TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

56’ncı Birleşim

8 Mart 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak, İdil’de şehit olan polislere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, savaş kurbanı Bosnalı kadınların acılarını paylaştıklarına ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, hangi dine, hangi inanca mensup olursa olsun bu topraklarda yaşayan insanların, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarının saygıdeğer olduğuna ilişkin konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

2.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve vefat eden Trabzonlu din âlimi Ahmet Yaşar Hoca Efendi’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, cumhuriyetin ilanından itibaren tüm kadın milletvekilleri ile aydınlanma mücadelesinin kahramanı Bahriye Üçok’u selamladığına ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

5.- Bursa Milletvekili Bennur Karaburun’un, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

6.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

9.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

11.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

13.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

15.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

17.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP Grubu olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, HDP Grubu olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

20.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre söz alarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve uzlaşma yolu kullanılarak bazı şirketlerin vergi cezalarının sıfırlandığına ilişkin açıklaması

22.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’la karşılıklı olarak bir konuyu değerlendirirken bazı sözler sarf ettiğine ama konuşmaların siyasi eleştiri sınırları içerisinde yapılmasının doğru olacağına ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, siyasi maksatla söylemiş olduğu kastını aşan ifadeleri için özür dilediğine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Batman Milletvekili Saadet Becerekli’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve judo dalında Ümitler Avrupa Kupası’nda 3’üncü olan Mine Kalender’i kutladığına ilişkin açıklaması

28.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın devlet adamlarına verilen hediyelerin kaydıyla ilgili sorusuna verdiği cevaba ilişkin açıklaması

29.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, cinsiyetçi bir dil kullanılmaması ve erkeklerin, kadınları bir birey olarak tanımlama alışkanlığı edinmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

30.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da düzenlenen Uluslararası Hilafet Konferansı sırasında cumhuriyete, Atatürk’e ve Türkiye Büyük Millet Meclisine ağır hakaretlerde bulunulduğuna ve Hükûmetin bu konuda bir tedbir alıp almadığını ve soruşturma başlatıp başlatmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

32.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İdil’de şehit olan 2 polis ile Kilis’te bir roket mermisiyle hayatını kaybeden yurttaşa Allah’tan rahmet, yaralı 3 polise acil şifalar dilediğine, CHP Grubu olarak terörün her türlüsüne karşı olduklarına ilişkin açıklaması

33.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İdil’de PKK terör örgütünün saldırısı neticesinde şehit olan 2 polis ile IŞİD terör örgütünün Kilis’e fırlattığı 8 roket mermisiyle hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit olan polislere şehitlik statüsünün verilmesinin geciktiği haberleriyle ilgili Hükûmetten açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

34.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmetinin sahaya sürmüş olduğu savaş konseptinin her geçen gün yeni canlar almaya devam ettiğine, Sur’da yaşanan insanlık dışı tablonun sorumlusunun da AKP Hükûmeti olduğuna ve insanlığa karşı işlediği bu savaş suçlarının hesabını vereceğine ilişkin açıklaması

35.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İdil’de teröristlerle girilen çatışmada şehit olan 2 polis ile Kilis’te IŞİD bölgesinden atılan roket mermisiyle hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve devletin, hukuk temelinde, insani normlara uygun bir tarzda terörle mücadeleyi sürdürdüğüne ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir’deki sempozyumlara katılmak üzere Türkiye’de bulunan ve Genel Kurulu ziyaret eden savaş kurbanı Bosnalı kadınlara “Hoş geldiniz.” dediğine ilişkin açıklaması

38.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, muhalefet milletvekili olarak bazı verilere ulaşmakta güçlük çektiklerine ve 2012 yılından 2016 yılına kadar Türkiye ile Suriye arasındaki ihracat ve ithalat rakamlarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubu olarak, Genel Kurulu onurlandıran Bosnalı kadınları selamladıklarına ve hak arama mücadeleleri önünde saygıyla eğildiklerine ilişkin açıklaması

40.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, AK PARTİ Grubu olarak, Genel Kurulu ziyaret eden savaş kurbanı Bosnalı kadınlara “Hoş geldiniz.” dediklerine ve yaşadıkları acıların bir daha yaşanmamasını dilediklerine ilişkin açıklaması

41.- Batman Milletvekili Saadet Becerekli’nin, HDP Grubu olarak, Genel Kurulu ziyaret eden savaş kurbanı Bosnalı kadınlara “Hoş geldiniz.” dediklerine ve onların şahsında savaşlarda zarar görmüş bütün kadınları selamladığına ilişkin açıklaması

42.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP’li bir milletvekilinin, Cumhurbaşkanının bazı ifadeleriyle ilgili kürsüde dile getirdiği düşünceleri nedeniyle kendisinin Mecliste olmadığı bir zamanda hakarete varan söylemlerde bulunduğuna ilişkin açıklaması

45.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadeleri ile İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, herhangi bir millete ve dine karşı özel olarak olumsuz bir düşünce içinde olmadığına ilişkin açıklaması

50.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın okuduğu şiire taşıyabileceğinden daha fazla politik anlam atfetmenin uygun bir tavır olmadığına ve AK PARTİ’nin nefret suçlarıyla mücadele konusunda yaptıklarının ortada olduğuna ilişkin açıklaması

51.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, okuduğu şiirden maksadını aşacak ve bazı arkadaşlarını üzecek şekilde bir anlam çıkarılmış olmasından dolayı üzgün olduğuna ilişkin açıklaması

52.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, etnik eleştiriler yapılmaması gerektiğine ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

53.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye ile Suriye arasındaki ihracat ve ithalatın hangi gruplarla yapıldığını, hangi sınır kapılarının kullanıldığını ve bu ihracat ve ithalat mallarının içeriğinin ne olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

54.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini yanlış anladığına ilişkin açıklaması

 

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal tarafından çok sayıda sorunun cevapsız bırakıldığına ve Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki eleştiri ve uyarılarıyla ilgili bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

56.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, soruları elinden geldiğince cevaplandırmaya çalışacağına, cevabını vermediği her konuyu yazılı olarak ileteceğine ve Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

57.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

58.- Sakarya Milletvekili Mustafa İsen’in, Abdullah Gül Müzesi’nin Kayseri’de açılacağına, gelen her türlü hediyenin kayda girdiğine ve bu uygulamanın bir teamül olarak devam edeceğini düşündüğüne ilişkin açıklaması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

20.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel ile İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

23.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

24.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 118)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119)

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan’ın, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın cevabı (7/1937)

2.- Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun kurulması için hazırlanmakta olduğu ifade edilen kanun tasarısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın cevabı (7/1942)

3.- İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil’in, 2003-2016 yılları arasında meslek memuru alımı için yapılan sınavlara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/1950)

8 Mart 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün Dünya Kadınlar Günü. Bugün size, çilekeş kadınlardan, onların mutsuz hayatlarından söz eden umut kırıcı bir konuşma yapmak istemiyorum. Bugün, işsizlikten eğitime kadar bütün istatistiklerde açık ara erkeklerin gerisinde kalmış olan kadınlara ağıt yakma günü olmamalı. Bugünün, bütün zorluklarına rağmen mücadele eden, direnen ve kazanan, henüz kazanamamış olsa dahi gün gelecek ki tüm haklarını elde etmiş kadınların günü olmasını diliyorum.

Bu kadınlara haksızlığa karşı ister “baş kaldıran” ister “direnen kadınlar” ister “haklarını arayan kadınlar” diyelim isterseniz kadınların bu mücadelesini başka cümlelerle ifade edelim, şimdi, hep birlikte yapmamız gereken bir şey var: Bereketin simgesi bile kadın olan bu topraklarda kadını değerli kılmak.

Nice ilkler bu topraklarda ortaya çıkmıştır ve cumhuriyet, siyaset, sosyal hayat, çalışma hayatı, sanat, bilim gibi konularda kadını ön plana çıkarmıştır.

Mustafa Kemal’in önderliğinde milletimizin bağrından çıkan “cumhuriyet”, bir anlamda, kadını merkezine alan bir devriminin adıdır.

Kadınlar, biliyorum yükünüz ağır. Dünyayı omuzlarınızda taşıyorsunuz. “Cennet anaların ayakları altındadır.” diyerek anne üzerinden kadını kutsayan bir kültürün mensupları olarak, size, bu mücadelenizde omuz vermek zorundayız. Ancak sizlerin yapması gereken bir şey var: Kadın haklarını daha ileriye taşımak, bu konudaki kazanımlarla yetinmeyip bunları çok daha ilerilere taşımak.

Kadınlar, sadece sorumlulukların değil hakların da öznesi olmalıdır. Bunu sadece umut etmeyin, buna inanın da. İnanırsanız size yapılan her haksızlık altüst olacaktır.

Dünya eşit ve güçlü kadınlarla güzel.

Dünya Kadınlar Günü’nde bütün kadınlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle, bütçe görüşmelerine geçmeden önce, söz talep kadın milletvekillerimize İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi çerçevesinde yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sisteme giren arkadaşlar var, onlardan söz vermeye başlıyorum.

Sayın Basmacı…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekillerim; dünya nüfusumuzun yüzde 50’si kadın; geri kalan yüzde 50’yi doğuran, büyüten, baba eden, adam eden de kadın. Kadınlar bir an önce gücünün farkına varıp ülkemizi bu içinde bulunduğu kaostan çıkarmalı.

8 Martımız kutlu olsun. Tüm cumhuriyet kadınlarına bizden selam olsun. Neşet Ertaş’ın dediği gibi “Kadınlar insandır, erkekler de insanoğlu.”

Teşekkür ederim. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köseoğlu…

2.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve vefat eden Trabzonlu din âlimi Ahmet Yaşar Hoca Efendi’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, öncelikle teşekkür ediyorum güzel kutlamanız için.

Kadınlar Günü vesilesiyle söz almış olmakla birlikte, öncelikle Trabzon’umuzun yetiştirdiği kıymetli din âlimi, merhum -bugün vefat eden, gözlerini dünyaya kapatan, Hakk’a yürüyen- Ahmet Yaşar Hoca Efendi’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Ümmetinin başı sağ olsun diliyorum.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde emeğiyle, yüreğiyle, bileğiyle memlekete katkı veren tüm kadınlarımızı sevgiyle selamlıyor, Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Şiddetin olmadığı ve her türlü ayrımcılığın ortadan kalktığı bir geleceği beraberce inşa etmek ümidiyle milletvekili olarak buradan sizleri selamlıyorum.

Kadın hayattır, hayatlarımıza sahip çıkalım.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle sadece kadın milletvekillerimize söz vereceğimi bilgilerinize sunuyorum. Sisteme giren diğer arkadaşlarıma, erkek arkadaşlarıma maalesef söz veremeyeceğim. Onların duygularını gayet iyi anlıyorum ama bugün kadın milletvekillerimizin günü. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sarıhan…

3.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, cumhuriyetin ilanından itibaren tüm kadın milletvekilleri ile aydınlanma mücadelesinin kahramanı Bahriye Üçok’u selamladığına ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) - Değerli Başkanım, öncelikle, burada bizden önce, cumhuriyetin ilanından sonra oturmuş olan kadın milletvekillerimizi, başta Satı Kadın olmak üzere selamlamak istiyorum. Aynı zamanda, bir milletvekili olarak şehitlerimiz arasına girmiş olan, aydınlanma mücadelesinin kahramanı olan Bahriye Üçok’u selamlamak istiyorum.

Biz kadınlar gerçekten hayatın özünü oluşturuyoruz. Bu nedenle de bizim sesimize, bizim sözümüze kulak vermek gerektiği, dikkat etmek gerektiği inancındayım.

Bugün sözü bize verdiniz, istiyoruz ki her alanda söz kadınların olsun. Çünkü kadınlar hem akıllarıyla hem de yürekleriyle yaşamın yolunu açan varlıklar. Hele hele bu ülkenin kurtuluş mücadelesine katkı sunmuş olan kadınlar daha aydınlık, daha güzel bir Türkiye için, böyle bir Türkiye’yi bize armağan etmek için mücadele ettiler. Onların mücadelelerine de layık olabilmek için kadın-erkek omuz omuza ülkemizin geleceğini daha aydınlık günlere taşımalıyız.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Şimdi sırasıyla diğer arkadaşlara söz vermeye devam edeceğim. Ancak, sadece kadın milletvekillerimize söz vereceğimi ifade ettiğim için erkek milletvekillerimizin sistemden çıkmalarını rica ediyorum, herhangi bir karışıklığa meydan vermemek açısından.

Sayın Yıldız Biçer…

4.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekillerim; ülkemizde her geçen gün artan kadın cinayetleri, taciz ve tecavüzler ortadayken, “esnek çalışma” adı altında kadını iş yaşamından daha fazla uzaklaştıracak, daha fazla sömürüye yol açacak yeni yasalar Meclisteyken bunlara sessiz kalan; “Şiddete sıfır tolerans.” deyip, “Şiddete en ağır cezaların verilmesini istiyorum.” deyip radikal adımlar atmayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızı Özgecan yasasının çıkması konusunda daha somut, daha cesur adımlar atmaya, aksi takdirde istifa etmeye davet ediyorum.

Fetvalarınızdan ve yasalarınızdan daha güçlüyüz. Gericiliğe ve sömürüye karşı yaşasın Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yaşasın 8 Mart! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bennur Karaburun…

5.- Bursa Milletvekili Bennur Karaburun’un, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; Hazreti Peygamber en büyük sırrını ilk önce Hazreti Hatice Validemizle paylaşmıştır. Hazreti Ayşe İslam orduları savaşa giderken en önde bulunmuştur. Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan vizyonuyla İstanbul’a şaheserler kazandırmıştır. Halide Edip Adıvar Sultanahmet’te yüz binleri Millî Mücadele’ye teşvik etmiştir. Nene Hatun kendi cüssesiyle koskoca bir Çanakkale olmuştur.

İslam dünyası uzun zamandır unuttuğu kadını yeniden keşfetmek zorundadır. Bu keşif Batı’nın aklıyla değil, öz medeniyet havzamızın arkeolojisi yapılarak gerçekleştirilmelidir. Kadın aklın ve yaratıcılık sıfatının tecelli ettiği en mükemmel varlıktır. Ona bu gözle bakmamız elzemdir.

Birbirimize, ailemize, çevremize ve bütün insanlığa duyduğumuz sevginin hiç azalmaması dileğiyle, dünyayı sevgiyle dolduran tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Depboylu…

6.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarihin her döneminde zarafeti, şefkati ve cesaretiyle yaşamı onurlandırmış, cumhuriyetle kazanılmış haklar ve özgürlüklerle birlikte yaşamın her alanında başarıyla yer almış kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü sevgi ve saygıyla kutluyorum. Bizim bugün bu hakları kullanmamızı sağlayan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de rahmet ve minnetle anıyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erdem…

7.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün saygıdeğer kadınlarımıza sağlık ve mutluluk getirmesini temenni ediyorum. Doğumdan ölüme kadar hayatın her alanında varlıklarını hissettiğimiz, millî ve manevi değerlerimizin taşıyıcısı kadınlarımızın bu güzel gününü içtenlikle kutlarım.

Kadınlar insanlığın devamlılığı için olmazsa olmazımızdır. Özellikle kadına şiddetin önlenmesi noktasında gerekli tedbirlerin alınmasını iktidar partisinden de rica ediyorum.

Bu vesileyle tekrar, kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Benli…

8.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Sevgili milletvekilleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle ben de tüm kadınlarımızı saygı ve minnetle kutluyorum.

Özellikle, kadın milletvekillerine söz verdiğiniz için de teşekkür ediyorum. Zira “Şerife Bacı” ismiyle simgeleşen ve hayatını bu ülkenin geleceği için feda eden kadınlarımız aslında her gün kutlanmayı hak etmektedirler. Sonuçta, dün olduğu gibi bugün de en fazla bedeli ödeyen sürekli kadınlardır. Bu noktada fedakâr kadınlarımız her daim yanında olunmayı hak etmektedirler.

Kadınlarımızın mücadelesi aynı zamanda hak mücadelesidir. Kadının önemsenmediği, kadının yok sayıldığı bir toplum da toplum vasfını taşımayan basit bir kalabalıktan ibaret olacaktır. Bu noktada, kadını dikkate almayan hiçbir mücadelenin başarılı olamayacağı açıktır. Sonuçta, toplumu dönüştüren ve istikamet veren kadınlardır. Bu noktada, kadının istismar edilmediği… Kadına karşı şiddetin ve ayrımcılığın sonlandırılması için mücadele eden, katkı sunan tüm kadınlarımıza teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Enç…

9.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Başkanım, teşekkür ederim pozitif ayrımcılığınız için.

Sayın Başkan, değerli kadın ve erkek milletvekili arkadaşlar; 8 Mart, evet, kesinlikle önemli bir gün ama tek bir günde bu şekilde, bu kadar güçlü bir anlamda kadınların kutsanması da bana çok anlamlı gelmiyor işin açığı.

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının, TCK 62’yle ilgili takdirî indiriminin bir an önce gözden geçirilip kamuoyunda da Özgecan yasası olarak bilinen yasanın çıkması için Sayın Bakanın da bu anlamda açıklamaları oldu. İnşallah bütçe sonrasında gelecek yasalardan biri de bu olur.

Şiddetsiz, kadınların fırsat eşitliğinden tam anlamıyla yararlandığı nice güzel günler geçiririz inşallah hep birlikte diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kavakcı…

10.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kadınların arasında hiçbir ayrım yapılmadığı, kadın bedeninin meta olarak kullanılmadığı, kadınlara had bildirilmediği, kıyafetinin siyasete alet edilmediği, annelik hakkı dâhil bütün haklarının savunulduğu, rahatlıkla ifade edilebildiği bir Türkiye ümidiyle, başta şehit annelerimiz olmak üzere, bütün kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin Usta…

11.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tüm dünya kadınlarına huzur, barış, güven ve yaşam hakkının korunduğu bir dünyaya dönüşmesi için temennilerde bulunarak sözlerime başlıyorum ve bugün maalesef bir haksızlığa uğrayarak aramızda bulunamayan bir kadın vekil olan Sayın Aylin Nazlıaka’yı da bu günde anmadan geçmek istemiyorum. Onun da aramızda olmasa da Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyorum ve onu desteklediğimizi bildirmek istiyorum.

Teşekkür ederim Başkanım. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

12.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben başta buradaki kadınlar olmak üzere dünyadaki, Türkiye’deki bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Önemli olan yeni yasalar çıkarmak değil, gerçekten etkin uygulama. Biz yıllardır bunun için sokaklarda mücadele ettik. Ben de biraz sokaklarda olmaya alışık olduğum için buraya koşa koşa geldim gerçekten.

Yine, sokaklarda olan kadınlar engellenmesin diyorum. Bugün de İstanbul’da, yıllardır yapıldığı gibi Feminist Gece Yürüyüşü yapılacak. Ve 8 Mart mitingleri engellenmeye çalışıldı. Bundan sonrasında, hakikaten buradan bütün dilekler samimi olacaksa öncelikle kadınların özgürce 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü sokaklarda kutlamasını talep ediyorum. Buna izin verilmesini, daha doğrusu engel olunmamasını, bütün kadınların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

13.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de bütün kadınlarımızın Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum ve umuyorum ki artık bu Mecliste kadınları iş yaşamından, sosyal yaşamdan uzaklaştıracak, eve hapsedecek yasalara imza atmayalım, parmak kaldırmayalım ve umuyorum ki artık aylardır dile getirdiğimiz ve her gün kadınların ölmesi karşısında daha fazla tahammülümüzün kalmadığı bu süreçte Özgecan yasasını hep birlikte bu Meclisten geçirelim ve bir tek kadının bile canını kurtarabilirsek bizim için bir umut olsun.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

14.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, bu mücadelede yıllardır canını ortaya koymuş emekçi kadınlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum, saygıyla anıyorum. Tüm kadınlarımızın bu özel ve güzel gününü kutluyorum. Bizim şu anda kullanmakta olduğumuz haklarımızın, bu koltuklarımızın teminatı olan, cumhuriyetimizi de ilelebet yaşatmak, özellikle de “enkaz” diyen zihniyete inat yaşatmak adına her daim sorumluluk bilinciyle hareket edeceğimizi de tüm yurttaşlarımızın bilmesini istiyoruz.

Büyük usta Neşat Ertaş demişti ki: “Kadınlarımız insan ise –erkek olarak söylemişti bunu- biz de insanoğluyuz.” Çok önemli ve anlamlı bir cümle, bunu da buradan ifade ederek tekrar tüm kadınlarımızın, emekçi kadınlarımızın gününü kutluyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz talepleri sona ermiştir.

Sayın milletvekilleri, bugün Dünya Kadınlar Günü olması nedeniyle Divanda da kâtip üyelerimizin kadın milletvekillerinden olmasını arzu ettim. Nöbet sırası kendilerinde değildi, rica ettim, Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Sema Kırcı -eksik olmasınlar- buraya geldiler. (Alkışlar) Adana Milletvekilimiz Sayın Elif Doğan Türkmen’i aradım ama kendisi Adana’da olduğu için bu toplantıya katılamadılar, orada bir başka Kadınlar Günü programına katılacak.

Sema Kırcı Hanım kürsüde olduğu için konuşamıyor ama “Benim kürsüde olmam bugüne ilişkin başlı başına bir mesajdır.” dedi bana, ben de o mesajını iletiyorum. (Alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, bir söz talebi daha var.

BAŞKAN – Evet, bir söz talebi daha var sanıyorum.

15.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Milletvekili arkadaşlarım, ben de siyasette, ekonomide, akademide, evde olan, sadece çukur siyasetinden beslenmeyen tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum ve onlarla yol yürüyen başarılı erkekleri de tebrik ediyorum.

Teşekkürler, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Oktay Vural, söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurun.

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Burada bulunan kadın milletvekillerimizin ve bizi izleyen aziz milletimizin kadınlar günü kutlu olsun. Bu vesileyle kadınlarımızın ülkemizdeki konumunun ve öneminin daha iyi anlaşılmasına vesile olmasını diliyorum. Maalesef, kadına şiddetin oluştuğu, ayrımcılığın giderek yaygınlaştığı, ekonomik ve sosyal hayata iştirakin giderek zorlaştığı, ekonomik ve sosyal krizlerin önemli bedelini kadınların ödediği bir dönemdeyiz.

Aslında, kadın-erkek eşitsizliği bakımından, bence öncelikli olarak erkeklerin bu eşitsizlik konusunu dikkate almaları gerekiyor. Eğer bir eşitsizlik giderilecekse bu konuda, özellikle bu konumda, bu durumda, maalesef erkeklerin daha bu sorunun farkına varması gerektiğini düşünüyorum çünkü eğer onlar farkına varmazsa bu eşitsizlik devam edecektir. Bu bakımdan, bunu çok önemsediğimi belirtmek istiyorum.

Günümüzün sosyal olaylarına, ekonomik olaylarına bakıldığında, kadınların bakış açısının daha çok sosyal değerler perspektifinden olması, sosyal meselelere, empatiye ve cömertliğe daha fazla önem atfetmesi, evde olsun ya da çalışan olsun ama daima evinden sorumlu olması, erkeklerin analiz ederken kadınların sentez yapması, iletişim kabiliyetlerinin olması, bugün, ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde aslında kadınların iştirakinin günümüzde de bu sorunun çözümüne nasıl önemli katkı sağlayacağını ortaya koyuyor.

Kadın haklarının ele alınmasında medeniyet anlayışımızın çok önemli bir güç kaynağı olduğunu ifade etmek istiyorum yani bu konuda kendi medeniyet kaynaklarımızda, Türk milletinin tarihî yolculuğuyla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

...İslam anlayışının yoğurduğu medeniyetimizde kadın daima ön planda ve hayatın evresindedir değer olarak ama maalesef, fiilî olarak bakıldığında, böyle bir medeniyet anlayışımızı hayatımıza yansıtamadığımızı da görmekteyiz. Bu bakımdan, eğer bugün kadınlarımızın içinde bulunduğu bu durumdan şikâyet ediyorsak unutmayalım ki Türk milletinin medeniyet anlayışının bu konuda rehber olması gerektiğini bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gök, buyurun.

17.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP Grubu olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün hep beraber kutladığımız Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak en içten ve en köklü duygularımızla kutluyoruz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz ki demokrasinin gelişmesinde en büyük faktör kadının geldiği yerdir. Bütün gelişmiş demokrasilerde kadınlar, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel hayatın tam içinde ve erkeklerle eşit, hatta erkeklerden çok daha da üstün bir durumda görevlerini sürdürürler. Cumhuriyetimizin ana temellerinden bir tanesi, kadını özgürleştirmek, kadını bir birey olarak topluma daha fazla kazandırmak ve kadın-erkek eşitsizliğini hayatın her alanında gidermek olmuştur. Bu nedenle, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin en önemli unsurlarından bir tanesi de kadına yönelik bakış açısıdır.

Yaşadığımız bugünlerde, özellikle ülkemizde kadına yönelik giderek artan şiddetin, kadının horlanmasının giderek yaygınlaşması ve kadın-erkek eşitsizliğinin giderek artması bizleri ciddi olarak kaygılandırmaktadır. Bu nedenle, bütün partiler arasında ayrım yapılmaksızın, siyasal görüşü ne olursa olsun, kadına yönelik her türlü şiddete karşı ve kadının sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel hayatta yer alması açısından bir iş birliğinin yapılması çok kaçınılmazdır.

Biz, bu bakımdan, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, özellikle kadınlara yönelik her türlü imtiyaz ve ayrımcılık tanıyan ve bunun da olmasını mutlaka önemseyen ve kadını hak ettiği, olması gerektiği yerde gösteren bütün çabaları desteklediğimizi ifade etmek istiyoruz ve bu vesileyle Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü de bir kez daha kutluyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Baluken, buyurun.

18.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, HDP Grubu olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bizler de Halkların Demokratik Partisi olarak 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü büyük bir coşkuyla ve heyecanla kutluyoruz. Burada bulunan hem kadın milletvekili arkadaşlarımızı hem de kadın Meclis emekçisi arkadaşlarımızı da selamlamak istiyoruz.

Tabii, beş bin yıllık bir erkek egemen zihniyetin getirdiği bir baskıyla mücadele ediyor kadınlar. Ataerkil bir zihniyet, feodal bir anlayış ve erkek egemen bir yaklaşımın bütün insanlığı nereye getirdiğine hepimiz tanıklık ediyoruz.

Özellikle bölgemizde, Orta Doğu coğrafyasında yeniden dizaynın olduğu bir dönemde, bir tarafta kadın kölelik pazarlarının kurulduğu son derece çağ dışı bir zihniyet, diğer tarafta da buna karşı amansız mücadele sürdüren kadın özgürlük çizgisinin geleceğimizi belirleyeceği bir dönemi yaşıyoruz. Biz, kadın özgürlük çizgisinin mutlaka hem bölgemizi hem ülkemizi hem de bütün insanlığı özgürleştireceğine inanıyoruz. Ülkemizde de kadını sadece eve ve aileye hapsetmeye çalışan, bu anlamda tanımlamaya çalışan bütün yaklaşımlara karşı da gerekli tutumların gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kadının toplumsal, sosyal, ekonomik, kültürel bütün yaşam alanlarında var olmasıyla ilgili mücadelenin aynı zamanda halklarımızın demokratik geleceğiyle ilgili ortaya konan özgürlük mücadelesiyle doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum.

Kadınlar bu mücadeleyi yürütürken büyük baskılarla ve yasaklarla karşı karşıya kalıyorlar. Hem devletin hem erkek egemen toplumun hem de erkeğin baskısına ve yasağına karşı hayatın her alanında büyük bir mücadele ortaya koyuyorlar. Bu anlamda, ben, özellikle, Silopi’de yaşamını yitiren Pakize, Seve ve Fatma arkadaşlarımızın şahsında, alanlarda, sokaklarda olan, bu konuda yaşamını yitirmiş olan bütün devrimci kadınları da buradan selamlamak istiyorum.

