TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  87’nci Birleşim

                                                                                              10 Mayıs 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A)                                                                                                                                        Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.-  Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, Anneler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Uluslararası Trafik Güvenliği Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Afyonkarahisar’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, bütün kadınları ve anneleri saygı, sevgi ve minnetle selamladığına ve 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, milletvekillerine araçların Parlamento içerisindeki engelli otoparkına park etmemeleri gerektiği konusunda uyarıda bulunmak istediğine ve işaret dili konusunda Meclis Başkanıyla görüşeceğine ilişkin açıklaması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Anneler Günü’ne, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ve Balıkesir’de kamu ve özel sektörde 2016 yılı itibarıyla engelli kadrosunun ne kadar olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa Büyükşehir Belediyesinin 2014 yerel seçimlerinde ilk defa oy kullanan ilçelerden ve köylerinden beş yıl süreyle su abonelik ücreti alınmayacağı vaadini yerine getirmediğine ilişkin açıklaması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin sulama ve içme suyuyla ilgili sorunlarına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce’nin çevresel atıklar, su, hava ve toprak kirliliği sorunlarının ne zaman çözüleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, Anneler Günü’ne ve Panama belgelerinin gereğinin yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in İvrindi ilçesinin Soğanbükü Mahallesi’ni ana asfalta bağlayan 2 kilometrelik yolun bir an önce yapılması ve diğer sorunlarının çözülmesi için yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, çocuk tecavüzlerine ve bu konuda verdikleri araştırma önergesi ile kanun tekliflerine AKP’nin destek vermediğine ilişkin açıklaması

8.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, elektrik faturalarındaki kaçak bedelinin vatandaşa yüklenmesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

9.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Karacabey ilçesinin Gölecik Mahallesi’ne yapılan kanalizasyonun bacasının civardaki tarım alanlarını sulamakta kullanılan Gölecik Deresi’ne akıtıldığına ilişkin açıklaması

10.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş’ın kültürümüze aykırı olduğu gerekçesiyle düğünlerde ve bayramlarda köçek oynatılmasını yasaklamasına ilişkin açıklaması

11.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları çalışanlarının sorunlarına ilişkin açıklaması

12.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, iş kazalarında, iş cinayetlerinde, maden kazalarında hayatını kaybedenleri rahmetle andığına ve AKP Hükûmetini bu cinayetleri önlemeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Kilis’te büyük bir dram yaşandığına ve şehre gönderilen psikologların telkinleriyle ilgili basına yansıyan haberler konusunda Hükûmetten bir açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 9 Mayıs Avrupa Günü’ne ilişkin açıklaması

15.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Türkiye’de uyuşturucu kullanımının arttığına ve acilen önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, mesleki yeterlilik belgesi edinme zorunluluğu için tanınan sürenin 26 Mayısta sona ereceğine ve yaşanması muhtemel mağduriyetlerin önüne geçmek için bu sürenin yıl sonuna kadar uzatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Anneler Günü’ne ve 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

18.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, cezaevlerine kapatılmış, çocuklarının cenazelerine hâlâ ulaşamamış anneler varken Anneler Günü’nü kutlama imkânına sahip olunmadığına ve 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anneler Günü’ne, 10 Mayıs Danıştayın Kuruluş Günü ve İdari Yargı Günü’ne ve millî iradeye destek için Mecliste olan Kayseri’nin aydın, ilerici gençlerini Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

20.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Anneler Günü’ne ve Türkiye ’nin çok ciddi bir şekilde terörle mücadele ettiği bir süreçte olduğuna ilişkin açıklaması

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Anneler Günü’ne, Afyonkarahisar Kanlıca’da yapılan TOKİ konutlarında şehitlerin eşlerine tanınan hakkın anne ve babalarına tanınmasıyla ilgili bir çalışma ve bir şirketin Sandıklı ilçesinin Ballık köyünde ağaç katliamı yapmasıyla ilgili bir işlem yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Anneler Günü’ne ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Hükûmetin Kilis’e yapılan saldırıları ve yaşanan acıları görmezden geldiğine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Genel Kurul çalışmalarının işitme engellilere işaret diliyle ulaştırılması ve milletvekillerinin engelli otoparkına araçlarını park etmemeleri gerektiğine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin vize muafiyeti konusundaki yaklaşımına, Meclisin Avrupa Birliğinin beklediği anlaşmaları geçirmesi gerektiğine ve CHP Grubu olarak katkı vermeye hazır olduklarına ilişkin açıklaması

26.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, doğrudan gündeme alınma önergesiyle ilgili konuda Bakanlığın bir çalışması olduğuna ve bu çalışmalar tamamlandığında konunun gündeme geleceğine ilişkin açıklaması

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, sarayın Başbakana yapmış olduğu darbenin sadece bir partinin iç sorunu değil tüm Türkiye'nin sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, komisyonların bulunmaması nedeniyle çok sayıda kanun tasarısının ertelenmesinin doğru olmadığına, üzerinde grupların muhalefet şerhinin olmadığı bir uluslararası anlaşma olduğu için ve geleceğe kötü bir örnek teşkil etmeyecekse bu uygulamayı bir seferlik kabul ettiklerine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, kürsüde konuşan milletvekiline laf atmak, sataşmak şeklindeki yaklaşımı doğru bulmadıklarına ve kınadıklarına ilişkin açıklaması

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Parlamento kültürünün erkek egemen zihniyetten arındırılması gerektiğine ve cinsiyetçi söylemleri kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

36.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun tutumunun ve grup başkan vekiliyle birlikte alay eder bir tarzda davrandıklarının kamera kayıtlarından tespit edilebileceğine ilişkin açıklaması

38.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in Milliyetçi Hareket Partisinin kongre süreciyle ilgili iddialarının mesnetsiz olduğuna ilişkin açıklaması

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Bakanlar Kurulunda Milliyetçi Hareket Partisinin kongresiyle alakalı bir görüş, herhangi bir söylem veya sunum yapılmadığına ilişkin açıklaması

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’ın 29 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerindeki soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ve Meclis Başkan Vekiline had bildirme şeklindeki davranışını kınadığına ilişkin açıklaması

42.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, herkesin düşüncesini özgürce ifade edebileceğine ama had bildirme şeklindeki bir yaklaşımın doğru olmadığına ilişkin açıklaması

43.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, eleştirilerin çerçevesinin çok iyi çizilmesi, tüm milletvekillerinin nezaket ve zarafet kurallarına uygun davranması ve Meclis Başkan Vekilinin görevini ifa ederken İç Tüzük hükümlerine bağlı bir şekilde çalışmaları sürdürmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

44.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A)                                                                                                                                        Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve 21 milletvekilinin, eğitim sisteminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/196)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 19 milletvekilinin, çölyak hastalığının sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/197)

 

 

3.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 20 milletvekilinin, Balıkesir Ovası'nın kuzeyi ile Simav Çayı aşağı çığırı arasındaki bölgede akarsularda meydana gelen kirlenmenin insan ve tabiata olan etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)

 

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin (2/571) esas numaralı, 19.4.2012 Tarihli ve 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/30)

 

VIII.- ÖNERİLER

A)                                                                                                                                        Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, engelli vatandaşların kamusal hizmetlerden tam olarak yararlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/183) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, emekli vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla 12/4/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önündeki barış mitingine yönelik terör saldırısına ilişkin başta istihbarat birimleri ve emniyet güçlerinin ihmalinin araştırılması amacıyla 21/4/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A)                                                                                                                                        Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Siyasi Etik Kanunu Teklifi (2/1000) ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Anayasa Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 307)

2.- Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/672) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yemen Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/419) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 87)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanlarda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/308) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 5)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/316) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 10)

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/332) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 26)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi Arasında Türkiyede Bir Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/327) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 30)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın 29 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 29 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına, tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 30) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi Arasında Türkiyede Bir Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması 

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir'in, kadınların doğum borçlanması şartlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/4081)

 

2.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan'ın, Türk Telekom - TTNet tarafından faturasını vaktinde ödemeyenlerden alınan bedele ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'nin cevabı  (7/4117)

 

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, yurt dışı gezilerine katılan gazete temsilcilerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'nin cevabı (7/4647)

 

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Pazarkule Sınır Kapısı'ndan yapılan araç ve şahıs giriş çıkışlarına,

Öncüpınar Sınır Kapısı'ndan yapılan araç ve şahıs giriş çıkışlarına,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'nin cevabı (7/4648), (7/4649)

 

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, esnaflara verilen destek kredisine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'nin cevabı (7/4650)

 

6.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil'in, soru önergeleri ile ilgili çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/4735)

 

 

 

 

 

 

10 Mayıs 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Anneler Günü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Şenal Sarıhan’a aittir.

Sayın Sarıhan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Çiçeklerle geldiniz, ne güzel.

(Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan tarafından Başkan Vekili Pervin Buldan’a çiçek takdim edilmesi)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.-  Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, Anneler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sevgili arkadaşlar, bugün birçok önemli günü arkada bırakmış olan bir gün. 6 Mayıs, 3 fidanın yaşamını yitirişinin yıl dönümüydü.

BAŞKAN – Sayın Sarıhan, sürenizi tekrar başlatacağım.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir uğultu var. Sayın Sarıhan’ı kürsüye davet ettik ve Anneler Günü münasebetiyle bir konuşma yapacak. Hepinizin dinlemesini rica ediyorum.

Sürenizi yeniden başlatıyorum Sayın Sarıhan, buyurunuz.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiğini düşündüğüm bir şiir vardır, Nazım Hikmet’in dizeleri, der ki: “Analardır adam eden adamı/ Aydınlıklardır önümüzde gider./ Sizi de bir ana doğurmadı mı?/ Analara kıymayın efendiler./” ve “Bulutlar adam öldürmesin.” diye sürer. Nazım Hikmet’in bu sözleri “ana” sözü geçtiğinde hep usuma düşer ama içinde bulunduğumuz koşullar en çok fiziksel ve duygusal boyutlarıyla anaların ağlamasına, anaların kıyılmasına yol açmaktadır ne yazık ki. Çatışma, ayrımcılık ve nefretin toplumsal yapıyı bozduğu bu şiddet ortamında kaybedilen her can, bir annenin yüreğini dağlamaktadır. Soma’da, Ermenek’te toprak altında kalan her beden, bir annenin yüreğini mezar hâline getirmektedir. Her sene iş cinayetlerine kurban giden ve sayıları binlerle ifade edilen yitik her bir yaşam beraberinde bir ananın ve ileride ana olacak kız çocuğunun yaşamını alıp götürüyor.

Yıllardır faili meçhul olaylarda kaybettiklerinin ve zorla kaybedilenlerin ardından adalet arayışlarında umudu tüketmemek için birbirine sığınanlar, yaşamları sona erdiği hâlde umutları sona ermeyenler hep analar olmakta. Suç işlediğinde çoğunlukla küçücük çocuklarıyla birlikte cezaevlerine kapattığımız, annelikleriyle bir kez daha ceza biçtiğimiz analarımız var. Evde, sokakta, tarlada, okulda, iş yerlerinde psikolojik, fizyolojik, ekonomik her türlü şiddet, taciz ve tecavüzle varlıklarını, yaşam olanaklarını ortadan kaldırdığımız kadınlar. Evet, bizim kadınlarımız, onlar bir anne ya da bir annenin kızı. Anneler Günü’nü bir kapitalizm aracı hâline getirdiğimiz zaman onlara sunduğumuz sevginin, onlara gösterdiğimiz saygının da ne yazık ki çok büyük bir değeri kalmıyor.

Değerli arkadaşlar, biraz sessiz olabilirseniz aslında burada kendisi de bir anne olan, bir kadın arkadaşınızın konuştuğunu hisseder ve biraz daha saygıyla dinleme lütfunda bulunursunuz. Sözlerim hepimizin annelerine gidiyor, sözlerim bütün kadınlarımıza gidiyor. Biz burada onlara aydınlık bir dünyayı yaratmakla sorumlu olan vekilleriz. Hepimizin bir sorumluluğu var. Türkiye’yi barış içinde bırakmak için, Türkiye’yi işi, aşı, canı olan çocuklarla mutlu anneler diyarı yapmak için hepimizin bir sorumluluğu var.

Bakınız, biraz önce, Değerli Başkan Vekilimize beyaz karanfiller sundum. Bu beyaz karanfiller, neden alışkın olduğumuz kırmızı karanfilleri yansıtmıyor da bembeyaz? Çünkü Anneler Günü’nün işareti beyaz karanfillerdir. Yıllarca önce annesi için bu günün yapılmasını, bu günün bir anma günü olmasını, Anneler Günü olmasını isteyen kadın arkadaşımız 400 beyaz karanfil dağıtmıştı. Ben bugün 400 beyaz karanfil dağıtmıyorum ama biraz sonra her grubumuzdan kadın arkadaşlarımıza sunarak bu günü anmış olmak istiyorum. Amacım şudur: Burada biz kadınlar kendi aramızda ve kadınlara saygı duyan arkadaşlarımızın sorumluluğuyla ülkemiz yararına olan; ülkemizin işçi sınıfı, ülkemizin kamu çalışanları, ülkemizin kadınları, gençleri onların yararına olan işler için kolları sıvayabilir, kısır çatışmalardan vazgeçerek hep birlikte bir bütün olmayı, bu büyük vatan anayı sevmeyi, onun için de mücadele etmeyi eğer önümüze alabilirsek bütün yollar hepimiz için açık olacaktır; bu inançtayım ve bunun ancak bugünkü günlerde, içinde yaşadığımız günlerde hem partilerimiz içinde hem yurdumuzda barışın sağlanmasıyla mümkün olduğu inancındayım ve o zaman artık bulutların adam öldürmeyeceği, bulutlardan sevgi yağmurlarının yağacağını umut etmek istiyorum.

Hepinize teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıhan.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı ikinci söz, Uluslararası Trafik Güvenliği Haftası münasebetiyle söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Mustafa Ilıcalı’ya aittir.

Süreniz beş dakika.

Buyurun Sayın Ilıcalı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Uluslararası Trafik Güvenliği Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu güzel konudan ve vekilimizin güzel jestinden sonra bu kanayan yaramızla ilgili bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bundan önce ben de tüm annelerin bu güzel gününü kutluyorum. Ben annemi bir trafik kazasında kaybettim. Kaybettiklerimize de Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Bilindiği gibi, Uluslararası Trafik Günü mayıs ayının ilk cumartesi günü ve ondan sonraki hafta yani bu hafta Uluslararası Trafik Haftası olarak bütün dünyada kutlanıyor. Ben de bu konuyu Mecliste gündeme getirerek burada bir farkındalık oluşturmak için bazı istatistiki bilgiler ve perşembe günü yapacağımız bir toplantıyı bilgilerinize sunmak istiyorum.

Trafik güvenliği konusunda, baktığımız zaman, Avrupa Birliği ülkelerini ve Türkiye’yi karşılaştırdığımız zaman, ağırlıklı olarak hem yolcuda hem yükte kara yoluyla yolcu ve yük taşımacılığımızı gerçekleştiriyoruz. Son yıllarda demir yolunun, hava yolunun payının artmasına rağmen henüz bugün için yük taşımacılığının yüzde 89’u, yolcu taşımacılığının da yüzde 89’u kara yoluyla gerçekleşiyor. Bunun sonucu olarak da kara yolunda trafik kazaları gündeme geliyor, her gün medyada da yer alıyor. 2016 Şubat ayı itibarıyla baktığımız zaman, sürücü sayısı 27 milyon 576 bine, motorlu araç sayısı 20 milyon 159 bine ulaşmış. Bu -ekonomik gelişmemize paralel olarak- sayıların artması karşılığında kazaların da artmasına vesile oluyor. 2012-2013 yılları karşılaştırıldığında bin kişiye düşen toplam araç sayısındaki artış Almanya’da yüzde 20, Fransa’da yüzde 26, İspanya’da yüzde 39’ken ülkemizde yüzde 108. Bu son derece önemli. 2015 yılı itibarıyla ülkemizde bin kişiye düşen toplam araç sayısı 2012 yılına göre yüzde 25’lik bir artış sağlamış.

Her yerde trafik kazası oluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon 250 bin kişi trafik kazasında hayatını kaybetmekte. Ülkemizde de 2015 yılında meydana gelen 183.011 trafik kazasından 3.831 kişi olay yerinde hayatını kaybetmiş, 308.120 kişi yaralanmıştır.

Burada, kazaların nedenlerine baktığımız zaman, ağırlıklı olarak yüzde 98 insan hatası oluyor; insan olarak, sürücü, yaya, yolcu olarak bunun büyük bir pay tuttuğunu görüyoruz. Bu kazaların nedenlerini incelediğimiz zaman, istatistiklere göre sürücü kaynaklı kazaların yüzde 44’ü aşırı hızdan, yüzde 15’i hatalı sollamadan, yüzde 2’si kırmızı ışık ihlalinden, yüzde 2,6’sı ise ters yönde araç kullanmaktan kaynaklanmaktadır. Yapılan bilgilendirme, teknolojik mücadele sonucu 100 milyon taşıt/kilometreye düşen ölü sayısı 2003’te 5,72 iken 2014’de 2,17’ye düşmüş.

Özellikle İçişleri Bakanımız Efkan Ala Bey’e buradan teşekkür etmek istiyorum; son zamanlarda, trafik kazalarının azalması ve trafik güvenliğinin artırılmasına yönelik üniversitelerle beraber bir çalışma başlatmış vaziyette Emniyet Genel Müdürlüğü ve iki tane önemli başlığı var. Bir; teknolojinin yoğun bir şekilde kullanılması, ikincisi ise, insanlarda bilinç ve eğitimin artırılmasına yönelik çalışmalar. Bu manada, Emniyet Genel Müdürlüğüyle beraber bu çalışmalar hızla devam etmekte. Biz de bu konuya katkıda bulunmak için, milletvekili olarak, perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir toplantı yapacağız. Buradan sayın Milliyetçi Hareket Partisinin, HDP’nin, Cumhuriyet Halk Partisinin, AK PARTİ’nin grup başkanlarına ve burada grup başkan vekillerine, milletvekillerine seslenmek istiyorum. Perşembe günü Meclis kampüsünde yapacağımız toplantıda bir farkındalık oluşturmak manasında Emniyet Genel Müdürlüğüyle beraber böyle bir toplantı yapacağız. Shell Türkiye Başkanlığı da bu toplantımıza bir destek verdi; Başkanı Ahmet Bey’e, Emniyet Genel Müdürümüze teşekkür ediyoruz. Bir simülatör uygulamamız olacak kampüste. Simülatör uygulamasında emniyet kemerinin yararlarını göreceğiz. Bu törenimize öğrencilerimiz, trafik kazalarında sakat kalmış engelli vatandaşlarımız katılacak. Bunlara ait bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmalar, yapılması gerekenleri paylaşacağız.

Başkanım da bana böyle bir Trafik Haftası’nda söz verdiği için teşekkür ediyorum. Hepinizi perşembe günü Meclis kampüsünde yapılacak olan törene davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Simülatör denemesi için de davetimi siz değerli vekiller için tekrarlıyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kazasız, güzel bir trafik diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ilıcalı.

Biz de annenizin vefatından dolayı bir kez daha size başsağlığı dileklerimizi ifade etmek istiyoruz.

Gündem dışı üçüncü söz, Afyonkarahisar’ın sorunları hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak’a aittir.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Afyonkarahisar’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; seçim çevrem ve memleketim Afyonkarahisar’ımızın sorunlarını değerlendirmek üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Her şeyden önce şunu ifade etmeliyim ki cumhuriyet tarihi boyunca Afyonkarahisar’da taş üstüne taş koyan herkesten Allah razı olsun diyoruz. Ancak, sorumlu muhalefet anlayışımız gereği, eksiklik ve yanlışlıkları da gerçekçi bir şekilde ortaya koymamız büyük önem taşımaktadır.

Sayın milletvekilleri, verimli toprak ve su kaynaklarına mermercilik ve jeotermal enerji gibi avantajlarına, stratejik ulaşım imkânlarına ve zengin bir tarihî geçmişe sahip olmasına rağmen, AKP hükûmetleri döneminde 49 beldesi köy olan, Türkiye'nin en çok göç veren ilk 30 ili arasında yer alan, jeotermal enerjiye sahip olmasına rağmen hava kalitesi hassas ve sağlıksız olarak değerlendirilen ve AKP’li yetkililer tarafından defalarca Ege’nin yıldızı yapılacağı söylenilen Afyonkarahisar’ımız, ne yazık ki Ege’nin en geri kalmış illeri arasında yer almaktan kurtulamamaktadır.

Genel olarak bakıldığında, Afyonkarahisar’da tüm hemşehrilerimiz önemli sorunlarla boğuşmakta; işçimiz, memurumuz, emeklimiz ay sonunu getirememekte; esnafımız, iş adamlarımız iflas etmekte; hayvancımız, çiftçimiz perişan vaziyettedir.

Kuzey ve güney uçları arasındaki mesafesi 250 kilometrenin üzerinde olan ilimizde 49 belediyenin kapanması sonucu kamu hizmetlerinde önemli aksaklıklar yaşanmaktadır.

Jeotermal su avantajı açısından sağlık turizminin başkenti olacağı söylenen Afyonkarahisar, ne yazık ki âdeta AKP kamplarının başkenti olabilmiştir.

Diğer yandan, Afyonkarahisar’ın Türkiye'de jeotermal seracılık yapılan tarım alanları içerisindeki payı yüzde 11’dir.

Sultandağı ve Çay başta olmak üzere, vişne ve kiraz üretiminin önde geldiği ilçelerimizde üreticiler âdeta kan ağlamaktadır. Afyonkarahisar’ın tarım alanları 2007 yılında yaklaşık 5,5 milyon dekar iken, bugün 4,5 milyon dekara kadar gerilemiştir. Şeker pancarı, haşhaş, patates, vişne ve kiraz gibi stratejik ürünlerimize gereken ilgi ve destek hâlâ gösterilememekte; pansuman tedbir ve desteklemelerle sorunlar ötelenmektedir. Bir zamanlar Türkiye'nin önde gelen kırmızı et üretim merkezi konumunda bulunan Afyonkarahisar, artan yem fiyatları ve plansız canlı hayvan ithali gibi nedenlerden dolayı arka sıralara düşmüş, âdeta kotralar boşalmıştır. Benzer şekilde, yumurta borsası durumunda olan Başmakçı ilçemizdeki üreticiler Hükûmetin tutarsız Orta Doğu politikası ve yanlış ekonomik politikalar sonucu varlık yokluk mücadelesi vermektedir. Bu noktada son dönemde yem ve gübredeki KDV’nin düşürülmesi de üreticilere olumsuz yansımış, üreticileri KDV açısından borçlu duruma getirmiştir. Çiftçimiz bu ve pek çok sebeple perişan vaziyettedir ve borçlarını ödeyemez durumdadır. Çiftçilerimiz borçlarının yapılandırılmasını ve ödeme kolaylığı sağlanmasını beklemektedir. İscehisar başta olmak üzere, birçok ilçemiz açısından da bir madencilik şehri olan Afyonkarahisar’da maden izinlerinin Başbakanlık denetlemesine bırakılması ve artan harçlar nedeniyle yatırımcılar zor durumda kalmıştır; iş yerleri kapanmakta, işçiler işsiz kalmaktadır.

Afyonkarahisar’ımızda uzun yıllardır süregelen Ankara-İzmir otoyolunun nereden geçeceği tartışmaları otoyolun Eskişehir ve Kütahya’nın ilçeleri üzerinden geçeceğinin anlaşılmasıyla hayal kırıklığına dönüşmüştür. Ankara-İzmir otoyolunu Afyonkarahisar’ımıza istiyoruz. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan Zafer Bölgesel Havalimanı’nın kamuya bugüne kadarki zararı ise 4 milyon avroyu geçmiştir. Bu zararın engellenmesi için bir an önce tedbir alınmasını ve sözleşme süresi boyunca zararın gederek büyümesinin önlenmesini bu yönüyle de beytülmale sahip çıkılmasını istiyoruz.

Ekonomik açıdan 130 farklı ülkeye ihracat yapan ilimizin ihracatı 2015 yılında 60 milyon dolar düşerek bir önceki yıla göre yüzde 15,1 oranında azalmıştır. İhracat yapan tüm sektörlerimiz adına bir an önce bu kanayan yaranın tedavisini talep ediyoruz.

Türkiye'ye Cumhurbaşkanı, Başbakan ve sayısız devlet adamı kazandırmış efsane okullarına rağmen Afyonkarahisar il olarak YGS ve LYS gibi sınavlarda Türkiye'de, ne yazık ki, ilk 50’ye bile girememekte, eğitim sistemimiz âdeta alarm vermektedir.

Bu sıraladıklarım ve zaman sınırlamasından dolayı dile getiremediğim tüm bu eksikliklerin bir an önce giderilmesini Afyonkarahisar halkı adına talep ediyorum.

Son olarak, Afyonkarahisar’ımız istiklal madalyasının en fazla yakıştığı il. Bu noktada bir kanun teklifim var. Tüm siyasi parti gruplarına sesleniyorum, başta ilimizin milletvekilleri, Sayın Bakan olmak üzere: Bu meseleyi siyasi bir yaklaşımla değil, Afyonkarahisar’ın hak ettiği istiklal madalyasıyla taçlandırılmasını talep ediyor, bu vesileyle sizleri bir kere daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme giren ilk 15 milletvekiline 60’a göre yerlerinden bir dakika söz vereceğim, daha sonra sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Ancak, sayın milletvekillerine söz vermeden önce, Anneler Günü dolayısıyla ben de duygu ve düşüncelerimi sizlerle ve kadınlarla, annelerle paylaşmak istiyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, bütün kadınları ve anneleri saygı, sevgi ve minnetle selamladığına ve 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sevgili kadınlar ve değerli anneler; geçtiğimiz hafta Anneler Günü haftasıydı. Yaşamı doğuran, besleyen kadınlar olarak bizler biliriz ki insan hayatı ve onurlu bir yaşam yeryüzündeki en kıymetli şeydir. Binlerce anne katledilen evlatlarının acı yokluğunda Anneler Günü’nü karşılarken bu makamdan Anneler Günü’nü kutlamayacağım elbette.

Bir yandan anneliği kutsayarak diğer taraftan militarist erkek şiddetiyle kadınları ve evlatları yaşamdan koparanlara ve vicdanlara seslenmek istiyorum. Cenneti annelerin ayaklarının altında gördüğünü söyleyenler, kadınların ve de annelerin ayaklarına nasıl bir cehennem serdiğinizi de ifade ediniz. Zira bizim kutsanmaya değil, hesap verecek bir siyasi ahlaka ihtiyacımız var.

Her gün onlarcamız erkek cinayetlerinde can veriyoruz. Ömrü boyunca bir gün yavrusu gelir de tanıyamaz diye evini boyatmayan Berfo ananın bu hasretle can verdiği ülke burası değil midir?

Evinin önünde 12 yaşında bedenine 13 kurşun sıkılarak katledilen Uğur’un annesi bu ülkede yaşıyor. Minicik çocuğunun, Ceylan’ının parçalarını bu topraklarda eteğine topladı annesi.

Roboski’de kendi devletinin uçak bombaları tarafından parçalanan bedenlerini kucağına alan annelerin feryadı bu topraklarda yankılandı.

14 yaşındaki yavrusunu ekmeğe gönderip cansız bedenini kucağına alan Berkin’in annesi var bu ülkede.

2 aylık Miray bebeğin keskin nişancılar tarafından katledildiği, bodrumlarda ciğerparelerin yakıldığı bir vahşeti yaşattı bu ülkeyi yönetenler. O ateş çemberinin yaktığı nice anne çocuklarına değil mezarlarına sarılıyor artık.

57 yaşında bir annenin hem canını alıp hem de bedenini sekiz gün sokak ortasında bekleterek kurda kuşa yem etmek istemedi mi anneliği kutsadığını söyleyenler?

Geçen hafta 580’inci kez oturan Cumartesi Anneleri adalet arayışlarına cevap verilmediği ve çiçek bırakacak mezarları olmadığı için on yıllardır Anneler Günü’nü kutlamıyor ve burada adını anamayacağım daha binlerce kadına yaşatılan bunca acı, vahşet varken bu ülkeyi yönetenlerin yapamayacağı işlerin başında Anneler Günü’nü kutlamak ve anneliğin kutsallığından söz etmek gelir.

O nedenle, buradan her annenin hiç tereddüt etmeden dilediği talebini bir defa daha dile getirmek istiyorum: Ayağımızın altına cennet istemiyoruz, çocuklarımızın güven içinde yaşadığı bir ülke istiyoruz. Bizim cennetimiz, doğurup büyüttüklerimizin canının yanmadığı, yaşamın sonuna kadar savunulduğu bir ülkedir. Ben biliyorum ki sonsuz bir kararlılık ve inançla zulüm ve baskının karşısında duran kadınlarımız var oldukça bu topraklar bir gün mutlaka ölümün değil, onurlu bir yaşamın, güzelliklerin yurdu olacaktır.

Bu inançla, bütün kadınlarımızı ve de annelerimizi saygıyla, sevgiyle, minnetle ve şükranla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, ayrıca, bu hafta Engelliler Haftası. Siyaset dünyası kendi sorunlarıyla boğuşurken insan, maalesef, göz ardı edilmekte, hak ettiği özeni ve değeri devlet nezdinde görememektedir.

Türkiye’de sayısı milyonları bulan ve fakat ne sosyal alanda ne eğitim alanında ve ne de kamusal alanda bulunamayan bir engelli nüfusu bulunmaktadır. Engellilerin acınmaya değil, desteklenmeye ihtiyacı vardır. Toplumdaki dezavantajlı kesimlerin yaşamlarını düzenleyecek, onlara kolaylık sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması kadar bu yasaların hayata geçirilmesi de elzemdir.

Ben, Dünya Engelliler Haftası vesilesiyle bütün engelli yurttaşlarımız ile dayanışma duygularımı paylaşıyorum; daha güzel, daha yaşanılabilir bir ülke düzeyine mücadele birliğiyle mutlaka ulaşacağımızı belirtmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine söz vereceğim, ancak ilk 15 milletvekiline söz vereceğim.

Bu hafta, Anneler Günü vesilesiyle daha sonra da sisteme giren sayın kadın milletvekillerine gün boyunca söz vereceğim, bilgilerinize sunarım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

İlk söz, Sayın Tüm…

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Anneler Günü’ne, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ve Balıkesir’de kamu ve özel sektörde 2016 yılı itibarıyla engelli kadrosunun ne kadar olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, ülkemizde acı ve gözyaşının son bulması dileğiyle ben de Anneler Günü’nü kutluyorum.

10-16 Mayıs Engelliler Haftası’dır. Buradan tüm engelli yurttaşlarımızı selamlıyor, engelsiz bir yaşam diliyorum.

Güney Marmara Kalkınma Ajansı ve Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünün birlikte koordine ettiği Balıkesir İl Engelli Nüfus Veri Tabanı araştırmasına göre Balıkesir’de bulunan engelli sayısı 138 bindir, bu ciddi bir rakamdır. TÜİK verilerine göre Balıkesir’de istihdam edilen toplam engelli sayısı sadece 572 kişidir. Türkiye’de kamuda bulunan engelli kontenjanlarının yarıdan fazlasının boş olduğunu biliyoruz. Sayın Bakana sormak isterim: Balıkesir’de kamu ve özel sektörde 2016 yılı itibarıyla engelli kadrosu ne kadardır? Bunun ne kadarı kullanılmaktadır? Türkiye’de toplam engelli kontenjanı ne kadardır? Ne kadarı boş durumdadır? Bunlar neden kullanılmıyor? Engellilere maaş bağlama yerine iş imkânı yaratacak yeni bir uygulamanız var mıdır, varsa bunlar nelerdir?

BAŞKAN – Sayın Aydın…

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa Büyükşehir Belediyesinin 2014 yerel seçimlerinde ilk defa oy kullanan ilçelerden ve köylerinden beş yıl süreyle su abonelik ücreti alınmayacağı vaadini yerine getirmediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Seçim bölgem Bursa’da 2014 yerel seçimlerinde Büyükşehir Belediyesi, dağ ilçeleri ve ilk defa büyükşehirde oy kullanan ilçelerden ve köylerinden beş yıl süreyle su abonelik paralarını almayacaklarını, köylerine kendi imkânlarıyla getirdikleri suların beş sene boyunca ücretsiz olacağını vadetmişti. Ancak son günlerde gelen yoğun şikâyetlerde, özellikle Orhaneli, Keles, Büyükorhan, Harmancık ilçelerinden hem “su saati” adı altında hem de “su parası” adı altında yüksek paralar talep edilmektedir. Bu konunun, aynen yerel seçimde söz verildiği gibi, araştırılarak köylünün, vatandaşın sorununun giderilmesini talep etmekteyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin sulama ve içme suyuyla ilgili sorunlarına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu hafta sonu da Niğde ilinde köy ve kasabaları gezdim. Genelde bizlere en çok iletilen konulardan biri sulama ve içme suyuyla ilgili sorunlar. Ulukışla’nın Tepeköy ve Şeyhömerli, Bor’un Kılavuz köylerinde içme suyu sorunları olduğunu belirttiler. Niğde-Himmetli, Bor-Halaç, Bor-Havuzlu, Ulukışla-Tepeköy, Ulukışla-Şeyhömerli, Ulukışla-Horoz köylerinde de su kaynaklarına gölet talebi var. Darboğaz ve Emirler’de göletlerle ilgili sorunlar devam ediyor; Darboğaz göletinin bir an önce düzen bulması için taleplerini yeniden ilettiler. Bu konuda yapılması gerekenler için Devlet Su İşlerinin bölgede bu tür talepleri bir an önce karşılaması genel bir istek.

Ayrıca, sulama suyu sorunu Niğde için genel bir sorun. Bu konuda da Ecemiş suyuyla ilgili projenin bir an önce gerçekleştirilmesi tüm hemşehrilerimin dileği.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce’nin çevresel atıklar, su, hava ve toprak kirliliği sorunlarının ne zaman çözüleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bakanlar; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının düzenlemiş olduğu Türkiye’de Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu’na göre Türkiye çapında 81 ilin su, hava, atık ve gürültü kirliliği durumu ortaya konulan bir karnesi ortaya dökülmüştür ve bu en önemli sorunlardan Düzce’de çevresel atıklar sorunu 1’inci sırada, su kirliliği 2’nci sırada, hava kirliliği 3’üncü sırada, toprak kirliliği 4’üncü sırada, gürültü kirliliği 5’inci sırada. Siz Düzce’nin bu mağduriyetini bakanlık olarak ne zaman gidereceksiniz? Sayın Bakanım, siz Düzce’de toplantı yapmıştınız. Oraya 11 tane vaatte bulundunuz. Yıl şu anda 2016’nın Mayıs ayında. Bu vaatlerinizin hiçbirisi gerçekleşmedi. Düzceliler mağdur. Düzce’nin bu mağduriyetini ne zaman gidereceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

5.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, Anneler Günü’ne ve Panama belgelerinin gereğinin yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, sizin de Anneler Günü’nüzü kutluyorum.

Panama belgelerini açıklayan, “Devrim dijitalleştirilecek.” diyen Doe adlı kişi, bankaların, mali düzenleyicilerin ve vergi makamlarının başarısız olduğunu ve bunların da orta ve düşük gelirli yurttaşların aleyhine kararlar aldıklarını belirtmişti. AKP iktidara gelmeden, toplumun yoksul yüzde 90’ı toplam servetin yüzde 32’sine sahipti. AKP’nin on üç yıllık iktidarı sonunda bu yüzde 22’ye düştü, yüzde 10’luk bir kayıp gelişti bu on üç yıllık iktidarda. Yoksul halktan aldığınız yüzde 10’u yandaş yüzde 1’in cebine koydunuz. Panama belgelerinde adı geçen Cengiz İnşaat, Çalık, Remzi Gür, Ağaoğlu bunlardan sadece bazıları. Gerçek belgelere ulaşılması ve bunların incelenmesi durumunda binlerce soruşturma açılabileceğini belirtiyor kaynaklar. Belgeleri çıkaran kişi bunu söylerken iş birliğine hazır olduğunu belirtiyor. “Şeffaflık” diyen, “Hırsız siyasetçi istemiyorum.” diyen Başbakanınızı, millî iradeyi birdenbire unutup gönderdiniz. “Panama belgelerinin gereğini yapacak mısınız?” diye sormak istiyorum yetkililere.

BAŞKAN – Sayın Akın…

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in İvrindi ilçesinin Soğanbükü Mahallesi’ni ana asfalta bağlayan 2 kilometrelik yolun bir an önce yapılması ve diğer sorunlarının çözülmesi için yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Balıkesir İvrindi ilçemize bağlı Soğanbükü Mahallemiz ilimizin en büyük köylerindendir. Soğanbükü’nü ana asfalta bağlayan 2 kilometrelik yol üzerinde kaplama çoktan yok olmuş, ortada yol adına bir şey kalmamış ve yol tarla hâline gelmiştir. Yoğun bir trafiğin yaşandığı bu yolda toz toprak ve yağışlı günlerde çamur içinde yolculuk yapılmaya çalışılıyor. Seçimlerden önce AKP’li yönetici ve adaylar Soğanbükü’nde yaptıkları çalışmada kısa süre içerisinde bu yolun yapılacağının, köyün diğer sorunlarının da çözüleceğinin, gereken hizmetin yapılacağının sözünü vererek oylarını istemişlerdi; hemşehrilerimiz de bu söze güvenerek oylarını verdiler ama o günden bu yana Soğanbükü’ne uğrayan olmamış, hiçbir sorunları çözülmemiş. Soğanbükü halkı seçimde verilen sözün tutulmasını, hiç olmazsa 2 kilometrelik bu yolun bir an önce yapılmasını istiyorlar. Yetkilileri görevlerine davet ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, çocuk tecavüzlerine ve bu konuda verdikleri araştırma önergesi ile kanun tekliflerine AKP’nin destek vermediğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Anneler Günü’nü kutladığımız bugünlerde ülkemizde yurtlarda çocuklara tecavüz ediliyor -bir anne için daha büyük bir acı olabilir mi?- birileri başkanlık derdinde. Ülkemizde okullarda çocuklara tecavüz ediliyor, birileri başkanlık derdinde. Ülkemizde cezaevlerinde çocuklara tecavüz ediliyor, birileri başkanlık derdinde. Her gün çocuk tecavüzleriyle uyanıyoruz, birileri başkanlık derdinde. Çocuk cezaevlerini inceledik, rapor hazırladık, kitap yazdık, 3 dönem üst üste kanun teklifi verdik, AKP’den dönüp bakan olmadı. Araştırma önergesi verdik, AKP oylarıyla reddedildi. AKP’nin dikkatini çekmek için daha kaç çocuğa tecavüz edilmesi gerekiyor?

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

8.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, elektrik faturalarındaki kaçak bedelinin vatandaşa yüklenmesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı saray darbesiyle devrilip yerine gelecek kişinin düşük profilli mi yoksa profilsiz mi olacağı tartışmalarıyla oyalanırken maalesef vatandaşın cebinden çekilen paranın farkında değiliz. Kaçak kullanılan elektriğin faturasını dürüst vatandaşa ödetmeyi ilke edinen AKP Hükûmeti işi daha ileriye götürerek, kaçak kullanılan elektrik bedelini yasal hâle getirmek istemektedir. Kaçak kullanımı önleyemeyen dağıtım şirketleri bu beceriksizliklerinin faturasını halkın sırtına yüklemektedir. Elektrik dağıtım şirketlerinin daha fazla kâr etmeleri için çalışan Hükûmetin damat bakanı, Meclise getirdiği kanun tasarıyla vatandaşın hakkını ve hukukunu çiğnemektedir. Elektrik faturalarındaki kaçak bedelinin vatandaşa yüklenmesinin doğru olmadığını belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

9.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Karacabey ilçesinin Gölecik Mahallesi’ne yapılan kanalizasyonun bacasının civardaki tarım alanlarını sulamakta kullanılan Gölecik Deresi’ne akıtıldığına ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Bursa’da Karacabey ilçesinin Gölecik Mahallesi’ne kanalizasyon yapılıyor fakat bu kanalizasyonun bacası Gölecik Deresi’ne akıtılıyor. Bu dere, civardaki tarım alanlarını suluyor. Dolayısıyla da o tarım alanları foseptikle sulanmış oluyor. Bütünşehir yasası çıkarılırken deniyordu ki: “Küçük belediyelerin yeterli kadroları yok.” Demek ki, bütünşehir yasası çıktıktan sonra da böyle kötü uygulamalar oluyorsa önemli olan, büyük ya da küçük belediye olması değil, çevreye, insana, geleceğe saygılı, duyarlı kadrolar yetiştirmek ve onları çalıştırmaktır. Karacabey’in Gölecik Mahallesi’yle ilgili bu yanlıştan da bir an önce dönülmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

10.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş’ın kültürümüze aykırı olduğu gerekçesiyle düğünlerde ve bayramlarda köçek oynatılmasını yasaklamasına ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, ulusal basında yer alan haberlerde, Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş’ın düğünlerde ve bayramlarda köçek oynatılmasının kültürümüze aykırı olduğu gerekçesiyle bundan böyle köçek oynatılmasını kesinlikle yasakladığı, oynatan olursa ceza keseceği şeklinde bir açıklaması yer almıştır.

Bir yandan, cumhuriyet devrimlerinin sivil hayata yansıması olan laik, modern yaşam şeklini boğmak için zorlama bir Osmanlıcılık, gelenekçilik söylemi sürdürülürken Osmanlı’nın son dönemine kadar sarayın en önemli eğlence biçimlerinden biri olup yine, saraydan sivil hayata yayılan nadir örneklerden biri olan ve Kastamonu eğlence kültürünün önemli bir parçası olan köçek oyununun yasaklanmasının hukuki dayanağı nedir? Kastamonu Belediye Başkanının bu tavrı “Kültürümüzde olmayan şeyler.” bahanesiyle yarın resmin, heykelin, klasik Batı müziğinin, balenin ve hatta tiyatronun yasaklanmasına da gerekçe olabilir mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erkek…

11.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları çalışanlarının sorunlarına ilişkin açıklaması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının yaklaşık 10 bin çalışanı ciddi sorunlar yaşamaktadır. Bu konuda bir Meclis araştırma önergesi de vermiştik. Çok uzun yıllardır çalışan vakıf çalışanları kadrosuzdur. Tayin hakları olmadığı için eşlerinin tayinleri durumunda aileler giderilmesi imkânsız mağduriyetler yaşamaktadır. Yüksek yargı kararları uyarınca kamu kurumu niteliğinde olan bu vakıflar sosyal devlet ilkesi uyarınca görev yapmaktadırlar. Bu nedenle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 10 binlerce vakıf çalışanının sorunlarının çözümü noktasında ivedi bir çalışma yapmasını talep ve arz ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çam…

12.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, iş kazalarında, iş cinayetlerinde, maden kazalarında hayatını kaybedenleri rahmetle andığına ve AKP Hükûmetini bu cinayetleri önlemeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP’nin on dört yıllık iktidarı döneminde birçok rekorlar var. Rekorlardan bir tanesi de iş cinayetlerinde ve iş kazalarında hayatını kaybeden işçi kardeşlerimiz. Yaklaşık 17 binin üzerinde işçi kardeşimiz hayatını kaybetti, resmî istatistiklere yansıyan rakamlar bunlar. İlk dört ayda da şu andaki rakam 600 civarında, yine, istatistiklere yansıyan.

Bu hafta, yine, üzüntülü bir gün bizim açımızdan, 13 Mayıs Cuma günü. Bundan iki yıl önce Soma’da hayatını kaybeden işçi kardeşlerimizin ikinci yılında Soma’da birlikte olacağız.

Buradan bir kez daha, iş kazalarında, iş cinayetlerinde, maden kazalarında hayatını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz ve AKP Hükûmetini bu cinayetleri önlemeye davet ediyoruz.

Kendi içlerinde, düşük profilli, yüksek profilli başbakan arayacaklarına, iş cinayetlerini engelleyecek önlemleri ve tedbirleri almalarını diliyor ve istiyoruz.

Şahsınızda da tüm annelerin Anneler Günü’nü kutluyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın İlgezdi…

13.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Kilis’te büyük bir dram yaşandığına ve şehre gönderilen psikologların telkinleriyle ilgili basına yansıyan haberler konusunda Hükûmetten bir açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kilis’te büyük bir dram yaşanıyor. Kenti vuran roketlerin yanı sıra Hükûmetin konuya duyarsız kalması da Kilislileri yaralıyor. Kilis’te şimdiye kadar 21 kişi yaşamını yitirdi, 78 kişi de yaralandı. Her türlü tedbiri alacağını açıklayan Hükûmetin ilk işi kente psikolog göndermek oldu. Önlem olarak abdestsiz sokağa çıkmayan Kilis Valisi gibi, kente gönderilen psikologların da “Korkmayın, yerlerinizi terk etmeyin, kaderinizde varsa ölümden kaçamazsınız.” dedikleri basına yansıdı.

