TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

59’uncu Birleşim

22 Mart 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’in, Çanakkale ruhuna ilişkin gündem dışı konuşması

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ve Nevruz Bayramı’na ilişkin ilişkin konuşması

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, terör saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve hayatını kaybedenlerin aileleri ile yaralananlara tazminat ödenmesiyle ilgili çalışma yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, terör olaylarında hayatını kaybeden güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine ve Denizli’nin Acıpayam ilçesi Yassıhöyük Mahallesi’nin içinden geçen DSİ kurutma kanalının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Çubuk’ta defnedilen şehide Allah’tan rahmet dilediğine ve hiç kimsenin çocuk istismarı olaylarının üstünü örtemeyeceğine ilişkin açıklaması

4.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, taşeron işçilerin kadroya alınması meselesinin çözüme kavuşması noktasında yapıcı muhalefet anlayışı çerçevesinde hareket edeceklerine ve bu konunun takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, terör olaylarında hayatını kaybeden vatandaşlar ile şehit olan güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine ve Niğde’nin Ulukışla ilçesi Darboğaz beldesindeki göletle ilgili sorunun acilen çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Anayasa’ya geçici bir madde eklenerek şu anda Mecliste bulunan tüm fezlekelerle ilgili dokunulmazlıkların kaldırılıp yargılamanın önünün açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay’ın Arsuz ilçesinde termik santral istemediklerine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, ülkemizde ve dünyada terör nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Reza Zarrab’ın Amerika Birleşik Devletleri’nde gözaltına alınmasına ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, terör saldırıları nedeniyle insanların travma yaşadığına, ülkemizde mutsuzluk, umutsuzluk ve güvensizliğin her geçen gün yaygınlaştığına ve Hükûmetin bu konuda hiçbir sorumluluk kabul etmediğine ilişkin açıklaması

10.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, terör saldırılarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Balıkesir’in merkezindeki batçık inşaatının bir an önce bitirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, ülkemizde son beş aydaki canlı bomba saldırılarında 174 kişinin hayatını kaybettiğine, 500’den fazla kişinin yaralandığına ve bu olayların siyasi sorumluları olan Başbakan Ahmet Davutoğlu ile İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın derhâl istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Halkların Demokratik Partisi olarak, Ankara Kızılay ve İstanbul İstiklal Caddesi ile Brüksel’deki saldırıları kınadıklarına, ölenlere rahmet dilediklerine ve iç ve dış politikada kapsamlı birtakım düzenlemelere ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ve Türk milletinin Nevruz Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her türlü terör eylemini ve tüm terör örgütlerini nefretle kınadıklarına ve hain saldırılarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

15.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne, Nevruz Bayramı’nı kutladığına ve terör saldırılarında hayatını kaybedenler ile şehit olan güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

16.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, 12 Mart Erzurum’un kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve terör olaylarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi Hollanda Dönem Başkanlığında 13-14 Mart 2016 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey şehrinde düzenlenecek olan “Dijital Çağda İnsan Kaçakçılığı” konulu Komisyon Başkanları Toplantısı’na katılması Genel Kurulun 6/3/2016 tarihli 54’üncü Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/590)

2.- Başkanlığın esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da İçişleri Komisyonuna havale edilen (1/430) esas numaralı Irak’a Komşu Devletler Hükümetleri ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terörizm, Sınırlardan Yasa Dışı Sızmalar ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Konularında Güvenlik İşbirliğine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Hükûmetçe geri alındığına ilişkin tezkeresi (3/591)

3.- Başkanlığın esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Millî Savunma ve İçişleri Komisyonlarına havale edilen (1/453) esas numaralı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Hükûmetçe geri alındığına ilişkin tezkeresi (3/592)

4.- Başkanlığın esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna havale edilen (1/496) esas numaralı Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile İngiltere Uluslararası Tarım ve Teknolojileri Merkezi Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel ve Ekonomik İşbirliği Konusunda Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Hükûmetçe geri alındığına ilişkin tezkeresi (3/593)

 

B) Önergeler

1.- Başkanlığın Esas komisyon olarak Millî Savunma Komisyonuna, tali komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/855) esas numaralı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek tarafından geri alındığına ilişkin önergesi (4/20)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun (2/500) esas numaralı, Toplumsal Barış ve Demokrasinin Tesisi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/21) (Devam)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 27 milletvekilinin, uyuşturucu ve keyif verici maddeler sorunu ve nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/114)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 milletvekilinin, İstanbul’un suç haritasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/115)

3.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek ve 28 milletvekilinin, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları çalışanlarının yaşadığı sorunların ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/116)

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 15/12/2015 tarihinde Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşları tarafından, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye sığınması sonucunda oluşturdukları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 22/3/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Bediüzzaman Saidi Nursi (Kürdi), Şeyh Sait ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 22 Mart 2016 Salı, 23 Mart 2016 Çarşamba ve 24 Mart 2016 Perşembe günlerinde saat 21.00’e kadar çalışmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısımının sıralamasının belirlenmesine; sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesi ve 149 ve 170 sıra sayılı Kanun Tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

7.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Abdullah Başcı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117)

XI.- KAPALI OTURUMLAR

(ALTINCI OTURUM KAPALIDIR)

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, Toplum Yararına Çalışma Programı ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/2034)

2.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, boğulma nedeniyle meydana gelen ölümlere,

Adana’da meydana gelen boğulma vakalarına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2084), (7/2362)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü personelinin atama ve terfileri ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2085)

4.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2011-2016 yılları arasında gerçekleştirilen tanıtım harcamalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/2097)

5.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002-2016 yılları arasında istisnai kadrolara yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/2099)

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İŞKUR tarafından verilen bazı danışmanlık hizmetlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/2165)

7.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, şehit yakınları ve gazilerin memur veya hizmetli olarak atanabilmesini düzenleyen yönetmeliğe ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/2170)

8.- Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’nun, Bakanlık teşkilatında kullanılan bilgisayarların işletim sistemlerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’ın cevabı (7/2185)

9.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlık bünyesinde çalışan taşeron işçiler ile kadrolu ve sözleşmeli personel verilerine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/2226)

10.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, İzmir ili ve ilçelerine yönelik hazırlanan projelere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2260)

11.- Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’nun, Bakanlık teşkilatında kullanılan bilgisayarların işletim sistemlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2261)

12.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlık bünyesinde çalışan taşeron işçiler ile kadrolu ve sözleşmeli personel verilerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevab (7/2262)

13.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Balıkesir’de Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen ağaç kesim işlemlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2263)

14.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, Aile Bütünlüğünün Sağlanması Meclis Araştırması Komisyonu toplantısında yaşanan bir olaya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/2281)

15.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da Bakanlığa bağlı kurumların engelli vatandaşlar için ulaşılabilirliğine ve engelli vatandaşların istihdamına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2492)

22 Mart 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’e aittir.

Sayın Erkek, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihe “Centilmenler savaşı” olarak geçen Çanakkale savaşlarının şanlı bir sayfası olan 18 Mart Deniz Zaferi’nin 101’inci yılı üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, biz Çanakkaleliler her sabah karşı yarımadaya bakarak uyanırız, yeni bir güne şehitlerimizin huzurunda başlarız, biliriz ki şehitlerimizle aynı semanın altındayız, aynı yıldızların altında uyuruz. Biz her gün Karşıyaka’ya baktığımızda iki yakamızı bir araya getirenleri görürüz ve dün ile bugün arasında bir mukayese yaparız. Yüz bir yıl önce Çanakkale’nin topraklarında neredeyse çocuk yaştakiler vuruluyordu, yüz bir yıl sonra bugün Çanakkale denizlerinde Suriyeli çocukların ölü bedenleri sahile vuruyor. Yüz bir yıl önce Aynalı Çarşı’yı söylerken “Ana ben gidiyom.” diyen evlatlar vardı, şimdi ise giden evlatlarının tabutlarına sarılıp ağlayan analar var. Bir zamanlar çocuklar vardı cepheden babasını gözleyen, şimdi babalar var tabutlara koyup çocuklarını gömen. Çanakkale’de yüz bir yıl önce büyük adamlar vardı bir ruh vardı bizim “Çanakkale ruhu” dediğimiz.

Çanakkale ruhu kardeşliktir değerli milletvekilleri. Bugün de kardeşçe toprağın altında koyun koyuna yatanlar kadar, toprağın üstünde de yan yana olalım. Siperde birlikte türkü söyleyenler gibi biz de kardeşlik türküleri söyleyelim. Ölüme giderken birlikte olanlar gibi biz de yaşarken birlik olalım. Türk'ü, Kürt’ü, Alevi’si, Sünni’si, Laz’ı, Çerkez’i, bir uçtan bir uca aynı halayda, aynı horonda, aynı semahta bulaşalım.

Çanakkale ruhu hoşgörüdür, saygıdır, barıştır değerli milletvekilleri. Bülent Ecevit’in de şiirinde dediği gibi, saygı üreten bir savaştı Çanakkale. “Yaklaştıkça birbirine siperler, gönüller de yakınlaştı/Düştükçe vuruşanlar toprağa, dostlar gibi kaynaştı.” Bu topraklarda bir zamanlar yaralı düşmanı kucağında taşıyanlar vardı. Bu topraklarda yine bir zamanlar uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analara “Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.“ diyen Mustafa Kemal vardı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyaya sunduğu tarihin bu en anlamlı barış mesajında Mehmetçik’le yan yana, koyun koyuna yatan yabancı askerler artık bizim evladımız olmuşlardı.

İşte bu yüzden Çanakkale ruhundan alacağımız önemli dersler var değerli milletvekilleri. Çanakkale ruhundaki hoşgörüyü gelin bugün de birlikte yaşatalım. Bugün de siyasi düşüncesi ne olursa olsun, söylediğine katılmasak da söyleme hakkını savunabilelim. “Bendensin.” ya da “Düşmansın.” demeyelim, tarafı ne olursa olsun “Ne olursan ol gel.” diyebilelim.

Değerli milletvekilleri, özgürlüklerin ve barışın kenti Çanakkale’nin Belediye Başkanının TRT tarafından kesilen 18 Mart konuşmasından bazı alıntıları sizlerle ve bu yüce kürsüden bizi izleyen milletimizle paylaşmak istedim. Çanakkale halkının yüzde 55 oyuyla seçilmiş bir Belediye Başkanının Çanakkale Zaferi üzerine yaptığı konuşmanın halkın vergileriyle yayın yapan TRT tarafından kesilmesinin takdirini Çanakkale halkına ve milletimize bırakıyorum.

Yine, 18 Mart günü tören alanında öğrenciler tarafından “puzzle”larla yapılan Türkiye haritasının üzerinde bir siyasi partinin seçim sloganının yazıldığını Çanakkale’de üzülerek gördük. Bir devrin battığı yerde, savaştan barış için dersler çıkarılan topraklarda tarihimizin şanlı sayfalarını siyasete alet etmemeliyiz. 18 Mart günü yaşadıklarımız, bize hâlen, maalesef, Çanakkale ruhunu idrak edemediğimizi, özümseyemediğimizi gösterdi. Önümüzdeki 18 Martlarda herkesi Çanakkale ruhuna uygun hareket etmeye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, biz millet olarak yüz bir yıl önce Çanakkale’de tüm korkuları yendik. Bugün yapmamız gereken, aziz kahramanlar tarafından bize bırakılan laik, bağımsız, özgür cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmaktır; sevgi ve hoşgörüyle, Çanakkale ruhuyla barışı tesis etmektir.

Bu duygularla, bir hilal uğruna batan güneşleri, vatan için toprağa düşenleri ve tüm şehitlerimizi minnetle ve saygıyla anıyorum. Selam olsun şanlı Çanakkale’ye, selam olsun Mustafa Kemal’e!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erkek.

Gündem dışı ikinci söz, aynı konuda söz isteyen Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’a aittir.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

2.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale’yle ilgili söylenecek sözler, yazılacak kitaplar, insanlığa verilecek mesajlar elbette çoktur fakat Çanakkale’nin bir vicdan, bir ruh olduğu yüce Meclisin mensupları tarafından da çok iyi bilinmektedir. Ben Çanakkale’yle ilgili çoğumuzun bildiği iki anekdotu kısaca arz edeceğim ve huzurlarınızdan ayrılacağım.

Bunlardan bir tanesi, Fransız General Gouraud’nun 1920’lerden sonra, 1930’larda, bir Fransız anıtının açılışı için geldiği Çanakkale’deki bir hatıratını anlatması meselesi. Hatıratının detaylarına çok fazla girmek istemiyorum ama yakın aşamada bir süngü muharebesinden sonra akşamüzeri cepheyi dolaşırken aynı hendeğin içerisine düşmüş iki askerin birbiriyle olan münasebetini tarif ediyor, tasvir ediyor. Birisi yüreğine ot basarak kendi gömleğini bir başkasının yarasını tedavi etmek maksadıyla eğildiğinde çok etkileniyor ve o askerin ne yapmaya çalıştığını merak ediyor ve soruyor bu tedaviyi yapan, kendi yarasından daha büyük bir yaraya sahip olduğu hâlde kendisini değil, düşman askerini, Fransız askerini tedavi eden Türk askerine: “Neden bu hareketi yapıyorsun?” O da diyor ki: “Bana yaşlı bir kadın resmi gösterdi. Düşündüm ki bu onun annesi. Benim kimim kimsem yok, bari o annesine kavuşsun diye ona yardım ediyorum.” Şimdi, bunun üzerine, General Gouraud hatıratını anlattığı o ortamda bile büyük bir duygu seline kapılıyor ve gözyaşlarına kapılarak Türk milletinin ne kadar büyük, necip bir millet olduğunu ifade ediyor.

İşte, Avrupa’nın bu itiraflarını bugün de samimi bir şekilde, insanlık dramıyla alakalı konularda göstermesini bekliyoruz. Yani, çok rahatlıkla Paris olabilirler, Madrid olabilirler, Londra olabilirler ama bir gün Ankara olmalarını, İstanbul olmalarını da bekliyoruz. Ve biz bugün Brüksel’iz; Brüksel’deki bu insanlık dışı katliamda sivil vatandaşları katledenleri lanetliyoruz ve bugün vicdanımız tıpkı İstanbul gibi, Ankara gibi Brüksel diye sızlayabiliyor.

Bir başka anekdot, yine, Le Monde gazetesi muhabirlerinden birisi -kendisi de Türkolog- savaş sonrası bir süreci tanımlamak üzere Türkiye’ye geliyor. Ankara’dan trenle Eskişehir’e gittiğinde tren garı civarında -bir çuvalın baş ve kol kısımları kesik vaziyette- 2 çocuk görüyor. Bu çocuklara soruyor: “Siz kimsiniz? Nerede kalıyorsunuz?” Bu çocuklar birbirlerine yakın olarak “Bizler burada bir kulübede yaşıyoruz...” “Anneniz babanız yok mu?” “Babamız şehit oldu.” “Sizinki?” “Bizim ki de şehit oldu.” “Neden şehit oldu?” “Allah için şehit oldu, vatan için, bayrak için şehit oldu.” O arada, “Size kim bakıyor?” “Bize ebe anamız bakıyor.” denildiği anda, o kulübeden ebe ana, yaşlı bir ebe ana kalkıyor diyor ki: “Gazanfer, Muzaffer, Mücahit; gelin oğlum, size katık yaptım.” Ve Le Monde’un muhabiri diyor ki: “İşte bu millet sarsılmazdı, bu millet yok olmazdı.”

Buradan da diyoruz ki: “Gazanfer, Muzaffer; gel oğlum.” denilen çocukları hangi nesille yetiştirip bugün aynı ruhu çok daha büyük hayat standartları içerisinde verebiliyor muyuz; eğitim sistemimiz -isimlerini versek de- onlara bu ruhu verebiliyor mu diye düşünmüştüm ki evet, birkaç kurumda bu veriliyor. Çanakkale Zaferi etkinlikleri münasebetiyle bu yıl partim adına oradaydım ve bunu orada yaşadım. Orada Türk Yıldızları’nın gösterisinden sonra uçuş lideri, 1 numaralı uçak pilotu Yüzbaşı Osman Yüce telsiz anonsuyla geçti: “Uçaklarımızdan kahramanlarımızın adlarıyla sesleniyoruz, son şehitlerin adları yüreğimizde ve uçaklarımızda. Yahya Çavuş’a, Seyit Onbaşı’ya, Nusrat’a, Arıburnu’na, Conkbayırı’na, Mustafa Kemal Paşa’ya geldik. Nöbetteyiz, nöbeti biz devraldık, bizden sonrakilere de devretmeden ölmeye niyetimiz yok. Varlığımız Türk varlığına armağan olsun.” diyordu o şerefli Türk subayı ve biz de diyoruz ki: “Sızlasa da gönüller gidenlerin yasından/ Koşar adım gitmeli onların arkasından./ Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından/ İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.” diyor, grubum adına saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ersoy.

Gündem dışı üçüncü söz, Çanakkale ruhu hakkında söz isteyen Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’e aittir.

Buyurun Sayın Gider. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’in, Çanakkale ruhuna ilişkin gündem dışı konuşması

AYHAN GİDER (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale demek yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nda bir cephe demek değildir. Çanakkale demek sadece bir kahramanlık destanı da değildir. Çanakkale, İstanbul’un fethi gibi, çağ açıp çağ kapatan tarihî bir olaydır. Çanakkale, Türk devletinin, Türk milletinin topyekûn giriştiği bir var olma mücadelesidir. Bizim Türk milletinden kastımız etnik bir tanım değil; Türk milleti Pomak’tır, Türk milleti Çerkez’dir, Türk milleti Kürt’tür, Türk milleti Roman’dır, Boşnak’tır. Hangi cahil Mehmet Akif’in Türk değil Arnavut olduğunu söyleyebilir. Çanakkale, ezilmiş halkların emperyalizme başkaldırısıdır. Çanakkale, bir anlamda, Doğu’nun Batı’yla mücadelesidir. 18 Mart törenlerinde de gençlerimiz “Biz birlikte Türkiye’yiz.” diyerek “puzzle”larıyla bunu açıkça ortaya koymuşlardır.

Çanakkale, sadece milletimizin ve devletimizin makûs talihini değiştirmekle kalmamış, dünya siyasi tarihini de köklü bir şekilde değiştirmiştir. İtilaf devletlerinin yardım götüremediği Çarlık Rusyası yıkılmış, dünya yepyeni bir yapıya bürünmüştür. Dönemin süper gücü İngiltere başarısızlık nedeniyle hükûmetini düşürmüştür. Britanya’nın “Yenilmez Armada” sıfatı paramparça olmuştur. Çanakkale Zaferi, Kuzey Afrika’ya, Asya’ya umut olmuş, özgürlük mücadelelerini başlatmıştır. Yeni Zelandalılar, Avustralyalılar kendi millî birliklerini Çanakkale’den sonra keşfetmişlerdir.

Çanakkale ruhunu veren iki kavram var: Birliktelik ve fedakârlık. Anadolu’nun 81 vilayetinin dışından, Kerkük’ten, Musul’dan, Şam’dan, Selanik’ten gelen Mehmetçikler yan yana savaşıp birlikte şehit düşmüşlerdir. İşte şehitlerin yattığı bu topraklar yüz bir yıllık birlikteliğimizin en büyük ve en şerefli kanıtıdır. Çanakkale imanın imkâna galebe çaldığı yerdir. Çanakkale, yaşanmış ve bitmiş bir zafer de değildir, hâlen devam eden bir süreçtir, hâlen devam eden bir mücadeledir.

Terör örgütleri eliyle yürütülen emperyalist savaşlar da sadece ülkemizin değil, bugün tüm dünyanın başının belasıdır. Bu teröristler yerel ya da müstakil hareketlere dahi değildirler. Bunlar emperyalistlerin uşağı taşeronlardır. İşte bu yüzden bize lazım olan Çanakkale’deki gibi topyekûn bir mücadeledir, Türk milletinin birlikteliği ve fedakârlığıdır. İşte bizim için Çanakkale bu birlikteliktir. Zira, bu ruh bize Anadolu’yu vatan bildiğimiz bin yıldan ve iki bin yıllık devlet geleneğimizden emanettir. Bu ruh yüz bir yıl önce Çanakkale’de katmerlenmiştir. Bu ruhun mayası farklı etnik kökenlere sahip ama ortak vatan için kanlarını akıtan şehitlerimizin, gazilerimizin kanlarıyla karılmıştır. Çanakkale, Mustafa Kemal’in önemli bir aktör olarak tarih sahnesine çıktığı yerdir. Mustafa Kemal’in Mustafa Kemal olduğu, Mustafa Kemal’in Atatürk olduğu yerin adıdır Çanakkale.

İşte, tam burada dikkatinizi bir yere çekmek istiyorum. O dönem Çanakkale ruhuyla millî birliğe nasıl bakılmış, karşıda milletimize bir saldırı olduğunda nasıl tavır geliştirilmiş, bir bakalım. Herkes bilir ki o dönem Enver Paşa ile Mustafa Kemal siyaseten birbirlerinden çok hazzeden iki figür değiller. Çanakkale savaşları sırasında da ara bozmak isteyenler Enver Paşa’ya Mustafa Kemal hakkında şikâyetlerde bulunuyorlar. Enver Paşa bırakın bunlara prim vermeyi cepheyi ziyaret ettiğinde gidip Mustafa Kemal’e sarılıyor, tebrik ediyor, üstüne de Mustafa Kemal’i metheden bir telgraf kaleme alıyor. Bilirsiniz, Kazım Karabekir’in de Erzurum’a geldiğinde Mustafa Kemal’i tutuklamak yerine gidip ast üst ilişkisine bakmadan “Emrinizdeyim Paşam.” dediği vakıadır. Vatan müdafaası ve millî mücadele için yüz yıl önce bu olgunluk gösterilmiştir. İşte, Çanakkale budur, Çanakkale ruhu da budur. Aklın, fikrin, zihnin geliştiğini düşündüğümüz son yüzyıldan sonra bizim muhalefetten tek beklentimiz yüz yıl önceki olgunluğu, vatanperverliği gösterebilmeleridir; fazlasını değil sadece Enver Paşa’nın gösterdiği olgunluğu bekliyoruz. Bu mücadelede kişisel kavga güden, kişisel çıkar, kişisel güç bekleyen hiç kimsenin yeri yoktur.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gider.

Sayın milletvekilleri, geride bıraktığımız hafta içerisinde yaşanılan birtakım hadiselerle ilgili ben de birkaç kelam etmek isterim ve daha sonra sisteme giren ilk on kişiye de söz vereceğim, grup başkan vekillerine ayrıca söz vereceğim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ve Nevruz Bayramı’na ilişkin ilişkin konuşması

BAŞKAN – Evet, tarihte yedi düvele karşı bu topraklarda birlikte ve kardeşçe mücadele azim ve kararlılığını gösteren bu büyük milletin tüm evlatları; dili, cinsi, ırkı ne olursa olsun şehadet arzusuyla ve her türlü ayrımı yok edip sadece vatan ve mukaddesat uğruna yiğitçe bir araya gelmişlerdir. Anadolu’nun ve Osmanlı coğrafyasının her bir karış toprağından gelerek son kale Çanakkale’de omuz omuza çarpışmış, bu aziz vatan için canlarını ve kanlarını dün olduğu gibi bugün de gözlerini kırpmadan feda eden aziz şehitlerimizi milletim adına minnet ve şükranla yâd ediyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Diğer taraftan, birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi hedef alan; kaynağı, amacı, adı ne olursa olsun her türlü terör eyleminin ve terör örgütünün karşısında olduğumuzu buradan bir kez daha tüm dünyaya haykırıyorum. Hep beraber, bu insanlık dışı hainliklerin karşısında birlikte olmak mecburiyetindeyiz. Bugün üzülerek hep beraber görüyoruz ki terör dünyanın her yerinde, her an insanlık için en büyük tehdit olmaya devam etmektedir. Dil, din, ırk, renk ayrımı gözetmeksizin insanlığı hedef alan ve insanlığın her türlü değerine saldıran terörü bir kez daha lanetliyorum. Milletimizin huzurunu, ülkemizin güven ve istikrar ortamını bozmayı amaçlayan bu planları hep beraber bozacak kudrette olduğumuza inanıyorum.

Bu duygularla, menfur saldırılarda hayatlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı, yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.

Yine, millet olarak birlik ve beraberliğimizi perçinleyen ve bizlerin bir arada olma sebeplerimizden olan bir Nevruz’u daha idrak ediyoruz. Tam anlamıyla millî birlik ve beraberlik için, Nevruz’un getireceği barış, kardeşlik ve hoşgörüye olan inancımız tamdır. Ayrışmanın değil bütünleşmenin, kavganın değil barışın bayramı olan Nevruz, birlik içinde hayatı paylaşabilme irademiz olacaktır. Tüm yurtta sevginin ve şölen havasının hâkim olduğu nice günler dileğimle milletimizin Nevruz’unu kutluyor, vatandaşlarımıza ve tüm insanlığa esenlikler diliyorum. Tüm gruplara ve tüm milletvekillerine de teşekkürler ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk on sayın milletvekiline bir dakika süreyle söz vereceğim.

Tabii ki geçen hafta Meclisimiz yoktu, ara vermedeydik. Yaşanan hadiseler var. Dolayısıyla, bugünlük ben yine, sisteme giren on arkadaşımıza birer dakika süreyle söz vereceğim.

İlk söz Sayın Aydın’ın.

Buyurun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Başkan, ta Giresun’dan geldim söz almak için.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, terör saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve hayatını kaybedenlerin aileleri ile yaralananlara tazminat ödenmesiyle ilgili çalışma yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de öncelikle bu hain terör saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ülkemize ve yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

22 Şubat tarihinde Kişisel Verilerin Korunması Tasarısı’yla ilgili yaptığım konuşmada istihbarat zafiyetlerinin olduğunu, 10 Ekim Ankara patlamasından önce eyleme karışan Gaziantep doğumlu “Ebubekir” kod adlı kişinin eylemlere karıştığını belirtmiştim ve önlem alınması gerektiğinin de altını çizmiştim. Ve ne yazık ki en son İstiklal Caddesi’nde olan patlamada da gene Gaziantep bağlantılı, IŞİD bağlantısı olduğu düşünülen bir kişi canlı bomba olarak birçok vatandaşın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Bu nedenle, terör olaylarında yaşamını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine ve hâlen tedavisi devam eden ya da taburcu olan vatandaşlarımıza tazminat ödemeyi planlamakta mısınız, bu yönde çalışmalar var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Arslan…

2.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, terör olaylarında hayatını kaybeden güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine ve Denizli’nin Acıpayam ilçesi Yassıhöyük Mahallesi’nin içinden geçen DSİ kurutma kanalının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, öncelikle geçen hafta terörden hayatını kaybetmiş olan güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, geride kalanlara başsağlığı diliyorum, yaralı olanlara da acil şifalar diliyorum.

Benim sorum Orman ve Su İşleri Bakanlığına: Denizli Acıpayam Yassıhöyük Mahallesi’nin içinden geçen DSİ kurutma kanalının tamamen açılmamış olması, Serinhisar Belediyesinin arıtma tesisinin yetersiz çalışması nedeniyle lağım ve pis su atıklarının bu kanalın içine aktığı, çevreye çok büyük zarar verdiği, hastalık ve tehlike saçtığı tespit edilmiştir. Bunu ne zaman düzeltmeyi… Kanalın açılmasını sağlayarak DSİ’nin bu kurutma kanalının ne zaman yapılacağını öğrenmek istiyorum.

İki: Acıpayam Kelekçi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Emir…

3.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Çubuk’ta defnedilen şehide Allah’tan rahmet dilediğine ve hiç kimsenin çocuk istismarı olaylarının üstünü örtemeyeceğine ilişkin açıklaması

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, bugün yine Çubuk’ta bir şehidimiz var, şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum ve bütün ülkemizin başı sağ olsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta basında gündemimize düşen ve yüreğimizi yakan bir olay yaşadık, çocuk istismarı olayı yaşadık ve bu sıralarda oturan bir sayın milletvekili “Çocuk istismarını örtmeye çalışıyorlar.” diyenlerin de çocuk istismarcılığı kadar ağır bir suç işlediğini söyleyerek büyük bir istismarda bulundu.

Değerli arkadaşlar, kimin ne olduğunun önemi yok, çocuk istismarının kimse üstünü örtemez. Size de düşen görev “bizden” diyerek korumaya çalışmak değildir, açık yüreklilikle üstüne gidin ve bunun üstünü örtmeye çalışanlar sizin sıralarınızda da olsa onları da aranızdan ayıklayın diyorum çünkü bu suç ağır bir insanlık suçudur ve hepimize görev düşüyor. “Bizim taraftan geldi.” diye korumaya kalkmayın diyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Parsak…

4.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, taşeron işçilerin kadroya alınması meselesinin çözüme kavuşması noktasında yapıcı muhalefet anlayışı çerçevesinde hareket edeceklerine ve bu konunun takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - Öncelikle yüce milletimizi ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Taşeron işçilerin kadroya alınması meselesi, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de seçim beyannamemizdeki önemli vaatlerimizden biriydi. Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri ve yöneticileri olarak uygun olan her zeminde bu vesileyle bu meseleyi gündeme getirmiştik şimdiye kadar. Bunlardan sadece iki örneği hatırlatmak istiyorum: Sayın Grup Başkan Vekilimiz Erkan Akçay Bey bununla ilgili kanun teklifi vermişti. Keza Genel Sekreter Yardımcımız ve Konya Milletvekilimiz Sayın Mustafa Kalaycı da bu konuyu sık sık gündeme getirmişti. Bu çerçevede, bugünkü açıklamalar muvacehesinde de konunun sonuna kadar takipçisi olacağımızı ve aziz milletimizin menfaatleri doğrultusunda meselenin çözüme kavuşması noktasında yapıcı, sorumlu muhalefet anlayışımız çerçevesinde hareket edeceğimizi saygıdeğer milletimizle bu vesileyle bir kere daha paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, terör olaylarında hayatını kaybeden vatandaşlar ile şehit olan güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine ve Niğde’nin Ulukışla ilçesi Darboğaz beldesindeki göletle ilgili sorunun acilen çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Öncelikle terörü lanetliyorum. Terör olaylarında şehit olanlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık diliyorum. Ayrıca terörde yitirdiğimiz vatandaşlara da Allah rahmet eylesin diyorum.

Niğde’nin Ulukışla ilçesi Darboğaz beldesinde gölet sorunu var. Bu gölet sorununa hızla çözüm bulunmazsa bu yıl kiraz ürünlerinin sulanması mümkün olmayacak. Daha önce bu konuyu yazılı olarak da gündeme taşımıştım, Bakanın bilgisine sunmuştum. Şu anda gölete su gelmiyor, gölette olan su da kaçıyor. Yurttaşlar çok mağdur. Bu konunun Bakanlık tarafından acil olarak ele alınmasını istiyorlar. Bu konuyu da ilgili bakanlığın bilgisine sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

6.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Anayasa’ya geçici bir madde eklenerek şu anda Mecliste bulunan tüm fezlekelerle ilgili dokunulmazlıkların kaldırılıp yargılamanın önünün açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yasama dokunulmazlığı milletin iradesinin güvencesidir. Bu sebeple, bizler milletin verdiği yetkiyi suç işlemek için değil, milletin hakkını hukukunu korumak için kullanmak zorundayız. Dokunulmazlık zırhına bürünerek lanet çadırını ziyaret edenler, öz yönetim ilan edenler, halkı direniş naralarıyla kin ve nefrete sürükleyenler de yaptıklarının hesabını hukuk önünde vermek zorundadır. Bu, milletimizin talebidir. Şu an Mecliste 522 dokunulmazlık fezlekesi beklemektedir. Diyoruz ki: Yasama çalışmalarını engellememek için Anayasa’ya bir geçici madde ekleyerek şu an Meclise intikal eden tüm fezlekelerle ilgili dokunulmazlıkları tek hamlede kaldıralım ve yargılamanın önünü açalım.

Bu bağlamda yüce Meclisi milletimizin sesine kulak vermeye davet ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay’ın Arsuz ilçesinde termik santral istemediklerine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Hükûmet yetkililerine seslenmek istiyorum. Hatay’ımızda en güzel balığın olduğu Arsuz ilçemizde, doğayı katleden, insan yaşamını felç eden termik santral istemiyoruz, “Hayır.” diyoruz. Bizler CHP Hatay milletvekilleri olarak -Birol Ertem, Hilmi Yarayıcı ve Mevlüt Dudu- bunu istemiyoruz. Halkla karşı karşıya gelmeyin, bu masum talebe kulak verin. Bizler her türlü mücadeleyi vereceğiz.

Sizlere teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın İrgil…

8.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, ülkemizde ve dünyada terör nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Reza Zarrab’ın Amerika Birleşik Devletleri’nde gözaltına alınmasına ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Geçtiğimiz haftalarda ve bugün hem ülkemizde hem dünyada terör belasıyla hayatını kaybeden -Bursa özelinde de bu hafta uzman çavuş Cemil Turan’ı kaybettik, şehit oldu- bütün bu insanlara Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize de sağlıklar diliyorum.

Benim kısacık söylemek istediğim şey: Bildiğiniz gibi, dün akşam önemli bir gelişme oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nde Reza Zarrab göz altına alındı veya tutuklandı. Ben, sadece, bu Meclise yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet gruplarının Reza Zarrab’la ilgili verdikleri araştırma önergelerinden hiçbirinin kabul edilmeyip ama bu adaletin araştırılması veya soruşturulması meselesinin Amerika’daki bir savcıya bırakılmış olmasının ayıbını ve utancını burada dile getirmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Engin.

9.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, terör saldırıları nedeniyle insanların travma yaşadığına, ülkemizde mutsuzluk, umutsuzluk ve güvensizliğin her geçen gün yaygınlaştığına ve Hükûmetin bu konuda hiçbir sorumluluk kabul etmediğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

En son Kızılay ve İstiklal’de yaşanan terör saldırıları nedeniyle ülkemizde temmuz ayından bugüne yüzlerce canımızı kaybettik, yüzlerce kişi de yaşadıkları travma nedeniyle psikolojik ya da fiziksel olarak yaralı bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor. İnsanların tedirginlikten evlerine kapandığı, sokakların, meydanların boşaldığı bir ülkeye dönüşmemeliyiz. Birkaç gün önce Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağının açıkladığı 2016 Dünya Mutluluk Raporu’na göre, Türkiye, bu sene iki sıra daha gerileyerek 156 ülke içinde 78’inci sırada yer aldı. Mutsuzluk, umutsuzluk, güvensizlik her geçen gün ülkemizde yaygınlaşıyor. On dört yıllık tek başına AKP iktidarı sonucunda bugün teröristlerin elini kolunu sallaya sallaya ülkemize girip eylem yaptıkları, yeşil kart alabildikleri bir noktadayız. Hükûmet ise sorumluluk kabul etmediği gibi, muhalefet partilerine suç atma acizliğini gösteriyor. Hükûmete sormak istiyorum: Sorumluluk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ok.

10.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, terör saldırılarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Balıkesir’in merkezindeki batçık inşaatının bir an önce bitirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL OK (Balıkesir) – Büyük Türk milletine ve devletine karşı yapılan haince saldırılar sonucunda hayatını kaybeden, başta güvenlik güçlerimiz olmak üzere, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, 20 Mayıs 2015 tarihinde Emniyet Kavşağı’na yapılacak olan batçık için büyük bir şaşaayla temel atma töreni düzenlemiştir. Batçık inşaatı on birinci ayına girmesine rağmen hâlâ bitirilemeyince belediyemiz bu inşaatın Karayolları tarafından yapıldığını hatırlamıştır. Ama sonuç olarak, Balıkesir’in tam merkezinde ulaşımı ciddi manada aksatan bu batçık inşaatının bir an önce bitirilmesi gerekmektedir. Bu, hem şoför esnafımızı hem de zaten ekonomik anlamda büyük sıkıntı içerisinde olan Balıkesir esnafını ciddi manada rahatsız etmektedir. Bunun bir an önce giderilmesini bekliyoruz Balıkesir halkı adına.

Teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Nurlu…

11.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, ülkemizde son beş aydaki canlı bomba saldırılarında 174 kişinin hayatını kaybettiğine, 500’den fazla kişinin yaralandığına ve bu olayların siyasi sorumluları olan Başbakan Ahmet Davutoğlu ile İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın derhâl istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde son beş aydaki canlı bomba saldırılarında 174 kişi hayatını kaybetmiş, 500’den fazla vatandaşımız yaralanmıştır. Bu kadar zafiyete rağmen, hiç kimsenin siyasi sorumluluk almaması kabul edilmez bir durumdur.

Dünyanın birçok ülkesi yaşanan ölümlü kazalarda bile siyasi sorumluluk alarak istifa eden örneklerle doludur. Örneğin, Güney Kore Başbakanı 27 Nisan 2014’te yaşanan feribot kazasında 300’den fazla kişinin ölmesi sonucu istifa etmiştir. Mısır Ulaştırma Bakanı 2009’da 18 kişinin yaşamını yitirdiği tren kazası sonrası istifa etmiştir. Letonya Başbakanı 2013’te bir alışveriş merkezinin çatısının çökmesi sonucu 54 kişinin ölmesi üzerine istifa etmiştir. Ülkemizde bu kadar yurttaşın ölümüne neden olan olayların siyasi sorumluları olan Başbakan Ahmet Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın derhâl istifa etmesi lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi grup başkan vekillerinden sisteme giren arkadaşlarımız var.

Sayın Baluken, iki dakika süre veriyoruz.

12.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Halkların Demokratik Partisi olarak, Ankara Kızılay ve İstanbul İstiklal Caddesi ile Brüksel’deki saldırıları kınadıklarına, ölenlere rahmet dilediklerine ve iç ve dış politikada kapsamlı birtakım düzenlemelere ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Türkiye’de halklarımızın yetkilendirdiği ve ülkenin yönetiminden sorumlu tuttuğu Türkiye Büyük Millet Meclisi, günlerdir çalışamaz bir durumdayken ülkemiz maalesef daha fazla yönetilemez bir duruma gelmiş, AKP iktidarı tarafından can güvenliği ülkenin her köşesinde âdeta güvensizliğe teslim edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde olduğu dönem içerisinde, 13 Mart tarihinde Ankara’nın göbeğinde bombalı araçlarla yapılan saldırılarda 37 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, 125 yurttaşımız yaralanmıştır.

Yine, İstanbul’un göbeğinde, İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen canlı bomba saldırısında da ülkemize turist olarak gelen 4 insan yaşamını yitirmiş ve 39 insan da yaralanmıştır.

Biz Halkların Demokratik Partisi olarak tüm bu saldırıları kınadığımızı, ölenlere rahmet, yakınlarına sabırlar dilediğimizi ifade ediyoruz. AKP Hükûmetinin de sorumluluğunu bir kez daha kamuoyuna hatırlatıyoruz. Açıktır ki AKP Hükûmetinin güvenlik politikaları adı altında içeride ve dışarıda uygulamaya soktuğu yanlış politikalar ülkemizde yurttaşların bir kısmını evine giremeyecek, bir kısmını da evinden çıkamayacak durumda ağır bir güvenlik problemiyle karşı karşıya getirmiştir. Bu hâliyle artık gündelik yaşamın bile sürdürülemez olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu tablo karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisinin sorumsuz tutumunun da tekrar düşünülmesi gereken bir husus olduğunu, iç politikada ve dış politikada kapsamlı birtakım düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Diğer taraftan, bugün Brüksel’de 3 saldırı gerçekleştirildiği haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hemen toparlıyorum.

Havaalanı ve metroda gerçekleştirilen bu saldırılarda, şu ana kadar edindiğimiz bilgilere göre 34 insan yaşamını yitirmiş, 130’u aşkın insan da yaralanmıştır. Buradan bu olayı da kınadığımızı, olayla ilgili üzüntülerimizi, yaşamını yitirenlere rahmet duygularımızı ve bütün Belçika, Avrupa halkına da başsağlığı dileklerimizi ifade etmek istiyoruz.

Belçika’nın bu patlamadan, bu saldırıdan hemen sonra Türkiye’deki büyükelçilik ve konsolosluk binalarını kapattırmalarını da AKP Hükûmetinin ülkeyi hangi algılarla muhatap kıldırdığının bir göstergesi olarak değerlendirdiğimizi belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkürler.

Sayın Akçay…

13.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne ve Türk milletinin Nevruz Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk milletinin birliğinin ve millî kimliğinin ayrılmaz birer parçası olan 2 önemli günü geçirdik. Birincisi Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümünü idrak ettik.

Çanakkale Zaferi, Türk milletinin birliğini ve dirliğini hedef alanlara karşı emsalsiz bir meydan okuması ve zaferidir. Vatanımızın dört bir yanından kökeni ve mezhebi ne olursa olsun binlerce, yüz binlerce vatan sevdalısı Çanakkale’de omuz omuza mücadele etmiş, şahadet şerbetini birlikte içmiştir. Çanakkale ruhunun özü Türk milletinin birlik ve bütünlük içinde bağımsız yaşama arzusudur. Bu öz ve şuur bugün ihtiyacımız olan en önemli güç kaynağıdır.

Bu vesileyle, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, terörle mücadelede vatanımızın birliği, Türk milletinin dirliği uğruna şehitlik mertebesine ulaşan bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Öte yandan, dün Nevruz Bayramı’ydı. Binlerce yıllık maziye sahip büyük Türk milletinin çağlar ötesinden taşıyıp getirdiği ve kültürümüzün önemli bir ögesi olan Nevruz Bayramı’na bir kez daha ulaşmanın mutluluğunu diğer hüzünlü olaylarla birlikte idrak ettik. Bu vesileyle de Manisa’da mesir macunu 476’ncı kez karılmıştır. Manisa’daki bu mesir macunu törenleri de bir Nevruz Bayramı kutlamasıdır.

Nevruz, milletimizin, zor günlerini geride bırakarak yeniden dirilişinin, tarih sahnesine eskisinden daha güçlü bir biçimde çıkışının hikâyesidir. Yüzyıllardır kültürümüzün tartışılmaz bir parçası olan Nevruz Bayramı son yıllarda köksüzleştirilmeye, farklı anlamlar yüklenilerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …Nevruz’un esası, özü bozulmaya çalışılmaktadır. Nevruz’u farklılıkların özendirilmesi, cumhuriyetin millî ve üniter niteliklerinin tasfiyesi arayışı olarak görenlerin, Türk milletinin bir ve beraber yaşama iradesi ve kararlılığı karşısında başarı şansı olmayacaktır. Bilinmelidir ki bu bayram nesilden nesile milletimizin kıyamete kadar sürecek mevcudiyetinin her anına uzanacaktır. Görevimiz, tarihiyle, coğrafyasıyla, şiiriyle, türküsüyle, gelenek ve görenekleriyle Nevruz Bayramı’nı yaşamak ve yaşatmaktır.

Bu vesileyle, dünyanın dört bir yanında yüksek bir şuurla hissedilmesi gereken bir bayram olduğu bilinciyle aziz Türk milletinin Nevruz Bayramı’nı tebrik ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Altay…

14.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her türlü terör eylemini ve tüm terör örgütlerini nefretle kınadıklarına ve hain saldırılarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, 11 Şubat 2013’le Cilvegözü’yle başlayan; Reyhanlı’yla, Diyarbakır’la, Suruç’la, tekrar Diyarbakır’la, Ankara Garı’yla, Sultanahmet’le, Ankara Merasim Sokak’la, Ankara Kızılay’la, İstanbul’la devam eden ve milletçe içimizi acıtan, bizi inciten, derin acılara sevk eden terör olaylarıyla boğuşurken bugün dünya Brüksel’de vahşi bir terör saldırısına uyandı. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, nereden ve ne maksatla gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, ırkına, inancına, milletine, milliyetine bakmadan her türlü terör eylemini ve tüm terör örgütlerini şiddetle, nefretle kınıyoruz.

Önce Türkiye’mizde, sonra coğrafyamızda ve tüm dünyada barışın, huzur ortamının, can ve mal emniyetinin korunması için “ama”sız, “fakat”sız, “ancak”sız, bugüne kadar olduğu gibi ulusal bütünlüğümüz, iç ve bölge barışının tesisi için her türlü iş birliğine açık, yapıcı bir tutum içinde olmaya devam edeceğiz.

Hain saldırılarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerken Belçika vatandaşlarına ve Belçika Parlamentosuna Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak geçmiş olsun ve başsağlığı dileklerimizi iletiriz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Sayın Turan…

15.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümüne, Nevruz Bayramı’nı kutladığına ve terör saldırılarında hayatını kaybedenler ile şehit olan güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bundan yüz bir yıl önce atalarımız memleketlerinin düşman işgale uğramaması için, başka bir gücün egemenliğinde yaşamamak için “Çanakkale geçilmez.” şiarıyla düşmana geçit vermediler, çok büyük bedeller ödediler. Allah şehadetlerini kabul etsin.

Çanakkale, bizim millî şuurumuzun başkenti, millî birlik ve beraberliğimizin belgesi niteliğindedir. O gün verilen şanlı mücadele Anadolu’muzun düşman işgaline uğramasını engellemişti, o gün verilen inançlı mücadele yeni baştan bir ülke kurmamızı sağlamıştı. Çanakkale, âdeta şu anki devletimizin, milletimizin ön sözüydü. Yüz bir yıl önce nasıl ki bağımsızlığımız için düşmana karşı mücadele ettiysek bugün de küresel güçlerin taşeronu olan terör belasıyla da aynı şekilde kararlılıkla mücadele edeceğiz. Bu ülkenin geleceğine Çanakkale ruhu rehber olacaktır.

Ben tekrar Çanakkale şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle anıyorum.

Ayrıca, Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; dün Nevruz Bayramı’ydı. Nevruz, bir Anadolu, Asya geleneği olarak bu topraklarda yıllardır kutlanan bir bahar bayramı, bir şenliktir. Nevruz Bayramı’nın bu acı günlerde ülkemize huzur getirmesini diliyorum. Hepinizin Nevruz’unu kutluyorum.

Onun dışında, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ülke olarak acı bir hafta yaşadık. Taksim’de bir terör saldırısı atlattık. Saldırıda yaşamını yitiren insanlarımıza rahmet diliyor, yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılara Allah'tan acil şifalar diliyorum.

Sürekli ifade ettiğimiz gibi, ne yazık ki terörün dini, dili, milliyeti yok. Bugün de Belçika’da bombalı saldırılar oldu. Havalimanında, metroda yapılan saldırıda 34 kişi yaşamını yitirdi, 55 kişi yaralandı. Belçika’ya da taziyelerimizi iletiyoruz. Kendilerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.

Dün ve bugün Nusaybin’deki şehitlerimizi de rahmetle anıyorum. Şehit olan güvenlik güçlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.

Başarılı, verimli bir yasama haftası olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Turan.

Sayın Ilıcalı, gündeme geçmeden, sizin Erzurum’un kurtuluşuyla ilgili kısa bir şeyiniz vardı.

Buyurun.

16.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, 12 Mart Erzurum’un kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve terör olaylarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

12 Mart 1918, Türk’ün kalbi olan Erzurum’un esaretten hürriyete, ölümden hayata kavuştuğu gündür. Şanlı askerimiz yüksek dağları mert kanlarıyla sulayarak, düşmana göğüs gererek karanlık bir günden… Kurtuluşumuzun 98’inci yıl dönümünü bu yıl bu vesileyle kutluyoruz. Erzurum, her zaman tarihteki bu önemli yerini muhafaza etmiştir, dadaşlarıyla vatanına layık, milletine örnek olmaya çalışmıştır. Bugün Erzurum’un kurtuluşunu anma değil, anlama günüdür. Bu münasebetle dadaşlar Türkiye'nin her yerinde, Erzurum’da, İstanbul’da ay yıldızlı bayraklarıyla -aileleriyle bu törenleri birlik beraberliğin bir göstergesi olarak- terörü lanetlemişlerdir.