Bugünün mutlaka tatil olması gerekirdi. Bu konuda kadın milletvekillerinin vermiş olduğu kanun tekliflerinin dikkate alınmamış olması büyük bir ayıptır. Bir diğer ayıp da bu yıl 8 Martla ilgili neredeyse bütün etkinlikler yasaklandı. Alanlarda kendi hakkını savunan, kendi emeğini savunan kadınlara yönelik büyük bir şiddet dalgası maalesef sergileniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, son cümleleriniz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu anlayışı; kadına baskıcı bir tahakküm anlayışıyla yaklaşan, zorla, yasakla sindirmeye çalışan, boyun eğdirmeye çalışan bir anlayışı kınadığımızı ve kadınların özgürlük mücadelesinin tam da içerisinde olduğumuzu Halkların Demokratik Partisi olarak ifade ediyoruz. Yaşasın 8 Mart, yaşasın Dünya Emekçi Kadınlar Günü, “…”(*) diyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın İnceöz…

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, ben de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum, tüm hanım arkadaşlarımızın şahsında dünyadaki tüm kadınların Kadınlar Günü’nü kutluyorum ve bugün uyguladığınız bu pozitif ayrımcılıktan dolayı da teşekkür ediyorum, Anayasa’da hükmünü bulan kadınlarımıza pozitif ayrımcılık bugün de gerçekleşmiştir burada.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki bugüne kadar kadınlarımızın hayatın her alanında var olabilmesi için özellikle iktidarımız döneminde çok önemli değişiklikler yaptık; başta Anayasa’da kadın-erkek eşitliğinin yer almış olması -2004’te yapılan değişiklikler- daha sonra da biraz evvel sizin de uygulamayla birlikte fiilen gösterdiğiniz şekilde kadınlarımıza her alanda pozitif ayrımcılık ilkesinin Anayasa’da yer bulması gibi. Yine bunu, tüm kanunlarda yapılan değişikliklerle kadınlarımızın hayatın her alanında -siyasi arenada, karar alma mekanizmalarında, sosyal, ekonomik, istihdam-yer alabilmesi için çok önemli politikaları samimi bir şekilde hayata geçirme gayreti içerisinde olduk. Özellikle ülkemizde nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlarımızın bir yerde eksik kalmasıyla -ülke gelişimi, değişimi, ekonomik- her yönden eksik kalacağı bilinci içerisinde kadınlarımızı daha ileriye taşımak için çok önemli değişiklikler yaptık.

Bundan sonra da inşallah bu değişikliklerin, özellikle söz konusu olan kadınlarımızın toplumun her alanında yer alması olduğu takdirde, bunun çok daha partilerüstü ve siyasi görüşün çok daha ötesinde kabul görmesi gerekir. Bu alanda da en önemli yaptığımız değişikliklerden bir tanesi kadın-erkek fırsat eşitliğinin, özellikle kız çocuklarımıza eğitim alanında her türlü fırsatın sunulabilmesi: Bunun için yine yapılan yasal düzenlemelerde bu fırsat eşitliğinin sunulabilmesi anlamında yapılan en önemli değişikliklerden bir tanesi de TBMM’de Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun kurulmuş olması. Bunlar, bu konuda ne kadar samimi, bu politikaları hayata geçirme konusunda ne kadar samimi olduğumuzun sadece yasal düzenlemelerde değil, Mecliste takip anlamında da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, lütfen tamamlayınız Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - …çok önemli olduğunu gösteren değişikliklerdir ve düzenlemelerdir. Ve yine, demokrasimizle birlikte tabii ki kadınlarımıza fırsatlar verildiğinde, bugün 2 Meclis başkan vekilimiz, Parlamentoda 2 grup başkan vekilimiz, bakanlarımız, komisyon başkanlarımız ve Divan üyesi -Sema kardeşim de dâhil olmak üzere- kadınlarımızın burada parlamenter olarak görev yapması… Aslında, bizim, birlikte, toplumda nasıl nüfusun yarısını oluşturuyorsak burada da hep birlikte -inşallah, sayının da çok daha artarak- temsil edilmemiz dileği içerisinde, ülkemizi çok daha iyi yerlere taşıma noktasında bir tarafın eksik kalmadan tam bir şekilde yürümesi gerekmektedir.

Bunun yanında, özellikle şunu da belirtmek istiyorum 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken: Kadınlar bugüne kadar yasaklardan çok çekti, yasakçı zihniyetten çok çekti ve ilk kez Parlamentoda kendi içimizdeki eşitsizliği gidermek suretiyle tam bir temsil sağlandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum, lütfen tamamlayınız.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Tamamlayacağım.

Bununla birlikte, dünyada bütün yoksulluklardan, savaşlardan kadınların ne kadar çok etkilendiğini görmekteyiz. Bugün Suriye’de yaşanan drama hep birlikte tanıklık etmekteyiz. Ben temenni ediyorum ki oradaki kadınlarımızın, dünyanın çeşitli yerlerinde birtakım durumlardan zarar gören kadınlarımızın, eşlerini kaybeden, çocuklarını kaybeden, evlat acısı yaşayan tüm kadınlarımızın da Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken bu zulmün de bir an evvel son bulması için bu anlamlı günün çok daha anlamlı olacağı, bu dileklerin çok daha anlamlı olacağı duygu ve düşünceleri içerisinde tekrar tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum ve teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Karabıyık, sisteme girdiğinizi görüyorum.

Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

20.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyetimizin odak noktasında yer alan kadınlarımız modern ve çağdaş günlere gelmemizde önemli görevler başarmışlardır. Geleceğimizi yetiştiren ve şekillendiren toplum hayatında erkeklerden çok daha zor şartlarda çalışmak zorunda bırakılan kadınlarımızın bu özel gününü en kalbî duygularla kutluyor, gelişimin ancak kadınların toplumlarda hak ettikleri yeri bulmalarıyla mümkün olacağının altını çizmek istiyorum. Cumhuriyetle kazanılmış çağdaş haklar ve özgürlüklerle birlikte yaşamın her alanında başarıyla yer almış kadınlarımızın Kadınlar Günü’nü tekrar kutluyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Sayın Mahmut Tanal’ın Başkanlık Divanına intikal eden bir talebi vardır. Sayın Mahmut Tanal İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre, geçen birleşim tutanağında yer alan bir beyanını düzeltmek istemektedir.

Buyurunuz Sayın Tanal, süreniz üç dakikadır.

21.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre söz alarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve uzlaşma yolu kullanılarak bazı şirketlerin vergi cezalarının sıfırlandığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Evet, bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Yasaksız, baskısız, sömürüsüz, eşit koşullarda yaşayacağımız bir ülke kuracağımız azmiyle mücadeleye devam edeceğimizi belirtiyor ve tüm emekçi kadınlarımızın Dünya Emekçiler Günü’nü kutluyorum. Değerli arkadaşlar, kadınsız demokrasi olmaz. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu, mutlak suretle kadınların olması gereğidir.

Buradan konuya geldiğimiz zaman, Sayın Bakan, ben bu konuyu fazla, bu kadar ileriye götürmek istemezdim ama hayatımın bugününe kadar, gerçek dışı bilgilerle… Gerçi, İç Tüzük’ümüzün 60’ıncı maddesi diyor ki: Bir milletvekili Parlamentoda temiz dil kullanmalı. Ben temiz dil kullanmaya hassasiyet göstermeye çalışacağım. Eğer birilerini kırarsam da kusura bakmasınlar peşinen.

Şimdi, elimde iki tane tutanak, 2010/42, 2010/38; farklı farklı uzlaşma tutanakları, farklı farklı şirketlerin. Buradaki cezalar nedir? Vergi cezasından dolayı uzlaşma ayrı yapılmış, vergi tarhiyatı da vergiden dolayı ayrı yapılmış. Elimde vergi davalarıyla ilgili bir kitap var -ben getirdim- 2014 baskı, Ekin Yayınları, Profesör Doktor Mehmet Yüce.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ne düzeltmesi Sayın Başkan?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bu ne düzeltmesi, anlayamadık!

MAHMUT TANAL (Devamla) - Sayfa 228 ve 229’u aynen okuyorum: “Vergi ilişkisinden doğan uyuşmazlığın kısa sürede ortadan kaldırılabilmesi nedeniyle mükellefler açısından sıklıkla başvurulan bir yoldur uzlaşma. Bu yolla, bir taraftan vergi idaresince kanunen alınması gereken vergiler veya cezaların bir bölümünden vazgeçilerek en kısa süre içerisinde bu verginin, bu cezaların tahsil edilmesi gerekmekte. Bizim kanunumuzda bu konuda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır ancak uygulamada verginin aslının yüzde 10’una, cezaların yüzde 90’ına kadar vazgeçilebilmekte.” Vergi aslının yüzde 10’una, vergi cezalarının yüzde 90’ına kadar…

Değerli Bakanım, siz burada hepsini sıfırlamışsınız, hepsini sıfırlamışsınız! Burada ne olmuş? Kayırmacılık var, korumacılık var, keyfîlik var. Yani, siz Parlamentoya, halka şunu söylüyorsunuz: “Uzlaşma kanunen bir haktır.” Doğru, bunun hak olmadığını söyleyen kimse yok. Burada laf ebeliğiyle halka, kamuoyuna gerçek dışı bir beyanda bulunuyorsunuz. Yani, sınava giren memur arkadaşlarımız bu kitaptan yararlanıyor, okullarda bu kitaplardan yararlanılıyor, öğrencilere bu şekilde ders veriliyor ama Maliye Bakanlığının “Efendim, bu, kanuna uygundur; burada bir kayırmacılık yoktur…” Bana bunu izah edebilir misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Başkanım, ne düzeltti anlamadık. İç Tüzük bu şekilde kullanılır mı?

TAMER DAĞLI (Adana) – Başkanım, hangi beyanını düzeltti?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Beyanımı da… Süre yetmedi, onu da söyleyeyim Sayın Vekilim. Onu da söyleyeyim… Onu da söyleyeyim…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, programa göre…

MAHMUT TANAL (Devamla) - Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Beyanı da düzelteyim de Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama, ben size beyanı düzeltmek için söz verdim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Süre yetmedi efendim. Özür dilerim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki efendim, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye efendim…

Sayın milletvekilleri, programa göre 2016 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın Maliye Bakanının 60’ıncı maddeye göre bir söz talebi vardır.

Sataşma nedeniyle mi? Sataşma nedeniyle talep ediyorsanız kürsüden verebilirim Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sataşma, evet.

BAŞKAN – O zaman, sataşma nedeniyle size üç dakika süreyle söz veriyorum Sayın Bakan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce hatip buraya gelip birtakım asılsız, tamamen iftira niteliğinde iddialarda bulunmuştur. Bir tutanağı burada göstermek suretiyle, idarenin haksız ve hukuksuz bir şekilde, alması gereken bir vergiyi almadığı iddiasında bulunmuştur. Ben bu tartışmaların başladığı ilk andan itibaren kendilerine söyledim: Bu verginin haksız yere alınmadığını gösterecek elinizde ne delil var? Dolayısıyla, burada, idare, önüne gelen bir meselede tamamen hukuki bir yorum yapmak suretiyle bir sonuca varmış ve bu sonuca varırken de… Bu tutanağı imzalayan arkadaşlarımızın hepsi şerefiyle, namusuyla bu işi yapan arkadaşlar. Uzlaşma müessesesi, netice itibarıyla, yazılan bir raporun değerlendirilmesi sonucunda idare ile mükellef arasında bir noktada uzlaşmayı sağlamaktır. Burada, gidip kasıtlı bir şekilde, bilerek ve isteyerek belli bir mükellefin dosyasını bulup, oradaki bir rakama bakıp bir sonuç çıkarmak kesinlikle yalandır, iftiradır ve çamur atmadır.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bu sonuç ne anlama geliyor Sayın Bakan?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Bakan, nereden bulmuş o belgeyi?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bana söylediğiniz bütün bu iddialar geçersizdir. Bakın, daha önce de söyledim, bir vergi inceleme raporu yazılır, bu rapor yazıldıktan sonra idare o rapora bakar, kanunlara uygun mu, tebliğlere uygun mu, idarenin yerleşik görüşlerine uygun mu…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Peki, kanuna uygun mu Sayın Bakan? Sadece onu sordu.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Beyefendi…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Bakanım, siz konuşun, cevap vermek zorunda değilsiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, rapor eğer mevzuata uygun olsaydı bu vergi alınırdı, mevzuata uygun olduğunu kim iddia ediyordu? Kendi kendinize hem savcı hem de hâkim olup burada hüküm kuruyorsunuz. Dolayısıyla, temcit pilavı gibi aynı konuyu, bir şey olmadığı hâlde, getirip var gibi burada söylemek bir kere, en basit anlamda, insanın kendisine saygısı olmadığını gösteriyor.

Sayın Tanal, siz bir hukukçusunuz. Önce hukukta temel bir kural vardır: İddia makamı ispatla mükelleftir, ispat edemezseniz müfterisiniz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Belgeyi nereden buldu Sayın Bakan, onu da bir sorsaydınız.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önce şunu bir açıklayayım.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, teamüllerimize göre sataşmalar nedeniyle iki dakika, usul tartışması nedeniyle de üç dakika süreyle söz veriyorum ancak bu ikisi biraz önce birbirine karıştı. Sayın Bakana üç dakika süreyle söz verdim ama Sayın Bakan yine de konuşmasını iki dakikada bitirdi. Sayın Bakana teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Tanal, dinliyorum sizi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın hatip, biraz önce, konuşmasında bana “Bunu ispat edemezsen müfterisin.” diyerek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, iki dakika süreyle söz veriyorum.

Lütfen, cevap hakkınızı yeni bir sataşmaya meydan vermeyecek şekilde kullanınız.

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben burada… Şunu söylediniz: Bir olaydan dolayı burada… Mesela ben size Akfen’i söyleyeyim: Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç, on dört tane ceza ve aynı zamanda vergi doğuran olay. Bahsettiniz, Cengiz: Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz tane… Bunu alışkanlık hâline getiren sizsiniz, siz. Bunu alışkanlık hâline getiren ben değilim. Bununla, bu şekilde, dünya kadar, bu şirketlerin dışında başka kolladığınız, koruduğunuz hangi şirket var? Ben bunu ezbere söylemiyorum, bu bir öğretim üyesinin kitabı, vergi davalarıyla ilgili kitap.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Böyle bir üslup yok!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Böyle olmaz!

MAHMUT TANAL (Devamla) - Değerli milletvekilleri, aynen kitapta ne diyor bakın: “Vergi cezasının oranı hakkında mevzuatta herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.” “Ancak, uygulamada vergi aslının yüzde 10’u kadar, cezaların ise yüzde 90’ı kadar vazgeçilebilmekte.” deniyor. Siz hepsinden vazgeçmişsiniz. Yani burada ben mi yalan söylüyorum, siz mi yalan söylüyorsunuz? Bu öğretim üyesi mi yanlış yazmış, ben kamuoyuna yanlış bilgi veriyorum? Gelin, bana, bunu aydınlatın. Burada kimin müfteri olduğunu kamuoyuna ben sunuyorum. Burada belirli şirketleri, iktidara yakın olan şirketleri kayıran, koruyan, keyfî davranan ve aynı zamanda bu hâllere girmesine yol açanlar müfteridir diyorum ben.

Hepinizi, saygı ve hürmetle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

TAMER DAĞLI (Adana) – Kendisi uzlaşmayı öğrenemedi!

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Ne bağırıyorsun lan!

TAMER DAĞLI (Adana) – Uzlaşmayı bir öğren, öyle çık.

BAŞKAN - Sayın Bakan, sataşma nedeniyle söz talep ediyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Evet.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan, iki dakika süreyle söz veriyorum.

Sayın Bakan, lütfen, cevap hakkını yeni bir sataşma yaratmayacak şekilde kullanınız.

3.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az çok kitap okuyanlar bilir. Eğer bir kitap okuyacaksanız o kitabı okuyacak bilgi seviyesine ulaşmanız lazım. Eğer o kitabı okuyacak bir bilgi seviyeniz yoksa okuduğunuz cümlenin ne anlama geldiğini bilmiyorsanız, o zaman tabii ki yanlış hükümler çıkarabilirsiniz. (CHP sıralarından gürültüler)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ağır bir sataşma!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Senin özelliğin…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Sayın Tanal anladığım kadarıyla kamulaştırma davalarında uzman ama vergi konularında uzman değil.

Sayın Tanal, oradaki, yazarın söylediği, genelde, uygulamada, ortalama olarak bütün uygulamalardan hareketle yazarın ifade ettiği bir durumdur. Genelde hep şu ifade edilir: Uzlaşmalarda, eğer özel bir durum yoksa verginin aslı, cezanın da belli bir oranı -mesela yüzde 10’u kadar- alınır. Ama, bu, özel bir durum, yoksa genel ortalamayı ifade eder. Dolayısıyla, bir yazarın eserini burada gelip mutlak surette idarenin uygulamalarında alt sınır, mutlaka uygulanması gereken bir sınır olarak ifade etmenizi, olsa olsa ben bunu cehalete veririm. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bakanım, bunların özel durumu nedir, açıklayın.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - İkinci olarak arkadaşlar…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Özel durum nedir Sayın Bakan? Açıklayın.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Bu borçları sildiniz mi silmediniz mi?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Bakın, ben de iftira atabilirim: Sayın Tanal, kaç davada mahkemeye, hâkime rüşvet verdiniz de dava kazandınız açıklayın.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Bakan, bu borçları sildiniz mi silmediniz mi, onu açıklayın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Bakan, Sayın Tanal rüşvetçiymiş, haberimiz yokmuş!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Belge var mı?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Şimdi oradan geldi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Siz her şeye inanıyorsunuz da bırakın, bir de biz inanalım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim… (AK PARTİ ve CHP sıraları arısnda karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir saniye efendim, Sayın Gök’ü dinliyorum.

Sayın Gök, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz sonra göstereceğim. Uzlaşma anlamında…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Cahilsin, ne yapayım!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Rüşvet verdiler hâkime.” diyor ya! Olacak şey değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle şey olabilir mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hayır, gizli olması gereken belgeyi nereden yürütmüş, nasıl almış? Onu da açıklasın. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, izin verir misiniz, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Gök’ü dinlemek istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dileyecek. Kimin cahil olduğunu söyleyeceğim. Bak, “uzlaşma” yazıyor, bak!

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – “Özel durum” var burada ama!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tüm, hepsini açıklayacağım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Cahilsin, ne yapayım yani!

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Sayın Bakan Türkiye’nin en önemli bir bütçesinin… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 11.46

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Birleşime on beş dakika daha ara veriyorum.

Kapanma Saati: 12.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 12.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın Bakan, buyurun size söz veriyorum, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun, yerinizden efendim.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’la karşılıklı olarak bir konuyu değerlendirirken bazı sözler sarf ettiğine ama konuşmaların siyasi eleştiri sınırları içerisinde yapılmasının doğru olacağına ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biraz önce, Sayın Tanal’la birlikte bir konuyu karşılıklı olarak siyaset bağlamında değerlendirdik. Her türlü siyasi eleştirilere açığım; bu konuda yapılan eleştirilerden dolayı da teşekkür ediyorum.

Konuşmam sırasında, konuya açıklık getirmek bakımından bazı sözler sarf ettim ama Sayın Mahmut Tanal’ın şahsında veya gördüğü davalar özelinde, genelinde hiçbir şekilde kullandığım cümleler bağlamında bir düşüncem olamaz. Bu anlamda üzgünüm. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün görüşmelerimizi, konuşmalarımızı siyasi eleştiri sınırları içerisinde yapmış olmamız daha doğru olur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Tanal, sizin de mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz Sayın Tanal.

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, siyasi maksatla söylemiş olduğu kastını aşan ifadeleri için özür dilediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Efendim, ben tezlerimin arkasındayım. Siyasi maksatla söylediğim cümlelerle eğer bazı arkadaşları kırdıysam, eğer amacını aştıysa ve amaç aşılmışsa ben özür diliyorum ve bu konuda ben de üzgünüm. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (x)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 14’üncü maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 14- (1) Bu Kanun 1/1/2016 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde siyasi parti grupları adına söz talepleri vardır. Şimdi sırasıyla bu söz taleplerini karşılayacağım.

İlk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İsmail Faruk Aksu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri ve bizi izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Şüphesiz, kadınlara yönelik baskının, şiddetin, hakaretin, dışlanmışlığın ve eşitsizliğin ortadan kalkması, gelişmiş ve medeni bir toplumun en başta gelen özellikleri arasında yer almaktadır. Ancak, TÜİK’in dün açıkladığı kadın istatistikleri, bu konuda ülke olarak alacağımız çok mesafenin, gideceğimiz çok yolun olduğunu göstermektedir.

Öte yandan, hafta sonu yaklaşık 2 milyon 178 bin gencimiz üniversite sınavına girerek hayallerini gerçekleştirme gayretinde olacaktır. İsteyen her öğrencinin ilgisine ve yeteneğine göre istediği üniversiteye gidebileceği bir yükseköğretim sisteminin Milliyetçi Hareket iktidarında gerçek olacağını ifade ederek sınava girecek olan tüm kardeşlerimize üstün başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmelerinin sonuna geldiğimiz 2016 yılı merkezî yönetim bütçe giderleri 570,5 milyar Türk lirası, bütçe gelirleri 540,8 milyar Türk lirası, bütçe açığı ise 29,7 milyar Türk lirası olarak belirlenmiştir. Yıl içindeki vergi gelirleri beklentisi 459 milyar Türk lirası olarak öngörülmüş. Bu durumda, Hükûmetin, harcamalarının yüzde 85’ini halktan vergi olarak toplamayı planladığı anlaşılmaktadır. Vergilerin ağırlıklı kısmı dolaylı vergilerdir. Toplanması öngörülen vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin payının yüzde 68'ler civarında olduğu düşünüldüğünde, vergi yükünün dar gelirlilerin omuzlarında olacağı görülmektedir. Bütçeden yatırımlar için ayrılan pay, yüksek oranlı büyüme hedefleri olan iddia sahibi bir ülke için oldukça yetersizdir.

Değerli milletvekilleri, 1 Kasım seçimleri sonrasında istikrar olacak, güven artacak, ekonomi büyüyecek, ülke uçacaktı. Sanki Türkiye'nin içinde bulunduğu sorunlar AKP iktidarda iken oluşmamış, on dört yıldır ülkeyi yöneten AKP değilmiş gibi vatandaşlarımız umutlandırıldı, istismar edildi. Ama seçimlerden bugüne kadar geçen sürede hâlâ yaprak kımıldamıyor, beklenen yatırımlar yapılmıyor, işsizlik azalmıyor, esnaf siftah yapamadan kepenk kapatıyor, çiftçi ürününü satamadığı için yollara döküyor, vatandaş borcu borçla kapatıyor. Çizilen pembe tablolar bir yana bırakılırsa Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sosyal, siyasi ve ekonomik ciddi sorunlar daha iyi görülebilecektir.

Kısaca, bu başat sorunlara dikkatinizi çekmek istiyorum:

Bunların başında kuşkusuz terör gelmektedir. Türkiye'de, bölücülük ve bölücü terör, AKP döneminde hiç olmadığı kadar mesafe katetmiştir. AKP hükûmetleri tarafından yürütülen müzakere süreci terörle mücadeleyi zaafa uğratmış, güvenlik güçlerini kışla ve karakola hapseden anlayış milletimizi telafisi imkânsız sonuçlarla karşı karşıya bırakmıştır.

İkinci önemli sorun üretimsizliktir. Türkiye sanayide ve tarımda giderek daha az üretmekte, üretim çarkları yeterince dönmemektedir. Yıllardır uyguladığımız teşvik politikaları ve bir türlü uygun hâle getirilemeyen yatırım iklimi nedeniyle üretime dönük yabancı yatırımlar Türkiye'ye gelmediği gibi, yerli yatırımcılar da yatırım ortamının daha cazip olduğu ülkelere yatırımlarını taşımaktadır. 2002'den bu yana yaklaşık 3 milyon hektar tarım alanı ekilip dikilmemektedir. Uygulanan fiyat politikası, girdi maliyetlerindeki yükseklik ve yanlış üretim planlaması tarımsal üretimi azaltmaktadır. Üreten, istihdam yaratan teknoloji yoğun yatırımların yapılmaması, ekonomide giderek gelecek beklentisini olumsuz hâle getirmektedir.

Yolsuzluk ve usulsüzlükler, karşı karşıya olduğumuz en önemli sorunlardan bir başkasıdır. AKP iktidarları yolsuzluklarla etkili mücadele yapmak adına herhangi bir adım atmamıştır. Yolsuzluğa zemin hazırlayan unsurları ortadan kaldıracak etkili tedbirler alınmamış, yolsuzluk yapanlardan hesap soracak müesseseler ve müeyyideler geliştirilmemiştir. Yapılan özelleştirmelerin ve ihalelerin çoğu siyasetçi-iş adamı-bürokrat üçgeninde oluşturulan özel ilişkilerle şekillendirilmiş, denetim sistemi işlevsizleştirilerek yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzeri örtülmüştür.

Dördüncü sorun yoksulluktur. Yoksullukla mücadelenin esasını işsizlikle mücadele oluşturmalıdır. Ancak, sağlıklı bir yatırım, üretim ve istihdam zinciri oluşturulamadığı için işsizlik azaltılamamıştır. Son açıklanan 2015 Kasım ayı iş gücü istatistiklerine göre 3 milyon 125 bin kişi işsizdir. İşsizlik oranı yüzde 10,5; gençlerdeki işsizlik oranı yüzde 19,1’dir. İş aramayıp da iş bulduğunda çalışacak durumda olan 2 milyon 355 bin kişi de dâhil edildiğinde gerçek işsiz sayısı 5 milyon 480 bin kişiye çıkmaktadır. TÜİK yoksulluk göstergelerine göre nüfusun yüzde 16’dan fazlası yoksulluk riski altındadır. Her 10 haneden 1’i yardıma muhtaç durumdadır. Kişi borçları ve özel sektör borçları sürdürülemez hâle gelmiştir. Hane halkı borcunun hane halkı harcanabilir gelire oranı 2002 yılında yüzde 4,7’yken bugün yüzde 52 düzeyindedir. Yani, her 100 liralık gelirin 2002’de 4,7 lirası borca giderken bugün 52 lirası borca gitmektedir. TÜRK-İŞ’in yaptığı şubat ayı açlık ve yoksulluk araştırmasına göre, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.407 lira, yoksulluk sınırı 4.584 liradır. Asgari ücretliler, memur, işçi, emekli, dul ve yetimler, gaziler, dar ve sabit gelirliler, küçük çiftçi ve esnaf düşünüldüğünde, toplumun büyük bir çoğunluğunun yoksulluk sınırı altında hayatını idame ettirmeye çalıştığı görülmektedir.

Bir başka temel sorun alanı, toplumsal kutuplaşma ve sosyal yarılmadır. Türkiye, yıllardır uygulanan tahterevalli siyasetinin etkisiyle sosyal fay hatlarına ayrılmış durumdadır. Eğitim ve sağlık kurumları, konut alanları, sosyal donatılar ve benzeri ortak yaşam alanları farklı bölünmüşlüklerin birer göstergesi hâline gelmiştir. AKP'nin on dört yıldır kullandığı ötekileştirici siyaset dili, ayrıştırmayı körükleyen ana unsur olmuştur.

Altıncı temel sorun alanı adaletsizliktir. Adalet mülkün temeli ise herkesin vicdanlarında adalet duygusunu hissettiği, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına içten güvendiği bir adalet düzeninin tesis edilmesi şarttır. AKP siyasetinin sonu gelmez ele geçirme ihtirasları devlet kurumlarını da, yargıyı da siyasallaştırmıştır. Bu yapı içinde adalete olan güven giderek azalırken herkesin kendi adaletini sağlama girişimlerinin neşet ettiği kanun dışı çarpık yapılar ortaya çıkmaktadır.

Bir başka problem ise vatandaş memnuniyetini esas alan kamu hizmetlerinin açıklık, katılımcılık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde sunulduğu bir kamu yönetiminin tesis edilememesidir.

Toplumsal ahlak ve kalite anlayışının her alanda hâkim kılınamaması millî, manevi ve evrensel değerlerin tahrip edilmesi sonucu siyasette, adalette, kamu yönetiminde, sporda, sanatta ve bir çok alanda yaşanan değer erozyonu ve etik problemler, yüz yüze olduğumuz temel sorunlardan bir başkasıdır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 2016 yılı bütçesinde, ülkemizin bu temel sorun alanlarının ortadan kaldırılmasına dönük bir çaba görülmemektedir. Fonksiyonları itibarıyla tüm bu sorunlarla ilgili olarak çözüm üretmesi, politika geliştirmesi ve bunlara uygun olarak bütçe hazırlaması gereken, bütçelerini görüştüğümüz bakanlık ve kurumlardır. Oysa bütçede bu temel sorunlara çözüm üretecek bir yaklaşım görülmemektedir.

