TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  92’nci Birleşim

                                                                                              24 Mayıs 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Samsun  Milletvekili Erhan Usta’nın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’de otogar işletmesiyle ilgili sorunlara ilişkin açıklaması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de dünyanın en büyük Atatürk heykelinin ışıklandırılmasıyla ilgili probleme ilişkin açıklaması

3.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, Trabzon Şalpazarı doğumlu Alper Al’ın şehit olmasına ve AK PARTİ’nin terörle mücadelede kararlı olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 65’inci Hükûmetin Türkiye Cumhuriyeti’nin jet hızıyla kurulan ilk hükûmeti olacağına ve rejim değişikliği yapmaya çalışacağı görüntüsünde olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Hükûmet tarafından alınan bir kararla işsiz kalan 2 bin tarım danışmanının tekrar işe alınmasını ve tarımda verimliliğin artırılması yönünde çaba sarf edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de yaşanan doğal afetler nedeniyle çiftçilerin mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, yeni Hükûmete başarılar dilediğine, Giresun Doğankent HES işletmesinin özelleştirilmesi sonucunda yaşanan mağduriyetlere ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, 25 Mayıs Adana’nın Pozantı ilçesinin kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ve Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

9.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Hükûmetin tarım ve hayvancılığa verdiği desteklerin devam ettiğine ilişkin açıklaması

10.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, diktatörlerin, katillerin ve teröristlerin fotoğrafları önünde konuşmanın, konuşan kişinin siyasal düşüncesini ve beslendiği kaynakları anlamak için önemli bir kanıt olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, cihatçı katillerin Suriye’de can almaya devam ettiğine ve katliamcılarla aynı düşünce dünyasını paylaştığını gösteren havuz medyasını kınadığına ilişkin açıklaması

13.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, Amasya Merzifon Devlet Hastanesi acil servisinde görevli Doktor Hakan Barış Demirbaş’ın bir hasta tarafından darbedilmesine ve vatandaş ile sağlık emekçilerinin karşı karşıya gelmesinin nedeninin iktidar olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, İstanbul, Ankara, Antalya ve Konya illerinin raylı sistemleri ve metrolarının Hazineye toplam maliyetinin ne kadar olduğunu ve şu ana kadar Bakanlıkça onay verilen raylı sistem ve metro projesi sayısını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yeni Hükûmetin hayırlı olmasını dilediğine, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ve Üsküdar ilçesinin Yavuztürk Mahallesi’nin imar sorunlarının çözülmesini beklediğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 24 Mayıs Bulgaristan’dan Türkiye’ye zorunlu göçün başlamasının 27’nci yıl dönümüne, 24-30 Mayıs Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası’na ve Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

17.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, şiddetle, baskıyla, halkın kendi vekilleriyle buluşmasını engelleyen bir zihniyetle karşı karşıya olduklarına, milletvekilleri ile seçilmişlerin halkla buluşmasının önündeki hiçbir engeli kabul etmediklerine, HDP milletvekillerine mülteci kamplarını ziyaret izni verilmemesinin nedenini öğrenmek istediğine ve demokratik siyasetin gelişmesi için Türkiye'nin her yerinde mücadele edeceklerine ilişkin açıklaması

18.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, 65’inci Hükûmetin hayırlı olmasını dilediğine, bugün CHP grup toplantısını izleyen CHP’lilerin, Cumhurbaşkanı ve AK PARTİ’ye oy verenlere hakaret eden slogan atmalarını kınadığına ve bu konuda Meclis Başkanlığına gerekli bildirimlerde bulunduklarına ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Cumhurbaşkanlığının, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 104’üncü maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun istifasının kabul edildiğine; yeni hükûmet kuruluncaya kadar Bakanlar Kurulunun göreve devamının istendiğine ilişkin tezkeresi (3/789)

2.- Cumhurbaşkanlığının, Bakanlar Kurulunun yeniden kurulması için Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 109’uncu maddesi uyarınca İzmir Milletvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Binali Yıldırım’ın görevlendirildiğine; seçilecek bakanların atanmaları yapıldıktan sonra Bakanlar Kurulu listesinin ayrıca gönderileceğine ilişkin tezkeresi (3/790)

3.- Cumhurbaşkanlığının, Başbakan Binali Yıldırım tarafından kurulan yeni Bakanlar Kurulunda yer alan bakanlıklara Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 109’uncu maddesi gereğince ekli listede gösterilen kişilerin atandığına, 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca Başbakan Yardımcısı unvanıyla görev yapmak üzere 5 bakanın görevlendirilmesinin onaylandığına ilişkin tezkeresi (3/791)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dünya ve Geleneksel Din Liderleri Toplantısı” çerçevesinde 31 Mayıs 2016 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenecek olan “Dinimiz Teröre Karşıdır” konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Sakarya Milletvekili ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesi Mustafa İsen’in katılmasına ilişkin tezkeresi (3/792)

 

 

 

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, ülkemizin kalkınmasına etken olabilecek yeni teşvik modellerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)

2.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, Soma, Ermenek gibi maden sektörünün neredeyse tek geçim kaynağı olduğu yörelerin ekonomik ve sosyal sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, özel sektörün aşırı borçlanmasına neden olan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

 

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın (2/368) esas numaralı, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/32)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/151) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 24 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- AK PARTİ Grubunun, 65'inci Bakanlar Kurulu Programı'nın Genel Kurulun 24 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde okunmasına; 24 Mayıs 2016 Salı günü Bakanlar Kurulu Programı'nın okunması ile Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmeler ve 29 Mayıs 2016 Pazar günü yapılacak güven oylamasının gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve bu günlerde Başkanlığın Genel Kurula sunuşları ve işaret oyuyla yapılacak seçimler hariç başkaca konuların görüşülmemesine; 27 Mayıs 2016 Cuma günü saat 15:00'te, 29 Mayıs 2016 Pazar günü ise saat 11:00'de toplanmasına; Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmelerde Hükûmet ve siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların kırkar dakika (bu süre iki konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmaların onar dakika olmasına; bu birleşimlerinde program üzerinde görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 25 ve 26 Mayıs 2016 Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

 

IX.- HÜKÛMET PROGRAMI

1.- Başbakan Binali Yıldırım tarafından Bakanlar Kurulu Programı’nın okunması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Kaçkar Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünün personel ihtiyacına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'nin cevabı (7/4412)

 

 

 

 

24 Mayıs 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: İsmail KAHRAMAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

---0---

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yoktur Sayın Başkan, yoktur efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, gerçekten Allah’tan korkun ya!

BAŞKAN – Görüyorum Beyefendi, görüyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 184 kişi nerede var?

BAŞKAN – Mahmut Bey, görüyorum efendim, var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, hakikate aykırı beyanlarda bulunuyorsun, o makama yakışır mı ya!

BAŞKAN - Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Afyonkarahisar’ın sorunları hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal’a aittir.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afyonkarahisar’ın sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım ancak ülke gündemimize ilişkin de buradan birkaç cümle edemeden geçemeyeceğim.

7 Hazirandan bu yana 500’ü aşkın evladımızı şehit verdik. Daha geçen hafta seçim bölgem Afyonkarahisar’da bir haftada 2 vatan evladımızı teröre şehit verdik. Öyle bir algı yönetimi oluşturuyorsunuz ki sanki ülkeyi bu hâle getiren, terörü hortlatan Cumhuriyet Halk Partisiymiş gibi, teröristleri kırmızı halılarla, davulla zurnayla karşılayan Cumhuriyet Halk Partisiymiş gibi. PYD lideri Salih Müslim’i Başbakanlıkta Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu mu karşıladı? Çözüm süreci adı altında doğu ve güneydoğudaki vali ve kaymakamlara “Operasyon yapmayın, PKK’lılara dokunmayın, biz çözüm sürecini getirdik.” diyen benim Genel Başkanım Kemal Kılıçdaroğlu muydu? PKK’lıların taziye ziyaretine giden Galip Ensarioğlu ve Yasin Aktay Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri miydi? Teröristbaşı Apo’nun mektubu yani Dolmabahçe mutabakatı TRT dâhil 18…

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BAŞKAN – Sayın Köksal...

BURCU KÖKSAL (Devamla) – ...televizyon kanalında yayınlanırken...

BAŞKAN – Sayın Köksal...

BURCU KÖKSAL (Devamla) – ...HDP’li vekillerin yanında bulunan bakanlar Cumhuriyet Halk Partili miydi?

BAŞKAN – Sayın Köksal...

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Buradan bizi izleyenlere sesleniyorum: Terörü hortlatan da teröre destek veren de Cumhuriyet Halk Partisi değildir.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, uğultuyu keselim lütfen.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Şimdi, bir şeyi merak ediyorum. Ergenekon ve Balyoz davalarında Şemdin Sakık gibi PKK’lı teröristlerin sözüyle Türk Silahlı Kuvvetlerindeki askerleri içeri attınız. Şimdi, HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalktı. Onlar yargılanırken “Bizi Kandil’le görüştüren, görüşmemiz için talimat veren, ricacı olan dönemin Başbakanıydı, dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Yalçın Akdoğan ve MİT Müsteşarıydı, onlarla birlikte ortak olarak bu suçu işledik.” diye itirafta bulunurlarsa acaba bu verdikleri isimler de yargılanacak mı, yoksa daha önce 4 bakanı akladığınız gibi onları da mı aklayacaksınız? Allah’tan Cumhuriyet Halk Partisi var. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi olmasaydı, bu kadar art arda yaptığınız hataları havuz medyasında hangi partiye yıkmaya kalkacaktınız? Gerçi siz yan yana, kol kola olduklarınızdan birini suçlayıp, yataydı, dikeydi, paraleldi diye bir suç örgütü oluşturup onu suçlu ilan ederdiniz. Çünkü sizin tek korkunuz Cumhuriyet Halk Partisi.

Türkiye’nin her yeri gibi memleketim, seçim bölgem Afyonkarahisar da kan ağlıyor. Bakın, İscehisar ilçem mermerin kalbi ama ne yazık ki o kalp tekliyor, mermerciler iflasta, her gün bir mermer ocağı kapanıyor ve o ocakta çalışan işçiler işsiz.

Geçen sene yağışlar nedeniyle ürünler zarar gördü. Özellikle patates ve kiraz üreticileri zarar etti. Bu yıl da tarlalarda ekinler perişan.

Bakın, cüce hastalığı denilen hastalık ekinleri bu hâle getirmiş. Çiftçi, ilçe tarım müdürlüğüne müracaat ediyor, diyor ki: “Benim ürünlerim hasta, benim ürünlerim zarar ettirdi.” Ama ilçe tarım müdürlüğünden hiç kimse gidip orada inceleme yapmıyor. Çiftçiye aynen şu söyleniyor: “Bir tutam yolup getir.” Bakıyorlar, “Bu nedir?” “Bu, bir hastalık.” “Yolup getir.”, ondan sonra “Olmadı, sür gitsin.” Çiftçi bunun adını “Bir tutam yolup getir, olmadı, sür gitsin.” hastalığı koymuş. Hazır bugün Hükûmet programı da açıklanacak, buradan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına da bu vesileyle bu olayı duyurmuş olalım.

“Süte müdahale kararı aldık, sütü 1 lira 15 kuruştan alacağız.” dediniz. Allah aşkına, Afyon’u karış karış geziyorum, hangi süt üreticisinden sütü 1 lira 15 kuruşa alıyorsunuz? Dazkırı’dan Emirdağ’a, Emirdağ’dan Hocalar’a, Hocalar’dan Salar’a kadar birçok süt üreticisiyle konuştum; hiçbirisi sütü 1 lira 15 kuruşa vermiyor, en pahalı veren 90-95 kuruşa vermiş.

“Hibe desteği getiriyoruz.” diyorsunuz. Bakın, Dinar ilçemizin Gençali köyünde -sizden hibe ya da bağış istemiyorlar- mera vasfını yitirmiş, çöplük hâlini almış bir mera arazisinde orada hayvancılık yapan gençlerin hayvancılık yapmasını istiyorlar; üstelik tüm Gençalililerin isteği bu. Orası Cumhuriyet Halk Partisinin 1’inci çıktığı bir ilçe de değil, sizin 1’inci çıktığınız bir köy, sizin 1’inci olduğunuz bir köy…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – …hani Cumhuriyet Halk Partisinin 1’inci çıktığı yerlere hizmet etmiyorsunuz, bari oraya hizmet götürün. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta’ya aittir.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, önce şu sükûneti bir… Tebrikleri dışarıda olsa…

BAŞKAN - Efendim, uğultu oluyor, rica ediyorum, içeride uğultu olmasın, görüşmeleri lütfen dışarıda yapalım.

Buyurun Beyefendi.

2.- Samsun  Milletvekili Erhan Usta’nın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışına ilişkin gündem dışı konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve aziz Türk milleti; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışının 97’nci yıl dönümünü gurur ve heyecanla ama vatanımızın doğu ve güneydoğusundan gelen şehit ve gazi haberleri nedeniyle bir o kadar da buruk bir ruh hâliyle karşılamış bulunuyoruz. Yarın da 25 Mayıs, Atatürk’ün Havza’ya gelişinin 97’nci yıl dönümü. Bilindiği üzere, kurtuluş mücadelesinin başlamasında Havza’nın önemli bir yeri vardır.

Derin bir tarihi ve köklü bir kültürü olan Türk milleti tarih sahnesine çıktığından beri bağımsız yaşamış, aksi dayatmalarda bulunanları hüsrana uğratmış, çağ kapatıp çağ açmış, hem tarih yazmış hem de tarihe yön vermiştir.

Türk milleti, binlerce yıllık zaferlerle dolu tarihini görmezden gelen, yok sayan, hatta inkâra kalkışan, bölünme provaları yapan hainler ile onların içerideki ve dışarıdaki iş birlikçilerine teslim olmayacak kadar kendinden emin ve şuurlu, hesapları boşa çıkaracak kadar da güçlü ve dirayetlidir. Vatanımızı kavgaya ve karanlığa mahkûm etmek isteyen ölüm makineleri ve her türlü saldırgan emeller, birlik ve beraberlik ruhu içerisinde olunduğunda hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklar, sinsi niyetlerine erişemeyeceklerdir.

Bugün karşımızda olan en büyük tehlike, milletimizi “Türk-Kürt” diye ayırmak, sürekli otuz altı etnik yapıdan bahsetmek suretiyle birbirimizden koparmaktır. Oysa millet olmamızın ispatı, bu vatan için verdiğimiz şehitler, birlikte çektiğimiz çileler, oturduğumuz semtler, kurduğumuz şehirler, katlandığımız zorluklar ve kız alıp vermelerdir.

Milletimiz, ülkemiz üzerinde oynanan oyunların, satılmışların ve vatan hainlerinin silahlı ve siyasi temsilcilerinin farkındadır ve bilincindedir. Bu nedenle milletimiz, oynanan oyunu bozacak, gerek dışarıdan gerekse içeriden gelen tüm saldırılara karşı dik duracak, karanlık köşelerde hazırlanan komplolara fırsat vermeyecektir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, ülkemizin içinde bulunduğu durumun bir kader olmadığına ve milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağına olan inançla, Samsun'dan başlayarak tüm Anadolu'ya yayılan bir kutlu mücadeleyi başlatmışlardır.

19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan millî mücadele süreci, işgal ve esarete karşı yapılan ilk hamle, Türkiye Cumhuriyeti'nin karılan ilk harcı, vatanın selamet dolu ufuklarına doğru cesaretle yol alınması, millet sevgisinin ve en önemlisi milliyetçiliğin şahlanışıdır.

19 Mayıs, vatan topraklarını alçakça paylaşmaya cüret edenlere ve onlara el uzatanlara verilen kesin bir cevap, özgürlüğün gerekirse can vererek elde edileceğinin muhteşem ifadesidir. 1919, Türk tarihinin övünç madalyası, ağırlık merkezi, bağımsızlık iradesinin emperyalizme meydan okumasıdır. Bu nedenle, 1919'u küçümsemek, küçültmek, değersizleştirmek doğru ve hakkaniyetli bir tavır değildir.

1919, Çanakkale'yi kalbinde taşımış, zaferlerle dolu bir Türk tarihini pusula yapmış milliyetçi bir şuurun anısı ve ebedî hatırasıdır.

Samsun'dan yola çıkan millî mücadele kararlılığı, Havza'da ilk cüreti, ilk cesareti, ilk teşkilatlanmayı göstererek Amasya'da milletin azim ve kararını ilan etmiş, Erzurum'da vatanın bir bütün olduğunu ve parçalanamayacağını duyurmuş, Sivas'ta manda ve himayeyi reddederek Ankara'da Büyük Millet Meclisini kurmuştur.

Aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulanan vatan topraklarını parçalamaya çalışanlara, Türk milletini bu topraklardan kovmanın hesabını yapanlara karşı, aziz milletimiz, millî heyecan ve azimle aşılmaz sur, yıkılmaz kale ve bükülmez bilek olmuştur.

Umutların tükendiği bir zamanda Türk milletinin birlik ve dayanışma ruhu milliyetçi şuurlarda harekete geçerek bağımsızlık meşalesini yakmış, işgal ve esareti kesin bir şekilde reddetmiştir. Cenab-ı Allah'ın himayesi ve aziz milletimizin fedakârlıklarıyla Samsun'da başlayan tarihî yolculuk, başkent Ankara'da cumhuriyetle birlikte sonuca ulaşmıştır.

Bugünümüzü gelecekle birleştirecek, birlik, beraberlik ve devamlılığımızın güvencesi gençlerimizin toplumsal huzur ve refahımızı tehlikeye atacak kavga, tartışma ve kamplaşmalara meydan vermeden lider Türkiye'ye ulaşmak için yüreklerindeki vatan ve millet sevgisi, bağımsızlık ve özgürlük duygusu, birlik, beraberlik ve kardeşlik özlemi, millî hasletimiz olan yardımlaşma ve dayanışma anlayışı, çalışma ve başarma azmi, milletimizin dünya durdukça var olacağının en büyük ispatıdır.

Bu düşüncelerle, vatanımızın birliği ve bütünlüğü uğruna kurtuluş mücadelesinin başladığı bu çok anlamlı günün yıl dönümünde sevgili gençlerimizin ve aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere millî mücadele döneminin tüm kahramanlarına ve aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyor, hepsini minnet ve şükranla yâd ediyorum.

Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Gündem dışı üçüncü söz Ahilik Haftası münasebetiyle söz isteyen Kırşehir Milletvekili Sayın Mikail Arslan’a aittir.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

MİKAİL ARSLAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, yüce Meclisimizin değerli üyeleri; her yıl mayıs ayının son haftasında kutlanan Ahilik ve Esnaf Bayramı nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu nedenle Parlamentomuzun siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, bu yıl, Sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde ve zatıalilerinin 27 Mayısta Kırşehir’de katılımıyla yapılacak olan kutlamalara önemli destekler sağlayan Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Bülent Tüfenkci'ye, Müsteşarımız Sayın Cenap Aşcı'ya, Esnaf ve Sanatkârlar Genel Müdürümüz Sayın Necmettin Erkan'a, TESK Başkanımız Sayın Bendevi Palandöken’e, TESKOMB Başkanı Sayın Abdulkadir Akgül’e, Halk Bankası Genel Müdürümüz Sayın Ali Fuat Taşkesenlioğlu’na, Merkez Yürütme Kurulunun değerli üyelerine, Kırşehir Valisine, Belediye Başkanına ve yine Kırşehir Esnaf Odası ve Sanayi Odası başkanlarına ve emeği geçen herkese teşekkürü borç biliyorum. Ayrıca 65’inci Hükûmetimizin yeni seçilen üyelerine Kırşehir Ahiler diyarından başarılar diliyor, 64’üncü Hükûmetimize de hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Kırşehir, Anadolu coğrafyasını vatan hâline getiren, çok sayıdaki manevi mimara ev sahipliği yapmış bir merkezdir. Ses bayrağımız olan Türkçeyi Anadolu'da dalgalandıran Yunus Emre, Âşık Paşa ve Gülşehrî'ye ev sahipliği yaparken, diğer yandan mana iklimimizin sultanları olan Hacı Bektaşı Veli’ye, Şeyh Edebali'ye, Süleyman Türkmani'ye yurt olmuştur. Ve tabii ki, Ahiliğin kurucusu, 32 esnaf zümresinin piri olarak kabul edilen, pir-i pirân, aziz-i azizân Ahi Evran-ı Veli Sultan'a da ev sahipliği yapmıştır.

Yine sözlerime başlarken, Dünya İnsani Zirvesi'nin Türkiye'de yapıldığı bugün, tüm Türkiye'nin Ahilik Bayramı'nı da en içten dileklerimle kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, Ahilik, Anadolu'da yaşayan halkı, çeşitli meslek alanlarında hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir insanlık sanatıdır. Bu kurum, zamanla tüm Anadolu'da kabul görmüş bir sosyoekonomik düzen olarak Selçuklu ve Osmanlı’nın devlet felsefelerinin yapı taşlarından biri hâline gelmiştir. Ancak, Ahilik, tarihimizde bıraktığı izlere ve taşıdığı manevi dinamiklere rağmen günümüz Türkiye’sinde hak ettiği karşılığı tam manasıyla bulamamaktadır. Bu doğrultuda birkaç noktaya temas etmek istiyorum. Her şeyden önce, Ahilik, bir ekonomik felsefe ve model olarak düşünülmelidir.

Ana akım iktisat bilimi, modern ekonominin 18’inci yüzyılda klasik iktisatla başladığını iddia eder. Bu model, vicdan sahibi kimseler tarafından şikâyet edilen, şahsi çıkarları ön plana koyan, düzenlemeden ve denetlemeden yoksun neoliberal politikaların da atası konumundadır. Diğer yandan, 13’üncü yüzyılda ortaya konmuş ve ekonominin temeline sosyal sorumluluğu, dayanışmayı ve liyakati koyan Ahilik sistemi ise kendine ekonomi literatüründe gereken yeri bulamamıştır.

“Ahilik” kavramı maalesef modern zamanın insanları tarafından, sadece görevini gerçekleştirmiş ve yine tarihin sayfalarına gömülmüş romantik bir düş olarak görülmektedir. Ancak Ahilik, bir masal ve kahramanlarının yeryüzünde uyguladığı bir sistem değildir, toplumun ihtiyaç duyduğu adaleti ve beraberinde getireceği huzuru sağlamak adına yine toplumun kendi dinamikleri içerisinden çıkarttığı bir yaşayış biçimidir. Zaten, dünyada günde 1 milyar insan yatağına aç giderken, diğer yanda 2 milyardan fazla obezite hastası insan varken, bir yanda çocukların artık ilkokulda kodlama dersi alması gerektiği tartışılırken, diğer yanda 230 milyon çocuk iç savaşların ortasında kalıp gelecek planlarını bile yapamıyorsa bugün Ahiliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç var demektir. Aslına bakılırsa dünya gün geçtikçe daha kötüye giderken insanlık da bunun farkına varmalıdır. Bir STK hareketi olarak Ahilik bugün daha fazla anlaşılmalı ve yaşanmalıdır diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Ahiliğin temel prensiplerinden bahsederek konuşmama son vermek istiyorum.

Ahinin alnı, kalbi, eli, sofrası ve kapısı açık olmalıdır ancak Ahinin dili, gözü ve beli bağlıdır. Biz de Ahi şehri Kırşehir olarak aydınlığa, hizmete, doğruluk ve dürüstlüğe, sevgi ve saygıya açığız; karanlığa, tembelliğe, aldatmaya ve yalana kapalıyız diyor, hepinizi tekrar saygı, sevgi ve hürmetlerimle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan vekilleri arasındaki mutabakat gereğince sisteme girerek söz talep eden 15 milletvekiline birer dakika, grup başkan vekillerine iki dakika yerlerinden söz vereceğim.

İlk söz Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı’ya ait.

Buyurun Beyefendi.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’de otogar işletmesiyle ilgili sorunlara ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) — Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Mersin Büyükşehir Belediyesinin çözemediği otogar sorunu artık vatandaşın canını almaya başlamıştır. CHP yönetiminde bitirilen ve MHP'li Belediye Başkanının açılışını yaptığı otogar, iki yılı aşkın bir süredir hâlâ işletilemiyor. Bu sorunu daha önce yüce Mecliste dile getirmiş ve soruna dikkat çekmiştim. Vatandaşlar yağmurda, çamurda yol kenarında indirilmektedir. Bununla kalsa iyi, geçen hafta Adıyaman'dan Mersin'e düğün için gelen 65 yaşındaki bir teyze otogar işlemediğinden yol kenarında indiği otobüsün altında kalmış ve feci şekilde can vermiştir.

Yine, geçen pazar günü otogar işletmesindeki sorunlar nedeniyle çeşitli gruplar birbirine girmiş ve otobüsler taşlanmıştır. Mersin'de yolcuların yaşamı tehdit altındadır. Bir otogarı bile yönetemeyen Belediye Başkanı koca Mersin'i nasıl yönetecektir? Belediye Başkanı kente zarar vermeden derhâl istifa etmelidir.

BAŞKAN — Teşekkür ediyorum.

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, buyurun efendim.

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de dünyanın en büyük Atatürk heykelinin ışıklandırılmasıyla ilgili probleme ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) — Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Orman ve Su işleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu burada, ona sesleniyorum ben.

Artvin'de bir emekli noter dünyanın en büyük Atatürk heykelini yaptırdı; 40 ton çelik, 10 ton bakır kullanılarak 60 ton ağırlığında, 22 metre yüksekliğinde ama önünde de "Atam izindeyiz." yazıyor, Artvin'in karşısında. Bu kişi, bu noter, karşılıksız, bedelsiz bu yeri Orman Bakanlığına devretti. On dört aydır buranın ışıklandırılmasıyla alakalı problem var. Sayın Bakana soru sordum "Ne kadar bedel harcadınız?" diye. Sayın Bakan, Orman Bakanlığı olarak on üç ayda aydınlatmaya 1.359 lira bedel harcadığını ifade etti. Sayın Bakan, o parayı ben Orman Bakanlığına vereceğim, taahhüt ediyorum. Koskocaman bir Atatürk heykeline bir Orman Bakanlığı, enerji üretilen Artvin'de 1.359 lira para harcamış, onu da bana yazılı olarak cevap vermişseniz size söyleyeceğim hiçbir şey yok Sayın Bakan. Böyle bir şey olamaz yani! Bunu niye yaptığınızı biliyorum, "Atam izindeyiz." lafından rahatsız olduğunuzu biliyorum. 1.359 lira parayla aydınlatmanın... Nasıl bana cevap verdiğinizi, kamuoyunun takdirine, Türkiye'nin takdirine bırakıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN — Teşekkür ediyorum efendim.

Trabzon Milletvekili Sayın Salih Cora…

3.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, Trabzon Şalpazarı doğumlu Alper Al’ın şehit olmasına ve AK PARTİ’nin terörle mücadelede kararlı olduğuna ilişkin açıklaması

SALİH CORA (Trabzon) — 22 Mayıs Pazar günü Hatay'ın Samandağ ilçesi Çevlik sahili açıklarında bir sal içerisinde ceset olduğu ihbarıyla bölgeye giden Sahil Güvenlik ekiplerinin inceleme yaptığı sırada meydana gelen patlamada şehit olan, Trabzon Şalpazarı doğumlu Alper Al’ı dün memleketimiz Trabzon’da mahşerî kalabalıkla Hakk’a uğurladık. Terör örgütü alçak ve kalleş yüzünü bir kez daha göstermiştir. Daha düne kadar “Cesetlerimiz sokakta.” diyerek terörist leşleri üzerinden insan hakkı dersi verenler, şimdi ne söyleyecekler merak ediyorum. Cesetlere bombalı tuzak yerleştirerek cansız bedenlerin dokusuna dahi saygı göstermediklerini, eylemlerini canavarca hislerle gerçekleştirdiklerini bir kez daha gördük.