Bu vesileyle de terörde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi Hollanda Dönem Başkanlığında 13-14 Mart 2016 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey şehrinde düzenlenecek olan “Dijital Çağda İnsan Kaçakçılığı” konulu Komisyon Başkanları Toplantısı’na katılması Genel Kurulun 6/3/2016 tarihli 54’üncü Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/590)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi Hollanda Dönem Başkanlığında 13-14 Mart 2016 tarihlerinde, Hollanda’da bir şehir olan Lahey'de düzenlenecek olan "Dijital Çağda İnsan Kaçakçılığı" konulu Komisyon Başkanları Toplantısı’na Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması Genel Kurulun 06/03/2016 tarihli ve 54'üncü Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                  İsmail Kahraman

                                                                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                         Başkanı

Ad ve Soyad Seçim Çevresi

Nihat Yeşil                                                                                  Ankara

Celalettin Güvenç                                                                      Kahramanmaraş

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

2.- Başkanlığın esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da İçişleri Komisyonuna havale edilen (1/430) esas numaralı Irak’a Komşu Devletler Hükümetleri ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terörizm, Sınırlardan Yasa Dışı Sızmalar ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Konularında Güvenlik İşbirliğine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Hükûmetçe geri alındığına ilişkin tezkeresi (3/591)

3.- Başkanlığın esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Millî Savunma ve İçişleri Komisyonlarına havale edilen (1/453) esas numaralı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Hükûmetçe geri alındığına ilişkin tezkeresi (3/592)

4.- Başkanlığın esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna havale edilen (1/496) esas numaralı Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile İngiltere Uluslararası Tarım ve Teknolojileri Merkezi Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel ve Ekonomik İşbirliği Konusunda Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Hükûmetçe geri alındığına ilişkin tezkeresi (3/593)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da İçişleri Komisyonuna havale edilen (1/430) esas numaralı, Irak’a Komşu Devletler Hükümetleri ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terörizm, Sınırlardan Yasa Dışı Sızmalar ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Konularında Güvenlik İşbirliğine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı; esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Millî Savunma ve İçişleri Komisyonlarına havale edilen (1/453) esas numaralı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile yine esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna havale edilen (1/496) esas numaralı Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile İngiltere Uluslararası Tarım ve Teknolojileri Merkezi Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel ve Ekonomik İşbirliği Konusunda Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Hükûmetçe geri alınmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

B) Önergeler

1.- Başkanlığın Esas komisyon olarak Millî Savunma Komisyonuna, tali komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/855) esas numaralı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek tarafından geri alındığına ilişkin önergesi (4/20)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, esas komisyon olarak Millî Savunma Komisyonuna, tali komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/855) esas numaralı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek tarafından geri alınmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 27 milletvekilinin, uyuşturucu ve keyif verici maddeler sorunu ve nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/114)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki uyuşturucu ve keyif verici maddeler sorununun nedenlerinin araştırılarak etkili ve sürekli çözüm tedbirlerinin alınmasının tespiti amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederim.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                     (İstanbul)

2) Özgür Özel                                                          (Manisa)

3) Tekin Bingöl                                                        (Ankara)

4) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

5) Ahmet Akın                                                          (Balıkesir)

6) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

7) Erkan Aydın                                                         (Bursa)

8) Musa Çam                                                           (İzmir)

9) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

10) Sibel Özdemir                             (İstanbul)

11) Şerafettin Turpcu                         (Zonguldak)

12) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

13) Ali Haydar Hakverdi                                           (Ankara)

14) Atila Sertel                                                        (İzmir)

15) Zeynel Emre                                                      (İstanbul)

16) Gürsel Erol                                                        (Tunceli)

17) Didem Engin                                                      (İstanbul)

18) Melike Basmacı                           (Denizli)

19) Özkan Yalım                                                       (Uşak)

20) Burcu Köksal                                                      (Afyonkarahisar)

21) Gamze Akkuş İlgezdi                                          (İstanbul)

22) Ünal Demirtaş                             (Zonguldak)

23) Kadim Durmaz                             (Tokat)

24) Zülfikar İnönü Tümer                                          (Adana)

25) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

26) Devrim Kök                                                        (Antalya)

27) Okan Gaytancıoğlu                                             (Edirne)

28) Aytuğ Atıcı                                                         (Mersin)

Gerekçe:

Uyuşturucu bağımlılığı, özellikle gençleri tehdit eden büyük bir tehlikedir. Şartlar ne olursa olsun kullanılan bütün uyuşturucu maddeler zararlıdır. Başlangıçta zevk için kullanılan, daha sonraları doğru düşünme becerisini ve davranışları olumsuz etkileyen ve yoksunluğunda insanı zor duruma düşüren her madde uyuşturucudur. Uyuşturucu kullanımı paranoyaya, hissizliğe, dalgınlığa ve öğrenme bozukluğuna sebep olmakta, motivasyonu düşürmekte, fiziksel gelişimi durdurmaktadır. Uyuşturucunun vücutta bıraktığı kalıcı izler bir sonraki nesli bile olumsuz etkilemektedir.

Dünyada ve Türkiye'de hızla yayılan uyuşturucu tehlikesi hiçbir şekilde göz ardı edilmemelidir. Ülkemizde 2005 yılında madde bağımlılığından gözaltına alınıp tutuklananların sayısı 4.125 iken 2012'de aynı durumdan 130.049 şüpheli yakalanmıştır. Yine ülkemizde 13 ilimizde 22 madde bağımlılığı tedavi merkezi bulunmaktadır. Bu sayı çok yetersizdir ve özellikle son yıllarda ivedilikle artırılmayı beklemektedir.

Uyuşturucu ve madde bağımlılığından yatarak tedavi gören hastalar incelendiğinde 2011 yılında 2.117 iken 2012 yılında yaklaşık yüzde 123'lük bir artışla 4.720 olmuştur. Bununla birlikte, 2011 yılında ülkemizde 105 doğrudan madde bağımlılığı ölüm olayı meydana gelirken bir yıl sonra, 2012 yılında bu oran yüzde 54,3 artış göstererek 162'ye yükselmiştir.

Türkiye'nin 2013 yılındaki uyuşturucu raporunda ise toplam ölüm sayısı 162 kişi olarak kayıtlara geçmişti. Raporda dikkat çeken bir başka detay ise uyuşturucu madde kullanıcılarının başlama nedenleri olmuştur. Uyuşturucuya başlama nedenlerinin başında yüzde 48,98 ile arkadaş etkisi gelirken merak nedeniyle başlayanların ise yüzde 23,71 olduğu kaydedilmiştir. Türkiye'de 2014 yılında 7'si kadın 232 kişinin doğrudan, 12'si kadın 416 kişinin de dolaylı olmak üzere 648 kişinin uyuşturucudan hayatını kaybettiği belirtilmiştir. Uyuşturucuya bağlı dolaylı ölen 416 kişinin ölüm nedeni olarak yüksekten düşme, suda boğulma, elektrik yaralanması, mide kanaması, kalp-damar hastalığı, akciğer enfeksiyonu, beyin kanaması, yanık, kanser, cinayet ve elle boğma olarak kayıtlara geçmiştir.

Uyuşturucu madde kullanıcılarının yüzde 69,74'ünün ilköğretim mezunu olduğu, madde kullanıcılarının yüzde 66,49'unun hiç evlenmemiş veya yalnız yaşayanlardan oluştuğu ifade edilmiştir.

Uyuşturucu ve madde bağımlılığının önlenebilmesi için toplumun her kesimine önemli görevler düşmektedir.

Uyuşturucu ve yasaklı madde kullanan kişilerin tedavi olabileceği düşüncesi toplumda yaygınlaşmalıdır. Özellikle tedavi ilkelerini yerine getiren kişilerde uyuşturucu maddeyi bırakma oranı çok yüksektir. Kullanıcılar arasında tedavisi olmadığı yolunda yerleşen kanının değiştirilmesi gerekmektedir.

Ülkemizdeki uyuşturucu ve keyif verici maddeler sorununun nedenlerinin araştırılarak etkili ve sürekli çözüm tedbirlerin alınmasının tespiti amacıyla Meclis araştırması açılması elzemdir.

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 milletvekilinin, İstanbul’un suç haritasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/115)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul'da, hırsızlık başta olmak üzere, İstanbulluların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen birçok güvenlik sorunu olduğu hemen her gün basına yansımaktadır. Bu hırsızlık olayları neticesinde mal kayıpları yanında can kayıpları da olabilmektedir. Özellikle İstanbul'un daha az gelişmiş ilçelerinde ve gecekondu bölgelerinde bu tür olayların sıklıkla meydana geldiği dikkat çekmektedir.

İstanbul Ticaret Odası tarafından yapılan bir araştırmaya göre İstanbul'un en önemli sorunlardan biri güvenlik sorunudur. Asayiş konusunda en fazla hangi sorunlarla karşılaştıkları sorulduğunda, en fazla mağduriyet duyulan alan hırsızlık olarak cevaplandırılmıştır. Araştırmaya katılanların yüzde 13,75'i evinde, yüzde 9,36'sı iş yerinde hırsızlık yaşandığını belirtirken bunu sırasıyla kapkaç, yankesicilik (yüzde 8,32), dolandırıcılık (yüzde 7,92), motorlu araçtan herhangi bir şey çalınması (yüzde 7,03), yaralanma, darp (yüzde 6,87), şantaj, tehdit (yüzde 5,62), oto hırsızlığı (yüzde 4,79), cinsel taciz (yüzde 4,21) ve diğer suçlar (yüzde 4,05) izledi.

Bu olgunun ana nedenlerinden biri yaşanan şehirleşme hızına, önleyici güvenlik politikalarının ayak uyduramamasıdır. Yaşanan olaylar, eldeki mevcut kaynaklar ve uygulanan yöntemlerle bu sorunun giderilemeyeceğini göstermektedir.

Vatandaşlarımızın İstanbul'da huzurlu yaşamaları ile mal ve can güvenliklerinin sağlanması amacıyla İstanbul'da meydana gelen ve vatandaşlarımızın güvenliklerini tehdit eden olaylar için bir suç haritası çıkarılması, bu suç haritası neticesinde ilgili analizlerin yapılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                     (İstanbul)

2) Atila Sertel                                                          (İzmir)

3) Namık Havutça                              (Balıkesir)

4) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

5) Ahmet Akın                                                          (Balıkesir)

6) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

7) Sibel Özdemir                                                      (İstanbul)

8) Erkan Aydın                                                         (Bursa)

9) Candan Yüceer                              (Tekirdağ)

10) Ali Haydar Hakverdi                                           (Ankara)

11) Zeynel Emre                                                      (İstanbul)

12) Gürsel Erol                                                        (Tunceli)

13) Onursal Adıgüzel                         (İstanbul)

14) Didem Engin                                                      (İstanbul)

15) Melike Basmacı                           (Denizli)

16) Özkan Yalım                                                       (Uşak)

17) Tekin Bingöl                                                      (Ankara)

18) Gamze Akkuş İlgezdi                                          (İstanbul)

19) Ünal Demirtaş                             (Zonguldak)

20) Kadim Durmaz                             (Tokat)

21) Zülfikar İnönü Tümer                                          (Adana)

22) Şerafettin Turpcu                         (Zonguldak)

23) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

24) Devrim Kök                                                        (Antalya)

25) Okan Gaytancıoğlu                                             (Edirne)

26) Aytuğ Atıcı                                                         (Mersin)

3.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek ve 28 milletvekilinin, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları çalışanlarının yaşadığı sorunların ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/116)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV), 1986 yılında 3294 sayılı Kanun’la kurulan, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nda toplanan kaynağın ülke çapında ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve ayni olarak dağıtılması amacıyla her il ve ilçede kurulmuştur. Ülkemizde örgütlenme ağı en geniş olan kuruluşlardan biridir.

Geleneksel kamu kurum ve kuruluşu mantığından farklı biçimde örgütlenme yapısına sahip olunması, işleyiş açısından kimi yararlar sağlasa da personelinin yaşadığı sorunların çözümü noktasında engel oluşturabilmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, vakıf örgütlenmesi konusunu “Muhtaçlık durumunun giderilmesi için hızlı, esnek ve yerel farklılıkları göz önüne alan bir yapıya ihtiyaç duyulduğu için 3294 sayılı Kanun’un amacının gerçekleştirilmesinde geleneksel kamu örgütü yapılanmasından farklı bir yöntem izlenmiştir. Her il ve ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurularak hizmet acilen ihtiyaçları hızlı karşılayacak şekilde hedef kitleye en yakın noktadan verilmektedir." biçiminde açıklamaktadır.

Sosyal devlet ilkesinin uygulanması noktasında önemli bir unsur olan SYDV, yurttaşların sorunlarına çözüm sunmak için çabalarken kendi çalışanlarının sorunlarının çözümü noktasında aksaklıklar yaşamaktadır. Yaklaşık 10 bin SYDV çalışanı, sorunlarının çözülmesi noktasında defalarca kez ciddi girişimlerde bulunmuşlarsa da bunların birçoğu sonuçsuz kalmıştır.

SYDV çalışanları, ülkemizin dört bir yanında yaşlı, engelli, dul, asker aylıkları; eğitim, sağlık, kömür, gıda yardımları gibi çok sayıda yardım ve destek işleriyle ilgilenmektedirler. Bununla birlikte aynı personel, yaklaşık otuz yıl gibi bir süredir kadrosuz olarak çalıştırılmaktadır. Yine, tayin hakları olmadığı için eşlerinin tayini çıktığında zor durumda kalmaktadırlar.

SYDV çalışanları özlük hakları, tayin durumu, aylıklarının yetersizliği, kadro sorunu, çalıştıkları statü, iş yerlerinde yaşadıkları koşullar gibi çok sayıda sorunla uğraşmaktadır. Gelinen noktada bu kadar sorunun çözümü için sistemli bir yaklaşım gerekmektedir.

SYDV çalışanlarının yaşadığı sorunların ve bunların çözüm yollarının araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Muharrem Erkek                                                   (Çanakkale)

2) Ahmet Akın                                                          (Balıkesir)

3) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

4) Mustafa Tuncer                                                    (Amasya)

5) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

6) Ömer Fethi Gürer                                                 (Niğde)

7) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

8) Mustafa Sezgin Tanrıkulu               (İstanbul)

9) Gürsel Erol                                                          (Tunceli)

10) Candan Yüceer                                                   (Tekirdağ)

11) Şerafettin Turpcu                                               (Zonguldak)

12) Nurhayat Altaca Kayışoğlu           (Bursa)

13) Kamil Okyay Sındır                                             (İzmir)

14) İbrahim Özdiş                                                    (Adana)

15) Burcu Köksal                                                      (Afyonkarahisar)

16) Gamze Akkuş İlgezdi                    (İstanbul)

17) Erdin Bircan                                                       (Edirne)

18) Özkan Yalım                                                       (Uşak)

19) Niyazi Nefi Kara                                                 (Antalya)

20) Musa Çam                                                          (İzmir)

21) Ünal Demirtaş                                                    (Zonguldak)

22) Yaşar Tüzün                                                       (Bilecik)

23) Kadim Durmaz                                                   (Tokat)

24) Atila Sertel                                                        (İzmir)

25) Zülfikar İnönü Tümer                   (Adana)

26) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

27) Devrim Kök                                                        (Antalya)

28) Okan Gaytancıoğlu                                             (Edirne)

29) Aytuğ Atıcı                                                         (Mersin)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, gündemimize göre Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 15/12/2015 tarihinde Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşları tarafından, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye sığınması sonucunda oluşturdukları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/3/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                       Erkan Akçay

                                                                                           Manisa

                                                                              MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

15 Aralık 2015 tarih ve 499 sayıyla TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz, Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşlarının, Suriyeli sığınmacıların Türkiye'ye sığınması sonucunda oluşturdukları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiğimiz Meclis araştırması açılması önergemizin 22/3/2016 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk söz, lehinde, Ankara Milletvekili Zühal Topcu.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin sunduğu araştırma önergesi üzerinde partimiz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

Tabii, sözlerime başlamadan önce, son günlerde iyice yoğunlaşan, aslında son yıllarda büyük, hızlı bir ivmeyle dikkat çeken ama son günlerde de iyice yüreğimizi parçalayan terör olaylarıyla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.

Öncelikle, bugün de, biliyorsunuz yine, Brüksel’de terör saldırısı gerçekleşti. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak terörün her türlüsünü kınıyoruz, lanetliyoruz ama geçen pazar günü 13 Martta Ankara Güvenpark’ta gerçekleştirilen terör saldırısında kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz ve özellikle, o 13 Martta yaralanan ve dün kaybettiğimiz Feyyaz Aydın kardeşimize de Allah rahmet eylesin diyoruz.

Cumartesi günü Feyyaz Aydın’ı hastanede ziyarete gittim. Gerçekten annesinin ve babasının durumunu tarif edebilmek mümkün değil. Gerçekten üzüntüye boğabilecek bir durumla karşı karşıya kaldık ama annesinin özellikle “Rabb’im, yaptığım duaların karşılığında evladımı bana bağışlayacaktır.” sözünü, ben, burada özellikle paylaşmak istiyorum. Acaba, vicdanlarınız sızladı mı -özellikle iktidar partisi milletvekillerine seslenmek istiyorum- terörü dikkate almayıp terörist saldırılarını geçiştirirken özellikle sosyal patlamaları dikkate almayarak ve Suriyeli sığınmacıların geçişlerinde dikkatsizce davranışlar sonucunda bu durumların ortaya çıkmasına sebep olduğunuz için?

Yine, 13 Martta kaybettiğimiz 15 yaşındaki Atakan Eray Özyol’un ailesini ziyaret ettiğimizde, kardeşinin sözlerini yine burada paylaşmak istiyorum ve sizi vicdanlarınızla da karşı karşıya bırakmak istiyorum: “Kardeşimin hesabını kim verecek? Lütfen bunu Mecliste sorar mısınız. Bunun hesabını kim bize tane tane anlatacak? Kardeşimin hayalleri vardı ve bu hayalleri gerçekleştirecektik.” dedi. Bunun için, ben burada, verdiğim sözü yerine getirmek istiyorum ve diyorum ki: Acaba bu yavrumuzun, Atakan Eray Özyol’un hayallerinin gerçekleşmesine kimler mâni olmuştur ve bu diğer terör mağdurlarının hesabı kimden sorulacaktır?

Tabii bütün olaylar birbirleriyle ilintili, birini diğerinden ayırt edebilmemiz mümkün değil. Özellikle sığınmacılar sorunuyla ilgili olarak, Suriyeli sığınmacılar sorunuyla ilgili olarak verdiğimiz önerge bugün gündeme gelmiştir ki artık bu konu kontrolden de çıkmış durumdadır. Şu anda baktığımızda, gelecekte ölçemeyeceğimiz; ekonomik açıdan, sosyal açıdan, güvenlik açısından, psikolojik açıdan gerçekten tahmin edemeyebileceğimiz maliyetlerle gelecekte karşı karşıya kalacağız. Özellikle, bütünsel politikanın uygulanması gerekiyordu, dirayetli politikanın uygulanması gerekiyordu, onurlu bir politikanın uygulanması gerekiyordu. Devlet ve millet menfaatleri gündeme geldiğinde dikkatlice, ince ince, kul hakkı hesap edilerek bir politikanın uygulanması gerekirken gördük ki at pazarlığı zihniyetiyle ve Kayseri pazarlığı zihniyetiyle bir politikanın uygulandığına hep birlikte şahitlik ediyoruz.

Öncelikli olarak birtakım istatistiki bilgiler vermek istiyorum. Şu anda UNICEF’in raporu ve Türkiye’deki diğer kurumların yayımlanan raporlarına baktığımızda, Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı 2 milyon 750 bin. Özellikle, kamplarda kalan Suriyeli sayısının 275 bin olduğunu görüyoruz ve kamp dışında yaşayanlarınsa neredeyse 2,5 milyon olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bunlar arasında çocukların oranının yüzde 54 gibi bir rakam olduğunu da burada gerçekten yüreğim sızlayarak vermek istiyorum. Yani neredeyse bunların 1,5 milyona yakını çocuk, 0 ile 18 yaş arasında. Okula devam edenlerin sayısıysa 325 bin ve kayıtlı olmayanlara baktığımızda da inanın milyonları aşmaktadır.

Şimdi, Suriye savaşının 5’inci yılına girdik ama hâlâ kontrol edemediğimiz, kayıt altına alamadığımız önemli bir topluluktan bahsediyoruz. Bu topluluğu, 3 milyonu hiç küçümsemeyin. Ben yine size bazı mukayeselerde bulunmak istiyorum. Avrupa Birliği ülkelerinden, Avrupa’daki ülkelerden nüfusu 3 milyondan daha az olan ülkeleri saymak istiyorum: Litvanya, Arnavutluk, Slovenya, Makedonya, Estonya ve Letonya’nın nüfusu 3 milyondan küçük. Ve yine Macaristan’ın üçte 1’i oranında bu topluluk -Türkiye'nin barındırdığı 3 milyondan bahsediyoruz- İrlanda’nın dörtte 3’ü, Letonya nüfusundan 500 bin fazla, Lüksemburg’un neredeyse 6 katı, Malta’nın 7 katı, İsveç’in neredeyse üçte 1’i, Slovenya’nın da 1,5 katı. Bahsettiğimiz nüfus, öyle böyle hesaplanabilir ve kontrol altına alınabilir bir nüfus değilken biz, bunları sınırdan geçirirken kontrolsüzce, kayıtsız bir şekilde geçirdiğimiz için de şu anda bunların ceremesini çekmekteyiz.

Özellikle savaş başladığında ve göç hareketleri başladığında, o zamanların Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun 16 Ekim 2012 tarihindeki ifadesini paylaşmak istiyorum basiretsizlik ve tutarsızlık nişanesi olarak, 100 bini aşması hâlinde sınırda tampon bölgenin gündeme geleceğini söylüyor. Ne zaman söylüyor? 16 Ekim 2012’de. Şimdiki sayıya baktığımızda, bu sayının 3 milyonu geçtiğini söyleyebiliyoruz. Demek ki bir ülkenin istikrarı ve devlet, millet menfaati için uygulanan politikaların, inanın, hassas terazi hassasiyetiyle ölçülmesi gerekmektedir.

Özellikle Suriyeli çocukların travma yaşadıklarını da dikkate aldığımızda, bunların önümüzdeki on beş yıl, yirmi yıl içerisinde nasıl bir demografik yapı gündeme getireceklerini paylaşmak istiyorum, Her 4 Suriyeli çocuktan 3’ü yakınlarını, annesini, babasını, kardeşlerini savaşta kaybetmiş durumda ve her 3 çocuktan 1’i fiziksel şiddete uğramış durumda ve stresle baş edemez hâlde yaşamlarını sürdürüyor. Bizler, sizler evlerimizden çıktığımızda, sokaklarda perişan bir vaziyette ve yardıma muhtaç hâlde onlarca Suriyeli sığınmacıyla karşı karşıyayız aslında.

Yine, bu nüfusa dikkatinizi çekmek istediğimizde, en son 26-27 Şubatta yapılan bir araştırmada, genel nüfus açısından baktığımızda, sığınmacıların yüzde 96’sı pasaportu ve kimliği olmadığı için sağlık güvencelerinden yoksun durumda. Okul çağındaki çocuklar okula gidemiyor. 4 çocuktan 1’i çalıştırılıyor yani şu anda çalışan 400 bin çocuk var. Bu açılardan baktığımızda, “Acaba yarın bunlar geri giderler mi?” diye sorduğumuzda, hayır, çok değerli arkadaşlarımız, bunlar geri gitmeyecek. Onun için bunların çok daha dikkatli analizi gerekiyordu, tampon bölgenin oluşturulması gerekiyordu.

“Şam’da -işkembeyi kübradan- iki saat içinde namaz kılmaya gideriz.” diye bu ülkeye birtakım duygusal mesajlar verileceğine, şu anda verilen o mesajların, yapılan uygulamaların hesabının hukuk önünde verilmesi gerekiyor. Bugün terörden kaybettiğimiz vatandaşlarımızın hesabının verilmesi lazım. Çünkü terör olaylarının oradan geçen kayıtsız insanlarca yapıldığına artık hepimiz şahidiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Onun için diyoruz ki baştan savma hiçbir işi yapmamanız gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Topcu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde ikinci söz, aleyhte, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’e aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kerestecioğlu Demir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, iki gün önce serbest oldukları hâlde, adliyede her gün gözümüzün önünde dolaşan, avukatlık mesleği dışında bir şey yapmayan meslektaşlarımın, serbest bırakıldıktan sonra bugün tekrar, itiraz üzerine tutuklanmaları kararını kınadığımı ifade ederek söze başlamak istiyorum. Avukatlar herkese lazımdır ve tutuklama bir tedbirdir; adliyede, her gün savcıların, hâkimlerin gözü önünde olan insanların tutuklanmaları için hiçbir haklı gerekçe yoktur, tamamen siyasi bir hukuk işletilmektedir.

Aynı şekilde, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Esra Mungan da koğuşa dahi alınmayıp tecrit altında tutulmaktadır. O da dünyanın en naif insanlarından biri olan ve gerçekten tutuklanması için hiçbir gerekçe ortada olmayan, hiçbir suç söz konusu olmayan bir kişidir ve tecride tabi tutulması da ayrı bir insanlık suçudur, bütün bu hukuki olmayan siyasi kararları esefle kınayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Mültecilerle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önergede, “onların Türkiye'ye gelmesinin oluşturduğu sorunlar” denilmektedir. Ben, öncelikle mültecilerle ilgili olarak “onların Türkiye'ye gelmesinin oluşturduğu sorunlar” kavramının da çok yanlış bir kavram olduğunu düşünüyorum. Sizlerden, beş yıldır ülkenizde bir savaşın devam ettiğini, bir kısmınızın IŞİD’li erkekler tarafından alıkonulduğunuzu, bir kısmınızın kızlarının elinden alındığını, belki ailenizin kalanıyla Türkiye'ye göç ettiğinizi hayal etmenizi rica ediyorum. Aslında, bunu hiçbirimizin hayal etmesi çok da mümkün değil, aramızda birkaçımız dışında böylesi bir acı yaşamadığımızı, birçoğumuzun aynı sokakları, mahalleleri paylaştığımız Suriyeli mülteci kadınlardan aslında epey uzak bir hayat sürdüğümüzü unutmayalım.

Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi sınırlamayla taraf olduğundan, sadece Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü veriyor, Suriye’den gelenler bu sebeple mülteci statüsünde görülmüyorlar. Aslında Suriyeliler Türkiye’de statüsüzler. Yalnızca temel ihtiyaçları gideriliyor, zaman zaman yalnızca “misafir” diye anılıyorlar, zaman zaman ise kendilerine -tırnak içinde- ancak tahammül ediliyor. Suriye krizinin başladığı 2011 ilkbaharından itibaren, resmî kayıtlara göre, 2016 başı itibarıyla kayıt altında 2 milyon 560 bin Suriyeli mülteci bulunuyor. Bu rakamın yaklaşık üçte 1’i kadar da kayıt altına alınmamış göçmenin Türkiye’de yaşadığı tahmin ediliyor çünkü Avrupa’ya Türkiye’den geçerek ulaşan 1 milyon civarı mültecinin pek çoğunun Türkiye’de hiçbir kaydının olmadığı ortaya çıktı. 10 ilde kurulan 25 çadır ve konteyner kentte 269.366 Suriyeli barınıyor yani toplam resmî mülteci sayısının sadece yüzde 10’u. Geri kalanlar çeşitli kentlerde yaşıyorlar.

Bildiğiniz gibi, maalesef bu kelimelerle ifade etmek zorunda kaldığımız mülteci pazarlığı bugün başlamadı. Beşar Esad’ı kısa sürede devireceğini düşünen AKP Hükûmeti, Avrupa Birliğini yanına çekmeye çalışırken Türkiye’ye sığınan Suriyeli sayısı 100 bini geçerse askerî müdahalede bulunacağını söylüyordu. Daha mülteciler gelmeye başlamadan sınırda kamplar kurdu. Suriye’de savaşanlar bu kamplara rahatça girip istediklerinde Suriye’ye geri dönüyorlardı. İlk mülteci akınını teşvik eden AKP Hükûmetiydi fakat istenen olmadı, Esad gitmedi, savaş sürdü ve mülteci sayısı 3 milyona yaklaşıyor. Bugün AB’yle üzerinde anlaşılan 3 milyar euro, Türk vatandaşlarına Schengen bölgesinde vize muafiyeti, Türkiye'nin AB zirvelerine çağrılması ve dondurulan Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinde başlıklardan bir ikisinin açılması, mültecileri Türkiye içinde tutması şartına bağlanıyor. Türkiye’yle başa çıkılmayınca Yunanistan Schengen’den çıkarılmakla tehdit ediliyor. İnsan, bu ilişkilerin nasıl zehirlendiğini görünce hem Türkiye hem de Avrupa Birliği adına utanıyor açıkçası. Bu anlaşma çerçevesinde, Türkiye’den Yunanistan’a geçen tüm kâğıtsız göçmenler 20 Marttan itibaren geri dönmeye başlayacaklar. Bunun ilk sancısını 21 Martta botla çıktığı yolculuk sonunda Midilli Adası’na varan Afganistanlı bir kadının sözlerinde duyduk. Kendisinin ve çocuğunun vücudundaki morlukları göstererek “Türkiye’ye dönmektense ölürüm.” diyordu, “Sokaklarda kaldık, yiyeceğimiz de yoktu, barınak yoktu, bizi koruyan kimse yoktu. Polis ve asker az kalsın bizi öldürüyordu.”

Yine, dün Mersin’de, daha 23 yaşında genç bir kadın, Midye Hassan, trenin önüne atlayarak intihar etti. Bu kadınların yarattığı sorunları değil, bizim ve tüm dünyanın bu kadınlara neler yaşattığımızı düşünmemiz gerekiyor. Sürekli, bir sorun, külfet gibi bahsedilen, bu pazarlığa konu edilen Suriyeliler, aslında bazı kesimler için önemli bir zenginlik kaynağı da oldu. Örneğin, gazeteci Fehim Taştekin, Humus’ta bir petrol sondaj makinesinin sökülüp Cilvegözü Kapısı’ndan çıkarıldığını, 15-20 milyon dolarlık makinenin Birleşik Arap Emirlikleri’ne 1 milyon dolara satıldığını yazdı. Taştekin, bire bir yaptığı araştırmada daha pek çok fabrikanın makinelerinin benzer biçimde yağmalandığını anlatıyordu. Yani Suriyelilerin yoksulluğu, bir yandan da ucuz iş gücü arayan sermayedarın zenginliği oldu maalesef. Yani, aslında esas külfet mültecilerin, en çok da kadınların sırtındadır.

Bir kaçak olarak yalnız yola çıktığınızı düşünün. Ne gibi risklerle karşı karşıya kalırsınız? Suriyeli mülteci kadınlar tecavüze ve tacize uğramamak için günlerce uyanık kaldıklarından, üstelik bu şiddet, polisler ve göç alanında çalışan kişilerce de sürdürüldüğünden insan kaçakçılarının kendileriyle cinsel ilişki pazarlıkları yaptıklarından bahsediyorlar. Kadınlar için savaş sadece ölüm değil, cinsel şiddet ve tecavüz anlamına da geliyor. Üstelik, böylesi ağır travmalarla karşılaşan kadınlar, dilini bilmedikleri yabancı ülkelerde ellerinden tutup yaralarını saracak yoldaşlar da bulamıyorlar kolaylıkla. Kadınlar yalnızca kendi sağlıkları ve canlarından sorumlu da değiller, çocuklardan da sorumlular, onların sorumluluğunu da hissediyorlar.

Bölgede çalışma yapan uzmanlar, Türkiye’de, özellikle sınır illerinde küçük yaşlarda, 12-13 yaşlarında kız çocuklarının seks işçiliğine zorlandığını belirtiyorlar. Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneğinin İstanbul sorumlusu Gizem Al Kadah, iş bulamadığı için, çaresizlik nedeniyle seks işçiliği yapan kadınlar arasında trans Suriyeli göçmen kadınların da çok yaygın olduğunu söylüyor.

Cinsel şiddetin bir diğer biçimi ise çok eşli evlilikler. Yalnız veya ailesi maddi zorluklar yaşayan 15-25 yaş arasındaki genç kadınlar ve çocuklar çok eşli evliliğe ikna edildikten sonra yine seks işçiliğine zorlanıyorlar, bu da çok yaygın biçimde.

Tekstil atölyelerinde kadınlar günde on iki saat, 600 lira ücretle çalışıyorlar. Üstelik, Suriyeli kadın işçilerin birçoğu da patronların tacizine uğradıklarını ifade ediyorlar.

Evet, Türkiye'nin çekincesiz olarak imzaladığı İstanbul Sözleşmesi, mülteci ve göçmen kadınlar da dâhil olmak üzere, tüm kadınlar için şiddete karşı koruyucu tedbirler, önleyici tedbirler öngörse de Türkiye’deki mülteci kadınlar bu sözleşmenin güvence altına aldığı haklarla kamu hizmetlerinden, maalesef, faydalanamıyorlar. Kadınlar dil sorunu, raporlayamama ve ayrımcılık sebebiyle adalete erişimde de ciddi sorunlarla karşılaşıyorlar.

Çözüme dair birkaç öneride bulunmak isterim. Öncelikle, Türkiye’de, Suriyelilerin yaşamlarını burada sürdüreceği gerçeğinin kabul edilmesi ve buna ilişkin politikalar üretilmesi lazım. Sonra, AFAD başta olmak üzere, sığınmacılarla ilgili genel, yerel tüm yönetim birimlerinin STK’larla iş birliği hâlinde çalışması lazım. Şiddete uğrayan, tacize uğrayan sığınmacıların psikososyal destek alması lazım. Mülteciler için yapılan uluslararası yardımların nereye harcandığının denetlenmesi lazım.

Sürem bittiği için bitiriyorum.

Çalışma Örgütü ILO’nun göçmen işçilerin haklarına ilişkin sözleşmeleri imzalayıp yürürlüğe koyması ve mültecilerin politik pazarlık olmaktan çıkarılması lazım.

Bu dünya hepimize yeter, yeter ki niyetimiz olsun.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Şimdi söz sırası, lehinde, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya aittir.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çok değerli arkadaşlar, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, bu mülteci meselesinden önce -hem bununla ilgili- birkaç durumu da sizinle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta hem ülkemizin itibarını hem de demokrasi ligindeki durumunu göstermesi bakımından bir olay yaşadık. Burada başta AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bostancı olmak üzere -o da bir akademisyen- bu konuda ne düşündüklerini çok merak ediyorum. Bizim bu yaşamış olduğumuz 3 akademisyenin tutuklanmasını, sadece ifade özgürlüklerini, düşüncelerini açıklayan 3 akademisyenin tutuklanmasını Türkiye'de demokrasi açısından nasıl değerlendirdiklerini de merak ettiğimi söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında tutuklanan ifade özgürlüğüdür, aslında tutuklanan Türkiye demokrasisidir. Bu tutuklama, Türkiye'deki demokrasinin geldiği noktayı da göstermesi bakımından önemli bir konudur. Biz arkadaşlarımızla birlikte dün bu 3 akademisyeni ziyarete gittik.

Değerli arkadaşlar, bu alınan karar bir mahkeme kararı ancak karar hukuki değildir. Bu karar faşizm yolunda bir kilometre taşıdır. İleride yazılacak kitaplarda bu yaşadığımız gün yazılacaktır, faşizme itiraz edenler de yazılacaktır, faşizme sessiz kalanlar da yazılacaktır ama en önemlisi bu faşizmi destekleyenleri de tarih yazacaktır. Nasıl ki geçmişte faşizme, faşist uygulamalara destek verenler 12 Eylülde, geçtiğimiz dönemlerde utandıysa önümüzdeki dönemde de bu faşizme sessiz kalanlar ve destek olanlar ve sebep olanlar utanacaktır.

Değerli arkadaşlar, tabii, yine geçtiğimiz hafta hem Taksim’de hem Ankara’da, bugün de Brüksel’de patlamalar yaşandı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, 2011’e gittiğimizde, Cumhuriyet Halk Partisinin sözcülerinin, Genel Başkanının, grup başkan vekillerinin bu kürsüden, çeşitli ortamlarda söylemiş oldukları şeyler var. Dediler ki Cumhuriyet Halk Partililer: “Bu izlemiş olduğunuz politika, Türkiye’nin geleneksel olarak izlemiş olduğu politikayı bozmaya çalıştığınız politika Türkiye’nin başına çok iş açar.”

Değerli arkadaşlar, bu politika hem Suriye’deki milyonlarca insanı toprağından kopardı hem de Türkiye sınırlarını -hem kendi içine hem de dünyaya- terör örgütlerinin eli kanlı katillerinin geçiş yaptığı bir güzergâh hâline getirdi. Dünyada “Orta Doğu gibi” diye bir deyim vardı, artık Türkiye de o deyimin içine girdi. Bakın, eskiden Orta Doğu denince akla patlayan bombalar gelirdi, eskiden Orta Doğu denince akla Beyrut gelirdi, Bağdat gelirdi. Değerli arkadaşlar, şimdi Orta Doğu denince akla Ankara geliyor. Bu, ne kadar utanç verici, hepimizin üzülmesi, hepimizin düşünmesi gereken bir durumdur, en başta da bu ülkeyi yönetenlerin düşünmesi gereken bir durumdur değerli arkadaşlar.

Ne dedi CHP milletvekilleri, CHP sözcüleri? “Suriye’deki yanan ateşe eğer benzinle giderseniz o ateş bir gün gelir sizin ülkenizi de vurur.” Yaşadığımız olay tam da budur arkadaşlar; Brüksel’in, Paris’in, İstanbul’un, Ankara’nın yaşamış olduğu olay tam da budur.

Öncelikle, Ankara’daki her üç bombayı patlatanları, İstanbul’da hem Sultanahmet’te hem Taksim’de bombayı patlatanları, bu katilleri kutsayanları kınadığımı belirtmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu açısından, 10 Ekim Ankara katliamındaki katiller ile geçtiğimiz haftalarda Genelkurmayın önünde servisi bombalayan bombacıların hiçbir farkı yoktur, ikisi de aşağılanması gereken katillerdir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir kez daha söylüyoruz: Bakın, bu Suriye politikası Türkiye’yi dünyanın gözünde üçüncü sınıf bir ülke hâline getirdi. Bu izlemiş olduğunuz… AKP ve şimdiye kadar dış politikayı yöneten Hükûmet -ki şimdi birinci Başbakan- Cumhurbaşkanı, zaman zaman Dışişlerindeki personeli aşağıladılar; kimine “monşer” dediler, kimini -orada çalışan personeli- dışladılar, kendi düşüncesinde olan insanları getirdiler. Ne oldu? Bir bataklığın içerisine soktu Türkiye’yi AKP.

Değerli arkadaşlar, bunun tek sorumlusu var, Türkiye'nin Orta Doğu bataklığında bütün komşularıyla kötü olmasının, düşman olmasının tek sorumlusu var; o da AKP ve AKP’nin izlemiş olduğu dış politikadır. Bizim izlemiş olduğumuz yanlış dış politika keşke sadece dış politikamızı etkilemiş olsa. Bizim iç güvenliğimizi etkileyen -maalesef, geçtiğimiz pazar günü yaşadık, artık maçlara kadar gidemeyecek duruma getirilmişiz- Türkiye’yi güvenlik açısından yerle bir eden bir durumdayız. Türkiye'nin en büyük güvenlik zafiyeti değerli arkadaşlar AKP’nin ta kendisidir. AKP, bugün Türkiye için en önemli güvenlik zafiyetidir. Bakın, insanlar sokağa çıkamıyorlar. Dün İstanbul trafiği yüzde 15 seviyesine düşmüş. Kızılay’da, Ankara’nın hiçbir alışveriş merkezinde insanlar maalesef alışveriş yapamıyor, sokağa çıkamıyor değerli arkadaşlar. Bu gelinen noktanın sorumlusu sizsiniz değerli arkadaşlar, bu gelinen noktanın temel sorumlusu sizsiniz. Siz, hem Türkiye'nin bu duruma düşmesine sebep oldunuz hem de bugün MHP’nin araştırılmasını istediği “mülteci meselesi” denen bir meseleyi ortaya çıkardınız.

Öncelikle her konuşmamızda vurguluyoruz, bu mülteci meselesi bu politikaların sonucundadır ancak bu mülteci meselesi, AKP’nin baktığı gibi, sadece bizim meselemiz değildir; bu, aynı zamanda dünyanın da bir meselesidir. Şimdiye kadar, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yaşamış olduğumuz en büyük sorun olan mülteciler, maalesef, sadece Türkiye'nin sorunu olarak gösterilmeye çalışılıyor. Geçtiğimiz haftalarda yapılan bir anlaşma var ki bu anlaşmadan insan utanıyor değerli arkadaşlar.

Hatırlarsanız, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi vardı, Kızılay Meydanı’nda “Avrupa Birliğine girdik.” diye gündüz havai fişekler atılmıştı. Şimdi, bu vize muafiyetini de bir başarı olarak göstermeye çalışıyorlar.

Değerli milletvekilleri, geldiğimiz noktaya bir bakın Allah aşkına; Avrupa Birliğine tam üye olmayı hedefleyen bir ülkeden, şimdi sadece vize muafiyetini başarı olarak sunan bir ülkeye geldik. Bu, bizim açımızdan nereye geldiğimizin göstergesidir.

Şimdi, bu mülteci meselesinde 3 milyar euro alan Türkiye, maalesef, Avrupa’nın bir mülteci kampı durumuna getirilmek isteniyor.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği dediğimiz ülkelerin aslında -kendi ülkelerinin söylediği gibi- bu yapmış oldukları şey insan haklarına aykırıdır, demokrasiye aykırıdır, insanlığa aykırıdır. Burada Avrupa Birliğinin bu tutumunu da şiddetle kınadığımı belirtmek isterim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Türkiye’ye 3 milyar euro vererek, 3 milyar rüşvet vererek “Sen bunları tut, sen bunların bekçisi ol, sen bunların karakolu ol.” demek kimsenin haddine değildir. Maalesef Türkiye bunu kabul etmiştir. Bu anlaşmayla sadece 72 bin mülteci, o da kalifiye mülteci, Avrupa’ya gidecektir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye’de 3 milyona yakın Suriyeli mülteci var. Bunların yaklaşık 1 milyona yakını çocuk ve 700 bine yakını da maalesef okuma çağında olan ama hâlâ okula gitmeyen çocuklar. Türkiye sağı solu, iktidarı muhalefetiyle birlikte mülteci meselesinde bir anlayış ortaya koymak zorundadır. Bu mesele sadece AKP’nin çözebileceği -ki çözecek durumda da değil yani onu da AKP’ye bırakırsak ülkeyi nasıl yönetiyorsa o mülteci meselesini de öyle yönetir- bir mesele değil, bütün siyasetin, bütün grupların ortak politika geliştirerek çözebileceği bir meseledir. Anlaşılıyor ki bu çocuklar bizim burada büyümeye devam edecekler ancak bizi bekleyen bir tehlike var ki bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum. 1 milyona yakın çocuk, okuma çağındaki çocuk okula gidemiyor ve bu çocukların geleceğini siz düşünün.

Şimdi, tabii, bunlar, bizim, CHP sözcülerinin yıllarca uyardığı ama AKP’nin dinlemediği konular. AKP maalesef Orta Doğu’da mezhepçi politika izledi ve hiçbir ülkeyle bir ilişkisi kalmadı ve maalesef bugün Türkiye, Orta Doğu’nun tam terör gruplarının geçtiği bir ülke konumuna geldi.

Değerli arkadaşlar, bizler mutlaka geçmişteki Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu, izlemiş olduğu “Yurtta sulh, dünyada sulh.” politikasına tekrar dönmeliyiz. Suriye ve diğer başka ülkelerin iç işlerine karışmadan onların bu duruma düşmesine engel olmalıyız. Tez elden, zaman geçirmeden bu politikaların tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Mülteci konusunda; mülteciler sadece kamplarda yaşamıyor, Türkiye'nin yaklaşık 7 veya 8 ilinde mülteci yaşamıyor; her yanında... Onun dışında, artık bu bizim temel meselelerimizden biri hâline gelmiştir.

Bu meselenin çözümü konusunda MHP’nin vermiş olduğu araştırma önergesini desteklediğimizi belirtiyorum, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhte olmak üzere, son söz Antalya Milletvekili Atay Uslu’ya aittir.

Sayın Uslu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATAY USLU (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz haftalarda terör olaylarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabır diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’deki sorunlarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılması önerisinin üzerinde aleyhte söz almış bulunmaktayım. Biz Anadolu olarak yalnız bugün değil, dün de göçe ev sahipliği yapıyorduk. Bakın, Osmanlı, İspanya’dan kaçan Yahudilere kapılarını açmıştır, Katolik baskısından kaçan Ortodokslara açmıştır, İsveç ve Macar Krallarına açmıştır, Çarlık Rusyası’ndan kaçan Ruslara da kapısını açmıştır, Bolşevik İhtilali’nden kaçan Ruslara da kapılarını açmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde de kapılarımız hep açık olmuştur; Hitler’den kaçan Almanlara, İran Devrimi’nden kaçan İranlılara kapımızı açmışız, Bulgaristan’dan gelen 350 bin soydaşımıza kapımızı açmışız, Irak’tan kitlesel akımlarla gelenlere kapımızı açmışız, eski Yugoslavya’dan gelen Boşnaklara, Kosovalılara da kapılarımızı açmışız.

Türkiye 1923-2011 arasında yaklaşık 2 milyon sığınmacıyı kabul etmiştir. Şimdi, yeni bir süreç var, 2011 sonrasında yaklaşık 3 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. 2011 yılında başlayan insani kriz sonucunda yaklaşık 2,7 milyon Suriyeli ülkemize gelmiştir. Bugün, ülkemizde biyometrik kaydı yapılan Suriyeli sayısı -biraz önce arkadaşlar da ifade etti- 2 milyon 750 bindir. Bunların yaklaşık 280 bini 10 ildeki 25 kampta yaşamaktadır.

Ülkemiz ilk günden bugüne kadar iki politika uygulamaktadır; bir tanesi açık kapı politikası, diğeri geri göndermeme ilkesi. Bu iki politika da hukuki, vicdani, insani, ahlaki ve tarihî bir sürecin sonunda yürütülen politikalardır.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; dört yılda 3 milyonluk bir sığınmacı akınının yönetilmesi kolay bir süreç değildir ama şunu ifade edeyim ki Türkiye örnek bir süreç yönetmektedir. Kamplarımız bugün, Birleşmiş Milletler standartlarının üzerindedir. Bugün, kamplarda sosyal, eğitim, sağlık açısından temel ihtiyaçlar karşılanmaktadır. Kamp dışında da AFAD, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, valiliklerimiz, kaymakamlıklarımız, belediyelerimiz çalışmalar yürütmektedir.

Bugün, yine, Türkiye’de bulunan Suriyeliler geçici koruma statüsüyle kalmaktadır. 2013 yılında bu Meclisin çıkardığı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na göre, Suriyelilerin statüsü geçici korumadır. Geçici koruma, kitlesel olarak sınırlarımıza gelenlere tanınan bir koruma statüsüdür. Bu statü Avrupa’da olmadığı kadar Türkiye’de ayrıntısıyla düzenlenmiştir ve bu konuda da Bakanlar Kurulu kararıyla bir yönetmelik yürürlüğe konmuştur. Bu yönetmeliğe göre, Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacılara öncelikle geçici kimlik belgesi verilmektedir; biyometrik verileri alınıyor, geçici kimlik belgeleri veriliyor, daha sonra da yabancı kimlik numaralarına kavuşuyorlar. Yabancı kimlik numaralarına kavuşan Suriyeliler eğitim, sağlık ve sosyal yardımlara erişebiliyorlar. Bu yüzden, Suriyelilerin hemen hepsi kaydolmuştur çünkü kaydolmayanlar bu hizmetlere erişemiyorlar. Yine, bu kimlik kartlarıyla çalışma iznine başvurabiliyorlar, araçlarına geçici plaka alabiliyorlar.

Bugün -biraz önceki konuşmacılar ifade etti- Türkiye’de 750 bin civarında eğitim çağında Suriyeli çocuk var, doğru. Bunun 350 binini okula eriştirdik. Bu 350 bin sayısı kolay bir sayı değil arkadaşlar; 350 bin sayısı için 10 binlerce derslik, 10 binlerce öğretmene ihtiyaç var. Bizim hedefimiz büyük, biz bunu kademeli olarak artırıyoruz. Yıl sonunda, inşallah, 450 bin, önümüzdeki yıl sonunda da 750 bin çocuğun tamamı eğitime erişecektir.

Eğitimle ilgili çalışmalar yapıyoruz, müfredat çalışmaları yapıyoruz. Bunların bir kısmı Türk müfredatına uygun okullara devam ediyorlar, bir kısmı da Suriye müfredatına uygun okullara devam ediyorlar. Ancak, biz Suriye müfredatını mutlak olarak uygulamıyoruz; o müfredat, Millî Eğitim Bakanlığımızın denetiminden geçiyor, ayıklanıyor, daha sonra çocuklara veriliyor.

Yine, bu çocukların 9 ilde üniversitelere erişimi sağlandı, Türk öğrencilerin kontenjanı kullanılmadan; bunu açıklıkla ifade etmek istiyorum, özellikle ifade etmek istiyorum.

Yine, Yurt Dışı Türkler, Suriyeli öğrencilere burs vermektedir, bunların sayısı bugün 3 bini bulmuştur.

Sağlık hizmetleri alanında da hizmetlerimiz devam ediyor. 13 milyon poliklinik hizmeti verdik, 300 bin ameliyat yaptık.

150 bin Suriyeliyi kuaförlük, bilgisayar, elektrikçilik gibi alanlarda eğitime tabi tuttuk ve sertifika verdik. Evet, bunların hepsi uyum faaliyeti.