100 bin nüfusu olan Kilis’te halkın yüzde 40’ı göç etmişken, kent genelinde son üç haftadır eğitim faaliyetleri durmuşken, 30 bin öğrenci can korkusu nedeniyle okullara gidemiyorken ve eğitimciler kenti terk etmişken kente gönderildiği iddia edilen psikologların halka bu şekilde telkinde bulunmaları büyük bir skandaldır. Konuyla ilgili, Hükûmetten bir açıklama bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

14.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 9 Mayıs Avrupa Günü’ne ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Anayasal sınırlarını aşarak zorla kendini yok hükmünde sayan Cumhurbaşkanı, Avrupa Komisyonunun tavsiye kararının hemen ertesinde, artık, dönemin Başbakanı Sayın Davutoğlu’nu ve Başbakanın sürdürdüğü süreci de yok saymıştır. Biz bu süreci Cumhuriyet Halk Partili Parlamento üyeleri olarak Başbakan ile Cumhurbaşkanının kişisel çıkar çatışmasından Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve vatandaşlarının ulusal çıkarlarına taşıyacağız.

9 Mayısın Avrupa Günü olarak kutlanması nedeniyle, 1963 yılında Başbakanımız İsmet İnönü’nün imzaladığı Ankara Antlaşması’yla başlayan Avrupa Birliğine üyelik sürecimizi “Biz yolumuza, siz yolunuza.” diyenlerin aksine saygın, onurlu, koşulsuz tam üyelikle Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bir devlet politikası olarak sürdüreceğimiz ve sonlandıracağımız inancıyla 9 Mayıs Avrupa Günü ülkemiz ve Avrupa Birliği vatandaşlarına kutlu olsun, tüm dünya vatandaşlarına huzur ve barış getirsin.

BAŞKAN – Sayın İrgil…

15.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Türkiye’de uyuşturucu kullanımının arttığına ve acilen önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’nin bu karmaşık gündemi içerisinde çok önemli bir konu giderek artış göstermekte, Türkiye uyuşturucu istilasında. Hemen her gün narkotik operasyonlarda çeşitli miktarlarda uyuşturucu ele geçirildiği haberini okuyoruz. Uyuşturucu kullanımı özellikle çocuklarda giderek arttı ve kullanım yaşı 9’a düştü. Şimdi burada açıklamayacağım resmî istatistiklere göre Bursa’da 3.500 madde bağımlısı öğrenci olduğu açıklandı ve ortaya çıktı. Millî Eğitim Bakanlığı konuyla ilgili göstermelik kurumlarda göstermelik seminerler düzenlemekten öteye gitmiyor. Bonzai bir Bursa markası olma yolunda ilerliyor. Millî Eğitim Bakanlığını -başını vakıflar ve Diyanet protokollerinden kaldırabilirse eğer- konuyla ilgili STK’larla gerçekçi projeler üreterek harekete geçmeye çağırıyorum. Önlem alınmazsa belki dindar ama kesinlikle kafası dumanlı bir nesil yetişecek, onu söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

İlk 15 sayın milletvekiline yerlerinden söz verdim ancak Sayın Bülent Bektaşoğlu’nun Divan Başkanlığımıza bir dilekçeyle başvurusu var, 20’nci sırada olduğunu ancak önemli bir konuyu dile getirmek istediğini ifade eden bir dilekçe. Ben bir sefere mahsus olmak üzere –sadece bir sefere mahsus olmak üzere- Sayın Bektaşoğlu’na söz veriyorum.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, mesleki yeterlilik belgesi edinme zorunluluğu için tanınan sürenin 26 Mayısta sona ereceğine ve yaşanması muhtemel mağduriyetlerin önüne geçmek için bu sürenin yıl sonuna kadar uzatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, hoşgörünüze çok teşekkür ediyorum.

Efendim, 5544 sayılı Meslekî Yeterlilik Kurumu Kanunu kapsamında mesleki yeterlilik belgesi edinme zorunluluğu için tanınan süre 26 Mayısta sona erecektir. Başta inşaat sektörü olmak üzere 40 meslek kolunda, henüz belge sahibi olmayanların oranı oldukça yüksektir. Belgesi olmayan işçileri çalıştıran işverenlere Çalışma ve İş Kurumu il müdürlükleri tarafından kişi başına 500 lira idari para cezası verileceği ifade edilmektedir. Bu meslek kollarında birçok çalışanın henüz belge sahibi olmadığı göz önünde bulundurularak, yoğun taleple yaşanması muhtemel mağduriyetlerin önüne geçmek üzere yıl sonuna kadar sürenin uzatımına gidilmesi gerekmektedir.

Buradan ilgili bakanlara konuyu iletmek istedim, çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bektaşoğlu.

Sayın milletvekilleri, şimdi sayın grup başkan vekillerine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurunuz.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Anneler Günü’ne ve 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz pazar günü Anneler Günü’nü idrak ettik. Bugün başta şehit annelerimiz olmak üzere hassaten evlat acısı yaşayan bütün annelerin, evlatlarını doğurup büyütürken acı ve yokluk çeken annelerin ve bizleri büyütüp yetiştiren annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyorum. Yaşımız ne olursa olsun her zaman onların sevgisine, şefkatine ve hatıralarına ihtiyacımız vardır.

Bugün Engelliler Haftası’nın başlangıcı. Böyle bir günde bir kutlama konuşması yapmayı çok arzu ederdik. Fakat engellilerimizin hâlen çözüm bekleyen pek çok sorunu vardır. Bizim için esas olan, engellilerin toplumla bütünleşmeleri, başkalarının yardımına muhtaç olmadan hayatlarını idame ettirmeleridir. Eğitimlerine ve sosyal yaşantılarına normal olarak devam edebilmeleri için fiziki ve sosyal çevrenin oluşturduğu engeller hâlen gündemdedir.

Öte yandan, Hükûmet çalışmaları yalnızca engelli bireylerin haklarını geliştirmek ve denetlemekle sınırlanamaz. Hükûmet, engellilerin yetenekleri ve potansiyelleri doğrultusunda gelişmelerini, eşit fırsatlara sahip olmalarını güvence altına almak, ekonomik ve sosyal refahlarını sağlamak zorundadır. Bugün Türkiye’deki yaklaşık 10 milyon engelli vatandaşımız, eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar her alanda sorun yaşamaktadır. Ülkemizde hâlen engellilere ilişkin kapsamlı bir devlet politikası yoktur ve bu çalışmaları yürütmesi gereken farklı bakanlıklar ve kurumlar vardır; ancak bu çalışmaları eş güdüm hâlinde şekillendirecek bütüncül bir bakış açısı yoktur.

Bu dileklerle bu haftanın da başta Hükûmet ve kurumlar olmak üzere bütün toplumda bir farkındalık oluşturmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Demirel, buyurunuz.

18.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, cezaevlerine kapatılmış, çocuklarının cenazelerine hâlâ ulaşamamış anneler varken Anneler Günü’nü kutlama imkânına sahip olunmadığına ve 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başta siz olmak üzere, ne yazık ki bütün anneler bugün buruk bir gün geçiriyor. Geçmiş pazar günü Anneler Günü vesilesiyle... Anneler cezaevlerine kapatılmış durumda, anneler çocuklarının, evlatlarının cenazelerine hâlâ ulaşamamış durumda yani Anneler Günü’nü kutlarken aslında bu ülkede siyasetçilerin annelerin neler çektiğini bilmesi gerekiyor. Bununla değerlendirdiğimizde, bugün annelerimiz acılar içerisinde. Özelde de bir yıldır çocuklarının evlat acılarını çekerken biz burada Anneler Günü’nü kutlama imkânına sahip değiliz. Bu yüzden, bütün annelerin bu acılı günlerini paylaşmak istiyorum ve bu annelerin acılı günlerini paylaşırken sadece bir örnek vererek annelerin durumunu açığa çıkarması açısından değerlendirmek istiyorum.

Sur’da Rozerin Çukur’un annesi tam yüz yirmi bir gündür -dört aydır- çocuğunun cenazesi 100 metre ötesinde bulunmasına rağmen hâlâ cenazesine ulaşamamış bir durumdadır. Rozerin’in annesi Fahriye Çukur şunu ifade etmektedir: “Anneler Günü’nde evladımın cenazesini istemek bana bir hediyedir.” İşte Türkiye'nin geldiği durumu bu şekilde özetlersek, annelerin bugün cenazelerini alamadığı, çocuklarının mezarlarının bile olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu yüzden, annelerin acılarını ve yaşadıklarını bir kez daha paylaşarak tüm annelerin bu acılarla, acılar içerisinde yaşadıklarını tüm Türkiye kamuoyunun bilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Yine aynı şekilde, cezaevinde bulunan annelerin çocuklarıyla buluşmasını engelleyen bir zihniyet, bir düşünce ortadadır. Siyasetçilerin, belediye eş başkanlarının ve tüm demokrasi ve özgürlük için düşüncelerini ifade edenlerin bugün cezaevlerine tıkılarak, aslında anneler çocuklarından ayrı bırakılarak ayrıyeten bir ceza hukuku işletilmeye çalışılmaktadır.

Yine bugün, aynı şekilde, Engelliler Haftası nedeniyle engellilerin yaşadıkları durumu ifade etmek istiyorum. Engellilerin yaşadıkları durumu sadece bir örnekle ifade edeceğim: Bugün -bildiğiniz gibi- Konya’da özel bir engelli bakım merkezinin kriz kontrol odasında çıkan bir yangında, kilitli odada bulunan zihinsel engelli bir vatandaşımız yaşamını yitirmiştir, yine 21 kişi de dumandan etkilenmiştir. Yani, bizim engellilere yaklaşımımız, aslında, aynen savaş konseptindeki gibi, onların sosyal, hukuksal sorunlarını gidermek değil, onların daha fazla eziyet çekmelerini sağlamaktır. Bundan kaynaklı, engelli yurttaşlarımızın da engelli yurttaşların bütün sosyal haklarda yaşam bulmasını sağlamak amacıyla bütün siyasal ve sosyal görevlerin yerine getirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel, sisteme girmemişsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Talebim var.

BAŞKAN – Açtırayım isterseniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anneler Günü’ne, 10 Mayıs Danıştayın Kuruluş Günü ve İdari Yargı Günü’ne ve millî iradeye destek için Mecliste olan Kayseri’nin aydın, ilerici gençlerini Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, ben de tüm konuşmacılar ve sayın grup başkan vekilleri gibi, geçtiğimiz günlerde kutladığımız ama kutlama mesajlarını dile getirmeye dilimizin varmadığı Anneler Günü’nü, annelerin evlat acısı çekmediği, evlatlarının açlık çektiklerine tanıklık etmediği, gözyaşlarından uzak, anlamına uygun şekilde kutlanacağı huzur ve barış içinde bir Türkiye ümidiyle bugünü bir kez daha anıyorum.

Bugün, Danıştayın kuruluş günü ve aynı zamanda İdari Yargı Günü. Bugün, Türkiye’de yürütmenin aldığı kararlara karşı vatandaşları koruyacak olan tek şeyin, yargının devletin en başındaki Cumhurbaşkanı tarafından, yapılan icraatlara ayak bağı olmakla suçlandığı ve önümüzdeki dönemde yapılacak düzenlemelerle yürütmenin kararlarının yargı denetimi dışına çıkartılmasının telkin edildiği, bununla ilgili ifadeler kullanıldığı bir süreçteyiz. Vatandaşlarımıza, yürütmenin icraatları üzerine yargı denetiminin önemine dikkat çekmek için bir kez daha buradan ifade ediyoruz.

Bugün, kendi toprağında, kendi bağında, kendi zeytinliğinde, kendi işinde gücünde olan birisi ya da yıllar boyunca biriktirdikleriyle başını sokacak bir evini almış birisi, bugün Cumhurbaşkanının istedikleri gerçekleşirse, bir sabah tarlasının başında, evinin ucunda dozerlerle karşılaştığında onun hakkının yenmesine engel olacak tek merci idari yargıdır. Bu denetimden şikâyet eden Cumhurbaşkanının, kurucusu olduğu partide uyguladığı başkanlık sisteminin, partisindeki seçilmiş Başbakanın başına ne getirdiği ve nasıl savunmasız kaldığı ortadayken, Türkiye’deki tüm vatandaşlarımıza bugünkü İdari Yargı Günü’nde söylüyoruz ki, idari yargıdan kurtulmak isteyen, yargı denetiminden kurtulmak isteyen Cumhurbaşkanının ülkeye getireceği başkanlık sisteminde hiçbir güvenceniz kalmayacak; dozerler kapıya geldiğinde, istimlak için kapıya geldiğinde “Artık Başkanlık var, artık yargı denetimi yok, artık yürütmeye ayak bağı olamayacaksınız.” denilecektir. Anadolu’nun dört bir yanındaki savunmasız vatandaşlarımıza yargı denetiminin önemini bir kez daha ifade ediyoruz.

Bunun yanında, bugün Kayseri’den bölge milletvekilimizle birlikte burada aramızda olan ve egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu, Atatürk’ün bu veciz sözünün arkanızda yer aldığı yerde, 4 Mayıs günü yaşanmış olan saray darbesine karşı, bugün millî iradeye destek için burada olan Kayseri’nin aydın, ilerici gençlerini de Cumhuriyet Halk Partisi adına bir kez daha saygıyla selamlıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bir iki cümle de 10 Mayıs darbesiyle ilgili söyleseydin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu da sen söyle, cevabını vereyim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Veremezsin ki, altında kalırsın.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın İnceöz, buyurun.

20.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Anneler Günü’ne ve Türkiye ’nin çok ciddi bir şekilde terörle mücadele ettiği bir süreçte olduğuna ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; ben de geçtiğimiz hafta sonu kutlanan Anneler Günü’nü ve elleri öpülesi tüm annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyorum.

Tabii, anneler denilince akla karşılıksız sevginin ve merhametin kaynağı olan değerli büyüklerimiz, ebeveynlerimiz gelir. Ben bu tür günlerin sadece bir günle kutlanmasının çok doğru olmadığı, hayatımızın her alanında anne ve babalarımızın -özellikle yakın zamanda babasını kaybetmiş birisi olarak- onlar hayattayken kıymetinin çok daha iyi bilinmesi ve “Cennet anaların ayakları altında.” babalarımız için “Dört atanın hakkı birdir.” şeklindeki söylemlerle beraber, onların kıymetini bilmemiz gerektiği kanaatindeyim.

Bu arada, özellikle şunu da belirtmek istiyorum: Anne ve babalarımızdan, annelerimizden, evlat acısından bahsettik. Bugün ülkemizde yaklaşık kırk yıldır süren bir terörle mücadele vardır. Acılardan bahsederken acıların diğer tarafını da görmezden gelerek söylenmesinin ben samimiyetsiz bir söylem olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Özellikle, annelerimizin Anneler Günü’nü kutlarken, mübarek ellerinden öperken şehit annelerimiz var ki onlara hürmetlerimi, buradan derin şükranlarımı ve hayatları boyunca onlara sabrıcemil dileklerimi özellikle iletmek istiyorum.

Terörle mücadele sürerken ilime de şehitlerimiz geldi, onların acılarını biliyoruz yakinen ve bu acının sebeplerini, kaynaklarını ve “Anneler ağlamasın.” diye başlatmış olduğumuz sürecin neticesinde bugün terörle mücadele etmekteyiz, haklı ve meşru bir mücadeledir. Bu mücadeleyi görmezden gelip acının bir tarafını konuşmak, bir tarafı dillendirmek de samimiyetsizliğin bir göstergesidir; bunu özellikle belirtmek istiyorum. Yatağında uyurken ensesinden şehit edilen polislerimizin; eşinin yanında, çocuğunun yanında, gözünün önünde katledilen binbaşımızın; bunun yanında, biraz evvel bahsedildiği şekilde, Yasin Börü’nün annesine de buradan selamlarımı, hürmetlerimi ve acılarını da paylaştığımı özellikle belirtmek istiyorum. İşte, bunlardan bahsedildiğinde ve teröre karşı, gerçekten PKK terör örgütünün bugün gerçekleştirmiş olduğu, orada hakikaten vatandaşımızın da hayatını, gündelik hayatını, olağan hayatını olağanüstü bir sürece götüren PKK terör örgütünün tehdidine karşı da bir lanet sergilendiğinde bu acıları paylaşmak çok daha anlamlı olur demekteyim.

Bununla birlikte, özellikle konuşmacılar zaman zaman burada “savaş konsepti” gibi söylemler söylemekte. Bunu özellikle belirtiyorum, Türkiye çok ciddi bir şekilde, hem de yedi düvele karşı terörle mücadele ettiği bir süreçtedir. Bu anlamda da ben polislerimizin, askerlerimizin ve terör tehdidi altında orada hayatlarını sürdürmek zorunda olan vatandaşlarımızın her daim yanında olduğumuzu; bu haklı, meşru, kararlı terörle mücadelemizin de sonuna kadar, terör örgütleri, elinde silahlı unsurlar ülkemizi terk edene kadar da kararlı bir şekilde tekrar devam edeceğini özellikle belirtmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Bir dakikam var mıdır?

BAŞKAN – Üç dakikanın hepsini birlikte verdik Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Öyle mi?

Peki, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnceöz.

Ayrıca, babanızın vefatından dolayı size bir kez daha başsağlığı dileklerimizi ifade ediyoruz, babanıza da Allah’tan rahmet diliyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Çok teşekkür ediyorum, sağ olun, Allah razı olsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

Birinci sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi beş yüz kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni tutanak dergisinde yer alacaktır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve 21 milletvekilinin, eğitim sisteminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/196)  (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçe Özeti:

Birçok tanımı olmasına rağmen genel anlamıyla eğitim, yeni kuşakların toplum yaşayışında yerlerini almak için hazırlanırken, gereken bilgi, beceri ve anlayışlar elde etmelerine ve kişiliklerini geliştirmelerine yardım etmek etkinliğidir. Sağlıklı bir eğitim politikasına sahip ülkelerde; demokrasi, insan hakları, engelli hakları, çevre duyarlılığı, ekonomik gelişme, sanat ve benzeri alanlardaki ilerlemeler her zaman daha hızlı ve kalıcı olmuştur.

Ülkemizde uygulanan eğitim politikaları bilimsellikten ve laik eğitim sisteminden uzak, sürekli değişkenlik gösteren bir durumdadır. Eğitim, öğretmenlerin, velilerin, öğrencilerin ve hatta politikaları belirleyen bakanların ve bürokratların bile takip edemediği ve anlayamadığı bir sistem hâline gelmiştir.

Araştırmalar eğitim sistemine olan güvenin gittikçe azaldığını, millî bir eğitim sisteminden giderek uzaklaşıldığını ve hep şikâyet ettiğimiz beyin göçünün de giderek arttığını göstermektedir. Bu durumun temel nedenlerinden birisi, eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik hedefleri için dönüştürmeye çalışan hükûmet politikalarıdır. Millî Eğitim Bakanlığının bütün kademelerinde, bakanlık teşkilatından okullara kadar her alanda yoğun bir şekilde siyasi kadrolaşma yaşanmış, eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde liyakat değil, siyasi ve sendikal referanslar belirleyici olmuştur.

4+4+4 eğitim sisteminin hayata geçirilmesiyle kamu eğitim kurumlarının işlevselliği azalmış, kamu kaynaklarıyla desteklenen ve teşvik edilen özel ilkokul ve ortaokul sayısı her geçen gün artar hâle gelmiştir. Fiziki koşulların yetersizliği, sınıfların aşırı kalabalık olması, öğretmen yetersizliği gibi nedenlerle velilerin de özel okullara yönelimi artmıştır. 4+4+4 sistemi öncesi 931 olan toplam özel ilköğretim okulu sayısı, 2015 yılı itibarıyla 1.205 özel ilkokul ve 1.111 özel ortaokul olmak üzere 2.316 ya yükselmiştir. Özel lise sayısı ise 1.033’ten 1.603'e çıkmıştır. Kamuya bağlı bir çok okulumuz yakıt, kırtasiye, temizlik, güvenlik gibi birçok ödenekten yararlanamazken 2014 yılında teşvik alan özel okul sayısı 1.878, aktarılan kaynak miktarı ise 1 milyar 496 milyon TL olmuştur. Bu uygulama eğitimde zaten var olan fırsat eşitsizliğini daha da artırmaktadır. 2013-2014 eğitim döneminde ortaokuldan mezun olan 36.401 kız çocuğu bu eğitim öğretim döneminde hiçbir okula kayıt yaptırmamıştır.

Sürekli değişime uğrayan temel eğitimden ortaöğretime geçişte kullanılan ve her biri farklı bilgi ve beceri ölçen sınavlar hem temel eğitim sürecini hem de ortaöğretimi olumsuz etkilemektedir. Çünkü, sık sık değişen sisteme ayak uydurmaya çalışan öğrenci, öğretmen ve veliler zaman ve emek kaybının yanında psikolojik ve maddi kayıp da yaşamaktadır. Benzer durum üniversite giriş sınavları için de geçerlidir.

Bütün bunlara eğitimdeki özelleştirme uygulamalarındaki artış, felsefe, bilim, sanat ve beden eğitimi gibi derslerdeki azalma, eğitimin bütün aşamalarındaki dinî ağırlık, kız çocuklarının yavaş yavaş eğitim dışına itilmesi, örgün eğitimdeki öğrenci sayısındaki azalma, eğitimin demokratik, laik ve bilimsel yapısından uzaklaşması, öğrenciler arasındaki kamplaşma ve kutuplaşma nedeniyle artan şiddet, eğitimcilerimizin hem ekonomik hem de çalışma koşullarındaki sıkıntılar, okullarımızdaki fiziki donanım ve altyapı yetersizlikleri, ayrılan ödeneklerdeki okullar arası ayrımcılık, karmaşık sınav sistemleri, taşımalı eğitim ve atanamayan öğretmenler gibi daha bu araştırma önergesine sığdıramadığımız o kadar çok sorun mevcuttur ki vakit kaybedilmeden bu konuda uzman olan kişi ve kurumların eş güdümlü bir şekilde çalışarak yeni bir eğitim sisteminin ülkemize kazandırılması gerekliliği açıktır.

Bu nedenlerle, sık sık değiştirilen eğitim sisteminde yaşanan sorunların çözülebilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Serdal Kuyucuoğlu                                                           (Mersin)

2) Çetin Osman Budak                                                          (Antalya)

3) Kazım Arslan                                                                   (Denizli)

4) Erkan Aydın                                                                     (Bursa)

5) Zülfikar İnönü Tümer                                                        (Adana)

6) Niyazi Nefi Kara                                                              (Antalya)

7) Murat Emir                                                                       (Ankara)

8) Atila Sertel                                                                      (İzmir)

9) Fatma Kaplan Hürriyet                                                      (Kocaeli)

10) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                              (Bursa)

11) Cemal Okan Yüksel                                                        (Eskişehir)

12) Necati Yılmaz                                                                 (Ankara)

13) Tur Yıldız Biçer                                                              (Manisa)

14) Kemal Zeybek                                                                (Samsun)

15) Didem Engin                                                                  (İstanbul)

16) Özcan Purçu                                                                  (İzmir)

17) Seyit Torun                                                                    (Ordu)

18) Ahmet Akın                                                                    (Balıkesir)

19) Bülent Yener Bektaşoğlu                                                 (Giresun)

20) Mustafa Tuncer                                                              (Amasya)

21) Ali Özcan                                                                       (İstanbul)

22) Çetin Arık                                                                      (Kayseri)

 

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 19 milletvekilinin, çölyak hastalığının sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/197)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada geleceğin hastalığı olarak görülen çölyak hastalığı ülkemizde de yaygınlaşan bir hastalıktır. Çölyak hastalığıyla ilgili farkındalık yaratılması, teşhis aşamasıyla ilgili önlem alınması, sebep ve sonuçlarının detaylı bir şekilde araştırılması ve bu hususlarda çözümler üretilmesi, ayrıca bu hastalığa maruz kalan hastalara kalıcı yardımlar sağlanması amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Zühal Topcu                                                                     (Ankara)

2) Arzu Erdem                                                                      (İstanbul)

3) Mehmet Erdoğan                                                              (Muğla)

4) İsmail Faruk Aksu                                                            (İstanbul)

5) Oktay Öztürk                                                                    (Mersin)

6) Yusuf Halaçoğlu                                                               (Kayseri)

7) Kadir Koçdemir                                                                (Bursa)

8) Ahmet Selim Yurdakul                                                      (Antalya)

9) Atila Kaya                                                                        (İstanbul)

10) Muharrem Varlı                                                              (Adana)

11) Deniz Depboylu                                                              (Aydın)

12) Mevlüt Karakaya                                                             (Adana)

13) Baki Şimşek                                                                   (Mersin)

14) Mustafa Mit                                                                    (Ankara)

15) Nuri Okutan                                                                   (Isparta)

16) Şefkat Çetin                                                                   (Ankara)

17) Mehmet Günal                                                                (Antalya)

18) Ruhi Ersoy                                                                     (Osmaniye)

19) Mehmet Parsak                                                              (Afyonkarahisar)

20) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                          (Hatay)

Gerekçe:

Ülkemizde çölyak hastalığı görülme sıklığı yüzde 1 ila binde 3 arasında değişmekte olup Türkiye'de 250 bin ila 750 bin arasında çölyak hastası tahmin edilmekteyken ancak yüzde 10'una tanı konulduğu dikkate alındığında 25 bin ila 75 bin arasında tanı almış hasta beklenmektedir. Toplumda tanı almamış hastalar buz dağının görünmeyen kısmıdır. Sağlık Bakanlığının sağlık bilgi sistemlerinde 2015 Nisan ayı çölyak hastalığı raporu alan hasta sayısı 67 bin 683 olarak bilinmektedir. Çölyak hastalığı gün geçtikçe ciddi bir hâl almaktadır. Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan çocuk ve erişkinlerde çeşitli tahıl (buğday, çavdar, yulaf ve arpa) proteinlerinin (glüten) oluşturduğu ve daha çok ince bağırsaklarda emilim bozukluğunun ön planda olduğu sistemik bir hastalıktır.

Çölyak çeşitli tahıl proteinlerinin oluşturduğu ön planda ince bağırsağın hasara uğradığı ama neredeyse her organı da etkileyebilmektedir. Bu durumun sonucu olarak, çölyak hastaları tahıl ve tahıl ürünlerinden yapılan (ekmek, pasta, kek vs.) hiçbir besin maddesiyle beslenememektedir ve bu mağduriyetleri dikkate alacak olursak günlük hayatta ne kadar zorluk çektiklerini tahmin etmek çok da güç olmayacaktır. Bu durumda çölyak hastaları ömür boyu yediklerine, içtiklerine, giydiklerine, hatta başka hastalıkları için tedavi amaçlı aldıkları ilaçlara dikkat etmek zorunda kalmaktadır. Çölyak hastaları sadece tek bir ilaç firmasının ürettiği ilaçları kullanabilmektedir.

Çoğunlukla gizli seyreden çölyak hastalığının teşhis edilebilmesi için öncelikle bu hastalığın bireyler tarafından tanınması ve bu hastalığa dikkat çekilmesi gerekmektedir. Bundan sonraki aşama ise, kan testleri ve ince bağırsaktan biyopsiyle parça alınması ile hastalığın teşhisidir. Çölyak hastalığının farkında olmayan sağlık çalışanları yüzünden teşhisler gecikebilmektedir ve teşhis koyulması için yapılması gereken testin ücreti devlet tarafından karşılanmasına rağmen, farkındalığı olmayan sağlık çalışanları tarafından yapılmamaktadır. Ayrıca sağlık çalışanları meslek sonrası literatürdeki yenilikleri de takip edip farkındalıklarını arttırmaları gerekmektedir. Aynı zamanda, bu farkındalığı arttırmak için de, hastanelerde bulunan gastroenteroloji bölümlerinin sayısının arttırılması ve geliştirilmesi gerekmektedir.

Çölyak hastalığı teşhis edildikten sonra, tedavi şekli ancak ve ancak diyetle olmaktadır. Başka tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Bunun için glutensiz bir diyet yapılması gerekmektedir. Çölyak hastaları yediklerine ve içtiklerine dikkat etmeyip, ömür boyu diyet yapmazlarsa, kemik erimesinden kanserin birçok çeşidi gibi birçok hastalıkla karşı karşıya kalmaktadır.

Çölyak hastalarının diyetlerine dikkat edebilmesi için, alacakları ürünlerin glutensiz olması gerekmektedir. Bu ürünler belirli büyük alışveriş merkezlerinde satılmakta ve fiyatlan çok pahalıdır.

Çölyak hastalarına devlet tarafından yapılan yardımlar ise çok azdır. Hastalara 0-5 yaş aralığında ise 78.75 TL, 5-15 yaş aralığında ise 120 TL ve 15 yaş üstü için 108,75 TL yardım yapılmaktadır.

Çölyak hastalarının sosyal hayatları da sekteye uğramaktadır. Dışarıda yemek yiyebilecekleri mekânlar kısıtlıdır. Çölyak hastaları için menü hazırlayan mekânlarda ise, fiyatlar çok pahalıdır. Örneğin, 1 dilim su böreği 20 TL, 4 dilim baklava 50 TL, 1 simit 5 TL ve 1 gofret 12 TL'dir. Türkiye'de gıda ve diğer sektörler çölyak hastaları için özel üretim yapmadığından ürünler yurtdışından gelmektedir. Türkiye'de üretilen tek bir marka sadece kek ve bisküvi üretmektedir. Bu da yeterli değil ve bu ürünler her markette bulunmamaktadır. Ayrıca, yurtdışında çölyak hastalan için sadece gıda sektörü ürünleri değil, ilaç, kıyafet ve temizlik ürünleri de onlara göre üretilmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle çölyak hastalığıyla ilgili farkındalık yaratılması, teşhis aşamasıyla ilgili önlem alınması, sebep ve sonuçlarının detaylı bir şekilde araştırılması ve bu hususlarda çözümler üretilmesi, ayrıca bu hastalığa maruz kalan hastalara kalıcı yardımlar sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

3.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 20 milletvekilinin, Balıkesir Ovası'nın kuzeyi ile Simav Çayı aşağı çığırı arasındaki bölgede akarsularda meydana gelen kirlenmenin insan ve tabiata olan etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Balıkesir Ovası'nın kuzeyi ile Simav Çayı aşağı çığırı arasındaki bölgede akarsularda meydana gelen kirlenmenin insan ve tabiata olan etkileri nedeniyle sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) İsmail Ok                                                             (Balıkesir)

2) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

3) Edip Semih Yalçın                          (İstanbul)

4) Deniz Depboylu                                                    (Aydın)

5) Erhan Usta                                                           (Samsun)

6) Baki Şimşek                                                         (Mersin)

7) Arzu Erdem                                                          (İstanbul)

8) Fahrettin Oğuz Tor                         (Kahramanmaraş)

9) Ruhi Ersoy                                                           (Osmaniye)

10) Nuri Okutan                                                        (Isparta)

11) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        (Hatay)

12) Kadir Koçdemir                            (Bursa)

13) İsmail Faruk Aksu                        (İstanbul)

14) Mustafa Mit                                                        (Ankara)

15) Seyfettin Yılmaz                           (Adana)

16) Mehmet Erdoğan                          (Muğla)

17) Erkan Haberal                                                    (Ankara)

18) Mustafa Kalaycı                           (Konya)

19) Zihni Açba                                                          (Sakarya)

20) Mehmet Parsak                            (Afyonkarahisar)

21) Ahmet Selim Yurdakul                                         (Antalya)

Gerekçe:

Her geçen gün biraz daha önem arz eden ve uluslararası bir boyut kazanan çevre kirlenmesi sorunu tüm canlı ve cansız varlıkların sorunu olmaya başlamıştır. Tarım ve hayvancılık sektöründe önde gelen illerden bir tanesi olan Balıkesir ilimizde en büyük sulama kaynaklarından olan Simav Çayı'nın kirletilmesi bölgedeki tarım ve hayvancılığa büyük zararlar vermektedir.

Simav Çayı (ya da Susurluk Çayı) kaynağını Simav yakınlarındaki Şaphane Dağları'ndan alır. Susurluk Ovası'nda kuzeye yönelir ve en son Karacabey'den geçerek Marmara Denizi'ne dökülür. Marmara Denizi’ne dökülen en büyük ırmaktır. Susurluk Çayı'na, çevresindeki akarsuları toplaması, merkezî konumda olması ve diğer akarsulardan daha uzun olması nedeniyle Susurluk Irmağı denilir. Sındırgı Barajı’nın bir diğer adı Çaygören Barajı olarak geçer. Çayda birçok balık avlamak mümkün olup balık yönünden zengindir. Barajda, alabalık, sazan, baraj balığı, sarı balık, kaya balığı, mercan balığı, akça balık, ak balık çeşitleri oldukça yoğun olarak bulunur. Ayrıca çay, ekili alanlarda sulama amacıyla kullanılır.

Büyük önem arz eden Simav Çayı’nın kirliliği daha önce de DSİ 25’inci Bölge Müdürlüğünün Çevre ve Orman Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen bor ölçümleri ve çevresel durum değerlendirme raporlarıyla incelenmiş olsa da sahada kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. Balıkesir ilinin her geçen gün sanayileşme ve büyüme eğilimi içinde olması çevre kirliliği bakımından konunun önemini arttırmıştır.

Balıkesir Ovası’nın kuzeyi ile Simav Çayı aşağı çığırı arasındaki bölgede akarsularda meydana gelen kirlenme nedeniyle sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sisteme iki kadın milletvekili girmiş, Sayın Köksal ve Sayın Özdemir. Şimdi onlara söz vereceğim 60’a göre,

Sayın Köksal, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Anneler Günü’ne, Afyonkarahisar Kanlıca’da yapılan TOKİ konutlarında şehitlerin eşlerine tanınan hakkın anne ve babalarına tanınmasıyla ilgili bir çalışma ve bir şirketin Sandıklı ilçesinin Ballık köyünde ağaç katliamı yapmasıyla ilgili bir işlem yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, öncelikle, bu ince davranışınızdan dolayı çok teşekkür ederiz, bugün sadece kadın milletvekillerine gün boyu böyle bir hak tanındığı için. Ve ben buradan bütün kadınlarımızın, annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyorum.

Seçim bölgem Afyonkarahisar’da, Kanlıca’da 3+1 TOKİ konutları yapılıyor fakat bu TOKİ konutlarında sadece evli olan şehitlerimiz için sadece eşlerine bu hak tanınıyor; ne yazık ki onların anne ve babalarına orada bir konut edinme hakkı tanınmıyor. Bu hakkın tanınmasıyla ilgili bir çalışma yapılacak mı, tanınacak mı? Bunu sormak istiyorum.

İkincisi: Seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sandıklı ilçesi Ballık köyünde Taşmahal adlı mermer şirketi elinde ÇED raporu olduğunu beyan ederek orada bir ağaç katliamı yapıyor, ardıç ağaçları kesilmekte ve kesilen ağaç sayısı her gün çoğalmakta. Bu ağaç katliamıyla ilgili Orman ve Su İşleri Bakanının memleketi olan Afyonkarahisar’da hiçbir şey yapılmayacak mı? Bunu merak ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köksal.

Sayın Özdemir, buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Anneler Günü’ne ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bir hata sonucu söz talebi oldu.

Ben bu vesileyle başta siz olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyorum, bizi yetiştirirken göstermiş oldukları bütün fedakârlıklar ve emekler karşısında da saygıyla eğiliyorum.

Yüce heyeti de saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdemir.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, engelli vatandaşların kamusal hizmetlerden tam olarak yararlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/183) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/5/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10/5/2016 Salı günkü toplantısında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                        Oktay Vural

                                                                                             İzmir

                                                                              MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve arkadaşlarının (10/183) esas numaralı, “Engelli vatandaşların kamusal hizmetlerden tam olarak yararlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis araştırması açılması önergemizin 10/05/2016 Salı günkü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Evet, Sayın Engin sisteme girmiş.

Sayın Engin, 60’a göre size de söz veriyorum.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Hükûmetin Kilis’e yapılan saldırıları ve yaşanan acıları görmezden geldiğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kilis ilimiz ocak ayından bugüne 70’ten fazla roketli saldırıya maruz kaldı, 21 vatandaşımız hayatını kaybetti, 100’e yakın yaralımız var. Halkımız korku, umutsuzluk ve güvensizlik içinde şehri terk ederken, Vali “Bu füzeler tabii ki düşecek, havada mı kalacak, yerçekimi var. Bizim üzerimize de gelebilir, abdestsiz dışarı çıkmıyoruz.” diyebiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana böyle bir aczi ve utancı yaşamadı. Hükûmete sormak istiyorum: Kilis bu ülkenin toprağı değil mi? Kilis’e yapılan saldırılar bu ülkeye yapılan saldırılardan sayılmıyor mu? Kilis’te yaşanan acıları ve dramı görmezden gelmenizin ve aczinizin nedeni nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Engin.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, engelli vatandaşların kamusal hizmetlerden tam olarak yararlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/183) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu. (MHP Sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Tanrıkulu.

Buyurun.

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; konuşmamın başında, içinde bulunduğumuz 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nda tüm engelli vatandaşlarımıza, görüşmekte olduğumuz önergeyle daha çok müjdeli haberler verebileceğimizi düşünerek, umut ederek başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, engelli vatandaşlarımızın toplumsal yaşama tam ve etkin katılımları ile hizmetlerden diğer bireylerle eşit biçimde faydalanmalarını sağlayacak tüm fiziki düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulması hakkındaki önergemizin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi de saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, engellilerin toplumdaki varlıklarını kabul etmek ve bu kişilerin hayatlarını kolay bir şekilde devam ettirmelerini sağlamak tabii ki iktidarların yani merkezî hükûmetin ve de yerel yönetimlerin en başta görevidir. Üstelik, bu görevler artık kanunlarla da hak hâline gelmiştir. Ancak, görmekteyiz ki ne iktidar ne de birçok yerel yönetim, engelli vatandaşlarımızın bu, yaşamlarını kolaylaştıracak düzenlemeleri maalesef hâlâ yerine getirememiştir. 59’uncu Hükûmetin işbaşında olduğu dönemde kabul edilen 5378 sayılı engelliler kanununun geçici 2’nci ve geçici 3’üncü maddeleri gereğince, 7 Temmuz 2012 tarihine kadar kamu ve kuruluşları ile yerel yönetimlere, engelli vatandaşlarımızın toplumsal yaşama tam ve etkin katılımları ile hizmetlerden toplumda yaşayan diğer bireylerle eşit bir şekilde faydalanmasını sağlayacak bütün fiziki düzenlemelerin yapılması hükmedilmişti.

Sayın milletvekilleri, bu 5378 sayılı Kanun’un çıktığı 2005 yılındaki görüşmelere baktığımız zaman, engelli vatandaşlarımıza iktidarın vermiş olduğu önem, bu görüşmeler, müzakereler devam ederken dile getirilmiş ve kanunla, onların evlerinden çıkmalarının, hatta sosyal hayata ve çalışma hayatına girmelerinin sağlanacağı sözü de verilmiştir iktidar tarafından. Engelli vatandaşlarımıza yönelik bu yerine getirilmeyen sözler ve vaatler eğer incelenirse o günün Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında da bulunmaktadır. Aradan on bir yıl gibi bir zaman geçmiştir, engelli vatandaşlarımıza vadedilen, diğer bireylerle eşit biçimde faydalanacakları gerekli fiziki düzenlemeler de maalesef yerine getirilememiştir. Kendilerinin lehine olacak olan bu gelişmeleri ve 2005 yılında verilen sözleri umutla bekleyen engelli vatandaşlarımız âdeta evlerine hapsedilmiş ve maalesef, verilen sözlerin yerine getirilememesinden de büyük bir hüsran yaşamışlardır.

Sayın milletvekilleri, iktidarın bu önemli ve hayati konuya samimiyetle yaklaşmadığını bugüne kadar yapılanlardan da görüyoruz. Çünkü Temmuz 2012’de 6353 sayılı Kanun’un Genel Kurul görüşmeleri sırasında iktidar bir önerge vererek, biraz önce bahsettiğim 5378 sayılı Kanun’un geçici 2 ve geçici 3’üncü maddelerinin süresini uzatmıştır. Bu süre uzatmayla ne elde edilmiştir? Bu kapsamda, bir yılı bu çıkarılan kanun marifetiyle, iki yılı da ilgili bakanlık eliyle olmak üzere üç yıl daha erişilebilirlik standartlarının uygulanması ertelenmiştir. Gelinen noktada engelli vatandaşlarımıza hayat, maalesef, bu çıkarılan kanunlarla artık daha da çekilmez hâle gelmiştir.

2014 yılı Şubat ayına baktığımız zaman, bu sefer, yine Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından 6518 sayılı Kanun’la 2828 sayılı Kanun’un ek 7’nci maddesinde değişiklik yapılmış, evde bakımla ilgili ödemeler “sosyal yardım” tanımlaması içerisine alınarak “sosyal yardım hane yaklaşımı” çerçevesine dönüştürülmüştür. Şimdi, bu karmaşık kanun tabirinin, bakın, ne sonuç verdiğini birazdan sizlerle paylaşacağım. Böylece, Ocak 2015’ten sonra engelli vatandaşlarımızın evde bakımına yapılacak sosyal yardımların verilebilmesi gelir testine girme şartına bağlanmıştır artık. Gelir testi nedir? Haneye giren toplam aylık gelirin -kişi başı- asgari ücretin 1/3’ünden, ağır engelli evde bakım hizmetinden faydalananlar için ise 2/3’ünden 1 tek lira bile, evet 1 lira bile fazla olması hâlinde engelli aylığının kesilmesine yol açacaktır.

Daha geçtiğimiz günler içerisinde gene kendi seçim bölgem İzmir’in Kiraz ilçesinde, arayan vatandaşlarımızın haberdar etmesiyle sizlerin gündemine getireceğim bir olayla karşılaştık. Burada, bir ailede, bir hanede yaşayan ve biri yüzde 90 oranında engelli, diğeri ise yüzde 60 oranında engelli 2 kardeşin yaşadığı bir ailede yüzde 90 engelli kardeşimize verilen aylık 800 lirayı geçtiği için tamamıyla kesilmiş diğerinin ödeneği ve böylece diğer yüzde 60 engelli kardeşimiz artık evde bakım desteği alamaz hâle gelmiştir. Bu yüzden aileler ciddi bir perişanlık yaşamıştır, hatta ve hatta daha ilgincini söyleyeyim, artık yüzde 60 gelir elde edemeyen bu kardeşimizi bir başka hanede göstermek yoluna bile gitmiştir bu insanlar. İşte, bu yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük bir de engellilik raporlarının güncellenmesi istenmiş, bu ağır eziyet engelli kardeşlerimize ve ailelerine maalesef çok zor günler de yaşatmıştır.

Hanedeki birçok engelli bireyi tek bir kişi kabul eden bu zihniyet, toplam sayısı 1 milyon 750 bini aşan muhtaç, güçsüz ve kimsesiz, düşkün kimselerin yetersiz de olsa -yani aldıkları miktar, gelir yetersiz de olsa- yıllardır bu edindikleri aylıkların da kesilmesine maalesef vesile olmuştur.

Değerli milletvekilleri, kamuda engelli memur için yüzde 3, işçiler için yüzde 4, özel sektörde ise gene yüzde 3 engelli çalıştırılması zorunluluğu vardır. Bu, yasal mevzuatta böyledir. Ancak, realiteye, gerçeğe baktığımız zaman maalesef kamuda 22.551 engelli kadrosu hâlen boş tutulmaktadır ve bunun niye boş tutulduğuna ilişkin sorduğumuz soru önergelerine bir türlü cevap alamadığımız için gerçeklerle de toplumu aydınlatamamaktayız.

Değerli milletvekilleri, engelli vatandaşlarımıza istihdam alanları açacak Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri de gündeme dahi alınmamaktadır. Engelli girişimcilerimize hâlen yeteri kadar vergi, SGK primi desteği sunulmamaktadır ve bu girişimcilerimizin finansmana erişimlerinde de maalesef pozitif ayrımcılık yapılmamaktadır.

Bu sorunların yanı sıra, ben ilave olarak bir başka konuyu da sizlerin gündemine getirmek istiyorum. Gerek sağlık hizmetlerinde gerekse diğer alanlardaki sorunlar hâlen yığınla devam etmektedir. Engelli bireylerin rehabilitasyon hizmetleri, yardımcı cihaz, tıbbi sarf malzemesi veya buna benzer hayati önemi haiz ihtiyaçlarının büyük bölümü devlet tarafından ya yetersiz bir şekilde karşılanmaktadır yahut da bunlara getirilecek olan masraflar hiç ödenmemektedir. Sağlık tesislerinde ise erişim hâlen çok düşük orandadır. Bakın, çok ilginçtir, işaret dili bilen personel ve özellikle doktor olmayışı nedeniyle birçok tıbbi merkezde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre toplam 469 hastaneden bilgi edinmeye cevap veren 385 hastanenin sadece yüzde 63’ünde işaret dili bilinmektedir. Hâlen engelli spor kulüplerine gerekli ve yeterli destek sağlanamamaktadır. Engelli sporcularımız uluslararası spor müsabakalarında ya yalnız ya da mahrum bırakılmaktadır değerli milletvekilleri. Bu bakımdan, engelli vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlar sadece kendilerinin değil, hem ailelerinin hem çevrelerinin, kısacası toplumun ortak bir sorunudur.

