insicamını bozmayın, lütfen.

Buyurun Sayın Depboylu.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Evet, maalesef, orada toplantıda gördüklerimiz ve duyduklarımız biraz umudumu kaybetmeme neden oldu. “Neden?” diyeceksiniz. Özel kurumları bir kenara bıraktım, resmî kurum ve kuruluşlarda çalışan ve bu olaylarla ilgili olarak ihmal ve kusuru olduğu tespit edilen veya görünen kişiler hakkında hiçbir idari soruşturma maalesef açılmamış.

Bunu şimdilik bir kenara bırakacağım ve bugün biraz daha çocuklarımızın uğradığı diğer istismarların üzerinde durmak istiyorum, iki istismarla ilgili: Bunların birincisi çocuğun ekonomik istismarı. Evet, biz grubumuz adına çocukların ekonomik olarak istismar edilmesine ve çocuk işçiliğine karşı çıktığımızı her fırsatta dile getiriyoruz. Uluslararası Çalışma Örgütü, 15 yaşın altında aile bütçesine katkıda bulunmak veya yaşamını kazanmak amacıyla çalışanları “çalışan çocuk” ya da “çocuk işçi” olarak sınıflandırmış, 15 ve 24 yaş arasındakilere de “genç işçi” demiş ve biz de buna dayanarak 4857 sayılı İş Kanunu’nda 15 yaşına kadar olanlara “çocuk işçi”, 15-18 yaş arasındakilere de “genç işçi” demişiz. Ancak, imzaladığımız bir Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi var ve burada imza attığımız maddelerden biri, her çocuğun 18 yaşına kadar çocuk olarak kabul edileceği yani 18 yaş altındakilerin çocuk olduğunu kabul edeceğimize dair bir madde ama bunu nedense her seferinde yok sayıyoruz.

Çocukların ekonomik hayatta olmasının sebeplerine şöyle bir baktığımızda, neden çocuklar işçi oluyorlar diye düşündüğümüzde, en temel sebebin de yoksulluk olduğunu görüyoruz. Aileler, gelir düzeyleri düşük olduğu için çocuğun kazandığı parayla ekonomilerini güçlendirmeye çalışıyorlar. Yine, sanayileşme sürecini tamamlayamamış, nüfus artış hızı yüksek, dolayısıyla, nüfus yapısı genç olan ülkelerde ailelerin eğitime yaklaşımı çocukla ilgili, fakirliğin zorlayıcı baskısı altına girmektedir. TÜRK-İŞ’in yaptırdığı bir araştırmada, mayıs ayı içinde 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.385 liradır, yoksulluk sınırı ise 4.478 lira düzeyindedir; maalesef, açlık sınırının altında yaşayan birçok aile, çoluk çocuk hepsi birlikte çalışmaktadırlar. Açlık sınırı altında yaşayan ve toplumun yüzde 40’ını oluşturan asgari ücretlilerden 100 lira kesmeyi planlayan Hükûmet, yoksulluğu artırarak daha çok çocuğu mu çalışma hayatına itiyor? Bunun bir sorgulanması gerekmektedir.

Ülkemizde hâlâ çocuklar ihmal ve istismara uğruyor, eğitim hakkından mahrum bırakılıyor, iş hayatında güvensiz ortamlarda çalıştırılıyorsa bu bizim sorunlarımızı çözdüğümüz anlamına gelmiyor; bunu iyi bir değerlendirmek gerekiyor çünkü nihayetinde bakıyoruz, çocuklarımızın hakkı olan para “yardım” adı altında başka ülkelere gönderiliyor. Zira, bugün grup toplantımızda liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP’li bakanlar, dönem dönem millî gelire göre insani yardım yapan ülkeler arasında Türkiye’nin ilk sıralarda yer aldığını ifade etti.

Bütün bu sebeplerin dışında, peki, çocuklar neden işçi olarak seçiliyor? Çünkü çocuk işçiliği ucuz, çocuklar haklarını arayamıyorlar. Diğer bir nedense mevzuat eksiklikleri; çocukların yaygın olarak istihdam edildikleri küçük işletmeler, tarım ve sokakta yürütülen işler ile ev hizmetlerinin İş Kanunu’nun dışında tutulmasının yanında kapsamda olan iş yerlerinin denetiminin eksik olarak yapılması, etkin olarak yapılmaması, cezai müeyyidelerin yetersizliği, denetim yapan kurum ve kişilerin denetimlerde çocuk işçiliğini göz ardı etmeleri veya yaklaşım tarzlarındaki yetersizlikler bu sorunu daha ciddi hâle getirmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu 2014 yılında çocuk bülteninde çocuk nüfusunu açıklamış, Türkiye nüfusunun yüzde 29,4’ü çocuk yani 22 milyon 838 bin 482 çocuğumuz var. 2012 yılında ise çocuk işçiliği üzerinde bir araştırma yapmış ve 893 bin çocuğun çalıştığını ifade etmiş. 2012’den sonra TÜİK çocuk işçilerimizi hiç merak etmemiş; kaç çocuk çalıştırılıyor, ne şartlarda çalışıyor bakmamış, ya yok saymış ya da görmezden gelmiş.

Anayasa’mızın 50’nci maddesi diyor ki: “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.”

Sayın vekiller, çalıştırılan çocukların hem ruhsal, psikolojik hem de bedensel açıdan gelişimleri tehlikeye girmektedir, eğitimlerini tamamlayamamaktadırlar.

Yine, çocukların olumsuz koşullar altında çalıştırılması onların öz güvenlerine de zarar vermekte, hayati tehlike yaratmakta, eğitimini tamamlayamadığı için bu döngüden geri gelip tekrar ileri dönemde eksiklerini kapatması mümkün olmamakta.

Yine, aileden uzakta çalışıyor olması onların ihmal ve istismar olaylarına maruz kalmalarını da güçlendirmekte, daha da kötüsü işçi olarak çalışan çocukların bağımlılık yapan maddelerle karşılaşma ve bunlara alışma riski de artmaktadır. Çocuk her anlamda korunmaya muhtaçtır.

Yine, yapılan araştırmalarda, kentlerde çocuklu aile reislerinin de çalışma eğilimlerinin düştüğünü tespit edilmiş çünkü aile reisleri, ne kadar çok çocuğu varsa bir organizatör gibi çocuklarını çalıştırıp kendileri de ekonomik koşullarını bu açıdan güçlendirmeye çalışmışlardır. Bu da ücretlerin aşağı düşmesini sağlayan işçi havuzunu genişletiyor, kitlesel çocuk iş gücüyle aracı işverenler yeni teknolojiye yatırım yapmaktan cayıyor.

Çocuğun ekonomik istismarı göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir husus, ancak benim üstünde durmak istediğim bir önemli istismar şekli daha var ki bu, çocukların can güvenliğini riske atıyor. Son üç buçuk yılda 194 çocuğun iş kazalarında öldüğü ifade ediliyor.

Peki, bu ülkede, bizim güzel ülkemizde kaç çocuk teröre kurban gitti, kaç çocuk terör cinayetlerinde yaşamını kaybetti, bunun da araştırılması gerekiyor. Çocuk suçunun bireysel veya adi suç nitelenmesinden çıkarak organize suça dönüşmesine neden olabilecek yeni bir istismar türü belirlendi son dönemde. “Çocukların siyasi ve ideolojik amaçlara ulaşmak için kullanılması” şeklinde ifade edeceğimiz “çocuğun siyasi ve ideolojik amaçlı istismarı” şeklinde nitelendirilmektedir. Yapılan araştırmalarda terör örgütlerinin insan kaynağı olarak 14-25 yaş grubundaki çocuk ve gençleri kullandığı tespit edilmiştir. Söz konusu gösteri, yürüyüş gibi eylemlerde çocukların kullanılmasının belli başlı sebepleri vardır. Bunları bir sıralayacak olursak:

Birincisi, çocukların ceza ehliyetinin olmaması ya da az olması. Bir diğeri, çocuğun bir yetişkine göre şüphe çekmemesi; çocukların istenilen amaç doğrultusunda kullanılmasının yetişkinlere göre daha kolay olması; güvenlik güçlerinin çocuklara karşı güç kullanamayacağının bilinmesi; gösteri ve eylemlerde çocuklar kullanıldığında yasa dışı yapılanmalar tarafından “Bakın, çocuk ve kadınlarımızla hep birlikte göğüs göğse çarpışıyoruz, dışarıdayız, meydanlardayız.” ifadesinin yaratılmak istenmesi.

Çocuk Koruma Kanunu’na göre, korunma ihtiyacı olan çocuk, bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal ya da istismar edilen ya da suç mağduru olan çocuklardır ki terör için kullanılan çocuklar bu konuda en ciddi, en iyi şekilde, en acil ele alınması gereken konulardan biridir ve bütün bunların düzeltilmesi için de birçok faktörün göz ardı edilmeden dikkate alınarak en iyi araştırmaların yapılması ve sonuçlandırılması gerekmektedir.

Bir devletin gücü, himayesindeki çocukların güven, huzur içinde, eşit haklara sahip olarak, eğitim haklarını sonuna kadar kullanarak ruhsal ve bedensel açıdan sağlıklı büyümesiyle ölçülür. Zira, çocuklar milletin ve devletin geleceğidir, teminatıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, konuşmanızı bağlayın lütfen.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Bizim, Gazi Meclisteki en büyük sorumluluğumuz çocuklarımızı ve onların geleceğini teminat altına almaktır.

Yüce heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlıyor ve bütün bunları bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde son konuşmacı olarak İstanbul Milletvekili Sayın Yakup Akkaya konuşacak.

Buyurun Sayın Akkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce kendimle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanının verdiği listede -benim de adımı söyleyerek- PKK’lıları cezaevinde ziyaret eden milletvekili olarak ismim geçti. Ben buradan yalancı bir Adalet Bakanı, müfteri olarak ilan ediyorum. Ben sadece Can Dündar ve Erdem Gül’ü cezaevinde ziyaret ettim, başka hiçbir kimseyi ziyaret etmedim. Bütün cezaevlerinin girişlerinde ziyaret edenlerin kim olduğu bellidir ve izinle gidilir. Yani hiç yapılmadık bir şeyi yapıyormuş gibi yapmak, toplumda farklı bir algı yaratmak siyasete yakışmayan bir durumdur. Bunu burada bir kez daha şiddetle kınıyorum, reddediyorum ve yalancıdan da Adalet Bakanı olmaz diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hakaret etmedi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Terör suçu” demiştir, niye çarpıtıyorsun? “Terör suçu” demiştir.

BAŞKAN – Sayın Akkaya, hakaret etmeyelim lütfen.

Buyurun.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Efendim, hakaret etmiyorum. Ben kendi başıma -başkasını da söylemiyorum- gelen üzerinden söylüyorum burada.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin. Ben sadece hakaret etmemeniz gerektiğini söylüyorum, o kadar.

Buyurun, Genel Kurula hitap edin lütfen.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen terör suçlusunu ziyaret ettin mi, etmedin mi, onu söyle.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Hayır, ziyaret etmedim

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terör suçlusunu…

BAŞKAN – Sayın Tunç…

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Hayır, hiçbir terör örgütünün… Sadece Erdem Gül ve Can Dündar’ı ziyaret ettim ben.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Can Dündar neden yargılanıyor?

BAŞKAN – Sayın Tunç…

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Neden yargılanıyor?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terör suçu değil mi?

BAŞKAN – Sayın Tunç…

YAKUP AKKAYA (Devamla) – PKK’lı mı?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terör suçu…

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Yargı verdi mi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Terör suçu” dedi Bakan.

BAŞKAN – Sayın Tunç… Sayın Akkaya…

YAKUP AKKAYA (Devamla) – PKK’lı olarak mı ilan etti mahkeme onları?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Terör suçu” dedi.

BAŞKAN – Sayın Akkaya, sizden rica ediyorum, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Yapmayın Allah aşkına!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çarpıtıyorsun ya, çarpıtma.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Ayıp denen bir şey var. Siyaset yapıyoruz burada, konuşuyorsunuz orada bir de.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu kadar da çarpıtma.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, siz de konuşmacıya laf atmayınız, lütfen…

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Hadi gidin oradan Allah aşkına!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kendin yalan söylüyorsun.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Hadi sen git oradan!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hadi be, sen git!

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Oturuyorsun, bir de boyuna posuna bakmadan konuşuyorsun.

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, hiç yakışmıyor bu tavır, hiçbirinize.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıptır ya! Üslubuna dikkat et.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Senin yaptığın ayıp! Beni burada şey yapıyorsunuz…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Bakana “yalancı” diyemezsin.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Sizin bir özür dilemeniz gerekir her şeyden önce.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Terör suçu” dedi.

BAŞKAN – Sayın Tunç…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 50 kere “Haydar” dediniz, 1 kere “Sayın Tunç” demediniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Dedim, açın tutanaklara bakın Sayın Altay, açın tutanaklara bakın lütfen. Dediğimi de çok iyi biliyorsunuz.

Buyurun, devam edin.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Sayın Başkan, 12 Haziran, Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü. Dünya Çalışma Örgütünün bu yılki teması, tedarik zincirlerinde çocuk işçiliğine son vermektir. Yani, ILO, 12 Hazirandaki bu anmayı tedarik zincirlerinde çocuk işçiliğiyle mücadele etmeye adamıştır.

Değerli milletvekilleri, ben de bir çocuk işçiydim, 11 yaşında çalışma hayatına başladım. İçimizde de böyle örnekler vardır. Bütün okulları da gündüz çalışırken gece okudum. Yoksul bir ailenin çocuğu olduğum için çocuk işçiliğin ne olduğunu çalışarak bilen birisiyim, sadece raporlardan okuyarak değil.

Çocukken bir işte çalışmamak en temel insan hakkıdır. Peki, çocuk işçiler kimlerdir? Çocuk işçiler, tarım sektöründe ailesiyle birlikte çalışanlardır. Çocuk işçiler, iş öğrensin diye yaz tatilinde çalışanlardır. Çocuk işçiler, ailesi yaşama tutunsun diye çalışan çocuklardır. Çocuk işçiler, Türkiye'nin bir gerçeğidir; bilinçli, sistematik bir emek sömürüsünün kurbanlarıdır. Çocuk işçiler, oyun alanlarından kopartılarak daha ilköğretim çağındayken acımasız üretim çarklarının çocuklarıdır, onlara sokulan çocuklardır.

Değerli milletvekilleri, son dört beş yıldır çocuklarımızın yanında Suriyeli çocuklar da yer almaktadır. Gaziantep, Şanlıurfa, İstanbul, Suriyeli çocukların emeğinin en yoğun olarak sömürüldüğü illerdir. Bu çocuklarımız kimi zaman zorla tekstil, kundura, tarım, temizlik ve inşaat işlerinde çalışmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bakın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71’inci maddesi çocuk çalışmasına ayrılmıştır. Yani, 15 yaşını doldurmamış çocukların çalışmasını yasak olarak belirtmiş, buna istisna olarak da 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış çocukların -hangi işlerde- hafif işlerde çalışmasını öngörmüştür. Ancak ülkemizde birçok çocuk ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır, resmî rakamlar da bunu açıkça göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, çocuk işçiliğini önlemek için ciddi tedbirler almak yerine çocukların nasıl çalışması gerektiği mevzuata alınırsa, yasaya konulursa çocuk işçi çalıştırmak meşru bir hâle gelir. Ülkemizde 1 milyona yakın çocuk işçi olduğu belirtilmektedir. TÜİK verilerine göre nüfusumuzun yüzde 29,4’ünü çocuklar oluşturmaktadır. Çalışan çocukların yüzde 49,8’i okula devam ederken yüzde 50,2’si okula devam etmemektedir.

Yine, TÜİK verilerine göre, 17 milyon yoksul vatandaşımız bulunmaktadır. Yoksul fertlerin yüzde 44,3’ünü çocuklar oluşturmaktadır ve her 3 çocuktan 1’i şiddetli maddi yoksulluk çeken hanelerde yaşamaktadır. 7 milyondan fazla çocuğun yüzde 40’ı protein alamamaktadır yani et, süt, tavuk, balık yiyememektedir. Yoksulluk her geçen gün artarken çocuk işçi sayısı da her geçen gün artmaktadır.

Değerli milletvekilleri, okula gitmeyen çocuklar haftada elli dört saat çalışmakta ve çocukların üçte 1’ine iş yerinde yemek verilmemektedir. Çocukların yarısından çoğu 400 TL’nin altında ücretle çalıştırılmaktadır. Daha bir ay önce “uzaktan çalışma” adı altında evde çalışmayı bu Meclisten geçirdiniz. Bu yasa, çocuk işçiliğini düşürmek yerine sayıyı daha da artıracaktır.

Değerli milletvekilleri, bu tablo, on dört yıldır bu ülkeyi yöneten AKP zihniyetinin tablosudur. Siz değerli AKP milletvekilleri bu tablonuzla ne kadar övünseniz azdır.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede çocuklar 23 Nisanı kutlamadılar. Bu ülkedeki kimi sermaye düzeni kutlanacak bir gün dahi bırakmadı çocuklarımıza.

Bakınız, Ensar Vakfı’nda gerçekleşen tecavüz sonrasında yaşananlar, insanlık düşmanlarının aynı zamanda çocuk düşmanı olduğunun da bir kanıtıdır. Bu ahlaksızlığa ses çıkarmayanlar, çocukların sömürülmelerine, iş cinayetlerinde ölmelerine de ses çıkarmamışlardır.

Bakın, değerli milletvekilleri, 2013’te 59 çocuk, 2014’te 54 çocuk, 2015’te 63 çocuk, 2016’da 14 çocuk çalışırken katledildi iş cinayetlerinde. Bu çocuklar oyun oynamaları gerekirken, okula gitmeleri gerekirken çalıştırıldılar ve öldürüldüler.

Bu ülkede yaşanan pek çok çocuk iş cinayetini ve cinayetlere biçilen komik bedelleri unutmayalım. Yaşamını yitiren 16 yaşındaki işçi için mahkemenin vermiş olduğu tazminat sadece 47 bin lira. Ekmek parası için kâğıt toplarken bir kamyonetin altında kalarak can veren 6 yaşındaki işçiden geriye kalan, bir acılı annenin feryadı: “Yavrum, sen daha çok küçüksün!” Daha iki gün önce, tam da Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü'nde Adana’da 13 yaşındaki bir çocuk işçi, atık motor yağlarının yanması sonucunda ağır yaralı, hastanede yaşam savaşı veriyor.

Sonuç ortadadır; çocuklarımız eğitim sistemindeki değişiklikler nedeniyle birer ideolojik deneme tahtasına dönüşmekte, uygulanan yanlış politikalar yüzünden aileler ekonominin ağır çarkı içerisinde mecburen çocuklarını da çalışma hayatına sürüklemektedirler. Oyun oynaması gereken yaşta, Aliler, Ayşeler tarlalarda, atölyelerde, makine başlarında üç kuruş için alın teri dökmektedirler.

Çocuk işçilik konusunda gerekli adımlar bir an önce atılmalı, mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan ailelerle ilgili düzenlemeler çocuk ve insan haklarını gözeterek yapılmalıdır. 4+4+4 eğitim sistemi acilen kaldırılmalı, eğitim ücretsiz, ulaşılabilir olmalı, nitelikli ve kesintisiz eğitim sistemi hayata geçirilmelidir. Çocuk işçiliğe karşı mücadele için etkin şekilde denetimler yapılmalıdır. İşte, geçtiğimiz 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü'nde, Türkiye’de yaşayan 1 milyon çalışan çocuğun kayıt dışı açıklarından faydalanarak çalıştırılmasına biz de dur demeliyiz. Bu anlamlı günde bunun bir siyaset malzemesi yapılmadan bütün siyasi partilerin ortak önerisiyle çocuk işçilikle mücadeleyi hep beraber desteklemeliyiz. Nazım Hikmet şöyle demiş: “Dünyayı çocuklara verelim/ Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi/ Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar.” Evet, yoksulluk en çok çocuklarımız etkiliyor, savaşlar en çok çocuklarımızı etkiliyor. Çocuklarımız iş yerlerinde kötü çalışma koşullarında çalıştırılıp perişan oluyor.

Bu duygularla hepinizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkaya.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Jülide Sarıeroğlu olacak.

Buyurun Sayın Sarıeroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

JÜLİDE SARIEROĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekillerimiz; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında rahmet, mağfiret ve cehennem azabından kurtuluş olan ramazan ayının ülkemize, milletimize, tüm İslam âlemine ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. Yine, bu vesileyle, milletimizin kürsüsünden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize de şifa diliyorum.

HDP’nin çocuk işçiliğiyle ilgili Meclis araştırması açılmasına yönelik önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Konuşmamın çerçevesini de bu bağlamda, çocuk işçiliği konusuyla da sınırlı tutacağımı sözlerimin hemen başında belirtmek istiyorum.

Geleceğimiz olan çocukların sağlıklı ve güvenli şartlarda mutlu bireyler olarak yetiştirilmesi bugün, iktidar-muhalefet hepimizin ortak kaygısı, ortak hedefi. Bu bağlamda, çocukların üstün yararının da hepimiz açısından temel öncelik olması gerektiğinin altını tekrar çizmek istiyorum.

Biz AK PARTİ iktidarı olarak on dört yıldan beri çocukların üstün yararı ilkesini temel öncelik yaparak çalışmalarımızı kararlılıkla, bütünsel bir yaklaşımla ve çok boyutlu olarak sürdürüyoruz.

Çocuk işçiliği bugün, tüm dünyada devam eden önemli bir sorun, evrensel bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde, tüm dünyada milyonlarca çocuk fiziksel, zihinsel, eğitsel, sosyal, duygusal, kültürel gelişmelerine zarar veren, ulusal yasalara ve uluslararası standartlara uygun olmayan koşullarda maalesef çalışmaktadır. Tüm dünya, çocuk işçiliğiyle ciddi şekilde mücadele etmek için çalışmalarını sürdürmektedir. Bu bağlamda, ülkemiz de artan bir kararlılıkla, artan bir bilinçle çocuk işçiliğiyle mücadele çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir.

Ülkemiz, çocuk hakları, çocuk istihdamı konusunda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlara bildiğiniz üzere üyedir. Bu bağlamda, bu uluslararası kuruluşlarca alınan kararlara hızla uyum göstermekte, uluslararası standartları ülkemiz mevzuatına yansıtma konusunda önemli bir çaba içerisindedir. Çocuk işçiliğiyle ilgili uluslararası standartlar konusunda da dünyada örnek gösterilecek kadar önemli çalışmalara ülkemiz imza atmıştır. Bu bağlamda, 1992 yılında ILO’nun Çocuk Emeğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı olarak anılan IPEC kapsamında bu programa katılan dünyadaki ilk 6 ülkeden birisi konumundadır ülkemiz.

Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi 1994 yılında onayladık. Uluslararası Çalışma Örgütünün çocuk işçiliğiyle ilgili temel sözleşmelerinden birisi olan 138 sayılı Asgari Yaş Sözleşmesi ve en temel sözleşme olan ve bütün mevzuatımızın da temelini oluşturan 182 sayılı En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’yi de ülkemiz 2001 yılında onaylamıştır. Üye olduğumuz uluslararası kuruluşların çocuk iş gücü konusundaki kararları ve prensipleri ülke gerçeklerimiz ve gereksinimlerimiz doğrultusunda kendi yasalarımıza ve mevzuatımıza aktarılmaktadır.

Ülkemizde çocuk iş gücüne yönelik düzenlemelerde başta Anayasa’mız olmak üzere -ki biliyorsunuz, 2010 yılında yapılan düzenlemede ilk defa “çocuk hakları” ibaresi AK PARTİ iktidarı döneminde Anayasa’mızda yerini bulmuştur- İş Kanunu’nda, Mesleki Eğitim Kanunu’nda, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda, İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nda önemli yasal değişiklikler son on dört yıl içerisinde gerçekleştirilmiştir. Anayasa’mızın 50’nci maddesinde özellikle, çocuk işçiliğiyle ilgili önemli bir ifade karşılığını bulmuştur, “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.” denmektedir. Bu kapsamda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız uzun yıllardır çocuk işçiliğine karşı aktif bir mücadele vermektedir. Bu mücadeleyi verirken ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla, işçi, işveren sendika ve konfederasyonlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle -ki az önceki konuşmacımız da söyledi, bu dönem ILO’nun, tedarik zincirleriyle ilgili konusu gündemde- bu bağlamda, özel sektörümüzü de içine alarak çok önemli bir çalışma sürecini yıllardır sürdürmektedir.

Yine, 4857 sayılı Kanun’umuzda yapılan değişiklikle, 71’inci maddesinde, 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu düzenlenmiştir.

2010 tarihinde, Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Genelgesi kabul edilmiştir. Yine bu kapsamda, METİP projesi uygulanmıştır.

Yine, bize bazı suçlamalar söz konusu: “Evet, 2006 yılına kadar çok ciddi çalışmalar yapılmıştı -HDP önergesinde de var- ama son dönemlerde bu çalışmalarda bir durağanlık söz konusu.” Bunun aksini ispat edecek bir çalışmayı 2016 Mart ayında hayata geçirmiş bulunmaktayız. Hazırlanan bir genelgeyle mevsimlik tarım işçileri ile göçer ve yarı göçer ailelerinin çocuklarının eğitime erişimi konusunda önemli bir çalışma başlatılmıştır, hizmet içi eğitimler devam etmektedir. 81 ilimizde bu genelgenin uygulanmasıyla ilgili koordinasyon birimleri oluşturulmuştur.

Yine, çocuk işçiliğiyle mücadele kapsamında ulusal istihdam stratejimizde ve eylem planında önemli hedefler ortaya konulmuştur. Bu, bütünsel bakış ve doğru ilerleme açısından çok önemlidir.

Yine, Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi İçin Zamana Bağlı Ulusal Politika ve Program Çerçevesi 2005 yılında hazırlanmıştır, on yıldır uygulanmaktadır ve şu anda 2017-2023 sürecini kapsayacak şekilde yenilenmesi çalışmaları sürdürülmektedir.

Diğer taraftan, çocuk iş gücüne yönelik yapılan araştırmalarla ilgili az önce de rakamlar ifade edildi, araştırmaların 2012’den itibaren neden yayımlanmadığıyla ilgili bazı ifadeler burada belirtildi. TÜİK şu anda dünyada çocuk işçiliğiyle ilgili 4 kez üst üste araştırma yapan tek istatistik kurumu durumunda ve bu konuda Türkiye örnek gösterilmektedir. 1994, 1999, 2006 ve 2012 yıllarında çalışmalar yapılmıştır, belli periyotlarla yapılmaktadır, inşallah, bu periyot dolduğunda yeni araştırması da gerçekleştirilecektir. Bu araştırmalara göre çocuk işçiliğiyle ilgili çok önemli bir azalış ortaya çıkmaktadır. 1994 yılında ekonomik işlerde çalışan çocukların oranı yüzde 15,2 iken 1999 yılında 10,3’e, 2006 yılında 5,9’a düşmüştür; yine, 2012 yılı anketi sonuçlarında da çok ciddi olarak düşüşler göze çarpmaktadır. Özellikle çocuk istihdam oranı 6-14 yaş grubunda yüzde 2,6; 15-17 yaş grubunda 15,6’dır. Çocukların genel istihdamı ise 5,9’dur.

Birçok proje de Çalışma Bakanlığımızın koordinasyonunda ILO Türkiye Ofisinin teknik desteğiyle, yine sosyal paydaşların katkısıyla ortak akılla birlikte sosyal diyalog temelli olarak sürdürülmektedir. İşte, IPEC Projesi’ni söyledim, Tarladan Okula Projesi var, Fındık Üretilen İllerde Çocukların Fındık Bahçelerinden Uzak Tutulması Eylem Planı 2011 yılında hazırlandı. Yine, Çocuk İşçiliğinin Önlenmesinde Yerel Kaynakların Etkinleştirilmesi gibi birçok proje uygulandı ve uygulanmaya da devam ediyor. Bu bağlamda ülkemiz, 2006 yılında ILO Çalışma Konferansı’nda çocuk işçiliğiyle mücadelede örnek ülke olarak ilan edilmiştir. Bu bağlamda bizim tecrübelerimiz, bizim iyi örneklerimiz başka ülkeler tarafından da şu anda değerlendirilmektedir.

Şu anda biliyorsunuz başta cinsel istismar olmak üzere her türlü çocuk istismarıyla ilgili burada 4 tane partimizin ortak önergesiyle bir komisyon kuruldu, dün Karaman’da çalışmalarımızı yaptık, yine yarın toplantımız gerçekleştirilecek. Biliyorsunuz çocuk işçiliği de bir istismar türü olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda araştırma komisyonumuzun gündeme alacağı konulardan birisi olarak da çocuk işçiliği belirlenmiştir. Yarın Çalışma Bakanlığından ve ILO’dan, önümüzdeki günlerde de ILO Türkiye temsilciliğinden arkadaşlarımız gelerek konuyla ilgili bilgileri bizlere iletecekler.

Yine, İnsan Hakları Komisyonu kapsamında -HDP önerisinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili hususlar söz konusu, konuşmacılar da bunlara vurgu yaptılar- İnsan Hakları Komisyonumuzun altında 27 Nisan tarihinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun önergesinde de çocuk işçiliğiyle ilgili konuların gündeme alınması, incelenmesi yer alıyordu.

2 komisyonumuzda şu anda çocuk işçiliğiyle ilgili konular inceleneceğinden, ele alınacağından içinde bulunduğumuz süreçte yeni bir araştırma komisyonu kurulması yerine biz AK PARTİ olarak bu komisyonlarda yapılacak çalışmaların içinde bulunduğumuz süreçte -tabii ki yeterli olmaz söz konusu çocuksa ama- ciddi olarak ele alınacağını burada ifade etmek istiyoruz.