Bütün olarak bakıldığında bu bütçe, Türkiye'nin ve Türk milletinin tarihî ve kültürel derinliğine, doğal ve beşerî kaynak zenginliğine, bölgesel ve küresel hedeflerine hizmet etmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu bütçeyle yatırımlarda sıçrama olmayacak, üretim ve istihdam artmayacak, esnaf ve çiftçimizin yüzü gülmeyecektir. Adalet yine tartışılacak, Hükûmetin yönetim anlayışı sorgulanacak, atanamayan öğretmenler yine bekleyecektir. O sebeplerle bütçe kanun tasarısının Türkiye'nin kalkınmasına, milletimizin huzur ve refahına katkı sağlamayacağını düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Madde üzerinde ikinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Filiz Kerestecioğlu Demir, İstanbul Milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kerestecioğlu Demir, süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri ve sevgili kadınlar; bugün 8 Mart, mücadele günümüz, Dünya Kadınlar Günü hepimize kutlu olsun. Gerçekten, mücadele olmadan hiçbir şey olmuyor. Genellikle şiddet söz konusu olduğunda, kadına yönelik şiddetten bahsedildiğinde ben bazı afişlerde gözleri mor kadınlar ve onların mağduriyetini gösteren resimler görüyorum. Ama, gerçekten, aslında olması gereken bu değil. Yani, kadınları bir mağduriyet tarihine bir yandan da hapsetmeye çalışıyorlar; oysa kadınların yani bizlerin bir mücadele tarihi var. O nedenle, o afişlerde yer alması gereken resimler aslında gözü morarmış, şiddet görmüş kadın resimleri değil, gerçekten şiddete karşı mücadele etmiş, yıllardır bu alanda hakları için zaman zaman canını dahi vermiş olan kadınların mücadele resimleri olmalı diye düşünüyorum. Ben birazcık eski örneklerden, bu mücadele tarihinden söz ederek konuşmak istiyorum. Biz, 1987 yılında dayağa karşı kampanyayı gerçekleştirdik ama bu kampanyadan önce aslında Nezihe Muhiddinler, Fatma Aliye Hanımlar gibi kadınlar aynı zamanda kadın hakları için mücadele ediyorlardı. Osmanlı’dan cumhuriyete kadar süren bir mücadele de vardı. Beyaz Konferanslarla, ciddi radikal sözlerle kadınların mücadelesini dile getiriyorlardı bu kadınlar. Onlarca dernek kurdular, onlarca dergi çıkardılar, “Kadınlar Dünyası” bunlardan bir tanesidir. Ve daha sonrasında o oy hakkının elde edildiği -sadece her şeyin verilerek değil, gerçekten, alınarak da olduğunu unutmamamız gerektiği için bunu söylüyorum- ve sonrasında Mecliste önemli sayıda aslında -ilk Mecliste- bir temsille kadınların yer aldığı Cumhuriyet Dönemi’ne gelindi ve üniversitelerde, farklı alanlarda kadınlar var olmaya başladı.

Ama o zamana kadar olan mücadele, gerçekten -bu 1970’lerde olsun, daha öncesinde olsun- tam anlamıyla bir feminist mücadeleydi ve kadınların kendi ezilmişliklerinden ve kendi alanlarından doğan bir mücadeleydi diyemeyeceğim. Ama o dönemde, 1980’lerden sonra olan mücadele ise hakikaten, kadınların belki o “Özel olan politiktir.” sözüyle alanlara taşınan ve hani “Kol kırılır yen içinde kalır.”, “Aslında aile içinde her şey olur, çözümlenir.” diyerek erkek egemen sistemin meşrulaştırıldığı bir söylemden farklı bir alana geçilmesi oldu.

Ben size çok somut bir örnek anlatayım. Bizim kampanyamız nasıl başladı? Bir asliye hukuk hâkiminin, boşanmak isteyen ve 4’üncü çocuğuna hamile olan bir kadının boşanma talebini şu sözlerle reddetmesiyle başladı: “’Küze susuz, ev sözsüz olmaz.’ derler, ‘Kadının karnını sıpasız, sırtını sopasız bırakmamak gerek.’ derler atalarımız. Bu nedenle kadının da 4’üncü çocuğuna hamile olması nedeniyle boşanma davasının reddine.” dedi hâkim. Aynen bu, gerçekten, gerekçeli kararda bu sözler yazıyordu: “ ‘Kadının karnını sıpasız, sırtını sopasız bırakmamak gerek.’ derler atalarımız.” Ve bizler ondan sonra işte bütün kadın cinsinin, sadece o kadının değil, bütün kadın cinsinin aşağılandığını ifade ederek 1 liralık manevi tazminat davası açtık, tarafız dedik ve hâlâ o günden bugüne aslında davalarda müdahil olma talebimiz sürüyor. Çünkü kadınların, kadın örgütlerinin, özellikle kadın cinayetlerine ilişkin davalarda müdahil olmaları gerekiyor. Orada kadın zaten öldürülmüş olduğu için ve genellikle de aslında aileden biri tarafından öldürülmüş olduğu için kadın örgütlerinin orada müdahil olması ve savunucu olması gerekiyor aynı zamanda.

Evet, o dönemde de bunları söyledik, ifade ettik ve Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası, ardından Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, kadın kütüphaneleri, kadın araştırmaları merkezleri; kürtajın engellenmesine karşı kalkışmalara karşı mücadeleler; bedenimize, emeğimize, kimliğimize yapılan müdahalelere karşı kampanyalar; özellikle cinsel tacize, tecavüze karşı kampanyalar ve birçok kampanya yürütüldü.

Bu kampanyaların sonucunda önemli yasal kazanımlar elde edildi. Şiddete karşı kanunun önce 4320, sonra 6284 olarak değişen Kanun’un yerleşmesi. Aynı şekilde -Medeni Kanun’da biliyorsunuz kadının sözü yoktu gerçekten ve çalışma hakkı bile erkeğe bağlıydı 159’uncu maddeyle- Medeni Kanun’un bütünüyle değişikliği. Ceza Kanunu’nda bireye karşı değil, sanki kadına yapılan bir cinsel saldırı bütün topluma yapılmış gibi “genel ahlak ve adaba aykırı suçlar” adı altında yer alırken cinsel suçların, artık, kişilere karşı suçlar değişmesi.

Gerçekten bütün bunların ardında mor gözler değil bir mücadele tarihi var. Yani bunu yadsımamak lazım, bunların hakkını vermek lazım çünkü hiçbir parlamento, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir parlamento, sadece Türkiye’de değil, mücadele edenlerin, hakları için uğraşanların mücadeleleri olmadan yasal değişiklikleri kendi kendine yapmamıştır. Türkiye’deki kazanımlar da, hakikaten, ister kılık kıyafetimize karşı müdahaleler olsun ister bedenimize ister kimliğimize, bütün bunlara karşı yapılan mücadelelerin sonunda gerçekleşti.

Türkiye’de aynı zamanda çok ciddi bir barış mücadelesi de özellikle “Barış İçin Kadın” girişimi gibi örgütlerle yine kadınlar tarafından yürütüldü. Bu mücadele gerçekten dünyada, Türkiye’de keşke yürütülmek zorunda kalmasaydı ama maalesef, savaş kararlarını veren erkeklere karşı bu mücadeleyi yürütmek de yine kadınlara düşen bir mücadele oldu. O nedenle ben, bu mücadelede de kaybettiğimiz Seve, Pakize, Fatma gibi kadınları; bunun dışında, şiddete karşı mücadele eden ama bugün gerçekten meşru müdafaa hakkından yararlanamayan Nevin, Çilem gibi kadınları ve bunun dışında yine, şiddete karşı mücadele etmiyorsa da şiddet nedeniyle hayatını kaybetmiş olan bütün kadınları ve onlara destek olmak için mücadele eden bütün kadınları saygıyla selamlamak istiyorum.

Kazandığımız önemli şeylerden bir tanesi de siyasete katılımda gerçekten daha yoğun bir katılımın sağlanması oldu. Eş başkanlık sistemi, belediyelerde özellikle belediye başkanlıklarında daha geniş ve daha fazla bir katılımın olması ve orada da aynı şekilde eş başkanlarla temsilin olması da özellikle Kürt kadın özgürlük mücadelesinin önemli kazanımlarıdır. Ben bu anlamda onları da, tıpkı feminist mücadeledeki kadınları olduğu gibi, Kürt kadın mücadelesini de saygıyla selamlamak istiyorum.

Evet, bir kez daha bu kürsüden ifade etmek isterim: Öncelikle yasaklar olmamalı, yıllardır kutladığımız 8 Martlara yasaklar gelmemeli. Bugün de kadınlar alanlarda, sokaklarda olacaklar dün oldukları gibi, bunların engellenmemesi lazım.

Yasaklar sizin, 8 Mart bizim; yaşasın mücadelemiz, yaşasın 8 Mart diyerek hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu Demir.

Madde üzerinde, üçüncü olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Şeker konuşacaktır.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Hakları için mücadele eden kadınları saygıyla selamlıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu yürütme maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Önce bir alıntı yapmak istiyorum: Rizeli Havva ana “O vali ‘iki tane çapulcu’ diyor bize. Biz çapulcuyuk da sen nesin? Gözün kör olsun vali gibi! Vali, kaymakam kimdir? Kimdir devlet ya? Devlet bizim sayemizde devlettir, ben halkım.” demişti. (CHP sıralarından alkışlar)

Rize Çamlıhemşin’den Havva ana çok net ve basit olarak anlattı devleti. O, doğasını koruyan bir yurttaştı, karşısına Jandarma komandoları çıkardınız ve o haykırdı “Devlet kimdir?” diye. Evet, devlet, mutlu bir azınlığın araç olarak gördüğü demokrasi sayesinde ele geçirdiği gücü iktidarını korumak için kullandığı güvenlikçi bir aygıt mıdır acaba? Yoksa devlet, Havva ananın vurguladığı gibi varlığını halka borçlu olan ve onun için çalışması gereken bir kurum mudur?

On gündür, Havva ananın sorguladığı devletin bir yıllık bütçesi hakkında konuşuyoruz. Meclis adına devletin kurumlarının geçmiş harcamalarını denetleyen Sayıştayın bile çalıştırılmadığı bir iktidar döneminde biz bütçeyi konuşuyoruz burada.

Değerli milletvekilleri, Meclis çoğunluğunuz nedeniyle yapıcı tüm eleştirilerimizi ve önerilerimizi reddedip kabul ettiğiniz bu bütçe bir sömürü bütçesidir. Bu bütçe yandaşa rant, yoksula ölüm bütçesidir. Üretim yok bu bütçede, üretilenin hakça paylaşılması da yok çünkü sizin için devlet, saraydaki mutlu azınlığın iktidarını ne pahasına olursa olsun korumaya yönelik bir aygıttır. Daha çok güvenlik, daha çok silah, daha çok baskı, daha çok TOMA, daha çok biber gazıdır devlet sizin için.

Bakın, iktidarınız döneminden birkaç rakam vereyim: 2002’de halkın bankalara borcu 6,5 milyar dolardı, 2015’te tam 382 milyar doları buldu. 2002’de icra dosyası sayısı 8,5 milyondu, 2015’te 3 katına çıkardınız ve 24 milyonu buldu. 2002’de nüfusun en zengin yüzde 1’i toplam servetin yüzde 34’üne sahipti, sizin sayenizde 2015’te yüzde 54’ünü eline geçirdi yüzde 1 mutlu azınlık.

Uyguladığınız kapitülasyon benzeri imtiyazlarla 40 yeni dolar milyarderi yarattınız. Yarattığınız milyarder yandaşlarla ganimet gibi gördüğünüz kamu kaynaklarını paylaşıyorsunuz. Sınırsız yetkiler verdiğiniz TOKİ kanalıyla şehirleri, yeşil alanları, ormanları, hazine arazilerini, küçük esnafı, çiftçiyi katlettiniz. Cumhuriyetin doksan yıllık ekonomik birikimlerini satıp satıp harcıyorsunuz.

Başta İngiltere olmak üzere, kamu-özel ortaklığı sistemini uygulayan tüm ülkeler durumdan şikâyetçiyken siz ısrarla Türkiye’de kamu-özel ortaklığını, üstelik fahiş maliyetlerle dayatıyorsunuz.

Burada size bir örnek göstereyim: Burada, 1.200 yataklı Konya Karatay Şehir Hastanesi normal ihale yöntemiyle 193 milyon liraya mal oldu. Buna karşılık sizin kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yapılacak olan yaklaşık 1.600 yatak kapasiteli Kayseri Şehir Hastanesinin kamuya yıllık maliyeti 138 milyon lira. Yani yirmi beş yılda toplam 3,5 milyar lira ödeyeceğiz bu hastane için. Nerede 193 milyon lira, nerede 3,5 milyar lira? Yandaş şirket 1.600 yatak kapasiteli bu hastane için toplam 427 milyon TL yatırım yapacak, Sağlık Bakanlığına kiralayacak, Bakanlık yirmi beş yıl boyunca, hasta gelsin gelmesin yüzde 70 doluluk garanti ederek çocuklarımıza âdeta Deli Dumrul vergisi ödetecek. Üç yılda kira yatırımlarını çıkaracak olan yandaşınıza çocuklarımız yirmi iki yıl daha yılda 138 milyon lira kira ödemeye devam edecek.

Sadece bu mu? Rakamlarını öğrenebildiğimiz kadarıyla, 8 hastane için bu yöntemle toplam 3 milyar 900 milyon lira yatırım yapacak şirketlere yirmi beş yılda 30 milyar 400 milyon lira yani 8 kat daha fazla ödeme yapacağız. Sayın bakanlar, kamu yararı bunun neresinde? Çocuklarımızın geleceğini çalıyorsunuz, onları borçlandırıyorsunuz; yapmayın, çocuklarımıza yazıktır.

Deli Dumrul vergisi garantili köprü ihalesiyle, üçüncü köprüden günde 135 binden az araç geçerse devlet bütçesinden şirketlere ödeme yapmayı garanti eden bir sözleşme imzaladınız. Tıpkı üçüncü havalimanında da yeterli uçak inmezse işletmeciye o uçakların parasını yoksullardan aldığınız vergilerle hazineden ödemeyi garanti ettiğiniz gibi. Kamu yararı bu sözleşmelerin neresinde?

İnşaatı, doğayı betona boğmayı gelişim sanıyorsunuz. Türkiye'nin her yerinde karşınıza dikilen çevre duyarlılıklarını yok sayıyorsunuz, hain ilan ediyorsunuz; jandarmaları, askeri, polisi halkın karşısına dikiyorsunuz.

Üretim olmayan bütçede elbette ki emeğin yeri olmaz. “Taşeron sistemi” denen ücretli kölelik sistemini ülkemizin tüm kurumlarına, hatta burada, Mecliste çalışanlara bile yerleştirdiniz. Şimdi de işçi kiralamayı getirmeye çalışıyorsunuz.

Hafızayıbeşer nisyanla maluldür yani insanlar unutabilir, unutkan olabilir ama Google unutmuyor. “Artvin Cerattepe’de maden çıkarmak cinayettir.”, “İstanbul’a üçüncü köprü bir cinayettir.” sözleriniz iki tık ötede duruyor. Şimdi bu cinayetleri siz kendiniz işliyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, uzun yıllardır bir şiddet sarmalının içerisinde yaşıyoruz maalesef. On binlerce insanımızı kaybettik. Sayın Başbakan Yardımcısının açıkladığına göre de 1 trilyon doları bu çözümsüzlük sürecinde çöpe attık.

Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı Ankara’da Gar Meydanı’nda yaşandı, hiçbir sorumluluk duymadınız. Bir ay önce ikinci canlı bomba eyleminde iki sokak ötemizde 29 sivil vatandaşımız hayatını kaybetti, içlerinde asker şehitlerimiz de vardı; siz olayı sadece kınadınız. Suruç’ta, Diyarbakır’da, Sultanahmet’te bombalar patladı. Adıyaman’a gittik, bu eylemcileri yıllardır dinlediğinizi tespit ettik. Sizleri uyardık, “Gelin, bunları araştıralım.” dedik; reddettiniz.

1980’li yıllar Diyarbakır Cezaeviyle, 1990’lı yıllar faili meçhul cinayetlerle, köy boşaltmalarıyla anılıyordu. Sorunu 2000’li yıllarda neredeyse sıfır çatışmayla devraldınız. Herkesten gizlediğiniz gizli ajandalı çözüm süreciyle Kürt sorununu çözmek yerine, kendinize oy devşirmek için kullandınız. Geldiğimiz noktada, şehirler boşaltılıyor, insanların evleri başlarına yıkılıyor.

Burada, daha birkaç gün önce gittiğimde çektiğim görüntüler bunlar. Siz burada, cam fanuslar içerisinde bunları görmeyebilirsiniz ama biz bunları orada, yerinde görüp sizlere de göstermek istiyoruz. Bunları görmek için Suriye’ye gitmenize gerek yok, maalesef, hemen yanı başımızda duruyor bu görüntüler; Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlar bu durumda Cizre’de. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bu sorunu, öldürerek, yok ederek, yok sayarak çözemeyiz. Biz Kürt sorununa, seçimde kullanmak amacıyla değil; barış, kardeşlik, insan hakları, özgürlükler çerçevesinde çözüm bulmak amacıyla yaklaşıyoruz. Einstein’ın ifadesiyle: “Aynı yöntemleri tekrar tekrar deneyerek farklı sonuç beklemek deliliktir.”

Suruç, Adıyaman, Diyarbakır, Van, Yüksekova, Hakkâri, Sur, Cizre, İdil, Nusaybin ve Mardin’e gittik. CHP heyetleri olarak olayları yerinde inceledik, sivil halkla da konuştuk, devletin yetkililerini de dinledik. Bizim gördüğümüz, bölgede yaşanan durum tam bir duygusal kopuş. Umursamaz tavırlarınız ülkemizi hızla bir iç savaş ortamına sürüklemekte. Şehit Jandarma Astsubay Kenan Yıldız’ın geride kalan oğluna da üzüldük, Yüksekova’da evinin önünde öldürülen terzi Fettah Es’in çocuklarına da üzüldük. Ama biz sadece üzülecek olanlar değiliz, bunun dışında da bir şeyler yapmalıyız, barışın sağlanması için görevimizi yapmalıyız ve Meclis olarak inisiyatif kullanmalıyız. Yarın ölecekler bugün hâlâ yaşıyorken insanları yaşatmak adına bir şeyler yapmalıyız. Siyaset çözüm merkezi olmalıdır, şiddet çözüm getirmez. Ne bir askerimizi, polisimizi ne de bir sivil vatandaşı kaybetmemeliyiz artık.

Bugünden tezi yok, Mecliste 4 partinin katılımıyla, gerçekleri araştırma ve Kürt sorununun çözümü komisyonunu kuralım, Kürt sorununun kendisini ve çözümünü partilerin istismar konusu olmaktan çıkaralım. Gizli ajandalarla değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (Devamla) - …şeffaf bir şekilde, eşit temsille, ortak aklı kullanarak mutabakat sağlayalım. Bütçeyi çatışmaya değil, barışa, kalkınmaya, yoksulluğu gidermeye kullanmalıyız. Bunu yaparsak bu görüntüleri bir daha yaşamamış oluruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ilıcalı.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Değerli milletvekilimiz konuşmasında Sayın Cumhurbaşkanımızın Belediye Başkanlığı zamanında “Üçüncü köprü cinayettir.” dediğini söyledi. Ben o dönem Ulaşım Daire Başkanıydım. Bir açıklık getireyim niye üçüncü köprüye o zaman karşı çıktığına.

BAŞKAN – Ne dedi o dönemle ilgili?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – “‘Üçüncü köprü cinayettir.’ dedi o zaman, şimdi üçüncü köprünün töreni oluyor.” Ben Daire Başkanıydım Sayın Başkanım, bir açıklık getireyim.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı, şimdi, böyle bir usulümüz yok. Bir sataşma yok, bir şey yok…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Konuya açıklık getirmek, bilgilendirmek…

BAŞKAN – Sayın Şeker görüşlerini ifade ettiler.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ben de bir açıklık getireyim, niye o zaman cinayetti, bilgilenmesi açısından. Sadece üç cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun, söyleyin bulunduğunuz yerden şu an.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – O gün üçüncü köprüye karşıydık -benim de Daire Başkanı olarak yazıda parafım var- çünkü o zaman bizim önceliğimiz Belediye olarak Marmaray’dı. Marmaray’ın yapılması için belediye büyük gayret göstermişti o zaman. Bu, yazışmalarda belli. Bugün arada çok önemli fark var, Marmaray yapıldı, talepler oldukça yüksek ve bu hiçbir kamu kaynağı kullanılmadan yapılan bir sistem. Yani o günkü şartlarla bugünkü şartlar arasında önemli bir fark var. O gün karşı olmak çok normal -otuz beş yıllık bir ulaşım profesörü olarak söylüyorum- bugün bunu desteklemek de çok normal.

Bilgilerinize arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ilıcalı.

Tutanaklara geçmiştir.

Madde üzerinde siyasi parti grupları adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, şahsı adına söz talep eden iki sayın milletvekiline söz vereceğim.

Şahsı adına ilk konuşmacı Alican Önlü, Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Önlü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİCAN ÖNLÜ (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü de kutluyorum.

Dün AKP grup başkan vekili niyetleri sorguladı; haklıdır çünkü zikri ile fikri, zihniyeti ile söylediği farklı olduğu için doğaldır ki bütün her şeyden kuşku duymakta. Şimdi, zikri ile yaptığının, pratiği ile söylediğinin farklılıkları AKP’nin bir siyasi karakteri hâline gelmiştir. Tarihsel bütün değerleri, inançları, kimlikleri, her şeyi çarpıtan, içini boşaltan, manipüle eden… Bu konuda çok maharetli, becerikli. “Belki de çok şey öğrenmesi gerekir.” deniyordu geçen gün; yok, hiçbir şey öğrenmeyeceğiz.

AHMET UZER (Gaziantep) – Siz mi öğreteceksiniz?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Yok, öyle bir haddimiz yok. Öğretme değil de pratiklerinizi, yaptıklarınızı size söyleyeceğiz; niyetleri, niyetinizi değil ama pratiğinizi size söyleyeceğiz.

Birçok konuda çözüyor gibi yapıp da oyalaması da başka bir mahareti, becerisi.

Bunlardan biri de Alevi toplumu ve Alevi inancı. Biliyorsunuz, çok övündüğü, dün de methiyeler dizdiği köprü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, iki kıtanın nasıl birleştirildiği… Doğrudur, iki kıtayı birleştirdiniz ama Alevi toplumunun bu kadar karşı çıkmasına rağmen tarihte en büyük Alevi katliamını yapanın bu kadar övünçle ve büyük methiyeler dizerek isminin verilmesiyle inançlar arasındaki köprüyü yıkmış oldunuz. Uzun bir süredir, işte AKP’nin Alevi politikası, Aleviler için neler söylediği ve neler hayata geçirmek istediği birçok defa dile getirildi, çalıştaylar yapıldı ama dolapta mıdır, başka yerde midir onu bilmiyoruz.

Yine, çokça övünüp de tarihinden esinlendiği Kanuni Sultan Süleyman ve Alevilik için bu kadar “Çözüm gücüyüm.” diyen bir zihniyetin geçmişi olarak övündüğü bu zatın… Tarihte Alevilik için katliamlar ve ne kadar sapıkça fetvalar verildiği de biliniyor. Yine, artık bir yönetim tarzı hâline gelmiş, bir söylemden çıkıp da… Çünkü dedi ya “Anayasa’yı tanımıyorum.” Tanımadığının yerine başka bir şey koydu: İşte kayyum. Zannedersem Dersim’e de atanmış kayyum milletvekilleri vardı, gelmediler, gelirlerse de hoş gelsinler. Ama öyle bir şey ki demin dedik ya: Aslının içini boşaltan, manipüle eden, gerçekliğinden saptıran bir karakterdir. Mesela, kayyum olarak Dersim’e atanan milletvekili arkadaşlardan biri de burada. Gelip de ne söyleyecek, ne yapacak? Mesela “Rea Haq”ı biliyor musunuz? Sormak istiyorum yani gelecek o topluma, o halka bir şeyler verecek. “Rea Haq”ı… Ve Dersim’deki epey bir süredir, -üniversite ve mülki amir değil de artık AKP’nin il başkanları gibi çalışan valiler, emniyet müdürleri inancın içini boşaltmaya başladı. Cemler düzenliyor, Hızır oruçları etkinliklerini yapıyor, cemevinde etkinlikler yapıyor. Yetmedi, Sayın Başbakan gitti, cemevinde posta oturdu. Eğer bu halkın değer yargılarını bilmiş olsaydı o posta oturmazdı çünkü o posta oturmak hem o halkın inancına, ocaklarına, pirine, yol erkânına bir saygısızlıktır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Davet edilmedi mi?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Evet, oturdu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Davet edilmedi mi?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Davet etti. Yol düşkünleri davet eder; doğrudur, katılıyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var? İnsani bir şeydir.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Yani, yol düşkünleri davet etti, götürdü, posta oturttu.

Yine “Alevi sorununu çözüyorum.” derken “Alevi araştırma merkezlerini kuruyorum.” diyen üniversiteler... Biliyorsunuz dün dile getirildi, YÖK’e atanan bir kişi, Hayati Develi “Kötü ayin yapan Kızılbaşlar, Allah onları kıyamete kadar aşağılık ve adi etsin...”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Onu tekzip etti. Cumhuriyet gazetesinde tekzibi çıktı bak.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Çıktı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tekzibi çıktı, lütfen tekzibine de bakın.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Evet, baktım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – “Baktım.” olur mu!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çok kötü bir konuşmaydı üstat be!

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Bununla sadece Alevi toplumuna değil...

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hakikaten kötü bir konuşma.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Öyle bir beyanı olmadığını açıkladı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çok kötü bir konuşmaydı.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – ...diğer inançlara karşı da bir saygısızlıktır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hakikaten kötü bir konuşmaydı.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Eğer bir şeyi yapmak istiyorsanız yani bir inancın sorunlarını çözmek istiyorsanız; bir, o inancı inanç olarak kabul edip...

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çok kötü bir konuşma oldu.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – ...o inancın tüm değer yargılarına saygı duyarsınız ve o inancı topluma bırakırsınız; şekil vermezsiniz, tanımlamazsınız, içini boşaltmazsınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tamam, tamam, bitir.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Onun için, talebimiz, o inancı topluma bırakmaktır, toplumun kendi kendini ifade etmesidir, tanımlamasıdır...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Alican Bey, bitir.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – ...ve buna karşı da saygı duymaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önlü.

Sayın Çakır...

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, konuşmacı hatip konuşmasında, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne, daha doğrusu üçüncü köprüye “Yavuz Sultan Selim” adını vermek suretiyle çok yanlış bir şey yaptığımızı daha başka kelimelerle de söylemek suretiyle bir sataşmada bulunmuştur grubumuza. 69 ‘a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Ama, bu ismi veren Hükûmet; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu değil Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, bu zikretmiş olduğum, söz etmiş olduğum cümleden başka da bir dizi cümlede yani sayabileceğim bir dizi cümlede de bu hakaretlerini sürdürmüş...

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Kayyum” dedi bizim koordinatörümüze.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – ...yine aynı şekilde “kayyum” diyerek, vekillerimize ve bizim uygulamamıza hakaret ederek aynı şekilde sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Peki, buyurunuz Sayın Çakır, size iki dakika süreyle söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, üçüncü köprünün halkımıza, milletimize hayırlı uğurlu olmasını ben diliyorum. İnanıyorum ki daha evvelki köprülerin yapılışında takınılan tutum gibi bu köprüde de benzer bir tutum takınılmış fakat zaman her şeyin ilacı olduğu için gösterecektir ki buna itiraz edenler de bu köprünün, bu aygıtın, aracın ne kadar anlamlı, gerekli olduğunu görecekler.

Yavuz Selim ismine gelince… Değerli arkadaşlar, bizler geçmişimizden artısı ve eksisiyle, eksiği ve gediğiyle yüksünmemeliyiz. Yavuz Sultan Selim, Osmanlı hükümdarları içerisinde, özellikle parlak 16’ncı asırdaki 3 büyük hükümdardan birisidir. Sadece, doğudaki yapmış olduğu bir uygulamada -ki tarihçiler bunu bilir, oturur konuşuruz, ben de tarihçiyim- asla bir katliam söz konusu değildir, bir siyasi savaş söz konusudur İran şahıyla arasında ve kendisinden önce gelen bir hesaplaşmanın devamıdır, Uzun Hasan’la başlamıştır, Şah İsmail’le devam etmiştir vesaire, erbabı bilir ama Yavuz Sultan Selim büyük bir hükümdardır. Doğu seferini yapıp döndükten sonra, Üsküdar’dan girerken tevazusundan ötürü “Gündüz girersem beni alkışlarlar, tekebbürüm beni esir alır.” demek suretiyle gece girmeyi tercih edecek kadar da edep, erkân ve izan sahibi bir hükümdardır; onu rahmetle anıyorum.