Şunu bilin ki AK PARTİ terörle mücadelede kararlıdır. Bu topraklarda son terörist temizleninceye kadar operasyonlar devam edecektir. Bunların sözcülerine sesleniyorum; sakın bizden merhamet beklemeyin, kazdığınız çukura düşeceksiniz.

Bu vesileyle tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erkan Aydın, Bursa Milletvekili.

Buyurun efendim.

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 65’inci Hükûmetin Türkiye Cumhuriyeti’nin jet hızıyla kurulan ilk hükûmeti olacağına ve rejim değişikliği yapmaya çalışacağı görüntüsünde olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeni Hükûmet bugün belli oldu. Bu hafta içinde de Türkiye Büyük Millet Meclisinden güven oylaması alacak. Hükûmet Türkiye Cumhuriyeti’nin jet hızıyla kurulan ilk hükûmeti olacak. Görünen o ki Hükûmet cumhuriyetin hükûmeti olmaktan çok Cumhurbaşkanı hükûmeti olarak rejim değişikliği yapmaya çalışacak. Siyasi tarihimizde hükûmetlere çeşitli isimler verildi; Milliyetçi Cephe Hükûmeti, Uzlaşma Hükûmeti gibi. Rahmetle andığım, oyun yazarı Haldun Taner de yıllar öncesinden bu Hükûmetin ismini öngörmüş, demiş ki: “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım.” Ben de Hükûmete “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım.” adını veriyorum. Ama şunu da vurguluyorum: Eğer rejimi değiştirmeye kalkarlarsa biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak Keşanlı Ali Destanı’nı oynayacağız diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurun Beyefendi.

5.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Hükûmet tarafından alınan bir kararla işsiz kalan 2 bin tarım danışmanının tekrar işe alınmasını ve tarımda verimliliğin artırılması yönünde çaba sarf edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükûmet tarafından son zamanlarda alınan bir kararla yaklaşık 2 bin tarım danışmanı işsiz kalmıştır. Oysa biliyoruz ki biz Türkiye'de tarımda verimlilik son derece düşüktür ve tarımın daha bilimsel yapılma ihtiyacı vardır, bu bir ihtiyaçtır. Yanlış varsa, sistemde bir tıkanıklık varsa onların düzeltilmesi gerekirken sistemi düzeltmeyip bunların, tarım danışmanlarının birçoğunun, hemen hemen tamamının işine son verilmesi son derece yanlıştır. Seçim bölgem olan Samsun’dan da geçenlerde tarım danışmanları gelip konuyu bize sundular. Dolayısıyla bizim Hükûmetten talebimiz, bu mağduriyetin bir an evvel giderilerek tarım danışmanlarının tekrar işe alınmasıdır ve tarımda verimliliğin artırılması yönünde çaba sarf edilmesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer Bey, buyurun Beyefendi.

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de yaşanan doğal afetler nedeniyle çiftçilerin mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu yılın başında Niğde’de kuraklık ve don sebebiyle çiftçimiz mağdur olmuştu, hafta sonu da dolu ve kar yağışı gerçekleşti. Böylece, üreticimiz ve çiftçimiz oldukça mağdur durumda, derhâl hasar tespiti yapılarak çiftçiye destek olunması gerekiyor, üreticinin perişanlığına el atılması gerekiyor. Geçtiğimiz yıl ürettiği ürünü satamadılar, bu yıl ise tarladaki ürün ve daldaki ürün zarar gördü.

Şu anda Çiftçi Kayıt Sistemi dışında da çiftçilerin mağduriyetinin giderilmesi, üreticinin mağduriyetinin giderilmesi için alan tespiti yapılmalı ve hak edene hak ettiği değer mutlaka ödenmelidir.

2014 yılında don nedeniyle verilen paralar geçen yıl geri alınmıştı, aynı sorunun yaşanmaması için çiftçi ve üreticilerimizin tespiti doğru yapılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu, buyurun Beyefendi.

7.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, yeni Hükûmete başarılar dilediğine, Giresun Doğankent HES işletmesinin özelleştirilmesi sonucunda yaşanan mağduriyetlere ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Binali Yıldırım’ın başkanlığında kurulan yeni Hükûmete başarılar diliyorum.

Karadeniz’in devlet eliyle yapımı gerçekleştirilen ilk hidroelektrik santrallerinden birisi olan Giresun Doğankent HES işletmesinin özelleştirilmesinin sonucunda pek çok işçi işsiz bırakılmıştır. İşletmenin yeni yönetimi taşeron üzerinden hizmet yürütmeyi tercih etmiştir. Dolayısıyla, 1 Mayıs itibarıyla çalışan 120 işçiden sadece 40 tanesiyle sözleşme yapma kararı alınmıştır. Geride kalan 83 işçi ise maalesef mağdur durumdadır. Oysa özelleştirme şartnamesine konulacak bir maddeyle işletmede on-on beş, yirmi yıldır çalışan işçilerin hak ve hukuklarını koruma imkânı varken bu yapılmamıştır. Tıpkı diğer özelleştirmelerde olduğu gibi burada da emek ve emekçinin değil, sermayenin çıkarları gözetilmiştir. Bunun sonucu olarak sadece işçiler değil, HES ve çalışanları üzerinden ekonomisini oluşturmuş Doğankent ilçemiz de mağdur durumdadır. İlçede işçilerin ve esnafın gösterdiği tepki nedeniyle sosyal barış ve huzur bozulmuştur. Sayın Bakana bu durumun düzeltilmesi ve oradaki mevcut çalışma yapısının korunması için çağrıda bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Elif Doğan Türkmen, buyurun Hanımefendi.

8.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, 25 Mayıs Adana’nın Pozantı ilçesinin kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ve Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ederim Başkanım.

25 Mayıs 1920 Adana’nın ilçesi Pozantı’nın kurtuluş günü, aynı zamanda Ahilik Haftası, kutlu olsun. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran irade, emperyalizme karşı kazandığı zaferin devamında laik, demokratik hukuk devleti ile ekonomik ve çağdaş eğitim anlayışı ve medeniyeti hedeflemiştir. Bugün bu hedeften uzaklaştığımızı görmekteyim. Ancak, bu çabalar yerini bulmayacaktır çünkü bu ülkede kurucu iradeye sahip çıkacak olan Cumhuriyet Halk Partisi vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Kayseri Milletvekili Sayın Sami Dedeoğlu…

9.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Hükûmetin tarım ve hayvancılığa verdiği desteklerin devam ettiğine ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Hükûmetimizin tarım ve hayvancılığa verdiği destekler devam etmektedir. Bu desteklerden özellikle çiftçilerimiz faydalanmakta ve her yerde şükranlarını sunmaktadırlar. Kayseri ilimizin Yeşilhisar ve Yahyalı ilçelerinde çiftçilerimizden 110 ton elma satın alınarak güneydoğudaki güvenlik güçlerimize gönderildi. Ayrıca, Yeşilhisar ilçesinin Musahacılı, Derbentbaşı ve Kayadibi Mahallelerinin kadastroyla ilgili sıkıntıları da en kısa zamanda giderilecektir.

Buradan desteklerinden dolayı Hükûmetimize ve hemşehrilerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara…

10.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, diktatörlerin, katillerin ve teröristlerin fotoğrafları önünde konuşmanın, konuşan kişinin siyasal düşüncesini ve beslendiği kaynakları anlamak için önemli bir kanıt olduğuna ilişkin açıklaması

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

İnsanlar bazen simgeler aracılığıyla da konuşur, siyasal düşüncelerini ve pozisyonlarını ilan ederler, mesela HDP eş başkanının hafta sonu yurt dışında katıldığı bir toplantıda diktatörlerin ve katillerin fotoğraflarının önünde konuşması gibi.

Size iki fotoğraftan bahsetmek istiyorum: Biri Mao. Kayıtlara göre, Mao 50 milyon insanın ölümünden sorumlu bir kişi. Diğeri Stalin. Yine kayıtlara göre, Stalin 24 milyon insanın ölümünden sorumlu bir kişi. Diktatörlerin, katillerin ve teröristlerin fotoğrafları önünde konuşmak, konuşan kişinin siyasal düşüncesini ve beslendiği kaynakları anlamak için önemli bir kanıttır. PKK terör örgütünün kanını emdiği bölge insanının “Evimizi başımıza yıktınız, daha ne istiyorsunuz!” diyerek kovduğu kişiler bu anlayışın ürünüdür. Teröre, şiddete, ırkçılığa ve tarihin çöplüğüne atılmış olan Maocu ve Stalinci anlayışın temsilcilerine destek vermeyen bölge insanına teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek…

11.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Mersin’le ilgili Sayın Aytuğ Atıcı otogar sorununu gündeme getirdi.

Mersin Otogarı, Cumhuriyet Halk Partisi belediyesi döneminde başlatılmış, Milliyetçi Hareket Partili belediye tarafından bitirilmiştir. CHP’li belediye bu otogarı yapmak için 30 trilyon lira kredi kullanmıştır; MHP’li belediye bu borcu ödemektedir şu anda.

Belediye, otogarla ilgili, satışla ilgili ihaleye çıkmıştır. Meclisin bilgilendirilmesi adı altında… İhale; AKP, CHP, HDP ittifakıyla satışa karşı çıkılmıştır. Daha sonra, Milliyetçi Hareket Partili belediye kira ihalesine çıkmıştır otogarın kirasıyla ilgili ve kira ihalesinde de 5 trilyon gibi bir rakamla çıkılan ihalede firmaların birbiriyle yarışması sonucunda kirası 20 trilyona gitmiştir. Belediye Başkanı yetkili mercileri uyarmış, bu paranın ödenmesinin zor olduğunu belirtmiştir. Buna rağmen firma, parayı ödeyeceğini beyan ederek teminatını vermiş ve ihaleyi almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Yalnız, daha sonra kirayı ödememiş, Milliyetçi Hareket Partili belediye tahliye davası açmıştır. Yalnız, mahkeme henüz neticelenmemiştir, olay yargıdadır.

Millî iradeyle seçilen, halkın oyuyla seçilen bir belediye başkanını seçim kaybeden bir partinin istifaya davet etmesini şık bulmuyoruz. Bunu yüce Meclisin takdirine bırakıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Hatay Milletvekili Sayın Hilmi Yarayıcı…

12.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, cihatçı katillerin Suriye’de can almaya devam ettiğine ve katliamcılarla aynı düşünce dünyasını paylaştığını gösteren havuz medyasını kınadığına ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, cihatçı katiller Suriye’de can almaya devam ediyor. Son olarak Lazkiye’ye bağlı Cebele ilçesi ile Tartus kentinde meydana gelen ve sivilleri hedef alan toplam 7 patlamada 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. Duyarlı kamuoyu Suriye’de yürütülen emperyalist destekli iç savaşa karşı sesini yükseltmedikçe buna benzer katliamlar her gün yaşanmaya devam edecek ve bizler her katliamda insanlığımızdan bir parça yitireceğiz.

Gerçekleştirilen vahşeti “Esad’ın Kalesi Yıkılıyor” başlığıyla duyurarak katliamcılarla aynı düşünce dünyasını paylaştığını gösteren havuz medyasını kınıyor, onlarla aynı havayı solumaktan hicap duyduğumu belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Amasya Milletvekilimiz Sayın Mustafa Tuncer, buyurun Beyefendi.

13.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, Amasya Merzifon Devlet Hastanesi acil servisinde görevli Doktor Hakan Barış Demirbaş’ın bir hasta tarafından darbedilmesine ve vatandaş ile sağlık emekçilerinin karşı karşıya gelmesinin nedeninin iktidar olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Amasya Merzifon Devlet Hastanesi acil servisinde görevli Doktor Hakan Barış Demirbaş 20 Mayıs 2016 günü bir hasta tarafından darbedilmiş ve yedi gün iş göremez raporu almıştır. Vahim olayı kınıyorum. Unutulmamalıdır ki sağlık emekçileri yetersiz sayılarına ve yetersiz ücretlerine rağmen insan sağlığı için büyük bir özveriyle hizmet vermektedir. Bu özverili çalışmanın karşılığı şiddet, hakaret ve tehdit olmamalıdır. Eline toplu iğne batınca canı yanıp doktora koşan yetkililer, sağlık emekçilerine yapılan bu saldırılar karşısında ise tepkisiz kalmakta, adi bir vaka gibi bakmaktalar. Aslında, tepkisizlik siyasi iktidardan kaynaklanmaktadır. Vatandaş ile sağlık emekçilerini karşı karşıya getiren, paralı sağlık hizmetleri nedeniyle vatandaşın bunalıma girmesini sağlayan, akabinde sağlık emekçilerine saldırmalarına sebep olan ama saldırı sonunda da sağlık emekçilerini yalnız bırakan bugün görevde olan siyasi iktidardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Doktorumuza ve sağlık camiasına geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak her daim yanınızda olduğumuzu ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Mersin Milletvekilimiz Sayın Serdal Kuyucuoğlu…

14.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, İstanbul, Ankara, Antalya ve Konya illerinin raylı sistemleri ve metrolarının Hazineye toplam maliyetinin ne kadar olduğunu ve şu ana kadar Bakanlıkça onay verilen raylı sistem ve metro projesi sayısını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

13 Ocak 2016 tarihinde onaylanan ve ülkemizin çeşitli belediyelerinin raylı sistem ve metro inşaatlarının Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından üstlenildiğine dair bazı yazılı sorularım ilgili Bakanlıkça yanıtlanmamıştır ama ben sorularımın takipçisi olacağım. Bu bağlamda, zamanın kısalığı nedeniyle sadece iki sorumu şimdilik gündeme getiriyorum.

Bir: Yapımı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına devredilen İstanbul, Ankara, Antalya ve son olarak da Konya ilimizin raylı sistemleri ve metrolarının Hazineye toplam maliyeti ne kadardır?

İki: Şu ana kadar Ulaştırma Bakanlığınca onay verilen ve yapımı için Bakanlar Kurulu onayına sunulan raylı sistem metro projesi sayısı kaçtır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal, buyurun Beyefendi.

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yeni Hükûmetin hayırlı olmasını dilediğine, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ve Üsküdar ilçesinin Yavuztürk Mahallesi’nin imar sorunlarının çözülmesini beklediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yeni Hükûmetimizin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum, hukuktan, adaletten, özgürlüklerden yana çalışmasını dilerim.

Değerli milletvekilleri, sayın bakanlar; İstanbul ilimizin Şile ilçesinde devlet hastanesi var ancak her branşta doktor yok. Şile ilçemizden İstanbul’a belediye otobüsleri çalışmıyor ancak halk otobüsleri çalışıyor. Halk otobüslerinin de fiyatları çok yüksek, halkımız Şile’den İstanbul’a gidiş gelişte istifleme şeklinde gidip geliyor. Halkımız bu konuda mağdur. Ayrıca, Şile merkezde otopark yok. Şile’nin bu sorunu ne zaman giderilecek?

Aynı zamanda, Üsküdar ilçemizde Yavuztürk Mahallesi var. Her dönemde imar ve mülkiyet sorununun halledileceği söylendi. Geçmişteki bakanlarla görüşülmüştü, Yavuztürk Mahallesi’nin imar ve mülkiyet sorununu halledeceklerini söylemişlerdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ancak, bugüne kadar bu halledilmedi. Umarım ve dilerim, yeni seçilen bakanın da bu sorunla ilgilenmesini bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN Teşekkür ediyorum.

Efendim, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay Bey’de.

Buyurun Beyefendi.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 24 Mayıs Bulgaristan’dan Türkiye’ye zorunlu göçün başlamasının 27’nci yıl dönümüne, 24-30 Mayıs Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası’na ve Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

24 Mayıs, Bulgaristan’dan Türkiye’ye zorunlu göçün başladığı tarihin yıl dönümüdür. 1989 yılında, Bulgaristan vatandaşı Türkler kitleler hâlinde Türkiye sınırına sürülmüştü. Yaklaşık 400 bin Bulgaristan Türkü, Türkiye’ye gelmiştir. Aradan geçen bunca yıllara rağmen, Bulgaristan göçmeni vatandaşlarımızın sorunları hâlen devam etmektedir. Bu vatandaşlarımıza yurt dışında geçen çalışma sürelerini borçlanma imkânı tanınması, ikamet izni konusunda yaşanan sıkıntıların aşılması, acil sağlık sorunu yaşayan soydaşlarımızın külfetli sağlık masraflarına muhatap olması, çözüm bekleyen sorunların başlıcalarıdır. Göçün yıl dönümünde, yeni göreve başlayacak olan Hükûmeti göçmenlerin sorunlarına duyarlı olmaya davet ediyorum.

24-30 Mayıs tarihleri arası Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası’dır. Sokak çocukları konusu, kavram olarak dahi bizleri üzen, toplumumuzun, devletin ve hepimizin hassasiyet göstermesi gereken bir konudur. Sokak çocukları her türlü kötülüğe açık, uçurumun kenarındadır. Ellerinde kitaplarla, kalemlerle, edinecekleri meslekle milletimizin geleceğinde yer alması gereken çocuklarımız uyuşturucunun, alkolün, sigaranın, şiddetin ve istismarın pençesine sürüklenmektedir.

Anayasa’da devlet “sosyal bir devlet” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımın gereği olarak korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alma, ilgili kurumları ve kuruluşları kurma görevi devlete verilmiştir ancak bu görevden daha önemlisi bu konuda toplumsal bir bilinç oluşturmaktır çünkü sokak çocukları sorununun çözümü toplumun bilinçlenerek bu soruna sahip çıkmasına bağlıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bununla birlikte, bu çocukların sokak ortamından çekilerek aile ya da bir kurumda bakım ortamına alınması, onların eğitime veya vasıflı çalışma ortamlarına yönlendirilmesi gerekir. Hükûmetin bu özel günü vesile kılarak sokak çocuklarının sorunlarına ve bu sorunların çözümüne dair toplumsal bir bilinç oluşturulması için harekete geçmesi ve gereken tedbirleri alması gerekir.

Ayrıca, bu konuşmam vesilesiyle Ahilik Haftası’nı da kutluyorum. Önümüzdeki hafta da bu ahilik ve esnaflarımızın sorunlarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinin de gündem oluşturmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Efendim, Halkların Demokratik Partisi, Sayın Çağlar Demirel, buyurunuz efendim.

17.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, şiddetle, baskıyla, halkın kendi vekilleriyle buluşmasını engelleyen bir zihniyetle karşı karşıya olduklarına, milletvekilleri ile seçilmişlerin halkla buluşmasının önündeki hiçbir engeli kabul etmediklerine, HDP milletvekillerine mülteci kamplarını ziyaret izni verilmemesinin nedenini öğrenmek istediğine ve demokratik siyasetin gelişmesi için Türkiye'nin her yerinde mücadele edeceklerine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığını defalarca ifade ettik. Yine, aynı şekilde, partimizin halklarla buluşma ve demokratik siyasetin gelişmesi için kendi kitlemizle, halkımızla illerde buluşma programlarımıza bile tahammül edemeyen bir anlayış söz konusu. Halkımızın bir araya gelmesi ve partimizin, milletvekillerimizin, eş başkanlarımızla ve kurum temsilcileriyle bir araya gelmesine bile tahammül edemeyen ve şiddetle, baskıyla, gazla, copla, askerî ve polisan uygulamalarla, sularla halkın kendi vekilleriyle buluşmasını engelleyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bunu asla kabul etmediğimizi bir kez daha buradan ifade etmek istiyoruz. Siirt’te, Batman’da, Kızıltepe’de halka yönelik bu şiddeti, yaralamaların yapılmasını asla kabul etmediğimizi; milletvekilleri ve seçilmişlerinin halkla buluşmasının önündeki hiçbir engelin kabul edilmeyecek olduğunu bir kez daha buradan ifade etmek istiyoruz.

Dokunulmazlıklar kaldırıldı ama zaten -daha önce de ifade ettiğimiz gibi- dokunulmazlıklarımızın olduğundan söz edemeyiz dedik. Bunu sadece bir iki örnekle ifade etmek istiyorum. Yine, bu halk buluşmalarımız ve onunla birlikte, milletvekillerimize izin verilmeyen bir de mülteci kampını ziyaretimiz vardı. Çocukların istismara uğradığı Nizip’teki mülteci kampını ziyarete gitmek isteyen milletvekillerimizin ziyaret etmelerine ne yazık ki izin verilmiyor. Milletvekillerinin bir yerlere gitmesine neden bakanlık tarafından ya da yetkililer tarafından izin verilmediğini size sormak istiyoruz ve cevabını da almak istiyoruz. Cezaevlerine gitmemize izin verilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika ekliyorum Hanımefendi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Nizip kampına, kamplara gitmemize izin verilmiyor; başvurularımız ret de edilmiyor ama olumlu bir cevap da verilmiyor. Yani, Halkların Demokratik Partisine uygulanan hem Meclis içerisindeki tasfiye sürecini hem de genel alanda yaşadığımız sıkıntıları Meclis gündeminde Meclis Başkanımızın cevaplamasını istiyoruz. Bizim neden kamplara ya da işte, cezaevlerine gitmemize ilişkin bir yanıt verilmiyor? Neden bizim sokaklarda veya demokratik siyaseti geliştirmemize engel çıkarılıyor? Yani, Hükûmetin ve Başbakanın olmadığı bir ülkede bile şu anda uygulanan yöntem ve sistem budur. Biz bunu asla kabul etmediğimizi ifade ediyoruz ve demokratik siyasetin gelişmesi için Türkiye'nin her yerinde mücadele edeceğimizi bir kez daha tüm Türkiye kamuoyuna belirtmek istiyoruz. Yani, yaşam hakkının olmadığı, kadınların tacize ve tecavüze maruz kaldığı, özel istihdam bürolarıyla işçi camiasının yine köleleştirildiği bir süreçte yaşanan bu uygulamaları kabul etmediğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, talebiniz kayıtlara geçti.

Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay, buyurun Beyefendi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Söz talebim yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Söz talebiniz yok.

Son söz olarak, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Coşkun Çakır.

Buyurun Beyefendi.

18.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, 65’inci Hükûmetin hayırlı olmasını dilediğine, bugün CHP grup toplantısını izleyen CHP’lilerin, Cumhurbaşkanı ve AK PARTİ’ye oy verenlere hakaret eden slogan atmalarını kınadığına ve bu konuda Meclis Başkanlığına gerekli bildirimlerde bulunduklarına ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak 2’nci Olağanüstü Büyük Kongre’mizi demokratik bir olgunluk içerisinde gerçekleştirdik ve tamamladık. Ve yine parti olarak on dört yıllık kutlu yürüyüşümüze emin adımlarla devam etmekteyiz, devam ediyoruz. Kıymetli delegelerimizin oylarıyla AK PARTİ Genel Başkanı dolayısıyla 65’inci Hükûmetin Başbakanı olarak seçilen Sayın Binali Yıldırım’a ve yeni Bakanlar Kurulumuza, yine kongremizde görevleri değişen ilgili kurullarımızın değerli üyelerine başarılar diliyor ve bu kutlu yürüyüşte onlara Allah’ın yâr ve yardımcı olmasını temenni ediyoruz.

Bu vesileyle, 64’üncü Hükûmetimizin Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’na ve 64’üncü Hükûmetimize, Bakanlar Kuruluna ayrıca teşekkür ediyoruz. Bu kutlu yürüyüşte, görevleri, makamları, mevkileri ne olursa olsun, AK PARTİ ailesinin her bir ferdi bu dava için taşın altına sadece elini değil bütün benliğini, varlığını, vücudunu koymuştur. 65’inci Hükûmetimizin milletimiz, ülkemiz, bölgemiz ve tüm mazlum coğrafyalar için hayırlar getirmesini diliyorum ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün CHP grup toplantısını izleyen CHP’liler, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının arasında, hep bir ağızdan Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK PARTİ’ye oy verenlere ağır hakaretler etmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözleri CHP’liler tarafından hakaret sloganlarıyla sık sık kesilirken Sayın Kılıçdaroğlu hakaret seansından sonra konuşmasını sürdürdü ve CHP’liler yine hep bir ağızdan bir sloganı tekrar etti -ben burada bu sloganı tekrar etmeyeceğim- şöyle diyor: “Tayyip’in –geçiyorum- yıldıramaz bizleri.” şeklinde, benim ağzıma almaktan hayâ edeceğim, edep duyacağım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum efendim.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – …bir slogan atılmış ve bütün kamuoyu, halkımız bunu duymuştur. Bu toplu küfür seansı konuşma boyunca sık sık tekrarlanırken Sayın Kılıçdaroğlu’nun CHP’lilere en ufak bir uyarıda bulunmaması ve konuşmasına bu hakaretler yapılırken âdeta rahatça yapılabilmesi için sık sık ara vermesi dikkatlerimizden kaçmamıştır. Biz CHP’ye ve CHP’lilere sadece “Edep yahu!” diyoruz ve bu çirkinliği kınıyoruz. Ayrıca, bu konuda Meclis Başkanlığına gerekli bildirimlerde bulunduk, yasal olarak da hukuki girişimlerimizi yapacağımızı bildirmek isteriz.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

19.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Parlamentodayız, siyaset yapıyoruz. Siyasetin bir nezaket içinde yapılması bizim, benim şahsen ve partimizin genel eğilimidir. Ancak, sayın grup başkan vekili demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu ya unutmuş ya bunu kabullenmemekte ısrar ediyor.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hakaret etmek…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hiçbir şekilde, nerede olursa olsun hakareti tasvip etmiyoruz. Keşke şu da olmayaydı ama: Sayın Cumhurbaşkanı 13 yaşındaki evladını kaybetmiş bir anneyi de yuhalatmayaydı onları tahrik ederek. (CHP sıralarından alkışlar) Bunlar zaman zaman olabiliyor maalesef. Yani, bir tek burada oluyor da sizde olmuyor diye bir şey yok. Sizde bunun yüzlerce örneğini, Sayın Cumhurbaşkanı konuşurken, sayın başbakanlar konuşurken saymak ve sıralamak mümkündür. Siyasi parti liderlerinin ağzından çıkana bakacaksınız. Yoksa, vatandaş heyecana gelir, cereyana kapılır, her türlü refleksi gösterir. Ben bugünkü grup toplantımızda kimseye yönelik bir küfür ifadesinin olmadığını beyan ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Tabii, sayın milletvekilleri, grup toplantılarına katılanlar zaman zaman tezahüratta bulunuyorlar ve bu tezahüratların bir kısmı da incitici, üzücü, kaba oluyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Karşılıklı oluyor Sayın Başkan, tek taraflı değil.

BAŞKAN – Burada siyasi nezakete dikkat etmek gerekiyor. Bendeniz bahsedilen konuyu inceliyorum ve gereğini yapacağım.

Teşekkür ederim.

MUSA ÇAM (İzmir) – Tehdit mi ediyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Şimdi gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığının üç adet tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Cumhurbaşkanlığının, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 104’üncü maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun istifasının kabul edildiğine; yeni hükûmet kuruluncaya kadar Bakanlar Kurulunun göreve devamının istendiğine ilişkin tezkeresi (3/789)

Sayı: 68244839-150.01-1-347                                                                     22/05/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 104’üncü maddesi uyarınca, Bakanlar Kurulunun istifası kabul edilmiştir. Yeni Hükûmet kuruluncaya kadar Bakanlar Kurulunun göreve devamının istendiğini bilgilerinize sunarım.

                                                                                  Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                       Cumhurbaşkanı

2.- Cumhurbaşkanlığının, Bakanlar Kurulunun yeniden kurulması için Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 109’uncu maddesi uyarınca İzmir Milletvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Binali Yıldırım’ın görevlendirildiğine; seçilecek bakanların atanmaları yapıldıktan sonra Bakanlar Kurulu listesinin ayrıca gönderileceğine ilişkin tezkeresi (3/790)

Sayı: 68244839-150.01-2-348                                                          22/05/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 22/05/2016 tarihli ve 68244839-150.01-1-347 sayılı yazımız.