Sözlerimin sonunda da çocuk işçiliği başta olmak üzere, çocukların hayatın her alanında istismarının önlenmesi konusunda da daha güçlü sesler yükselmesi gerektiğini buradan vurgulamak istiyorum. Sadece çocuk işçiliği değil, birçok alanda maalesef, üzülerek görüyoruz ki istismar olayları devam ediyor. 182 sayılı Sözleşme özellikle çocukların silahlandırılmasını, çatışmalarda kullanılmasını da yasaklayan bir sözleşme.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – İnşallah, çocuk işçiliği konusunda olduğu gibi bu konuda da yüksek sesler önümüzdeki günlerde samimi şekilde duyabiliriz diye ümit ettiğimi belirtmek istiyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylamaya sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın Çamak, Sayın Gürer, Sayın Karabıyık, Sayın Arık, Sayın Hürriyet, Sayın Özdemir, Sayın Bektaşoğlu, Sayın İlgezdi, Sayın Demirtaş, Sayın Topal, Sayın Akaydın, Sayın Akın, Sayın Balbay, Sayın İrgil, Sayın Bozkurt, Sayın Yalım, Sayın Sarıbal, Sayın Yüceer, Sayın Tekin.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, dünyanın ve Türkiye’nin gündemindeki bir sorun olan çocuk işçiliğinin bütün boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.32

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 23 milletvekili tarafından, terörle CHP’yi yan yana göstermeye yönelik algı operasyonunun tüm yönleriyle araştırılması ve 2016 yılında cezaevlerinde terör örgütleriyle ilişkiye geçtiği iddia edilen 24 CHP milletvekiline ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla 14/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/6/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasına oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                          Engin Altay

                                                                                            İstanbul

                                                                                    Grup Başkan Vekili

Öneri:

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 23 milletvekilinin terörle CHP’yi yan yana göstermeye yönelik algı operasyonunun tüm yönleriyle araştırılması ve 2016 yılında cezaevlerinde terör örgütleriyle ilişkiye geçtiği iddia edilen 24 CHP milletvekiline ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla 14/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (633 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 14/6/2016 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba olacak.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta Genel Başkanımızın katıldığı bir televizyon programından sonra hem Genel Başkanımıza hem de CHP milletvekilleri üzerine, örgütlü bir yalan çetesi, iftira ve yalan kampanyası yürüttü. Hatırlayalım hızlıca, ne demişti Genel Başkanımız: “Biz, ahlakı, erdemi bilen insanlarız. Biz, kadına da saygı duyarız, çöpten kâğıt toplayana da saygı duyarız. Kimin sorunu varsa ilgileniriz ve hiç ayrım yapmayız. Biz, hapiste hasta yatan PKK’lıya da gittik, DHKP-C’liye de gittik, kader kurbanına da gittik, İslami kesimden kendisini tanımlayıp sağlığı zor olan insanlara da gittik, hiç ayrım yapmadık çünkü hapse giren insanın koruması devlettir ve devletin güvencesi altındadır.” demişti.

Değerli arkadaşlar, bu sözlerde ne var anlayabilmiş değiliz. Bugün CHP’yle ilgili iftirada bulunanların, yalan söyleyenlerin oluşturmuş olduğu organize bir yalan çetesi harekete geçti. Bu yalan çetesinde belediye başkanı var, bu yalan çetesinde köşe yazarı var, bu yalan çetesinde TV yorumcusu var, siyasetçi var.

Değerli arkadaşlar, Ankara’nın haramisi, halkın vergilerinden çaldığı parayla gece yarısı afişler yaptırdı, aynı gece tüm reklam panolarına belediye kaynaklarını kullanarak bu alçakça yalanları ve iftiraları astırdı. Ardından, yine bu Ankara haramisine ait olan bir televizyon kanalı, Genel Başkanımızın sözlerini makaslayarak ekranda döndürmeye başladı. Aynı dakikalarda hem bu TV kanalında hem de haram medyasında CHP Genel Başkanını paralı çakallara hedef gösterdi. 1’inci sınıf protokolün uygulandığı şehit cenazesinde Genel Başkanımızın önüne kurşun atıldı, ölümle tehdit edildi. Bu cenaze töreninde eski Cumhurbaşkanı vardı, Başbakan vardı, İçişleri Bakanı vardı, devletin protokolü vardı.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Kahrolsun faşist diktatörlük! Kahrolsun faşist diktatörlük! (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın milletvekili, burası miting meydanı değil, lütfen.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Ardından Cumhurbaşkanı, Genel Başkanımızın ifadelerini aynen şöyle kullanarak değiştirdi: Yeri geldi hastanelerdeki PKK’lıları, yeri geldi DHKP-C’yi ziyaret ettiğini söyledi, iddia etti. Bunu kim söyledi değerli milletvekilleri? Ülkenin Cumhurbaşkanı söyledi. Ne zaman söyledi? Oruç olduğu gün söyledi. Ne zaman söyledi? İftardan sonra söyledi. Kime söyledi? Aynı anda canlı yayın yapan 30-40 tane televizyon kanalına söyledi. Artık yapacak bir şeyimiz yok değerli milletvekilleri, el vicdan diyoruz, el vicdan diyoruz, el vicdan diyoruz! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bunun böyle olmadığını, bunun yalan olduğunu, çarpıtma olduğunu, gerçeğe aykırı olduğunu Cumhurbaşkanı biliyordu. Ama olsun, onlar biliyorlardı ki onların söylediği yalan 30 milyon kişiye ulaşıyor, bizim söylediğimiz doğru maalesef 1 milyon kişiye ulaşıyor. İkinci gün -bizim CHP’nin- bunun yalan olduğunu açıkladık ama bu iftira maalesef geldi, geçti.

Değerli arkadaşlar, Adalet Bakanı da bunun yalan olduğunu bal gibi biliyordu. Hastanede kalan veya tedavi gören mahkûmların başında jandarma ekibi bekler, infaz koruma ekibi bekler. Yanına giren çıkanı, aynı cezaevindeki gibi herkesi kayıt altına alır. Oraya sinek girse mutlaka Adalet Bakanının haberi olur.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerine giden heyetin tıpkı adaletin simgesi gibi gözleri kör olmalıdır. Bizler cezaevine giderken, hep, hem mahpusun suçuna hem de mahpusun menşesine karşı gözümüzü kapattık, gözümüz kördü. Hiç kimseyi siyasi görüşüne, etnik kimliğine, sosyal statüsüne bakmadan… Mağdur olduğunu kim iddia ediyorsa o insanların yanında yer aldık. Kimden mektup geldiyse, kimden talep geldiyse sorunlarını inceledik.

Değerli milletvekilleri, bu karalamalarla bilin ki Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu teslim alamayacaksınız. Nerede insan hakları ihlali varsa, hangi cezaevinde, kim haksızlığa uğruyorsa kimliği, kişiliği, mezhebi, siyasi görüşü ne olursa olsun Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, grubu o haksızlığa uğrayan insanların yanında olmaya devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bizim Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonu şimdiye kadar birçok ziyaret yaptı. Hiç kimsenin selam vermediği, AKP Grubunun selam vermekten korktuğu, yirmi yıl cezaevinde tecritte kalmış, İBDA-C’nin lideri olduğu iddia edilen Salih Mirzabeyoğlu’nu ziyarete giden ilk milletvekilleri CHP milletvekilleridir. Ergenekon’dan Fatih Hilmioğlu ziyaretini biz yaptık. Değerli arkadaşlar, Güney Afrikalı kanser hastası olan ama hastalığını -dilini bilmediği için- hiç kimseye anlatamayan, son isteği doğduğu ülkede güneşin doğuşunu görerek ölmek isteyen Magdalena Martha’yı ilk kez biz ziyaret ettik. Bugün kol kola girdiğiniz, geçmişte fuhuşla suçladığınız Cübbeli Ahmet’in mağduriyetini biz gündeme getirdik. Sırtı kocaman oyulmuş, kemikleri gözüken kader mahkûmu, yoksul Maraşlı kardeşimizin yanında biz olduk.

Açık cezaevinde insanların üst üste uyuduğunu, farelerin, kedilerin oynadığını, birçok mahpusun hasta olduğunu ilk kez biz gündeme getirdik. Antalya Cezaevindeki insanların üst üste yattığını, nöbetleşe uyuduğunu ilk kez bu kürsüden biz dile getirdik. Urfa Cezaevinde yanan insanları biz söyledik. Pozantı Cezaevindeki tecavüz çığlığını ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi Grubu duydu. İzmir askerî casusluktaki kepazeliği ilk biz duyurduk. Şakran’daki “oyuk araması” dediğimiz, “ince arama” dediğimiz o kepazeliği, o rezaleti, o insanlık dışı uygulamayı ilk kez biz gündeme getirdik.

Değerli arkadaşlar, dün “terörist, darbeci” dediğiniz insanları biz her zaman ziyaret ettik. İlker Başbuğ’a “terörist” diyordunuz, biz gittik, Tuncay Özkan’a biz gittik. Bugün bakarken utanır mısınız bilmiyorum, en arkada oturuyor, İlhan Cihaner’in sorunlarını ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi Grubu gündeme getirdi.

Tabii, AKP’nin kime, ne zaman “terörist” diyeceğini bilemezsiniz. Daha geçtiğimiz yıl bu grupta oturan bir milletvekili şu anda terör örgütü üyeliğinden cezaevinde yatıyor.

Değerli arkadaşlar, ayırmadan herkesin yanında yer almaya çalıştık. Ayırmadan, tutuklu milletvekillerinin tamamının yanında yer aldık. Şimdi, değerli milletvekilleri, havuz ve haram medyasının bu yalanlarını beklerdik ki Adalet Bakanı yalanlasın, Adalet Bakanı Cumhurbaşkanın söylediği iftirayı düzeltsin diye bekledik ama beklentimiz boşa.

Değerli arkadaşlar, ne dedi? “CHP milletvekilleri 2016 yılında 81 teröristi ziyaret etti.” dedi ve açıkça sadece CHP Grubunu hedef gösterdi. Bu dönemde, 2016’da cezaevine giden AKP milletvekillerini söylemedi, HDP milletvekillerini söylemedi, MHP milletvekillerini söylemedi, açıkça, Türkiye’ye CHP milletvekillerini hedef gösterdi. Ardından, değerli arkadaşlar, bu organize çetenin, yalan çetesinin medyası ortaya çıktı, Dediler ki: “CHP’liler 81 teröristi cezaevinde ziyaret etti.” Alçakça bir yalan, hayâsızca bir yalan. Bir başkası “CHP’deki o ekip deşifre oldu." dedi. Değerli arkadaşlar, bakın, şu yalanlara bakın, bunlar sizin resmî yayın organlarınız. Bir başkası -bizim resimlerimizi göstererek- bizleri hedef gösterdi, televizyon ekranlarında isim isim vererek bizleri hedef gösterdi. Değerli arkadaşlar, biz bu cezaevlerine o Adalet Bakanının izniyle gittik, biz kendi kafamızdan gitmedik. Eğer suçsa o Adalet Bakanından bu hesap sorulmalıdır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bize iftira atan Adalet Bakanına hodri meydan diyorum: Hangi CHP milletvekili, hangi teröristi hastanede ziyaret etmişse gelsin açıklasın, derhâl gün versin, saat versin, hangi CHP milletvekili hangi cezaevinde hangi teröristi ziyaret etmişse bilelim. Soruyoruz: Bu 81 teröristin hangisi şu anda içeride, hangi cezaevinde? Onu da söylüyoruz.

Değerli arkadaşlar, size birkaç örnek vereceğim. “Gamze İlgezdi 6 KCK’liyi ziyaret etti.” deniyor. Değerli arkadaşlar, “Fikri Sağlar 1 KCK’liyi ziyaret etti." deniyor. “Selin Sayek Böke 1 PKK’lıyı ziyaret etti." deniyor. “Tahsin Tarhan 3 PKK’lıyı, 2 THKP-C’liyi -bunu da Adalet Bakanı kurdu, o örgütün de kurucusu Adalet Bakanı- ziyaret etti.” deniyor. Bakın, bu listedeki teröristlerin kim olduğunu biliyor musunuz, bilmiyorum. Daha dün Davutoğlu’nun tutuksuz yargılansın dediği insanlar kim? Bunların birisi akademisyen, PKK’lı dedikleri bu. Değerli arkadaşlar, bir diğeri Can Dündar ile Erdem Gül. Bakın, bunlar da terörist, bunlara iyi bakın, bunları da birçoğunuz tanıyorsunuz değerli arkadaşlar.

Şimdi, Adalet Bakanını eğer Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels duysaydı, önünü iliklerdi, önünde saygıyla eğilirdi Adalet Bakanının, “Ben bile senin kadar yetenekli değilim.” derdi.

Değerli arkadaşlar, bununla ilgili her türlü hukuksal girişimde bulunacağımızın bilinmesini istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi, tekrar söylemek isterim ki, nerede mağdur varsa, nerede mazlum varsa yanında yer almaya devam edecek, özellikle AKP’nin faşizminin yaratmış olduğu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – …mağdurların her zaman haklarını bu grup savunacak.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip partimizin ismini zikrederek grubumuza sataşmada bulunmuştur. Grubumuzun, bahsettiği bir kişiyle görüşmekten korktuğu, kime, ne zaman terörist diyeceğimizin belli olmadığı gibi ifadeler kullandı. Söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ağbaba, buradan bağırmak suretiyle grubumuza ağır ithamlarda bulunarak kendinizi haklı çıkarmaya çalışmayın. Burada Genel Başkanınız ziyaretten bahsetmiştir. Ha, siz bu ziyaretler noktasında, farklı kesimleri ziyaret ettiğinizi, buradan, bir çekincenizin olmadığını söylediniz. Buyurun, siz ziyaretlere devam edin, yolunuz açık olsun. Bu noktada da takdiri millet zaten kendisi verecektir. Bizim kimseden çekindiğimiz…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Beraber gidiyoruz, siz de geliyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dinle, dinle! Dinleyin biraz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonunun yaptıkları haricinde sizin yaptığınız ziyaretler var, kastedilen bu, Genel Başkanınız da zaten bunları ifade ediyor.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Metiner’e sor, Metiner’e.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dinleyin.

İkincisi: Biz kimseye “teröristtir” veya “terörist değildir” gibi bir karar verme makamında değiliz, bunun makamı ve bunun kararını verecek olan yargıdır. Yargı burada bir karar verir, yargılama süreci noktasında ortaya bir netice çıkar, buna da herkes uyar.

Bir kez daha grubumuza atfen söylediğiniz sözleri sizlere misliyle iade ediyorum Sayın Ağbaba. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 23 milletvekili tarafından, terörle CHP’yi yan yana göstermeye yönelik algı operasyonunun tüm yönleriyle araştırılması ve 2016 yılında cezaevlerinde terör örgütleriyle ilişkiye geçtiği iddia edilen 24 CHP milletvekiline ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla 14/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde Gaziantep Milletvekili Sayın Şamil Tayyar konuşacak.

Buyurun Sayın Tayyar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi üzerine söz aldım. Hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Bütün milletvekili arkadaşlarımın, İslam âleminin, yurttaşlarımızın ramazanını da tebrik ediyorum bu vesileyle. Umut ederim ki bu oturum ramazanın ruhuna uygun olarak cereyan eder, bunu da ayrıca dilemek istiyorum.

Bayağı heyecanlı bir konuşma yaptı Malatya milletvekili az önce bu kürsüde. Ben de kendisini mümkün mertebe dikkatlice izlemeye çalıştım. Öneriye de baktığımda, öneride de yani Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal olarak terör örgütleriyle ilişkilendirilmesinden çok ciddi bir rahatsızlık duyduğu, bir algı operasyonunun başlatıldığı, buna ilişkin olarak da bir araştırma komisyonunun kurulması yönünde bir talebi dile getiriyorlar.

Kendilerine önce şunu söyleyeyim: Gerçekten, Atatürk’ün kurduğu bir siyasi partinin burada terör örgütleriyle ilişkilendirilmekten rahatsızlık duymasını son derece önemsiyorum. Keşke bu hassasiyeti bugün değil, daha önce yüreklerinde hissedebilselerdi hem kendi partilerine hem de bu ülkeye çok ciddi bir şekilde hizmet ederlerdi diye düşünüyorum. Bakın, Gezi olayları başladığı zaman da aslı astarı olmayan birçok iddia, görüntü, görsel malzeme sosyal medyada, haber portallarında, farklı mecralarda kullanıldı, değerlendirildi ve o Gezi’den yani sokaklardan iktidar devşirmeye yönelik girişimleri CHP ciddi bir şekilde destekledi. Olabilir, yani bunu kendisi de bir farklı arayışın tezahürü olarak da değerlendirebilir ama daha önceki konuşmalarımızda da ifade ettiğimiz gibi, o yüreğimizi parçalayan bazı sahneler maalesef Cumhuriyet Halk Partisini hiç rahatsız etmedi. Mesela, kurucuları Mustafa Kemal Atatürk’ü Abdullah Öcalan’la aynı fotoğraf karesine sokan CHP’li gençler, yine aynı şekilde birlikte Abdullah Öcalan lehine slogan atan gençlerle ilgili olarak herhangi bir soruşturma… (CHP sıralarından gürültüler)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ne zaman oldu bu olay?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ne zaman oldu?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – İftira atma! Nereden biliyorsun sen?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye… Hayır, niye zıplıyorsunuz ki, niye zıplıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sen Abdullah Öcalan’a övgüler diziyordun be kardeşim. Siz teröristlere övgüler diziyordunuz.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Az önce bunlarla ilgili, bakın bunlarla ilgili…

BAŞKAN - Sayın Tayyar, Sayın Tayyar…

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Biz dinledik...

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İftira atmıyorduk ama, o iftira atıyor.

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, konuşmacı düşüncelerini ifade ediyor; grup başkan vekiliniz burada, söz alıp cevabını verebilir. (CHP sıralarından gürültüler)

Buyurun Sayın Tayyar.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sen Atatürk’ü ağzına… Ağzını çalkala da… Atatürk’ü alma ağzına.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Neyi? Yani sen ağzına ne alıyorsun bilmiyorum ama ben size şunu söylüyorum: Bakın…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Terbiyesizlik yapma!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ahlaksızlık yapma!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ne biçim konuşuyorsun sen?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ahlaksızlık yapma!

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Dinle! Biz dinledik.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ramazan vakti ne biçim konuşuyorsun sen?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Mustafa Kemal Atatürk…

BAŞKAN – Sayın Tayyar, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Mustafa Kemal Atatürk bu ülkenin lideridir…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ee, tamam. Niçin iftira atıyorsun?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - …bir siyaset adamıdır, bir devlet adamıdır ve biz onu her zaman saygıyla karşıladık.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ee, tamam, o zaman düzgün konuş.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Bizim Mustafa Kemal Atatürk’le bir problemimiz yok.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ee, tamam, düzgün konuş o zaman.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Ama ben şunu söylüyorum, ben diyorum ki: “Arkadaş, eğer Cumhuriyet Halk Partisini Mustafa Kemal Atatürk kurdu ise, siz Atatürk’ün kurduğu bir partinin siyasi temsilcileriyseniz herkesten önce Mustafa Kemal Atatürk’ü sahiplenmesi gereken sizlersiniz ama maalesef bu sahiplenmeyi göstermediniz.” Neyse… Vatandaş bunun muhasebesini yapacak.

Bir taraftan da, yani bu değerlendirmeler karşısında üzülüyorum. Keşke bu yaşanılanlar karşısında Cumhuriyet Halk Partisi kendi iç muhasebesini yapsa, kendi yüzleşmesini yapsa zannediyorum ki daha doğru bir yolu tercih ederdi. Efendim “Bizimle ilgili bir algı operasyonu var.” Peki, bu operasyon Milliyetçi Hareket Partisiyle ilgili olarak niye yapılmıyor? Ya da birileri bir şey söylediği zaman MHP’ye yapışmıyor da niye sizin üzerinize yapışıyor? Hakikaten niye yapışıyor?

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Onun cevabını siz vereceksiniz.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, Sayın Baykal’ın Genel Başkanlık yaptığı dönemde Cumhuriyet Halk Partisiyle bu tür ilişkilendirmeler yoktu. Ne zaman başladı? Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasından sonra. Birkaç örnek vereceğim size: Bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili, Selina Doğan; Ankara’da 35 insan hayatını kaybettiği zaman kendisi bir tweet attı; dedi ki: “1992 doğumlu bir kadını vücudunu patlatarak ölüm saçmaya iten sebepleri konuşmadıkça terörle mücadele yalandır.” Doğru mu?

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Evet, tabii ki konuşmamız lazım.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Doğru mu? Yani bu “tweet”te bir problem var mı?

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Tabii ki konuşacağız.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Hayır, hayır bu “tweet”te bir problem var mı? Yani atılmadığını iddia ediyor musunuz, bunun yalan olduğunu… Etmiyorsunuz değil mi?

Bakın, bir şey söyleyeceğim: Peki, 35 insanın ölümüne yol açan bir hadisenin vesilesi olan bir canlı bombanın ruh hâlini anlamaya çalışanlar, yani sizler, ya, bir şehit yakınının ruh hâlini niye anlamaya çalışmıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MELİKE BASMACI (Denizli) – Onları teşvik edenlerin ruh hâlini anlamaya çalışıyoruz yani sizi.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Şimdi, geçen sefer söyledim “tek sarılı yumurta” diye, bazı arkadaşlar dedi ki: “İki sarılı yumurta.”

MELİKE BASMACI (Denizli) – O kızı teşvik edeni anlamaya çalışıyoruz yani sizi anlamaya çalışıyoruz.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Şehit babasına “karaktersiz” diyen kim?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, Selina Doğan diyor ki: “Her ne kadar Sayın Cumhurbaşkanı hukuku göz ardı etmeyi buyurmuş olsa da biz Allah'tan değil, hukuktan ve bu ülkenin elden gitmesinden korkuyoruz.” Herhâlde bir problem yok? Bunu söyleyebilirsiniz, bu sizin tercihiniz, bir ifade özgürlüğüdür, kimsenin de itirazı olmaz ama siz “Allah'tan korkmuyoruz.” dediğinizde bir başkası size “Allahsız” dediği zaman buna ne tür bir tepki verebilirsiniz ya da tepki verdiğinizde bunun bir anlamı olabilir mi? Ama, sonuçta, bakın…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Ne şovmensin sen ya. İflah olmazsın sen ya. Yanlış yerdesin sen ya.

BAŞKAN – Sayın Tayyar, şahsiyatla uğraşmayın lütfen.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Şahsiyet olur mu, bunlar Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri.

BAŞKAN – Lütfen, siz konuya bağlı kalıp konuşmanıza devam edin. Bir şahıs üzerinden bağlı kalmayın lütfen.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yani, çok şahsi bir konuşma bu. Ya, senin fikrin yok mu, fikrin? Fikir konuş burada. Niye insanlarla uğraşıyorsun?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Sonra, CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sen attığın “tweet”lerin yarısını sildin be korkudan.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye dinleyin beni ya, ben sizin temsilcinizi burada dinledim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Niye dinleyeceğiz, hakaret ediyorsun insanlara. Kadınlarımıza hakaret ediyorsun.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, az önce temsilcinizi dinledim, sabırla dinledim, herhangi bir laf da atmadım. Siz de lütfen sabırlı olun.

Bakın, bir şey söyleyeceğim…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Adam bilgi verdi, dedikodu yapmıyor.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ya, dedikodu mu kardeşim, atılan “tweet”ten bahsediyorum; doğru mu, değil mi? Eğer yalansa yalan olduğunu söyleyin o zaman.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sizin attığınız “tweet”lerin yarısını siliyorsun be devamlı. Yalan yanlış atıyorsun.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Neyi sildim kardeşim, neyi sildim ya?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – “Tweet”lerin yarısı iftira.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen sayın milletvekilleri.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – CHP Ankara Milletvekili Sayın Şenal Sarıhan Yüksekova’yla ilgili gözlemlerini paylaşıyor ve cümleye şöyle başlıyor: “Bir grup eylemcinin -50 kadar- alanı terk etmek üzere olduğu…” vesaire, devam ediyor. “Bir grup eylemcinin” diye söze başlıyor. Yani, teröriste eğer siz “eylemci” diye hitap ederseniz, ona “terörist” diyemezseniz o zaman vatandaş size tepki gösterdiği zaman bundan niye alınıyorsunuz, bundan niye gocunuyorsunuz? Bakın, bunu anlayabilmiş değilim.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teröristbaşına “sayın” diyenden niye söz etmiyorsunuz?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ya da Sayın Sezgin Tanrıkulu yine canlı bomba sonucu hayatını kaybedenlerin olduğu bir süreçte eğer PKK'nın kanalına çıkıyorsa ve orada eğer CHP politikalarını anlatıyorsa ama yarın da birisi kalkıp size bir ilişkilendirme yapıyorsa sizin söyleyecek bir sözünüz var mı? Ben çok basit bir şey soracağım o zaman size.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sorma, konuşmanı yap sen.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, bunların hiçbirine bir cevabınız yok, oturduğunuz yerden tepki gösteriyorsunuz.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Kale alıp cevap vermiyoruz; cevap çok da.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Peki, Atatürk’ün posterini indirdi diye partiden ihraç ettiğiniz Aylin Nazlıaka’yı ya, peki…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Öyle bir şey yok, yok.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ya, nasıl yok ya? Aylin Nazlıaka niye ihraç edildi?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yok. Neden atıldığını bilmiyorsun, okuman yazman bile yok.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Hayır, niye ihraç edildi onu söyleyin.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sana ne kardeşim, sana ne; bizim partimizin içinden sana ne?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Olur mu? Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anan milletvekilini ihraç edeceksiniz, ondan sonra, terör örgütlerine destek veren milletvekillerine sahip çıkacaksınız; buna ilişkin bir sözünüz var mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Biz senin partindeki yarısını… Teröre eğer destekse, Fethullah terörü desteklemek, terör örgütüyse… Bunların yarısı televizyonlarda akşama kadar cemaat güzellemesi yapıyordu.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Konuşma, konuşma.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Konuşmacı; lütfen insicamımızı bozmayalım.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – CHP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Kenan Otlu bakın, diyor ki…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – CHP kadar taş düşsün başına.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Yüce Rabbime şükürler olsun ki 1960’tan bu yana Cumhuriyet Halk Partisini tek başına iktidara getirmedi, eğer bu kafayla giderseniz ne sizin çocuklarınız ne de torunlarınız asla CHP’nin iktidarını da göremeyecekler.

CHP Gençlik Kolları Başkanı Kenan Otlu doğudaki hendek hadisesi başladığında diyor ki: “Biz nasıl Gezi’de yan yana durduysak, nasıl 1 Mayısta birlikte gaz yediysek, Ankara katliamında kanlarımız birbirine nasıl karıştıysa bu zulmün karşısında da yan yana, omuz omuza duralım. Barikatta da, alanda da faşizme karşı omuz omuza duralım.” Bununla ilgili herhangi bir işlem yaptınız mı?

MELİKE BASMACI (Denizli) – E, hep birlikte dursak da terör bitse.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Hendeklerde teröristlerle beraber yan yana durmayı sizin Gençlik Kolları Başkanınız söyleyecek, bundan utanmadan da bunu savunacaksınız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Teröristlerle değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne terbiyesiz adamsın sen ya! (CHP sıralarından “Ahlaksız herif!” sesi)

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, size bir şey söyleyeyim…

Terbiyesizlik yapma lan, ahlaksız sensin, terbiyesizlik yapma, ahlaksız! Konuşma!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ne biçim konuşuyorsun sen, kime “lan” diyorsun sen! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Tayyar; lütfen, temiz bir dille konuşun.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Senin böyle konuşmaya hakkın yok. Ahlaksız!

BAŞKAN – Sayın Tayyar, sayın milletvekilleri; lütfen temiz bir dille konuşun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hayır, arkadaşlar, bırakın… Kalitesini gösteriyor.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, hayır, kim “ahlaksız” diyorsa ona buradan aynen iade ediyorum, ahlaksızlık yapmayacaksınız. Burada sizin temsilcileriniz var, kalkacak söyleyecek, kalkacak konuşacak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kalitesini gösteriyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ayıp!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Nedir ayıp? Gençlik Kolları Başkanınızın sözünü söylüyorum kardeşim, yalan mı? Ahlaksız! O zaman kalkacaksın, Gençlik Kolları Başkanına hesap soracaksın. Ondan sonra konuşuyorsunuz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Provokatör olmuş. Ya, niçin bu insanlar konuşurken biz hiç rahatsız olmuyoruz da senden bu kadar rahatsız oluyoruz, niye bu insanlardan rahatsız olmuyoruz?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Efendim, CHP Genel Başkanının önüne boş kovan atılmış.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sen provokatörsün kardeşim. Bizim gibi sakin insanları bile çileden çıkarıyorsun.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Terbiyesizlik yapma!

BAŞKAN – Sayın Tayyar, lütfen… Sayın Tayyar, karşılıklı konuşmayın lütfen.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ben sizin milletvekillerinin buradan “tweet”ini paylaşıyorum. “Tweet”ini paylaşıyorum.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin lütfen.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ya bir efendi ol ya. Bu kadar efendi insan varken niye sen çıkıyorsun?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, boş kovandan kaos planı çıkar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – …ama iktidar çıkmaz. Bunu da öğrenin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tayyar.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ya bırak iktidarı be. Bizden iktidar çıkmaz ama yalaka da çıkmaz, yalaka! Pişmiş kelle gibi gül devamlı, başka işin yok.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sana yazıklar olsun, yazıklar…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öncelikle sizin, Türkiye Büyük Millet Meclisini yöneten bir Başkan olarak, kürsüdeki hatibin muhalefet sıralarına yönelerek “Terbiyesizlik yapma lan!” sözünü -ki duymamanız mümkün değil- bunu düzelttirmenizi bekliyorum. Bunu düzelttirmenizi bekliyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – İkazda bulundum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “İkaz” ne demek canım?

BAŞKAN – İkazda bulundum, tutanakları alıp bakarsınız Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O zaman, İç Tüzük’ün ilgili disiplin hükümlerine göre işlem yapmanızı talep ediyorum.

BAŞKAN – Tamam, peki, onu da değerlendiririz. Buyurun, devam edin. Tutanakları inceler, değerlendirmesini yaparız.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Ne işlem yapacak Başkan, ne işlem yapacak?

Senin arkadaşın bana “Terbiyesiz!” diye laf atıyor. Ben sadece savunma hakkımı kullandım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Terbiyesiz, edepsiz”, bunlar söylenir.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Bakın bir şey söyleyeceğim…

BAŞKAN – Sayın Tayyar…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Başkan, bakın…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen “lan” diyemezsin lan!

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Şerefsizlik yapma! Ahlaksız herif!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen şerefsizsin! Sen şerefsizsin!

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sus… Ahlaksız!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen şerefsizsin!

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, birbirlerinin üzerine yürümeler, gürültüler)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.14

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, milletvekillerinin kullandığı sözcüklere dikkat etmesi gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, verdiğimiz arada bir önceki oturumun tutanaklarını inceledim grup başkan vekilleriyle birlikte. Gerçekten, kullanılan kelimeleri burada tekrarlamaktan hicap duyarım.

Siz sayın milletvekillerinden özellikle rica ediyorum, kürsüden, özellikle kürsüden konuşurken lütfen sözlerinize dikkat ediniz. Laf atmak belki bir geleneğimizdir ama yine özellikle sıralarınızdan laf atarken de kullandığınız sözcüklere lütfen dikkat ediniz. Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi; buraya saygı, sözlerimizle ve davranışlarımızla gerçekleşir.

Bu söylediklerime saygı göstereceğinizi düşünüyorum ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 23 milletvekili tarafından, terörle CHP’yi yan yana göstermeye yönelik algı operasyonunun tüm yönleriyle araştırılması ve 2016 yılında cezaevlerinde terör örgütleriyle ilişkiye geçtiği iddia edilen 24 CHP milletvekiline ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla 14/6/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Haziran 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde son konuşmacı olarak Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen konuşacak.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime vefat yıl dönümü dolayısıyla Cemil Meriç’in iki cümlesiyle başlamak istiyorum; aslında, hem biraz önceki ortama hem de Türkiye’de siyaset kurumunun içerisinde bulunduğu duruma ışık tuttuğunu düşündüğüm iki cümlesi: “Polemik, peşin hükümler ve gizli çıkarların savaşıdır.” diyor Cemil Meriç. Yine, bir başka sözünde de “Düşünce şüpheyle başlar. Zıt fikirlere kulaklarınızı tıkamak, kendinizi hataya mahkûm etmek değil midir?” diyor.