Tabii ki sayın konuşmacının dediği gibi bir kayyum atama falan söz konusu değildir. Biz, Tunceli, Hakkâri ve Şırnak’a, bazı arkadaşlarımızın oradaki seçmenlerimizin sorunlarıyla alakalı olması için, tabiri caizse “fiilî milletvekili” diyerek -tırnak içerisinde- bir uygulama başlattık. Bu son derece hayırlı ve gerekli bir uygulamadır. Eminim, bundan herkes memnun olacaktır.

Öte taraftan, Hayati Develi, benim belki çeyrek asırlık İstanbul Üniversitesinden bir arkadaşımdır. Türk dili, edebiyatı konusunda iyi bir uzmandır ve Yunus Emre Enstitüsü Başkanlığını yapmış, çok hayırlı işlere imza atmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Bu konuşmayı yapmadığını birkaç yerde söyledi, konuşmalarında dillendirdi.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Konuşma değil, kitapta.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kitaptan, kitaptan.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Böyle bir şey yapmaktan, açıklamayı yapmaktan içtinap ettiğini…

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Yayınladığı kitaptan alıntı.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Tekzip de etti. Buna rağmen yapacak bir şey yok çünkü bunu tekzip etti kendisi.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – 205’inci sayfada.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Ahmet Sorgun, Konya Milletvekili.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sorgun.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sayın Başkan, affedersiniz…

BAŞKAN – Bir saniye...

Sayın Sorgun’u konuşturayım, sonra sizi dinleyeceğim.

Sayın Sorgun, süreniz beş dakikadır.

AHMET SORGUN (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekilleri, öncelikle, 8 Martın en başta kadınlarımıza, ülkemize, insanlık âlemine huzurlar, mutluluklar, esenlikler getirmesini diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

2016 bütçesinin 14’üncü maddesi, tasarının 14’üncü maddesi usule dair bir madde, yürürlük maddesi. Bu sebeple ben de usul üzerine, üslup üzerine bu sürede bir konuşma yapmak istiyorum. Zira, eskiler derler ki: “Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir.” Yani “uygun yol ve yöntem izlemeyişimizden” anlamına geliyor. Yine, hukukta -hukukçular çok iyi bilir- temel bir kaide var, usul esastan önce gelir yani usul esasa mukaddemdir diye.

Bu girişten sonra, gerçekten -bugün sabahleyin de yaşadık- günlerdir Meclisimizde tartışmalar yapıyoruz, müzakereler yapıyoruz ama buradaki üslubumuza dair gözlem ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Peşin peşin ifade edeyim ki bu ifadelerimin muhatabı özel olarak herhangi bir grup veya şahıs değildir. Bazen öyle tartışmalar yapıyoruz ki kişileri ve olayları konuşmaktan projeleri, fikirleri, düşünceleri, tasarı ve teklifleri konuşmaya inanın vaktimiz kalmıyor. Evet, birbirimizi sonuna kadar eleştirmemiz lazım, buna katılıyorum ama asla hakaret etmeden, sataşmadan ve kişiselleştirmeden. Zira, biliyoruz ki fikirlerin çarpışmasından, evet, hakikat doğar, eskiler buna “Müsademeyiefkârdan barikayı hakikat doğar.” diyorlar.

Gruplara karşı, partilere karşı, kişilere karşı ne yazık ki toptancı bir anlayış ortak bir problem gibi görünüyor, mutlak kabul veya mutlak ret veya toptan kabul, toptan ret. Ne yazık ki bir problem.

Bakın, bir milletvekilimiz, altına belki hepimizin imza atabileceği çok güzel bir konuşma, Tüzük diliyle “çok temiz” bir konuşma yapıyor ama onu sadece kendi grubu alkışlıyor veya yine bir başka milletvekilimiz -burada hiçbir kimseyi kastetmiyorum, genel olarak söylüyorum- öyle bir konuşma yapıyor ki o milletvekilimizin ait olduğu gruptaki arkadaşlarımız bile “Keşke bu konuşmayı yapmasa.” diye içinden geçiriyor ama ne yazık ki o konuşma, o arkadaşımızın grubu tarafından alkışlanabiliyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sizin için de geçerli mi?

AHMET SORGUN (Devamla) – Efendim?

MUSA ÇAM (İzmir) – Sizin grup için de geçerli mi?

AHMET SORGUN (Devamla) – Kişi ve grup ismi asla vermek istemiyorum ama bunlara, bu tür davrananlara Hazreti Mevlâna diyor ki: “Güzelim, aynada çirkinliğini görünce aynaya saldırma.”

Evet, bir şey haddini aştı mı, bir şey sınırını aştı mı zıtlığa dönüşür, nasıl ilacın dozajı aşarsa zehre dönüştüğü gibi veya tuzun dozajı aşarsa tatlılık yerine acılık verdiği gibi. Bunun için, bu konuda övgüde de yergide de mutlaka sınırı aşmamak gerektiğini düşünüyorum. Münazara, tenkit, övgü gerçekten bizim edebiyatımızda bir sanat türüdür, bir estetiktir, buna azami riayeti göstermek gerekiyor.

Meşhur hukukçu İmamı Azam oğlunu tartışmadan yasaklıyor. Diyor ki oğlu: “Niye yasakladın? Sen kendin tartışma yapıyorsun, bizi yasaklıyorsun.” “Siz muhatabınızın açığını bulmak için dinliyorsunuz, bizse muhatabımızı dinlerken başımızda bir kuş varmış da onu uçuracakmışçasına özenli dinliyoruz ve karşımızdakinin hatasını bulmak için değil, gerçeği bulmak için bir tartışma yapıyoruz.” diyor. Evet “Söz kantardır, insanı tartar.” derler.

Bu vesileyle ben sözlerimi sonlandırırken “İnsan hatasız olmaz, kul kusursuz olmaz.” derler. Hazreti Mevlâna’nın mısralarıyla sözlerimi bitirmek isterim:

“100’de inat etme, 90 da olur.

İnsan dediğinde noksan da olur.

Sakın ben, ben deme, sen yoksan da olur.

Kusursuz dost arayan dosttan da olur.”

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sorgun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kavakcı Kan, dinliyorum sizi.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvelki konuşmacı “kayyum” tabirini kullandılar da ben onunla alakalı izah etmek istiyordum. Ben de Şırnak için gönüllü milletvekili olarak vazife yapıyorum. AK PARTİ’nin milletvekili olmayan 3 ilde, 3 milletvekili -ikişer erkek, birer kadın milletvekili olarak- gönüllü olarak o illerde bize oy versin vermesin herkesin hizmetinde olduğumuzu göstermek için, Türkiye’nin milletvekilleri olduğumuzu göstermek için gidiyoruz. Aynı kıymetli CHP’deki arkadaşlarımız gibi, HDP’dekiler, MHP’dekiler gibi ziyaret ediyoruz, orada halkımızın dertlerini yakından dinleyip dertlerine derman olmaya çalışıyoruz. Bu manada demin biraz incitici bir şekilde kullanıldı. Yaptığımız tek şey, herkesin milletvekili olduğumuzu göstermek için, orada bize oy versin oy vermesin herkese hizmet ettiğimizi ifade etmek.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavakcı Kan.

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Sayın Başkan, bir dakikalık söz istiyorum 8 Mart dolayısıyla.

BAŞKAN - Mikrofonunuzu açıyorum, buyurunuz.

25.- Batman Milletvekili Saadet Becerekli’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü tüm kadınlara kutlu olsun diyorum. Bu bağlamda on yıllardır sürdürdüğümüz kadın özgürlük mücadelesinde kadınların sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamda karşılaştıkları ayrımcılığın, kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin ortadan kalkması için tüm gücümüzle mücadelemize devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Talebiniz ne konuda Sayın Milletvekilim?

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, KEFEK üyesiyim. Daha önce de söz istemiştim, sıram gelmedi. Kadınlar Günü’yle alakalı kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, Kadınlar Günü’yle ilgili sadece kadın milletvekillerimize söz veriyorum.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Ama Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesiyim…

BAŞKAN – Sizler diğer zamanlarda çokça konuşuyorsunuz. İlerleyen zamanda inşallah konuşmak için başka bir fırsat bulursunuz.

Teşekkür ederim.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım. On dakikalık süreyi soru ve cevap arasında eşit şekilde paylaştıracağım.

Sorulara başlıyorum.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana sorum: 2011 yılından önce Hatay’da açlık sınırının altında kaç kişi vardı, bugün itibarıyla kaç kişi var?

Yine, bildiğiniz gibi, yanı başımızda, Hatay ilimizin yanı başında savaştan dolayı 400 bin Suriyeli mevcut ve dolayısıyla şu anda on binlerce işsiz var. Hatay’da işsizliği gidermek adına projeler üretiyor musunuz, ne tür projeler üretiyorsunuz? Ciddi bir sıkıntı var Hatay’da, en yakın zamanda çözmenizi diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tor…

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dün Maliye Bakanımıza bir soru sormuştum, soruma cevap alamadım. Bu sorumu tekrar etmek istiyorum.

Sorum, Diyarbakır’da mağdur duruma düşen esnafla ilgilidir Sayın Bakan. Gerçekten, Sur’u örneklersek nüfusun büyük bir kesimi göç etti, esnaf kardeşlerimiz burada müşterilerini kaybetti. İki gün önce telefon eden esnafımız “Çay, şeker parasına, 50-100 liraya muhtaç duruma düştük.” der.

Sayın Bakanım, burada müşterisini kaybeden, gerçekten, mağdur duruma düşen esnaflarımıza yönelik herhangi bir tedbiriniz var mıdır? Borçlarının ertelenmesi, ucuz kredi, buna benzer herhangi bir tedbir aldınız mı? Açıkça bunu öğrenmek istiyorum. Dün vatandaşlardan bahsettiniz. Vatandaşları da önce sormuştum. Buradan da sesimi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bugüne kadar yurt içinde veya yurt dışında Sayın Davutoğlu’na veya Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a hediye edilen, bağış edilen para veya menkuller var mıdır, varsa ne kadardır, 3628 sayılı Yasa uyarınca bu hediyeler Bakanlığa bildirilmiş midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de iki gün önce Sayın Bakana sormuştum: 657’ye tabi 4/C’lilerin durumu ne olacak? Başbakan söz vermişti. Kadroları ne zaman verilecek?

Ayrıca, havacılıkla ilgili, EUROCONTROL, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Devlet Hava Meydanlarına birtakım ödemeler yapıyordu hem personel için hem yatırımlarıyla ilgili, bu konularda da cevap alamadık.

Bir de güneydoğudaki terör nedeniyle okulları boşaltılıp öğretmenleri çekilen ve üniversite imtihanlarına hazırlanan öğrencilerle ilgili ne gibi tedbir aldınız? Bunların mağduriyetiyle ilgili herhangi bir işlem yapacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bugün özel bir gün, 8 Mart Kadınlar Günü. Bugünün kadınlara atfedilmesini istiyorum. Bir şey söylemek istemiyorum. Kadınlar ne kadar özgürse dünya o kadar özgürdür diyorum. Hayatın var oluş sebebi onlardır diyorum. Onlara sağlıklı, güzel bir yaşam diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Bakan, birkaç kez gündeme geldi ama çok tatmin edici bir cevap oluşmadı. Özellikle, köprü ihalesindeki kamu yararı mantığını izah etmenizi… Bilgilenme adına soruyoruz.

Köprüden 135 bin geçiş sağlanmadığı takdirde -ki bu 5 saniyede her şeritten 1 aracın geçmesi anlamına geliyor, teknik olarak da çok zor- bu araçların eksik kalan kısmının vatandaşın cebinden ödeneceği bilgisine dayanarak bu uygulamanın kamu yararı mahiyeti hakkındaki görüşlerinizi almak istiyoruz.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Şu anda 250 bin geçiyor, 250 bin.

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bursa 4’üncü büyük şehrimiz ve ihracatta da İstanbul’dan sonra 11,6 milyar dolarla 2’nci sırada fakat bütçeye aktardığı vergi oranında yatırımlardan payını alamıyor. Önümüzdeki dönem için Bursa’ya yatırımlar anlamında ne kadar ayırdınız, onu merak ediyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Kaplan Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yıllardır düşük ücretlerle, aşırı mesailerle çalıştırılan ve yetmiş yedi gündür grevde olan Gebze SCA Yıldız işçileri geçtiğimiz günlerde Ülkerin İsveçli ortağı SCA’nın Şişli Beytem Plaza’sına giderek yetkilerle görüşmek istemiştir. Haklarını istemek için yedi saat boyunca bekleyen işçilere polis barikatları kurulmuştur ve sonra da aynı polisler tarafından beyefendilerin bulunduğu plazadan zorla çıkartılmışlardır. Anayasal haklarını kullanarak greve giden ancak sendikal hakları da yok sayılan işçi kardeşlerimiz ne zaman muhatap bulabilecek ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu konuda bir şey yapmayı düşünüyor mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan Hürriyet.

Şimdi, cevaplar için Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NAĞCİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Topal’ın Hatay’la ilgili sorduğu soruyla ilgili olarak, Suriye’den devlet terörü nedeniyle ülkemize gelen bu insanlarımızla ilgili devlet olarak bugüne kadar tamamen insani yardım amaçlı her türlü gayreti gösterdik, millet olarak da büyük bir misafirperverlik gösterdik. Tabii ki bu sırada özellikle Suriye’den gelen vatandaşlarımızın yoğun olduğu illerde birtakım sosyoekonomik ihtiyaçlar ortaya çıktı; devlet olarak da, Hükûmet olarak da bunlarla ilgili olarak gerekli tedbirleri alıyoruz. Özellikle işsizlikle ilgili olmak üzere Çalışma Bakanlığımızın mutlaka Hatay ilinde de yaptığı çalışmalar vardır ama uygun görürseniz hem valilikten hem de Çalışma Bakanlığından detaylı bilgi alalım, bir sonraki soruda inşallah ona cevap veririm.

Sayın Tor Diyarbakır’daki bu terör olayları nedeniyle ortaya çıkan bu mağduriyetler konusunda ne yaptığımızla ilgili bir soru sordular. Biliyorsunuz, bu terörün yaralarını sarmak için devlet olarak, Hükûmet olarak elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz ama Bakanlık olarak sanıyorum kasım veya aralık ayı içinde oradaki esnafımızın vergi borçlarıyla ilgili bir düzenleme yaptık. Bu kapsamda, vergi kanunlarının uygulanması bakımından o alanlarda mücbir sebep hâli ilan edildi. Mücbir sebep hâlinin 1 Aralık 2015 günü itibarıyla başlaması, 29/2/2016 günü itibarıyla sona ermesi ve 31/8/2006 tarihine kadar ödenmesi gereken vergilerin de ödenmesi öngörüldü. Konuyla yakından ilgileniyoruz. Esnafımızla ilgili olarak vergi kanunları bağlamında yapılması gereken ilave bir ihtiyaç olduğunda da bu konuyu değerlendirir ve vatandaşlarımızın sıkıntılarını gideririz. Ama o bölgede esnafımızın da o bölgede yaşayan vatandaşlarımızın da günlük ihtiyaçlarının karşılanması, barınma, yeme içme ve tekrar hayatın normallleştirilmesi bakımından da Hükûmetimiz yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Bu kapsamda, bir eylem planı Sayın Başbakanımız tarafından açıklanmıştır. Başbakan Yardımcımız Numan Kurtulmuş Bey, Kalkınma Bakanımız Cevdet Yılmaz Bey bu konuyla ilgili olarak bakanlıklar arası koordinasyonu da sağlamaktadır. Dolayısıyla, inşallah, yakında bu yaraları da saracağız.

Sayın Tanal “Bu hediyelerle ilgili olarak bir bilgi var mı Bakanlık olarak?” diye sordular. Bakanlık olarak bizde bir bilgi olmaması gerekir, onu ifade edeyim.

Sayın Ahrazoğlu 4C’lilerle ilgili Hükûmet olarak ne yapmamız gerektiği konusunda bir değerlendirmede bulundu fakat biz, biliyorsunuz, özelleştirme sonrası kardeşlerimizin mağdur olmaması için bu işçilerin geçici personel statüsünde kamuda istihdamını sağladık. Daha önce, on ay olan çalışma süreleri on bir ay yirmi sekiz güne çıkarıldı. 2010 yılından itibaren de ücretlerinde, aylıklarında, mali ve sosyal haklarında önemli iyileştirmeler sağlandı. 2004-2016 döneminde geçici personelin maaşlarında yüzde 317 ile yüzde 367 arasında değişen oranlarda artış sağlanmıştır. Bunu da ifade edeyim.

Bu EUROKONTROL konusu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi EUROKONTROL’e vermiş olduğu hizmetler kapsamında buradan bir gelir elde etmekte. Elde ettiği geliri de farklı gruplarda personel maaşlarına yansıtmakta. EUROKONTROL bir grup personelin maaşlarının tamamını karşılıyor, bir grup personelin maaşlarının bir kısmını karşılıyor, bir grup personelin maaşlarını da hiç karşılamıyor. O, sunulan hizmetin niteliğine bağlı olarak belirlenmiş bir durum. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, EUROCONTROL’e sunulan hizmetler bakımından farklı. Dolayısıyla, burada Devlet Hava Meydanları İşletmesinde uygulanan sistematiğin Meteoroloji Genel Müdürlüğünden farklı olduğunu ifade edeyim. Zamanında Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzde de bu konuda çalışmalar yapmıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Burada önemli olan EUROCONTROL’den gelen kaynaklarla ücretlerin iyileştirilmesiydi ama biz zaten genel anlamda kamuda ücret eşitlemesiyle ilgili önemli bir düzenlemeyi de yaptık.

Sayın Erdem köprü ihalesine ilişkin olarak değerlendirmelerde bulundu. Bütün bu köprü geçişine ilişkin, başta Karayolları Genel Müdürlüğü ve Kalkınma Bakanlığı olmak üzere, ilgili kamu kurumları bu konuda trafik geçişine ilişkin olarak orta ve uzun vadede ekonominin büyüme ve gelişme performansına bağlı olarak projeksiyonlarda bulunuyor. Bunlar tamamen teknik çalışmalarda… O bölgedeki ekonomik gelişme düzeyinin ileride ne olacağına, ulaşım yolları bakımından o bölgede nasıl bir trafik beklentisi olduğuna ilişkin çok kapsamlı, teknik çalışmalar yapılıyor ve bütün bu projelerde, trafik akışındaki gelişmeye bağlı olarak bunun mali sürdürülebilirliğine ilişkin de tahminlerde bulunuyor. Bugüne kadar, mesela havacılık sektöründe yapılan bu uygulamalarda çoğunlukla, her zaman için hesaplanan yolcu sayısından daha fazla yolcu sayısı gerçekleşmesi olmuştur ve devlet de bu şekilde daha fazla gerçekleşen yolcudan dolayı da ilave gelir elde etmiştir. Dolayısıyla, Türkiye büyüyen bir ekonomiye sahiptir. İstanbul, Avrupa ve Asya’yı bağlayan önemli bir köprü noktasındadır. Ekonomimizdeki son on dört yıldaki gelişmeyi dikkate aldığımızda, önümüzdeki dönemde Türkiye'ye ilişkin sadece bizim değil, uluslararası kuruluşların da yapmış olduğu büyüme projeksiyonlarına baktığımız zaman bu tahminlerin gerçekçi olduğu görülecektir.

Sayın Kayışoğlu Bursa’daki vergi gelirleri ile yatırım konusunda bir değerlendirmede bulundu. Doğru, bizim Bursa’mız… Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir illerimiz de gerçekten, vergi gelirlerimizde önemli bir pay sağlıyorlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi okutuyorum:

 

Yürütme

MADDE 15- (1) Bu Kanunun;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,

b) Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hükümlerini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,

c) Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Başkanı,

ç) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile ilgili hükümlerini ilgili bakanlar ve Maliye Bakanı,

d) Özel bütçeli idarelere ilişkin hükümlerini idarelerin bağlı veya ilgili olduğu bakanlar ve Maliye Bakanı,

e) Düzenleyici ve denetleyici kurumlara ilişkin hükümlerini kendi kurulları ve/veya kurum başkanları,

f) Diğer hükümlerini Maliye Bakanı,

yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde siyasi parti gruplarına söz vereceğim.

Siyasi parti grupları adına ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, bugün 8 Mart nedeniyle arkadaşlarımız açılışta dilek ve temennilerini ilettiler ama tabii, Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle ben de bu Gazi Meclisin kurulmasında, cumhuriyetimizin kurulmasında önemli yeri olan kadınlarımızla ilgili Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle onları hatırlamak ve kutlamak istiyorum; diyor ki Ulu Önder Atatürk: “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim.’ diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işlemiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahî Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü, hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.” diyor. Ben de onun sözleriyle kadınlarımızı tekrar kutluyorum.

Şimdi, bunun arkasından, önceki tartışmada söze girmedim, konuşma sıram olduğu için ama Sayın Bakanın söylediklerinden sonra da dün özür dileyeceğimi söylemiştim; Sayın Bakan, artık, sonunda, zorlaya zorlaya da olsa bu borçların hukuka uygun bir şekilde silindiğini kabul etmiş oldu. Yani biz de soruyorduk. Biz hukuka uygun mu, değil mi demedik, defalarca sorduğumuz, “Bu şirketlerin borçları silindi mi, silinmedi mi?” idi. Olur ya, İnternet’te, siz, birçok şeye “montaj” dediniz, “şantaj” dediniz, TÜBİTAK’ta… Davalar açıldı, görevden alındı, buna da “montaj” dersiniz diye… Dolaşan bir Uzlaşma Komisyonu tutanağı var; sayenizde tüm bu tutanakların doğru olduğunu ve o uzlaşmaların Merkezî Uzlaşma Komisyonu tarafından tutanağa geçirildiğini ve bunların doğru olduğunu bize söylemiş oldunuz. Teşekkür ediyoruz. bugün itibarıyla bunu öğrendik.

Yalnız, burada bir husus var Sayın Bakan düzeltmemiz gereken. Ben size önceki günkü konuşmamda “Sayın Bakan, o zaman bu vergi cezasını yazan vergi denetmenleri, müfettişlerimiz, maliyeciler yanlış mı yapıyorlar, bu raporları düzenleyenler yanlış mı yapıyorlar? Onları töhmet altında bırakıyorsunuz böyle söyleyerek.” demiştim, siz çok daha net bir şekilde, bugün, Merkezî Uzlaşma Komisyonundaki arkadaşlarımızın hepsinin şerefiyle, namusuyla işi yaptığını söylemişsiniz, Allah razı olsun. Ama sonucunda diyorsunuz ki: “Yazılan bir raporun değerlendirilmesi sonucunda idare ile mükellef arasında bir noktada uzlaşmayı sağlamaktır.” Bakın, ne diyor Sayın Bakan: “İdare ile mükellef arasında bir noktada.” O nokta sıfıra gidiyor; mükelleften tarafa gitmiş, idareyle alakası kalmamış. Sıfırladığınız zaman, o arada bir nokta mı oluyor, yoksa en uçta bir nokta mı oluyor, onu sizin takdirlerinize bırakıyorum.

Bir de şimdi “Bu söylediğiniz bütün iddialar geçersizdir. Rapora bakar idare; kararlara, tebliğlere uygun mu.” diyor. Ama en vahim yeri burada, az önce söylediğim kısmı. Tutanaktan okuyorum, bunu aynen okuyorum yani yorum yapmadan okuyorum. Sayın Bakan diyor ki: “Eğer mevzuata uygun olsaydı bu vergi alınırdı. Mevzuata uygun olduğunu kim iddia ediyordu? Kendi kendinize hem savcı hem de hâkim olup da burada hüküm kuruyorsunuz. Dolayısıyla, temcit pilavı gibi, aynı konuyu bir şey olmadığı hâlde buraya getiriyorsunuz. “

Sayın Bakan, o vergi cezalarını biz kesmedik. Tutanağa koyduğunuz, yukarıdan aşağıya, 2005 yılından 2009’a kadar olan 2-3 sayfalık vergi ziyaı anapara cezalarını biz kesmedik, onu da Maliyeciler kesti. Şimdi, siz, Merkezî Uzlaşma Kurulundaki arkadaşlarınızı aklıyorsunuz; bunu hazırlayan bütün maliyecileri, vergi denetmenlerini, vergi müfettişlerini -o zaman- hukuka uyarsız rapor hazırlamakla suçluyorsunuz. Oldu mu şimdi bu? Yani, ben anlamıyorum. O raporların hepsini yıllardır bu memlekete hizmet eden vergi müfettişleri kesiyor yani biz kesmedik. Biz sadece size bu dolaşan belgelerin, Uzlaşma Kuruluyla ilgili rakamların doğru olup olmadığını sorduk.

Ben bu konuyu gerçekten önemsiyorum. Hukuka -tabii ki- uydurulmuş bir şekilde Sayın Bakan söylüyor ama bu bize normal gelmiyor, bunu anlayışla karşılamanızı söylüyoruz. Biz, size bunda nasıl uzlaştığınızı soruyoruz. Sıfırlamışsınız idareyle arasında ama şimdi, biz, burada, günlerce, saatlerce yolsuzluk dosyalarını konuştuk; burada oylandı, aklandı. Bunun içerisinde Sabah-ATV grubu fezlekeleri önemli bir yer tutuyordu. Bunun içerisinde de adı geçen şahıslardan bir tanesinin bir havuza 100 milyon dolarlık para attığı söyleniyor. Şimdi, bakıyoruz, aynı kişinin ismi orada geçince biz bundan şüphelenmeyelim mi yani? Siz hukuka uygun olarak silmiş olabilirsiniz ama bir savcının iddianamesi içerisinde aynı kişinin, başka yerde, bu havuza para attığı iddia ediliyorsa bu 100 milyon doları acaba nereden buldu bu adam? “Bankadan kredi alacakmış, vazgeçmiş.” diye bir iddia vardı. Vergide de, eğer, silindiğini görürsek ”Burada ne var?” diye sorgulamamız milletin bize verdiği muhalefet görevinin bir gereğidir Sayın Bakan. Nasıl yapacağız? Şimdi, o zaman, şöyle söylememiz lazım: Ben tekrar özür diliyorum kendisinden, hukuka uygun olarak silinmiş!

Bir daha söylüyorum: Hukuka uygun olarak silinen şeyleri soralım bakalım. Cengiz’i kabul etti Sayın Bakan. ELEKTROMED firmasının… Ben adını verdim artık, adını da veriyorum, benim hakkımda dava açılırsa artık… Onların vergi mahremiyeti varmış ya, onun için. Ben nasıl olsa vergi incelemecisi değilim, müfettiş de değilim. Ben bulduğum bilgiyi kamuoyuna, açık kaynaklardan bulduğum için, herhâlde, orada da yine medyayı yargılarlar. Tekrar ediyorum: Hukuka uygun olarak alınan vergiler, bunlar, silinen vergiler doğru mudur?

ELEKTROMED deyince, ilave ediyorum: Kanal A’nın… Bunları da söyleyelim ki, hani, niye şüphelendiğimizi bilsin Sayın Bakan diye. Dün de sordum, bu da hukuka uygun bir şekilde silinmiş olabilir: Tutanaklar doğru mudur? 57,4 milyon anapara. 81,7 milyon ceza kesilmiş; alınan sadece 5,8 milyon, anaparası. Yani, 135 küsur milyonluk bir silme. Peki, Türkerleri de söyledim. Ben “Uygun.” ya da “Uygun değil.” demiyorum, Sayın Bakan hukuka uydurduklarını söylüyor. 23,9-24 milyon, alınan 6,9 milyon; 39,9-40 milyon tamamen sıfırlanmış. Hani, idare ile mükellef arasında bir noktaymış ya, geldiği yer yine sıfır, ibrenin sağ tarafına geçmiş.

Dün ecza deposunu söyledik, dedik ki: “Bir incelemeciyi, bir vergi denetmenini, vergi müfettişini, denetim elemanını tam rapor hazırlarken bütün denetimi yaptıktan sonra değiştirdiniz mi, değiştirmediniz mi?”, “İstediğimiz anda değiştirebiliriz.” diyorlar. İyi de yani bittikten sonra, her şeyi inceleyen bir müfettiş sağlık sorunu yoksa, yurt dışı görev yoksa, başka bir şey yoksa… Onu da anlamadık, mantığı varsa, bize anlatırlarsa seviniriz.