Bakanlar Kurulunun yeniden kurulması için, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 109’uncu maddesi uyarınca, İzmir Milletvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Binali Yıldırım görevlendirilmiştir.

Seçilecek bakanların atanmaları yapıldıktan sonra Bakanlar Kurulu listesinin ayrıca gönderileceğini bilgilerinize sunarım.

                                                                                Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                     Cumhurbaşkanı

3.- Cumhurbaşkanlığının, Başbakan Binali Yıldırım tarafından kurulan yeni Bakanlar Kurulunda yer alan bakanlıklara Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 109’uncu maddesi gereğince ekli listede gösterilen kişilerin atandığına, 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca Başbakan Yardımcısı unvanıyla görev yapmak üzere 5 bakanın görevlendirilmesinin onaylandığına ilişkin tezkeresi (3/791)

Sayı: 68244839-150.01-3-351                                               24/05/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 22/05/2016 tarihli ve 68244839-150.01-2-348 sayılı yazımız.

Başbakan Sayın Binali Yıldırım'ın önerisi üzerine;

1)   Yeni Bakanlar Kurulunda yer alan bakanlıklara, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 109’uncu maddesi gereğince ekli listede gösterilen kişiler atanmıştır.

2)   27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca “Başbakan Yardımcısı” unvanıyla görev yapmak üzere beş bakanın görevlendirilmesi onaylanmıştır.

Bilgilerinize sunarım.

                                                                                  Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                       Cumhurbaşkanı

Bakanlar Kurulu Listesi

1) İzmir Milletvekili                      Binali Yıldırım                 Başbakan

2) Giresun Milletvekili                  Nurettin Canikli               Başbakan Yardımcısı

3) Gaziantep Milletvekili               Mehmet Şimşek               Başbakan Yardımcısı

4) Ordu Milletvekili                       Numan Kurtulmuş            Başbakan Yardımcısı

5) Ankara Milletvekili                    Yıldırım Tuğrul Türkeş     Başbakan Yardımcısı

6) Kahramanmaraş Milletvekili      Veysi Kaynak                  Başbakan Yardımcısı

7) Yozgat Milletvekili                    Bekir Bozdağ                  Adalet Bakanı

8) İstanbul Milletvekili                  Fatma Betül Sayan Kaya  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı

9) Adana Milletvekili                     Ömer Çelik                     Avrupa Birliği Bakanı

10) Düzce Milletvekili                   Faruk Özlü                      Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı

11) Trabzon Milletvekili                Süleyman Soylu              Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

12) Kayseri Milletvekili                 Mehmet Özhaseki            Çevre ve Şehircilik Bakanı

13) Antalya Milletvekili                 Mevlüt Çavuşoğlu            Dışişleri Bakanı

14) Denizli Milletvekili                  Nihat Zeybekci                Ekonomi Bakanı

15) İstanbul Milletvekili                Berat Albayrak                Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

16) Samsun Milletvekili                Akif Çağatay Kılıç           Gençlik ve Spor Bakanı

17) Şanlıurfa Milletvekili              Faruk Çelik                     Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı

18) Malatya Milletvekili                 Bülent Tüfenkci               Gümrük ve Ticaret Bakanı

19) Bursa Milletvekili                    Efkan Ala                        İçişleri Bakanı

20) Mersin Milletvekili                  Lütfi Elvan                      Kalkınma Bakanı

21) Eskişehir Milletvekili              Nabi Avcı                        Kültür ve Turizm Bakanı

22) Bayburt Milletvekili                 Naci Ağbal                      Maliye Bakanı

23) Sivas Milletvekili                    İsmet Yılmaz                   Millî Eğitim Bakanı

24) Kocaeli Milletvekili                 Fikri Işık                         Millî Savunma Bakanı

25) Afyonkarahisar Milletvekili      Veysel Eroğlu                 Orman ve Su İşleri Bakanı

26) Erzurum Milletvekili                Recep Akdağ                   Sağlık Bakanı

27) Kars Milletvekili                     Ahmet Arslan                  Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 110’uncu ve İç Tüzük’ün 123’üncü maddeleri uyarınca Hükûmet programının Bakanlar Kurulunun kuruluşundan itibaren en geç bir hafta içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde okunması gerekmektedir.

Sayın Hükûmet, Hükûmet programını Genel Kurula sunmak için 31 Mayıs 2016 gününden önce olmak üzere düşündüğünüz bir tarih var mıdır efendim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkanım, bugün okumayı düşünüyoruz.

BAŞKAN – Bugün okunması düşünülüyor.

Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Hükûmet, Hükûmet programını Türkiye Büyük Millet Meclisine bugün sunmak istediklerini belirttiler. Bu konuyla ilgili, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun bir önerisi vardır. Önerinin işlemini tamamladıktan sonra gereği yerine getirilecektir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, ülkemizin kalkınmasına etken olabilecek yeni teşvik modellerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde uygulanmakta olan teşvik sistemleri amacına ulaşmadığından dolayı, gerçek anlamda ülkemizin kalkınmasına etken olabilecek yeni teşvik modellerinin araştırılarak hayata geçirilmesi için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ile 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz. 21/12/2015

1) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Zihni Açba                                                           (Sakarya)

4) Mustafa Mit                                                          (Ankara)

5) Arzu Erdem                                                          (İstanbul)

6) Deniz Depboylu                             (Aydın)

7) Ahmet Selim Yurdakul                                           (Antalya)

8) Kamil Aydın                                                         (Erzurum)

9) Atila Kaya                                                            (İstanbul)

10) Ümit Özdağ                                                        (Gaziantep)

11) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        (Hatay)

12) Kadir Koçdemir                            (Bursa)

13) İsmail Faruk Aksu                        (İstanbul)

14) Baki Şimşek                                                       (Mersin)

15) Saffet Sancaklı                            (Kocaeli)

16) Ruhi Ersoy                                                         (Osmaniye)

17) İsmail Ok                                                           (Balıkesir)

18) Seyfettin Yılmaz                           (Adana)

19) Erhan Usta                                                         (Samsun)

20) İzzet Ulvi Yönter                          (İstanbul)

21) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

Gerekçe:

Teşvik Sistemleri fiziki kaynaklar, insan gücü ve teknolojiyi etkin, verimli kullandırabilecek özendirmeler içermelidir. Bundan sonra başarısı da ülke gerçeğini iyi bilme ve öncelikleri doğru saptamaya bağlıdır.

Türkiye'de son sekiz yılda (2004, 2006, 2009) 3 ayrı teşvik uygulaması yapılmış, 2012 yılından itibaren geçerli olan 4'üncü teşvik paketi hâlen yürürlüktedir.

Bölgesel farklılıkların giderilmesi hedeflense de bugüne kadar hâlen amacına ulaşmayan başarısız sonuçlar nedeniyle hem girişimcilerimiz, hem de ülke ekonomimiz zarar görmeye devam etmektedir.

Son otuz üç yılda teşviklerin büyük çoğunluğundan Marmara Bölgesi, sonra Akdeniz, daha sonra Karadeniz ve diğer bölgeler yararlanmış ancak amaç bir türlü hasıl olmamıştır.

Ülkemizdeki ekonomik fırsatların dağılımındaki çarpıklıkların giderilmesini tek bir teşvik paketinden beklemek fazla iyimser olmaktadır. Türkiye'nin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi farklı 6 bölgeye ayrılması ve az gelişmiş bölgelere çok, çok gelişmiş bölgelere ise az teşvik verilmesi ilk bakışta bölgesel eşitsizliklerin yeni sistemle birlikte kesin olarak azalacağı beklentisini doğursa da bölgesel eşitsizliklerin giderilmesinde mali teşviklerden daha öncelikli olması gereken, temel hizmetler ve altyapı kalitesindeki farklılıkların giderilmesidir. Bu kapsamda, Türkiye'nin az gelişmiş bölgelerindeki eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalite düzeyinin gelişmiş bölgelerdeki seviyeye çıkarılması kritiktir. Buna ek olarak, geri kalmış bölgelerdeki fiziki altyapı eksikliklerinin giderilmesi de bir diğer öncelikli konudur. Mevcut teşvik sisteminden her bölgede ayrı şikâyetler gelmektedir. Bölgeler arası, hatta bölge sınır illerinde (İzmir-Manisa) dahi eşitsizlik ve ayrımcılık devam etmektedir.

Diğer yandan, ülkemizin ileri teknoloji ürün ihracatı hâlen yüzde 3,5’ler seviyesindedir. Ülkemiz kalkınmasına çok büyük etki edecek bu oranın daha yükseklere bir an önce çıkarılması gerekmektedir.

Ülkemizde uygulanmakta olan teşvik sistemleri amacına ulaşmadığından dolayı, gerçek anlamda ülkemizin kalkınmasına etken olabilecek yeni teşvik modellerinin araştırılarak hayata geçirilmesi için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İç Tüzüğü'nün 104 ile 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

2.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, Soma, Ermenek gibi maden sektörünün neredeyse tek geçim kaynağı olduğu yörelerin ekonomik ve sosyal sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Soma, Ermenek gibi maden sektörünün neredeyse tek geçim kaynağı olduğu yörelerin ekonomik ve sosyal sorunlarını tespit etmek amacı ile alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ile 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz. 21/12/2015

1) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Zihni Açba                                                           (Sakarya)

4) Mustafa Mit                                                          (Ankara)

5) Arzu Erdem                                                          (İstanbul)

6) Deniz Depboylu                                                    (Aydın)

7) Ahmet Selim Yurdakul                                           (Antalya)

8) Kamil Aydın                                                         (Erzurum)

9) Atila Kaya                                                            (İstanbul)

10) Ümit Özdağ                                                        (Gaziantep)

11) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        (Hatay)

12) Kadir Koçdemir                            (Bursa)

13) İsmail Faruk Aksu                        (İstanbul)

14) Baki Şimşek                                                       (Mersin)

15) Saffet Sancaklı                            (Kocaeli)

16) Ruhi Ersoy                                                         (Osmaniye)

17) İsmail Ok                                                           (Balıkesir)

18) Seyfettin Yılmaz                           (Adana)

19) Erhan Usta                                                         (Samsun)

20) İzzet Ulvi Yönter                          (İstanbul)

21) Emin Haluk Ayhan                        (Denizli)

Gerekçe:

Teorik anlamda şehirler, sakinlerinin çoğunun tarımsal faaliyetler dışındaki işlerle uğraştığı yerleşim birimleridir. Bu tanım bağlamında şehir ticaret, sanayi, ulaşım, madencilik gibi tarım dışı faaliyetlerin devreye girmesiyle birlikte daha fazla sayıda insanın yaşamaya başladığı bir yerleşim merkezidir.

Günümüzde gerçekleştirilen iktisadi fonksiyonlara göre şehir tipleri tarım, sanayi, ticaret ve liman şehirleri gibi sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmalardan biri de madencilik şehirleridir. Bu noktada, maden zenginlikleri şehirlerin inşasını hazırlayan önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Çeşitli madenlerin çıkarıldığı ya da işlendiği yerleşim yerlerinin tarihsel süreç içinde nüfusu artmakta ve madencilik faaliyetlerine bağlı olarak sakinlerinin sosyal hayatında da bir değişim meydana gelmektedir. Bununla birlikte, madencilik faaliyetlerinin gerilemeye başlamasıyla bu şehirlerin sosyoekonomik anlamda yükselişi yerini düşüşe bırakmaktadır. En son Soma, Ermenek gibi yaşanan maden facialarında da görülmektedir ki sadece madenlerin bulunduğu şehirler gerileme veya gelişmeden etkilenmemekte, maden civarındaki yerleşim birimleri de bundan nasibini almaktadır.

Ülkemizde son on iki yıldır yüksek seviyelerde seyreden işsizlik oranı -Ağustos 2015, yüzde 10,1- kırsal kesimlerde daha da yükselmektedir. Geçimini tarımla sürdürmeye çalışan vatandaşlarımız başarısız tarım politikaları sonucunda, yetiştirdiği üründen para kazanamamakta, yılın belli dönemlerinde yaptığı tarımın dışında geçimini sağlayabilmek için iş aramaktadır. Madenlerin bulunduğu yerleşim alanlarındaki geçim sıkıntısının yarattığı bu durum, bölge yaşayanlarını kazanç olarak her türlü ihmalkârlığı göze almaya itmektedir. Geçim derdiyle meydana gelen sosyoekonomik durumun yarattığı çaresizlik sonunda madenlerde iş güvenliği ve sağlığı, özlük hakları, sendikalaşma gibi konular göz ardı edilmekte, bunun yanında denetimlerin yetersizliği de kazalara âdeta kapı aralamaktadır.

Soma, Ermenek gibi maden sektörünün neredeyse tek geçim kaynağı olduğu yörelerin ekonomik ve sosyal sorunlarını tespit etmek amacı ile alınması gereken önlemlerin araştırılması için Meclisimize büyük görev düşmektedir. Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İç Tüzüğü'nün 104 ile 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulması gerekmektedir.

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, özel sektörün aşırı borçlanmasına neden olan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Özel sektörün borç rakamları yıllar itibarıyla giderek yükselmektedir. Özellikle dış borç rakamları (2015 Haziran 287,4 milyar dolar) ciddî boyutlara ulaşmıştır. Şu günlerde kur riski altında olan özel sektörün finansal riskleri, aynı zamanda borç aldıkları kurumların risklerini de muhteva etmektedir. Özel sektörün borçlarını ödeyememesi durumunda bankacılık sisteminin sağlam ve güçlü kalması da beklenmemelidir. Bu yüzden, özel sektörün aşırı borçlanmasına neden olan sorunların tespiti amacı ile alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ile 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz. 21/12/2015

1) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Zihni Açba                                                           (Sakarya)

4) Mustafa Mit                                                          (Ankara)

5) Arzu Erdem                                                          (İstanbul)

6) Deniz Depboylu                                                    (Aydın)

7) Ahmet Selim Yurdakul                                           (Antalya)

8) Kamil Aydın                                                         (Erzurum)

9) Atila Kaya                                                            (İstanbul)

10) Ümit Özdağ                                                        (Gaziantep)

11) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        (Hatay)

12) Kadir Koçdemir                            (Bursa)

13) İsmail Faruk Aksu                        (İstanbul)

14) Baki Şimşek                                                       (Mersin)

15) Saffet Sancaklı                            (Kocaeli)

16) Ruhi Ersoy                                                         (Osmaniye)

17) İsmail Ok                                                           (Balıkesir)

18) Seyfettin Yılmaz                           (Adana)

19) Erhan Usta                                                         (Samsun)

20) İzzet Ulvi Yönter                          (İstanbul)

21) Emin Haluk Ayhan                        (Denizli)

Gerekçe:

Türkiye ekonomisinin temel kırılganlık kaynaklarından biri özel sektörün yüksek borçları ve borç dolarizasyonudur.

Merkez Bankası verilerine göre, 2015 Eylül ayı sonu itibarıyla Türkiye'de finansal kesim dışındaki firmaların net döviz pozisyonu 175,3 milyar dolar, döviz varlıkları 108,7 milyar dolar ve döviz borçları 284,1 milyar dolardır. Özel sektöre ait bu borcun yalnızca 28,3 milyar doları ithalat borçları iken kalan 255,8 milyar dolarlık borç nakdî kredi yükümlülüklerinden kaynaklanmaktadır. Özel sektör, bu 284,1 milyarlık borcun 82,1 milyar dolarını yurt dışından doğrudan kendileri sağlamıştır. Firmaların yurt içi bankalara olan yabancı para cinsinden borçları ise 173,6 milyar dolardır.

Bugün, Türkiye'de, ihracatçı olmayan firmalara ait borçların çok yüksek oranının da yabancı para cinsinden olduğu bilinmektedir. Bu veriler, Türkiye'de özel sektörün döviz kuru riskine maruz olduğunu göstermektedir. Döviz kurunun son dönemdeki oynaklığı özel sektörün borçlanmasını ve borç servisini sürdüremeyecek durumda bırakabilecektir.

Firmaların finansal riskleri, aynı zamanda borç aldıkları kurumların da riskleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, firmaların borçlarını ödeyememeleri durumunda bankacılık sisteminin sağlam ve güçlü kalması beklenemeyecektir.

Bu yüzden, özel sektörün aşırı borçlanmasına neden olan sorunların tespiti amacı ile alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ile 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

A) Tezkereler (Devam)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dünya ve Geleneksel Din Liderleri Toplantısı” çerçevesinde 31 Mayıs 2016 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenecek olan “Dinimiz Teröre Karşıdır” konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Sakarya Milletvekili ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesi Mustafa İsen’in katılmasına ilişkin tezkeresi (3/792)

Sayı: 83924060-120.0313707-2                                                                   20/5/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Dünya ve Geleneksel Din Liderleri Toplantısı çerçevesinde, 31 Mayıs 2016 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da Dinimiz Teröre Karşıdır Konferansı düzenlenecektir.

Anılan konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Sakarya Milletvekili ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesi Mustafa İsen’in katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci ve 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                      İsmail Kahraman

                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                            Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/151) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 24 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 24/5/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                          Engin Altay

                                                                                            İstanbul

                                                                                    Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (Türkiye’deki yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi) (10/151) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurulun 24/5/2016 Salı günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Efendim, lehinde konuşma talebinde bulunan Sayın İlhan Cihaner’dir.

Buyurun Beyefendi. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN CİHANER (İstanbul) – Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Önce, bir mektuptan alıntı yapacağım: “Halk mahkemeleri bundan böyle bir karar verirken, sizin nasıl karar vereceğinize inanıyorsa o yönde karar vermeye çalışacaktır.” Bu mektup, alıntı yaptığım mektup, Nazi Almanyası döneminde, yargı üzerinde Nazi rejiminin yerleştiği dönemde Yargıç Roland Freisler tarafından Adolf Hitler’e yazılmış bir mektup. Şu anda, maalesef, özellikle ceza yargısı ortaya konulan pratiklerle neredeyse bu mektupla bire bir örtüşür hâle gelmiş durumda. Burada, genellikle, Türkiye’deki yargının sorunları, sonuçları bir yasa, yasalaşma faaliyetleri çerçevesinde değerlendirilip çözüm de onun üzerinde aranmaya çalışılıyor ama asıl önemlisi, yargıçların yargılama kültürü ve bağımsızlık ve tarafsızlık algılarıdır. Bunu, aslında, en çok dile getiren, muhalefetten daha fazla, Hükûmet. Örneğin, Adalet Bakanı “Bu konudaki anketlerdeki durumumuz iyi gözükmüyor.” diyor, bu bahsettiği konu da yargıya olan güven.

Üniversitelerin bazılarına göre, OECD verilerine göre “Yargı sistemine güveni olan vatandaşlar 2014 yılında yüzde 48 olarak gözüküyor.” diyor. Bu sayı, bu oran bugünlerde yüzde 30’lara kadar gerilemiş durumda.

Gene, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit “Şunu ifade etmek istiyorum: Geçmişte yargıya güven yüzde 70 idi, şimdi yüzde 30’lara düşmüş durumda.” demiştir. Gene, AKP mensubu olan bir milletvekili “Yasama bizde, yürütme bizde, yargı bizde.” bir başkası da “Oğlan bizim kız bizim.” diyerek aslında yargıda ne kadar büyük sorun olduğunu kendileri söylemiş oldular. Gene, Cumhurbaşkanı “Yargıya son dönemde en büyük zararı, yargıyı kendi tekeline almak isteyen birtakım gruplar vermiştir.” diyerek yargının içerisinde, neyi kastediyorsa, kastettiği hangi gruplarsa, çok ciddi bir sorun olduğunu ortaya koymuştur. Gene “Devlet şirket gibi yönetilmeli. Eğer mevzuat amcayla bu işi yürütmeye kalksaydık biz yanmıştık.” diyerek en azından mevzuata dair bir soruna işaret etmiş.

Bunların hepsi, aslında, yargı bakımından ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu ortaya koyuyor. Bunu bağımsız araştırma kurumları, Avrupa Birliğinin ilerleme raporları çok daha detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Üstelik de bunun dışında, AKP’nin yargıda dönüşümü sağlarken kullandığı birtakım argümanları hatırlarsak, örneğin, geçmişte Genelkurmaydaki brifinge giden birtakım yargı mensupları üzerinden 12 Eylül 2010 referandumunu meşrulaştırırken de, yargıdaki değişimin temel taşlarını döşerken de yargının hiçbir güç karşısında brifing alamayacağını ortaya koymuştu. Ama geldiğimiz noktada, çok daha vahim bir durumla karşı karşıyayız.

Biliyorsunuz, birkaç gün önce, yüksek yargı başkanları -Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanları- Cumhurbaşkanıyla birlikte, Rize’de çay toplama ve Rize’nin kültürünü tanıtma amaçlı olduğunu iddia ettikleri bir toplantıya katıldılar. Bizatihi bu toplantının, özellikle ceza yargısındaki tartışmalar, bazı partilerin kongreleriyle ilgili ya da bazı siyasilerle ilgili tartışmalar ortadayken, doğrudan doğruya yargı bağımsızlığının ve yargı tarafsızlığının önündeki en büyük tartışma konularından, başlıklarından birisini oluşturduğu ortada.

Bunun dışında, şu anda, yargı iktidarını elinde bulunduran Hükûmetin ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yargıyla ilgili temel sorun olarak kodladığı yargıdaki cemaatçi kadrolaşma sorunu var. Kuşkusuz, bu cemaatçi kadrolaşma göz ardı edilemez, mücadele de edilmeli ancak bugüne kadar izlenen mücadele yöntemi bu sorunu çözmekten ziyade daha fazla çetrefil hâle getirmeye başladı. Her şeyden önce, cemaatçi yargıya olan eleştiriler, bir çeşit, bu yargıçların hukuk dışı bir bakış açısıyla formatlanmasına ilişkindi ama şimdi, aynı formatın siyasi iktidar tarafından atıldığını görüyoruz. Oysa oradaki sorun, formatlanma mekanizması; formatın kim tarafından atıldığı ikincildir. Bugün birisi atar formatı, yarın gelip başka birisi atar ama oradan da adalet çıkmaz.

Tabii ki bu sorunların etraflıca tartışılıp, Parlamento tarafından ortaya konulup sorunların da sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulması lazım. Önergemiz tam da buna ilişkin.

Kuşkusuz, sadece yüksek yargıya, hâkim, savcılara ilişkin sorunlar yok, yargı personelinin, yargı emekçilerinin de yıllardan beri çözülemeyen birçok sorunu var. Başta, atama, nakil ve terfilerde özellikle gene “cemaatle mücadele” adı altında yürütülen eşitsiz ve yeni bir kadrolaşma modeli, yargıda inanılmaz bir rahatsızlık yaratmış durumda. İstinaf mahkemelerinin nasıl çalışacağı, başarıya ulaşıp ulaşmayacağı, daha başlarken ölü bir proje olarak doğup doğmadığı konusunda çok ciddi sorunlar ve tartışmalar var. İşte, bunların tamamının Parlamentoda tartışılıp sağlıklı çözümlerinin ortaya konulması için bu önergeyi vermiş bulunuyoruz.

Tabii, bu uyumlu yargı, kuvvetler arasındaki kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetlerin uyumu noktasını göstermesi açısından yüksek yargı başkanlarının Rize’deki toplantısıyla ilgili bir çağrı yapmak istiyorum ben. Umuyorum ki aynı başkanlar, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yle birlikte Osmaniye’de de yaprak sarması şenliğine katılırlar, orada yaprak sarmasının sorunlarına dair bir farkındalık yaratırlar; Sayın Demirtaş’la birlikte Diyarbakır karpuzunun sorunlarıyla ilgili böyle bir etkinliğe katılırlar; Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’yla da Dersim dağlarında türkü nasıl söyleniyormuş, mantar nasıl toplanıyormuş Tunceli’de, bununla ilgili bir etkinliğe katılırlar. Aksi takdirde, bu yaptıkları doğrudan doğruya kuvvetler arasında uyumun değil, Führer’e, iktidara, tek adama uydurulmuş bir yargının en somut göstergesi hâline gelecektir ve buradan ben de bugün Genel Başkanımızın grup toplantısında yaptığı istifa çağrısını tekrar etmek istiyorum: Ya istifa edeceklerdir ya da toplumun geri kalanına tarafsızlıklarını, bağımsızlıklarını gösterecek bir açıklamayla bu jestlerinin ne anlama geldiğini anlatmak zorundalar.

Bunun dışında, özellikle cumhuriyet savcılarımıza da bir çağrı yapmak istiyorum. Bakın, Türkiye’de yargıya olan güven, cumhuriyet savcılarına olan güven o boyutta örselenmiş durumda ki -belki de dünya yargısı içerisinde eleştiriye en çok muhtaç hâle gelmiş- Amerika’da açılan bir soruşturma, 17-25 Aralık soruşturmasıyla bağlantılı olduğu anlaşılan bir soruşturma Türkiye’de bu savcıyı neredeyse kahraman hâline getirmiş durumda. Bunun özellikle cumhuriyet savcıları tarafından, yargı iktidarını elinde bulunduran tüm kesimler tarafından etraflıca düşünülüp, bu gidişin Türkiye’yi bir felakete, topyekûn bir çöküşe götürdüğünü fark edip yeniden özgür, bağımsız, adaleti arayan, adaleti önceleyen, tarafsız bir yargıyı inşa etmemiz gerekir diye düşünmeleri gerekir. Umuyorum ki en çok Hükûmetin, Hükûmet mensuplarının, AKP’lilerin şikâyet ettiği, yargının sorunlarının araştırılması için vermiş olduğumuz bu önergeye onlar olumlu oy verirler ve biz de Parlamentoda gerçekten, sahici, üzerinde uzlaşılmış, sorunları çözen bir perspektif ortaya koyabiliriz. İnanın bana, eğer bunu yapmazsak, mücadele ettiğinizi iddia ettiğiniz konu başlıklarının hiçbirinde başarıya ulaşamayacaksınız.

Saygılar sunuyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri aleyhinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak.

Buyurun Beyefendi. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin yargı sisteminin sorunları hakkında vermiş olduğu grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi ve saygıdeğer hazırunu saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, “yargı sistemimizdeki sorunlar” denilince, tabii, önce bir sistemden söz etmek lazım fakat ne yazık ki özellikle AKP hükûmetlerinin iktidarda olduğu dönemde, yani 2002 yılından bu yana, adına “sistem” diyebileceğimiz bir durum çoğunlukla ne yazık ki mümkün değil. Yani başka her şey söylenebilir ama içinde bulunduğumuz, yargımızın içinde bulunduğu durumla alakalı “sistem” lafını edebilmek gerçekten güç.