Ben diyorum ki… 10-16 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen bu etkinliklerle farkındalık yaratılan Engelliler Haftası’nda bu önergemize destek vereceğinizi düşünüyor, tekrar hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Önerinin aleyhinde Bursa Milletvekili Sayın Bennur Karaburun.

Buyurunuz Sayın Karaburun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, pazar günü Anneler Günü olması hasebiyle bana hayatını feda etmiş canım annemin, ablalarımın ve 7/24 benle birlikte olan Leylacığımın ve tüm annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Türkiye’de son on dört yıl, engellilik alanında devrim sayılabilecek nitelikte adımların atıldığı bir dönemdir. 2005 yılında ülkemizin ilk engelliler kanunu çıkarılmıştır. 1 Temmuz 2005 tarihli 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’la sağlık, bakım, istihdam, eğitim gibi alanlarda engelli hakları konusunda temel esaslar belirlenmiş ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmak suretiyle engelli hakları konusunda bir atılım gerçekleştirilmiştir. Bu kanun neticesinde çıkarılan alt düzenlemelerle yaklaşık 1.500 maddelik bir engellilik hukuku oluşturulmuştur. Ayrıca, bu kanunla, çalışamayacak durumda olan ya da iş bulamayan engellilere bağlanan 2022 sayılı Kanun kapsamında aylıklar bu yapılan değişiklikle yüzde 200 ila yüzde 300 oranında artırılarak anlamlı bir tutara ulaşmış, aylık bağlananların kapsamı genişletilmiştir. 2022 sayılı Kanun’da 2013 yılında yapılan düzenlemeyle bu aylıktan yararlanmak için gerekli olan asgari gelir düzeyi asgari ücretin 1/6’sından asgari ücretin 1/3’üne çıkarılarak gelir bağlama düzeyi açısından kapsam genişletilmiştir. 5378 sayılı Kanun ile 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’na eklenen ek 7’nci maddeyle ilk defa bakıma muhtaç tüm engelliler bakım hizmeti kapsamına alınmış, engellilere evde veya özel bakım merkezlerinde sunulan bakım hizmetinin ücretlerinin ödenmesi sağlanmıştır. Evde bakım hizmeti için 2005 yılında 1 asgari ücret, özel bakım merkezlerinde ise 2 asgari ücret düzeyinde ödeme yapılacağı hükme bağlanmıştır. 2014 yılında yapılan değişiklikle bu ödeme gösterge rakamına bağlanarak evde bakım için 10 bin, özel bakım merkezlerinde bakım içinse 20 bin gösterge rakamlarının memur aylık katsayısı çarpımıyla bulunacak tutar kadar ödeme yapılması düzenlenmiştir. Çağdaşlığın önemli göstergelerinden olan bu hizmetlere ayrılan bu bütçe oldukça yüksektir.

Engelliye evde bakım hizmeti uygulamasında, ayrıca sosyal yardım verilmek suretiyle bakıma muhtaç engellinin evde bakımına destek verilmesi olarak yeniden formüle edilerek, birden fazla bakıma muhtaç engellisi bulunan aileler açısından, durumun aile fertlerinin psikososyal ve ekonomik durumları üzerindeki olumsuz etkileri ve ailenin bir ferdinin istihdam ile ilişkisini koparması hususu dikkate alınarak, söz konusu gelir kriterine ilişkin hesaplama yapılırken hanede bulunan birden fazla bakıma muhtaç engellinin, hesaplamada hane lehine etki yapacak şekilde değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un geçici 2’nci maddesi kapsamında, engellilerin toplumsal hayata katılımı önündeki engelleri kaldırmak üzere, kamuya açık her türlü yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel altyapı alanları ile binaların engellilerin kullanımına uygun hâle getirilmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Yine, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un geçici 3’üncü maddesiyle büyükşehir belediyeleri ile belediyelerin sundukları ya da denetledikleri şehir içi toplu taşıma hizmetlerinin engellilerin kullanımına uygun hâle getirilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Şehirler arası yolcu taşıma hizmeti ile servis ve turizm taşımacılığı hizmetinin erişilebilir hâle getirilmesine dair yönetmelik taslağı hazırlanarak, şehirler arası yolcu taşıma hizmeti ile servis ve turizm taşımacılığı hizmetlerinde engellilerin, erişebilir bir şekilde, erişimine ilişkin hususların belirlenmesi amaçlanmıştır.

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 8’inci maddesinde yapılan değişiklikle engellinin sahip olduğu brüt 200 metrekareyi geçmeyen bir evi emlak vergisinden muaf tutulmuştur. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 42’nci maddesine eklenen fıkrayla konutlarda engellilerin yaşamı için zorunluluk göstermesi hâlinde engellilere yönelik fiziki düzenlemeler yapılırken, proje tadili için kolaylıklar getirilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun “Ayrımcılık” başlıklı 122’nci maddesinde yapılan değişiklikle engellilere karşı yapılan ayrımcı uygulamalar için de altı aydan bir yıla kadar cezai yaptırım getirilmiştir. 2014 yılında 122’nci maddenin başlığı “Nefret ve Ayrımcılık” olarak değiştirilmiş ve engellilere karşı yapılan ayrımcı uygulamalar için öngörülen altı aydan bir yıla kadar olan yaptırım bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası olarak artırılmıştır. Yine, 2010 yılında Anayasa’da yapılan değişiklik kanun düzeyine aktarılarak engellilere yönelik pozitif ayrımcılığın ayrımcılık olarak değerlendirilmeyeceği düzenlenmiştir. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un 15’inci maddesine dayanılarak çıkarılan 14/4/2006 tarihli ve 26139 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk İşaret Dili Sisteminin Oluşturulması ve Uygulanmasına Yönelik Usul ve Esasların Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik uyarınca Türk işaret dili sisteminin oluşturulmasına yönelik çalışmalara başlanmıştır. Türk işaret dili tercümanlığı ve Türk işaret dili sisteminin oluşturulmasına ilişkin esaslar belirlenmiştir. Türk işaret dili tercümanlığı ve öğretici sayısının artırılması amacıyla Talim ve Terbiye Kurulu onaylı eğitim programları hazırlanmış, işaret dili tercümanlarının illerde istihdamı sağlanmıştır. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un 15’inci maddesiyle üniversite öğrencilerinden engelli olanların öğrenime etkin katılımlarını sağlamak amacıyla Yükseköğretim Kurulu koordinasyonunda, yükseköğretim kurumları bünyesinde, engellilere uygun araç gereç ve ders materyallerinin, uygun eğitim, araştırma ve barınma ortamlarının temini ile eğitim sürecinde yaşadıkları sorunların çözümü gibi konularda çalışma yapmak üzere engelli öğrencilere danışma ve koordinasyon merkezleri kurulması sağlanmıştır. Asgari yüzde 20 oranında engelli olduğu tespit edilen ve özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından da eğitsel değerlendirmeler ve tanılamalar yapılarak 5580 sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanunu kapsamında açılan özel eğitim okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde verilen destek eğitimini almaları uygun görülen görme, işitme, dil, konuşma, spastik, zihinsel, ortopedik veya ruhsal engelli bireylerin eğitim giderlerinin her yıl Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarı, Bakanlık bütçesinde bu amaçla konulan ödenekten karşılanmaktadır.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’la kurulmaları öngörülen korumalı iş yerlerinin açılmasının teşvik edilmesi için 6518 sayılı Kanun’la çeşitli tedbirler öngörülmüştür. Yasayla iş gücü piyasasına kazandırılmaları güç olan zihinsel veya ruhsal engellilerin istihdamı açısından büyük önem arz eden korumalı iş yerlerine işlerlik kazandırılması, yaygınlaştırılması ve bu suretle, engelli istihdamının artırılması için Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Belediye Gelirleri Kanunu ile İşsizlik Sigortası Kanunu’nda değişiklikler yapılarak birçok teşvik hükmü geliştirilmiştir. Ayrıca, İş Kanunu’na getirilen Ek 1’inci maddeyle korumalı iş yerlerinde çalışacak engellilerin maaşlarının belli bir orana kadar hazineden karşılanması sağlanmıştır.

2010 yılında Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yapılan değişiklikle, engelliler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı hükmü getirilerek engellilere pozitif ayrımcılık, anayasal düzeyde de bir güvence kazanmıştır. Bağlayıcı nitelikte ilk ve tek uluslararası belge olan ve engellilerin ayrımcılıkla mücadele ana ekseninde hak ve özgürlüklerden tam ve eşit yararlanmasını ve kolaylaştırıcı tedbirlerin alınmasını öngören Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’yi 30/3/2007 tarihinde imzalayarak sözleşmeyi ilk imzalayan ülkeler arasında yer aldık.

Engellilerin devlet memurluğuna alınmasına ilişkin sınavların kamu kurum ve kuruluşlarınca ayrı ayrı yapılması yerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 53’üncü maddesinde 6111 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle ilk defa devlet memuru olarak atanacak engelliler için ayrı ve merkezî bir sınav yapılması geliştirilmiştir. Bu ve bunlar gibi daha niceleri AK PARTİ döneminde gerçekleşmiştir. Bu değişimde engellinin, yalnızca tıbbi yaklaşımla değil, toplumsal ve hak temelli yaklaşım üzerinden tanımlanması da etkili olmuştur. Her ne kadar engelli hakları kavramı, engelli bireylere ait bağımsız bir hak kategorisi gibi algılanmakta ise de bu kavramla amaçlanan, engellilerin tüm temel hak ve özgürlüklerden diğer bireyler gibi tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik etmek ve insan onuruna olan saygıyı güçlendirmektir. Hak temelli gelişen yeni yaklaşımlar çerçevesinde, bu yüce çatı altında AK PARTİ çalışmalarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karaburun, size ek süre verebilirim tamamlamanız için.

Buyurunuz, ek süre veriyorum.

BENNUR KARABURUN (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

…hız kesmeden devam edecektir. Eksikler olabilir ancak düzenlenen kanunlar, yapılan iyileştirmeler göz ardı edilmemelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karaburun.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı Konya Milletvekili Sayın Mustafa Hüsnü Bozkurt.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; engelli vatandaşların kamusal hizmetlerden tam olarak yararlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından verilen araştırma önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak için huzurlarınızdayım. Bu vesileyle değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, az önce burada AKP Grubu adına konuşan değerli milletvekili arkadaşımızın her söz aldığında buraya seyyar bir platform taşınıyor Sayın Başkan, değerli Meclis Başkanından ve Başkanlık Divanından -tam da Engelliler Haftası’nda- buraya bir elektronik platform yapılmasını -ola ki başka engelli arkadaşlarımız da olabilir- belki daha sağlıklı bir görüntü oluşmasını temin etmelerini rica ederek başlamak istiyorum.

Benden önce konuşan her iki konuşmacı da genel bilgileri verdiler. Tabii, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası dünyada Birleşmiş Milletlere üye hemen hemen bütün ülkelerin bu hafta dolayısıyla farkındalık yaratma amacıyla değişik etkinlikler düzenlediği bir hafta.

Türkiye’de 8,5 milyon engelli yurttaşımız var, nüfusumuzun yüzde 12’si engelli. Bu konuda -az önce sözü edildi- 2012 yılında yapılan bir değişiklikle üç yıl ertelenerek uygulaması 7 Temmuz 2015 tarihine uzatılan 5378 sayılı engelliler kanununa atıfta bulunarak ben de bir önerge vermiş idim, altı aydır cevap bekliyorum. Önergemizde sorduğumuz şey şu idi: “Türkiye’de 30’u büyükşehir belediyesi olmak üzere toplam 1.397 belediye var. Bu belediyelerden kaçı bu yasanın getirdiği engelliler için kolaylıklar sağlayan ve ulaşımlarını kolaylaştıran önlemleri almışlardır? Kanunun gereğini yerine getirmeyen belediyeler hakkında bir yaptırımınız var mıdır?” gibi ama bir yanıt alamadık.

Aslında, Türkiye İstatistik Kurumunun sayfasına girdiğimiz zaman bile büyük bir ayıpla karşılaşıyoruz. 2011 yılından bu yana engelli bireylerin sorun ve beklentileriyle ilgili hiçbir araştırma yapılmamış, güncel hiçbir veri yok arkadaşlar.

Keza, engellilerimizin kamu binalarına ulaşımından başlayarak çeşitli sorunları var. En önemli sorunlarından biri de eğitim. Eğitimden yararlanabilen toplam engellilerimizin oranı yüzde 7,7 bile değil ve engellilerimizin yüzde 96’sı mesleki eğitim alamıyor.

Keza, bir işte çalışabilen engellilerimizin toplam engelli nüfusa oranı yüzde 14,3. Bu da bu noktada, hakikaten çok geride olduğumuzun en somut göstergelerinden biri arkadaşlar. Tabii, asıl engelin bedende veya zihinde değil, fikir ve vicdanlarda olduğu gerçeğinin de altını çizmek isterim. Engelli yurttaşlarımızın durumu bu. Peki, memleketin durumu ne, biraz da ona bakalım.

Sevgili arkadaşlar, demokrasilerde hükûmet olmanın yolu seçimlerde yurttaşların tercihine mazhar olmaktır. On dört yıldır yapılan seçimlerde bu tercih Adalet ve Kalkınma Partisinden yana tecelli etmektedir ve bu anlamda herhangi bir itiraza yer olmaksızın Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına Hükûmettir. Tıpkı engellilerimize olduğu gibi, devletimize bakışında da ciddi sorunlar var Adalet ve Kalkınma Partimizin. Nedir? Hükûmetler devleti yönetmek için görevlendirilmiş heyetlerdir, devlet olmak için değil. çünkü devlet, tüm yurttaşların devletidir, o devleti yönetmek görevi de hükûmet olan heyetindir. Birinci görev nedir? Vatanın sınır bütünlüğünü sağlamak. İkinci vazgeçilmez görev: O sınırların çevrelediği vatan topraklarının bütünlüğünü sağlamak. Üçüncü görev: O topraklar üzerinde bağımsızlığın simgesi olan ulusal bayrağın özgürce dalgalanmasını sağlamak. Ve nihayet hükûmet olmakta dördüncü olmazsa olmaz koşul da vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak.

Sevgili arkadaşlar, değerli AKP’li dostlar; on dört yıldır iktidardasınız. Sınırları koruyamıyorsunuz, 900 kilometrelik Suriye sınırımız kevgire dönmüş, kimin girip çıktığı belli değil, dünyanın bütün terör örgütleri ülkemizde cirit atıyor. Ankara’da, ülkenin başkentinde beş ayda 3 terör saldırısında 168 yurttaşımızı yitirdik. Diyarbakır’ın göbeğinde, garnizonda bayrağımız indiriliyor, maşallah çıt yok; çıt yok. Askerimizin başına çuval geçiriliyor çıt yok, nota “müzik notası” mı falan deniyor. Vatan topraklarının bütünlüğünü sağlamak konusunda bir eski asker ve kırk üç yıllık bir hekim olarak beni dehşete düşüren bir vurdumduymazlık içindesiniz. Bu kürsüden defalarca dile getirdik, 17 adamız 2009’dan beri Yunan işgali altında, çıtınız çıkmıyor. Hayretler içindeyim yani her şeyde, her konuda önüne gelene dava açan arkadaşlarımız, diyoruz ki “Vatan toprakları işgal altında, 17 ada işgal altında.” ne yapıyorsunuz? Hiç ses yok. Yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumakta ciddi aciz içindesiniz. Yirmi beş gündür Kilis bombalanıyor. Baştan “Gökyüzünde gezerken rastgele düşen roketler.” falan dediniz; şimdi, roket atıldığı nihayet kabul edildi. Valiniz “Abdestli gezin de mundar gitmeyin.” diyor. Ve ülkemiz, şu ülke yani emperyalizme karşı ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla korunmuş şu ülkeyi yönetenler NATO’dan, Birleşmiş Milletlerden ve Amerika Birleşik Devletleri’nden medet umuyor. Nere için? Kilis’i IŞİD roketlerinden korumak için. Sevgili arkadaşlar, engelli yurttaşlarımızdan özür diliyorum ama 8,5 milyon engelli yurttaşımıza şunu söylüyorum: Kilis’teki vatandaşının canını koruyamayan bir Hükûmetten size gelecek hiçbir hayır yoktur kardeşlerim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, vurdumduymazlığınız o boyutta ki bakın, üzerine bastığınız zemin altınızdan kayıyor sevgili AKP’li kardeşlerim, bunu samimiyetle söylüyorum. Bunu ister bir milletvekili uyarısı diye alın, ister okuryazar bir adam uyarısı diye alın, ister bir vatandaş uyarısı diye alın, nasıl kabul ederseniz öyle kabul edin; bakın, çok duyarlı olmanız gereken konularda hiç sesiniz çıkmıyor arkadaşlar. Kalkılıyor, “Parlamenter sistem rafa kaldırıldı.” deniyor, çıtınız çıkmıyor. “Ben seçildim, o hâlde isteseniz de istemeseniz de bu ülkenin düzeni değişmiştir.” deniyor yani Anayasa yok sayılıyor, sesiniz çıkmıyor. Oysa o Anayasa’ya göre bu Mecliste görev yapıyoruz hepimiz. Yine, “Laiklik olmamalı yeni anayasada.” deniyor. Hepiniz biliyorsunuz, siz de biz de, laiklik demokrasinin olmazsa olmazı; laiklik hepimizi şu çatı altında bir araya getiren ve şu kürsüde konuşturan en temel ilke. Yine çıtınız çıkmıyor. Hadi “iki ayyaş” dediniz, o bir densizin lafıydı diyelim; şu Meclis Başkanlığı kürsüsüne oturttuğunuz arkadaşınız “Cumhuriyeti dinsizler kurdu.” diyor, yine çıtınız çıkmıyor. Yahu, sizden engellilere ne hayır gelir Allah aşkına ya, çok ciddi soruyorum. Bu soruların yanıtını verin, gelin buraya. Yani, nasıl oluyor da Meclis Başkanlığı kürsüsüne koyduğunuz arkadaşınız “Bu cumhuriyeti dinsizler kurmuştur.” diyebilme densizliğini gösteriyor, bu kabul edilebilir bir şey mi? (CHP sıralarından alkışlar)

Ve sevgili arkadaşlar, nihayet, bütçe konuşmalarında, şurada, hepimize liderlik dersi veren ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu kendi grubuna hâkim olmamakla suçlayan -ve benim de “Sayın Davutoğlu, o kadarını asker de, çavuş da yapıyor. Liderlik belli sayıda insana lafını geçirmek değil, sözünü muhatabına dinletebilmektir.” diye yanıt verdiğim şu kürsüden- Sayın Başbakanınız, kulağından tutulup kapının önüne konuyor, “Reis de bizim, Hoca da bizim.” deyip gayet büyük bir rahatlıkla yürüyüp gidiyorsunuz.

Arkadaşlar, hepimiz burada milletin verdiği oyla… Siz nasıl 23 milyon oyu temsil ediyorsanız, şu sıralarda oturan arkadaşlar 12 milyon oyu, o arkadaşlarımız o kadar oyu, MHP sıralarında oturan arkadaşlarımız şu kadar oyu… Hepimizin oyu aziz ve mübarektir, yurttaşın oyudur. O oya saygınız nasıl olmaz, nasıl olmaz böyle bir şey?

Şimdi de, yani hakikaten anlamakta zorluk çekiyorum, düşük profilli bir Başbakan arıyorsunuz arkadaşlar. Arkadaşlar, bu lafı nasıl yersiniz, nasıl yutarsınız, nasıl tahammül edersiniz? Türkiye Cumhuriyeti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) - …Başbakanlık makamını devalüe etmeye sizin ne hakkınız var arkadaşlar? Nasıl böyle bir şeye rıza gösterirsiniz? Bu kabul edilemez, bu asla kabul edilemez.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) - Siz anlayamazsınız.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) - Siz de kabul etmeyin sevgili kardeşim, siz de etmeyin. O lafı söyleyen arkadaşınıza o lafı geri aldırın.

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Yazıklar olsun. Sen işine bak. Sen kendi partinin işine bak.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık koltuğu bu kadar hakir görülemez, bu kadar gözden düşürülemez.

BAŞKAN – Sayın Bozkurt, teşekkür ederiz.

Sayın Bozkurt, süreniz bitti.

ALİ ŞEKER (Kocaeli) – “Aile içi meseleye karışmayın.” diyorlar.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yine de buraya bir elektronik platformun yapılması teklifimi Sayın Meclis Başkanının laiklikle boğuşmaktan boş kaldığı bir zamanda kendisine iletirseniz sevinirim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bozkurt, elektronik platform önerisini Sayın Meclis Başkanına ileteceğim.

Şimdi, grup önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer.

Süreniz on dakika Sayın Gürer.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özünde, Engelliler Haftası’nda -biraz evvel sayın vekilimin de belirttiği gibi- yapılanla yapılmayanı en iyi özetleyen AKP Milletvekilimizin biraz evvel buraya getiriliş biçimiydi. Bunu, biraz sonra başkalarını eleştirirken buradan başlayarak dile getirmenin yararlı olduğunu düşünüyorum. Demek ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde, burada bir engelli milletvekilinin olacağı düşünülerek bunu dahi akıl edememişiz. Bu anlamda belediyeleri, kamu kuruluşlarını biraz sonra söyleyeceğim ama işe buradan başlamak gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, engellilerle ilgili çok söz söylüyoruz, bu konuda yasalar çıkarıyoruz, evraklar üzerinde yazılanlar çok, söylenilenler çok ama uygulama alanlarında bununla ilgili sorunlar da çok büyük.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının yanıtlaması istemiyle bir yazılı soru önergesi verdim: Yüzde 40 ve üzeri engelli vatandaşlarımızdan sosyal hizmetler müdürlüğüne başvurarak kendileri için engelli kimlik kartı çıkaran kaç kişi olduğunu sordum. Ülkemizde yürüme engelli sayısının kaç olduğunu, yürüme engellilerden tekerlekli, akülü sandalye kullanabilecek durumda olup, tekerlekli, akülü sandalye bekleyen kaç kişi bulunduğunu, bu bağlamda ülke genelinde bir kampanya düşünülüp düşünülmediğini; ülkemizde görme engelli sayısının kaç olduğunu, kaç belediye ya da kurumda görme engelliler kitap okuma birimi bulunduğunu; engellilerin istihdamına vesile olacak eğitim ve rehabilitasyon konusundaki mesleki eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin sayısının kaç olduğunu, illere göre dağılımının ne olduğunu; 1475 sayılı İş Kanunu gereğince yüzde 3 oranında engelli istihdamını zorunlu kılan yasal düzenlemeye göre iş yerlerinde buna uygun olarak engelli istihdamının sağlanıp sağlanmadığını, bu anlamda 2015 yılında yapılan denetimleri sordum. Bunların yanıtlarının verileceğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bölgelere gittiğimizde sizlere de yansıtılıyor, son dönemde bir uygulama başladı, sosyal yardım vakıfları, engelliler için gelir testi ve engelli rapor güncelleme uygulamasına gitti. Bunun sonucunda, engelli olduğu için yıllardır yardım alan yurttaşlarımızdan yardımlar kesilmeye başladı. Gerekçe olarak da ailenin gelir durumu değerlendiriliyor. Oysa engellinin gelir durumuna bakılmaz, devlet eğer bir engelliye sahip çıkıyorsa onun elindeki hakkı almaz. Bu, bana göre bir ayıptır. Bir an önce bu uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Görme engelliler ile tekerlekli sandalye kullananlar için kamu kuruluşlarında, okullarda, camilerde, bankalarda, yollarda erişilebilirlikle ilgili sorunlar ülke genelinde devam ediyor. Bu anlamda konu ciddi olarak ele alınmalıdır. Öyle ki vatandaşımız, kaldırımda engellinin tekerlekli sandalyeyle geçeceği yere hâlâ aracını park etme duyarsızlığı içindeyse bu konuda genelde toplumun da bilinçlendirilmesi ve yapılanların yanında yapılacak olanların da birlikte sahiplenilmesi gerektiğine inanıyorum.

İşitme engellilerle ilgili bir kanun teklifi verdim. Doğrudur, işitme engelliler için tercüman bulunduruluyor ancak işitme engelliler hastanede, resmî kuruluşlarda, mahkemelerde kendilerini ifade edebilmek için tercüman beklememeli ve bu konuda onların ulaşım noktalarında mutlaka ve mutlaka konuyla ilgili tercümanlar bulundurulmalıdır yani hastanelerde, kamu kuruluşlarında, iş görecekleri yerde bunlar için tercüman bulundurulması şarttır.

Niğde Altınokta Körler Derneğini ziyaret ettim, dernek kirada. Kamu kurum ve kuruluşlarında bunlar için verilecek bir yerin dahi olmaması ve kendi derneklerini kendilerinin açık tutmaları yönündeki uygulamayı da yanlış bir uygulama olarak düşünüyorum.

Ülkemiz genelinde görme engellilerle ilgili yapılan çalışmalar olsa da bunların çok sınırlı kaldığını düşünüyorum. Yüzeylerin özel malzemeyle kaplanmadığı, sıcaklardan etkilenip kalkan ve “Yollarda görme engelliler yararlansın.” denilirken sorun olan birkaç ulaşım ağındaki sıkıntılara mutlaka sizler de tanık oluyorsunuz. Yani yapılmış olmak için iş yapılmamalı; bu sorun kalıcı, sürekli ve engellilerin de yaşamları boyunca rahat davranabilecekleri bir şekilde çözülmelidir.

Niğde’nin Horoz Köyü’ne gittim hafta sonu. Musa dayı beni yakaladı, dedi ki: “Bana bir akülü, tekerlekli sandalye.”. Sosyal yardım vakıfları var, hayırseverlerimiz var. Televizyonlara, gazetelere bakıyoruz bu tür yardımların yapıldığına tanık oluyoruz ama köydeki, kasabadaki yurttaşlara çok ulaşamıyoruz. Bunların da bir reklam aracı olması gerekmiyor. Muhtarlara sorulursa, belediyelere sorulursa, genelde tespit edilen her kişi bundan yararlanırsa bu insanların da sorunları aşılmış olur.

Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımımız Niğde’de terfi ligine kaldı. Başkanı kutlamak için aradım. Onların malzeme sorunu olduğunu, yer sorunu olduğunu öğrendim, oldukça şaşırdım. Amatör spor kulüplerine yardım edildiği söyleniyor ama İşitme Engelliler Spor Kulübümüzün de Tekerlekli Sandalye Spor Kulübümüzün de malzeme sorunu var, yer sorunu var, bunların da bir an önce giderilmesi için yetkililerin dikkatine sunuyorum.

Keza, Beyazıt Kütüphanesinde görme engelliler için gönüllü kitap okuyan Sabahat Varol İnsel hemşehrimi daha önce de burada dile getirmiştim. Arkadaşlar, eğitimli insanlarımızın bir kısmı okey masalarında harcadıkları zaman kadar gidip kütüphanelerde görme engelliler için sesli kitap okurlarsa toplumsal fayda sağlanmış olur. Bunu da genelde bizleri izleyen herkesin dikkatine bir kez daha sunmak istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, köyleri çok gezince “Değerli hemşehrilerim” diye başlayacaktım, hoşgörün, bu kadar da oluyor. (Alkışlar)

Bu engellilerle ilgili yapılanın sınırı yok. Bakınız, Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz engelliler birimini kurduktan sonra bununla ilgili ne yapılabilir diye çalışmalar yürütmüştük. Ben de o ekibin içindeydim, birlikteydik. Yapılan bir çalışma, işitme engelliler orkestrası kuruldu. O orkestranın sahne aldığı gün keşke hepiniz orada olsaydınız. Onların duygularıyla buluşup onu görünce içsel olarak ayrı bir varlığa eriyorsunuz çünkü “İşitme Engelliler Orkestrası” akla zor gelen, yapılabileceği şüpheli görülen bir iş. Oysa şunu biliniz ki: Engelli yurttaşlarımızın yalnızca bedensel engelleri var. Onlar da bizler gibi, düşünmede, üretmede, verileni yerine getirmede çok yetenekliler, yeter ki onlara gerekli olan eğitim sağlanabilsin. Eğitim alanında sorun var, ulaşım alanında sorun var ama yapılanlar da var. Yalnız, yapılanların yetersizliğini söylemek bizim görevimiz. Yapılanlardan -daha önce de söyledim- Allah razı olsun, hiçbir eleştirimiz o konuda yok, yapılan işler bizim her zaman desteklediğimiz konular. Bunu kimin yaptığı da önemli değil. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri her alanda yapılanlar var ama yapılmayan eksiklikleri bizim dile getirmemiz gerekiyor. Onların çözüm yerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu düşünüyorum.

Ben, köylerdeki konuşmalarda, terör konusunda yurttaş sorduğu zaman diyorum ki: Milletvekili seçildiğimden beri 1 kez bile terör konulu Mecliste oturum olmadı. Onun için de terörle ilgili çözümün dahi tek adresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu dile getiriyorum, ifade ediyorum.

Bu bağlamda, diğer sorunlar için de çözüm adresini Türkiye Büyük Millet Meclisi gördüğümüzde, bunları burada dillendirdiğimizde, neticeye gidilmesi yönünde adımlar atılacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, engelliler, tabii, farklı farklı… Görmeyle ilgili var, tekerlekli sandalyeyle ilgili var, buna benzer, farklı alanlardaki yaşadıkları sıkıntılar, sorunlar da var. Ama bizler, engellileri yalnızca Engelliler Haftası’nda anımsamayalım. Nasıl ki annelerimiz için bir gün yetmezse, engellilerimiz de yaşamımızın içinde, her anında olmalı. Onlarla iletişimde, ilişkide, ziyarette, her kesimin, farklı biçimde onları sahiplenmesinin gereğine inanıyorum.

Bu dönemin Engelliler Haftası’nda söylediklerimiz, umarım ve dilerim, gelecek yıl -ki buraya gelmek nasip olursa- söylediğimizde yerine getirilmiş olur.

Tüm engellilerimizin yaşamları güzel olsun, gönüllerince gelecekleri olsun.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürer.

Buyurunuz Sayın Tanal.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Genel Kurul çalışmalarının işitme engellilere işaret diliyle ulaştırılması ve milletvekillerinin engelli otoparkına araçlarını park etmemeleri gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, burada, Mecliste tabii, kanunlar geçiyor, kanun teklifleri, tasarılar, önergeler geliyor. İşitme engelli vatandaşlarımız bu ülkenin bir parçası. Meclis Genel Kurulundan işitme engellilerin işaret diliyle bunu gerçekten öğrenmeleri gerekir. Ceza Kanunu’muzda diyor ki, efendim: “Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz.” Şimdi bu vatandaşlarımız bu işi nasıl öğrenecekler? İşaret diliyle gerçekten bu bir ihtiyaç, mutlak surette burada bunun yapılması lazım.

Bir de benim sizden istirhamım şu ve burada da tüm milletvekillerine anons edilmesini istiyorum ve Engelliler Haftası olması nedeniyle, onu da ben yeni hatırladım: Meclisin engellilere ayrılan otopark kısmı var Değerli Başkanım. Oraya, arkadaşlarımız gidip o engellilerin bulunduğu yere araçlarını park ediyorlar. Ne olur yani bunu bir anons edin. Milletvekilleri, engellilerin bulunduğu alana araçlarını park etmesinler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, milletvekillerine araçların Parlamento içerisindeki engelli otoparkına park etmemeleri gerektiği konusunda uyarıda bulunmak istediğine ve işaret dili konusunda Meclis Başkanıyla görüşeceğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Bu duyuruyu sizin aracılığınız vesilesiyle yapmak isterim tabii ki. Özellikle milletvekillerimizin, Parlamentonun içerisinde bulunan engelli otoparkına park etmemeleri gerektiğini bir kez daha uyarı olarak ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, işitme engellileri için ifade ettiğiniz o sistemin kurulması için de Sayın Meclis Başkanıyla görüşeceğimi de belirtmek istiyorum.

Teşekkürler Sayın Tanal.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, engelli vatandaşların kamusal hizmetlerden tam olarak yararlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/183) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.59

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, emekli vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla 12/4/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/05/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10/05/2006 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     Çağlar Demirel

                                                                                                                Diyarbakır Milletvekili

                                                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Nisan 2016 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan ve arkadaşları tarafından verilen (1711 sıra numaralı) emekli vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 10/5/2016 Salı günkü Birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş…

Ancak Sayın Erdoğmuş şu anda Genel Kurulda yok.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.13

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisinin lehinde ilk konuşmacı, Diyarbakır Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş.

Süreniz on dakika Sayın Erdoğmuş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Başkanım, şahsınızda ben de Anneler Günü’nü tebrik ediyor ve en güzel ödülün, annelere en güzel ödülün buradaki muhterem zevatın onlara ikram edeceği, sunacağı gerçek bir barış olduğunu da ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, emeklilik haklarıyla ilgili partimin görüşlerini bana tayin edilen süre içerisinde sizlerle paylaşıp arz etmeye çalışacağım.

Hak temelli ele alınınca tabii ki bugün emeklilere sunulan birtakım iyileştirmelerin aslında yeterli olmadığını hepimiz kabul ederiz. Çünkü, ülkemizde, belki de dünyada birçok ülkenin nüfusundan çok daha fazla sayıya tekabül eden bir emekli nüfusu var ve genel anlamda da bu emekli vatandaşlarımızın gerçekten de hakları konusunda büyük bir mağduriyetleri var. Takdir edersiniz ki bir bireyin sağlıklı olabilmesi, onun bünyesini ayakta tutan kalbinin sağlam, sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Bir toplumun da sağlıklı bir toplum olabilmesi, o toplumda da sosyal adaletin âdeta bir bünyede kalbin gördüğü işlevi görmesine bağlıdır. Eğer bir toplumda sosyal adalet sağlıklı değilse toplumsal bünyenin de sağlığından bahsetmek mümkün değil.

Sosyal adalet her şeyden önce eşitliği temin eder; eşit olmayı, eşitlik için mücadele etmeyi ve o eşitlik bilincine ulaşmayı temin eder. Eğer eşitsizlik konusunda karnemiz zayıfsa bizim söylem olarak, adaletten, eşitlikten, sosyal adaletten söz etmemizin pek bir karşılığı olmaz. Ben izninizle, bu eşitlikle ilgili bir hikâyeyle sözlerimi sürdürmek istiyorum.

Memleketlerden birine bir seyyah ilk defa yolculuk yapmış. Yolculuk yaptığı memlekette merakını gidermek için oranın belli yerlerini gezmek istemiş. Gezerken, bir anda topluluğun bir tarafa doğru koştuğunu görünce, merakla, bir olayın meydana geldiğini tahmin ederek o da o tarafa doğru koşmaya başlamış. Olay mahalline varınca bakmış ki insanlar bir halka şeklinde bir adamın etrafında toplanmışlar ve o şahıs da toprak içerisinde âdeta kendisini yerden yere vurarak haykırıyor ve inlemeler içerisinde, büyük sancılar içerisinde feryat ediyor. Kendisi için ilk olduğundan, orada seyreden, izleyen zevata biraz da sitem ederek “Burada bir adam ölüyor, göz göre göre bakınız bir can kaybediyoruz. Siz burada âdeta bir film izler gibi şu anda bu zatı izliyorsunuz.” şeklinde itirazı oluyor. “Ne yapalım?” diyorlar. “Bizim bu zatı alıp hemen hastaneye götürmemiz gerekiyor.” Orada tecrübeli bir şahıs diyor ki: “Herhâlde sen bu memleketin yabancısısın, sana bu olayın iç yüzünü anlatayım. Bu gördüğün zat çok fazla yediği için, kendi zenginliğinin, kendi refahının kıymetini bilmeyen, bağışlayın, varlık içerisinde şımarmış biri olduğu için yemesine dikkat etmemiş ve bu şekilde sancılarla kendisini âdeta tedavi ediyor.” Şaşırmış tabii, orayı terk ederek başka bir diyara, ülkenin diyelim ki varoşlarının olduğu bölgeye gitmiş. Aynı manzarayı orada da görünce “Herhâlde burada da karnı tok, refah içerisinde şımarmış bir insan manzarasıyla karşılaşacağım.” diyerek artık heyecanlı bir şekilde değil de o da oradaki izleyiciler gibi normal bir şekilde o manzarayı izlemeye gitmiş ama garip bir manzarayla karşılaşmış. Bakmış ki orada da aynı şekilde toprak üzerinde kendisini yerden yere vuran bir zat var ama açlıktan, susuzluktan âdeta bir deri bir kemik kalmış. Hayret ediyor, yanındakine dönüp soruyor, diyor ki: “Ya, kusura bakmayın, bu adam da mı fazla yiyerek acaba rahatsız oldu da bu şekilde burada o rahatsızlığını ifade ediyor bu davranışlarıyla.” “Hayır.” diyorlar. “Senin o gördüğün memleketin âdeti ile bizim memleketimizin âdeti arasında bu fark var. Bizim burada da açlıktan dolayı kıvranan insanlar var. Şu anda gördüğün şahıs midesine bir şey inmediği için toprak üzerinde âdeta haykırıyor, bağırıyor, feryat ediyor.” Oradan ayrılırken diyor ki: “Sosyal adalet denilen şey demek ki bu adamın yediği o fazla olanı bu hiç yemeyen şahsa eğer adil bir el alıp o şekilde o tevziyi yaparsa her iki şahıs da bu hastalığından şifa bulur. Bir tanesi fazla yediği için, bir diğeri de hiç yemediği için bu şekilde adaletsizlikler başını alıp götürür.”

Değerli arkadaşlar, çok kıymetli vekiller; şu anda bizim söylem itibarıyla İslami söylemleri kullanırken gerçekten de çok yüce söylemlerle sözlerimiz çok rahat bir şekilde dile geliyor ama esas olan dinin sosyal hayattaki yansımasıdır. Bakınız Kur’an-ı Kerim’de Maun Suresi diye Peygamber Efendimiz’in veya peygamberliğin ikinci yılında inmiş bir sure var, çok kısa bir sure. Vaktiniz olursa onu mealen lütfen, mutlaka -tekraren okuyanlarımız var ama- onu mealen bir okuyalım. Göreceğiz ki insanın kulluğu, insanın ibadeti, insanın inancı, insanın dindarlığının ölçüsü toplumdaki o şefkate, o merhamete, o adalete bağlıdır. Eğer toplumda halkla ilgili o tür sorumluluklar yerine getirilmemişse bizim söylemlerimizin sadece -sizleri tenzih ederek söylüyorum, kendi şahsıma, nefsime bunu söylüyorum- bir gösteriden, bir gösterişten, bir söylemden ibaret olduğunu söylemektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, hak merkezli, bütün problemlerimizin çözülmesi noktasında emeklilerimizin de haklarının bu Meclis tarafından yeniden ele alınarak tanzim edilmesi ve onları memnun edecek bir seviyede tutularak düzenlenmesi hususunu teklif ediyor; hepinizi saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğmuş.

Grup önerisinin aleyhinde Çorum Milletvekili Sayın Salim Uslu… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; HDP Grubu önerisi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın hemen başında, tüm anneleri ve şehit annelerini ve eşlerini, anne adaylarını ve tabii kadın milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum. Anneler Günü dolayısıyla kendilerine saygılarımı sunuyorum. Ayrıca, bir ay önce kaybettiğim sevgili anacığım başta olmak üzere vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaşayanlara minnetlerimi sunuyorum.

Merhamet ve şefkat abidesi tüm anaları değerli varlıklarımız olarak görüyoruz. Şair diyor ki: “Öğrendik ki, iki şey asla terk etmezmiş insanı: Biri yanındaki ana, diğeri kalbindeki yara.” Evet, şefkat ve merhamet medeniyetinin timsali analarımızı ağlatmamak konusunda daha fazla duyarlılık gösterilmesi gerektiğine inandığımı bu vesileyle belirtmek istiyorum.

Az önceki grup önerileri görüşmesinde bir sayın milletvekilimiz, engellilere tahsis edilmiş yerlere sayın vekillerimizin araç park etmemeleri gerektiğini söyledi, Sayın Başkanımız da bu konuda uyarılarını ifade ettiler. Aynen katıldığımı belirtiyorum. Bu vesileyle belirtmek istiyorum ki akülü tekerlekli sandalye şarj istasyonlarının konulması konusunda Meclis olarak, Meclis Başkanlık Divanı olarak girişimlerimiz vardır. Bunu da bu vesileyle paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hastalıkta sağlıkta, gençlikte ve yaşlılıkta milletimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Yaptığımız sosyal güvenlik reformlarıyla nüfusumuzun yüzde 98’ini sosyal güvenlik şemsiyesi altına aldık. Hastane kapılarından geri dönüşleri bitirdik. Sadece kimlik belgeleriyle vatandaşlarımızın tüm sağlık kuruluşlarından hizmet almalarını sağladık. İlaca erişimi kolaylaştırdık, eczane kuyruklarına son verdik.

İktidarımız döneminde emeklilerimizin de mali ve sosyal haklarında ciddi iyileşmeler sağladık. Emeklilerin yaşam standartlarını yükselttik, harcanabilir gelirlerini önemli ölçüde artırdık ve artırmaya da devam ediyoruz. İktidarımızda emeklilerimizin aylıklarında önemli artışlar sağlanmıştır. 2015 yılı Temmuz ayından geçerli olmak üzere SSK ve BAĞ-KUR emeklilerimizden maaşları bin liranın altında olanlar için 100 lira tutarında artış yaptık. Ayrıca aylıkları 1.000 lira ile 1.100 lira arasında olanların aylıklarını da 1.100 lirada eşitlemiş olduk.

Memur emekli aylıklarında 2015 yılı Eylül ayından itibaren ortalama 100 lira tutarında, 2016 yılı Ocak ayında ise yüzde 6,9 oranında artış sağlamış olduk. 2015 yılı Aralık ayında yaptığımız düzenlemeyle de daha önce yani eylülde yaptığımız artıştan yararlananlar da dâhil olmak üzere tüm SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıklarında 2016 yılı Ocak ayında yapılan yüzde 3,8 oranındaki artışa ilave olarak 100 lira daha bir artış yapılmış oldu.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; emeklilerimizi enflasyona ezdirmemeye özen gösterdik. En düşük SSK emekli işçi aylığı dönemimizde yüzde 403 oranında artırılarak 1.292 liraya yükseltilmiş oldu. En düşük memur emekli aylığı yüzde 330 artırılarak 1.618 liraya yükselmiş oldu. En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı da yüzde 678 oranında artırılarak 1.157 liraya yükselmiş oldu. En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı da yüzde 1.297 oranında artırılarak 919 liraya ulaşmış oldu. Oranları şunun için söylüyorum; 2002 yılından bugüne kadar gerçekleşen enflasyonla kıyaslamak isteyenler bakımından önemli artışlar olduğu gerçeğini ifade etmek üzere ifade ettim.

Sadece Ocak 2015 ile Ocak 2016 döneminde emekli aylıklarında yüzde 25 ila yüzde 57 oranında artış sağlanmıştır. Bu artışları memurumuz, esnafımız, işçimiz, asgari ücretlimiz, emeklimiz herkes biliyor ve herkes yapılanları takdir ediyor.

İktidarlarımız döneminde asgari ücreti yüzde 606,1 artırdık ve 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren net 1.300 liraya çıkarmış olduk. Böylece, asgari ücreti 2002'den bu yana yüzde 126,3 oranında reel olarak artırmış olduk.

65 yaş aylığı alanların -yüzde 788 artırarak- ücretlerini yükseltilmiş bulunuyoruz. Ayrıca, 65 yaş aylığı alanlar için tüm aile gelirlerinin hesabı dikkate alınıyordu, oysa biz, 26 Nisan 2016 tarihinde yani bundan yaklaşık on beş yirmi gün önce yaptığımız yeni bir düzenlemeyle sadece karı-kocanın gelirlerinin baz alındığı yeni bir hesaplama yöntemi getirmiş olduk. Bunun çok daha adil olacağı kanaatindeyiz.

Yaşlılık veya emekli aylığı bağlandıktan sonra çalışmaya devam edenlerin aylıklarından alınan yüzde 10 oranındaki sosyal güvenlik destek primi kesintisi, yaptığımız düzenlemeyle kaldırılmış oldu. Buna göre yaşlılık ve emekli aylığı alanlardan, esnaf olarak çalışmaları sebebiyle aylıklarından sosyal güvenlik destek primi kesintisi yapılanların bu kapsamdaki sigortalılıkları 29 Ocak itibarıyla sonlandırılmış bulunmaktadır.

11 milyonun üzerinde emeklimizi faydalandıracağımız diğer bir konu ise banka promosyonlarıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ile bankalar arasındaki görüşmeler sonuçlandırılmak üzere; yakın bir sürede emeklilerimize promosyon verilmesini de sağlamış olacağız.