Aynı şekilde söyledik dün, Akfen’le ilgili de aynı bu tutanaklarda vardı. Başka bir şey: Albayraklar, yine medyayla ilgili kısımda Hükûmete yakın bir şey. Bizim bundan şüphelenmemizden daha doğal ne olabilir ki? Aynı şekilde sordum. 54,6 silinenle 55,7 milyarlık ceza 1,2’ye düşmüş. Bak bunda birazcık idare ile mükellef arasında bir nokta. Yine sıfır değil ama 55’ten 1,2’ye düşmüş arkadaşlar, uzlaşma bu. E, peki, ne yapacağız? Ben 420 küsur diyordum, sağ olsun, dün itibarıyla Sayın Bakan kabul ettiğine göre, hepimize söven Cengiz İnşaatınki 424,4 milyon. Yani, biz bundan şüphelenmeyelim mi? Şimdi, siz 100 milyonluk havuza dolar olarak para isteyin, sonrasında bunlar… Efendim, bize şunu demeyin: “Yargılandı, yargılanmadı, haklı…” O da hukuka uyduruluyor ama bunlar gerçek mi, değil mi dedik. E, gerçekmiş. Biz hukuka uygun değil dememiştik.

Sayın Bakana açıklamalarından dolayı teşekkür ediyorum. Bu bütçenin başında demiştim ki: Sayın Başbakan konuşunca hayal kırıklığına uğradım. Yine ona Mevlâna’nın sözleriyle seslenecektim, diyor ki Mevlâna: “Ne olursan ol, yine gel.” Biz hukuka uygun olarak yaptıklarını kabul edelim. “Yolumuz insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.” diyen Hacı Bektaş’ın ve “Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.” diyen Yunus Emre’nin dizeleriyle sizlere veda ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Birleşime kırk dakika süreyle ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.36

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Siyasi parti grupları adına söz vermeye devam ediyorum.

Şimdi, 15’inci madde üzerinde ikinci konuşmacıya söz vereceğim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Alican Önlü, Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Önlü.

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ALİCAN ÖNLÜ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Konuşmama başlamadan önce, Zarifeler, Beseler, Sakineler, Pakizeler, Fatmalar ve Seveler gibi teslim olmayıp da direnen, tüm yüreği özgürlük sevdası için çarpan kadınların 8 Mart Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

2016 Yılı Merkezi Bütçe Yasa Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki maddede belirtilen kurum ve yürütme faaliyetleri üzerine çokça şey söylenebilinir. Ancak, bu temel kurumların adının geçtiği her yerde teknik bütçe mevzuatı dışında oldukça büyük kitle trajedilerinin göze çarptığını ifade etmek zorundayız.

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Sayıştay, Maliye Bakanlığı ve daha birçok bakanlığın adının geçtiği yerde binlerce şerh koymak bugün insani ve vicdani bir sorumluluk hâline gelmiştir. Zulmün, işkencenin, kadın bedenine yönelik bütün saldırıların zeminini yeniden ve yeniden üreten bu kurumsal işleyişler, sorun çözen değil, bizzat sorunun kendisi olmuştur.

Hukuksuzluğunuza şerh koyuyoruz, hukuk tanımazlığınızı da tanımıyoruz. İnsanlık onuru adına yolsuzluğa, hırsızlığa, emek sömürüsüne, ranta, talana karşı sonuna kadar mücadele edeceğimizi bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Maalesef, artık bu kurumlar ve yürütme faaliyetleri, evrensel standartları ve hukuku geçtik, iç hukuka dahi artık dayanmamaktadır.

Osmanlı’nın son dönemindeki İttihat ve Terakkinin Anadolu'yu halklar mezarlığına çeviren politikaları bugün bu kurumların rehberi olmuştur. Dönemler farklıdır ama kurumlar ve icraatları aynıdır. O gün de devlet derindi, bugün de derin. O dönem Enver Paşa’ya bağlı Teşkilat-ı Mahsusa faaliyet yürütürken bugün saraya bağlı esedullah timleri aynı rolü üstlenmiş durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1915 Ermeni, 1925 Şeyh Sait, 1937-1938 Dersim, Maraş, Çorum, Gazi, Sivas, Gezi, Roboski, Cizre; hepsi aynı aklın ama farklı dönemin icraatlarıdır. Bu benzetmeler farazi değildir. Kürtlere yönelik imha, inkâr ve asimilasyon politikalarının kökeni Osmanlıların son dönemlerine dayanmaktadır. Yeni kurulan devletin kodlarını ise tek dil, tek millet, tek din oluşturuyordu. Bu tekçi zihniyet, bir halklar bahçesi olan Anadolu ve Mezopotamya'yı âdeta bir mezarlığa çevirdi. Türkiye Cumhuriyeti, ilk yıllarında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren 27 maddelik Şark lslahat Planı’yla Kürt sorununu, şiddet, baskı ve asimilasyonla çözme hedefini önüne koymuştu. İşte bu plan, 1925'te Şeyh Sait, 1930’da Ağrı Zilan, 1937-1938’de Dersim başta olmak üzere, birçok katliamı gerçekleşmiştir. Dersim'e yönelik gerçekleştirilen katliamlar bugün iktidar partisi yetkilileri tarafından kınanmış, bizzat şimdiki Cumhurbaşkanı “Dersim'de yaşananlar, Dersim'de devletin işlediği katliamdır.” diyerek özür dilemişti. Özür sonuçta bir sözdür, özür dilenir ama katliamın sonuçlarını ortadan kaldıran bir siyaset izlenmeden özür dilemenin hiçbir anlamı ve faydası yoktur. AKP, saray, bırakalım, geçmişte yaşanan katliamların izlerini ortadan kaldıracak adımları atmayı, bugün Şark Islahat Planı’nı rehber alan çökertme ve master planlarıyla yeni katliamlar devreye sokmaktadır. Şimdi sormak gerekiyor, çökertme ve master planlarının yüzyıldır Kürtlere karşı uygulanan inkâr ve imha planlarından farkı nedir? Bugün master planıyla AKP Hükûmeti Şark lslahat Planı’nı güncelleştirip uygulamaya sürmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz 2014 Eylül ayında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı Genelkurmay Başkanlığına bir çöktürme planı hazırlayıp sundu. Bu plan savaş simülasyonuna çevrilerek çöktürme planı olarak Hükûmete sunuldu. Bu plan Sri Lanka'da Tamillere karşı 2009'da uygulanan soykırım harekâtını rehber almıştır. Buna “soykırım” diyen biz değiliz. Bugün Sri Lanka’da katliam yapan yetkililer uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmakla karşı karşıyadır.

Görüyoruz ki AKP Hükûmeti Kürt sorunu konusunda tarihte de, günümüzde de kendisini katliamlara kilitlemiş ve bunu kendine rehber almıştır. Mevcut savaş simülasyonlarıyla bu plan 15 bin Kürt'ün katledilmesini, 300 bininin toplama kamplarına toplatılmasını, 7-8 bin arasında tutuklamaların gerçekleştirilmesini hedeflemiştir.

Bu plana göre özel polis kuvvetleri ve özel askerî komandolar eşliğinde ordu güçleri şehirleri kuşatarak mahallelere ve yerleşkelere operasyonlar düzenleyecek. Bugün Cizre, Nusaybin, Silopi, Sur, Dargeçit ve Silvan'da uygulanan yöntemler bunlardır. Ablukaya alınan yerleşkelerde yaşamsal alanlar tahrip edilerek geri dönüş koşulları ortadan kaldırılacak ve kitlesel imhalar, tutuklamalar ve boşaltmalarla yerleşkeler sözde huzura kavuşturulacaktır.

Bu savaş simülasyonunda, imha planında sivil halka yönelik olarak atılacak adımlar tek tek uygulanmıştır. Şark lslahat Planı'ndan çökertme, çöktürme ve master planına gelinmiştir. “Çözüm süreci bozulmasın, analar ağlamasın.” diye yola çıkan bir Başbakandan şimdiki saraya nasıl gelindi? Bugün yaşadıklarımızın daha önceden planlanmadığını, reaksiyonel politikalar olduğunu düşünmek bir saflıktır, çokça da “hendekler” diye dile getiriliyor ya. 2014’te planlanıp işte bugün hayata sürülendir.

Başbakan Davutoğlu, 2014 yılında katıldığı bir televizyon programında güvenlik güçlerine "Hazır olun, zamanı geldiğinde emir vereceğim." diyordu, çözüm süreci yürütülürken bugünkü imha saldırılarını hazırlıyor ve karanlık faaliyetler içinde bulunuyordu. Roboski, Cizre, Sur ve daha nice zulüm AKP'nin, sarayın bizatihi sorumluluğunda gerçekleşmiştir.

Bugün, Cizre'de, Sur'da yaşananlar, kadınların, çocukların diri diri yakıldığı korkunç katliamların emrini verenlerin ve yapanların nasıl çığırından ve hukuktan çıktığı şimdi görülmektedir. İnsanlığa karşı suç işliyorsunuz. Hukuk önünde bu halka ve insanlığa siz hesap vereceksiniz.

Dersim 1938 ile Cizre 2016 zulmü aynı zihniyetin ürünüdür, aynı zihniyetli güçlerin icraatıdır. Söz konusu olan Kürtler olunca sarayıyla, Hükûmetiyle, Genelkurmayıyla, medyasıyla, kalemşorlarıyla tek vücut oluyorsunuz. Saray, Başbakan, ordu mensupları, kolluk kuvvetleri, mülki amirler, bürokratlar bu suçun ortağıdır. Bunun üzerinden yüz yıl geçse de yargılanacaksınız, bu suçun utancı kuşaklar boyunca sürecektir.

Katliam politikalarının bir an önce son bulması, operasyonların durdurulması gerekiyor. Ülkemizdeki barışın, çözümün önündeki en büyük engel Cizre'deki bodrumlarda insanları canlı canlı yakanlardır. Bunlarla hesaplaşmadan, bunlara hukuk önünde hesap sormadan barış ve çözümün gelişmesi zordur.

Bakın, 1937'de Dersim önderi Seyit Rıza’nın darağacına çıkarılırken söylediği sözler: "Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun."

Bugün, Cizre'de vahşet bodrumlarında katledilen Cizre Halk Meclisi Eş Başkanı Mehmet Tunç’un da son sözleri: "AKP faşizmine Cizre halkı olarak diz çökmeyeceğiz. Kalan insanlarımız bizimle gurur duysun." demiştir. İnsanlık ve bizler sizinle gurur duyuyoruz. Bu benzerliği görün, bundan ders çıkarın. Çökertme planınız ve imha çabanız boşadır.

Elli beş saniye süre var. Bir önceki konuşmada yanlış bir anlaşılma vardı. Orada AKP’nin bölgeye görevlendirdiği milletvekili arkadaşların bir kayyum olarak nitelendirilmesi… Böyle bir hakkı, böyle bir sorumluluğu yoktur demek istemedim. Biz de milletvekilimizin olmadığı birçok ile gidip çalışma yürütüyoruz. Söylemek istediğim, eğer gittiğimiz illerin inancı, kültürü, değer yargılarının dışında başka bir şey dayatılıyorsa “kayyum” olarak söyledik, yoksa niyetim… Tabii ki her arkadaş, her milletvekili istediği her yerde görev alacaktır, çalışma yürütecektir.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Vekilim, Hayati Bey’in tekzibini de hatırlatın!

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Bir diğeri, “sapık fetva” dediğim, verilen fetvaların sapıklığı değil, o dönem “Kızılbaşlık sapıklıktır.” diye verilen fetvaları ifade etmek istedim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önlü.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – 60’a göre bir açıklamada bulunabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Milletvekilleri Türkiye'nin vekilleridir, Türkiye'nin her yerinde görev yaparlar; halktan bu yetkiyi almışlardır ve halkla temas çerçevesinde bir görevi ifa ederler. O yüzden, orada yapmışlar, burada yapmışlar fark etmez.

Değerli hatip konuşmasında İttihat Terakki ile bugün arasında bir özdeşleşme kurarak “Eskiden Teşkilat-ı Mahsusa vardı, şimdi de sarayın esedullah timleri var.” şeklinde bir ifadeyle devletin hukuk temelinde, meşruiyet esasında teröre karşı vermiş olduğu mücadeleye şaibe düşürmeye çalışıyor. Biz bütün bunların niçin yapıldığını biliyoruz. Orada devletin yürüttüğü mücadeleyi gölgeleyerek terör örgütünün yapmış olduğu haksızlıkları, zulmü, oradaki halka karşı zalimane, despot, faşizan uygulamalarını göz ardı ettirmek, dikkatleri başka yerlere çekmek stratejisinin bir parçası. Biz biliyoruz, halkımız da biliyor ama bir kez daha bunun altını çizmek istedim. Bu konuşma bildik bir konuşma. Halkımızın takdirine.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Siyasi parti grupları adına üçüncü söz hakkı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna aittir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gürsel Tekin, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tekin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA GÜRSEL TEKİN (İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın milletvekillerimiz; öncelikle, ben de Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum ama sadece kutlamak değil, birçok kadın arkadaşlarımız da burada konuşma yaptı, buranın bir kutlama mekânı değil, aynı zamanda, bir çözüm mekânı olduğunu da ifade etmek istiyorum.

Bugün, yürütmeyle ilgili söz almış bulunmaktayım ama izin verirseniz, kadın günümüzle ilgili, genelde biz, kadınlar şiddete ya da ölüme maruz kaldıkları zaman bunları kınamaya başlıyoruz ama unutmamalıyız ki insanların en önemli sorunlarından bir tanesi barınma hakkıdır, yuvalarıdır. Bugün sabahleyin bir icra dairesine gittim, icra dairesinde 8 kadınımızın evlerinin nasıl satıldığına tanıklık ettim, vicdanım yaralandı; onu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Elbette, bu sorunlar çözülmeyecek sorunlar değildir. Özellikle, Cumhuriyet Halk Partisinin kanun teklifi olarak vermiş olduğu aile sigortasına baktığınızda, aslında sosyal devlette olması gereken aile sigortasının en azından kadının ekonomik özgürlüğüyle ilgili çok önemli işlev göreceği inancı içerisindeyim. İnşallah, iktidar partisi bunu aşağıya, Genel Kurula indirirse oy birliğiyle bu vesileyle kadınlarımızın en azından ekonomik özgürlüklerine kavuşması için önemli bir çaba sarf etmiş oluruz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başkanım; geçen hafta Anayasa Mahkemesinin almış olduğu karardan dolayı Sayın Cumhurbaşkanı gerek 2 gazeteci arkadaşımızla ilgili gerek MİT Yasası’yla ilgili çıkan karara tepki göstererek bu kararları tanıyamayacağını ve bu kararları yok saydığını ifade etmişti. Bunun üzerine, Hükûmet Sözcüsü Sayın Bakana bu soru sorulunca Sayın Bakan haklı olarak, yürütmenin bir mensubu olarak “Sayın Cumhurbaşkanının ifadesi kendi kişisel düşüncesidir.” diye söylemişti ama ne yazık ki Parlamentoda birçok milletvekili arkadaşımızın olağanüstü tepkisi oldu, yürütmenin başının Sayın Erdoğan olduğunu ifade ettiler. İç politikamızda, kamuoyumuzda bunlar belki zaman zaman tolere edilebilir ama Avrupa’da çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle son iki gündür Sayın Davutoğlu’nun da tanık olduğu bu Avrupa Birliği süreci ve 3 milyar euro meselesi.

Değerli arkadaşlar, defalarca Hükûmet yetkilileri şunu ifade ettiler… Aslında, çok da insani bir davranış değildir yani Türkiye olarak mazlum halklara burada ev sahipliği yapıp daha sonra o insanların bedeni üzerine bir pazarlığın yapılmasının çok insani bir davranış olmadığını da ifade etmek istiyorum. Mümkünse o 3 milyar euroyu da reddetmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, izin verirseniz… Sayın Erdoğan “Sayın Başbakan parayı alır gelir.” dedi. Şimdi, gerçekten çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Belki başka ülkelerde uçakla, çantayla para transferleri olabilir. İçinizde birçok belediye başkanı olan, kamuda görev yapan, bakan arkadaşlarımız Avrupa Birliğinin çok kurallı olduğunu çok iyi bilir, ödemiş olduğu, vermiş olduğu her kuruşun nasıl harcanacağını denetleyen bir kurumdur, bunu hepimiz çok iyi biliriz. Bu paralar gelecekti ama AB komiserinin pazar günkü ifadesini sizlerle paylaşmak istiyorum: “Türkiye’ye verilecek 3 milyar euroyu AB yönetecek.” açıklamasına rağmen Sayın Erdoğan’ın çıkıp “Sayın Başbakan temenni ederim ki parayı alır gelir.” açıklamasını yapması dikkati çekti. AB Komşuluk Politikaları ve Genişlemeden Sorumlu Komiseri Hahn hafta sonunda Türkiye’ye bir ziyarette bulundu ve ziyaret sırasında yaptığı açıklamada çok açık cümlelerle Türkiye’ye verilecek 3 milyar euronun AB tarafından yönetileceğini söyledi. Hahn, verilecek 3 milyar euronun çoğunlukla Dünya Gıda Programı, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği, UNICEF tarafından kullanılacağını ifade etti. Hatta ilk paranın Dünya Gıda Programına verildiği ve bunun miktarının da 400 milyon euro olduğu söyleniyor. Ama bizim iç kamuoyumuzdaki tartışmaya baktığımızda biz hâlen para bekliyoruz. 3 milyar euronun gelip gelmeyeceği konusu ciddi bir tartışma konusu. Bu parayı kullanan şahsın da ifadesi, bu paranın parça parça kullanıldığını ve Sayın Davutoğlu’nun ne kadar zor durumda kaldığını da izin verirseniz şurada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yani görünen o ki yürütme sadece burada bizim iç kamuoyumuzda değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyunda da ciddi bir sorun hâline gelmiş. Bu sorunun çözülebilmesi için öncelikle bizim yasama, yürütme ve yargı konusundaki kararlarımızı ve düşüncelerimizi netleştirmemiz lazım. Başta Parlamento üyeleri olarak bizlerin kimin yürütmenin başı olduğunu... Çünkü çok tartışma konusu. Anayasa’mıza baktığımızda yürütmenin başının Sayın Başbakan olduğunu çok net olarak biliyoruz.

Sayın Erdoğan, 3 milyar euro konusunda AB de tavrını açıklamasına rağmen daha dün… Avrupa diplomatlarına göre Erdoğan’ın böyle bir çıkış yapmasının altında iki neden yatıyor, bunu özellikle Avrupa medyasına da baktığınızda bugün görebilirsiniz. İlk neden: Avrupa Birliğinin vereceği 3 milyar euronun nasıl harcanacağı konusunda AB yetkililerinin Erdoğan’a çok somut ve net ifade ettiği açık, Sayın Davutoğlu’na da bunların ifade edildiği çok net, açık. Ama bütün buna rağmen Sayın Cumhurbaşkanının dün Sayın Başbakana “İnşallah parayı alır gelir.” cümlesi çok manidardır. Görünüyor ki sadece iç kamuoyumuzda değil, aynı zamanda da dış kamuoyunda Türkiye’nin bu yürütme konusunda çok ciddi bir tartışmayla karşı karşıya olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, özellikle, Adalet ve Kalkınma Partisinin ilk kurucuları, eskileri çok iyi bilir; 2001 yılında partinin programı açıklanırken -bir siyasetçi olarak- ilk kez, gerçekten, bir siyasi parti Türkiye’nin temel meselesi olan üç meseleyi çok net bir şekilde tespit etmiş ve kamuoyuyla paylaşmıştır. Doğrusunu söylerseniz, bir siyasetçi olarak heyecanlandığımı da ifade etmek isterim. Neydi bu? 3Y formülü. Yani, Türkiye’de gerçekten uzun süredir sorun hâline gelmiş, çözülememiş, siyasetçilerin çözüm konusunda bugüne kadar katkı sunmamış olduğu üç temel meseleyi bir siyasi parti kendine dert edinmiş ve programına almış. Nedir bunlar?

Bir: Yoksulluk meselesi. Yani “Biz iktidar olduğumuzda Türkiye’de yoksulluğu sıfırlayacağız ve bu ülkede yoksulluk kalmayacak.” diye ifadeler var.

İkincisi: Yolsuzlukla ilgili, dönemin bankalar furyasının da çok tartışıldığı bir dönemde “Hortumların tamamını keseceğiz ve bu ülkede asla ve asla yolsuzluk olmayacak.” ifadeleri vardı.

Üçüncüsü de “Yasaksız bir Türkiye yaratacağız.” Hatta, daha ileri giderek, Avrupa’nın ötesinde, Avrupa ülkelerinde olmayacak özgürlüklerin bizde olacağı ifade edilmişti.

Şimdi, yoksullukta hangi boyutta olduğumuzu izin verirseniz sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dünyada 168 ülkenin değerlendirildiği rapora göre, son üç yılda yolsuzluk konusunda, maalesef, üzülerek söylüyorum ki dünya 2’ncisiyiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye 1’inci olamamışız ki!

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – Böyle devam ederse -biraz önce, Mehmet Cengiz’in paralarının, borçlarının sıfırlandığı gibi devam ederse- merak etmeyin, 1’inci de elden bırakmayız gibi gözüküyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bence bu konuda çalışkan arkadaşlar yani, olabilir, bayağı maharetliler!

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – Özgürlükler konusunda ne yazık ki orada 1’inciyiz Veli Bey, sizin söylediğiniz gibi. Ama, daha önemlisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – …yoksulluk konusunda çok…

Bitti mi? İzin verirseniz bir…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bitti, yalanlar bitti.

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – Çok şükür hiç yalanımız yok, elhamdülillah. Ben size bir şey söyleyeyim…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Biliyoruz, çok yakından takip ediyoruz. Gezi olaylarından beri çok yakından takip ediyoruz.

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – Elhamdülillah Gezi olayları yarın da olsa hak arama eylemlerinde sonuna kadar olacağız, size de bir şey olsa sizin de yanınızda olacağız, merak etmeyin. (CHP sıralarından alkışlar)

Ama, bu iktidar sonuçta neyle bağlandı biliyor musunuz, onu da size ifade edeyim: Bir, hani “yeni Türkiye” diyorlar ya, hepimizin merak ettiği yeni Türkiye, başta kaçak saray olmak üzere adalet sarayları…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bir yalan daha söylediniz şimdi.

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – İki, 151 tane modern cezaevi. Üç, icra daireleri.

JÜLİDE SARIEROĞLU (Ankara) – Yani yalan…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Başkan, süre bitmedi mi? Böyle bir usul yok ki.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bir yalan daha söyledin Gürsel Tekin ya.

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – Ne yalanını söyledim, söyler misiniz, mesela bir tanesini söyleyin. Elhamdülillah, hiç yalanımız yok.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Basın özgürlüğüyle ilgili ne düşündüğünüzü gördük 7 Haziran öncesi. Basın özgürlüğüyle ilgili düşüncelerinizi gördük, nasıl kapatacağınızı.

GÜRSEL TEKİN (Devamla) – Bugün icra dairelerine bakın, kendi illerinize gidin icra dairelerinin durumuna bakın, yeni Türkiye’nin rezaletini hep beraber görmüş oluruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tekin.

Sayın Göker, 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz olduğunu ifade etmiştiniz.

Buyurun mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve judo dalında Ümitler Avrupa Kupası’nda 3’üncü olan Mine Kalender’i kutladığına ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Cumhuriyetimizden aldığı güçle cumhuriyetimize sahip çıkan tüm kadınlarımızın gününü kutluyorum.

Artı 70 kiloda 16 ülkeden 321 sporcunun katıldığı Ümitler Avrupa Kupası Turnuvası’nda ülkemizi ve Burdur’umuzu temsilen katılan Mine Kalender 3’üncü olarak ülkemize ve bize haklı bir gurur yaşatmıştır. Bu vesileyle sporcumuzu ve bu başarıda emeği geçen teknik ekibini canıgönülden kutluyorum efendim.

Saygılarımızla.

BAŞKAN – Biz de Başkanlık Divanı olarak sporcumuzu kutluyoruz.

Sayın Kuşoğlu, sizin de 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz vardı.

Buyurun mikrofonunuzu açıyorum.

28.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın devlet adamlarına verilen hediyelerin kaydıyla ilgili sorusuna verdiği cevaba ilişkin açıklaması

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, demin ara vermenizden önce Sayın Maliye Bakanının Sayın Tanal’ın bir sorusu üzerine şöyle bir cevabı var: “Bu hediyelerle ilgili olarak bir bilgi var mı Bakanlık olarak? diye sordular Sayın Tanal. Bakanlık olarak bizde bir bilgi olmaması gerekir, onu ifade edeyim.” diyor. Devlet adamlarına verilen hediyelerle ilgili olarak Maliye Bakanlığında demirbaş hesabında kayıt tutulur 3628 sayılı Kanun’a göre. Maliye Bakanlığında devletin bütün envanteri yoksa hangi bakanlıkta olacaktır? Onun için bu düzeltmeyi yapma gereği duydum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, benim de söz talebim…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, sizin de mikrofonunuzu açıyorum.

29.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, cinsiyetçi bir dil kullanılmaması ve erkeklerin, kadınları bir birey olarak tanımlama alışkanlığı edinmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, bugünkü Genel Kurulda söz alan, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle değerlendirme yapan hemen hemen bütün erkek arkadaşlarda gördüğüm bir yanlışlık üzerine söz aldım ya da yanlış bulduğum, Halkların Demokratik Partisi olarak yanlış bulduğumuz bir üslup üzerine söz aldım. Genellikle her değerlendirmeye “kadınlarımız” şeklinde bir iyelik eki eklenerek başlanıyor; bu, son derece sorunlu bir dil, sorunlu bir yaklaşım, bundan sıyrılmak gerekiyor. Bu, binlerce yıllık bir erkek egemen zihniyetinin hâlâ özgür kadın mücadelesine ne kadar yabancı durduğunu, kadını özgür bir birey olarak tanımlamakta ne kadar zorlandığını gösteriyor. Niyetten bağımsız olarak söylüyorum ama belli ki hepimizin bilinçaltlarının tekrar “reset”lenmesine ihtiyaç var. Kadınları ya da kadını bir birey olarak tanımlama alışkanlığını artık erkeklerin öğrenmesi gerekiyor. Özellikle 8 Mart gibi son derece anlamlı olan, kadınların mücadele için alanlarda bulunduğu bir günde, zaman zaman bence o eril zihniyetten sıyrılarak susmasını bilmek, zaman zaman bir adım geride durmak, hele hele bu tarz iyelik ekleri konusunda da çok özenle büyük bir hassasiyet göstererek bugünün anlamıyla ilgili değerlendirmeler yapmak daha doğru olur kanaatindeyim. Bunu şu açıdan önemsiyorum: Yani, artık o süreç işliyor, kadınlar yürüttükleri mücadelelerle bir bir erkek egemen zihniyetinin zincirlerini kırarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesinde de en önde yürüyorlar. Biz, en önde yürüyen kadın yoldaşlarımızın ardılları olarak o mücadelenin bir parçası olmaktan da onur duyuyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Ben, sabah birleşimi açarken Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yaptığım konuşmada tüm milletvekili arkadaşlarımın duygularına tercüman olma sorumluluğu çerçevesinde sözünü ettiğiniz iyelik ekini kullanmadan bir değerlendirme yaptım.

Bunu da bilgilerinize sunuyorum.

Sayın Maliye Bakanının bir söz talebi var 60’ıncı maddeye göre.

Buyurun Sayın Bakan.

30.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, biraz önce sayın vekilimiz benim sabah yaptığım bir açıklamayla ilgili değerlendirmelerde bulundular. Öncelikle, Maliye Bakanı olarak burada bir cümle kurarken her zaman dikkatli ve ihtiyatlı kuruyorum, yanlış bir bilgi vermekten kaçınmaya çalışıyorum. Sabahleyin de “Maliye Bakanlığında böyle bir bilgi olmayabilir.” derken hakikaten ihtiyatlı davrandım çünkü 3628 sayılı Kanun bu konuda açık bir düzenleme yapmış. Ne diyor kanunun 3’üncü maddesi: “Kanun kapsamındaki görevliler herhangi bir şekilde hediye veya hibe niteliğinde bir eşya alırlarsa aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde kendi kurumlarına teslim etmek zorundadırlar.” diyor. Kişi hangi kurumdaysa o kuruma teslim edecek. O kurum da, normal bunlar taşınır mal hükmündedir, taşınır mal olarak bunu kayıtlara alacaklar.

Hani, 3628 sayılı Kanun’da da böyle bir düzenleme var; onu da Meclisimizle paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, şimdi şöyle bir açıklama yapayım: Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre belirlenir. Şüphesiz Danışma Kurulu önerisi ve Genel Kurul kararıyla bu gündemde değişiklik yapmak mümkün. Görüşmelerimizi bu çerçevede, belirlenen gündem çerçevesinde yapıyoruz.