Evet, yargı sistemimizde, adalet mekanizmamızda AKP iktidarlarından önce de çok ciddi problemlerimiz vardı. Milletimizin belli bir kesimi her zaman yargıya güvenmek noktasında zorluk çekti ama hiçbir dönemde, ne yazık ki, AKP’nin iktidarda olduğu dönem kadar yargının siyasallaşması ve bu siyasallaşma tablosundan dolayı yargıya güven duyulmaması, yargıya güven endekslerinin yüzde 14’lere kadar düşmüş olması ve bunun AKP hükûmetleri dönemlerindeki Adalet Bakanları tarafından ne yazık ki hicapla dile getirilmesi gibi bir gerçekle bu kadar yoğunlukla, bu kadar çoğunlukla karşılaşmadık. Özellikle, 2002 yılından sonraki tabloya baktığımızda -biraz önce de ifade ettiğim gibi- yargı en fazla tartışılan alanlarımızın başında geldi ve hep şöyle değerlendirildi: “Biz bir yasa çıkarıyoruz, Anayasa Mahkemesine gidiyor ve Anayasa Mahkemesi bunu iptal ediyor. Biz siyasi sorumluluğu taşıyan Hükûmet olarak bir idari tasarrufta bulunuyoruz, bir yönetmelik çıkarıyoruz, bir tüzük çıkarıyoruz; bu, Danıştay tarafından iptal ediliyor.” İşin açıkçası, Anayasa Mahkemesinin görevi, çıkarılmış olan yasalarda Anayasa’ya bir aykırılık söz konusuysa bu durumu tespit edip iptal kararı vermektir. Keza, Danıştay başta olmak üzere idari yargının da görevi, idarenin çıkarmış olduğu bu düzenleyici işlemlerde bir hukuksuzluk söz konusu olduğunda bununla ilgili hukuka aykırılığı hükme bağlamak, bunu ortadan kaldırmaktır. Ben avukatlık mesleğinden gelen bir milletvekilli olarak şunu üzülerek ifade etmek durumundayım: Özellikle, vatandaş ile idarenin nizalaşması bakımından 2002 yılına kadar cumhuriyet tarihi boyunca açılmış olan dava sayısı ile AKP hükûmetleri döneminde 2002 yılı ile 2009 yılı arasında açılmış olan dava sayısı aynı. Yani, tüm cumhuriyet tarihi boyunca 2002 yılına kadar idareye karşı vatandaşın, personelin açtığı davalar ile AKP iktidara geldikten sonra 2009 yılına kadar açılmış olan dava sayısı aynı ve bu dönemde çok ciddi hukuksuzluklarla karşılaştık. Elbette ki bundan memnun olmadık ve biraz önce zikrettiğim “Biz kanun çıkardığımızda Anayasa Mahkemesine gidiyor, Anayasa Mahkemesi bunu iptal ediyor; Danıştay bunu ortadan kaldırıyor.” denilen dönemde, bunların en yoğunlaştığı bir zamanda milletimiz bir Anayasa değişikliği referandumuyla karşı karşıya geldi: 12 Eylül 2010. Şimdi, 12 Eylül 2010 Anayasa referandum sürecinde Anayasa’mızın 26 maddesini milletimizin huzuruna götürdük ve özellikle, bugün, o 26 maddeden 2 madde hariç, eminim, huzurda bulunan milletvekillerimizin önemli bir çoğunluğu da geri kalan maddelerin neler olduğunu çok da fazla hatırlayabilecek durumda değil çünkü 12 Eylül 2010’daki referandumun temel sebebi biraz önce zikrettiğim Anayasa Mahkemesinden dönme, Danıştaydan dönme durumları olduğu için, bir, Anayasa Mahkemesinin yapısını yeniden düzenlemek; iki, HSYK’nın yapısını düzenlemek ve böylelikle HSYK üzerinden kürsü hâkimleri ve genel olarak yargı sistemini kontrol altına almak gibi bir saik söz konusuydu.

Büyük ajitasyonlarla, duygu sömürüleriyle ve büyük vaatlerle yani o zamanki “billboard”ları gözümüzün önüne getiriyoruz, Göktürk uydumuzun uzayda olacağı vesair sunumlarla, vaatlerle ve 12 Eylül 1980 ihtilalinin doğurduğu 1982 Anayasası’ndan kurtulma noktasında büyük bir adım olduğu düşünülerek, hiç unutmuyoruz, ülkücü şehidimiz Kurumahmutoğlu’nun Samsun’da annesi, kardeşi meydanlara, mitinglere çıkarıldı, Meclis kürsülerinde yine rahmetli ülkücü şehidimiz Pehlivanoğlu’nun mektupları okundu, eksik okundu. Böylelikle, genel bir istismar sürecinin sonunda da o Anayasa değişikliği gerçekleştirildi.

Anayasa değişikliği gerçekleştirildikten çok kısa bir süre sonra asıl hedef durumundaki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda ilk oluşum aşamasında -üzülerek ifade ediyorum- deyim yerindeyse ava giderken avlanmış olunduğu gerçeğiyle karşılaşıldı ve hızla yeniden, bozulmuş olan bu yargının düzeninin yeniden düzeltilmesi, çivisi çıkmış olan o yargı sisteminin yeniden olması gereken noktaya getirilmesi gayretleri idari planda girişimler noktasında geldi. 24’üncü Dönemde Anayasa Uzlaşma Komisyonunda bununla ilgili daha yeni değişmiş olan HSYK’ya ilişkin olarak bir değişiklik yapılması teklifi AKP Grubu tarafından sunuldu ve 17-25 Aralığa geldiğimizde bu işin artık bir bumerang gibi bir noktaya geldiği de gözetilerek bir devlet kriziyle de sonuçlanmak suretiyle artık içinden çıkılmaz bir hâl aldığı gözlendi.

Bakın, biz bugünlerde, Yargıya Güven Endeksi’nin yüzde 14’lere kadar düştüğünü görüyoruz. Ülkemizde, başbakan asılan dönemde, 1960’ta yüzde 50’nin altına düşmemişti yargıya güven. Ama böylesi bir dönemde sokaktaki vatandaş her yere güvense ne yazık ki yargıya güvenebilecek durumda değil ve bundan dolayı biz belki bir yirmi yıl daha uğraşarak ve biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu süreçte de sorumlu siyaset anlayışımızı sürdürerek bir duruş sergiledik. Ama acı tablo da hepimizin gözleri önünde ne yazık ki. Ve yargı sistemimizin içinde bu temel perspektiften hareketle, personel düzeninden tutunuz, yargı faaliyetinin yürütüldüğü adli mercilere, bu faaliyetlerin sonucunda ortaya çıkan hükümlerin infaz edildiği cezaevlerine, tutukevlerine, iş yurtlarına varıncaya kadar çok ciddi problemlerle karşı karşıyayız. Dolayısıyla da, bu sorunların araştırılması, bu sorunların önlenmesi için yapılacak hususların tespit edilmesi yönünde verilmiş olan araştırma önergesi çıkış itibarıyla bu yönüyle doğrudur. Ama şunu da ifade etmeden geçemeyeceğiz ki, Cumhuriyet Halk Partisinin bu araştırma önergesi Avrupa Birliği uyum yasalarına istinat ediyor. Yani Türkiye'de yargının siyasallaşması, yargı sisteminde genel olarak sıkıntılar varsa, bu, Avrupa Birliği raporlarında olmasa araştırma önergesine konu olmayacak mı? Bu sorunların ortadan kaldırılması için bu aziz milletin iradesinin yegâne tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi bunlarla ilgili bir şey yapmayacak mı? Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisinin bu yaklaşımını bu yönüyle doğru bulmamakla birlikte, bunun gerçekten milletimizin ihtiyacı, gerçekten milletimizin hakkı olduğunu gözeterek ama karşılaştığımız tablonun da en önemli problemlerimizden, en sürecek problemlerimizden biri olduğu gerçeği karşısında da netice itibarıyla bu araştırma önergesinin sonunda bu yönde kurulacak komisyon için “evet” oyu da kullanacağımızı ifade ederek yüce Meclisi bir kere daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri lehinde, Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Hanımefendi. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yargı, çok derin ve detaylı konuşulması gereken bir konu gerçekten hele içinde bulunduğumuz dönemde. Daha milletvekillerinin haklarında düzenlenen fezlekelerin içeriğinden haberdar olmadığı, neden yargılandıklarını bilemedikleri, bu bilgiye sahip olamadıkları bir ülkede bağımsız ve tarafsız yargıyı, üstelik de bunun garantörlerinden birisi olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşacağız. İlahi adalet insana maalesef bu görevi de veriyor.

Bugün, hiçbir gazetecinin güvence altında olmadığı, düşüncesini söyleyen hiç kimsenin aslında güvence altında olmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Kendisi, gazetecilik görevini yapan gazetecilere ilişkin Anayasa Mahkemesi kararını tanımadığını ifade eden, yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplamaya çalışan, sürekli, muhalif olan herkese hakaretler yağdırdığı hâlde kendisine karşı insanların -2 bine yakın- Cumhurbaşkanına hakaret davasıyla yargılandığı ve çoğunun da mahkûm olduğu bir ülkede, yetkisini sürekli Anayasa’ya aykırı olarak kullanan bir Cumhurbaşkanının olduğu bu ülkede, bağımsız ve tarafsız yargıyı konuşacağız. Bunu konuşmak gerçekten zor. 1980’leri, 1990’ları ve bugünleri de yaşayan birisi olarak ifade etmek isterim ki Türkiye'de yargı belki hiçbir zaman tam anlamıyla tarafsız ve bağımsız olmadı; evet, doğrudur, ama bugünkü kadar yargı mensuplarının ve vatandaşların kendilerini bu kadar tedirgin ve güvencesiz hissettiği, yargıdan yana hiçbir güven duymadıkları başka bir dönem de galiba olmadı.

Şimdi, araştırma önergesinde ifade edildiği gibi, Avrupa Birliğinin Türkiye İlerleme Raporu’nda getirdiği eleştirilerin yanı sıra, aynı zamanda Avrupa Konseyinin de özellikle milletvekillerinin ifadeleri nedeniyle yargılanması konusundaki endişelerini ifade ettiği bir açıklaması oldu yakın zamanda ve “Temsilciler yargılanma korkusu olmadan kendilerini ifade edemez hâle gelmiştir.” diyor, “Türkiye'deki yargı kararları ifade özgürlüğüyle bağdaşmamaktadır ve Avrupa Konseyinin ifade özgürlüğüyle ilgili standartlarına uymayı vadeden Türkiye'yi bu standartlara uymaya davet ediyoruz.” diyor.

Ben, “Avrupa oraya davet ediyor, buraya davet ediyor.”la, yargı faaliyeti içerisinde bulunduğum otuz yıl boyunca aslında çok ilgilenen bir insan olmadım. İmzaladığımız uluslararası sözleşmelere, bunlar Anayasa 90’a göre iç hukuk hükmünde olduğu için uymak zorunda olduğumuzu biliyorum ve buna uymak, buna uygun dilekçeler hazırlamak için çaba gösterdim, ama önemli olan, gerçekten bizim bu ülkede neyi yaşadığımız ve vatandaşlarımıza neyi yaşattığımızdır, sadece Avrupa standartları değil. Ben, Sayın İlhan Cihaner’in de zaten bunu düşünerek bu önergeyi verdiğini düşünmüyorum, kendisi de Türkiye'de bu standartların olması için mücadele eden insanlardan biridir, fakat, hakikaten, adil ve bağımsız bir yargı herkes için, hepimiz için bir ihtiyaçtır ve maalesef, adalete erişimin bu kadar zor olduğu bir ülkede demokrasiden söz etmek de mümkün değildir. Bunun adı ancak bir darbe rejimi olabilir, bir diktatörlük olabilir.

Sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler, bütün bunlarla gelen tarihî süreç bugün sulh ceza mahkemeleriyle devam ettiriliyor ve öyle ki bir sulh ceza mahkemesinin kararına, aynı sulh ceza mahkemesinin kararına yapılan itirazı, 2 kez, yine aynı sulh ceza mahkemesi değerlendirebiliyor. Yani, denetimin de tamamen saf dışı bırakıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi adil bir yargı için öncelikle bağımsız ve tarafsız bir yargının olması gereğinden söz etmektedir. Bugün keyfî olarak yerlerinden alınan, yıllarca yürüttükleri ve hâkim oldukları davalar ellerinden alınan ve iktidarın istediği kararları verecek olan yargıçların, savcıların getirildiği yargılamalarla maalesef karşı karşıyayız. Bir ülkede, değerli milletvekilleri, ne kadar çok siyasi dava olursa o ülke aslında o kadar demokrasiden yoksundur. Çünkü, normalde, bir ülkede örneğin, af olması gerekiyorsa aslında devlet, vatandaşın vatandaşa yaptığını affetme hakkına sahip değildir, devlet aslında siyasi olarak bir af getirebilmek durumundadır. Ama, Türkiye’de olagelen, sürekli siyasi davalar, sürekli o 141, 142 -zamanında benim de yargılandığım- ve bu gibi, ifade özgürlüğüyle ilgili maddeler, bunların sürekliliği, insanların düşüncelerini ifade ettikleri için yargılanmaları ve bağımsız olmayan mahkemelerdir. Sonunda gelen af da adli suçlulara, tecavüzcülere, gaspçılara gelir, hiçbir zaman siyasilere gelmez ki devletin buna hiç hakkı olmadığı hâlde. Bugün de evet, bu ülke bir siyasi davalar tarlası. Ergenekon, Balyoz, KCK gibi siyasi davalar ne kadar çoksa, dediğim gibi, adil ve bağımsız yargıdan söz etmek de o kadar imkânsızdır.

Bugün, Demokratik Toplum Partisi Başkanı Kamuran Yüksek gibi binlerce Kürt siyasetçi hâlen, sadece siyaset yaptıkları için yargılanmaya devam ediyorlar. Ve siz dokunulmazlıkları kaldırarak bu adil ve tarafsız olmayan yargıya aynı zamanda milletvekillerini yargılatacaksınız. Buyurun, yargılatın.

Koca koca binalar yaparak ve “Dünyanın en büyüğü, Avrupa’nın en büyüğü.” diyerek, maalesef, adalete erişmek mümkün olmuyor. Gerçekten, adaleti büyütmek gerekiyor, o AVM benzeri, insanların birbirine yabancılaştığı binaları değil.

Adliyeler hâlâ vatandaşlarımızın tanık olarak dahi gitmeye korktuğu yerler. Adalete erişim vatandaşlar için de aynı zamanda çok güç. İnsanlar kolaylıkla adalete erişebileceklerine, orada hakkını savunabileceklerine inanarak adliyelere gitmiyorlar. Böyle bir sistem de kurulmuş değil.

Yargıyı en fazla denetleyecek olan unsurlar yurttaşlarımız, yani yargılanan insanlar ya da hakkını arayan insanlar. Aslında o denetim en fazla yurttaşlar tarafından sağlanabilir. Ama bugün bu yurttaşlar yüzde 30 ve bunun altında oranlarda yargıya güveniyorlar. Ve bu güvenin sıfırlandığı bir yerde, gerçekten, aslında bir süre sonra vatandaşların sorunlarını kendi kendilerine çözmeye başladıklarına da biz tanık olabiliriz ki bu bir ülke için en tehlikeli olan şeydir.

Evet, “Bu bize yeter.” diyorsanız, “Bu adalet seviyesi bize yeter. Bizim Bakanlığımız da bundan memnun.” diyorsanız bilemeyiz ama bize hiçbir zaman yetmedi ve bundan sonra da yetmeyecek. Bizim hak ve adalet seviyemiz bu değil. Biz 1990’lı yıllarda insan haklarını savunurken karşımıza “Kahrolsun insan hakları.” diyebilen Emniyet görevlileri bile çıkmıştı. Komik, trajikomik bir şey ama ben bunu yaşadım, gerçekten “Kahrolsun insan hakları.” diye bağırabiliyorlardı. Şimdi, bugün gene aynı şeylere dönmek istemiyorsak gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargıya sahip olmak zorundayız.

Ben bu anlamda yargı mensuplarına, kendimin de savunma olarak önemli unsurlarından biri olarak mensup olduğum yargı mensuplarına, özellikle yargıçlara ve savcılara da birkaç söz söylemek istiyorum: Eğer gerçekten adil bir yargı faaliyeti yürütmek istiyorsanız sizler de en azından bu yasalara ve iç hukuk hükmünde olan uluslararası sözleşmelere uyun ve sadece Cumhurbaşkanının “Yargıyı göreve çağırıyorum.” sözünün peşinden koşmayın, adaletin peşinden koşun çünkü gerçekten iktidarlar da değişir ama adil yargılanma herkese lazımdır ve sizlerin de ihtiyacı olabilir. İktidarlar değişir, insan onuru değişmez.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri aleyhinde, Nevşehir Milletvekili Sayın Murat Göktürk.

Buyurun Beyefendi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen çok aziz milletimiz; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ülkemizin yargı sisteminin her açıdan araştırılmasına ilişkin Meclis araştırması açılması önergesi aleyhine söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.

Yine, sözlerime başlarken bugün kurulan 65’inci Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin milletimize, vatanımıza hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık yirmi yıl avukatlık yaptım ve 1991 yılından beri de hukuk camiasının içindeyim. Bizden önceki dönemde de, bizim dönemimizde de yargının tamamen bağımsız ve tarafsız olduğunu iddia etmek doğru değildir ancak yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını temin için ne yapıldığı önemlidir.

Şimdi, ben, kendi gördüğüm tespitleri burada dile getirmek istiyorum. Avukatlık yaptığım dönemde Türkiye'nin birçok yerinde adliye binaları gerçekten yargının yargılama faaliyetinin vakarına yaraşmayacak, yakışmayacak bir hâldeydi. Biz, ilk iş olarak, özellikle ve önemle, bu yargı faaliyetinin ülkenin ve yargının vakarına yakışır bir hâle getirilmesi için çok ciddi çalışmalar yaptık ve bu kapsamda da yüzlerce -fiziki yapıyı düzeltecek- adliye binası ve çalışanların, avukatların, hâkimlerin, savcıların ortamlarını iyileştirecek çalışmalar yaptık.

Bunun yanında, fiziki altyapı kapsamında yargının şeffaflığını ve tarafsızlığını teminat altına alacak “Ulusal Yargı Ağı Projesi” dediğimiz UYAP sistemini işler hâle getirdik. Bugün teknolojinin vermiş olduğu bu imkândan istifade etmek suretiyle, bu sistemle elektronik ortamda dava açılması, takip yapılması ve soruşturma yapılması mümkün hâle geldi.

Yine ihtiyaç duyulan -ki bu her zaman, her aşamada söylenir hâkim, savcı açığı- gerçekten ülkenin ihtiyacını karşılayacak, dosya sayısını eritecek, ortadan kaldıracak, yığılmayı ortadan kaldıracak, önemli bir şekilde azaltacak hâkim, savcı alımları yapmak suretiyle bu beklemeleri, yığılmaları, zaman geçmesini ortadan kaldırmaya çalıştık. İdari yargıda ve adli yargıda bizden önceki dönemde ortalama dava sürelerine baktığımızda, zaten bunun ne kadar önemli olduğu ve ne kadar mesafe katedildiği de yine ortaya çıkmış olacaktır.

Yine AK PARTİ zamanında yapılan reformlarla -mesela sıkıyönetim mahkemeleri, özel nitelikli mahkemeler- Türk Ceza Kanunu’nda ifade özgürlüğünün önünde engel olan maddelerde -işte çok bilinen 141 ve 142’nci gibi maddelerde- özgürlükler ve demokrasi lehine ciddi düzenlemeler yapıldı.

Şimdi burada konuşurken arkadaşlarımız şunları söylediler: İşte, temsilcilerin kendini bağımsız bir şekilde ifade edemez hâle geldiği, işte siyasiler üzerinde siyasi davaların çokluğu ve siyasi baskının oluşturulduğu vesaire. Şimdi, şunu karıştırmamak lazım: Terör ve teröre destek vermek ile siyaset yapmak aynı şey değildir. Teröriste destek vermek, bu ülkenin bölünmez bütünlüğü aleyhine bir şeyler yapanlara arka çıkmak, onların arkasında durmak ile siyaset yapmak farklı şeyler. Siyaset bu ülkenin geleceği, hayrı ve menfaatleri için yapılır; yoksa siyaset siyasetçiler, bu ülkeyi bölmek isteyenler, bu ülkenin sokaklarını kana bulayanlar, tekrar Türkiye’yi karanlık zamanlara götürmek isteyenler için ve bunların destekçileri için yapılmaz. Dolayısıyla, bu ülkenin kanunları buna izin vermez hiçbir zaman vermediği gibi ve kim olursa olsun siyaset değil de teröre destek verenler şeklinde, terör destekçisi şeklinde faaliyette bulunanlar bunun sonuçlarına katlanır. Türkiye’de bir hukuk sistemi vardır ve nihayetinde sistem kendi içerisinde gerekeni yapar ve yapmaktadır.

Değerli arkadaşlar, yine yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını temin açısından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda yapılan düzenlemeyle, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla getirdiğimiz düzenlemeyle samimi bir şekilde hâkimlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı teminat altına alınmak istenmiştir. Ancak zaman içerisinde bu sistemde aksaklıklar ortaya çıkmıştır, tartışılır hâle gelmiştir. Ama, zaten Türkiye Büyük Millet Meclisi ülkenin karşılaşmış olduğu sorunları gerçekten çözme yeridir. İşte, burada bütün meselelerimizi konuşup çözmemiz lazım. Eğer bu hususta bir eksiklik, bu hususta bir farklılık varsa bunu yasal hâle getirmek suretiyle çözebiliriz. Burada bizim çok çalışıp çok fazla iş üretmeye ihtiyacımız var.

Değerli arkadaşlar, yine konuşmacı arkadaşlarımızdan birisi “İdari yargı açısından cumhuriyet tarihinde açılan dava sayısı ile bizim dönemimizde, AK PARTİ döneminde açılan dava sayısı aynı.” diye bir şey söyledi. Evet, ben de meslekten biliyorum, şimdi ben de şöyle söylemek ve cevap vermek istiyorum: Gerçekten, idari yargı açısından idarenin eylem ve işlemlerine karşı vatandaşın açmış olduğu davalar olduğuna göre ve cumhuriyet tarihinde yapılan bütün icraatları, hangisi olursa olsun, kalem kalem ele aldığımızda AK PARTİ zamanında yapılan icraatlar hepsine denk olduğuna göre, bu davaların bu oranda fazlalaşmasını anlamamak mümkün değildir. Yani kamulaştırmaya ihtiyaç vardır, yol yaparsınız; cumhuriyet tarihinde, mesela, işte, toplam 6 bin kilometre duble yol yapmışsınızdır ama AK PARTİ zamanında 18 bin kilometreye yakın duble yol yaparsanız, kamulaştırma davaları da o oranda artar. Aynı şekilde hizmet binaları yaparsanız, hastaneler yaparsanız, aynı şekilde vatandaşla bu şekliyle muhatap olunacak işlere girişirseniz nihayetinde dava hususunda bu oranda bir fazlalıkla karşılaşırsınız. Bu, ülkede bir kaos olduğunun değil, daha fazla çalışıldığının, daha fazla iş üretildiğinin, daha fazla hizmet edildiğinin bir göstergesidir; keşke olmasa ama bu kaçınılmaz bir sondur. Herkesin yargıdan yüzde yüz memnun olması -avukatlık tecrübemden gördüğüm kadarını aktarayım- mümkün değildir ama yargının amacı, adil bir şekilde, tarafsız bir şekilde, bağımsız bir şekilde bunun gereğini yerine getirmek, kanunlara ve Anayasa’ya uygun olarak kişiler hakkında karar vermektir.

Şimdi, burada, AK PARTİ zamanında yani partimiz zamanında yapılan icraatların tamamı, ülkenin daha özgür olmasını sağlamak, daha demokratik bir ortamda insanların yaşamasını sağlamak ve aynı şekilde yargıda yargı mensuplarının tarafsız ve bağımsız bir şekilde yargılama faaliyetini yerine getirmesine imkân sağlamak içindir. Bu hususta da yaptığımız şeylerle ilgili memnuniyet de zaten ortada.

Bunun yanında, geçtiğimiz dönemde, 24’üncü Dönemde yaptığımız yargı açısından yargı mensuplarının maddi durumlarını iyileştirici çalışmalarımızı da hatırlatarak sözlerime son vermek istiyorum. Gerçekten, hâkim ve savcılarımızın ekonomik olarak ciddi anlamda bir iyileştirmeye ihtiyaçları vardı. Buna Hükûmetimiz kulak verdi ve bu hususta önemli çalışma yaptık, birlikte yaptık bunu; Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak gerekli iyileştirmeyi yapmak suretiyle bu husustaki eksikliği de bir nebze... Tabii hiçbir şey mükemmel olmuyor ama en azından samimi bir şekilde iyileştirmek ve düzeltmek için bir gayret göstermek gerekiyor. Bu hususta da bir gayret gösterdiğimizi, yine bunu hep birlikte yaptığımızı düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, ülkemizin karşılaşmış olduğu yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili sorunlarda AK PARTİ’nin samimi bir şekilde bugüne kadar bunların iyileştirilmesi noktasında çalıştığını ve bundan sonra da aynı gayretle ve aynı azimle çalışmaya devam edeceğini bildiriyor, yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Göktürk.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- AK PARTİ Grubunun, 65'inci Bakanlar Kurulu Programı'nın Genel Kurulun 24 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde okunmasına; 24 Mayıs 2016 Salı günü Bakanlar Kurulu Programı'nın okunması ile Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmeler ve 29 Mayıs 2016 Pazar günü yapılacak güven oylamasının gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve bu günlerde Başkanlığın Genel Kurula sunuşları ve işaret oyuyla yapılacak seçimler hariç başkaca konuların görüşülmemesine; 27 Mayıs 2016 Cuma günü saat 15:00'te, 29 Mayıs 2016 Pazar günü ise saat 11:00'de toplanmasına; Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmelerde Hükûmet ve siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların kırkar dakika (bu süre iki konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmaların onar dakika olmasına; bu birleşimlerinde program üzerinde görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 25 ve 26 Mayıs 2016 Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına ilişkin önerisi

24/5/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 24/5/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Coşkun Çakır

Tokat

AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun;

65'inci Bakanlar Kurulu Programı'nın 24 Mayıs 2016 Salı günkü (bugün) birleşiminde okunması; 24 Mayıs 2016 Salı günü (bugün) Bakanlar Kurulu Programı'nın okunması ile Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmeler ve 29 Mayıs 2016 Pazar günü yapılacak güven oylamasının gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve bu günlerde Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları ve işaret oyuyla yapılacak seçimler hariç başkaca konuların görüşülmemesi,

27 Mayıs 2016 Cuma günü saat 15.00'te, 29 Mayıs 2016 Pazar günü ise saat 11.00'de toplanması, Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmelerde Hükûmet ve siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların kırkar dakika (bu süre iki konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmaların onar dakika olması, bu birleşimlerinde program üzerinde görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

25 ve 26 Mayıs 2016 Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmaması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri hakkında, lehinde ve aleyhinde ikişer kişinin söz talebi vardır.

Lehinde, Sayın Mehmet Naci Bostancı, Amasya Milletvekili.

Buyurun Beyefendi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İzmir Milletvekili Sayın Binali Yıldırım’ın Başbakanlığında kurulan 65’inci Hükûmet memleketimize, milletimize ve tüm mazlumlar coğrafyasına hayırlı olsun.

Esasen, bizim grup önerimiz de bugün kurulan 65’inci Hükûmet Programı’nın okunması, müzakerelerinin yapılması ve güvenoyunun gerçekleştirilmesine ilişkin bir düzenlemeyi içeriyor. Bugün, inşallah, Hükûmetin programı okunacak, cuma günü müzakereleri yapılacak, pazar günü de güven oylaması gerçekleştirilecek ve Hükûmet, elbette ki yoluna devam edecek.