Öbür taraftan, çocuklarla ilgili çalışmalarımız da var. Bakın, Türkiye’de 165 bin Suriyeli bebek doğdu; bu ciddi bir sayı, biraz önce arkadaşlar söyledi. Danimarka’da geçen yıl doğan bebek sayısı 50 bin, bizde 55 bin. Ama biz bunlarla ilgili de çalışma yapıyoruz, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız bunları tek tek tespit ediyor, ailelere gerekli psikolojik destekleri ve sağlık desteklerini veriyor.

Bakın, biz başka bir tespit daha yaptık, Türkiye’de 53 bin yetim veya öksüz Suriyeli var, bunun 3 bini hem öksüz hem yetim. Tamamı sevgievlerine veya refakat kurumuna eriştiriliyor ve kendileri korumaya alınıyor. Bunlarla ilgili çalışmalar da yapıyoruz.

Yine, aile eğitim programları Arapçaya çevrildi, bunlarla ilgili, yaklaşık 100 bin kişiye aile eğitim programı verdik, dil kursları açıyoruz.

Öbür taraftan, ciddi bir adım attık yaklaşık bir ay önce: Çalışma izni. Çalışma izni, entegrasyonun, uyumun en önemli aşamalarından bir tanesi. Bununla ilgili de Bakanlar Kurulu kararı çıktı, artık Suriyeliler çalışmaya, istihdama erişebiliyorlar.

Arkadaşlar, toplumsal uyum ve sosyal mesafe konusunda çok iyi bir noktadayız. Şunu ifade etmek istiyorum: Şu ana kadar tüm siyasal partiler bu konuda gerçekten övgüye layık bir dil kullandılar sürecin başından bugüne kadar. Herkese, bütün siyasal partilere teşekkür ediyorum. Ama, şunu da ifade ediyorum: Bu tür politikalar aslında hükûmet politikası değil, devlet politikası olmalıdır. Biz onlara kapımızı açmak zorundaydık çünkü orada bir savaş vardı, çünkü orada zalim Esad vardı, insanları öldürüyordu. Bakın, bugün, Suriye’de 300 binden fazla insan öldü, 10 milyondan fazla insanın yeri değiştirildi, bunun yaklaşık 4 milyonu yurt dışı, 6 milyonu Suriye içinde olmak üzere.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Lütfen, metne bakarak konuşun.

ATAY USLU (Devamla) – Arkadaşlar, biz bugünkü süreci minimum sıkıntılarla en iyi şekilde yürütüyoruz. Bakın, Antep’te, Urfa’da, Hatay’da, Adana’da, Kilis’te, İstanbul’da yoğunluklu Suriyeliler var. Bu oran Avrupa’da binde 15’ken Türkiye’de yüzde 4, Kilis’te yüzde 100. Yani Kilis’in 100 bin nüfusu var, 110 bin Suriyeli var. Bu süreci çok iyi yürüttüğümüz için diyoruz ki biz: “Kilis’i Nobel’e aday gösteriyoruz.” Bu konuda destek bekliyoruz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Bravo!

ATAY USLU (Devamla) – Bakın, Kilis’te olaylar olmuyor ama Avrupa’da ne var? Avrupa’da panik var. Ne yapıyor Avrupalılar? Yabancı düşmanlığı yükseliyor. Geçen yıl Almanya’da yabancı sığınmacı evlerine 871 saldırı oldu. Yine, Almanya’da, bakıyorsunuz, sığınmacı yurtları yakılırken Almanlar alkışlıyor; Belçika, Hollanda farklı davranmıyor. Danimarka yasa çıkarıyor, değerli eşyalarına el koyuyor; İngiltere kırmızı bilezik takıyor. Ama, bizde yok, bizde olmaz, bizim tarihî, vicdani, hukuki sorumluluğumuz bunu gerektiriyor. Biz bu süreci en iyi şekilde yürütüyoruz.

Öbür taraftan, Akdeniz’in mezarlık olma süreci var. Bakın, onunla ilgili de Avrupa Birliği-Türkiye ortak sonuç bildirisi yayımlandı. Bununla ilgili adımlar attık. Bu adımlar Akdeniz’in bebek mezarlığı olmasını engelleyecek adımlardır. Yasa dışı göçleri durduracağız, oradaki 1 kişiye karşılık yine Avrupa’ya 1 kişi göndereceğiz. Daha sonrasında, Gönüllü İnsani Kabul Programı’mızı uluslararası zirve kararıyla etkinleştireceğiz, inşallah, Türkiye sınırına yakın yerlerde de mültecilerin insani koşullarını iyileştireceğiz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Kalanlar ne olacak, kalanlar?

ATAY USLU (Devamla) – Arkadaşlar, kalanlar tarihî bir görevimiz. Onlarla ilgili entegrasyon politikaları yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Eğitime ulaştırıyoruz, sağlığa ulaştırıyoruz, çalışma hayatına ulaştırıyoruz, psikolojik destek veriyoruz. Onlar zalim rejim gidinceye kadar burada kalacaklar; daha sonra onların gönderilmesiyle ilgili, geri dönüşle ilgili de programları yürüteceğiz.

Bakın, bu işin çözümü nedir biliyor musunuz?

1) zalim Esad rejiminin gitmesi.

2) Güvenli bölgenin oluşturulması.

3) Uyum süreçlerine devam edilmesi.

Şunu ifade edeyim: Göç tek başına iyi ya da kötü bir olay değildir, göç iyi yönetilirse iyi bir olaydır. Avrupa’nın kalkınmasında bunun örneği vardır, Avrupa göçlerle kalkınmıştır. Biz de iyi yönetiyoruz, yönetmeye devam edeceğiz. Biz yasa dışı göçle de mücadele ediyoruz Türkiye’de arkadaşlar. Bakın, şu ana kadar 4.550 göçmen tacirini yakaladık. Yine, güvenlik boyutunu ihmal etmiyoruz; 90 ülkeden yaklaşık 4 bin kişiyi, yabancıyı sınır dışı ettik, 125 ülkeden 40 bin kişiye giriş yasağı koyduk.

Yine, Mecliste İnsan Hakları İnceleme Komisyonu altında bütün partilerin beraber kararıyla Mülteci Hakları İnceleme Alt Komisyonunu kurduk, beraber çalışmaya devam ediyoruz. Şu ana kadar bütün arkadaşlarla beraber sivil toplum kuruluşlarını, ilgili kurumları dinledik; uluslararası kuruluşları dinleyeceğiz, yerinde incelemeler yapacağız, inşallah bu süreci en iyi şekilde yürüteceğiz.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uslu.

Sayın Altay, buyurun.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylamaya geçmeden önce bir yoklama talebi var. Şimdi, imzaları arayacağım ve ona göre işlem yapacağım.

Sayın Altay, Sayın Özel, Sayın Emre, Sayın Kayan, Sayın Tezcan, Sayın Yalım, Sayın Aydın, Sayın İrgil, Sayın Özcan, Sayın Budak, Sayın Çam, Sayın Arslan, Sayın Demirtaş, Sayın Aldan, Sayın Gürer, Sayın Tarhan, Sayın Yılmaz, Sayın Üstündağ, Sayın Tanal, Sayın Özkoç.

Evet, şimdi toplantı yeter sayısı arayacağım.

Üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Pusula veren sayın milletvekilleri ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, 15/12/2015 tarihinde Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşları tarafından, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye sığınması sonucunda oluşturdukları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiştir. Şimdi öneriyi okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- HDP Grubunun, 22/3/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Bediüzzaman Saidi Nursi (Kürdi), Şeyh Sait ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/3/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      İdris Baluken

                                                                                        Diyarbakır

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Mart 2016 tarihinde Diyarbakır Milletvekili, Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından (1481 sıra numaralı) Bediüzzaman Saidi Nursi (Kürdi), Şeyh Sait ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve iade edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 22/3/2016 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde ilk söz, lehinde olmak üzere Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar uğultuyu keselim.

Buyurun Sayın Özsoy, sürenizi başlatıyorum.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bediüzzaman Saidi Nursi ya da Kürdi, Şeyh Sait ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve iade edilmesi amacıyla talep ettiğimiz Meclis araştırması için grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (Gürültüler)

Sayın Başkan, bu uğultuyla ilgili lütfen ikazda bulunabilir misiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatip kürsüde, insicamını bozmayalım, uğultuyu keselim.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Daha önce, farklı vesilelerle de çatışmalarda ölen Kürt vatandaşların cenazelerine yönelik devletin yaptığı uygulamaları bu Meclis kürsüsünde de ifade etmiştik. Bugün spesifik olarak devletin nezdinde hain, şaki, terörist olarak görülen, tehlike olarak görülen ama Kürtler için son derece büyük değer, anlam ifade eden 3 şahsiyetin, tarihsel şahsiyetin mezar yerlerinin bulunması ve cenazelerinin iade edilmesi için Meclis araştırması istiyoruz.

1925 yılında 46 arkadaşıyla birlikte Dağkapı Meydanı’nda asıldıktan sonra şu ana kadar kimsenin bilmediği bir çukurun içerisine gömülen Şeyh Sait’in son vasiyeti şudur: Elinde kalan bir kısım parayla kendisine bir mezar yapılmasını ve geri kalan paranın da çocuklarına verilmesini vasiyet eder, mahkemenin savcısına söylediği budur ancak ne kendisi için bir mezar yapılır ne de o para kendi çocuklarına teslim edilir.

1937-1938 Dersim olaylarında yine… (Gürültüler)

BAŞKAN – Devam edin siz.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Etmeyeceğim Başkan, protesto ediyorum.

BAŞKAN – Siz kesince millet sustu.

Buyurun devam edin şimdi.

Lütfen sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim, uğultuyu keselim.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – 1937-1938 olaylarında Seyit Rıza’nın, biliyorsunuz, durumu son derece hazindir. Yoğunlukla, bir ara, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından da bu sözleri defalarca basına yansımıştı Dersim için özür tartışmalarında, hatırlayın. Seyit Rıza Elâzığ’ın Buğday Meydanı’nda asıldığı zaman son sözleri: “Evladıkerbela’yız, bihatayız; ayıptır, zulümdür, cinayettir.” Bunlar kendisinin son sözleri. Ancak, bundan önce bir vasiyeti var Seyit Rıza’nın, oğlu da asılacaktır. “Ne olur önce benim oğlumu asmayın, beni asın; oğlumun idamını görmeyeyim.” diye rica eder. Son vasiyetidir, bunu da yerine getirmezler, önce oğlunu gözlerinin önünde asarlar, sonra kendisini. Sonra, kendisiyle arkadaşlarını ya bilinmeyen bir yere gömerler veyahut da yakarlar, hâlâ akıbetini bilmiyoruz, devletin tutanaklarında muhakkak bunlar vardır.

Son olarak, 1960 yılında Urfa’da defnedilen Bediüzzaman Saidi Nursi veyahut da Saidi Kürdi, 1960 darbesinden sonra, Urfa’da, olduğu mezardan çıkarılıp bir askerî uçakla bir taraflara götürülür. Cenaze şu an yok ortada, ya denize atıldığı ya Isparta’da bir yere gömüldüğü söyleniyor, hasılıkelam biz bunu bilmiyoruz.

Şimdi, bu 2 Sait’in yani Şeyh Sait ve Saidi Kürdi’nin ve 1 Seyit’in yani Seyit Rıza’nın; 2 Sait’in, 1 Seyit’in kendi vatanlarında içine girebilecekleri 2 metrekarelik bir toprak parçasını bulamamaları mezhepsel, ideolojik, siyasi eğilimleri ne olursa olsun devletin egemenliğini çelen, devletin tehlike olarak gördüğü Kürtlerin başına neyin geleceğinin son derece somut bir ifadesidir.

Bu 3 mezar aslında bir paradigmadır. 1925’ten 1960 yılına kadar süren bu dönemde, Kürtlerin anlam, değer biçtiği bu tür şahsiyetlere, onların cenazelerine yapılan uygulamalar bir paradigma olarak günümüzde de hâlen alabildiğine pervasız, hayâsız bir şekilde devam etmektedir.

Bakın, şöyle bir harita, İnsan Hakları Derneğinin 2014 yılında yaptığı toplu mezar haritası bu. Şöyle bir bakın haritaya, şu kırmızı olan bölge devletin Kürtleri nasıl yönettiğine dair bir belgedir, bir ibret vesikasıdır. 348 tane toplu mezarda 4.201 ceset.

Barış süreci buzdolabına kaldırıldıktan sonra yaşanan bu savaş ve vahşet ortamında şu ana kadar 1.500’den fazla insanımızın hayatını kaybettiğini biliyoruz. Biz siyaset kurumu olarak, Parlamento olarak maalesef üzerimize düşeni yapamadık. Bu Parlamento meseleyi Hükûmete havale etmiş, Hükûmet Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanı da orduya, özel savaş yöntemlerine bu meseleyi, maalesef, ihale etmiştir. Ortada olan binlerce ölü; biz, maalesef, bunun önünü alamadık. Ama en azından şunu yapabiliriz Parlamento olarak: Bakın, “Nevroz”dan bir gün önce Diyarbakır’da, Sur’daydım. Orada, çocukları Sur’da öldürülen 2 babayla görüştüm; Aslen Bingöl’lü, Diyarbakır’da oturuyorlar, evleri de Dört Ayaklı Minare’nin arkasında. Çocuklardan biri öğrenci. Babası yemin ediyor, diyor ki: “Gittik cenazeleri teşhis etmeye -ikisi de zaten çocuklarının cenazesini teşhis edememiş- bin tane kurşun sıksan bir cenazeyi o hâle getiremezsin.” Fotoğrafları yansıdı, cesetlerin üzerinden ya tanklarla ya panzerlerle geçmişler çünkü tekerlek izleri var. Basına yansıdı, paylaşabiliriz, paylaşabiliriz. 2 baba da teşhis edemedi.

Cizre’de 130’dan fazla cenaze teşhis edilemiyor, mümkün değil, vücut bütünlükleri bozulmuş, aileleri morg morg geziyor, her tarafa kan tahlili veriyor ki belki DNA eşleşmesiyle yapabiliriz. Hâlâ, Urfa’da 11, Malatya’da 5, Silopi’de 33, Şırnak’ta 11, Cizre’de 12, Mardin’de 6, Antep’te 9 teşhis edilemeyen cenazeler var arkadaşlar; edilemiyorlar yani pratik anlamda mümkün değil.

Zamanım azalıyor, toparlamaya çalışayım.

Bu yapılan uygulamalar… Bakın, savaşı biz durduramadık ama savaşın bari bir hukuku olsun, bir ilkesi olsun, bir prensibi olsun ve Kürtlerin ölü bedenlerine yapılan hakaretler bir son bulsun. Son derece net bir talebimizdir bizim; bu mesele çözülene kadar da biz bu talebimizde ısrar edeceğiz.

Yapılan bu uygulamaların İslam hukukunda kesinlikle yeri yoktur; “Vardır.” diyen gelsin konuşsun burada. Bu yapılan uygulamaların savaş hukukunda yeri yoktur, bu yapılan uygulamaların insan hakları hukukunda da hiçbir yeri yoktur; daha vahimi, bu yapılanların hiç birinin Türk Ceza Kanunu’nda da bir yeri yoktur çünkü TCK 130’da aynen şöyle söyleniyor; bir kısmını okuyorum: “Bir ölünün ceset veya kemikleri hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Soruyoruz size, daha önce paylaştık, Varto’da teşhir edilen cenazeler oldu, ciplerin arkasında sürüklenen cenazeler oldu, Taybet Ana’nın yedi gün sokak ortasında kalan cenazesi oldu ve yüzlerce teşhis edilemeyen cenaze. Bütün bunlar bir de canlı yayında yani hepsinin belgesi bulgusu var. Şu ana kadar bu öldürülen insanlara hakaret ettikleri için yargılanan, ceza alan tek bir kamu görevlisi söyleyin bize; yok. Devlet, kendi yasasını uygulamaktan âciz ya da söz konusu Kürt’ün ölüsü olunca kendi yasasına bile riayet etmeyen bir devlet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onun için şöyle diyoruz, hemen bitiriyorum: Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde sadece insanca yaşayamama sorunu yok, Kürtlerin aynı zamanda insanca ölememe sorunu var. Onun için 1925’ten bu yana cenazelerine hakaret reva görülen bütün Kürtlerden, öncelikle, bu devletin özür dilemesi ve bu cenazelerin bulunup, yerlerinin tespit edilip ailelerine verilmesi konusunda sorumluluk alması gerektiğini düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Hocam, bir de Kürt kökenli şehitlerimizden de bahsetsene, sadece Kürt terörist ölmüyor, Kürt şehit de var. Kürt şehitlerimiz var, Kürt güvenlik görevlilerimiz var şehit olan.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl ) – Konumuz bu, onun için.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özsoy.

Öneri üzerinde ikinci söz, aleyhte olmak üzere, Isparta Milletvekili Sait Yüce’ye aittir.

Buyurun Sayın Yüce. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAİT YÜCE (Isparta) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi paylaşmak üzere huzurlarınızdayım.

Mezarlar ve mezarlıklar toplumsal hafızanın sembol mekânları arasında yer alır. Dahası, toplumun ölüme ve ölülere karşı acısını da ortaya koyar. Şehitlikler, bu açıdan, tarihî hafıza üzerinden ortak kimlik oluşturmanın araçlarından biridir. Çanakkale’deki çeşitli yerlerdeki şehitlikler bize bu konuda yeterli fikir verir.

Osmanlı toplumu ölüm hakikati ve ahiret inancıyla barışık bir toplum olduğu için, mezarlıklar cami hazirelerinde ve insanların yaşadığı mekânlarda kendilerine yer bulmuşlardı. Ölüm gerçeğini günlük hayatın dışına itmek isteyen tek parti laisizmi hemen her yerde şehir mezarlıklarını yok etti maalesef. Gözden ırak olanın gönülden de ırak olacağını düşünerek ölümün sorduğu soruları; “Necisin? “Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? Dünyadaki insanın asıl vazifesi nedir?” gibi soruları böylece hayatın dışına atmaya çalıştılar. Fakat “Her nefis ölümü tadacaktır. Ey insan! Sen alâküllihâl öleceksin.” hakikatinden kaçamadılar. Mezarlıkların ve mezarların korunması tarihî süreklilik açısından önemli olmakla birlikte, sembol isimlerin mezarları kimlik inşa araçları olarak kullanılmaktadır.

HDP’nin önerisinde söz edilen 3 ismin de birleştirildiği ortak kimlik Kürtlük. Bugün mezarlarının yerleri bilinmeyen bu insanlar elbette öyleler ama bu isimlerin Kürt milliyetçiliğinin sembol isimleri olarak kurgulanmaları ve bunlar üzerinden milliyetçiliğin beslenmesini pozitif bir yaklaşım olarak görmüyorum ve görmüyoruz.

Said Nursi’den Saidi Kürdî çıkar ama Saidi Kürdi’den Said Nursi çıkmaz. Öcalan’ın bu Said’lerle ilgili hem “gerici” hem “İngiliz ajanı” diye beyanları var. O zaman, bu öneriyi veren arkadaşların Öcalan’la da herhâlde hesaplaşmaları gerekir diye düşünüyorum, kayıtlarda var bunlar. Bu yüzden…

MEHMET METİNER (İstanbul) – “İngiliz iş birlikçileri” diyorlar.

SAİT YÜCE (Devamla) – Diyorlar tabii. “İngiliz iş birlikçisi” diyor, “gerici” diyor; Öcalan’ın böyle ifadeleri var. Bu öneriyi verenlerin bu noktada da bir izahta bulunmalarını bekleriz doğrusu.

Evet, bu yüzden Kürt milliyetçilerinin Said Nursi’den ellerini çekmeleri ve onu siyasi bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmeleri ahlaki bir sorumluluktur. Said Nursi sadece Kürtlerin değil, Türkiye’nin, hatta Âlemiislam’ın çimentolarından biridir ve öyle de kalacaktır.

O günün, tek partinin baskı ve zulüm ortamının yöneticileri insanlığa, İslamiyet’e, kardeşliğe yakışmayan vahim hatalara imza atmışlardır. Biz yakın tarihimizdeki bu kabul edilemez zulüm ve yanlışlıkları sonuna kadar reddediyoruz. Sebep olanların hem milletimiz nezdinde hem de Allah indinde hesap vereceklerine inanıyoruz. O zulümleri yapanlar bu insanların dirisinden rahatsız oldukları gibi ölüsünden, naaşından, kabirlerinden de rahatsızdılar; mezarlarını bu yüzden de kaybettiler.

Şeyh Sait 29 Haziran 1925’te idam edildi. Gerçi İsmet İnönü’nün hatıratında, Şeyh Sait’in İngilizlerden destek aldığı, onlara ajanlık yaptığıyla ilgili bir belge bulunamadığı şeklinde İsmet İnönü’nün de ifadeleri var. Seyit Rıza 15 Kasım 1937’de isyan gerekçesiyle idam edilmiş, naaşı yine Şeyh Sait gibi bilinmeyen bir yere nakledilmiş.

Bediüzzaman Said Nursi 23 Mart 1960 yılı ramazan ayının bir Kadir Gecesi’nde Urfa’da Hakk’ın rahmetine kavuştu ve hemen arkasından -malumunuz- 27 Mayıs darbesi oldu. 27 Mayıs darbesinin failleri onun mezarının da çok itibar göreceği endişesiyle defninden yüz on bir gün sonra yani 12 Temmuz 1960’da bir gece yarısı Urfa’da sokağa çıkma yasağı ilan ederek ve Urfa’nın etrafını zırhlı birlikler ve tanklarla çevirerek, kabrinin mermerini kırarak askerî bir uçağa yükleyip bilinmeyen bir yere götürdüler. Çok şükür o günler geride kaldı.

Bediüzzaman Said Nursi kendisine yapılan zulümlere ve işkencelere, hapis ve sürgünlere karşı talebelerine hep şöyle seslenmişti: “Onlar yanlış yapıyorlar –yani kendisine zülüm, işkence yapan, sürgün edenler- zındıka komitelerinin tahrikiyle böyle yapıyorlar, siz onlara karşı intikam beslemeyin. Bizim vazifemiz müspet harekettir, menfi harekete asla iznim yoktur; bizler asayişin manevi bekçileriyiz.” Onun eserlerini okuyanlar hiçbir menfi harekete karışmamıştır, ülkesini terk etmemiştir; “Bu zamanda cihat manevidir.” diyerek silaha, zora, baskıya başvurmadan İslam’ın, imanın ve hürriyetin güzelliklerini insanların kalplerine ve gönüllerine hitap ederek anlatma yolunu tercih etmiştir. Nitekim bu tercihinde haklı çıkmış, milyonlarca insanın imanının ve ebedi hayatının kurtulmasına vesile olmuştur. Başka ülkelerde yaşanan büyük kargaşaların bizim ülkemizde çıkmasına da mani olmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarının bilinmemesi medyada her zaman polemik konusu oldu. Bediüzzaman’ın bu konuda net izahları ve vasiyetleri de var. Bu konuda sık sık bunun gündeme getirilmesi, aynı zamanda 27 Mayıs ihtilalcilerinin Said Nursi’nin kabrini kanunsuzca ve gizlice açıp taşımasını tabii ki hiçbirimiz desteklemiyoruz, böyle bir şeyi kabul edemeyiz; bunu yapanlar suç işlemiştir. Ancak sevenleri ve akrabaları, Said Nursi’nin “Mezarım bilinmesin.” vasiyetinin kaderin izniyle zalimler eliyle yerine getirildiğine inanıyor, bu da böyle bir şey. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresi 181’inci ayette “Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa günahı değiştirenin boynunadır.” Yani, Kur’an-ı Kerim’de vasiyete bu kadar önem veriliyor, vasiyeti değiştirenin büyük günah işlediği söyleniyor. Nitekim, Nursi’nin vasiyetinde de, eserlerinde de var: “Benim kabrim gayet gizli bir yerde. 1-2 talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum çünkü dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor. Elimi öptürmek bana tokat vurmak gibi geliyor.” gibi vasiyetleri var. Vasiyeti gereğince öncelikli konular arasında yer almıyor.

Bediüzzaman’ın kendi vasiyeti açısından bakıldığında, onun bir mezar yeri problemi yoktur. Ömrü boyunca lider kültünden uzak duran Bediüzzaman’ın davası şahsını değil, iman hizmetini merkeze alır. Baki hakikatlerin fâni şahsiyetler üzerine bina edilemeyeceğini ifade eder.

Afyon savcısının hapishane bahçesinde küçük kızını gördükten sonra, kendisine zulüm yapanlara karşı da “Onlara haklarımı helal ediyorum.” der.

Bu mülahazalarla, bu önerinin yapıcı değil, ayrıştırıcı bir nitelik taşıdığını ve Kürt milliyetçiliğine sembolik kazanımlar sağlamayı amaçladığını düşünüyorum. Öneriye “ret” oyu vereceğimizi belirtiyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yüce.

Sayın Özsoy...

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sayın Başkan, Bedîüzzaman Said Nursi’ye yönelik olarak “Araç olarak kullanmaktan vazgeçin.” diye ithamda bulundu. O konuda bir açıklama getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum sataşmadan dolayı.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Şimdi, değerli arkadaşlar, sayın hatip konuştu, dedi ki: “Vakti zamanında despot olan birtakım yönetimler yapmışlar bunları, biz bunları kınıyoruz.” Tamam da on üç-on dört yıldır bu parti iktidarda. Bizim grubumuz defalarca “Bu konuda bir şeyler yapalım, belgelerini ortaya çıkaralım, toplumla paylaşalım…” Yani, bu konuda sorumluluk alma ihtiyacı hiç hissetmiyor mu AK PARTİ veyahut da Hükûmet?

Artı, her şeyi oturup böyle Kürt milliyetçiliğine yormanın bir anlamı yok. Bakın, biz burada şey dedik: “Kürtler için saygıdeğer şahsiyetlerdir.” Başka toplumlar için de saygıdeğer şahsiyetler olabilirler bunlar. Ama, bugün de devam eden uygulamaları biz yan yana koyduğumuz zaman şunu görüyoruz: Devlet, tehlike olarak gördüğü, düşman olarak gördüğü, şaki olarak gördüğü, terörist olarak gördüğü Kürtlerin ölü bedenlerine yönelik olarak sistemli bir şekilde saldırılar yapıyor. Bu, artık sanal ortam, medya, her tarafa yansıyor; bu konuda insani açıdan, İslami açıdan, savaş hukuku açısından, siyasi açıdan sorumluluk alacak mıyız, almayacak mıyız meselesi. Eğer “Vallaha, Kürtlerin oradaki cenazelerine ne yapılırsa yapılsın bizim umurumuzda değil.” diyorsanız, bu halkın dirisiyle siz nasıl barış yapacaksınız ölüsüne bu kadar hakaret varken? Bunu bu kadar politize etmenin çok bir anlamı yok. Şeyh Sait’in mezar yeri nerede? Benim dedemin öz dedesi mesela. Dedemin mezarını istiyorum, ismini istiyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kürtlerin dirisine de, ölüsüne de bir şey yok.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Halk ile teröristi ayır.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Dolayısıyla, yani, bunları geçelim. Bu konuda sorumluluk alacak mısınız, bu mezar yerlerini bulmak konusunda bu Parlamento sorumluluk alacak mı, almayacak mı; gerisi lafügüzaf.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Şeyh Sait İngiliz iş birlikçisi mi? İngiliz iş birlikçisi mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, sen ne konuşuyorsun?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Öcalan öyle diyor, açıklasana. Öcalan için bir laf söylesene.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/3/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Bediüzzaman Saidi Nursi (Kürdi), Şeyh Sait ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneri üzerinde üçüncü söz, lehinde olarak, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’e aittir.

Buyurun Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, grup önerisinde bahse konu olan, milletimiz için önemli 3 şahsiyet, resmî ideolojiye muhalefetleri yüzünden gadre uğramış ve hepimizin ortak değeri olan 3 şahsiyet.

AK PARTİ iktidar olduğu on üç yıl boyunca eski Türkiye’nin kalıntılarını yok etmek ve eski Türkiye’yle mücadele etmek üzere on üç yıllık iktidar dönemini geçirdi. Ancak buradan hemen şunu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum: Bütün bunlara rağmen, şehitlerin bedenleri, ölülerin bedenleri üzerinden siyasi istismar yapılmasına da buradan karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Yine, hemen sözlerimin başında, bu konuda HDP’nin samimi olmadığını düşündüğümü beyan etmek istiyorum çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hep birlikte şahit olduk ki ölüler dâhil her türlü kutsaldan ve olaydan siyasi rant devşirmeye çalışmak HDP’nin temel politik davranışlarından biri hâline geldi âdeta.

Öte yandan, HDP’nin temsil ettiği değerler ve ideolojisi açısından da bakıldığında bu 3 değerle rabıtalarını kurmanın zor olduğunu düşünüyorum. HDP, Müslüman Kürt halkını temsil ettiğini iddia eden ancak Marksist-Leninist bir ideoloji üzerinden kurgulanmış faşist bir örgütün âdeta siyasi uzantısı görüntüsü taşımaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin hayatını bilen, eserlerini okuyan herkes bilir ki HDP’nin temsil ettiği değerler, Bediüzzaman’ın karşısında mücadele ettiği değerlerdir. Bediüzzaman da, Şeyh Sait de, Seyit Rıza da bu toprakların değerleridir. Doğru ya da yanlış, bu topraklar için, bu toprakların değerlerinden beslenerek fikir üretmiş, çözüm sunmuşlardır. Siz bu coğrafyanın problemlerinin çözümünü Marksist ya da Leninist teoride arayacağınıza Bediüzzaman’ın reçetelerinde, risalelerinde arasaydınız bugün bu samimiyetinizi burada tartışmıyor olacaktık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer siz samimi olsaydınız bugün Türkiye bölgenin ve dünyanın en huzurlu ülkelerinden biri olacaktı.

En çok “barış” kelimesini dilinize doladınız ancak barış sizin lügatinizde öyle bir fotoğraf arz etti ki âdeta bölge halkını göçe zorlamakla eş anlamlı bir kelime görüntüsü ortaya çıktı. Yine, temsil ettiğiniz siyasi çizginin lügatinde “barış” göçmek zorunda olanları tehdit etmek anlamı taşır hâle geldi. “Barış” barajlara, sulara, yollara kan bulaştırmak anlamı taşır hâle geldi. “Barış”, barış kavramının taşıdığı bütün olumlu değerleri bir tarafa bırakarak savaş anlamı taşır hâle geldi. “Barış”, dillerinizle söyleyip kalbiniz ve icraatlarınızla, âdeta uygulamalarınızla reddettiğiniz bir değer hâline geldi. Ve bugün bölgenin ve dünyanın en huzurlu ülkesi olacakken ne yazık ki terörle boğuşan ülkesi hâline geldik. Camileri bombalayan, imamlara şiddet uygulayan PKK’nın terörünü bu kürsüden bir kez bile kınama cesareti gösteremediniz. “Cuma namazı” dediniz, “Burası darülharp, su, elektrik faturası ödemeyin.” dediniz, sonra çıkıp cuma namazı ve cuma namazıyla temsil edilen değerlerle mücadele ettiniz.

Bediüzzaman’ın şehirleri yakıldı, yıkıldı. PKK oraları yaktıkça siz seyrettiniz. Van’da Bediüzzaman Said Nursi’nin külliyesini yakanlar 6, 7, 8 Eylülde sizin çağrınızla sokaklara dökülen Vandallar oldu. Van’da İlim ve Kültür Vakfı tarafından yaptırılan Bediüzzaman Said Nursi’nin külliyesi yakıldı, yıkıldı, milyonluk zararlar verildi ve siz seyrettiniz, şimdi de çıkıp “Bediüzzaman” diyorsunuz. Said Nursi “birlik” dedi, “vahdet” dedi, “ümmet” dedi; siz bu kavramlarla mücadele ettiniz.

Bu ülkede tüm faili meçhul cinayetler aydınlatılmalı, evet; bu ülkede tüm kayıp mezarlar araştırılmalı, bulunmalı; bu ülkede Dersim araştırılmalı ama bunları her şeyi istismar edenler yapmamalı. Siz, böyle şeyleri ancak istismar etmek için dilinize aldınız bugüne kadar. Cenazelerden nasıl siyasi rant elde etmeye çalıştığınızı bu Mecliste hepimiz hep birlikte gördük. En son Ankara’da gerçekleştirilen terör saldırısının müsebbibi teröristin cenazesinde yaptıklarınızı bu ülkenin insanları unutmadı ve unutmayacak. Şimdi de Bediüzzaman’ın, Şeyh Sait’in ve Seyit Rıza’nın mezarlarını istismar etmek istiyorsunuz.

Bediüzzaman bize şunu söylüyor, diyor ki: “Bizim üç düşmanımız var: Cehalet, zaruret ve ihtilaf.” On üç yıllık iktidarımız boyunca Bediüzzaman’ın bu üç düşmanımız dediği cehaletle, zaruretle ve ihtilafla mücadele etmenin gayreti içerisinde olduk. Cehaletle bilgiye dayalı, marifete dayalı bir mücadelenin içerisinde olduk. Biz cehaletle mücadele ederken, marifeti yüceltmeye çalışırken siz Kürt çocuklarını hendeklerde cehaletin ve ölümün kurbanı hâline getirmeye çalıştınız. Bölgede eğitim faaliyeti yürütmeye çalışan vakıflara, derneklere hayat hakkı tanımadınız. Biz Bediüzzaman’ın “Zaruret en büyük düşmanımız.” dediği fakirlik, zaruret, geri kalmışlığa karşı sanatla mücadele ederken, teknikle mücadele ederken, yatırımla, kalkınmayla, gelişmeyle mücadele ederken siz barajları yıkmaya, yolları bombalayanlara sessiz kalmaya devam ettiniz. Biz fakirliği yok etmek için barajlar inşa ettik, havaalanları inşa ettik; siz bu barajları, havaalanlarını bombalayanları, bunlara karşı çıkanları bir kez bile şu Parlamentodan telin edemediniz, kınayamadınız.

Yine, Bediüzzaman “En büyük düşmanımız ihtilaf.” demişti. Biz ihtilaf düşmanına karşı ittifak aracıyla, vahdet ilacıyla, vahdet reçetesiyle mücadele etmeye çalıştık. Biz sürekli bu ülkede bin yıllık kardeşliği referans aldık; siz kendinizden olmayanlara hayat hakkı tanımadınız.

Burada Yasin Börü’nün ismi anıldığı zaman hep rahatsız oluyorsunuz ancak şunu ifade etmek istiyorum: Yasin Börü sizin gibi olmayanları temsil ediyor, Yasin Börü sadece bir temsil. Yasin Börü’nün başına gelenler sizin ideolojinizi, siyasetinizi gösteriyor. Yasin Börü’nün şehit edilmesi bölgedeki Müslüman Kürtlerin yani sizinle aynı çizgide olmayanların karşı karşıya kaldığı tavrı ve davranışı sembolize ediyor.

Değerli milletvekilleri, HDP’nin hayal ettiği dünya ile Bediüzzaman’a zulmedenlerin dünyası arasında da paralellik ve benzerlik bulmak mümkün. Nasıl Bediüzzaman’a, Seyit Rıza’ya, Şeyh Sait’e zulmedenler tek tipçi, otoriter ve antidemokratik bir kanaldan, bir gelenekten beslenmişse bugün HDP’nin üzerine oturduğu siyasi ideoloji de aynı şekilde tek tipçi, otoriter ve antidemokratik bir kanaldan, bir gelenekten beslenmektedir. Bunun en somut örneklerini yaşadığımız günlerde çok somut bir şekilde, çok açık bir şekilde gördük.

PKK terör örgütünün Türkiye’deki uygulamalarına ve Suriye’deki uygulamalarına sessiz kalarak benim bu söylediğim iddiaların aslında sizin açınızdan reddedilemeyecek iddialar olduğunu bir kez daha göstermiş oldunuz. Siz Marksist-Leninist bir ideolojide örgütlenmiş terör örgütüne sırtınızı dayadığınızı ifade ettiğiniz sürece sizin samimiyetiniz bu Mecliste hep tartışılacak. Ama bir gün bu Mecliste çıkıp bu devletin askerine, polisine söylediğiniz cümlelerin benzerini PKK terör örgütüne, eli silahlı unsurlara söyler ve en şiddetli şekilde onları da kınarsanız o zaman biz sizin samimiyetinizi sorgulamaktan vazgeçeriz ama siz bunu yapmadığınız sürece bu Meclis sizin samimiyetinizi hep sorgulamaya devam edecek.

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin naaşını siyasi ideolojiniz için kullanmanız üstadın manevi şahsiyetine en büyük eziyet olacaktır ve yine Seyit Rıza’nın ve yine Şeyh Sait’in manevi şahsiyetlerine en büyük eziyet olacaktır. Biz, buna müsaade etmeyeceğimizi ve bu öneriye “Evet.” demeyeceğimizi buradan açık ve net bir şekilde bir kere daha ifade etmek istiyoruz.

Kusura bakmayın, siz samimiyetinizi ortaya koyduğunuz sürece konuşulacak zemin her zaman olacaktır ama siz burada terörle aranıza bu mesafeyi koyamadığınız sürece, ortaya getirdiğiniz öneriler ya da önergeler konusunda belki aynı şeyleri düşünüyor olsak bile, sizin samimiyetsizliğiniz nedeniyle bunlara destek veremeyeceğiz.

Bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın konuşmacının konuşması baştan sona zaten sataşmalarla dolu. Grubumuza sataşmadan dolayı Meral Danış Beştaş konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, sataşmadan dolayı iki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu, konuşmaya iki dakikada cevap vermek mümkün değil ama kısaca şunu söyleyeyim: Öncelikle, biz, AKP’nin bizim değerlerle rabıtamızı kurmakta güç olduğunu söyledi. Şu andaki AKP iktidarının hiçbir değerle rabıtası kurulamaz. Hiçbir değer tanımıyor çünkü, insani hiçbir değer. Ve insani değerleri, dünyada gelişen değerleri tanımama konusunda AKP iktidarıyla da yarışabilecek hiçbir siyasi partinin olmadığını özellikle vurgulamak istiyorum.

Şu anda söz konusu olan, bir mezar taşı olmayan değerlerden söz ediyoruz. Bu kadar güncele getirip bizi bunun üzerinden suçlamayı ve istismarla suçlamayı esefle karşıladığımızı özellikle ifade etmek istiyorum. Gerçekten güldüm, inanmadım ama tek tipçi ve antidemokratik olarak bizi suçladı. Yani “Tek tipçilik, diktatörlük, antidemokratik uygulamalarla, yasaklarla, yolsuzluklarla ve yoksullukla mücadele edeceğim.” diye gelen AKP iktidarına şu anda yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk konusunda rekor düzeyde bir ülke konumunda olduğumuzu özellikle kendilerine hatırlatmak isterim. Biz, şu anda, özellikle şunu söylemek isteriz ki, önce siz IŞİD’le aranıza mesafe koyun. Şu anda Brüksel’de bomba patladı, 34 insan canını yitirdi, İstanbul’da patladı ve IŞİD bütün dünyanın başına bela.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kınıyor musun?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – IŞİD’i besleyip bu hâle getirenler önce onlar ile kendi arasına mesafe koysun. Ve AKP, şu anda Kürt illerinde PKK’yle, terörle, şununla bununla savaşmıyor; halkla savaşıyor, halka savaş açmış durumda. Yüzlerce sivil, çocuk, kadın öldürülüyor, yakılıyor cenazeler ve hâlen onlar terör ve terörizm kavramıyla bunu yalan üzerine kuruyorlar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Göz göre göre yalan söylüyorsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ve sizin samimiyetinize asla inanmadık, Türkiye de sizin samimiyetinize inanmıyor.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Biz size çok inanıyoruz! Kanalizasyondan bile PKK’lılar çıkıyor.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Halk size inanmıyor, halk.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – İstismar konusunda Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek kadar istismarcı bir partisiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – AKP’ye yarıyorsa her şeye mübah gözüyle bakıyorsunuz; yaramıyorsa elinizin tersiyle reddediyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan “AK PARTİ’nin halkla savaşı var.” gibi çok ağır ithamlarda bulundu sayın konuşmacı, izninizle cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Size de iki dakika süre vereceğim.

Lütfen siz de yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gündeme geçemediğimizden dolayı her zamanki gibi sakinlikle, suhuletle toplantılarımızı, Genel Kurulumuzu idare edelim istiyoruz ancak bilerek bilmeyerek öyle ağır ithamlar, öyle haksız eleştiriler oluyor ki “İnsaf!” demek artık o ithamların karşılığı değil hâle geldi. Bakınız, “AK PARTİ halkla savaşıyor.” denecek bir ifadenin neresine cevap vereyim, neyini anlatayım? AK PARTİ’nin, Hükûmetin şu an bir tane -tırnak içerisinde- “savaştığı yer” var: Alçaklarla, teröristlerle güneydoğuyu harabeye çevirenlerledir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Onun dışında, “IŞİD’le aranıza mesafe koyun.” İnsaf derim! PKK Ankara’nın göbeğinde, en ağır terör faaliyetlerini yaptığında ses çıkarmayanlar, IŞİD yapınca laf söylemeye kalkıyorlar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz ikisini de kınadık.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Sahte yaklaşımlar, iki yüzlü yaklaşımlar halkın gördüğü gerçeklerdir. O yüzden, diyoruz ki: Terörün her biri lanetlidir; IŞİD de yapsa öyle, PKK da öyle, DHKP-C de öyle.

Israrla söylüyorum: Samimiyseniz, terörün hepsine tepki göstermeniz lazım. Terör, Brüksel’de de terör, Taksim’de de terör, Ankara’da da terör. Onlara ses çıkarmayacaksınız ancak çukur kazarak, hendek kazarak bu ülkenin güvenlik güçlerini, daha ötesinde, sivil insanlarını şehit edeceksiniz ama bununla ilgili ufak bir eleştiri olduğunda en ağır ifadeleri kullanacaksınız. Hem de kim kullanacak? Daha dün, Nevruz gibi tüm bölgemizin kutladığı bir bahar bayramında arkasında Kalaşnikoflu fotoğraflarla miting yapanlar diyecek. Haydi oradan size!

İyi günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Baluken. Sayın Akçay önce söz istemişti, sonra sizi de dinleyeceğim.

Buyurun Sayın Akçay.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi adına kürsüde konuşan en son konuşmacının konuşmalarını AKP Grubunun sayın başkan vekillerinin ve Hükûmet olarak Sayın Bakanın tutanaklardan tekrar okumalarını ben salık veriyorum.

İki konu dikkat çekici. “Askere, polise söylediklerinizi PKK’ya da söylerseniz size hak vereceğiz.” mealinde, bu anlama gelecek ifadelerde bulundu. Bu, tevile muhtaçtır Sayın Bakan; bir.

İkincisi: Şeyh Sait ve Seyit Rıza’yı milletin ortak değerleri olarak ifade etti ki kesinlikle reddediyoruz. Seyit Rıza ve Şeyh Sait Türk milletinin ortak değeri değildir. Kendileri Türkiye Cumhuriyeti’ne başkaldıran feodal beylerdir, aşiret düzenini savunan feodal beylerdir. Nasıl şimdi bunlar varsa, PKK varsa, o zaman da, 1937’de, 1938’de de onlar vardır. Hangi değeri savunuyorlar ki bunlar? Nasıl bir değermiş bunlar?

Lütfen, kendi görüşlerini, zihniyetlerini berraklaştırsınlar, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Sayın Hükûmet bu konuda görüşlerini berraklaştırsın.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, AKP adına konuşan sayın hatip, partimize yine açık sataşmalarda bulundu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne dedim de sataştım Sayın Başkan?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ankara saldırısını kınamadığımızı, IŞİD saldırısı olunca ortaya çıktığımızı söyledi.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Lütfen, bu polemiği bitirelim, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, 78 milyon insan bizi dinliyor. Bir kere bu önergenin konusu, 3 değerli şahsiyetin, Kürt halkı açısından öncü olarak görülen 3 insanın mezar yerinin iadesiyle ilgilidir, mezarlarına bir mezar taşının konulması, çocuklarının, torunlarının bir Fatiha okumasıyla ilgilidir. Sizin burada güncel polemikler üzerinden bu konuyu da sulandırarak, biraz sonra parmak kaldırarak bu önergeyi reddetmenizi 78 milyon insanın tamamı izleyecek. Sonra çıkıp burada Şeyh Sait’le, Seyit Rıza’yla, Bediüzzaman’la ilgili güzellemeler yapmanıza da, kusura bakmayın, hiç kimse inanmaz. On dört yıldır iktidarsınız, on dört yıldır bu değerli şahsiyetlerin bir mezar taşı yok. Siz polemiklere bu konuyu kurban etmekte, bu Meclis kürsüsünü kullanmakta kararlısınız, bunu anlıyoruz.

Diğer taraftan, Ankara saldırısını kınamadığımızı söylemek, açık ve büyük bir yalan söylemektir. Defalarca bu kürsüden de söyledik, kamuoyuna yaptığımız açıklamalar da var.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teröristlerin cenazesine niye gittiniz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz sivilleri hedef alan bütün saldırılarda hiçbir ayrım yapmadan, “ama”sız, “fakat”sız, “ancak”sız o saldırıları net olarak kınamışız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teröristin cenazesine kim gitti?

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Canlı bombanın cenazesine niye gittiniz, onu söyle.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ama Hükûmetin sorumluluğunu göz ardı edecek, sizi aklayacak birtakım hamaset bildirilerinin altına da imza atmadık, atmamaya devam edeceğiz. Burada ikircikli yaklaşan sizsiniz.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Canlı bombanın cenazesine niye gittiniz, onu söyle.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, IŞİD saldırı yaptığında 3 parti deklarasyon imzalamıyorsunuz, değil mi? 3 partinin IŞİD’in yaptığı hiçbir saldırıda imzaladığı bir deklarasyon bile olmaması, sizin ikiyüzlülüğünüzü gösterir.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Canlı bombanın cenazesine niye gitti vekiliniz, onu söyleyin önce.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – IŞİD’le ilgili olan destekte artık bizim bir şey söylememize gerek yok. Brüksel’de bombalar patlıyor, İstanbul’da konsolosluklar, büyükelçilikler kapatılıyor.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Teröristin cenazesine niye gidiyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yani siz, bu ülkenin adını İŞİD’le özdeşleştirdiniz. Yazıklar olsun size diyorum! (HDP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sana yazıklar olsun be, teröristin cenazesine gitmişsin!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, cevap verme gereği bile duymuyorum: Bu ülkenin IŞİD’le aynı ifadede kullanılıyor olması, ihanetten başka bir şey değildir. Bizim tüm teröristlere karşı, tüm…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama öyle.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Öyle, Sayın Başkan, ihaneti o zaman kendileri yapıyorlar; Brüksel’de patlayan bombalarla Türkiye akla geliyorsa, büyükelçilikler kapatılıyorsa siz ihanet içerisindesiniz. İhanetin içerisinde kimin olduğu bellidir.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Otur be, bir otur be!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Niye rahatsız oluyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, Sayın Başkan, ben nezaketten dolayı buradan cevap vermek istemiştim ama Sayın Başkanın sabote etmesinden dolayı kürsüden cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, bitirelim artık bunu sayın milletvekilleri.

5.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkçe söyledim, başka dillerde de söyleyebilirim; DHKP-C’si de, PKK’sı da, IŞİD’i de teröristtir, alçaktır! Daha nasıl ifade edebilirim bunu?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Destek verenler de.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Onun dışında, siz daha dün ya, dün, çok eski değil -bakın, elimdeki örneğe bakın- Kalaşnikof arkada siz burada konuşma yapıyorsunuz. İnsan, biraz mahcup olur, yüzü kızarır “Acaba bunu derken buradaki çıkarım ne?” diye düşünür, birazcık mahcup olursunuz. Kalaşnikof var arkada, fotoğraf var; konuşma yapan sizlersiniz, vekilleriniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O fotoğrafları senin yandaş medyan hazırlıyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bununla ilgili de bir şey demiyorsunuz ve daha vahimi değerli arkadaşlar, bunun adı “barış mitingi”, arkada Kalaşnikof, ağızda “Barış!” Ne kadar yüzlü olduğunuzu tüm kamuoyu gördü ama böyle devam edin, halk sizi görüyor.

Önceden, hepinizin bildiği gibi, bir “bebek katili” ifadesi vardı, bir metni ifade eder, bir kişiliği ifade ederdi; sizi tebrik ediyorum, “bebek katili” ifadesinin ötesine geçtiniz, doğmamış bebeklerin katili hâline geldiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Doğmamış bebeklerin katili oldunuz, anne karnındaki 6 aylık bebek öldü, bununla ilgili özür dileyemediniz ve daha vahimi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yahu, öyle “siz”li konuşma, “siz”li konuşma.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Miray bebeği kim öldürdü?