Evet, değerli milletvekilleri, bazen ülke gündemine sadece dile hâkim olamamanın, sadece söylediği sözün ne anlama geldiğini, nereye varacağını kestirememenin ülke gündemine damga vurduğu anlar oluyor. Geçtiğimiz günlerde bir ilahiyatçının -sonra düzeltme, özür açıklamaları yapılsa bile- devlet televizyonunda yaptığı konuşmada ibadet etmek ile etmemek ya da işte, namaz kılmak ile kılmamak üzerinden hayvan göndermesi yapması, aslında sadece onun bir dil sürçmesi değildi; ne yazık ki toplumda, toplumun bir kesiminde de karşılığı olan bir zihin dünyasının yansımasıydı. Oysa, içinde bulunduğumuz ayın galiba hepimize öğretmesi gereken, en çok da inananlara, dindarlara öğretmesi gereken bir şey var; o da, eğer dilinizi kötü sözden alıkoymaya katkı sağlamıyorsa orucun açlıktan başka hiçbir şey ifade etmediğini bizatihi Kur’an’ın kendisi söylüyor. Namazın, eğer kötülüklerden alıkoymuyorsa, yorgunluktan başka hiçbir şey ifade etmediğini Kur’an’ın kendisi söylüyor; kurbanın kanının Allah’a ulaşmadığını, sadece niyet beyanı olduğunu, paylaşma, dayanışma olduğunu bizatihi kendisi söylüyor. Dolayısıyla, galiba akademisyen de, ilahiyatçı da, siyasetçi de, herkes ağzından çıkanın ne anlama geldiğini, nereye vardığını düşünmek zorunda.

Değerli milletvekilleri, siyasette bazen polemik, oy kazandırabilir; popülist yaklaşımlar, pragmatik söylemler sizi toplum nezdinde de güçlü kılabilir, tarihin böyle dönemleri var. Ama ne yazık ki bazı ahlaki konular, bazı insan hakları değerleriyle ilgili konular var ki bu konularda kazanmak gerçekten kazanmak mıdır, karşı tarafı sözle yenmek, yıkmak gerçekten bir başarı mıdır; bunu yeniden sorgulamak gerekiyor. İşte, cezaevleri böyle bir konudur. Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler var; Türkiye'nin iç hukukundan kaynaklı kurduğu komisyonlar, mekanizmalar var; Mecliste cezaevleriyle ilgili kurulmuş bir özel alt komisyon var ve bu komisyon çalışırken bu sözleşmelerin gereği olarak, bu hukukun bir parçası olarak cezaevine gittiğinde cezaevindeki mahkûmun eğer tutukluysa hangi suçtan yargılandığını ya da hükümlü ise hangi cezayı aldığını esas alarak görüşme yapmaz, ziyaret yapmaz, yapamaz. Geçmişte de nitekim, özellikle 28 Şubat döneminde, hatırlayacaksınız, birçok siyasi parti, işte, Aczmendileri de, işte, Selam örgütünü de, başka grupları da cezaevlerinde ziyaret ettiler. Dolayısıyla, bu konunun aslında bir araştırma komisyonu kurulması için bu şekilde gündemleşiyor olması bile siyaseten galiba hepimizin yüzleşmesi gereken bir tablo, bir fotoğraf.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerinin içerisinde bulunduğu durumla ilgili Türkiye'nin Adalet Bakanlığı içerisinde kurduğu mekanizmalar ve bu mekanizmaların işleyip işlemediğine dair de aslında Meclise düzenli, rutin bilgilendirmelerin olması gerekiyor. Yani bir partinin özel çaba sarf etmesi, birkaç partinin özel olarak bu işe yoğunlaşmasının ötesinde, bu çatının bu işle ilgili özel sorumluluğu, özel yükümlülüğü var ama, ne yazık ki bu konuda savunma yaparken bile –savunma yapmak zorunda kalmak zaten başlı başına bir çelişki ama- mahkûmları, tutukluları tasnif ederek bir savunma refleksi geliştirmek zorunda kalınıyor. Yani “Ona gidilmedi, buna gidildi.”, “O örgüte gidilmedi, bu örgüte gidildi.” gibi savunmaların aslında kendisi, içerisine düştüğümüz durumu gösteriyor. Oysa cezaevlerinin durumu, bir ülkede toplumun aynasıdır. Yani toplumda yozlaşma, çürüme, kokuşma derinleşmişse cezaevlerinde adli tutukluların, hükümlülerin sayısı başka bir noktaya ulaşır, bugün Türkiye'de olduğu gibi. Yine siyasi tutuklular, siyasi hükümlüler sayıca bu kadar yüksek bir orana ulaşmışsa o ülkenin demokrasisiyle ilgili, o ülkenin yargısıyla ilgili, adalet sistemiyle ilgili bir tartışmayı yapmak kaçınılmaz hâle gelir. Ama galiba bugün bu konunun gündeme gelmesinin asıl sebebi, cezaevleri değil, Türkiye'deki siyaset tarzı ve hangi siyaset tarzının oy kazandırıp kazandırmadığına dair yaklaşımlardır.

Evet, siyasetçiyi hedef hâline getirebilirsiniz, rakibinizi, hasmınızı böyle yıpratabilirsiniz, hırpalayabilirsiniz; bu, kısmen, sandıkta, sokakta, toplumsal algıda bir şeyler de kazandırabilir ama şu kesin ki: Bundan ülke kaybeder, bundan ülke zarar görür ve esas itibarıyla siyaset kurumu bir kere yıprandı mı, siyaset kurumunun meşruiyeti bir kere tartışılır hâle geldi mi, artık onun hangi parti üzerinden olduğu, hangi lider üzerinden olduğu da çok önemli değildir çünkü bu, bir siyaset yapma tarzına dönüşür. Nitekim bir ana muhalefet partisi liderinin önüne mermi atılmasını kınarken bile, eleştirirken bile “ama”lı, “ancak”lı cümleler kurarsanız yarın başka partilere, başka siyasetçilere çok daha fazlası yapıldığında söylenecek söz olmaz. Aslında yakın tarihte bizim partimizin eş başkanlarına, milletvekillerine sadece mermi kovanları değil, biliyorsunuz, gaz fişekleri, hatta doğrudan ateşli silahlarla ateş açıldı güvenlik güçleri tarafından ama bu konu yeterince buranın dikkatini çekmedi, yeterince ilgi konusu olmadı. Asla bir kıyas için söylemiyorum. Demokratik protestonun sınırı ile tehdidin sınırını bu ülkede herkes ayırabilecek düzeyde, bu çatı altında da herkes bunu fark edebilecek pozisyonda. Ama siyaset kurumunu bir kere hedef hâline getirip siyasetçiyi şamar oğlanına çevirdiğinizde, sonunda ortaya çıkan tablodan şikâyetçi olmanın ne yazık ki kimseye kazandıracağı bir şey kalmaz.

Türkiye, geçmişinde, bu anlamda çok acı tecrübeler yaşadı. Galiba, çok sıkça olumlu örnek olarak aktarılan Demokrat Partili yıllardan buna dair bazı örnekleri hatırlamak gerekiyor. Hatırlayın, o zaman “Vatan Cephesi” -en azından, ders kitaplarında bile, siyaset bilimi okuyanlara bu öğretiliyor- diye bir şey kuruldu ve Demokrat Parti, toplumu ciddi bir kamplaşmaya götürerek, aslında rakibine karşı siyaseten önemli bir kazanım elde etti. Ama Vatan Cephesinin kurulması, Türkiye’ye bir şey kazandırmadığı gibi, sonunda idam gibi, siyasetçilerin siyasetten dışlanması, yasaklanması gibi süreçleri de beraberinde getirdi.

Yani, siyaset kurumunu eğer ülkeye hizmet eden, topluma hizmet eden ve muhalefeti de en az iktidar kadar değerli bir iş gören yerde görmüyorsanız, böyle okumuyorsanız “hainlik, düşmanlık, iç tehdit” gibi kavramlarla rakip partileri değerlendiriyorsanız bunun ortaya çıkartacağı toplumsal kamplaşma, toplumsal gerilim, sonunda döner, bir bütün olarak siyaset kurumunu yıpratmaya, siyaset kurumunu vurmaya başlar.

Türkiye’de, sorunların çözümünde, özellikle de çatışmalı, büyük ve kangrenleşmiş sorunların çözümünde siyaset kurumuna düşen görev, bir ortak aklı inşa etmek ve sorunlardan kaçmadan sorunlarla yüzleşmeyi bir oy kazanma, oy kaybettirme aracı gibi, argümanı gibi görmeden o işe yoğunlaşmaktır.

Türkiye, her gün kan kaybediyorken, Türkiye’de her gün insanlar hayatlarını kaybediyorken Meclisin, çözüm süreciyle ilgili polemiği bir yıpratma aracına dönüştürmeden, yeniden, elbette geçmişin yanlışlarından, eksiklerinden herkes ders çıkartarak ama en azından o dönemde insanların hayatını kaybetmiyor olmasından galiba, bir ders çıkartarak yeniden sorunların siyasi çatılarda konuşulmasını, siyasi platformlarda konuşulmasını, şiddetsiz, çatışmasız, kimsenin babalarının tabutlarına sarılmak zorunda kalmadığı bir ülkede yaşamayı hedeflemek, galiba siyasetçinin öncelikli sorumluluğu.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç.

Buyurun Sayın Dalkılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan, içinde bin aydan daha hayırlı bir geceyi barındıran ve Kur’an-ı Kerim’in inzal olduğu ay, ramazanışerifinizi tebrik ediyorum, yüce milletimize ve tüm insanlık âlemine hayırlar getirmesi temennisinde ve niyazında bulunuyorum.

Öncelikle, yapılan terör saldırılarında, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkanım ve değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde, son günlerde Genel Başkanları Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırılardan bahsetmektedirler.

Sayın milletvekillerim, bugün Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıların benzerleri geçmişte bizim milletvekillerimize, bakanlarımıza da yapılmıştır ve tasvip etmemiz mümkün değildir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğramasını asla tasvip etmeyiz. Sorumlular hakkında mutlaka yasal işlem yapılmalıdır, yapılacaktır. Zaten Hükûmetimiz gerekli tedbirleri aldı, yargı onlarla ilgili kararını verecektir.

Ancak, biz, siyaset yaparken milletimizin ve her birimizin yüreğinin yandığı dönemlerde Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı başta olmak üzere biz milletvekilleri ve siyasetçilerin sözlerimize, eylemlerimize, söylemlerimize son derece hassasiyetle dikkat etmemiz gerektiğini bir kere daha vurguluyorum. Milletimizin dirlik, birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bugünlerde yapılan her terör saldırısından, her provokatif eylemden sonra çıkıp Sayın Cumhurbaşkanımızı direkt hedef alan, Sayın Başbakanımızı hedef alan, Hükûmetimizi hedef alan açıklamaları yapmanın ve bunun üzerinden bir mağduriyet edebiyatı üretmenin, bunun üzerinden bir siyaset üretmenin ne ana muhalefet partisine ne bu milletin birliğine beraberliğine ne de bu millete bir faydasının olmadığını, en çok da muhalefet partisine yaramadığını defalarca gördük.

Bunun yerine 79 milyon vatandaşımızın kardeşliğini esas alan, onların beklentilerini, onların istedikleri hizmetleri önceleyen ve behemehal hem yasaları yapmak hem de önümüzde duran Meclis İçtüzüğü’nden başlayarak milletimizin beklentilerine cevap verecek hizmetleri bir bir hayata sokmak, iktidar partisinin görevi olduğu kadar muhalefet partilerinin de görevidir. Bunu bir kere daha hatırlatmak istiyorum.

Muhalefet yapmayın demiyoruz, her yaptığımızı takdir edin demiyoruz. Tabii ki eleştireceksiniz, tabii ki muhalefet yapacaksınız ancak sürekli suçlayıcı, her eylemden, bu ülkenin huzurunu bozan her olaydan sonra dönüp Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef almak, Sayın Başbakanımızı hedef almak, güvenlik güçlerini hedef almak herhâlde…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kimi alalım?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Dalkılıç, “Yap.” diyorsunuz da siz de muhalefeti suçluyorsunuz.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Sayın Ağbaba, bunun muhalefete bir faydası yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Her olaydan sonra bizi hedef gösteriyorsunuz.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Sayın Ağbaba, kimseyi hedef gösterdiğimiz yok, birazdan anlatacağım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Her olaydan sonra bizi hedef gösteriyorsunuz, sanki ülkeyi biz yönetiyoruz Sayın Dalkılıç. Ülkeyi on üç yıldır siz yönetiyorsunuz.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Ana muhalefet partisinin Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu bugünkü konuşmasında bile yapılan o çirkin saldırıyı iktidarın talimatıyla yaptıklarını söyleyecek kadar sorumsuz davranmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İktidarın talimatından bahsetmek sorumsuzluktur. Bununla ilgili, gerek Başbakanımız, gerek parti sözcülerimiz olayın üzerine gitmişlerdir ve en üst seviyede kınanmıştır. Doğrusu, anlamak mümkün değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Oh, olayların sorumlusu biziz, Kemal Kılıçdaroğlu, sorumlusu o!

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – “Böyle bir sistemi kan dökmeden gerçekleştiremezsiniz.” diyecek kadar sorumsuz davranmamalıyız, davranmayacağız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Oradaki terör olaylarının sorumlusu biziz, Vezneciler’deki 11 kişinin sorumlusu biziz!

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bu ülkede birlik beraberlikten bahsederken eylemleriniz, söylemleriniz birbirini tutmak zorunda.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İktidar biziz; Polis bizde, vali bizde, vay be!

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bakın, diyorsunuz ki bugünlerde “Biz ayırt etmeyiz, hapishanede PKK’lıyı da DHKP-C’liyi de ziyaret ederiz.” diyorsunuz. Biz ayırt ederiz, milletin yanında olanlarla milletin evlatlarına kurşun sıkanları çok net ayırt ederiz ve ziyaret etmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vay be! Hiç sana yakışıyor mu ya? Ya hadi başkaları yapar, sen bir de Malatyalısın ya. İftira sana yakışıyor mu? İftira sana yakışıyor mu? Sen Malatyalısın ya, sana yakışıyor mu ya?

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Edenlere de teröre destek verme noktasında sorumsuz davrandıklarını hatırlatmak gibi bir görevimiz var.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Oslo’da kim pazarlık yaptı? Kim pazarlık yaptı? Oslo’da kim pazarlık yaptı, kim pazarlık yaptı Oslo’da?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bakın, bakın anlatayım. Adalet Bakanlığının verileri var elimde. Veriler diyor ki: 2016 yılı içerisinde Cumhuriyet Halk Partili 24 milletvekili, KCK’lı 19, DHKP-C’li 7, PKK’lı 43 ve THKP-C’li 10 hükümlü ve tutukluyu ziyaret etti. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Dalkılıç, kanıtla, istifa edeceğim. Kanıtla, istifa edeceğim.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bakın, veri konuşuyorum. Adalet Bakanlığının Cezaevleri Daire Başkanlığından aldığım verileri konuşuyorum; boş ver, bırak şimdi bırak, gerçekleri konuşuyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Kimlerin ziyaret ettiğini de konuşalım mı? Merak ediyor musunuz? Peki onu da konuşalım, onu da konuşalım.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yalan söylüyorsun!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ben biliyorum, iftira iftira!

MEHMET TÜM (Balıkesir) – İspatlamayan şerefsizdir!

BAŞKAN – Sayın Tüm, lütfen yerinize geçer misiniz.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Ali Haydar Hakverdi 3 KCK’lıyı, Ali Şeker 1 KCK’lıyı, Candan Yüceer 4 KCK’lıyı…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Biz hiçbirini ziyaret etmedik. Bu, yalan, iftira!

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – …Fatma Kaplan Hürriyet 3 PKK’lı, 1 DHKP-C’liyi, Fikri Sağlar 1 KCK’lıyı…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Siz, Türkiye’yi savaşa doğru götürüyorsunuz, kışkırtıyorsunuz. Ayıp!

BAŞKAN – Sayın Tüm… (CHP sıralarından gürültüler)

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – …Gamze Akkuş İlgezdi 6 KCK’lıyı, Hilmi Yarayıcı 6 DHKP-C’liyi, İlhan Cihaner 6 DHKP-C’liyi…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Ayıp ya! Gitmedik, yalan, iftira! Ayıp, utanın be! Gitmedik, size gitmedik diyorum. Ayıp be! Gitmedik biz.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Mahmut Tanal 3 DHKP-C’liyi, Mehmet Tüm 3 PKK’lıyı, Murat Emir 2 DHKP-C’liyi, Mustafa Sezgin Tanrıkulu 4 PKK’lıyı…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yalan!

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Utanın be, utanın be! Bu kadar yalan olmaz, utanın ya! Ülkeyi savaşa götürüyorsunuz, utanın!

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Necati Yılmaz 2 DHKPC’liyi, Nurhayat Altaca Kayışoğlu 3 PKK’lıyı, Oğuz Kağan Salıcı 1 PKK’lıyı, Onursal Adıgüzel 4 PKK’lıyı, Orhan Sarıbal 1 PKK’lıyı, Selin Sayek Böke 1 PKK’lıyı...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, bu nedir ya? Bir ülkenin Meclisi böyle olur mu? İftirayla, yalanla olur mu?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yalan söylüyorsun!

MEHMET TÜM (Balıkesir) – İspatlamazsan şerefsizsin!

BAŞKAN – Sayın Tüm, lütfen susar mısınız, konuşmacıyı duyamıyorum.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Tahsin Tarhan 3 PKK’lıyı, 2 DHKP-C’liyi; Utku Çakırözer 1 PKK’lıyı, Veli Ağbaba 3 PKK’lıyı, 2 DHKP-C’liyi... (CHP sıralarından gürültüler)

Biraz önce Yakup Bey diyordu ki: “Adalet Bakanı doğru söylemedi.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo(!)

Yahu Bakan, yalan söylüyor, iftiracı, iftiracı o.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bakın, burada verileri konuşuyoruz: “Yakup Akkaya 1 PKK’lıyı, Zeynel Emre 3 PKK’lıyı ve 2 DHKP-C’liyi; Zeynep Altıok 6 PKK’lıyı ziyaret etmiş.” diyor.

BAŞKAN – Kimseye söz vermeyeceğim sataşmadan dolayı çünkü duymuyorum.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bu veriler, Adalet Bakanlığının Cezaevleri Daire Başkanlığından alınmış veriler. Bakın, arkadaşlar, itirazınız varsa oraya edin.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Yalan söylüyorsunuz!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ramazanda, oruçta yalan söylüyorsunuz! Bir de oruçsunuz, nasıl iftira atıyorsunuz? Yalan söylüyorsunuz!

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Bir de oruç tutuyorsunuz; nasıl iftira atıyorsunuz, nasıl oruç tutuyorsunuz?

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bir dakika... Şimdi sizlere soruyorum: Bunlar İnsan Hakları Komisyonu üyesi midir, tüm milletvekilleri? Değil, tabii ki hayır.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Nasıl oruç tutuyorsunuz?

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Hangi saikle ziyaret ettiklerini sizin açıklamanız lazım, benim değil, siz açıklayacaksınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, milletin evlatları şehit düşerken, bu milletin birliğine beraberliğine kurşun sıkılırken milletimiz kimin nerede durduğunu çok net görüyor ve biliyor. Bildiği için de her seçimde sizin dediklerinizi dikkate almadan kendi bildiğini söylemeye devam ediyor millet; bunu çok net bileceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hepiniz yalan söylüyorsunuz ya! Ramazan vakti yalan söylüyorsunuz, toplumu provoke ediyorsunuz böyle böyle. Ondan sonra insanlara saldırıyorlar.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Değerli kardeşlerim, değerli milletvekilleri; ulusal sorunlarda siyaset üretilmez, terörün üzerinden siyaset üretilmez...

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bak, siz, milletvekillerini hedef gösteriyorsunuz millete.

BAŞKAN – Sayın İrgil...

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – ...kanın üzerinden siyaset üretilmez.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bak beni hedef gösteriyorsun, milletvekillerini yalan yere hedef gösteriyorsun.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Ülkenin birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu dönemde gelirsiniz, bu ülkenin birlik ve beraberliğine beraberce hizmet edersiniz, daha sonra eleştiriniz, öneriniz varsa ki mutlaka bunları getirmelisiniz, burası milletin kürsüsü, getirmelisiniz, söylemelisiniz. Ancak, her eylemi fırsat bilip, her söylemi fırsat bilip, her provokatif eylemin sonrasında çıkıp “Vay saray, vay Cumhurbaşkanı, vay Başbakan, iktidar.” demekten vazgeçin, bunun size bir faydası yok, bunu bir kere daha size hatırlatıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ama sen de ramazanda yalan söyleme.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Vazgeçin, millet adına siyaset yapın, milletin önceliklerini önceleyin ki millet de sizi bu noktada dikkate alsın.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bari ramazanda, oruçta yalan söyleme.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Ramazan ayrı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Oruçta yalan söylüyorsunuz, burada var işte. Yapmayın, insanları hedef gösteriyorsunuz, iftira atıyorsunuz.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Bakın, ramazanışerifte...

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İftira atıyor efendim ya.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Ramazanışerifte, milletin birlik ve beraberliğini hedef alan açıklamalar yapılmamalı.

BAŞKAN - Sayın Dalkılıç, Genel Kurula hitap edin lütfen.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin önerisinin aleyhinde olduğumu bir kere daha ifade ediyorum. (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar)

Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerimizin ve tüm Meclisimizin, milletimizin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine hizmet edecek yasaların ve mesajların ve birlikteliğimize hizmet edecek eylemlerin ortaya konması noktasında…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Bir ülkenin bakanı yalan söyler mi?

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Otur, otur! (AK PARTİ ve CHP milletvekillerinin birbirleri üzerine yürümeleri)

BAŞKAN – Sayın Tüm…

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Otur oraya, otur, otur!

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Otur!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gel, sen gel o zaman, ben durdurdum adamı.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Otur oraya yoksa gelir oturturum ben oraya. Otur oraya, otur!

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Yalan, yalan, yalan!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Adamı durdurdum ben gel, gel.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çıldırtmayın lan adamı! Çıldırtmayın adamı! Gel!

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Otur, ben gelir oturturum seni.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Şu arkadaşı gönderin. Gel, gel!

BAŞKAN - Sayın Dalkılıç, sözlerinizi bitirin lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ben adamı durdurdum, görmüyor musun? Terbiyesiz adam!

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bitir… Bitir…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, ben durduruyorum adamı. Allah Allah ya!

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Şu arkadaş gelsin, gelsin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yetti ya! Ben adamı durduruyorum, ne oluyor sana?

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum; grup başkan vekillerini de toplantıya çağırıyorum, lütfen.

Kapanma Saati: 19.19

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Arkadaşımız söz istedi efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Grup başkan vekilini dinliyorum sayın milletvekilleri.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biraz önce konuşan Adalet ve Kalkınma Partili hatip, grubumuza mensup çok sayıda milletvekilimizin ismini zikrederek milletvekillerimizin terör örgütü mensuplarıyla ilişki ve ziyaret hâli içinde olduklarını itham etmiştir. Kendilerinin, arkadaşlarımızın böyle bir ziyareti yoktur. Arkadaşlarımıza açık bir terör örgütüyle ilişkilendirme sataşması yapılmıştır. Adı geçen arkadaşlarımızın her biri için ayrı ayrı sataşmadan söz talep etmekteyiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, biraz önceki oturumda Sayın Dalkılıç konuşurken çeşitli ikazlarım oldu “Konuşmacıyı duyamıyorum.” diye çünkü belli ki sataşmalardan dolayı söz isteyenler olacaktı. Ama gerçekten o kadar çok gürültü oldu ki ne ben ne kâtip üyeler konuşmacının ne söylediğini duyamadık açıkçası gürültüden. Ben tutanakları istettim, tutanakları isteyeceğim, okuyacağım, bakacağım. Eğer gerçekten Sayın Altay’ın söylediği gibi bir sataşma söz konusuysa oturumu değiştirmiş olmamıza rağmen arkadaşlara söz vereceğim, eğer bir hakaret, sataşma varsa.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Hepimiz duyduk Başkanım.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında bulunan 383 ve 343 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın 1’inci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

14/6/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/6/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                     İlknur İnceöz

                                                                                         Aksaray

                                                                         AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 383 ve 343 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın 1’inci ve 3’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

14 Haziran 2016 Salı günkü (bugün) birleşiminde 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tamamlanmasına kadar;

15 Haziran 2016 Çarşamba günkü birleşiminde 343 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

16 Haziran 2016 Perşembe günkü birleşiminde 328 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

328 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 16 Haziran 2016 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 17 Haziran 2016 Cuma günü saat 14.00’te toplanarak bu birleşiminde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 328 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt olacak.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ben konuşacağım Başkanım.

BAŞKAN – Ramazan Can mı konuşacak?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Evet Başkanım.

BAŞKAN – Ramazan Can konuşacak.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizle, Maarif Vakfı Yasa Tasarısı’nı gündemin 1’inci sırasına alıyoruz. Yine, bir uluslararası sözleşmeyi gündemin 2’nci sırasına alıyoruz ve iki kanun tasarısını perşembe günü itibarıyla bitirmeyi planlıyoruz. Perşembe günü eğer bitmeyecek olur ise cuma günü Genel Kurulun 14.00’te açılıp gündemin tamamlanmasını arzu ediyoruz. Eğer gündem perşembe günü biterse cuma günü Genel Kurulu çalıştırmayı düşünmüyoruz.

Bu manada, hayırlı, başarılı bir hafta diliyor, grup önerimizi takdirlerinize sunuyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Engin Altay konuşacak.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hemen söylememiz lazım ki bu Parlamentonun bu şekilde, hele de bu mübarek ayda gerilmesinin, sayın milletvekillerinin gerilmesinin sebebinin orucun verdiği hâl olmadığını düşünüyorum. Zira, Atalay Filiz’i herkes bilir, toplumumuzun çok nefretini kazanmış bir seri katil. Bendeki bilgilere göre de lise mezunudur. Ama bu Parlamentonun gerilmesine sebep olan, ismini bile zikretmek istemediğim o zatın şöyle bir “tweet”i var: ODTܒlü seri katil diplomasıyla birlikte yakalanmış 12 Haziranda. Bu kadar bilgiden, izandan yoksun birinin söylediklerini, sevgili Cumhuriyet Halk Partililer, ciddiye almayın. Lafa bakılır laf mı diye, söyleyene bakılır adam mı diye; böyle bakın, geçin. (CHP sıralarından alkışlar) Ergenekon faciasını, rezaletini fırsat bilip bu konu üzerinde yazdığı kitaplardan dolayı insanların ölmesine, hayatların kararmasına sebep olan birini ben ciddiye almıyorum, bana sorarsanız siz de almayın. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, her şeye verilecek bir cevabımız var. Burada “Eskiden gazetecilik yaptım.” diye oturup birkaç saat böyle polemikler toplayıp da Cumhuriyet Halk Partisinin ne kurumsal kimliğini ne de teker teker sayın milletvekillerimizi zedelemeniz, rencide etmeniz mümkün değildir. Biz siyaseti, herkesi tenzih ederim ama biz siyaseti namuslu, ahlaklı ve dürüst yaptık, bundan sonra da böyle yapacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Genel Başkanımızın televizyonda o söylediği, sonra Sayın Erdoğan’ın bir şey bulmuş gibi alıp uçakta millete, bilmem, bunu çok çarpıtarak anlatıp sonra aslını öğrenince “O da doğru, tam anlatsaymış, ben eksik bildim.” diye… Yine de teşekkür ediyoruz, uzun zamandan sonra doğru bir şey yaptı, Sayın Erdoğan kamuoyuna yanlış bir bilgilendirme sunduğunu kabul etti.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Her zaman…

ENGİN ALTAY (Devamla) – E, güzel, ne güzel, keşke her zaman olsa.

Yine söylüyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi İnsan Hakları Komisyonu üyelerimiz, Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonu üyelerimiz, cezaevlerindeki tutuklu ya da hükümlü, IŞİD’li, DAEŞ’li, İBDA-C’li, şuculu buculu, PKK’lı, DHKP-C’li mahkûm olan herkese, “Ben mağdurum.” diyen, “Benim hakkım ihlal ediliyor.” diyen herkese gittiler, bundan sonra da giderler. Ama biz, cumhuriyetin hâkimlerini sınıra getirip, çadır kurup da teröristlerin ayağına getirmedik kardeşim; bunu böyle bileceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Biz “‘Sayın Öcalan’ demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkarttık.” demedik. Abdullah Öcalan’ın vizyonunu… Abdullah Öcalan için “Türkiye’nin ve Orta Doğu’nun en vizyoner adamı.” demedik. Bunları sizin partilileriniz söyledi. Ayrıca, tartışılır, herkes her şeyi söyler. Biz Türkiye’yi kan gölüne çevirmedik. PKK bir terör örgütüdür, altını çizerek söylüyoruz, yıllardır söyledik. Bununla beraber dedik ki, Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Bunu söylemeye de devam edeceğiz, bunu söylemeye de devam edeceğiz. Ama Oslo’da, İmralı’da, Dolmabahçe’de -daha ileri gidiyorum- Kandil’e gidip de, şimdi rahatsız olduğunuz, ağlama duvarına çevirdiğiniz bu şehit cenazelerine sebep olanların mağaralarına gidip, adadaki lojmanlarına gidip, Dolmabahçe’de onlarla birlikte oturup, Türkiye haritasını serip pazarlık yapmadık, yapmayacağız da. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Olay bundan ibarettir.

“Siz teröristlere daha yakınsınız, biz daha az yakınız.” polemiği ucuz ve çürük bir polemiktir.

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Yürü be! Kim tutar seni?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu Parlamentoda müteaddit defalar dedim ki: “Bu sorun ne dağda ne adada ne ovada ne şurada çözülür. Bu sorun çözülecekse burada çözülür.” “Oslo’nun, İmralı’nın, Dolmabahçe’nin tutanaklarını açıklayın.” dedik.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Saatini çıkar da konuş.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gerekiyorsa çıkarırım o saati, istiyorsan gel.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu samimiyetsizlik içinde olup da Cumhuriyet Halk Partisini terörle ilişkilendirme gayretiniz boş bir gayrettir. Buradan size ekmek çıkmaz. Bunun altını tekrar çizmek istiyorum.

Siyaset kültürünüz şöyle: Milletvekilimizin bir dil sürçmesi oldu, dedi ki: “Allah’tan değil hukuktan korkarım.” Öyle bir şey, çerçeve.

LEVENT GÖK (Ankara) – Düzeltti hemen onu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Düzeltmeye gerek bile yok. Niye yok, anlatacağım.