60’ıncı madde çerçevesinde söz hakkı da pek kısa bir sözü olduğunu ifade eden milletvekili arkadaşlarımıza bu hakkı tanıma yönünde kullanılmaktadır. Bu hakkın sınırsız bir şekilde herkes tarafından kullanılması doğru değil. O zaman ana gündem maddesinden uzaklaşmış oluruz çünkü ana gündemimizde şimdi şahsı adına 2 konuşmacımız var, ondan sonra soru-cevaplar var, sonra, soru sormak için sırasını bekleyen arkadaşlar var. Soru sormak için sırasını bekleyen arkadaşlar varken onun öncesinde 60’ıncı madde imkânını sınırsız bir şekilde kullanmak bekleyen arkadaşlarımızın haklarına saygısızlık olur. Bunu bilgilerinize sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi Sayın Levent Gök’ün söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Gök, mikrofonunuzu açıyorum.

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da düzenlenen Uluslararası Hilafet Konferansı sırasında cumhuriyete, Atatürk’e ve Türkiye Büyük Millet Meclisine ağır hakaretlerde bulunulduğuna ve Hükûmetin bu konuda bir tedbir alıp almadığını ve soruşturma başlatıp başlatmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütçe görüşmelerini sürdürdüğümüz bu süreçte hem bir yandan Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlarken bir yandan da Meclis çatısı altında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen bir düşüncenin ifade edildiği bir mecrada çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte gerçekleştirilen devrimlerle artık Türkiye’de yurttaşlar kul olmaktan, tebaa olmaktan çıkmış ve yurttaş olmuş ve egemenliğin kaynağı millete verilmiştir. Ancak önceki gün Ankara Atatürk Spor ve Sergi Salonu’nda bir uluslararası hilafet konferansı düzenlenmiş, bu konferansta cumhuriyete, Atatürk’e ve Türkiye Büyük Millet Meclisine ağır hakaretlerde bulunulmuştur. Ve aynen şu sözler söylenilmiştir: “Bugün burada hilafetin ilga edildiği Meclisin hemen yanı başında hilafeti yeniden ikame edeceğimizi haykırıyoruz.” şeklinde çığlıklar yükselmiştir.

5 kişi bir araya geldiği zaman bunu hemen barışçıl gösterilerin dışında değerlendiren iktidar partisinin, katılımcı sayısının da çok fazla olduğu bu toplantıyla ilgili aldığı herhangi bir tedbir var mıdır? Bir soruşturma başlatmışlar mıdır? Neler yapmışlardır? Ve bu toplantıda paylaşılan düşüncelere katılıyorlar mı? Bunun da hem Kadınlar Günü’nde hem de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazan bu Mecliste ifade edilmesinde yarar vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, şahısları adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk konuşmacı Özcan Purçu, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Purçu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum hepinize, saygılar sunuyorum.

Öncelikle, tüm dünyadaki kadınların gününü kutluyorum. Kadınlar bahardır, kadınlar çiçektir, kadınlar mutluluktur, kadınlar sevgidir, kadınlar aşktır, kadınlar dünyadır. Kadınlar olmasa erkekler de olmaz, bu kadar açık ve net söylüyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onlar olmasa biz dünyada inanın yaşayamayız. Her şeyimiz onlar bizim. Onun için, Hükûmet de, devlet de kadınlar için yapılması gereken asgari ne varsa onu yapsınlar; çok eksiğiz, bunu yapsınlar, bunu rica ediyorum.

Sayın Bakanımız da buradayken… İzmir’in çok önemli sorunları var. İzmir, dünya kenti. İzmir, dünya turizminin en önemli kentlerinden biri ama Paris’te demirden bir Eyfel Kulesi var, oraya giden turist sayısıyla İzmir’deki turist sayısını karşılaştırın, arada dağlar kadar fark var. Meryem Ana’mız var, Selçuk’umuz var, Bergama’mız var dünyaca ünlü, Çeşme’miz var; dünyanın en güzel denizine sahibiz ama bir türlü tanıtım yok Sayın Bakanım, turizm tanıtımımız yok efendim, İzmir’i tanıtamıyoruz. Onun için, İzmir’e turist de gelmiyor. Türk Hava Yolları yurt dışına uçmuyor İzmir’den. Lütfen bunu dikkate alalım.

Ayrıca, İzmir’e yanaşacak olan gemiler, Körfez yaklaşma kanalı olmadığı için yanaşamıyor, büyük gemiler. Onun için, İzmir’e gelen giden yok. Onun için, bunu, dikkatle programımıza alalım.

Ayrıca, İzmir’e iş adamı da gelmiyor uçak inmediği için. Yani büyük şeyler olabilir eğer Türk Hava Yolları da uçarsa, Körfez’de yaklaşma kanalı da yapmamız lazım. Sayın Bakanım, bunu planımıza alalım lütfen; lütfen, rica ediyorum.

Teknolojik yatırım alanında da -gene İzmir’de birçok üniversite var ama- ARGE konusunda sıkıntılar var. Yani bu ülke bizimse hep birlikte çalışacağız arkadaşlar, kalkındıracağız ülkemizi, hep beraber.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Söyle, belediye başkanına söyle!

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Ayrıca, bakın, İzmir’in vermiş olduğu vergi, diyelim 45 birim, geriye aldığı ödenek 1 birim. Yani Sayın Bakanım, bunları planlayalım ya. Orada da insanlarımız yaşıyor. Bütün partilere oy veren halkımız var orada, değil mi Sayın Başkanım? Lütfen, ben ülkemiz için bunu söylüyorum.

Ayrıca, burada, bütün milletvekillerimiz konuşuyor ama Romanlardan bir tanesi -benim dışımda- kalkıp konuşmuyor doğru düzgün. (CHP sıralarından alkışlar) Neden konuşmuyoruz? Sayın Bakanım, Allah aşkınıza, şimdi, bakın bu iki yüz yıl önce çekilmiş bir fotoğraf değil. Arkadaşlar, bakın, iki yüz yıl önce çekilmiş fotoğraf değil. Bizim çocuklarımızı çadırda yaşamaya niye mahkûm ediyoruz biz? Benim de sorumluluğumda, sizin de, herkesin sorumluluğunda.

Bakın, çocuklarımız çadırda yaşıyor Sayın Bakanım, ya! Bakın, Tekirdağ’da Saray, Çerkezköy ve Çorlu’da -daha geçen hafta gittim efendim- ufak bebelerimiz, dadalarımız var burada bizim. Lütfen…

Bakın, bir de bizim çözülemeyecek ama çok basit hamlelerle çözülebilecek ufak sorunlarımız var. Yıllardan beri sizin düğünlerinizi de yapan müzisyen kardeşlerimiz var. Yıllardan beri belki sizin birçok düğününüzde çalgı çalmışlardır. Ama bunlar yaşlandığı zaman emekli olamıyorlar Sayın Bakanım. Bunlarla ilgili geriye dönük borçlanma yapalım, lütfen. Borçlanma yapalım. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, daha da düğünlerinize gelecekler zaten.

Geçen gün Sayın Mustafa Elitaş, Sayın Bakanımız dedi ki: “Dış ticaret şu kadar, iç ticaret bu kadar, kişi başına düşen millî gelir bu kadar.” Burada 10 bin dolar var mı arkadaşlar, bakın? Burada 10 bin dolar var mı Sayın Bakanım, kişi başına? 10 bin dolar yok burada. Kişi başına düşen millî gelir, var mı?

Ayrıca, Sayın Spor Bakanımız -hepinizi çok seviyorum bu arada Sayın Bakanım ama söyleyeceğim bunları- yani, Akif kardeşim de Sayın Bakanımız, dedi ki: “Spor tesisleri yapıldı.” Bizim Roman mahallelerinde Türkiye’de nereye giderseniz gidin bir tane spor tesisimiz yok. Roman çocuklarını spora yönlendirelim. Bakın, Mersin’de bir Roman çocuğu millî atlet şu an, bir tanesini de olimpiyatlara katacağız şimdi Bornova’da, bir çocuğumuzu yetiştiriyoruz. Ama spor tesislerimizi yaparsak daha çok çocuğumuzu spora kazandıracağız Sayın Bakanım.

Ondan sonra, bakın -zamanım az kaldı- Millî Eğitim Bakanımıza, tamam, teşekkür ediyoruz, iyi çalışmalar yapabilir ama çok eksik var. 432.280 tane akıllı tahta. Bakın, ben geçen hafta Tekirdağ’a gittim, 4’üncü sınıftaki Roman çocuğu okuma yazma bilmiyor. Sayın Bakanım, yüzlerce, binlerce var böyle. Neden biliyor musunuz? Okula gittiği zaman bizim çocuklarımıza, kimse yanlış anlamasın, zihinsel engelli muamelesi yapıyorlar, arka sıralarda oturtup yıl sonu geldiği zaman otomatik geçiş yapıyorlar, otomatik geçiriyorlar çocuklarımızı. Binlerce böyle çocuk var. Roman mahallelerinin olduğu yerlerde okullarımızı iyileştirelim, personeli de iyileştirelim. Çocuklarımızdan ümit beklenmiyor, Roman çocuklardan ümit beklenmiyor.

Ayrıca, Çevre ve Şehircilik Bakanımız, bu, efendim, çöp toplayan vatandaşlarımızla ilgili geçen konuştuk burada, hiçbirini söylemedi. 1 milyon insan çöpten geçiniyor, Roman çoğu da. Bunların düzenlenmesi lazım bu kanunla. Onun için de lütfen Sayın Bakanım, rica ediyorum bununla ilgili de konuşalım.

Ayrıca, kentsel dönüşümle ilgili ciddi sorunumuz var. Bakın, barınma sorunumuzu anlattım sevgili arkadaşlarım, kardeşlerim; lütfen, bu konuda yardımcı olun. Biz çadırlarda yaşamak istemiyoruz, çocuklarımız çadırlarda yaşamasın artık. Lütfen, Sayın Bakanım, bize de pay ayırın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Purçu.

Biz de Başkanlık Divanı olarak Romanlara yüreğimizle destek veriyoruz Sayın Purçu.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Cemalettin Kani Torun, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Torun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle emekçi kadınlarımızı kutluyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, dün, 7 Mart, Artvin’in düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüydü; bu vesileyle Artvinli hemşehrilerimin de kurtuluş gününü kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün sizlere Türkiye’nin insani diplomasisi ve insani yardım modeli hakkında bilgi vereceğim. Aktaracağım bilgiler Türkiye’nin Afrika açılımı özelinde dış politikada yaşadığımız değişimi resmeden örnekler içerecektir.

2001-2011 arasında kurucusu olduğum ve on yıl süreyle başında bulunduğum gönüllü yardım kuruluşu Yeryüzü Doktorlarıyla birlikte sağlık, eğitim ve insani yardım alanlarında çok sayıda çalışmada görev aldım. 2011 yılında Somali’ye Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen büyükelçi olarak atandım. Bu süreçte uluslararası alanda ülkeler arası ilişkilerin değişim ve dönüşümünü, diplomasinin yeni yönlerini yakinen müşahede etme şansım oldu. Bugün artık dış politika, sadece masa başı bir iş olmaktan çıkmış ve “yumuşak güç” dediğimiz sahadaki diğer aktörlerin de devreye sokulduğu bir evreye girmiştir. Bu anlamda yurt dışında çalışan devlet kurumlarımız ve gönüllü yardım kuruluşlarımız da dış politikada birer aktör hâline gelmiştir.

Bugün ülkeler arası iş birliklerinin geliştirilmesi için çok daha rekabetçi bir dönemde yaşıyoruz. Dış politikadaki dönüşümün baş döndürücü hızı klasik diplomasi anlayışının da değişimini zorunlu kılmaktadır. Soğuk savaş döneminde içinde bulunduğu paktın kararları doğrultusunda hareket eden Türkiye yönünü sadece Batı’ya dönmüş ve birkaç istisna dışında kendi tarihsel ve kültürel hinterlandıyla ilgilenmemişti. 1990’lardan itibaren eski Sovyet Cumhuriyetleri ve Balkanlarda yaşayan soydaşlarıyla ilgilenmeye başlayan dış politikamız 2002’den itibaren ilgisini bütün coğrafyalara genişletmekle kalmamış, bu alanda çalışacak kurumsal altyapıları oluşturmaya başlamıştır. Yine, bu dönemde diplomatik ilişkiler; insani yardım, uluslararası kalkınma, ticaret gibi diğer alanlara da yayılarak genişletilmiştir.

Size yeni dış politikanın sahadaki bir örneği olarak Somali’de yapılanlardan kısaca bahsedeceğim:

Dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 19 Ağustos 2011’deki Mogadişu ziyareti sonrası tarihî bir dönüşüm oldu Somali’de. Yirmi yıldır devam eden iç savaş yüzünden bütün uluslararası aktörlerin çekildiği ve tabiri caizse “birbirini yesinler” düşüncesiyle ilgilenmediği bir coğrafyada çatışmalar durdurulmuş ve Türkiye’nin aktif çalışmaları sonucu yeni bir devlet yapısının oluşumu sağlanmış ve Türkiye, burada, bütün taraflar nezdinde en güvenilir bir aktör olarak gruplar arası anlaşmazlıklarda ara buluculuk rolü üstlenmiştir.

Somali’de Türkiye’nin yaptıkları hakkında birkaç hafta önce bir düşünce kuruluşu rapor hazırladı. Raporun başlığı aslında çok şey anlatıyor: “Achieving Much With Little” yani az bir şeyle çok şeye erişmek. Burada kastedilen, Türkiye’nin, Batı ve Birleşmiş Milletlerin harcadığını söylediği milyar dolarlar yanında çok daha mütevazı bir bütçeyle onlardan kat kat daha fazla iş yapmasıdır. Batılılar ve Birleşmiş Milletler kurumları yaptıklarını söyledikleri yardımları birtakım kendileriyle ilişkili kurumlar aracılığıyla yapmakta ve bütçenin çoğunu yüksek maaşlı uzmanlara maaş ve yol parası olarak harcamaktadır. Oysa Türkiye, doğrudan, paraları projeler için harcamakta ve insanlara okul, hastane, su kuyusu, yol gibi projeler yaparak insanlar tarafından görülmekte ve takdir edilmektedir.

Burada Mogadişu eski Belediye Başkanının verdiği bir örneği anlatacağım: “Bize 10 adet bilgisayar lazımdı. Bunun için Birleşmiş Milletler ofisine yazdık. Birleşmiş Milletler ofisi önce buna bir ihtiyaç analizi yaptırdı ve -tabii ki Batılı uzmanlara- bu analizin bedeliyle beraber 10 bilgisayar toplam 50 bin dolara mal oldu ve ulaşması altı ayı buldu. Aynı isteği Türklere yaptık ve onlar bu 10 bilgisayarı 7.500 dolara mal etti ve bize ulaşması bir hafta aldı.”

Türkiye Somali’de sadece insani yardım değil ülkenin ekonomik altyapısına da yatırım yapmakta ve “kazan kazan” ilkesi doğrultusunda ticari yatırımlarını artırmaktadır. Bu bağlamda, Mogadişu’nun havaalanı ve limanı Türk firmaları tarafından işletilmektedir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye modeli, Somali halkı tarafından çok iyi anlaşılmış ve tüm halk kesimlerinde Türkiye sevgisi oluşmuştur. Buna ilişkin sadece kısa bir örnek vereyim. Yine belediye başkanının sözü bu: “Batılı heyetlerle kampları geziyorduk, gittiğimiz her yerde gelen beyaz tenli insanları Türk zanneden çocuklar ‘Türki, Türki’ diye alkışlıyorlardı.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN KANİ TORUN (Devamla) – “En son gittiğimiz yerde yine aynı şey olunca heyetten biri bana dönüp biraz kızgın bir şekilde ‘Bunlar Türkleri niye bu kadar seviyorlar?’ diye sordu.” Bu, oradaki yerel belediye başkanının sözüdür. Bahsettiğim raporu da isteyen arkadaşlara elektronik olarak gönderebilirim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torun.

Madde üzerindeki konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım.

Sorulara başlıyorum.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Buradan bir mesaj göndermek istiyorum. Evde, okulda, sokakta, ofiste, tarlada, fabrikada hayatımızın her anında bizlere emek harcayan, emekleriyle bizleri ayakta tutan, başta beni yetim olarak büyütüp bugünlere getiren -ellerinden öpüyorum- annem olmak üzere, eşim ve tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Daha güzel yarınlar için hep birlikte el ele diyorum ve karanfilleri onlara hediye ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye'de en çok hangi ilde biber gazı kullanılmıştır?

Soru 2) 2002 ile 2016 arasında Türkiye'de kullanılan biber gazı kapsülü sayısı kaçtır?

Soru 3) Şu anda Emniyet birimlerinde bulunan, toplumsal olaylara müdahale etmek amacıyla elde bulundurulan malzemeler ve miktarları nelerdir?

Soru 4) 2002 ile 2016 arasında biber gazı alımına ne kadar para harcanmıştır?

Soru 5) Türkiye’de şu anda il sıralaması bazında bulundurulan biber gazı sayısı ne kadardır?

Soru 6) Türkiye’de şu anda kaç tane TOMA bulunmaktadır? Hangi illerde kaç tane TOMA vardır?

Soru 7) 2002 ile 2016 arasında kaç tane TOMA alınmıştır? Bu alımlara ne kadar para harcanmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

EREN ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Şubat 2016 açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarına göre, 4 kişilik bir ailenin sadece gıda bazında açlık sınırı 1.407 TL’dir. Bu bağlamda, Maliye dengesi hususunda, gelir gider dengesi hususunda uzman bir kişi olarak size şunu sormak istiyorum: 4 kişilik bir aile, asgari ücretle çalışan bir babanın eve getirdiği 1.200 küsur TL’yle -açlık sınırını kenarda bırakalım- asgari gıda ihtiyaçlarını, kira ihtiyacını ve eğitim giderlerini nasıl karşılayabilir? Buna dair geliştirmiş olduğunuz bir formül var mıdır? Varsa bunu vatandaşlarımızla paylaşır mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çıkan Büyükşehir Yasası’yla özel idareye ait personel büyükşehre devredilmiştir. Yalnız, özel idare binaları ve araçları, iktidar partisi olmayan belediyelerin olduğu yerde koordinasyon merkezine aktarılmıştır, Mersin’de de bu şekilde yapılmıştır. Öncelikle, bunun düzeltilmesini talep ediyoruz.

Bir de, yine, Büyükşehir Yasası’yla kapatılan köylerde ve beldelerde kanunla su fiyatları farklıdır. Yaşam standartları aynı olan, kapatılan köy ve beldelerin ikisi de muhtar tarafından şu anda idare edilmektedir. Buralardaki su fiyatlarının eşit hâle getirilmesini talep ediyor vatandaşlarımız. Birinde 1 TL olan yerde, diğerinde 4 TL su fiyatı ödeniyor.

Bir de Şanlıurfa Haliliye Belediyesi, kız meslek lisesinin yanına, kaldırıma muhtarlık binaları yapmaktadır. Urfa’daki vatandaşlarımızdan bize görüntülü olarak bunun şikâyeti iletilmiştir. Urfa milletvekillerimiz ve bakanlarımız tarafından belediyenin uyarılarak bunun da düzeltilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Pazar günü üçüncü köprünün son tabliye kaynak törenine katılan yüce Meclisten bir milletvekili olarak ülkem adına duyduğum onur ve gururu paylaşmak istedim. Gerek bir inşaat mühendisi olarak inşaat mühendisliğinin geldiği bir durum… Oradaki demir yolu yükü, kara yolu yükü, yatay düşey yüklere karşılık narin bir kesitiyle gerek 8 şerit kara yolu ortasından geçen raylı sistemle İstanbul kent içi ulaşımına sağlayacağı, ulusal transit trafiğe sağlayacağı katkıları saymakla bitmez.

Bu manada, bu işin mimarı, o günkü Başbakanımız, bugünkü Cumhurbaşkanımıza, Sayın Bakanımın şahsında Hükûmetimize, Ulaştırma Bakanımıza şükranlarımı sunuyorum.

Bu vesileyle, hem Erzurum’da hem Türkiye’deki tüm kadınlarımızın da bu gününü kutluyor, yüce Meclisin onların sorunlarının çözülmesi yönünde önemli adımlar atacağına olan inancımı belirtiyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Omuz omuza, yan yana yürüdüğümüz kadınların, Emekçi Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Bugün İdil’de 2 polisimiz şehit olmuş. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Maliye Bakanı, Amasya’nın en büyük ilçesi olan Merzifon’un Süper Lig’de oynayan ve şu anda play-off maçları yapan bir hentbol takımı var. Bu hentbol takımı Amasya’nın ve Merzifon’un gururu. Ancak, Merzifon’da standartlara uygun bir kapalı spor salonu bulunmadığı için, iç saha maçlarını dışarıda oynamak zorunda kalıyor. 2016 yılında bu eksikliğin giderilip Merzifon’a standartlara uygun bir kapalı spor salonu yapılıp yapılmayacağını soruyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sorular sona ermiştir.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak, İdil’de şehit olan polislere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN - İdil’de şehit olan polislerimize biz de Başkanlık Divanı olarak Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailelerine ve güvenlik teşkilatımıza sabır ve başsağlığı diliyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, cevap için size söz veriyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, ben de sözlerime başlarken şehit olan polis kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Tanal biber gazıyla ilgili çok farklı sorular sordu ama şu anda bu konuyla ilgili elimde hazır bir bilgi yok.

Sayın Erdem anladığım kadarıyla TÜİK dışındaki bir sivil toplum örgütünün hazırlamış olduğu istatistiksel bir değerlemeden bahisle bir soru sordular. Tabii, bu konuda resmî anlamda gelir dağılımındaki değişimi, yoksulluk gelişmelerini biz TÜİK’in resmî istatistiklerinden takip ediyoruz. Bu anlamda baktığımız zaman, her zaman söylediğimiz birkaç tane ölçü var, onları sizlerle de paylaşmam lazım: Öncelikle, son on dört yıldır kişi başına millî gelir hem sabit fiyatlarla hem de dolar cinsinden önemli ölçüde artmıştır. Türkiye’de bugün artık kişi başına millî gelir, hem Avrupa Birliği ülkeleriyle hem de Amerika Birleşik Devletleri’yle mukayese yaptığımız zaman, önceki dönemlerle mukayese ettiğimiz zaman önemli derecede bir iyileşmeyi ifade etmektedir.

Biliyorsunuz, bir ülkede gelir dağılımını ölçen önemli göstergelerden bir tanesi Gini katsayısı. Burada, baktığımız zaman, yaklaşık 0,44 olan 2002 verisi 2014 yılına geldiğinde 0,38 olmuş yani gelir dağılımında önemli bir iyileşme sağlanmış durumda. Yine aynı dönemde, en zengin yüzde 10’luk kesimin ortalama gelirinin en yoksul yüzde 10’luk kesimin ortalama gelirine oranıysa 18,3’ten 11,6’ya düşmüştür.

Sizin söylediğiniz manada yoksulluk göstergelerine baktığımız zaman, mutlak yoksulluk göstergelerinde de önemli iyileştirmeler sağlandı. Günlük, 2,15 doların altında geçinen nüfus 2002 yılında yüzde 3’ken 2014 yılı itibarıyla bu oran sıfıra indi. Günlük 4,3 doların altında geçinen nüfussa on iki yılda 28,7 puan azalarak yüzde 1,6’ya düştü. Bugün, hem emeklilerimiz bakımından hem çalışanlarımız bakımından hem de asgari ücretliler bakımından 2002’yle mukayese ettiğimiz zaman reel anlamda gelirleri bu dönemde arttı, satın alma güçleri bu dönemde arttı. Biz, tabii, gelinen noktayı yeterli görmüyoruz, daha da iyileştirmemiz lazım. Çalışanlarımız, emeklilerimiz, köylülerimiz, çiftçilerimizin bütün vatandaşlarımızın gelir düzeyi daha yüksek olsun istiyoruz, refahtan daha fazla pay alsın istiyoruz, refahları artsın istiyoruz; eğitime, sağlığa daha fazla erişsinler, eğitimde ve sağlıkta kalite artsın istiyoruz.

Sayın Şimşek bu Büyükşehir Belediyesi Kanunu’yla ilgili olarak Mersin özelinden de bir değerlendirme yaptı, su fiyatlarıyla ilgili sorular sordu. Uygun görürseniz, Sayın Vekilim, bu detayda elimde bilgi yok, bu konuda valilikten bilgi alır, size ayrıca bilgi veririm. Fakat, şunu söyleyeyim: Büyükşehir belediyesi değişikliği yapıldığı zaman il özel idarelerinin elindeki taşınmazların ne şekilde dağıtıma tabi olacağı konusu yasada düzenlendi. Valinin başkanlığında bir komisyon teşekkül ettirildi. O komisyon… Taşınmazları, kullanan idarelere göre, o anda fiilen kullanan idarelere göre ve ihtiyaca göre valilikteki kurulan bu komisyonun dağıtması şeklinde kanuna bir hüküm konuldu. Dolayısıyla, Hükûmet olarak merkezî düzeyde bir karar mekanizması olmadığı gibi, merkezî düzeyde de “Şöyle yapacaksınız, böyle yapacaksınız.” diye bir yönlendirme olması asla mümkün değil.

Sayın Ilıcalı Yavuz Sultan Selim Köprüsü’yle ilgili bir değerlendirmede bulundu. Teşekkür ediyorum. İnşallah Türkiye'de daha fazla mega projeler yapılır. Türkiye hak ettiği noktada çok daha güzel projelerle inşallah daha iyi noktalara gelir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Gök, söz talebiniz olduğunu görüyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İdil’de şehit olan 2 polis ile Kilis’te bir roket mermisiyle hayatını kaybeden yurttaşa Allah’tan rahmet, yaralı 3 polise acil şifalar dilediğine, CHP Grubu olarak terörün her türlüsüne karşı olduklarına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Maliye Bakanının burada cevap veremediği sorulara herhâlde bir yazılı cevabı olacaktır. Özellikle o biber gazını hepimiz yakından takip ediyor ve bilgilenmek istiyoruz.

Sayın Başkan, bugün İdil’de 2 polisimizin şehit olması ve 3 polisimizin de yaralanması gerçekten hepimizi derinden üzen bir olay olarak bugün ortaya çıktı. Güvenlik güçlerimizin uğradığı bu saldırılarla hayatını kaybeden polis kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum ve tüm ulusumuza başsağlığı diliyorum Cumhuriyet Halk Partisi olarak.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak terörün her türlüsüne karşı olduğumuzu ve bu konuda Türkiye'nin hem içten hem de dıştan kaynaklanan tüm terörden kurtulması açısından da Cumhuriyet Halk Partisi olarak meşru sınırlar içerisinde davranılması kaydıyla her türlü katkıyı vereceğimizi de ifade ediyorum.

Yine, bugün Kilis’e dışarıdan gelen bir roket mermisiyle bir yurttaşımızın da hayatını kaybettiğini öğrendik. Bu konuda da kamuoyu aydınlatılmalıdır. Bu roket mermisi kim, hangi gruplar tarafından gönderilmiştir; ölen şahsın dışında başka yaralılar var mıdır? Gerçekten ölen kardeşimize, yurttaşımıza da Allah’tan rahmet diliyorum. Bu üzücü olayların tekrarlanmaması dileğiyle saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddeleri kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylama yarınki birleşimde son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Şimdi, program uyarınca sırasıyla 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerini görüşüp oylamalarını yapacağız.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.

 

2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

 

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 20/12/2013 tarihli ve 6512 sayılı 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 428.396.493.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 48.647.481.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 3.003.844.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

(2) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2014 yılı bütçe giderleri toplamı 434.265.539.080,16 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2014 yılı bütçe giderleri toplamı 65.356.039.101,10 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2014 yılı bütçe giderleri toplamı 2.962.157.182,46 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2014 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gideri toplamı 448.752.336.790,94 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Gelir bütçesi

MADDE 2- (1) 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (B) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 394.634.401.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 7.222.934.000 Türk Lirası öz gelir, 41.928.551.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 49.151.485.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 2.984.186.000 Türk Lirası öz gelir, 19.658.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 3.003.844.000 Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gelir cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin 2014 yılı bütçe gelirleri toplamı 410.959.775.747,90 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2014 yılı bütçe gelirleri 13.584.568.075,53 Türk Lirası öz gelir, 51.747.395.621,56 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 65.331.963.697,09 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2014 yılı bütçe gelirleri 3.182.790.603,92 Türk Lirası öz gelir, 9.561.340 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 3.192.351.943,92 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2014 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe geliri toplamı 425.382.786.362,31 Türk Lirasıdır.