BÜLENT TURAN (Devamla) - …o adamın cenazesine gittiniz ve orada taziyede bulundunuz. Bu da o teröristin cenazesinde sizin vekiliniz: “PKK’lı teröristin cenazesine katılıp ‘Onun yolundayız.’ dediler.” metni ve sizin gazetelerinizde. Bakın…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yalan söylüyorsun, yalan!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Yalan mı söylüyorum? Gel buraya, özür dile…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yok öyle bir şey, yalan söylüyorsun; kim kimin yanında?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Peki, ben bir daha söylüyorum: Geçen Ankara saldırısında 6 aylık bir bebek öldü; doğmamış bebeğin katilisiniz.

Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz, Miray bebeği öldürdükten sonra gidip ailesini tehdit ettiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani bunu hiç açıklamaya gerek yok, “katilsiniz” diyerek…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İki dakika veriyorum…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Farklı ifade vermesi için tehdit ettiniz Miray bebeğin ailesini. Ben kendim görüştüm. Miray bebek 1,5 aylıktı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, terör konusunda ortaklaşamayacağız da hangi konuda ortaklaşacağız? Allah aşkına, bunun üzerinde polemik yapmayalım, bu işi bitirelim, IŞİD’i de, PKK’yı da, DHKP-C’yi de, her türlü terör gruplarını da ayaklarımızın altına alalım, hep birlikte lanetleyelim, ya bundan öte ne olabilir? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Baluken, buyurun.

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Yolundayız.” diyor Sayın Başkan, daha iki gün önce...

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bir kere bu üslubun bir grup başkan vekilinin burada ifade etmesi gereken bir üsluba hiç yakışmadığını ifade etmek istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gördük geçen hafta! Küfrettin bana!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Siz ne zaman kürsüye çıkarsanız aynı şekilde provokasyon yapıyorsunuz…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben mi?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …ama bu düzeysizliği gösterdiğiniz için, o burada kullandığınız ifadelerin tamamını misliyle çarpıp size iade ediyorum.

Biz, hiçbir zaman bebekleri öldüren herhangi bir eylemi, etkinliği meşrulaştıran bir tutum içerisinde olmadık…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teröristin cenazesine niye gittiniz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …ancak, siz, Şırnak’ta, Cizre’de, 8 aylık hamile bir kadının karnındaki bebeği katleden insanların uygulamalarını bu kürsüden açık bir şekilde savundunuz, gelip buradan o insanları meşrulaştırmanın çabası içerisinde oldunuz. Dolayısıyla, onun üzerinden bir katillik tanımı yapılacaksa grup başkan vekiline sadece aynaya bakmasını tavsiye ederim.

Diğer taraftan, o gösterdiğin fotoğrafların tamamı fotomontajla, fotoshopla senin yandaş medyanın yaptığı şeyler.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Canlı yayında bütün dünya izledi be! Ayıp ya!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bizim dün Nevroz meydanında verdiğimiz mesajlar net, müzakere mesajı verildi, çözüm mesajı verildi, barış mesajı verildi.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Senin “barış” dediğin, adam öldürmek!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Kamu düzeniyle, siz, Kürtleri evine girememe, Türkleri evinden çıkamama gibi bir duruma getirdiniz, buralardan bir an önce çıkılması gerektiği mesajı verildi.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yeni bir cümle öğrenmişsin!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – IŞİD’le ilgili de söyleyeyim, öyle hamasi cümleler kullanmaya gerek yok, Meclis tutanaklarında var, bakanlarınız cevap vermiş. 2014 ile 2015 yılları arasında Tel Abyad Sınır Kapısı ve Cerablus Sınır Kapısı’ndan Türkiye ile IŞİD arasındaki ihracat rakamları Meclis tutanaklarına geçti. Bütçe konuşmalarında farkında olmadınız ama 6 milyon dolarlık, 7 milyon dolarlık o ticaret, sizin önünüze gelecek ve sizi IŞİD’le olan ilişkilerinizden dolayı uluslararası ceza mahkemelerinde mutlaka yargılatacaktır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, açık bir şekilde düzeysizlikle itham etti konuşmamı, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

7.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; en azından sayın grup başkan vekilinin “montaj” demiş olması bile kısmen bir adımdır, tebrik ediyorum öncelikle; onu söyleyeyim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz oradaydık, oradaydık, Diyarbakır “Nevroz”undaydık.

BÜLENT TURAN (Devamla) – İkincisi: “Montaj” diye ifade ettiği görüntüleri canlı izledik.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Nereden izlediniz? Yalan söylüyorsunuz, yalan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Nereden izlediniz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, biz oradaydık, Diyarbakır’daydık diyoruz sana!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Üçüncüsü: Bizde bir klasör dosya var. HDP’nin terörle arasına mesafe koyamadığını söylemek için çok zeki olmaya gerek yok, elimizdeki belgeler, duyumlar, konuşmalar ortada zaten. Ben “montaj” demiş olmanızı buradan kutluyorum ancak düzeysizlikle ilgili ifadeniz, gururdur benim için.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bir milletvekiline “katilsiniz” diyemezsiniz, bir gruba “katilsiniz” diyemezsiniz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sizin gibi bir grup başkan vekilinin bana terörle ilgili söylemlerle “düzeysiz” demesi benim için gururdur, hiç bundan gocunmam. Siz “düzeysiz” deyin, ben düzeyli olayım; sorun değil, ben rahatım bu konuda. Ama geçen hafta sizin yanınızdaki milletvekilinizin nasıl ağır hakaret ettiğini, küfrettiğini size ben belgeyle gösterdim, telefonla konuştuk, mesaj attım ben size. Onunla ilgili bir şey mi yaptınız? Hangi düzeyden bahsediyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hiçbir mesaj atmadınız.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sizin yanınızdaki insanlar, bize küfredecekler, hakaret edecekler grubumuza, onlarla ilgili asla “dur” demeyeceksiniz, burada bizim terörle ilgili insani bir talebimizi, insani bir talebimizi… Diyoruz ki… Bak, sizin kendi başkan vekiliniz: “DHKP-C bize desteğini ifade etti, gurur duyuyoruz.” Ben demedim, bunu sizinkiler diyor. Bak burada, bir daha göstereyim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – O konuşma bana atfediliyor, o konuşma yalan.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Devam edeyim; şu insan, 6 aylık bebeği ölen insan. Devam edeyim, hangilerini anlatayım ben size bunların?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Yalan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yalan, yalan!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Şu, ufacık bir kutu içerisindeki 6 aylık bir bebek. Şu, PKK’lı teröristlerin cenazesine katılıp “Onun yolundayız, gurur duyuyoruz.” diyen vekiliniz. Hangi birini anlatayım ben size?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ya, trollük yapıyorsunuz, trollük. Ayıp be!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yok öyle bir şey, yok. Senin trollerin ve yandaş yazarların yazıyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dolayısıyla, bunu inkâr etmeniz, bizi mutlu eder.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz yaptığımız hiçbir şeyi inkâr etmeyiz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Keşke inkâr etseniz, keşke makul bir parti olarak bu milletin partisi olmaya çalışsanız.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/3/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Bediüzzaman Saidi Nursi (Kürdi), Şeyh Sait ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Şimdi, önerinin aleyhinde son konuşmacı, İstanbul Milletvekili Abdullah Başcı.

Buyurun Sayın Başcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; HDP araştırma önergesiyle ilgili, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Tabii, az önce Saidi Nursi’den, Seyit Rıza’dan, Şeyh Said’den ve… Bunların mezarlarıyla ilgili kamuoyunun beklentisi olabilir ama böyle kritik dönemde, böyle bir önergenin gündeme gelmesi, hiç samimi bir şekilde olmadığını gösteriyor bize. Gerçekten, tüm dünya terör illetiyle uğraşırken böyle bir önergenin gündeme getirilmesinin çok manidar olduğunu görüyoruz.

Tabii ki -gönül isterdi ki- ülkemizin son günlerde yaşadığı terör saldırılarına karşı Meclis gruplarının hep beraber bir kınama yapması gerekiyordu. Maalesef HDP bu kınamada çekimser kaldı, oy vermedi. Evet, hangi yerde, nerede olursa olsun, böyle bir ortamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan tüm siyasi partiler ülkemizin bütünlüğü için bir araya gelip bu kınamayı yapmalıydı; maalesef, değişik bahaneler üreterek bu kınamayı yapmadılar.

Tabii ki biz şunu söylüyoruz: PYD’yi de, PKK’yı da, tüm marjinal grupların hepsini de, IŞİD’i de aynı şekilde dile getiriyoruz ama maalesef, ısrarla bu kürsüden birileri korunuyor, birileri kullanıyor, birilerinin burada sözcüsü olmaya çalışılıyor.

Şu dört ay zarfında, beş ay zarfında şu kürsüden akıllara gelmedik konuşmalar yapıldı, hakaretler edildi; bu devlete hakaret edildi, bu ülkeye hakaret edildi, ordumuza hakaret edildi, Cumhurbaşkanımıza hakaret edildi, Başbakanımıza hakaret edildi ama inanın, bu hakaretlerin yüzde 1’i, o sizin örnek gösterdiğiniz ülkelerde olsa derdest ederlerdi, dışarı atarlardı. Ama bu ülkede öyle bir demokrasi var ki işte, isteyen istediği şekilde burada konuşuyor. Ama şunun da bilinmesi lazım ki: Burası Türkiye Cumhuriyeti. Bu ülkede yaşarken herkes özellikle Türkiye Cumhuriyeti ilkelerini bilmeli, konuşmasını ona göre yapmalı.

Evet, şimdi, bazı örnekler vereceğim. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan konuşmaların… Az önce sevgili konuşmacı, sayın grup başkan vekilimiz konuştuğu zaman arkasından söz aldı: “Biz nerede, ne söyledik de böyle yalan şey yapıyorsunuz?” diye ısrar ettiler.

Bakın, size bazı şeyler anlatacağım: 19 Mart günü Mardin’in Derik ilçesinde 613 kilogram patlayıcı bulundu. Bu patlayıcıları niye taşıyorlar? Nereye götürecekler?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Barış için!

ABDULLAH BAŞCI (Devamla) - Evet, mitinglerde patlatmak için bu patlayıcılar.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Barış yapacaklar, barış!

ABDULLAH BAŞCI (Devamla) - Bugün, özellikle güneydoğuda, doğuda bir mücadele veriliyor. Bu mücadele verilirken, o güneydoğunun mazlum ve mağdur halkını özellikle kullanan o terör örgütleri, onun üzerinden bu ülkede hamle yapmaya çalışıyorlar. Aslında, baktılar ki PKK bu işi beceremeyecek -10 terör örgütü bir araya gelerek- dışarıdaki malum güçler harekete geçti, dediler ki: “10 terör örgütünü bir araya getirelim. Biz de silahlarımızı, toplarımızı, tanklarımızı, her şeyimizi gönderelim, bu işi bitirelim.” Ama, Allah’ın izniyle… Şehitler veriyoruz, evet, şehitler veriyoruz. Bu ülke, geçmişte şehitler verdiği gibi bugün de verecek ama bir karış toprağımıza, inşallah, o hamleyi yaptırmayacağız.

İnanın, güneydoğuda, Silopi’de, Cizre’de yaşanan olaylar, evet, yüzeysel olarak konuşuluyor, anlatılıyor ama gidin, şimdi, bakın, halkla bire bir konuşun, ne diyorlar biliyor musunuz? “Bu illetten bizi kurtarın.” diyorlar, evet “Başımızda böyle bir terör örgütü var, bundan bizi kurtarın.” diyorlar. Halk böyle yalvarırken o mazlum ve mağdur halk, buraya çıkıp da kürsüden “İşte, o onu yaptı, bu bunu yaptı; o onu söyledi, bu bunu söyledi.” demenin bir anlamı yok.

Bakın, yine, bazı şeyleri size anlatmaya çalışacağım. “Sırtımızı PKK’ya, PYD’ye dayadık.” diyen eş başkan var burada, Mecliste ama maalesef kendisi gelmiyor. Yine, terörist cenazelerine katılan milletvekilleri var. Yine, kanunsuz gösterilere katılan milletvekilleri var, işte birkaç gün önce hep beraber gördük. Yine, devletin polisine, askerine tokat atanlar var. Yine, bir milletvekili aynen şunu söylüyor: “Hendeklere faşizmin bayrağını gömeceğiz, kendi özgürlük bayrağımızı asacağız.” diyor. Bu ne demek? Bunun içerisi nasıl dolduruluyor? Bunu iyi bir irdelemek lazım diye düşünüyoruz.

Yine, bunlarla ilgili aslında çok konuşulacak şeyler var ama kısaca şunu söylemek istiyorum. Bakın, az önce sayın grup başkan vekilimiz gösterdi ama bir resim de ben göstermek istiyorum. Maalesef bunların gölgesinde, bu silahların gölgesinde konuşmalar yapılıyor. Akılları sıra halka cesaret vermeye çalışıyorlar ama hamdolsun ki bu ülkede artık bu PKK’nın durumunu, bu terör örgütünün durumunu güneydoğu halkı çok iyi anladı. Hepimiz, son günlerde yapılan o gösterilerde gördük ki halk yalvarıyor, “Bu ülke, bu devlet bize sahip çıksın, bunların elinden bizi kurtarsın.” diyor. Onun için, böyle gündemi değiştirecek şeyleri buraya getirip ve bununla ilgili de konuşmalar yaparak bu Meclisi oyalamanın bir anlamı yok çünkü bu Meclisin yapacağı çok işler var gerçekten.

Kısaca bir şey anlatacağım size. 1974 yılında bu ülkede bir Barış Harekâtı yapıldı. O Barış Harekâtı çok başarılıydı ama Barış Harekâtı’ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri bir açıklama yaptı -hafızamızı toparlayalım, bilenler, çok iyi bilir bunu- Türkiye’ye bir ambargo uyguladı, on yıl belimizi büktük çünkü onların silahlarıyla biz çıkartma yapmıştık. Ama hamdolsun ki 2000’li yıllarda dışarıdan bir telefon geldiği zaman herkes emre amade dururken, 1980’li, 1990’lı yıllarda bu olaylar yaşanırken bu ülkede, hamdolsun ki şimdi dirayetli liderler sayesinde… Evet, dünyada en büyük lider olarak ortaya çıkıp her şeyi aklı başında bir şekilde çözme yoluna giden bir Cumhurbaşkanımız var, bir Başbakanımız var. Onun için, bunların arkasında dik duracağız, bu ülkeyi kimseye böldürmeyeceğiz. Geleceğimiz için, insanlık için hep beraber diyoruz ki yarınlara daha emin adımlarla yürüyelim. Ama bu marjinal gruplarla da uğraşacağız. Hedefimiz, inşallah, o marjinal grupları kısa zamanda yok edip, güneydoğuda Cizre’de, Silopi’de olduğu gibi Nusaybin’de, Şırnak’ta ve İdil’de de en iyi şekilde o halkımızı koruyup kollayarak gerekli çalışmaları yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.

Tabii, bu süreçten sonra, gerçekten, o mağdur ve mazlum halkın, bu saatten sonra, yapılanmasıyla ilgili… Evet, aşevleri taşındı oraya, artık imarla ilgili çalışmalar yapılıyor, devletimizin şefkatli eli oralara uzandı. Hamdolsun ki, inşallah önümüzdeki dönemlerde o çalışmaların da karşılığını alacağız. Bu ülkenin geleceğiyle ilgili, Batı’nın ve değişik çevrelerin hamle yapmak istedikleri o dirayeti kırıp 2023’e hep beraber yürüyeceğiz diyorum.

Ben grubum adına söz aldım. Bu öneriye hayır diyeceğimizi söylüyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne oldu ya? Terör örgütüne laf attı, size ne oluyor acaba?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip yine, silahların gölgesinde siyaset yaptığımızı söyledi ve birtakım fotoğraflar göstererek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim...

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Başkanım, terör örgütüne sataştı yani, HDP’ye değil ki.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dinlemiyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Dinliyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun Sayın Baluken.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Abdullah Başcı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dinliyorsanız bilmeniz lazım, başından sonuna kadar HDP’ye sataşma var.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Terör örgütüne sataştı, sana değil ya.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ya, burada sataşma olunca çıkıp cevap hakkımızı kullanacağız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Temsilcisi misiniz, terörün temsilcisi olarak mı çıkıyorsun oraya?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ben yine, bütün yurttaşlarımıza buradan seslenmek istiyorum. Bugün görüştüğümüz önergenin konusu, Şeyh Said Efendi’nin, Pir Seyit Rıza’nın ve Bediüzzaman Saidi Nursi’nin mezar yerlerinin halkına iade edilmesi ve mezarlarına bir mezar taşı konulmasıyla ilgilidir. Dikkat ederseniz, AKP’li hatipler yaptıkları konuşmalarda bu meseleye dair tek bir cümle bile kullanmadılar çünkü kullanamazlar. On dört yıldır iktidardalar, en son konuşan sayın hatip kritik bir süreçten geçtiğimiz için bu önergeye onay veremeyeceklerini söyledi ama on dört yıldır herhâlde hiç bu kritik süreçten kurtulmamış olacaksınız ki bu değerli âlimlere, şahsiyetlere bir mezar taşını bile çok gördünüz.

SAİT YÜCE (Isparta) – Değerini yeni mi anladınız!

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Onun kitaplarını oku o zaman, kitaplarını oku da feyz al.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada tabii şunu ifade edeyim: Yani, eğer bu üslupla konuşmaya devam ederseniz gerekli cevapları veririz.

Ama özellikle dün Diyarbakır “Nevroz”undan önemli mesajlar verildi. Yani, “Nevroz” yasaklanmasına rağmen, gaz, cop, tazyikli su, gözaltı, tutuklamalar, her türlü baskı olmasına rağmen Diyarbakır’da alanlara akan yüz binler ve partimizin temsilcileri, bir kez daha, gidilen yolun yanlış olduğunu ve mutlaka müzakere masasına geri dönülerek -halklarımızın ve ülkemizin demokratik geleceği için çözüm masasına bir kez daha geri dönülmesi- kalıcı barış çalışmalarına başlanması gerektiğini ifade ettiler. Eğer yaklaşım bu şekilde olursa inanın ki hiçbir yere varamayız.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Sizin varmak istediğiniz bir yer yok ki!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yani, biz cevap yetiştirme konusunda altta kalmayız, o konuda içiniz rahat olsun.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Millet size cevabı verecek!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diz çökme, geri adım attırma, boyun bükme noktasında da bedeli ne olursa olsun asla tek bir geri adım geri atmayız ama gidilen yol, yol olmadığı için, bu üslupla bu kürsüyü, bu Meclisi meşgul edeceğimize...

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Tam tersi, tam tersi...

İDRİS BALUKEN (Devamla) – ...bu ateşi nasıl söndüreceğimizin gayreti içerisinde olmalıyız diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Özellikle, iktidar partisi adına bu kürsüden konuşan her hatibin, bu saatten sonra yaptığı her konuşmanın tarihe geçeceği bilinciyle hareket etmesini özellikle ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/3/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Bediüzzaman Saidi Nursi (Kürdi), Şeyh Sait ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 22 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı isteyeceğiz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, oylamaya geçtiniz.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok, yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Var, var.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Elektronik yapalım Başkanım.

BAŞKAN – Evet, öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 22 Mart 2016 Salı, 23 Mart 2016 Çarşamba ve 24 Mart 2016 Perşembe günlerinde saat 21.00’e kadar çalışmasına ilişkin önerisi

22/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/3/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 22/3/2016 Salı, 23/03/2016 Çarşamba ve 24/3/2016 Perşembe günlerinde saat 21.00'e kadar çalışması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde ilk söz Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a aittir.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, Brüksel’de hain bir terör saldırısı sonucu 34 insanı kaybettik, 34 kişi terör saldırısının kurbanı oldu. Yine aynı süreçte, ülkemizde yine 3 şehit haberi aldık. Her iki terör saldırısı da nereden gelirse gelsin, kaynağı ne olursa olsun, bütün insanlığa ve insanlık değerlerine yönelik saldırıdır ve yürekten kınıyoruz. Terörün milliyeti yoktur, terörün ideolojisi olmaz, terörün imanı olmaz, terörün ahlakı olmaz, terörün hukuku olmaz; onun için, şu veya bu gerekçeyle terörün yanında durmanın kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak her zaman bu konuda net bir duruş göstermek zorundayız.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma süresiyle ilgili görüşme yapıyoruz. Bakın, son dönemde özellikle Türk siyasetinin gündemini işgal eden dokunulmazlıklar konusu var. Israrlı bir şekilde dokunulmazlıklar siyasetin ve Parlamento sürecinin şantaj malzemesi olarak gündeme getiriliyor ve bu çerçevede tartışılıyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak başından bu yana meselenin anayasal ölçekte esaslı bir biçimde çözülmesi gerektiğini savunduk. Milletvekilliği makamı, suç işlemenin korunacağı makam, elbise, kisve değildir. Milletvekilliği makamı, teröre destek vermenin korunacağı, yolsuzluk yapmanın korunacağı, hırsızlık yapmanın korunacağı, suç işlemenin korunacağı bir ayrıcalık makamı değildir. Milletvekili dokunulmazlığı milletvekilinin sadece ve sadece siyaset yapma hakkını güvence altına almak için geliştirilmiş ve getirilmiş bir kurumdur. Hâl böyle olunca ne yazık ki Türkiye’de uzun zamandan bu yana milletvekili dokunulmazlığı bir suç işleme ayrıcalığı gibi kullanılmaya ve bu çerçevede bir şantaj aracı olarak sürekli gündeme getirilip çekilmeye başlanmış, böyle bir tabloyla karşı karşıya kalmışız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bakın, çok açık, tutumumuz net, Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki milletvekili dokunulmazlığında biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sadece kürsü dokunulmazlığının olması gerektiğini, bunun dışındaki dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini savunuyoruz. Dokunulmazlık, kürsü dokunulmazlığının dışında bir ayrıcalık tanımamalıdır. Bunun yolu nereden geçiyor? Bunun yolu Anayasa’nın 83’üncü maddesini değiştirmekten geçiyor. Bunun köklü çözümü 83’üncü maddeyi değiştirmektir, bu çerçevede değiştirmektir.

Şimdi, bu tabloya baktığımızda, Sayın Başbakanın bir önerisi var, diyor ki: “Gelin, geçici madde getirelim, bir sefere mahsus mevcut 507 dosyayı bir kerede toptan geçirelim.” İyi, güzel, geçici maddeyle bu işi yapalım. E, peki, sorunu kalıcı olarak çözecek miyiz? Hayır. Sorunun kaynağı nerede? 83’üncü maddede. Onu değiştiriyor muyuz? Hayır. Geçici maddeyle ne yapıyoruz? Geçici, palyatif bir önlem alıyoruz kendimizce. Peki, niye geçici maddeyle yapıyoruz bu düzenlemeyi? 83’üncü maddeyi değiştirmek ve kalıcı bir düzenleme yapmak için gerekli zaman, mesai, çalışma ile geçici madde eklemek için gerekli zaman, çalışma ve işin bir farkı var mı? Yok, ikisi de aynı prosedüre tabi, ikisi için de aynı çalışmayı yapacağız; ikisi de Anayasa değişikliğine tabi, ikisi de aynı oylamayı gerektiriyor. O zaman niye, niye asıl maddede kalıcı düzenleme yapıp sorunu kökten düzenlemek varken, çözmek varken geçici önlemlerle geçiştirmeye çalışıyoruz? Acaba bu işin arka planında şu mu var: “Ya, bugüne kadar olanlar nasıl olsa belli bir noktaya geldi, yarın biz yine bu zırhın içerisinde olalım.”

Parlamentonun şu soruyu sorup cevabını vermesi lazım: “Bugün Anayasa’ya geçici maddeyi ekledik, arkasından bugüne kadar olan 507 dosyayı geçirdik, bir hafta sonra bir başka suç işlendi, bir başka fiil işlendi, ne olacak?” O, dokunulmazlık zırhında. Niye? Bugüne kadar olanlar yasak, bugünden sonra olanlar serbest mi? Bugüne kadar suç işlemek ayıp, yasak, suç bugünden sonra serbest mi? Böyle bir hukuk düzeni olabilir mi?

Ya da başka bir soru: Peki, değerli arkadaşlar, şimdi, bugün geçici maddeyi ekledik. Geçici maddeyle bir değişiklik yaptık ama altı ay önce işlenmiş bir fiil, bir suç isnadı nedeniyle henüz soruşturma başlamamış. Soruşturması başlayan, fezlekesi düzenleneni sevk ettik; hem de savunma hakkı vermeden, Anayasa Mahkemesine itiraz hakkını göz ardı ederek, bütün savunma imkânlarını kaldırarak, kürsü dokunulmazlığı kapsamında mıdır değil midir diye bir ayırım da yapmadan hepsini toptan sevk ettik. Eyvallah, onu da yapalım. E, peki, altı ay önce işlenmiş bir fiil, mesela bir yolsuzluk iddiası nedeniyle savcı fezleke düzenlememiş, ortaya çıkmamış, iki ay sonra ortaya çıkarsa aynı dönem içerisinde bu 2 milletvekili arasındaki eşitsizliği nasıl izah edeceğiz, ne olacak? Yani bir şeyi “düzenleyelim” derken aslında düzenlememenin kapısını açmak mı istiyoruz?

Değerli arkadaşlar, bakın, başka bir sorunun daha cevabını vermek zorundayız. Toptan, geçici maddeyle 507 dosyayı sevk ettik. Tamam, yapalım, vereceğiz destek. Peki, şunun cevabı nasıl verilecek: Anayasa’nın 100’üncü maddesinde bakanlara tanınan güvence ne olacak? Milletvekillerininkini kaldırdık, e, bakanlar ne olacak? 100’üncü madde de duruyor orada. E, onlar ne olacak? Onların suç işleme ayrıcalığı devam mı edecek aynı dönem içerisinde?

Onun için, bakın mesele şudur: İlkesel bir tutum takınacağız. 83’üncü maddeyi esaslı biçimde alalım, getirelim, aynı prosedüre tabidir, değiştirelim, problemi kökten çözelim. Yok, eğer “Geçici maddeyle düzenleme yapmak istiyoruz.” diyorsanız, e, o zaman buyurun, ona da gelelim. Ama geçici maddeyle yapacağımız düzenlemenin kendi içerisinde bir tutarlılığı olması lazım. Bu çerçevede değişikliği yapacağımız ana kadar milletvekillerinin statüsü neyse, soruşturması başlayan da, başlamayan da, hepsini aynı statünün içine alacak bir düzenlemeyi yapmamız lazım. Aynı dönem içerisinde bakanlar, başbakanlar, dönemin bakanı, başbakanı suça karışmış ise “milletvekiline yasak, başbakana serbest” diye bir şey yok, “milletvekiline yasak, bakana serbest” diye bir şey yok. Getirin, geçici maddeyle düzenleyelim yine ama hepsini kapsayacak, eşitliği sağlayacak bir yapıyı birlikte geçirelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, burada eğer bir milletvekiline savunma hakkı dahi vermeden, çuvalın içerisine koyup hepsini bu şekilde geçirelim diyorsanız, soruşturması başlamayanı da herhangi bir şekilde soruşturmaya konu olmayanı da kapsayacak bir kapıyı açmak zorundasınız ya da 83’üncü maddede esaslı bir değişiklikle çözmek zorundayız. Bu işler palyatif yöntemlerle çözülmez, bu işler “hodri meydan” deyip yalancı pehlivan edasıyla çözülmez. Varsanız, gelin, 83’üncü maddeyi değiştirelim; yoksa, gelin, herkesi kapsayacak eşitlikçi bir düzenleme yapalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde ikinci söz, aleyhte, İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’a aittir.

Buyurun Sayın Kavakcı Kan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; on üç günlük yoğun bir bütçe görüşmeleri sürecini yaşadık -akabinde de Genel Kurul çalışmalarına bir süre ara verildi- o süreçte de gece gündüz hep beraber çalıştık, destek veren bütün saygıdeğer milletvekillerine teşekkürlerimi arz ediyorum.

Tabii, Genel Kurulun çalışma saatleriyle alakalı, İç Tüzük’ün 54’üncü maddesi şöyle söylüyor: “Resmî tatile rastlamadığı takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, Salı, Çarşamba, Perşembe günleri saat 15.00’ten 19.00’a kadar toplanır. Danışma Kurulunun teklifi üzerine Genel Kurul, toplantı hafta, gün ve saatlerini değiştirebileceği gibi, diğer günlerde de toplantı yapılmasına karar verebilir.” Biz burada, Genel Kurulda, malum, başından beri, birçok durumda, çalışmalar bitene kadar çalışmayı devam ettirmek için, Genel Kurul çalışmalarının sürmesi için öneriler verdik, kabul edildi bu şekilde. Ben de Dışişleri Komisyonu üyesiyim. Birçok gece, sabah 05.45’e kadar, uluslararası sözleşmeleri, Meclis Genel Kuruluna göndermiş olduğumuz sözleşmeleri buradan geçirmek için çalışma yaptık. Bazı zamanlar Komisyonu temsilen bu sıralarda oturduk, bazı zamanlar bu sıralarda oturduk. Ne zorluklar yaşadık, hep beraber biliyoruz. Ancak, bunu neden yaptık? Çünkü halkımız hizmet bekliyor. Dışişleri Komisyonundan özellikle önceki dönemlerden gelmiş olan, 24’üncü Dönemde kadük olmuş olan birçok uluslararası anlaşmayı geçirmemiz gerekiyordu, hâlâ geçirmemiz gerekiyor ki bu uluslararası anlaşmalar ülkemizin menfaatine bir an önce yürürlüğe girmeli. Malum, iktidar olarak biz bu anlaşmaları geçirmeye çalışıyoruz ya da çalışmaları ilerletmeye çalışıyoruz ama muhalefet de, malum, muhalefet olarak zaman zaman destekliyor, zaman zaman da sistemi durdurmak, çalıştırmamak üzere büyük emek sarf ediyor, bazen de başarılı oluyor.

Bakınız, şu vakte geldik, henüz Meclisin asıl gündemine geçemedik. Bu sebeple, bilemiyorum kıymetli CHP Grubu neden bu öneriyi verdi, “Dokuzda evimize gidelim.” mi dedi? İnanın ben de evime gitmek istiyorum, erkenden ailemi görmek istiyorum ama malumunuz, halkımız hizmet bekliyor. Biz, daha önce nasıl yaptıysak, sabaha kadar çalışmaya hazırız. Onun için, bu öneriyi kabul etmemiz mümkün değil.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Biz sabah dokuz dedik zaten.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kimse yok ama bak, koltuklarda kimse yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Göreceğim ben sizi.

RAVZA KAVAKCI KAN (Devamla) – Biz çalışmaya devam ediyoruz.

Bu öneriyi kabul etmemiz mümkün değildir. demiştik. Neden mümkün değildir? Çünkü halkımız hizmet bekliyor. Nasıl hizmetler bekliyor? Bunları siz benden daha iyi biliyorsunuz. Beklenen hizmetler, ulusal anlamda hizmetler bekleniyor; uluslararası sözleşmelerin geçmesi, yürürlüğe girmesi bekleniyor; üniversitelerimiz için bütçeler geçirdik, bunların ilerlemesi gerekiyor; komisyonlarda çalışmakta olanlar biliyor, komisyonlarda yapılan çalışmaların şuraya gelmesi gerekiyor ama demin de söylediğim gibi, saat yediye on var; yediye on var, henüz hiçbir şey yapabilmiş değiliz. Onun için, mecburen, bu İç Tüzük’ü değiştirmediğimiz takdirde, daha efektif bir hâle getirmediğimiz takdirde biz böyle çalışmaya devam edeceğiz.

Efendim, bazı hizmetler yapıldı. Hizmetlerden çok bahsetmek istemiyordum ama “Beklenen hizmetler var.” dedik, nereden nereye geldik, ona da bir bakmamız lazım. İnsan hak ve özgürlükleri konusunda çok büyük bir yol katettik, inanç hürriyeti konusunda çok büyük bir yol katettik. Zaman zaman şöyle şeyler söyleniyor bu Meclis kürsüsünde, deniliyor ki: “Mücadele edenler mücadele ettiler ve kazandılar.” Doğrudur, başörtüsü konusunda, Kürt hakları konusunda, Alevi hakları konusunda çok büyük mücadeleler verildi bu ülkede, başka birçok hak ve özgürlükler konusunda birçok mücadele verildi. Evet, mücadele edenler başarılı da oldu ama bu mücadeleler bu ülkede on yıllardır devam etti. AK PARTİ iktidarında bu mücadelelerin olumlu netice almış olması, on sene evvel hayalimizden bile geçiremediğimiz şeyleri şu Meclis kürsüsünde söyleyebiliyor olmamız tamamen tesadüf mü? Bunda AK PARTİ’nin de katkısını lütfen göz ardı etmeyelim. Bu ülkede “Ben Kürt’üm.” demek yasaktı, bu ülkede başörtülü olarak hizmet vermek hizmet almak yasaktı, bu ülkede Alevi vatandaşların cemevlerine gitmelerinden bahsetmeleri ya da taleplerini ifade etmeleri bile yasaktı, bu ülkede Ermeni vatandaşların, Hristiyan vatandaşların hakları için mücadele etmelerinde sıkıntılar vardı; nereden nereye geldik. Bunlar tesadüf eseri olmadı, çalışma sonucu oldu ve mazlumların sesi olan bir iktidarın çalışması akabinde oldu.

Suriyeli vatandaşlardan bahsetti daha önceki konuşmacılar. Evet, biz ancak 100 bin kişiye hazırlıklıydık, 200 bin kişiye hazırlıklıydık; sonunda 2,7 milyon kardeşimize ev sahipliği yapıyoruz. Onun için, dünya mazlumları bu ülke için dua ediyor, bu ülkede başarılı bir hükûmet olması için dua ediyorlar ve destekliyorlar. Dünyanın farklı yerlerinde isimlerini bilmediğimiz insanlar gece gündüz, belki bir kısmı da dindaşımız olmayan insanlar, farklı dünya görüşünden olan insanlar dua ediyorlar.

Son olarak şununla bitirmek istiyorum müsaadenizle, algı yönetiminden bahsetmek istiyorum. Daha önce bu Genel Kurul kürsüsünde konuştuğumda ifade etmiştim terörün dininin, dilinin, ırkının rengi olmadığını. Bazı konuşmacılar da benzer ifadeler kullandılar. Terörün iyisi kötüsü yoktur, “Benim teröristim iyi, senin teröristin kötü.” algısı yanlıştır. Terör terördür. Masum vatandaşların öldürülmesine sebebiyet veren kişiler de teröristtir. Açıklama, tanımlama gayet nettir, açıktır. Efendim “Bir terör örgütü iyi terör örgütü, diğer terör örgütü kötü terör örgütü.” diye bir algıyı kabul etmek kesinlikle mümkün değildir.

CHP’nin vermiş olduğu öneriyi, çalışma saatlerini kısa tutma önerisini AK PARTİ Grubu olarak kabul etmiyoruz. Memleketimiz, vatandaşlarımız, başka ülkelerin vatandaşları da bizlerden hizmet beklediği için, bizlerden hizmet bekledikleri için biz bu önerinin aleyhinde oy kullanacağız ve gece de olsa, sabaha kadar da olsa, belki insan haklarına aykırı bir şekilde de olsa biz çalışmaya hazırız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önerinin lehinde ikinci söz, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ben Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisinde konuşacağımı ifade etmiştim.

BAŞKAN – Pardon.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani, o konuda siz ne yaptınız Sayın Turan?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nasıl Sayın Başkan?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunda da konuşun, onda da konuşun canım, ne fark eder?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biraz evvel Ramazan Bey’le de konuştuk, bir karışıklık olmasın. Ramazan Can’la konuşmamda Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisinde konuşacağımı ifade etmiştim.

BAŞKAN – Tamam o zaman.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ama, ikisinde de konuşabiliyorsak konuşalım yani.

BAŞKAN – Bana verilen söz taleplerinde şimdi siz gözüküyorsunuz.

Aleyhinde ikinci ve son konuşmacı, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Genel Kurulun çalışma saatleriyle ilgili CHP Grubunun önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclis çalışmaya başladığı günden bu yana tabii çok yoğun bir tempoyla iki tane bütçe geçirdik. Seçimden çıkmıştık, milletimize verdiğimiz sözlerimiz vardı. Tabii, muhalefet partilerinin de vermiş olduğu sözler vardı, onlar da anlayışla karşılayacaklardır. Meclisin çalışma temposu gerçekten çok yoğun bir şekilde devam etti.

Genel Kurulda, bakın, bu saat oldu, hâlâ biz esas olan kanunumuza geçebilmiş değiliz. Bütçe öncesi son günde de önümüzde olan ve bugün devam edeceğimiz kanunun sadece bir maddesini, gün boyu, saat ikiden gece yirmi dörde kadar çalıştığımız on saat boyunca sadece bir maddeyi geçirebildik. Bizim gerçekten çok fazla çalışmaya ihtiyacımız var. Reformlar bekliyor. Avrupa Birliğiyle ilgili bir sürecimiz biliyorsunuz var, bununla ilgili de birçok reform gündemi önümüzde.

Çalışma saatlerimizin uzamasıyla ilgili tabii temel tartışma aslında İç Tüzük’le ilgili bir tartışma. Burada yürütme, yürürlük maddelerine dahi önergeler verildiğini ve bunlar için ayrı ayrı konuşulduğunu da gördük. Meclisin gündemi dışında çok fazla yoğun bir konuşma trafiği olduğunu da gördük. Afrika’daki bir ülkeyle yapmış olduğumuz anlaşmayla ilgili konuşmalarda, Bitlis’in sorunları veya işte Denizli’nin sorunlarını yirmi dakika biz burada dinledik.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Önemsiz mi onlar?

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Bunun temel bir sıkıntı olduğunun biz de farkındayız, insani bir durum olduğunun farkındayız ancak İç Tüzük değişikliği olmadığı sürece de bizler, bundan sonraki önerimizde olduğu gibi, süre bitene kadar çalışmalarımıza devam etmek istiyoruz.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum ve “ret” oyu kullanacağımızı ifade ediyoruz grup olarak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısımının sıralamasının belirlenmesine; sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesi ve 149 ve 170 sıra sayılı Kanun Tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

22/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/3/2016 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                       Bülent Turan

                                                                                        Çanakkale

                                                                           AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 168, 7, 149 ve 170 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 3, 4 ve 5’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

22, 29 Mart 2016 ile 5, 12, 19 ve 26 Nisan 2016 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

23, 30 Mart 2016 ile 6, 13, 20 ve 27 Nisan 2016 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi,

22 Mart 2016 Salı günkü (bugün) birleşiminde 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

24 Mart 2016 Perşembe günkü birleşiminde 149 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

149 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 24 Mart 2016 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde, Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 25 Mart 2016 Cuma günü saat 14.00’te toplanarak, bu günkü birleşiminde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 149 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

29 Mart 2016 Salı günkü birleşiminde 29 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

30 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde 34 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

31 Mart 2016 Perşembe günkü birleşiminde 39 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 1 Nisan 2016 Cuma günü saat 14.00'te toplanarak, bu günkü birleşiminde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 44 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen çarşamba ve perşembe günkü birleşimlerde Genel Kurulun saat 14.00’te toplanması,

Yukarıda belirtilen birleşimlerin dışında, 26’ncı Dönem Birinci Yasama Yılı sonuna kadar salı günleri 15.00—24.00, çarşamba ve perşembe günleri 14.00—24.00 saatleri arasında,

Çalışmalarını sürdürmesi,

149 ve 170 sıra sayılı Kanun Tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

 

149 sıra sayılı

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu Tasrısı (1/596)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 16’ncı maddeler arası

16

2. Bölüm

17 ila 30’uncu maddeler arası

(28’inci maddenin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile geçici madde 1 dâhil)

 

 

 

 

 

 

19

 

Toplam Madde Sayısı

35

 

170 sıra sayılı

İş Kanunu ile Türkiye İş Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/597)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki

Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 5’inci maddeler arası

5

2. BÖLÜM

6 ila 12’nci maddeler arası

7

Toplam Madde Sayısı

12

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde lehinde ilk söz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’a aittir.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehinde partimiz adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz, cuma günü 18 Martın yıl dönümüydü. 101’inci Deniz Zaferi’mizi büyük bir gururla, Cumhurbaşkanımızın da Çanakkale’ye teşrifleriyle, halkımızın da büyük teveccühüyle kutladık.

Çanakkale Türkiye’nin ön sözüdür; Çanakkale millî destanımızın, millî şuurumuzun başkentidir. Çanakkale’yi anlayamayan Türkiye’yi anlayamaz diye düşünüyorum.

Şu an Türkiye’mizi üzen, gündemimizi meşgul eden konuların birçoğunda, çözüm nedir diye baktığımızda, aslında Çanakkale’deki ruhun Türkiye’ye yansıması karşılığında bu iddiaların hepsinin temelsiz kalacağı görülecektir diye düşünüyorum. Çanakkale’ye bakan Türkiye’ye bakar, Çanakkale’yi gören Türkiye’yi görür diye düşünüyorum. Eğer içimizde Çanakkale’yi görmeyen, Çanakkale’ye gelmeyen, evladı Çanakkale’yi görmeyen varsa mutlaka ve ısrarla da Çanakkale’ye gidilmesini tavsiye ederim. Orada Türk ile Kürt’ün, Boşnak ile Arnavut’un, Arap ile Acem’in nasıl bir arada olduğunu, nasıl beraber emperyalizme karşı mücadele verdiğini, dosta düşmana, herkese gösterdiğini gururla, onurla görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, ben bu vesileyle tekrar Çanakkale’deki şehitlerimizi, gazilerimizi, emeği geçenlerimizi canıgönülden kutluyorum, rahmetle anıyorum.

Grup önerimizin konusuna gelince: AK PARTİ grup önerisinde, bugünden itibaren eğer gündemi bitiremezsek cuma günü dâhil olmak üzere, hepinizin bildiği gibi, geçen haftalarda başladığımız, 6’ncı maddesini bitirdiğimiz Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam etmeyi ümit ediyoruz. Gönlümüz ister ki daha makul saatlerde, daha anlamlı saatlerde gündemi bitirebilelim ancak çok geç gündeme girebilmek, grup önerilerinin yoğun olmasından yola çıkarak mecburen biz çalışma saatlerimizi “günün bitimi” diye revize ediyoruz. Hatta, İç Tüzük gereği, perşembe günü olan çalışma saatine cuma gününü de ekliyoruz.

Haftaya da aynı şekilde, insan hakları kurumunun kurulmasıyla ilgili kanun tasarısının görüşülmesini ve yine aynı şekilde, salıdan cuma gününe kadar ve günün bitimine kadar çalışılmasını öngörüyoruz. Bu 2 kanunun -biliyorsunuz- Avrupa Birliği vizesiz seyahat kapsamı çerçevesinde kıymetli olduğunu ve bir an önce yasalaşması gerektiğine inanıyoruz.

Onun dışında, bu 2 önemli kanunun devamında, esnek çalışmayla ilgili kanun tasarısını görüşmek istiyoruz. O da çalışma hayatımıza çok büyük bir kıymet katacak.

Dolayısıyla, Avrupa Birliği vizesiz seyahat başlığında değerlendireceğimiz bu 2 kanun tasarısının ve çalışma hayatıyla ilgili kanun tasarımızın önemi olduğunu düşündüğümüzden dolayı da bugün ve on beş gün boyunca “bitimine kadar” diye ifade ettiğimiz çalışma saatlerini öngörüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok kıymetli CHP Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımız az önce dokunulmazlıklarla ilgili kendi kanaatlerini aktardı. İzin verirseniz bende bununla ilgili birkaç cümle etmek istiyorum.

Dokunulmazlık, anayasal bir hak olarak milletvekillerine tanınmış bir zırh tabiri caizse. Dokunulmazlık, parlamenter rejimde milletvekilinin görevini endişesiz yapması için, rahat yapması için, kürsüye ulaşabilmesi ve kürsüde de istediğini konuşabilmesi için verilmiş bir hak. Altını defaatle çiziyorum, “Parlamenter rejimde dokunulmazlık olmasın.” diye bir yaklaşımın parlamenter rejimi zayıflatan bir adım olduğunu düşüyorum. O yüzden, dokunulmazlık müessesesinin kalkması gibi bir talep, aslında parlamenter rejimi çökerten, Mecliste milletvekilinin iş yapmasını zayıflatan, mümkün olan riskleri de çok daha fazla artıran bir yaklaşım. O yüzden, dokunulmazlığın kalkması değil ancak kamuoyunun beklediği, sizlerin de defaatle bizlerden talep ettiğiniz, “Dokunulmazlık olmasın.” diye ifade ettiğiniz konu bizim tarafımızdan, Başbakanımız tarafından tartışılıp kamuoyuna aktarıldığı hâliyle baktığımızda, şu an gündemde olan fezlekelerin gündeme gelmesi meselesi. Yani, prensip olarak parlamenter rejimlerde yasama dokunulmazlığı çerçevesinden bakıldığında, vekilin görevini yapması için dokunulmazlık bir haktır. Ancak, dokunulmazlık milletvekilliği görevini yapmak için bir haktır yoksa milletvekilliği dışındaki görevlerde, aracında silah taşıyan, “PYD’ye komşu olacağız.” diyen, onun dışında, terörle arasına mesafe koyamayan ilişkilere zemin hazırlasın diye bir zırh değildir. Altını defaatle çiziyorum: Bize vergi veren insanlar, bize maaş veren insanlar… Vekillik görevini yerine getir, sen buraya gelirken polis sana engel olmasın, yargı sana engel olmasın, vekillikte hakkını yerine ver diye bu görevi veriyor Anayasa bize.

Ama onun dışında, milletvekilliğinin dışındaki görevlerden kaynaklı birtakım iddiaların bir an önce netleşmesi, bir an önce yargıya intikal etmesi için de bu talebin, Sayın Başbakanımızın “Hodri meydan.” diye ifade ettiği talebin biz arkasındayız. Eğer sizler de bu konuda “Olur.” derseniz, elimize el verirseniz, bir an önce ilgili komisyonda bu konu görüşülüp mevcut dokunulmazlık dosyalarının kalkmasını öngörüyoruz.

İddia şu: Bundan sonra bir daha dokunulmazlıkla ilgili iddia olursa ne olur? Evet, o da bir iddia, o da bir gerçeklik. O zaman oturur komisyon, bunları belirtmeden gerekli adımları atar zaten ihtiyaç görüyorsa ama dokunulmazlığı olmayan bir milletvekilliği milletvekilliğinin yapılması aşamasında büyük bir engeldir diye düşünüyorum. Siz bir öğretmeni, bir memuru valinin izni olmadan yargılamayacaksınız ancak milletvekilini hiçbir zırha büründürmeden “Hemen git, yargılan.” diyeceksiniz. O yüzden bir daha diyorum: Bu ontolojik bir meseledir, 3 tane sacayağı olan kuvvetler ayrılığının temel esaslarından bir tanesidir. Milletvekili varsa dokunulmazlık olur ama istismar varsa da bunun istisnası olur yani biz kuralı değil, istisnayı konuşacağız diyorum.

O yüzden, derdimiz üzüm yemekse, bağcıyı dövmek diye bir iddiamız yoksa gelin, bunu bir an önce, hemen komisyonda konuşalım bir gün, ikinci gün de Genel Kurulda görüşelim. Eğer derdimiz bunun ötesinde ipe un sermek değilse hemen gelin, bu işi yapalım, el mi yaman, bey mi yaman görelim. Biz kendi dosyalarımızın ne olduğunu biliyoruz, biz hangi konularda eksiğimiz olduğunu veya olmadığını biliyoruz, hiçbir çekincemiz, hiçbir konuda gizli kapaklı hesabımız yok. İstiyoruz ki kamuoyunun beklediği dokunulmazlıklar bir an önce kalksın.

Dolayısıyla, ben tekrar bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Engin Altay’a aittir.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hodri meydana hodri meydan, eyvallah da biz şöyle diyoruz: Devleti bölenleri yargılayacaksak yargılayalım yargılamasına, gelin, devleti soyanları da yargılayalım diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hepsi beraber diyoruz. Yapma Engin Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Söylediğimiz bundan ibaret ve soyma hâli devam ettikçe de yargılama hâli devam etsin diyoruz, burada sizinle anlaşamıyoruz.

İpe un seren yok. Biz 2002’den beri Cumhuriyet Halk Partisi olarak dokunulmazlıkların kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılmasını müteaddit defalar söylemiş, iddia etmiş bir partiyiz. Sayın Başbakanın ya da Cumhurbaşkanının “Mecliste, Meclis raflarında tozlanıyor dokunulmazlık dosyaları.” diye ettiği bir laf var. Kendilerine hatırlatmak isterim, doğrudur, Meclis raflarında tozlanan dokunulmazlık dosyaları var ama Meclisin depolarında küflenen, çürüyen, mantarlaşan dokunulmazlık dosyaları da var; kalpazanlık gibi, ihaleye fesat karıştırmak gibi, AKBİL gibi. Gelin, isterseniz önce oradan başlayalım, en eskilerden başlayalım gidelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Elbette terör meselesi ayrı, akan sular durur. Terör suçlarıyla ilgili dokunulmazlık meselesinde de...