Bunun bir dil sürçmesi olduğunu, “mübarek gün” diyorsunuz, bilmeyen var mı? Hepiniz de kabul edersiniz ki dil sürçmesidir. Doğru mu? Gelip burada bunu malzeme yapmak, sizin konuşacak bir şeyinizin kalmadığının işaretidir. Buralara sığınacak hâle geldiyseniz, yazıklar olsun size, uğurlar olsun size! (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Sana yazıklar olsun!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şu da bir dil sürçmesidir, evet, siyaset, kullanılır: “Elhamdülillah, çocuklarımıza helal lokma yedirmedik.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Kim diyor onu?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu da kamuoyunda çeşitli tebessümlerle karşılandı. Helal yediler, haram yediler, ben onu bilmem ama “Elhamdülillah, çocuklarımıza helal lokma yedirmedik.” de bir dil sürçmesidir. Bunu buradan kullanmak doğru değil.

ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) – Kullandınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dil sürçmesi diyorum ama ben.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kullanıyorsunuz,

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dil sürçmesi diyorum. Ne oldu? İşinize gelmedi. Bunları bir tarafa bırakacaksınız.

Atatürk ile Abdullah Öcalan’ın resimlerini biz yan yana getirmedik.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Kim getirdi?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Birisi getirmiş, bilmem, gider bulursun.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kim getirdi, sen bul, iddia ediyorsan sen bul.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ama Abdullah Öcalan’ın önüne Türkiye Cumhuriyeti devletini oturtup diz de çöktürmedik, diz de çöktürmedik devlete.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kim yaptıysa söyle, açıkça söyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Devlet, Abdullah Öcalan’a hesap verdi.” noktasına bu ülkeyi biz getirmedik.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kim yaptıysa söyle açıkça, polemik yapma.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu konuda kavga etmek isterseniz, polemik yapmak isterseniz arkadaşlarımız hazır. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Biz de hazırız.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Biz de hazırız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Biz de hazırız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hazır, buyurun, ederiz, sabaha kadar polemik yaparız, sabaha kadar polemik yaparız, sabaha kadar yaparız.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kim yaptıysa söyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Vergi mahkemesi kurdular, trafik kontrolü yaptılar, asker alma dairesi kurdular, neredeydi bu Hükûmet o zaman? Hükûmet olmak gelip bu koltuklarda oturmak mıdır? Burada edilmiş yeminler var, burada edilmiş yeminlere herkesin sadık kalması lazım.

Gelelim diğer bir konuya. Parlamentoda…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne kadar pişkinsin! Ziyaretiniz olmadı mı? Ne kadar pişkinsin ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Doğru, doğru, pişkiniz, doğru.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Hem “Söylediğim doğrudur” diyorsun hem de yanlış konuşuyorsun.

ENGİN ALTAY (Devamla) - “Şehirlere, kasabalara, ilçelere cephane yığdılar, bomba yığdılar, insan kaynağını taşıdılar.” diyen kim? Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan. Bunlar ne zaman yapıldı? Başbakan Erdoğan’ın devrinde. Kim pişkin, sen söyle bakayım, kim pişkin?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen, sen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tabii, tabii, tabii.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Pişkinliğin kimde olduğu belli. Memleketi kan gölüne çevirdiniz, memleketi kan gölüne çevirdiniz, şimdi şehit cenazelerinden medet umup ondan beslenmeye çalışıyorsunuz; asıl pişkinlik budur. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Dokunulmazlıkları bile yarım ağız kabul ettiniz.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, ben size bir şey söyleyeyim: Buralar kimseye kalmaz, buralar kimseye kalmaz ama bu memleket biz öldükten sonra –sizin çocuklarınız, benim çocuklarım- çocuklarımıza, onların çocuklarına kalacak. Bu memleketin birliğini, huzurunu, dirliğini, düzenini bir başkanlık sevdasına, bir yönetimde daha uzun kalma sevdasına feda etmeyin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Ne alakası var şimdi ya? Ne alakası var onun?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunun için üç şeyden çekinmeniz lazım, bunun için üç şeyden çekineceksiniz, hep beraber çekineceğiz: Yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmayacağız; bundan çekinin, biz de çekinelim, herkes de çekinsin.

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Yapmıyorsunuz ama.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İnanç aidiyeti üzerinden siyaset yapmayın, Allah’ın tahsildarlığına da soyunmayın. Devlet keselerinden iftar vermeyin, veriyorsanız cebinizden verin iftarı, veriyorsanız cebinizden verin. (CHP sıralarından alkışlar)

Etnik aidiyet üzerinden de siyaset yapmayın, yapmayalım. Bunlar, bu memlekete yapılabilecek en büyük günahlardır.

Siyasette hiyerarşi vardır, merkez yönetimin, lider kadronun talimatlarına elbette uyacaksınız, uyacağız, bir tereddüt yok ama lafa gelince “mübarek ay”, bilmem ne deyip de devlete, millete, bu ülkenin geleceğine, bin yıllık kardeşliğe zarar verecek iş ve işlem içinde olmak Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin en uzak duracağı iştir.

Bu bakımdan, buradaki polemiklerle kimse kâr etmez, kimse kâr sağlamaz ama kürsüden, özellikle kürsüden herkesin milletvekillerine hitap ederken Türkiye’nin 78 milyonuna hitap ettiğini unutmaması lazım; bu kürsüden herhangi bir milletvekiline söylenecek bir kötü söz, bir yaralayıcı söz, bir kaba söz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - …78 milyon yurttaşımızadır. Sözün sahibine duyurulur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkan, önerge neydi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, sizi dinliyorum.

Sayın Baluken, sizi de dinleyeceğim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Altay konuşmasında “Kandil’in mağaralarına gittiniz.” dedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, gittiniz. Sizi kastetmedim, Hükûmeti, devleti…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Grubumuza konuşuyordunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Düzeltiyorum: Hükûmeti kastettim, Hükûmetin memurlarını kastettim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Terörü öven… “TR’yi Öcalan’ın önüne serip haritanın üzerinde biz pazarlık yapmadık.” dedi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biz yapmadık vallahi!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Devlet yaptı, devlet; yolları yapan devlet yaptı(!)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hükûmet bizim Hükûmetimiz. Grubumuza sataştığından dolayı söz istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben gruba sataşmadım, grubu kastetmedim; devleti, Türk Cumhuriyeti devletini idare edenleri kastettim.

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bakan var orada, Bakan cevap versin.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Altay, değerli arkadaşlar; bu grup önerisi niye verildi biliyor musunuz? CHP’nin terörle ilgisi olmadığını kanıtlamaya çalışıyor, onun için böyle bir önerge verdi. “Bizim terörle, PKK’yla bir ilişkimiz yok, bunu araştıralım.” diye bir önerge veriyorlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, şimdi, bak, burada ne var? Sayın Altay, görüyor musunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O ne, görmüyorum, yakından…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ben anlatayım size: Burada Öcalan, burada da Mahmut Tanal.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Aaa!

BAŞKAN – Hani, diyordunuz ya “Nerede?” Bak, gördünüz mü?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burada da var, burada da var.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bak, bu Kızılay’da katliam yapıldığı zaman Sezgin Bey nerede? PKK’nın yayın organında. Tamam mı?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Aaa!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri… (CHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekilleri, DHKP-C’li avukatlara ne diyor Sayın Kılıçdaroğlu: “O avukatlar senden daha yurtsever Recep Bey.” DHKP-C’den tutuklandı bu avukatlar. Ocak 2013.

2014: “YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşum.”

Yine Kılıçdaroğlu, Eylül 2015: “PKK silah bırakmaz, Orta Doğu’nun atmosferi buna izin vermez, IŞİD’le çarpışıyorlar.”

Yine Kılıçdaroğlu: “Hendek kazan arkadaşlara sesleniyorum.” Arkadaş olarak görüyorsunuz.

Yine Kılıçdaroğlu: “Hapiste yatan hasta PKK’lıları da, DHKP-C’lileri de ziyaret ettik.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Devamını söyle, ayıp ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Devamını söyle, devamını.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, devam ediyoruz...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ayıp, ayıp! İftira, iftira!

MEHMET MUŞ (Devamla) – “1.100 akademisyene saygı duyulmalı.” diyen kim? Kim?

VELİ AĞBABA (Malatya) – İftira, iftira!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Terörü öven akademisyenlere “Saygı duyulmalı.” diyen kim? Sayın Kılıçdaroğlu.

Cizre raporunuzda PKK’ya ne dediniz? Terör örgütüne ne laf ettiniz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne dedik?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Hükûmeti ve devleti suçlamaktan başka ne yaptınız?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vay be! Çabuk uyum sağlamışsın, yalana çabuk uyum sağlamışsın.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ve şu anda “Bizim terör örgütüyle bir ilişkimiz, bir desteğimiz yok, böyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.” deyip işin içinden çıkmaya çalışıyorsunuz.

Bakın, Edirne’deki eşini kaybeden, şehit olan polisin kocasının tepkisinin niye olduğunu, şapkanızı çıkarıp önünüze koymak zorundasınız, düşünmek zorundasınız; bu millet bize bu tepkiyi niye gösteriyor diye… (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bursa’da şehit ailesi sizi içeri almadı, kapıdan içeri almadı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, sizi dinliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın grup başkan vekili Cizre raporumuza atfen, orada yaşanan olaylarla ilgili Hükûmeti ve devleti suçladığımızı itham ederek ağır bir sataşmada bulunmuştur, söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun. (AK PARTİ sıralarından “Oo” sesleri, gürültüler)

İki dakika.

4.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mahmut Tanal’dan kurtuluş yok, gelecekti; geldi.

Sayın Tanal, size de sataşma oldu, cevap vereceksiniz herhâlde?

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen siz konuşmanıza başlayın.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başlayayım Sayın Başkan.

Sayın Milletvekilim, sevgili Grup Başkan Vekilim; şu kürsüde, kim terör örgütüne daha yakın, az uzak, çok yakın, çok uzak polemiğinin kimseye bir hayrı yok dedim, millet her şeyi görüyor dedim.

Cizre raporu…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Evet, görüyor, görüyor(!)

ENGİN ALTAY (Devamla) – E, görüyor tabii canım, görüyor.

Şimdi, bizim şuna rızamız yok, çok açık söylüyorum: Elbette devlet terör örgütüyle etkin mücadele yapacak ama bir tek sivil kayba tahammülümüz de yok, bu böyledir. Sivillerin, günahsızların, çocukların öldürülmesine… Terörle mücadele adı altında bile olsa bunu da doğru bulmuyoruz. Partimizin politikası başından beri de böyle olmuştur, bunu bilin.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Sivilleri öldüren kim, çocukları öldüren kim?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama, PKK konusunda, Abdullah Öcalan konusunda bize herkes laf söyleyebilir, mesela Milliyetçi Hareket Partisi söyleyebilir. Eksiğimiz, hatamız varsa da şapkamızı önümüze koyup düşünürüz. PKK konusunda bize laf söyleyemeyecek dünyada bir tane teşekkül varsa o da AKP’dir, bir tane kuruluş varsa o da AKP’dir. (CHP sıralarından alkışlar) Lojistik olarak, insan kaynağı olarak, silah, mühimmat kapasitesi olarak, manevra kabiliyeti kapasitesi olarak, bomba patlatma kapasitesi olarak PKK’yı bu hâle biz getirmedik; PKK’yı bu hâle HDP de getirmedi, MHP de getirmedi.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Yuh! Yuh!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yuh sana! Yuh sana!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MURAT BAYBATUR (Manisa) – HDP getirmedi diyorsun. Yuh sana be, yuh be!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne biçim laf bu Sayın Başkan, ne biçim laf?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Terbiyesiz adam!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böyle çirkin konuşmaları yapmayın lütfen.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Yuh sana, yuh sana!

ENGİN ALTAY (Devamla) – PKK’yı bu hâle siz getirdiniz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Yuh sana!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben burada dedim…

MURAT BAYBATUR (Manisa) – O şehit cenazelerinin hesabını vereceksiniz.

BAŞKAN – Lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gel, gel, gel; gel, gel…

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Yuh sana be, yuh!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu Hükûmet dedim…

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Yalancı herif!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yalancı sensin!

BAŞKAN – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, ne söylediğinizi kulağınız duysun.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Yalancısın!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Neredeydin sen o zaman, sen o zaman neredeydin?

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Ben buradayım, burada. Sen neredesin?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan…

Bu Hükûmet cesetlerin üzerinde oturuyor dedim, niye gıkın çıkmadı o zaman senin? Niye gıkın çıkmadı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Gene söylüyorum: Bu Hükûmet, son beş ayda ölen 700 vatandaşımızın cesetlerinin üstünde oturuyor. Gelsin Hükûmet cevap versin de göreyim. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Ayıp, ayıp! Cesedin üstünde oturuyor ne demek ya?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önce sayın hatip…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Son söylediğiniz cümle kayıtlara girdi galiba.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Girdi, girdi.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – “Şerefsiz” dediniz değil mi geçerken?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kim dedi? Bu Parlamentoda birbirine “şerefsiz” demeyen kalmadı zaten, merak etme. Siz başlattınız onu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Tanal’ı duymuyorum, çok gürültü var.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ayıp ya, ayıp! Sen başkansın, grup başkan vekilisin ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen bana dedin. Sen üç ay önce ne dedin bana?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yazıklar olsun ya!

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen…

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önce sayın hatip kürsüde konuşurken bir resim göstererek, beni terör örgütüyle ilişkilendirerek bana sataşmada bulunmuştur. Sataşma nedeniyle ben söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben o fotoğrafı görmedim, bir göreyim. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutanakları inceleyin; açın, görün kim var diye.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ayıp ya! Vallahi ayıp ya!

BAŞKAN – Görmedim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İsim söyledi, isim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Fotoğrafla birlikte adımı zikretti. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, biraz sabırlı olun, sakin olun, ne söyleyeceğimi bir dinleyin, ondan sonra tepki verin.

Sizin adınızı zikretti; bu fotoğraftaki insan, kişi Mahmut Tanal’dır dedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Abdullah Öcalan’la yan yana getirdi beni.

BAŞKAN – Evet, aynı şeyi söyledi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu bir sataşmadır.

BAŞKAN - Ben size söz vereceğim ama fotoğrafı görmedim; siz misiniz değil misiniz, onu bilmiyorum. (CHP sıralarından gürültüler) Lütfen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ayıp ya!

BAŞKAN - Ben size söz vereceğimi beyan ettim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki.

BAŞKAN - Ama eğer siz diyorsanız ki “Fotoğrafta benim olup olmamam önemli değil…” (CHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sataşma bana…

BAŞKAN – Ben size söz vereceğim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sataşmada bulunmuştur, sataşılmıştır.

BAŞKAN - Vereceğim size söz Sayın Tanal. Bir müsaade edin, bir sakin olun, bir ne söyleyeceğimi dinleyin, ondan sonra tepki gösterin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tepki göstermedim ki ben şimdi.

BAŞKAN – Buyurun, peki, size iki dakika söz vereceğim zaten.

Ama bize de hak verin, biz fotoğrafı görmüyoruz, lütfen…

Buyurun.

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; çözüm süreci içerisinde… 24’üncü Dönem milletvekili olmayan arkadaşlarımız bunu bilmezler ancak 24’üncü Dönemde burada bulunan arkadaşlarımız şunu çok iyi biliyorlar: “Demokratik süreç” adı altında PKK bayrağını suç olmaktan çıkaran, Apo’nun posterlerini suç olmaktan çıkaran AKP iktidarının oylarıyla olmuştu bu. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bunun suç olmaktan çıkarılması nedeniyle Sayın Bülent Arınç da övünerek dedi ki: “Bakın, biz bunu suç olmaktan çıkardık.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok öyle bir şey, yok.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğru söyle ya.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Girin, vatandaşlarımız, sizler Google’a girin. Eğer yalan söylüyorsam ben milletvekilliğinden istifa edeceğim, yoksa, eğer siz bu gerçeklerle yüzleştiğiniz zaman kendinize bir şey söyleyecek misiniz?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Fotoğrafa cevap ver, fotoğrafa.

MAHMUT TANAL (Devamla) - İki: Bakın, İdris Naim Şahin, AKP’nin kurucusu…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Şu fotoğrafı bir görelim Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Fotoğraf mı?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Sayın Tanal, fotoğrafı bir görelim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz o PKK’nın, Apo’nun posterlerini suç olmaktan çıkardığınız için…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Görelim yani, onun için söz aldın, görüşelim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Suruç katliamında 33 insan öldüğü zaman yapılan eylem nedeniyle…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bu resimde Öcalan’la var mısınız?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Fotoğrafa gel, fotoğrafa.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Çevir kazı yanmasın…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Kimin arkamda kimin posterini taşıdığını ben bilemem.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Yanında, yanında.

MAHMUT TANAL (Devamla) – O sizin âcizliğinizdir, o sizin âcizliğinizdir.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Niye söz aldınız? Fotoğraf ne diyor?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, İdris Naim Şahin diyor ki: “Beni Apo’nun eliyle, Apo istedi diye bakanlıktan aldı.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Kim bunu söylüyor? İdris Naim Şahin diyor ki: “Beni Apo istediği için AKP bakanlıktan aldı.” Siz Apo’nun talimatıyla hareket ettiniz.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – O resimlerdeki siz misiniz, değil misiniz?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Fotoğrafı anlat, fotoğrafı.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İki: Bakın, Türk Silahlı Kuvvetleri tutanak tutuyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Fotoğrafı izah et, fotoğrafı.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İktidar diyor ki: “PKK terör örgütü buradan geçtiği için bunlara eylem yapmayın, bırakın, serbest geçsin.” Bunu kim söylüyor? Alın size tutanak, tutanak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Süre bitti zaten.

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz bitti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, gidip terör örgütünü, peşmergeleri Irak’tan alıp otobüslerle Urfa’ya götüren siz değil misiniz?

BAŞKAN - Sayın Tanal, süreniz bitti.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Fotoğraf ne diyor?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz gidip Oslo’da görüşenler değil misiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz gidip Habur’da karşılayanlar değil misiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Tanal, Sayın Tanal, izah et bunu, bunu.

MAHMUT TANAL (Devamla) – O sizin ayıbınızdır.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bunun için söz aldın, bir kelime etmedin.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz ne yaptınız? Siz suç olmaktan çıkardınız.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (Devamla) – PKK’yla iş birliği yaptınız. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – O fotoğraf ne diyor?

BAŞKAN - Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.57

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında bulunan 383 ve 343 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın 1’inci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı olarak Ankara Milletvekili Sayın Murat Alparslan konuşacak.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Alparslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT ALPARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İşin doğrusu, maksadımız ve meramımız çok açık ve net: Millete hizmet anlamında öncelikli meselelerin ve kanunların Meclisimizde bir an evvel görüşülerek yasalaşması konusunda bir gayretimiz var. Buna da katkı vereceğinizi ümit ediyor ve hayırlı olmasını temenni ederek hepinize hayırlı iftarlar, iyi akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok Sayın Başkanım, yok.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yok Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Müslüm Doğan…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Başkanım, yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanım, yok.

BAŞKAN – Müslüm Doğan yok mu? (AK PARTİ sıralarından “Yok.” sesleri)

Sayın milletvekilleri, lütfen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Geldi.

BAŞKAN – Burada sayın milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bu ne ciddiyetsizlik ya!

Burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, burada, görüyorum arkada, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dinlemek istemeyen çıkar ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Doğan.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkenin çok önemli sorunları varken getirilen önerinin gündemi değiştirmekle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Gerçekten, bugün, parti gruplarını gezen… Türkiye'nin iki önemli sorununu size arz etmek istiyorum:

Değerli milletvekilleri, uzun zamandır ülkenin gündeminde olan bir kentsel dönüşüm projesi ve mülteci kampı, iki önemli mesele olarak bugün, Meclis grupları da ziyaret edildi, bu sorunlar dile getirildi. Şimdi, bunlarla ilgili size kısaca bilgi vermek istiyorum.

Uzun zamandır vatandaşlarımızın yaşadığı mahalleler ve konutlar rant amacıyla baskı altında bırakılmaktadır. Vatandaşlarımızın hak arama mücadeleleri de kamu idaresinin gücü ve olanakları kullanılarak kesilmektedir. Herhangi bir bilimsel ve teknik analize dayanmadan, mahkeme kararlarını yok sayar biçimde riskli alan ve riskli yapı kararları alınmaktadır. Bugüne kadar yapılmış olan riskli alan ilanları da dikkate alındığında, 6306 sayılı Kanun’un nasıl keyfî bir şekilde uygulandığını hepimiz görmekteyiz. Şu an İzmir Karabağlar’da 16 mahalle, 540 hektar alan ve Kemalpaşa’da 4 mahalle kentsel dönüşüm mağduriyeti yaşamaktadır.

Değerli milletvekilleri, kentsel dönüşüm konusunda idarenin, kamulaştırılan gayrimenkullere tam değerini verme ihtimali çok zayıftır. Vatandaşlara gayrimenkulünü kendi değerlendirmeleri için verilecek yasal süreler ise çok kısadır. Bu süreler içinde, birbirini tanımayan komşuların, mahalle sakinlerinin gayrimenkul sahiplerinin bir araya gelip karar oluşturmaları imkânsızdır. Binası depreme karşı dayanıklı, hatta yeni bir bina olsa da kentsel dönüşüm yapılacak alan içerisinde kalıyorsa maalesef, kamulaştırılacak ve yıkılacaktır. Vatandaşların kendi aralarında anlaşarak yapacakları uygulamalar için öngörülen 5 bin metrekare ada şartı ise çok yüksektir. Büyükşehirlerde mevcut hâl düşünüldüğünde, 5 bin metrekare üzerinde onlarca bina ve yüzlerce bağımsız bölüm bulunmaktadır. Yüzlerce insanın bir araya gelip karar alabilme ihtimali ise çok zayıftır. Kentsel dönüşüm uygulamalarında idare, devlet sağlam binaları dahi yıkacak ve yıkım parasını vatandaştan alacaktır. Yıkım parası vatandaştan alındıktan sonra vatandaşa verilecek kamulaştırma bedeli ise pek az miktarda kalacaktır. Kentsel dönüşüm uygulamalarında vatandaşı en fazla mağdur edecek uygulama ise vatandaşa verilecek kamulaştırma bedeli binanın mevcut hâline göre değil, yıkıldıktan sonra oluşacak arsa pay oranı üzerinden değerlendirilmesiyle oluşacaktır. Bu mağduriyetin bir an önce giderilmesi adına kentsel dönüşüm mağdurlarının önerilerini sizin huzurlarınızda sunmak istiyorum. Özellikle bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisine, kentsel dönüşüm projesi mağdurlarının kurmuş olduğu Mahalleler Birliği yönetiminin bu önerilerini size arz etmek istiyorum:

16/5/2012 tarihli 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen (7)’nci fıkrasına “yapısı riskli olmayan ve yapının güçlendirilmesi tercihinde bulunmayan vatandaşın rıza göstermesi hâlinde” ibaresinin eklenmesi gerekmektedir.

6306 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrası “Riskli alanların ise vatandaşların 3194 sayılı Kanun’a göre yapısını kendi tercihleriyle yeniden inşa etme hakkını ortadan kaldırmamalıdır.” şeklinde düzenlenmelidir.

Yine 6306 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrası “Paydaşların üçte 2 çoğunluk kararı vermesi, alanda uygulanacak proje ve sözleşmelere bağlı olarak hukuken geçerli bir sözleşme olanağının var olması şartına bağlanmalıdır.” şeklinde yeniden düzenlenmelidir.

6306 sayılı Kanun’da tanımlanabilir, somut ölçülere yer verilmelidir. “İmar mevzuatına aykırı” ya da “ruhsatsız yapı”, “yüzde 65” gibi toptancı bir genelleme değiştirilmelidir.

6306 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliği hükümleri içerisinde yer alan bilimsel tetkikler esas alınmalıdır. Riskin ve riskliliğin gerek yapı ölçeğinde gerekse alan ölçeğinde nasıl tespit edileceği 6306 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliğinde belirlenmiştir. Şayet, ruhsatsızlık ölçü olarak alınacaksa o vakit bütün ruhsatsız yapılar riskli alan ilan edilmelidir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bildiğiniz üzere bu gecekondu sorunu ve kentsel dönüşüme neden olan imar mevzuatına aykırı yapıların bu sorunun çözülmesine ilişkin 755 sayılı Gecekondu Kanunu ile 2981 sayılı İmar Affı Kanunu çıkartılmasına rağmen… Bak, düşünün 2981 sayılı İmar Affı Kanunu’nu çıkaralı otuz iki yıl olmuş ve otuz iki yıl içerisinde imar mevzuatına aykırı yapıların hukuki ve geometrik durumu hâlâ belediyeler tarafından tespit edilememiş. Tespit edilemeyen hukuki ve geometrik durumun üzerinde kentsel dönüşüm projeleri uyguluyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Müslüm Bey, bir saniye…

Sayın Başkan, yani dakikalar boyudur muazzam bir uğultu var ve neredeyse Genel Kurulun yarısı ayakta.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz duyuyoruz Sayın Başkan, duyuyoruz biz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Anlıyoruz, iftar saati gelmiş durumda ancak Meclis çalışmasına katılmak istemeyen, dinlemek istemeyen dışarıya çıkabilir.

BAŞKAN – Sayın Baluken, ikazlarda bulunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz, muhalefet partisi olarak -diğer arkadaşlar da eğer katılırlarsa- bu iftar saatinde yoklama, karar yeter sayısı falan da istemeyeceğiz ama hatibimizin konuşması esnasında bu şekildeki bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değil.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İkazlarda bulunuyorum, bir kez daha bulunalım Sayın Baluken’in talebi doğrultusunda.

Buyurun Sayın Konuşmacı.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Evet, değerli milletvekilleri, bakın, gerçekten bugün, kentsel dönüşüm projeleri çok önemli toplumsal sorunlara neden olabilecek düzeyde ele alınan projelerdir. Bu projelere ilişkin ben burada önerileri getirirken siz değerli milletvekillerinin de ilgi göstermesini isterim. Bu anlamda, bu ifadeyle yani düşünün, otuz iki yıldır siz bir ülkede mülkiyet sorunlarıyla ilgili geometrik durumu tespit edemiyorsunuz, jeolojik alan çalışması yapamıyorsunuz; sonra, istediğiniz gibi, bilimsel tespitler olmadan, bilimsel analizler yapılmadan yapı yasaklı alanlar ilan ediyorsunuz, oradaki toplumsal dokuyla oynuyorsunuz, oradaki doğal yapıyla oynuyorsunuz. Yani bunları, bu önerilerimizi getirirken de sizin bu önerilerimizi dinlemenizde yarar var diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bir diğer sorun da Maraş bölgesinde…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – …mültecilere yönelik yapılan kamplardır. Maraş’ın Pazarcık ilçesi ve Terolar köylerini içine alan ve mera alanı içerisinde inşa edilmek istenen bu alanın yeniden gözden geçirilmesini, proje olarak durdurulmasını istiyoruz. Niye bunu istiyoruz? Bugün, özellikle, bölgede kurulan inisiyatif “Artık, bu işin çok zor bir sürece girdiğini, köylerde gezilemediğini, kolluk kuvvetlerinin gece köylerin içinde gezdiğini, mezarlara gidip ziyaret yapılamadığını, dışarıdan gelen misafirlerin kabul edilmediğini hatta -durum neredeyse abartılı gelebilir belki size- kimlik kartlarını boynumuza asacak şekilde gezmek zorunda olduğumuzu…” Aynen ifade böyle.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Var. Dinleyin Vekilim, gidin siz de dinleyin. Ben burada konuşuyorum, siz de dinleyin.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ben Kahramanmaraş Milletvekiliyim.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen… İkaz etmekten sıkıldım, konuşmaktan sıkılmadınız.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Ben burada bir konuyu açmak istiyorum: Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; eğer bölge halkı istemiyorsa siz bu kampı yapmamalısınız. Şimdi, bölge halkı diyor ki: “Buranın demografik yapısı değiştirilmek isteniyor yoksa biz mültecilerin, o zavallı insanların, kendi ülkelerinden koparılıp, gelip buralara kadar düşmesini istemiyoruz. Ama bu bölgede de bizim özel bir durumumuz var.” Mesela, bu bölgeyle ilişkili olarak ayrıca bir sanayi bölgesi oluşturuluyor, sanayi ve ticaret bölgesi oluşturuluyor, mera üzerinde böyle bir projenin varlığından söz ediyorlar. Şimdi, sayın vekilim yok derse, iki ay sonra ortaya çıkarsa bu ayıp olur. Orada 2 tane çimento fabrikası inşa edilmiş, tarım arazileri yok edilmiş, bu son kalan meralar üzerinde de böyle bir proje elbette ki bölge halkı tarafından istenmemektedir. Eğer istenmiyorsa bunu bölge halkıyla konuşacaksınız, diyeceksiniz ki: “Ne istiyorsunuz?” Bölge halkı diyor ki: “Bu kampı durdurun, sosyal hizmet alanı olarak bize devredin, biz burayı ortak alan olarak kullanalım.” Çünkü, mera bozuldu, artık geriye dönüş de yok, üzerine yapılar yaptınız. Bakın, arkadaşlar, oradaki kanalizasyon yeraltı sularına karışacak, oradaki köyün suyu bozulacak, oradaki sosyal doku bozulacak.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Mülteciler ile bizim orada yaşayan bölge insanlarının arasında kültürel farklılıklar var, inanç farklılıkları var. Biz Anadolu’da bin yıldır yan yana yaşamışız, ortak değerler elde etmişiz, kadim ilişkilerimiz var ama dışarıdan gelen insanlarla bir anda bu ilişkiler kurulamaz, siz de biliyorsunuz bunu. Niye oraya götürüyorsunuz, niye Alevilerin, Kürt Alevilerin yoğun olduğu yere götürüyorsunuz, o bölgeye götürüyorsunuz; elbette ki sorgulanır.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Art niyetlisiniz, art niyetli.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Bu yüzden bölge halkının somut bir önerisi var: Kamp alanının sosyal, kültürel alan olarak o köylülere devredilmesi ve bu projeden vazgeçilmesi isteniyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin (2/588) esas numaralı, 6306 Sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”, 2981 Sayılı “İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun” ve 4706 Sayılı “Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/43)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/588) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

                                                                             Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                         İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’yi dinleyeceğiz.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün doğrudan gündeme alınması talebiyle üzerinde konuştuğum bu kanun teklifini, daha önce birisi 24’üncü Dönemde, diğeri de 25’inci Dönemde olmak üzere 2 kez Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuştum. Üzerinde konuştuğum bu teklif, aynı konuları düzenleyen ve 31 Aralık 2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğum 3’üncü tekliftir. Zamanın izin verdiği ölçüde bu teklifin kapsamını size anlatmak ve desteğinizi almak istiyorum.