 

BAŞKAN – Şimdi madde üzerinde siyasi parti gruplarına söz vereceğim.

İlk sırada Milliyetçi Hareket Partisi söz talep etmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı kesin hesap tasarısının 2’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün Şırnak’ta şehit olan 2 polisimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk milletine sabır ve başsağlığı diliyorum. Yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde tüm kadınlara en iyi dileklerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz maddede 2014 yılında gerçekleşen bütçe gelirleri yer almaktadır. Devletin kamu giderlerini karşılamada temel kaynağı vergilerdir. Vergilerin oluşturduğu yük ve bu yükün adaletli dağılımı önem arz etmektedir. OECD verilerine göre 2002 yılında ülkemizde yüzde 24,6 olan vergi yükü, AKP döneminde artarak yüzde 29,3’e yükselmiştir. Bu artışa rağmen ülkemiz OECD ortalamasının altındadır. Bunun temel nedeni, gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerin ülkemizde çok düşük olmasıdır. Nitekim, gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 5,9 olan ülkemiz 34 ülke içinde en düşük paya sahiptir. Türkiye, gelir ve kârlar üzerinden alınan vergiler yönüyle vergi cenneti bir ülke niteliğini taşımaktadır.

Maliye Bakanı bütçe sunumunda dolaysız vergilerin yetersiz olduğunu kabul etmiş ama ülkemizde vergi yükünün yüksek olduğu algısının gerçeği yansıtmadığını söylemiştir. Bu tam doğru değildir. Zira ülkemizde dolaysız vergiler çok düşük, dolaylı vergiler ise çok yüksektir. AKP iktidarının dolaylı vergiler yoluyla zulüm yaptığı açıktır. Sayın Bakan, siz ne kadar rakamları karartmaya çalışsanız da milletimiz bunu yaşıyor. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının AKP döneminde yaklaşık 6 puan artarak yüzde 71,6 gibi yüksek bir paya ulaştığı resmî verilerden ve bu verileri kapsayan Hükûmetin yıllık programlarından görülmektedir. OECD verilerine göre de ülkemizde mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 13,5 olup OECD ortalamasının 2,5 puan üzerindedir. Türkiye, mal ve hizmet üzerinden alınan vergilerde en yüksek paya sahip ilk 5 ülke arasındadır. Dolaylı vergilerin bu derece yüksek oranlara çıkmış olması bir yandan vergi ve gelir adaletini daha da bozarken öte yandan reel ekonominin dengelerini zedelemektedir. Herkesin malî gücüne göre vergi ödemesi anayasal bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün adaletli ve dengeli bir şekilde gerçekleşmesinin sağlanması da iktidarın en önemli görevidir.

Değerli milletvekilleri, uzun süredir ekonomide reform niteliğinde yapısal önlemler alınmaması nedeniyle ülkemizin ekonomik sorunları yıldan yıla artmıştır; yatırımlar azalmış, büyüme daralmıştır. Ekonomide zaten sınırlı olan kaynaklar üretken alanlardan, hızla, üretken olmayan alanlara kaymıştır. Arazi rantına ve inşaat sektörüne dayalı bir ekonomik yapı hâkim olmuştur. Bundan dolayı imalat sanayisinin millî gelir içindeki payı gerilemiş, üretim ve ihracat dışa bağımlı hâle gelmiştir. Üretim ve ihracatta yüksek teknolojili ürünlerin payı azalmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak yılardır hep uyardık. Uyguladığınız rant ekonomisi, beton ekonomisi yerine yatırım, üretim ve istihdamı artırmayı öngören üretim ekonomisine geçilmesini hep söyledik ama dinletemedik.

Hükûmetin çizdiği pembe tablolar artık acı gerçekleri saklamakta yetersizdir. Yapısal sorunlar, adaletsizlikler ve darboğazlar daha da ağırlaşmıştır. Türkiye ekonomisi tabiri caizse tıkanmıştır. Ekonomiye güven kaybolmuştur. Sanayimiz, KOBİ'lerimiz, üreticimiz zor durumdadır. Rekabet gücü tükenme noktasına gelmiştir. Piyasalar neredeyse durmuş vaziyettedir. Tahsilat yapılamamakta, icralar artmaktadır. İlk 100’e giren firmalarda bile iflaslar baş göstermektedir. Esnafımız, çiftçimiz, iş adamımız tefecilerin eline düşmüş, yüksek faizlerle borç alıp senedini, çekini kırdırmaktadır.

Ekonomide ortaya çıkan reform ihtiyaçlarına artık cevap verilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ekonomiye ilişkin 7 temel alanda yapısal mahiyetli reformlar yapılması gerektiğini ve alınması gereken bir dizi önlemleri daha önce milletimize duyurduk. Bunlardan biri vergi reformudur.

Maliye Bakanının bu yıl yaptığı gibi, yıllardır bütçe sunumunda vergi reformundan bahsedilerek vergi kanunlarının yenileneceği söylenmiş ancak bir türlü yapılmamıştır. Boş konuşmakla olmuyor, icraat yapılmalıdır. Basit, anlaşılır ve adaletli bir vergi sistemi acilen tesis edilmelidir. Vergi gelirleri içindeki dolaylı vergilerin payının azaltılması suretiyle dar gelirlilerin vergi yükü hafifletilerek vergide adalet sağlanmalıdır.

Vergi sistemi ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını dikkate almalıdır. Bu çerçevede, yatırım yapanlara, istihdam, üretim ve ihracat artışı sağlayanlara yönelik vergi indirim ve kolaylıklarını içeren bir program uygulamaya konulmalıdır.

Yüksek teknolojili, yüksek katma değer ve istihdam sağlayan yatırım projelerine yüzde 100’e kadar yatırım indirimi getirilmelidir. Sektörel ve dar bölge teşvik sistemine geçilmelidir. Üretim ve ticarete ilişkin harcamaların tamamı gider sayılabilmeli, vergisini düzenli ödeyen mükellefler ödüllendirilmelidir.

Vergi idaresinin insan gücü ve teknik altyapı yetersizliği giderilmeli, liyakati esas alan bir yapıya kavuşturulmalıdır. Vergi denetimine önem verilmeli, kayıt dışılık, kaçakçılık ve kara parayla mücadele etkin hâle getirilmelidir.

Vergi ve kredi maliyetlerinin farklılaştırılması gibi araçlarla üretken olmayan yatırımların cazibesi azaltılmalı ve tasarruflar üretken alanlarda yatırımlara yönlendirilmelidir. Bir kısım rantiyeci azınlıkça elde edilen imar rantı vergilendirilmelidir.

Sayın Bakan, 21 Mart yaklaşıyor. Hükûmetin Eylem Planı’nda bu tarih verilerek “İmar planı değişiklikleri sonucunda ortaya çıkan değer artışından kamunun pay alması sağlanacak.” sözünüze ne oldu? Engelleyenler mi var?

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de üretim üzerindeki vergi yükü ağırdır ve bu durum işletmelerin uluslararası rekabet gücüne de zarar vermektedir. Üretim üzerindeki vergi yükünün azaltılmasının istihdam ve büyümeye sağlayacağı olumlu katkının belli bir süre sonra bu kesimden sağlanan toplam vergi gelirlerinde de artışa yol açacağı hesaba katılmalıdır.

Sayın Bakan, damga vergisinde ölçüyü kaçırdığınızı itiraf etmişsiniz, doğrudur. Üretim ve ticareti olumsuz etkileyen harç ve damga vergisi gibi işlem vergileri azaltılmalıdır.

Çalışanlar üzerinde de adaletsiz ve ağır vergi yükü bulunmaktadır. Vergi kesintileri nedeniyle çalışanların eline geçen ücret yıl içinde giderek gerilemektedir. “Sabit gelirli” olarak tanımlanan çalışanlar AKP’nin vergi politikalarıyla “azalan gelirli” hâline gelmiştir. Asgari ücretlinin bile vergi tarifesinden dolayı vergi oranı yükselmekte ve yıl içinde ücreti azalmaktadır. Bu durum, vergideki adaletsiz yapıyı açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Asgari ücretli bu yıl Ekim ayında yüzde 20 vergi oranına yakalanacak olup yılın son üç ayında 1.230 lira ücret alacak. Bu durum “Asgari ücret 1.300 lira oldu.” diyen Hükûmetin öngörüsüzlüğünü göstermektedir.

Sayın Bakan “Asgari ücret düşüşünü düzeltmek için Çalışma Bakanıyla çalışıyoruz.” demişsiniz; demek ki daha önce hiç çalışmamışsınız. Milliyetçi Hareket Partisinin 1.400 lira asgari ücret vaadini taklit ettiniz ama elinize yüzünüze bulaştırdınız. Bizim dediğimizi tam yapsaydınız bunlar olmazdı, hem işverenin vergi yükü daha az olur hem de asgari ücretliler 1.400 lira alırdı. Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı, çalışanların vergi yükü mutlaka hafifletilmelidir.

Son olarak Sayın Bakana şu konuyu da sorayım: 12 Mayıs 2015 tarihinde Sayın Başbakan "Ticari taksi, hatlı minibüs, servis aracı, özel halk otobüsünüzü 2016 yılı sonuna kadar yenilerseniz, ÖTV’nizi biz ödeyeceğiz.” diye şoför esnafına müjde vermişti. Söz vereli on ay oldu, hani nerede? Hükûmetin eylem planında da yok. Başbakan, ayrıca, araçlara takılacak kamera ve GPRS bedelini vergiden düşüreceğini, minibüsçülerin motorlu taşıt vergisi konusundaki sorununu kanuni değişiklikle çözeceğini, “halk otobüsleri” tanımını Karayolları Trafik Kanunu’na ekleyeceğini söylemişti. Bu sözlere ne oldu? Başbakanın şoför esnafına verdiği sözlerin üzerine mi yattınız?

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Madde üzerinde ikinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ayhan Bilgen, Kars Milletvekili.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 8 Mart hatırlatmasıyla sözlerime başlayacağım ama anmak kolaydır fakat anlamak zordur. Öncelikle, galiba bir hakkı teslim etmemiz gerekiyor, bugün böyle bir günün anılmasının sebebi, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzün üzerinde kadının hayatlarıyla bedel ödeyerek kadın haklarıyla ilgili bir kazanıma imza atmalarıdır ve yine bir hakkı daha teslim edelim ki bugünün kadınlarla ilgili bir gün olarak anılmasının önemli sebeplerinden biri de geçtiğimiz yüzyılın başında İkinci ve Üçüncü Sosyalist Enternasyonal’de bu günle ilgili duyarlılıktır. Birleşmiş Milletler geçtiğimiz yüzyılın yarısından sonra konuya sahip çıkmıştır, Türkiye de 1970’li yıllardan sonra bu konuyu gündeme getirmiştir. Ama tabii, anmak ile anlamak arasındaki en önemli farklardan biri, galiba içinde yaşadığınız dönemde kadınların gerçekten ne durumda olduğuna dair bir yüzleşme gerçekleştirme, buna dair bir cesaret ortaya koymaktır.

2013’te Türkiye kadın-erkek eşitliği konusunda 120’nci sıralardaydı. Her yıl yaklaşık 5 sıra aşağıya düşüyor. Geçtiğimiz yıl da 130’lu sıralara geldi. Çok geriye gidecek bir yer kalmadı çünkü zaten 142 ülke arasında izleme yapılıyor.

Daha pratik şeylere girmeye vakit yok ama izninizle bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Cizre’de güvenlik ortamı sağlandıktan sonra -tırnak içinde ifade ediyorum bunu- bazı evlerde kadın iç çamaşırlarının özellikle, bilinçli olarak ve provokatif biçimde ortalığa bırakılıp üzerine de bugün burada ifade etmekten hayâ edeceğim sloganların yazılmış olması galiba yüzleşilmesi gereken bu şiddet sarmalından niye çıkamıyoruz, bu öfkeyi niye aşamıyoruz, buna dair bir anlam ifade ediyor diye düşünüyorum.

Bu Meclis en saygın, en itibarlı günlerini galiba 1920’li yılların başlarına borçlu. O dönemde henüz cumhuriyet yokken, hatta siyasi partiler yokken en zor konular, en kritik konular Meclis kürsüsünde tartışılıyordu. Ve bu da aslında bir Meclis hükûmeti sistemi olması ve fiilen bir ulusal Kurtuluş Savaşı yürüyor olmasına rağmen, her şeyin Meclis tarafından bilinmesi, her şeyin Meclis tarafından denetlenmesi açısından bir anlam ifade ediyordu.

Biz burada bir formaliteyi, bir prosedürü tamamlamak için toplanmadık. Bir ülkenin bütçesi o ülkenin içerisinden geçtiği siyasi gelişmelerle doğrudan ilişkilidir.

Dün Brüksel’de bu ülkenin kaderiyle çok doğrudan ilişkili görüşmeler yapıldı.

Suriye savaşı devam ederken bu savaşta Türkiye devletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl bir tutum alması gerektiğine dair uyarılara, ikazlara, eleştirilere ne yazık ki iktidar partisi kulak asmadı. Bugün böyle bir sonuçla, böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Ama bundan sonra yani bu insanlık dramı, kadınların fuhuş sektöründe kullanılması, organ mafyasının eline çocukların düşmesi gibi çok ciddi bir insanlık dramına rağmen, galiba, hiç olmazsa mülteci konusunun nasıl ele alınıp alınmayacağı konusunda bu Meclisin konuya hâkim olması ve burada başka oyunların, başka planlamaların olmaması konusunda da duyarlılık göstermesi gerekiyor.

Gönül isterdi ki burada Brüksel’deki görüşmelerin içeriğiyle ilgili -ki bir hafta sonra anlaşma imzalanacak- bir yürütme temsilcisi bilgilendirme yapsın. Dönsün, desin ki: “Biz bu kadar parayı bu şartlarla alacağız ve şu hizmetleri sunacağız.” Ama ne yazık ki bize ulaşan ve sizin de, bizim de, hepimizin ülke adına kaygı duyması gereken kimi bilgiler bize geliyor fakat bunlar ne yazık ki bu platformlarda konuşulamıyor. Evet, çok ciddi bir iddia. Biliyorsunuz bizde mültecilerle ilgili mültecilik statüsü yok, çekince var, coğrafi çekince var. Dolayısıyla da doğudan gelenler ancak misafir ya da geçici sığınmacı statüsünde, mülteci diye bir şey yok yani. Mülteci ancak batıdan gelir, batından da zaten bize kimse iltica etmek için gelmiyor, dolayısıyla mülteci yok. İddia o ki Brüksel’deki görüşmelerde, Suriye savaşının uzaması durumunda yani orada istikrar bir an önce sağlanmazsa, çatışma devam ederse Suriyeli Türkiye’de bulunan şahısların -ki biz onların insani haklarını sonuna kadar savunuyoruz- mülteci statüsü olmadığı için mevzuatı buna göre ayarlamak yerine yani kalıcı bir çözümü bu anlamda daha insani ölçülerde kurmak, bulmak yerine vatandaşlık statüsünün tanınmasına dair birtakım görüşmelerin yapıldığı yönünde duyumlar alıyoruz. Ve -bir adım daha ileri gidelim- boşaltılan ve harabeye dönen şehirlerde yeni imar planlarıyla yeni yerleşim yani yeni demografik, stratejik planlamalar, oralara yönelik yerleştirme planlarının yapıldığına dair de kimi diplomatik zeminlerde görüşmeler yapıldığını duyuyoruz. Biz iddia makamıyız; siz daha somut, daha ciddi, daha gerçekçi, daha ikna edici bilgilere sahipseniz gayet tabii bunu burada paylaşırsınız, biz de eksik söylemişsek, yanlış söylemişsek düzeltiriz.

Ama Meclisin rolüyle ilgili, Meclisin konumuyla ilgili galiba bir kafa karışıklığı var. Biz buradan yürütmenin anayasal organlarını eleştirdiğimizde sanki bir şeyi şahsileştiriyormuşuz gibi, sanki bir husumet ve nefret duygusuyla bunu yapıyormuşuz gibi çıkıp burada övgüler diziliyor. Değerli arkadaşlar, Parlamentonun görevi yasama ve denetlemedir. Evet, aynı zamanda, iktidar partisi temsilcisi olarak sahaya çıktığınızda, alanda diğer partileri eleştirebilirsiniz, partinizi övebilirsiniz ama burada milletvekili şapkasıyla oturuyorsak, bunun için varsak denetleme görevini -iktidar partisi de olsak, muhalefet partisi de olsak- hakkaniyetle yapma konusunda bir duyarlılık sergilemek zorundayız.

Bakın, geçtiğimiz günlerde kayyum çok başarılı biçimde -bunu da tırnak içerisinde ifade ediyorum- bir medya grubunu batırdı, iflas ettirdi. Şimdi, bu zararı rücu ettirecek miyiz yani kayyumun başarısızlığının bedelini kayyum cebinden mi ödeyecek? Hayır. Ya da onu atayanlar, onu görevlendirenler mi ödeyecek? Hayır. Bu halkın cebinden çıkacak bu para ve muhtemelen uluslararası mahkemelerde -tıpkı Cem Uzan vakasında olduğu gibi- bunlarla ilgili tazmin ve daha fazlasıyla, faiziyle ödeme hükmü çıkacak. Şimdi, bu Meclis bütün bu konuları konuşmamayı, tartışmamayı tercih ederse; “İşte bu paralel, siz paraleli savunuyorsunuz.” gibi sadece gürültü yaparak, kuru gürültü çıkartarak bu tartışmalarla ilgili yüzleşmeyi engellerse ülkeye de kötülük etmiş olur, aslında kendilerine de kötülük etmiş olurlar.

Bir başka konu: Burada Anayasa’yla ilgili zaman zaman güzel temenniler içeren mesajlar veriliyor ama galiba bir şeyi unutuyoruz. Bugünkü Anayasa’nın en büyük zaafı, 12 Eylül askerî darbesinin, Kenan Evren’in bize bıraktığı belki de en büyük vebal, en ağır sorumluluk, en büyük hastalık, yargı denetimi dışında tutulan alanın genişliğidir. Evrensel hukukun en temel ilkelerinden biri, yargı denetimi dışında idarenin hiçbir eylem ve işleminin bırakılmamasıdır. Yani daha İslami literatürle söylersek layüsel hiç kimsenin olmadığını kabul etmektir. Hesap vermeyen, sorgulanmayan, yargılanmayan hiç kimsenin olmadığını kabul etmek zorundasınız.

Örtülü ödenek denilen şeyin İslam siyaset felsefesinde asla karşılığı yoktur. Çok açık, tersini iddia eden varsa çıkar söyler. Bu, 20’nci yüzyıl ulus devletinin güvenlik sendromunun ortaya çıkardığı bir yaklaşımdır. Yargılama denetimi dışında birilerini bırakmak Türkiye hukukuna Cumhuriyetin ikinci yarısından sonra girmiştir, 1980’li yıllarda da pekişmiştir 82 Anayasası’yla. Şimdi, bize yeni anayasa önerenler, demokratik, özgürlükçü, sivil bir anayasa yapma iddiasıyla konuşanlar bu konuda net bir irade ortaya koymalıdır. Cumhurbaşkanının bugünkü konumu yani yargılanamaz durumu sizi rahatsız ediyor mu etmiyor mu? Türkiye’yi uluslararası arenada bu yargılanamazlık, hesap sorulamazlık dolayısıyla zor duruma düşürüyor mu, düşürmüyor mu? Bu yaptığımız işleri arkadaşlar, sadece birtakım sloganlarla, sembollerle meşrulaştıramayız. Yani bu yaptığımız işin kutsallığıyla ilgili tartışmaya çok girmek istemiyorum çünkü kutsal alan oluşturduğunuzda aslında tartışma dışı alan oluşturuyorsunuz demektir; sorgulanamayan, hesap vermeyen, hesap istenemeyen merciler, mevkiler oluşturuyorsunuz demektir ki bu aslında ülkenin üzerinde bir yüktür, bir kamburdur. Bugün, A şahsı oturabilir, yarın başkaları oturur. Sonuç itibarıyla, sorun eğer sisteme dair bir sorunsa bu sorunları işte burada sadece birtakım sloganik tartışmalar yaparak falan örtemeyiz, ortadan kaldıramayız.

Son olarak şunu da ifade edeyim: Sonuçta, el kaldırdığımız, onayladığımız Anayasa, içerisinde faize dair hükümlerin de bulunduğu, kalemlerin de bulunduğu bir anayasa. Onun için, lütfen besmeleyle falan bunu kutsallaştırmaya çalışmayın. Haramın azı da çoğu da haramdır. Ve bunu azaltmak için, sıfıra indirmek için bir çaba sarf etmek yerine burada kutsal bir iş yapıyoruz, işte, maneviyat falan gibi sembollerle de bu tartışmaları bastırmaya çalışmayın.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kamil Okyay Sındır, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yeryüzündeki bütün kadınlara eşit, özgür, barış içinde ve insanca bir yaşam dileğimi özellikle belirtmek istiyorum.

Ülkemizde de kadınımızı bugünkü çağ dışı yaşam koşullarına, şiddet ve namus cinayetlerine, fiziksel veya cinsel -her ne şekilde olursa olsun- şiddete, çocuk yaşta gelin olmaya maruz bırakan, bunun anayasal siyasi sorumluluğunu taşıyan ve bundan da hiç rahatsızlık dahi duymadığı ortada olan iktidarı da göreve ve daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütçe, devletin gelecek bir yıl içerisinde gelirlerini ve harcamalarını tahmin eden, sınırlı olan kaynakların öncelik sıralamasına göre ülkenin ihtiyaçlarına yönelik olarak en uygun dağılımını belirleyen ve yasama organı tarafından yürütme organına harcamaların yapılması, gelirlerin toplanması konusunda yetki ve izin veren bir kanundur. Bütçe kanununda, ekonomide fiyat istikranın sağlanmasına, gelir dağılımının düzeltilmesine, yatırımların teşvik edilmesine özen gösterilmesi mutlaka gerekir. Bütçeyi yürütme organı hazırlar, yasama organı onaylar ve dönem sonunda da aynı organ, devletin vatandaştan topladığı her bir kuruş verginin nereye nasıl toplandığının, nereye ve nasıl harcandığının denetimini yapar.

Bir konuya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum: Maalesef, Plan ve Bütçe Komisyonumuzca öncelikle gündeme alınan gelecek yıla ait bütçe kanun tasarısının görüşülmesi oldukça uzun sürmekte, ardından gelen kesin hesap denetiminin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi pek mümkün olamamaktadır. İşte bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Plan ve Bütçe Komisyonu dışında kesin hesap komisyonu kurulabilmesine yönelik vermiş olduğumuz teklifimizin Parlamentomuz tarafından dikkate alınmasını bir kez daha önemle diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 160’ıncı maddesi gayet açık bir şekilde Sayıştayın inceleme, denetleme ve hükme bağlama görev ve yetkilerini tanımlar. 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinde değerlendirilmek üzere, Sayıştay çalışanları tarafından titizlikle ve büyük emek sarf edilerek yapılan denetimler sonucunda tespit edilen, varsa, usulsüzlükler ve hukuksuzluklar Sayıştay raporlarının büyük bölümünden ya makaslanmış ya da yargılamaya esas rapor kapsamına alınarak çıkartılmış. Dolayısıyla, yüce Meclisimize gönderilen raporlar aslında standart metinler, etkisiz tavsiyelerden oluşan birtakım kâğıtlardan ibaret. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı Sayıştay Denetim Raporu ya da Başbakanlık Sayıştay Denetim Raporu topu topu 4 sayfa, 2 yapraktan oluşan, lafzi ve genel geçer metinlerden oluşan bir rapor. Bu durum Anayasa’ya aykırılık suçu niteliği taşımakta, yüce Meclisimizin bütçe hakkı ve denetim yetkisini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Kısaca, Sayıştay iktidar tarafından bilinçli ve sistemli olarak işlevsiz ve görev yapamaz hâle getirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, örneğin, kamuoyunda kaçak yapıldığına inanılan sarayın hesabını bu nedenle maalesef soramıyoruz, bu yüce Meclis bunun hesabını soramıyor. Her kuruşunda tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan o milyarlarca liralık harcamaların hesabını maalesef soramıyoruz. Peki, Sayın Başbakanın her fırsatta vurgu yaptığı mali şeffaflığınız ve saydamlığınız nerede? Nerede kaldı dürüstlüğünüz, nerede kaldı vicdanınız? Denetimlerden kaçarsanız nasıl aklayacaksınız kendinizi üzerinize atfedilen hırsızlıklardan ve yolsuzluklardan? Ama, unutmayınız ki hesap vermekten darbe söylemleri arkasına gizlediğiniz hukuka aykırı işlemlerinizle kurtulamayacaksınız. Bütün bunların hesabı da elbet bir gün sorulacaktır.

Değerli arkadaşlar, eğer siyasi iktidar gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldırmak isteseydi, önceliklerini de refahı tabandaki düşük ve orta gelir grubundaki vatandaşlarına, yoksuluna, işsizine dağıtmaya, istihdam yaratacak üretime dayalı ve katma değeri yüksek yatırımları teşvik etmeye yönelik belirlerdi. Bu sayede ancak ekonomik ve sosyal refah düzeyi artırılmış, işsizlik sorunu çözümlenmiş, zengin ile fakir arasındaki uçurum daraltılmış ve toplumun birçok sosyal sorunu da beraberinde çözümlenmiş olurdu. Oysa ki AKP iktidarının on üç yıllık döneminde zengin ve yoksul arasındaki uçurumun bırakın daralmasını, her geçen gün daha da büyüdüğünü rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Zira, vatandaşlarımızın bankalara olan toplam kredi kartı ve tüketici kredisi borcu tam 57 kat artış göstererek 2002 yılında 6,5 milyar liradan 2014 yılında 381,9 milyar liraya, buna vadeli konut alımları nedeniyle ailelerin borçlanmalarını da eklersek 424 milyar liraya çıkmıştır.

2002 yılında, bir aile, gelirinin yüzde 4,7’sini borçlarını ödemeye harcarken günümüzde yarısından fazlasını her ay borcunu ödemek için harcamaktadır. Çiftçimizin durumu da farklı değil; bankalara olan borcu 2002’de 5.1 milyar lira iken Aralık 2015 itibarıyla bu 12 kat artarak 61,1 milyar liraya çıkmıştır. Aslında bir de çiftçiye verdiğimiz destekle oran kuracak olursak yılda verdiğimiz desteğin 5 kat fazlası çiftçiye borç olarak dönmektedir. Şimdi sorarım sizlere: Vatandaşın kazandığını değil de geleceğini harcamaya mahkûm eden bu iktidar değil midir?

Değerli milletvekilleri, ülkelerde gelir dağılımındaki adaletsizliğin en önemli göstergelerinden biri de dolaylı vergi yüküdür. Gelir ve servetler üzerinden adaletli ve etkin bir şekilde doğrudan vergi alamayan, zenginin cebine değil de fakir fukaranın elinde, avucundakine göz diken AKP iktidarları gelir artırıcı önlem olarak dolaylı vergileri artırmakta buluyor. KDV, ÖTV ve benzeri isimlerle anılan dolaylı vergiler, esasen gelirle, servetle ilişkisi olmayan, bütün vatandaşların elde avuçtaki 3 kuruş paralarını harcadıkça ödedikleri vergidir. Dolaylı vergi, bakkaldan ekmek, peynir aldığında, arabasına mazot doldurduğunda, ülkenin en zengin insanının da en yoksul insanının da eşit oranda ödediği vergidir. Bu vergilerin toplam vergi gelirleri içerisinde 2002 yılındaki yüzde 66,3 olan payının 2014 yılında 67,5; 2015 yılında da 68,5 oranına çıktığını söyleyebiliriz. Dolaylı vergi yükünün bu ölçüde yüksek oranda olmasının, OECD içinde de dolaylı vergi yükü en yüksek ülkeler arasında olmasının temel nedeninin kayıt dışı ekonominin büyüklüğü olduğunu da söyleyebiliriz. 2002 yılından günümüze kadar kayıt dışılığı azaltarak vergi tabanını genişletmek yerine KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergileri artıran AKP iktidarının kısa vadede gelir artışı sağlamayı yeğlediği apaçık ortadadır.