BAŞKAN – Sayın Altay...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Buyurun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Özür diliyorum. Saatte galiba bir problem oldu. Bir saniyenizi alıp tekrar açıp kapama yapmamız lazım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yoksa alınganlık mı gösterdin diye düşündük Sayın Başkan Sayın Altay’ın konuşmalarından.

BAŞKAN – Kesintiye uğramasın diye söylüyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, o zaman on dakika mı başlıyor? Evet, peki.

Evet, Sayın Turan, tamam mı? Devleti soyanı da yargılayalım, böleni de yargılayalım, kim suç işlerse yakasına yapışalım. Milletvekilliği kimseye özel bir ayrıcalık, suç işleme özgürlüğü vermesin.

Sayın Milletvekilim, Ravza Hanım, güzel bir konuşma yaptınız. Meclis, normalde, biliyorsunuz yediye kadar çalışır, kapanır. Her ne kadar, sizin daha önceden kabul edilmiş bir grup önerinizle sözlü soruların bitimine kadar çalışması kabul edilmiş olsa da biz iyi niyetle dedik ki: “Yedi yerine dokuza kadar çalışalım.” Bu Mecliste memleket için doğru şeyler olduğu zaman, iyi şeyler olduğu zaman, muhalefetin yapıcı önerileri dikkate alındığı zaman, Sayın Milletvekilim, sabah beşe kadar burada, bu sıralarda uyuklamaya gerek yok, bu Meclis 2 bin maddelik kanunu üç günde çıkarmış bir Meclis. Niye bu uzlaşmayı aramak varken hem sizin milletvekillerinize hem muhalefet milletvekillerine “Bak, sabaha kadar çalışırız ha!” diye tehditvari bir grup önerisi getiriyor grubunuz? Bunu da çok merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Biz, muhalefet olarak memleketin hayrına, olumlu her şeye ne zaman hayır dedik? Bir tane örnek gösterin, gösteremezsiniz. Gelin, karşılıklı iyi niyet içinde olalım.

Sayın Turan, Çanakkale’yi anlamayan Türkiye'yi anlamaz, çok doğru, çok güzel bir söz. Evet, siz “ön söz” diyorsunuz, o da çok doğru, altına ben de imza atıyorum. Ben ilaveten bir şey daha söylüyorum: Hepimizin varlık sebebi olan Kurtuluş Savaşı’mızın esin ve ilham kaynağı da Çanakkale’dir, bu da doğru. Allah nur göllerinde yatırsın, Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, Allah razı olsun onlardan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mustafa Kemal de...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama, çok merak ediyorum... Devriiktidarınızda Çanakkale savaşlarında Seyit Onbaşı ve Yahya Çavuş kadar itibar edilmeyen Mustafa Kemal’i anlamamak da Türkiye'yi anlamamaktır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Mustafa Kemal’i anlamak durumundayız; zorunda değilsiniz, sevmek zorunda da değilsiniz, eleştirebilirsiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok geç kaldınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bak, ne söylediğimi bilerek söylüyorum ama anlamamış olursunuz, kıt kalmış olursunuz, bunu söylüyorum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Eleştiri olmaz, eleştiriye karşıyız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Terörle ilgili çok şey söylendi burada, özellikle biraz önce topa girmemeye çalıştım: Terör seviciliği, terör örgütüyle ilişkiler, şu, bu.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Girin ya, girin!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, Sayın Erdoğan’ın, Sayın Davutoğlu’nun, Sayın Bülent Arınç’ın, Sayın Yalçın Akdoğan’ın, Sayın Beşir Atalay’ın, Sayın Sadullah Ergin’in, Sayın Yasin Aktay’ın, Sayın Yiğit Bulut’un söylediklerini söylersem yüzünüz kızarır, söylemiyorum, onları da milletin vicdanına havale ediyorum. Gelelim gündeme.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan Avrupa’ya gitti, Avrupa Birliğiyle görüşmeler yapıldı, vizesiz dolaşım… Tabii, buradan şu anlaşılıyor: “Biz bavulu alacağız, Almanya’da işe gireceğiz.” Böyle bir şey yok. Turistik seyahat olarak vatandaşlarımız Schengen Bölgesi’ne vize almadan, pasaportlarıyla gidebilecekler, parası olanlar için zaten vize sorunu çok yok. Türkiye’de bu olmasın diye demiyorum, bu millet bunu çoktan hak etmiştir. Bu toplum, Schengen Bölgesi’ne, Avrupa’ya, dünyanın her yerine vizesiz gitmeyi çoktan hak etmiş bir toplum. E, bunun için de Avrupa Birliğinin bazı şartları var. E, var tabii. Avrupa Birliğine girmek gibi bizim bir niyetimiz var, sizin de zaman zaman iddia ettiğiniz bir durumunuz var Avrupa Birliğine girmekle ilgili. Hiç unutmam, bir 17 Aralık günü, güpegündüz, Kızılay Meydanı’nda havai fişek yaktınız, dönemin Başbakanının tırına, 12 yıldızlı Avrupa Birliği bayraklı arabalarla şovlar yaptırdınız. Ben o zaman milletvekilliğimin 1’inci yılındaydım, şimdi 14’üncü yılındayım, bir adım yol almadınız, bir adım yol almadınız. Şimdi, gelmişsiniz, “Bize bir ev ödevi verdiler -iyi- 72 maddeyi hayata geçireceğiz.” Bunların hepsi kanun değil, bunun yönetmeliği var, şusu var, busu var; eyvallah. Biz muhalefet olarak dedik ki: Tamam, Avrupa Birliği normlarıyla ilgili, AB kriterlerine uyum noktasında ne varsa getirin, Sayın Milletvekilim, bir günde değil, bir saatte geçirelim, var mısınız? Sayın iktidar yöneticileri, Sayın Hükûmet…

Her zamanki gibi Hükûmetin Parlamentoya olan bu saygısızlığını da protesto ediyorum. Bir tane Hükûmet üyesi olmayan bir Meclis olur mu? (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Adam su içmeye gitti, gelecek şimdi!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Böyle hadsiz bir Hükûmet olmaz, kınıyorum bu Hükûmeti! Siz de kınayın bence, siz de kınayın.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sabaha kadar çalışırlar bir de!

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Su içmeye gittiler, gelecekler!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu Parlamentoda Hükûmet olmaz mı Sayın Başkan? Neden bu konuda inisiyatif almıyorsunuz?

Şimdi, geçen hafta, iktidar partisinin grup başkan vekilleri “yol haritası” diye yani “yapılacak iş ve işlemler” diye bize bir liste verdiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bakan burada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hoş geldiniz Sayın Bakan, hoş geldiniz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – O hep buradaydı zaten.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hocam çalışıyordu, Hocam. Bakanlar çalışıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın grup başkan vekilleri, sayın milletvekilleri…

VELİ AĞBABA (Malatya) – CHP’ye bak ya, CHP’ye bak; Bakan getirtiyor vallahi, anında! Vallahi anında getirtiyor, tebrik etmek lazım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - …şimdi bunlara evet diyoruz, Sayın Hükûmet, bunlara evet diyeceğiz. Bir tane şartımız var, çok kolay bir şart, çok kabul edilebilir bir şart. Siz bunları niye getiriyorsunuz? Aslında “Türk demokrasisinin hak ettiği şeyler” diye. Yani, demokrasiyle ilgili bir sınav yapılsa herhâlde 10 üzerinden sıfır alırız ama Hükûmet olarak. Velev ki milletin…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Tamam…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda biz tam not aldık.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya, bir acele etme! Nasıl durdun dokuz ay?

Türkiye, Türk milleti her şeyin en iyisini hak ediyor. Velev ki burada çok güzel şeyler var, çok iyi şeyler. Hatta bu geçerse, bunları geçirirsek biz kaçak sarayın maliyetini de öğrenebileceğiz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – İnşallah!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Saray kaçak değil.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kaçak sarayın maliyetini de öğrenebileceğiz. Lakin sorun şu…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tapusu gelmedi mi, tapusu?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Hükûmet, sayın milletvekilleri; burada sorun şu: Bunlar gerçekten AB normlarıysa bir saatte buradan geçecek, söz veriyorum; gerçekten AB normlarıysa ana muhalefet partisi adına söz veriyorum. Ama, bu normların içine, AB normlarının içine AKP normları katacaksanız orasından, burasından, biz size bunları buradan geçirtmeyiz. Eşkıyalık yapacak değiliz, zaten kalabalıksınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Aaa!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nü bihakkın kullanırız, bihakkın kullanırız; Hükûmeti uyarıyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Doğru, kullanabilirsiniz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu ayrı bir iş, diğer hayallerinizi erteleyin, başka zaman uygulayın.

Bugün görüşülmeye başlanması muhtemel kişisel veriler kanunundan başlayalım. Koruma Kuruluyla ilgili aramızda bir niza var. Şimdi, Koruma Kurulu bu şekilde teşekkül ediyor ise biz gücümüz yeterse -elimizdeki yasal dayanaklara bağlı olarak- bu kanunun çıkmaması için uğraşacağız. Peki, iyi mi olacak? Bu kadar ev ödevi almışsınız, hazirana kadar da süre almışsınız; bunları bitiremezsiniz. Ben diyorum ki -siz yoktunuz Parlamentoda- bu Parlamento…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Beraber çalışır bitiririz, beraber çalışır bitiririz; merak etme.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Osman, arayı açacağız seninle!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu Parlamento 2 bin maddelik kanunu üç günde geçirmiş bir Parlamento.

Nasıl oldu? İş birliğiyle, uyumla oldu, orta yolda, doğru yolda buluşarak oldu.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Size tavsiyemiz, Türkiye'nin çıkarları bizim birinci önceliğimizdir.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bizim de.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Türkiye'nin çıkarları için, bu milletin çıkarları için Cumhuriyet Halk Partisi her türlü sorumluluğa, fedakârlığa açıktır, iş ki işin içinde bir hinlik olmasın, iş ki AB normları esas alınsın, hayhay, başüstüne. AKP normlarına sonuna kadar direneceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sataşma var Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söylüyorum: Mustafa Kemal Atatürk hepimizin ortak paydasıdır. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Az zikrediyorsunuz, Yahya Çavuş’u daha çok zikrediyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Dolayısıyla, milletin ortak değerleri üzerinden siyasi atraksiyon yapmayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP’nin bu konudaki demokratik tutumunu takdirlerinize sunuyorum Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yahu, Seyit Onbaşı 16 kere geçti, Mustafa Kemal 3 kere geçti Çanakkale’de. Ayıp ya!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Onları mı sayıyorsunuz ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Mustafa Kemal Atatürk…

BAŞKAN – Bir saniye…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Allah Seyit Onbaşı’dan razı olsun, mekânı cennet olsun; o ayrı bir şey.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

Bir şey söylediniz…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok kısa bir söz istiyorum kürsüden.

BAŞKAN - Sayın Turan, buyurun, kürsüden ifade edin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum madem öyle, sataşmadan.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kıymetli grup başkan vekilinin o konuyu niye açtığını bilmiyorum ama…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, sen açtın diye açtım.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ben, Çanakkale’deki tüm gazilerimizi, tüm şehitlerimizi, zerre kadar emeği geçenden komutanlarına kadar, Seyit Çavuş’tan Mustafa Kemal’e kadar herkesi anmayı bir Türk genci olarak görev biliyorum, bunu biliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, çok güzel.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bununla ilgili takıntım falan yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, sen niye alındın?

BÜLENT TURAN (Devamla) - O yüzden diyorum ki: Mustafa Kemal bu ülkenin ortak paydasıdır, herkesçe kıymetlidir; doğrusuyla, sevabıyla bu ülkenin en önemli kişilerinden bir tanesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu, neden böyle illa düzeltme ihtiyacı içerisindesiniz bilmiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, resmi kim indirdi? Daha bulamadılar.

BÜLENT TURAN (Devamla) - O yüzden diyorum ki bu Hükûmet, AK PARTİ Hükûmeti, Mustafa Kemal’in Selanik’te doğduğu köydeki evini bulup restore etmekten tutun da Çanakkale’de bütün cephelerdeki hatıralarını ayağa kaldıran Hükûmettir. Bu tarz ithamlar çok geride kalmıştır. Halkımız neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben Bülent Turan’ı itham etmedim, belli ki o üstüne alınmış, kendisi bilir. Ben dedim ki: Bülent Turan “Çanakkale’yi anlamayan Türkiye’yi anlamaz.” dedi; Mustafa Kemal’i anlamayan, Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki dehasını anlamayan Çanakkale’yi de, Türkiye’yi de anlamaz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben Çanakkale’yi ezbere anlatayım Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani, kim üstüne alınıyorsa alınsın ama ben Bülent Turan’ın o açıklamalarından memnun oldum.

Tutanaklara geçsin diye söyledim.

BAŞKAN – Hayır, “Seyit Onbaşı’yı o andığı kadar Mustafa Kemal’i de ansaydı.” dediniz.

Tabii, bu ülkenin ortak değerleridir cumhuriyet, Mustafa Kemal gibi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunu tartışmamak lazım, gayet tabii.

BAŞKAN - Bunlar üzerinden hiçbirimizin istismar yapmaması lazım.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısımının sıralamasının belirlenmesine; sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesi ve 149 ve 170 sıra sayılı Kanun Tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Grup önerisi üzerinde lehinde ikinci söz, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Birkaç saattir ortak değerler üzerine bazı tartışmalar yürütüldü. Evet, Mustafa Kemal Atatürk bütün millet olarak hepimizin ortak değeridir, Seyit Onbaşı hepimizin ortak değeridir ama biz buradan iktidar sahibi bazı konuşmacıların Seyit Rıza’yı ve Şeyh Sait’i de ortak değer olarak ifade ettiğini de biliyoruz, tutanaklara da geçti. Adalet ve Kalkınma Partisi bu konudaki zihniyetini, fikrini, görüşünü lütfen berraklaştırsın. Bunu tekrar olarak hatırlatıyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, iktidar partisi, Hükûmet, Sayın Başbakan muhalefetten bazı yasaların çabuk geçmesi için destek istiyor. Buna ilişkin görüşlerimizi geçtiğimiz hafta da, ondan evvel de defaatle ifade ettik. Elbette ki Türkiye’nin yararına gördüğümüz bütün bu düzenlemelerin bir an evvel çıkması için elimizden gelen gayreti gösterir, katkıyı da veririz. Geçmişte bunun örnekleri de çoktur. Öyle temel yasalar oldu ki bir saat, iki saat içerisinde belki de bin maddelik Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu gibi kanunlar geçtiği gibi, sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok kanun da muhalefetin katkısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizlerin gayretiyle geçmiştir.

Yalnız, Hükûmet destek istiyor ama bilgi vermiyor yani neyin desteğini isteyeceğini, bu bilgileri son derece açık bir şekilde vermesi lazım ve bu bilgileri de bu kürsüden Hükûmetin ifade etmesi gerekir.

Tabii, bu konuda Sayın Millî Eğitim Bakanı son derece şanssız, en olmadık bilgiler istendiği zaman nöbetçi kendisi oluyor, o da ancak bir cümleyle ifade etmekle yetiniyor ama bu konuda Avrupa Birliği Bakanlığının, Dışişleri Bakanının veya bir Hükûmet sözcüsünün dersini çalışarak Türkiye Büyük Millet Meclisini aydınlatması gerekir. İktidar partisi ne zaman iç politikada ve kamuoyunda sıkıntıya girse mutlaka, gündemi değiştirecek, Avrupa Birliğiyle ilgili bazı ilişkileri kamuoyunun gündemine getiriyor. Biz buna “naylon ilişkiler” diyoruz. Yine, bunun emareleri de var.

Şimdi, tarih 3 Ekim 2005. Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakereleri bu dönemde başladı yani AKP döneminde. O günlerde tam üyelik için 2013 yılı işaret ediliyordu. Şimdi hangi yıldayız? 2016. Tam üyelik mi konuşuyoruz? Hayır, vize tartışması içerisindeyiz. Peki, 18 Mart günü Brüksel’de Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki bu zirve toplantısında ne elde edildi, ne kazanıldı, bu konuda ayrıntılı bir bilgi verdi mi Hükûmet? Hayır. Sanal zafer naraları atıldı, böyle bir sanal söylem geliştirildi. Ortada zafer mi var, hezimet mi var veya ne var, pek aydınlanmış değil. Ha, “tarihî” olarak nitelendirildi, tamam yani bu görüşmeler elbette tarihîdir ama âdeta geçmiş kapitülasyonlardan taşeronluğa geçen birtakım anlaşmaların, düzenlemelerin yapıldığı ve yapılacağı anlaşılıyor. O nedenle, biz de sormak da hakkımız diyoruz. AKP 17 Martta anlaşma için öne sürdüğü şartların hangilerini kabul ettirmiştir, bunu mutlaka bu kürsüden açıklamaları gerekir. Bunu kamuoyuna bir zafer gibi sunuyorsunuz ama mesela, Rum tarafı öyle söylemiyor, onlar kendi zaferlerini yazıyor kendi basınlarında ve Alman basını da maalesef “Mülteci sorununu Türk halısının altına süpürdük.” diye karikatürler yapıyor. Karikatür deyip geçmeyin değerli arkadaşlar.

18 Mart zirvesinden sonra Yunan Başbakanı anlaşmayı olumlu bir gelişme olarak tanımlıyor ve ülkesinin mülteci deposuna dönüşme tehlikesinden kurtulduğunu söylüyor ve aynı açıklamasında Yunan Başbakanı Türkiye’nin aleyhine on gün sessiz sedasız çalıştığını ifade ediyor. Bunu Yunan Başbakanı söylüyor, açık açık “Türkiye’nin aleyhine çalıştım.” diyor. İyi de bizim Başbakanımız 8 Martta İzmir’de ağırlamadı mı Yunan Başbakanını? Simit, çay, kahve ikram edildi; hatta “İzmir’deki Başbakanlık çalışma ofisi de emrinizdedir, ne zaman isterseniz çalışabilirsiniz.” ifadesi kullanıldı. Buna rağmen, Yunan Başbakanı Türkiye’nin aleyhine bir gayret gösterdiğini söylüyor.

Şimdi, malum, bir Kayseri pazarlığından bahsedilmişti. Bu 3 milyar avronun yanına bir 3 milyar avro daha almaktan bahsediliyor. Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde Avrupa Birliğinden alacağı hakkı tam 9,5 milyar avroyu buluyor ve Hükûmet bu 9,5 milyar avroyu bırakıp 3 milyar avronun peşine düşüyor. Bunu özellikle hatırlatmak istiyoruz.

Diğer bir konu değerli arkadaşlar: Bu dokunulmazlıklar konusunda da işi hiç sulandırmaya gerek yok değerli arkadaşlar. Kimin ne söylediği belli, bütün partilerin dokunulmazlıkla ilgili programında neler var, seçim beyannamelerinde neler var, neler vadedilmiş o da belli ve bu dokunulmazlık tartışmasının en son neden, hangi sebeple çıktığı da ortada. İşi hiç sulandırmaya kalkmasın kimse; İlkeli bir şekilde, önceliklerini de ortaya koymak suretiyle tavrını, tutumunu belirlesin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biraz evvel de tartışıldı, terör olayları karşısında millet olarak, ülke olarak ve siyasetçiler olarak teröre karşı ortak bir tutum içerisinde olmamız önemlidir ve bunun için zaman zaman açıklamalar yapılıyor. Ve son 2 saldırıda, gerek 17 Şubat gerekse 13 Mart saldırısında da Türkiye Büyük Millet Meclisinde 3 siyasi parti; Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bir ortak açıklama yaptık ve 2 ortak açıklamanın da ortak özelliği, bugüne kadar yapılan bütün terör eylemlerinedir ve bütün terör örgütlerinedir; şu örgüt, bu örgüt diye ayrım yapılmamıştır. Bunu özellikle dikkatlere sunmak istiyorum. Ve ayrıca, tabii, bu açıklamalara imza atmak veya açıklamaları yapmak iktidar partisinin, Hükûmetin sorumluluğunu asla ortadan kaldırmaz, bütün eleştirilerimiz bakidir, bu eleştirilerimiz bakidir ancak maalesef, ülkemizin içinde bulunduğu durum da aciliyeti nedeniyle bu ortak tutumu zorunlu kılmaktadır. Ülkemiz âdeta, terör örgütlerinin cirit attığı bir ülke hâline getirilmiştir; saldırıların biri bitiyor, öbürü başlıyor, vatandaşlarımız can ve mal endişesi içerisindedir. Bir kere, bu güvenlik duygusunu bütün vatandaşlarımızda ve milletimizde hissettirmemiz lazım. Bunun da yolu Hükûmetin, devletin tavrından ve bu güveni verebilmesinden çıkar değerli arkadaşlar.

Şimdi, şu elimde gördüğünüz belge, değerli arkadaşlar, terör örgütünün haraç isteme yazısı, bunu vatandaşlara gönderiyor. Terör örgütünün pervasızca haraç yazısı gönderdiği bir ülkede, şehirde, kasabada can güvenliğinden, mal güvenliğinden, devlet otoritesinden bahsedebilir miyiz? Edemeyiz. Ve artık, namazların kılınamadığı camiler ve futbol maçlarının oynanamadığı statlar yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Şimdi, biraz evvel Hükûmet Sözcüsü Sayın Kurtulmuş vardı, bu Galatasaray-Fenerbahçe maçının ertelenmesiyle ilgili olarak önce “Aldığımız çok ciddi istihbarat nedeniyle seyircisiz oynanacak.” sonra, “Maç tamamen ertelendi.” dedi. Şimdi, tabii, bizim de sormak hakkımız değerli arkadaşlar, “çok ciddi istihbarat” demek ne demektir? Kimin, ne zaman, nerede, nasıl eylem yapacağı saldırıda bulunacağı konusunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Tamamlayabilir miyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bitirin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bu konuda bilgisinin olduğu varsayılır ve sorumu şöyle yöneltiyorum Hükûmete: Madem ciddi bir istihbarat alındı, bu istihbarat doğrultusunda herhangi bir operasyon yapılmış mıdır, zanlılar yakalanmış mıdır?

Hepinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.32

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Önerinin aleyhinde son konuşmacı, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, AKP’nin hem grup önerisini hem de burada AKP adına yapılan konuşmaları görünce gerçekten bu Parlamentonun çok bilinçli bir şekilde işlevsizleştirildiğini düşünüyorum, grubumuz da öyle düşünüyor. Biz, defalarca bu Parlamentonun gerçek gündeminin halkın ve ülkenin temel sorunları olması gerektiğini, bu temel sorunlarla ilgili Meclis ve Parlamento inisiyatif almadığı sürece de sonuçlar üzerinde birbirimize demagoji ekseninde burada ağır ithamlar dışında herhangi bir şey yapamayacağımızı, herhangi bir siyaset üretemeyeceğimizi defalarca ifade ettik.

Bakın, bu Parlamento, son on gün içerisinde, Türkiye siyasi tarihinin en büyük 2 saldırısı Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirildiğinde tatildeydi. Çalışan tek bir Parlamento grubu vardı, o patlamaların olduğu günün ertesi gününde HDP Grubu dışında bir araya gelip bu konuda bir grup iradesi, bu konuda bir grup çalışması ortaya koyan bir siyasi parti bile olmadı; hani bırakın Genel Kurulun çalışmasını, Genel Kurulun acil toplanmasını, siyasi parti grupları zahmet edip bu gelişen gündemler üzerine bir toplantı bile gerçekleştirmedi. Ama, Ankara patlamasından hemen sonra biz HDP Parlamento Grubunu topladık, ertesi gün bu Mecliste grup toplantısını yaptık, kamuoyuna, Türkiye halklarına gerekli olan mesajları verdik, yapılması gereken önerileri sunduk, bir çözüm komisyonunun mutlaka oluşturulması gerektiğini, 4 siyasi partinin bu konuda bir inisiyatif geliştirmesi gerektiğini belirttik; birtakım hamaset söylemlerinin olduğu bildirilerle değil, gerçekten bu işle ilgili çözüm üretecek bir inisiyatifin mutlaka hayata geçmesi gerektiğini ifade ettik ama maalesef, Parlamento tatil yapmaya devam etti. Bugün de kürsüye çıkılmış, “Gerekirse işte biz sabaha kadar çalışırız, yirmi dört saat çalışırız.” Çalışmadan sanki muhalefet kaçıyor da iktidar partisi ısrar ediyormuş gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar, bunun doğru olmadığını, bu yaklaşımın da hiçbir zaman kabul edilemeyeceğini ifade etmek istiyoruz.

Bu ülkede yaşanan her terör saldırısında da artık özellikle iktidar partisinin sorumluluğundan bütün kamuoyunu bir şekilde kaçırmak için, sorumluluktan kaçmak için yapmış olduğu “Kınayın.” baskısını, birlik mesajlarını, işte onun üstüne gelişen “Bizi eleştirmeyin.” baskısını kabul etmemizin mümkün olmadığını ifade etmek istiyoruz.

Sizin, bir kere, 78 milyonu birlik ruhu içerisinde kapsama gibi bir derdiniz yok. Saldırılar oluncaya kadar bu ülkede toplumsal kesimleri alabildiğine kutuplaştırıyorsunuz, olabildiğince toplumsal kesimleri karşı karşıya getiriyorsunuz, çatışma siyaseti izliyorsunuz; sonra bir sonucu ortaya çıktığında “Hadi hep birlikte birlik olalım, bizi eleştirmeyin yok, bilmem şunu kınayın, bunu kınayın...” Şimdi, bu anlayışla bir ülkenin, bir memleketin yönetilmesi mümkün mü? Mümkün değil, zaten yönetilemez duruma geldi. Yani bugün İstiklal Caddesi’nden, Kızılay Meydanı’ndan Tunalı Hilmi’ye kadar neredeyse her gün insanlar sokağa çıkamaz bir duruma geldiler.

Demin ifade ettim, Diyarbakır Meydanı’nda da arkadaşlarımız söyledi; kamu düzeni, kamu düzeni… Güvenlik eksenli operasyonlarla “Kamu düzenini getireceğiz.” diye tutturdunuz, getirdiğiniz kamu düzeninin sonucu Kürtler evine gidemiyor, Türkler ya da batıda yaşayan halklar evinden çıkamıyor. Böyle bir kamu düzeni olur mu arkadaşlar? Biz defalarca bu kürsüden yaptığımız konuşmalarda da kamu düzeninin demokrasiyle, eşitlik temelinde geliştirilecek olan reformlarla, özgürlüklerle sağlanabileceğini, bu ülkenin temel politikalarında kapsayıcı birtakım düzeltmelere gidilmesi gerektiğini ifade ettik. İçeride, iç politikada derhâl -çatışma mı dersiniz, savaş mı dersiniz, terörle mücadele mi dersiniz, oraya takılmıyoruz ama- bu savaş manzarasından çıkılması, müzakere masasının tekrar kurulması ve kalıcı barışla ilgili kalınan yerden bir kez daha o çalışmaların başlaması gerekiyor. Ha, savaşta devam edilirse, savaşta bir ısrar olursa maalesef, yani hiçbirimiz tasvip etmiyoruz, hiçbirimiz bu konuda olumsuz bir gelişmenin yaşanmasını istemiyoruz ama bütün Türkiye taziye yerine, yas evine dönmeye devam edecek, daha ağır faturalar önümüze gelecek. O nedenle, yol yakınken yani burada demagoji üzerinden değil, demokrasi üzerinden bir siyaset yapmamızın zamanı geldiğini hepimizin kabul etmesi gerekiyor.

Bakın, bu süreç içerisinde birçok ihmal oldu. Biz, bütün bu yaşananlarda Hükûmetin açık ihmali olduğunu düşünüyoruz. Düşünün ki İstiklal Caddesi’ndeki patlamadan önce yabancı istihbarat servisleri günler öncesinden bu tarz gelişmelerin olabileceğini ifade ediyorlar; büyükelçilikleri, resmî kurumlarını kapattırıyorlar ama göz göre göre İstanbul’un en işlek caddesinde âdeta bir facianın eşiğinden dönülüyor. Yani her yaşanan kayıp acıdır ama o gün İstiklal Caddesi her günkü yoğunluğunda olmuş olsa oradan hiçbirimizin asla izah edemeyeceği bir tablo ortaya çıkardı. Şimdi, bu şekildeki bir ülke yönetiminin doğru bir yönetim olduğunu söyleyebilir misiniz? Yani siyasetle ilgili Hükûmet inisiyatifini yitirmiş, herkes saray ve çevresinin ne söyleyeceğine bakıyor. Kusura bakmayın ama saraydaki danışmanların söylediğini Hükûmetin söylediğinden daha fazla önemseyen bir kamuoyuyla karşı karşıyayız. Güvenlikle ilgili, bu ülkenin Hükûmetinden çok, “Yabancı istihbarat servisleri, yabancı devletler ne diyor?” şeklinde bir algı giderek yayılıyor.

Dolayısıyla buradan, bu tabloları görmeden, bunları cesur bir şekilde tartışmadan bir çıkış yapmak mümkün değil. İç politikada, dediğim gibi, derhâl, çözüm sürecinde masaya dönülmelidir, bu çatışma ortadan kaldırılmalıdır.

Dış politikada da Suriye politikasıyla ilgili köklü bir revizyona ihtiyaç var. Suriye’de savaşın bir tarafı olmak değil, oradaki halkların iradesine saygıyı esas alan barışçıl, diplomatik görüşmelerde Türkiye öncü olmalıdır. Kürt karşıtı bir politika değil, çetelerle iş tutan bir politika değil; Kürtlerle yüz yıllık bir stratejik ittifaka dayalı, bizim “Eşme ruhu” olarak ifade ettiğimiz ve çetelerle de arasına belirgin mesafe koyan yeni bir dış politikayı mutlaka oluşturmalıdır diye düşünüyoruz.

Tabii, süremiz az olduğu için farklı konularda da değerlendirme şansımız olmayacak ama özellikle geldiğiniz noktayı ifade etmek üzere bu “Nevroz” Bayramı’yla ilgili birkaç şey söyleyeceğim. Yani asırlardır, binlerce yıldır bir halkın ya da Orta Doğu halklarının, Anadolu, Mezopotamya halklarının kutladığı bir bayrama yasak getirmek, sizin gelmiş olduğunuz noktayı göstermesi, AKP’nin demokratikleşme iddiasından hangi yasakçı anlayışa savrulduğunu göstermesi açısından son derece önemli. 83 yerde halk “Nevroz”unu kutlamak istedi ama AKP yasakladığı için, 75 yerde yasaklanarak büyük bir baskıya, büyük bir tazyike maruz kaldı; sadece 8 yerde izinli “Nevroz” kutlamaları yapılabildi. Yani bu “Nevroz”u kutlayanlar bir tek HDP’liler değil; o “Nevroz” alanlarına gelenler arasında geçmiş yıllarda AKP’liler de vardı, CHP’liler de vardı, bölgede etkin olan başka siyasi partiye oy vermiş olan insanlar da vardı. Ama öyle bir süreç geliştirdiniz ki alana ayağını her atana tazyikli su, gaz, cop, gözaltı, tutuklamayla, deyim yerindeyse tam bir terör dalgası estirdiniz. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bütün bunlar olmasına rağmen dün Diyarbakır Meydanı’nda yüz binlerce insan “müzakere” diye haykırdı, “çözüm” diye haykırdı, “barış” diye haykırdı, “Savaş bitsin.” diye haykırdı. Şimdi bu mesajı doğru algılayıp algılamama, doğru okuyup okumama, tamamen bu Meclisin inisiyatifinde olan bir konudur. Biz, burada, demin dediğim gibi, birbirimize her bir konuda saatlerce laf yetiştirebiliriz, demagoji yapabiliriz ama bu ülkenin kurtuluşu, demagoji üzerine siyaset yapmayı bir kenara bırakıp demokrasi üzerine bir çaba gösterilmediği sürece maalesef mümkün olmayacaktır.

O nedenle, yol yakınken bundan dönülmesi, Parlamentonun gerçek gündemlerle burada bazı tartışmalar yürütmesi ve bu konuda da bütün siyasi partilerin inisiyatif alarak hızla bir çözüm komisyonu oluşturarak sürece müdahil olması gerektiğini ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi redakte edilmiş hâliyle gruplara dağıtılmıştır.

Öneriyi bu hâliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun (2/500) esas numaralı, Toplumsal Barış ve Demokrasinin Tesisi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/21)

18/03/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/500) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                             Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Öneri üzerinde teklif sahibi İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün Brüksel’de meydana gelen ve birçok insanın yaşamına mal olan terör eylemini lanetliyorum. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da meydana gelen, yine birçok insanın yaşamına mal olan terör eylemini lanetliyorum. Umarım, bir daha böyle terör eylemleriyle karşı karşıya kalmayız.

Değerli arkadaşlar…

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – MED TV’deki canlı yayınını da söyle, MED TV’deki. Ankara’da bomba patlarken…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

Sayın Tanrıkulu, buyurun, siz Genel Kurula hitap edin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bak, şimdi, o TV’ye, bu kürsülerden kimin çıktığını söylerim, utanırsın. Tamam mı? Kimin çıktığını söylersem utanırsın.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Söyle söyle, kim çıktı?

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin.

Lütfen sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, kimin çıktığını söylerim, utanırsın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanrıkulu, Genel Kurula hitap edin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bana isim söylemek yakışmaz ama şu anda en üst görevde olan arkadaşlarınız var bu sıralarda oturan. Ayıp, ayıp, ayıp! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, bakın, tam da bu nedenlerle bu sorunları çözemiyoruz. Ben geçen hafta yaptığım konuşmanın CD’sini bugün Sayın Başbakana gönderdim. Beni hedef gösterdiler, hedef göstermeye devam ediyorlar ve burada bu vesileyle söylüyorum: Benim ve yakınlarımın, bu hedef göstermelerden dolayı, kılına zarar gelirse eğer, Başbakan ve saraydaki Erdoğan bundan sorumludur tam da bu söylemden dolayı.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – “Ayağını kıracağım.” diyen siz değil miydiniz? Şiddet konuşmaları yapan siz değil miydiniz?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, o televizyona da hâlen en üst düzeyde görev yapan sizin arkadaşlarınız çıktı, çıkmaları lazım çünkü orada konuşup orayı dinleyenleri de ikna etmemiz lazım tam da bu nedenle. Ben konuşmamı gönderdim, Sayın Başbakan umarım dinler ve bilim adamı ahlakıyla ve namusuyla bir daha öyle hedef gösterici konuşmalar yapmaz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu ortam bir şeyi çözme ortamı değil. Herkes fotoğrafa bir yerden bakıyor ama biz büyük fotoğrafa bakmak zorundayız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynaya bak!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Türkiye bir yol ayrımında. Bakın, sadece son altı ayda patlamalarda 180 insanımız yaşamını yitirdi.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayenizde.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ölen sivillerin sayısı, bugün Türkiye İnsan Hakları Vakfı yayınladı, 310; 72’si çocuk, 62’si kadın, 29’u 60 yaşından büyük yaşlı insan.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Peki, kim yaptı bunu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – 167 insan evinin sınırları içerisinde yaşamını yitirdi ateşle veya top mermisiyle.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kim yaptı bunları, kim yaptı, kim? Müsebbibi kim?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, binden fazla insan yaşamını yitirdi. 300’den fazla şehit var; asker var, polis var 300’den fazla, 300’den fazla. 79 insanın 59’u Cizre’de, 20’siyse Sur’da defnedildi, otopsi yapılamadı ve kimlikleri belli değil. Hepsi bu altı ay içerisinde oldu. Bakın, bu yol yol değil, o nedenle bu kavgadan vazgeçelim. Gelin, Mecliste… Önerdik değerli arkadaşlar, bakın, 14 Aralık 2015 tarihinde önerdik.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – HDP miydi sizin parti?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Başlayalım burada birbirimizle konuşmaya, kavga etmeye değil. Daha ağzımızı açmadan, ne söylediğimize bakmadan benim suratımı görünce bağırıp çağırıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Neden?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bana bile tahammül edemiyorsanız ne olacak? Bu Meclisin üyesiyim ben değerli arkadaşlar, bu Meclisin üyesiyim ben.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Şu an tahammül ettiğimiz için konuşuyorsunuz Sayın Milletvekili.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yarın bir gün benim başıma bir şey gelse kına mı yakacaksınız sizlere soruyorum?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne oldu, suçluluk psikolojisi mi var?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, çok değerli bir teklif vermiş durumdayız. Kibrinizi bırakın, “Her şeyi biz biliyoruz.” tavrını bırakın; sizden rica ediyorum, sizden rica ediyorum.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Siz de bırakın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – İnsanlar Ankara’nın göbeğinde sokağa çıkamaz oldular. İstanbul’da maçlar iptal ediliyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – PKK’nın avukatlığını bırak avukatlığını PKK’nın avukatlığını bırak sen!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sizden korkan sizin gibi olsun!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – İnsanlar sokağa çıkamaz oluyorlar.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Gidip teselli veriyorsun, teröristin cenazesine gidiyorsun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bundan vazgeçelim, bu Mecliste bir yol açalım. Sağduyumuzu harekete geçirelim. Yıllarca, bakın, yıllarca bunun için mücadele ettik ama bu Meclisi ölümlerin Meclisi yapmayalım, barışın, uzlaşmanın Meclisi yapalım. Bu yol var, bu yol var değerli arkadaşlar, bu yol var ve bunu yapalım.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – “Barış, barış” demekle barış olmuyor Sayın Tanrıkulu!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – PKK terör örgütü mü?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bu yol var ve bunu yapalım değerli arkadaşlar.

Bakın, bu grupta sağduyulu insanlar var biliyorum, kulislerde bize hitap ediyorlar; kulislerde hitap ediyorlar bize, sağduyulu insanlar var. Sağduyumuzu koruyalım, büyük fotoğrafı görelim değerli arkadaşlar.

Ben bu gruptaki sağduyulu milletvekillerine güveniyorum. Biraz sonra “Yok.” diyeceksiniz ama gittiğiniz yol yol değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Beraber burada, beraber burada yeni bir mekanizma oluşturmanın yollarını arayalım.

Teşekkür ediyorum, çok sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Grup Başkan Vekili, sana da bu tutum yakışmıyor, bir daha sana söylüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Efendim…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sana da bu tutum yakışmıyor, sana söylüyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ayaklarını mı kıracaksın!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anlamadım bir daha de, anlayamadım.

MİHRİMAN BELMA SATIR (İstanbul) – Ne oluyor böyle üstten üstten? Allah Allah!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi üslup? Ne yaptık yine ya!

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şimdi hem gruptan arkadaşlarımız bizi aradılar hem de Meclis yayınlarını takip eden yurttaşlar bizi aradı. Benim konuşmamın son beş dakikasından itibaren Meclis TV’de sesle ilgili ya teknik bir sorun ya da bilinçli bir tavır ortaya çıkmış. Sezgin Bey de konuşurken yine Meclis TV’de aynı sorun devam ediyor yani, bu konuyu açıklığa kavuşturmamız lazım. O nedenle ara vermeniz ve muhalefetin sesinin bilinçli mi kesildiği, yoksa teknik bir nedenden dolayı mı böyle bir durumun yaşandığını Genel Kurula izah etmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Tamam, arada onu sorarız.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi bana da bilgi geldi, benim konuşmam…

BAŞKAN – Saat 19.00’a kadar biliyorsunuz normalde yayın yapıyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır, İnternet üzerinden.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hayır, İnternet üzerinden…

BAŞKAN – Onu da sorarız. Zaten birazdan ara vereceğiz, birazdan ara vereceğiz; sorarız, bilgi veririz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır Sayın Başkanım, şu anda konuşacak olan milletvekilinin sesini halk duymamış olacak.

BAŞKAN – Şimdi, bakın…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Biz saat 19.00’da yayının bittiğini biliyoruz yani yıllardır bu Mecliste çalışıyoruz.

BAŞKAN – Evet, evet…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ama İnternet üzerinden yayını takip eden insanlar sadece dudak hareketleriyle, dudak hareketlerinden milletvekilinin ne söylediğini anlamaya çalışıyor.

BAŞKAN – Anladım Baluken, bir saniye... Anladım ben.

Şimdi, Sayın Özel’in isteği üzerine aslında biz bunu önceliğe aldık, Sayın Özel’in talebi üzerine bunu önceliğe aldık.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ses yok yani.

BAŞKAN - Dolayısıyla bugün de gündemi bitirdikten sonra ara verelim diye karar verdik.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şimdi Sayın Özel’de söz sırası

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, şimdi, beş dakika sonra zaten ara vereceğiz, bu konuyla ilgili bilgi vereceğiz.

Sayın Özel, sizin talebiniz üzerine biz bunu gündeme aldık, biliyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Başkan, ses yok, ses.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de ifade edeyim de.

Gündeme almakla ilgili sorun yok, tabii ki gündeme aldınız.

BAŞKAN – Evet.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ama, ben konuşurken benim konuşmamı İnternet üzerinden izleyenler duyamamış, ses yok. Bunun özel bir nedeni var mı, yok mu, bunu bir araştırın.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Buna ara vermeniz lazım.

BAŞKAN – Bakın, arıza olduğunu şimdi söylediler. Biz onu görüşeceğiz, aradan sonra da bilgi vereceğiz size.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Konuşmamı bir daha yapmam lazım benim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, arıza giderilmeden bu görüşme olamaz.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Baluken, Sayın Özel’e soruyorum, şimdi söz sırası onda.

Sayın Özel, sizin talebiniz üzerine biz, biliyorsunuz, önceliğe aldık, yoksa ara verecektim ben, yemek arası verecektim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hayır, kimse dinlemiyorsa biz niye konuşuyoruz?

BAŞKAN – Konuşacak mısınız şimdi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, arıza devam ediyorsa konuşmanın bir manası yok tabii.

BAŞKAN – Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilen doğrudan gündeme alma önergesinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Önerge üzerinde…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

…Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel konuşacaktır.

Sayın Tanrıkulu, buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, biraz önce ben konuştuktan sonra bana da bilgi geldi. Meclisin İnternet…

BAŞKAN – Şimdi, ben onunla ilgili bir açıklama yapayım Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Onunla ilgili bilgi verin, evet.

BAŞKAN – Kısa bir süre ses masasından dolayı bir arıza çıkmış. O arızayı da gidermişler. Şu anda bir problem yok. Kaldığımız yerden devam edeceğiz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – O zaman, yayın…

BAŞKAN – Hayır efendim. Meclis yayını bozulsa bile her seferinde tekrar mı edeceğiz? Böyle bir imkânımız yok.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Parti ayrımı olmaksızın Kürtlere denk geliyor bu kesme işi.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, tarihe not düştünüz, tutanaklara geçti. Konuşma sayın milletvekillerine yapılır, kürsüden milletvekillerine hitap edilir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bizi takip eden insanların da yurttaşların da dinlemesi lazımdı. Bunun bize denk gelmiş olması da…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Tutanakları Twitter’da paylaşırsınız Sayın Tanrıkulu.

BAŞKAN – Tutanakları paylaşırsınız, olur biter Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ama söz verebilirsiniz bir daha efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, buyurun lütfen, söz sırası sizde.

Sürenizi beş dakika olarak başlatıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Sayın Tanrıkulu’na ve Sayın Baluken’e denk gelen aksilik büyük bir talihsizlik. İç Tüzük’te de bunun bir yeri yok ama bir çözüm üretilmesi gerektiğini hepimiz düşünüyoruz. O yüzden, ben, buradan çok açıkça şunu söylüyorum: Konuşmalarını dinledim ama ne Sayın Sezgin Tanrıkulu’nun ne de İdris Baluken’in söylediklerinden bir şey anlamadım. Eğer söyleyecek sözleri varsa, buna cesaretleri varsa çıksınlar kürsüden buna cevap versinler Sayın Başkan. Böylelikle hem bir haksızlık ortadan kalkar hem de bu kadar anlamadığımız konuşmalara açıklık getirmiş olurlar.

Sayın Başkanım, tabii, bir yandan bunu konuşuyoruz bir yandan Sayın Tanrıkulu burada kürsüye çıktığında yaşananlar, son günlerde iktidar partisinin ortaya koyduğu linç kültürü açısından da son derece manidar. Sayın Tanrıkulu kürsüye çıkıp şiir okusa “Örgüt propagandası yaptın.” diye bağırıyor oradan birisi. Sayın Tanrıkulu televizyonda türkü söylese bölücü örgüte destek vermiş diye troller harekete geçiyorlar. Teyzenin biri bastonunu düşürse, Tanrıkulu bastonunu verse “Bölücü örgüte yardım ve yataklık yaptın.” diyorlar ve buna, önce birileri söylüyor sonra herkes inanıyor.

Biraz önce o arkadan laf atan bir arkadaşımız diyor ki: “Sen canlı yayında, git bölücü örgütün televizyonunda konuş.” Bir kez bu, aslında Başbakanın bu ülkeye ve kendi grubuna ne büyük bir kötülük yaptığını da gösteriyor.

Birincisi, yayın, canlı yayın değil, banttan yayın. Bugün Başbakana yolladık CD’yi. 6 kez terör örgütünün açıkça kınandığı ve yapılan eylemlerin, terör örgütünün yaptığı eylemlerin ağır bir insanlık suçu olduğunu söyleyen bir yayına, tutup da Başbakan önce kendi grubunu, neredeyse bütün Türkiye’yi inandıracak. Bu, bir Başbakana, bir devlet adamına yakışmaz. Ümit ederiz, Başbakan kendisine giden o CD’den sonra oturur kendi öz eleştirisini yapar ve gerekli özrü de hem grubumuzdan hem de değerli milletvekilimizden diler.

Bugün yaşanan olaylar, özellikle önce Nusaybin’deki 5 şehidimize, ardından Brüksel’de -her dakika sayısı artan- hayatını kaybedenlere Brüksel’le birlikte, Belçika’yla birlikte ağlıyoruz. Keşke bütün dünya, dünyanın neresinde olursa olsun, terörün kaynağına, menşesine, bu saldırıdan kimin yararlandığına, bu saldırıyı kimin organize ettiğine bakmadan “ama”sız, “fakat”sız bunları kınayabilse, bütün dünya ve Türkiye’deki herkes, kendi pozisyonuna göre değil de evrensel normlara göre, vicdana göre, hukuka ve Anayasa’ya göre terör eylemlerine karşı ilişkilenebilse.

Şimdi, burada, bir samimiyet sınavındayız arkadaşlar. Kırk beş gün boyunca komisyonda beklemiş bir kanun teklifimiz birazdan burada oylanacak. Tam 68 maddeden oluşuyor, 68 madde. Tek tek sayamam ama şu anda pek çoğu salonda olmayan ancak karar yeter sayısını yetiştirmek için birazdan kapılar açıldığında içeriye “Hayır, hayır…” diye koşacak arkadaşlar ya da burada oturduğu hâlde içerikten bağımsız olarak, kategorik olarak bu önerilerimize karşı çıkacak arkadaşlar neye karşı çıkıyorlar onu bilmeleri açısından birkaç şey söyleyeceğim:

İktidar partisinin çok değerli milletvekilleri, birazdan kullanacağınız “hayır” oyuyla seçim barajının düşürülmesi önerisine “Hayır.” diyeceksiniz.

“1937-38 yıllarında Dersim’de neler yaşandı, bu Meclis bir komisyon kursun, araştırsın bu konuda.” diye önereceğiz, birazdan “Hayır.” diyeceksiniz.

Diyarbakır Cezaevinin insan hakları ve demokrasi müzesi olmasına birazdan “hayır” oyu vereceksiniz.

“Mayınlı arazileri temizleyelim, yoksul köylülere dağıtalım.” önerisine birazdan “Hayır.” diyeceksiniz.

“Tutukluluk sürelerinin kısaltılmasına hayır, uzun tutukluluk iyidir.” diye oy kullanacaksınız.

Davaların başka illere kaçırılıp adil yargılanmanın engellenmesine “Hayır.” diyemeyecek, vereceğiniz “hayır” oyuyla bunun önünü açmaya devam edeceksiniz.

Özel yetkili mahkemelerin kararlarına yeniden yargılama yolunun açılma teklifimize “Hayır.” diyeceksiniz.

İşkence ve gayriinsani suçlardan dolayı Türkiye Cumhuriyeti devletine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği cezalarda cezaların rücu ettirilmesine “Hayır.” diyeceksiniz.

Gizli tanık uygulamasına “Devam.” diyeceksiniz birazdan.

“Faili meçhuller, nefret suçları ve darbe döneminin DGM’leri için zaman aşımı uygulanmasın.” önerimize de “Hayır.” diyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Üzülerek bir başka tavrı bekliyor ama bunun için daha çok demokrasi, daha çok parti içi demokrasi, vicdanıyla hareket eden halkın gerçek vekillerine ihtiyaç olduğunu da üzülerek tespit ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Kabul edenler…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istedik Başkan.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Biz yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istedik oylamadan önce.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kürsüde kafanız önde konuşma biter bitmez Genel Kurula bakmadan önergeyi oylamaya sunuyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Normal…

BAŞKAN – Tabii, konuşma bitince önergeyi oylarım ben.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı diyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok, oylanır da yani burada raf elması yok Sayın Başkan; burada Parlamentonun milletvekilleri var, gruplar var.