Ayrıca, emeklilerimize yönelik Toplu Konut İdaresi Başkanlığımızca emekli projelerimizi de yürütüyoruz. Talep edilen her ilde uygun koşullara bağlı olarak projeler üretiliyor. Şu anda 40 ayrı il ve projede 7.681 konut çalışması emeklilerimiz için yürütülmektedir.

Mali açıdan sürdürülebilir sosyal güvenlik sistemi hedefine hızla ilerliyoruz. Sosyal güvenlik açığının kurum bütçesine oranı 2002 yılında yüzde 28,46 iken bu oran 2015 yılında yüzde 4,94’e düşmüş; 2016 yılında ise yüzde 4,9 olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Yani denk bütçeye doğru hızla ilerliyoruz. Denk bütçe aynı zamanda sosyal adalet bütçesi demektir.

Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili sorun vardır. Bu da yine sosyal mutabakatla hazırlanan bir yasayla söz konusu olmuş. Emeklilik yaşları, biliyorsunuz, kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak belirlenmiştir. Bu konuda hesaplama yönteminden kaynaklanan bir sorun vardır ve o sorun önemli ölçüde intibak yasasıyla birlikte giderilmiş bulunmaktadır. Aylık hesaplama yöntemindeki değişiklikler sebebiyle farklılaşan emekli aylıklarının da eşitlenmesi konusunda önemli çalışmalar yaptık.

Diğer taraftan, 2012 tarihli 6283 sayılı Kanun’la 2000 yılından önce gösterge sistemine göre bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarına intibak işlemini gerçekleştirmiş olduk. Bu sayede 2000 öncesi emekli aylıkları 2000 sonrası aylık bağlama sistemiyle uyumlu hâle gelmiştir. Elbette, hayat son derece dinamiktir ve devam ediyor. Hayat dinamik bir şekilde devam ettiğine göre, çeşitlenerek artan sorunların bitmesini beklemek yanlış olur. Elbette, bizim görevimiz, çeşitlenerek artan sorunlara karşı tedbirler almak ve çalışırken bu ülkenin gelişmesine katkıda bulunan emeklilerimizin refahını artırmak olmalıdır.

Sözümün bu son bölümünde, emeklilerimiz için yapılacak daha çok işimiz var, yapılanlara ilave olarak. Öncelikle, onların sendikalaşma talepleri vardır. İnanıyorum ki kısa zamanda, geçmişte üyesi oldukları sendikaların iş kolunda sendika üyeliklerinin devam etmesi konusunda da -tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi- önemli çalışmalar yapılmış, adımlar atılmış olacaktır.

Az önce konuşan Diyarbakır Milletvekili Sayın Erdoğmuş’un eşitlik tezine karşılık şunu söylemek istiyorum: Biz her eşitliğin adalet olmadığını, adaletli olmadığını düşünüyoruz; eşitlik yerine adaleti savunmanın daha doğru olduğuna inanıyoruz ve bu vesileyle, çalışmalarımızı adaleti sağlamak anlamında gerçekleştirdiğimizi belirtmek istiyorum.

Bu vesileyle, yapılan çalışmaların bir kısmını sizlerle kısaca paylaşmış oldum. Bütün bu olumlu gelişmelerle birlikte HDP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uslu.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kısa bir söz talebim var Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin vize muafiyeti konusundaki yaklaşımına, Meclisin Avrupa Birliğinin beklediği anlaşmaları geçirmesi gerektiğine ve CHP Grubu olarak katkı vermeye hazır olduklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Meclisin içinde bulunduğu durumdan ve iktidar partisinin bugünkü gündeminden… Bir grup önerisi getirmediler, yarın da uluslararası anlaşmalar görünüyor. İki aydır, altmış gündür gece gündüz çalıştığımız, vize muafiyeti için muhalefetten destek bekledikleri, AKP kriterleri değil ama AB kriterleri söz konusu olduğunda muhalefet partilerinin bu konuda olumlu yaklaştıkları ve âdeta yüzüp yüzüp kuyruğuna gelinen bir sürecin sonundayız. Geriye birkaç tane anlaşma kaldı ama Sayın Cumhurbaşkanı, bu, Avrupa Birliğiyle vize muafiyeti konusundaki yaklaşımını “Herkes kendi yoluna.” diye nitelendirdi. Tabii, devamında şu eleştiriler gelince anlaşmadan sonra Ege’de hayatını kaybedenler, kıyıya vuran Aylan bebekler bıçak gibi kesildi. Sayın Cumhurbaşkanının bu açıklamasından sonra önemli bir risk ortaya çıktı. O riski gördükten sonra da “Avrupa gereğini yapsın.” diyor. Avrupa’nın gereğini yapabilmesi için bu Meclisin Avrupa Birliğinin beklediği o anlaşmaları geçirmesi lazım. Terörle mücadeleyle ilgili anlaşmayı bahane ediyor ama biliyoruz ki içinde, suçluların iadesi ve özellikle yolsuzlukla ilgili düzenlemeler var. Biz tüm düzenlemelerin geçmesi gerektiğini düşünüyoruz, CHP olarak bu katkıyı gece gündüz vermeye hazırız. Mesele terörle mücadeleyse bir tek o kalsın; getirsinler, siyasetin şeffaflaşması, yolsuzluklar ve suçluların iadesi hemen geçsin, ondan sonra Avrupa’yla terörle mücadeleyi müzakere edecekse etsin. Ama görünen o ki Cumhurbaşkanından gelen bu telkinle AKP Grubu Avrupa Birliği vize muafiyeti serbest dolaşım vizyonunu da Avrupa Birliğine tam üyelik vizyonundan sonra terk etmiş. Bu konudaki, CHP’nin iradesini ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …AKP’nin içinde bulunduğu durumu kamuoyunun dikkatlerine arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, emekli vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla 12/4/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Selin Sayek Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, televizyonları başında bizi izleyen saygıdeğer vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye vasatlıklara hapsedildi. Hapsedildiği bu vasatlıkta “tuzak” adı verilen ve sanki içine düşülmesi zorunluymuş diye tarif edilen durumlara hapsedildi. Bir orta gelir tuzağından bahsediliyor. Bu tuzağın tarifi, çalışıp, didinip elde ettiğiniz geliri 10 bin dolarlara taşıdıktan sonra 10 bin doları aşmayı becerememek. Öyle ki reform yapma iradesini bir kenara koyan; reform yapmak bir yana, yapılmış bütün reformları heba etmeyi göze alan iktidar yaklaşımı Türkiye’yi bu gelirsizlik tuzağına hapsetti.

2008 yılından beri Türkiye yorgun; çalışıyor, didiniyor, alın teri döküyor ancak döktüğü alın terinin karşılığını asla alamıyor. 2008 yılında Türkiye’nin geliri 10 bin doları aşmışken yedi yıl, hatta neredeyse sekiz yıl sonra, bütün bu yorgunlukları takiben Türkiye bugün o yorgunlukların karşılığını alamadığı bir ekonomik tabloyla karşı karşıya. Türkiye 9 bin dolarlara inen bir gelirle yaşıyor.

Sadece emeğinin karşılığını almadığı bir ekonomik düzen yok, emekçi de emekli de bu vasatlığa mahkûm edilmiş vaziyette. Öyle ki bu orta gelir tuzağı aynı zamanda bir orta gelirsizlik tuzağı da yaratıyor. Ortaya çıkan ve bunca emekle yaratılan ekonomik kazançlar sadece bir kesime kanalize ediliyor. Yani Türkiye sadece orta gelir tuzağına değil, aynı zamanda orta gelirsizlik tuzağına da hapsediliyor.

Bu tuzağa dair çok somut veriler var. Türkiye’nin servet dağılımı, 2002 yılında, toplumun yüzde 1’inin, ortaya çıkan servetin yüzde 39’una sahip olduğunu gösteriyor. Aradan geçmiş olan sekiz yıllık süre zarfı içerisinde çalışmış, didinmiş, emeğini vermiş olan Türkiye vatandaşları bu emeğinin karşılığını alamadığı gibi, servetten de yoksun bırakılıyorlar. 2002’de nüfusun yüzde 1’i servetin yüzde 39’una sahipken 2016 yılında aynı yüzde 1 servetin yüzde 54’üne sahip. Yani emeğinin karşılığını alamayan vatandaş servet dağılımından da mahrum bırakılıyor ve o servetin üzerine oturanlar tarafından bir tuzak adı altında ekonomiden dışlanıyor.

Öyle ki, gelir dağılımındaki bozukluk sonucunda, Türkiye sadece kendiyle yarışmıyor bu vasatlıkta, dünya çapında da vasat ülkeler arasında yer almaya mahkûm ediliyor. Öyle ki OECD’nin yayınladığı gelir dağılımı rakamlarında Türkiye en kötü gelir dağılımına sahip ilk 3 ülke arasına giriyor. Türkiye, gelir yaratamayan, yarattığı geliri eşit paylaşamayan, emeğin karşılığının alınamadığı bir ekonomi olarak ve vasat bir sistem olarak tarif ediliyor.

Bu vasatlık, çalışırken vatandaşın karşısına çıktığı gibi emekli olduğunda da karşısına çıkıyor. Nisan 2016’nın verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.387 lira, aç kalmamak için ihtiyaç duyduğunuz rakam. Yoksulluk sınırı ise 4.518 lira. Emeklilerimizin milyonları, bırakınız yoksulluk sınırında maaş almayı açlık sınırında dahi maaş alamadıkları yani emekçiyken de emekliyken de hak ettiklerini alamadıkları bir düzende yaşıyorlar.

İşte, bunun için Cumhuriyet Halk Partisi 7 Hazirandan önce Türkiye’nin 11 milyon emeklisine ve Türkiye’nin 17 milyon yoksulunun önemli bir kesimini oluşturan emeklisine çift maaş ikramiye verilmesi gerektiğini haykırarak söyledi. Üstelik de bunu sadece bir ekonomik politika olarak değil, bizleri emeklilerimizin etrafında, bir masanın etrafında toplayan bayramlarda yapalım diye sosyal bir olgu olarak da söyledi. Bizlerin bu çift maaş ikramiye politikası yarım yamalak da olsa kabul edildi ancak bütüncül bir politika yapmaktan yoksun olan iktidar bu politikayı da 100 liralık maaş artışlarıyla idare edecek şekilde yapmayı tercih etti, bütüncül yapmadığı için de emekliler arasında adaleti sağlamayı da asla gözetmedi, öyle ki memur emeklileriyle işçi emeklilerine farklı zamanlarda maaş artışı yapmayı hak gördü. Oysaki Türkiye’nin bütün emeklileri aynı haklara sahip olmak için yıllarca aynı emeği vermiş, alın teri dökmüşlerdir. Onların hak ettiği bu sosyal hakları adil bir şekilde alabildikleri bir düzenin yaratılması için 7 Hazirandan önce verdiğimiz mücadeleyi vermeye devam ediyoruz. Memur emeklilerine Eylül 2015’ten itibaren verilmiş olan bu cüzi zam, diğer emeklilerimize ancak Ocak 2016’dan sonra verilmiştir. Yani emekçi, ne hak ettiğini alabiliyor ne de adil bir şekilde emekçiler arasında eşitliğin sağlanabildiği bir düzende alıyor. Öyle ki emekçi, yıllarca emeğini vermiş, artık emekli olup hayatın tadını çıkaracakken bu açlık ve yoksulluk sınırının altında kalan maaşlara hapsedildiği için emekli olduğunda dahi çalışmak zorunda kalıyor. TÜİK verilerine göre her 100 emekliden 33’ü çalışmaya devam etmek zorunda kalıyor. Çünkü onlar hapsedildikleri bu vasatlıktan kendileri mucize yaratarak çıkmak zorundalar. Onlara sunulmuş başka hiçbir hak yok. Emekli olup çalışmaya devam edenlerin yüzde 30’u da 65 yaşın üstünde. Yani tam artık “Emeğimi verdim, şimdi hayatı yaşayacağım, torunlarımla oturacağım.” dediği yaşta çalışmaya mahkûm edilen emekçiler ve emeklilerden bahsediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Çalışanlar, zamanında emeğinin karşılığını alamıyor. Alamadıkları bu ücretlerden çok daha düşük ücretlerde ve maaşlarda emekliliğe mahkûm ediliyorlar. Türkiye’nin acilen yeni bir ücret politikasına ihtiyacı var. Bu ücret politikası iki kişinin iki dudağı arasına sıkışmış, “1.300 lira verdim, rahat edin.” diyen bir asgari ücret yaklaşımıyla değil, gerçekten emekçinin hakkının karşılığını alabildiği bir ekonomik düzenle mümkün olur. (CHP sıralarından alkışlar) Bu artışları sağladıktan sonra şimdiki düzende dahi çalışırken elde ettiği gelirden çok daha düşük gelirlere mahkûm edilen emeklileri de mutlaka savunmamız gerekir. Bunun için, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeklilerin millî gelir artışından refah payı alması gerektiğini söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Mücadelemiz, emekçinin ve emeklinin mücadelesi olmak zorunda. (CHP sıralarından alkışlar)

Emekliler arasındaki bu eşitsizliği gidermek için bırakın çaba sarf etmeyi yeni eşitsizlikler yaratıldığını söyledik. Ama unutmayalım, var olan eşitsizlikleri gidermek için her seçimde bir intibak yasası konuşmaya çekinmeyen bir iktidar var. Buyurun, güç sizde, intibak yasasını bugün çıkaralım. (CHP sıralarından alkışlar)

Aynı primi ödemiş, aynı hizmet gününü sarf etmiş, aynı emeği vermiş insanlara eşitsiz bir şekilde farklı emekli maaşı verilmesi asla kabul edilemez. Sosyal güvenlik sistemini bir bütün olarak ele almak gerekir ve bu bütünlük içerisinde, herkese eşit davranan bir bakış açısıyla Türkiye'de bir düzeltme yapmak gerekir. Bunu beklemek gerçekçi değil tabii çünkü hiçbir politikaya bütüncül yaklaşan bir iktidar yapısı ve bir reform çerçevesi yok. Eğer buna bütüncül yaklaşmazsanız, o zaman “Bir gruba bir şey veririm, yarın da öbürlerine seçim gelirken veririm.” deyip kendinizi kurtarmanın ötesinde bir siyaset ortaya koymamış olursunuz.

Hastane kapılarında sürünmeyen ama hastane kapısından döndükten sonra maaşının katkı paylarıyla eridiğini gören emeklilerimiz var. Öyle ki, muayene ve ilaç katılım paylarının ve fark ücretlerinin kaldırılması için verilen mücadelede bir suskunluk mevcut. Emeklilerimiz neredeyse hiçbir ay maaşlarının tümünü alamıyorlar. Bu düzenlemenin acilen yapılması gerekiyor çünkü TÜİK rakamlarına göre emeklilerimizin yarısından fazlasının sağlık durumu bozulmuş. 11 milyon emeklinin mutlu ve huzurlu bir yaşamı hak ettiği bir Türkiye inşa etmek istiyoruz.

Unutmayalım, biraz önce MHP’nin engellilerle ilgili vermiş olduğu grup önerisi sizlerin oylarıyla reddedildi. Kimin ne zaman engelli olacağı belli olmaz. Şimdi de emeklilerle ilgili bir düzenlemeyi tartışıyoruz. Kimin ne zaman emekli olacağı da belli olmaz. Daha birkaç gün önce bu ülkenin Başbakanı malulen emekliye ayrıldı.

Saygılarımla. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Emekliye maaş ödeyemeyen genel müdürden devraldık iktidarı.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Böke.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Yılmaz Tezcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Mersin’den size selam ediyorum.

Değerli milletvekilleri, HDP Grubunun emekli vatandaşların sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu grup önerisinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri, Mersinli hemşehrilerimizi, ülkemizi ve tüm emeklilerimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, özellikle Anneler Günü sebebiyle, ben de çok değerli hanım milletvekili arkadaşlarımın annelerinin, CHP’li milletvekili arkadaşlarımın annelerinin, HDP’li, MHP’li ve tüm milletvekili arkadaşlarımın annelerinin, kayınvalidelerinin Anneler Günü’nü tebrik ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ayrıca -biliyorsunuz- Engeliler Haftası bu hafta; bu vesileyle de Engelliler Haftası’nı kutluyorum. İnşallah, bundan sonra ülkemizde gerek trafik kazaları gerekse birtakım sıkıntılar sebebiyle engelli olan vatandaşlarımızın engellerinden uzak, engelsiz bir yaşama kavuşmalarını temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa’nın en genç nüfusu ülkemizdedir. 2015 SGK verilerine göre, 10 milyona yakın vatandaşımız devletten emeklilik maaşı almaktadır. Bu rakam, bize, Türkiye’deki emekli sayısının birçok Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan fazla olduğunu göstermektedir. AK PARTİ hükûmetleri olarak bizler, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan ve ülkemiz için her sektörde yıllarca emek vermiş emekli vatandaşlarımızın yaşam standartlarını yükseltmeye yönelik çalışmaları öncelikli görevlerimiz olarak saydık ve bu düşünceyle şu ana kadar pek çok önemli çalışmalar gerçekleştirdik. AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana, bütün emekli vatandaşlarımız için bazı düzenlemeler gerçekleştirdik. Bunları, müsaade ederseniz, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu konuda, özellikle yapısal reformlar hayata geçirildi. Sosyal güvenlik reformu ve genel sağlık sigortasını hayata geçirdik. Aynı şekilde, işçi-esnaf-memur ayrımına son verildi. Mali açıdan sürdürülebilir bir sistem kuruldu. Yapısal değişim ve ekonomik istikrarla, büyüyen kapasiteyle emeklilere refah artışı sağlayacak bir pay verildi.

Az önce, Değerli Başkanım Salim Uslu Beyefendi burada birtakım rakamları sizlerle paylaştı. Tabii rakamlar hiçbir zaman yalan söylemez. Bu nedenle, buradan sizlerle bazı rakamları tekrar paylaşmak lüzumu hissettim. Zira, az önce verilen rakamlarla ilgili, biz de AK PARTİ Hükûmeti olarak, AK PARTİ Grubu olarak şu ana kadar yapmış olduğumuz çalışmalarda bütün vatandaşlarımızla, bütün emeklilerimizle bu rakamları paylaştık, kamuoyuyla çok açık bir şekilde paylaştık.

Değerli arkadaşlar, 2002’de 257 lira olan en düşük SSK emekli maaşını yüzde 345’lik artışla 1.144 Türk lirasına, 216 lira olan en düşük SSK tarım emekli aylığını yüzde 416’lık artışla 1.116 Türk lirasına, BAĞ-KUR emeklilerinin 148 lira olan en düşük emekli maaşını geçen yıl yüzde 582’lik artışla 1.014 Türk lirasına yükselttiğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ayrıca, 2002’de 66 Türk lirası olan BAĞ-KUR tarım emekli aylığını yüzde 1.092’lik artışla 784 Türk lirasına yükselttik. 2002’de 376 Türk lirası olan en düşük emekli memur maaşını 2015’te yüzde 302’lik artışla 1.513 Türk lirasına yükselttik.

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlar; 2003-2015 yıllarındaki toplam enflasyon artışının yüzde 203 olduğunu dikkate alırsak, bu rakamlar bize bazı aylıklarda enflasyon artışının 5 katı daha fazla artış yapıldığını göstermektedir. Bu, emeklilerimizin refahtan daha fazla pay almasını sağlayan bir politikanın açık göstergesidir.

Emeklilerimiz artık maaş kuyruklarında beklememektedirler. Geriye dönük baktığımızda, kısa hafızamızı yokladığımızda, banka kuyruklarında emekli amcalarımızın, ninelerimizin, ablalarımızın, kardeşlerimizin bir kısmının kalp krizinden tutun da birtakım kronik hastalıklar vesilesiyle emekli maaş kuyruklarında hayatlarını, canlarını kaybettiklerine, maalesef ve maalesef, üzülerek hepimiz şahit olduk. Ama hamdolsun, AK PARTİ iktidarı döneminde artık emeklilerimiz evlerinden emekli maaşlarını almaktadırlar. Evde maaş ödemesi sistemi gibi işlemleri kolaylaştıran uygulamalar başlattık.

Emeklilerimiz şu anda doktor seçme dâhil her türlü sağlık hizmetinden çok rahatlıkla faydalanabilmektedirler. Biz, AK PARTİ Hükûmetleri, AK PARTİ Grubu olarak bununla gurur duyuyoruz.

Temmuz ayında emekli maaşı bin liranın altında olan bütün emeklilere ayda 100, yılda 1.200 lira ek ödemeye başladık. 1 Kasım seçimlerinden sonra işçi ve BAĞ-KUR emeklilerimize de yıllık ilave 1.200 Türk lirası destek sağladık. BAĞ-KUR sigortalısı olan esnafımızın emekli aylığından kesilen sosyal güvenlik destek prim kesintisini tamamen ortadan kaldırdık.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bunlarla bitmedi, bunlarla kalmadı yapmış olduğumuz hizmetler ve kanuni düzenlemeler. Başka neler gerçekleştirdik? Astsubay emeklileriyle ilgili bazı sorunlar vardı. Bu noktada, 1’inci dereceye yükselme imkânı bulunmayan astsubayların 1’inci dereceye kadar yükselmelerine ve 3600 ek göstergeden yararlanmalarına imkân tanıyarak emekli aylıklarında artış sağladık.

Emekli vatandaşlarımızın son derece uygun şartlarda ev sahibi olmalarını kolaylaştırmak için TOKİ’yle iş birliği yapılarak ayda sadece 250 Türk lirası ücret ödeyerek ev sahibi olmaları gibi, emekli maaşlarını çektikleri bankalardan promosyon almaları gibi çok önemli birtakım düzenlemeler ve çok önemli çalışmalarımız var.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarımızın içerisinde hekim olan, doktor olan milletvekillerimiz var. Hekimlerin emekli olduktan sonra, maalesef, hayatlarını idame ettirmek için başka sağlık kuruluşlarında çalıştıklarını biliyoruz. Ama, AK PARTİ Hükûmeti olarak inşallah, önümüzdeki dönemde yapacak olduğumuz düzenlemelerle emekli doktorlarımızda da çok önemli maaş artışları gerçekleştireceğiz.

Emekliler, yaş gereği, bize göre, bazıları babalarımız, bazıları annelerimiz, bazıları ablalarımız ve abilerimiz yaşında, bazı çalışanlara göre de dedelerimiz yaşındalar. Hepimiz inşallah sağlık, sıhhat, afiyet içerisinde o yaşlara ulaşırız, bunu temenni ediyoruz. Bizim emeklilerimize, büyüklerimize göstereceğimiz saygı daha sonraki nesillerin bize göstereceği saygının bir işaretidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüldüğü gibi, 2002 yılından beri, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, sosyal güvenlik sistemini geliştirirken çalışanlar, işverenler ve emekliler arasında hakkaniyeti ve sürdürülebilir bir dengeyi oluşturma temel ilkesiyle hareket ettik ve bundan sonra da bu ilkede çalışmaya, çabalamaya, emeklilerimizi düşünmeye devam edeceğiz.

Bu bilgiler ışığında, HDP grup önerisi aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, sizleri ve ülkemizdeki bütün emeklileri saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tezcan.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım...

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önündeki barış mitingine yönelik terör saldırısına ilişkin başta istihbarat birimleri ve emniyet güçlerinin ihmalinin araştırılması amacıyla 21/4/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Mayıs 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/5/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10/05/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Özgür Özel

Manisa

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önündeki barış mitingine yönelik terör saldırısına ilişkin başta istihbarat birimleri ve emniyet güçlerinin ihmalinin araştırılması amacıyla 21/04/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (495 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 10/05/2016 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Yedi ay önce tam bugün, 10 Ekimde Ankara Garı önünde barış ve demokrasi adına yapılan bir mitingde, miting alanına Ankara Garı önünden girmek üzere bekleyen on binlerin arasına 2 canlı bomba dalmış ve kendilerini patlatarak 103 vatandaşımızın ölümüne, 500’den fazla vatandaşımızın da yaralanmasına sebep olmuştur. Bu son derece vahim bir durumdur ve cumhuriyet tarihimizin gördüğü en kanlı katliamlardan birisidir.

O günleri biraz anımsamakta yarar görüyoruz. 7 Haziran seçimleri yapılmıştı, 400 vekil diye yola çıkmıştınız ama size 276 vekil bile verilmemişti ve 1 Kasım seçimlerine sadece yirmi gün kalmıştı. O sırada “400 vekil verin, bu iş huzur içerisinde çözülsün.” dediğinizi daha dün gibi hatırlıyoruz. Önce suspus oldunuz, sonra “Millet kaosu seçti.” dediniz. Önce herkes kaostan ne kastettiğinizi anlamadı ama kısa süre sonra bütün bir ülke ve bütün bir toplum olarak ağır bedeller ödeyerek bu kaostan neyi kastettiğinizi anlamış olduk. O günlerde henüz daha kaos, toplu katliamlar, bombalı eylemler olmamıştı, ülkemiz kan gölüne dönmemişti, her gün şehitlerimiz gelmiyordu ama bir şekliyle bu kaosu hazırlamak gerektiği de ortadaydı.

1 Kasıma giden yolda taşları yavaş yavaş döşemeye başladınız. Vatandaşı dehşet içine sokmadan, bütün ülkeyi terörize etmeden iktidarı yakalamanın olanaksız olduğunu “büyük usta” fark etmişti. Kendisinin “Eğer 400 milletvekilini alacak ve Anayasa’yı değiştirecek bir sayıyı bir parti alsaydı durum bugünkünden çok daha farklı olurdu.” sözleri hâlâ kulağımızda. 1 Kasıma giderken halkımızın yeteri kadar tedirgin edilememiş, ülkenin yeteri kadar terörize edilememiş, ülkenin bütünüyle bir kan gölüne dönememiş olduğunu gördünüz ve oylarınızın yetersiz olduğunu fark ettiniz. Ancak, patlamadan sonraki sevincinizi gizleyemediniz, anımsayalım Sayın Başbakanın ne dediğini: “Ankara’daki terör saldırısı sonrasında anket yaptırdık, oylarımızda bir miktar yükseliş trendi var.” derken yüzünüz bile kızarmadı. Dahası “7 Hazirandan sonra siyaset şirazesinden çıktı, 1 Kasımda umarız milletimiz yaşadıklarımızı bize yaşatmayacak bir karar verir.” bile diyebildiniz.

O günlerde IŞİD’le içli dışlıydınız, henüz yollarınız ayrılmamıştı. IŞİD’e tam gaz gönderdiğiniz silahlar henüz Kilis’e düşmeye başlamamıştı. Henüz IŞİD’i tek bir cümle içerisinde, açık seçik “Terör örgütüdür.” diye bile tanımlayamıyordunuz, suçlayamıyordunuz; olsa olsa onlar “öfkeli çocuklardı” sizin için. Saldırıdan sonra da yine, IŞİD’i açık bir biçimde suçlamaktan, hedef göstermekten sakındınız. Anımsayın Sayın Başbakanın bizim siyasi literatürümüze hediyesini: “Bu bir kokteyl saldırıdır.” dedi. Tabii, Sayın Cumhurbaşkanı geri kalmaz, o da dedi ki: “DAEŞ, PKK, paralel yapı, El Muhaberat ortaklaşa, kolektif bir eylem.” İşte o sırada, nereden alındığını bilmediğimiz bu istihbaratlarla Türkiye kamuoyunun gözünden IŞİD kaçırılmak isteniyordu, IŞİD bizim gözümüzden kaçırılmak isteniyordu, hatta IŞİD’i işitmemiştiniz. Ancak, bugün anlaşılmıştır ki, siz de anladınız ki buradaki sorumlu terör örgütü IŞİD’dir ve IŞİD’in artık korunacak hiçbir tarafı kalmamıştır. İşte, 10 Ekim saldırısı, patlaması, katliamı böyle bir ortamda gerçekleşti.

Bu olayın gerçekleşmesinde ağır ihmaller olduğunu çok iyi biliyoruz. Hatta belki de olası kastlar olma ihtimali de var. Dolayısıyla, biz bu araştırma önergesini Meclisin gündemine taşıdık.

Bakınız, İçişleri Bakanlığına bağlı müfettişler bir ön inceleme raporu hazırladılar. Aslında, bu rapor bir itiraf niteliğindedir ve basınımızda da çok açık bir biçimde yer aldı. Burada çok açık biçimde görüldü ki devlet, istihbarat olmasına rağmen, göz yummuştur ve üstüne düşeni yapmamıştır. Nereden mi biliyoruz? Rapordan biliyoruz. Bombayı çok iyi bildiğinizi Yunus Emre Alagöz’le ilgili olarak istihbaratın verdiği raporlardan biliyoruz. İstihbaratın raporuna göre, bakınız, TEM Daire Başkanlığına -Terörle Mücadele Daire Başkanlığına- bildirilmiş ama oradaki Emniyet görevlisi üstlerine bildirme gereği görmemiş. Hâlbuki, orada açıkça teknik takip dolayısıyla biliniyor ki bu kişi -aynı zamanda, Abdurrahman Alagöz’ün yani Suruç katliamının failinin kardeşidir- ailesiyle helalleşmiş. Bu, açık bir gerçekken göz ardı edilmiş. Müfettişlerin “Niye üstlerine bildirmedin?” sorusuna verdiği cevap son derece ilginç; personel üzerinde olumsuz psikolojik etki oluşturabilir diye yapmış bunu.

Yine, raporda DEAŞ’ın canlı bomba eylemi yapabileceğine dair istihbari bilginin önemli olduğu, TEM şube müdürlüğüyle neden paylaşılmadığının yargı yoluyla araştırılması gerektiği belirtilmiş ama biliyorsunuz ki yargı yolunun önü de önce valilik, sonra cumhuriyet savcılığı tarafından kapatılmıştır.

Yine aynı şekilde, bakınız, İlhami Balı’yla sürekli konuşma hâlindeler, teknik takibe takılıyorlar, bunlar da göz ardı ediliyor.

IŞİD'in bombacısı olarak bilinen Tuncay Kaya, aynı biçimde, patlamadan on bir gün önce salıveriliyor ve patlamadan hemen sonra şüpheli eylemci olarak aranmaya başlanıyor. Bunlar eğer ihmal değilse, bunlar görevini yapmamak değilse apaçık bir ciddiyetsizliktir.

Bu ihmaller zinciri burada bitmiyor değerli arkadaşlar, değerlendirme toplantısı yapıyorlar, diyorlar ki güvenlik güçlerine: “Kendinizi bir şekilde koruyun.” Bakın, bu da yine gazetelerde manşet oldu. Düşünün, halkı koruması gereken, oradaki mitinge katılanları koruması gereken emniyet görevlileri “Kendinizi koruyun.” diyorlar. Müfettişler soruyor: “Niye böyle yaptınız? Niye, halkı, insanları koruma gereği duymadınız?” diyorlar, o da diyor ki: “Zaten bu eylem HDP'lilerin eylemi değildi, sivil toplum örgütleri yapıyordu, bu nedenle böyle bir ihtiyaç duymadık.” Bu şekilde devletin resmî raporuna geçmiş ifadeler var.

Yol uygulaması yapılmamış arkadaşlar, düşünebiliyor musunuz? Bu kişi teknik takipte, ailesiyle helalleşmiş, kardeşi daha önce Suruç’ta patlamış, Dokumacı grubuna ait olduklarını herkes biliyor, bu kişi Ankara’ya girerken ne hikmetse tam o sırada yolda uygulama faaliyeti durduruluyor ve kişi geçtikten sonra yani sekiz buçuktan sonra, saat dokuzda yolda uygulama yani denetleme faaliyeti tekrar başlıyor.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla Türkiye' de böylesine ağır bir katliama ilişkin, ilgililerin görevini neden yapmadıklarına ilişkin, varsa sorumluların bulunmasına ilişkin, istihbari bilgilerin neden göz ardı edildiğine ilişkin ayrıntılı bir araştırma yapma ihtiyacı var. Çünkü, biraz önce ifade ettik, valilik eliyle bu soruşturma izni verilmemiştir, cumhuriyet savcılığı da itiraz yetkisini, hakkını kullanmamıştır. Dolayısıyla, şu anda görev yüce Meclisimizindir.

Tabii, burada AKP Grubunun karar vermesi gereken, buna açıklık mı getireceksiniz, araştırma yoluyla buradaki bütün sorumluların ortaya çıkarılmasına katkı mı vereceksiniz yoksa siz de bunun örtülmesine göz mü yumacaksınız? Bu suçun aydınlatılmasına katkı vermiyorsanız bu suçun ortağı olduğunuzu unutmamalısınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, müfettiş raporu diyor ki: “Yeterli emareler ve kamu yararı vardır, inceleyin bunu.” Bunu göz ardı etmek artık, bundan sonra vicdanların kabul edeceği bir durum değildir arkadaşlar. Ne yapıyorsunuz peki? Böyle patlamalar oluyor, ilk yapılan şey emniyet müdürünü görevinden almak ama emniyet müdürünü görevden almakla bitmiyor çünkü 17 Şubatta bir patlama daha oluyor, atadığınız emniyet müdürünü tekrar bir daha alıyorsunuz. Ee, bitmiyor, Ankara’da patlama bitmez. 13 Martta bir patlama daha oluyor, onu da görevden alıyorsunuz. Nerede bunun siyasi sorumlusu? Sadece emniyet müdürü mü burada sorumlu?

Değerli arkadaşlar, bu bedeli tüm toplum olarak ödüyoruz, AKP iktidarının özellikle Suriye politikası dolayısıyla ürettiği sıkıntıyı, terörü… Terör örgütlerini ülkemizde konuşlanan, eylem yapan ve ülkemiz üzerinde hâkimiyet alanı sağlayan bir noktaya getirdiniz. 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği kuruldu, bugün de bunlar bizim ziyaretçilerimizdi, yaralıların, ölenlerin aileleri, yakınları ziyaretçimizdi. Ankara Garı önüne bir anıt heykel yapılmasını talep ediyorlar, adli yardım istiyorlar çünkü harç paralarının altında eziliyorlar. Bunların sorunlarına bir an evvel eğilmek zorundayız.

Dolayısıyla, burada vereceğiniz karar bu kanlı eylemin aydınlatılmasında ve aydınlık bir Türkiye kuracağımız yolda önemli katkı verecektir diyor, saygılar sunuyorum, iyi çalışmalar diliyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Emir.

Grup önerisinin aleyhinde, Isparta Milletvekili Sayın Nuri Okutan.

Buyurun Sayın Okutan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

NURİ OKUTAN (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu tarafından Ankara Garı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilen bombalı saldırıya ilişkin olarak verilen Meclis araştırma önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ döneminde terör dağlardan şehirlere inmiş, nihayet başkent Ankara birbiri ardına hain bombalı saldırıların hedefi hâline gelmiştir.

10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı’ndaki bombalı saldırının ardından güvenlik ve istihbarat zafiyeti gündeme gelmiş, ancak Hükûmet yetkililerinin olayın ciddiyetini kavrayamadıkları ve gerekli önlemleri alamadıkları, sonrasında yaşanan bombalı saldırılarla acı bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Ankara Merasim Sokak’ta 17 Şubat 2016 tarihinde, güvenlik güçlerimizin servis araçlarını hedef alan ve çok sayıda şehit verdiğimiz hain saldırının ardından güvenlik ve istihbarat zafiyeti yeniden gündeme gelmiş, Başbakan Sayın Davutoğlu Ankara Valiliğinde aldığı brifingin ardından şu açıklamayı yapmıştır: “Türkiye geneliyle ilgili güvenlik tedbirleri dışında özel bir güvenlik mekanizması ve Ankara’nın, başkentin hususiyetini de gözeten bir eylem planı hazırlanacaktır.”

Bu toplantının ardından, İçişleri Bakanlığının 8 Mart tarihli genelgesi çıkarılmış ve yürürlüğe konulmuştur. Genelgede, 17 Şubatta Ankara’da askerî servis araçlarına yönelik saldırıdan sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında yapılan güvenlik toplantılarında kararlaştırılan tedbirlere yer verilmiş ve gerekli önlemlerin artırılması istenmiştir, ancak üzülerek belirtmeliyim ki bu genelgenin akabinde, 13 Mart 2016 tarihinde, başkent Ankara, Kızılay’da gerçekleştirilen yeni bir bombalı saldırıya daha sahne olmuştur. Yine, çok sayıda masum insanımız hunharca katledilmiştir.

Toplanarak, brifing alarak, genelge çıkararak terörü ortadan kaldırmanın ve bombalı saldırıları önlemenin mümkün olmadığı yaşadığımız bu üzücü olaylarla apaçık ortadadır.

Daha önce de ifade ettik, işte, tam da bu koordinasyonu sağlamak üzere kurulan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının durumu ortada. Bu kurumun ağırlığı ve farkını bir türlü hissedemedik. Günübirlik politikalarla terörle mücadele etmek mümkün değildir. Üzülerek ifade etmeliyim ki iktidarın kusuru üzerinden atmak için geliştirdiği politikaların aynısına terörle mücadele alanında da rastlıyoruz. Bir güvenlik ve istihbarat zafiyeti söz konusu olduğunda veya olası bir başarısızlık durumunda kusur hemen başka birilerine bağlanmaktadır. Polisin içinden bilgi sızdırılması, çalıntı araçları izleyen sistemdeki koordinasyonsuzluk veya MOBESE kameralarının çalışmaması bahanelerinin arkasına saklanılarak sorumluluktan kaçılmaktadır. Bütün bu söylemler, eskilerin deyimiyle, şüyuu vukuundan beter söylemlerdir. Millet sizi Hükûmetin, devletin içindeki yapılanmalarla, devletin bütünlüğünü hedef alan bölücü terör örgütüyle de gerçek anlamda mücadele etmeniz için seçmiştir. Bütün bu bombalı saldırılarda ve sözde çözüm sürecindeki hatalarda ihmali ve kusuru olan ortaya çıkarılmalı ve hesap verilmeliydi; sorumlular bulunmalı, en azından siyasi sorumlular gereğini yapmalıydı. Aradan geçen zaman içinde, güvenlik ve istihbarat birimlerinden sorumlu olanlar görevlerinden ayrılmadı veya görevlerinden alınmadılar. Gelinen noktada, görevden ayrılan ya da görevinden alınan kişi Sayın Davutoğlu mu olmuştur?

Şimdi, buradan haklı olarak soruyoruz: Acaba, Sayın Davutoğlu’nun görevden ayrılışının ardında bütün bu terör politikalarının rolü var mıdır? Sayın Davutoğlu, PKK, PYD ve Suriye’deki örgütlerle yürütülen temaslardan dolayı mı görevden alınmıştır ya da Süleyman Şah Türbesi’ni örgütle birlikte kaçırmasından dolayı mı görevden alınmıştır?

Burada, Ankara’da meydana gelen bombalı saldırıları konuşuyoruz, sorumluların hesap vermesini ve bu katliamların aydınlatılmasını istiyoruz. Oysa, bir suikasta kurban gittiği anlaşılan Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’ın durumu bile hâlâ aydınlatılamamıştır.

Başkent patlamalarının olduğu günlerde, ABD Elçiliğinin patlamalarla ilgili olarak vatandaşlarını önceden uyardığı, âdeta il il adres verdiği basına yansımış, eleştirilere konu olmuştu. Bunun üzerine, ABD Elçiliği yeni bir açıklama yapıp istihbaratın kendilerine ait olmadığını, Türk makamlarından alınan istihbaratla ilgili kendi vatandaşlarını bilgilendirdiklerini ifade etmişlerdir. Şimdi buradan sormak gerekiyor: Amerika Birleşik Devletleri kendi vatandaşlarını bizim istihbarat bilgilerimizle uyarırken Hükûmetimiz ne yapıyordu? Yetkililer neyle meşgullerdi? Bizim vatandaşımızın can ve mal güvenliği ABD vatandaşları kadar önemli değil miydi? Elbette önemlidir. Peki, o hâlde tekrar soruyorum: Hükûmetimiz ve görevliler ne yaptılar?

Sözde çözüm sürecinde ihmalleri olanların, faturayı milletimiz için daha da ağırlaştıranların ödüllendirildiklerine şahit oluyoruz. Bugün, silahların stoklanmasında ve bombaların gömülmesinde ihmali olan kamu görevlileri hâlâ görevlerinde tutulmaktadırlar. Bütün bunlardan daha vahim olan ise patlayan bombaların Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarını artırdığının Sayın Başbakan Davutoğlu tarafından söylenmiş olmasıdır. Burada, bütün bu eylem ve katliamların sanki bütün milletimizi değil de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını hedef aldığı algısı oluşturulmuş; bu durum tam bir aymazlık, öngörüsüzlük ve siyasal çıkarcılıktır.

Sınırlarımızın delik deşik edildiği, mülteci kılığında ülkemize giriş yapan bombacıların başkentin göbeğine kadar gelebildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Buradan açıkça soruyoruz: Bütün bu canlı bombalar Ankara’ya gelene kadar neden yakalanamamıştır? Bombalı eylemlere katılan çalıntı araç hiç mi kameralara yakalanmamıştır? Yakalandıysa neden takip edilip etkisiz hâle getirilmemiştir? Bütün bu olaylarda kusur ve ihmali olan kamu görevlilerinin soruşturulmasına gerek olmadığına neden karar verilmiştir? Öyleyse suçlu kimdir?

Değerli milletvekilleri, terörle mücadelede Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının kafası karışıktır. Kurumlar arası koordinasyon kaybolmuş, iş birliği ve bilgi paylaşımı ortadan kalkmış, hatta kurumların kendi içinde bile fikir ve görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Terörle mücadele yerine sözde çözüm sürecinde teröristle müzakere yöntemini seçen Adalet ve Kalkınma Partisinin başarısız, isabetsiz politikalarının ağır faturasını milletçe, hep birlikte ödüyoruz.

Sarı öküz hikâyesinde olduğu gibi, terörle mücadeleden vazgeçip teröristle müzakereye girdiğimiz gün sarı öküzü verdik ve kaybettik. Ülkemizi yıllardır kana bulayan bölücü örgütle müzakere ederek çözüm olacağını zannettiğimiz gün aslında kaybettik. Suriye’deki örgütlerle, PYD ve El Nusra uzantısı örgütlerle içli dışlı olduğumuz gün kaybettik. Büyüklerimizin dediği gibi: “Körle yatan şaşı kalkar.”, “Kara kazanın yanında oturana kara bulaşır.” “Orta Doğu’da bizden habersiz yaprak düşmez.” yaklaşımınıza ne oldu? Yapraklardan haberdarsınız da teröristlerden mi haberdar değilsiniz?

Değerli milletvekilleri, terör bir insanlık suçudur ve çözümü de bütün insanlığı ilgilendirmektedir. Dolayısıyla, terörle mücadelede uluslararası mekanizmalar harekete geçirilmeli, bu alanda uluslararası iş birliğine önem verilmelidir. Terörle mücadelede istihbaratı güçlendirmek, kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, teknoloji destekli analiz sistemlerini kullanmak büyük önem taşımaktadır. Coğrafi suç haritaları, suç işleme bölgeleri ve zamanları iyi analiz edilmeli, personelin görev yılgınlığını önleyecek dinamik politikalar hayata geçirilmelidir. Plaka tanıma, yüz tanıma sistemleri gibi yüksek teknoloji etkin bir şekilde kullanılmalı, elde edilen bilgiler tek merkezden koordine edilmelidir. Terör örgütüne karşı en etkin mücadele, istihbarat destekli nokta operasyonları yapmaktır. Bombalı eylemi yapan kadar, bu eylemlerin talimatını verenler de etkin bir istihbarat yöntemiyle takip edilmelidir. Terörle mücadele, samimiyet ister, kararlılık ister, tutarlılık ister. Terörle mücadele, ilgili kurumların tam bir saat sistematiği içinde, birbiriyle uyum ve ahenk içinde çalışmasını gerektirir. Teröre karşı en büyük caydırıcılık budur.

Bu duygu ve düşüncelerle, şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Okutan.

Grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, 10 Ekimde, bizzat tanık olduğum, çok ciddi, büyük bir katliam yaşadık Ankara’da ve bu katliamdan… Aslında “yaşadık” değil, yaşatıldı bu katliam ve adım adım gelindi Ankara katliamına. Örneğin, ülkenin en barışık, en güler yüzlü insanlarının olduğu Hatay’da IŞİD militanları hastanelere doldurulup tedavi edilerek; yapılan bütün uyarılara rağmen dokunulmayan Dokumacılar gruplarıyla; daha sonra “Çocuğum IŞİD’e katıldı.” diyen aileler dikkate alınmayarak; MİT tırlarını değil, bunları soruşturarak değil, bunları yazan gazetecilere açtığınız soruşturmalarla; binlerce insanı yerinden yurdundan eden ve daha sonra cesetleri denizlerde kıyılarımıza vuran, bununla bize bir vicdan yarası daha açtığınız, savaş sonrası rant üzerine kurulu Suriye politikalarınızla adım adım Ankara katliamına getirdiniz bizleri. Sadece katliam değil, aslında, daha sonrasında yaşattıklarınızdan da hukuki olarak da siyasi olarak da sorumlusunuz çünkü iktidardasınız ve iktidarda olanın sorumluluğu vardır. Devletin önleme yükümlülüğü vardır, pozitif sorumluluğu vardır ve hukukta da bunun karşılığı vardır. Bu nedenle, sadece bir tane Emniyet görevlisini görevden almakla bu sorumluluktan hiçbir şekilde kurtulamazsınız.