Türkiye’de ortalama yirmi-yirmi beş yılda bir imar affı kanunları çıkarılır. Bu konuda Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde de 1984 yılında 2981 sayılı Kanun, halk arasındaki adıyla “İmar Affı Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanunla, imar mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş olan yapılar ile başta hazine olmak üzere kamu idarelerinin taşınmazları üzerinde sahibi olan idarenin izni dışında, üçüncü kişiler yani vatandaşlar tarafından inşa edilmiş olan yapıların imar ve mülkiyet sorunlarının çözülerek yapı sahiplerine, gecekondu sahiplerine tapularının verilmesi amaçlanmıştır. 2981 sayılı Kanun bu amaçla bir sistem kurmuştur. Yeminli özel teknik bürolar oluşturulmuştur, vatandaşlar buralara, bu bürolara başvurularını yapmışlardır, 2 bin liralık bedeli Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasındaki hesaba yatırmışlardır. Yeminli bürolar, oluşturdukları dosyaları ilgili kamu kurumlarına, Millî Emlak müdürlüklerine intikal ettirmişlerdir ve vatandaşlarımızın bir bölümü kanunun ilk uygulama yıllarında tapularını almıştır. Fakat, uzunca bir süredir, sayın milletvekilleri, 2981 sayılı Kanun uygulanmamaktadır, kanun işlememektedir. Kanun herkesi bağlar ama bu kanun maalesef işlemiyor. Kanunun çıktığı 1984 yılından bugüne kadar otuz iki yıl geçmiş olmasına rağmen, vatandaşlarımızın çok büyük bir bölümü hâlâ tapularını alabilmiş değildir. Tapu tahsis belgesi sahiplerinin ömrü, tapularını beklemekle geçmiştir diyebiliriz, hâlâ tapularını bekliyorlar.

Sayın milletvekilleri, uygulamada belediyeler –bazı belediyeler hariç tabii- tapu tahsis belgesini ciddiye almamaktadır. Hükûmet de belediyelerin bu tutumunu engelleyecek bir düzenlemeyi maalesef yapmamıştır. Hükûmete düşen görev bu yasanın uygulama sonuçlarını izleyip sorunun olduğu yerde gerekli düzenlemeyi yapmaktır. Ama, bu düzenlemelerin yeterince yapıldığını söylemek mümkün değildir.

16 Mayıs 2012 tarihinde 6306 sayılı –kısa adıyla- Kentsel Dönüşüm Yasası Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi. O yasanın oluşmasına esas olan Hükûmet tasarısı metninde 2981 sayılı Yasa’nın yürürlükten kaldırılması öngörülüyordu. İtirazlarımız üzerine, gerek komisyonda gerek Genel Kurulda, 2981 sayılı Kanun’un üç yıl daha yürürlükte kalması için Genel Kurulda o yasaya bir madde ilave edildi. O süre, 31 Mayıs 2015 tarihinde sona erdi. Sürenin bitmesine doğru heyetler geldi İstanbul’dan, Mahalleler Birliği geldi, diğer vatandaşlarımız, muhtarlar geldi. Bu kürsüden ben yine bir konuşma yapmıştım Mart 2015 tarihinde, bu süreyi uzatalım dedim. O süre üç yıl daha uzatıldı. O süre 31 Mayıs 2018 tarihinde sona eriyor. Yani 3+3, altı yıllık uzatmaya rağmen ve dört yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ vatandaşlar tapu alabilmiş değildir, bu gidişle tapu da alamayacaklardır.

Teklifimiz şunu öngörüyor: Tapu tahsis belgesine konu olan taşınmazlar, hangi kamu kurumuna ait olursa olsun, bir yıl içerisinde hiçbir başkaca işlem yapılmaksızın, araştırma yapılmaksızın ilgili belediyelere devredilecektir. Belediyeler devraldıkları taşınmazlar üzerinde en geç bir yıl içerisinde imar ıslah planlarını yapacak, parselleri oluşturacak ve vatandaşa tapusunu verecektir. Konu budur sayın milletvekilleri. Mahalleler Birliğinin başka talepleri de var ama bunlar tüm toplumu ilgilendiren taleplerdir.

Teklifim başka konuları da düzenliyor ama zaman izin vermediği için bunlara giremiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum; iyi akşamlar diliyorum, iyi iftarlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Bir milletvekili adına, İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Yedekci konuşacak.

Buyurun Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AKP’nin son on dört yıllık iktidarı boyunca iktidarını imar rantı üzerine kurmuş olduğu çok açıktır. Sayın Milletvekilimiz Akif Hamzaçebi’nin verdiği bu kanun teklifiyle, biraz olsun orada mağdur olan vatandaşlarımızın yaralarının sarılması amaçlanmaktadır. Onun için, kıymetli bütün milletvekillerimizden bu kanun teklifine “evet” oyu kullanmasını rica ediyoruz.

Kent topraklarının menkulleştirilmesine ve yağmasına dönük yeni bir örgütlenme modeli geliştiriliyor. Nasıl geliştiriliyor bu model, bundan da bahsedelim size.

Şimdi, önce bir alan iktidar sahipleri tarafından göze kestiriliyor, sonra bu alan atıl hâle getiriliyor, oraya belediye hizmetleri götürülmüyor. Orada, çeşitli suç örgütleri ya da efendim, esrar, eroin, uyuşturucu gibi şeylerle uğraşan insanlar orayı mülk ediniyor, daha sonra da oranın yaşayan halkı oradan bir şekilde uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Ne hikmetse bu alanlar hep İstanbul’un, Türkiye'nin en güzel, en verimli alanları. Deniz kenarları, efendim, Taksim’de Tarlabaşı, İstanbul’da Sulukule, Fener, Balat; hep bu tür yerler seçiliyor. Neden? Çünkü rant değeri çok yüksek, çünkü AKP iktidarını bunun üzerine kuruyor. Nasıl kuruyor? İnsanları buradan uzaklaştırıyor, kendi kamu gücünü de kullanarak çok düşük değerlerle insanların mallarını elinden alıyor, daha sonra da TOKİ eliyle kendine yakın müteahhitlere veriyor ve bu müteahhitler de buraya yaptıkları yapıları trilyonluk değerlerle satıyor. Bunun onlarca, artık belki yüzlerce örneğini de görebilirsiniz.

Şimdi, 6306 sayılı Kanun, biliyorsunuz ki Van depreminden sonra çıktı. Afeti fırsata çeviren başka bir anlayış olamaz herhâlde. Bütün kanunların üzerinde çıkan ve mülkiyet hakkını yok sayan 6306 sayılı Kanun artık AKP’ye yetersiz gelmekte, acele kamulaştırma kararları alınmaktadır; Gaziosmanpaşa’da olduğu gibi, Diyarbakır Sur’da olduğu gibi.

Şimdi, 24 Ağustos 1984 tarihli ve 2981 sayılı Kanun kapsamında on binlerce vatandaşımızı ilgilendiren ve üzerinden otuz iki yıl geçmesine rağmen hâlâ sonuç alınamayan bir başka sıkıntı var. Vatandaşın elinde tapu tahsis belgesi var, tapu almak için gerekli bütün şartları haiz ama tapuları verilemiyor. Bu konuyla ilgili olarak Mahalleler Birliği iki gündür Ankara’da ve Büyük Millet Meclisinde grubu olan bütün partilerle de görüşmeye çalışıyor. Biz de onlara buradan açıkça söylüyoruz ve diyoruz ki: Siz de dâhil olmak üzere, AKP’nin ve kapitalizmin vahşice imar anlayışından zarar gören, mağdur olan bütün vatandaşlarımızın her zaman yanında olacağız; sizlerin de yanındayız.

Bu nasıl olmalı peki? “Siz eleştiriyorsunuz ama öneriniz var mı?” diyebilirsiniz. 6306’yla ilgili önerimiz şudur: Bu iş 5 ayaklı bir sistemle yapılmalıdır. Öncelikle mülk sahipleri projenin başından sonuna kadar bütün süreci bilmelidir ve mutlaka Mimarlar ve Mühendisler Odasından, Şehir Plancıları Odasından, hatta toplum bilimcilerden ve psikologlardan oluşan bir heyetten, disiplinler arası bir heyetten bir temsilci olmalıdır, bu işi yapacak olan müteahhidin bir temsilcisi burada bulunmalıdır, Bakanlığın bir temsilcisi burada olmalıdır ve oranın yerel belediyesinin bir temsilcisi burada olmalıdır ve bu 5 ayaklı sistem projenin başından sonuna kadar süreci takip etmelidir. Yani, riskli alan ilan edip de bu alanlar birilerini zenginleştirme alanı olarak kullanılmamalıdır, afet kimseye rant olarak dönmemelidir, kentsel dönüşüm rantsal dönüşüme dönüştürülmemelidir ve yeni kentsel dönüşüm alanları gerçek anlamda insanların huzurla, keyifle, mutlulukla ve deprem güvenliğiyle yaşayabilecekleri yerler hâline getirilmelidir. Gerek 2981 sayılı Yasa’da gerek 6306 sayılı Yasa’da bu ve benzer çekinceler ön plana alınmalı, kamu yararı gözetilmeli ve vatandaş birincil öncelik olmalı ve insan merkeze alınmalıdır.

Hepinizi içtenlikle, sevgiyle, saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yedekci.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum, hayırlı iftarlar diliyorum.

Kapanma Saati: 20.24

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.29

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 383 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili İsmet Uçma konuşacaktır.

Buyurun Sayın Uçma. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMET UÇMA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, sevgili milletvekili arkadaşlarım; bir iftar sonrasında, mübarek bir günün sonunda, sizleri bu feyizli günde saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Yine, buraya her çıktığımda yaptığım konuşmalarda bu Meclisin mehabetine yakışan bir üslubu, üslup temizliğini sürekli vurguluyorum. Doğrusu, bugün de biraz üzüldük. Mübarek bir ayda üsluplarımız gene biraz havada uçuştu. İnşallah, konuşacaklarımızın buna da katkısı olur diye düşünüyorum. Bu vesileyle, geneli üzerinde söz aldığım Maarif Vakfımızın kanun tasarısı, kuruluşu, hayata geçişi ve yapacağı işlerin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ülkemizi, milletimizi, gençlerimizi, muhassalamızı, medeniyetimizi, gelecek tasavvurumuzu bütün dünyada yeni Türkiye’nin şanına şerefine yaraşır bir şekilde temsil etmesini canıgönülden diliyorum.

Sevgili dostlar, her ramazanda bir menü oluşturuluyor biliyorsunuz, bu ramazan da bir menü gene önümüze geldi. Dolayısıyla, din ve dine dair alanlarda kimi arkadaşlarımızın zaman zaman vurguladığı, zaman zaman belki çizginin ve maksadın dışına çıkarak algıladığı hususlara ilişkin birkaç söz söylemek istiyorum.

Arkadaşlar, bütün dinler 3 ana umdeden meydana gelir, sevgili Ayhan Bey de değinmeye gayret etti bunlara: Bunlardan birisi itikat yani itikat dediğimiz inanç, diğeri ibadet, bir diğeri de muamelattır. Sevgili arkadaşlar, dikkat kesilmenizi istediğim husus şudur: İtikat ve ibadet akılüstü iki alandır ve Allah’a ait alandır. Dikkat ederseniz, bütün kıyametler bu iki alanda kopartılmaktadır ve bize ait olmayan alan üzerinden, birtakım spekülatif gelişimler üzerinden hakikaten kırıcı, dökücü, gerçekten de bizim medeniyetimizin nezaketine, letafetine, hakikaten de mahviyetine yakışmayacak durumlar ortaya çıkmaktadır. Peki, din nerede tezahür etmektedir ya da dinler? Bizim sorumlu olduğumuz din ve dinler, muamelat dediğimiz, birbirimizle ilişkiye geçtiğimiz, toplumsal hayatla ilişkiye geçtiğimiz andan itibaren ortaya çıkmaktadır. Basit misaller vermek gerekirse: Sözünde duruyor mu? Çekini, senedini ödüyor mu? Çocuklarına iyi davranıyor mu? Komşusuyla geçimlik mi? Bir cemiyete girdiğinde cemiyet rahatlıyor mu yoksa huzursuz mu oluyor? Güvenli mi, emniyetli mi, her şeyinizi kendisine emanet edilebilecek bir insan mı? Arkadaşlar din bu alanda tezahür etmektedir. Diğer alanlara mümkün olduğunca girmemeye çalışmak lazım. Hem akılüstü iki alandır hem bize ait olmayan alandır.

Bu konulara bakışımızı İsa ile Allah arasında geçen konuşma özetlemektedir, o da şudur: Sevgili arkadaşlar, Allah İsa Peygamber’imize sorar –bütün peygamberler bizim peygamberlerimiz biliyorsunuz- aynen soru şöyledir: “Allah’ın dışında beni ve anamı 2 ilah edinin. diye bu insanlara sen mi söyledin?” İsa cevap verir, der ki: “Ben insanlar arasında yaşadığım sürece Allah’ın dışında anamı ve beni 2 ilah edinin.” diye asla söylemedim, buna sen de şahitsin. Ama sen beni öldürdükten sonra onlara vaziyet eden sensin, onlar senin kullarındır, istediğin gibi muamele edersin.

Sevgili arkadaşlar, bir peygamberin ağzından bir şirk toplumuna karşı Rabb’imizin karşılıklı diyalogla ifade ettiği dinî alana lütfen dikkat ediniz. Ama, biz ne yapıyoruz ya da bu konuda söz söyleyenler ne yapıyor? O alanlara girerek gerçekten de haddi aşıyor, haddimütecaviz davranıyor; bunu yapmamak lazım.

Bir de yine muhalefet şerhlerinde gördüğüm bir husus; sevgili arkadaşlar, laiklik hukuki bir terimdir. AK PARTİ’nin ve gerçekten de bu insanların, Türk insanının laiklikle hiçbir dönem hiçbir sorunu olmamıştır. AK PARTİ’nin böyle bir gündemi asla yoktur, esasen bu milletin de yoktur; Osmanlı’da yoktur, öncesinde yoktur, sonrasında yoktur. Niye bunlar meydana geliyor sevgili arkadaşlar? Hukuki bir kavrama, başka bir alana çekildiğinde, ittifak edilmeyen literal anlama sokulduğunda örneğin Amerika’da farklı, Avrupa’da farklı, Fransa’da farklı, Türkiye'de farklı, İngiltere’de farklı bir anlam demeti içeren kavramı getirir. Tekdüze kamusal alan ve benzeri diye hiçbir hukukçu bana kamusal alanı doğru tarif edemez, daha doğrusu dünyada hiçbir hukukçu edememiştir. Bu itibarla, nerede kafa karışıklığı oluşturmak istenirse ve nerede insanlar birbirine düşürülmek istenirse hukuki, görece tanımsız bu kavram üzerinden siyaset üretilmektedir; bunu doğru bulmadığımı ifade ediyorum sevgili arkadaşlar.

Ben de merhum Cemil Meriç’i eğitime verdiği katkılar nedeniyle rahmetle anıyorum. Merhum Cemil Meriç’in “Kamus namustur.” sözünü hatırlatmak istiyorum. Gerçekten de toplumların hafızalarını, toplumların değerlerini ve değerlere dayalı hayata dair yürüyüşlerini ancak ve ancak muhafaza eden kamuslardır. Onlara sahip çıkmamız gerekmektedir.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bizim, özellikle büyüyen Türkiye'nin, gelişen Türkiye'nin, yurt dışında ve yurt içinde artık eski teamüllerden, eski kanaatlerden ve eski dünyanın bir üyesi olmaktan kurtulup, yeni dünyanın üyesi olan Türkiye’ye yaraşır uluslararası vizyon için Maarif Vakfı kurulmaktadır.

Sevgili arkadaşlarımın bir kısmını anlamakta zorlanıyorum. Maarif Vakfı, AK PARTİ’nin vakfı değildir arkadaşlar. Maarif Vakfı, bu milletin, bu ülkenin, Türkiye'nin, Türkiyelilerin ve Türk gençliğinin uluslararası camiada temsil edileceği, uluslararası camiayla entegre olabileceği son derece verimli, atak çalışabilecek, dinamizm yüklü bir kurum ve kuruluştur. Zaten biz bunu, Komisyonda da, sevgili katılımcı üye arkadaşlarımızla enine boyuna konuştuk, değerlendirmelerde bulunduk. Çok değerli katkı veren arkadaşlarımıza, burada hakikaten şükranlarımı arz etmeyi, büyük bir sorumluluk ve görev addediyorum.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, hepimizin malumu olduğu üzere, sadece, Millî Eğitim Bakanlığı, sadece yurt içinde okullar açan, eğitim yapan bir kurum olmaktan artık çıkmalı. Dünyadaki benzerleri gibi, aynı zamanda yurt dışında da hem kendi vatandaşlarımıza ve hem de Türkiye'nin eğitim kurumlarından yararlanmak isteyen diğer ülke vatandaşlarına hizmet sunmak üzere okullar açmış, önümüzdeki dönemde, ülkemizin dünya siyasetinde edindiği güçlü konum nedeniyle bu politikasını daha kararlı ve nitelikli bir biçimde sürdürmeyi kendisine hedef olarak koymuştur. Bu, büyük bir hedeftir. Bu, büyüyen, gelişen, gerçekten medeniyet kodlarından beslenen yeni Türkiye’nin vizyonuna, muhassalasına, tarihine, değerlerine ve değer dizgelerine çok uygun bir yapılanma şeklidir. Huzurlarınızda bulunma sebebimiz olan Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı, bu hedefi gerçekleştirirken karşılaştığımız sorunları aşmayı, ülkemizi çok nitelikli ve evrensel kriterlere uygun ve rekabet edebilir bir noktaya taşıyabilmek için bazı esneklikler edinmeyi planlamaktadır; bu vakfın kuruluş amaçlarından birisi budur. İnşallah, muhalefet partilerimizin, partilerüstü kabul edilecek bu evrensel ve ulusüstü olguya destek vererek, onların da destekleriyle bu metin yasalaştığında hepimizin gelecek kuşaklara gururla miras bırakabileceği hayırlı bir hizmeti hep birlikte gerçekleştirmiş olacağız. Bu, sadece AK PARTİ’nin, Adalet ve Kalkınma Partisi mensuplarının payına düşen bir onur ve gurur olmayacak; gelecek nesiller, dedelerini ve ondan sonraki kuşakları gerçekten de esbâtımız hayırla yâd etmiş olacak. Hatta öyle ki iyi ki dedelerimiz el birliğiyle, el ele vermişler ve ülkemizi dünyaya açan, dünyaya katabileceğimiz, medeniyet değerlerimize ülkemizi yaklaştıran dedelerimiz varmış diye bizleri minnetle ve şükranla anacaklardır.

Sevgili arkadaşlar, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim ihtiyacını gidermek, onların ana vatanlarıyla olan bağlarını sağlamlaştırmak ve ülkemizin eğitim alanında sahip olduğu büyük birikimi…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Paralel karşılamıyor mu bu ihtiyacı?

İSMET UÇMA (Devamla) - …insanlığın hizmetine sunmak amacıyla, gayesi sadece eğitim olan, başka hiçbir gayesi olmayan, sadece eğitim olan ve sahibi millet olan eğitim kurumlarını dünyanın her köşesine taşımak amacıyla bir vakfı hep birlikte kuruyoruz. “Maarif Vakfı” olarak adlandırdığımız bu vakfın tek bir gayesi olacak, o da nitelikli, iyi, güzel insan yetiştirmek olacaktır. Yani, ülkemizi…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Hocam, vakıf var ya, Millî Eğitim Vakfı var.

İSMET UÇMA (Devamla) – Efendim, Millî Eğitim Vakfının kuruluş amacı, gayesi yurt içi eylemlerle çok sınırlı olduğu için… Biz bunu Komisyondaki arkadaşlarımızla da konuştuk, keşke teşrif etseydiniz, o gün birlikte değerlendirmiş olurduk.

Bakınız, son söylediğimi bir kere daha söylüyorum: “Maarif Vakfı” olarak adlandırdığımız bu vakfın sadece tek bir gayesi olacak, o da ulusüstü ve uluslararası arenada insan yetiştirmek; başka hiçbir gayesi mevcut değildir.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Türkiye’deki okulların yaptığının…

İSMET UÇMA (Devamla) – Bir başka gayeye hizmet ederse, bugün biz varız sevgili arkadaşlar, yarın siz olacaksınız.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ulusüstü, dünya adamı!

İSMET UÇMA (Devamla) – Alırsınız, şöyle söylersiniz: Şimdi, AK PARTİ’li kadrolar eliyle, bizim de desteğimizle hayata geçen bu vakıf amacından uzaklaşmıştır. O hâlde, amacına, doğru rayına tekrar koyalım konusunda gayret gösterirsiniz. Bu kadar ümitsiz davranmaya asla gerek yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, o kadar öz güvenli davranıyoruz ki -hep birlikte ama, hiç ayrım yapmaksızın söylüyorum- millet olarak o kadar örselenmiş onurumuzu, gerçekten zedelenmiş kimliğimizi 2002’den itibaren büyük bir hassasiyetle, o milletin incinmişliğini, medeniyet bileşkesinden üç yüz yıldır kopukluğun verdiği incinmişliği hep birlikte, Meclis olarak, bu çatı altında bulunan insanlar olarak milletimize iade ediyoruz. Hayırlı olsun, uğurlu olsun.

Sevgili arkadaşlar…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bu nasıl bir cümledir? 2002’den sonra daha çok incindik.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hocam, bunu anlamadık, bir açsan biraz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İSMET UÇMA (Devamla) – Vaktimiz oldukça açacağız Sevgili Engin’ciğim. Bu akşam zatıalinizi biraz farklı görüyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Oruç vurmuştur, oruç.

İSMET UÇMA (Devamla) – Arkadaşlar, orucu bozan… Tabii, bunu Engin Bey üzerinden söylemek durumundayım, çok sevdiğim, çok değerli bir dostum.

Sevgili arkadaşlar, bu akşam az biraz garipsedim Sevgili Engin’ciğim, beni bağışlayacağınızı umuyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma olmasın da…

İSMET UÇMA (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, fıkıh kitaplarında, orucu bozan 3 neden sayılır: Yemek, içmek, diğerini söylemiyorum, herkes biliyor. Ama, dikkat edin, bu 3 unsur, efendim…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İftira bozar mı Hocam?

İSMET UÇMA (Devamla) – Şimdi geleceğim, oraya geliyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıyı dinleyelim.

İSMET UÇMA (Devamla) – Arkadaşlar, bu 3 unsur, bakın, helal ama belli bir dilimde yasaklanıyor. Ama arkadaşlar, nemime, dedikodu, iftira, lümeze, hümeze, şetanet işler külliyen, ömür boyu haramdır ve orucu da bozar.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Çalma çırpma hepsi, değil mi?

İSMET UÇMA (Devamla) – Onun için, ben size Savm-ı Zekeriya’yı hatırlatıyorum. Arkadaşlar, oruçlarımızı adaletle, izanla ve konulacak mizana uygun, gerçekten ibadet olgusu içerisinde, bütün azalarımızla, bütün azayicevarihlerimizle yerine getirmek zorundayız.

Bu itibarla, bu akşam Sevgili Engin kardeşim -iftara yakın biraz susuzluk oldu herhâlde- bu kuralları biraz, az biraz aşmış oldu. Bundan sonra asla yapmayacaktır, buna inanıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Arkadaşlarınızın, iftira attıkları için oruçları bozuldu. İftira attılar, oruçları bozuldu hepsinin.

İSMET UÇMA (Devamla) – Sevgili dostlar…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şamil Bey’le ilgili yorumunu da alalım İsmet Ağabey, Şamil Bey’le ilgili yorumunu da rica ediyorum. Yoksa sataşmadan söz isteyeceğim.

İSMET UÇMA (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, en başta şunu söyledim, dedim ki: Bugün bu Mecliste olup bitenler -bu kim olursa olsun- bu oruç ayının, vahyin başlangıcının ve vahyin doğum yıl dönümünün mehabetine asla yakışmamıştır, bunu ta başta söyledim. Ama, isim vermek, tadat etmek… Takdir edersiniz ki Engin’ciğim, zatıalinizle olan hukukumdan kaynaklandı zatıalinizi anmam. Yoksa, bana yakışan bir şey değildir. O itibarla, bana tadat ettirmeyin, isim verdirmeyin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şamil Bey’le hukukun yok mu İsmet Ağabey? Şamil Bey’le ilgili de bir cümle söyle Allah aşkına.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Şamil Bey’le hukukun yok mu ağabey?

İSMET UÇMA (Devamla) – Efendim, bakınız ama umuma teşmil edecek genel kaideler ve kurallardan bahsediyorum. Burada sizinle olan hukukumun dışında kişisel ve şahsiyat yapacağımı zannetmenizi doğrusu yadırgarım.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Şamil Bey’le hukukunuz yok mu?

İSMET UÇMA (Devamla) – Evet, sevgili arkadaşlar, şimdi, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitimi ve iyi insan yetiştirme… Hâlihazırda bu Bakanlığa yani Bakanlığımıza bağlı faaliyet gösteren Belçika, Danimarka, Arabistan, Kuveyt, Katar, İran, Afganistan, Romanya, Moldova ve Türki Cumhuriyetler gibi ülkelerin de içinde olduğu dünyanın 15 farklı ülkesinde 65 eğitim kurumumuz bulunmaktadır. Bu yeterli midir? Hayır ama övünülecek bir durumdur, dünle kıyas ettiğimizde övünülecek bir durumdur. Gerçi hemen Engin Bey “İlk kıyası şeytan yapmıştır, batıldır.” diyecektir ama bu kıyas doğru bir kıyas Engin Bey.

Dolayısıyla, sevgili arkadaşlar, 15 ülkede 65 eğitim kurumumuz…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Cemaatinki de dâhil mi Hocam?

İSMET UÇMA (Devamla) - …ve maalesef bu kurumlarımızın bir kısmı fiziksel mekân olarak, eğitimci istihdamı noktasında ve müfredat konusunda istediğimiz noktada değildir. Çünkü bu konularla ilgili ülke mevzuatına uygun ve rekabet edebilecek bir yapı oluşturma konusunda yeterli esnekliğe sahip değiliz. Bu vakıfla bunu da aşmış olacağız, bunu da sağlamış olacağız inşallah. Oysa, bu kurumlarımız çağdaş dış politika argümanları açısından birer “soft power” olarak değerlendirilmelidir, “hard power” olarak değerlendirilmemelidir. Gerçekten de artık dünyada büyük varlıklar, zenginlikler silah sanayisindeki ilerlemelerle, maden çokluğuyla, yer altı zenginlikleriyle değil, insan kaynaklarıyla hayata geçirilebilecek zenginliklerdir ve göreceksiniz bütün dünya insanları bizim medeniyet kodlarımızın bileşenlerinden mülhem bu kurum ve kuruluşlarla gerçekten de Türkiyeli insanları örnek alacaklar, onlardan mahviyet öğrenecekler, medeniyet öğrenecekler, adalet öğrenecekler ve yeryüzünden zulmü inşallah bertaraf edecek. Âdem’in 2 çocuğundan biri çok zeki, biri az zeki olamaz ama biri adaletli, biri adaletsiz olabilir. İşte, adaletli olan ve adaletli olanlar bölüğüne düşen iyilik taşıyıcıları adaletsizleri, inşallah, Türkiyeliler olarak hep birlikte bütün dünyadaki adaletsizlikleri durdurmuş olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMET UÇMA (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle, Maarif Vakfının tekrar hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum, ramazanınızı tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uçma.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu konuşacak.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kanunla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Sayın İsmet Uçma’nın dileklerine katılmamak mümkün değil, kendisine teşekkür ediyoruz buradan ama tabii ki kullanılan dil çok önemli, niyet çok önemli yani söylemlerin bir adım ötesinde gerçekten içten isteme önemli; bunun için de dilin kullanımı önemli.

Birinci Oturumda, özellikle Meclisin çalışmasına yönelik olarak, buradan, AKP’li arkadaşlardan bir tanesinin kullandığı dili ben burada sizlerle paylaşmak istiyorum: “Eğer gece geç saatlere kadar çalışır, kanunu bitirirsek Genel Kurulu çalıştırmayacağız yoksa çalıştıracağız.” şeklinde, emir kipiyle, baskın bir otoriter dili kullanma, aslında, demin ortaya çıkan, hepimizin şahitlik ettiği olayları hazırlayan zeminin de ilk öncüleri oluyor. Onun için, burada, özellikle kullanılan dile çok dikkat edilmesi gerekiyor.

Tabii ki hepinizin ramazanınızı kutluyoruz bu arada, hayırlarla, sağlıkla, sıhhatle, güzel şeylerle beraber gelsin ama ramazan ayında da tutulan oruçlar sonucunda karnın doyması lazım yani yeterli gelire de sahip olmak lazım.

KAMU-SEN’in yaptığı bir araştırmayı ben buradan paylaşmak istiyorum: Yapılan araştırmaya göre, 2016 yılında 4 kişilik bir ailenin iftar yapması için gerekli olan –iftar ve sahur dâhil- günlük tutarın 59 lira olduğunu paylaşmak istiyorum. Bu, bir aylık baktığımızda 1.712 TL ediyor. Yani 4 kişilik bir ailenin yalnızca iftar için harcaması gereken miktar bu kadar. Özellikle 2016 ortalama memur maaşının 2.575 lira olduğunu da düşündüğümüzde, bunun bu maaşla bu iftarı ve sahuru nasıl çıkartacağını ve diğer harcamalarını nasıl yapacağını da sizlerin vicdanına bırakmak istiyoruz. 2013 yılında 4 kişilik bir ailenin harcamasının 1.168 TL olduğunu ve bunun 2016’da 1.712’ye çıktığını hesaplamalara göre bulduğumuzda artışın yüzde 47 olduğunu görüyoruz. Ama 2013’te ortalama memur maaşının 2.087, şimdi de 2.575 lira olduğu bir dönemde maaş artışının da yüzde 23 olduğunu söylediğimizde yani fiyat artışının maaşların neredeyse 2 katı üzerinde olduğunu da buradan paylaşmak istiyoruz. Onun içindir ki, burada Maarif Kanunu’nu geçirirken, çalışırken burada temel olan öğretmenlerin, itici, ana aktör olan öğretmenlerin maaşlarını da gündeme getirmek istiyoruz. Öğretmenlerimizin hak ettiği ve verilmesi gereken 3600 ek göstergenin de mutlaka verilmesi gerektiğini ve hayat standardında bir tık daha ileriye yönelik rahat nefes alabilecekleri imkânların sağlanması gerektiğini de buradan paylaşmak istiyoruz.