BAŞKAN – Hayır, işleme geçtikten sonra…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başınız önde “Önergeyi oylarınıza sunuyorum.” olabilir mi? Ne münasebet?

BAŞKAN – Sayın Başkan, Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ve diğer grup başkan vekilinin karar yeter sayısı talebi var.

BAŞKAN - Ben konuşma bittikten sonra önergeyi oylarınıza sunarım derim doğal olarak ve bunu yaparken de…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İyi de bir kafanızı kaldırıp söylersiniz ama.

BAŞKAN – Hayır, “Kabul edenler… Etmeyenler…” dediğimizde kafamızı kaldırır, bakarız, bakıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istendi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken, karar yeter sayısı istemiş olabilirsiniz, fark etmemiş de olabilirim ama bir işleme başladıktan sonra eğer isterseniz bu işlem bittikten sonra ancak bir dahakinde istersiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ama oylamalardan önce buna dikkat etmeniz lazım.

BAŞKAN – İşleme başladıktan sonra ben “Kabul edenler…” dedim…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, çok net. İsterseniz görüntüleri alın. Bu ara kriminal incelemeye evrak yollamak moda oldu. Kafanız yerde “Önergeyi oylarınıza sunuyorum:” denmez. On dört senedir hiç görmedim ben böyle bir şey, hiç görmedim.

BAŞKAN – Niye? Hep yaptığımız iş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Niye?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu, yani…

BAŞKAN – Hayır, “Kabul edenler… Etmeyenler…” derken bakarak tabii ki çoğunluğa göre karar veriyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Karar yeter sayısı istenmiş. Milletvekilinin talebi var, o hadi oylamadan sonra da olabilir. Bizim yoklama talebimiz vardı.

BAŞKAN – Yoklama talebini dile getirdiniz mi Sayın Altay?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Unuttu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Fırsat vermediniz ki. Ayaktayız işte gördüğünüz gibi.

BAŞKAN – Bir saniye…

Az önce dediniz ki: “Sayın Baluken’in karar yeter sayısı talebi var.”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Şimdi ondan geçtik…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Önce o söyledi.

BAŞKAN - “Bizim yoklama talebimiz var.” dediniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O da var, ona da bakmadınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Geç kaldılar efendim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Efendim, geç kaldılar, tutanaklara baksınlar.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz hiç olmadı ama.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben hakka, hukuka bakıyorum. Önce Baluken karar yeter sayısı istedi, biz de ayağa kalktık. Ama önce kendisi karar yeter sayısı istedi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istedik biz Başkan.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Geçti efendim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Aynı anda ayağa kalkmaları gerekiyor İç Tüzük gereği, aynı anda kalkmadılar.

BAŞKAN – Bir saniye…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, aynı anda kalkmadılar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, Osman, aynı anda kim kalktı, ne zaman kalktı ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır! Aynı anda kalkmadınız, İç Tüzük öyle söylüyor efendim. “Aynı anda 20 kişi kalkar.” diyor. Kaç kişi kalktı?

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Altay’ın vermiş olduğu isim listesi burada. Madem öyle, biz toplantı yeter sayısını arayacağız. Daha önceden vermiş olduğu isim listesi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, işlem geçti, niye arıyorsunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, önce İdris Bey karar yeter sayısı istedi efendim, önce o işlemi yapmanız lazım.

BAŞKAN – Sayın Altay? Burada.

Sayın Özel? Burada.

Sayın Kara? Burada.

Sayın Tanrıkulu? Burada.

Sayın Tarhan? Burada.

Sayın Güler? Burada.

Sayın Tüm? Burada.

Sayın Tekin? Burada.

Sayın Durmaz? Burada.

Sayın Bektaşoğlu? Burada.

Sayın Tüzün? Burada.

Sayın Kayışoğlu? Burada.

Sayın Tümer? Burada.

Sayın Bakır? Burada.

Sayın Engin? Burada.

Sayın Erkek? Burada.

Sayın Emir? Burada.

Sayın Arslan? Burada.

Sayın Köprülü? Burada.

Sayın İrgil? Burada.

Evet, şimdi, oylamadan önce bir toplantı yeter sayısı talebi olmuştur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, yoklama mı yapıyorsunuz, karar yeter sayısı mı arıyorsunuz?

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı talebini karşılıyorum, oylamadan önce toplantı yeter sayısı, yoklama talebi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, İç Tüzük açık, işlem başladıktan sonra başka işleme başlayamazsınız. Dolayısıyla, zabıtlara bakabiliriz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben söyledim AKP’de iç çatışma var diye, birbirine düşmüş bunlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Arkadaşlar, bırakın ya!

Zabıtlara bakalım, eğer dediği gibiyse onu yapalım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, zabıtlara bakalım hadi, hem de karar yeter sayısı talebi var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayrıca İç Tüzük’ümüz…

BAŞKAN – Sayın Turan, isim listesi de burada, isim listesini de daha önceden vermişler, gözden kaçmış olabilir, eyvallah.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İşlem başlamıştı, yeni işlem…

III. YOKLAMA

BAŞKAN – Dolayısıyla toplantı yeter sayısını arayacağım.

Toplantı yeter sayısı için beş dakika süre vereceğim.

Pusula veren sayın milletvekilleri salondan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Evet, pusula veren sayın milletvekillerini okuyorum:

Sayın Ayşe Keşir? Burada.

Sayın Yılmaz Tezcan? Yok.

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Sayın Yıldız Seferinoğlu? Burada.

Sayın Nevzat Ceylan? Burada.

Sayın Ahmet Sorgun? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun (2/500) esas numaralı, Toplumsal Barış ve Demokrasinin Tesisi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/21) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

(CHP ve HDP sıralarından “Kabul ettiler.” sesleri)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, AKP Grubu kabul etti.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Hayır, kabul edilmedi ya.

BAŞKAN – Hayır, daha yeni oyladık canım, Allah Allah!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ettiler ya.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, çok sayıda vekil arkadaş kabul etti. Hayır, şu orta sıradan çok kabul eden…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Hayır, 10 kişi el kaldırdı.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, bu hayati bir karar ya.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen ya… A, ne oluyor? Bırakın Allah aşkına, ben görüyorum burada kabul edenleri, etmeyenleri.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz de görüyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – AKP’den kaç kişi kabul etti, onu söyleyin.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmı”na geçiyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – 1’inci sırada yer alan, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

24 Şubat 2016…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, söz talebim var.

BAŞKAN – Vereceğim, vereceğim size, bir saniye, başlatalım.

24 Şubat 2016 tarihli 43’üncü Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 6’ncı maddesi kabul edilmiştir. Şimdi 7’nci madde üzerinde önerge işlemlerine başlayacağız.

Öncesinde Sayın Baluken, buyurun, sizin bir söz talebiniz var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, demin Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan sayın grup başkan vekili kürsüden ismimizi de zikrederek “Cesaretleri varsa çıkar, kürsüden kendilerini ifade ederler.” gibi açık bir sataşmada bulundu. Bununla ilgili, tabii, bizi cesaretsizlikle aynı zamanda suçlamış oluyor. Sataşmadan söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Baluken, biraz zorlama bir şey oluyor bu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır.

BAŞKAN – Aslında, sataşan değil, size destek mesajı içeren bir konuşmaydı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, bu yoklamayla ilgili tartışma çıktığı için mecburen şimdiye sarktı ama ben açık bir sataşma olduğu kanaatindeyim.

BAŞKAN – Peki, buyurun, iki dakika süre veriyorum. Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Niye buyuruyor Sayın Başkan, hangi gerekçeyle?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşma var, “Cesaretiniz yok.” diyor.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, bu cesaret meselesine gelince, deminki konuşmamda dokunulmazlıklarla ilgili çok fazla süre kalmamıştı, değinememiştim ama Halkların Demokratik Partisi olarak başından beri savunduğumuz iki önemli ilke var, onu açıklamak istiyorum.

Birincisi, biz 550 milletvekilinin tamamının dokunulmazlığının kaldırılmasını savunuyoruz. Cumhurbaşkanı dâhil olmak üzere, vatana ihanet dışındaki suçlarla ilgili iddialarda yargılanmanın önünü açacak olan bir anayasal düzenlemeyi buraya getirin, hep birlikte Türkiye siyaset tarihine, kürsü dokunulmazlığı haricinde, değerli bir çalışma kazandırmış olalım.

İkincisi de mevcut fezlekelerin… Yani, 506 fezleke olduğu söyleniyor, o fezlekelerin içeriğini de alamıyoruz, bir türlü Komisyon Başkanı vermiyor ama o fezlekelerin de mutlaka Karma Komisyona indirilerek, İç Tüzük’te belirtilen o mekanizmalardan geçirilerek Genel Kurula getirilmesini açık bir şekilde savunuyoruz. Karma Komisyonda objektif kriterler, ulusal ve evrensel hukuk normları işletildiği sürece, biz aynı zamanda halkın ve kamuoyunun bilgi alma hakkına da sahip olduğu kanaatindeyiz. Yani, orada ne tartışma yapılıyorsa kamuoyu da bilsin, halk da bilsin. Kim neden dolayı yargılanıyor, kimin hakkında hangi iddialar var; hırsızlıkla ilgili, yolsuzlukla ilgili, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, her türlü ahlaki problemle ilgili hangi milletvekilinin dosyasında ne var, bütün kamuoyu bunu bilsin. Bizimle ilgili iddiaların tamamı kürsü dokunulmazlığıyla ilgili, düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü ekseninde dile getirdiğimiz hususlardır.

Bir de AKP Grubuna özellikle şunu söyleyeyim: Belli ki sizin dokunulmazlıklarınız artık sadece bu Mecliste değil, Reza Zarrab’ın tutuklanmasından sonra uluslararası kamuoyunda da bol bol tartışılacak. O nedenle, bizi dokunulmazlıklarla tehdit etmeyin diyorum. CHP’yi de daha cesur olarak net tavrını bu kürsüden açıklamaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu oyuna gelmeyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Türkiye’nin ana muhalefet partisini tavırsızlıkla itham etti sayın grup başkan vekili, çok açık bir sataşma var Sayın Başkan. Tebessüm ettiğime bakmayın, son derece hiddetli ve öfkeliyim aslında.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu, hakkın kötüye kullanmasıydı Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, gündeme geçelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nasıl geçeceğiz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İyi, sabaha kadar sataşırsınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani ben size “Renksizsiniz.” diyeyim, siz bunu sataşma kabul etmeyin. Etmezseniz ben de geri çekeceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aranızda anlaşıldı, gördük az önce.

BAŞKAN – Sayın Altay, yani bunlar aslında, dediğim gibi, zorlama şeyler, sataşma olarak görmemekle beraber… Bakın, bugün ilk gün, aradan sonra güzel bir birliktelik. Hep beraber, inşallah, bu Meclisi huzur içerisinde sürdürelim, İç Tüzük’e uygun bir şekilde bunu yürütelim.

Dolayısıyla, ben, yine de her şeye rağmen iki dakika süre vereceğim sataşmadan. Lütfen, yeni bir sataşmaya da meydan vermemek koşuluyla…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, yanlışsa niye veriyorsunuz?

BAŞKAN - Kim konuşacak grup adına?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, biz ulufe ve himmet talep etmiyoruz. Eksik olmayın, anladım ama yani burada bir niza yok, hülle yok.

SALİH CORA (Trabzon) – Danışıklı dövüş yapıyorsunuz ya. Milleti oyalamayın lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın grup başkan vekilinin açıkça yani bir ülkenin ana muhalefet partisini, çok önemli bir konuda, Türkiye’de herkesin tartıştığı bir konuda net olmamakla, cesur olmamakla itham etmesi sataşma değilse bu Mecliste hiçbir şey sataşma sayılmaz.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Altay, az önce Özgür Bey’i de dinledik, çok ciddi bir şekilde sataşma değil bir paslaşma yaptığını siz de takdir ediyorsunuz, ben de. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bravo!

BAŞKAN - Ve bu paslaşmadan Sayın Baluken söz aldı, size de aynı şekilde söz vereceğim. Bunu bu şekilde bitirelim. İki dakika size de söz veririm, tamam.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, eyvallah da, şimdi, asıl siz bizi paslaşma yapmakla itham ederek daha vahim bir sataşma yaptınız.

BAŞKAN – Bana da sataşın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, siz bize sataştınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Paslaşma yapmayın.” diyor, size tavsiyede bulunuyor.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Altay, vereceğim, bir saniye de. Yalnız, İç Tüzük’ü bilen bir insan olarak burada sataşmanın takdirinin burada oturumu yöneten Meclis Başkan Vekiline ait olduğunu da biliyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Elbette, elbette.

BAŞKAN – Dolayısıyla, bu takdirimizi, mümkün mertebe hepinizin de uygun göreceği bir şekilde kullanmaya, doğru bir şekilde kullanmaya çalışıyoruz ama bunun da istismar edilmemesi noktasında hepinizden azami bir özen istirham ediyorum, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Eyvallah.

BAŞKAN - Sayın Tanrıkulu, buyurun.

İki dakika size de süre vereceğim ama lütfen yeni bir sataşmaya da meydan vermeyelim.

SALİH CORA (Trabzon) – Sataşmayı bırak, hakaret etmesinler.

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizin sataşmanıza grup başkan vekilimiz yanıt verecek herhâlde.

Ben şunu ifade edeyim değerli arkadaşlar: Benim konuşmamda, İnternet’ten yayının kesilmesini daha sonradan öğrenmiş olmam üzerine bir daha söz almak istedim, vermediniz. Aslında iki dakika verseydiniz burada anlatırdık. Ben gündüzden ilan ettiğim, dünden ilan ettiğim, Genel Başkanımızın grup konuşmasında ilan ettiği bir konuşmanın masadan kesilmiş olmasını, bunun arıza olarak açıklanmış olmasını, zamanlamasını manidar olarak görüyorum. Yani, bu konuşma arızası bu Parlamentonun iki ayrı partisinde bulunan iki tane Kürt’ün konuşmasına mı denk geldi? Hakikaten manidar, bana göre manidar yani onu söyleyeyim.

Değerli arkadaşlar, bakın, buradan kızmadan, bağırmadan konuşmak zorundayız. Gerçekten büyük emekle hazırladığımız, Türkiye’nin şiddet, terör, Kürt meselesi konusunda yol alabileceğimiz ve yol gösterecek, çözecek iddiasında değiliz ama yol gösterecek bir çalışma yapmıştık, milletvekillerimizin neredeyse tümü imzalamıştı ve 37’ye göre de söz istedik, gündeme getirdik. Ama gerçekten, bakın, gerçekten bütün bunlardan habersiz bir biçimde duramayız. Türkiye’nin bir yerinde, Türkiye’nin neredeyse her yerine yayılan bir şiddet ortamı var, bir terör ortamı var; insanlarımız yaşamını yitiriyor. Altı ayda bombadan ölen insan sayısı 180 dedim ben burada, ölen sivillerin sayısı 310…

SALİH CORA (Trabzon) – Kaç şehit var, kaç şehit?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - …300’den fazla şehit var değerli arkadaşlar. Sayın Davutoğlu’nun dönemi cumhuriyet tarihinin en kısa dönemde en kanlı dönemidir, ölü sayısı bakımından, yaşam bakımından en kanlı dönemdir ve bunların tümü bu yedi ayda, sekiz ayda meydana gelmiştir. Daha fazlası olmaması için beraber bir tutum almalıyız, amacımız bu, kavga etmek değil, polemik yapmak değil. Bir araya nasıl gelebiliriz? Yarın, öbür gün gelmek zorunda kalacağız ama her geçen gün aradaki mesafeyi açıyor. İnsanlarımıza ulaşmakta zorluk çekiyoruz. İnsanların Ankara’ya, bu Parlamentoya olan inançları her gün daha fazla törpüleniyor, buna hakkımız yok. Bunu söylemeye çalıştık ama maalesef söyleyemedik burada sataşmadan dolayı.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, nihayetinde gündeme geçiyoruz inşallah.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7’nci madde üzerindeki önergelerin kapalı oturumda görüşülmesine dair İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Kapalı oturum istemine dair önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde verilmiş olan önergelerin görüşmelerinin kapalı oturumda yapılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                      Engin Altay

                                                                                        İstanbul

                                                                            CHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Önergelerin içeriği bakımından ihtiyaç duyulmaktadır.

BAŞKAN – Kapalı oturumda Genel Kurul salonunda bulunabilecek sayın üyeler dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarıya çıkmaları gerekmektedir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kulisler de Sayın Başkanım, kulislerin de boşaltılması lazım.

BAŞKAN – Sayın idare amirlerinden salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ediyorum.

Yeminli stenografların ve diğer yeminli görevlilerin salonda kalmalarını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Edilmemiştir Başkanım, bakın, edilmemiştir Başkanım.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Edilmemiştir efendim. Bakın, hâlâ kaldırıyorlar, etmediler. Bu da mı gol değil Sayın Başkanım, bu da mı gol değil?

BAŞKAN – Evet, kabul edilmemiştir. Salonun boşaltılması gerekiyor.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Teşekkürler, sağ olun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, kulislerin boşaltılması da bir hayli zaman alacak gibi görünüyor, çok yoğunluk var kulislerde.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Bir on beş dakika ara verelim efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Kapalı oturum yapmak için bir yarım saat ara vermeniz lazım Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dilerseniz, burada, özellikle stenografların ve arkada görev yapan yeminli görevlilerin salonda kalmaları noktasında yeniden bir oylama… O konu herhâlde çok anlaşılmadı.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Hayır Başkanım!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Hayır efendim, olur mu böyle bir şey? Oylandı, geçti.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olmaz!

BAŞKAN – Tamam, pekâlâ, oylandı, geçti, kabul edilmiştir.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Yarım saat ara verelim Başkanım.

BAŞKAN - Salonun boşaltılması zaman alacağından bir on dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini içeri alıyorum.

Kapanma Saati: 21.28

XI.- KAPALI OTURUMLAR

(ALTINCI OTURUM)

(Kapalıdır)

-----0-----

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin kapalı oturumdan sonraki Yedinci Oturumunu açıyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (2)’nci fıkrasının (b) bendinin başına “6. maddenin 4. fıkrası uyarınca” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

       Baki Şimşek                                     Nuri Okutan                                   İsmail Faruk Aksu

           Mersin                                             Isparta                                              İstanbul

      Erkan Haberal                                     İsmail Ok                                         Kamil Aydın

           Ankara                                           Balıkesir                                             Erzurum

        Arzu Erdem                                   Saffet Sancaklı

          İstanbul                                           Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (2)’nci fıkrasının (a) bendinde, 5’inci maddenin (2)’nci fıkrasının (b) bendinde şeklinde değiştirilmesini ve aynı fıkranın (b) bendinin tasarıdan çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

   Namık Havutça                                 Ömer Süha Aldan                                   Özkan Yalım                 

       Balıkesir                                              Muğla                                                 Uşak

Cemal Okan Yüksel                                 Zeynel Emre                                       Haydar Akar

       Eskişehir                                            İstanbul                                              Kocaeli

      Murat Emir

         Ankara

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 8’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                                Bedia Özgökçe Ertan                            Meral Danış Beştaş             

              Diyarbakır                                              Van                                                  Adana

         Osman Baydemir                                      Erol Dora                                 Mahmut Celadet Gaydalı

               Şanlıurfa                                             Mardin                                                Bitlis

MADDE 8

(1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın üçüncü kişilere aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler ilgili kişilerin temel hak ve hürriyetlerine zarar vermemek kaydıyla, Kanunun 5.Maddesinin 2.fıkrasının b bendinde belirtilen şartın bulunması hâlinde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8’inci madde üzerine söz almış bulunmaktayım.

8’inci maddenin kenar başlığı “Kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılması”. Bu madde “Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın üçüncü kişilere aktarılamaz.” ana ilkesinden sonra istisnaları aslında düzenliyor, nasıl aktarılacağına dair bir düzenleme. Burada, (2)’nci fıkranın (a) bendinde “5 inci maddenin ikinci fıkrasında”, (b) bendinde “Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin (b) bendi hariç dördüncü fıkrasında” belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın üçüncü kişilere aktarılabileceği düzenleniyor.

Şimdi, 5’inci maddenin (2)’nci fıkrasına baktığımızda, burada bazı düzenlemeler var. Tabii, (2)’nci fıkra (e)’ye kadar düzenlenmiş alt başlıklarla ve burada “Kanunlarda açıkça öngörülmesi” ile başlıyor, “Fiili imkânsızlık nedeniyle kişinin rızasını açıklayamayacak durumda olması ya da kendi rızasının hukuki olarak geçerli olmaması hâlinde ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması”, (c)’de ise “Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan ilgili olması” ve son fıkrada da “Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.” şeklinde devam ediyor.

Şimdi, burada, bu okuduğum bentlere göre, kişinin rızası olmasa da bu veriler üçüncü kişilere aktarılabiliyor. Yani, zaten bizim kanunlarda da Anayasa’mızda da genellikle ana ilke, bir hakkın ihlalini yasaklar ya da bir hakkı koyar ama o hakka tümüyle öyle bir yoruma açık istisnalar ortaya konulur ki o hakkın özü ortadan kaybolur, kaldırılır.

Yani burada da maalesef, tipik bir şekilde, biz, esas itibarıyla, kanuna -yani aslında “kanuna karşı hile” diyemeyeceğim ama- konulan ilkenin istisnalarla tümüyle ortadan kaldırılması şeklinde bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Bu nedenle, her ne kadar kanunda “Kişilerin açık rızası aranıyor.” ilkesi kişisel verilerin korunması amacını taşıyorsa da bu rızanın hangi şartlarda alınmayacağının alanının ve çerçevesinin çok geniş tutulması sebebiyle, hakkın özü kesinlikle yine ortadan kalkıyor ve hakka ciddi anlamda halel geliyor.

Geçen madde üzerinde yaptığım konuşmada da ifade ettiğim gibi, gerçekten Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı’nda daha çok tartışmaya, değerlendirmeye ve ortak bir tutuma, istişareler sonucunda bu kanunun ayrıntıları üzerinde bir uzlaşmaya ihtiyacımız olduğu görüşümüzü bir kez daha ifade ediyoruz çünkü bizim bütün Türkiye’ye, Türkiye yurttaşlarına karşı büyük bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluğumuzu, bu beklentiyi boşa çıkarmamamız lazım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı isteyeceğiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bariz yok.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Başkan, yapmayın, yok.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.43

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

8’inci madde üzerinde Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşlarının önergesinin oylaması sırasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasının (a) bendinde, 5’inci maddenin 2’nci fıkrasının (b) bendinde şeklinde değiştirilmesini ve aynı fıkrasının (b) bendinin tasarıdan çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Murat Emir (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Bu kanunun Avrupa Birliği direktifleri doğrultusunda ve kişisel verilerin hukuka uygun biçimde işlenmesi, kullanılması ve kişilik haklarının korunabilmesi amacıyla getirildiği söyleniyor ama her defasında görüyoruz ki, defalarca uyardık ki bu kanun asla buna hizmet etmiyor. Bu kanun, aslında, kişisel verileri rahatça işlemek, gerektiğinde kullanmak ve gerektiğinde satmak üzere çıkarılan bir kanundur. İçine yerleştirilen istisna maddeleriyle neredeyse her maddenin, özellikle 5’inci ve 6’ncı maddelerin başındaki “rızasız işlenemez” maddesi, fıkrası işlevsizleştirilmiştir. Oysaki yine “Avrupa Birliğine uyum nedeniyle bu kanunu çıkarıyoruz.” diyorsunuz, hâlbuki Avrupa Komisyonunun tüzük önerisinin 123’üncü paragrafında açıkça gösterildiği gibi, kişinin rızası olmadan kişisel verilerin işlenmesi, kullanılması ve transferi söz konusu bile değildir. Bunu komisyonun dikkatine sunuyorum. Önemli bir hata yapıyorsunuz.

Yine aynı şekilde, bakınız, 18’inci maddede de -bu, 8’inci maddeyi kapsayan bir şey- kişisel verilerin kişinin rızası olmaksızın iletilebilmesi, paylaşılabilmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Bu nedenle, bu önümüzdeki kanun tasarısı Avrupa Birliği normlarına açıkça aykırıdır. Komisyonun ve Sayın Bakanın -tabii, dikkat ederlerse- buna özen göstermelerini rica ediyoruz.

Bu, son derece önemli arkadaşlar. Sizlere niye önemli olduğunu biraz daha çarpıcı olsun diye bir örnek üzerinden anlatmak isterim. Bakınız, Türkiye’de şu anda, mevzuatımıza göre, kordon kanı bankacılığı merkezleri var, insan doku ve hücreleriyle ilgili merkezler var, kemik iliği nakli merkezleri var. Bunlarda toplanan verilerin, burada toplanan genetik verilerin, burada toplanan kan örneklerinin, burada toplanan hücrelerin hepsi sağlık verisidir. Şu hâlde, 6’ncı maddeye göre özel nitelikli veridir ve bu verilerin kişinin rızası olmadan işlenmesinin yolu açılmıştır. Peki, ne olabilir? Mesela torununuz için verdiğiniz kordon kanı veya herhangi bir laboratuvar incelemesi sırasında verdiğiniz hücreleriniz daha sonra kullanıma açık hâle getirilmektedir. Peki, bu tehlikeli mi? Evet, son derece tehlikeli; bu, sizin sağlığınız açısından da tehlikeli, verilerinizin kötü amaçlarla kullanılması açısından da tehlikeli. Tabii, Genel Kurul buna dikkat etmiyor ama arkadaşlar, bunun millî güvenliğe varacak sonuçları olacaktır. Bakın, İzlanda halkının DNA verilerini satarak İzlanda hükûmetinin açığını kapattılar. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum: Özel nitelikli sağlık verilerini, DNA verilerini, genetik verileri alıyorsunuz ve dünyadaki veya ulusal veya uluslararası plandaki biyoteknoloji şirketlerine pazarlıyorsunuz. Aslında buradaki kastedilen verilerin paylaşılması, adını açıkça koyalım, satılmasıdır. Dolayısıyla, şöyle bir örnek üzerinden gitmekte fayda var: Bu örneğin sizin DNA verilerinizin işlenmesi durumunda, organ nakli kaçakçılığına, organ kaçakçılığına konu olabilecek veya bizim millî güvenliğimizi etkileyecek veya bize dönük ilaçlar üretilmesine yol açabilecek sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır.

Bakınız, bu materyallerin böylesine paylaşılması ve satılması sonrasında, sizin bu kayıtsızlığınızı ben şuna benzetiyorum: Abdülhamit döneminde Bergama’daki Zeus Sunağı Almanya’ya götürülürken hakana soruyorlar, bunlar izin istiyorlar ve hakan da diyor ki: “Allah’ın taşı, gitmesinde ne sakınca olabilir ki?” İşte, arkadaşlar, özellikle özel nitelikli kişisel verilerin dilediğinizce kullanılması, işlenmesi, gönderilmesi, paylaşılması hepimiz açısından, sizlerin açısından da son derece ciddi sonuçlar doğurmaya adaydır. İnsanların ırkını, mezhebini, cinsel verilerini işleme ihtiyacını niye duyuyorsunuz? Bakın, burada mezhep var mı, Avrupa Birliği normlarında? Dinî, inanç var mı, felsefi görüş var mı? Sayın Bakan, bunları işleyip ne yapacaksınız, nerede kullanacaksınız? Biz buna kişisel verilerin satılması dedik beğenmediniz, fişleme kanunu dedik beğenmediniz, ben de bir isim öneriyorum, cinsel verilerin kullanılması kanunu da diyebilirsiniz pekâlâ.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ve bu büyük yanlıştan bir an evvel dönülmesini arzu ediyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (2)’nci fıkrasının (b) bendinin başına “6. maddenin 4. fıkrası uyarınca” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saffet Sancaklı (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı.

Buyurun Sayın Sancaklı. (MHP sıralarından alkışlar)

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, görüştüğümüz konuların hepsi çok önemli konular ama ben biraz terörden bahsetmek istiyorum. Eğer biz bu terörü çözmez isek, bu terör belasından kurtulmaz isek bunların hepsi tali kalır, ikinci planda kalır. Geçen hafta İstanbul’da Taksim’de bir bomba patladı, o bomba patlamadan bir gün önce Alman Konsolosluğu uyarı yapıyor “Bomba patlayacak Taksim’de.” diye. Alman Okulu var orada, okulu kapatıyor, tatil ediyor. Benim de oğlumun okulu çok yakında, ben de okula göndermedim onu cuma-pazartesi arası ve bomba patlıyor. Ben nereden o kanıya vardım? Hem Alman Konsolosluğunun açıklamasından vardım, bir de bu sosyal medyadaki bütün hesapları kontrol ediyorsunuz ya, bu terör yandaşlarının da sosyal medyadaki hesaplarına biraz bakarsanız, söylüyorlar zaten nereyi ne zaman patlatacaklarını. Biz öyle bir hâle geldik ki artık kanıksamaya başladık neredeyse.

Geçen burada, Ankara’da bomba patladığında Meclisteydik biz hepimiz; çok doğru bir hareket yaparak Meclisi kapatmadık, terörün istediği ortamı oluşturmadık ama bugünlerde gelinen noktaya bakıyoruz, en son, bu bomba patladıktan sonraki bu Fenerbahçe-Galatasaray maçının ertelenmesini asla kabul etmiyorum arkadaşlar. O gün maç saat 20.00’de, akşam; saat 12.00’de bomba uzmanları, köpeklerle beraber stadı 5 defa aradılar -orada statta çalışan arkadaşlarımız var bizim- ve hiçbir şey bulunamadı. Maça üç saat kala seyirciler içeri alınmaya başladı, ciddi manada seyirci içeri alındı. Daha sonra, Sayın Vali ihbar aldığını ve bir tehlike olduğunu, bir tehdit olduğunu söyleyerek stadı tekrardan boşaltıyor, iki saat kala. Galatasaray Kulübü de “50 bin kişiyle oynamak varken niye seyircisiz oynayayım?” diye itiraz ediyor, “Biz maça çıkmıyoruz.” diyor. Arkasından, Futbol Federasyonu ve Sayın Vali beraber yaptıkları toplantıda “Çok büyük bir tehdit var ve biz maçı erteliyoruz.” diyorlar. O anda Sayın Cumhurbaşkanı televizyonda canlı yayında konuşuyordu. Arkadaşlar, biz teröre karşı dik durmak zorundayız, dik durmak zorundayız, terörün istediği ortamı yaratamayız. O anda Sayın Cumhurbaşkanı televizyonda canlı yayında konuşuyor.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – O anda değil, bir buçuk saat sonra, bir buçuk saat sonra.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Dinle, dinle!

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Ya bir susun Allah’ınızı seviyorsanız, bir şey konuşuyorum ya! Amma seviyorsunuz konuşmayı! Bu anlattığım konu... Önemli bir şeyden bahsediyorum, terörden bahsediyorum ben.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen konuş, Genel Kurula hitap et.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Cumhurbaşkanını niye burada anlatıyorsun?

HİKMET AYAR (Rize) – Cumhurbaşkanı sonra konuştu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

Sayın Sancaklı, siz de Genel Kurula hitap edin lütfen.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Cumhurbaşkanının ne söylediğini söyledim mi ben?

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Konuşmasından bahsediyordunuz ya...

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Nereden biliyorsun, müneccim misiniz siz?

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – “O anda konuşuyor.” diyorsunuz, o andan bahsediyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Utanmazlar! Cumhurbaşkanı deyince başladınız cak cak cak! Dinleyin!

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Ne kadar saygısızsınız ya!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Onunla yatıp onunla kalkıyorlar zaten.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Cumhurbaşkanı çok güzel bir şey söylüyor, diyor ki: “Terörün gündemine mahkûm olmayacağız.” Doğru bir şey söylüyor, dinlemiyorsunuz ki.

HİKMET AYAR (Rize) – Ama o anda demiyor, sonra söylüyor.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Ya, o anda demiyor, bir saat sonra diyor. “Terörün gündemine biz mahkûm olmayacağız, terörün istediğini yapmayacağız.” dediği anda -yarım saat sonra, yarım saat önce çok önemli değil- koskoca Fenerbahçe-Galatasaray maçı iptal oluyor arkadaşlar. Terörün istediği oldu mu, olmadı mı şimdi? En büyük tepkiler teröre statta verilmiyor mu? Bu statların kapatılmasına niye müsaade ediyorsunuz? “Çok büyük ihbar var, büyük olaylar olacak.” Peki, bu ihbarı yapanlar, bu adamlar yakalandı mı? Kamuoyunun hiçbir şeyden haberi yok. Bir olay oluyor, hep aynı şeyler arkadaşlar ya, kanıksamaya başladık biz; bir-iki saat sonra bir açıklama, kınama! Sonra, yeni bir şey çıktı; bu, hemen Twitter’la, Facebook’u ve bu sosyal medya hesaplarını niye kapatıyorsunuz? Bu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı niye kapatıyor? Bırakın, millet ne istiyorsa konuşsun. Yayın yasağını getirin eğer ortada uygunsuz görüntüler varsa.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Olur mu öyle şey ya! Dünyanın her yerinde kapandı ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Terörist propagandasını yapıyor, her türlü şeyini yapıyor, bir şey yapamıyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Saffet Bey, siz devam edin.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Nasıl devam edeyim ya? Ben bir şey anlatıyorum, anlattığım şey de… Türkiye meselelerini anlatıyorum ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama müdahale etmeyelim.

Sayın Sancaklı, siz Genel Kurula hitap edin.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Arkadaşlar, sizin keyfiniz yerinde galiba, keyfiniz çok yerinde herhâlde!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Saffet Bey, dinliyoruz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ya, bunları kale alma Sayın Sancaklı.

Terbiyesiz! O anda aklı sıra sabote ediyor, bir de sırıtıyor, utanmaz!

Hiçbir değeriniz kalmadı mı sizin Cumhurbaşkanından başka?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde 4 adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte 117 olan sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (4)’üncü fıkrasının (d) bendinden sonra gelen cümlede geçen "değerlendirmek ve ihtiyaç duyması halinde" ibaresinin "değerlendirerek" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Baki Şimşek                    Nuri Okutan                          İsmail Faruk Aksu

            Mersin                            Isparta                                    İstanbul

 

        Arzu Erdem                   Erkan Haberal                            Kamil Aydın

           İstanbul                           Ankara                                    Erzurum

 

          İsmail Ok

          Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(2) Kişisel veriler, 5 inci maddenin ikinci fıkrası ile 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin varlığı ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede;

a) Yeterli korumanın bulunması,

b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye'deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri ve Kurulun izninin bulunması,

kaydıyla ilgili kişinin açık rızası alınarak yurt dışına aktarılabilir.

        Namık Havutça                             Ömer Süha Aldan                                   Özkan Yalım

            Balıkesir                                         Muğla                                                 Uşak

    Cemal Okan Yüksel                             Zeynel Emre                                      Gülay Yedekci

            Eskişehir                                        İstanbul                                              İstanbul

         Haydar Akar                              Ömer Fethi Gürer

             Kocaeli                                           Niğde

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesine (4)’üncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve diğer fıkranın buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Mehmet Naci Bostancı             Mehmet Doğan Kubat             Tülay Kaynarca

                   Amasya                                  İstanbul                            İstanbul

           Ali Cumhur Taşkın                    Salih Çetinkaya                    Zeyid Aslan

                    Mersin                                   Kırşehir                              Tokat

               Necip Kalkan

                     İzmir

"(5) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Ülkenin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir."

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           İdris Baluken                         Bedia Özgökçe Ertan                            Meral Danış Beştaş             

             Diyarbakır                                       Van                                                  Adana

         Osman Baydemir                              Erol Dora                                 Mahmut Celadet Gaydalı

              Şanlıurfa                                      Mardin                                                Bitlis

          Müslüm Doğan

                 İzmir

MADDE 9

(1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurtdışına aktarılamaz.

(2) Kişisel yerinin aktarılacağı yabancı ülkede

a) Yeterli korumanın bulunması;

b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye'deki ve yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı taahhüt etmeleri ve Kurulun izninin bulunması şartı aranır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Müslüm Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasayla ilgili olarak hem komisyonda hem de Genel Kurulda görüşlerimizi belirtmiştik ama yine, 9’uncu maddeyle ilgili de görüşmeye devam ediyoruz ve görüşlerimizi belirteceğiz.

Esas olarak bu yasanın Anayasa’nın açık hükümlerine aykırı olduğu daha önce belirtilmişti. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması sonucu kabul edilen 5982 sayılı Kanun’la Anayasa’nın 20’nci maddesine bir fıkra eklenmek suretiyle kişisel verilerin korunması temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmış ve detayların kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Anayasa’nın yine 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir.”

Değerli milletvekilleri, tasarı kişisel verileri güvenceye almaya yönelik hükümlerine getirdiği sonsuz genişlikteki istisnalarla güvenlik, istihbarat kurumlarının yanı sıra, sır tutma yükümlülüğü bulunan kamu görevlilerini de bireyler karşısında mutlak yetkiyle donatmakta, onları kanun tasarısının getirir göründüğü her türlü sorumluluktan ve yasanın ihlali hâlinde doğacak yaptırımlardan bağışık kılmakta, böylece kişisel verilerin bireylerin rızası ve bilgisi olmaksızın aleyhlerine kullanılması güvence altına alınarak amacın tam tersi bir sonuca varmakta ve bu şekilde Anayasa’nın 20’nci maddesi ihlal edilmiş olmaktadır. Öte yandan, yine tasarı, dayandırıldığı Avrupa Birliği mevzuatına ve temel belgesi olan otomatik olarak işlenen kişisel veriler bakımından bireylerin korunması hakkında sözleşmenin ruhuyla da taban tabana zıt bir anlayışı yansıtmaktadır. Söz konusu sözleşme, her taraf devlet ülkesinde, uyruğu ve ikametgâhı ne olursa olsun, tüm gerçek kişilerin temel hak ve özgürlüklerini, özellikle kendilerini ilgilendiren kişisel nitelikteki verilerin kamu kurumları ya da özel sektörde işlenmesi bakımından kurumlara özel bir imtiyaz tanımaksızın, otomatik işleme tabi tutulması karşısında özel yaşam haklarını güvence altına alma amacı gütmektedir.

Değerli milletvekilleri, söz konusu bu maddede, işlenen ve kayıt altına alınan tüm kişisel verilerin aktarılabilmesi bu şekilde düzenlenmektedir. Madde düzenlenirken kişisel verilerin işlenebilmesi ve aktarılabilmesi âdeta tüm temel hak ve özgürlüklerden daha üstün tutularak önümüze getirilmiştir.

Yabancı ülke bağlamında, veri sahibi kişinin hakları devletlerin çıkarına, devletler arası pazarlıkların kaderine bağlı kılınmıştır. Verilerin paylaşılabilmesi için maddede yer alan ilgili yabancı ülkede yeterli korumanın bulunması, kişisel verinin aktarılacağı ülkedeki yeterli korumanın bulunmaması durumunda ise söz konusu ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı taahhüt etmesi gibi doğrulanması imkânsız koşulların, ülkeler arası ilişki ve pazarlıkların sonucuna göre yetkililerin bireylerin kişisel verilerinin aktarılması hususunda tam bir serbestlikle hareket etmelerine imkân sağlamak için maddeye eklendiğini de burada görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, daha önce de milletvekili arkadaşlarımız burada belirtti. Gerçekten, ülkemiz çok ağır koşullar yaşıyor. Bir şiddet sarmalıyla karşı karşıya bırakılan ülkemizde, analar hiçbir zaman bu kadar ağlamamıştı, gözyaşı hiçbir zaman bu kadar fazla akmamıştı. Bakın, doksan yıllık cumhuriyet tarihinde, resmî ideolojinin, resmî ideolojiyle donatılan, resmî anlayışla donatılan -buna CHP de dâhildir- bu ülkenin temel sorunlarını hiçbir zaman Parlamentoyla konuşamadık. Gelin, bu ülkede, ortak vatanımızda kardeşçe, barış içerisinde bir arada yaşamanın şartlarını oluşturalım. Siz Alevileri karşınıza alırsanız, Kürtleri karşınıza alırsanız, demokratları karşınıza alırsanız, 2002’den itibaren ortaya koyduğunuz siyaset belgesiyle çelişmiş olmaz mısınız? Gelin, bu resmî ideolojiye karşı, oligarşik devlet anlayışını yıkalım, halkların, inançların bir arada yaşayacağı demokratik bir düzene kavuşalım. Bunun şartları Parlamentoda oluşur. Ölümlerin olmadığı bir ülke. Görüyorsunuz işte, ülkemizde her gün bir bomba patlıyor. Bunları kim yaparsa yapsın şiddetle kınıyorum. İnsani hiçbir yönü yoktur bu işin. Bunu kınamak da burada yetmiyor değerli milletvekilleri. Bunların yasal altyapısını oluşturalım. Yasalarda ne sorun varsa gelin, bunları çözelim. Birlikte kardeşlik, barış iklimini tesis edelim; mesele budur. Bizim birbirimizden farkımız nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Burada birbirimizin konuşmasına bile tahammül edemez durumdaysak bizim bir sorunumuz var demektir. Bu sorunu aşmamız lazım diye belirtiyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı konuşmasında Türkiye’nin içinde bulunduğu terör sarmalının bir resmî ideolojinin yansıması olduğundan bahisle, partimizi de “resmî ideolojinin partisi” diye sıfatlandırmak suretiyle yaşanan terör olaylarından sorumlu algısını doğuracak bir konuşma yapmıştır. Uygun görürseniz bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika sataşmadan söz veriyorum. Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun Sayın Altay.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu resmî ideoloji meselesi Türkiye’de zaman zaman gündeme gelir. Nedir, ne değildir, ben çok bilmiyorum bu resmî ideolojiyi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi var. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi bugün ayakta ve hayatta olabilseydi gerçek anlamda, bu bombalar patlamazdı, bin yıllık Türk ve Kürt kardeşliği devam ederdi, kimse “özgürlük” diye bağırmazdı, kimse kimsenin temel ve hak özgürlüklerini gasbetmezdi. Şu anda, Türkiye’nin -her vesileyle övündüğümüz- 783.562 kilometrekarelik coğrafyasının bir bölgesinde âciz bir Hükûmet, çürümüş bir devlet, panik hâlinde bir millet tablosuyla karşı karşıya kalmazdık. Eğer o kurucu iradenin, kurucu felsefenin “Yurtta barış, dünyada barış.” diskuru bütün partiler tarafından ve özellikle bu Hükûmet tarafından hayata geçirilmiş olsaydı, bugün Parlamentomuzda milletimizin ekonomik, sosyal, kültürel olarak günlük hayatının daha iyileşmesine yönelik daha kayda değer ciddi işlerle uğraşırdık.

Sayın milletvekilleri, elbette, Parlamento; siyaset yapacağız, polemik yapacağız. Sizi bilmem, bizim içimiz yanıyor. Bugün yine Yüksekova’da 3 tane şehit var. Türkiye’de her gün insanlar ölüyor, öyle ya da böyle. Ve her zaman söylüyorum, bu ölümlerden, bu ölümlerle ilgili sorumlu arıyorsak, birinci sorumlu bu Hükûmet, ikinci sorumlu bu Hükûmetin yaptıklarına seyirci kalan bu Meclistir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesine (4)’üncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve diğer fıkranın buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

“(5) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Ülkenin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir.”

BAŞKAN – Önergede bir redaksiyon talebi var galiba.

NECİP KALKAN (İzmir) – Efendim, bir düzeltme talebim var.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden lütfen.

NECİP KALKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, arkadaşlarımızla vermiş olduğumuz önergenin bir kelimesini değiştirmek istiyoruz.

“(5) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Ülkenin…” demiştik. “Ülkenin” yerine “…Türkiye’nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir.” düzeltme talebini okuyorum.

BAŞKAN – “Ülkenin” yerine “Türkiye’nin” düzeltmesi…

Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kişisel verilerin yurt dışına aktarılması bazı durumlarda ülkemizin veya ilgili kişilerin menfaatlerine ciddi şekilde zarar verebilmektedir. Bu durumun engellenmesi amacıyla, ülkenin veya ilgili kişinin menfaatlerinin ciddi zarar göreceği durumlarda Dışişleri Bakanlığı ya da ilgili kamu kurum veya kuruluşlarının bu hususta görüşü alınarak kurulun izin vermesinden sonra verilerin yurt dışına aktarılması amaçlanmaktadır. Bununla birlikte, uluslararası sözleşme hükümleri saklı tutulmaktadır. Uluslararası sözleşme hükümleri bulunması hâlinde kişilerin menfaatlerinin ciddi şekilde zarar görmesi nazara alınmayacaktır.

BAŞKAN – Redaksiyon çerçevesinde önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(2) Kişisel veriler, 5’inci maddenin ikinci fıkrası ile 6’ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin varlığı ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede;

a) Yeterli korumanın bulunması,

b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye'deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri ve Kurulun izninin bulunması,

kaydıyla ilgili kişinin açık rızası alınarak yurt dışına aktarılabilir.

Namık Havutça (Balıkesir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADELET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dünyanın içinde bulunduğu koşullarda kişisel verilerin sorumsuzca dolaşması ve bu durumun kişi temel hak ve hürriyetini tehdit eder hâle gelmesi bireyi korumayı amaçlayan bir yasanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ancak, bu yasanın muhalefetin de görüşleri ve değerlendirmeleri alınarak gerçekleşmesi ileride tekrar tekrar aynı konulara dönülmesini engelleyecektir. Çünkü, ülkemizde son yıllarda çıkan kanunlar ne yazık ki daha sonra, uygulamada rastlanan sorunlardan dolayı tekrar, bir kez daha Meclisin önüne gelmekte ve Meclisin bu konudaki çalışmalarında hem verimliliği düşmekte hem uygulamada sorunlar yaşanmakta.

Şimdi, burada, 6’ncı maddede kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti; dernek, vakıf ya da sendika üyeliği; sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veriler olarak değerlendirilmeye alınıyor. 8 ve 9’uncu maddelerde düzenlenen kişisel verilerin üçüncü kişilere ve yurt dışına aktarılması konusunda ilgili kişinin açık rızası olmadan aktarılabileceği hâller sayılarak kişinin iradesi yok sayılmakta, ayrıca bu aktarmalar kapsamında ne olacağı da şüpheli. Tabii, bunların uygulanmasında bir kurul oluşuyor. Kurul üyelerinin 3’ü Başbakan, 3’ü de Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Kurulda görev yapacak kişilerin tarafsız olacağı belirtiliyor. Ülkemizde son yıllarda bu konuda kurulların ne kadar tarafsız olduğu irdelendiğinde ve incelendiğinde görülecektir ki özünde tarafsızlık, yalnızca sözde kalan ama icraat ve uygulamalarda çok da yaşama geçmeyen bir işlev durumuna geldi.

Kurul üyelerinin asli görevlerini aksatmayacak şekilde bilimsel amaçlı yayın yapabilecekleri, ders ve konferans verebilecekleri, bunlardan doğacak telif haklarıyla ücret alacakları belirtiliyor. Şimdi, burada benim çok ilgimi çeken bir şey var; ticaretle uğraşamıyor, bunun yanında kanuna dayanarak kooperatifte, vakıfta görev alamıyor ama konferans ve ders veriyor. Yani, bireye ait, kişilerin açığa çıkmaması gerekli olan saklı konuları içeren bilgileri ne konferansta ne içerikle anlatılacak? Şimdi, Türkiye'de geçmişi biraz, çok çabuk unutuyoruz. Ama, hatırlarsınız, ilikle ilgili bir olay olmuştu, onunla ilgili veriler toplanmaya başladığında dönemin Sağlık Bakanı Türkiye'ye ait verilerin yurt dışına kaçırılacağı konusunda Mecliste önemli konuşmalar yapmıştı. Süre geçti, şimdi bunu biz kanun hâline getireceğiz, verileri derleyeceğiz ve birilerine emanet edeceğiz. Emanet ettiğimiz kişilerin edecekleri yemin de belirtilmiş. Ülkemizde yemine ne kadar sadık kalındığı geçmişte yine örnekleriyle sabit. Var olan yemini ediyoruz ama uygulamada yeminin gereğini yerine getirmiyoruz. Onun için, kişisel verilerin toplanmasında bireye ait ve bireyde kalması gerekli olanın niye kanunla genellenip ele geçirildiği ya da o kanunun içinde yer aldığını algılamak ve anlamak zor.