Kıymetli arkadaşlar, Sayın Binali Yıldırım’ın Başbakanlığında 65’inci Hükûmetin kurulma süreci kamuoyu tarafından da takip edildi, çok çeşitli tartışmalar da yapıldı. Bildiğiniz gibi, AK PARTİ, iktidar partisi, halkımızın yarısının oylarını almış olan siyasi parti 22 Mayısta bir kongre gerçekleştirdi. Bu kongrede Sayın Ahmet Davutoğlu görevi bıraktı, Sayın Binali Yıldırım kongre delegelerinin oylarıyla görevi devraldı; 65’inci Hükûmetin kurulma meselesi ve bugünkü bizim grup önerimizin de esbabımucibesi bu şekilde ortaya çıkmış oldu. Bu süreç yaşanırken gerek Mecliste gerekse başka yerlerde işin hakikatini, siyasi ve toplumsal gerçekliğini ıskalayan, biraz da pejoratif bir dille “Tek bir kişi emrediyor, sizler de yapıyorsunuz.”, “Bir kişinin iradesiyle her şey şekilleniyor.” tarzında, olup bitenleri anlamaktan uzak ve esasen, o aklı yürütenlere de zarar ve ziyan verici, onların da toplumla bağ kurmasına mâni olucu değerlendirmeler yapıldı. Burada, tek kişi denilerek kastedilen kişinin Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğunu hepimiz biliyoruz. Sayın Erdoğan AK PARTİ’nin kurucu Genel Başkanı ve on dört yıl boyunca, 2014’te Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte Cumhurbaşkanı oluncaya kadar girmiş olduğu bütün seçimlerde AK PARTİ’yi iktidara taşımış olan kişi. Birtakım haksız ve yersiz değerlendirmeler yapılırken bunu atlamamak gerektiğini, Sayın Erdoğan’ın her zaman, hangi görevi üstlendiyse meşru mecralardan geçerek ve milletin oylarıyla oraya geldiğini ıskalamamak gerektiğini belirtmek için söylüyorum.

Sayın Erdoğan karizmatik bir figür. Siyaset biliminde karizmatik figürlerin nasıl ortaya çıktığına ilişkin çok çeşitli teoriler vardır. Bunun bir tarafında, elbette, kişinin meziyetleri vardır, özellikleri vardır, dili vardır, üslubu vardır, toplumla bağ kurma biçimi vardır. Gidip gecekondu sofralarında o insanlarla birlikte aynı kuru fasulyeye kaşık çalan bir Tayyip Erdoğan…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Çalan” deme, yanlış anlaşılır Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …taksicilerle oturan bir Tayyip Erdoğan, mazlumlara ve kimsesizlere elini uzatan, onların temsilcisi olarak gür sesini yükselten bir Tayyip Erdoğan; halktaki karşılığı bu.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tayyip Erdoğan kaşık çalmamıştır, iftira etmeyin!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Tabii, arkadaşlar ne derse desin, neticede, bütün bunlara ilişkin kararı millet veriyor. Şunu unutmayalım: Karizmatik figürlerin diğer tarafında da halk vardır. O karizmatik figürleri oraya çıkaran, onları lider yapan, onları kendilerini temsil etmesi ve topluma liderlik etmesi için o koltuğa getiren halktır.

İdeolojiye ilişkin şöyle bir tanımlama yaparlar kıymetli arkadaşlar: “Maddi şartlarla hayalî ilişkilerin temsili” diye. Aynı zamanda, toplumların kulağı birtakım sözlere, belli bir dile, bir üsluba, bir yaklaşıma, bir tarza ayarlıdır. Toplum o tarzı, o üslubu, o dili, o dokunma biçimini gördüğünde işte o zaman karizmatik figürü yükseltir. Tayyip Erdoğan toplumun beklediği ses olduğu için, toplum onun konuşmasına kulak verdiği için, “İşte benim liderim. Bu ülkeyi geliştirecek, kalkındıracak, benim beklentilerime cevap verecek insan bu.” dediği için Genel Başkanlığında Başbakan oldu uzun yıllar boyunca, sonra da Cumhurbaşkanı oldu.

Sayın Erdoğan bütün bu görevleri yaparken ve bugün Cumhurbaşkanlığını gerçekleştirirken elbette fantazyacayla, “Ben ne istiyorum acaba?” diye düşünerek, “Benim kişisel arzularım ne?” üzerinden hesap yaparak davranmadı. Eğer öyle davranmış olsa idi böyle davrananlar halktan karşılık görmezdi, Sayın Erdoğan da görmezdi. Sayın Erdoğan her zaman söylemiyle, düşüncesiyle, yaklaşımıyla, siyaset üslubuyla bağ kurduğu kitleleri temsil ettiği için başarılı oldu dün, yarın da aynı şekilde başarılı olmaya devam edecek.

Evet, AK PARTİ bir lider partisi. AK PARTİ’ye karakterini veren, işte toplumla bu şekilde bağ kuran Sayın Erdoğan. Cumhurbaşkanı olduktan sonra Anayasa ve yasalar çerçevesinde şüphesiz bağı kesildi ama her şey resmiyette, kitaplarda yazıldığı gibi olmuyor arkadaşlar. Kırkyıllık Kâni, Yani olmuyor. Siyasette uzun yıllar boyunca toplumla belli bir üslup, belli bir dil, belli bir sembol üzerinden iletişim kurmuş; karizması bu şekilde teşekkül etmiş, toplumun o insanı o bağlama yerleştirdiği birisinin birdenbire -evet, resmiyette gereken yapılır ama- bambaşka bir yere taşınmasını beklemek haksızlıktır, yanlışlıktır. Elbette Sayın Cumhurbaşkanımız tarafsız bir Cumhurbaşkanı olarak o görevi yerine getiriyor bugün bulunduğu konumda…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gerçekten mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …ama AK PARTİ’yle arasındaki gönül bağı, manevi bağı ve AK PARTİ’nin her ne zaman ne yapacaksa onun fikirlerine müracaat etmiş olması son derece olağandır.

Bizim yaşadığımız bu kongrede de muhakkak sisteme ilişkin bir problem dolayısıyla, pratik, fiilî bir durum dolayısıyla böyle bir kongreyi yaşamak durumunda kaldık. Ama önemli olan şu: İnsanlar gelip geçer, isimler gelip geçer, herkes gelip geçer. Bu davanın içinde kişiler nerede olursa olsun kendilerini her zaman daha yüksek ve yüce bir davanın vesilesi olarak gördüler, onun taşıyıcısı olarak gördüler, hamalı olarak gördüler. O yüzden de birileri siyasi süreçlerde yaşanan çeşitli problemler dolayısıyla kişisel bir hırs, kişisel bir arzu, kişisel bir tamahkârlıkla davranılmasını bekleyip bunu ümit ederken her şeyin üzerine davasını koyan insanlar hiçbir şekilde bu beklentilere prim vermedi, vermeyecek bundan sonra da. Çünkü AK PARTİ, bu milletin ortak kaderi ve geleceği için son derece tarihî bir rolü üstlendi, bu rolü yerine getirmeye devam edecek bu davanın bağlılarıyla. Kendi kişiliklerini, kendi arzularını, isteklerini -insan olarak hepimizin arzuları olabilir- aşan ve kendisini davanın adamı olarak gören bütün bu kadro tarafından bu dava bir ok gibi hedefine ulaştırılacak inşallah. O yüzden, şahısların bu harekete, millete hizmet yolundaki bu yürüyüşe yaptıkları katkı önemlidir ama aslolan yürüyüşün kendisidir, insanlar değil. AK PARTİ böyle bir anlayışla kongresini gerçekleştirdi, böyle bir anlayışla on dört yıl zaferler kazandı, böyle bir anlayışla davrandığı sürece de muhakkak yeni zaferleri milletle birlikte, milletin rızasını temsil yolunda kazanmaya devam edecek.

Sayın Erdoğan’ı anlamaya çalışırken, unutmayalım, anlamaya çalıştığımız millet olmalı, milletin iradesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – ...ve arzusu olmalı; AK PARTİ’yi anlamaya çalışırken, arkasında ona yüzde 50 oy vermiş olan insanları anlamaya çalışmak olmalı. Pejoratif bir dil, tahkir edici bir üslup kendisine zarardır çünkü milleti anlamaktan uzaklaşır.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Aleyhinde, Kars Milletvekili...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Pardon.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, izninizle efendim.

BAŞKAN – Sayın Atıcı...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın hatip konuşmasında Cumhurbaşkanını “kaşık çalan” diye tanımladı. Bu, açık bir iftira olarak algılanabilir; sözlerine açıklık getirmesini istirham ediyorum efendim!

MURAT EMİR (Ankara) – Pejoratif bir dille söyledi hem de!

BAŞKAN – Evet, takdir kendilerinin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, bu, son derece kurnazca bir akıl yürütme; ayıplıyorum ve kınıyorum! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, öneri aleyhinde, Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen.

Buyurun Beyefendi. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, öneriyle ilgili iktidar partisi adına yapılan konuşmayı dinleyince öneri başka bir şey mi içeriyor diye ben de şüpheye düştüm çünkü Sayın Binali Yıldırım hükûmet kuruyor, görevlendirildi ve bu Hükûmet programının biraz sonra burada gündeme alınmasını galiba tartışmamız gerekiyor. Bu oylanacak, muhtemelen geçecek ama Sayın Cumhurbaşkanının nasıl bir lider olduğu üzerine bir konuşma yapılması da aslında her şeyi ortaya koyuyor.

Ama, ben karizma konusunu çok uzun ele almayacağım. Evet, karizma kazandırır ama siyasette karizmanın ciddi riskleri de vardır ve karizmatik liderlik aslında ilkel toplumların tercih ettiği siyasi liderlik tipidir çünkü mistik metafizik güçler addedersiniz karizmatik liderlere, güç onlardadır ve bu vehminiz sizi kurtarabilir, kahramanlar çıkabilir. Evet, gerçekten tarihte karizmatik liderler toplumlara çok zor dönemlerde çok büyük başarılar da elde ettirmişlerdir ama son derece tehlikeli, maceracı işler de genellikle karizmatik liderler tarafından yapılmıştır. Aslında, biraz önce bir milletvekilinin ismini andığı, bizim eş genel başkanımızın konuşma yaptığı salondaki portreler üzerinden gönderme yaptığı isimler de son derece karizmatik siyasi liderler olarak siyasi tarihe geçmişlerdir.

Ama, yani bu değerlendirmenin ötesinde galiba bir şeyi görmemiz gerekiyor: Öyle olağan bir dönemden falan geçmiyoruz; kimse, hiçbir liderlik tipi, hiçbir tartışma şu anda yaşadığımız sürecin normal, olağan olduğuna bizi inandıramaz. Sonuç itibarıyla, bir siyasi parti seçime girmiş bütün partilerle birlikte 7 Haziranda, seçimden sonra Hükûmet kurulamamış, sonra 1 Kasımda tekrar seçime gidilmiş ve bu siyasi parti tek başına Hükûmet kuracak oya ulaşmış, kavuşmuş ve Hükûmet kurulmuş. Şimdi, bu geçen kısa süre içerisinde, altı ay içerisinde Hükûmetin istifa etmesini gerektirecek bizim siyasi okumalarımızla, dünyanın, uluslararası kamuoyunun okumasıyla görebildiği bir durum var mı yani bir gensoru ya da başka bildiğimiz olağan yöntemler var mı istifayı gerektiren? Hayır. İktidar partisi içerisinde bir tartışma var mı? İstifanın gerçekleştiği güne kadar baktığınızda her şey gayet uyumlu, olağan gidiyor ama bir anda Hükûmet istifa ediyor ve yeni bir Hükûmet kuruluyor.

Değerli milletvekilleri, bir kere teknik olarak bu sürecin olağan dışılığını bir tarafa bırakıyorum. Sabahleyin saat 10.00’da Hükûmet, Bakanlar Kurulu listesi Cumhurbaşkanına sunuldu, saat 11.00 gibi açıklandı; şu anda üzerinden üç dört saat geçmiş, Hükûmet programı ne zaman hazırlandı? Hükûmet programı bu süre zarfında bırakın yazılmayı, okunabilir mi? Peki, bakanlar bakan olacaklarını, Sayın Başbakan Hükûmet kuracağını acaba daha önceden mi biliyordu yani bugünkü prosedürden çok önce bir durum mu vardı? Ya da bu kadar hızlı çalışılıyorsanız ya da “Yazdıklarımızın bir önemi yok yaptıklarımıza bakın.” diyorsanız, “Yapacaklarımıza bakın.” diyorsanız o da tabii ki sizin tercihiniz.

Ama, bizi ilgilendiren bir boyutu var yani buradaki teknik olağanüstü durumun ötesinde üç dört saat içerisinde bir hükûmet programı hazırlamanın dünyada nasıl algılanacağını, nasıl okunacağını tartışmanın ötesinde başka bir olağanüstülük yaşıyoruz, o da şu: Türkiye’de siyaset, ne yazık ki artık sorun çözen bir mekanizma olmaktan çıkmış, kendi meşruiyeti tartışmalı bir pozisyona gelmiştir. Biraz önce yargının kamuoyundaki algısı üzerine tartışmalar yapıldı. Evet, geçmişte kurumların itibarıyla ilgili, saygınlığıyla ilgili anketler yapılırdı ve genellikle Silahlı Kuvvetler ya da yargı gibi, bürokrasi gibi konumlar, kurumlar siyasetten daha saygın bir pozisyonda çıkardı; bu da elbette bir ülkenin demokrasisi için, sivilliği için güzel bir manzara, güzel bir tablo değildi. Şimdi siyaset, evet, bu kurumlardan daha önde, daha üstte; bu, bütün ülke adına sevinilecek bir tablo ama galiba, bu sefer başka bir çelişkinin içerisine sürükleniyoruz, siyaset kurumu kendi kendini çürütmeye başladı, kendi kendini yozlaştırmaya başladı. Yani, vesayetten kaynaklı, başka kurumların baskılarından kaynaklı bir güvenilmezlik pozisyonu değil ama kendi iç işleyişi, iç demokrasisi açısından ciddi bir riskle, ciddi bir güven bunalımıyla karşı karşıyayız. Evet, bir ülkenin sorunlarının çözümünde siyasetin işlevsel olabilmesinin yolu, siyasetin etkin ve verimli olabilmesinin yolu siyasetin kendi olağan mekanizmalarının sağlıklı işlemesinden geçer. Eğer siyasetçiler, Türkiye tarihinin, Türkiye siyaset tarihinin kimi dönemlerinde olduğu gibi birtakım tasfiyeleri sandık, sokak, miting, sivil demokratik kanallar üzerinden değil de olağanüstü yöntemlerle denerlerse bunu ister parti içinde ister devletin kurumları içerisinde isterse bir partinin bir başka partiye yönelik tavrı olarak ele alın, sonuç itibarıyla o ülkede siyasetin bırakın sorun çözmeyi, itibarı, saygınlığıyla ilgili de ciddi tartışmalar kaçınılmaz hâle gelir.

Şu anda bir siyasi partiyle ilgili kongre süreci yargı kararıyla netleşiyor. Belki önümüzdeki dönemlerde başka olağanüstülükleri de yine yaşayacağız. Şimdi, dokunulmazlıkların kaldırılması, fiilî olarak inisiyatifin siyasetten, Anayasa’da yazılı olmasına rağmen, siyaset kurumundan, Parlamentodan çıkartılıp yargıya teslim edilmesidir. Evet, yargı gerçekten bağımsızsa gayet tabii dokunulmazlık konusunun kaygı duyulacak, endişe edilecek hiçbir tarafı yok. Biz bu işin geçici olarak değil, topyekûn, kökten çözülmesine dair zaten önerilerde bulunduk ama ne yazık ki galiba geçtiğimiz dönemin olağanüstülüğü bize Türkiye siyasi hayatında, Türkiye siyasi tarihindeki başka olağanüstü dönemleri hatırlatıyor.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede darbeler öyle sanıldığı gibi askerlerin durup dururken siyasete müdahale etmesiyle falan gelişmedi, siyasetçiler birbirlerini tasfiye etmek için askerlere zemin oluşturdular, askere davetiye çıkarttılar. Bugün de bu ülkede bir taraftan seçim tehdidiyle milletvekili iradesi üzerinde baskı kurulmaya çalışılıyor, öbür taraftan da bir darbe beklentisi toplumda gün geçtikçe normalleştirilmeye, olağanlaştırılmaya başlanıyor.

Evet, darbenin her dönemde kendine özgü yolları, yöntemleri vardı; 28 Şubatta farklı oldu, 27 Nisanda farklı bir şey yapıldı, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs, bütün bunlar farklı dengeler, farklı denklemler üzerinden gelişti. Ama bugün bu ülkenin bir bölgesinde artık milletvekilleri olağan, rutin görevlerini yapamıyorlar. Sadece HDP milletvekilleri yapamıyorlar gibi bir değerlendirme haksızlık olur, diğer partiler de... Bunu CHP daha önce heyet gönderdiği için muhtemelen görmüştür, fark etmiştir ama Türkiye’nin bir bölgesinde inisiyatifin tümüyle güvenlik güçlerine geçmiş olması, bir süre sonra bu işin bir bölgeden ibaret kalmayıp belki ülke genelinde de başka olağanüstülüklerin yaşanmasına zemin oluşturacaktır.

Elbette, biz, siyasetin kanallarının açılmasının, güçlendirilmesinin ülkede şiddetin son bulması, çatışmanın bitmesi, ülkenin bütün sorunlarının siyaset zemininde çözülebilmesi için bir anlamı, bir değeri olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda iki eğilim var, dünyada yaygın iki yaklaşım var. Bunlardan birisi -tabii ki siyaset sosyologlarının daha çok iddiası- toplumun önü demokrasi konusunda ne kadar açıksa çatışma ihtimali, şiddet ihtimali o kadar azalır. Bu, olağan bir demokrat bakıştır. Güvenlikçiler iki türlü bakarlar. Bazı eski soğuk savaş dönemi güvenlik politikasıyla bakanlar şöyle okur: “Şiddetin, terörün uzantısı olarak görülen ne kadar siyasi aktör varsa, ne kadar dergi varsa, dernek varsa, sivil toplum varsa bunların hepsini toptan tasfiye edersek güven ve istikrar ortamı sağlanır.” diye bakarlar; bu, eski bakış açısıdır. Ama şimdi dünyada artık “insan güvenliği” ve “toplum güvenliği” diye bir farklı paradigma var. Ve bu paradigmayla yaklaşanlar da aslında demokratik bakış açısına, daha sivil siyaset eksenli bakış açısına yakın duruyorlar ve diyorlar ki: “Siyaseti etkisizleştirirseniz, işlevsizleştirirseniz sadece kaosu büyütürsünüz.”

Değerli milletvekilleri, bu coğrafya, çok yakın tarihlerde, 2000’li yıllarda -çok geriye gitmeyelim- Kafkasya’da, Balkanlarda çok sancılı geçiş dönemlerini yaşadı. Geçtiğimiz üç dört yıl içerisinde Orta Doğu, Arap coğrafyası çok sancılı bir süreç yaşadı. Eğer Türkiye bu olağanüstülüğü bir büyük sancıya, bir büyük kırılmaya dönüştürürse bu Parlamentonun da bu olağan dışılığa göz yumduğu için tarihî bir vebali, sorumluluğu olacaktır.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilgen.

Öneri lehinde Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurun Beyefendi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

65’inci Hükûmetimiz, Genel Başkanımız Sayın Binali Yıldırım başkanlığında kuruldu. Hayırlı, uğurlu olmasını, ülkemiz için, milletimiz için güzel hizmetlere, hayırlı hizmetlere vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Tabii, AK PARTİ grup önerisi de Hükûmet kurulduktan sonraki süreç, Hükûmet programının okunması, program hakkındaki görüşmeler ve güvenoyuyla ilgili Meclisin çalışma takvimini belirleyen bir grup önerisi. Bu grup önerisiyle ilgili bugün görüşmeler gerçekleştireceğiz.

Bakanlar Kurulunun kuruluşu, Hükûmet programının okunması ve güvenoyu Anayasa’mızın 109 ve 110’uncu maddelerinde düzenlenmiş hususlar. Tabii, Anayasa’mızın bu maddeleri gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü de bu usulün nasıl olacağını belirlemiştir. İç Tüzük madde 123’te “Bakanlar Kurulu programının okunacağı gün için, Danışma Kurulunca Genel Kurula bir özel gündem teklif olunur.” diyor. Yine İç Tüzük 124’üncü maddede “Programın okunmasından iki tam gün sonra, program üzerinde görüşme açılır. Görüşmeye ayrılan gün için Danışma Kurulunca Genel Kurula özel gündem teklif olunur.” diyor. Yine İç Tüzük’ümüzün 124’üncü maddesinin son fıkrası da “Görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçtikten sonra güven oylamasına başvurulur.” diyor. Aslında gönül isterdi ki, İç Tüzük’ümüzün öngördüğü şekilde Hükûmet programının görüşülmesini, okunmasını ve güven oylamasına sunulması hususlarını keşke Danışma Kurulu teklifiyle burada görüşebilseydik ancak Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi nedeniyle bu uzlaşmayı gerçekleştiremedik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bundan sonra uzlaşma falan yok, bundan sonra uzlaşma yok.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – AK PARTİ’nin grup önerisiyle bu hususlar gerçekleşmiş olacak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim kamp gününde oylama koydu adamlar be!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Parlamentomuzun geleneklerinde de hükûmet programlarının görüşülmesi, programın okunması ve güven oylaması hep Danışma Kurulunun teklifiyle, bütün siyasi partilerin uzlaşmasıyla Genel Kurulda görüşülmüştür ama bugün bunu gerçekleştiremiyoruz, AK PARTİ’nin grup önerisiyle gerçekleştiriyoruz.

AK PARTİ grup önerisine göre takvim şu şekilde: 24 Mayıs Salı günü yani bugün Bakanlar Kurulu programının okunması gerçekleştirilecek. 27 Mayıs Cuma günü saat 15.00’te Meclis toplanacak ve Bakanlar Kurulu programı üzerinde görüşmeler gerçekleştirilecek. 29 Mayıs Pazar günü saat 11.00’de Meclis toplanacak ve güven oylaması yapılacak.

Programın görüşülmesiyle ilgili ayrıntılı hususlarda yine grup önerimizde belirlenmiş, orada da konuşmaların kaç dakikayla sınırlandırıldığı yazılmış. Bu şekilde, konuşmaların siyasi parti grupları adına kırk dakika, kişisel konuşmaların on dakika şeklinde olması grup önerisiyle öngörülüyor. 25-26 Mayıs yani çarşamba ve perşembe günleri de Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmaması grup önerimizle öneriliyor.

Bu duygu ve düşüncelerle AK PARTİ grup önerisinin lehinde olduğumu belirtiyorum. 65’inci Hükûmet, AK PARTİ’nin de 8’inci hükûmeti. 5 seçim art arda milletimiz AK PARTİ’nin icraatlarına onay verdi. Ülkemiz on dört yılda her alanda, gerçekten, hayal dahi edilemeyen büyük icraatlara sahne oldu, çok büyük bir gelişme ve kalkınma gerçekleştirdi. Yeni Hükûmetimiz Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım başkanlığında da inşallah çok büyük başarılara imza atacak ve ülkemizi çok daha ileri noktalara, büyük hedeflere taşıyacaktır.

Bu inançla, Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Öneri aleyhinde Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı.

Buyurun Beyefendi. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin Meclis çalışma programı üzerine verdiği grup önerisi aleyhine Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu idrak eden, bir tek kişinin egemenliğine teslim olmayan herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Meclisin nasıl çalışacağına elbette millet adına yüce Meclis karar verecektir. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisi gerçekten özgür iradeyle mi kararlar vermektedir? Halktaki ve bizdeki algı, hatta tespit, hayır. Bir tek kişinin dudağından çıkan her şey kanun sayılmaktadır.

Şimdi, biz bunları söyledikçe sayın grup başkan vekili çıkıyor kürsüye, diyor ki: “Vallahi de tek kişiye bağlı değiliz, billahi de tek kişiye bağlı değiliz.” Ne yapıyorsunuz? “Efendim, biz istişare yapıyoruz. Siz anlamazsınız bu işten.” diyor CHP’ye, “Biz istişare ederek her şeye karar veriyoruz.” diyor ve sürekli bir savunma psikolojisi içerisinde burada konuşmaya çalışıyor.

Ben de şimdi soruyorum size: Değerli arkadaşlar, istişare ettiniz ve Sayın Davutoğlu’nu Genel Başkan seçtiniz. Altı ay sonra ne oldu da yaptığınız istişare boş çıktı? Ya yanlış istişare yapıyorsunuz ya da birileri burada yalan söylüyor.

Peki, soru iki: Davutoğlu’nu göndermeye karar verdiniz; istişare ederek mi karar verdiniz, özgür iradenizle mi karar verdiniz değerli arkadaşlar? Bunu kendinize sormanız lazım.

Eğer özgür irade hâkim olsaydı birkaç gün önce yaptığımız Anayasa değişikliği oylamasında AKP milletvekilleri oylarını burada kameraların önünde açık açık kullanmak zorunda kalmazlardı.

Eğer özgür irade hâkim olsaydı, bizim “Bakanların da dokunulmazlığını kaldırın. Bizim dokunulmazlığımızı kaldırıyorsunuz, eyvallah, bizim hiç korkumuz yok ama gelin, bakanların da dokunulmazlığını kaldırın.” dediğimiz önergeye “hayır” demezdiniz. Özgür iradenizin olmadığını aslında siz de biliyorsunuz.

Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekten özgür irade olsaydı -hani bu getirdiğiniz kararlara el filan kaldırıyorsunuz ya şakacıktan- bu kürsüde, milletin kürsüsünde konuşan milletvekillerine saldıran bir AKP’li milletvekilini yine AKP oylarıyla aklamazdınız.

Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi gerçekten özgür iradeyle kararlar verseydi milletin oylarıyla seçilen Davutoğlu Cumhurbaşkanı tarafından istifaya zorlandığında yani saray darbesi yapıldığında şurada oturan insanlar karşı çıkardı.

SAİT YÜCE (Isparta) – Öyle bir darbe yok, uydurma!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Allah aşkına bir düşünün, gerçekten özgür iradenizle mi davranıyorsunuz? Bu getirdiğiniz öneri gerçekten istişare ürünü mü? Gerçekten özgür iradeyle mi ellerinizi kaldıracaksınız? Allah aşkına bir düşünün, ben sadece düşünmenizi istiyorum.

Eğer gerçekten buna inanıyorsanız, bir de şu soruyu sorayım size: Eğer hakikaten özgür iradeyle oylama yapıyor iseniz, atamayla gelen çiçeği burnunda Başbakan Bakanlar Kurulunu sözde tarafsız Cumhurbaşkanıyla gece yarısı hazırlarken neden sesinizi yükseltmediniz? Neden demediniz ki bizim özgür irademize ipotek koyamazsınız? Kurulan hükûmet açıkça saray Hükûmetidir, hatta siz buna “Divan-ı Hümayun” da diyebilirsiniz kısaca, özentiniz var ya! Açık seçik bir Divan-ı Hümayun kurulmuştur, siz de hâlâ bana özgür iradeden bahsediyorsunuz.

Eğer gerçekten özgür iradeyle bu öneri gelmiş olsaydı şu soruyu sormanız gerekirdi: “Yahu, Allah aşkına, daha pazar günü kongreyi yaptık, kırk sekiz saat geçmeden görevi alan bu Başbakan nasıl olur da yeni bir Hükûmet programını kırk sekiz saatte hazırlar?” Allah aşkına, bir sorun bakalım. Getirmişsiniz, yazmışsınız: “65’inci Hükûmet Programı’nın Başbakan Binali Yıldırım tarafından okunması.” Allah aşkına, ne zaman görev aldınız Sayın Başbakan? Yemediniz, içmediniz, ne zaman, kırk sekiz saatte koskoca bir Hükûmet programı hazırladınız?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Rüyamızda gördük, rüyamızda!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Nasıl oldu da bu güzel milletvekilleri de ikna oldu? “Evet, bizim özgür irademizdir, biz bu öneriyi getiriyoruz. Sayın Başbakanın çok özel yetenekleri var, kırk sekiz saat içinde değil, kırk sekiz dakika içinde bile Hükûmet programı hazırlar.” dersiniz. Evet, bunları diyorsanız, o zaman gerçekten kendinize de “özgür iradeli milletvekilleri” diyebilirsiniz.