Evet, üzerinde tartıştığımız kanuna gelince, bakıyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarıyla eğitim sektörü, özellikle eğitimde artık kasıtlı bir kötüye gidişin çabalarının olduğunu da buradan paylaşmak istiyoruz. Eğitimde gerçekten her şeyin sıfırlandığını çünkü eğitim denilen şeyin artık işe yaramaz hâle geldiğini Adalet ve Kalkınma Partisinin gözler önüne serdiğini görüyoruz çünkü çocuklar çalışıyor çalışıyor, sınavlara giriyor, elde ettikleri başarının ileriye yönelik bunların geleceklerinde olumlu bir katkı sağlamadığını hep birlikte görüyoruz. Üniversite sınavlarına giriyorlar, bir üniversiteyi kazanıyorlar, mezun olduktan sonra bu eğitimin hiçbir işe yaramadığını görüyoruz çünkü aldıkları eğitim işe girmede kendilerine bir avantaj sağlamıyordu. Sınavlara giriyorlar, işte, KPSS sınavlarına giriyorlar, ALES sınavlarına giriyorlar ama görülüyor ki bu eğitim sisteminde bu girdikleri sınavlar da kendilerinin gerçekten istedikleri alanlarda iş bulmalarında yardımcı olmadığını görüyor çocuklar ve buradan da görüyoruz ki artık bu sistem çalışmıyor, on dört yılda bu sistemin Adalet ve Kalkınma Partisi eliyle ne hâle getirildiğine de hep birlikte şahitlik ediyoruz. Yani şimdi, baktığımızda, artık Adalet ve Kalkınma Partisi diyor ki: “Biz Millî Eğitimin yerine kendi sistemimizi kurmak istiyoruz, kendi paralel sistemimizi kurmak istiyoruz.” Yani “paralel” olarak ifade edilen bir yapıya ek olarak ikinci bir paralel çizgi çiziliyor burada; devlet eğitim sistemine, özellikle Millî Eğitim Bakanlığına alternatif olacak bir sistemin inşası burada söz konusu. Devlet niye vakıf kurar? Zaten Millî Eğitim Bakanlığı gibi gerçekten devasa bir sistem var elimizde. Acaba on dört yılda bu sistem nasıl işletildi? İşte, istatistikler ortada, on dört yılda gelinen nokta ortada, on dört yılda okulların kalitesi ortada, on dört yılda uluslararası arenada elde ettiğimiz başarılar veya başarısızlıklar ortada, on dört yılda inovasyon merkezlerinin veya yenileşme merkezlerinin durumu ortada, on dört yılda işte, uluslararası boyutlarda kalite ölçeğinde üniversite sıralamaları ortada. Bütün bunları daha iyi bir hâle getirme bir yanda dururken, buna yönelik bir çaba olması gerekirken, ama bir bakıyoruz ki tekrar, bir Maarif Vakfı kurma yönünde alelacele çabaların gündeme getirildiğini görüyoruz.

Hakikaten devlet niye vakıf kurar? O kadar çok vakıf var ki bunlar yetmiyor mu? Yani bir de özellikle 4 kişinin Cumhurbaşkanı tarafından atandığı, 3 kişinin Bakanlar Kurulu tarafından atandığı ve atandıktan sonra ilelebet, 72 yaşına kadar görev yapacakları bir vakıf bu. Ana direkleri bu 7 kişi oluşturuyor. Gerekçe ne? Aslında bunun mantığının izah edilmesi lazım.

Bakan Bey bu vakfın kuruluş amacı olarak diyor ki: “Maarif Vakfıyla okullarımızın gelişiminin önündeki engelleri kaldırarak, yurt dışında benzer yapılarla rekabet edebilecek esnek ve güçlü bir yapıyı oluşturmak istiyoruz.” Yani burada, on dört yıllık AKP iktidarına baktığımızda, hakikaten yurt dışında ve bütün dünyada güçlü bir yapıyı oluşturabilmede bir tek Maarif Vakfı mı kaldı? Acaba dış politikaya baktığımızda Dışişleri ne yaptı? Özellikle sıfır sorunla yola çıktık, şu anda nasıl bir politikayla karşı karşıyayız? Dostumuz kaldı mı?

“Çözüm süreci” dedik ama şu anda her gün vatan evlatlarını şehit veriyoruz. Yani bu nasıl bir iştir?

“Ben yaptım, oldu.” düşüncesiyle, “Ben her şeyi biliyorum.”, “Bütün ‘en’ler benim bünyemde toplanmış.”, “Ben”, “ben”, “ben” zihniyetiyle nereye kadar varacağız?

Onun için, diyoruz ki -demin Sayın İsmet Uçma’nın dediklerine katkı sağlamak için de- gelin, “Ben yaptım, oldu.” mantığını bir kenara bırakarak, hep birlikte, ortak kararla, eğer ortak bir vizyon oluşturulmak isteniyorsa muhalefetin de sözlerinin gerçekten dikkate alınması hâliyle bir yapı oluşturarak, bir çalışma ortamı oluşturarak bunun o şekilde gündeme getirilmesi lazım. Yoksa, hani “Biz yaptık. Biz böyle yapıyoruz efendim; beğenmiyorsanız bizden sonra gelir, değiştirirsiniz.” mantığıyla bu iş yürümez. Devlette süreklilik vardır, yani siz gidersiniz -tabii ki gideceksiniz- bir başkası gelecek ama bu devletin devam etmesi gerekiyor. Onun içindir ki “Biz yaptık, oldu. Yeni gelen iktidar değiştirir.” mantığının bırakılması lazım çünkü bu bir vebal meselesidir. Vebal altında kalıyorsunuz. Yani, şu anda yaptığınız bu uygulamalar yarın aynı şekilde size dönecektir. Yarın bu nesil, bu genç nesil, bu gelecek nesil sizi anarken nasıl anacaktır, bunlara da dikkat edilmesi lazım.

İşte, deniliyor ki: “Okulların -veya eğitim sisteminin- gelişiminin önündeki engeller kaldırılacak.” Biz de buradan diyoruz ki: “Bu eğitimin önündeki en büyük engel sizsiniz, gerçekten, sizin uyguladığınız politikalar artık. Yani eğer siz bu yanlış politikalarınızı, bu “Ben her şeyi biliyorum.” politikalarınızı bir kenara bırakırsanız, uzlaşmacı, karşı düşünceye saygı duyan, onlara önem veren bir zihniyetle bu tartışma ortamları veya komisyon çalışmalarını gündeme getirirseniz, gerçekten, bu yanlışların önüne de geçilecektir.

Şimdi soruyoruz: Okullarda kaliteyi artırmak istediniz de biz mi engel olduk, muhalefet mi engel oldu, Milliyetçi Hareket Partisi mi engel oldu? Kaliteli öğretmen yetiştirmek istediniz de biz mi engel olduk? Eğitim fakültelerinde program yenileşmesi yapacaktınız da biz mi engel olduk? Yani, çocuklar sınavlara giriyorlar da uluslararası sınavlarda başarılarının düşük olmasına muhalefet mi sebep oluyor? Sözleşmeli, ücretli öğretmenleri atayacaksınız da -75 bin ücretli öğretmen şu anda görev başında- onları kadrolu atayacaksınız da muhalefet mi engel oluyor? Sormak istiyoruz. Doğu Anadolu’da şu anda eğitim yapılamıyor yani şu andaki okulların durumu içler acısı hâlde. Peki, bu eğitim yapılamama hâline Milliyetçi Hareket Partisi veya muhalefet mi engel oldu? İşte, birkaç yıl önce “çözüm süreci” adıyla getirdiğiniz, gerçekten ucunu bucağını göremediğiniz, bir önceki oturumda da karşılıklı olarak suçlamalarla, muhalefeti suçlamaya çalıştığınız “Siz o PKK paçavralarının altında oturdunuz.”, “Yok, siz yaptınız.” şeklindeki suçlamalarla gündemi kurtarmaya yönelik tartışmaları gündeme siz getirdiniz. “Çözüm süreci” adı altında, yangından mal kaçırırcasına, alelacele, gizli kapaklı yapılan görüşmeler ve sonunda da ortaya çıkan durumlar sonucunda utanan siz oldunuz yine.

Bakın, gelen bu şehitlerin vebali altındasınız, bunun hesabını veremiyorsunuz. Ne kadar çalışmalar yapsanız da, şehit cenazelerine katılsanız da o yüreği kırılan anaların, toprağın altına giden şehitlerin hesabını veremeyeceksiniz. Bunun için diyoruz ki: Bir an önce gelin, “Ben yaptım, oldu.”yu bırakıp alternatif veya paralel eğitim sistemi yerine… Gerçekten düşünen, araştıran bir kültürün yerine biat kültürünü baz alacak, başat alacak bir sistemi kurmanın telaşı içerisinde olmayın lütfen.

Hepimizin evlatları var. Eğer bu ülke batarsa, bu gemi batarsa hepimiz batarız. Onun için diyoruz ki: Lütfen, bunlar son çırpınışlarımız olmasın artık ve yaptığımız hataları bir daha tekrar etmemek için buraya getirdiğimiz bütün kanun teklif ve tasarılarını bir kez daha gözden geçirelim çünkü “pardon” deme lüksümüz yok artık. Yani “Biz yaptık, sonra olmadı.”, “Kandırıldık, bilemedik.” şeklindeki ifadelerin herhangi bir geçerliliği ve güvenilirliği yok. Onun için tekrar ediyoruz, diyoruz ki: Lütfen, bu kurulan vakıfların da artık gözden geçirilmesi lazım, denetlemelerinin yapılması lazım.

Diyoruz ki: Artık siz bu işi beceremiyorsunuz. Lütfen, hiçbir şeyi de alelaceleye getirmeyin. Bunun içindir ki bu kanun tasarısının tekrar görüşülmesi lazım ve eğitim sisteminin daha fazla yara almaması için de bundan sonra daha dikkatli davranılması gerekiyor.

İşte, bu yasa tasarısıyla, Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’yla gerçekten eğitime de artık son çivi çakılmış olacak, öyle görüyoruz çünkü bakıldığında merkezinin İstanbul’da olması hedefleniyor. Peki, merkez niye İstanbul’da olur? Bunun açıklanması lazım. Eğer Millî Eğitim Bakanlığı Ankara’da, bu işin beyni burada ise neden burada değil de İstanbul’da? Bunun da cevabının verilmesi gerekiyor.

Ayrıyeten, okul öncesinden üniversite eğitimine kadar tüm eğitim süreçlerinde burs verecek; okul, eğitim kurumu, yurt gibi tesisler açacak ve ayrıyeten bu kurumlarda görev alabilecek eğitmenleri yetiştirecek; araştırma, geliştirme çalışmaları, yayınlar, metotlar… Yani bakıyoruz, o zaman Millî Eğitim Bakanlığı ne iş yapacak? Soruyoruz. Talim Terbiye ne iş yapacak? YÖK ne iş yapacak? Birilerinin bize bunları izah etmesi lazım. O zaman, Sayın Bakana soruyoruz: Siz ne iş yapacaksınız Sayın Bakan? Bunların da izah edilmesi lazım. Eğer bu vakıf Millî Eğitim adına her şeye karar verecekse, programları yapacaksa o zaman hiçbirine ihtiyacımız yok, o zaman bu vakıf yönetsin, her şeyle bize o zaman yol göstersin. O zaman soruyoruz: Gizli niyet ne burada? Bunun anlatılması lazım bize, bunun verilmesi lazım.

Yani bu tasarı yasalaşırsa daha önce yandaş, yoldaş, sırdaş cemaatlerle yapılan anlaşmalar sayesinde delik deşik olmuş olan eğitim sistemi gerçekten daha beter hâle gelecektir. Atatürk’ün Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla eğitim öğretim birliği sağlayarak vatandaşlık bilinci çerçevesinde devletin bilincinin, birliğinin sağlandığı, tek dil, tek bayrak, tek devlet, tek millet hedefinden bu iktidar döneminde acaba vazgeçilmeye yönelik temeller mi atılmaktadır? Bunları da sormak istiyoruz. Çünkü birkaç yıldır üzerine basarak sorduğumuz ve cevap alamadığımız, hâlâ da cevap alamadığımız Kürtçe eğitim verilen okullardan hâlâ hiçbir haber yok. Bunlar neredeyse diploma verir hâle geldiler, eğitim veriyorlar ve bu sistemin hâlâ devam ettiğini de görüyoruz.

Diyoruz ki artık kurumlar çalışamaz hâle geldi. Acaba Cumhurbaşkanlığının emrinde yeni bir bakanlık mı, yeni bir Millî Eğitim Bakanlığı mı ihdas edilmeye çalışılıyor? Bunları sormak istiyoruz. Acaba yine Millî Eğitim Bakanlığı baypas edilecek ve devletin denetiminden çıkarılacak olan eğitim sistemi de direkt olarak sarayı mı bağlanacaktır? Bunları sormak istiyoruz.

Ama şunu vurgulamak istiyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti gerçekten güçlü; her bir çocuğunun eğitimini sağlayarak hem yurt içinde hem yurt dışında hem de uluslararası alanda Türkiye’yi en iyi şekilde temsil edecek nesli yetiştirmede hem önemli bir güce sahip hem niteliğe sahip. Burada gerçekten burayı şereflendiren çok önemli, çok iyi yetişmiş arkadaşlarımız var. Bunların her biriyle zaten bu görevlerin yapılabileceğini de bizler görüyoruz. Onun için diyoruz ki buradan, bu vakfın tekrar çok iyi bir şekilde düşünülmesi gerekiyor.

Bu vakıf kime karşı sorumludur? Yani vakıf kuruluyor ama bu vakfı kim denetleyecek? Mali olarak veya yaptığı işleri gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devletinin politikaları çerçevesinde mi yapıyor yoksa bunun dışında başka işler mi yapıyor? Bu denetimleri yapacak olanlar kimler? Onun için bunları da biz sormak istiyoruz. Sorumluluk alanı nedir bu vakfın? Bunların da açık, net olarak verilmesi gerekiyor.

Yine bakıyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi birçok şeyi söylüyor ama on dört yıldan beri hayal ürettiğini de görebiliyoruz. Yani, vadeden; hem gençliğe vadeden hem ülkeye vadeden hem de 2023 ve 2053 vizyonlarıyla vadeden, umut tacirliği yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. Onun için diyoruz ki artık bırakın bu hayalciliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek verileri çerçevesinde çok daha planlı, programlı bir şekilde millî eğitimin hedeflerinin belirlenmesi ve bu hedeflere ulaşması için de gerçekçi politikaların üretilmesi gerekiyor. Sonunu görmediğiniz yola lütfen girmeyin, heba edilecek ne bir paramız var ne de bir gencimiz var.

Teşekkür ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar konuşacak.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı üzerine parti grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım.

Söylenecek pek çok şey var ama şuradan başlayalım: Öncelikle, eğitim alanında bugüne kadar gördüğümüz en istikrarsız, en tutarsız uygulamaları sergileyen iktidar AKP hükûmetleri iktidarları olmuştur, AKP dönemi olmuştur. Eğitim bir yapboz oyununa çevrilmiştir, “Eğer yanlış sonuç verirse başkasını yaparız.” gibi bir mantıkla yaklaşılmıştır. Bunun toplumda yarattığı tahribat, ülkede yarattığı sancılar çok büyüktür. Bunları gidermek için çok uzun zamana ve çok yoğun emeğe ihtiyacımız olduğunu hatırlatalım.

Eğitim üzerine söz almışken ya da söz eğitimden açılmışken birkaç konuya değinmekte fayda var. Evet, açılan üniversite sayısıyla övünüyor bu iktidar, bundan önceki AKP hükûmetleri. Yapılan yollarla övünüyor, köprülerle övünüyor ama İnsani Gelişme Endeksi’ne gelince susuyor. “Acaba bu yapılan yollar, açılan yeni üniversiteler Türkiye’de insani gelişime ne katkı sağlıyor, ne kadar katkı sağlıyor?” diye sorulduğunda cevap yok. Peki, bu yollar kimin için yapılıyor? Bu yeni üniversiteler kimin için açılıyor? Köprüler kimin için yapılıyor? Eğer insan için yapılıyorsa bunlar, bunların karşılığının insani gelişime de yansıması gerekmiyor mu? Ama, yansımıyor.

Bakın, İnsani Gelişme Endeksi’ne göre, Türkiye son birkaç yıldır geriliyor, gerileme içinde bir ülke. İnsani Gelişme Endeksi çeşitli açılardan ülkeleri değerlendirmeye alıyor. Bunların içinde tabii ki yaşam süresi, sağlık önemli yer tutuyor ama en önemli parametrelerden biri de eğitimdir. Eğitim alanında Türkiye'nin gerilerde yer aldığını ortaya koyan çeşitli istatistikler var, çeşitli endeksler var -onlara biraz sonra değineceğim- ama İnsani Gelişim Endeksi’ne baktığımızda, 2015 yılında Türkiye 188 ülke içinde 72’nci sırada yer alıyor. “Neden bu kadar kötü durumdayız?” diye, “İnsani gelişim açısından neden bu kadar kötü durumdayız?” diye sorulduğunda, yine köprülerle, yollarla, inşaatlarla cevap veriyor iktidarın temsilcileri.

Eğitim konusunda “PISA” diye bir endeks var, bir gösterge var. Bunun önemli bir ölçüm merkezi ve referans olduğunu hatırlatayım. Bizim de, Millî Eğitim Bakanlığının referans gösterdiği bir çalışma, bir endeks olduğunu da vurgulayayım. PISA’nın endekslerine göre, Türkiye eğitimde son derece kötü bir durumda bulunuyor. Mesela, İngilizce Yeterlilik Endeksi’nde 2014 yılı itibarıyla 63 ülke içinde 47’nci sırada bulunuyor. Küresel İnovasyon Endeksi’nde 143 ülke arasında 54’üncü sırada. Verimlilik Endeksi’nde 30 ülke arasında 21’inci sırada. Daha İyi Yaşam Endeksi’nde yine, istihdam edilen nüfusun yüzde 40’ının kendi niteliklerinin altında çalışmak zorunda kaldığı görülüyor. Bütün bu endekslere baktığımızda, Türkiye'nin eğitimde kaliteyi yükseltemediği, nitelikli insan yetiştiremediği çok açık gözleniyor. OECD içinde ise zaten sonlarda yer alıyor Türkiye. Aynı şekilde, Avrupa Birliği ülkeleri esas alındığında da sonlarda bulunuyor. Bunun çeşitli nedenleri var değerli milletvekilleri. En başta eşitsizlik büyük bir nedendir, en önemli nedendir. Türkiye OECD ülkeleri arasında eşitsizlikler bakımından Meksika’yla birlikte son sırayı paylaşıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlikte dünyanın en kötü ülkeleri arasında bulunuyor.

Tabii, eşitsizlik sürekli başka sorunları da beraberinde getiriyor. Eşitsizliğin eğitime yansımaları ise yoksulların kalitesiz eğitim almak zorunda kalmalarında kendini gösteriyor. Eğer yoksul bir aile, çocuklarına iyi eğitim veremiyorsa iyi iş sağlama imkânı da olmuyor, iyi işlerde çalıştırma imkânı da kalmıyor. Böylece, eşitsizlik yoksulluğu büyütürken yoksullar sürekli olarak aynı alt kademede bulunmaya devam ediyorlar yani yoksulluk nesillere aktarılan bir durum hâline geliyor.

Eğitimde bunun en önemli, en yakıcı göstergesi eğitimin ticarileştirilmesi ve piyasaya açılması, daha doğrusu, piyasalaştırılmasıdır. AK PARTİ iktidarlarının en çok övündüğü şeylerden biri özel okulların sayısının çoğalmasıdır. Ancak, unutmayın, özel okullara ancak belli bir gelir düzeyinde olan ailelerin çocukları gidebiliyor. Özel okulların sayısının artırılması teşviklerle ve daha başka pek çok kolaylıkla sağlanıyor. Sürekli, özel imtiyazlar, vergi muafiyetleri ve teşvikler veriliyor özel okullar açılsın diye. Özel okulların teşvik edilmesinin bir diğer yöntemi, devlet okullarının, daha doğrusu, kamu okullarının niteliklerinin düşürülmesidir. Son on beş yılda kamusal eğitim alanında yaşanan çöküş ibret verici düzeydedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın birkaç evrensel normundan birisi sosyal devleti tanımasıdır, sosyal devleti bir anayasa kuralı hâline getirmesidir. Sosyal devlet, eşitsizliklerle mücadele konusunda elde edilen hakların belli bir kısmını hukuksallaştıran bir kavramdır. Yani, yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı toplumsal mücadelelerin yarattığı kazanımların bir kısmını toparlayan bir kavramdır. Eğitimin ücretsiz ve nitelikli olması yani sadece ücretsiz değil, nitelikli eğitimin ücretsiz olması sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Evet, devlet okullarında eğitim ücretsiz gibi görünüyor ama devlet okullarında eğitimin niteliği, kalitesi düştükçe, özel okulların sayısı arttıkça devlet okullarında verilen eğitim fırsat eşitliğine katkı sağlamıyor; tam tersine, fırsat eşitsizliğinin bir sebebi hâline geliyor. Bu nedenle, aileler, özellikle, dar gelirli aileler kendi yaşam ihtiyaçlarından, asgari yaşam gereksinmelerinden taviz vererek çocuklarını özel okullara göndermeye yöneliyorlar çünkü devlet okullarında okumaları hâlinde başarılı olamayacaklarını, bir gelecek elde edemeyeceklerini düşünüyorlar, bu kaygıyla özel okullara yöneliyorlar.

Özel okullar alanında yaşanan çok temel sorunlardan biri de son yıllarda, dershane karmaşası ve temel lise uygulamasıdır. Bunun bir siyasi kaynağı var tabii. Neden temel liseye çevrildi dershaneler? Bu Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nda da aynı kaygı görülüyor. “Paralelle mücadele” adı altında uygulanan yöntemler bu sonucu yarattı. Evet, “paralel devletle mücadele” adı altında her türlü yolu meşru gören bir anlayış bugün pek çok alanda büyük sorunlar yaratıyor, bu alanlardan bir tanesi de işte, eğitimdir.

Hukuk dışı devlet içi yapılanmalarla mücadele etmek demokratik hukuk devleti niteliğini taşıyan bir devletin elbette hakkıdır ama bu mücadeleyi hiçbir şekilde hukuk dışı yöntemlerle yürütemez. Siz bir hukuksuzlukla mücadele ederken başka bir hukuksuzluk yapamazsınız, hukuksuz yöntemleri, demokrasiye aykırı yöntemleri kullanamazsınız; kullanırsanız mücadele ettiğiniz yapıyla aynı niteliğe bürünürsünüz. Yani siz eğer bugün dershaneleri temel liseye çevirirseniz ve temel liseleri de özel okullar hâline getirirseniz, lise eğitim sistemini paramparça ederseniz bir şekilde hukuksuzluğu daha da derinleştirmiş olursunuz. Paralel yapıyı tasfiye etmek değil burada vardığınız sonuç, eğitimi darmadağın etmektir, toplumun geleceğini dinamitlemektir.

Aynı şey Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nda da görülüyor. “Neden böyle bir tasarıya, neden böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldu?” sorusunu bundan önceki konuşmacılar da sordular, Komisyonda bulunan değerli milletvekilleri, özellikle muhalefet milletvekilleri sık sık dile getirdiler bu soruyu ama tatmin edici bir cevap alamadılar. Aslında görünen şey çok açıktır, çok fazla analize, çok fazla didiklemeye de gerek yoktur. Görünen şey şu: AKP hükûmetleri daha önce büyüttükleri, “paralel yapı” dedikleri organizasyona alternatif yaratmak istiyorlar, daha doğrusu, onun yerine geçecek kurumlar kurmaya çalışıyorlar. Yani kendilerinin “paralel” dedikleri yapıyla mücadele ederken devlet içinde başka paralel oluşumlara gidiyorlar, başka paralel yapılar oluşturuyorlar. Paralel yapıya karşı mücadelenin gerekçesi hukuk birliğini, hukuk devletini sağlamak gibi görünüyor, öyle olması gerekiyor ama maalesef öyle olmuyor. Yapılan şey, hukuk birliğini sağlamak değil hukuk devletini daha da çökertecek bir yapılanmaya devlet eliyle gitmektir.

Şimdi, önümüzdeki Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’na baktığımızda neresinden tutarsak elimizde kalıyor diyebilirim, keyfî olduğu ortada. Çok düşünülmüş, taşınılmış, incelenmiş, araştırılmış bir çalışmanın sonucu değil bu. Çeşitli kuruluşlarla istişare edilerek ortaya çıkarılmış bir çalışma değil bu. Belirtilen amaçları yürütecek bir kurum değil bu. Nedir bu amaçlar? Baktığınızda o kadar geniş sayılmış ki böyle bir amaç maddesi bir vakfın kuruluş kanununda yer alamaz arkadaşlar. Diyor ki: “Yurt dışında insanlığın ortak birikim ve değerlerini esas alarak örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermek ve geliştirmek amacıyla okul öncesi eğitimden üniversite eğitimine kadar tüm eğitim süreçlerinde burslar vermek, okullar, eğitim kurumları ve yurtlar gibi tesisler açmak, yurt içi de dâhil olmak üzere bu kurumlarda görev alabilecek eğitmenleri yetiştirmek, bilimsel araştırmalar ve araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, yayınlar yapmak ve metotlar geliştirmek ve faaliyet gösterdiği ülkenin mevzuatına uygun diğer eğitim faaliyetlerini yürütmek.” Ne yani? Eğitimle ilgili her şeyi yapabilir. Neden o zaman Millî Eğitim Bakanlığı var? Neden Millî Eğitim Bakanlığının yurt dışı teşkilatı var? Neden Millî Eğitim Vakfı var? Neden kuruldu bu vakıf? Ne yapıyordu, ne yaptı bugüne kadar Millî Eğitim Vakfı? Eğer Millî Eğitim Bakanlığını tasfiye edecekseniz bunu açık yapın. AKP bunu açık yapmıyor, yaptığı her şeyi hileyle, hukuka ve demokratik ilkelere karşı hile yöntemiyle yapmayı deniyor, yapmak istiyor. Böyle bir vakfın kurulması demek paralel bir Millî Eğitim Bakanlığı kurmak demektir. Peki, kime bağlı olacak bu paralel bakanlık? “Vakıf” adı altında kurulan bu paralel bakanlık kime bağlı olacak? Çok açık, saraya ve Hükûmete. Çünkü, mütevelli heyetin 12 üyesi olacak, bunların 7’si daimi yani yaş sınırına göre çalışacak üyeler, yaş sınırı da 72. Kim atayacak bunları? 4’ünü Cumhurbaşkanı, 3’ünü Bakanlar Kurulu. Geri kalan 5 üye geçici üyeler olacak. Bunlar Millî Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve YÖK tarafından atanacak. Şimdi, öyle anlaşılıyor ki, net bir şekilde ortaya çıkıyor ki saraya bağlı, sürekli faaliyet yürütecek bir paralel Millî Eğitim Bakanlığı kurma amacına yöneliktir bu tasarı.

Burada özellikle mütevelli heyetinin oluşumunda başka yöntem seçilebilirdi eğer amaç gerçekten Türkiye’nin çoğulcu kültürünü yurt dışında yaşayan Türkiyelilerin eğitimi ve gelişimi için kullanmak olsaydı. Eğer çoğulcu kültürü, eğer çok renkli, çok dilli, çok inançlı toplumu yurt dışında eğitim ve kültür alanında temsil edecek ya da teşvik edecek bir kurum oluşturmak gibi bir niyet olsaydı çoğulcu yapıda bir vakıf oluşturulurdu; mütevelli heyete de diyelim ki Parlamentodan kontenjanla partilere üye tahsis edilirdi. Bu yetmez tabii ki eğitim alanında faaliyet gösteren özellikle sendikalara temsiliyetleri oranında, daha doğrusu mensupları, üyeleri oranında üye tahsis edilebilirdi ve bunların hiçbiri kalıcı üye olmazdı. 72 yaşına kadar çalışacak 7 üye varken 5 üyeyle sınırlı böyle bir şey yaparsanız gene sonuç değişmez. Baştan sona mütevelli heyetini çoğulculuğa uygun bir şekilde, demokratik ilkelere uygun bir şekilde belirleseydiniz inanabilirdik, evet, burada amaç yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarının eğitim ve kültür hizmetlerine katkıda bulunmaktır. Bunu belki o zaman ikna edici bir şekilde söyleyebilirdiniz ama böyle bir niyetin olmadığını buradan da görüyoruz. Diğer kurumları tartışırken, Eşitlik ve İnsan Hakları Kurumu gibi kurumları tartışırken de söylemiştik. İktidar kendi denetiminde yapılar oluşturuyor. Aslında, 12 Eylülün Anayasa’yı yaparken en az yüz yıl devam edecek bir düzen kurduğuna inandığı gibi, 28 Şubatçılar Türkiye’yi dizayn ederken bin yıl sürecek bir düzen kurduklarına inandıkları gibi AKP de yüz yıl, hatta bin yıl sürecek bir iktidar kurabileceğine inandırmış kendini fakat dönüp tarihten ders almak, insani kültürün, insani yapının bir gereğidir. Dönün bakın, yüz yıllık iktidar hedefleyenlerin hepsi çok feci sonlarla yıkılmışlardır. Tekçi her yapı mutlaka çatışma üretmiştir.

Türkiye gibi farklı kimliklerin, kültürlerin, inançların yaşadığı bir ülkede tek mezhep, tek din, tek parti anlayışıyla hareket ederseniz ileride bu yapıda çok ciddi çatlamalar, çok ciddi yaralar açarsınız. Bu konuda sizleri ısrarla ve sürekli uyarıyoruz. Sizler de belki geçmişte tekçi yapılara karşı mağdur olduğunuzu iddia ettiğiniz dönemlerde itiraz ettiniz. Mesela başörtüsü yasağına karşı çıkarken çoğulculuğu ve demokrasiyi gerekçe olarak gösterdiniz. Bunda haklısınız da. Yaşam tarzlarına karışmamak elbette demokrasinin ve özgürlükçülüğün gereğidir ama AKP, bugün, kendisi inanç tarzları dayatan, bunun ötesinde “tek din, tek mezhep, tek parti” anlayışıyla hareket eden bir yapı hâline gelmiştir. Daha önce bu topluma bu yapılardan gelen zararları tekrar değerlendirin. Bu yol, yol değildir arkadaşlar.

Türkiye, İnsani Gelişme Endeksi’nde eğitimde neden bu kadar geridir? Demokrasiden uzaklaştıkça, özgürlükçülükten uzaklaştıkça, tek tip anlayış hâkim kılındıkça insan zihni de, insan yetenekleri de gelişmiyor. Bunu biliyorsunuz. O hâlde dönüp sorun bakalım Türkiye niye bu kadar gerilerde eğitim kalitesinde?

Dünyanın inovasyon ve gelişimcilik açısından en iyi 100 üniversitesi arasında neden Türkiye’den bir üniversite yok? Türkiye’de insanların zekâ düzeyi başka ülkelerden daha geri olduğu için değil, bu zihniyet yüzünden. Eğitimi yapboz tahtasına çeviren, sürekli devleti nasıl kendi kontrolüm altına alırım diye uğraşan anlayış yüzünden bu hâle geliniyor.

Daha önceki yapılar, devlet anlayışı neyse AKP bunu bire bir sürdürüyor. Devlet anlayışı, devleti işgal etme üzerinden siyasal üstünlük, ekonomik rant ve ideolojik avantaj sağlamaya dayanıyordu. AKP de bunları harfiyen, daha fazlasıyla yerine getiriyor. “O devlet anlayışı duracak ama içine ben gireceğim.” diyor. İçine girdiğinizde siz artık kendinizle yüzleşme cesareti bulduğunuzda ne hâle geldiğinizi umarım görürsünüz.

Bu duygularla hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sancar.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, kısa bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden, bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Sancar’ı dikkatle dinledim, mukabilinde söylenecek çok söz var. İki hususun altını çizeceğim:

Bunlardan birincisi, gelir dağılımındaki adaletsizlik anlatısı. Evet, Türkiye’de gelir dağılımında bir çarpıklık var ama AK PARTİ döneminde bu önemli ölçüde giderilmiştir. Şöyle ki: En alt yüzde 20 ile en üst yüzde 20 arasındaki katsayı farkı AK PARTİ iktidara geldiğinde 8,3’tür; 8,3 kat fark vardır; bugün 7’ye inmiştir. Türkiye gibi tasarruf oranlarının düşük olduğu, sermaye kıtlığı çeken bir ülkede bu muazzam bir başarıdır. Bunu görmek lazım. TÜİK verilerine göre konuşuyorum, rastgele konuşmuyorum.