Muhalefet bir şey söylüyorsa onun ötelenmesi ya da yerine getirilmemesi adına yapılanın nedenini de kavramak zor çünkü bir gün geliyor, siz iktidarda olmadığınızda, sizin kendinizin benimsediğiniz bu kez de sizin karşınıza sorun olarak çıkabiliyor. İşte, geçtiğimiz günlerde yaşadığımız kanunlarla ilgili sorunlarda da benzer durumlara tanık olduk. O nedenle; bu konularda muhalefetin mutlaka sesinin dinlenmesi gerekiyor. HDP’nin, MHP’nin de bu konuda ne söylediklerini veya nasıl muhalefet ettiklerini de burada görmek istiyoruz.

Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu kanun tasarısının geri çekilerek yeniden düzenlenmesi ve kişisel verilerin ileride farklı biçimde kullanılmasını engelleyecek çalışmaların da buraya katılmasını temenni ediyor, bu dileklerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Oylayalım, ondan sonra Sayın Akçay.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın konuşmacı partimizin de adını zikrederek anlayamadığımız bir sebeple sataşmış bulunuyor. Sataşmadan dolayı da biz söz istiyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kanunla ilgili tavrınızı tam anlayamadık.” dedi.

BAŞKAN – Sayın Akçay, sizin şu anda önergeniz var; İsterseniz onun üzerinde beş dakika söz verelim size, olur mu? Daha iyi olur. İki dakika değil, sizin önergenizin üzerinde…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuşmacımız var, ayrıca o konuşur efendim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yani, konuşmayla sataşmanın ne alakası var?

BAŞKAN – Bir dakika… Ne dedi? Ben hakikaten kaçırdım da tam olarak.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yani “Gereğini yapmadılar. Doğru düzgün muhalefet yapmıyorlar.” dedi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisinin nasıl bir muhalefet ettiğini görmek istiyoruz.” diyor.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – “Aldıkları oyun hakkını vermiyorlar.” dedi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bu konuda aynı gerekçeyle…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun, vereyim hadi de yalnız, lütfen, fazla da istismar etmeyelim bu olayı.

Buyurun.

İki dakika.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, görüyorsunuz ki bizim kimseye sataştığımız da yok fakat anlamsız bir şekilde partimize sataşılmak isteniyor. Tabii, gerekli cevapları da veririz. Ama, ben özenle, sataşmaya bir sataşmayla cevap vermeyeceğim çünkü bunun maksatlı olduğunu da düşünüyoruz.

Yalnız, Milliyetçi Hareket Partisinin bütün konulardaki görüşleri çelişkisiz, ilkeli, tutarlı ve açık bir şekildedir. Bu, gerek programımızda gerek seçim beyannamelerimizde gerekse genel başkanımızın ve parti yetkililerinin açıklamalarında çok açık şekilde ortaya konulmuştur. Bu dokunulmazlıklarla ilgili konularda, bu Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nda, terör konusunda, Anayasa değişiklikleri konusunda ne demişsek onun arkasındayız, her zaman da öyle olmuşuz. Bunları, bu politikaları doğru ve tutarlı bir şekilde devam ettirmek isteriz. Bunu, bu politikalarını devam ettiremeyenler düşünsün.

Yani fazla da ilerletmek istemiyorum da… Ama sataşayım mı Sayın Başkan?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sataştınız zaten.

ERKAN AKÇAY (Devamla)- Hadi sataşmayayım aksi takdirde bu uzar gider.

BAŞKAN – Bence de… Büyüklük sizde kalsın Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Onun için, şu kadar söyleyeyim ki: Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisinden daha tutarlı bir partidir. (CHP sıralarından gürültüler)

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İyi ki sataşmadınız Sayın Akçay!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tutamadım kendimi. Ne yapayım efendim?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, aynı gerekçeyle size de söz vereceğim.

Buyurun.

Sayın milletvekilleri, lütfen, istirham ediyorum, bu maksatlı sataşmaları bir tarafa bırakalım çünkü başka zaman ben söz vermeyebilirim. Bunu da söyleyeyim özellikle.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, niyet okuyorsunuz. Niye maksatlı olsun?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

14.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, tabii, burada Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan milletvekili hem bu kanunla ilgili hem de genel olarak HDP’nin tutumunun net olmadığını ifade etti. Sanırım HDP’yi yeterince takip etme fırsatı yakalayamıyor sayın milletvekili.

Bu kanunla ilgili de AB kriterlerine göre değil AKP’nin iktidar kriterlerine göre hazırlandığı için mutlaka komisyona çekilmesi gerektiği; komisyonda belli bir tartışma, istişare ve ortaklaşmadan sonra Genel Kurula gelmesi durumunda yapıcı katkılar çerçevesinde HDP’nin değerlendirmesi gerektiği mesajlarını hemen hemen her HDP’li vekil arkadaş buradan ifade etti. Ancak, CHP uzun süredir sadece kendi tabanını HDP’ye kaybettirmemenin gayreti içerisinde, biraz tribünleri memnun edecek çıkışlar dışında bir ülkenin ana muhalefet partisinin yapması gereken etkin muhalefet görevini yerine getirmiyor.

Yani, bugün, mesela bir kanun teklifi buraya getirdiler, son derece önemli bir kanun teklifi; her bir başlığı bütün komisyonlarda ve Genel Kurulda saatlerce tartışılması gereken, bu konuda topluma anlatılması gereken bir kanun olmasına rağmen, burada beşer dakikalık müzakerelerle son derece önemli olan hususları Genel Kurulda tartışıyormuş, takip ediyormuş gibi yapıyor. İçinde seçim barajı var, işte Toplantı ve Gösteri Yasası’yla ilgili düzenlemeler var, koruculuk sistemiyle ilgili düzenlemeler var, ana dilde propagandanın önünü açmayla ilgili hususlar var ama bütün bunları gerçekten ana muhalefet partisi olarak halka anlatmak, Meclisi bu konuda seferber etmek yerine, buraya getirip beş dakika konuşursanız ancak kendinizi inandırırsınız; toplum da inanmaz, biz de inanmayız. Bizim her konuda tutumumuz son derece net.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, siz, tabii, tebessüm ediyorsunuz, anlıyorum ama şimdi her şeyin de bir hududu var.

BAŞKAN – Tabii ki…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani bu…

BAŞKAN – Tamam, size de iki dakika veriyorum.

Buyurun Sayın Altay.

Ama, bu hududu aşmayalım lütfen, bunu bitirelim.

Yani muhalefetten muhalefete bu sataşmalar…

Buyurun efendim, iki dakika süre veriyorum size de.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

15.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, ben hakikaten anlamıyorum, burada Sayın Başkan belki şöyle zannediyor, bir danışıklı dövüş yapılıyor gibi falan ama asla böyle bir şey yok.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Hiç öyle bir şey yok!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Asla böyle bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ancak, tabii, sayın milletvekilimiz… Gerek HDP gerekse MHP bu kanun tasarısıyla ilgili tutumu bakımından küçük bir eleştiri ya da tavırlarını belki önümüzdeki dakikalarda yapılacak konuşmalarda daha böyle, milletvekilimizin, bizim anlayacağımız dilde ortaya koyarlar.

Ancak, bu bir normal şeydi, doğal bir durumdu. Sayın grup başkan vekili bizim tutumumuzu gerçekten çok ağır eleştirdi. Bunu kabul etmemiz mümkün değil Sayın Baluken. Bu kanunla ilgili olsun, Türkiye’nin temel sorunlarıyla ilgili olsun Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu kadar Meclisi oluşturan diğer siyasi partilerin tutumu net olsaydı, Türkiye bugün bu yaşadığı acıların birçoğunu yaşamazdı.

Biz -bugün Sayın Hükûmeti de uyardım- Türkiye’nin daha ciddi, daha temel sorunları varken Meclisin bir gününü alacak işler için Meclisin on gününü harcamayın diyoruz. Bu Meclisin, terör konusunu çözüme bağlamadan, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu, vatandaşı eve hapseden sorunu çözmeden başka hiçbir iş yapmaması lazım. Ama ne gezer! Millet perişan, sizin umurunuzda değil. Birileri de diyor ki: “Korkuyu korkutanlardan olacağız.” İyi de korkuyu korkutmak için camiye 500 korumayla gitmemek lazım kardeşim. (CHP sıralarından alkışlar) Camiye 500 korumayla, Meclise 250 korumayla gelerek korkuyu korkutanlardan olamazsınız; millete korku salarsınız, Türkiye’nin bütün büyük kentlerinde caddeler ve sokaklar sokağa çıkma yasağının olduğu hâllere döner. Bu ayıp da bu Hükûmete yeter. (CHP sıralarından alkışlar)

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – Evet, bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (4)’üncü fıkrasının d) bendinden sonra gelen cümlede geçen “değerlendirmek ve ihtiyaç duyması halinde” ibaresinin “değerlendirerek” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yabancı ülkelere verilecek olan kişisel verilerin ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınarak değerlendirilmesi, "ihtiyaç halinde" gibi muğlak bir ifadenin maddeden çıkarılması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasındaki "ilgili kişilere" ibaresinin "kişisel verileri işlenen gerçek kişilere" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Baki Şimşek                                       Nuri Okutan                                   İsmail Faruk Aksu

         Mersin                                               Isparta                                              İstanbul

    Erkan Haberal                                      Arzu Erdem                                        Kamil Aydın

         Ankara                                              İstanbul                                             Erzurum

       İsmail Ok                                         Mustafa Mit

       Balıkesir                                             Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 10- (1) Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere;

a) Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,

c) İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,

ç) Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,

d) 11 inci maddede sayılan diğer hakları,

konusunda yazılı olarak bilgi vermekle yükümlüdür.

   Namık Havutça                                 Ömer Süha Aldan                                   Özkan Yalım

       Balıkesir                                              Muğla                                                 Uşak

Cemal Okan Yüksel                                 Zeynel Emre                                       Haydar Akar

       Eskişehir                                            İstanbul                                              Kocaeli

    Burcu Köksal

   Afyonkarahisar

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısının 10’uncu maddesine (2), (3) ve (4) numaralı fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                İdris Baluken                                 Osman Baydemir                        Ahmet Yıldırım

                  Diyarbakır                                        Şanlıurfa                                      Muş

        Mahmut Celadet Gaydalı                       Meral Danış Beştaş                           Erol Dora

                      Bitlis                                              Adana                                      Mardin

           Bedia Özgökçe Ertan                               Garo Paylan

                       Van                                              İstanbul

(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi ya da anonim hale getirilmesi halinde veri sorumlusu, ilgili kişiyi ayrıca bilgilendirmekle yükümlüdür.

(3) Kişisel verilerin, ilgili kişi dışındaki kaynaklardan edinilmesi hâlinde de veri sorumlusu, uygulanabilir ve mümkün olması halinde, ilgili kişiyi ayrıca bilgilendirir.

(4) Veri sorumlusunun ilgili kişiye yapacağı her türlü bilgilendirmede teknik detaylardan arındırılmış, anlaşılır, net ve sade bir dil kullanılır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Garo Paylan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, kişisel verilerimizi koruyacak bir kurul olacak, ne âlâ. Batı demokrasilerinde benzerleri var ancak orada, vatandaşlar, bu verileri korunurken devlete güveniyorlar çünkü demokratik pratikleri var. Yani devlet bizim soyumuzla sopumuzla, dinimizle, mezhebimizle ilgilenecek, evet ama Batı’da mesela mezhebimizle ilgilenmek diye bir şey yok. Bizim devletimiz demokratik bir devlet de değil, henüz demokratik pratiklerimizi oluşturamadık, bu anlamda bir güvenceye sahip değiliz.

Devlet hep bizi fişledi biliyorsunuz yani kişisel verilerimiz ilk kez toplanmayacak. Burada var olan hemen hemen herkes veya babaları veya dedeleri bugüne kadar hep fişlendi; bu grup da fişlendi, her grupta fişlenmeyen kimse yoktur, eminim. Devlet hep bir düşman tanımladı, bu çerçevede fişledi; kimini irticadan fişledi, kimine “terör” dedi, kimine “solcu” dedi, kimine “sağcı” dedi, kimini mezhebine göre fişledi.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – 90’larda kaldı bunlar.

GARO PAYLAN (Devamla) – Mesela, beni soyuma göre fişledi; hani soy kodu dedik ya, İçişleri Bakanı geçenlerde -Ermeni’nin soy kodu 2, Rum’unki 1- “Soy kodunu kaldırdık.” dedi ama devletin derinlerinde hâlâ nerelerde var Sayın Bakan, bilmiyoruz. Beni mezhebime göre fişledi, inancıma göre fişledi ve bununla ilgili suçlar işledi bu devlet.

Kendimle ilgili örnekleri vereyim: Mesela, dedeme varlık vergisi uyguladı, neye göre? Fişlemeye göre.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Tam da bu yüzden çıkarıyoruz zaten.

GARO PAYLAN (Devamla) – 6-7 Eylül 1955’te, soyumuza göre evlerimiz bilinerek gelinip o evler yağmalandı. 2001 Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nde azınlıklar tehdit olarak gösterildi ve bunun üzerine, derin yapılar veya yüzeydeki yapılar -Hükûmetteydiniz tabii ki- Rahip Santoro, Hrant Dink, Malatya Zirve cinayetlerini işlediler. Bu devlet hep bu çerçevede fişler ve suç işler. Bunu sizler de çok iyi biliyorsunuz. Daha on yıl önceye kadar, beş yıl önceye kadar “irtica” adı altında fişleniyordunuz.

Bu çerçevede, ben bu devlete güvenmiyorum, bu devlete kişisel verilerimi vermek de istemiyorum. Ve bu kurulun da demokratik bir kurul oluşmayacağı için, çoğulcu, denetime tabi bir kurul olmayacağını bildiğim için bu verilerimin şimdilik böyle bir kurulda var olmasını istemiyorum. Mesela, kim denetleyecek bu kurulu? Ben baktım, kim denetleyecek Sayın Bakan?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Kurul, bağımsız kurul.

GARO PAYLAN (Devamla) – Yani, çok bağımsız! RTÜK de bağımsız.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Yargı denetleyecek, yargı.

GARO PAYLAN (Devamla) – Hepsi bağımsız zaten sizin yaptığınız kurulların, ne âlâ! Denetleyebilecek bir kurul da yok.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Halktan bağımsız!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, o açıdan, çoğulcu bir demokrasi olmadığımız sürece, bizlerin soyu, sopu, dini, mezhebi, cinsel yönelimi devletin meselesi veya aşağılama veya yüceltme meselesi olmadığı sürece bu fişleme kuruluna asla yol vermemeliyiz.

Önce, demokratik bir anayasa yapalım, demokratik bir anayasa. Denge denetimin olduğu bir pratik ortaya koyalım, buna göre bir kurul oluşturuyorsak oluşturalım. Delillerimiz eşitlik çerçevesinde tutuluyorsa tutulsun ama denetime açık olsun.

Bakın, benim kaygılarım var, çok ciddi kaygılarım var çünkü 4 kuşaktır gadre uğruyorum. Sizler de belli kuşaklarda gadre uğradınız her biriniz. Ben kaygılıyım, siz de kaygılı olun çünkü bugün kendinizi güçlü hissediyorsunuz, bir yasaya yol veriyorsunuz, yarın “Aldatıldık.” demeyin. Birileri bunu sizin aleyhinize de kullanabilir. Buna yol vermeyelim arkadaşlar.

Ben açıkça söyleyeyim, az önce CHP bizi eleştirdi ama ben CHP’nin şu günkü muhalefetini -bu kadar hayati bir yasa geçiyor değerli arkadaşlar- bu kadar pısırık ve kifayetsiz bir muhalefetini görmedim. Evet, biz burada eksiğiz çünkü bölgede çok ciddi bir anlamda yangın var, arkadaşlarımız burada eksik…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hep eksik, hep.

GARO PAYLAN (Devamla) – …ama CHP Grubuna bakıyoruz, 15-20 kişiyle son derece pısırık ve kifayetsiz bir muhalefet yürütüyor. Bu anlamda, onların da eksikliğini burada söylemek istiyorum.

Bu kaygılarımız çerçevesinde bu yasanın ivedilikle geri çekilmesini ve komisyonda tekrar görüşülmesini ve demokratik bir anayasa oluncaya kadar da bu yasayı geçirmememizi öneriyorum arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Komisyonda niye bu kadar çabuk “Evet.” dediniz bu yasaya?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yok, bariz yok. 80 kişi yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.39

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

10’uncu madde üzerinde İstanbul Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşlarının önergesinin oylaması sırasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Önergeyi tekrar oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 10- (1) Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere;

a) Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,

c) İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,

ç) Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,

d) 11 inci maddede sayılan diğer hakları,

konusunda yazılı olarak bilgi vermekle yükümlüdür.

Namık Havutça (Balıkesir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde söz aldım.

AKP zihniyetinin yapmak istediği, kişisel verileri korumak falan değildir. Hem kişisel verileri korumak isteyeceksiniz hem de yasaya ucu açık birçok istisnai hâl tanıyacaksınız; böyle bir şey olmaz. Onun için, sizin asıl amacınız insanları fişlemek, tıpkı geçmişte yaptığınız gibi. Geçmişte insanları fişlemediniz mi, ayrıştırıp ötekileştirmediniz mi? Bakın, 2014 yılında fişlediğiniz eğitimciler, müdürler. Üstelik bunları solcu-sağcı olarak değil kendi içinde bile fişlediniz. EĞİTİM-İŞ’in açıkladığı veriler. İllerde atama için, yükselme için, müdürlük için size müracaat eden ve puanı yettiği hâlde mülakatta, sırf siyasi görüşü ya da mensubu olduğu sendika yüzünden hak ettiği yere gelemeyen eğitimciler. Bunlar “solcu, sağcı, ulusalcı, Alevi” diye fişlediğiniz eğitimciler.

Ben öğretmen çocuğuyum. Benim babam solcu olduğu için yıllarca biz çok çektik ama sizin iktidarınızda emekli olmak zorunda kaldı solcu olduğu için.

Siz ki seçim bölgemde, size oy vermediği için, Cumhuriyet Halk Partisinin 1’inci çıktığı Sultandağı ilçesinde devlet hastanesine uzman doktor göndermiyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Allah’tan kork, Allah’tan kork!

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Siz ki Sultandağı Çukurcak köyünde arsenikli suyu içmeye köylüleri mahkûm ediyorsunuz, oradaki büyükbaş hayvanlar her gün ölüyor ve siz, o insanlar sırf Cumhuriyet Halk Partisine oy verdiği için ötekileştirdiniz, oralardan iş müracaatında bulunan insanlara iş vermiyorsunuz. Sorkun beldemiz vardı -kapattığınız- Sorkun’dan bir arkadaşımız il özel idaresine şoförlük için müracaat etti, Sorkun’dan geldiği için, Cumhuriyet Halk Partili olduğu için işe alınmadı. Sizden âlâ ötekileştiren, fişleyen yok bu ülkede.

Saraya muhtarları toplayıp baskı altına alıyorsunuz, il genel meclisi üyeleriniz muhtarları baskı altına alıyor. Sorunları bu şekilde örtbas edip çözeceğinizi düşünüyorsunuz. Daha dün akşam Afyon Merkez’e bağlı Anıtkaya köyündeydim ve orada köylüler içme suyu sıkıntısından bahsediyorlar. Muhtar anons etmiş “Kanalizasyon suyu içme suyuna karıştı.” diye ve köylüler yaklaşık bir aydır şebeke suyu içemiyorlar.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Doğru söylemiyorsun!

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Kahvede bunu söylüyorlar, muhtar -öyle bir baskı altına almış ki il genel meclisi başkanınız- “Sorun yok, içiyoruz, içiyoruz.” diyor ama orada yanında oturan köylü arkadaşım “Biz şebeke suyu içemiyoruz, kanalizasyon suyu karıştı.” diyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Doğru söylemiyorsun!

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Çekin elinizi muhtarların üzerinden, kaldırın şu baskıyı. Köylü söylüyor zaten, muhtarlarınız istediği kadar inkâr etsin.

Bayat Derbent’e gittim geçen hafta.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Konuya gelir misiniz, konuya!

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Derbent köyünün yolu yapılmamış, bozuk. Abdullah Mahallesi’nde dere ıslahı yok, insanlar sel tehdidi altında yaşıyor. Muhtarınız korku yüzünden “Yapılacak, sorun yok, sıkıntı yok.” diyor ama köylü isyan ediyor. Çekin elinizi muhtarların üzerinden, baskı yapmayın.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Muhtar köylünün muhtarı, bizim değil!

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Dinar Yıprak’ta yol sorunu var, bizzat gittim. Vatandaşın evine yürüyerek gittim arabam çıkmadığı için. Bunu söyledim, ertesi gün ilçe başkanınız ve il genel meclisi üyeniz muhtarı yanına baskıyla alıp fotoğraf çektirerek “Yol sorunu yok, hizmete boğduk.” diye açıklama yapıyor. Bununla sorunları örtbas edemezsiniz. Siz insanları fişleyerek, ötekileştirerek, ayrıştırarak iktidarda kalamazsınız.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Afyon’dan aldığımız oy belli Burcu Hanım, Afyon’dan aldığımız oy belli. Afyon tercihini yapmış.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bakın, Güneytepe, Akçaşar, Kayabelen, Alanyurt, bunlar Alevi köyleri, iyi ezberleyin, bunlar Cumhuriyet Halk Partisinin birinci çıktığı köyler.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yanlış söylüyorsun.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Siz bu köylere hizmeti yeterli vermiyorsunuz cezalandırmak için, siz ötekileştirdiğiniz için hizmeti yeterli vermiyorsunuz veya az hizmet veriyorsunuz veya hizmeti geciktiriyorsunuz. Sizden âlâ ötekileştiren yok.

Birisi diyor ki: “Ben diktatör olsam meydanlara çıkamazdınız.” Ya, halk korku yüzünden, can güvenliği yüzünden evlerinden çıkamıyor.

HASAN KARAL (Rize) – Vay anasını ya!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Daha âlâ diktatör mü olur?

HASAN KARAL (Rize) – Sensin o!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Hepinize saygı ve sevgilerimle… (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda ne oldu, 1 Kasımda?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye…

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkaya…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Afyonkarahisar Milletvekili olarak Sayın Köksal’ın sözlerine cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sataşma değil de yerinizden bir dakika süre vereceğim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ama Sayın Başkan…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, şahsınıza sataşma yok, buyurun, yerinizde bir dakika…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Afyonkarahisar Milletvekiliyim ben Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özkaya, lütfen ama… Şahsınıza bir sataşma yok ki. Allah Allah!

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, o zaman biz de söz isteyeceğiz. Biz de Türkiye milletvekiliyiz, tüm illeri temsil ediyoruz. Böyle şey olur mu?

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekillerimiz; Burcu Hanım geçen hafta Dinar’ın Yıprak köyüne gitti ancak yanlış yoldan gitmiş, tarla yollarına gitmiş, dolayısıyla hem İl Genel Meclisi üyemiz Hüseyin Demirkan Bey hem de İlçe Başkanımız Burhanettin Bey ve Yıprak köyü Muhtarı Hüseyin Hediye Bey, Sayın Burcu Köksal’ın yanlış yola gittiğini ve dolayısıyla köyünde bir sıkıntının olmadığını…

Bu yıl Yıprak’a yaklaşık 20 bin metrekare parke taşı yapıldı. Köyümüze okul yapıldı, köyümüze halı saha, spor sahası yapılıyor bu yıl. Dolayısıyla, Yıprak tarihte aldığı en büyük hizmeti aldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Onun dışında, Afyonkarahisar’ın hiçbir köyünde su sıkıntısı diye bir konu asla söz konusu değil, tüm köylerin de kanalizasyonu var. Yani, herhâlde Burcu Hanım başka köylere, yanlış yere gitmiş. O sebeple, kusura bakmasın.

Afyonkarahisar Türkiye’deki il genel meclislerinin de en iyi çalıştığı kurumlardan biri. Ben dün İl Genel Meclisi Genel Sekreterimiz Recep Bey’e uğradım. Bunların hepsi de bizim arkadaşlarımız, muhtarlar ve eskiden CHP’den vardı…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Muhtarlarımız yürekli adamlar, yürekli adamlar muhtarlarımız! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bakın, hiçbirisi korkmaz.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Efendim, ne bitmez bir dakikaymış bu ya!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Geçen hafta, yine, kendisi de sosyal demokrat bir muhtar arkadaşımız Sayın Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine külliyeye gittiğini ve külliyenin de son derece, bu milletin şan ve şerefine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamam Sayın Özkaya.

Sayın Köksal, buyurun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Muhtarlarımıza laf söylemeyin, yürekli adamlar onlar!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Bravo Osman, bravo(!)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın milletvekilimizin…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bak tutanaklarda yazıyor ne olduğu.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, Sayın Altay’ı dinliyorum!

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın milletvekilimizin Afyon Milletvekili olarak, elbette, milletvekilimizin Afyon’da yaşanan sorunlara yönelik refleksine, eleştirilerine iktidar partisi milletvekili sıfatıyla cevap vermesini çok normal karşılıyorum, olağan buluyorum. Olağan olmayan şudur Sayın Milletvekilim ve Sayın Başkan: Aynı ilin milletvekillerisiniz, yarın bayramda, acıda, kederde orada olacaksınız. Bir milletvekilinin ilinin başka bir milletvekilini köylerinin, ilçelerinin yollarını bilmemekle itham etmesi yakışık almamıştır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu bir açık sataşmadır, çok açık bir sataşmadır; iki dakika söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Köksal, buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim, lütfen şahsileştirmeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Özkaya Dinarlıdır ama Çölovası’nın yolunu, zannedersem, kendisi pek uğramadığı için bilemiyor. Yıprak’ın tek bir yolu var ve Yıprak’ın yollarını da ben gayet iyi biliyorum, Yıpraklı hemşehrilerim de çok iyi biliyorlar. Bizzat Yıprak’a gittim, Yıprak’ta Veli Bey’in evine konuk oldum. Yaklaşık 2 kilometre yürümek zorunda kaldım çünkü aracım o yoldan çıkamıyordu ve Veli Bey hasta annesini ölmeden önce battaniyeyle aşağıya indirmek zorunda kaldığını anlattı çünkü bırakın aracı, ambulansın oradan çıkması mümkün değil. Onun için, ben buradan kendisine şu öneride bulunuyorum: Beraber gidelim Dinar’ın bütün köylerine, Afyon’un bütün köylerine hangi sıkıntı var, hangi sorun var… (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Öyle “Hizmete boğduk.”, “Kilitli parke taşı döşedik, döşüyoruz.” demekle olmuyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yanlış mı, yanlış mı; söylediklerim yanlış mı?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yalnız, muhtarlarımız yüreklidir, muhtarlarımız yüreklidir; onu düzelt.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Yıprak’ın yollarına birlikte bakalım, Afyon’un köylerine birlikte gidelim; seçim bölgemize birlikte bakalım, sıkıntıları birlikte tespit edip çözelim. Öyle, TOKİ konutlarında olduğu gibi “Dinarlılar suçlu, TOKİ haklı.” deyip hemşehrilerinizi suçlamaya benzemez Afyon Milletvekili Burcu Hanım’ı suçlamak.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yalnız, muhtarlar yüreklidir ama korkak değildir; muhtarlar yürekli!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkaya, bir saniye.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – 69’uncu madde gereğince, doğrudan şahsıma…

BAŞKAN – Bir saniye.

Bakın, gereği düşünüldü: Olay mahallinde keşif yapılmasına ve tüm milletvekillerinin davet edilmesine karar verildi. (Alkışlar)

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – Bundan sonraki önergeye geçiyorum.

Buyurun okuyun efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin 1’inci fıkrasındaki “ilgili kişilere” ibaresinin “kişisel verileri işlenen gerçek kişilere” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Mustafa Mit.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Muhtarlar korkak değildir.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hayır, baskı altına alıyorsunuz, baskı altına alıyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır, bak, “korkak” dedin, “Muhtarlar korkak.” dedin, yapma. Siyasetçi için en büyük hata. Onu muhtarlara dağıtacağız, merak etmeyin.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Bakın, ben “korkak” demedim, “Korkutmayın.” Dedim; “korkak” filan demedim ben, “Korkutmayın.” dedim, “Baskı altına almayın.” dedim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır, tutanaklarda yazıyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Vekilim, tamam, olgunlaştı konu, anlaşıldı.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Muhtara gidip baskı altına alıp fotoğraf çektirmeyeceksiniz!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen tutanağı göster, muhtarlara ne dedin?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Muhtara gidip, baskı altına alıp fotoğraf çektirmeyeceksiniz!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hiç öyle bir şey yok.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Dinar’a uğrayacaksınız Ali Bey, Dinar’ın sıkıntılarını göreceksiniz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Dinar’da onu da düzelttik…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Dinarlıları suçlamayacaksınız!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – …sizin provokasyonunuzu da giderdik.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hemşehrilerinizi suçlamayacaksınız! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köksal, lütfen…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Dinarlı hemşehrinize sahip çıkacaksınız!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Merak etme onu da çözdüm, sen burada boş boş bağırmaya devam et!

BAŞKAN – Sayın Mit, siz kürsüye buyurun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yalnız, muhtarlara sataşmayacaksınız.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Dinar bize oy veriyor, size oy vermiyor; oy çıkarttıramadığınız için sinirlenmeyin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sandığa gömer adamı, bir dahaki seçim burada olamazsınız.

BAŞKAN – Sayın Köksal, lütfen ama hoş olmuyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Osman’a da bir şey söyle Sayın Başkan.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sen bağırmaya devam et.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Biz gömülmedik, Dinar’da en yüksek oyu biz aldırdık Ali Bey aday olmasına rağmen.

BAŞKAN – Sayın Köksal, bakın, hatibi kürsüye davet ettim, hatibe saygılı olun lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Muhtarlara laf söylemeyin, muhtarlar adamı…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Muhtarlara laf söylemiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Söyledin, bak, tutanaklarda var.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Muhtarları korkutarak baskı altına alamazsınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Muhtarlar yüreklidir, yürekli!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Muhtarları korkutarak sorunları örtbas edemezsiniz.

BAŞKAN – Sayın Köksal… Sayın Bak…

Sayın Mit, sizin beş dakikalık sürenizi başlatıyorum.

Buyurun.

MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 10’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dünyada 100’den fazla devlette kişisel verilerin korunması ve kişisel verilerin işlenmesi yasal olarak uygulanmaktadır. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla Anayasa’nın 20’nci maddesinin üçüncü fıkrasında kişisel verilerin korunması temel insan hakları olarak kabul edilmiş, anayasal koruma altına alınmıştır. Modern devlet anlamında bir gösterge olması sebebiyle kişisel verilerin korunmasını önemsiyoruz. Avrupa Birliğinin 95/46/EC sayılı Kişisel Verilerin İşlenmesi Sırasında Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Veri Trafiği Direktifi esas alınarak düzenlendiği düşünülen maddeyle veri sorumlusunun ilgili kişiyi hangi konularda bilgilendireceği, 11’inci maddeyle ilgili kişinin haklarının da bu bilgilendirme kapsamında olduğu düzenlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, getirilen tasarıda, veri sorumlusu, kişisel verileri işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek ve tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Kanun tasarısıyla getirilmeye çalışılan kişisel verilerin korunmasındaki kritik noktalardan biri de veri sorumlusudur. Kişisel verilere vâkıf olan gerçek ve tüzel kişiler ile bunların yetkilendireceği kişilerin tayin ve tespiti, hiyerarşik düzeyde detaylı tanımlanması gerekmektedir. Bu, mutlaka ayrı bir maddeyle düzenlenmelidir. Veri sorumlusunun ve yetkilendireceği kişinin kişisel özellikleri, bu görev ve sorumlulukla uygun olmalıdır. Veri sorumlusunun, görev ve sorumluluklarının gerektirdiği sır saklama ehliyetine haiz olması gereğinden hareketle, bu görevlerin meri mevzuattaki sır saklama hükümleriyle ilişkilendirilerek mutlaka tanımlanması gerekmektedir. Kişisel verilerin elde edilmesi ve kullanılması çok çeşitli kurum ve kuruluşları alakadar etmesi sebebiyle, bu kurum ve kuruluşların kendi disiplinleri ve hiyerarşik yapılanmaları göz önüne alındığında, her yapılanmanın hukuki statüsü kategorik olarak tasnif edilmelidir çünkü çeşitli hukuki yapılanmalar 3’üncü maddedeki genel tanımlamayı yorumlamada farklılığa düşebilecektir.

Değerli milletvekilleri, kişisel verilerin elde edilmesinde, veri sorumlusu veya temsilcisinin ilgili kişilere bilgi vermesinin mutlaka belgelendirilmesi gerekmektedir. Belgelendirme zarureti mutlaka yasada yer almalıdır. Bürokratik bir işlemi gerektirse de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak ve hukuku her şeyin üstündedir. Bu külfete katlanmak kamu düzeni kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Vatandaşın emanete teslim ettiği kişisel verilerinin hangi amaç ve hangi süreçlerle alakalı olduğunun tam anlaşılması, veri sorumlusuna yönelecek isnat ve iftiralara karşı bir güvenlik sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, tasarının 10’uncu maddesinin (c) bendinde, elde edilen verilerin kimlere, hangi amaçlarla aktarılabileceği hususunda ilgili kişinin bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır. Getirilen tasarıda “rıza” kavramı Türkiye gerçeklerine uygun olarak “aydınlatılmış rıza” olarak değiştirilmelidir. Burada ilgili kişinin sosyal, kültürel ve eğitim seviyesinin verilen bilgileri anlayabilecek seviyede olduğunun araştırılması, eksiklik hâlinde uygun vasıtalarla kişinin aydınlatılmasının belgeye dayalı olarak muhafaza edilmesi bir madde içerisinde veya ayrı bir madde olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Keza, tasarının temel kavramı olan meşru menfaatin de bütün açıklığıyla hukuki mesnet ve doğuracağı hukuki sorumluluklarıyla birlikte ilgili kişiye anlatılması, kişinin bunu anladığından da emin olunması gerekmektedir. Bire bir muhatap olduğumuz veri sorumlusuyla yapılacak mülakatı muhakeme etme imkânıyla oluşan emniyet hissinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA MİT (Devamla) - …tarafımızdan da kabul edilen meşru menfaat ve aydınlatılmış rızanın sonucu olduğu açıktır. Bu iki kavram esasında tasarının da temelini teşkil etmektedir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Mit.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler önergeyi… Kabul etmeyenler…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben saydım Başkan, 126 kişi var vallahi billahi.

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"d) Kendi rızası dışında kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme."

 

       Namık Havutça                        Ömer Süha Aldan                    Özkan Yalım

           Balıkesir                                   Muğla                                Uşak

 

    Cemal Okan Yüksel                        Zeynel Emre                       Haydar Akar

          Eskişehir                                  İstanbul                              Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (g) fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                     Bedia Özgökçe Ertan                     Meral Danış Beştaş

            Diyarbakır                                  Van                                         Adana

        Osman Baydemir                       Ayhan Bilgen                      Mahmut Celadet Gaydalı

             Şanlıurfa                                  Kars                                         Bitlis

             Erol Dora

              Mardin

g) Otomatik araçlarla gerçekleştirilen ve ilgili kişinin rızasının, kanunun veya bir sözleşmenin meşrulaştırmadığı, olumsuz neticelerin doğmasına sebebiyet veren kişisel veri işlenmelerine itiraz etme,

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının sonuna aşağıdaki (h) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Baki Şimşek                                  Nuri Okutan                                   İsmail Faruk Aksu

             Mersin                                          Isparta                                              İstanbul

        Erkan Haberal                                 Arzu Erdem                                        Kamil Aydın

             Ankara                                         İstanbul                                             Erzurum

           İsmail Ok

            Balıkesir

"(h) Başvurulacak ve izlenecek hukuki yolları öğrenme”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Erkan Haberal.

Buyurun Sayın Haberal. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanın bu yasa tasarısıyla ilgili konuşmasını büyük bir ciddiyet ve dikkatle dinledim. Sayın Bakan o kadar güzel bir tablo resmetti ki muhalefet olarak bizlerde doğal olarak soru işaretleriyle bir şüphe oluşmasına sebebiyet verdi. Anadolu’da bir laf var, aslında bu bir fıkra: Fare bakmış, delik açık, peynir büyük ama kedi yok. Sayın Bakan burada o kadar güzel tarif etti, o kadar güzel anlattı ki ama Sayın Bakana dönüp sormak isterim:

Sayın Bakanım, kedi yok, bir yerde bir sıkıntı var.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan konuşmasında “Bu bir fişleme yasası değildir, vatandaşın kişisel ve özel verilerinin korunması yasasıdır.” dedi.

Ben de buradan sormak istiyorum: Bireyi koruyamayan veriyi nasıl koruyacak? “Kişisel verileri korumak” ve “özel nitelikli kişisel verileri korumak” diye tasnif edilen maddeler içerisinde Anayasa’ya, insan haklarına ve insanlığa aykırılık teşkil eden ifadeler vardır. Kişilerin ırkından kime ne? Kişilerin etnik kökenleri kimi ilgilendirir? Kişilerin siyasi düşüncesi kimin için değerlidir? Kişilerin dinî inancı, mezhebi kimlerin sorumluluğundadır? Kılık kıyafet kimler için önem arz eder? Hele bir madde var; “kişilerin cinsel hayatı” diye yazılan bir madde, bunun için soracak soru bile bulamadım.

Devlet ciddiyet ister, gayriciddi teşebbüslerle devlet yönetmeye kalkışanlar bozuk düzenin bir parçası olurlar. Bunu ifade etmemdeki gaye, bugüne kadar devletin sevk ve idaresinde gayriciddi işlemler bulunduğu ve kişisel veriler ortalığa saçıldığı içindir. Saçıldı mı? Saçıldı. Buyurun: Anonymous. Ne oldu? Devletin içine giren unsurlar, kurumlar, kuruluşlar devletin içinde bireylere ait özel bilgileri verdiler, kendi kurumlarına verdiler, kendi adamlarına verdiler. Devlete güven tesis etmesi gereken kimdi? Hükûmetti. Biz bunun sorusunu kime soracağız? Devlete soracağız. Bunu ifade etmem özellikle devlet mekanizmasının bir parçası olan insanların devletin sırlarını ortaya saçtıkları içindir, yarın aynı şey başımıza tekrar gelmesin diyedir.

Sayın milletvekilleri, aynı zaman süreci içinde farklı isimlerle radikal sol, radikal sağ, radikal dinci örgüt üyesi olmak gibi akla mantığa sığmayan bir sürü suçlamalarla dinlenmiş, artı özel hayatı, kişisel verileri gazetelere manşet olmuş bir insanım; bütün bu şeyleri, olayları yaşamış birey olarak devletin, güven sağlaması gerekir diyorum; insanın, bireyin devlete güveninin sağlanması gerekir diyorum. Bu güveni tesis etmek ise Hükûmetin ve devleti yönetenlerin mükellefiyetindedir diyorum.

Bütün bu konulara ilaveten devlet nizam ister diyorum, devlet süreklilik ister diyorum, koltuğa oturan yöneticilerin ve siyasetçilerin keyfiyetleriyle devlet idare etmeye kalkışmak paralelleri, simetrileri, teğetleri, kesişenleri, çakışanları ve daha nicelerini doğurur diyorum.

Yasada kişisel veri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etmek, işlenme amacını öğrenmek, amacına uygun olup olmadığını öğrenmek kişilere bırakılmış.

Bu yüce Meclis kürsüsünden sormak isterim ki: Biz Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesiyken sorduğumuz hangi soruya cevap alabiliyoruz? Sayın bakanlar sorduğumuz yazılı sorulara bile cevap vermeye tenezzül etmezken biz normal vatandaşın böyle bir kurulun kuruluşundan sonra sorduğu sorulara cevap alacağını buradan hesaplıyoruz. Mümkün değil. Önceki yıllarda çıkan Bilgi Edinme Yasası’ndan vatandaşlar ne kadar işlevli faydalanabildi, hangi vatandaşımız yararlandırılabildi, devlet yöneticileri bu kurumlar ve bu yasa çerçevesinde hangi sorulara cevap verdiler diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var.

Şimdi yoklama için yeter sayıyı arayacağım: Sayın Altay, Sayın Yüksel, Sayın Havutça, Sayın Gürer, Sayın Tümer, Sayın Emre, Sayın Emir, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Arslan, Sayın Gökdağ, Sayın Şeker, Sayın Sarıbal, Sayın Kara, Sayın Demir, Sayın Topal, Sayın Akar, Sayın Köksal, Sayın Tanal, Sayın Erdem, Sayın Şimşek.

20 kişi bulundu.

Şimdi yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (g) fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

g) Otomatik araçlarla gerçekleştirilen ve ilgili kişinin rızasının, kanunun veya bir sözleşmenin meşrulaştırmadığı, olumsuz neticelerin doğmasına sebebiyet veren kişisel veri işlenmelerine itiraz etme,

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; galiba bu tasarı içerisindeki en iyi, nispeten en iyi maddelerden biri bu 11’inci madde çünkü kurulun yetkilerinden çok kişinin haklarıyla ilgili düzenlemeler var ama maddenin geneliyle ilgili aslında kendi kişisel yorumlarımı paylaşmaktan ziyade size başka bir şeyi hatırlatmak istiyorum sadece.

Bundan iki yıl önce, 2013’ün 11’inci ayında, Cumhurbaşkanına bağlı Devlet Denetleme Kurulu Türkiye’deki 2 bakanlık, 2 genel müdürlük ve 2 farklı kurumda kişisel verilerin ne kadar korunup korunmadığına dair bir araştırma yaptırmış. 800 sayfalık bir araştırma –İnternet’e yazarsanız Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının sitesinde de var ama Google’dan de bulabilirsiniz kişisel verilerle ilgili- 50 sayfası açık, diğer 750 sayfa gizli ama sonuç bölümü açık.

Şimdi, burada, birkaç dakika içerisinde bütününü sizinle paylaşmama imkân yok ama çok vahim iddialar var, kamu görevlilerinin kişisel verileri “on-line”, “off-line” paylaştıklarına dair. Yine, kurumların kişisel verileri korumaya dair bir stratejisinin olmadığına, verileri korumaya dair bir yazılı politika belgesinin bulunmadığına dair çok ciddi tespitler var. Eğer, zahmet edip yani bu maddeler bitmeden bu 50 sayfaya bir göz atarsanız… Eğer devlette devamlılık esassa yani bir önceki Cumhurbaşkanı döneminde Devlet Denetleme Kuruluna hazırlattırılan bu rapor ciddiyse -içinde Adalet Bakanlığı var, Sağlık Bakanlığı var, işte Gelirler Genel Müdürlüğü var, SGK var- farklı kurumlardaki kişisel verilerle ilgili uygulamalar, vahim durum değerlendirilmiş; yaklaşık 40 civarında da -yanlış hatırlamıyorsam 37- öneride bulunuluyor, tavsiye ve öneride bulunuluyor. Ve sonunda da şöyle bir cümle var raporun, diyor ki: “İncelenen kurumların büyük kısmında aslında verilerin korunmasıyla ilgili hiçbir sistematik yok, bazılarında son derece sınırlı, dar kapsamlı ve yeterince düzenli değil.” Pratik bu, gerçek bu yani Türkiye’deki kurumların fotoğrafı böyle çekilmiş ve biz bu fotoğrafa rağmen, bu gerçekliğe rağmen bugün burada bir düzenleme yapıyoruz sırf Avrupa Birliğiyle ilgili süreci kurtaralım diye. Kurtarmaya yeter mi yetmez mi ayrı bir şey ama raporun sonunda çok net bir uyarı var, deniyor ki: “Bu eksiklikleri giderme konusunda kurumlar çok ciddi, acil düzenlemeler yapmalı.” Şimdi, bu iki yıl boyunca Türkiye’deki bürokraside gerçekten bu anlamda ciddi yapısal bir değişim yaşandı mı, bir düzenleme yapıldı mı? Takdiri size bırakıyorum.

Ama dünya bugün Türkiye’yle ilgili başka iki şeyi konuşuyor. Biz kendi gündemimizde boğulup Türkiye’nin dünyada nasıl algılandığına dair gündemden koparak sadece kendimizi kandırmış oluruz. İki gündemden biri Brüksel’deki patlama. Birkaç saat önce ben Brüksel’deki arkadaşlarımla görüştüm, çoğunluğu Türklerin -hatta Emirdağlıların diyelim daha doğru bir ifadeyle- yaşadıkları mahallelerde IŞİD’lilere ait semboller, patlayıcılar, bombalar, kimyasal silahların bulunduğuna dair iddialar var. Türkiye’yle ilgili bunlar yazılıp tartışılacak önümüzdeki günlerde ama başka bir gündem daha var Reza Zarrab’la ilgili. Aslında bu Meclis görevini daha ciddi yapmış olsaydı en azından o gündemden korunabilirdi yani Belçika’daki, Brüksel’deki gündem çok hoşumuza gitmedi ama bundan korunabilirdi. Biliyorsunuz, burada 4 bakanın dokunulmazlığı konuşulduğunda Meclis oy çokluğuyla bunu reddetti ama galiba Miami’ye düşen uçağın karakutusu başkasının eline geçti. Hepimiz biliyoruz ki Amerika’da yargılamada suçu kabul ve itiraf, cezanın düşürülmesiyle ilgili çok ciddi, önemli bir ölçüdür. Dolayısıyla, önümüzdeki günlerde Türkiye’yle ilgili, Türkiye’deki gümrüklerle ilgili, Halk Bankasıyla ilgili çok ciddi şeyler ne yazık ki eğer orada konuşulur ve bütün dünya kamuoyuna taşınırsa galiba, bunda, bu konuyu ciddiyetle ele almayan, dokunulmazlığı boyutuyla ele almayan bu Meclisin ciddi bir sorumluluğu, payı olacak.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“d) Kendi rızası dışında kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme.”

Namık Havutça (Balıkesir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça.

Buyurun Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı’yla esasında kişiyi koruyamayan bir devlet, kişisel verileri korumaya çalışıyor.

Bakın -değerli grup başkan vekilimiz az önce konuşmasında ifade ettiler- Türkiye'nin gündeminde bugün Ankara Kızılay’a çıkamayan insanlar, orada saldırıya uğrayan, hayatını kaybeden öğrenciler ve şu anda Taksim’de, Kızılay’da, İstanbul’un merkezinde patlayan bombalar ve Türkiye'de şu anda 3 milyona yakın mülteci ve bunlarla ilgili kamuoyumuzda var olan endişe… Bulunduğumuz bölgede -Balıkesir’e ben de gidiyorum- orada insanlar ekonomik sıkıntılarından ve doğu ve güneydoğuda görev yapan asker çocuklarının, polis evlatlarının, yaşamlarından endişe ediyorlar ve bize diyorlar ki: “Ne zaman bunları siz gündeme getireceksiniz, ne zaman bunları konuşacaksınız? Daha kaç evladımızı mezara koyacağız?” Bakın, son bir hafta içerisinde 3 şehidimizi biz Balıkesir’de toprağa verdik ve insanlarımız artık şu noktaya geldi: “Siz bizim evlatlarımızın yaşamını konuşmayacaksanız, bu sorunu konuşmayacaksanız o Mecliste niye varsınız?”

Değerli Bakan, bakın, adaletin yığınla sorunu var, bunların hepsini konuşabiliriz. Keşke anayasa yapma konusundaki ısrarınızı, terörle mücadele konusunda bir komisyon kurarak, artık, Türkiye’nin önemli sorunu olan, insanlarımızın yaşamına mal olan bu sorunu da burada konuşuyor olabilsek ama maalesef yapamıyoruz. Şu anda konuştuğumuz, kişinin kendisini koruyamıyoruz, kişinin yaşamını koruyamıyoruz ama kişisel verileri korumaya çalışıyoruz. Onu da nasıl koruyacağız? Bakın, geçenlerde 65 milyon Türk lirasına Sosyal Güvenlik Kurumunun bütün kişisel verileri sattığı ortaya çıktı. Bunu SGK yalanlamadı. Yine Emniyet Genel Müdürlüğünün verilerini bir hacker grubu ele geçirdi ve İnternet sayfalarında verileri açtı. Bununla da ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü herhangi bir yalanlamada bulunmadı. Yani Türkiye’de bugün kişisel veriler zaten çarşaf çarşaf sergileniyor. Avrupa Birliğinin hiçbir ülkesinde kişinin mezhebi ve kişisel yaşamı bir veri konusu değildir. Sayın Bakan, bizde neden böyle bir şey söz konusu? Kişinin mezhebinden kime ne? Bu neden bizim yasamızda gündeme geliyor? Bakın, burada her çıkardığınız yasa, Anayasa’ya aykırılık yönünden Anayasa Mahkemesine gitti ve Anayasa Mahkemesi, hatırlayın, geçen dönem çıkardığınız, kamu görevlileriyle ilgili verilen idare mahkemesi kararlarını Hükûmetin bir yıl uygulamamasıyla ilgili bir düzenleme getirildi ve birçok kamu görevlisi mağdur oldu; öğretmenler, emniyet müdürleri. O yasayı Anayasa Mahkemesi iptal etti ve şu anda idare mahkemeleri onların lehine karar veriyor ve Emniyet Genel Müdürlüğü, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna talimat yazıyor. “Bu, bu, bu hâkimler bu yasalarla ilgili, bu durumlarla ilgili iptal kararı vermesin.” diye talimat yazıyor. Sayın Bakan, adaletin, hukukun üstünlüğü olan bir ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü HSYK’ya talimat yazar mı, hâkimlerini şikâyet eder mi?