Aslında her şeyi bir tek kişinin kurguladığının siz de farkındasınız.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aynen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Burada gelip sadece el kaldırma görevi aldığınızın siz de farkındasınız. Bu çalışma düzenini oylasanız ne olur, oylamasanız ne olur; kabul etseniz ne olur, kabul etmeseniz ne olur; yarın bir emir daha gelir, “Efendim, program değişti, hadi bir daha elleri kaldırın.” derler, vallahi yine el kaldırırsınız.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aynen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Sizler bu elleri kaldıra kaldıra, namusu ve şerefi üzerine yemin ettiği hâlde bu yeminine sadık kalmayan kişileri aklamaya devam ediyorsunuz.

Siz, Sayın Meclis Başkanı, ettiğiniz yemine sadık kalmayarak “Laiklik Anayasa’da olmamalıdır.” dediniz. Siz bugün o yüce koltukta oturuyorsanız laik cumhuriyet sayesinde oturuyorsunuz, bunu da size tekrar hatırlatmayı bir görev addederim. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Kaç kere daha söyleyeceksiniz?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Verdiği sözleri tutmayan sözde devlet adamları Türkiye Büyük Millet Meclisinin de, ülkenin de onurunu zedelemektedir. Herkes ettiği yemine sadık kalacak, herkes ağzından çıkan sözü tutacak, eğer kendini devlet adamı olarak görmek istiyorsa. Değilse, bugün olduğu gibi, sizin yüzünüzden bütün dünyaya rezil olmaya devam edeceğiz.

Başkanlık sistemi olmadı, partili cumhurbaşkanlığı olsun kavramıyla karşımıza geldiniz. Türkiye kan gölüne dönmüşken, Türkiye’de dolar 3 lirayı geçmişken, Türkiye’de yoksulluk had safhaya gelmişken, Türkiye’nin sorunu sanki başbakan değişikliğiymiş gibi gösterip Türkiye’yi oyalıyorsunuz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Atıcı, bugün grupta konuşulanlardan bahsedin. Grubunuzda konuşulanlardan bahsedin Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bunu yapmaya hakkınız yok. Eğer bunu yapmaya bu şekilde devam ederseniz o zaman özgür iradenizle davranıp davranmadığınızı sorgulayın.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Atıcı, bugün grupta konuşulanlardan bahsedin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hiç olmazsa deyin ki: “Biz özgür irademizle davranmıyoruz, suç da bir kişidedir.”

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Atıcı, grubu anlatın, grubu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ama eğer “Özgür irademizle davranıyoruz.” demeye devam eder ve bu tiyatroyu oynamaya devam ederseniz bu oyunun bir parçası olmaya devam edeceksiniz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Atıcı, grupta neler oldu?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, partili cumhurbaşkanlığı sistemini getirmeye çalışıyorsunuz. Yaptığınız şey budur, o suçları örtmeye çalışıyorsunuz.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Aynen öyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Neden? Demin saydığım sebeplerden dolayı. Açıkça suç işleyen, açıkça verdiği namus ve şeref sözüne sadık kalmayan Cumhurbaşkanını aklamaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız şey budur, o suçları örtmeye çalışıyorsunuz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Grupta ne oldu Sayın Atıcı bugün?

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sadık kalıyoruz, kalmaya da devam edeceğiz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Evet, buralardan birileri “Sadık kalmaya çalışıyoruz.” diyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Grubunuzda yaşananlarla ilgili bir şey söyleyecek misiniz Sayın Atıcı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Evet, sadık kalmaya devam ediniz. Şunu unutmayın: Sizin sadık kalmanız gereken kişi Recep Tayyip Erdoğan değil, yüce milletimizdir, siz ancak millete sadık kalabilirsiniz.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Onu yüce millet seçti.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Ya, sana ne oluyor, sana ne oluyor? Kime bağlı kalacağımıza sen mi karar vereceksin yani?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bugün grupta neler yaşandı? Sizin grubunuza katılanlar bugün nasıl küfretti, onu anlat sen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siz başkanlık hayalleri peşinde koşarken, siz hükûmetleri darbeyle yıkmaya ve atamayla yeni hükûmetler getirmeye çalışırken benim ülkemde çocuklara tecavüz ediliyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nasıl küfretti, onu anlatın, onu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizin derdiniz çocukların tecavüzü müdür, yoksa başbakanın kim olacağı mıdır?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nasıl küfretti, onu anlatın bize, onu. Tüm Türkiye duydu bunu grup toplantınızda.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siz başkanlık hayalleriyle yanıp tutuşan birisine destek olmaya çalışırken bizim ülkemizde cezaevleri çocuklarla dolup taşıyor. Bizim ülkemizde cezaevleri çocuklarla dolup taşıyor, hem de uyuşturucudan dolayı dolup taşıyor.

Panama belgeleri saçıldığında ortalığa, tam bir rezalet varken, tam bir yolsuzluk varken, Hükûmetle alakalı pek çok insan orada suçlanırken siz onları bırakıp başbakan kim olacak, hükûmet kim olacak diye uğraşıyorsunuz. Sadece yazıklar olsun diyebilirim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana yazıklar olsun!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Suriye’de, Zara’da insanlar öldürülürken sesiniz çıkmıyordu çünkü orada yapılan bir etnik temizlikti ama bir başkası öldürdüğü zaman sesiniz bütün dünyaya yayılıyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz grup için özür dileyecek misiniz?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Siz gruptaki konuşmanız için özür dileyecek misiniz?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yiğit olun, insanlık duygularınızı kaybetmeyin, bütün katliamlara karşı çıkın. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynı şeyi sizden bekliyoruz.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Cumhurbaşkanını millet seçti, senin liderin kasetlerle geldi!

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sayın Konuşmacı, gruptaki konuşma için özür dileyecek misiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Atıcı yaptığı konuşmada birçok sataşmada bulundu. Bunlardan birini örnek olarak vereyim: AK PARTİ Grubunun özgür iradesiyle davranmadığını iddia etti. Bu, açık bir sataşmadır.

Milletin iradesini temsil eden bir gruba özgür iradesiyle davranmadığı suçlaması açık bir sataşmadır; 69’a göre söz talep ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu bir siyasi eleştiridir, sataşma değil Başkan.

MEHMET METİNER (İstanbul) – İrademizi nasıl kullanacağımıza biz karar veririz. Allah Allah! Kimi ne kadar seveceğimize de CHP mi karar verecek?

BAŞKAN – Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Süreniz iki dakikadır.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Atıcı özgür irade tartışması yapıyor, diyor ki: “Öyle yapmayın, benim dediğim gibi yaparsanız özgür iradeli olursunuz.” Bizi onurlandırması için, yani bizlerin özgür iradeli olması için Sayın Atıcı’nın dediği gibi yapmamız gerekiyor.

Sayın Atıcı, sizin dediğiniz gibi yapmayacağız, milletin dediği gibi yapacağız. Milletin dediği gibi yaptığımız için bu grup burada işbaşında, iktidar; milleti temsil ettiği için. Her bir davranışında, her bir kararında, her bir hareketinde milleti temsil ediyor özgür iradesiyle.

“Hükûmet programı ne zaman yazıldı?” diyorsunuz. İktidar değişmedi, parti değişmedi, AK PARTİ hâlen iktidarda Sayın Atıcı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başbakanı millet mi aldı görevden Sayın Bostancı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sonuçta uzun bir yürüyüşten bahsediyoruz, 2002’de başlamış bir yürüyüşten bahsediyoruz; siz bugünü düşünüyorsunuz. On dört yıllık bir yürüyüş bu, inşallah nice yıllara ulaşacak.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Bostancı, millet “Başbakanı görevden alın.” mı dedi? Millet mi görev verdi size? Sayın Cumhurbaşkanı emretti, aldırdı görevden.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz kendi grubunuza bakın.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz grup toplantısında küfrettirdiniz, konuşmaya hakkınız yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Üçüncüsü, Sayın Davutoğlu üzerinden spekülasyon yapmanız çok manasız. Sayın Davutoğlu başımızın tacıdır, Sayın Binali Yıldırım başımızın tacıdır, Sayın Erdoğan bizimle birlikte milletin başının tacıdır zaten. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Davutoğlu 2007’den beri danışman olarak, bakan olarak, başbakan olarak Sayın Erdoğan’ın yol arkadaşı. Bunları ıskalamayın, bunları unutmayın. Bizim için yol arkadaşlığı, her türlü tahrikten, her türlü polemikten, her türlü kişisel arzudan çok önemli ve değerlidir. Aslolan millettir, millete hizmettir; gerisi teferruattır.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hatip konuşmasında benim spekülasyon yaptığımı ve birçok şeyi ıskaladığımı söyleyerek sataşmıştır. Söz istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu bir sataşma değil, eleştiri.

BAŞKAN – Güzel, kendi kanaatini söyledi Beyefendi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, ben de kendi kanaatlerimi söylediğimde söz verdiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu bir eleştiri efendim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kendi kanaati bana sataşmayı gerektirmez, ben spekülasyon yapmıyorum efendim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz direkt sataştınız, buradaki bir eleştiridir.

BAŞKAN – Hayır, spekülasyon… Takdir meselesi, kendi takdiri ve beyanı var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır efendim, spekülasyon yaptığımı söylemek açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Ben tutanağı inceleyeyim, ona göre karar vereyim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, açık seçik siz de duydunuz.

BAŞKAN – Beyefendi, açık seçiği ben takdir edeceğim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Lütfen tarafsızlığınızı yitirmeyin.

BAŞKAN – Tutanağa bakacağım, oturum bitmeden takdir edeceğim efendim.

Lütfen buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, lütfen tarafsızlığınızı yitirmeyin. Açık seçik duydunuz.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Adın geçmedi, adın!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Benim konuşacaklarımdan korkuyorsanız oturayım, değilse bırakın konuşayım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne korkacağız senden!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ne korkması!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne korkacağız senden ya! Genel Kuruldan kaçan sen değil miydin geçen gün?

BAŞKAN – Biz fikirden korkanlardan değiliz. Yalnız, Başkan olarak takdir hakkım şu: Tutanaklara bakacağım, sataşma varsa söz vereceğim oturum bitmeden.

Lütfen buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Peki.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Atıcı, şunu da ifade etmek istiyorum: Ben görüşmelerde herhangi bir görüş beyan edemem, Tüzük bunu emretmekte fakat bizzat bana hitaben beyanınız oldu, onun için konuşmak durumundayım.

Fikir, vicdan, düşünce hürriyeti doğuştan var olan tabii haklardandır. Demokratik hukuk devletinde herkes düşüncesini, kanaatini ve fikrini açıklama hürriyetine sahiptir. Bendeniz anayasa hukukunu çok iyi bilen ve bu hususta da emek vermiş bir kişiyim. Neyin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını da gayet iyi biliyorum. Ben daha önceki açıklamalarımda da söyledim. “Laiklik bir kavramdır. Her kavramın bir tarifinin olması gerekir. Eğer Anayasa’ya girecekse bu kavramın tarifinin de olması lazım.” dedim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Gerek yok.” dediniz.

BAŞKAN – Herkeste değişik yorumlanmamalıdır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Gerek yok.” dediniz.

BAŞKAN – “Acaba bu bir hürriyet midir? Acaba bu bir engelleme midir? Bu açıkça gösterilmelidir.” dedim.

AYTUĞ ATICI       (Mersin) – “Yer almamalıdır.” dediniz.

BAŞKAN – Ve bu tabiidir ve doğru bir laftır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğruları söyleyin. “Yer almamalıdır.” dediniz.

BAŞKAN – Bir diğer hususu size söyleyeyim: Bu mevzuyu fazla ortaya koymak istemem. Tabii bir hakkımdır ve tabii bir hakkımı kullanmış oldum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğruları söyleyin Sayın Başkan. “Yer almamalıdır.” dediniz. Saptırmayın lütfen.

BAŞKAN – Ben, Arif Nihat Asya Bey’in bir şiirini hatırlıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şiir de okumayın bari.

BAŞKAN – Rahmetli şöyle diyordu: “Sessizce düşünsek duyacaklar bir gün/ Olmazları oldu sayacaklar bir gün/ Onlar ellerinden gelse, Rüyalara sansür koyacaklar bir gün.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet, aynen sizin durumunuz.

FERHAT ENCU (Şırnak) – Sayın Başkan, kendinizi tarif ediyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen, düşünceye, fikre, kanaate hürmet ediniz ve hiçbir zaman kendinizi bir mahkeme yerine koymayınız.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz de doğruları söyleyin Sayın Başkan. “Yer almamalıdır.” dediniz, şimdi lafı değiştiriyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, siz tanımlardan bahsettiniz. Demokrasinin de tanımı Anayasa’da yoktur.

BAŞKAN – Ne yoktur?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İnsan haklarının da tanımı yoktur.

BAŞKAN – Ne yoktur?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Demokrasinin tanımı Anayasa’da yoktur.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, işimiz gücümüz var bizim ya. Daha Hükûmet programını okuyacağız biz ya. İşimiz var efendim bizim. Bunlar tartışmaya devam edecek mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz diyorsunuz ki: “Laiklik kavramının tanımı olmadığı için ben söyledim.”

BAŞKAN – Var efendim, demokrasi kavramının tanımı var. Şunu ekleyeyim size bilgi dağarcığınıza eklemek için şunu ifade etmek istiyorum: Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, siz burada hakikatlere aykırı beyanlarda bulunuyorsunuz.

BAŞKAN – O sizin kanaatiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dünyanın hiçbir anayasasında tanımlar yapılmaz. Tanımlar nerede yapılır? Kanunlarda yapılır.

BAŞKAN – Yapılır efendim, yapılır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bana bir örnek gösterir misiniz lütfen.

BAŞKAN – Mahmut Bey, çok. Ben 62 anayasa incelemiş bir kişiyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 62 anayasası yok, 61 Anayasası…

BAŞKAN - Lütfen, buyurun…

Şimdi size şunu söyleyeceğim…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Beyefendi, 62 anayasası yok.

BAŞKAN – 62 adet anayasa incelemiş bir kişiyim.

Mahmut Bey, sizin gibi konuşmuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bana bir örnek verin o zaman, bir örnek verin.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Böyle bir usul yok!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bana bir örnek verin Allah rızası için, bir örnek verin.

BAŞKAN – Ben bunu diyaloğa dökmek istemem. Bunu polemiğe dökmek istemiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama, bakın, dünyada bir örnek yok, tanımları yapan bir anayasa. Yok böyle bir örnek.

BAŞKAN - Yalnız şunu bilgi dağarcığına eklensin diye söylüyorum: Laikliğin ana yurdu Fransa’dır. Fransa mevzuatında laiklik şöyle tarif edilir: “Laiklik devletin, bir, siyaset; iki, felsefe; üç, din karşısında tarafsız olmasıdır.”

Ana vatanındaki tarif budur. Bunu doğru tarif edelim, yaralanmalara, yanlış tatbikatlara meydan vermeyelim diyorum.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz o zaman Anayasa’nın “Başlangıç” hükümlerini bilmiyorsunuz, hukuk devletini bilmiyorsunuz…

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, 65'inci Bakanlar Kurulu Programı'nın Genel Kurulun 24 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde okunmasına; 24 Mayıs 2016 Salı günü Bakanlar Kurulu Programı'nın okunması ile Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmeler ve 29 Mayıs 2016 Pazar günü yapılacak güven oylamasının gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve bu günlerde Başkanlığın Genel Kurula sunuşları ve işaret oyuyla yapılacak seçimler hariç başkaca konuların görüşülmemesine; 27 Mayıs 2016 Cuma günü saat 15:00'te, 29 Mayıs 2016 Pazar günü ise saat 11:00'de toplanmasına; Bakanlar Kurulu Programı üzerinde 27 Mayıs 2016 Cuma günü yapılacak görüşmelerde Hükûmet ve siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların kırkar dakika (bu süre iki konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmaların onar dakika olmasına; bu birleşimlerinde program üzerinde görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 25 ve 26 Mayıs 2016 Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi öneriyi reylerinize sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Lütfen okuyunuz.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın (2/368) esas numaralı, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/32)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/368) esas numaralı 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’min Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve talep ederim.

                                                                                        Mahmut Tanal

                                                                                            İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’ı davet ediyorum.

Buyurun Mahmut Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Buyurun Beyefendi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Bir dakika Mahmut Bey.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Adalet ve Kalkınma Partisinin kabul edilen grup önerisi doğrultusunda Hükûmet programının Parlamento gündemindeki sunuşu, görüşmeleri ve oylamalarının tarihi, takvimi belli oldu. Biz, bu belli olur olmaz Divana söz talebinde bulunduk ancak Kanunlardan, arkadaşımıza, daha önce iki başvurunun yapıldığı ve alındığı söylenmiş. Bu başvurular neye göre, nasıl alındı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Şimdi onaylandı, onaylandığı anda başvuru başlar. Bu yaptığınız bürokrasiyi fena hâlde töhmet altında bırakır.

BAŞKAN – Sayın Altay, bunu inceleyelim.

Mahmut Bey’i kürsüye davet ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İlk başvuruları bizim yaptığımızın tutanaklara da geçmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Bir inceleyeyim, ifade edeceğim. Arkadaşlarımdan gereken bilgiyi alıp sizlere ifadede bulunacağım, beyanda bulunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olmaz. Meclis bürokrasisine bunu yapıyorsanız çok ayıp olur.

BAŞKAN - Sayın Tanal, buyurun Beyefendi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesinin değiştirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş olduğumuz kanun teklifi Adalet Komisyonuna gönderildi, Adalet Komisyonunda kırk beş günlük süre beklenildi ancak gündeme alınmadığı için İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurula getirmiş bulunmaktayız.

Değerli arkadaşlar, Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenlemekte. Aynı zamanda hakaret suçuyla ilgili, gerek Meclis Başkanına, Başbakana, bakanlara, milletvekillerine, kamu görevlilerine, vatandaşa -herkese ama, kim olursa olsun- kişilik haklarıyla ilgili, onuruyla ilgili, şahsiyetiyle ilgili eğer bir hakaret ve sövme olursa Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesine göre cezalandırılır. Aynı şekilde, Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesine göre hakaret eden, onuruyla, kişiliğiyle oynayan kişiyle ilgili, eğer bu iddiasını ispatlarsa, Türk Ceza Kanunu’nun 129’uncu maddesi uyarınca, kişiye ceza verilmez diyor. Mevcut olan 299’uncu maddesi ile 125 ve 129’uncu maddesini karşılaştırdığımız zaman, 129’uncu maddesinde kişi iddiasını ispatladığı zaman ceza verilemiyor ancak Türk Ceza Kanunu 299’a göre Cumhurbaşkanına herhangi bir eylem atfında bulunan kişi eğer o iddiasını ispatlarsa yine ceza veriliyor.

Bu konuda, tabii, dünyada düzenlemeler var mı? Var. Bu düzenlemelerle ilgili bugüne kadar neler yapılmış? İspanya’da var aynı şekilde, aynı şekilde Almanya’da var, Fransa’da var. Bu tür ülkelerde devlet başkanı vatandaştan daha fazla hukuksal korunmaya… Yasal düzenlemeler var, ancak bu ülkelerde dava konusu yapılan olaylar da var. Nedir bununla ilgili? Mesela Fransa’da Colombani/Fransa kararı var, aynı şekilde Türkiye’de Artun ve Güvener kararı var, Pakdemirli/Türkiye kararı var; yine, İspanya Otegi Mondragon kararı var. Bu ülkeler, gerçekten, devlet başkanlarını vatandaştan, kamu görevlisinden, Meclis başkanından, bakanından, başbakanından, milletvekillerinden fazla korumaya yönelik düzenlemeler getirdikleri için tazminata mahkûm oldu ve tazminata mahkûm olduğu zaman bu ülkeler kendi mevzuatlarında düzenleme yaptılar, dediler ki: “Biz devlet başkanını vatandaştan daha fazla, daha ayrıcalıklı bir konuma getiremeyiz. Bu, eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ediyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesindeki ayrımcılığı da aynı zamanda bu tetikliyor.”

Bu sebepten dolayı, şu anda, bizim mevcut Ceza Kanunu’muzun 299’uncu maddesi ile 125’inci maddesinde iki tane ayrı hakaret suçu düzenlenmiş durumda. Bir tanesi Cumhurbaşkanına özgü, 299; Meclis Başkanı, bakanlar, başbakan yardımcıları, milletvekilleri, kamu görevlileri, vatandaşlarımızla ilgili düzenlenen, 125’inci maddesi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, sizin şahsiyet ve kişiliğiniz, hepimizin şahsiyet ve kişiliği ne kadar değerliyse, ne kadar korunmaya muhtaçsa Cumhurbaşkanı da o şekilde korunmaya muhtaçtır. Biz şunu söylemek istemiyoruz, “Cumhurbaşkanına küfredilsin, hakaret edilsin.” demiyoruz. Sizin kişiliğiniz, şahsiyetiniz nasıl, hangi yasal korunmada korunuyorsa Cumhurbaşkanı da aynı şekilde korunsun. Cumhurbaşkanının onuru, kişiliği sizden daha yüksek bir mertebede değil; benimki de değil, sizinki de değil. Onur, eşitlik sağlar. Onur, saygınlık kazanır. Bu açıdan da ne kadar eşit olursa, vatandaş arasında da biz ayrımcılık yapmamış oluruz değerli arkadaşlar.

Bu açıdan, bu Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesindeki değişikliğe destek vermenizi istirham eder, hepinize saygı ve hürmetlerimi sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

Şimdi son konuşmacı, Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer.

Buyurun Beyefendi. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesindeki değişiklik talebi, Cumhurbaşkanlığı makamı için tanınan tüm cezayla ilgili hakaret içeren davranışların diğer makamlara da yani milletvekiline de Başbakana da kamu kuruluşlarına da uygulamada getirilmesi talebidir. Bunun desteklenmesinin doğru olacağını düşünüyorum. Ayrıca, özünde hiç kimsenin hiç kimseye hakaret etmemesi gerektiğini, insan yaşamında anlayış içinde karşılıklı görüşmelerle oluşturulacak iş birliğinin yanında, toplumun ayrışmasına neden olmayacak dilin kullanılmasının doğru olacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu hafta Ahilik Haftası. Bildiğiniz gibi, ahilik, esnaf teşkilatlanmasının başlangıcını sağlıyor. Temelinde “önce insan” kavramı var. Yani insanın varlığında, onun üretimdeki kimliğini, birlikte oluşturacağı yeni yapılanmayı içeriyor. Ülkemizde ne yazık ki çoğu değeri yitirdik. Ahiliğin temelinde doğru olmak, dürüst olmak; yalandan, talandan, çalandan uzak durmak anlayışı var. Ahilik, bir müessesenin var oluşunda çıraklıktan ustalığa uzanan ve bu sürede beceri içeren bir anlayıştır.

Ne yazık ki ülkemiz, tüketim toplumuna doğru gidiyor. Üretimden uzaklaşıyoruz, mesleklerimizi yitiriyoruz. Bu hafta Niğde’de perşembe günü ahilikle ilgili yapılacak etkinlikte geçmişten günümüze gelen mesleklerin de bir yansıması alanda gösterime sunulacak. Ama ne yazık ki “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye.” atasözünde anlam bulan yani mesleklerin, üretimin, anlayış ve düşünce olarak insanın yaratacağı değerlerin sunulduğu pazar anlayışları yok oldu, giderek unutulmaya başlandı. Bugün çocuğumuza “keçe” desek bilmiyor, “kepenek” desek bilmiyor, “çan” desek bilmiyor, “el yapımı bıçak” desek bilmiyor. Demircilik unutuluyor, marangozluk bitiyor, terzilik sona eriyor.

Bunun yanında, ülkemizde, beş yılda 83 bin bakkal kapanmış, yalnızca Niğde’de 570 bakkalımız tükenmiş, AVM’lere teslim olunmuş ve giderek bireyin üretimdeki verimliliği, çalışkanlığı, üretkenliği, yaratıcılığı köreltilmiş. Her açıdan, her anlamda dışa bağımlı, giderek kapitalizmin bütün baskısını üzerinde hisseden, üretme değil tüketme için kullanılan bir bireye dönüşen anlayıştan şiddetle uzaklaşmamız gerekiyor.

Ülkemizde, bir dönem, ustaların yaptığı güzelliklerden söz edilirdi, hatta denirdi ki -bizim oranın bir deyimi- “Yumurtaya kulp takacak kadar zanaatkâr.” Zanaatkâr olan, üretimin içinde olan, paylaşımı bilen, adil davranmayı bilen, hakça yaşamayı bilen insanların varlığı ne yazık ki ülkemizde kolay para kazanmaya, kolay paradan öte yolsuzlukla, hırsızlıkla, talanla yaşamaya dönüşmeye başladı. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan hızla uzaklaşmamız gerekiyor, bize ait olan değerlere dönmemiz gerekiyor.

“Aile” kavramından uzaklaşıyoruz, sosyal yapıdan uzaklaşıyoruz, esnafların yaşam biçimi olan ahilik kültüründen uzaklaşıyoruz; Anadolu’nun aydınlanmasında var olan “önce insan” kavramıyla birbirimize saygı duymak, birbirimizle adilce paylaşmak, birbirimize destek olmaktan uzaklaşıyoruz. Yan komşuya pişen yemeğin kokusu geldi diye alıp ona giden insan kavramından ne yazık ki “Yalnızca ben, ben, ben olayım.” anlayışına doğru gidiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlayış, bu ülkenin geleceğinin karanlığa ermesine neden olur.

Üreteni destekleyelim, adil paylaşalım, başarılı insanları alkışlayalım, ülkenin geleceği için yetişen değerlerimizi, onların ürettiklerini, becerdiklerini, bizlere sunduklarını anlamlı kılalım. Eğer ülkemizin geleceği olacaksa dünkü Anadolu aydınlanmasının, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli’nin, Mevlâna’nın, Ahi Evran’ın bu topraklara kattığı kardeşliği, birliği, dirliği, birlikte hareket etme kültürünü yeniden var kılalım. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Birbirimizi eleştirerek birbirimizi doğruya doğru yönlendirelim. Düşmanlıkları bu topraklarda yeşertmeyelim. Bu ülkenin yarın acı çekmesini istemiyorsak sevgide birleşelim, samimiyette birleşelim, dürüstlükte birleşelim. Geleceğimizin güzel olması Türkiye Büyük Millet Meclisine de yansıyacak ışıkla hepimizin insanca yaşamından geçiyor. “Önce insan” kavramıyla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gürer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Atıcı, yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere iki dakika için, rica ediyorum, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, az önceki konuşmamda spekülasyon yaptığımı iddia etti sayın grup başkan vekili. Değerli arkadaşlar, biz spekülasyon yapmayız, biz gerçekleri konuşuruz ama Türkiye’nin gerçeklerini konuşuruz. AKP’nin grup başkan vekili diyor ki: “Davutoğlu başımızın tacıdır.” Değerli arkadaşlar, biz başımızın tacı ettiğimiz insanları arkadan hançerlemeyiz, bizim kültürümüzde bu yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) Siz başınızın tacı ettiğiniz insanları arkadan hançerliyorsanız, kendi isteği olmadığı hâlde “Ben buraya dört yıllığına geldim, sizlerden özür diliyorum, maşeri vicdanlarınıza gönderiyorum.” deyip de oradan çekilmek zorunda kalan bir başbakanı siz yarattınız oylarınızla. Bunu hiçbir zaman tarih affetmeyecektir.