Katliamın sonrasında insanların üzerine gaz sıkıldı. Katliamın sonrasında ortada yeterli ambulans olmadığı için özel araçlarla hastanelere yaralılar taşındı. Katliamın sonrasında insanlar ikide bir patlayan lambaların altında, Ankara’da morgda, hastanenin önünde, ortalığa saçılmış cesetleri teşhis etmeye çalıştılar. Daha sonra 6 tane morg yeri yapıldı ve çadır içerisine alınarak burada daha -tırnak içerisinde- insani ortamda teşhisler yapılmaya çalışıldı. Ne bir psikolojik yardım vardı ne bir dayanışma vardı, sadece Kızılay bir çorba dağıttı, o kadar. Ama en güzel yapılan şey cenaze kaldırma işiydi, bu gerçekten çok iyi yapıldı.

Ankara katliamında 101 yurttaşımızı kaybettik, 500’den fazla kişi de patlamadan yaralı olarak kurtuldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, katliamı değerlendirirken suları daha da bulandırmak maksadıyla “terör kokteyli” sözünü icat etti ve gerçeklerden uzaklaştırmak, aslında gerçeğe işaret etmemek, “IŞİD” dememek için ortaya çıkarılan bir şeydi bu. Devletin en üst yetkililerinin bu ciddiyetsiz açıklamalarına rağmen gerçek saklanamadı. İlerleyen süreçte saldırılarla ilgili müfettişlerin hazırladığı ön inceleme raporu ve eklerinde ortaya büyük skandallar çıktı. Patlamadan yirmi beş gün önce IŞİD’in mitinglerde birden fazla canlı bombayla eylem yapacağına dair istihbarat alındığı, ancak bilginin mitingle ilgili önlem alan güvenlik şube müdürlüğüne iletilmediği ortaya çıktı. Raporda, o tarihteki emniyet müdürü, TEM, güvenlik ve istihbarat şube müdürlerinin de ihmal suçundan soruşturulması gerektiği belirtilmişti. Raporda yer alan “Adli soruşturma açılmasında kamu yararı vardır.” görüşüne rağmen söz konusu personel hakkında valilik soruşturma izni vermemişti. Raporun eklerindeyse 1 Ocak 2015 ile 10 Ekim 2015 tarihleri arasında polis ve MİT’in canlı bomba saldırılarına ilişkin 62 ayrı istihbarat notu olduğu bilgisi yer aldı. Müfettişlerin hazırladığı tabloya göre, son istihbarat notunda 10 Ekim tarihinde canlı bomba “Yunus Alagöz”ün adı da yer alıyordu, Suruç bombacısının kardeşi. Bu istihbarat aslında 10 Ekim sabahı Emniyete iletilmiş ve Emniyet tarafından biliniyordu yani Ankara katliamının yapılacağı biliniyordu. Bu nedenle, hukuki olarak da siyasi olarak da sorumlusunuz.

Evet, hepimiz biliyoruz ki -Suruç, Reyhanlı, Diyarbakır, Sultanahmet, Ankara’da- birçok katliam yaşandı. Kimi hedef gösterelim istersiniz? On dört yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz ve samimiyetle sormak isterim: Bu olanlardan, hukuken önleme yükümlülüğü olan bir idare olarak kim sorumludur? Adliyeleri, statları, camileri, sarayları koskocaman yapmayın; bırakın, adaleti, eşitliği, barışı, insanlığı büyütelim. Barış isterken ölen o insanlara karşı, devlet ve iktidar, sorumluluğunu başka türlü asla ama asla ödeyemez.

CHP’nin araştırma önergesine “evet” oyu vereceğimizi ifade etmek isteriz.

Ankara katliamı ve diğer katliamlardan sonra aslında bir başka olayı daha yaşıyoruz biz. Bu hafta Engelliler Haftası ve bütün bu katliamlarda maalesef çok sayıda engelli yurttaşımız da oldu; bu katliamlardan sonra engelli oldular onlar.

Ben, özellikle engelli nüfusu içinde azımsanamayacak oranda olan, öyle yüzdelerle ifade edilen engelli kadınlarla ilgili birkaç söz de söylemek istiyorum. Engelli kadınlar hem engelli hem de kadın olmaktan kaynaklı çifte ayrımcılığa maruz kalıyorlar ve temel hak ve özgürlükleri çoğu zaman ihlal ediliyor. Engelliliği yanı sıra kadın olmanın getirdiği ayrımcı tutumların ve kalıplaşmış yargıların baskısı altında olan kadınlar, toplumsal cinsiyet dayatmaları sonucu doğan cinsiyet eşitsizliği nedeniyle üzerlerinde daha ağır bir etki taşıyorlar. Eğitim çağına geldiklerinde engelli kadınlar ya hiç eğitim alamıyorlar ya da çok kısa bir süre sonra eğitimden uzaklaştırılıyorlar, istihdam, sağlık gibi en temel insan haklarından ise yeterince yararlanamıyorlar. Engelli kadınlar aynı zamanda ciddi biçimde şiddete maruz kalıyorlar ve bu kadınların şiddete maruz kaldıklarına dair bir saha çalışması dahi yok. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre dünya genelinde her 3 kadından 1’i hayatında en az 1 kere şiddete maruz kalıyor. Türkiye’de her 5 kadından 2’sinin fiziksel şiddet mağduru olduğunu gösteriyor bu durum. Görüldüğü gibi gerek WHO gerekse ülkemizdeki ilgili kurumların engelli kadınlara uygulanan şiddetle ilgili herhangi bir istatistikleri, verileri yok. Engelli kadınlar şiddet ortamını terk edemiyorlar. Çünkü özellikle sığınaklar onlara erişilebilirlik sağlamıyor ve engelli kadınların, zaten engelli olmayan kadınların dahi ulaşmasının çok güç olduğu sığınaklara erişmesi neredeyse mümkün değil. İhbar hatları ise duyabilen, işitebilen, konuşabilen insanlara göre ayarlanmış. Oysa bir mesajla aslında bu ihbarın engelliler tarafından şiddete maruz kaldığının iletilmesi çok mümkün ve bu çok da yapılması karmaşık bir şey değil. Evet, ancak uzun vadeli önlem ve planlamalarla engelli kadınların yaşadıkları şiddet ve buna ilişkin önlemler alınabilir, gelişmeler sağlanabilir diye düşünüyoruz.

Ben, hayatımıza, aslında birçok kadının hayatına çok ciddi etkiler bırakmış bir engelli kadından bahsederek sözlerimi bitirmek istiyorum: Ressam Frida Kahlo. Frida Kahlo’yla ilgili, Meksikalı yazar Carlos Fuentes onu ilk gördüğü anı söyleyerek şöyle diyor: “Frida Kahlo, asırlar boyu kıskançlıkla saklanmış eski mücevherlerini sefaletten koruyup sadece hasat şenliklerinde sergileyen Meksikalı köylü kadınlara has şaşırtıcı şatafatıyla, kurumuş bacağı, sakatlanmış ayağı ve ortopedik korselerini işkence edilmiş bedeninde saklayan kırık bir Kleopatra’ydı. Onu göğe taşıyan saç süsleri, orada hazır bulunanların hepsine, hepimize onun sonsuz çeşitlilikteki kadınlığını ne acının soldurabileceğini ne hastalığın buruklaştırabileceğini söylüyordu. Meksika Devrimi’nde dökülen kan ancak Hitler ve Stalin’in emrini verdiği infazlarla kıyaslanır. Omurgasını güçlendirebilmek için çırılçıplak vaziyette başını askıya aldılar ama...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sözlerimi tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, bir dakika ek süre veriyorum, pozitif ayrımcılık yapıyorum.

Buyurunuz tamamlayınız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim.

“…Frida Kahlo, ölüm usul usul yaklaşırken bile o tören giysileri içinde yatağında yatmaya ve resim yapmaya devam etti. ‘Hasta değilim.’ diye yazacaktı, ‘Kırığım ama resim çizebiliyor olarak yaşamaktan mutluyum...”

Evet, umut hiçbir koşulda bitmeyecek bir şeydir ne Ankara katliamında kaybettiklerimizin aileleri ne sakat kalarak kurtulan yoldaşlarımız ne de engelli vatandaşlarımız için. Bize verilmeyen ister sosyal güvence ve eşit haklar isterse barış olsun, onu bizler alacağız.

Bu inançla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Emrullah İşler.

Buyurunuz Sayın İşler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Ankara Garı’nda meydana gelen patlama hakkında Meclis araştırması açılması konusunda vermiş olduğu önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, terör saldırısında kaybettiğimiz canlara Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum. Bu saldırılarda yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Terörle mücadele ederken şehit olan kardeşlerimize, güvenlik güçlerimize, askerlerimize Allah’tan gani gani rahmet diliyor, ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu saldırılarda yaralanan gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Yine, bugün, Diyarbakır’da kısa bir süre önce meydana gelen patlamada kaybettiğimiz canlara Allah’tan rahmet diliyor, yaralılara acil şifalar diliyorum. Terörle mücadelede canla başla mücadele eden güvenlik güçlerimize Allah’tan güç, kuvvet vermesini niyaz ediyorum.

Değerli kardeşlerim, 22 Temmuz 2015’ten bu yana Türkiye kapsamlı bir terör saldırısıyla karşı karşıya kalmaktadır. 22 Temmuzda Suruç’ta başlayan -DEAŞ terör örgütünün başlatmış olduğu- ardından PKK, DHKP-C ve diğer aşırı sol örgütlerin başlatmış olduğu terör saldırılarıyla aşağı yukarı dokuz on aydır mücadele ediyoruz. Bizler ülkemiz ulusal güvenliğini ve kamu düzenini tehdit eden, güvenlik güçlerinin ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini hedef alan terör örgütleriyle, ulusal ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde temel hak ve özgürlükler gözetilerek kararlılıkla ve çok yönlü olarak mücadelemizi sürdürmekteyiz. AK PARTİ hükûmetleri olarak biz, terör konusunda baştan beri en açık bir şekilde bunu ifade etmekteyiz. İyi terörist veya kötü terörist yoktur, terör dünyanın her yerinde, her kime yapılırsa yapılsın terördür dedik, gerekçesi ne olursa olsun terördür. Birinin sloganı dinî olabilir, diğerinin sloganı etnik olabilir, bir diğerinin ideolojik olabilir ama netice itibarıyla, yapılan şey terördür. Dolayısıyla, biz, nasıl PKK terörünü kınıyorsak, El Kaide, Boko Haram terörünü kınıyorsak aynı şekilde DEAŞ terörünü de kınıyoruz ve lanetliyoruz. O nedenle, ülkemizde bazı terör örgütlerine serbestlik tanındığı yönündeki iddialar kesinlikle doğru değildir. Nitekim, DEAŞ daha yeni oluşum sürecindeyken, 10 Ekim 2013 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti devleti, DEAŞ’ı terör örgütü olarak ilan etmiştir. Bu kapsamda, Suriye krizinin başladığı Nisan 2011’den günümüze kadar, yaklaşık 36 bin yabancı uyruklu şahsa yurda giriş yasağı konulmuş ve yaklaşık 3 bin şahıs ise ülkemizden sınır dışı edilmiştir. Nitekim, maalesef, bu son Brüksel saldırılarını yapan kişiler de, daha önce Paris saldırılarına karışan kişiler de sınır dışı ettiğimiz şüpheliler arasında yer alıyordu ve bu iki ülkeye de bunlar notayla bildirilmişti.

İstihbarat ve güvenlik birimlerimizin 2016 yılında terörle mücadele anlamında gerçekleştirdiği önemli faaliyetler hakkında birkaç istatistiki bilgi vermek istiyorum: 2016 yılı başından bugüne kadar, ilgili kurumlarımız tarafından eylemler ve patlayıcılara yönelik 94 önemli olay engellenmiş olup bu olayların 8’inde bombalı araç, 7’sinde canlı bomba şüphelisi, 5’inde eylem yapacak örgüt mensubu ve 74’ünde patlayıcı silah ve mühimmat ele geçirilmiştir.

DİSK, KESK, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve TTB’nin çağrısıyla “Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi! 10 Ekimde Ankara’da Emek, Barış, Demokrasi Mitingindeyiz” adı altında miting duyurusu yapılmıştır. Mitingi organize edenler tarafından, 10 Ekim 2015 tarihinde 12.00-16.00 saatleri arasında Sıhhiye’de yapılması planlanan mitingin toplanma noktası olarak Ankara Tren Garı önü bildirilmiştir. Toplanma noktasında, başta miting çağrısı yapan sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra birçok siyasi oluşum, siyasi parti, STK, dernekler ve vatandaşların katılımıyla 10/10/2015 saat 09.00 itibarıyla toplanılmaya başlanmış, takriben 10 bin kişinin toplandığı ve kortej hazırlığı yapıldığı sırada, saat 10.04 sıralarında bir patlama meydana gelmiş, akabinde, ilk patlamanın meydana geldiği yere 50 metre mesafede ikinci bir patlama daha meydana gelmiştir. Meydana gelen patlamalarda 102 kişi hayatını kaybetmiş, 417 kişi yaralanmıştır.

Mülkiye ve polis müfettişlerince yürütülen idari soruşturma kapsamında, Ankara İl Emniyet Müdürü, Güvenlik Şube ve İstihbarat Şube Müdürleri görevden uzaklaştırılarak yerlerine başka atamalar yapılmıştır. Olay yerinden elde edilerek gönderilen numuneler üzerinde yapılan analizler neticesinde, patlamanın, TNT, fabrikasyon patlayıcı madde kullanılarak 2 canlı bomba tarafından gerçekleştirildiği uzmanlarca tespit edilmiştir. Olayla ilgili 22 gözaltı yapılmış, bu şüphelilerden 15’i tutuklanmış, 3 kişi hakkında adli kontrol kararı verilmiş olup olaya karışanlardan Halil İbrahim Durgun Gaziantep’te yakalanmak üzereyken kendisini patlattığından ölü olarak ele geçirilmiştir.

Mitinglerde üst aramaları miting alanı girişlerinde yapılmaktadır.

Olayın yeniden tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla mülkiye ve polis başmüfettişi görevlendirilmiş olup şu an çalışmalar devam etmektedir. Konuyla ilgili adli ve idari soruşturmalar devam etmekte olup Ankara Adliyesi tarafından konulan yayın yasağı kaldırılmışsa da kısıtlılık kararı hâlen devam etmektedir.

Sayın milletvekilleri, terörle mücadelede engellenen eylemler sonucunda ele geçirilen malzemeleri de sizlere kısaca arz etmek istiyorum: Bugüne kadar, 274 kilogram plastik patlayıcı, 49 kilogram patlayıcı yapımında kullanılan malzeme; 348 silah, 70’i ağır, 253’ü uzun namlulu; 399 el bombası, 275 el yapımı bomba, 46 mayın, 9 canlı bomba yeleği, 16.251 adet mühimmat ele geçirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu vermiş olduğum rakamlar -sözlerime başlarken söylemiş olduğum- Türkiye'nin topyekûn bir terör saldırısıyla karşı karşıya bırakıldığının bir göstergesidir. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önerinin aleyhinde konuşuyorum.

Burada, bu patlamadan sonra yapılan açıklamalar ve özellikle muhalefetin ve iktidar karşıtlarının yapmış olduğu açıklamalar gerçekten talihsiz açıklamalar. Doğrusu, DEAŞ terör örgütü Suriye’de çıktı biliyorsunuz ilk başlangıçta ve bunun arkasında Suriye Muhaberatının olduğunu dünya âlem biliyor. Dolayısıyla, PKK bir yandan DEAŞ’la iş birliği yapıyor, Suriye Muhaberatı iş birliği yapıyor. Bu patlamadan sonra yetkililerimizin “Bu kokteyl bir saldırı.” demesini siz alaya almaya kalkıyorsunuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siz alaya alıyorsunuz, siz.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bunun bir körlük olduğunu ben düşünüyorum. Şunu biliyorsunuz ki hiçbir terör örgütü dış destek olmadan yaşayamaz. Dolayısıyla, bütün terör örgütleri vekâlet savaşı yürütmekteler. Bundan dolayı, geçtiğimiz günlerde Cemil Bayık, PKK terör örgütünün şu anki lideri ne dedi? Dedi ki: “Hedefimiz Tayyip Erdoğan’ı yıkmak, AK PARTİ Hükûmetini yıkmak.” Aynı şekilde, DEAŞ örgütü yetkililerinin de bu yönde açıklamaları var. Dolayısıyla, siz nasıl olur da Türkiye’yi DEAŞ’a destek vermekle aynı kefeye koyabilirsiniz veya böyle bir suçlamada bulunabilirsiniz?

Değerli kardeşlerim, terör örgütleri basın yoluyla beslenmektedir. Bakınız, size Ankara saldırılarından sonra o gün atılan bazı manşetleri vermek istiyorum: “Barış İçin Yastayız” diyor Cumhuriyet gazetesi, Erdoğan’ın başkanlık hırsını gündeme getirerek böyle bir manşet atıyor.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Yalan mı?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ne anormallik var orada?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bir bakıyoruz, diğer bir gazete “Yıkılsın Bu Ölüm İktidarı” şeklinde doğrudan iktidarı suçluyor.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Yalan mı?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yalan mı onlar?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bunlar teröre destek değil de nedir?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Oslo’da görüştünüz, Oslo’da.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Seyreden bir Hükûmet suçlanır orada.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Terör örgütü suçlanacağı yerde bu gazeteler manşetlerden bunları yayımlıyor. “Barışı Bir Kez Daha Katlettiler” diyor bir başka gazetemiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Oslo’da görüşmediniz mi? Habur’da karşılamadınız mı?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bakıyoruz: “Lanet Olsun” diyor. Peki, aynı gazeteler…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Adıyaman’da ellerini kollarını sallayarak bu eylemleri yapmadılar mı?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Biraz sabrederseniz…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sabretmeyeceğim. Daha ne sabredeceğiz? Kaç yüz kişi ölecek? Daha kaç yüz kişiyi öldüreceksiniz?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bakın, aynı gazeteler, Paris saldırısından sonra ne diyor? Buyurun: “Fransa Çocuklarına Ağlıyor” Ya, bunlarda azıcık millîlik yok mu, azıcık yerlilik yok mu, azıcık bu ülkeyi sevme yok mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Evet, en büyük millî katliamı yaptırdınız döneminizde.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Paris’te patlama olunca, terör olunca bunu söylüyorsunuz ama burada direkt, doğrudan iktidarı katliamla suçluyorsunuz. Peki, orada neden Fransa iktidarını suçlamadınız, hükûmetini suçlamadınız?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Fransa iktidarı da suçlu, siz de suçlusunuz.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Buyurun: “Terörü Lanetliyoruz” diye.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Suçunuzu örtemezsiniz.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bizde olduğu zaman ne tür manşetler atanların başka yerde olduğunda ne tür manşetler attığını görüyoruz. Bakınız, Sultanahmet’deki patlamadan sonra yine “Katliam Ülkesi” diye. Bunlar bütün, teröre çanak tutmaktır. Eğer siz, bu gazeteler, bu şekilde terör örgütünün propagandasını yaparsa teröre çanak tutmaktadırlar ve bundan dolayı da terörle mücadelede ciddi zafiyet ortaya çıkmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ellerini kollarını sallayarak Ankara’ya nasıl geldiler onlar?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Sayın Başkan, bir pozitif ayrımcılık da bana yapsanız.

BAŞKAN – Erkeklere pozitif ayrımcılık yapamıyoruz Sayın İşler. Teşekkür ederiz.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Başkan, çok laf attılar, bir dakika uzatın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok. Yeter.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Babalar Günü’nde, Babalar Günü’nde, size Babalar Günü’nde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nereden çıktı bu efendim? Yok efendim öyle bir şey.

BAŞKAN – Negatif ayrımcılık istiyorsanız bir dakika vereceğim size. Negatif ayrımcılık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Oo, çok kötü oldu.

BAŞKAN – Buyurun.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bakınız, Türkiye, 2011’den bu yana, Arap Baharı’ndan bu yana, uluslararası arenada bir algı operasyonuyla karşı karşıya. Dolayısıyla, Türkiye, işte, terörle özdeşleştirilerek, yok “Diktatörleşti.” vesair diyerek… Sadece 2011’den bugüne kadar 4-5 defa sandığa gidildi bu ülkede.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ne oldu? Davutoğlu’na darbe yaptınız.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Değerli kardeşlerim, sayın milletvekilleri; bakınız, basında yalan haber yazılıyor, ardından onu siyasetçiler alıyor. Bugün burada verilen önergede de aynı şey var. “Bir, siyasi arenada konuşulan basın yoluyla…” deniyor. Mesela dün, yine bir gazetede, Suriyeli bir siyasi aktörle ilgili “El Kaideciye Vize Verildi” diye bir haber var 1’inci sayfada. Şimdi, bu şahsı araştırdığımızda, baktığımız zaman, bir parti lideri, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, İtalya’da, Cenevre’de Birleşmiş Milletlerin toplantılarına katılan bir şahıs hakkında Türkiye’ye geldiği zaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - …böyle yalan haber uyduruluyor. Ondan sonra ne olacak? “Türkiye, yok DEAŞ’a destek veriyor, yok El Kaide terör örgütüne destek veriyor…” Bu da siyasetçiler tarafından sürekli kullanılıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İşler.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – MİT tırları nereye gitti? Nereye gitti MİT tırları?

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Teröristle görüşen neydi ya?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Dolayısıyla, sayın milletvekilleri, biz bu verilen önergenin aleyhindeyiz. Terörle de kararlı bir şekilde mücadelemiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Terör örgütleriyle görüşen neydi terör örgütleriyle? Ne demiştik onlara, terör örgütüyle görüşenlere?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin (2/571) esas numaralı, 19.4.2012 Tarihli ve 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/30)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/571) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili

                                                                                           İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’yi davet ediyorum.

Süreniz beş dakika.

Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye'nin yoğun siyasi gündemi içerisinde büyük bir kitlenin yaşadığı mülkiyet sorununun çözümlenmesi amacıyla vermiş olduğum kanun teklifinin gündeme alınması için huzurlarınızdayım.

Kanun teklifim, 2/B arazilerinde hak sahibi olup da başvuru yaptığı ya da başvuru yapmadığı hâlde ödemelerini süresinde yaptığı ya da yapamadığı hâlde çeşitli nedenlerle 2/B konusunda hak sahibi olma hakkını kaybeden vatandaşlarımızın yeniden hak sahibi olmasını sağlamaya yöneliktir. Kanuni ve ek süreler içerisinde vatandaşlarımız başvuru yapmış olabilir ama ödemesini aksatmış olabilir, kanuni veya ek süreler içerisinde hiç başvuru yapmadığı için doğal olarak hak sahibi olmamış olabilir. Bütün bu vatandaşlarımıza yeniden 2/B kanunu uygulamasıyla ilgili olarak bir hak vermek amacıyla söz konusu kanun teklifini vermiş bulunuyorum.

Bu çerçevede, kanun teklifiyle önerdiğim şudur: Kanunun öngörmüş olduğu kanuni süreler ve ek süreler içerisinde başvuru yapmamış olan vatandaşlarımıza altı aylık ilave başvuru süresi; kanunun öngördüğü peşinatı ve taksitleri yine peşinat ve taksit ödeme süreleri içerisinde ödeyememiş olan vatandaşlarımıza da bir yıllık ek ödeme süresi verilmesi. Teklifim bunları öngörmektedir. Eğer teklifim gündeme alınır ise 2/B konusunda başvuru yapamamış ya da yaptığı hâlde taksitlerini, peşinatı zamanında ödeyememiş olan vatandaşlarımız yeniden hak sahibi olacaklardır. Teklifim esas olarak bunu düzenlemektedir.

Sayın milletvekilleri, 2/B arazileri 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesine göre orman özelliğini kaybetmiş olması nedeniyle orman sınırı dışına çıkarılmış olan arazilerdir. Bu araziler önemli ölçüde orman köylüleri tarafından kullanılmaktadır, kentlerde ise bu araziler kentsel yerleşime konu olmuştur. Yani vatandaş ihtiyacı nedeniyle ev veya evinin bahçesi olarak bu arazileri kullanmaktadır. Aslında, mülkiyeti devlete ait olup da vatandaş tarafından ev ve bahçe olarak kullanılan ya da tarım arazisi olarak kullanılan arazileri sadece 2/B arazileri olarak isimlendirmek, gruplandırmak doğru değildir. Bu, bir gruptur, 1’inci grup budur. Bunun dışında üç grup daha vardır. 2’nci grup, hukuken orman olmakla birlikte fiilen orman özelliğini kaybetmiş olup yine vatandaşın ev ve bahçe olarak kullandığı arazilerdir. 3’üncü grup, 1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar Affı Kanunu’na konu olan ve vatandaşın tapu tahsis belgesi sahibi olduğu ya da tapu tahsis belgesini hak etmiş olduğu hâlde bugüne kadar tapusunu alamadığı araziler. Bir 4’üncü grup da 2/B orman arazisi ve 2981 sayılı Kanun kapsamında olmayan diğer hazine arazileri ki bunlarda da kentsel yerleşimler vardır.

Ben, bütün bu 4 grupta sayılan yerleşimlerin ve orman köylülerinin sorunlarının çözümü için 2 ayrı kanun teklifi vermiş bulunmaktayım. Bugün bunlardan sadece 2/B’yle ilgili olanını huzurunuza getirdim ve başlangıçta belirttiğim için ek süre verilmesini sağlamaya yöneliktir ama teklifim bununla sınırlı değil. 4 grubu sayarken bir gruptan söz ettim; hukuken orman, fiilen orman olmayan, kentsel yerleşime konu olmuş olan araziler var. Örneğin, Beykoz’da bu şekilde 6 bin hane vardır değerli arkadaşlar. Beykoz’un Tokatköy’ün Ayazma’sında şimdi vatandaşlarımız tahliye tebligatlarını almış, evlerini tahliye etme endişesi içerisinde yaşıyorlar ya da Sultanbeyli’nin Hasanpaşa Mahallesi’ndeki vatandaşlarımız tahliye edilme endişesi içinde yaşıyorlar. 2 komşudan birisinin arazisi 2/B arazisi olduğu için hak sahibi olabiliyor, diğeri hukuken orman olduğu için hak sahibi olamıyor ya da Sultanbeyli’nin Hasanpaşa Mahallesi’nde sokağın bir tarafı 2/B, diğer tarafı orman; hukuken orman, fiilen değil.

Bütün bunları çözmeyi amaçlayan bir kanun teklifini huzurunuza getirdim. Sözü edilen diğer sorunları diğer kanun teklifim konu alıyor. Örneğin, 2981 sayılı Kanun kapsamındaki tapu tahsis belgelerinin tapuya dönüştürülmesi için ayrı bir kanun teklifim vardır.

Sürem bittiği için konuşmamı burada sonlandırıyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Teklif üzerine ikinci ve son konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Gerçekten, Türk siyasi tarihinde bir ilki bugün yaşıyoruz biz. Nedir Türk siyasi tarihinde bir ilk? O ilk de şu: Sayın Akif Hamzaçebi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili, ilk olarak mevki, makamı bırakıp, halkın sorununu kendisine dert edinip ve bir kanun teklifini Meclis kürsüsüne getirip (CHP sıralarından alkışlar) bunun kanunlaşması için kanun teklifini veriyor. Ve inşallah, bu, yani, sadece bir milletvekili sıfatıyla değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili sıfatıyla veriliyor. Artık, burada, tüm milletvekili arkadaşlarımızın, tüm grupların destek vermesini biz istirham ediyoruz.

Burada, biraz önce bahsetti Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilimiz, Sultanbeyli’nin Hasanpaşa Mahallesi’nden. Değerli arkadaşlar, Sultanbeyli’nin Hasanpaşa Mahallesi’nin muhtarı var, Hasanpaşa Mahallesi’nin kanalizasyonu var, kaldırımları var, caddeleri var, sokakları var, elektriği var, evler numaralandırılmış. Bugüne kadar, Hasanpaşa’yla ilgili katkı payları alınıyor ve seçimlerde seçim kâğıtları bu adrese giriliyor ama ne hikmetse, Sayın Meclis Başkan Vekilimizin belirttiği gibi, burası hâlen ormanlık alan görünüyor.

Değerli arkadaşlar, yani, burası ormanlık alansa oraya elektrik trafosunu niçin yaptınız; burası ormanlık alansa buraya elektrik niçin verdiniz; burası ormanlık alansa buraya eve telefon niçin bağladınız, elektriği niçin bağladınız, suyu niçin bağladınız, seçmen kayıtlarını niçin bağladınız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İnternet de var.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sultanbeyli’deki Hasanpaşa Mahallesi halkı gerçekten bu konuda mağdur ve Hasanpaşalılar diyor ki: “Biz yıllarca Sultanbeyli’de AKP’ye ve ondan bir önceki aynı düşünceyi paylaşan siyasi partilere oy verdik ama bizi mağdur ettiler.” Sultanbeyli’nin imar sorunu var, Sultanbeyli’nin bu şekilde 2/B sorunu var. 2/B sorunu…

Değerli arkadaşlar, Sayın Akif Hamzaçebi Bey’in belirttiği gibi, Anayasa’mızın 2’nci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir sosyal devlettir.” diyor. Sosyal devlette, vatandaş eğer ödemesini yapamamışsa, ödemesini bilerek tabii ki yapamıyor değil, imkânsızlıklardan dolayı yapamıyor. Bu insanlar bu süre içerisinde müracaat etmiş -yoksulluğun gözü kör olsun- parası olmadığı için, para yatıramadıkları için bu tapularını alamamışlardır. Onun için, burada Meclisin yapması gereken… Anayasa’mızın belirttiği üzere, sosyal devlet ilkesi uyarınca bu vatandaşlarımıza bu şekilde bir imkânı bir daha tanımakta yarar var. Netice itibarıyla, bu bir yıllık süre, gerçekten, bugüne kadar, eşinin koluna evlenirken takılan bilezikten tutun, takıdan tutun ve borçlanarak harçlanarak tüm takıları satıp barınabilecek bir ev alan insanlarımızın mağduriyetinin önlenmesine yöneliktir. Yoksa bu insanlar villada oturmuyorlar, bu insanlar ormanı talan etmiş değiller; bu insanların hepsi bu yerleri aldıkları zaman, mutlak surette para ödeyerek almışlardır ve bunların hepsi gariban ve yoksul kesimin buralarda barındıkları yerlerdir. 2/B’nin genellikle villa olan yerlerinin hepsi paralarını peşin yatırdılar yani 100 TL maliyeti olan bir yeri 56 TL’ye satın aldılar. Ama bu vatandaşlarımız bu ödemeyi yapamıyorlar.

Eğer gerçekten herkes sözünün arkasındaysa, “Biz fakirden yanayız, geçimini yapamayan insanlardan yanayız, fukaradan yanayız.” diyorsak, hep birlikte, 4 siyasi partinin de bu teklifimize destek vermelerini istirham ediyoruz. Eğer bu teklife, tabii, oy vermezseniz, bunu reddeden grupları da gerek Beykoz’da gerek 2/B sorunu olan tüm vatandaşlarımıza ifşa edeceğimizi bilgilerinize arz ediyor, hepinize saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, mikrofonu bir açarsanız…

BAŞKAN – Sayın İnceöz, söz talebiniz mi var?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Evet, lütfen. Kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Açıyoruz mikrofonunuzu.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, doğrudan gündeme alınma önergesiyle ilgili konuda Bakanlığın bir çalışması olduğuna ve bu çalışmalar tamamlandığında konunun gündeme geleceğine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi’nin 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmasına ve İç Tüzük 37 gereğince doğrudan gündeme alınmasına ilişkin bir teklifi var. Biraz evvel biz bunu reddettik ama özellikle şunu belirtmek istiyorum: Bu konuyla ilgili Bakanlığımızın, Hükûmetimizin bir çalışması vardır, bu anlamda çalışmalar tamamlandığında konu gündeme gelecektir. Bunun bilgilendirmesi… Bu bir reddediş değildir. Bu anlamda da bununla ilgili düzenleme bekleyen milletimizin de çok rahat olmasını temenni ediyorum ben.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – O zaman tutanaklara “Evet.” diye geçirin oylamayı.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Burada “Hangi hükûmet? Hangi bakanlık?” vesaire gibi söylemlerle yan taraftan sataşma oluyor, bunları kabul etmediğimi özellikle belirtmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Şu anda Hükûmet, çalışmalarına devam etmektedir, bakanlarımız konularına hâkimdir ve kanunla ilgili çalışmalar tamamlandığında gündeme gelecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnceöz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hasanpaşa Mahalle Muhtarı da geldi, halk da geldi; Bakanla da görüştüler, hatta belediye başkanları ücretsiz araba gönderip görüştüler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Referansları yanlışmış Başkanım, bize gelsinler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Çevre ve Şehircilik Bakanıyla görüştüler, ben de görüştüm. Sayın grup başkan vekilimiz böyle söylüyor ama ilgisi, alakası yok, bunda da bilgileri yok; kusura bakmasın.

BAŞKAN – Peki, Sayın Tanal, teşekkürler.

Sayın Özel, buyurun.

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, çok teşekkür ederim.

Şimdi, biraz önce Sayın İnceöz’ün açıklamasından bir durumun bir kez daha perçinlendiğini görüyoruz. Yapılan teklif ne kadar vatandaşın sorunlarıyla doğrudan ilgileniyor, ne kadar doğru, ne kadar yerinde olsa da eğer Hükûmetten gelmiyorsa ya da kendi milletvekillerinin teklifi değilse iktidar partisi böyle bir şeyi kabul etmeyip, daha sonra ilerleyen zamanlarda bunu getirip kendisine mal etme gibi bir yola gidiyor. Eğer gerçekten burası Parlamento ise, gerçekten kuvvetler ayrılığı varsa, gerçekten milletvekilleri özgür vicdanlarıyla karar veriyor olsalar grup başkan vekillerinin haklılığını ve gerekliliğini teyit ettiği Sayın Meclis Başkan Vekilimizin ki geçen dönemde de hem bu konuda hem bedelli askerlik konusunda toplumun tüm beklentilerine uygun teklifleri hazırlayan Sayın Akif Hamzaçebi’nin bu teklifinin gündeme alınmasına “Evet.” derlerdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özür dilerim efendim, müsaadenizle…

BAŞKAN – Sayın Özel, gündeme geçtikten sonra bir dakika, biliyorsunuz.

Kayıtlara geçer, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman kayıtlara geçmesi açısından söyleyeyim: Burada buna “Hayır.” diyorlar, sonra da diyorlar ki: “Aslında ‘Hayır.’ımız hayır değil, durum haklı, biz buna ‘Evet.’ demek isterdik.” Bu, samimiyetten yoksun bir davranıştır.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Anayasa Mahkemesine götürürken ne kadar samimiydiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayrıca, bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin Bakanlar Kurulu toplantısı yapamadığı, Mecliste grup toplantısı yapamadığı, saray eliyle doğrudan Hükûmetin de grubun da fişinin çekildiği bir darbe sürecini yaşıyoruz. Sayın grup başkan vekili de bunu tescil etmiştir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siz 2/B’yi Anayasa Mahkemesine götürdünüz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – 2004’te kim götürdü bunu Anayasa Mahkemesine? Konuşuyorsun şimdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – 2004’te Anayasa Mahkemesine kim götürdü yasayı?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnceöz, buyurun.

28.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, bir açıklama yapma gereği hissediyorum: Biz biraz evvel İç Tüzük 37 gereğince doğrudan gündeme alınmasına ilişkin, bakın…

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açalım Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Lütfen.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel kanun teklifinin İç Tüzük 37 gereğince doğrudan gündeme alınmasına ilişkin görüşmeler yapıldı ve arkasından, bakın kendi rızamızla bir beyanatta bulunduk. Bu beyanat şudur: Bakanlığımız bu konuda çalışma yapmaktadır. Çalışmalar tamamlandıktan sonra Meclise usulüne uygun bir şekilde gelecektir ve görüşmeye… Buna başka anlamlar yüklemek, bu beyanatımızdan… Eğer biz bu açıklamayı yapmasaydık böyle bir konuşma fırsatı olmayacaktı. Ve bundan başka anlamlar çıkarmak doğru değil.

Bunun yanında, eğer darbenin ne olduğuna bakmak gerekiyorsa tarihe bakmak lazım, 1960’a bakmak lazım, 1971’e bakmak lazım, 1980’e bakmak lazım. Darbenin ne olduğu… En son yakın dönemde biz bunları yaşadık, demokrasiye nasıl müdahale edildiğini yaşadık.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 10 Mayısa baksınlar, 10 Mayıs darbesine.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Altında Cumhurbaşkanı var, reisin var altında reis.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bakın, eğer bizim kendi gündemimizle alakalı konuşacak olursak…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 10 Mayıs darbesini unutma! 10 Mayıs darbesinin içinde oturuyorsun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – …bizim de Cumhuriyet Halk Partisine çok söyleyecek sözümüz var ama biz ülkemizin ve milletimizin gündemine hâkim bir şekilde gidiyoruz.

Teşekkür ederim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 10 Mayıs darbesinin üstünde oturuyor CHP.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – 4 Mayıs hayırlı olsun!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 4 Mayıs saray darbesi hayırlı olsun!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İnceöz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan Sayın Başkanım, Sayın İnceöz’ün ilk açıklamasına yönelik olarak söylediğimiz söz şu: Samimiyseniz, halkın gündemiyle meşgulseniz bu kadar haklı ve Sayın Akif Hamzaçebi’nin üzerine ömür verdiği Parlamentoda hep gündeme getirdiği ama onun uyarılarını dikkate almadığınız için, bugün, çıkardığınız yasanın eksikliklerini telafi mecburiyetinde olduğunuz bu teklife “Evet.” derdiniz özgür iradenizle.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu 2/B yasasını kim çıkardı Sayın Başkan? 2/B yasasını AK PARTİ çıkarmadı mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İkinci kısım...

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Anayasa Mahkemesine götüren sizsiniz, bunu iptal ettiren.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya bırak Allah aşkına! Kim çıkardı 2/B’yi?

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendisinin “Hükûmetimiz yerindedir, grubumuz yerindedir...” Grubunuzun yerinde yeller esiyor. Grup toplantısı yapamıyorsunuz, Bakanlar Kurulu toplantısı yapamıyorsunuz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Size ne? Size ne?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Perişan durumdasınız, acınacak durumdasınız. (CHP sıralarından alkışlar) Darbeye maruz kalmışsınız.

Teşekkür ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Senaryo yazıyorsunuz, senaryo!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2/B’yi Anayasa Mahkemesine götürüp iptal ettiren onlar!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Özgür Bey, seçim meydanı değil burası ya, Meclis burası.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Beklentiniz bu da, hayal yani hayal!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın İnceöz, bir daha mı?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bir cümle söyleyeceğim, lütfen...

BAŞKAN – Buyurun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Meclisin mehabetine uygun bir konuşma olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Yazık, çok yazık ki ana muhalefet partisinin başka konuşacak konusu yok, iktidar partisinin iç meselesi, iktidar partisinin kendi içindeki gelişmelerle ilgili...

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Türkiye meselesi ya.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Başbakan içeride mi sizin ya?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Biz Uganda’da yaşıyoruz, Uganda’da(!)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yazık! Eğer darbe görmek istiyorsa darbe tarihini okusun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hükûmet onayını bu Meclisten almadı mı?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bir daha bu konuda böyle bir söz söylemesi, ana muhalefet partisinin ne yazık ki malzemesiz kaldığını göstermektedir.

Teşekkür ediyorum. Yazık!

BAŞKAN – Teşekkürler.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Onlar da korkuyor AK PARTİ’ye bir şey oluverir diye.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Genel Başkanınız bugün niye savcıya gitti, onu bir anlatsana bize.

BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurun.

29.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, sarayın Başbakana yapmış olduğu darbenin sadece bir partinin iç sorunu değil tüm Türkiye'nin sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Gerçekten bu yaşananları bir kez daha ifade etmek gerekiyor. Yani, nasıl oluyor da ülkenin sorunu, yüzde 49,5’la Başbakan olan kendilerinin ifade ettiği bir şekilde... Yine grup başkan vekili bu sorun için “Bu sorun kendi iç sorunumuz.” diyor. Biz zaten sizin iç sorununuz olduğunu biliyoruz, defalarca da kürsüde dile getirdik. Kendi iç çelişkilerinizle dolu olduğunuzu biliyorduk ve haklı da çıktık. HDP Grubu olarak bunları defalarca dile getirdik. İç çelişkilerle, iç sorunlarla bir arada olduğunuzu biz zaten biliyorduk, siz de zaten bugün onu itiraf etmiş oldunuz ama bu yaşanan darbe, sarayın Başbakana yapmış olduğu darbe aslında sadece bir partinin iç sorunu değil, tüm Türkiye'nin sorunudur; böyle görmek, böyle algılamak gerekiyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Türkiye'de iktidar sorunu yok, muhalefet sorunu var, sadece muhalefet sorunu var.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bir hükûmetin, bir başbakanın görevini yerine getirmemesi nasıl oluyor da sadece AKP Hükûmetinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – ...ya da AKP partisinin kendi iç sorunu oluyor, bunu düşünmek gerekiyor diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirel.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.08

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Siyasi Etik Kanunu Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Anayasa Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Siyasi Etik Kanunu Teklifi (2/1000) ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Anayasa Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 307)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, 248 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine başlayacağız.

2.- Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/672) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, 87 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yemen Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/419) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 87)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, 5 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanlarda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/308) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 5)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, 10 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/316) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 10)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, 24 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

7’nci sırada yer alan, 26 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/332) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 26)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29)  (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 29 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, sizin bir söz talebiniz var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söz talebimden önce şunu ifade etmem lazım efendim, tutanaklar açısından son derece önemli bir noktadayız.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, komisyonların bulunmaması nedeniyle çok sayıda kanun tasarısının ertelenmesinin doğru olmadığına, üzerinde grupların muhalefet şerhinin olmadığı bir uluslararası anlaşma olduğu için ve geleceğe kötü bir örnek teşkil etmeyecekse bu uygulamayı bir seferlik kabul ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha önce içeride saatlerce müzakere edip, tıkanıp aşamadığımız bazı durumlar oluyor; işte, nasıl yapalım, elden Danışma Kurulu mu yapalım; kapatalım, ertesi gün mü yapalım diye; o da şu: Mecliste yerleşik bir uygulama var, komisyonun 3’ten fazla yerinde olmadığının anlaşıldığı durumlarda “Bundan sonra da komisyonun olmadığı anlaşıldığından…” demek suretiyle bu yerleşik uygulamayı sürdürüyoruz. Ben bundan iki ay kadar önce arka tarafta 4 grup başkan vekilinin saatlerce müzakere edip Kanunlar Kararların bu konudaki örnekleri ve daha sonra bunun kötü bir emsal teşkil etmemesi açısından, müzakereleri hatırlıyorum, siz de hatırlıyorsunuz. Bugün burada bu 8 kere, 9 kere komisyonun olmaması durumu gerçekten kötü bir emsal teşkil eder. Sizin yönetiminizde kadınlara olsun, günün anlam, önemiyle ilgili olsun, pozitif ayrımcılıklarınız, söz haklarına sonuna kadar saygılı olmanız durumlarını da kendi adımıza, grubumuz adına göz önüne alarak eğer bu, bugün böyle oldu ama geleceğe kötü bir örnek teşkil etmeyecekse bunu bu seferlik kabul edelim; bir uluslararası anlaşma olduğunu ve üzerinde grupların muhalefet şerhinin olmadığını da kayda geçirerek bundan sonraki süreçte böyle bir şeyin yapılmayacağının Başkanlık Divanı tarafından da kayda geçirilmesini özellikle talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sizin bu önerinizi dikkate alacağımızı ifade etmek isterim öncelikle.

Gruplar arasında anlaşma olduğundan kaynaklı, ben sadece anlaşmaya uyarak bunu böyle geçirdiğimi de belirtmek istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, şimdi söz talebimi kullanabilir miyim?

BAŞKAN – Peki, buyurun, size bir dakika söz veriyorum.

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önce Sayın İnceöz Cumhuriyet Halk Partisine “Yazık, yazık!” diye bir ifade kullandı. Bu ifadesi son derece talihsizdir, kendisinden alışık olduğumuz üsluba da uygun değildir.

Ancak, kendisinin bizi eleştirdiği nokta, iktidar partisinin iç işlerine karışma noktasıdır. İki şeyi hatırlatmak isterim kendisine: Bundan iki önceki Bakanlar Kurulunda Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Milliyetçi Hareket Partisinin kongre sürecinin durumuyla ilgili bilgi verdiği, sunum yaptığı, bakanların sorularını cevapladığı bir açıklama kamuoyuna yansıdı, iktidar partisi tarafından yalanlanmadı. Ayrıca, İçişleri Bakanı Efkan Ala, burada, çıktı, yirmi dakika boyunca CHP’nin ve MHP’nin iç işlerine yönelik eleştirilerde bulundu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O “Yazık, yazık!” ifadesinin karşılığını kendi bakanları ve kendi grupları görmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun altını çiziyor, sözlerini iade ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yazık, yazık!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel, ifadeleriniz kayda geçmiştir.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde konuşmacı yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler bu şekilde tamamlanmıştır.