İkincisi: İnsani Gelişmişlik Endeksi. UNDP’nin skalası esas alınıyor. 2013 yılında biz 92’nci sıradaydık, 2014’te -verileri de ulaştırarak- 69’uncu sıraya geldik. Bu da önemli bir ilerlemedir. Şimdi 72’ye geldik. Sayın Sancar’ın bütün bu değişimleri de ifade etmesi lazımdı.

Teşekkür ederim.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Millî gelirden yüzde 1’in aldığı pay ne kadardı, şu an ne kadar, onu açıklayın.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı (1/720) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 383) (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Gaye Usluer konuşacak.

Buyurun Sayın Usluer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GAYE USLUER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı’nın tamamı üzerine grubum adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir ülkeyi yönetenlerin en önemli görevi iyi yurttaş yetiştirmektir. İyi yurttaş yetiştirmek ancak ve ancak iyi eğitimle mümkün olabilir. Ancak, on dört yıllık AKP hükûmetlerine baktığımızda, değişen Millî Eğitim bakanlarına, değiştirilen eğitim sistemlerine baktığımızda ne yazık ki bu başarılamamıştır. AKP hükûmetlerinin bakanlarından Sayın Hüseyin Çelik’in dediği gibi “Eğitim yapboz tahtasına döndürülmüştür.” Bunu biz demiyoruz, sizin hükûmetlerinizin bakanlarından birisi söylüyor.

Eğitimde nicelik ve nitelik sorunları her geçen gün daha da artmakta. Bugün bu sorun yumağı Millî Eğitim Bakanlığının kendi eliyle oluşturduğu büyüyen bir çığa dönüşmüştür ve Millî Eğitim Bakanlığı bu çığın altında giderek daha çok ezilmekte, giderek daha çok küçülmektedir.

Kısacası değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin eğitim karnesi bozuktur, eğitim karnesi zayıftır, Adalet ve Kalkınma Partisi eğitimde başarısız olmuştur. Aslında, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin Millî Eğitim Bakanlığına ilişkin öyküsünün en can alıcı başlangıç noktası 30 Mart 2012 tarihidir. Ne oldu bu tarihte, gelin yüce Meclis çatısı altında hep birlikte hatırlayalım. 6200 sayılı Yasa yani daha çok bildiğimiz adıyla 4+4+4 yasası bu tarihte kabul edildi. Bu yasa bu Meclisin, bu yüce Meclisin çatısı altından nasıl geçti? Kavgayla, gürültüyle, patırtıyla. İtirazları dinlemediniz, “ortak akıl” demediniz, “bizim yurttaşlarımız” hiç demediniz, yasayı bu Meclisten güle oynaya geçirdiniz. 4+4+4 yasasıyla Millî Eğitim Bakanlığı o güne kadar sürdürmüş olduğu politikayı daha da sertleştirdi. Âdeta bu yasayla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi eğitimde yeni bir anlayış benimsedi.

Bu yasadan sonra neler oldu, gelin hep birlikte bakalım. Dinsel söylem ve dinsel eylemleriyle vücut bulmuş bazı vakıf ve dernekler “sivil toplum örgütü” adı altında Millî Eğitim Bakanlığının politikasını belirler hâle geldi. Başta TÜRGEV olmak üzere, Millî Eğitim Bakanlığı bu vakıf ve derneklere tutsak edildi. Ortaöğretime konulan dersler, müfredatın belirleyicileri, “değerler eğitimi” adı altında sorunlu uygulamalar, öğrencilerin hangi dersleri seçmeleri gerektiğine kadar bu vakıf ve dernek adı altındaki cemaatler söz sahibi oldular. Amaçları siyasal iktidarın ideolojisine uygun bir nesil yetiştirmek olan bu vakıf ve dernekler âdeta Millî Eğitim Bakanlığının alternatifi hâline geldiler. Millî Eğitim Bakanlığı “Nasıl daha iyi bir yurttaş yetiştirilebilir?” diye düşüneceği yerde “Saraydan tanımlanan gençliği nasıl formatlarız?” anlayışıyla hareket etmeye başladı.

Sayın Bakan, okulları dönüştürdünüz, okulları sıradanlaştırdınız, dershaneden bozma temel liseler yaptınız, özel okullara yani parası olanlara teşvik verdiniz, TEOG sınavlarında başarılı olamayan çocuklarımızı açık liselere yani mesleki teknik eğitim liselerine ve daha da fenası, daha büyük çoğunluğunu imam-hatip liselerine mahkûm ettiniz. İş o kadar çığırından çıktı, iş o kadar sizin kontrolünüzden çıktı ki, azınlıkların çocuklarına, Alevi yurttaşlarımızın çocuklarına dahi adres olarak imam-hatip liselerini gösterdiniz.

Yalnız, unuttuğunuz bir şey var sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri, format atmaya çalıştığınız kuşak Z kuşağı, bunu unuttunuz. Üç yıl önce Gezi eylemini başlatan üniversiteli öğrenciler Z kuşağının öğrencileriydi. Bugün Z kuşağı yeniden isyanda. Üniversitelerden sonra liselerde başlayan öğrenci hareketlerini, Sayın Bakan, görmezden gelmeyin; iyi izleyin, iyi dinleyin bu öğrencileri. Sayın Cumhurbaşkanının dün gece bir iftar yemeğinde söylediği dış güçler ve dış düşmanlar, liseli eylemlerinin sorumlusu değildir. Liseliler eylemde, liseliler antilaik öğretime karşı, karanlığa sürüklendikleri eğitime karşı ve liseliler, özgürlüklerine yapılan müdahalelere karşı eylemde.

Nereden başladı bu eylemler? İstanbul Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi gibi geleneksel okullardan başlayan eylemler yurdun dört bir yanına yayıldı; dün Samsun’daydı, bugün Rize’de ve Sayın Davutoğlu’nun memleketi Konya’da.

Değerli milletvekilleri, bu bir başkaldırı, siyasal ve toplumsal çürümüşlüğün eseri, habercisi. Seslerine kulak verin liselilerin ve onları anlamaya çalışın. Bilin ki, tüm dünyada tarihin her döneminde öğrenciler siyasal tartışmaların tam da ortasında yer almışlardır.

Bakınız Osmanlı tarihine; dinci, gerici uygulamalara ilk isyan edenler Osmanlı’da medrese öğrencileri olmuştur. Yine, Osmanlı’da suhte isyanları tam da bugünkü liselilerin eylemleriyle aynıdır, Osmanlı’daki karşılığıdır. Bu isyanların temeli bugünle aynıdır; gerici eğitimdir, yoksulluktur, işsizliktir isyanların nedeni. Kısacası, bugün Millî Eğitim Bakanlığı zaten devre dışı kalmış, yönetme erkini kaybetmiş, iradesini ve gücünü yandaş vakıf ve cemaatlere terk etmiş bir Bakanlıktır.

Bugün tartışacağımız Maarif Vakfı, aslında eğitime karıştırılmak istenen vakıf, tüm bu yaşananlardan sonra, detaylarını okuduğumuz zaman hepimiz için ürkütücü, hepimiz için düşündürücü bir yasa tasarısıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarıda yer alan vakfın amaçlarına baktığımızda yok yok. Eğitimin planlanmasından eğiticinin yetiştirilmesine, anaokulundan üniversitelere, yurt ve pansiyon açılımından burslara kadar çok geniş bir yetki donanımından bahsediyoruz. Evvelce, Millî Eğitim Bakanlığını kendi ellerinizle bugün “paralel”, bugün “devlet içinde bölücü terör örgütü” dediğiniz cemaate siz teslim etmiştiniz. Bugün, Millî Eğitim Bakanlığı içinden bu cemaati temizlemeye uğraşıyorsunuz. “Bu cemaati temizleyelim, bu cemaatlerin açtığı okulları ortadan kaldıralım.” derken Maarif Vakfı Yasa Tasarısı’yla yeni bir paralel yapıyı yasa marifetiyle ve bu yüce Mecliste parmaklarınızın sayısının çoğunluğuna güvenerek buraya getirdiniz.

Bakınız tasarıda neler var: Bu tasarının kanunlaşması hâlinde, yurt içi ve yurt dışındaki, kamuya ait varlıklar bedelsiz olarak vakfa devredilecek. Vakıf eğitmenini kendisi yetiştirebilecek. Vakfın bulunduğu şehirde başka kamu kurumu okul açamayacak. Bakanlık eğitim hakkını vakfa devredecek, bununla Tevhidi Tedrisat Kanunu ihlal edilecek. Yurt dışındaki diğer kamu ve kuruluşlara ait tüm eğitim birimleri bu vakıf tasarısının yasalaşması ile kapatılacak. Kuruluş aşamasında vakfa Millî Eğitim Bakanlığının kendi bütçesinden 1 milyon Türk lirası aktarılacak. Yönetim kimlerden oluşacak? Yönetim, 7 kişilik kalıcı yönetim, 4’ü Cumhurbaşkanı, 3’ü Bakanlar Kurulu olmak üzere, siyasetin ta kendisi tarafından, siyasi erkin ta kendisi tarafından atanacak. Geriye kalan 5 kişiyi zaten saymıyorum kalıcı üyeler zaten çoğunluğu oluşturdukları için. Bu vakıf siyasetin güdümünde, siyasetin ta kendisi olarak yasalaşacak. Peki, vakfın merkezi neresi olacak? Vakfın merkezi İstanbul olacak, şaka gibi.

Başlarken bir cümle ile özetlemek istiyorum: Maarif Vakfı Yasa Tasarısı’nın kabul edilmesi hâlinde kurulacak olan vakıf aslında paralel bir Millî Eğitim Bakanlığı örgütlenmesidir değerli arkadaşlar, ben bu noktayı çok önemsiyorum. Ezcümle, aslında şöyle tarifleyebiliriz: Kurulacak vakıf sarayın maarif vekâletinin ta kendisidir. Millî Eğitim Bakanlığının Ankara’da olmasına karşın, bu, Bakanlık marifetiyle kurulacak vakfın merkezinin İstanbul olarak belirlenmesi vakfın çalışmalarını kontrol ve gözetim dışına çıkarmak amacından başka bir şey değildir.

Kaygılarımızı Komisyonda dile getirdik. AKP’li Komisyon üyesi arkadaşlarımız “Vakfın merkezi neden Ankara değil?” diye sorduğumuzda dediler ki: “Böyle bir vakfın merkezinin medeniyetler şehri İstanbul olması yakışık almaz mı?” Yine, başka bir AKP’li Komisyon üyesi arkadaşımız ise dedi ki: “Bu vakfın merkezi İstanbul olmalı çünkü İstanbul Ankara’ya göre ulaşım ve iletişim kolaylığı olan bir şehir.” Değerli milletvekilleri, bu gerekçeler, bu açıklamalar kusura bakmayın ama ne gerçekçi ne de samimi. Bu yasa tasarısıyla kamunun yani Millî Eğitim Bakanlığının asli görevleri özel hukuk tüzel kişisine Millî Eğitim Bakanlığının elleriyle teslim edilmek istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Sayın İsmet Uçma çok güzel konuştu, çok zarif bir konuşma yaptı ama yirmi dakikalık konuşmasının belki de sadece beş dakikalık bir kısmı Maarif Vakfıyla ilgiliydi. Sayın Uçma’nın konuşmasından hatırlayabildiğim, dedi ki: “Değerli arkadaşlar, bu vakıf Adalet ve Kalkınma Partisinin vakfı değil, bu vakıf hepimizin vakfı.” Keşke Sayın Uçma burada olsaydı da sözlerimi o da duyabilseydi. Değerli milletvekilleri, bu vakıf bizim değil, bu vakıf elbette Adalet ve Kalkınma Partisinin de değil, bu vakıf sarayın vakfı, sarayın maarif vekâleti. (CHP sıralarından alkışlar)

Tasarının bu şekilde yasalaşması hâlinde vakıf tüm yurt dışı eğitim öğretim faaliyetlerinde tek belirleyici olacaktır ve Millî Eğitim Bakanlığının önüne geçecektir. Bir anlamda, Sayın Bakan, bu vakfı kurduğunuzda birçok yetkinizi vakfa devretmiş olacaksınız. Yasanın içeriğinde mütevelli heyetinin oluşumu vakfın siyasetin güdümü altında olması sonucunu getirecek, denetim ise yine siyasetin keyfiyetine bırakılacaktır.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Siyaset de halkın güdümündedir, siyaset milletin güdümündedir.

GAYE USLUER (Devamla) - Yasanın içeriğinde mütevelli heyetinin 72 yaşına kadar görev yapabilecekleri ibaresi akılla alay eder, devlet ciddiyetiyle ölçüşemez niteliktedir. Düşününüz, bu yaklaşımla, yaşı 30 olan bir mütevelli heyeti, atanan bir kişi tam kırk iki yıl bu vakıfta görev yapacaktır. Yani siyasi kontrol, bu yapıdaki siyasi erkin etkinliği âdeta mütevelli heyetindeki kalıcı üyeler ölene kadar devam edecektir. Yetmiyor, vakfın mütevelli heyeti üyelerine 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 13’üncü maddesi kapsamında –iyi dinleyin, bunu okumadığınızı düşünüyorum- olacak şekilde, yani mütevelli heyeti üyelerine diplomatik pasaport verilecektir. Ne zamana kadar? Milletvekillerinin diplomatik pasaport hakkı dört yılla sınırlıyken saraya bağlı vakıftaki mütevelli heyetinin diplomatik pasaport süresi 72 yaşına kadar olacaktır.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ölünceye kadar.

GAYE USLUER (Devamla) – Ölünceye kadar.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Saray da mütevelli de millete bağlıdır, milletin iradesiyle gelmiştir.

GAYE USLUER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, dinleyiniz, daha sonra kürsüden cevap veriniz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Yetkiyi siz alın, siz gelin.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Kırk yıl göreve atandı ya, kırk yıl göreve atandı onlar.

GAYE USLUER (Devamla) – Değerli milletvekilleri 430 sayılı…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde. Sayın İrgil, lütfen.

Buyurun Sayın Usluer.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Söyleyin onlara laf atmasınlar Gaye Hanım’a.

GAYE USLUER (Devamla) – Değerli milletvekilleri…

Teşekkür ederim Sayın İrgil.

Değerli milletvekilleri, dinlerseniz devam edeceğim. 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu ile tüm eğitim öğrenim kurumlarının Millî Eğitim Bakanlığına devredildiğini elbette ki hepiniz biliyorsunuz. Tasarının bu hâliyle yasalaşması durumunda Anayasa’nın 174’üncü maddesiyle koruma altına alınan 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu da ihlal edilmiş olacaktır. Sayın Bakan, bunu belki hatırlatmam doğru değildi ama tam da bu noktada hatırlatmak gereğini hissettim. Bu vakfın kurulmasıyla, kamuoyunu giderek artan ölçüde rahatsız eden az önce saydığım vakıfların -başta TÜRGEV olmak üzere- görev alanları bu vakfa devredilecektir.

Kurulacak vakıf aslında TÜRGEV’in ikiz kardeşidir, hayırlı olsun. Kurulacak vakıf eğitimin öznesi olacaktır ve bu vakıf, bugüne kadar başka isimler altındaki vakıflar ve cemaatler tarafından yürütülen tüm gayriyasal uygulamaların yasal kılıfı olarak kullanılacaktır. 1981 yılında kurulmuş olan Millî Eğitim Vakfı hâlen görevlerine devam ederken, faaliyetlerine devam ederken benzer nitelikte daha üst yetki donanımına sahip yeni bir vakfın kurulmasındaki amaçları görmek zor değildir. Aslında, esas olarak yurt dışında faaliyet gösterecek olan bu vakıfla istenilen, eğitimin içindeki legal, yasal cemaat örgütlenmesini sağlamaktır.

Sonuç olarak -tekrar edecek olursam- Maarif Vakfı Yasası, devlet eliyle “Maarif Vakfı” adında bir eğitim vakfının kurulması, devletin kendi elleriyle bir bakanlığın görev ve yetkilerini devretmesi anlamına gelmektedir. Vakfın kendi eğitmenlerini yetiştirecek olması, Millî Eğitim Bakanlığının yetki devrine yasal kılıf anlamına gelmektedir.

Vakıfla Millî Eğitim Bakanlığının görevleri kısıtlanacak, vakıf görevleri üzerine alacaktır. Maarif Vakfı kurularak Millî Eğitim Bakanlığı âdeta kendi paralel örgütüne yasal zemin hazırlayacak ve yetki devri sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, ezcümle, başında da söylediğim gibi bu vakıf sarayın Maarif Vekâleti olacaktır. Sayın Bakan, bu vakıf yasalaştığında ne yazık ki siz koltuksuz kalacaksınız ve Millî Eğitim Bakanlığı bizzat kendisi paralel örgüt hâline geçecektir.

Sözlerimi bitirirken, Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucularından, bir dönemin belki de en etkin isimlerinizden olan eski Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in eleştirileriyle noktalamak istiyorum. Diyor ki geçen hafta: “Ne yapıldığını anlayan bir hayırsever varsa, Allah rızası için bana da anlatsın.” Sanırım, ne bize ne milletimize ne de kendinize anlatamayacaksınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usluer.

Gruplar adına konuşmalar sona erdi sayın milletvekilleri. Şimdi, şahsı adına konuşmalar bölümüne geçeceğiz.

Şahsı adına ilk konuşmacı, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Aydınlıoğlu olacak.

Buyurun Sayın Aydınlıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz rahmet, bereket ve mağfiret ayı ramazanışerifinizi de tebrik ediyorum. Allah oruçlarımızı kabul etsin, Allah bizi birlikten, beraberlikten ayırmasın. İnşallah, nice yıllar yüce milletimizin birlik, beraberlik içerisinde mübarek ramazanları ifa etmesini Allah nasip etsin.

Değerli arkadaşlarım, bugün görüşmekte olduğumuz Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı, bence, çıkarmakta geç bile kaldığımız bir tasarıdır. Türkiye'miz gün geçtikçe her alanda dünyaya açılmaktadır. Büyük ve güçlü ülkeler diğer ülkelerdeki etki alanlarıyla anılmaktadırlar. Bugün 168 ülkede temsilciliklerimiz var. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın eğitim hizmetlerini karşılamamız gerekiyor. Yurt dışında 65 okulumuz, 14.200 öğrencimiz, 680 öğretmenimiz var.

Dünyadaki büyük ve güçlü ülkelerin yaptığı işlerin başında, başka ülkelerde yaptıkları eğitim yatırımlarını görüyoruz. İspanyolların Cervantes Enstitüsü, Almanların Goethe Enstitüsü, İngilizlerin British Council Enstitüsü, Amerikalıların yine yıllardan beri ülkemizde de hizmet verdiği Robert Kolejleri bunun örnekleri arasında. Yıllardır bu enstitüler aracılığıyla kendi devletlerinin desteğinde kendi kültürlerini öğretiyorlar. Güçlü ülkelerin aynı zamanda diğer toplumlarla ve ülkelerle iyi ilişkiler sürdürmek için kullandıkları en önemli diplomasi dışı alan eğitim ve kültür alanında görülmekte. İşte, Maarif Vakfımız da dilimizi, kültürümüzü, ayrıca sahip olduğumuz kadim insani değerleri dünyanın her coğrafyasına taşıyacak olan bir kurum olarak yurt dışında hizmet verecektir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessizliğimizi koruyalım.

ALİ AYDINLIOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Yunus Emre Vakfı da tıpkı bu kanunla kurulacak olan vakıf gibi ilk kez 2007 yılında yine bu Mecliste kuruldu. Ben o zamanlar da Millî Eğitim Komisyonundaydım, bu vakfın kuruluşunda görev aldık. O vakfın amacı, yurt dışında Türk kültürümüzü, dilimizi, geleneklerimizi, göreneklerimizi ve medeniyetimizi dünyaya tanıtmaktı. Bugün, çok şükür, dünyada 40’ın üzerinde ülkede yapılanmasını tamamlamış Yunus Emre Vakfı aracılığıyla Türk kültürünü, dilini tanıtma faaliyetlerini fevkalade sürdürmekteyiz. Yine, TİKA vasıtasıyla ülkemiz, yurt dışındaki ecdat yadigârı tarihî ve kültürel mirasımıza sahip çıkma fırsatı bulmuştur. TİKA, Afrika ve Orta Doğu’da 670 adet, Balkanlarda ve Orta Asya’da 404 adet, Kafkaslar ve Merkezî Asya’da 475 adet eseri onarmış, yıkılıp yok olmaya yüz tutmuş bütün dünyadaki Türk ve İslam eserlerini ayağa kaldırmıştır, oralarda yaşayan halkları da mutlu etmiştir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz hangi yasayı getirsek muhalefet partilerimiz karşı çıkıyor. Ama bir gerçek var, Allah aşkına, TİKA kurulmadan önce yurt dışında o ecdat yadigârı güzelim eserlerimize hiç el uzatan oldu mu yıllarca? Çürümeye, yıkılmaya, yok olmaya yüz tutan eserlerimize el uzatan oldu mu? Maalesef olmadı. Keşke çok daha önce buralara el uzatabilseydik.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Tarih sizinle başlamadı.

ALİ AYDINLIOĞLU (Devamla) – Şimdi görüştüğümüz bu Maarif Vakfı hangi hizmetleri verecek, biraz da onlara bakalım hep beraber: Okul öncesi eğitim, ilköğretim hizmetleri, ortaöğretim hizmetleri, yükseköğretim kurumlarının açılma hizmetleri, yaygın eğitim amaçlı kurslar, etüt merkezleri, kültür merkezleri gibi tesisleri kurmak; kütüphane, laboratuvar, sanat ve spor tesisleri kurmak; öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılamak; yurt, pansiyon, lojman gibi tesisleri kurmak; eğitim amaçlı İnternet sitesi ve yayın organlarını kurmak; eğitim program ve içeriklerini geliştirmek, üretmek ve yaymak için çalışmalar yapmak…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bakanlık ne yapacak, Bakanlık?

ALİ AYDINLIOĞLU (Devamla) – …eğitim kurumlarını satın almak, devralmak, kiralamak; öğrencilere eğitim materyalleri desteği sağlamak; eğitim kurumlarında eğitmenlik, okutmanlık, danışmanlık, akademisyenlik gibi görevleri üstlenecek olan kadroları yetiştirmek amacıyla eğitim tesisleri kurmak; eğitim programlarını düzenlemek.

Değerli arkadaşlarım, artık, Türkiye’miz, çok şükür, eski Türkiye değil, güçlü bir Türkiye. 77 olan üniversite sayımız bugün 190’lara ulaştı. Nitelikli ve eğitimli insan sayımız çok çok yukarılara çıktı. Ülkemiz, özellikle son dönemde yaptığı atılımlarla eğitim alanında büyük mesafeler katetmiş durumda. 24 milyonu bulan öğrenci sayımızla, 1 milyona yakın öğretmen ve çalışanıyla birlikte dünyadaki en büyük eğitim camiasına sahibiz.

Eğitim sistemimiz, sadece bizi ve dönemimizi ilgilendirmiyor, bizden sonraki nesilleri de ilgilendiriyor. 2002’de yurt dışında sadece 8 tane Türk okulu varken bugün 65 okulumuz var. Kısa sürede bu sayının çok daha yukarılara çıkacağına inanıyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sizin mi, paralelin mi?

ALİ AYDINLIOĞLU (Devamla) – Son dönemde Moğolistan’dan Afrika’ya kadar birçok ülke, kendi ülkelerine Türkiye tarafından eğitim yatırımları yapılmasını istiyorlar. O yüzden, gelişen dünyada bu tasarı oldukça önemlidir. Dünyada diğer ülkeler, bu işi genelde vakıflar aracılığıyla yapmaktadırlar.

Yurt dışındaki 65 okulumuzun bir kısmı fiziksel mekân olarak, bir kısmı eğitimci istihdamı noktasında ve müfredatı konusunda istediğimiz noktada maalesef değildir. Bu konularla ilgili, ülke mevzuatına uygun ve rekabet edebilecek bir yapı oluşturma konusunda yeterli esnekliğe de maalesef sahip değiliz. Kimi ülkelerde mülkiyet mevzuatı yüzünden, kimi ülkelerde istihdam mevzuatı açısından yaşanılan sorunlar, okullarımızın rekabet edebilmesini engellemektedir. Maarif Vakfıyla okullarımızın gelişiminin önündeki engelleri kaldırarak yurt dışında benzer yapılarla rekabet edebilecek esnek ve güçlü bir yapıyı oluşturmaya mecburuz.

Bu konuda önümüzdeki bir diğer ciddi engel de yurt dışındaki okullarımızdaki müfredat ve ders sistematiğidir. İlgili mevzuatın amir hükümleri gereğince, okullarımızın bulunduğu ülkelerin genel koşullarının, dillerinin, kültürlerinin müfredatımıza yerleştirilmesi ayrı bir özeni gerektirmektedir. Yine, o ülkenin eğitim mevzuatındaki zorlukları da yerine getirmekte bazen sıkıntılarla karşılaşılmaktadır. Ayrıca, bu okullarımızın bulunduğu pek çok ülke, resmî bir devlet girişimi olarak açılan bu okullara ihtiyatla yaklaşmaktadır. Yeni okul yapma izni, mülkiyet edinme hakkı, resmî öğretmen görevlendirme, çalışma izni, vize muafiyeti gibi pek çok alanda birçok bürokratik engelle de karşılaşılabilmektedir.

Huzurlarınızdaki Maarif Vakfı Kanun Tasarısı’yla tüm bu sıkıntıları inşallah aşacağız. Gerektiğinde yerel eğitimcilerden yararlanacağız, gerektiğinde ilgili ülkenin eğitim sistematiğine uygun müfredat programlarını hazırlayabileceğiz, gerektiğinde şirket kurarak bu kurumları işletebilme ve ilgili ülkelerdeki başka ülkelere ait yabancı okullarla rekabet edebilme şansını yakalayacağız.

Değerli arkadaşlar, Balkanlardan Doğu Türkistan’a, Somali’den Kanada’ya kadar uzanan bu coğrafyada faaliyet göstermesi hedeflenen vakfımızın çalışmalarının bu zorlu yolculuğa bilgilerini, tecrübelerini, daha da önemlisi, gönüllerini katarak inşallah Türkiye adına başarılı projeler gerçekleştireceklerine yürekten inanıyorum.

Bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen Millî Eğitim Bakanımız başta olmak üzere Bakanlık mensuplarımıza teşekkür ediyorum. İnşallah, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olsun diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydınlıoğlu.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay olacak.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Maarif Vakfı Yasası Tasarısı’yla ilgili olarak şahsi düşüncelerimi paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, şu anda Türkiye’nin dünyadaki konumuna baktığımızda böyle bir vakıf kurup dünyaya seslenmek ve dışarıdaki gerek Türklerin gerekse bizim etrafımızdaki, onların etrafındaki ülkelerin kültürüyle hemhâl olmak, gerçekten çok güzel bir fikir. Özellikle soğuk savaşın ardından açılan yeni coğrafyada Almanların ve İtalyanların “Türk dilli alan” diye tarif ettiği bölge, 11 milyon kilometrekareyi kaplıyor ve 300 milyon nüfusa karşılık geliyor. Bu, benim yaptığım ya da Türkiye’de yapılmış herhangi bir tarif değil; Almanların ve İtalyanların “Türk dilli alan” diye tarif ettiği bölge. Bu 300 milyon nüfusluk alanın etrafındaki pek çok ulus da bizim kültürümüze yakın ve onlara kültürel bir iş birliği önerdiğimizde başarılı olabileceğimiz bir zemin var. Ancak, şu anda bu yasaya baktığımızda arkadaşlar, ne yazık ki böyle bir coğrafyaya hitap etme değil, bir an önce, AKP’nin mücadele ettiği bu paralel yapıya karşı “Onun yerini biz alır mıyız, hemen biz kendi vakfımızı kurup onunla yürür müyüz?” kaygısı hâkim olmuş arkadaşlar.

Çinlilerin bir sözü var, diyor ki: “Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek, on yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik, yüz yıl sonrasını düşünüyorsan toplumu eğit.” Gerçekten eğitim, dört beş kuşak sonrasına hitap eden büyük bir değer. Ancak, bugün, Sayın AKP Hükûmetinin ve şu anda Bakanın da önünde olan bu yasa tasarısı, değil yüz yıl sonrasını, yarını bile hesaplamamış arkadaşlar. Sadece bugüne dönük ve bugün dünyanın değişik coğrafyalarına yayılmış, yıllarca “Ne istediniz de vermedik?” diye kurulmuş bu okulların, vakıfların bir an önce kendilerinin kurduğu vakfa devredilmesi ve “Yarın ne olursa olsun bugün biz alalım da devamına sonra bakarız.” denmesinden başka bir şey değil arkadaşlar.

Şimdi, en yakın geçmişte karşı karşıya kaldığımız ciddi sorunlardan biri, Almanya’nın 2 Haziran’da Ermeni kararını Parlamentosundan geçirmesiydi. Arkadaşlar, biz “Bırakın, bunu tarihçiler konuşsun.” dedik, yurt dışında bir tek tarihçimiz konuşmadı. Sizlere bir rakam vermek istiyorum, Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu’nun randevu vermediği Türkkaya Ataöv’den aldım bu rakamları. Dünyada Ermeni iddialarının doğru olduğunu iddia eden -bütün dünya ülkelerindeki- toplam yayın sayısı 40 bin arkadaşlar; Türkiye'nin iddialarının doğru olduğunu ortaya koyan yayın sayısı 150 arkadaşlar. Allah aşkına, bir muhakeme edin, 40 bin yayın mı dünyada etkili olur, 150 yayın mı? Türkçe yayınların da, benim görebildiğim kadarıyla yüzde 20’si, Ermeni iddialarının doğru olduğunu ortaya koyan, iddia eden yayınlar arkadaşlar. İşte, biz yıllarca dünyaya bu yanıyla açılmakta ihmalkâr davrandık. Sadece AKP’nin değil, önceki hükûmetlerin de bunda payı var ancak bugün, özellikle 1991’de soğuk savaşın bitmesinin ardından açılan yeni coğrafyaya biz hitap edebilirdik. Kültürle ve tarihten gelen bağlarımızla birlikte bu yeni coğrafyada Türkiye’yi iyi bir merkez ülke yapabilirdik.

Hiç unutmam, Özal 1991 yılında Azerbaycan’a gittiğinde 80 bin kişi karşıladı arkadaşlar, müthiş bir beklenti vardı ama iki yıl sonra her şey değişmişti çünkü Orta Asya coğrafyasında ilk altı yıl içinde, çoğu eğitim ataşesi olmak üzere, tam 20 yurt dışı görevlimiz “persona non grata” ilan edildi. Maalesef o cemaat, o Fethullah Gülen cemaatinin, o ülkelerin de barışçıl bakmadığı, başka niyetlerinin hissedildiği yapı nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Sonra AKP geldi. Arkadaşlar, AKP iktidarından sonra Orta Asya ülkeleriyle yapılan “Türkçe konuşan ülkeler devlet başkanları” zirveleri iptal edildi. Sayın Bakan arşive baktığında göreceksiniz ki, 2010 yılına kadar, 2002’den 2010’a bu zirvelerden sadece 3 tane yaptınız. Sonra aydınız “Ya acaba bu kültürle bir şey yapılabilir mi?” diye ama maalesef o ülkeler de bu niyetlerinden vazgeçmişti.