Efendim, ben burada “Hükûmet programı kırk sekiz saatte yazılamaz, ayıptır; koskoca bir hükûmet kuruluyor. Ha, Divan-ı Hümayun kuruyorsanız olur ama hükûmet kuruyorsanız bu kırk sekiz saatte program yazılmaz.” demiştim; çıktı sayın grup başkan vekili, burada âdeta ikrar etti. Diyor ki: AKP hâlâ iktidardadır. Kim gelirse gelsin, hiçbir şey değişmez.” Deminden beri benim söylediğimi, Allah razı olsun, bir cümleyle ifade etti, bir cümleyle. “Kim gelirse gelsin, şu koltuklarda kim oturursa otursun hiçbir şey değişmez.” diyen Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın grup başkan vekilidir. Biz de aynı şeyi söylüyoruz, bir tek adamın iki dudağından çıkan her cümle sizin özgür iradeniz oluyor, bunu anlatmaya çalışıyoruz. Biz bunu kısa yoldan anlattığı için sayın grup başkan vekiline de teşekkür ediyoruz, AKP’nin gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Coşkun Bey.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın hatip konuşmasında “Davutoğlu’nu arkadan hançerlemek” şeklinde bir ifade kullanmış, bu bir sataşma, daha ötesi bir bühtandır. Söz hakkı istiyorum ben de 69’a göre.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, kim hançerlediyse o söz hakkı istesin. Yani siz mi hançerlediniz, buyurun efendim. Sataşmayı da kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Coşkun Bey, buyurun.

İki dakika lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

3.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bir söz vardır “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.” diye. Bu sözü genel olarak söylemek isterim ama özel olarak Sayın Atıcı’ya ithaf ederim. Değerli arkadaşlar, bizim yaptığımızı, bizim ortaya koyduğumuzu ve biraz önce Sayın Bostancı’nın uzunca sayılabilecek bir konuşmada dile getirdiği hususu anlamasını Sayın Atıcı’dan beklememiz herhâlde boşuna, anlayamaz.

Değerli arkadaşlar, on dört yıldır -artık on beş yıl diyebiliriz- bu hareketin neden iktidarda olduğunu, nasıl bir süreklilik arz ettiğini, nasıl kişilerin üzerine çıkarak bir davaya dönüştüğünü anlamak için belki bunu iyi okumak, iyi görmek, bütün safhalarını irdelemek gerekir. Eğer bunu yapmazsak bu sürekliliği anlayamayız. Onun için biz son kongrede yapmış olduğumuz işin adına “Kutlu yürüyüşe devam.” dedik. Ortada bir yürüyüş var ve biz bu yürüyüşü kutlu bir yürüyüş olarak adlandırıyoruz. İnsanlar baki dedik, makamlar geçici dedik ve bu söylediğimizi aynen tekrar ediyoruz. İnsanlar, makamlar, mevkiler, mansıplar; tamamı geçicidir. Biz bu hareketi sadece 2016’ya, 2017’ye endekslemiş değiliz. Eğer parti programımız okunsaydı hareketin amacının 2023’ü, 2053’ü, 2071’i de planladığını görecektiniz. O bakımdan, parti programını yapmak çocuk oyuncağıdır, sadece bir revizyondan ibarettir. Tabiatıyla “Bu programı nasıl yaptınız, nerede yaptınız?” şeklindeki açıklamalar, ifadeler lafügüzaftır.

Değerli arkadaşlar, kıymetli milletvekilleri; bunu anlayabilmek için –bir daha söylüyorum- 2023, 2053, 2071’i planlayan, bu konuda programı olan, hedefi olan insanlar bunu anlayabilir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Coşkun Çakır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Teşekkür ederim.

Kapanma Saati: 17.43

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.09

BAŞKAN: İsmail KAHRAMAN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

IX.- HÜKÛMET PROGRAMI

1.- Başbakan Binali Yıldırım tarafından Bakanlar Kurulu Programı’nın okunması

BAŞKAN – Şimdi, Başbakan Sayın Binali Yıldırım Bey tarafından kurulmuş bulunan Bakanlar Kurulunun Programı okunacaktır.

Bakanlar Kurulu Programı’nı okumak üzere Başbakan Sayın Binali Yıldırım Bey’i kürsüye davet ediyorum.

Buyurunuz Sayın Başbakan. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin 65’inci, Adalet ve Kalkınma Partisinin 7’nci Hükûmeti adına, aziz milletimizi ve Meclisimizin siz değerli temsilcilerini saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, büyük millete hizmeti geçen, eser bırakan, taş üstüne taş koyan bütün devlet ve siyaset adamlarını şükranla anıyorum.

Huzur ve güven ortamı içinde adil ve özgür bir şekilde gerçekleşen, yüksek katılım ve temsilin olduğu 1 Kasım seçimlerinde milletimiz, bir kez daha, AK PARTİ iktidarının devamı yönünde güçlü bir irade ortaya koymuş ve demokrasimiz seçimlerden güçlenerek çıkmıştır. 1 Kasım seçimlerinin asıl galibi, şüphesiz ki Türkiye’dir, aziz milletimizdir.

Başarılı çalışmalarını bugüne kadar sürdüren 64’üncü Hükûmetimizin Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu ve onun Bakanlar Kurulu üyelerini yaptıkları hizmetler için en kalbî duygularımla tebrik ediyor, milletim adına, partim adına şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bu dönemde, seçim sürecinde milletimize vadettiğimiz birçok vaadin yoğun bir şekilde gerçekleşmesinden memnuniyetimizi ifade ediyorum.

Hükûmet değişikliklerinin halkımıza hizmet yarışında bir bayrak değişimi olduğunun altını özellikle çizmek isterim. AK PARTİ hükûmetleri olarak halkımıza verdiğimiz sözleri her zaman, bugüne kadar yerine getirdik, bundan böyle de eksiksiz yerine getirmeye devam edeceğiz.

2002’den sonra elde ettiğimiz bütün bu başarıların mimarı, hiç kuşkusuz partimizin kurucusu Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde oluşan bu kazanımları, Cumhurbaşkanlığında, onun liderliğinde hep birlikte çalışarak geleceğe taşıyacağız.

Bütün AK PARTİ hükûmetleri gibi, 65’inci Hükûmetimiz de hiç kuşkusuz, partimize oy versin vermesin tüm vatandaşlarımıza hizmet edecektir, tüm vatandaşlarımızın hükûmeti olacaktır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri, on dört yıl boyunca ülkemizde demokrasinin yerleşmesi, millî birlik, beraberliğimizin güçlenmesini sağlamak için her türlü zorluklara rağmen canla başla çalışmıştır. Millî iradeye dayalı siyaset kurumunu zayıflatmaya yönelik her türlü tertibi milletimiz büyük sağduyusuyla aşmıştır. Bundan sonra da millî iradeye karşı oluşacak her türlü girişimi milletimizin desteğiyle, kararlı duruşumuzla aşacağımız bilinmelidir.

Ülkemizin birliği ve beraberliği yolundaki kutlu yürüyüşümüzü kesintiye uğratmaya çalışan, millî güvenliğimizi tehdit eden eski, yeni tüm vesayet unsurlarıyla kararlı mücadelemizi devam ettireceğiz. Bölücü terör örgütü, paralel terör örgütü başta olmak üzere, tüm terör örgütleriyle mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Milletimizin birliğine, kardeşliğine, devletimizin bekasına halel getirecek hiçbir gayrimeşru oluşuma müsamaha edilmeyecektir.

Milletimiz emin olsun ki bu terör belası Türkiye’nin gündeminden mutlaka çıkarılacaktır.

Ülkemizin terörle mücadelesinde vatanımız ve milletimizin huzuru için en büyük fedakârlığı yaparak kanlarını dökmüş, canlarını ülkemizin geleceği için vermiş olan kahraman şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad olsun. Tüm şehit ve gazilerimiz ile bize onların emaneti olan aileleri ve yakınları başta olmak üzere, milletim adına onlara şükranlarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadarki seçimlerde, siyasi partiler hep “yeni anayasa” vaadinde bulundular ancak bu vaatler, ne yazık ki seçimden sonra rafa kalkmış, millî iradenin seçtiği bu Meclis, maalesef yeni anayasayı bir türlü başaramamıştır. Artık, gün bu gündür. Yeni anayasa, başkanlık sistemi de dâhil olmak üzere yeni yönetim sistemini de belirleyecek değişiklik, behemehâl 26’ncı Yasama Döneminde, AK PARTİ Hükûmeti olarak bizim en öncelikli konularımız arasında yerini alacaktır.

İlk defa millet iradesiyle gerçekleştirilecek bu anayasanın yapımında, diğer siyasi partileri de yanımızda görmeyi bekliyoruz. Gelin, bu tarihî sorumluluğu birlikte yerine getirelim.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin 100’üncü yılına yürürken, eğitimde, adalet sisteminde, ekonomide yapacağımız köklü değişiklikler, ülkemizi, üst gelir grubu ve en yüksek insani gelişmişlik seviyesindeki ülkeler standardına ulaştıracaktır. Hükümetimiz, şimdiye kadar olduğu gibi, milletimizin geleceğini inşa etmede kararlı bir şekilde yoluna devam edecektir.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” şiarıyla yapacağımız her işte, öncelikle insanımızın mutluluğunu ve refahını ön planda tutacağız. İcraatlarımızın ana gayesi, insanımızın hayatını kolaylaştırmak, yaşam kalitesini artırmak, refahını yükseltmek olacaktır.

AK PARTİ hükûmetleri, cumhuriyet tarihinde hiçbir partiye nasip olmamış bir kurumsal sürekliliğe ve icraat tecrübesine sahiptir. On dört yılda gerçekleştirdiğimiz icraatlar ve köklü dönüşümleri daha da ileriye taşıyarak 2023 hedeflerine yürüyüşümüzü güçlü, kararlı bir şekilde devam ettireceğiz. Önümüzdeki dönemde daha güçlü bir Türkiye için ülkeyi zenginleştiren, vatandaşın refahını artıran, adil paylaşımı önceleyen, demokrasiyi ileriye taşıyan uygulamalarla milletten aldığımız yetkiyi milletimiz için kullanacağız.

Farklılığımız, zenginliğimizdir. Vatandaşlarımızın bu anlamda inancına, diline, kültürüne, değerlerine, yaşam tarzına, diğer tüm farklılıklarına saygı göstermeyi sürdüreceğiz. İnsani kalkınmayı esas alarak hak ve özgürlükler alanını genişletmeye devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, 21’inci yüzyıl şartlarında ülkemizi daha da ileriye taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu sorumluluktan hareketle köklü geçmişimizden güç alarak bölgemizde ve dünyada barışa, istikrara katkı sağlamaya devam edeceğiz. Dış politikadaki hedefimiz, Türkiye’nin, bölgesinde barışı ve kardeşliği daim kılacak politikaları kararlılıkla sürdürmesidir.

Sizlere sunmakta olduğum 65’inci Hükûmet Programı’mız, esas itibarıyla Onuncu Kalkınma Planı, seçim beyannamesindeki taahhütlerimiz esas alınarak hazırlanmıştır. Takdirlerinize sunduğumuz ve güveninizi isteyeceğimiz bu program, ülkemizi bölgesinde ve dünyada hak ettiği konuma ulaştırmada önemli bir kilometre taşı olacaktır. Ülkemiz, AK PARTİ hükûmetleriyle birlikte başlayan istikrar ve güven ortamı sayesinde bölgesel ve küresel krizlerden en asgari ölçüde etkilenmiş, birçok ülkenin aksine, büyümesini, kalkınmasını sürdürmeyi başarmıştır. Bundan böyle de ülkemizi küresel ve bölgesel anlamda istikrar ve güven adası hâline getirmek için gösterdiğimiz bu başarıyı 65’inci Hükûmet döneminde de güçlü bir şekilde sürdüreceğiz. Reform ve icraatlarımız, insan odaklı bir anlayışla, yatırımı, istihdamı, üretimi önceleyen, refahın daha adil paylaşımını öngören Türkiye hedefine hizmet edecektir. Bu bağlamda, 6 temel alanda çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Bunlar, sırasıyla, demokrasi ve adalet, eğitim, reel ekonomide köklü değişim, öncelikli dönüşüm programları, kamu yönetimi ve kamu maliyesidir.

Vatandaşlarımız için olmazsa olmaz olan insan hak ve hürriyetleri ile adaleti daha ileri taşımak, ekonomik ve sosyal gelişmemiz için vazgeçilmez bir hedefimizdir.

Türkiye’nin gerçek mukayeseli üstünlüğü genç ve dinamik nüfusudur. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak eğitimde fırsat eşitliğinde ve herkesin eğitim imkânlarına erişimi konusunda çok önemli mesafeler katettik. Önümüzdeki dönemde eğitimde uzmanlaşmaya ve her seviyede kaliteyi artırmaya daha fazla hız vereceğiz.

Üreterek büyüyen, istihdam oluşturan, ihracatı geliştiren bir ülke olma yolunda reel sektörü daha güçlü, daha rekabetçi hâle getireceğiz. Bu çerçevede atacağımız adımlarla üretim yapımızda ve ihracatımızda ileri teknolojiye dayalı yüksek katma değerli ürünlerin payını artırmış olacağız. İş ve yatırım ortamı iyileşecek, ulusal ve uluslararası doğrudan yatırımları teşvik edecek, destekleyecek ve tüm yatırımcıların ihtiyacı olan her türlü tedbiri zamanında alacağız.

Kamuda zaman yönetimini esas alan etkin bir personel sistemini önemsiyoruz. Bu sayede, daha hızlı çalışan, daha hızlı karar veren bir idari yapılanmayı gerçekleştireceğiz.

Yerel yönetimlerde kamu kaynaklarının ülke ve millet menfaati için kullanımını temin edecek düzenlemeleri süratle hayata geçireceğiz. Bütün bu alanları kapsayan öncelikli dönüşüm programımızı uygulamaya devam edeceğiz. Bu şekilde, tasarrufları, yatırımı, üretimi, ihracatı artıracak, daha yüksek oranda büyüme hedefini gerçekleştireceğiz.

2016’da uygulamaya giren eylem planımız, Hükûmet programımızda yer alan öncelikler de dikkate alınarak hayata geçirilecektir.

Değerli milletvekilleri, gençlerimiz geleceğimizdir. Gençlerimize mesleki eğitim ve iş imkânlarının sağlanması öncelikli görevlerimizden birisi olacaktır.

Bilgi toplumunu gerçekleştirmek amacıyla bilgi iletişim teknolojileri başta olmak üzere ülkemizde dördüncü sanayi devrimine geçiş için gerekli çalışmalara hız verilecektir. 65’inci Hükûmetimiz, siyasi istikrar ve güven sayesinde ekonomik büyümeyi gerçekleştirmeye devam edecektir. Bu dönemde de yatırımlara ve projelere odaklanarak özel sektör yatırımlarını çok daha fazla destekleyeceğiz.

Bilim ve teknoloji alanına verdiğimiz önemle başta uzay, havacılık ve savunma sanayisi olmak üzere yerli ve millî sanayimizi güçlendirmek için gerekli adımları atacağız. Bir taraftan üretken yatırımlara alternatif finans imkânları sağlarken diğer taraftan da finansmana uygun şartlarda erişimi kolaylaştıracağız.

Özel sektörün ilgisini yeterince çekmeyen bölgelerde kamu ve özel sektör iş birliği ile istihdam ağırlıklı proje ve yatırımlara öncelik vereceğiz. Böylece bölgesel kalkınma farklılıklarını asgari düzeye indirecek girişimleri güçlendireceğiz. Bütün bunları gerçekleştirerek milletimize karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirebilmemiz için Meclisimizin ve milletimizin desteğine duyduğumuz güven tamdır.

Şimdi, sizlere dağıtmış olduğumuz Hükûmet programımızdan bazı önemli hususlara ana başlıklarıyla, ana hatlarıyla değinmek istiyorum. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı 2023’e giderken önceliğimiz, ülkemizin çoğulcu, özgürlükçü, demokratik, sivil, millî ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir yeni anayasaya sahip olmasıdır. Bu değerler üzerine inşa edilecek yeni anayasanın temel ilkesi, ahlaki referansı, insan onuru ve insan hassasiyeti olacaktır.

Yeni anayasa düzeninin odağında insan hak ve özgürlükleri yer alacak, bu çerçevede, düşünce, inanç, ifade ve girişim özgürlüğünü sınırlayan yegâne unsur, eşit haklara sahip diğer vatandaşların özgürlük alanlarıdır.

AK PARTİ hükûmetlerinin önemli bir reform alanı olarak gördüğü hak ve özgürlükler konusunda Türkiye'nin pek çok meselesi, milletimizin beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda çözüme ulaştırılmıştır. Ülkemizin güçlü bir hukuk devleti olması yönünde önemli adımlar atılmıştır. Antidemokratik ve hukuksuzluk oluşturan uygulamalar, temel insan haklarına karşı işlenen cürümler, millî irade ve siyaset üzerinde tesis edilen vesayetler birer birer ortadan kaldırılmıştır.

Geçmiş hükûmetler döneminde gerçekleştirdiğimiz demokrasi mücadelesi, toplumumuzun tüm kesimlerinin katkılarıyla daha da ileriye taşınacaktır.

Herkesin inandığı gibi yaşayabildiği, fikirlerini özgürce ifade edebildiği, refaha katkıda bulunduğu, refahtan hak ettiği payı aldığı, emniyet, huzur, birlik ve kardeşlik içerisinde yaşayan bir toplum olarak birlikte geleceğe yürüyeceğiz. Bu bağlamda, siyaset alanı genişleyecek, vesayet yerine millet iradesi tam anlamıyla tahkim edilecek, yeni anayasa ve sistemle birlikte yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu da hazırlanarak yürürlüğe konacaktır.

AK PARTİ hükûmetleri, iktidara geldiği günden beri devletin topluma kimlik biçme, dikte etme hakkının olmadığını ifade ederek vesayetçi zihniyetlerle sürekli mücadele hâlinde olmuştur.

Vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini garanti altına almayı, bunların kullanımını kısıtlayan engelleri ortadan kaldırmayı en önemli vazife olarak görüyoruz.

Bu dönemde, etnik kimliği, mezhebi, inancı ne olursa olsun herkesi bağrına basan, onları eşit vatandaşlık ve evrensel ilke ve değerler temelinde demokratik bir ortak yaşam bilincine ulaştıran anlayışı daha güçlü bir şekilde hayata geçireceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak ilk günden itibaren millî birlik ve kardeşlik perspektifiyle şekillendirdiğimiz siyasetle, vatandaşlarımızın devletimize aidiyetlerini zedeleyen, milletimizin farklılıklarını zenginlik yerine, tehlike olarak gören anlayışın terk edilmesi için hep çaba gösterdik. Yakın tarihimiz boyunca hiçbir seçilmiş hükûmetin gösteremediği cesaret ve kararlılıkla sorunların üzerine gittik.

65'inci Hükûmet döneminde de hukukun üstünlüğüne karşı tehditleri bertaraf etmek üzere, vatandaşlarımızın mağduriyetinin önlenmesi, can ve mal güvenliğinin sağlanması için terörle mücadele kararlılığımız devam edecektir. Terörle mücadele amaçlı devam eden operasyonlar, vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği mutlak surette sağlanıncaya, sivil vatandaşlarımıza ve güvenlik güçlerimize yönelik silahlı saldırılar kalıcı bir şekilde sona erdirilinceye ve terör gruplarının silahları bıraktırılıncaya kadar kararlılıkla sürdürülecektir. Bu anlayışla, hizmetlerden, yatırımlardan asla vazgeçilmeyecek, geri adım atılmayacaktır. Süreçte farklı sebeplerle oluşan güvenlik risklerini gidermek, bölgede yaşayan vatandaşlarımızı ceberut ve zalim örgütün baskısından korumak devletin öncelikli görevi olacaktır.

Bütün AK PARTİ hükûmetleri programlarında çoğulcu ve özgürlükçü yeni anayasa vaadi hep bulunmuştur. Önümüzdeki dönemde sivil, katılımcı, çoğulcu, demokratik ve sivil anayasanın yapımına öncülük etmeye kararlıyız. Anayasa’nın kapsayıcı, kucaklayıcı, bütünleştirici, savunucu, çoğulcu ve özgürlükçü karakterde olması gerektiğini düşünüyoruz. Yeni anayasa, cumhuriyetimizin insan hakları, demokrasi konusundaki kazanımlarını geleceğe taşımalı, vesayet izlerini tamamen silmeli, bireyin ve toplumun geleceğine dair beklentileri karşılayan özellikte olacaktır.

65'inci Hükûmet döneminde doğrudan anayasal sistemle bağlantılı seçim kanunları, Siyasi Partiler Kanunu gibi kanunlar güncelleştirilecektir.

Ülkemizde hükûmet sistemi tartışmaları uzun bir geçmişe sahiptir, siyasi tarihimizin değişik dönemlerinde farklı siyasi partiler ve liderler hep sistem meselesini gündeme taşımış, başkanlık sistemi başta olmak üzere yeni öneriler konuşulmuştur ancak günümüze kadar bu konuda herhangi bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bugün artık bu tartışmaları bir kenara bırakıp Cumhurbaşkanımızın halk tarafından seçilmesiyle birlikte ortaya çıkan fiilî duruma anayasayla resmî ve hukuki bir statü kazandırılması bir zaruret hâline gelmiştir. Mevcut sistemin yetki, görev, sorumluluk paylaşımındaki pek çok muğlaklıklar barındırması siyasal sistemin yeniden düzenlenmesini mecburi hâle getirmektedir. Mevcut sistem içindeki tıkanıklığın Meclisimizde oluşacak uzlaşmalarla çözümü için birçok girişimde bulunulmuş ancak bugüne kadar maalesef ortak bir uzlaşma ortaya çıkmamıştır. Bu bakımdan, seçimlerde söz verdiğimiz gibi, AK PARTİ olarak bu konuyu ülkemizin gündeminde daha fazla tutmamak adına gerekli çalışmaları başlatacağız ve bu konuda da tüm siyasi partilerin desteğini arayacağız.

Yeni anayasayla; seçimlerin istikrar üreteceği, yasama, yürütmenin müstakil olarak etkin olduğu, demokratik denge kontrol mekanizmasının etkin işlediği, toplumsal farklılıkların temsilinin sağlandığı, karar alma süreçlerinin hızlandığı yeni bir siyasal sistem öngörülmektedir. Şunu herkes bilmelidir ki: AK PARTİ’nin başkanlık sistemi önerisi üniter yapıyı esas almaktadır. Adaleti mülkün ve meşruiyetin temeli, hukuk devletinin esası olarak görüyoruz. Bizim için adalet, hukukun üstünlüğüne dayalı, herkesin güven duyduğu, her türlü güç odağından bağımsız, tarafsız, vatandaşın beklentilerine hızlı cevap veren bir yapıda olmalıdır.

Adalet alanında kapsamlı politikaları içeren Yargı Reformu Strateji Belgesi etkin bir şekilde hayata geçirilecektir.

65’inci Hükûmet olarak yargıda etkinlik, hızlılık, hesap verilebilirlik ve ekonomikliği mutlaka sağlayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak güvenlik yaklaşımımız vatandaşa güven temelinde ele alınacak, devlet, toplum, fert ilişkileri güçlendirilerek, buna göre yeni bir yaklaşım ön plana çıkacaktır.

65’inci Hükûmet döneminde, icraatlarımızda, özgürlüklerin güven içinde ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde yaşanmasına yönelik prensibimizi hayata geçirmeye devam edeceğiz.

Uluslararası ve bölgesel teröre destek veren çevre ve odaklarla, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu duruş ve mücadelemizde hukukun üstünlüğü temel alınacak, güvenlik hizmetlerini katılımcılık, hesap verilebilirliği artıracak mekanizmalarla daha fazla destekleyeceğiz, masum vatandaşlarımızın zarar görmemesi için azami hassasiyet gösterilecektir.

Ülkemizde vesayetçi aktör ve kurumların siyaset üzerindeki nüfuzunu kırmak üzere kararlı bir irade sergilemiş ve siyasal sistemin demokratikleşme hedeflerini ciddi ilerlemelerle bugüne getirdik ancak ülkemiz, geleneksel vesayetçi aktör ve kurumlarla yürüttüğü mücadele neticesinde millî iradeye dayalı demokratik bir siyasal sistemi inşa hedefine odaklanmışken yeni vesayet odaklarının saldırılarına maruz kalmıştır.

17-25 Aralık darbe girişimiyle birlikte su yüzüne çıkan, iş dünyasını, sivil toplumun çeşitli kesimlerini, eğitim camiasını, dinî cemaatleri, güvenlik ve yargı bürokrasisini ele geçirmeye çalışan paralel terör örgütü ve bu örgütün iç, dış uzantılarıyla hukuki, idari mücadelemiz kesintisiz devam edecektir. Hiçbir kişi veya kesimin devletle bilek güreşi tutuşmasına asla izin verilmeyecektir.

Kamu yönetiminde şartların ve anlayışların değişimi içinde, yenilikçi, vatandaş memnuniyetini esas alan yaklaşım bizim için esastır. Bürokratik atalet ve rutinleşmeye karşı katılımcı anlayış içerisinde, yönetim yapımızı, uygulamalarımızı tekrar gözden geçireceğiz. Vatandaşın denetleyen gözüyle, siyasi sahiplenmeyle iş ve yaşam kalitesini sürekli şekilde artıracağız.

Devlet personel rejimimizi etkinleştirecek, kamuda insan gücü planlaması yapacağız. Bilgi toplumu stratejimiz çerçevesinde e-devlet uygulamaları daha da özendirilecek, Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşme hedefleri yakalanacaktır.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” ilkesiyle hareket eden AK PARTİ hükûmetleri, “insani kalkınma” kavramını hayatın her alanında güçlü bir şekilde uygulamaya koymuştur.

Sosyal politikalar bizatihi değerli olmanın yanı sıra tüm politika alanları için de temel bir mihenk taşı olarak alınmıştır. 65’inci Hükûmet olarak eğitim kalitesini yükselten, etkili sağlık hizmeti sunan, nüfus dinamizmini, aile yapısını koruyarak geliştiren; kadınına, gencine, çocuğuna ve çalışanına, engellisine, yaşlısına gerekli önemi ve desteği veren bir yaklaşımı benimsemeye devam edeceğiz. Bu yaklaşımla, Türkiye’nin “yüksek insani gelişmişlik” kategorisinden “çok yüksek insani gelişmişlik” kategorisinde olan ülkeler arasına girmesini hedefliyoruz.

İnsani kalkınma hedefinin ana eksenini eğitim oluşturmaktadır. AK PARTİ hükûmetleri olarak eğitimi, uzun vadeli bir bakış açısıyla geleceğimize yatırım olarak kabul ediyor, insanımızın yaşam standardını yükselten, insan kaynağımızı çağdaş dünyayla rekabet edebilir hâle getiren, hayat boyu bir eğitim süreci olarak görüyoruz.

Okul türleri ve bölgeler arası başarı farklılıklarını azaltarak eğitimde fırsat eşitliğine bütün boyutlarıyla işlerlik kazandıracağız. Müfredatı bilgi teknolojileri destekli öğretime uygun hâle getirmeye devam edeceğiz. Eğitsel “e” içeriklerin genişletilmesini ve daha da geliştirilmesini sağlayacağız. Öğrencilerimizin yazılı-sözlü iletişim kurabilecek düzeyde yabancı dil öğrenimine mutlaka önem vereceğiz. FATİH Projesi aracılığıyla tüm öğrencilere eğitimde fırsat eşitliği sağlamış olacağız. Bu konudaki bölgesel farklılıkları ortadan kaldıracağız. İş dünyasının ihtiyaç duyduğu meslek alanlarında eleman yetiştirilmesini sağlayacak şekilde eğitim kalitesi artırılacak.