Şimdi maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE BELÇİKA FRANSIZ TOPLUMU HÜKÜMETİ, VALONYA HÜKÜMETİ VE BRÜKSEL-BAŞKENT BÖLGESİ FRANSIZ TOPLUMU KOMİSYONU HEYETİ ARASINDA KÜLTÜR, EĞİTİM VE BİLİMSEL ARAŞTIRMA ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 7 Haziran 2011 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Kadir Koçdemir.

Buyurunuz Sayın Koçdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine sözlerimin başında, başımızın tacı annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyor, annelerimizin başta şehit ve ölüm haberleri olmak üzere kötü yönetimden kaynaklanan üzüntüleri yaşamadığı günler diliyorum.

Bugünlere çok benzeyen 12’nci yüzyılın sonu, 13’üncü yüzyılın başında yaşayan Yunus Emre’nin güzel bir sözü var, belki hayatı birlikte yaşamanın bütün boyutlarını kendine göre, güzel Türkçeyle özetleyen bir söz, diyor ki: “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.”

Uluslararası ilişkiler bu realiteyi, bu hakikati dünya ölçeğinde, küre ölçeğinde hayata geçirmenin önemli bir yoludur ama son zamanlarda uluslararası ilişkilere baktığımızda uluslararası ilişkilerin bu boyutunun unutulduğunu, uluslararası ilişkilerin belli ilkeler temelinde imkânlar ile millî menfaatler, millî çıkarlar ve hedefler arasında ahengi bulma sanatı olduğunun bir tarafa bırakıldığını görüyoruz.

Geçen günlerde görevinden ayrılan Başbakanımızın damgasını vurduğu uluslararası ilişkiler, özellikle içinde yer aldığımız coğrafyada, Türkiye içine de, iç işlerimize de çok yakından ve maalesef olumsuz olarak etkide bulunan bir sürece dönüşmüştür. “Değer esaslı, sadece normlara dayanan” diyerek belli bir dünya görüşünün hayata geçmesini arzu eden bir dış politika maalesef bugün Türkiye’yi hem dışarıda hem de içeride hareket edemez hâle getirmiştir. Buraya çıkan başka hatipler de ifade ettiler, içeride yaşadığımız pek çok terör olayının arkasında da dışarıda kaybettiğimiz dostlarımız ve dışarıda arkasında duramayacağımız iddialar yer almaktadır.

Ben “Sayın Davutoğlu’nun dış işleri” deyince bir fıkrayı hatırlıyorum. Kasabanın birinde bir kabadayı yolda yürümektedir. Çelimsizdir, ufak tefek birisidir ama millet şerrinden uzak durmak için baş eğmektedir, onun yürüdüğü yerde herkes ayağa kalkmakta, önünü iliklemekte, ihtirama durmaktadır. Bu durumu seyreden birisi, bir hürmet edenlere, ayağa kalkanlara, bir de bizim çelimsiz kabadayıya bakar ve kabadayıya yaklaşarak onun ensesine bir şaplak indirir. Kabadayı arkasına döner, bakar adama, güçlü kuvvetli, kavga etse alt edemeyecek ama bu arada o sokaktaki herkes de ikisine bakmaktadır, bir şey demesi gerekir. “Bana mı vuruyorsun?” der. Bizim adam bir şaplak daha indirerek “Sana vuruyorum.” der. Kabadayı yine düşünür, bir çıkış yolu bulması gerekmektedir. “Essah mı vuruyorsun, şakadan mı vuruyorsun?” der. Bu kabadayıya vuran adam ilk ikisinden daha şiddetli olmak üzere üçüncü bir şaplağı indirir ve “Essah vuruyorum.” der. Kabadayı yoluna devam eder, devam ederken de “Şakadan hoşlanmam da.” der. Türk dış politikası da buna benziyor, büyük iddialarla yola çıkıp daha sonra realiteyle yüzleştiğinde şakadan hoşlanmama yoluna gidiyor.

Bugün, uluslararası anlaşmanın karşı tarafı, Türkiye'nin içini bu dış politika sebebiyle getirdiğimiz nokta bakımından ayrıca anlamlıdır. Belçika’yla yaptık biz anlaşmayı ama Belçika’da, kendi iç hukukundaki değişiklikler sebebiyle demin saydığım 3 tane hükûmetle, 3 tane bölgeyle bu anlaşmayı yapıyoruz. Belçika’nın 6 eyalet, 3 toplumu var, Fransızca konuşanlar, Almanca konuşanlar ve Flamanca konuşanlar; ayrıca 3 tane de bölge var. Anayasal federal bir monarşi, iki meclisli bir sistemle çalışıyor. Türkiye için çok küçük sayılabilecek bir yer, 30 bin kilometrekarelik bir alanda 11 milyon insan yaşıyor ama Belçika deyince, yakın tarihte birkaç şeyi hatırlıyoruz. Bu dil temelli topluluklar sürekli bir ayrışmaya doğru gitmektedir. Modern Avrupa tarihinde bir ilke Belçika’da imza atılmış ve 2011 yılında yapılan seçimlerde beş yüz kırk gün hükûmet kurulamamıştır. 1961’den beri etnik aidiyetin nüfus sayımlarında ve şeyde belirtilmesi yasaklanmıştır.

Nihayet, yakın zamanlarda, 22 Martta Belçika’da 2 tane terör olayı oldu biliyorsunuz ve burada, başta Independent’ta olmak üzere pek çok uluslararası makalede Belçika devlet teşkilatı ahenkli çalışamadığı için, pek çok bilgi olduğu hâlde -ki Türkiye de bu saldırıyı yapanla ilgili Yunanistan’la birlikte Belçika birimlerini uyardığını söylemişti- bu ahenk olmadığı için bu terör saldırısında önlenebilecek bir saldırı maalesef önlenememiştir. Bu, Türkiye bakımından şu bakımdan anlamlıdır. Eğer demokrasiden bahsediyor isek, müşterek bir “biz” duygusunu tesis etmek zorundayız. Demokratik sahaya insanlar diğer özellikleriyle… Bu özelliklerini toplum içinde tabii ki söylemelerinde hiçbir beis yoktur ama bunları söyleyerek, kendilerini böyle tarif ederek geldiklerinde, bu dil ya da kan, genetik, biyolojik özelliklere dayanan bir referans noktası olduğunda burada demokrasi işlememektedir, dünyanın başka yerlerinde de bunun pek çok örneği vardır. İşte, birisi de geçenlerde gittiğimiz… Biz, Mülkiyede okurken öz yönetimin timsali, sembolü diye bize gösterilen Yugoslavya’dan 7 devletin çıkmış olması ve bugün kalan Bosna-Hersek’in de on yıl sonra nereye gideceğinin belli olmamasıdır. Türkiye'de de “alt-üst kimlik” diyerek kafaların altüst edildiği, 36 etnik grubun sayılarak bunun nereye varacağının bilinmediği bir süreç demokrasiyi de felç etmeye doğru gitmektedir. Ve bu demokrasimiz, son günlerde yaşanan olaylarla hibrit bir demokrasi olduğunu ortaya koymuştur. Biliyorsunuz, hibrit araçlar var, bunlar klasik yakıtla devam ediyor ama aynı zamanda güneş enerjisiyle de çalışabiliyor; bizim demokrasimizde normal parlamenter sistemle kabine kuruluyor, güvenoyunu Meclisten alıyor ama başka yerde o bittiği vakit başka enerjiler devreye giriyor.

Bu, şunu göstermiştir: “Tek millet”, “tek vatan”, “tek bayrak”, “tek devlet” denilerek Türkiye tek adamlığa, tek adamlık noktasına getirilmiştir ve iktidar partisinin çok sevdiği sözle ifade etmek gerekirse, Türkiye, 80 milyona yaklaşan nüfusuyla tek adamdan daha büyüktür. Bugünlerde ihtiyacımız olan husus, tekrar Meclisin meclis gibi davranması, anayasal kurumlarımızın kendi dengeleme ve kontrol mekanizmalarını yerine getirmesidir.

Yunus’la başladım, onunla bitireyim, diyor ki Yunus:

“Kişi bile söz demini,

Demeye sözün kemini.

Bu cihan cehennemini,

Sekiz uçmağ ede bir söz.”

Bugünlerde cihan cehennemini sekiz uçmağ edecek söz “Biz bir milletiz ve burası millî iradenin tecelli ettiği yerdir.” olmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçdemir.

1’inci madde üzerinde gruplar adına, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Süreniz on dakika Sayın Beştaş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de grubum adına, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı hakkında söz aldım. Ancak bu tasarının 24’üncü Dönemden kalma bir tasarı olduğunu sanırım buradaki bütün milletvekili arkadaşlar biliyordur. Ne yapıyoruz, niye bu tasarıyı şimdi gündeme aldık? Büyük bir soru işareti koyarak diğer maddelere geçeceğim çünkü biz gerçekten… Şu anda Meclis ne yapıyor, Meclise ne yaptırılıyor? Gündem bu kadar yoğunken, savaş bu kadar yakıcıyken, insanlar her yerde ölmeye devam ederken, tutuklamalar, gözaltılar, ağır insan hakları ihlalleri yaşanırken Parlamentoda milletvekillerinin, özellikle iktidar partisi grubunun önemli oranda kendi iç sorunlarını tartıştığını düşünerek, yapılan darbeyi değerlendirdiklerini de gözeterek dostlar alışverişte görsün işte, kendi kendimize Meclisi açık tutuyoruz; işte, kaç yıl önce gelen bir tasarıyı bugün gündeme alarak kamuoyuna “Hiçbir sorun yok, biz de işte, uluslararası anlaşmalara ilişkin uygun bulma kanunlarını onaylıyoruz.” diye bir mesaj verilmeye çalışılıyor ama halk bunu yutmaz. Hiç kimseyi daha fazla kandıramayacaksınız, her şey gün gibi ortada. Gerçekten, 4 Mayıstan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, bunu çok iyi biliyoruz çünkü iktidar partisi her gün söylediğimiz darbeyi kendisi de yedi, darbenin sonuçlarıyla şimdi kendisi de yüzleşecek. Tek insan, tek adam yönetiminin nelere mal olacağını, bir genel seçimden çıkan bir Başbakanın bir kişinin iki dudağı arasındaki sözle sonlandığını tarih unutmayacak, halklar unutmayacak, bunu iktidar partisi milletvekillerinin de unutmamasını dileriz. Bu onların iç sorunu değil, bu Türkiye'nin demokrasi meselesidir, bu Türkiye'nin Anayasa’sının ilga edilmesi meselesidir, bu Türkiye'de darbenin adım adım her yere nüfuz ettiğinin ve bu darbenin sonuçlarını hepimizin birlikte çok ağır yaşayacağımızın göstergesidir, resmidir, bunu herkesin böyle değerlendirmesi lazım.

Bugün neler oldu sayın milletvekilleri? Bizim bileşenimiz olan Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Sayın Kamuran Yüksek Diyarbakır’da gözaltına alındı. Demin avukat arkadaşlarla görüştüm. Niye gözaltına alındı? Yaptığı basın açıklaması sebebiyle. İşte, Türkiye bu. 102 belediyenin bağlı olduğu bir partinin eş genel başkanı, basın açıklaması yaptı diye kendi partisinin genel merkezi önünde gözaltına alınıyor. Biz, bu gözaltının derhâl sonlanmasını istiyoruz, bunun da darbenin yine partilere, diğer partilere dönük olarak devam ettirildiğinin başka bir göstergesi olduğunu söylemek istiyoruz.

Yine, bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Nusret Kalkan’ın güvenlik güçleri eliyle öldürülmesi sebebiyle Türkiye'yi mahkûm etti. 60 bin euro mahkûmiyet olarak tazminata hükmetti, bunun hikâyesini ayrıca bir gün anlatacağım. Aynen bugünkü gibi, kendisi, tırnak içinde “Teröristti, kaçtı, vurduk.” dediler, ama AİHM “Hayır, bu sivildi, siz uyarı yapmadınız ve onu göz göre göre öldürdünüz.” diye ihlal kararı verdi.

Bugün, Birleşmiş Milletler çok önemli bir çağrı yaptı. “Cizre’de 100 insanı Türkiye Cumhuriyeti devleti diri diri yaktı.” dedi. Bilmiyorum duydunuz mu? Şu anda, bütün dünyada, Türkiye'de ve kürdistanda bu rapor konuşuluyor. Birleşmiş Milletler bugün açıkladı, ama bu arada şu bağlantıyı da unutmayayım: Sevgili meslektaşımız Ramazan Demir’i de bu arada anmak istiyorum. Kendisi şu anda cezaevinde. Sadece, Cizre’deki bodrumda yakılan insanları, yaşam hakkı ortadan kaldırılan insanları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı diye avukat olarak tutuklandı ve soruların en önemli bölümü bu: Türkiye’nin itibarını sarsıyormuş. Nasıl bir itibar, ona büyük bir soru işareti daha koyuyorum.

Şimdi, Birleşmiş Milletler raporu şunu söylüyor satır başlarıyla: Yani, ciddi bir endişe verici hâl olduğunu söylüyor ve soruşturma açılması çağrısı yapıyor. Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad El Hüseyin, Türkiye’de bağımsız soruşturma yürütecek ekibin bölgede engellenmeden gezebilmesine izin verilmesi için çağrı yaptı ve kendisine aralık ayı ortalarından mart ayına kadar çok ciddi belgelerin geldiğini, tanıkların olduğunu, dosyaların olduğunu ve şu ana kadar özellikle Türkiye devletinin orada bağımsız gözlemcilerin, insan hakları denetçilerinin, uluslararası mekanizmaların inceleme yapmasına izin vermediğini ve buna izin verilmesi gerektiğini defaatle ifade ediyor.

Yine, aynı açıklamada şunu söylüyor yani biz bir daha söylemiş olalım BM ağzından: “Kendi halkını şiddet eylemlerinden korumak Türkiye’nin görevidir. Yetkililerin terörizm karşıtı operasyonlar yaparken insan haklarına; işkence, yargısız infaz, orantısız, öldürücü şiddet ve keyfî gözaltı eylemlerini yasaklayan uluslararası hukuka daima saygı göstermesi temel önem arz etmektedir.” Cizre’deki üç bodrumla ilgili şunu söylüyor özel olarak: Üç bodrum katına sığınmış yüzden fazla kişinin yakılarak öldürüldüklerine ilişkin tanıklıklara dayalı haberleri, en kaygı verici olanı olarak nitelendiriyor.

Bu arada, Cizre’de vahşet bodrumlarında 100 kişi değil, 167 kişi katledildi.

Ve bugün, üç ay sonra teşhis edilen… Cizre Halk Meclisi Eş Başkanı Asya Yüksel’in cenazesi bugün teşhis edildi. Cizre’de bodrumlarda katledilen Asya Yüksel’in cenazesi bugüne kadar, bütün incelemelere rağmen, teşhis edilememişti.

Şimdi, biz, gerçekten, Cizre’de yaşanan insanlığa karşı suçları, bodrumlardaki sivil insanların isimlerini buradan okuduk ve Meclis kayıtlarında mevcut. Türkiye, iktidarıyla, Cumhurbaşkanlığıyla, bütün erkleriyle, bu işin dâhilinde olan erkleriyle birlikte bu katliamı göz göre göre işledi, göz göre göre, adım adım, bunun propagandasını yaparak, fotoğraflarını çektirerek, “Ambulans gönderdim.” diyerek, ambulansları geri çekerek. Ve bunların hepsinde bizim tanıklığımız olduğu bilindiği hâlde o katliamı gerçekleştirdiler.

Ve Birleşmiş Milletler bugün açıkladı. Bu, Birleşmiş Milletlerle bitmeyecek. Tabii, bizim Avrupa Birliğiyle ve uluslararası mekanizmalarla iktidarın ve özellikle Cumhurbaşkanının nasıl bir ilişkisi var, anlamak mümkün değil. Bu arada, Başbakanın görevden alınmasının sebeplerinden birinin de bu olduğu rivayet edilir. Avrupa Birliğine gerçekten uymak mı istiyoruz yoksa Avrupa Birliği normlarını tümüyle ret mi ediyoruz? Bu Meclis bunu öğrenmeli, bize bunu açıklayın. Her gün Cumhurbaşkanı çıkıp halk diliyle Avrupa Birliğine, üyesi ülkelere, mekanizmalara posta koyacak, “Sizi tanımıyorum. Türkiye kriterleri…” Bugün de şöyle, hani, o kabadayıca söyleniyor ya: “3 milyar euroyu verecekseniz verin ya!” diyor. Hayret bir şey! Böyle mi dış politika yapılır? Dış politikada “Ben uymak zorunda değilim. ‘Terörle Mücadele Kanunu’nu değiştirin.’ diyorlar.” diyor, bugün Cumhurbaşkanı söylüyor, “Biz bunu değiştirmeyiz. Türkiye emir almaz.” diyor. Hayır, hayır, Türkiye emir alır, bütün ülkeler emir alır. Eğer siz devlet olarak bir sözleşmenin altına imza koymuşsanız, “Bunun gerekliliklerini yerine getireceğim.” diyorsanız siz o sözleşmenin kendi gereklerini yerine getirmediğinizde yargılanırsınız, mahkûm edilirsiniz, dışlanırsınız, atılırsınız; tercihinizi yapın. Kimse sizi ya da bizi zorla Avrupa’ya davet etmiyor.

Ve şu tarihsel dönemeçte, gerçekten, adım adım uluslararası değerlerden uzaklaşıyoruz, diktatörlüğe doğru bir adım daha her gün yaklaşıyoruz ve bugün Birleşmiş Milletlerin çağrısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesinin yolu biraz daha kısalmıştır. İnsanlığa karşı işlenen bu suçların hesabı mahşere kalmaz, vereceksiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Önce siz verin de ondan sonra…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bunun altında imzası olan, sessiz kalan, gülen, milletvekilliğiyle hiçbir alakası olmayan sizin de hesabını vereceğiniz günler çok yakındır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben senin çirkinliğine bir şey diyor muyum! Çirkinliğine bir şey diyor muyum ben senin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Uluslararası Ceza Mahkemesinin önünde…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ahlaksız!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ahlaksız sizsiniz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben senin çirkinliğine bir şey diyor muyum!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz en büyük ahlaksızsınız ve terbiyesizsiniz biliyor musunuz!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çirkinliğine bir şey diyor muyum ben senin!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ahlaksız sensin!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ya, yeter be!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Uluslararası Ceza Mahkemesinin önünde anlatırsınız.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dokunulmazlığı beklesinler.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Açıkça tahrik ediyorsunuz ama.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Gülmeme takmışsın, çirkin şey!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ne diyorsun be!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Dedim diyeceğimi!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Terbiyeli ol be, terbiyeli ol!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sen terbiyeli olacaksın!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ne biçim konuşuyorsun!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Haddini bil, haddini bil!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben gülerim de dururum da, seni ilgilendirmez!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen başka bir şey bilmiyorsun zaten, senin milletvekili olma gerekçen bu, gerekçen!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben gülerim, seni ilgilendirmez!

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen sadece gülmek ve sataşmak için oturuyorsun zaten, başka bir şey bilmiyorsun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben senin çirkinliğine bir şey diyor muyum!

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, “ahlaksız” kelimesini kullandığınızdan dolayı ben de sizi kınıyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapıyorsanız yapın.

BAŞKAN – Böylesi bir kelimeyi bir kadın milletvekiline karşı kullandığınızdan dolayı…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Şu kürsüye birisi çıkıp da benim burada ne şekilde davranacağımı bana dikte edemez!

BAŞKAN - …sizi eleştiriyorum Sayın Çavuşoğlu. Bu, doğru bir…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu kürsüye çıkan hatip benim ne şekilde duracağımı, davranacağımı bana dikte edemez!

BAŞKAN – Çıkarsınız, cevabını verirsiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Diktatörlükten bahsedecek, nasıl konuşacak!

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, çıkarsınız, cevabını verirsiniz…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hakaret etmek zorunda mısın?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kime bağırıyorsun sen!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben de seni kınıyorum. Çirkin!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sensin çirkin! Şu suratına bak!

BAŞKAN - …ancak bir kadın milletvekiline “ahlaksız” kelimesini kullanamazsınız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kullandım!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ahlaksızlık senin yaptığındır!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – O da “terbiyesiz” dedi, “terbiyesiz” dedi!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ortamı germek değil derdim, polemik yapmak değil fakat aralarında konuşan arkadaşlarımıza kürsüden “Gülme, niye gülüyorsun?” tarzı gereksiz bir polemikle, çok anlamsız…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hayır, ona güldüğümüz de yok, ilgisiz, alakasız…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yanındaki insan bu kadar laf ediyor, Grup Başkan Vekilisin, bir müdahale et.

BAŞKAN – Sayın Turan, çıkıp cevap verebilirsiniz, bunda bir şey yok elbette ancak “ahlaksız” kelimesini kabul etmemiz mümkün değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, dolayısıyla, bunu böyle kapatalım. Bununla ilgili yaklaşımımız da kadın erkek ayırmaksızın…

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Peki “Kendini milletvekili sanan” diye hitap etmesi doğru mu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ne demek?

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – “Kendini milletvekili sanan” diye hitap ediyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – E, öyle, başka bir vasfı yok çünkü.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Öyle bir şey olabilir mi? Size mi kaldı milletvekilinin…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben “ahlaksız” demedim ama.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Bizi milletvekili sen mi yaptın!

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun, sizi dinliyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben “ahlaksız” demedim ama.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Milletvekili sen mi yaptın!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben “ahlaksız” demedim ama.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – O sözü söyleyen ahlaksızdır! Ahlaksızsın işte!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ahlaksız senin…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yeter ya! İyi, hadi bakalım, ver şunu mahkemeye.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özür dilesin, milletvekilinden saymıyormuş beni!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen özür dileyeceksin, sen!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen özür dile, sen!

BAŞKAN – Sizin de özür dilemeniz gerekiyor Sayın Çavuşoğlu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Dilemiyorum çünkü ahlaksız!

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha söylüyorum: Hakaret ederken kadın mı, erkek mi ayrımı yapmak diye bir şey olmaz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ardından bir de “Özür dile.” diyorsunuz ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bunu bir “kadın milletvekiline” ifadeniz doğru değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hiç fark etmez, “ahlaksız” dedi ya!

BAŞKAN – Elbette ki öyle, elbette ki öyle Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yani kadın vekile yapılmaz da, erkeğe yapılırmış gibi algı doğacak cümleyi doğru bulmuyorum ben de. Bu, birincisi.

İkincisi: Kürsüden arkadaşımız konuşurken ısrarla “Gülme!”, “Vekil misin?”, “Nasıl vekilsin?” gibi gereksiz bir polemiğe girdi. Oysa, arkadaşımız hiç laf atmamıştı. Ben yanındayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – O laf attı, laf.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Atmadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, hiç atmadı, hiç atmadı, ben yanındayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Laf attı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Atmadım. Hayır, siz bir şey söyleyene kadar…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bakacağız tutanaklara.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anayasa Komisyonunda aynı polemik olmuştu, Hakan Bey’in mütebessim hâlinden yola çıkarak. “Agresif davranıyor arkadaşımız…” Meral Hanım yapıyor bunu, gerek yok buna. Biz bunu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ya, siz bunu geri alacak mısınız, almayacak mısınız? “Ahlaksız” dedi mi, demedi mi? Bu ne kadar ayıp bir şey ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, geri alın.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Önce yanındaki adama bir iki laf et. Ayıp be! Ayıp, sana yakışıyor mu şimdi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yanındaki adam milletvekili be!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Meral Hanım, size laf atmadı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bakın, konuşmanın son on saniyesi bunlar.

BAŞKAN – Peki, sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Turan, buyurun, tamam.

Sayın Demirel, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hâlâ savunmaya kalkıyorsunuz. En azından bu laf için bir özür dilenmesi gerekiyor.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Hocam, “Kendini milletvekili zanneden.” diyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Neyi savunuyor?

BAŞKAN – Arkadaşlar…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Herkes haddini bilecek, herkes haddini bilecek! Bu kürsüde isteyen, milletvekiline istediğini söyleyemez hiç kimse.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sen de haddini bileceksin!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen de haddini bileceksin!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Biliyorum. Çirkinsin!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Çirkin sensin! Çirkin senin tutumundur.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, lütfen, rica ediyorum. Böyle bir usul yok, böyle bir hitabet şekli yok Sayın Çavuşoğlu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Artık burayı dağ başı hâline getirdiniz be! Çete tarzı çalışıyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Danış…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, konuşmacıyı ikaz etmeniz lazım, karşısındaki milletvekiline kürsüden sataşıyor. Ne demek “Gülüyor.”?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Kendisinin milletvekili olduğunu sanan insan…”

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, karşılıklı birbirimize hakaret etmeyelim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben milletvekiliyim, o sansın, sanmasın. Beni de millet seçti buraya.

BAŞKAN – Evet, elbette ki öyle Sayın Çavuşoğlu. Burada herkes milletvekili.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu sözler “ahlaksız” kelimesini hak eder. Ahlaksızdır!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, kürsüde konuşan milletvekiline laf atmak, sataşmak şeklindeki yaklaşımı doğru bulmadıklarına ve kınadıklarına ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, gerçekten, burası Parlamento mu, yoksa sokak mı belli değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O zaman terörü destekleme.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani milletvekili kürsüde konuşurken sataşmak…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sataşan kendisiydi, kendisi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kendisi sataştı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadı Sayın Başkan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …laf atmak, farklı hareketlerde bulunmak başından beri mahkûm ettiğimiz bir durumdur. Eğer sözünüz varsa çıkar, kürsüden cevabını verirsiniz, sözünüzü söylersiniz. Bu kaçıncı defadır oldu. Sadece bu konuya ilişkin söz hakkı alıp bunu dile getiriyoruz. Bu yaklaşımı kabul etmiyoruz, mahkûm ediyoruz, kınıyoruz. Gerçekten bizim milletvekili arkadaşlarımız, özelde de kadın arkadaşlar Meclis kürsüsünden konuştuğunda AKP’li milletvekilleri sataşmak dışında başka bir şey yapmıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sataşan HDP’li milletvekilleri, sataşan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – O zaman söz alsın, kürsüden konuşsun. Milletvekilinin bizim milletvekillerimize söylediği bütün sözleri kendinize iade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Demirel.

Bitirelim bu tartışmayı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zapta geçsin Sayın Başkan.

Hiçbir hakareti doğru bulmuyoruz, bir daha söylüyorum. Ancak, ısrarla sayın grup başkan vekilinin ifade ettiği “Kürsüdeyken sataşıyordu.” ifadesini doğru bulmuyorum. Ben Hakan Bey’le konuşuyordum, hiç sataşmadığı hâlde tebessüm etmesine laf atıldığı için agresif davrandı, özeti budur. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ettiği lafı dinliyor musunuz? Ayıp size ya!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Laf atan kendisi! Kürsüden laf atıyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ya, ne demek?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Etti, ben duydum ya.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

Sayın Demirel, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ettiği lafı duydunuz mu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır ama “Vekil misin?” demesin ya! “Vekil misin?” diyor, “Sırıtma” diyor. Gerek var mı bunlara?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Ben senin çirkinliğine bir şey diyor muyum?” diye bağırıyor.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, grup başkan vekiliniz ayakta.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Kendini milletvekili sanan insan.” diyor, daha ne diyecek?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sadece tutanaklara girsin diye söylüyorum.

Tutanakları isteyeceğiz, tutanaklar gelecek. Tutanaklarda kimin laf attığı, kimin konuştuğu ortaya çıkacak. Bizim adımıza konuşan vekilimize kürsüde konuşurken laf atıldığı ortada, sataşıldığı ortada yani açık bir şekilde ifade ettik.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Demirel, tutanakları isteyin, ben de isteyeceğim tutanakları, bir değerlendirelim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yani bize ne dediğini duymuyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hakareti doğru bulmuyorum, bir daha mı söyleyeyim?

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Sana insan diyorlar, bir şey diyor muyuz?” diyor. Bir şey demeyecek misiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Doğru bulmuyorum, döveyim mi?

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, Sayın Özel’e söz verdim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bakın, hâlâ sataşmaya devam ediyor. Diyor ki: “Size insan diyorlar, bir şey diyor muyuz?”

Özür dilerim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bülent Turan’ın biraz önce yaptığı açıklamayı dikkatle dinledik. Bir hakaret söz konusu olduğunda, bir eleştiri söz konusu olduğunda kadın-erkek ayrımı yapılmaması gerektiğini söyledi. Bu Aile Bakanına, geçmişte kendi İçişleri Bakanının kullandığı bir söz tekrar edildiğinde bütün savunmalarını “Bir kadına söylenmemesi gerekir.” olarak kurmuş olan bir partinin, kendi grup başkan vekili tarafından tekzip edilmesini son derece anlamlı buluyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Cevap vermeye değer bulmuyorum Sayın Başkan bu yaklaşımı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ayrıca, kürsüdeki kadın olsun erkek olsun, kürsüden yapılan eleştirilere karşı bir milletvekilinin “ahlaksız” gibi bir kelime kullanmasını da kendi ahlakıyla ilişkili bir durum olarak görüyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çavuşoğlu.

34.- Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, bir kere öncelikle şunu ifade edeyim: Bu kürsüde konuşurken hatip “kendini milletvekili sanan” ifadesini kullandı. Benim bütün tepkim bu ifade üzerine gerçekleşmiştir. Bu ifade doğru bir ifade değildir. Buna mukabil yapacağım karşılığı da hak etmiştir, tekrar söylüyorum.

İkincisi: Kusura bakmasın, Sayın Özel, HDP kendini savunabilir. Özel’e ne düşüyor? Özel’e bir şey düşmez burada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Burası Meclis, Meclis, herkesi ilgilendirmesi gerekiyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Buradan rol kapmaya gerek yok. Şahsımla ilgili rol kapacak birisi varsa Özel çıksın, arkadaşımla ilgili konuşması gereken şeyi söylesin.

Özel’le ilgili olarak da çok şey söylenebilir, şimdilik bununla iktifa edeyim.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, burada yapılan her türlü yanlışlığa karşı her milletvekilinin söz söyleme hakkı vardır. Dolayısıyla, Sayın Özel de yapılan hakarete ilişkin bir değerlendirme yapmıştır, bu da çok normaldir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben de değerlendirmemi yaptım Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, esas mesele, bu kötü, Meclise yakışmayan tutanakları otuz sene sonra okuyacak bir master öğrencisinin utanç duyacağı…

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) - HDP grup başkan vekili misin sen?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Birisine bu ifadelerin kullanılıyor olması, bir kez, gerçekten, kişinin ahlakla ilgili başka bir sorununa işaret eder.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sana ne ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Esas sorun şu: Bülent Turan çıktı, dedi ki: “Bir ifade kullanıldığında kadın, erkek olarak ayırmak doğru değil.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konu ben değilim Sayın Başkan. Kaşımıyor ısrarla benimle ilgili meselelerini.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bütün bir grup olarak, geçmiş dönem İçişleri Bakanınızın kullandığı “önüne yatma” ifadesi bir kadın bakana kullanıldığı için bütün bir meseleyi bunun üzerine kuran bir partinin şimdi düştüğü durum ortadadır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sana mı kaldı HDP’yi savunmak!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Onlara ne, şimdi nereden açıyorsun onu? Sana ne ya!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Terörü savunmak sana mı kaldı ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanaklara geçsin diye söz aldım.

BAŞKAN – Peki Sayın Özel.

Teşekkürler.

BÜLEN TURAN (Çanakkale) – Cevap vermeye değer bulmuyoruz Sayın Başkan.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – HDP grup başkan vekili konuştu!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Demirel, buyurun.

35.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Parlamento kültürünün erkek egemen zihniyetten arındırılması gerektiğine ve cinsiyetçi söylemleri kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yine, tekrar aynı şekilde ifade ediliyor. Ben şunu buradan net olarak ifade edeceğim: Bu Parlamentoda erkek milletvekillerinin özelde kadınlara karşı kullandıkları sözler… Biz, kim kullanırsa kullansın cinsiyetçi söylemleri kabul etmediğimizi ifade etmiştik, defalarca da ifade ediyoruz buradan. Sayın milletvekili, eğer kendi üzerine alınıyorsa söz hakkı ister, kendisine sataşıldığını söyler, kalkar, kürsüden cevabını verir. Yerinde sataşmanın ya da farklı kelimeleri kullanmanın hiçbir şekilde bu Parlamento kültürüne yakışmadığını ifade etmek istiyoruz. Biz, bu Parlamentonun, Parlamento kültürünün erkek egemen zihniyetten arındırılması gerektiğini düşünerek bunu ifade ediyoruz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Her aklınıza geleni kürsüden söylemeyin o zaman, düşünün biraz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani, bu, AKP Grubunun artık alışkanlık hâline getirdiği bir durumdur. Ne yazık ki AKP grup başkan vekili de bunu onaylar açıklamalarda bulunuyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Tabii ki tepki gösterecekler. Ne yapacaklar yani?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Biz bunu kabul etmediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

36.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Grup başkan vekiliyle ilgili ifadesi için cevap vermek istiyorum. Bakınız, bu konu uzatılacak konu değildir. Kürsüdeki arkadaş yanlış ifadede bulundu, bunun üzerine arkadaşımız da belki olandan daha fazla tepki gösterdi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tepki değil, hakaret.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Ya bu tepki mi Allah’ını seversen ya! Bu tepki mi ya!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hakaret, hakaret...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Uyardık, konuştuk, konuyu kapattık fakat...

BAŞKAN – Sayın Turan, Sayın Çavuşoğlu kendi üzerine alındıysa eğer, kürsüden cevap verme hakkına sahiptir. Bunu ifade etmeye çalışıyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, boğazım ağrıyor çok sesli konuşamıyorum. Sözüm de bitmedi izin verir misiniz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Çok net duyuyorsun, çok net konuşuyorsun.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Lütfen...

Konuşamıyorum, sesim iyi çıkmıyor bugün.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakınız, az önce sayın başkan vekili kürsüye laf atılmaktan kaynaklı eleştirisini ifade ettiler. Oysa biz, bırakın kürsüye laf atmayı, kürsüyü işgal eden, kürsünün üzerine yürüyen, olmayacak hakaret eden insanlar tanıyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Biz bugünden bahsediyoruz ya, bugünden bahsediyoruz ya!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Siz yaptınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O yüzden, buradan bir laf...

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Dünya ateşten bir top değil deme yani bana.

LEZGİN BOTAN (Van) - Çarpıtma, çarpıtma.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – ...atılmasını “Tüm grup bununla ilgili farklı bir tavır sergiliyormuş.” diye ifade edilmesini doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Turan.

Değerli arkadaşlar, bakınız, eğer bir milletvekiline yönelik bir hakaret varsa ya da farklı bir ifade varsa milletvekili kürsüye çıkar, cevabını verir, konuşmasını yapar. Ancak burada, bugün gördüğümüz ve tanık olduğumuz başka bir şey var: Burada, Sayın Meral Danış Beştaş’ın konuşması esnasında Sayın Çavuşoğlu’nun kendisine “ahlaksız” demesini ben doğru bulmuyorum, kabul de etmiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır Sayın Başkan, öyle değil.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) - Saptırıyorsun be!

BAŞKAN – Divan adına bunu ifade ediyorum. Böylesi bir tarzın, böylesi bir üslubun buraya yakışmadığını söylüyorum. Sayın grup başkan vekilleri de zaten açıklama yaptılar bu konuda.

Sayın Beştaş’ın söz talebi var.

Buyurunuz Sayın Beştaş.

37.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun tutumunun ve grup başkan vekiliyle birlikte alay eder bir tarzda davrandıklarının kamera kayıtlarından tespit edilebileceğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bir kere, öncelikle kameralar kaydediyor. Milletvekilinin, o sırada, kendisinin tutumu, bizzat grup başkan vekiliyle birlikte konuşarak alay eder bir tarzda davrandıkları kamera kayıtlarından da tespit edilebilir. Ben konuşmamda kendi gündemim dışında bir konudan söz etmedim fakat kendilerinin tutumu sebebiyle... Ve özellikle “ahlaksız” kavramını kendilerine iade ediyorum. Özür dileme olgunluğunu göstermedikleri için onların düzeyine düşmeyi asla kendime yedirmezdim ama en büyük ahlaksızlık bunun arkasında durmaktır ve burada bu tutuma devam etmektir diyorum ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi 1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Hüseyin Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; 17 milyon yoksulun olduğu bir ülkede, 6 milyon işsizin olduğu bir ülkede pazar günü Anneler Günü’nü kutladık. Annelerin ne kadar üzgün olduğunu, mutsuz olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu vesileyle bütün kadınların Anneler Günü’nü kutluyorum, bütün annelerin ellerinden öpüyorum.

Sayın milletvekillerim, ilk defa Orman ve Su İşleri Bakanına denk geldik. Daha önce iki önerge vermemize rağmen, soru önergesi vermemize rağmen maalesef cevap vermediler.

Değerli milletvekillerim, Büyük Menderes havzası bölgenin en önemli havzasıdır. Bakan kendisi de bilir, Afyonludur. Dinar’da doğar; Uşak, Denizli, Denizli’den sonra Aydın, Aydın’dan sonra Ege Denizi’ne ulaşır. Evet, ben hep şunu hayal ediyordum… Bakan, hem ormana hem suya çok önem verir. Kendi memleketinde doğan bir nehri… O nehir havzasında komple 2,5 milyon insan yaşar, 2,5 milyon insan. Ama üzülerek söylüyorum, Uşak’tan ve Denizli’den geçerken oradaki sanayi, tabakhane -yani deri işlenen yere tabakhane diyoruz- onlar olduğu gibi arıtma kullanılmadan bütün o pislikleri nehre bırakır ve orada döner, çıkar gelir. Aydın’da Buharkent’le Ege Denizi’ne ulaştığı yer 150 kilometre, genişliği 80 kilometre ve Aydın, Ege… Bütün o ürünler, sebzeler, meyveler o havzada yetişir. Yaklaşık -dikkatinizi çekiyorum- 2,5 milyon insan yaşıyor değerli arkadaşlar. Ama ne hikmetse, Sayın Bakanım, Çevre ve Şehircilik Bakanı o fabrikaları bir türlü denetleyemiyor ve ruhsat alırken “Arıtma yapmak zorundasınız.” denilmesine rağmen, arıtması yok ama buna rağmen, tıkır tıkır o tabakhaneler işlenir ve ta Ege’ye kadar o kokular gelir. O yetmiyormuş gibi, yine burada söylüyorum Sayın Bakanım, Aydın’da biliyorsunuz… 2007’de bir yasa çıkarıldı, ÇED raporunu ortadan kaldırdınız, jeotermal elektrik santrallerine ÇED raporunu kaldırdınız. Şu an Aydın’da jeotermal elektrik santrallerinden çıkan o kirli metan sularının hepsi Büyük Menderes Nehri’ne akıyor ve 19 çeşit bitki ve sebze oluşan Aydın Ovası’nda, şu an üzülerek söylüyorum, zehir içinde yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, havzanın alanı 24.873 kilometre, su alanı 1.732 kilometre. Başlıca geçim kaynakları hayvancılık, tarım, sanayi, turizm. Havzada yaşayan kişi sayısı, yine, aşağı yukarı demin dediğim gibi 2,5 milyon. Havzada kullanılan suyun yüzde 79’u tarım, yüzde 21’i endüstriyel ve evsel amaçlı olarak kullanılıyor.

Değerli Bakanım, buradayken, lütfen, sizden rica ediyorum Aydın İl Tarım Müdürünü arayın, Devlet Su İşleri Bölge Müdürünü arayın, Devlet Su İşleri İl Müdürünü arayın, Çevre ve Şehircilik İl Müdürünü arayın, deyin ki: “Gidin şu Menderes’ten bir su alın, tahlil yapın.” Ne kadar sağlıklıdır size bildirirler. Üzülerek söylüyorum, 10 sefer şikâyet ettik, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürü şunu söyledi: “Sayın Vekilim, gidiyoruz, tahlil ediyoruz. Evet, sağlıksız bir su, tarımda kullanılmaması gereken bir sudur ama bizim yapacağımız bir şey yok.” Bakın, ANAP’ın zamanında başlatılan Çine Barajı var Sayın Bakanım, en azından bu kirliliği önlemek için sulama zamanında o barajları açın. En azından, o kirliliği biraz daha aşağı düşürmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, o Aydın havzasında yediğiniz bütün sebzeler, meyveler ve o bölgede yaşayan insanlar kansere doğru gidiyor; kanser yüzde 15, yüzde 20 arttı; Aydın’a telefon açabilirsiniz.

Özellikle, geçen hafta yine buraya getirmiştik, jeotermalle ilgili bir araştırma komisyonu kuralım dedik, üzülerek söylüyorum, AKP’li milletvekilleri reddetti. Değerli arkadaşlar, geçen hafta Aydın’daydım, Germencik’teydim, orada miting yapıldı, bütün arkadaşlarla görüştük, şunu söyledik: Yani itiraz etmiyoruz, bir araştırma komisyonu kurun veya Bakanlıkta kurun, gönderin, orada havzadan geçen o suyu kontrol edin, eğer kirlilik oranı uygunsa ben gelip burada sizden özür dileyeceğim. Çünkü ben sizin Bakanlığınızın gerçekten çalıştığını biliyorum ama -ne hikmetse- Dinar’da, sizin memlekette doğan bir suyu -ben isterdim ki- Bakan olarak onu tertemiz, Ege Denizi’ne dökmenizi isterdim.

Arkadaşlar, tekrar ediyorum: 150 kilometre derinlikte, 80 kilometre genişlikte, Türkiye’deki en verimli topraklar Aydın toprakları. Orada yetişen o sebzeler, o meyveler eğer zehirli olarak yansıyorsa ve onları biz çocuklarımıza yediriyorsak çocuklarımızın yüzde 15’i, yüzde 20’si kansere gidiyor. Daha on beş gün önce 16 yaşındaki bir çocuk mide kanserinden öldü. Sevgili Bakanım, siz bürokratlarınıza talimat verin, gönderin Uşak’a, gönderin Denizli ekibini, arıtma yapılmayan o fabrikaları kapatın. Gidiyorsunuz, 2 bin lira ceza kesiyorsunuz, o adam için önemli değil ki 2 bin lira, hiç önemli değil.

Değerli arkadaşlar, jeotermalle ilgili, gündeme getirdiğimizde bana kızdılar, size bir şey söyleyeyim: Hepiniz iş adamısınız, ticaret yapan insanlarsınız, çok iyi bilirsiniz; jeotermalleri eski teknolojiyle kurdukları için iki yılda kendini amorti ediyor arkadaşlar, iki yılda. Şimdi, ben Sayın Bakanıma soruyorum: Allah aşkına, hangi mantıkla jeotermal elektrik santralleri kurulurken o ÇED raporunu, o kanunu kaldırdınız, sebebi neydi acaba, sebebi? Ben onu öğrenmek istiyorum. Yani adam iki yılda 20 milyon dolar yatırım yapacak, iki yılda amorti edecek ama 1 milyon dolar fazla verecek, oraya, çevreye zarar vermeyecek şekilde… “Yok, o beyefendi 1 milyon dolar masraf etmesin; o köyleri, inciri, zeytini, sebzeyi, meyveyi ve Aydın halkını zehirlesin, çok önemli değil.” diyorsunuz. Bu, Allah’tan reva mı ya! Bu, Allah’tan reva mı size soruyorum Sayın Bakanım?

Sayın Bakanım, jeotermallerin, dediğim gibi, şehir yaşam merkezinden 40 kilometre uzakta olması gerekiyor. Kanunu siz çıkarmışsınız. 5 kilometre, 3 kilometre, şehir merkezinde şu an kuruyorlar, şehir merkezinde.

Ulaştırma Komisyonundayım. Geçen hafta Aydın milletvekilleri şunu demişti: “Aydın’a havaalanı yapıyoruz.” On beş gün önce gittim, araştırdım Aydın Havaalanı yapılan yere dahi jeotermal ruhsatı verilmiş Sayın Bakanım. Yani siz orada jeotermal santrali kuracaksınız, uçak gelecek herhâlde buharın üzerinde inecek, öyle tahmin ediyorum. Böyle saçma bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Türkiye'nin en verimli topraklarını zehir hâline getirdiniz. Ben tekrar ediyorum: Bürokratlarınızı çalıştırın. İstiyorsanız komisyon kuralım, siz verin önergeyi, ben altına imza atayım CHP milletvekili olarak. (CHP sıralarından alkışlar) Siz kurun, getirin buraya, ben imza atacağım arkadaşlar.