Biraz önce AKP’den konuşan arkadaş, TİKA’yı anlattı. Arkadaşlar, TİKA olmuş antika! Geçmişteki tüm yapıların düzelmesi elbette güzel ama o yapının kuruluşu… Sanıyorum AKP’nin kurduğunu sanıyor, daha önce kuruldu, sonra vazgeçtiler. Ben arşive baktım, bir yayın organında deniyor ki TİKA için: “Arada bir adı geçer, ne iş yaptığı bilinmez.” Bakın arşive, Hürriyet gazetesinin yayınında böyle bir şey göreceksiniz arkadaşlar. Maalesef dünyaya bu yanıyla bakmayı ihmal etti AKP.

Şimdi, böyle bir vakıf kurmuş. Gerçekten, başta söylediğim gibi niyet güzel ama bu vakfın içeriğine, gelirine, giderine, kimlerin denetleyeceğine baktığınızda arkadaşlar, gerçekten, tamamen kişisel olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sarayın kontrolünde ve “Yarın ne olursa olsun, bugün ben alayım, bugün bana ait olsun, sonrasına bakarız.” diye kurulmuş bir hava var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kapatacağız zaten.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Evet.

Bütün vergilerden muaf ve sınırsız geliri var. Arkadaşlar, göreceksiniz, bir yıl içinde bu vakfın adı “Maarif Vakfı” değil, “marifet vakfı” olacak, çünkü sizin de tahmin etmediğiniz şeyler çıkacak.

Ben şöyle bir baktım, yurt dışında ne oluyor, neler yapılıyor diye. Belki de bu sizin kurduğunuz vakıfların bazılarında şu anda mücadele ettiğiniz paralel de devreye girecek, şimdiden başlamışlar bile çalışmaya. Çünkü siz devletin ana gücüne güvenmeyip kendiniz AKP devletini kurmaya çalışırsanız ve bu AKP devletiyle birlikte devletin bütün olanaklarını kenara bırakıp her şeyi kendinizleştirirseniz bu iş yavanlaşır arkadaşlar, oraya gidecek.

Şimdi, tabii ki, burada arkadaşlarımız da söylediler, Sayın Bakan neden kendi yetkilerini devrediyor, Millî Eğitim Bakanlığı neden yurt dışında paralel bir bakanlık kurulmasına neden oluyor? İç sorunlara baktığımızda, belki de Bakan düşündü ki “Ben, içerideki eğitim sorunlarını çözemiyorum, dışarıyı hiç çözemem; bari devredeyim.” dedi herhâlde çünkü Millî Eğitim Bakanlığının şu andaki durumuna baktığımızda arkadaşlar, her alanda sorun var, sadece başlıklarını söyleyeceğim, lütfen muhakeme edin.

Dershaneler: İki yıl önce büyük bir gürültüyle “eğitimde reform” diye başladınız, sonra ne oldu? Dershaneler geçen yıl 3 derste etüt verme hakkına sahipken şimdi 5’e çıkardınız, yeniden onlara dershane statüsü veriyorsunuz ama ikiye ayırdınız “eğitim kursları”, bir de “etütler” diye; ne olduğu da belirsiz, açmak isteyenler ne açacaklarını bilmiyorlar arkadaşlar. Buna “yazboz” denmez arkadaşlar, buna “yıkboz” denir, “yıkboz” denir. Maalesef, şu anda dershaneler, hatta temel liseye dönenler de şaşırmışlar, öğrenci bulamıyorlar, ne yapacaklarını bilemiyorlar.

Atanamayan öğretmenler: 400 bin atanamayan öğretmen var, denilebilir ki “Alamıyoruz, şu anda ihtiyaç yok.” ama arkadaşlar, 75 bin de ücretli öğretmen var. Dışarıdan siz almışsınız arada bir ders versin, gitsin diye, 75 bin; bir yandan da atanamayan öğretmenler var.

Yine, bu yasadan sonra tekrar, sanıyorum, o yasa gelecek, eğitimde özellikle müfettişlerle ilgili yeni düzenlemeler planlanıyor. Arkadaşlar, dört yıl önce kaldırdığınız Teftiş Kurulunu şimdi yeniden getiriyorsunuz. Hangisi doğru? Dört yıl önce kaldırmışsınız, şimdi yeniden getiriyorsunuz ve sonuçta arkadaşlar, şimdi, liseler, sizin yaptıklarınıza “hayır” demeye başladı. Bugün akşamüzeri itibarıyla 370 lisede “Liseme dokunma, eğitimime dokunma; ben özgür eğitim almak istiyorum.” diyen bildiriler yayımlandı. En son bugün akşamüzeri Bornova Anadolu Lisesinin öğrencilerinin bildirilerine baktım, gerçekten büyümüş de küçülmüşler, eğitimde ne beklediklerini çok iyi biliyorlar ve sizin hiç de tahmin ettiğiniz gibi böyle “Tornadan çıkmış, kendimize ait bir nesil yetiştiririz.” olmayacak arkadaşlar. Ama, maalesef, olan, eğitim sistemimize olmuş olacak. Eğitimde içerideki bu “yıkboz”la, maalesef, bu yasayla, dünyada güven vermeyen, Türkiye’de “Acaba geçmişteki paralelin bir başka paraleli mi?” sorusunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - …doğuracak bir girişim içindesiniz diyorum.

Biz, Komisyonda bazı önerilerde bulunduk; bazıları dikkate alındı, kalanının da dikkate alınmasını, denetim ve mütevelli heyetinin tekrar gözden geçirilmesini diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Balbay.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Mustafa, bu iktidarda o bildiriler yayımlanıyor, kıymetini bilin. Nasıl özgür bir nesil yetiştirmişiz, hem de liselerde.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sen her yerden konuşma. Bana bakma, kürsüye çık da konuş.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Allah Allah! Hastasın sen ya.

BAŞKAN - İzin var mı Meclisi yönetmeme?

Sayın milletvekilleri, tasarı üzerinde soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Süremiz yirmi dakika. Bu sürenin on dakikasında soruları alacağım, diğer kalan on dakikasında Sayın Bakan soruları cevaplayacak.

Sayın Topal, buyurun…

SERKAN TOPAL (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, atanamayan öğretmenlerimizin sayısı, yaklaşık 400 bin civarındadır. Her geçen yıl da sayıları artmaktadır. Sayıları artmasına rağmen, atama yapılmayacağını açıkladınız. Eğitimin kanayan en büyük yaralarından bir tanesi de, maalesef, atanamayan öğretmen arkadaşlarımız ve şu anda da atanamayan öğretmen arkadaşlarımız her yıl intiharın eşiğinde, intihar edenler de var. Lütfen onları biraz düşünelim. Hükûmet olarak lütfen bu yıl da en az 100 bin kişinin atamasını yapmanızı Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha önce talep etmiştik, şimdi de talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Topal.

Sayın Aydın… Yok galiba.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yok Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Depboylu…

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, seçim bölgem Aydın ilinde Haziran 2015’te, Kasım 2015’te, 2016’da daha üç gün önce gerçekleşen 3 istismar olayı, çocuk istismarı olayı oldu okullarda. Ancak, ilk 2 olayda istismarı kolluk görevlilerine haber veren, üstlerine haber veren öğretmenler sürüldü. Aydın İl Millî Eğitim Müdürlüğünün politikasını acaba “Okullarda istismar olayını deşifre eden, örtbas etmeyen öğretmenleri sürerim.” şeklinde mi anlamalıyız? Sizin bu konudaki tasarrufunuz ne olacaktır? Ki rehber öğretmen kılavuzunda kolluk görevlilerine bilgi verilmesi zaten bildirilmiştir, bu, bir görevdir.

Çocuk istismarlarıyla ilgili planınız nedir, nasıl önlemeyi düşünüyorsunuz? Aydın İl Millî Eğitim Müdürünün bu tasarrufunu da nasıl karşılıyorsunuz, öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, öncelikle yeni görevinizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Sorum, kapanan köy okullarıyla ilgili olacak. Seçim bölgem olan Mersin Tarsus’ta 85 tane köy okulu kapatılmıştır ve bu okulların çoğunluğu atıl durumdadır, kullanılmamaktadır. Bu okulların arsalarının bir kısmı Millî Eğitim Bakanlığına, bir kısmı Maliye hazinesine aittir. Belediyelerimiz bu okulların köy odası, muhtarlık odası, kütüphane gibi sosyal amaçlı kullanımıyla ilgili Bakanlığınıza müracaat etmiştir. Yalnız, uzun zamandır bir cevap alamamaktayız. Bu konuda yardımlarınızı bekliyoruz. Biz bir tane örnek okulu bu şekilde düzenledik, önünü spor sahası, düğün salonu, muhtar odası, doktor odası ve kütüphane olarak. Bu konuda desteğinizi bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yazılı soru önergesi olarak verdim bir önceki Bakana ancak cevap alamadım, size de sözlü olarak sormak istiyorum. İlköğretim 1’inci sınıf hayat bilgisi değerlendirme testinde yer alan soruyu tekrar etmek istiyorum: “Yurdumuzu düşmanlardan kim kurtarmıştır çocuklar? Mustafa Kemal Atatürk, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül.” Buna benzer başka örnekler de mevcut. Bu soruda cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’le aynı karede yer almasının amacı nedir? Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü itibarsızlaştırmak için kullanılan bir metot mudur? Millî Eğitim müfredat kitaplarında değişlik düşünüyor musunuz?

Son olarak, “Atatürk”ü ısrarla kullanmak istemeyen iktidar partisi “Gazi Mustafa Kemal” demektedir. “Gazi” bir unvandır, devamında isim ve soy isim gelmelidir yani “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” denmelidir. Eğer böyle olmadığını düşünürsek bundan sonra “Başbakan Binali”, “Bakan İsmet” diyebilir miyiz? Bu, yakışık alır mı? Bu konuda doğru kullanım nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, “paralel yapı” diye suçladığınız yapının uygulamalarını baz alarak vakıf adında yurt dışına açılımı içinize sindiriyor musunuz?

Bakan olarak yetkilerinizi neden vakıf üyelerine devrediyorsunuz?

Vakfa bütçe ayırana kadar, neden gençlerimizi burslu yurt dışına göndermiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Kayan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu kanun tasarısıyla anlaşılıyor ki Tevhid-i Tedrisat yok edilecektir. Bunun yerine, müspet ilimler yerine itaat eden, boyun eğen, sorgulamayan bir nesil yetiştirilmek isteniyor. Mektebimaarifleri, meclisimaarifleri herhâlde yeniden ihdas edeceksiniz.

Ben şu anda şunu öğrenmek istiyorum: Bu şekil bir kargaşa içindeki eğitimle dünyada hangi insanlarla, dünyanın hangi gençliğiyle rekabet edeceğiz ve başarıya ulaşacağız? Bizler, Tanzimat’tan sonraki karışık ve kargaşa eğitimini ancak Tevhid-i Tedrisat’la normal bir zemine oturtmuşken bugün sizler bu eğitimi altüst ederek nereye varmak istiyorsunuz? Tevhid-i Tedrisat’la gerçekleştirdiğimiz eğitimle Nobel Kimya Ödülü alan gençler yetiştirmişken biz bu eğitimle neler yetiştirmek istiyoruz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

On dört yıllık AKP döneminde 6’ncı Millî Eğitim Bakanı oldunuz. Sayın Bakan, ilk önce yeni Bakanlık görevinizde başarılar diliyorum. İnşallah, uzun süre görevde kalırsınız.

Biraz önce arkadaşlarımın da dediği gibi, 400 bin atanamayan öğretmen var. Atanamayan öğretmenlerin merakını gidermek adına, birinci sorum: Önümüzdeki zaman içinde hangi bölümlerden kaçar bin kişi alacaksınız? Bununla ilgili bir bilgi verebilir misiniz?

Diğer bir sorum, seçim bölgem olan Uşak’la ilgili. Uşak’ta 21 Ağustos 2014 tarihinde yaklaşık 6-7 okul müdürünün bir anda görevden alındığını biliyoruz. Mahkemeye verdiklerinde 4-5 kez kazanmalarına rağmen, en sonunda 4’üncü, 5’inci mahkemeden sonra Sayın Müdürümüz Halim Uçar’ı merkezden alıp Alanyurt diye en ücra bir köye, Nezahat Türkmen Müdürümüzü en ücra bir köye, aynı şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalım.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Yani bunların hepsi de dağıtılmıştır. Sizden olmayanlara müdürlük yapma görevi yok mudur Sayın Bakan?

BAŞKAN – Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP iktidarı, muhalif tüm sesleri susturmak adına nefret ve şiddet söylemlerine devam ediyor. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, milletvekili arkadaşlarımıza karşı algı operasyonu yapılıyor ve hedef gösteriliyoruz. Adalet Bakanı, son yaptığı açıklamada terör örgütü üyeleriyle görüştüğümüz algısını yaratıyor. Bu, tamamen yalandır, iftiradır. Bilsinler ki bu çabalar boşunadır. Cumhuriyet Halk Partisi her türlü terörün karşısında olmaya devam edecektir. Kendisini şiddetle kınıyorum. Yalan söyleyen, iftira atan birinin, adında “adalet” olan bir koltukta oturmaması gerekir, kendisini derhâl istifaya davet ediyorum. Bu iftira ve yalanlarla bizleri hedef hâline getiren Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın başımıza gelecek her türlü olaydan sorumlu olacağını yüce Meclisin ve kamuoyunun huzurunda açıkça ifade ediyorum. Bekir Bozdağ, padişahtan emir alan adliye nazırı gibi davranmaktan bir an önce vazgeçmelidir. Milletvekillerinin itibarlarını korumak adına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığını göreve çağırıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüm, lütfen hakaret etmeyin, size soru sormanız için söz verdim. Lütfen…

Sayın Sarıbal…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bu, siyasi bir nitelemedir.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sizin, milletvekillerimizin her eleştirisine müdahale etme hakkınız yoktur.

BAŞKAN – Var, Meclisin insicamı için var.

Sayın Sarıbal…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok efendim, böyle bir hakkınız yok. Arkadaşımızın dediği doğrudur.

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen yerinize oturur musunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Adalet Bakanı, saraydan emir almaktadır.

BAŞKAN - Her şeyi yerli yerinde yapacaksınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Adalet Bakanı saraydan emir alıyor.” Ne var bunda?

BAŞKAN – Soru için söz verdim ben.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu, bir siyasi eleştiridir Sayın Başkan. İşinizi doğru yapın.

BAŞKAN - Bana bağırma yetkiniz yok. Lütfen yerinize oturun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne münasebet? Ne demek “yerinize oturun.”

BAŞKAN - Lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne demek? Siz işinizi doğru yapın.

BAŞKAN - Bana bağırma ve sesinizi yükseltme yetkiniz yok sizin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz, işinizi doğru yapın. Siz muhalefeti terbiye edemezsiniz.

BAŞKAN - Sesinizi normalleştirin lütfen, sesinizi normalleştirin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayret ya!

BAŞKAN - Bana da yapacağım işi öğretmeyin lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Eleştiriyor adam ya.

BAŞKAN - Sayın Sarıbal…

SAİT YÜCE (Isparta) – Meclis Başkanına öyle konuşamazsın, Meclis Başkanına öyle hakaret edemezsin, adam gibi konuş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hakaret yok orada, Bakana eleştiri var.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 67’nci maddeye göre yetkisini kullanmıştır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok öyle bir yetkisi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, 67’nci maddeye göre yetkisini kullanmıştır, Başkanın uygulaması doğrudur.

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yanlıştır, haddi değildir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada soru-cevap işlemi yapılıyor, sadece soru sorabilirsiniz.

BAŞKAN – Ben ne yaptığımı biliyorum Sayın Elitaş, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olur mu öyle şey? Bakanları eleştirmeyeceksek bizim burada ne işimiz var?

BAŞKAN – Sayın Sarıbal…

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, liseli gençlerin laik, demokratik, çağdaş mücadele için verdikleri mücadeleyi…

BAŞKAN – Sayın Sarıbal’ı dinliyorum, sizi dinlemiyorum Sayın Altay.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Tekrar baştan alabilir misiniz Başkanım.

BAŞKAN – Tekrar, buyurun.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, liseli gençlerin çağdaş, demokratik, laik eğitim için verdikleri mücadeleyi selamlıyorum, onların önünde eğiliyorum, bu mücadelelerinde yanlarında olduğumu söylüyorum.

Uludağ Üniversitesi Rektörü, Atatürkçü Düşünce Topluluğunun “Laiklik ve Demokrasi” panelini reddederken Somuncu Baba Derneğinin kermesine, “İlk kıblemiz Mescid-i Aksa ve Kudüs”, “İslam’ı Anlamak ve Yaşatmak” gibi panellere, hatta bu panellerin içerisinde bir de “çekilişli süper hediyeler” diye bu tür panellere izin verirken Türkiye Cumhuriyeti’nin üniversitesinin rektörü müdür yoksa kuşatılmış, kuşatılmakta olan üniversitelerin sarayının bir parçası mıdır? O görevden bir an önce uzaklaşması, bu ülkede laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin gereğini yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

On dakika süre içinde cevap vermenizi rica ediyorum lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, Sayın Yalım’ın atanamayan öğretmenler… Bizim şu anda yaklaşık 67 bin öğretmen açığımız var. Dolayısıyla da bir arkadaşım “100 bin öğretmen atanması gerekir.” derken ihtiyacı dikkate alması lazım. Bazı illerimizdeki öğretmen sayısı, hâlihazırda ihtiyacımızın da üzerindedir. Niçin böyle oluyor? Kimisi sağlık nedeniyle, kimisi mazeret ataması nedeniyle, eş tayini gerekçesiyle -ihtiyacımız olmadığı hâlde- bazı öğretmenleri bazı illere atamak durumunda kaldık. Dolayısıyla da atanamayan öğretmenler sorunu var. Ama, ihtiyacın 67 bin olduğu yerde “100 bin öğretmenin atamasını bekliyoruz, 400 bin kişi bekliyor.” sözü…

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Tamam, 50 bin olsun. Sayın Bakan, bu, bizim bir hayalimiz, bir arzumuz, siz 50 bin atayın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Yani, bir de gerçekçi olmamız gerekir. Çünkü bugün iktidarda biz varız, yarın siz olursunuz yani. Dolayısıyla, bu ihtiyacın ölçüleri dışına çıkmamak gerekir diye düşünüyorum. Biz bu ağustosta bir atama yapmıyoruz. Biz yeni bir uygulama başlattık, ağustosta atadığımız 30 bine yakın öğretmeni, şubatta atadığımız 30 bin öğretmeni bir uyum sürecinden, bir adaptasyon sürecinden geçiriyoruz ve eylülde yeni eğitim yılıyla birlikte hepsini okullarında görevlendireceğiz. Bundan sonraki öğretmen alımını da şubatta ihtiyaçlarımızı dikkate alarak yapacağız.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Peki, neden o zaman mayısta ve temmuzda sınav yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayalım. Şu anda Bakan cevap veriyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Aralarda soruyorum.

BAŞKAN - Sayın İrgil, lütfen…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Soru sordunuz, cevabını veriyor. Dinleyin lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus: Uşak’ta okul müdürleri görevden alındı, mahkeme kararıyla görevlerine döndü. Hukuk devletinin gereği -kim mahkeme kararını alırsa- mahkeme kararının gereğini yerine getirmek gerekir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Bakan, verilen mahkeme kararı, alındığı görev yerindeki aynı okula atanmasıdır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, yok…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bak, hiç merak etmeyin, hiç merak etmeyin.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ediyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Bakanım, siz cevabınızı verin. Karşılıklı konuşma usulü yoktur.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bizim olduğumuz dönemde mahkeme kararı aynen gereği gibi yerine getirilir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Uymadınız Sayın Bakan, uymadınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Aynen yerine getirilir.

BAŞKAN – Sayın Yalım, lütfen…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bakın, gerek bürokrasinin gerekse de bu görevde bulunan siyasilerin bir mahkeme kararını yerine getirmemesi hukuku ihlaldir. Bürokratların da suçu olur, siyasi yöneticilerin de suçu olur. Dolayısıyla, bir başka…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakan, o zaman, bürokratlarınız suç işliyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Bakan, sizden duyabilir miyim?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka…

BAŞKAN – Sayın İrgil… Sayın Yalım… Bakan cevap veriyor, lütfen…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bu okul müdürlerinin tekrar aynı okullara atanacağını, mahkeme kararlarına uyacağınızı söylüyor musunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Yalım, ben sorunuza cevap veriyorum, siz sorunuzun cevabını dinlemek istemiyorsunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz onların arada sorduğu kaçak sorulara cevap vermek durumunda değilsiniz Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bak, “Sizden olmayanlar müdürlük yapamaz mı?” diye yine bir soru var. Ehil olan, ehliyetli olan, liyakatli olan herkes müdürlük yapabilir, bu da uygulamayla görülür.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Peki, ben sizden bunu duymak istiyorum: Mahkeme kararına uyacak mısınız Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hiç şüpheniz olmasın, hukuk devletinin gereği mahkeme kararlarına uymaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Tamam, ben bunun takipçisi olacağım Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz lütfen Genel Kurula doğru cevaplarınızı veriniz. Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, biz sizi duyuyoruz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – İnşallah.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bir başka husus: Eğer bir okulda veya bir eğitim kurumunda hukuka aykırı bir işlem veya eylem yapılıyorsa, genel hukuk devletinde, bu suça muttali olan herkesin cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunması gereklidir. Biz de idareciler olarak olayla ilgili mutlaka disiplin soruşturması açısından teftiş göndeririz, müfettiş göndeririz ve gereken incelemeyi yaparız.

Sayın Şimşek, kapanan köy okullarıyla ilgili sordu. Bugün de bana iletildi. Kamunun bir ihtiyacını eğer bir kamu kurumu kullanmıyorsa -kamuya ait bir yeri yani Millî Eğitim Bakanlığına- bir başka kamu kurumuna verilmesinden daha doğalı yoktur. Dolayısıyla, arkadaşlara talimatı vereceğim, gerek köy odası gerekse de diğer kamu ihtiyacına… “Eğer ileride tekrar okul ihtiyacımız olursa Millî Eğitim Bakanına gönderilmesi kaydıyla” diye bir şerhle veririz, buradan bir sıkıntı olmaz diye düşünüyorum.

Bir başka husus, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Hepimiz ona şükran borçluyuz. Cumhuriyetimizin kurucusudur, Meclisimizin ilk Başkanıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla da Gazi Mustafa Kemal Atatürk hepimizin ortak değeridir. Eğer sadece bir parti veya bir grup özellikle sahiplenir de “Siz bunu sahiplenmiyorsunuz, saldırıyorsunuz.” gibi olursa bu doğru bir yaklaşım değildir. Hepimizin ortak değeridir, bunu çok net söyleyeyim. Dolayısıyla da Atatürk’ü itibarsızlaştırma söz konusu değildir yani ona yapılacak uygunsuz sözler, kelimeler, bu uygunsuz sözleri veya kelimeleri kullananı yıpratır; onu çok net söyleyeyim.

Yine, bir başka vekilimiz “Ya, bu eğitimden geriye gidiliyor, eğitimde sıkıntı oluyor. Yani, o kadar da iyi eğitim verilmiyor.” gibi söyledi.

Bir: Tevhidi Tedrisat -dediği gibi- Anayasa’ya girmiştir, âdeta bir anayasal hüküm hâline gelmiştir. Dolayısıyla, kimsenin Anayasa’yı değiştirmeden Tevhidi Tedrisat’ın dışına çıkabilmesi mümkün mü? Mümkün değil, birinci husus bu.

İki: Eğitim iyi mi gidiyor?. Sorunlarımız var ama çok net ve açık olarak söylüyorum, şu andaki eğitim eskiye kıyasla çok iyi gidiyor. Bakın bir örnek vereyim. Geçen hafta TEOG sınavının sonuçları açıklandı; 1 milyon 300 bine yakın öğrencimiz girdi, 980 öğrencimiz 120 tam puan aldı. Bu öğrencilerin her birisinin nerede olduğunu görürsek Türkiye’de eğitimin nereye gittiği hakkında bir fikrimiz olur. Bir çocuk Van Erciş’ten, 120 tam puan aldı; bir diğeri Van Edremit’ten, 120 tam puan aldı; bir diğeri Ağrı Diyadin’den, 120 tam puan aldı; bir diğeri Şırnak İdil’den, 120 tam puan aldı; bir diğeri Muş Varto’dan, 120 tam puan aldı; bir diğer Tunceli Çemişgezek’ten, 120 tam puan aldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Varto’daki Ezgi kızımız, kendisi de -bakın, taşımalı eğitim bu dönemde başlamış- bir mezradan taşımalı eğitimle geliyor, devletin vermiş olduğu desteklerle kurs alıyor, “Hiçbir dershaneye gitmedim.” diyor ve ailesine de yardım ediyor, “Aileme yardım ettiğim zamanların dışında dersime çalışırdım. Doktor olacağım ve köyüme hizmet edeceğim.” diyor. Yine, Mahir -Tunceli Pülümür’den, Çemişgezek’te okuyan- çobanlık yapıyor, ailesine yardım ediyor, 120 tam puan yapmış, onun da talebi, “Doktor olacağım, köyüme hizmet edeceğim.” Bu gençlerin olduğu bir Türkiye’de eğitimin geriye gittiğini söylemek veya “Türkiye karanlığa gidiyor.” demek doğru değildir. Fikri hür, vicdanı hür bu gençlerimizle birlikte Türkiye'nin geleceğini inşallah çok daha sağlam bir şekilde inşa edeceğiz, bizim onlara güvenimiz var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, bir başka husus: Üniversiteler, özgür fikirlerin, demokratik düşüncelerin özgür bir ortamda tartışıldığı ortamlardır. Türkiye'nin her iline birer üniversite kazandırmışsan, hatta bazı illerine bir değil birden fazla üniversite kazandırmışsan, hâlâ üniversite kuruyorsan, ücretsiz kitap dağıtmışsanız, tablet bilgisayarları bütün öğretmenlerinize vermişseniz, öğrencilerinizin bir kısmına vermişseniz, önümüzdeki dönemde bunu da yaygınlaştıracaksanız, 960 bin noktadan bilgi otoyoluna bağlanıyorsanız Türkiye’de eğitimin geri gittiğinden bahsedebilmek doğru değildir diye düşünüyorum. Zaten bu sonuçlar böyle olduğu içindir ki işte, bak, oradaki Ezgi kızımız, Muş Varto’dan ve Çemişgezek’teki Mahir evladımız, öğrencilerimiz bu başarıyı aldı.

Biz fikri hür, vicdanı hür gençler yetiştiriyoruz. Bakın, bize tepki gösteren her öğrencinin de yetişmesinde bizim payımız vardır. Biz, fikri hür olsun, vicdanı hür olsun… Demokratik çerçevede bize göstermiş olduğu her tepki hoş geldi, sefa geldi; biz bundan dolayı da gurur duyarız, bundan hiçbir rahatsızlık duymayız.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Efendim, liseler niye isyan etti?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama biz bekleriz ki evrensel değerlere açık, yerli değerleri benimsemiş evlatlarımız kendi değerlerimize uygun şekilde bu demokratik tepkilerini kullansın. Yani bir öğretmene sırtını döneceği yere, pekâlâ, pankartla “Sizinle aynı fikri paylaşmıyoruz.” veya “Bu yaptığınız yanlıştır.” gibi daha demokratik ve geleneğimize, değerlerimize uygun tepkiler göstermesinden de biz rahatsız olmayız.

Bir başka husus: Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye devletini, milletin birliğini temsil eder ve Türkiye devletinin başıdır -devlet de üç kurumdan oluşur- ve millet tarafından seçilmiştir. Şimdi görüyorum ki bazı arkadaşlarım “Bakın, bunu siyasi yapıyorsunuz.” diyor. Bizi burada konuşturan siyasettir, bizi buraya gönderen siyasettir. Geçmiş dönemlerin alışkanlığıyla siyaseti böyle kötülersek milletin önüne nasıl gideriz? Bilin ki siyaset kötü bir şey değildir, milletin taleplerini hayata geçirmektir, milletin taleplerine karşı duyarlı olmaktır. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanımız da milletin oyuyla seçilmiştir. Yine, Hükûmet atayacak. Hükûmet atayacak ama milletten aldığı yetkiyle. Bugün iktidarda biz varız, biz atarız, yarın MHP olur, öbür gün HDP olur, öbür gün CHP olur, onlar atar. Milletin taleplerini yerine getirmekten rahatsız olmamak gerekir diyorum.

Yine, Bakanlığımızın basıp ücretsiz dağıttığı ders kitaplarıyla ilgili bir sayın milletvekilimiz soru sormuştu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili ve siyasilerimizin… Aynı soru. Bak, böyle bir soru olmadığı ifade edildi. Özel sektörün bastığı yardımcı yayınlar denetimimizde değildir, bunu da belirtmek isterim.

Müdür görevlendirmede kesinlikle yargı kararları uygulanıyor.

Burada bakın, bir arkadaşımız dedi ki: “Gençleri yurt dışına göndermek için burs verelim.” Millî Eğitim Bakanlığının görevi, zaten bunu yapıyoruz. Ama, yurt dışında 6 milyona yakın; 5,5 milyonun üzerinde Türk vatandaşı yaşıyor ve Türk soydaşlar da var. Bunlar eğitim istiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bunlar orada Almanya’da yaşıyor, Amerika’da yaşıyor, Avustralya’da yaşıyor. Bunlara bulundukları yerde eğitim hizmeti sağlamamız lazım. Bu vakıf bunu yapacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen sözlerinizi tamamlar mısınız.

Bir dakikada tamamlayın lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, bakın, Yunus Emre Vakfı kurulurken de yine böyle itirazlar gelmişti, şimdi görüyorum ki Maarif Vakfı kurulurken de benzer şekilde itirazlar geliyor. Bizim dönemde Yunus Emre Enstitüsü kuruldu, Türk ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kuruldu, Türk Konseyi kuruldu Birleşmiş Milletler ile İslam İşbirliği Teşkilatına benzer. Dolayısıyla da yarın bu vakıf kurulduğunda ve Türkiye'nin eğitimde marka olduğunu gördüğümüzde hepiniz torunlarınıza, evlatlarınıza diyeceksiniz ki: “İşte o vakıf yasası çıkartılırken ben Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun bir üyesiydim ve bu vakfa destek verdim.” Burada yapılan her iyi işte sizlerin de payı olacaktır, katkısı olacaktır. Bu hepimizin ortak değeridir. Milletin iradesiyle bugün biz buradayız, yarın siz burada olursunuz, yine bunun yönetimine talip olursunuz.

Tekrar şimdiden vereceğiniz destekler için hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.08

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 15 Haziran 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 00.13



(x) 383 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.