Yükseköğretimde reform çalışmalarımızı bu dönem içerisinde tamamlamış olacağız. Öğrencilerimiz üzerindeki sınav baskısını azaltmak amacıyla yükseköğretime geçişteki sınavların bir yılda 1’den çok tekrarına imkân vereceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarlarının bugüne kadar en başarılı olduğu alanlardan biri de sağlık alanıdır. Sağlık alanında hizmet standartlarının sürdürülebilirliğini sağlamak, yeni reformlarla hizmet kalitesini artırmak amacına yönelik olarak şehir hastaneleri projelerimizi başlatmış bulunuyoruz. Bugüne kadar 18 adet şehir hastanesi inşaatına başlandı ve geriye kalan 11 şehir hastanesi de planlama aşamasında. Bunlar tamamlanmış olduğunda 41 bin yeni yatak kapasitesine ulaşmış olacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tıbbi teknolojide, ilaç endüstrisinde, sağlık turizminde ülkemizin potansiyelini yeterince kullandığımız söylenemez. Hedefimiz, yerli ve millî üretimle hem döviz açığımızı azaltmak hem de bu alandaki yetkinliğimizi artırmak olacaktır. Önümüzdeki dönemde hastanelerde nitelikli yatak oranını artırma projemiz devam edecek. Koruyucu hekimlik yaygınlaştırılmaya devam edilecek. Sağlıklı yaşam kültürü teşvik edilecek. Evde sağlık hizmetlerini daha da geliştireceğiz. Biyoteknolojik ürünlerde yerli üretimi artıracağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 65’inci Hükûmet olarak aile kurumunu güçlendirmeyi, çocuklarımızı ve diğer aile bireylerimizin nitelikli bir şekilde yetişmelerini sağlamayı, genç nüfusumuzu devam ettirmeyi insan merkezli kalkınma politikamızın ana ekseni olarak görüyoruz. Geleceğimizin teminatı çocuklarımız, kaliteli bir aile ortamında büyürken ruhen ve bedenen sağlıklı bir biçimde yetişecekler, topluma dinamizm kazandıran nesiller oluşturacaklardır. Bu amaca yönelik olarak Aile Sosyal Destek Programı’nın altyapısı tamamlanacak, yeterli sayıda nitelikli personel yurdun her tarafında istihdam edilecektir. Çocuklarımız için ihtisaslaşmış rehabilitasyon sistemine geçilecek, suçun mağduru veya suça sürüklenen çocukların en süratli şekilde topluma kazandırılması çalışmaları gerçekleştirilecektir. Yaşlılarımızın ekonomik ve sosyal hayata daha aktif katılımları için yaşlanma ulusal uygulama programını daha etkin bir şekilde hayata geçireceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 65’inci Hükûmet döneminde de yoksulluğu azaltmayı, sosyal koruma politikalarımızı sürdüreceğiz. Sosyal hizmet ve yardım kuruluşları arasında koordinasyon ve iş birliğini artıracağız. Bu anlamda aile birliği sistemini hayata geçireceğiz. Sosyal yardım ile istihdam arasındaki bağı güçlendireceğiz. Yoksul ailelere belirli standartlarda ücretsiz İnternet erişim imkânı sağlayacağız. Engelli genç ve çocukların kısa süreli gündüz yatılı bakımı için, güvenli bir biçimde çocukların bırakılabileceği engelli yaşam merkezleri oluşturacağız. Engellilere özel bilgi ve iletişim teknolojileri, yazılım donanımlarının yaygınlaştırılmasını sağlayacağız. Engellilerin bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim imkânlarını artıracağız.

Yeni dönemde, kadının bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmesi için hayata geçirdiğimiz politikaları ve başlattığımız çalışmaları artırarak devam ettireceğiz.

Başta erken çocukluk dönemi eğitiminin geliştirilmesi olmak üzere, kız çocuklarımızın eğitime devam etmelerinin teşvik edilmesi için gerekli tedbirler alınacak, kadın istihdamına yönelik geliştirilen istihdam teşviklerine devam edilecek, kadın girişimciliği programı uygulamaya konulacak, kadınlarımızın iş hayatına girişleri kolaylaştırılacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Çalışma hayatında kadın-erkek fırsat eşitliği bilincini güçlendirmeye yönelik farkındalık oluşturucu programları artıracağız.

Kadınlarımız için iş ve aile yaşamını uzlaştırma politikalarını hayata geçireceğiz.

Geleceğimiz gençlerimizdir. Gençlerimiz için biliyorsunuz seçme yaşını 18 yaşına indirdik. 65’inci Hükûmet dönemindeki yeni hedefimiz seçilme yaşını da 18’e indirmektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Genç girişimciliği güçlendirmeye yönelik finansman, teknoloji, işletme ve pazarlama gibi konularda muhtelif programlar verilecek.

Gençlerimize bilindiği gibi proje karşılığı 50 bin liraya kadar karşılıksız nakdî destek vermeye başladık. Kendi işini kurmak veya geliştirmek isteyen gençlerimize ayrıca 100 bin liraya kadar da faizsiz parasal destek vereceğiz.

İş kuran gençlerimize üç yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti getireceğiz.

GENÇDES Programı’nı hayata geçiriyoruz. Gençlerimizin sanatsal faaliyetleri ile sportif faaliyetlerini proje bazlı olarak destekleyeceğiz.

Gençlerimize İnternet erişimini ücretsiz olarak başlattık, bunu daha da yaygınlaştıracağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak kültür ve sanat değerlerimizi muhafaza etmeyi, yeniden üretmeyi, gelecek nesillere kaliteli bir biçimde aktarmayı hedefliyoruz. Kültürel farklılıkları zenginlik olarak gören, herkesin kültür ve sanat faaliyetlerine katkıda bulunduğu ve erişebildiği, estetik duygusu güçlü kültürlü bir toplum için çabamız aralıksız sürecek. Fikrî mülkiyet haklarının kurumsallaşmasına yönelik çalışmalara hız verilecek. Dilimizin medeniyetimizle uyumlu bir şekilde geliştirilmesini sağlayacağız. Tiyatro, sinema, opera, müzik alanlarında yerli üretimi evrensel standartlarda teşvik etmeye devam edeceğiz. Kütüphanecilik anlayışı çerçevesinde kullanıcı odaklı, nitelikli kütüphanecilik hizmetlerinin verilebileceği özelliklere sahip yeni kütüphaneleri ülkenin muhtelif yerlerinde açmaya devam edeceğiz. Şehir müzelerinin kurulması tamamlanacak. İllerimizin kültür ve sanat varlıklarının koruma altına alınmasını, gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet olarak sporu sağlıklı bir toplum olmanın ve sosyalleşmenin önemli bir aracı olarak görüyoruz. 65'inci Hükûmet döneminde toplumumuzda spor yapma kültürünü yerleştirmeyi, spor hizmetlerinin kalitesinin ve çeşitliliğinin artırılarak sporu geniş kitlelere yaygınlaştırmayı, sporun her dalında daha fazla iş ve gelir imkânları oluşturmayı hedefliyoruz. Milletimizin sporla ilişkisini izleyici olma konumundan çıkarıp aktif sporcu bir konuma dönüştürmeyi önemsiyoruz. Ülkemizde 40’ın üzerindeki sporcu kamp eğitim merkezlerinde ulusal ve uluslararası müsabakalarda ülkemizi temsil edecek sporcuların yetiştirilmesi gerçekleştirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışma hayatı da önemlidir. İş güvencesi ve kıdem tazminatı hususları tüm sosyal taraflarla görüşülerek çalışanın hak ve hukuku gözetilmek suretiyle birlikte çözüme kavuşturulacaktır. Avrupa Birliği ve ILO standartlarını esas alarak oluşturduğumuz İş Sağlığı ve Güvenliği Eylem Planı’nı hayata geçirmiş bulunuyoruz. Yabancıların çalışma izinleriyle ilgili süreçleri basitleştireceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası kapsamı alanında sürdürülebilir etkin çalışan bir sistem hayata geçirilmiştir. Toplum yararına çalışma programlarımızda ailesinde çalışan olmayanlara öncelik vereceğiz, programlara mesleki eğitim boyutunu da ekleyeceğiz. Dar gelirli emeklilerin TOKİ marifetiyle konut edinme imkânlarını artıracağız.

Sektörel katkısının yanı sıra ülkemizde tasarruf eğilimini de güçlendireceğini düşündüğümüz tamamlayıcı emeklilik tasarruflarını desteklemeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu dönemde ekonomi alanında bir yandan makroekonomik istikrar ve kazanımları güçlendirirken bir yandan da sektörel dönüşümlere odaklanmak suretiyle büyüme potansiyelini daha yukarıya çekeceğiz. Son on dört yılda üst orta gelir grubuna yükselttiğimiz ülkemizi üst yüksek gelir grubu ülkeler arasına sokmayı hedefliyoruz.

Güven ve istikrar içerisinde üretim ağırlıklı büyüyecek olan ekonomimizin temelini, nitelikli, girişimci, yenilikçi insanımız ile bilgi ve teknolojiyle katma değeri yükselten işletmelerimiz oluşturacaktır. Önümüzdeki dönemde ülkemizin kalkınmasına daha fazla ivme sağlayacak yüksek katma değerli alanlara odaklanacağız, imalat sanayisinde yenilikçi ve yüksek teknolojili sektörlere dayalı biçimde dönüşümü gerçekleştireceğiz.

Kamu maliyesinde uygulamakta olduğumuz mali disiplin ve bu çerçevede elde edilen başarılar, ekonomik istikrar ve büyümeye önemli katkı sağlamıştır. Önümüzdeki dönemde de kamu gelir ve harcamalarında kalitenin artırılmasına aynı şekilde önem vermeye devam edilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu altyapı yatırımlarını, ekonomide üretimin sağlıklı olarak gelişmesini, özel sektörün ihtiyaç duyduğu alanlarda pozitif dışsallık sağlayacak şekilde artıracağız. Kamu eliyle yapacağımız nitelikli altyapılar, özel sektör yatırımlarını teşvik edecek, kapasitesini artıracak, bir taraftan da verimlilik bazlı büyüme dinamiğine katkı sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cari açığı kapatmanın en önemli yollarından biri ihracatın artırılmasıdır. İhracatı artırmakla kalmayacağız, aynı zamanda ihracatımızın kalitesini de artıracağız. Yani, kilo başına ihracatımızın birim değerini 2 dolarlardan 10 dolarlara çıkaracak yüksek teknolojik değeri olan katma değerli ürünlere öncelik vereceğiz ve bu tür imalatları destekleyeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; para politikalarının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Bu dönemde de para politikası finansal istikrarı da gözetecek ve fiyat istikrarını sağlamak amacıyla -çelişmemek kaydıyla- uygulayacağımız üretim, istihdam, büyüme politikalarını destekleyecektir. Dalgalı döviz kuru rejimi devam edecek, Merkez Bankasının fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirlemesi esas olmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; finansal hizmetler alanında dinamik bir bakış açısı getireceğiz. Bu bağlamda, finansal piyasalarda derinliğin artırılmasını, halka açık şirketleri daha fazla destekleyeceğiz. Finansal piyasaların gelişmesi, mali derinliğin artması için hayati önemde gördüğümüz İstanbul Uluslararası Finans Merkezi mutlaka etkin bir şekilde hayata geçecek, faizsiz finans alanında koordinasyonu sağlayacak bir mekanizma oluşturulacak. Yatırımları, uzun vadeli finansman sağlayan yatırım kalkınma bankacılığıyla teşvik edeceğiz. Kalkınma Bankası stratejik sektörlerde yapılacak yatırımları uzun vadeli olarak fonlayacak. KOBİ’ler ve nitelikli altyapı yatırımları başta olmak üzere yatırım finansmanına yönelik finansa erişimi kolaylaştıran, maliyeti düşüren tedbirler alacağız.

Mali disiplin 65’inci Hükûmette de aynı kararlılıkla sürdürülecek. Bir yandan harcamalarımızda azami dikkati göstererek israf engellenecek, diğer yandan da gelirlerimizin çeşitlendirilmesi ve kalitesini artırıcı tedbirler alacağız. Kayıt dışı ekonominin oranının, kayıt dışılığın azaltılması yönünde çalışmalarımızı daha etkin hâle getireceğiz.

Bireysel emeklilik sisteminde kesinti oranlarını uluslararası düzeylere yaklaştıracağız ve sistemde otomatik katılım pilot uygulamasını başlatacağız. Hayat sigortalarının ve uzun süreli özel sağlık sigortalarının gelişmesini teşvik edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 65’inci Hükûmet döneminde yüksek ve istikrarlı büyüme için, kamu yatırımlarına, özel kesim yatırımlarını tamamlayıcı ve bütünleyici bir bakış açısıyla devam edilecek. Kamu yatırımlarını, bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltacak biçimde bölgesel gelişme potansiyelini değerlendirmede etkili bir araç olarak kullanacağız. GAP, DAP, KOP, DOKAP gibi eylem planları kapsamında projelere hız verilecek. Kamu-özel iş birliği yöntemiyle başlatılan büyük projeler tamamlanacak. Yeni otoyollar, yeni yüksek hızlı tren hatları başta olmak üzere birçok alanda kamu-özel iş birliği çalışmaları sürdürülmeye devam edilecek.

Daha geçtiğimiz hafta, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve otoyolunun devamı olan Kınalı-Odayeri ve Sultanbeyli’den Akyazı’ya kadar 350 kilometrelik dört şerit gidiş, dört şerit geliş yol yap-işlet-devret modeliyle ihale edilmiş, toplam 7 milyar yatırım tutarındaki bu büyük proje de -sadece üç buçuk yıllık işletme süresiyle- 8 teklif içerisinde üç buçuk yıl teklifle bağlanmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu ne anlama geliyor? 7 milyarlık yatırım yapılacak -devletten yapılmayacak bu yatırım- üç buçuk yıl işletecek ve devlete geri verecek.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İhaleyi kim aldı?

MUSA ÇAM (İzmir) – İhaleyi kim aldı Sayın Başbakanım?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – İhaleyi kimin aldığına bakar, görürsünüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Herkesin gözü önünde. Merak ediyorsanız Karayollarına müracaat edin, ihaleyi kimin aldığını görürsünüz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hazır gelmişken söyleyin.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Musa, acele etme, daha siftah, yeni başladık, niye sabırsızlanıyorsun? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bekle, daha çok muhabbetimiz olacak.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yok, dinliyorum, merak ettik.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, Hükûmetimizin temel önceliği olan üretim, büyüme, istihdam daha fazla ve daha nitelikli özel sektör yatırımlarıyla desteklenecek. Gerek yurt içi gerekse uluslararası yatırımların artması için uygun ortam ve destekleyici mekanizmalara hız verilecek. İş ve yatırım ortamının gelişmesine yönelik dönüşüm programlarını hızlandıracağız.

Hükûmet olarak en önemli gördüğümüz alanlardan biri de istihdamdır. Amacımız, yeni dönemde daha fazla işsize iş bulmak olacaktır. Bunun yolu da yatırımların hızlandırılması, özellikle, özel sektörün cazip bulmadığı alanlarda kamunun oluşturacağı özel mekanizmalarla oraya yatırım götürülmesi ve istihdam alanı oluşturulması olacak. Bu bağlamda, doğu ve güneydoğu başta olmak üzere, ülkemizin yatırım açığı bulanan bölgelerinde yeni bir programla, devlet eliyle, özel sektör iş birliğiyle bu yatırımlar hayata geçecek, burada istihdam alanı oluşturulacak, gençlerimizin terör örgütünün ağına düşmesine engel olunacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 65’inci Hükûmet olarak ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasının yenilikçi üretimden geçtiğine inanıyoruz. Geçmiş iktidarlar döneminde bilgiye dayalı, rekabetçi bir ekonomiye geçiş için kaynak altyapısını oluşturma gayretinde olduk. Bilim, teknoloji, yenilik ülkemiz ekonomisinde kritik bir role sahiptir. Bu alanlarda yapacağımız atılımların ülkemize rekabet üstünlüğü getireceğini ve sürdürülebilir sosyoekonomik gelişmeyi sağlayacağını biliyoruz. Yeni dönemde AR-GE ve yenilik faaliyetlerinin daha da artırılmasına yönelik kurumlar arasında koordinasyon güçlendirilecek ve etkinliği artırılacaktır. Dışa bağımlılığın yüksek olduğu sektörlerde yerli ürün, yerlileştirme ve millîleştirmeye çok daha fazla önem vereceğiz. Bu bağlamda, havacılık ve uzay sanayimizi oluşturacak altyapı çalışmalarını başlattık. Pek yakında yüce Meclisin gündemine Türkiye uzay ajansı kuruluş kanununu getireceğiz, böylece, yerli uydumuzu, yerli uçağımızı, yerli silah ve mühimmatımızı yapmak için önemli bir altyapıyı hazırlamış olacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bugün AK PARTİ iktidarları döneminde savunma sanayisine yapılan yatırım 30 milyar doları aşmıştır, AK PARTİ iktidarından önce sadece 2 milyar dolardı. Savunma sanayisinde yerlileştirme ve millîleştirme oranı yüzde 20’lerin altındayken AK PARTİ iktidarları döneminde, bugün, yüzde 50’lerin üzerine çıkmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, gerçek yerli sanayiyi, millî sanayiyi desteklemek bu olsa gerek.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zamanımın…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başbakan, Van Çaldıran’da şu anda 4 şehidimiz var. Şu andaki haberlere dayanarak.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, şehidimiz var, doğru. Onlar vatanın ve milletin bağımsızlığı için hayatlarını ortaya koyan fidanlarımız. Onlar bizim kalbimizdedir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Onlara önlem almayacak mıyız?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bu ülkeyi bölmeye çalışan kim olursa olsun tek bir terörist kalıncaya kadar bu mücadelemiz kararlılıkla devam edecek. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Tek bir terörist kalmayıncaya kadar.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bir tane kalsın, sana numune olsun diyor.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – “Tek bir terörist kalmayıncaya kadar.” “Kalıncaya kadar” değil.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Kalmayıncaya kadar.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Dokunulmazlıklara “Hayır.” verenler konuşmasın.

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyin.

Buyurun Beyefendi.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal desteklerimizi şekillendirirken ülkemizin arz dengesi, dış ticaret politikalarını dikkate alacağız. Tarımsal desteklemelerde ürün desteği, su potansiyeli uyumunu gözeterek sertifikalı üretim yöntemine geçeceğiz. Tarım sigorta kapsamını daha da yaygınlaştıracağız.

Sulanan arazi varlığının nihai hedefi olan 8,5 milyon hektara ulaştırılması sağlanacak, özellikle su tasarrufuna imkân sağlayan basınçlı modern sulama sistemleri hızlandırılacak. Su yönetimi ve fiyatlandırma sistemini tasarrufu arttırıcı bir yaklaşımla yeniden ele alacağız. Sulama birliklerinin sorunlarını kökten çözecek tedbirleri hayata geçireceğiz.

GAP’ta büyük oranda tamamlamış olduğumuz ana kanallar ve su dağıtım şebekeleri inşaatlarına devam edeceğiz. Orta vadede GAP sulamalarının tamamı olan 10 milyon 580 bin dekarın tamamı sulanmış hâle gelecek. Sulamalar tamamlandığında GAP, gıda üreten ve dünyaya ihraç eden üretim ve ihracat merkezine dönüşecek.

Konya Ovası Projesi, malum olduğu üzere Mavi Tünel’le birlikte başlamış durumda ve dağıtım şebekeleriyle Konya Ovası’nda şu ana kadar 9 milyon 240 bin hektar arazi sulanır hâle gelmiştir. 2019 yılına kadar 11 milyon dekar arazinin tamamı sulanmış olacak. 14 ili kapsayan Doğu Anadolu Projesi 2019 yılında 2,3 milyon dekar araziyi daha suyla buluşturacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji nihai tüketiciye sürekli, kaliteli, güvenli, uygun maliyette ve enerji temininde kaynak bölge çeşitlendirmesi esasıyla gerçekleştirilecek.

Enerji konusunda son on dört yılda yaptığımız şudur: Kurulu gücümüzü 2 katına çıkardık, tüketim miktarımızı da 2 katına çıkardık, yüzde 100 artırdık. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Yani 36 bin megavattan 72 bin megavata kurulu gücü çıkardık, çeşitlendirmede yüzde 143 artış sağladık, kullanım miktarını da 130 milyar kilovatsaatten 264 milyar kilovatsaate çıkardık. “Türkiye büyümüyor.” diyenlere en güzel cevap bu. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Enerji tüketimi demek, büyümek demek.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulaştırma konusuna geldim. Burayı atlayım isterseniz… (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Zamanımız da azaldı.

Yani memleketin her köşesinde yollardan geliyorsunuz, bölünmüş yolları görüyorsunuz, havalimanlarını görüyorsunuz, hızlı treni görüyorsunuz. Yolları böldük…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Hızlı trenle geldik Başbakanım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Niğde’de yok Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Yolları böldük, hayatları birleştirdik. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Yolları böldük, milleti birleştirdik.

MUSA ÇAM (İzmir) – Tren kazalarını da söyle Sayın Başbakan, tren kazalarını da…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kazaları söyle…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kıskanıyorlar Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Havayolunu halkın yolu yaptık. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) 14 Mayıs…

MUSA ÇAM (İzmir) – Pamukova’daki kazaları da söyleyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Halkın markasını kaldırdınız Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Günde 30 bin kişi seyahat ediyordu, ayda 19 bin kişiye düştü.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Haydar Bey, Başbakan konuşuyor!

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Haydar… Haydar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Günde 30 bin kişi seyahat ediyordu Adapazarı-İstanbul arasında, ayda 19 bin kişiye düştü. Üç yılda söz verdiniz…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Haydar, merhaba… Merhaba… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Merhaba Sayın Başbakanım, hayırlı olsun.

BAŞKAN – Lütfen devam edin.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bak, hazırlığını iyi yap.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bak, hazırlığını iyi yap, seninle işimiz var. Hadi bakalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ulaştırma… Yani geçelim…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Geçmeyelim…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – 14 Ağustos 2013… Bir şey söyleyeceğim arkadaşlar, bu önemli. 14 Ağustos 2013’te Türkiye’de bir şey oldu. IMF’ye son kuruş borcumuzu ödedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Haydar duysun, Haydar!

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Yetmez…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başbakan, IMF’ye borcumuzu ödedik, doğru.

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyin Haydar Bey.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bir dakika…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne kadar borçlandık? Grup başkan vekili bana söylemenizi söyledi, ben de soruyorum…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Haydar… Haydar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – IMF’ye öderken borcumuzu ne kadar borçlandık, onu da söyleyin lütfen.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Dinle… Dinle…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, dinliyorum, buyurun.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Dinle ya, sabret.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama grup başkan vekiliniz “Haydar’a söyleyin.” dedi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen insicamı bozmayınız. Lütfen… Müzakere yapılacak efendim.

Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir sıkıntı yok Sayın Başkan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkan.

Başka ne oldu arkadaşlar o gün? Yavuz Sultan Selim… Dünyanın en geniş köprüsünün ihalesini yaptık. Başka ne oldu? Dünyanın en büyük havalimanının ihalesini yaptık. Başka ne oldu? Türkiye’de 1880’den beri faiz oranı 4,6’ya düştü, yüz yıldan daha fazla. Ama bu birilerini rahatsız etti ve hemen arkadan Gezi olayları başladı. Gezi olayları sonunda Gezi olaylarıyla ilgili talepler neydi? “Üçüncü köprüyü yapmayın, üçüncü havalimanını yapmayın.”

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne alakası var, yapmayın! Alakası yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Buraya getirilip verilen, o sivil dayanışma örgütünün getirip verdiği mektupta bunlar var arkadaşlar, ne çabuk unuttunuz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hiç alakası yok, yapmayın öyle. Taksim’i herkes biliyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – “Köprüyü yapmayın, havalimanını yapmayın…” Peki, Kanal İstanbul’u yapalım mı?

MUSA ÇAM (İzmir) – Kanal İstanbul’u konuşalım.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – İtirazınız var mı?

MUSA ÇAM (İzmir) – İtirazımız var, tabii ki var.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Daha ne söylüyorsun? Ben de onu söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – İtirazımız var tabii, kanala itirazımız var.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – E, ben de onu söylüyorum Musa, tamam.

MUSA ÇAM (İzmir) – Birinci köprüye, ikinci köprüye karşı değiliz; biçim ve şekline, yerlerine karşıyız.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Eyvallah.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Nasıl eyvallah! Dünyanın en pahalı köprüsü Sayın Başbakan!

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, lütfen insicamı bozmayın.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Arkadaşlar, en pahalı hizmet, olmayan hizmettir; bunu böyle bilelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını soydunuz! Yazık değil mi millete! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri…

Sayın Başbakan, lütfen müsaade eder misiniz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, lütfen insicamı bozmayınız. Müzakere sadedinde düşüncelerinizi ifade edersiniz.

Sayın Başbakanı sükûnetle dinleyelim efendim.

Teşekkür ediyorum.

Buyurun.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamı toparlıyorum, zaman ilerledi.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Darbe konusunda bir şey söylemediniz, sivil darbe konusunda.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Nasıl olsa müzakereler yapacağız, o esnada da daha fazla detayı konuşma imkânımız olacak.

Önümüzdeki dönemde aziz milletimize hizmet etmek, Meclisimizin güvenini boşa çıkarmamak için aralıksız, durmadan, yılmadan çalışacağız; bunun sözünü veriyoruz. Bu dönem de ülkemizin ihtiyaç duyduğu yatırım ve icraatları birer birer, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hayata geçireceğiz. 65’inci Hükûmet icraatta kalite ve hızın artacağı, halkımızın beklediği çalışmaların geciktirilmeden yapılacağı, gerekli adımların atılacağı bir hükûmet olacak, tıpkı önceki AK PARTİ hükûmetleri gibi. Yeni dönemde de reformcu bakış açımızı aynen devam ettireceğiz ve ülkenin önündeki, ülkenin ilerlemesini yavaşlatan bütün hukuki ve idari engelleri ortadan kaldıracağız. Son on dört yıldaki başarılarımızı geleceğe yönelik hedeflerimize ulaştırma inancımız tamdır, yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hükûmet programında belirttiğimiz hedeflerimiz yol haritamızı oluştururken dünyada ve Türkiye'deki gelişmeleri dikkate alacak şekilde sürekli dinamik bir yaklaşım içinde olacağız. Tüm vatandaşlarımızı kucaklayan bir anlayışla çalışmalar devam edecek. Hükûmetimiz aziz milletimizden, yüce Meclisimizden gerekli güveni ve desteği alacağından emindir. Meclisimize, Meclisimizin güveninin tam olacağına inancımız vardır.

Gerçekleştireceğimiz icraatlarla Türkiye'de üretimi, üretkenliği, refahı daha da üst seviyelere çıkaracağız. İnsanlarımızın daha sağlıklı, eğitimli, huzur içinde olması, daha iyi şartlarda yaşam standartlarına kavuşması yanında, devletine, birbirlerine ve kendilerine güvenen bireyler hâline gelmesi bizim siyasetteki varlık sebebimiz olacak.

Büyük Türkiye hedefimize ulaşma yolunda 65’inci Hükûmetin milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. “Gayret bizden, tevfik Cenab-ı Mevla’mdan.” diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Çalışmalarınızın ve neticelerinin hayırlara vesile olması niyaz ve temennisiyle teşekkür ederim Sayın Başbakan.

Sayın milletvekilleri, Bakanlar Kurulunun Programı Sayın Başbakan tarafından Genel Kurula sunulmuştur.

Anayasa’nın 110’uncu ve İç Tüzük’ün 124’üncü maddeleri, Bakanlar Kurulu Programı üzerindeki görüşmelerin programın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra yapılmasını öngörmektedir.

Buna göre, program üzerindeki görüşmeler 27 Mayıs 2016 Cuma günü saat 15.00’te yapılacaktır.

Bakanlar Kurulu Programı’nı görüşmek için, alınan karar gereğince 27 Mayıs 2016 Cuma günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.13