Arkadaşlar, Aydın 1 milyon nüfuslu bir il. Eskiden Ankara’da, İzmir’de emekli olan o emekliler ne diyordu biliyor musunuz? “Aydın’a gidelim, yerleşelim, emekliliğimizi orada yaşayalım.” Şu an Aydın’da emekli olan o vatandaşlarımız İzmir’e, Bursa’ya, diğer illere gidiyor. Yani size Aydın 4 milletvekili verdi 2002’de, 2007, 2011’de üçer milletvekili verdi, 2015’te 3 milletvekili verdi. Bu mu bizim mükâfatımız, bu mu Sayın Bakanım? Sizden rica ediyorum…

Değerli arkadaşlar, ben burada üç aydır konuşuyorum, AKP’lilere sesleniyorum: Verin bir araştırma komisyonu önergesini, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz. Onun için, Aydın’ı seviyoruz, Aydın için ne bedel gerekiyorsa da ödemeye hazırım.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – BAŞKAN – Sayın Bakan, soru-cevap işleminde isterseniz cevap verin, on dakikayı oraya ayıracağız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tabii.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben öncelikli olarak. Bir sataşma var.

BAŞKAN – Biliyorum Sayın Vural. Daha önce size vereceğim, elbette ki.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmadan dolayı ben alayım efendim, müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, sayın grup başkan vekillerinin talebi var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben söz istedim.

BAŞKAN – Sayın Vural “Vereceğim.” diyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Yani önceliği size tanıyacağım zaten ama sözümüzü kesiyorsunuz burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, isterseniz soru-cevap işleminde size söz vereyim isterseniz de sayın grup başkan vekillerinden sonra söz vereyim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tamam.

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in Milliyetçi Hareket Partisinin kongre süreciyle ilgili iddialarının mesnetsiz olduğuna ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, teşekkür ederim.

Biraz önce Sayın Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili, Bakanlar Kurulunda Adalet Bakanının, Milliyetçi Hareket Partisi kongre süreciyle ilgili bilgi verip sorularını cevaplandırdığına ilişkin gerçekten son derece mesnetsiz bir iddiada bulunmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi kongre süreci parti içinde yürütülen bir konudur ve hukuki boyutları vardır ve bu süreç Yargıtaydadır. Dolayısıyla mahkemelere intikal etmiş bir konu hakkında böyle farklı bir intiba uyandıracak bir kanaat uyandırmanız gerçekten etik değildir. Burada, Cumhuriyet Halk Partisinin kendi içindeki mesele ve tercihlerini Parlamento gündemine getirmeyi ahlaki bakımdan doğru bulmadığım gibi bir başka partinin de Milliyetçi Hareket Partisinin kongre süreciyle ilgili ahkâm kesmesini doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiç öyle bir şey demedim ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milliyetçi Hareket Partisine hukukun dışındaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - …hiç kimse ya da kurumun bu süreçle ilgili müdahil olmasının haddi olmadığını ifade etmek isterim. Milliyetçi Hareket Partisi de hiçbir parti, yapı, sınıf, zümre, güç ya da siyaset mihraklarının tavsiye, telkin ve himayesine de muhtaç değildir. Bunu da özellikle ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, cevap vermem lazım.

BAŞKAN – Sayın Özel, sanırım bir cevap verme talebiniz var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii.

BAŞKAN – Buyurunuz.

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aslında bir düzeltme. Tutanağı okuyayım. Belki hani tutanağa mı doğru yansımadı? Ben, Sayın Bülent Turan’ın, daha doğrusu Sayın İnceöz’ün, bizim partimizin kendi partilerinin iç meselesiyle ilgili bir şey söylemesi üzerine, bunu söyleyecek son parti onların olduğunu; bundan iki hafta önce Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin kongre süreciyle ilgili Bakanlar Kurulunda bilgi verip sunum yaptığını, bunun basına yansıdığını, ancak yalanlanmadığını söyledim. Eğer burada böyle bir şey anlaşıldıysa onu düzeltelim. Ben “Burada böyle bir şey oldu.” demedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu konuda böyle bir isnatta bulunmanız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet, yalanlasınlar efendim. Sizinle ilgili değil ki.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu durumda da size müdahil olan zümrelerle ilgili o konuları da buraya getirme ihtiyacı olur. Sizi bu konudan özenle uzak durmanızı, külliyen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Grup Başkan Vekilim, mesele, sadece ve sadece Bakanlar Kurulunda olan bir şeydir. Yalanlayacaksa Adalet ve Kalkınma Partisi çıkıp bunun olmadığını söyleyecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, olmadığını söylesinler. Ama böyle bir bilgiyi Milliyetçi Hareket Partisine atfen söylemeniz hâlinde de dikkatli bir üslup kullanmanızı tavsiye ederim size.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok dikkatli bir üslup kullanıyorum. O konuda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Size tavsiye ederim bunu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Üslup telkini noktasında bir tavsiyeye muhtaç olduğumuzu da düşünmüyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tavsiye ederim. Dolayısıyla, yalan yanlış bilgilerle Milliyetçi Hareket Partisinin bu kongre sürecine sizin de müdahil olmanızı doğrusu anlamıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiç öyle bir niyetimiz yok. Allah selamet versin. Hiç öyle bir niyetimiz yok.

BAŞKAN – Peki, sayın grup başkan vekilleri, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

Sayın Bakanın bir söz talebi var.

Buyurun Sayın Bakan.

40.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Bakanlar Kurulunda Milliyetçi Hareket Partisinin kongresiyle alakalı bir görüş, herhangi bir söylem veya sunum yapılmadığına ilişkin açıklaması

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok öyle bir şey demedim ya. Hiç öyle bir şey demedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl demediniz? Tutanak burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Bakanlar Kurulunda bilgi vermiş adam” dedim. “Başka partinin iç işine karışıyor.” dedim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Bakana söz verdim.

Sayın Özel…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen miydin Bakanlar Kurulunda?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz olacaksınız yakında. O anlaşılıyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bakanlar Kurulunda asla -ben bir Bakanlar Kurulu üyesiyim- MHP’nin kongresiyle alakalı bir görüş, herhangi bir söylem veya sunum yapılmadı, görüşülmedi. Bakanlar Kurulunun tutanakları ortadadır. Dolayısıyla, kati surette böyle bir şey söz konusu değildir. Ben, bunu, Bakanlar Kurulu üyesi olarak söylüyorum. Biz Bakanlar Kurulunda sadece yapılacak işleri görüşüyoruz. Gündemi bellidir, her şeyi belli. Böyle bir şeyin görüşülmesi asla söz konusu değildir, olamaz da, doğru da değildir. Onu özellikle vurgulamak isterim.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler Sayın Bakan.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özür dilesin Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senden dileyeceğim!

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi ifadenizi geri alıyor musunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya ifade değil… “Yalanlamadınız.” dedim, yalanlıyor adam. Bu sizin için iyi bir şey Sayın Başkan, kötü bir şey değil ki.

BAŞKAN – Sayın Özel…

Şimdi, 1’inci madde üzerinde soru-cevap işlemini gerçekleştireceğim.

Sadece bir milletvekili sisteme girmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, dinleme merkeziniz mi var Bakanlar Kurulunda? O zaman açıklayın onu. Dedikoduları buraya taşıyıp, partiler hakkında farklı kanaat uyandırıyorsunuz. Gerçekten yakışık değil ya.

BAŞKAN - Sayın Tümer, sizi dinliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cumhuriyet Halk Partisine yakışmıyor ya. Bu kadar köklü bir partisiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yakında Bakanlar Kurulunda birlikte olursanız şaşırmayacağız zaten!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yakışır! Kaset operasyonundan sonra her şey yakışır Cumhuriyet Halk Partisine!

BAŞKAN – Sayın Tümer, sizi dinliyoruz.

Buyurun.

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, Adana’da çiftçinin suyu düzenli ve rantabl kullanabilmesi, toprağın yapısının korunması ve ürün deseninin artması adına kapalı sulama sistemine geçilmesinin şart olduğu anlaşılmıştır. Çiftçinin can damarı Adana’daki Seyhan, Çatalan, Ceyhan ve Aslantaş barajlarının işletimlerinin özel şirkete devredilme girişimleri de büyük sorun doğuracaktır.

Bir diğer önemli sorun ise Akyatan lagünlerinin pis sularla kaplı olmasıdır. Lagünler nesli tükenmekte olan flamingoların yaşam alanı olmakla birlikte caretta caretta kaplumbağalarının yanı sıra geçmiş yıllarda her sezon 700 tona yakın balık üretilen bir bölge olmasına karşın şimdilerde balık üretimi 60 tona kadar düşmüştür. Lagünlerdeki atık sular nedeniyle kuş ve balık ölümleri gerçekleşmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Bu kapsamda, çiftçimizin modern tarıma geçişinde büyük etken olan kapalı sulama sistemine geçilmesi, lagünlerin atık sulardan temizlenmesi ve drenaj kanallarıyla temiz su aktarılması için bir girişim gerekmektedir.

Bilgilerinize sunarım.

BAŞKAN – Sayın Aydın? Yok.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Mersin büyük oranda geçimini tarımla sağlayan bir kenttir ve dış politikalarınız nedeniyle çiftçi ürettiğini satamamaktadır. Bugün, erikler, Mut’un kayısıları, narenciyeler tamamen çiftçinin elinde kalmıştır. Ancak bundan daha tehlikeli olmak üzere çiftçi ürün elde etmek için su bulamamaktadır. Başta Mersin’in Toroslar ilçesinin Doruklu, Evrenli, Çelebili köyleri olmak üzere bütün bu köylere gölet sözünüz vardır. Seçimden önce verdiğiniz bu sözleri ne zaman tutacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Sarıhan…

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Bugün, bildiğiniz gibi, 10 Ekimin 7’nci ayındayız ve “10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği” adıyla kurulmuş olan derneğimiz bugün Parlamentonun çeşitli gruplarını ziyaret etti. Onların en büyük talebi adaletin sağlanması konusunda. Adalet, yaşam haklarının iadesiyle elbette ki sağlanamayacak ama yakınlarının acısını dindirebilmek için Parlamentonun acilen yeni bir yasal düzenlemeyle onların yasal haklarını aramalarının yollarını ücretsiz hâle getirmesi gerekiyor. Bu konuyu arkadaşların bilgisine sunarak üzerinde düşünmelerini rica ediyorum, bu sebeple söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ili Ulukışla ilçesi Koçak köyünde afet nedeniyle köyün taşınması gündeme gelmiş ve köyün bir kısmı başka yerlere göç etmek durumunda kalmıştır. Köy için yakın çevrede yer aranmıştır. Hazine ve orman alanlarında yer verilmediği için köylüler mağdur durumdadır. Bu bağlamda, köylülerin talebi, köyün Niğde merkez ilçe yakınlarına taşınması ya da kendilerinin ikamet edecekleri bir alanın kendilerine verilmesi yönündedir. Köyün afet kapsamına alınarak, yapılacak bir düzenlemeyle Niğde ili merkez ilçeye taşınmasıyla sorunun çözüleceği yönünde düşünce vardır. Sayın Bakan, Niğde’ye taşınmaması hâlinde orman alanında yer verilmesi mümkün müdür?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, geri kalan süre size ait.

Buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekillerim; önce, Adana’da kapalı sistem… Yani bundan sonra yaptığımız bütün projeleri kapalı sistem olarak yapıyoruz. Mesela İmamoğlu Sulaması, şu anda Adana’daki 75 bin hektarlık sulanacak alan tamamen kapalı sistemdir. Ama diğer, Aşağı Ceyhan vesaire ovalarında, oralarda kot müsait olmadığı için mecburen geçmişte açık sistem olarak, klasik sistem planlanmıştır. Ama biz o konuda da… Ben Adana’ya biliyorsunuz bir buçuk ay önce gittim, o konuda da bir çalışma yapılması talep edildi. Arkadaşlarımız çalışma yapıyor ama şuna emin olun: “Bundan sonraki bütün sulamaları kapalı sistem yapın.” diye talimat verdim. Hatta şu anda İmamoğlu Sulaması, Misis Ovası vesaire çok hızlı şekilde ilerliyor.

Bunun dışında, tabii, caretta caretta’ları koruyoruz. O lagünlere bakacağım. İnşallah, onları… Zaten Doğa Koruma ve Milli Parklar bunların yaşam alanlarını koruyor. Ben de o lagünlere bakarak ne yapılabilecekse yapacağım. Sizin de başka tavsiyeniz olursa bildirirseniz memnun olurum.

Efendim, Sayın Atıcı, Mersin’de, hakikaten, çok sayıda baraj, gölet, sulama tesisi yapıyoruz yani, siz de biliyorsunuz. Şu anda, söz verdiğim bütün göletler yapılacak, hatta sulamalarda kapalı sistem yapılacak. Ben size bu konuda Mersin’de yapılanları çok detaylı -sizin zaten e-postanız var- göndereceğim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Söz veriyor musunuz Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Söz, sözdür, yani sözdür, onları yapacağız. Zaten şu anda biz, bütün vekillerim, şu anda biz “Bin Günde Bin Gölet ve Sulama”yı bitirdik; şimdi, 2019 yılına kadar “1071 Gölet ve Sulama”, Türkiye’de vatandaşların bütün taleplerini yerine getireceğiz. Hakikaten, onun için, Mersin ve diğer illerimizdeki talepleri yerine getireceğiz.

Niğde Ulukışla’daki konuyu biliyorum. Ben, biliyorsunuz, Sayın Vekilim, Ulukışla’ya en son gittiğimde konu gündeme geldi. Bakacağız, mutlaka o köye bir yer bulmamız lazım. Ormanlık alanlarda da eğer -AFAD ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı- orada bir afet durumu söz konusu ise mevzuata göre ormanlık alanda da yer verilebilir. Bunu inceleyelim, Niğde milletvekillerimizle beraber inceleyelim. Ben, AFAD Başkanıyla ve Çevre ve Şehircilik Bakanıyla da görüşeyim, bunu bir an önce halledelim. Yani, ben de takip edeceğim.

Gelelim diğer, Aydın milletvekilimizin az önceki konuşmasına. Birkaç söz söylemek istiyorum. Efendim, Aydın’a en büyük yatırımları Bakanlık olarak biz yaptık. Yani, şu anda Aydın’a yaklaşık 25 milyar TL’lik yatırım yapılmış, bunun 4,5 milyar TL’sini Orman ve Su İşleri Bakanlığı yapmıştır. Tam yüz elli yıldır hayal edilen, Çine Adnan Menderes Barajı’nı biz bitirdik. Karacasu-Dandalaz Barajı, İkizdere Barajı, yani oradaki bütün baraj, göletler, sulama tesisleri bizim dönemimizde yapıldı. Yani, orada Büyük Menderes’ten çoğu kere sulanmıyor; çoğu kere barajlardan, Kemer Barajı, işte, orada, diğer, daha önce yapılan barajlar, Karacasu-Dandalaz Barajı gibi barajlardan sulanıyor ve bu konuda, kaldı ki Büyük Menderes’le alakalı, bir komisyon marifetiyle, bütün illeri kapsayan bir çalışma grubu kurduk. Bizzat buna da ben Başkanlık yapıyorum. Hatta şu anda size bir müjde daha vereyim: Kendi odamdan Büyük Menderes’teki bazı istasyonlardaki su kalitesini bizzat takip ediyorum. Gerekli tedbirleri alıyoruz.

Bakın, Büyük Menderes de daha önce tamamen dolmuştu. İlk defa Büyük Menderes Nehri’ni temizleyen, büyük bir çalışma yaparak, biliyorsunuz, makineli çalışma yaparak hakikaten tanzim eden, hatta, biliyorsunuz, tam, özellikle dökülmeden önce, Büyük Menderes Nehri denize dökülmeden önce dünyada örneği nadir olan bir lastik, şişme botla, biliyorsunuz, orada Bafa Gölü’ne su aktaran ve oradaki bütün içme suyu yatırımlarını yapan bakanlık bizim Bakanlığımız. Ben sizden, doğrusu, teşekkürü beklerdim. Şu anda, orada sulamaları biz yaptık. Oradaki şehrin içme suyunu kim temin etti, şehir ve civarının? İkizdere Barajı’ndan arıtma tesisleri, isale hatlarını biz yaptık. Kaldı ki, kirletme deyince…

Bakın, biz Bakanlık olarak atık su arıtma tesisi yapmıyoruz, ancak ceza verebiliriz. Mesela benim sizden ricam şu: Hemen Büyükşehir Belediyesi Başkanına deyin ki… “Ya, kaç tane mahallenin kanalizasyonu şu anda doğrudan Büyük Menderes’e akıyor? Sizin vazifeniz Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresinin vazifesidir. Bunu niye yapmıyorsunuz?” diye o soruyu sorsanız daha çok memnun olurum diye düşünüyorum.

Yani neticede Aydın’a ne yapılacaksa yapmak bizim boynumuzun borcudur. Ben de o bölgenin gerçekten bir evladı olarak Aydın’a büyük önem veriyorum. Bunu herhâlde bütün Aydınlılar takdir ediyor.

Ayrıca, şimdi yapacağımız bir eksik var. Nazilli ve civarının içme suyu problemi var, onu da Allah nasip ederse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bir dakika müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen tamamlayınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Babalar için de bir pozitif ayrımcılık yaparsanız.

BAŞKAN – Yaptım Sayın Bakan.

Buyurun bir dakika.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yani neticede bir tek o kaldı. Onu da, projeleri bizzat takip ediyorum. Karacasu-Dandalaz Barajı’ndan D1 isale hattı, modern bir ilave içme suyu arıtma tesisiyle ta İsabeyli’den Denizli sınırına kadar olan bütün bölgeye Nazilli merkez de olmak üzere içme suyunu 2060 yılına kadar verecek sistemi de yapacağız. O zaman yaptığımız işler tamamlanmış olacak, onun da sözünü veriyoruz.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Söz alabilir miyim?

BAŞKAN - Sayın Yıldız, buyurun.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Bakanım demin dedi ki: “Çine Barajı’nı biz yaptık.” Çine Barajı ANAP’ın zamanında yapıldı, ufak tefek eksiklikleri Sayın Bakanım yaptı, bir. İki, demin “25 milyar para harcadık Aydın’a.” dedi. Ben 25 milyar Aydın’a nereye harcadıklarını merak ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Milyondur o.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – “25 milyar” dedi, öyle dedi.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Listesini göndereyim size.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Aydın milletvekilleri bilir, geçen sene seçim zamanında bu kurutma kanalı… Sayın Bakanım, 2002-2016, bir kere temizlenmedi ama şöyle olabilir: Orada ihaleye çıkarıyorsunuz, fatura kesip parasını ödemişsinizdir, denetleme yapmadığınız için de kanalı temizlememişlerdir, ona bir şey diyemem ama bana “Aydın’a 25 milyar TL yatırım yaptım.” diyorsanız onu bir göreyim ya. Yoksa ben Aydın’da yaşamıyorum, onu merak ettim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – O zaman size göndereyim, içtiğiniz suyu da biz temin ettik.

BAŞKAN – Peki, Sayın Bakan ayrıntılarıyla gönderecek Sayın Yıldız.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, dört sene önce Gediz’de balık tutacaktık, hâlâ Gediz kirli akıyor. Gediz’de balık tutacağız Bakanım, bekliyorum. Gelin oraya, gelin, oltayı ben alacağım Sayın Bakan. Menemen Ovası’nı kirlilik bastı, kirlilik.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde soru-cevap işlemini tamamlamış bulunuyoruz.

Şimdi 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde (2) – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul.

Buyurun.(HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Toğrul.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri ve Genel Kurulun sevgili emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 29 sıra sayılı Uluslararası Anlaşma’yla ilgili söz almış bulunuyorum.

Anlaşmanın başlığına baktığımda hakikaten Türkiye Cumhuriyeti devletinin çoğulculuğu önemsemeye başladığı duygusuna kapılıyorum. Çünkü, bu anlaşma Türkiye Cumhuriyeti ile Belçika Hükûmeti arasında değil, Belçika Fransız Toplumu Hükûmeti, Valonya Hükûmeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu’yla yapılmış ve bu toplumlarla, bu hükûmetlerle Türkiye’nin eğitim, spor, kültür, sanat alanında çeşitli iş birliklerini öneriyor.

Değerli arkadaşlar, bugün Avrupa’da, daha doğrusu dünyada giderek artan trend çoğulculuktur. Çoğulcu, tüm farklılıkların bir arada, birbirini değiştirmeden, birbirini değişime zorlamadan bir arada yaşamaya çalışmaktır. Buna negatif hep bir örnek verilir, Yugoslavya’nın parçalandığı söylenir. Ama Yugoslavya’nın parçalanma süreci, aslında şu andaki Türkiye’nin yaşadığı iç sorunla aşağı yukarı benzerlik gösteriyor. Yugoslavya’nın parçalanma sürecini hızlandıran şey: Yugoslavya, çok farklı, çok kültürlü, çok etnisiteli bir topluluğa Sırplığı dayatması, Sırp kültürünü dayatması sonucu bir parçalanma süreci geçirmiştir.

Dediğim gibi Türkiye şu anda maalesef yüz yıllık tekçi, her şeyi tek gören, tüm farklılıkları yok eden, kendi içinde eriten yüz yıllık bir tekçi paradigmayla işleri yürütüyor. Hâlbuki Türkiye, çok kültürlü, çok etnisiteli, çok farklı inançları olan, neredeyse birçok kültürün üzerine basarak geçtiği bir coğrafyadır Anadolu toprakları. Dolayısıyla, Anadolu’da farklılıklar aslında ayrışma nedeni değil, tam tersi, farklılıklar bir bütünleşme aracıdır; farklılıklar, birbirini olduğu gibi kabul etmektir.

Bugün, yüz yıllık tekçi paradigma maalesef Türkiye'de çatırdadığı için Türkiye şu anda bir savaş koşulunda, Türkiye bir iç savaşa doğru evrilmek durumunda kalıyor.

Türkiye çoğulcudur, yerinden yönetimi... Bakın, küçücük Belçika’da işte 3 farklı grup kendi kültürünü, kendi dilini, kendi bölgesini yönetme esasına dayanıyor. Bizim de söylediğimiz şey, aslında demokratik özerklik tam da budur; farklı etnisiteler, farklı bölgeler, kendi kültürünü, kendi dilini, bölgesinde kendi kendisini yönetmesini esas alan bir sistemdir.

Şimdi, neresinden bakarsanız bakın, bu ülkede 25-30 milyon Kürt yaşıyor ama daha öncesinde biyolojik varlığı dahi yok sayılan Kürtler hâlâ ana dilde eğitim yapamıyorlar. Hâlbuki, dünyada artık tüm dillerin yaşatılabilmesi için özel kültür programları uygulanıyor, diller ölmesin, kültürler ölmesin diye Avrupa Birliği nezdinde projeler geliştiriliyor.

Bugün içinde bulunduğumuz hafta Kürt Dili Bayramı Haftası’dır değerli arkadaşlar. 1932 yılında, Mir Celadet Bedirhan’ın Şam’da ilk kez Kürtçe alfabeyle Hawar dergisini çıkardığı gün olan 15 Mayıs tarihi Kürt Dili Bayramı olarak kutlanıyor. Bu haftayı da Kürt Dili Bayramı Haftası olarak ifade ediyoruz ancak maalesef bugün, yurttaşı olduğu 30 milyon civarında insan, hâlâ kendi dilinde eğitim yapamıyor, kendi diliyle konuştuğu veya kendi dilini kullanmak istediği için birçok baskıya, birçok gadre uğruyor. Daha iki gün önce, Uşak’ta, Kürtçe konuştukları gerekçesiyle işçiler linç edildi.

Şimdi, bu tekçi paradigma artık dikiş tutmamak üzere dağılmış durumdadır. Bu tekçi paradigma artık bu ülkede bizi bir arada tutmayacaktır. Artık bu tekçi paradigmanın yerine çoğulcu, farklılıkları kabul eden, farklılıkları kendi içerisinde bir zenginlik kabul eden bir anlayışı egemen kılmamız gerekiyor. Bu, son dönemde bölgede yaşadığımız çatışmaların da aslında temelinde yatan nedenleri oluşturuyor, bu tekçi paradigma. Bizim -dediğim gibi- çoğulcu bir paradigmayla, çoğulculukla farklılıklarımızı zenginliğimizin bir aracı olarak görüp bunu yeşertmemiz, bunu büyütmemiz gerekiyor. Farklılıklar, bölünme nedeni olarak gösterilmeye çalışılıyor ısrarla. Böyle değil değerli arkadaşlar; tam tersi, farklılıklarımız, bizim zenginliğimiz olarak öne çıkarıldığında birleştiren, kaynaştıran, farklı kültürleri daha da zenginleştiren bir anlayışa, bir toplumsal yapıya evriliriz.

Değerli arkadaşlar, bir diğer taraftan, Avrupa Birliğiyle her gün mülteciler üzerinden pazarlıklara girişiyoruz. Mülteciler üzerinden, işte “Veriyorsanız 3 milyar euroyu verin; vermiyorsanız siz yolunuza, ben yoluma.” diye, her gün, aslında, yürütmenin başı olmayan Cumhurbaşkanı tarafından dış politikamıza ayar verilmeye çalışılıyor. Aslında, sıkışmış, içeride katliamlarla sıkışmış… Bugün biraz önceki hatip arkadaşım Birleşmiş Milletlerin verdiği kararı okudu. Kendi iç sıkışmışlığını aşmanın bir yolu olarak Avrupa’yla mülteciler üzerinden bir pazarlık geliştiriliyor.

Değerli arkadaşlar, bu pazarlık, ahlaki, insani, vicdani değildir. Biz, Suriyeli mültecileri sadece dış politikada bir araç olarak kullanmıyoruz, aynı zamanda ülke içerisinde de bir araç olarak kullanıyoruz. Kendimize muhalif gördüğümüz kesimler üzerinde, maalesef, bugün, bölgede Alevilerin içerisine, Kürtlerin içerisine bu mültecileri yerleştirmek suretiyle, muhaliflerimizin de demografik yapısını bozmaya ve onları da kendi iç hukukumuza göre, kendimize göre dizayn etmeye ve orada gelecekte belki bir üstünlük sağlamaya yönelik bir çaba var.

Avrupa Birliğiyle vizesiz girişle ilgili günlerdir burada çalışmalar yapıldı, yasalar çıkarılmaya çalışıldı ama değerli arkadaşlar, bu yasaların hiçbiri, maalesef, gerçekten, bu ülkenin çağdaş uygarlığa, Avrupa Birliğine girişi için yapılmış olan şeyler değil, tam tersi “yapılıyormuş” gibi yapmak ve kendimize göre dizayn etmek ve yine kendi bildiğimiz gibi, bunun üzerinden siyaset yapmak üzerine kuruluyor.

Bugün, aslında, fiilî olarak Hükûmet çökertilmiş durumda, fiilî olarak Bakanlar Kurulu çalışmaz durumda, fiilî olarak aslında AKP Hükûmeti, Türkiye’ye hükûmet etmemektedir. Başbakanın yetkileri sınırlandırılıyor. Şu anda, Türkiye, 4 Mayıstan bu yana, aslında Başbakansızdır. Türkiye, şu anda Başbakansız olarak, Meclis de bir bütün olarak, saraydan verilen emirler neticesinde, burada “çalışıyormuş” gibi, Meclisi de boşa çıkaran, anlamsızlaştıran ve gittikçe tek adam diktatöryasını egemen kılmaya yönelik bir iş ve işlem görüyor. Saraydan verilen emirlerle Meclis maalesef iş göremez hâle gelmiştir. Meclisin gündemi her gün, her an değişebilmektedir. Günlerdir siyasi etik yasasının geleceği söyleniyor ama gelmiyor bir türlü. Bugün sabahleyin geldiğimizde elektrik piyasası yasasının geleceği söylendi ama gelmedi. Çünkü gerçekten Meclis çalıştırılmak istenmiyor, Meclis burada devre dışı bırakılarak tek adam diktatöryasının egemen kılınması için “Meclis çalışmıyor.” gibi bir algı Türkiye kamuoyuna yedirilmek isteniyor.

Değerli arkadaşlar, bu politika, maalesef, Türkiye’nin geldiği son noktadır. Türkiye tek adam diktatöryasına doğru hızlı adımlarla ilerliyor. Bunun önünde HDP engeldir, engel olmaya devam edecektir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toğrul.

2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın İnceöz, buyurun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum. Biraz evvelki söylemleri asla kabul etmiyoruz. “Tek adam paradigması…” Bunları reddediyoruz. Biz, iktidara geldiğimiz ilk günden beri farklılıklarımızı zenginlik olarak addetmiş, söylemiş ve bunu politika olarak hayata geçirmiş bir partiyiz; bunu kabul etmemiz mümkün değil. “Otorite, diktatörya…” Bunlar kendilerinin hayal ürünleridir. Bugün milletin gönlünde kabul görmüş, milletimizin teveccühüne layık olmuş Sayın Cumhurbaşkanımız, bu şekilde algı yönetimleriyle milletimizdeki itibarından asla kaybetmeyecektir. Bu ithamların hiçbirini kabul etmiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki Sayın İnceöz, kayıtlara geçti.

Teşekkür ederiz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın grup başkan vekilinin konuşmasında grubumuza ilişkin direkt bir sataşma söz konusu. İfade ettiğimiz şeylerin hepsinin hayal olduğunu ifade ediyor…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hepsi değil.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …sanki hayalî şeyleri ifade ederek konuşmamızı yaptık gibi algılatmaya çalışıyor. Ona ilişkin kürsüden, sataşmaya ilişkin…

BAŞKAN – Sayın Demirel, Sayın İnceöz kürsüyü kullanmadan, sadece kayıtlara geçmesi açısından ifade etti.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama sataştı, sataştı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz de kayıtlara geçmesi açısından yerinizden cevap verebilirsiniz.

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, kullandığımız ifadeleri evet, her zaman dile getiriyoruz. Bu ülkeyi bir diktatör rejime sürükleyen bir anlayış söz konusu, şu anda yapılmak istenen de budur. Yani “benim istediğim gibi bir başbakan, benim istediğim gibi bakanlar kurulu, benim istediğim gibi bir Türkiye” dizaynı yapılmaya çalışılıyor, bunu da saray, tek başına diktatör olarak gerçekleştirmek istediğini söylüyor. Bunu sadece biz değil -Halkların Demokratik Partisi olarak defalarca ifade ettik ve haklı da çıktık; bu görünen, son 4 Mayıs itibarıyla da pratikleşmiş oldu- tüm dünya gördü; sadece Türkiye halkları değil, bütün dünya bunu gördü. Bunu “Görünen köy, kılavuz istemez.” sözüyle bitirmek istiyorum. Bunu herkes biliyor ve herkes görüyor. Bir diktatöryal rejime götürmeye çalışan bir hükûmet ve bir saray anlayışı vardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirel.

Sayın milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugünlerde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bilimden ve kültürden beslenen, terörden, kandan, gözyaşından beslenmeyen, “Terör arttıkça oylarımız artıyor.” diye sevinmeyen herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, ülkemizin önemli sorunları var mı? Elbette var. Terör can yakıyor mu? Yakıyor. Kilis yanıyor mu? Yanıyor. Mersin’in çiftçileri, Türkiye’nin çiftçileri, belleri kırılmış, kan ağlıyor mu? Evet, kan ağlıyor. Bu sorunların üstesinden kim gelecek? Ee, devleti yöneten Hükûmetin gelmesi lazım. Hükûmet var mı? Hem var hem yok; görüntü var, ses yok. Hükûmet bir yanda var, öbür tarafta da devlet olmaya çalışıyor; devleti yönetmesi gereken Hükûmet, işi gücü bırakmış devlet olmaya çalışıyor.

Peki, bugün, Başbakan acaba Kabineyi toplayabilir mi? Var mı böyle bir yiğitliği, var mı böyle bir delikanlılığı Başbakanın? “Ben bugün Bakanlar Kurulunu topluyorum.” derse, Allah aşkına, güler misiniz, gülmez misiniz Başbakana?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Biz sana gülüyoruz, sana.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Grup toplantısı bile yapamayan bir grupsunuz. Neye hükûmet edeceksiniz? Ancak bize gülmeye çalışırsınız, dönün kendinize gülün.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bugün 10 Mayıs. Siz kendi hâlinize ağlayın, CHP, hâline ağlasın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bu ülkede her şey normalmiş gibi, zatımuhterem, veda turlarına çıkmış. Fiilen Hükûmet yok, biz burada kanun yapmaya çalışıyoruz. 4 Mayıs saray darbesiyle iktidardan düşürülen Başbakanınıza sahip çıkamadınız, tarih bunu yazacak. İradesini teslim etmiş, millî iradeye saygı duymayan, âdeta da iktidarı olmayan bir grupla karşı karşıyayız. Bugünün şartlarında, Cumhurbaşkanı tarafından yetkiler istismar edilerek bir darbe yapılmıştır. Kabul edin veya etmeyin, bunun adı “darbe”dir, tarih bunu “darbe” olarak yazacaktır.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – CHP Grubu olarak mı söylüyorsunuz bunları?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Neden biliyor musunuz? Bakın, Türk Dil Kurumunun “darbe” tanımını sizlere okuyorum: “Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak…” Burayı iyi dinleyin: “…veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.” darbedir diyor. Türk Dil Kurumu bunu bu şekilde tanımlamış.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Tam CHP’ye göre.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – CHP’ye yapıldı mı bu?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Şimdi, Hükûmet devrildi mi, devrilmedi mi; darbe yapıldı mı, yapılmadı mı; neyi tartışıyoruz? Lütfen, durun…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Cumhuriyet mitingleri neydi bu ülkede? Destek olduğunuz cumhuriyet mitingleri ne?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – CHP’ye yapıldı mı söylediğin şey?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bari susun, bari biraz “edep” kavramını hatırlayın ve hiç olmazsa susun arkadaşlar.

O anlı şanlı, o onurlu Gezi direnişindeki gençleri “darbe yapıyor” diye suçladınız, onların ölümüne sebep oldunuz, birçoğunu içeri attınız, onları darbecilikle suçladınız. Öte taraftan, Ergenekon’du, Balyoz’du, FET֒ydü, nokta, nokta, nokta, pek çok darbeci yarattınız.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hepsini savundunuz bunların değil mi?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hiçbirisi darbe yapmaya muvaffak olamadı ancak Sayın Cumhurbaşkanı darbe yapmaya muvaffak oldu. Bakalım ne yapacaksınız?

Sakın bu işi “İç işimizdir.” diye kimse konuşmasın. Bakın, biz, Sayın Başbakana oy vermedik, Sayın Cumhurbaşkanına oy vermedik Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yemin et, yemin et, Cumhurbaşkanına oy vermediğine yemin et!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …bizler AKP’ye oy vermedik.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – 2 kişiden 1’i, Cumhurbaşkanına verdi, yemin et.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ancak, milletimiz…

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – HDP’ye verdi, HDP’ye.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – 2 kişiden 1’i, Cumhurbaşkanına verdi herhâlde, yemin et, yemin et.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çavuşoğlu, terbiyesizlik yapma, otur!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …Recep Tayyip Erdoğan’a oy verdiği için onu başlangıçta meşru Cumhurbaşkanı olarak kabul ettik; halkımız, Davutoğlu’na oy verdiği için onu meşru Başbakan olarak kabul ettik.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Zavallı, zavallı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Otur Çavuşoğlu, düzeyini belli ettin, otur.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Düzeyi burada, düzeyi burada.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yani istemesek de bizim de Başbakanımız, bizim de Cumhurbaşkanımız. Yani, bu, sizin iç işiniz değil; bu, benim ülkemin sorunudur.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Önce Deniz Baykal’ın…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Benim ülkemin başını öne eğdirmeye hakkınız yok.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 10 Mayıs, muhalefet partisine darbe günüdür, unutturamazsınız.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Oradan konuşacağınıza benim ülkemin başını dik tutun. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 10 Mayıs, Cumhuriyet Halk Partisine darbedir, paralel yapının darbesidir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Adı üzerinde “paralel” sizinle eşit gidiyor, eşit.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ülke yanarken sizler kalkmışsınız kültür, eğitim ve bilimle ilgili bir kanun tasarısı getirmişsiniz. Ülke yanıyor, ülkenin sorunu, şu anda kültürel sorunlar mı, ülkenin sorunu şu anda bilimsel sorunlar mı? Kalkmışsınız bana böyle bir anlaşmayı getiriyorsunuz, ayıptır yahu! İnsanlar yanarken, bu ülke hükûmetsiz kalırken siz bana getirmişsiniz eğitimden, bilimden, kültürden bahsediyorsunuz. Yakışır mı size? Elbette yakışır. Çünkü Meclisi de, milleti de oyalamak istiyorsunuz.

Peki, oyalamak istiyorsunuz, parmak çoğunluğunuz var, bunu getirdiniz, bakalım ne getiriyorsunuz? 1’inci madde, dinleyin. Eğer, içinizde bunu okuyanlar yüzde 10’u geçerse birisi gelsin kulağımı çeksin, okumadığınızı adım gibi biliyorum. 1’inci madde diyor ki: “Efendim, sanatçıları koruyacağız, sanatı teşvik edeceğiz.” Allah Allah, daha dün sanatın içine tüküren, sanata “ucube” diyen sizler, her ne olduğuysa Avrupa Birliğine bir yandan rest çekerken öbür taraftan “Vallahi de billahi de sanatçıyı koruyacağız.” diyorsunuz. Buyurun, madde 1.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sanata değil o, sanatçıya değil o; ucubeye, ucubeye.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İnanıyor musunuz koruyacağınıza? İnanmıyorsunuz.

Beterin beteri var mı? Var. 3’üncü madde diyor ki: “Biz, kitabı çok severiz, kütüphaneleri artıracağız, kütüphanecileri koruyacağız, kütüphaneciler arasında değişim yapacağız.” Yahu, Allah aşkına, siz, basılmamış kitabı toplatan, onu yasaklayan bir zihniyet değil misiniz? Hangi akla hizmet bana kütüphaneleri artıracakmışsınız? (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Allah aşkına, madde 8, diyorsunuz ki: “Sinema alanında Fransızlarla iş birliği yapacağız.” Ya, millet sizden bunu mu istiyor? Gidin Fransızlarla sinema alanında iş birliği mi yapın diyor?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bizden istediklerini de yapıyoruz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Gidin orada film mi çevirin diyor? Millet, sizden bunu beklemiyor. Bunu beklemediği hâlde ne yapıyorsunuz? Konuşan sanatçıyı içeri alıyorsunuz. Ondan sonra, kalkmışsınız diyorsunuz ki: “Ben sanata, sanatçıya, sinemasevere destek olacağım.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hangi konuşan sanatçı içeri alındı ya? İsmini söyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Kim inanır size ya? Vallahi de inanmaz, çocuklar bile inanmaz.

Bakın, eğitim alanında diyorsunuz ki…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Bize inanıyorlar da size inanmıyorlar, size!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Madde 10, ben yazmadım bunu ya, altına siz imza attınız, birazdan ellerinizi siz kaldıracaksınız. Diyorsunuz ki: “Okul öncesinde, ortaöğretimde, profesyonel teknik, ticari, turistik eğitiminde önemli işler yapacağız, güzel işler yapacağız, belge alışverişinde bulunacağız, çağdaş eğitim yapacağız.” Siz yazmışsınız yahu! Altına imza atan sizsiniz. Allah aşkına! İki yüzlü değil, on yüzlü politika yapıyorsunuz, bunun farkında mısınız?

Şimdi anlatıyorum ne yaptığınızı: Minicik yavrularımızı, Mersin’de “dört gün okula, bir gün camiye” götürme projesini mi gidip anlatacaksınız Fransızlara?

Şimdi diyeceksiniz ki: Hop, camiye karşı mısınız? Hayır, değiliz, hiçbir ibadet yerine karşı değiliz, hepsini saygıyla anıyoruz ama ben nasıl ibadet edeceğimi babamdan öğrendim, dört gün okula gidip de bir gün camiye gitmedim, siz de gitmediniz. Siz camiye bir gün gitmediniz diye dinsiz mi kaldınız Allah aşkına! Bırakın, millî eğitimle uğraşmayın. Camilere kreş açarak, kentin içinde kreş açmayarak, çocukları cami kreşine zorunlu tutarak, okulları da camilere bağlayarak -arzu edenlere tek tek bunların belgelerini veririm- bu şekilde İslam’ı savunacağınızı mı düşünüyorsunuz? Bunu mu gidip Fransızlarla konuşacaksınız Allah aşkına!

Bakın, madde 17, diyorsunuz ki: Akademisyenler yani öğretim görevlileri değişimi yapacağız, onları iyi yerlere getireceğiz. Allah aşkına, konuşan akademisyenleri içeri atan biz miyiz, siz misiniz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terörü destekleyenler hariç.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – O akademisyenleri içeri atıp, ondan sonra Avrupa’ya gidip, bir başka yüzünüzü gösterip, şirin şirin gülümseyip “Biz akademisyenlere destek olacağız.” diyorsunuz. Allah aşkına, bizi kandırmayın.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Konuşanları değil, terör yanlılarını, konuşanları değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terörü destekleyenler hariç.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Sakın iş birliği yapmayın, bari Avrupa’yı bozmayın, bırakın, Avrupa’yı biz örnek alıyorduk bu alanlarda, iş birliği yapmayın, orası bozulmasın bari. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, az evvel, hatibin bütün konuşması grubumuzu ilzam ve itham edici. Ayrıca şahsıma ilişkin…

BAŞKAN – Sesiniz gelmiyor Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biraz evvel hatip, bütün konuşması içerisinde grubumuzu ilzam ve itham edici bir konuşma gerçekleştirdi, 69’a göre sataşmadan söz talep ediyorum, cevap vermek durumundayım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika size sataşmadan söz veriyorum.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın 29 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, grubumuza sabrından dolayı teşekkür ediyorum. Bir kere, biraz evvel bu kürsüden yapılan konuşmaların hakikaten hangi minvalde yapıldığının bir çerçevesini çizeceğim.

Bir kere, neredeyse bugün milletvekili arkadaşlarımızın çoğu, bugün yaşadığımız sürecin bir darbe olduğunu itham etmekte. Biraz evvelki konuşmamızda söyledim. Bak, “darbe” deyince darbenin içeriğini bir açmak lazım. Darbe, bir kere, millete karşı yapılır, milletimize karşı yapılır, darbenin amacı, demokrasiyi kesintiye uğratmak, inkıtaya uğratmak, askıya almaktır.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Millete karşı yapıyorsunuz zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Diyor ki: “Millete yapmadık, Davutoğlu’na yaptık.”

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Darbe, Anayasa'yı ortadan kaldırır. Bak, hâlâ bir darbe anayasasıyla yönetiliyoruz.

Değerli milletvekillerim, grubuma da soruyorum ve sabırlarından dolayı da teşekkür ediyorum: Şu anda böyle bir şey var mı? Anlamak lazım. Bugün yaşadığımız süreç içerisinde Sayın Başbakanımız, Genel Başkanımız, bir görev değişimi uygun görmüşler, bunu açıklıyorlar. Tabii, sizin bunu anlamanız imkânsız.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Nasıl ya, böyle bir olay mı var ya?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Böyle bir karar değiştirme mi olur ya? Bu ne biçim karar değiştirme?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Ya, arkadaşlar ne oluyor? “Bu kadar sessiz, bu kadar gürültüsüz bunlar nasıl bu işi başarıyor?” diye şaşkınlık içerisindeler, bu anlamda da ben sizin sabrınıza teşekkür ediyorum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Başbakan kendisi diyor: “İstifa etmem kendi tercihim değil, zaruret hasıl oldu, istemiyorum istifa etmeyi, zaruret hasıl oldu.”

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bunun sebebi şu: Aslolan, millete hizmet olunca sizin bunu anlamanız mümkün değil.

Burada ikinci kez hatırlatmak istediğim bir konu da var ki, bütün bunları söylerken, Sayın Cumhurbaşkanımıza “diktatör” derken bir bakmak lazım, milletine hizmetkâr olmayı hedef koymuş, on dört yıldır milletine hizmetkârlık eden, milletimizin oyuyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanımız…

Bir de özellikle şunu belirtmek istiyorum: Biraz evvel bu süreçle alakalı “darbe” derken insan bir şöyle aynaya bakar “Benim geçmişimde ne var? Bunu söylerken benim yüzüm kızarmaz mı?” diye. Bakın, 10 Mayıs 2010 tarihinde bir genel başkan değişikliğine gidiliyor. Hicap ediyorum bana bunları bu kürsüde söylettiğiniz için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Ya, bir düşünün, 10 Mayıs 2010’da, sonra partinizin grup başkan vekili -bugün Genel Başkanınız- “Ben aday olmayacağım.” diyor, daha sonra bir bakıyorsunuz 17 Mayısta aday oluyor. Ya, sizin böyle bir geçmişiniz varken, Hükûmet burada, yerinde, konuşmalarına devam ederken, söylediğiniz şekilde bir darbe yokken bunları söylemekten insanın biraz yüzü kızarır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Tabii, iki dakikada cevap vermek mümkün değil, yani onu da söyleyeyim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, şimdi, “Geçmişinizle yüzleşin.”, “Yüzünüz kızarsın!” gibi ithamlarda bulundu izin verirseniz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şahsı adına, ben grup adına cevap vereceğim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – …şahsım adına iki dakika cevap…

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Atıcı.