O bakımdan, birçok yönüyle Anayasa’ya aykırı olan bu yasanın, biz yine, eğer burada ısrar edilirse ve gereken yasal düzenleme geriye çekilip bir kez daha komisyonlarda görüşülmezse aynı sonuç yine gerçekleşecek.

İşte, birçok yönden, bugün kamuoyunda “fişleme yasası” olarak bilinen bu yasa, tarafımızdan, yine Anayasa Mahkemesine gidecek, Anayasa’ya aykırılıktan iptal edilecek ve bir kez daha buraya dönecek. Biz bir kez daha haklı çıkmak istemiyoruz.

Gelin, gerçekten, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Anayasa’nın ruhuna uygun bir yasal düzenlemeyi buraya getirelim, aksi hâlde bu kadar emek, bu saate kadar verilen emek yeniden boşa gidecek.

Biz istiyoruz ki, artık, Türkiye’de toplumun bizden beklediği uzlaşma kültürünü uygarca tartışarak ve Avrupa normlarında, evrensel ölçütlere uygun bir kişisel verileri düzenleme yasası getirelim.

Umarım ki uyarılarımızı dikkate alırsınız, yoksa önümüzdeki dönemde Anayasa Mahkemesi kararını bir kez daha önünüze koyacağız diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının sonuna "Tedbirlere ilişkin uygulama esasları Kurul tarafından belirlenir." ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Baki Şimşek                            Nuri Okutan                  İsmail Faruk Aksu

            Mersin                                   Isparta                             İstanbul

      Erhan Haberal                          Kamil Aydın                        İsmail Ok

            Ankara                                  Erzurum                           Balıkesir

        Arzu Erdem                     Ahmet Selim Yurdakul

           İstanbul                                  Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (5)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(5) İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi halinde, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul gerekmesi halinde bu durumu, ilgili kişinin açık rızası ile kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.”

 

               Namık Havutça                  Ömer Süha Aldan                    Özkan Yalım

                    Balıkesir                               Muğla                                  Uşak

            Cemal Okan Yüksel                  Zeynel Emre                        Haydar Akar

                    Eskişehir                             İstanbul                              Kocaeli

                Gülay Yedekci                    Mehmet Gökdağ

                     İstanbul                            Gaziantep

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (2)’nci ve (5)’inci fıkraların aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

            İdris Baluken                             Osman Baydemir               Bedia Özgökçe Ertan

              Diyarbakır                                    Şanlıurfa                               Van

    Filiz Kerestecioğlu Demir                Mahmut Celadet Gaydalı           Meral Danış Beştaş        

               İstanbul                                        Bitlis                                Adana

              Erol Dora                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                Mardin                                       İstanbul

(2) Veri sorumlusu, kişisel verilerin kendi adına başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından işlenmesi halinde, birinci fıkrada belirtilen tedbirlerin alınması hususunda bu kişilerle birlikte müştereken sorumludur. Ancak bu durumda veri sorumlusu zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ya da olayla zarar arasındaki illiyet bağının mücbir sebep, zarar görenin veya 3. kişinin tam kusuru ile kesildiğini kanıtlamak suretiyle sorumluluktan kurtulabilir.

(5) İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi halinde, veri sorumlusu bu durumu 24 saatte ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul, gerekmesi halinde bu durumu, kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili söz aldım.

Geçen hafta boyunca avukatlık yaptığım dönemde gitmediğim kadar adliyelerde bulundum, hatta sabahladığım geceler oldu. Bunu neden anlatıyorum? Çünkü gerçekten az önce bir konuşmacının söylediği gibi “Biz kendi insanımızın yaşamını koruyamadığımız durumda verilerimizi, kişisel verilerimizi nasıl koruyacağız?” diye aynı şekilde ben de sormak istiyorum.

Önce, barış isteyen akademisyenlerden 3’ü tutuklandı. 1’i çok yakın arkadaşımdır, Esra Mungan ve şu anda kendisi tecritte. Tanımadığınız insanlar için, gerçekten bilmediğiniz ve o medya içerisinde, karanlık medya içerisinde ötekileştirilen insanlar için belli yargılara sahip oluyorsunuz. Gerçekten yakından tanımanızı isterdim. Diğer 2’sini ben adliyede tanıdım ve sonuçta, bu insanlar kâğıtla uğraşan insanlardı, şiddetle değil ya da başka bir şeyle değil.

Sonra, onları desteklemek için adliyeye giren ve yirmi beş yıldır Türkiye’de yaşayan, yine çok yakın arkadaşım, bir İngiliz, Chris; o, çantasında HDP’nin “Nevroz” davetiyesi olduğu için gözaltına alındı. 63 yaşında bir adam, bir gece güvenlikte tutuldu Emniyet Genel Müdürlüğünde ve ondan sonra önündeki süreci gerçekten yabancılar şubede… Beklenmeyecek bir yer olduğu için orası, yurt dışına çıkmak zorunda kaldı ve karısı, çocuğu aynı şekilde telef olarak, hakikaten bu insanlara ciddi mağduriyet yaşatılarak. Şimdi döndü neyse ki Türkiye’ye fakat sonuçta art arda yaşanan bir şeydi bu.

Aynı gün, Chris ve diğer akademisyenler için adliyede beraber beklediğim avukat arkadaşlarım, meslektaşlarım ve üstelik de onlarla o gece gerçekten, hani, “Bir şey olur mu, karısı, çocuğu şimdi tedirgin, adam gözaltında.” diye konuştuğum insanlar gece yarısı, sabaha karşı evlerine gidilerek gözaltına alındılar ve sabahın altısına kadar adliyede o meslektaşlarımız için bekledik. Diğer arkadaşlarım öğlene kadar beklediler ve neyse ki avukat arkadaşlarımız ve tutuklu yakınları, Tutuklu Aileleri Derneğinden insanlar tutuklanmadılar ve serbest kaldılar. Fakat bugün itiraz edildi ve bazıları için tutuklama istendi. Her gün adliyeye gidip gelen, her gün hâkimlerin, savcıların karşısında olan insanları tutuklama için bir gerekçe var mıdır Sayın Bakan? Siz de hukukçusunuz ve tutuklama bir tedbirse, bu insanlar kendileri adliyelere çantalarını aratarak giriyorlarsa, kendileri hâkimlerin, savcıların önündeyse bu verilen kararlar hukuk mudur, hak mıdır yoksa siyasi hukuk mudur? Bunlar yaşandı.

Ben kendimle ilgili bir şeyden daha söz etmek istiyorum. Ben buraya çıkarken “Demir” soyadımı kullanmak istemiyorum ve bu ülkede aslında kadınların hakkı bu. Ben hayatım boyunca kendi kimliğim olan “Kerestecioğlu” soyadını kullandım ve şimdi bununla ilgili dava açmak zorunda kaldım evli olduğum için. Çünkü Anayasa Mahkemesi kararı var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var ama kadınlar neye mecbur bırakılıyorlar? Bu kararlara rağmen, tek başına, kendi soyadını kullanabilmek için tek tek dava açmamız gerekiyor. Ben bugün dava açsam yarın hemen, tek başına kendi soyadımı kullanabilirim ama milletvekilliği, vekillik böyle bir şey değil bence. Burada milletvekilleri, herkes için bu sorunu çözmek üzere varız. Yani dolayısıyla, ben, herkes için bu sorunu çözebilmek için dava açmak zorunda kaldım, hem idari dava hem de bir başka dava daha açmak zorundayım ve bunun arkasından tazminat davası da açacağım bu davaları kazandıktan sonra. Şimdi, bütün bunlara ne gerek var? Gerçekten, bizim çözüm için burada bulunduğumuzu unutmamamız gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var, bu talebi karşılayacağım.

Sayın Altay, Sayın Yüksel, Sayın Havutça, Sayın Gürer, Sayın Tümer, Sayın Emir, Sayın Gökdağ, Sayın Yalım, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Bektaş, Sayın Arslan, Sayın Sarıbal, Sayın Tanal, Sayın Demir, Sayın Köksal, Sayın Erdem, Sayın Şeker, Sayın Akar, Sayın Emre…

Bir eksiğimiz var.

Yoklama yeter sayısı isteyecek çoğunluğumuz olmadığından… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Efendim, Sayın Demir var, Sayın Demir’i saymadınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynı anda olmadı Sayın Başkan, geçti.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – 20 efendim, Sayın Demir’i saymadınız.

BAŞKAN – Sayın Göker burada mı?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Burada.

BAŞKAN - Peki efendim, tamam.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (5)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(5) İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi halinde, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul gerekmesi halinde bu durumu, ilgili kişinin açık rızası ile kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.”

Mehmet Gökdağ (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ.

Buyurun Sayın Gökdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

Az önce sayarken sizi atlamışız herhâlde.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi burada, hep birlikte Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nı konuşuyoruz, öneriler getiriyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak değişiklik önerileri veriyoruz. “Bu kanun kişisel verileri koruma kanunu değil, bir fişleme kanunu, vazgeçin bundan.” diyoruz, dinlemiyorsunuz, bildiğinizi yapıyorsunuz. Biz uyarıyoruz, kendi bildiğinizi yapıyorsunuz -her zaman olduğu gibi- sonra da “Bizi kandırdılar, yanlış yaptık, bizi yanılttılar.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin bütün önerilerine lütfen kulak verin çünkü Cumhuriyet Halk Partisi halkın yararına olmayan hiçbir şey söylemez, hiçbir öneride bulunmaz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Allah Allah!” sesleri) Gerçekten, sonra “Ya, bizi kandırdılar.” demeyin. Ya, bu kadar kandırılmaya müsaitseniz o zaman kulak verin; kulak verin, kandırılmayın arkadaşlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, doğru söylüyor.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Onu gidin, millete anlatın.

MEHMET GÖKDAĞ (Devamla) – Bakın, bizim sesimize kulak verdiniz, emeklimizin aylığına 100 lira zam yaptınız, kötü mü oldu?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Size mi kulak vereceğiz?

MEHMET GÖKDAĞ (Devamla) – Bizim sesimize kulak verdiniz, asgari ücreti biraz yükselttiniz, kötü mü oldu?

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Siz söyleyince inanmadılar, biz söyleyince inandılar.

MEHMET GÖKDAĞ (Devamla) – Bizim sesimize kulak verdiniz, emekliden kesilen payı kaldırdınız, kötü mü oldu? Kötü olmadı. Zaten yaptığınız iyi şeyler varsa, bizim sesimize kulak verdiğiniz şeyler.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Millet niye kulak vermiyor size?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ama, millet sesinize kulak vermiyor.

MEHMET GÖKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi, bu kanun için 1995 kriterlerini veri gösteriyorsunuz. “2015 kriterleri var.” diyoruz, bekleyin, bekleyin çünkü bir müddet sonra bu yasayı değiştirmek zorunda kalacaksınız. Anlatıyoruz size ama her nedense bunu böyle alelacele geçirmek gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bakın, 2015 verisinde ne diyor, çok önemli? Kişisel veri değil mi? Benim kişisel verimi koruma kanunu değil mi bu? Benim rızam çok önemli olmalı, değil mi? Benim rızama rağmen benim lehime nasıl bir şey yaparsınız? Kim yapabilir? Bu rızayı, bakın, 2015 kriteri nasıl tanımlıyor? Diyor ki, saymış rızanın önemini ama bakın, şurada şöyle bir şey diyor, o kadar önemsiyor: “Veri sahibi ile kontrolör arasında yani veri sorumlusu arasında önemli bir dengesizlik bulunması hâlinde verdiği rıza bile yasal dayanak oluşturmaz.” Bu kadar önemli, bu kadar önemsiyor ama siz bunu görmezden geliyorsunuz. Arkadaşlar, yapmayın. Gerçekten, bu yasa öyle bir siyasi iradeye teslim edilecek yasa değil, yarın hepiniz pişman olursunuz, ah, vah edersiniz, “Ya, bizi kandırmışlar, biz burayı görmedik, biz burada aymadık.” dersiniz ama iş işten geçer.

Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi, kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesini düzenleyen 7’nci madde var. 7’nci maddede ne diyor, biliyor musunuz? “Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.” Sonra ne diyor? “Kişisel verilerin silinmesine, yok edilmesine veya anonim hâle getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

Şimdi, kişisel verileri işleme konusunda ayrıntılı bir şekilde düzenliyorsunuz. Kişisel verilerin paylaştırılmasını da ayrıntılı bir şekilde düzenliyorsunuz. Kişisel verilerin istisnalarını da ayrıntılı bir şekilde düzenliyorsunuz ama silinmesini, yok edilmesini, ortadan kaldırılmasını yönetmeliklere bırakıyorsunuz. Bu ne anlama geliyor, biliyor musunuz? Bu şu anlama geliyor: Bu kanun, kişisel verileri korumaktan daha çok, kişisel verilerin işlenmesi veya herhangi bir nedenle, gerek para karşılığı gerek başka bir amaçla paylaşılmasına ve aktarılmasına ilişkin bir kanun düzenlemesi arkadaşlar. Silinmesine ilişkin her şeyi, yasal düzenlemeyi yönetmeliğe bırakıyorsunuz, diğer kanun hükümlerine bırakıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu hâliyle bu yasa tasarısı kişisel verileri koruma anlamı taşımıyor; kişisel verileri korumamaya, bugün suç sayılan hâllere, bakın, bugün suç sayılan hâllere yasal dayanak getiren bir yasa özelliğini taşıyor, fişlemenin yasal zemini hazırlanıyor.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının sonuna "Tedbirlere ilişkin uygulama esasları Kurul tarafından belirlenir." ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Selim Yurdakul (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun, kişisel verilerin yayılmasını engellemek için çeşitli önlemlerden ve denetimden bahsediyor. Gerçekten de kişisel verilerin korunması ve erişiminin kısıtlanması çok önemlidir ancak AKP Hükûmetinin bu konuda oldukça sabıkalı bir yönetim olduğu hepimizin malumu. Özellikle, vatandaşlarımızın sağlık verilerinin çok sıkı tedbirler alınarak korunması gerekmektedir. Kişisel veriler ve kişisel güvenlik temel bir insan hakkıdır. Bu verilerin kötü niyetli insanların eline geçmesi hâlinde telafisi mümkün olmayan yaşamsal problemlere sebebiyet verebilir.

Yasaya baktığımızda, kişisel verilerin korunmasından ziyade dağıtımı ve erişimi üzerinde durulduğu açıktır. Kanuna göre, bir kişinin açık rızası olmasa bile siyasi düşünce, inanç, mezhep, kılık kıyafet, dernek üyeliği, sağlığı, biyometrik ve genetik verilerinin, sağlık hizmetlerinin yönetimi ve finansmanı amacıyla kullanılabileceği açıkça görülmektedir. Yasaya göre, kurulacak olan kurula atama yapacak olan da Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanıdır.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükûmetlerinin Bakanlar Kurulu üyeleri, tanıdığımız ve davranışlarını izlediğimiz ve gördüğümüz kadarıyla sık sık fikir değiştiren ve günübirlik politik söylemleri sırasında bir gün beyaz dediklerine ertesi gün siyah diyebilecek kadar farklı davranış gösteren kişilerdir. Hâl böyle olunca, bu millet size nasıl güvensin? Türk milletinin verilerini korumak istediğinizi nereden bilelim? Sizler, bildiklerimiz kadar yıllarca düşünsek aklımıza gelmeyecek şeyleri dahi özelleştirmekte, satmakta meşhur ve mahir bir yönetim olarak anılmayı hak etmiş bir partisiniz. Örneğin, genel sağlık sigortası verilerini satmadınız mı?

Ülkemizi, stratejiniz olmaksızın, taktik nedir bilmeksizin yönetiyorsunuz. Akıntıdaki bir yapraktan hiçbir farkınız yok. Hükûmet bu durumda derhâl ipleri eline almalı, uluslararası odaklar tarafından yönetilen vahşi kuklalar ile arasına kalın bir çizgi çekmeli. Gün, teröristler ve onların zehirli sözcülerine hak ettikleri cevap verme günüdür; gün, Türk milletinden aldığı güç ile ülkemizin birlik ve beraberliğine kastı olanları defetme günüdür; gün, yeryüzünün en onurlu askerî gücü olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve cesur emniyet güçlerine güvenme ve kahraman Türk evlatlarının yanında olma günüdür. Dünyanın terörle mücadelede en yetkin, en deneyimli güvenlik güçlerine sahibiz. Bugün de terörle mücadelede en sert tedbirleri almak suretiyle milletimizin hayatına kastedenlerle anladıkları dilden mücadele etmek zorundayız. Biz Türk milletinin ve devletinin menfaatlerinin kollanması hususunda her zamanki olduğumuz çizgideyiz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yalpalamadan, kirli suç örgütleriyle olduğu gibi, bu kirli suç örgütlerine kapı aralayanlarla da hep uzak kaldık, hep uzak duracağız. Türk’e kefen biçenlerin bu cüreti kendi başlarına göstermediklerini çok iyi biliyoruz.

Yeni bir müzakere, açılım, sözde barış gibi girişimlere hazırlananlar olduğunu duyuyoruz. Yapmayın, bu milleti bir kez daha sırtından vurmayın, yazık edersiniz. “Çözüm” diye anılan paçavra yol haritalarınızın miadı doldu. Varlığımızın tehdit edildiği bugün Hükûmete sesleniyorum: Artık “Kandırıldık.” deme lüksüne sahip değilsiniz.

Türk milleti adına bir kez daha AKP Hükûmetine sesleniyorum: Terörle mücadelede yanımızda mısınız? Biz Türk milletinin ve devletinin her zaman yanındayız. Herkes şunu iyi bilmelidir: Kardeşliğimizi, bin yıllık kardeşliğimizi, birliğimizi ve beraberliğimizi hiçbir kimse bozamayacaktır, Milliyetçi Hareket Partisi buna kesinlikle izin vermeyecektir. Bu her kim olursa olsun, buna buradan sesleniyorum, ister uluslararası güçler ister bunlarla iş birliği yapan herkes olsun: Kardeşliğimizi ve birliğimizi hiç kimse bozamayacaktır.

Sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          İdris Baluken                     Bedia Özgökçe Ertan                   Meral Danış Beştaş

            Diyarbakır                                  Van                                       Adana

        Osman Baydemir                Mahmut Celadet Gaydalı                       Erol Dora

             Şanlıurfa                                  Bitlis                                     Mardin

          İmam Taşçıer

           (Diyarbakır)

MADDE 13

(2) Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır.

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin (2)’nci ve (3)’üncü fıkralarının son cümlelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Baki Şimşek                         Nuri Okutan                         İsmail Faruk Aksu

          Mersin                                Isparta                                   İstanbul

     Erkan Haberal                        Kamil Aydın                               İsmail Ok

          Ankara                               Erzurum                                  Balıkesir

       Arzu Erdem

         İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin (2)’nci ve (3)’üncü fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(2) Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır.

“(3) Veri sorumlusu talebi kabul eder veya gerekçesini açıklayarak reddeder ve cevabını ilgili kişiye yazılı olarak veya elektronik ortamda bildirir. Başvuruda yer alan talebin kabul edilmesi hâlinde veri sorumlusunca gereği yerine getirilir.”

           Namık Havutça                  Ömer Süha Aldan                         Özkan Yalım

               Balıkesir                              Muğla                                      Uşak

        Cemal Okan Yüksel                  Zeynel Emre                             Haydar Akar

               Eskişehir                            İstanbul                                   Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerine söz isteyen Balıkesir Milletvekili Namık Havutça.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce 11’inci madde üzerinde söz aldım. 11’inci madde kişilerin haklarını düzenliyordu.

Bakın, bizim Anayasa’mıza göre, Anayasa’mızın 20’nci maddesinin son fıkrası aynen şöyle diyor Sayın Bakan: “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” Şimdi, Anayasa’mızın bu hükmü açık ve bir hak olarak düzenleniyor.

Yine, kanun tasarısında, 11’inci maddede (g) bendinden (ğ) bendine kadar kişinin bu yasadan kaynaklanan hakları düzenleniyor ve diyor ki son cümlesinde de: “Kişi bu haklara sahiptir.”

Hak ne demektir değerli arkadaşlarım? Hukuk fakültesinde 1’inci sınıfta öğrencilere “hak” kavramı öğretilir. Hak şu anlama gelir: Eğer bir kişinin talebi hak olarak yasalara konulduysa Sayın Bakan, artık devlet tarafından bunun yerine getirilmesi bir görevdir, bir sorumluluktur. Siz şimdi 13’üncü maddede, Anayasa’da ve yasada düzenlenen bu hakkı paralı hâle getiriyorsunuz. Kişinin verilerini alırken kişiye para veriyor musunuz? Kişinin verilerini alıyorsunuz. Peki, kişi, bu verileri, kendi rızasıyla devlete verdiği bu verileri talep ettiğinde, herhangi bir masraf gerektirdiğinde niye para ödesin? Bu açıkça Anayasa’ya aykırı, bir defa söyleyeyim bunu. En bariz, açık Anayasa’ya aykırılık bu. Bizim söyleyeceğimiz şu: Gelin, bu düzenlemeyi bizim söylediğimiz şekilde… Kişilere Anayasa’da ve yasada tanınan bir hakkı siz parayla vermeye kalktığınızda bu açık bir şekilde Anayasa’ya aykırı. Biz bunu Komisyonda söyledik, değişiklik önergesini verdi arkadaşlarımız ama maalesef, arkadaşlarımız tarafından bu güçlü bir şekilde dile getirilmesine rağmen, Adalet Komisyonundaki Değerli Başkan çok iyi hukukçu bir arkadaşımız, bu konuda içtihatları olan, kitaplar yazan Sayın İyimaya, herhâlde gözden kaçtı, eminim ki düzeltilmesi gerekirdi ancak ne yazık ki, biz… HDP Grubundaki arkadaşlarımız da bu konuda umarım ve biliyorum ki aynı itirazları ortaya koydular. Dolayısıyla, istiyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi içerisindeki hukukçu arkadaşlarım da, Adalet Komisyonundaki arkadaşlarımız da, biz o Komisyonda diğer komisyonlardan farklı olarak adaletin bize koyduğu evrensel ölçülerle, evrensel ölçütlerle kararlar oluşturmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, ölçütler belli değerli arkadaşlarım. Türkiye Cumhuriyeti devleti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altına imza atmış, Avrupa Birliği kriterlerini kabul etmiş; evrensel ölçütlerde yasal düzenleme yapmak mecburiyetindeyiz. Bakın, Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi çok açık: “Usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşmalar yasa hükmündedir.” E, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kişisel hakları bu anlamda düzenlemiş. Bakın, Sayın Bakan, Rusya’dan sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en fazla insan hakları ihlalleriyle ilgili tazminat ödeyen ülkeyiz. Her konuda sonuncuyuz OECD’de ama bu konuda 1’inciyiz. Rusya’dan sonra diyorum çünkü Rusya’nın nüfusu oranlandığında Rusya’dan çok daha fazla tazminat ödüyoruz. Hele hele ezkaza Anayasa Mahkemesi insan hakları ihlalleriyle ilgili konuları incelemese Avrupa’yı belki de 2’ye katlayacağız. O bakımdan, gelin…

Bir anayasal hata daha yapılmaktadır. Siz Anayasa’da ve yasada kişiye tanınan hakları, o hizmeti parayla veremezsiniz; aynen eğitim hakkı gibi, ilköğretimde nasıl, eğitimi bir hak olarak çocuklara ücretsiz veriyorsak, bazı sağlık hakları da veriyorsak bu kişisel verilerin talep edildiğinde kişiye verilmesini de ücrete tabi tutamazsınız diyorum ve bunun düzeltilmesiyle ilgili önergemizin kabulünü de sizlere arz ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerine İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Bugün iki bakanımız açıklama yaptı. Bunlardan birincisi Dışişleri Bakanı, ikincisi de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı. Dışişleri Bakanı özellikle Brüksel’deki patlamadan sonra “Brüksel’e gitmeniz sakıncalı, buradan vatandaşlarımı uyarıyorum.” diye açıklama yaptı. Ben de gülümsedim ve dedim ki: Evet, Taksim’de patlama olmuyor, Ankara’da meydanda da patlama olmuyor! Gerçekten vahim bu açıklamalar.

İkincisi ise Karaman Cumhuriyet Başsavcılığında tecavüze uğradığı iddia edilen 45 çocuktan durumu belgelenen 10 çocukla ilgili hazırladığı iddianame kabul edilmiştir. KAİMDER ve Ensar Vakfında meydana gelen bu tecavüz olaylarıyla alakalı da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı şöyle bir açıklama yapmıştır: “Bir kez böyle bir olayın meydana gelmesi bu olayı büyütmemize sebebiyet vermeyecektir.” Maalesef bu da bizim için gerçekten vahim bir olay, bir anne olarak benim kanımı dondurdu.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yuh yani!

ARZU ERDEM (Devamla) – Evet, değerli milletvekilleri, kişisel veri, belirli veya kimliği belirlenebilir gerçek ve tüzel kişilere ilişkin bütün bilgiler demektir. Kişisel veri kavramı sadece ad, soyad, doğum yeri, doğum tarihi gibi kişilerin tanınmasını ve teşhisini sağlayan bilgilerden ibaret değildir; ayrıca kişilerin fiziksel, sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik tüm bilgilerini de kapsamaktadır. Bu tür veriler milletimizin korunması gereken en temel verileridir. Türkiye gerek üyelik sürecinde olduğu Avrupa Birliğinin şartlarına uyum sağlamak gerekse 1981 yılında imzaladığı Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşmesi’nin onayı kapsamında kişisel verilerin korunmasına dair kanun tasarısını hazırlamıştır ve bu çalışma da görüşülmek üzere 2008’de Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir ancak aradan sekiz yıl geçmesine rağmen, kişisel verilerin korunması hakkındaki kanun tasarısı üzerine henüz görüşülmeye başlanmamıştır. Buradan da anlaşılacağı gibi, Türkiye, kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenleme yapmakta çok geç kalmıştır ve söz konusu tasarıyla eksiklerin tam anlamıyla giderildiğini de düşünmemekteyim.

Kişisel verilerin korunması Anayasa’da düzenlenmiş temel bir haktır. Bu konuda, bugüne kadar, çeşitli alanlarda yapılmış dağınık düzenlemeler mevcuttur ancak bir çerçeve yasa düzenlenmemiştir.

Günümüzde hemen hemen hepimiz İnternet’te, sosyal medyada ya da günlük yaşantımızda aktif bir şekilde kişisel bilgilerimizi şirketlerle, kişilerle, çeşitli kurum ve kuruluşlarla paylaşmaktayız.

Anayasa’nın 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla paylaşılabilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

Konuya ilişkin mevcut düzenlemenin gözden geçirilmesi ve uygulamada bu konuda gereken hassasiyetin gösterilmesi anayasal bir zorunluluktur. Kanunlar, Anayasa’ya aykırı olamaz.

Değerli milletvekilleri, o hâlde, Anayasa’da açıkça yer aldığı üzere, kişilerin kendileriyle ilgili bilgilerin korunmasını isteme hakkı bulunmaktadır, buna bir itirazımız yok ancak ne yazık ki ülkemizde kişisel veriler izinsiz olarak paylaşılmaktadır, yasal olmayan dinleme ve izlemelerle özel hayatın gizliliği ihlal edilmektedir. Milletimiz, kendilerine ait kişisel bilgilerin kaydedildiği kuşkusuyla endişeli bir şekilde yaşamaktadır. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bilgi güvenliğine önem vermekteyiz. Milletimize saygımız esastır. Milletimizin güven ve huzur içerisinde yaşaması adına bugüne kadar elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.

Tasarıya bakıldığında, yapılan düzenlemelerde, kişisel verilerin korunması anlayışından zaman zaman uzaklaşılmaktadır ve tasarıda yer alan muğlak ifadelerin uygulamada tereddütlere yol açtığını da gayet net anlamaktayız. Bugüne kadar askıya alınmasından ziyade düzenlemelerin yapılması tabii ki olumlu bir adımdır ancak yargının karar vermede tereddüde düştüğü konularda yol gösterici olması adına belirleyici düzenlemeler yapılmalıdır. Kişisel verilere ilişkin suç işleyenlerin, hukuka aykırı şekilde özel hayata tecavüz edenlerin cezai yaptırımının tam manasıyla caydırıcı olması gerektiğinin altını çiziyorum ve Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İmam Taşçıer (Diyarbakır) ve arkadaşları

MADDE 13

(2) Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

Önerge üzerinde söz isteyen Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer.

Buyurun Sayın Taşçıer. (HDP sıralarından alkışlar)

İMAM TAŞÇIER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın ilgili 13’üncü maddesinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım.

Kişisel verilerin depolanması eğer o ülkede demokrasi yoksa, insan hakları çiğneniyorsa ve eğer o ülke hâlen 12 Eylül faşist anayasasıyla idare ediliyorsa bilin ki bu depolanan kişisel veriler başka amaçlarla kullanılır ve insanları fişler, bu amaç çerçevesinde bu kişisel veri öyle kullanılır. Bunun içinde Türkiye’de yaşayan 25 milyona yakın Kürt var. Türkiye’de farklı etnisiteler var, Türkiye’de farklı inanç grupları var, Aleviler var ve bunlar bu ülkeden, bu yönetimden, bu rejimlerden her zaman, bugüne kadar baskı, zulüm ve işkence görmüşlerdir.

Bizim birkaç saat önce verdiğimiz bir önerge vardı. Şeyh Sait, Seyit Rıza ve Saidi Nursi, Saidi Kürdi’nin mezarlarının dahi bize gösterilmesi konusundaki önergemiz reddedildi ki dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan Dersim halkından Seyit Rıza’yla ilgili bölümde basına yansıdığı kadarıyla da bir özür dilemişti. Ve gelelim 1980’li yıllarda işkencede ölen Kürtlere bakalım, cezaevlerinde öldürülen Kürtlere bakalım.

Faşist diktatörlüğün getirdiği bir sonuç nereye kadar geldi? 1990’lı yıllarda faili meçhuller… Bu Türkiye’de, bu devlette 17.500 tane faili meçhul işlendi. Bunların hemen hemen hepsi Kürt’tü ve bunlar -hiçbir yerde- herhangi bir yere bağlı kalmadan yapıldı. İstanbul’daki Kürt getirildi, bir yerde öldürüldü; Ankara’daki Kürt getirildi öldürüldü; Diyarbakır’da yaşayan, Urfa’da yaşayan, Siirt’te yaşayan, Şırnak’ta yaşayan Kürtler kafalarına, enselerine kurşun sıkılarak öldürüldü ve biz diyeceğiz ki bu veriler depolanacak, bu insanlar fişlenmeyecek. Bu, fişlenmesi için olan depolanmadır. Demokrasinin olmadığı, insan haklarının olmadığı, demokratik kültürün gelişmediği bir ülkedeki iktidarların kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak bunları fişleyecekleri konusunda kesinlikle o kanımız fazlaca yaygındır.

Şöyle düşünün: 6-7 milyon oy alan bir partinin genel başkanı bugün itibarıyla yani ayın 22’sinde Cizre’ye gidiyor ve Cizre’ye sokulmuyor. Öyle bir iktidarın eline bu fişlenmeler geçerse ne olur, bu bilgiler geçerse ne olur? Bunları kötüye kullanır. İleri demokrasi ülkelerinde ancak bu tür şeyler kötüye kullanılmaz; demokrasinin olduğu, insan haklarının olduğu, geliştiği yerlerde kullanılmaz.

Evet, 2005 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan Diyarbakır’a geldi. “Kürt sorunu benim sorunumdur.” dedi ve “Ben bu sorunu çözmek için çaba sarf edeceğim.” dedi, hatta ve hatta bunun için “Baldıran zehrini içerim.” de dedi. Ama bugün Kürt sorunu nereye geldi? Bugün 100 bin nüfusu bulan ilçelerimizde, illerimizde yüz günün üzerinde insanlar sokağa çıkamıyor; çocuklar öldürülüyor, kadınlar öldürülüyor, gençler öldürülüyor, siviller öldürülüyor. Böyle bir ortamda, böyle bir durumda fişlemelerin bunlar için kullanılacağı kesindir. Onun için buna dikkat edilmesi gerekiyor. Demokratik bir anayasa, demokratik bir toplum oluşmadığı sürece bu tür durumlardan kaçınılması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge oylamasına geçmeden önce toplantı yeter sayısı talebi vardır; bu talebi karşılayacağım.

Sayın Altay, Sayın Havutça, Sayın Emre, Sayın Yüksel, Sayın Gürer, Sayın Tümer, Sayın Gökdağ, Sayın Arslan, Sayın Emir, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Yalım, Sayın Nefi Kara, Sayın Sarıbal, Sayın Şeker, Sayın Demir, Sayın Akar, Sayın Tanal, Sayın Topal, Sayın Köksal, Sayın Erdem.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

MADDE 14- (1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış iş günü içinde Kurula şikâyette bulunabilir.

   Namık Havutça                                 Ömer Süha Aldan                                   Özkan Yalım

        Balıkesir                                             Muğla                                                 Uşak

Cemal Okan Yüksel                                 Zeynel Emre                                       Haydar Akar

       Eskişehir                                            İstanbul                                              Kocaeli

    Serkan Topal

          Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesine aşağıdaki (4)’üncü fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Baki Şimşek                                       Nuri Okutan                                   İsmail Faruk Aksu

         Mersin                                               Isparta                                              İstanbul

    Erkan Haberal                                      Kamil Aydın                                         İsmail Ok

         Ankara                                              Erzurum                                             Balıkesir

     Arzu Erdem

        İstanbul

"(4) Her durumda yargı mercilerine dava açma hakkı saklıdır"

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 Sıra Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                   Osman Baydemir                              Bedia Özgökçe Ertan

                Diyarbakır                                           Şanlıurfa                                                Van

     Filiz Kerestecioğlu Demir                     Mahmut Celadet Gaydalı                          Meral Danış Beştaş             

                  İstanbul                                               Bitlis                                                 Adana

                 Erol Dora                                        Hişyar Özsoy

                   Mardin                                               Bingöl

MADDE 14

(1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hallerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her halde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir.

(2) 13 üncü madde uyarınca başvuru yolu tüketilmeden şikâyet yoluna başvurulamaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu geç vaktinde 14’üncü maddeyle ilgili söz aldım. Ancak, ben bu akademisyenlerin durumuyla ilgili bazı bilgiler paylaşmak istiyorum. Çok yakın bir zamanda yirmi bir yıllık bir öğretmen Bingöl’de paylaştığı Facebook görüntüleri vesair yüzünden Bingöl’de ceza aldı, mesleğini kaybedebilir. Yirmi yıl okul okuyun, yirmi bir yıl da öğretmenlik yapın… Kendisine getirilen suçlamalardan bir tanesi çok ilginç.

SALİH CORA (Trabzon) – Kim?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Nihat isimli bir hocamız, var yani, öyle şeyden söylemiyoruz.

Benim kendi mahallemde yaptığım ilk seçim konuşmasının bir fotoğrafını paylaşmış, bunu da suç delili olarak oraya koymuşlar. Tabii, biz bu meseleyi gündemleştireceğiz; bu, örneklerden bir tanesi.

Bu Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifinin o hazırladığı metin yüzünden Bingöl Üniversitesinde bir tane yardımcı doçentimiz işini bırakıp yurt dışına çıkmak zorunda kaldı aldığı tacizler ve tehditler yüzünden.

Esra Mungan’ı az önce İstanbul Milletvekilimiz Filiz Kerestecioğlu anlattı, Boğaziçi Üniversitesinde psikoloji bölümünde doçent. Yirmi küsur yıl okuyacaksınız, yani hayatı herhâlde otuz yıl kitaplarla geçmiş, sadece bir bildiriye imza attı diye… Şu an sadece hapiste değil, tek kişilik koğuşa alınmış yani tecrit uygulanıyor, bugün avukatı konuşmuştu.

Şimdi, işin bir tarafında bunlar var. Herhâlde, iktidar biraz şeyi düşünüyor, bu kadar kolay yani “Otuz yıl emek veren insanları bir imza attılar diye ben hayatlarını karartırım.” gibi düşünüyor herhâlde. Çünkü, Esra Mungan’ın, biliyorsunuz, cezaevine alınması Sayın Cumhurbaşkanının bir anlamda talimatıyla olmuştu. “Mahkemenin ön kapısından girip arka kapısından çıkıyor bu akademisyenler.” demesinin ertesi günü ya da bir sonraki günü bu 3 akademisyen tutuklanıp cezaevine gönderildi. Şimdi, bu, işin bir tarafı. (Gürültüler)

Değerli arkadaşlar…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok ayıp, çok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz dinliyoruz Sayın Başkan, devam etsin.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, baktım biraz da bu arkadaşlar ne yapmışlar, bu içeriye girenler falan. Okumuşlar, çabalamışlar, emek vermişler, dünyanın çok da iyi üniversitelerini bitirmişler.

SALİH CORA (Trabzon) – Anlat, anlat.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Bir saniye, şimdi atadığınız rektörü de anlatacağım size, konuşamayacaksınız.

SALİH CORA (Trabzon) – Anlat, anlat; dinliyoruz.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Rektör yardımcısı çıkmış konuşmuş -istifa etmiş zaten; bakın, profesör yapıp rektör yardımcısı olarak atanmış insanlara bakın, gerçekten insan utanır- diyor ki: “İnsanlar okudukça beni afakanlar basıyor.” Profesör yapıp bir de rektör yardımcısı yapmışsınız.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Düşünce özgürlüğü o da.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – “İnsanlar ne kadar cahil olursa toplum o kadar rahat eder, ben onların ferasetine güveniyorum.” diyor bu rektör yardımcısı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Düşünce özgürlüğü.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Bir de benim kentimin üniversitesinin rektörü vardı. Ailesinden 6 kişiyi getirip üniversiteye koymuştu -artık bir alay konusu olmuştu, defalarca burada, Mecliste de gündeme gelmiş- aile şirketi kurmuş gibi. Kendi adına yayınladığı tek bir akademik makalesi yok ama profesör olmuş, rektör olmuş. Nasıl olmuş bilmiyoruz. Yetmedi, üzerine bir de ödüllendirmişler, YÖK’ün Denetim Kurulu Üyeliğine getirmişler.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sizin şöyle yaptığınızı düşünüyorum: Namaza yaklaşmayın…

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Yani, ciddiye alalım mı, gülelim mi, ağlayalım mı gerçekten bilmiyoruz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Cümleleri cımbızladığınızı düşünüyorum, “Namaza yaklaşmayın.” hesabında.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Ya, Sayın Grup Başkan Vekilim, bu hanımefendi ben ne zaman çıksam konuşuyor. Ya, bir getirin buraya, koyun buraya, bir konuşsun, rahatlasın, vallahi billahi, böyle olmuyor. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Doğruları söylemediğiniz sürece böyle davranırız.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Bakın, bu, Türkiye'nin resmi. Biz şunu diyoruz: Emek vermiş insanların emeğini bu kadar ucuz bir şekilde… Otuz yıl akademide emek vermiş insanlar bir fikirlerini ifade etmişler diye cezaevine atılmaz. Çıkar, fikirlerini eleştirirsiniz, karşıt eleştiri yaparsınız, bildiri yaparsınız ama otuz yıl emek vermiş bir insanı götürüp hapse atıp “İnsanlar cahil kalsa iyidir.” diyeni rektör yardımcısı yaparsanız gerçekten vallahi iflah olmazsınız, öyle diyeyim.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Akademiyi bu kadar kutsamanıza gerek yok.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesine aşağıdaki (4)’üncü fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek (Mersin) ve arkadaşları

“(4) Her durumda yargı mercilerine dava açma hakkı saklıdır”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Mersin Milletvekili Baki Şimşek.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinde verilmiş olan önerge üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kişisel veriler, gerçek ve tüzel kişilere özgü olan ve kişilerin belirlenebilir olmasını sağlayan her türlü ırk, etnik köken, siyasi düşünce, inanç, din, mezhep ve diğer inançları, sendika üyeliğini, sağlığı ve biyometrik verileri kapsamaktadır. Üzülerek belirtmek istiyorum ki Türkiye, kişisel verilerin izinsiz paylaşıldığı, yasal olmayan dinleme ve izlemelerle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği, yaklaşık 1 milyon kişinin telefonunun yasa dışı dinlendiği bir ülke hâline gelmiştir. Sözde “çözüm süreci” adı altında verilen vaatlerle ve tavizlerle, operasyon istenen 290 talepten sadece 8’ine izin verilmiş; âdeta elini kolunu sallayan Türkiye sınırını geçmiş, sınırlarımızda gerekli önlemlerin alınmaması, belediyelerin tüm imkânları kullanılarak yolların altına bombaların döşenmesi ve bunlara göz yumulması neticesinde gücüne güç katan bölücü terör örgütü PKK’nın yola döşediği patlayıcının Hakkâri Yüksekova’da askerî aracın geçişi sırasında infilak etmesi sonucu 2 polis ve 1 askerimiz şehit olmuştur. Yine bu sabah erken saatlerde, bölücü örgütün Mardin’in Nusaybin ve Mazıdağı ilçelerinde kalleşçe düzenlediği saldırıda 1 polisimiz ve 1 askerimiz şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum.

Türkiye’yi bölmeye çalışan, asker-sivil demeden kanlı eylemlerine devam eden bölücü örgüt ve yandaşlarının, PKK’yı meşrulaştırmak için Avrupa’nın göbeğine çadır kurmaları kabul edilemez. Sayın Başbakanın Brüksel’de PKK çadırı açılmasını kınamasını takdir ediyoruz ancak buradan şunları da sormak istiyoruz: “DTK” adı altında özerklik ilan edilirken neredeydiniz? Teröristler sınır kapısında kahramanlar gibi karşılanırken neredeydiniz? Üniversitelerde PKK stantları açılırken neredeydiniz? Kobani’ye geçen teröristlerin lahmacun parasını devlet öderken neredeydiniz? Brüksel’deki PKK çadırına izin verenleri kınarken, Diyarbakır’ın göbeğinde -çok eski tarih değil, 21 Mart 2016- Öcalan posterlerinin altında miting yapılırken, Öcalan’ın mektubu okunurken neredeydiniz? Seçim bölgem olan Mersin’de, 21 Mart 2016 tarihinde Öcalan posterleri asılırken, bölücüler bu posterlerin, bu bayrakların, bu paçavraların altında miting yaparken neredeydiniz? Sayın Bakanım, bunlarla ilgili adli bir işlem başlatacak mısınız? Bu paçavraları asanlarla ilgili cezai işlem başlatacak mısınız? Yol kesenlere, molotof atanlara bir işlem yapacak mısınız? 3 bin kilometre uzakta PKK çadırını kınıyorsunuz ama maalesef, Türkiye’de bu olaylara göz yumuyorsunuz. Devletin yetkililerinin bu olaylara müdahil olmasını bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, son kısmımda da Sayın Bakanıma seçim bölgem olan Mersin’le ilgili birkaç problemi arz etmek istiyorum.

Özellikle kayısının ana vatanı olan Mut’ta soğuklardan dolayı kayısı üreticileri büyük zarar görmüştür. Sigortası olmayan kayısı üreticileri mağdur durumdadır. Bunların Ziraat Bankası borçlarının ertelenmesini…

Bir de Pamukluk Barajı inşaatı vardır. Burada inşaat yaklaşık beş aydır durmuştur ve 100’e yakın işçi beş aydır maaşını alamamaktadır. İşçiler eylem yapmaktadır. Bu soğukta o baraj bölgesini beklemektedirler. Müteahhit firma da maalesef, bütün hak edişlerini almış ve işçilere ödeme yapacak durumda değil. İnşaat yarım kalmış. Bunların mağduriyetlerinin giderilmesini… Ve bir de, Tarsus’ta SGK binası, inşaatı yaklaşık iki yıldır bitmiş olmasına rağmen, ufak tefek eksiklikleri yüzünden açılamamıştır. Bu konuda desteklerinizi bekliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Ve günün son önergesini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 14- (1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her halde başvuru tarihinden itibaren altmış iş günü içinde Kurula şikayette bulunabilir.

Serkan Topal (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel.

Buyurun Sayın Yüksel. (CHP sıralarından alkışlar)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir buçuğu geçti, 14’üncü maddeye gelebildik. Aslında, önergelerimiz kabul edilseydi, bir anlaşmaya varabilseydik üç saatte biz bu kanunu geçirirdik.

Gerçekten de, söylediğimiz gibi, bu kanunu siz hazırladığınız şekliyle geçireceksiniz, biz Anayasa Mahkemesine başvuracağız. Sonuç ne olur, bilmiyorum ama Anayasa Mahkemesi iptal etmese dahi, Avrupa Birliğinin yeni regülasyonu devreye girdiğinde, biz, tekrar bu kanunu görüşmeye başlayacağız.

Yalnız, şu hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum: Avrupa Birliğinin, gerek 1995 tarihli gerek 2015 tarihli regülasyonlarında kişisel verilerle ilgili 4 tane temel ilke belirlenmiş ve bunu kabul eden tüm Avrupa Birliği ülkelerinde de buna uygun davranılmış. Nedir bunlar?

1) İlgili kurul, demokratik yollarla seçilmek durumunda. Bütün ülkelerde bu böyle. Bizde nasıl? 3’ünü Sayın Cumhurbaşkanı, 4’ünü Bakanlar Kurulu atıyor. Var mı bu 3 şart? Yok.

2) Bu kurulu denetleyecek başka bir kurulun olması gerekiyor. Bütün Avrupa ülkelerinde bu kurul, başka kurumlar, örneğin ombudsmanlar tarafından ya da -bizde- Denetleme Kurumu tarafından denetleniyor. Bizde var mı bu? O da yok.

3) Diyor ki: “Bütün kişisel verilerin hukuki yollarla temin edilmesi şarta bağlı.” Biz de var mı bu? Bu da yok.

Ve son olarak da “Temel hak ve özgürlüklerle ilgili kişisel verilerin çok sıkı koruma altında olması gerekir.” diyor. Biz de var mı? O da yok.

Şimdi, biz diyoruz ki bu kanun gerekli ama bu kanun bu hâliyle gerekli değil. Bakın, bu kanunu kabul etmeden önce Türk Ceza Kanunu’nun 135’inci maddesi var, çok açık bir yasaklama getiriyor, diyor ki: “Kişilerin siyasi, felsefi veya dinî görüşlerine, ırki kökenlerine, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına ve sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” Şimdi, bu gelen kanunda ne diyor, 6’ncı maddede? Bu tanımlamaları yapıyor, “Bunlar, özel nitelikte kişisel verilerdir.” diyor. Tamam, güzel. “Bunlar, kişinin açık rızası olmadan işlenemez.” diyor. Tamam, o da güzel ama en sonunda diyor ki: “Kurul -hangi kurul Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanının atadığı memurlardan oluşan kurul- yeterli önlemleri -hangi yeterli önlemler, bir tanım yok- alırsa bunlar işlenir.” diyor. Yani Ceza Kanunu’nun 135’inci maddesini baypas ediyorsunuz. Bugün bana, yarın sana. Yarın, hani iktidardan düştüğünüz zaman, birisi bu kanunu kullanarak sizin aleyhinize bir durum yarattığında ne olacak, bunları düşünüyor musunuz? Yok, düşünmüyorsunuz.

Şimdi, aslında, bunu beklemek de haksızlık. Biraz önce biz kapalı oturum istedik. Yurttaşlarımız görmedi ama -kusura bakmayın, rencide etmek için söylemiyorum Sayın Grup Başkan Vekilim- milletvekilleriniz neye el kaldırdığını bilmeden bizim önerimizi destekler şekilde el kaldırdı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gördü, gördü, canlı yayın yaptı Mahmut Tanal.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Onların sayesinde…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Siz kapalı oturumu yayınlayan milletvekiline söyleyin ya.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Yapmayın efendim, yapmayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, hayır…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır, o oylama stenograflar içindi ya, senin önergen değildi.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Hatta o oylamayı Sayın Başkan tekrarlamak zorunda kaldı.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tutanakları oku.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Şimdi, bu mantıkla mı bunu oylayacaksınız? Yani şunu söyleyebilir misiniz: Akıl süzgecinizden geçirerek, bizim itirazlarımızı da göz önüne alarak mı el kaldıracaksınız? Yani bunu söylemek hayatın olağan akışına uygun değil.

Bakın, biz burada anlatıyoruz, siyasi bir konuşma da yapmıyoruz, teknik olarak anlatmaya çalışıyoruz ama yani sizden bir ses yok, çıkacağına da pek ümidim yok.

Genel Kurulu saygılarımla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.39

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Böylece, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek için 23 Mart 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, hayırlı geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 01.42



(x) 117 S. Sayılı Basmayazı 17/2/2016 tarihli 40’ıncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.