İki dakika size de sataşmadan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 10 Mayısta bari konuşmayın ya, 10 Mayısta bari konuşmayın!

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar…

Sayın Grup Başkan Vekili, çok teşekkür ederim, tam da benim söylemek istediğim şeylerin bir kısmını söylediniz. Evet, darbe millete de yapılır, zaten yaptığınız darbe de budur; darbe burada millete yapılmıştır, millî iradeye yapılmıştır.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sen diğer soruya cevap ver, 10 Mayısa cevap ver.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Sayın Grup Başkan Vekili, biz istemediğimiz hâlde, çok mücadele ettiğimiz hâlde 7 Haziranda Sayın Başbakan yüzde 41 oy almıştır. Biz bunu istemedik, keşke daha az oy alsaydı. Buna rağmen siz çeşitli yollarla uğraştınız ve milletin oyunu yüzde 49,5’a çıkardınız bu Başbakanla. Altı aylığına mı bu yetkiyi aldınız, yoksa dört yıllığına mı?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – O, bizim sorunumuz ya, sen 10 Mayısa cevap ver.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Altı aylığına bu yetkiyi aldıysanız ben susarım ama yetkiyi dört yıllığına aldınız. Sonra, evet, Başbakan hastalanır, efendim, yaşamını yitirebilir, büyük problemler olur ülkede, istifa edebilir.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Onu biz düşünürüz, siz 10 Mayısa cevap verin! Onu biz düşünürüz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Adam diyor ki: “Kardeşim, ben kendim bunu istemedim, ben istemediğim hâlde görevi bırakmak zorunda kaldım.” Kardeşim, bu görevi sana Cumhurbaşkanı mı verdi, millet mi verdi?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – 10 Mayısa gel! 10 Mayısı dinleyelim!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Millet eğer yüzde 49,5 oyu verdiyse bu Başbakanın yönetimindeki AKP’ye, o zaman sizin yaptığınız, millete darbedir…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Niye 10 Mayısı anlatmıyorsun?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …ama ne gariptir, nasıl ki zamanında bir şiirden dolayı yapılanlar nedeniyle Recep Tayyip Erdoğan’ı savunduysak, bugün de sizin Başbakanınızı savunmak bize düştü, demokrasi adına.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bir de Başbakanı savunsanıza ya! Biz savunuyoruz sizin adınıza!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – 10 Mayısı konuş!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Savunulacak hiçbir tarafı olmadığı hâlde. Savunulacak hiçbir tarafı olmadığı hâlde demokrasi adına savunmak bize düştü.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – 10 Mayısı konuşmayacak mısın, 10 Mayısı!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Evet, biz, sizi anlayamayız, bizde biat kültürü yoktur, onun için anlayamayız. Bizde demokrasi kültürü var…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kaset kültürü var!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …sizde biat kültürü var, tabii ki anlayamayız. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Şu 10 Mayısı anlatsana, ne oldu? Ne oldu?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atıcı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, grubumuza yapılan sataşmalara cevap vermek için söz istiyorum efendim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne sataştı? Ne dedi ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Atıcı, şahsına yapılan sataşmaya cevap verdi.

BAŞKAN – Gruba ne söylendi Sayın Özel?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Kaset” dendi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tüm süreç boyunca darbelerle ilgili bir şey görmek istiyorsa kendisine bakması gerektiğini söyledi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Neye baksın? Neydi o? Kaset mi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

İki dakika da size söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, anlayışınızdan dolayı teşekkür ederim.

Sayın Grup Başkan Vekili İlknur İnceöz’ün bir ifadesini çok tehlikeli bulduğumu söylemek isterim; grubuna sabrından dolayı teşekkür ediyor.

Bugüne kadar, bu Parlamentoda eleştirilere karşı sabırsız davranan, kürsüye karşı fiilî taarruzda bulunan, istenmeyen görüntülere sebebiyet veren durumlardan sonra hep birlikte arkaya gittiğimizde, bu durumdan grup olarak utanç duyduklarını, sıkıldıklarını ifade ederken, bugün, artık gruba sabrından dolayı teşekkür etmek, aslında, gruba “Eleştirilere karşı tahammülsüz olun, sabırsız olun.” demek ve görüşünü açıklayan muhalefet milletvekillerini hedef göstermek anlamına gelir, bu, son derece tehlikeli bir davranış.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Asla, asla!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Genel Başkanları görev değişimini gerekli görmüş! Genel Başkanınız çıktı, bütün Türkiye’nin gözünün içine baka baka “Özür dilerim seçmenlerden. Bu, benim tercihim değil, bir zarurettir.” dedi, bir zaruret.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sizinki nasıl değişti ya, onu söyle!

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sizin genel başkanınız nasıl değişti ya? Bir kasetle adamı alaşağı ettiniz. Deniz Baykal nerede şimdi? Kasetle alaşağı ettiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yazık oldu!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Genel Başkanınıza darbe yapıldı. Şimdi, o darbeyi yapan kişiyle ilgili, “millete hizmetkâr” diyor.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz kendi içinizdeki darbelere bakın. AK PARTİ aslanlar gibi yola devam ediyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Arkadaş, bu, nasıl hizmetkâr; 3 bin tane korumayla geziyor, normalden 70 kat fazla örtülü ödenek kullanıyor? Bu nasıl hizmetkâr; 5 tane özel uçağı var? Bu nasıl hizmetkâr; 1.300 tane aracı, 800 tane danışmanı, bir eli yağda, bir eli balda? Bir tane yüzükle girmiş, oğlunda 7 tane gemi, millete hizmet ediyormuş! Böyle bir şey olabilir mi? (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Çok ayıp!

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Çirkinleşme!

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ağzına sağlık!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, biz Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli, vicdan sahibi, namuslu milletvekillerine karşı yapılan hakarete de karşıyız.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bugün senin doğum günün, 10 Mayıs!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Oradan bağırarak… Anlıyorum, Başbakan adayları bağırıyor. Profilinizi tarif ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – En düşük profilliniz ayağa kalksın, bir adım öne çıksın, Başbakan yapacaklar! (CHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bugün sen doğdun, sen; 10 Mayısta sen doğdun!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ama prematüre doğmuş!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Asıl tehlikeli bulduğum, grubuma asla böyle bir kasıtta bulunmadığımı belirtmek istiyorum. Asıl tehlikeli bulduğum…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özel, 10 Mayısta doğmuşsun ama prematüre olmuşsun koçum!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Seni bu düzeyinle kesin başbakan yaparlar!

BAŞKAN – Sayın İnceöz, hiçbir şekilde duyulmuyorsunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bu kürsüde çıkıp hakaret dolu, başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve ailesine karşı bu şekilde ilzam ve itham olması… Daha evvel defaatlerce “Bu Mecliste, Parlamentoda bulunmayanlar hakkında konuşurken ailesini burada karıştırmayalım.” diye söylememize rağmen, asıl tehlikeli bulduğum şey bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Varsa dava açıyor zaten efendim; tutanağa bakıyor, dava açıyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yazıklar olsun diyorum grup başkan vekiline. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bu mu, olay bu mudur?

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde, şahsı adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal konuşacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Köksal, süreniz beş dakika.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin içinde bulunduğu durum ne yazık ki ortada. Ülke yangın yerine dönmüş; bir yanda terör belası, bir yanda yurttaşlarımızın sıkıntıları. Esnaf, çiftçi, emekli, işçi, her kesimden yurttaşımız sıkıntılı. Ama halka dokunabilseydiniz onların sıkıntılarını anlardınız. Sizden bir şey beklemiyoruz zaten.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) - Bunu CHP mi söylüyor? CHP mi söylüyor bunu?

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Emeklilikte yaşa takılanlar 3 Mayısta Dikmen Kapısı’nda eylem yaptılar haklarını alabilmek için ama ne oldu? Sayın Bakan burada dedi ki: “Batı’da da böyle. Ben de emeklilikte yaşa takıldım. Veremeyiz onların haklarını.”

Atanamayan öğretmenler, atanamayan sağlıkçılar, her gün birçok öğretmen ve sağlıkçı arıyor “Ne zaman atanacağız? Biz o kadar yıl dirsek çürüttük, ne olacak bizim hâlimiz?” diye.

Kapanan belediyeler kapanmadan önce “Hizmet konusunda bize dua edeceksiniz.” dediniz. Şimdi o belediyelerde yaşayan yurttaşlar dua değil beddua ediyor size çünkü yeterli hizmeti alamıyorlar.

Bakın, seçim bölgem Afyonkarahisar. Sayın Bakanımız, Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Eroğlu da Afyonkarahisarlıdır. “Köyleri hizmete boğduk, hizmet edecek köy bulamıyoruz.” dedi katıldığı bir programda. İsterseniz ben o köyleri sayayım, hizmet alamayan köyleri:

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Say bakayım.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Bakın, bu su Alanyurt köyünde; klorlu falan değil, normal, musluktan akan su, içme suyu, vatandaşa reva gördüğünüz su. Ve bu suyu içmek zorunda Alanyurt’taki yurttaşlarımız. Bu klorlu olmayan, bulanık, görünümünden dahi tiksindiğiniz suyu hak, reva gördünüz. Acaba diyorum, Cumhuriyet Halk Partisi 1’inci çıktığı için ceza olarak mı bu suyu reva görüyorsunuz?

Afyon Şeker Fabrikası bir ilke imza attı, günde iki saat fazladan işçi çalıştırıyor. Neden biliyor musunuz? Fabrikaları kapanmasın diye, sırf özelleşmesin diye, ekmek kapımız elden gitmesin diye oradaki işçiler hayatlarından, yaşamlarından fedakârlık edip günlük iki saat fazla mesai yapıyorlar, hafta tatili yapmadan çalışıyorlar. Ve orada yirmi-yirmi beş yıldır geçici işçi olarak çalışan işçilerimiz var, onlara kadro vermiyorsunuz, neden? Yirmi-yirmi beş yıl, her yıl beş ay yirmi dokuz gün çalışıyor, altı ay işsiz kalıyor; bu hak mıdır, reva mıdır? Emeklilik hakkı yok, kıdem tazminatı yok, ihbar tazminatı yok. Bir yanda, kalifiye eleman sıkıntısı, eleman eksikliği, öbür tarafta geçici işçi olarak çalıştırdığınız işçiler. Onlardan haberiniz var mı sizin? Onların sıkıntılarını dinliyor musunuz?

Ve biraz önce söylediğim Alanyurt köyü, İscehisar ilçesinde, Eskişehir’le arasında bir yol var yıllardır yapılamayan ve sizin yetkiliniz tarafından “E, siz AKP’ye oy vermiyorsunuz, neden yapalım?” denilen bir yol. Bu yolu neden yapmıyorsunuz? Ne zaman yapılacak, doğrusu merak ediyorum.

Bakın, Sandıklı ilçemizde Yunus Emre Mahallesi, buradaki elektrik direkleri. Her gün yangın tehlikesiyle yaşıyor vatandaşlar burada. Bu ağaçlara değiyor bu elektrik telleri ve elektrik kesintisi olduğunda, beş gün, on gün elektrik verilmiyor bu mahalleye. Sandıklı’nın göbeği, öyle köye möye gitmeye gerek yok, elektriksiz yaşıyorlar ve bu teller bu ağaçlara değdiğinde, elektrikten dolayı, her an yangın tehlikesi var, çarpılma tehlikesi var. Defalarca şikâyet etmişler, defalarca ihbarda bulunmuşlar ve sizin milletvekili adaylarınız her seçim dönemi “Bu sorunu çözeceğiz.” diye oy isteyip bir daha uğramaz hâle gelmiş. Acaba buradaki elektrik sıkıntısı ne zaman çözülecek?

Afyonkarahisar ili Dinar ilçemiz var, orada Yeşilhüyük köyü Afyon Milletvekili Sayın Ali Özkaya ziyaret etmiş ve demiş ki: “2015 yılı Mayıs ayında en geç, burada ilkokulu açacağız.” 2016 yılı Mayıs ayı, “İlkokul açacağız.” dediğiniz yerde yeller esiyor. Acaba gerçekten ilkokul açılacak mı, merak ediyorum doğrusu. (CHP sıralarından alkışlar) Bu sözün tutulmasını istiyoruz.

Bakın, Yumruca köyü, Sandıklı’da, birinci çıktığımız bir köy. Muhtar çırpınıyor “Köy odası yapacağım.” diye, adama doğru dürüst ödenek vermiyorsunuz. Düşünmüyor değilim, acaba Cumhuriyet Halk Partili olduğu için mi muhtarımıza doğru dürüst ödenek verilmiyor diye.

Köylerimizde o kadar çok sıkıntı var ki. Sandıklı Saltık köyü analiz raporu… Arsenikli su içiyor Saltık köyü ve siz diyorsunuz ki: “Bu içme suyunu içeceksiniz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bakın, rapor var elimizde, analiz raporu. Arsenikli suyu içmeye mahkûm ettiniz. Ya, Afyon’dan Orman ve Su İşleri Bakanı gönderiyoruz. Ziyaret ettiğim, dolaştığım her iki köyden birinde ya içme suyu ya sulama suyu krizi var. Allah aşkınıza, hizmetiniz bu mu sizin? (CHP sıralarından alkışlar)

Ve son bir şey söylemek istiyorum. Başbakan, seçimlerden önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köksal, pozitif ayrımcılık yapabilirim.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Evet, lütfen Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Seçimlerden önce söz verdiniz, dediniz ki: “Enişteniz Davutoğlu’na oy verin.” Şimdi, ben de size soruyorum: Afyon’a ne diyeceksiniz? “Sarayla anlaşamadı, itaat etmedi de kenara getirdik Davutoğlu’nu.” mu diyeceksiniz? Merak ediyorum doğrusu. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köksal.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın hatip, 69’uncu maddeye göre, ismimi de söyleyerek sataştı. Dolayısıyla, birinci fıkraya göre cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sataşmadan iki dakika söz veriyorum.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 29 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Okulu açtınız mı açmadınız mı, temel atıldı mı atılmadı mı? Sayın Özkaya, bunu söyleyin.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Sayın Vekilim, sabırlı olursanız…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “2015 yılı Mayıs ayında açacağım.” dediniz. Bu okul açıldı mı açılmadı mı, bunu söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Köksal, sayın hatibi dinleyelim lütfen.

Buyurun.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Açacağım, açacağım.” demiş. “2015 yılı Mayıs ayında açacağım.” dedi.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Sayın Köksal…

BAŞKAN – Sayın Özkaya, sürenizi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Burcu Köksal Dinar Yeşilyurt köyündeki okulun açılmadığını söylüyor. Bu köyümüzde, il genel meclisimiz 2016 yılı bütçesinde ödeneğini ayırdı ve on beş gün önce temeli atıldı. Burcu Hanım, on beş gün önce temelini attık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Açacağım.” dediniz Sayın Özkaya, “2015 yılı Mayıs ayında ilkokulu açacağım.” diye seçim vaadinde bulundunuz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Efendim, öyle bir şey…

Arkadaşlar, tabii, Burcu Hanım’ın aslında bir avukat olarak bunları eksik bilmesine de üzülüyorum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Eksik bilmiyorum. “2015 yılı Mayıs ayında açacağım.” dediniz. Sizden sonra ben ziyaret ettim o köyü ve hâlâ açılmadı. “Temel atıldı.” diyorsunuz, “Açacağım.” dediniz siz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - İl genel meclisinin bütçeleri ekim ayında belirlenir. Ekim ayında bütçesi yapılmayan, ödeneği ayrılmayan bir iş ancak CHP’nin hayalî temeli olur. Onun dışında, iş eğer kanuna, usule uygun olacak ise bütçe ayrılır. Bütçeyi ekim ayında ayırdık ve on beş gün önce de temelini attık. Yeşilhüyük köyünde, inşallah, eylül ayında çocuklarımız eğitime devam edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, şimdi, ben her defasında, sayın milletvekilinin… Afyonkarahisar’a, bu büyük coğrafyadaki ilçelerimize, köylerimize yapılmış olan hizmetleri görüyoruz.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bilmiyor ki.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sizin milletvekilleriniz ziyaret etmiyor.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - 1950’den beri Afyonkarahisar, tarihinin en yüksek oyunu verdi AK PARTİ’ye. CHP 1.500 oy eksik alsaydı Burcu Hanım burada olamayacaktı.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Çaldığınız o kadar oylara rağmen yine de seçildim ben Afyonkarahisar’da.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Dolayısıyla, Afyonkarahisarlı görüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Bu kürsüden boş konuşmayı da…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Köksal, sayın hatip bitirsin lütfen.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - …hayalî sözleri de görüyor; vatandaş görüyor ve oyunu veriyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Özkaya.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sataşma var.

BAŞKAN - Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, Sayın Özkaya “Hukukçu kimliğiyle bilmemesini yadırgıyorum.” diyerek hem şahsıma hem de hukukçu kimliğime bir sataşmada bulunmuştur. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Az bile söylemiş, az!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Özkaya dedi ki: “On beş gün önce temel atıldı.”

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sizin kulaklarınız duymuyor mu?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Ben “Temel atıldı atılmadı.” demedim dikkat ederseniz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kulaklarınız duymuyor mu sizin? Sayın Vekil, kulaklarınız duymuyor mu sizin?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – “2015 yılı Mayıs ayında, söz veriyorum, Yeşilhüyük’de okulunuz açılacak.” dedi ve aradan bir yıl geçti, Sayın Özkaya çıkıp “Bu okulu açamadım.” demek yerine “On beş gün önce temel atıldı.” diyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kulaklarınız duymuyor mu, kulaklarınız? Problem mi var kulaklarda?

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Oradaki köylülerinize ne diyeceksiniz? Dinarlı hemşehrilerinize ne diyeceksiniz? Sözünüzü tutamadınız Sayın Özkaya.

Hukukçu kimliğime gelince, ben hukukçu kimliğimle her zaman gurur duydum, onur duydum.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Okulu yapıyorlar, daha ne istiyorsunuz?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kulaklarınızda problem mi var sizin?

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olmaktan da onur duyuyorum ve diyorsunuz ki: “1.500 oy daha alamasaydınız burada olamazdınız.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Doğru, haklısınız, o kadar oy çalmanıza rağmen yine de Afyonkarahisarlı hemşehrilerim beni buraya gönderdiler ve burada sizin hizmet etmediğiniz, sizin ötekileştirdiğiniz, sizin ayrıştırdığınız bütün hemşehrilerimin, bütün köylülerimin, bütün Afyonlularımın sesi olacağım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köksal.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkaya.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, bundan sonra ne söylerse söylesin söz almayacağım. Ama “Oy çaldınız.” dediği için, 69’uncu maddeden, atılı bir suçlama var, buna cevap verip başka da ne söylerse cevap vermeyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

6.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; şimdi, Afyonkarahisar, nüfusuyla, coğrafyasıyla AK PARTİ’nin kurulduğu bir il ve her dönem en güçlü desteği bize verdi.

Sayın Burcu Köksal, Sayın Milletvekili, hangi sandık için itiraz ettiniz? Burada yalan söylemeyeceksiniz, gerçek dışı bir şey söylemeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir tek sandık söyleyin, bir tek sandık söyleyin ki “Şu sandıkta haksızlık yapıldı.” diye. Afyonkarahisarlı insanlar şerefli insanlardır, AK PARTİ’liler şerefli ve namuslu insanlardır, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, hiçbir sahte oya ihtiyacı yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Afyonkarahisarlılar bize vereceğinin en yükseğini veriyor. Yüzde 64 oy verdi, daha ne yapacak? Veriyor, hepsinden Allah razı olsun. Ama, siz o 1.500 oyu almamış olsaydınız -nasip, takdir- AK PARTİ 4 olacaktı, belki biraz daha olsa 5 olacaktı.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Aldıysa kötü mü etmiş?

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Biz Afyonkarahisarlıların, AK PARTİ’lilerin oy çalmaya veya bir başka şeye ihtiyacı yok, millet fazlasıyla veriyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yani ihtiyaç olsa çalacak mısın o zaman?

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Millet sizi de görüyor, bizi de görüyor. Daha fazlasını da Afyonkarahisar’a haksızlık olarak görüyorum, hemşehrilerimize haksızlık olarak görüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkaya.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Köksal, buyurun.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Özkaya, yalancılıkla suçlamıştır, ağır sataşmadan dolayı söz hakkı istiyorum.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Oy çalmayı ispat etmeyen müfteridir!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Afyonlular hırsız değildir Hanımefendi! Afyonlulara hırsız diyemezsiniz!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – AKP’ye söylüyorum, Afyon’a değil, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Köksal, buyurun, son bir defa ama. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

7.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına, tekraren sataşması nedeniyle konuşması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Özkaya, yalancılıkla suçlamıştır. Geçersiz oylara bir baktık, inceledik…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hangi sandığa itiraz ettiniz, hangi sandığa?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – …ve gördük ki geçersiz oyların birçoğu Cumhuriyet Halk Partisi oylarıydı ve oradaki sandık görevlilerimize, müşahitlerimize yapılmadık baskı bırakmadınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sizin kulaklarınızda problem mi var?

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Bunların hepsini Afyon biliyor, yaptığınız hizmeti de biliyor...

SALİH CORA (Trabzon) - İtirazın var mı, yok mu?

BURCU KÖKSAL (Devamla) - ...söz verip uğramadığınız köyler de biliyor, yalan söylediğiniz yerler de biliyor. Gidip kendi hemşehrilerinize yalan söylediniz, muhtarlarınızın telefonlarını açmadınız Sayın Özkaya. Bir Dinar’a uğrayın, Afyon’a uğrayın, köylere uğrayın, sıkıntıları görün.

İyi günler diliyorum herkese. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Cevap vermeye değer görmüyorum Sayın Başkan.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın İnceöz...

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, sadece kayda girsin diye söylüyorum: Bir iddiada bulunuyorsa bunu ispat etmesi lazım, hele ki hukukçu kimliğiyle bu kürsüde konuşurken bunları belgeleriyle konuşmak lazım. Bu kadar genel bir söylemle tüm Afyon’u ilzam etmek çok doğru değildir.

Teşekkür ederim, kayıtlara girsin.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın İnceöz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemini gerçekleştireceğim.

Sayın Atıcı sisteme girmiş.

Sayın Atıcı, buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Mersin’in Silifke ilçesine bir çimento fabrikası kuruldu. Biz bu çimento fabrikasına sağlığa zararlı olacağı düşüncesiyle karşı çıkmıştık ancak ÇED raporu alındı ve bu çimento fabrikası yürürlüğe girdi. Ancak, sizin de onayladığınız ÇED raporunda “Bu çimento fabrikası şehir içinden gitmeyecek, insanların ciğerine o tozları sokmayacak, kendine özel bir yol yapacak.” dediniz; yapmadılar, şehir içerisinden gidiyorlar. Ayrıca, dediniz ki ÇED raporunda: “Burada fok balıkları yaşıyor, burada yirmi dört saat çalışılmaz.” Çalışma saatlerini belirlediniz ancak çimento fabrikası sizi de dinlemiyor, hiç kimseyi de dinlemiyor, çatır çatır burada her şeye rağmen sağlığı ve çevreyi tehdit ederek çalışıyor. Bu kadar aciz içerisinde misiniz hakikaten merak ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalım da sisteme girmiş.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Evet, teşekkür ederim Başkanım.

Sisteme girdim son anda çünkü gerçekten arkadaşları dinlerken heyecandan unutmuşuz sisteme girmeyi.

Bu arada, muhtarların maaşları 1.000 TL iken 1.300 TL oldu; oldu ama unutulan, verilen sözler hâlâ yerine gelmedi. Değerli muhtarların SGK’ları ödenmiyor. Bugün bir muhtar kendi sigorta primini ödemezse gidip ilacını alamıyor, kendisini devlet hastanesinde tedavi ettiremiyor. Onun için bir an önce muhtarların SGK’larını da ödemelerini arz ve talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sandıklı ilçesinde Sorkun köyümüzde halı saha yapılmasıyla ilgili bir söz verilmiş fakat hâlâ daha halı saha yapılmamış.

Yine aynı şekilde, İscehisar ilçesi Alanyurt köyümüzde de bir halı saha sözü verilmiş fakat hâlâ halı saha yapılmamış.

Acaba bu şekilde planlanan bir yapım var mı? Bunu merak ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Purçu…

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, geçen hafta Roman Strateji Belgesi açıklandı, eylem planıyla beraber 19 sayfa. Altı seneden beri bize 19 sayfayı beklettiler. Yalnız, 2016, 2017 ve 2018’de Romanlarla alakalı, sahada hiçbir çalışma yok, bütçe de yok. Ne yapacağız biz? Hani vatandaşa bir şeyler yapılıyordu -burada söyleniyor durmadan- ama Romanlara bir şey yapılmıyor, sahada hiçbir şey yok. Eylem planını altı sene bekletti, üç sene de şimdi strateji belgesini bekleteceksiniz. Ne yapsın bu insanlar? Nefes almasın mı, yaşamasın mı? Yazıklar olsun! Çadırda duran Roman çocuğunun, gençlerin, kadınların, çocukların günahını bu devlet çeksin.

Biz eylem istiyoruz arkadaş, sahada, sahaya dönük çalışmalar istiyoruz. TOKİ evlerimizi yıkıyor, çadıra sevk ediyor bizi. TOKİ ev vermiyor, yuva yıkıyor. Bakın, TOKİ bizim mahallelerimizi yıkıyor, bizi çadırda yaşamaya sevk ediyor, şehrin dışına atıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Artık bıktık TOKİ’den. Roman mahalleleri daha önce şehrin dışındaydı ama şu an şehrin en önemli rant alanları içerisinde kaldı. Şu an herkesin gözü, iş adamlarının gözü, sanayicinin gözü, inşaatçının gözü Roman mahallelerinde. Sulukule gitti, dünyanın en eski Roman mahallesi; bin yıllık, yok oldu. Şu an…

BAŞKAN – Sayın Purçu, diğer arkadaşların hakkını alıyorsunuz ancak.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Özür diliyorum Başkanım, ben tek başımayım, burada mücadele ediyorum. Bir Allah’ın kulu kalkıp orada tutmasın. Bana söz verin Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Sayın Ekonomi Bakanım, lütfen artık ya. “Strateji belgesi” dediniz, altı yıl beklettiniz. Bakın, şimdi, 19 sayfa strateji belgesi açıklandı. O da neden? 72 maddelik vize muafiyeti için, Avrupa Birliğine hoş görünmek için yapıldı bu ama biz yaşayamıyoruz Sayın Bakanım. Lütfen, bakın, biz burada artık 50 defa söyledik, yeter yani. Eyleme dönük, sahaya dönük iş istiyoruz, bizi oyalamayın. Bakın, bizi herkes dinliyor. Yarın da konuşacağım Sayın Bakanım.

Bütçe ayırın bize, bütçe!

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkürler Sayın Purçu.

Sayın Atıcı, siz ikinci kez sormuş olacaksınız ancak Sayın Yıldız da sistemde. Sadece bir vekile söz verebilirim, isterseniz Sayın Yıldız kullansın, siz bilirsiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Nasıl münasip görürseniz.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, buyurun.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 2002 yılından beri “Aydın-Denizli otoyolunun ihalesini yapacağız, yapacağız.” dediniz, tam on beş yıl geçti, hâlen bir çivi dahi çakılmadı. Bu yolu ne zaman başlatacaksınız? Ne zaman ihaleye çıkaracaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bakan, buyurunuz.

Kalan süre size ait.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aydın-Denizli otoyolu… Aydın-Denizli arasında çok güzel bir yol var, o yol geçiyor, bölünmüş olarak yapıldı. İnşallah Hükûmetimiz -zaten devam ediyor- Türkiye'nin her tarafına otoyol yapacak. Biz Türkiye'nin bütün birimlerini, bütün noktalarını en güzel şekilde, en çağdaş şekilde birleştirmeye gayret ediyoruz.

Yalnız, Sayın Başkan, dikkat ediyorum şu anda biz hangi kanunu görüşüyoruz diye, sıra sayısı 29; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşması… Sorulan sorular, çok değişik değişik sorular.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Zor mu geldi Sayın Bakan?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben arkadaki bürokrat arkadaşlara sordum. “Bu sorulardan bilginiz var mı?” diye, arkadaşlar dediler ki: “Bu konular bizim dışımızda olan konular. Biz bu işleri bilmiyoruz, Dışişlerinin temsilcisiyiz.” Yani, açıkçası, sayın milletvekillerimizin burada yapılan konuşmalardan…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yazılı cevap verirsiniz Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zaten sözlü soru olan şeyde…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz orada Hükûmeti temsil ediyorsunuz, siz de dış işlerinden anlamazsınız ki.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz, maşallah, her şeyden anlıyorsunuz yani sizden başkasına ihtiyaç yok. O kadar çok şeyden anlıyorsunuz ki sadece mesleğinizi bilmiyorsunuz. Siz her şeyden anlıyorsunuz, sadece mesleğinizi bilmiyorsunuz, ancak konuşuyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yüksek profilli.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Bizim milletvekilleri yüksek profilli.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Dışişleri Bakanı mısınız siz?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen o kadar çok şey biliyorsun ki başka kimsenin bilmesine gerek yok.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Bir bakana yakışıyor mu şu üslup?

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, bırak, polemik yapma, Özcan’ın sorusuna cevap ver, Özcan’ın sorusuna cevap ver.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Grup Başkan Vekili, ayağa kalkarak konuşmayın.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Oo, ayar veriyor ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, siz orada polemik yapma makamında değilsiniz, cevap verin; ona veremiyorsanız, Özcan’a verin.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben burada sataşmalara cevap veren birisiyim. Sorulan soru değil…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, polemik yapıyorsun!

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen bana polemik yapma, sen bana da bu şekilde söyleme, ben konuşurum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yahu, Özcan’ın sorusuna cevap ver, Özcan’ın.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Ya, sen kiminle konuştuğunu zannediyorsun?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bak, oradaki milletvekili, sayın milletvekili ayağa kalktı, hepimiz sabırla dinledik, hiç ağzımızı açmadık. Niye? Milletvekilinin hakkı diye. Ama o hak mikrofon kapanana kadardır, mikrofon kapandığı an o hak bitmiştir. Niye? Sayın Başkan bir dakikalık soru-cevap süresini sayın milletvekiline tanımıştır. Milletvekili heyecanlı, hakkını hukukunu savunacak, ifade edecek ama bunu yapmanın da değişik yolları vardır.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama siz de çok uzattınız ya!

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün uygulanmasından birinci derecede sorumlu olan kişilerden biri de sizsiniz, grup başkan vekilidir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Nerede!

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eğer grup başkan vekili olarak böyle yapılan şeylere “Hadi…” diye veya yanınızda oturan bir milletvekilinin ayağa kalkarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nü ihlal etmesine fırsat verdiğiniz takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usul ve esasları maalesef kötü noktaya doğru gidebilir. Biz burada sorulan sorulara… Şu İç Tüzük’ü herhâlde bilmeniz gerekir, İç Tüzük’te der ki: Eğer konu dışına çıkıldığı takdirde Başkan uyarır, konuya davet eder, konuya gelmediği takdirde milletvekilinin sözünü keser.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Bakan konu dışına çıkmıştır efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, ben şimdi sizi konuya davet ediyorum çünkü siz de konunun dışında konuşuyorsunuz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru söylüyorsunuz. Sayın Başkan, aslında bu yetkinizi -ben şurada yarım saattir duruyorum- daha önce kullanmanız gerekirdi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sabahtan beri konu yeni aklına geldi herhâlde!

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, davet edeceğiniz bir sürü insan var.

BAŞKAN – Sorulan sorulara cevap verirseniz bence daha iyi olur.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben de size hatırlattığım için memnuniyet duyuyorum, bu görevinizi size hatırlattığım için memnuniyet duyuyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tarafsız Başkan(!) Değilsiniz tarafsız.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada konuşulan şeyde, beni uyarmak yerine, gündem dışına çıkıp alakasız olan konuları gündeme getiren milletvekillerini uyarmak sizin göreviniz çünkü İç Tüzük’e…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yeni aklına geldi, yeni.

BAŞKAN – Ben onları da uyarıyorum Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Beni uyararak mı görevinizi yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Ama şu anda sizi uyardım Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, biz burada…

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bir kere bile uyarmadınız, bir kere bile uyarmadınız, bir kere bile!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu nasıl tarafsızlık!

BAŞKAN – Ne oluyor sayın vekiller?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakaretin ne olduğunu bilmiyorsun herhâlde sen.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bir kere bile uyarmadınız!

BAŞKAN – El işareti yapmayın lütfen, elinizi böyle yapmayın!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Siz de yapmayın.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Siz de yapmayacaksınız.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakaretin ne olduğunu bilmiyorsun herhâlde sen.

BAŞKAN – Lütfen, sayın vekiller…

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakaretin ne olduğunu bilmiyorsunuz.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bir kere bile uyarmadınız Başkan!

BAŞKAN – Böyle bir hakkınız yok! Haddiniz de değil, hakkınız da değil, lütfen!

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sizin de hakkınız değil, haddiniz de değil.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - El işareti yapmayın, ben de yaparım yoksa, lütfen!

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Siz de yapmayacaksınız, burada öğretmen değilsiniz!

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Konuya davet yeni aklına gelmiş daha.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, orada bir milletvekilini “El işareti yapmayın, ben de yaparım.” diye azarlayamazsınız. Siz Meclis Başkan Vekilisiniz.

BAŞKAN – Bana böyle yapamaz. Sayın Bakan, bana böyle yapamaz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – El hareketi yapma.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama, siz onu azarlayarak susturamazsınız.

BAŞKAN – Burası Meclis Başkanlık Divanı, benim şahsıma yapılan bir şey değil bu, Başkanlık Divanına yapılan saygısızlıktan kaynaklı.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sizin göreviniz milletvekillerini susturmak değil, hakkı hukuku korumaktır. Meclis Başkanı adına oturuyorsunuz siz orada. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) O milletvekilini susturmak sizin göreviniz değil, tehdit etmek göreviniz değil sizin. Milletvekilini tehdit ediyorsunuz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Bakan, siz sorularınıza cevap verin, sorulara.

BAŞKAN – Benim yetkimi siz belirleyemezsiniz Sayın Bakan, lütfen…

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Bakanım, polemik yapmayın, sorulara cevap verin.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, Sayın Başkan, “Elinizi kaldırmayın, ben de elimi kaldırırım.” diye tehdit ediyorsunuz.

BAŞKAN – Bana yapıyor Sayın Bakan, şahsıma ve Başkanlık Divanına yapıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bundan sonra konuya davet eder, tamam mı?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Bakan, başından beri bir soruya cevap vermediniz, Genel Kurula laf yetiştiriyorsunuz.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ekonomik alandaki sorulara cevap verin.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, bana laf atınca bir şey demiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, konuşun, buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ya, sorunun cevabını bilmiyor ki.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli milletvekilleri, sorulan sorularla ilgili konuda, değerli milletvekili arkadaşlarımızın zaten isimleri kayıtlara geçti, o çerçevede ben bu sorulara yazılı cevap vereceğim.

Afyon’la ilgili konuştuğumuz konu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bütün söyleyeceğiniz buydu, hepsi buydu söyleyeceğinizin yani. Kışkırtmaya ne gerek var?

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir polemik yaşandı, size ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

Buyurun.

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum.

Yani sorulan sorular ile konuşulan kanun arasında herhangi bir alakanın olmadığını görüyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ya, sizinle de Dışişleri arasında bir alaka yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru söylüyor şimdi, Allah için doğru söylüyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bu Dışişleri Komisyonunun raporu, siz Dışişleri Bakanı değilsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dışişleri Bakanını oturtun o zaman.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen müdahale etmeyin.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Bakan, muhtarlara verilecek olan…

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sorulara yazılı cevap vereceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Bakan.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Muhtarların SSK primlerinin ödenmesi Ekonomi Bakanını nasıl ilgilendirmiyor Bakanım?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan yazılı cevap vereceğini ifade etti.

Sayın Özel, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’ın 29 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerindeki soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ve Meclis Başkan Vekiline had bildirme şeklindeki davranışını kınadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Şimdi, gecenin bu vaktinde daha fazla uzatmayalım ama Sayın Bakan soruların konuyla ilgili olmadığını söylüyor. Eğer, Hükûmetin bu konuda ilgili bakanı oraya oturmuş olsaydı Dışişleri Bakanına sorulacak sorular sorulurdu. Dışişleri Bakanıyla ilgili konuda Dışişleri Bakanı yok, yerine Su İşleri Bakanı ile Ekonomi Bakanı oturmuş, ona göre sorular geliyor. Aslında, arkadaşlarımız Dışişleri Bakanına sorulacak soru sorsalar o zaman Sayın Bakanlar zor durumda kalacaklar. Kendi alanlarından ama Sayın Elitaş, maalesef -herhâlde grup başkan vekilliğini özledi, buralar o işlere biraz daha müsait yerler- polemik yapmayı tercih etti. Benim kendisine söylediğim şu: Kendi konunuzla ilgili, “Bütçe istiyorum.” diye haykırıyor. Arkadaşın ayağa kalkması, yıllardır eksikliğini çektiği, buralarda dile getirilmesini özlemle beklediği bir topluluğun sorunlarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …dile getirme fırsatı bulmuş. Hepimiz sempatiyle karşıladık. Burada, Sayın Bakanın bu yaklaşımı da doğru değil.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, grup başkan vekili elini indirsin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onun dışında bir de grup başkan vekili olarak bana bir göndermede bulundu. Onu da şöyle söyleyeyim: Grup başkan vekili ne iş yapar, ne iş yapmaz, onu bana hatırlatabilir. Eski bir grup başkan vekili olarak da, ben bu eleştiriyi olumlu karşılarım ama Sayın Elitaş’ın Meclis Başkan Vekiline had bildirme hakkı olduğunu kesinlikle düşünmüyorum ve bu davranışınızı kınıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Demirel, sisteme girmişsiniz.

42.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, herkesin düşüncesini özgürce ifade edebileceğine ama had bildirme şeklindeki bir yaklaşımın doğru olmadığına ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yani bunu her seferinde dile getirmek zorunda kalıyoruz. Burada herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir ama kimsenin kimseye had bildirme, hiç kimsenin had bildirme lüksünün olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir yaklaşımın da doğru olmadığını ifade etmek istiyorum.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bu söz size Başkan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Size söylüyor, anlarsanız size söylüyor.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Şimdi, Sayın Bakan tabii ki sorulan sorular karşısında kendi süresi içerisinde cevap verme yetkisine sahiptir. Biz de onu buradan dinliyoruz ve bekliyorduk ki cevaplarını versin ama ne yazık ki AKP Grubunun sataşmalarından Sayın Bakanın ne söylediğini anlayamadık. AKP Grubunda, her zaman kadın Meclis Başkan Vekilimiz kürsüye çıktığında ya da yönettiğinde nedense erkeklerin tarzı ve tavrında değişiklik vardır. Bunu Sayın Bakanın oradan görüp aslında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - …ona müdahale etmesi gerekirken Sayın Başkan Vekilimizi uyarması gerçekten kabul edilecek bir durum değildir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ama bu açık bir niyet okumadır yani.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Biz burada Bakanı dinlerken AKP sıralarından hem el kol işaretleri hem de sözlü olarak sataşmalar söz konusu ve hakaretler var. Bunu hiç kimsenin kabul etmemesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN- Peki, teşekkür ederiz Sayın Demirel

Sayın milletvekilleri, evet, biraz önce bir polemik yaşadık. Açıkçası karşıdan el işaretiyle bana haddimi bildirmeye çalışan sayın milletvekilini buradan bir kez daha kınıyorum.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Ben de sizi kınıyorum.

BAŞKAN - O yapılan hakaret ve işaret sadece benim şahsıma değil Başkanlık Divanına yapılmıştır.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Hiç başka yerlere çekmeyin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Muhalefetten hiç hareket beklemiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, isterseniz buradan cevap verebilirsiniz Sayın Milletvekili.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Ben her şekilde cevap veririm Sayın Başkan!

BAŞKAN – Tabii ki, buyurun!

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Şahsınıza şahsileştirmeyin bu meseleyi. Siz bana had bildirmeye çalışırsanız ben de cevabımı veririm size.

BAŞKAN – Siz bana el işareti yaptınız Sayın Milletvekili. El işareti yaptınız bana. Bu sizin hakkınız değil, haddiniz de değildir.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bir milletvekiline oradan had bildiremezsiniz. Bunu hepimizin bilmesi lazım Sayın Başkan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Disiplin işlemi talep ediyoruz, disiplin uygulansın, İç Tüzük’ü uygulayın.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, grubunuza mensup bir milletvekilinin bu tür bir konuşma yapmasını gerçekten doğru bulmuyorum. Bir grup başkan vekili olarak, bir kadın grup başkan vekili olarak sizden bir açıklama beklediğimi de ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın İnceöz, evet, lütfen.

43.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, eleştirilerin çerçevesinin çok iyi çizilmesi, tüm milletvekillerinin nezaket ve zarafet kurallarına uygun davranması ve Meclis Başkan Vekilinin görevini ifa ederken İç Tüzük hükümlerine bağlı bir şekilde çalışmaları sürdürmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Her zaman söylediğimiz bir şey var, elbette ki biz iktidar partisiyiz, iktidar partisine mensup milletvekilleriyiz; arkadaşlarımız eleştiri yapabilir, biz buna tahammül edeceğiz, bunun olgunluğu içerisindeyiz ama eleştirinin çerçevesini çok iyi çizmek lazım. Meclis açılmaya başladığından itibaren “eleştiri” adı altında kürsüde, oturduğumuz yerde sürekli hakaretvari konuşmalar, sürekli niyet okuyucu konuşmalar… Ki az evvel bir grup başkan vekilimiz burada, erkek milletvekillerimizin, kadınlara yönelik, kadın Meclis Başkan Vekili olduğunuz için böyle bir davranış içerisine girdiği gibi yine bir niyet okuyuculuğu içerisine girmiştir. Bunları kabul etmediğimizi özellikle belirtmek istiyorum.

Elbette ki nezaket ve zarafete ve Meclisin mehabetine, çalışma temposuna uygun bir şekilde olması gerektiği kanaatindeyim. Bu konuda nezaketi aşan hiçbir davranışı da tasvip etmediğimi ama aynı şekilde Meclisteki tüm milletvekillerinin de bu eleştiri çerçevesinde nezaket ve zarafet kurallarına uygun davranması gerektiğini de ben bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Tabii, bu çerçeveye uygun davranılmadığı takdirde de olanları görüyoruz. Bu, birincisi.

İkinci olarak da şunu özellikle belirtmek istiyorum Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İnceöz, ben başka bir şeyden bahsettim, siz başka bir açıklama yapıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ben ona geliyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yani, ben de şunu özellikle belirtmek istiyorum: Meclis başkan vekilinin de orada görevini ifa ederken İç Tüzük hükümlerine bağlı bir şekilde çalışmaları sürdürmesi gerekir. Zaman zaman buna uygun hareket ediyorsunuz ama az evvel olduğu gibi, sizin o kürsüde böyle bir kınamaya dair beyanatta bulunmanızı ben de size hiç yakıştıramadığımı özellikle belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnceöz, bakınız, ben bana yapılan işaretin doğru olmadığını söyledim, el işaretinin Başkanlık Divanına yapıldığını söyledim, bunu ifade ettim ama bu konuda böyle bir açıklama yaptınız, ben de size yakıştıramadım açıkçası. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ama, bu tür uygulamayı gerektirecek bir durum değil. Ben de size yakıştıramadım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel, bir daha mı açıklama yapacaksınız?

44.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sadece bir dakika…

Sayın grup başkan vekili niyet okuduğumuza dair ifadede bulundu. Yani, sadece bir dakika şunu söylemek istiyorum: Biz, burada kimsenin niyetini okumak niyetinde de değiliz, niyet de okumuyoruz; yaşanan pratikler üzerinden değerlendirme yapıyoruz. Az önce burada yaşanan bir pratik vardı, bir davranış vardı; o davranışı mahkûm etmek için söz aldık ve bu davranışları asla kabul etmediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Niyet değil, bir somut davranıştır. Tüm kamuoyu da bunu biliyor, kameralar da çekiyor, tutanaklarda da yer alıyor. Bu tür davranışları kabul etmediğimizi, bir kez daha kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler Sayın Demirel.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/324) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi, 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz talebi yoktur.

Soru-cevap işlemi yoktur.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını öncelikle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum ve iki dakikalık süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Fransız Toplumu Hükümeti, Valonya Hükümeti ve Brüksel-Başkent Bölgesi Fransız Toplumu Komisyonu Heyeti Arasında Kültür, Eğitim ve Bilimsel Araştırma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Oy sayısı                                          :                      205

Kabul                                                :                      204

Çekimser                                          :                      1 (x)

       Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

    Emre Köprülü                                       İshak Gazel

        Tekirdağ                                            Kütahya”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, 9’uncu sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi Arasında Türkiyede Bir Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi Arasında Türkiyede Bir Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/327) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 30)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun olmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 11 Mayıs 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.38



(x) (10/196) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) 29 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.