Son olarak, ülkemizin, servetin en adaletsiz dağıtıldığı ülkelerin başında geldiğini, dünyada Rusya’dan sonra 2’nci sırada olduğunu da özellikle belirtmek isterim. İşte, AKP’nin karnesi değerli arkadaşlar. Credit Suisse’in Servet Raporu’na göre, uluslararası kabul edilmiş bir rapora göre, ülkemizde nüfusun en zengin yüzde 1’lik kesimi 2002 yılında toplam servetin yüzde 39,4’üne sahip iken 2014 yılında 54,3’üne; yüzde 99’luk kesimin ise 2002 yılında toplam servetin yüzde 60,6’sına sahip iken 2014 yılında yüzde 45,7’sine düştüğünü görüyoruz. İşte, AKP iktidarının ülkemizi getirdiği son nokta: Yoksulun cebinden alınan, zenginlerin banka kasalarına transfer edilen ve çok küçük bir azınlığın elinde büyüyen servet.

Değerli arkadaşlar, ayrıntılı olarak açıkladığım bütün bu gerekçelerle, 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın üretime değil ranta dayalı ekonomik hedeflerinin 2014 yılı bütçe uygulamasında uygulandığını da görerek, bilerek, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu bütçeye ret oyu vereceğimizi belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sındır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Vural, söz talebiniz vardı, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İdil’de PKK terör örgütünün saldırısı neticesinde şehit olan 2 polis ile IŞİD terör örgütünün Kilis’e fırlattığı 8 roket mermisiyle hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit olan polislere şehitlik statüsünün verilmesinin geciktiği haberleriyle ilgili Hükûmetten açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maalesef, Türkiye içeriden ve dışarıdan terör örgütlerinin hedefi hâline gelmiştir. Maalesef, bu terör örgütlerinin saldırıları neticesinde şehitler vermeye devam ediyoruz; maalesef, kaybettiğimiz vatandaşlarımız var. İdil’de PKK terör örgütünün saldırısı neticesinde 2 polisimiz şehit olmuş, 6 polisimiz yaralanmıştır.

Yine, maalesef, IŞİD terör örgütünün Kilis’e fırlattığı 8 roket mermisi sonucunda 1 vatandaşımız vefat etmiş, 1’i ağır olmak üzere 2 vatandaşımız yaralanmıştır. Şehitlerimize rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Umarım, terör örgütünün, maalesef, huzurlarını bozduğu İdil’deki vatandaşlarımız inşallah bu terörle mücadele neticesinde huzur ve güvenliğe kavuşacaktır, bundan emin olduğumu ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, Kilis’teki vatandaşlarımıza da çok geçmiş olsun diliyorum. İnşallah, bir an önce Türkiye bu terör örgütlerinin saldırılarının hedefi olmaktan çıkartılır ve ülkemiz, vatandaşlarımız huzur ve güvenlik içerisinde hayat mücadelelerini sürdürürler.

Bu arada, gerçekten bu çözüm sürecinin kirlettiği vatan köşelerini temizlemek için askerimiz, polisimiz, korucumuz canı pahasına büyük bir mücadele sürdürüyor. Fakat bu arada birtakım haberler geliyor polisler hakkında, Özel Harekât polisleri hakkında bazı soruşturmalar açıldığına ilişkin, şehit olanların henüz bazılarıyla ilgili şehitlik statüsünün verilmesinin geciktiğine ilişkin. Umarım bunlar yürütülmekte olan bir dezenformasyon çalışmasının neticesinde değildir. Dolayısıyla, bu konuda Hükûmetin böyle bir şey var mı yok mu, bu konuda bir açıklama yapmasını da beklediğimizi de ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Sayın Baluken, sizin de söz talebiniz var.

Buyurun.

34.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP Hükûmetinin sahaya sürmüş olduğu savaş konseptinin her geçen gün yeni canlar almaya devam ettiğine, Sur’da yaşanan insanlık dışı tablonun sorumlusunun da AKP Hükûmeti olduğuna ve insanlığa karşı işlediği bu savaş suçlarının hesabını vereceğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, AKP Hükûmetinin sahaya sürmüş olduğu savaş konsepti her geçen gün yeni canlar alarak hepimizi yaralamaya devam ediyor, yüreğimizi yakmaya devam ediyor. Bu anlamda sadece son iki gün içerisinde 30’dan fazla insanın yaşamını yitirdiği son derece ağır bir süreçten geçiyoruz. Bu savaş konseptinin bir çare olmadığını, yeni ölümleri yaratma dışında herhangi bir işe yaramayacağını ve yapılması gerekenin rasyonel bir akılla bütün meselelere çözüm bulma noktasında bir arayış içerisinde olmak gerektiğini defalarca ifade ettik. Tabii, Halkların Demokratik Partisi olarak, biz, AKP’nin savaş konsepti neticesinde yaşamını yitirmiş olan bütün yurttaşlarımız için burada üzüntülerimizi bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Burada asıl vahim olan şu Sayın Başkan: Her geçen gün insanlığa karşı işlenen suçların boyutları da, savaş suçlarının boyutları da artarak devam ediyor. Bugün yine Sur’dan gelen resimler, insanlıktan nasibini almış herkesi utandıracak görüntülerle birlikte kamuoyunda tartışılıyor. Savaş dönemlerinde bile insanın onurunu, haysiyetini korumak, bir devletin ve bir Hükûmetin yapması gereken en temel değerdir. Maalesef, gelen otopsi raporlarında, tamamen kül olmuş, iç organları tamamen karbonize olmuş, uzuvları parçalanmış, organları nehre dökülmüş insanların yaşadığı dramlarla karşı karşıyayız. Bugün Sur’dan gelen fotoğraflarda da çırılçıplak soyundurulan insanların uğradığı insanlık dışı o tablonun sorumlusu da yine AKP Hükûmetidir. Biz özellikle, kelepçeli bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, lütfen tamamlayınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Hastaneye gelme iradesi, hastaneye nakledilme iradesi gösteren insanların bu şekilde onursuzca bir işleme tabi tutulmasını kınıyoruz. Kucağında çocuğu bulunan kelepçeli annenin yaşamış olduğu duyguyu tarih yazıyor. AKP Hükûmeti bunu unutmasın. Yine, oradan çıkarılan çocukların zorla ailelerinden alınarak çocuk esirgeme kurumlarına verilmiş olmalarını insanlık tarihi yazıyor. Bu resimleri Kürtlerin tarihinde Dersim’den bugüne kadar biliyoruz ama insanlık da özellikle İsrail’de çırılçıplak soyundurulan Filistinlilerin uğramış olduğu insanlık dışı muamele ve işkenceden çok iyi biliyor. Sayın Başkan, biz, burada ifade edemeyeceğimiz birçok insanlık suçuna tanıklık etmenin utancını yaşıyoruz. Bu suçların yaşandığı Cizre’ye giden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum Sayın Başkan, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …Meclis Başkan Vekilimizin de tanıklık ettiği bir tablo var. Tabaklara gaita doldurup Cizre’deki insanların buzdolabına koyan alçak, insanlık dışı bir zihniyetle karşı karşıyayız. 1990’lı yıllarda oradaki insanlara dışkı yedirenler bugün çok daha vahim bir insanlık suçunu orada devreye koymuşlardır. AKP Hükûmeti insanlığa karşı işlediği bu savaş suçlarının tek tek hesabını verecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Bostancı, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

35.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İdil’de teröristlerle girilen çatışmada şehit olan 2 polis ile Kilis’te IŞİD bölgesinden atılan roket mermisiyle hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve devletin, hukuk temelinde, insani normlara uygun bir tarzda terörle mücadeleyi sürdürdüğüne ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

İdil’de teröristlerle girilen çatışmada 2 şehidimiz var; Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. 3 yaralımız var hâlihazırda, inşallah sayıları artmaz. Yine, Kilis’te IŞİD bölgesinden atılan roket neticesinde 1 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş durumda, Allah’tan rahmet diliyorum.

Temmuz ayından bu yana Türkiye çok kirli bir terörist saldırıyla karşı karşıya. Devlet hukuk temelinde, insani normlara uygun bir tarzda ve kesinlikle teenniyle, dikkatli bir biçimde bu terörle mücadeleyi sürdürüyor. Terör örgütleri çukurlarla, patlayıcılarla, silahlarla devletin güvenlik güçlerine karşı çatışmaya girerken bir yandan, diğer yandan da maalesef kirli bir propaganda taktiği sürdürüyorlar, provokasyona ve ajitasyona başvuruyorlar; meseleyi insan hakları, sivillere yönelik bir saldırı, devletin yaptığı zalimlik şeklinde takdim etmeye uğraşıyorlar. Bütün bunlar terör örgütünün dilidir, kamuoyu oluşturma çabalarıdır, devleti suçlu duruma düşürme yönündeki girişimlerdir. Halkımız bunları biliyor, bu kirli dili de gayet iyi tanıyor, bunların sahiplerini de biliyor.

Soyunma meselesine gelince, teslim olan teröristler üzerlerinde silah olmadığı, patlayıcı olmadığı durumunu göstermek amacıyla soyunarak geliyorlar, öyle teslim olan teröristler de var. Takdir edersiniz ki geçmişte üzerlerinde bombayla gelip yine katliamlarına devam etmek isteyen terör örgütü mensupları olmuştu. O bakımdan, soyunmalarının bir nedeni, üzerlerinde bomba olmadığını göstermektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Savunuyorsun yani?

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Soyunmalarının ikinci nedeni de, kriminal incelemelerde kendilerini sivil biçiminde takdim etmek amacıyla barut izlerini ortadan kaldırma kastı vardır ama elbiselerde görünmese bile ellerinde görünüyor; siviller ile teröristleri birbirinden ayırmak mümkün. Sur’dan olsun, İdil’den olsun, başka yerlerden olsun sahada yaşanan olaylara ilişkin bize de çok sayıda bilgi akıyor. Orada terör örgütünün hangi kirli taktikleri kullandığını milletimiz biliyor, kamuoyu biliyor. Ümit ederim ki buna karşı duyarsız ve kör olanlar da gerçekliği görürler ve demokratik zeminleri tahkim edip teröre karşı çıkacak tarzda, bu bilgiler çerçevesinde bir yaklaşım sergilerler. Türkiye’deki insanların ihtiyacı olan budur, barışın ve kardeşliğin de ihtiyacı olan budur.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Bostancı bizim yapmış olduğumuz değerlendirmeyi terör örgütünün kirli dili ve propaganda aracı olarak değerlendirdi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben hiç kendilerinden bahsetmedim Sayın Başkanım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Açık bir sataşmada bulundu, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

Süreniz iki dakikadır.

Lütfen bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bostancı’nın yaptığı açıklama bir itiraf niteliğindedir. Sayın Bostancı, oradan çıkan insanların sivil olup olmadığının, terörist olup olmadığının yargısını siz veremeyeceğiniz gibi oradaki güvenlik güçleri de veremezler. Oradaki insanların hastaneye nakilleriyle ilgili iradelerini Diyarbakır Valisinden İçişleri Bakanına kadar herkes biliyor. Onu takdir edecek olan, onu araştıracak, soruşturacak olan tüm hukuk devletlerinde olduğu gibi adli mercilerdir. Siz peşin bir yargıyla, oraya gelmiş, yardım talebinde bulunmuş insanları çırılçıplak soyundurarak, insanlık onurunu ayaklar altına alacak şekilde bir muameleye tabi tutarsanız insanlığa karşı suç işlemiş olursunuz.

Bakın, Anayasa’nın 17’nci maddesi: “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tâbi tutulamaz.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleyi yasaklar. Yine, iç çatışmaları da dâhil etmek üzere savaş hukukunu düzenleyen Cenevre Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi hem uzuvların kesilmesi, cenazelere işkenceyle ilgili kısmı düzenler hem de şahısların haysiyet ve şerefine yönelik tecavüzlerle ilgili -esir alınmış olsalar bile- devletleri yükümlülük altına alır.

Sizin burada savunduğunuz şey, insanlık onuruyla bağdaşmayan bir şeydir. Cizre’de insanların buzdolaplarına dışkı tabaklarının konması, uzuvlarının parçalanarak Dicle Nehri’ne atılması, kafaları kesilmiş cenazelerin otopsi raporlarıyla bu ülkenin muhatap olması ve en son, Sur’da, benim gösteremeyeceğim ama sizin İsrail-Filistin’den de çok iyi bildiğiniz o çıplak fotoğrafların tamamı insanlığa karşı suçtur ve o suçun hesabını tarih önünde mutlaka vereceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – İsrail’in Filistin’e yaptıklarıyla kıyaslayamazsınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Daha fazlasını yapıyorsunuz İsrail'den.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kıyaslayamazsınız!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Daha fazlasını yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye efendim.

Sayın Bostancı’yı dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Baluken insanlık onuruyla bağdaşmayan beyanlarda bulunduğum şeklinde açık bir sataşma ifade etmiştir.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı.

Size de iki dakika süreyle söz veriyorum.

Sizden de rica ediyorum, bir sataşmaya lütfen meydan vermeyiniz.

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; esasen, ben arkadaşlara ilişkin herhangi bir isim zikretmedim ama kullandığım dil itibarıyla kendisine görev çıkardı Sayın Baluken. Niçin bu görevi çıkardı ben bilmiyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Tecahülü arifane dedi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Sayın Baluken, devlet orada hukuk çerçevesinde bir mücadele yürütüyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hukuk çerçevesinde (!)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Devleti bağlayan hukuktur, terör örgütünü hiçbir şey bağlamaz. Siz biliyorsunuz. Terör örgütü, her şeyi kendi amacı için araçlaştırır, en aşağılık yöntemleri kullanır, en iğrenç metotlara başvurur ve bütün bunları da kendi zayıflığı üzerinden meşrulaştırır. Devletin böyle bir lüksü yoktur, devlet hesap verir.

Bakın, siz gelip burada hesap soruyorsunuz. Bir kere de gelseniz terör örgütüne hesap sorsanız, nasıl soracaksınız? Terör örgütüne soramazsınız ki. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Terör örgütüne hesabı, devlet, hukuk çerçevesinde sorar; sizin sormadığınızı devlet elbette soracak ama hangi çerçevede? Hukuk çerçevesinde.

O insanların soyunma meselesine gelince, kendileri soyunarak geliyorlar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İnanıyor musun sen buna? İnanıyor musun sen buna? Ayıp, ayıp ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kendilerinin terör mensubu olmadığını göstermek amacıyla, üzerlerinde bomba olmadığını göstermek kastıyla Sayın Baluken.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Hoca, Hoca, inanmadığın şeyleri söyleme.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz de orada çatışma içinde bulunsanız, belli bir bölgeden teslim olmak için geliyor olsanız o ortamda üzerinizde bomba olmadığını göstermek için herhâlde siz de soyunup gelirsiniz. Bu, uygulanan bir yöntem, soyunanlar onlar. Geçmişte de yaşanan örnekler var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İtiraf ediyorsunuz değil mi, itiraf ediyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Mesele şu: Devlet, hukuk esasında bu mücadeleyi yürütüyor; sonuna kadar da terör örgütünden, onun mensuplarından, ona destek olanlardan, onun kirli yöntemine, propaganda tekniğiyle destek verenlerden, herkesten yine kesinlikle hukuk esasında hesap sorulacak Sayın Baluken, bu hesabı herkes verecek.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Evet, bu bitmeyecek galiba.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bostancı bir kez daha açık bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, hangi cümleyle sataşmada bulundu söyler misiniz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani benim oradaki durumu çarpıtarak aslında terör örgütünün propagandasını yaptığımı ifade etti, terör örgütünü kınamadığım şeklinde ifadeleri oldu.

BAŞKAN – Buyurunuz, size söz veriyorum 69’uncu maddeye göre iki dakika süreyle.

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, HDP olarak biz hep şunu söyledik: AKP savaşla bir çözüm bulacağına inanmış olabilir, savaşla bu işin otuz yıldır, kırk yıldır denendiği gibi çözümü için bir sürece karar vermiş olabilir. PKK de bu anlamda devletin açmış olduğu bu savaşla ilgili bizim tasvip etmediğimiz bir yola, yönteme başvurabilir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Devlet mi PKK’ya savaş açıyor?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz HDP olarak başından beri şunu söyledik: Ne PKK’nin savaşını ne de AKP’nin başlatmış olduğu bu savaşı tasvip etmiyoruz. Biz bu yöntemin bir çıkmaz olduğunu, halklarımıza kan, acı, gözyaşı dışında herhangi bir şey getirmeyeceğini, bu nedenle bir an önce barış yöntemlerine tekrar geri dönülmesi gerektiğini savunuyoruz ama savaşa karar vermiş olan tarafların ne olursa olsun savaşın ahlakına ve hukukuna aykırı olan suçlar işlemeyle ilgili herhangi bir lüksü, herhangi bir uygulaması söz konusu bile olamaz. Geçmişe bakın, geçmişte hakikatleri araştırma ve gerçeklerle yüzleşme komisyonuyla ilgili tartışmalar yürütüldü, çok iyi biliyorsunuz. Bu konuyla ilgili de biz PKK’ye “Sizin insanlığa karşı işlediğiniz suçlar varsa bunlarla yüzleşilmesi ve bunun hesabını vermeniz gerektiğini Türkiye toplumu istiyor.” dediğimizde reddetmediler ama AKP Hükûmeti reddediyor. Sorun burada. Biz herhangi bir tarafın insanlığa karşı işlemiş olduğu suçu ne meşrulaştırırız ne savunuruz. Bugün bizim muhatabımız sizsiniz. Biz Türkiye’nin yasal sistemi içerisinde demokratik siyaset yürüten bir muhalefet partisi olarak, iktidarın insanlığa karşı işlemiş olduğu savaş suçlarını burada dile getirmeye ve hesabını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – “Terörle mücadele” demek istiyorsun herhâlde, “savaş” değil.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …sormaya devam edeceğiz. Dolayısıyla, buraya gelip PKK üzerinden farklı algılar yaratmanız sizi hesap vermekten kurtaramayacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bunu bir sonlandırsak uygun olur diye düşünüyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bence de öyle.

BAŞKAN – Buyurun, dinliyorum sizi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “AK PARTİ’nin savaş konsepti”, “İnsanlık onuruna uymayan savaş yöntemleri” vesaire o çerçevede 69’a göre…

BAŞKAN – Sataşma olduğu için söz istiyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet.

BAŞKAN - Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakikadır.

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hiçbir devlet, o ülkede yaşayan hiçbir insan kan dökülmesinden memnun olmaz. İnsanlar isterler ki ülkede barış, huzur ve selamet olsun, kardeşlik olsun, insanlar enerjilerini birbirleriyle kavga ederek harcamasınlar, birlikte bir geleceğe yürüsünler. Akıl bunu gerektirir, eğer demokrasi varsa, arkasında halkın iradesi varsa, devlet aklı da öyledir Sayın Baluken.

1984’te, mevcut iktidarın savaş konsepti mi vardı? Yoktu. Ne vardı? PKK diye bir terör örgütü çıktı ortaya; İdil ve Eruh baskınlarıyla birlikte, etnik kimlikçi bir tasavvuru gerçek kılmak için silahlı mücadeleyle sahaya geldi ve bunu da otuz yıl sürdürdü. Belli bir tahkimat yaptı, şimdi burada anlatamam.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – 12 Eylülü mü savunuyorsunuz Hocam?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – 2013 yılında Türkiye bir çözüm sürecine girdi. Maksat nedir? Kültürel, toplumsal problemlerimiz var ise ve bunun arkasında yüklü bir tarih varsa bunu makul, mantıklı, rasyonel insanların kucaklaşacağı bir zeminde çözmek. Yolunda giden işleri oldu, yolunda gitmeyen işleri oldu. Olur, bu işlerin inişleri çıkışları olur ama sonuç itibarıyla terör örgütü temmuz ayından bu yana yeniden saldırıya geçti. Bu, AK PARTİ’nin savaş konsepti filan değil Sayın Baluken, siz bunu iyi biliyorsunuz; bu, doğrudan doğruya Suriye’deki gelişmeler çerçevesinde, terör örgütünün kendisine fırsat çıktığı zannıyla, tekrar sahaya girip devlete karşı, ülkeye karşı, bu insanlara karşı silahlı mücadeleyi başlatmasıdır. Devlet bunu seyretmez, devlet mukabele eder; demokrasinin yanında olan, insanların yanında olan, Türklerin, Kürtlerin herkesin yanında olan kirli teröre karşı çıkar, devletin hukuk temelinde yürüttüğü bu mücadeleyi destekler. Bizim yaklaşımımız budur.

Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, madde üzerine, şahsı adına söz talep eden iki sayın milletvekilimize söz vereceğim.

İlk konuşmacı Baki Şimşek, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın “Gelir bütçesi” başlıklı 2’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün İdil’de ve Kilis’te şehit olanlara rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Ve, yine, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bütün kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Yüce Peygamberimiz’in, “Cennet anaların ayakları altındadır.” diyen bir Peygamber’in ümmeti olarak kadınlarımızın toplumun her kesiminde eşit şekilde temsil edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık iki haftadır bütçe üzerinde görüşmelerimize devam etmekteyiz.

Millî Eğitim Bakanlığı, eğitim sistemini on bir yılda 13 kez değiştirmiştir. Sürekli sınav sistemleri değişmiş, dershaneler kaldırılmış, apartmanlar okullara dönüştürülmüştür. Bahçesi olmayan okullar oluşturulmuştur. On bir yılda 5 bakan değişmiştir.

İçişleri Bakanlığı için bütçe; hendek kazan belediyelere göz yummak, operasyon için izin isteyen valilere “Dur.” demek olmuştur. 1 milyon kişinin telefonları izinsiz dinlenmiştir.

Adalet Bakanlığı için bütçe; adaletsizlik, yargıyı ele geçirme olarak anlaşılmıştır.

Millî Savunma Bakanlığı için Sur, Cizre, Silopi olmuştur. 2.049 hendek, imha edilen 2.313 bomba düzeneği, 20 Temmuzdan bu tarafa, ben konuşmayı hazırladığım sırada 382, şu anda 385 şehittir; Mersinli şehit Emrah Şahin’dir; yüzlerce dul kalan kadın, babasız kalan çocuktur. Ben, bugün, aslında, Maraş’tan Aydın’a kadar -Adana, Mersin, Antalya- Torosların eteğindeki Yörüklerin sorunlarını paylaşmak üzere kürsüye çıkacaktım ama aldığımız şehit haberleri yine bizleri derinden üzdü.

Mustafa Kemal Atatürk “Arkadaşlar, gidip Toros Dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa şunu iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.” demiştir.

Torosların eteğinde, dünyada dikili ağacı olmayan, kıl çadırlar içerisinde hayatını idame ettiren, sadece 100-200 tane koyunu, keçisi olan ve bu devletin o dağlarda bekçiliğini yapan, hiçbir zaman isyan etmeyen Yörükler adına -Sayın Bakanımız fıkraları da seviyor- ben Maliye Bakanlığı bütçesini bir Yörük fıkrasıyla bitirerek huzurunuzdan ayrılmak istiyorum: Toros Dağlarının eteğinde keçi ve koyun otlatan bir Yörük yaşlanıyor; çocukları da üniversite okuyor, o işi yapmıyorlar. Yörük yaşlanınca, en son, bir çoban tutuyor, kendisi gidemeyecek duruma geliyor ve çobana 1.500 tane koyun emanet ediyor, Toros Dağlarına gönderiyor. Tabii, sezon sonu Yörük bekliyor “Çoban 1.500 koyunla gitti, 2 bin koyunla gelecek.” diyor. Sezon bitiyor, çoban çıkıyor, geliyor, elinde bir çingil -“çingil” deriz bizim yörede buna- yoğurt, koyun yok. Yörük soruyor “Koyunlar nerede?” diyor. Çoban diyor ki: “500 tanesine yıldırım attı, 500’ünü kurt kaptı, 500 tanesi de kayadan uçtu; geriye kala kala bir çingil yoğurt kaldı.” Yörük buna kızıyor tabii, çobanın yüzüne bu yoğurdu döküyor. Tabii, çoban arsız, bundan da gerekli dersi almıyor ve şunu söylüyor: “Allah’a şükürler olsun ki hesabı net verdik, yüzümüz ak oldu.”

Maliye Bakanlığının bütçesi de bu şekilde, gerçekten hesabı net veriyor. 12 milyar bütçe yapılıp 24 milyar harcama yapılabiliyor, net bir bütçe yapılıyor.

Çukurova’daki bütün Yörükleri selamlayarak huzurunuzdan ayrılıyorum.

2016 yılı bütçesinin önce ülkemize, sonra dünya insanlığına hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

İkinci konuşmacı yine bir Mersin Milletvekili, Sayın Yılmaz Tezcan.

Buyurun Sayın Tezcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi, ekranlarında bizi izleyen değerli, aziz milletimizi, çok kıymetli güzel Mersin’imizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de tabii Şırnak İdil’de şehit düşen 2 şehidimize, 2 polisimize ve Kilis’te vefat eden, şehit olan vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum; milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Günün anlamına binaen, ayrıca 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle öğretmen olan eşimin, sevgili kızımın, hakkını ödeyemeyeceğim annemin, siz değerli kadın milletvekili arkadaşlarımın ve diğer milletvekili arkadaşlarımızın annelerinin ve eşlerinin…

MUSA ÇAM (İzmir) – Kayınvalideyi unutma!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kayınvalideyi unutma, yenge kızar. Kayınvalideyi niye söylemiyorsunuz?

YILMAZ TEZCAN (Devamla) - …kayınvalidemin, sizlerin kayınvalidelerinin… (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biz önce onu kutluyoruz çünkü, ben sabah kalktım, önce kayınvalideyi aradım.

YILMAZ TEZCAN (Devamla) - …tüm dünya kadınlarının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev alan bütün bayan çalışanların, kadınlarımızın; özellikle sağlıkta özveriyle çalışan bayan doktor kardeşlerimizin, hemşirelerimizin, bayan sağlık çalışanlarımızın, kadın kardeşlerimizin Kadınlar Günü’nü, hassaten Doğu Türkistan’dan Arakan’a, Afrika’dan Filistin’e, Suriye’den Irak’a bütün mazlum kadınların da Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılından beri AK PARTİ hükûmetleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ülkemizi mamur kılmaya ve necip milletimizi mutlu etmeye çalışmaktadır. Bu vatan toprağında yaşayan bütün vatandaşlarımıza hizmet boynumuzun borcudur. Yük ağır, sorumluluk büyük, emanete sahip çıkmak zor ama tüm bu zorluklar ve güçlüklere rağmen, amacımız Allah’ın rızasını kazanmak ve büyük millete, bu büyük necip millete hizmet etmektir. Nihayetinde, bütçeler halkımızın talep ve ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir. Tabiri caizse, ayağımızı yorgana göre uzatıyoruz. Son derece gerçekçi politikalarla ülkemizin imkân ve kaynaklarını israf etmeden, hakkaniyet ölçüsünde planlamalar ve hizmetler yapmaya çalışıyoruz.

Bugüne kadar AK PARTİ hükûmetlerinin bütün bütçeleri, sizlerin de takip ettiği gibi kılı kırk yaran bir hassasiyetle hazırlanmaktadır. On dört yıl boyunca aziz milletimiz için millî bütçeler hazırladık. Şimdiye kadar, müsaadenizle, bazı rakamları değerli arkadaşlarımız paylaştılar, ben de çok kısaca bu rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum.

2002 yılında 79,4 milyar Türk lirası olan bütçe gelirlerimiz, 2016 yılında 540,8 milyar Türk lirası olacaktır. 2016 yılı bütçesi 2002 bütçesinin tam 4,7 katıdır. 2002 yılında toplam bütçe 119,6 milyar Türk lirası iken 2016 yılında sadece eğitime ayırdığımız bütçe 109,3 milyar Türk lirası olmuştur.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri döneminde -özellikle Mersin’le ilgili- Mersin’imize 15 milyar Türk lirası yatırım ve destek sağladık. Mersin’in dış ticaret hacmi 6 kat, ihracatı 5 kat arttı.

Bir akademisyen sağlıkçı olarak sağlık alanında Mersin’e çok önemli yatırımlar yaptık. Beş yıldızlı otel konforunda Mersin Toros Devlet Hastanesi, Erdemli Devlet Hastanesi, Silifke Devlet Hastanesi olmak üzere çok önemli sağlık yatırımları yapıldı. İnşallah, 1.250 yataklı Mersin Şehir Hastanesi de Mut ve Gülnar Devlet Hastanesiyle birlikte hizmete girecektir.

Değerli milletvekilleri, insan odaklı, ekonomik kalkınmayı hedefleyen, tutarlı ve disiplinli büyümeyi, güven ve istikrarı koruyan bir bütçe hazırladık.

Değerli arkadaşlar, bu ülke, bu vatan hepimizin; gelin, beraberce geleceğimize sahip çıkalım. Şairin dediği gibi “Gideriz nur yolu izde gideriz, / Taş bağırda, sular dizde gideriz, / Bir gün akşam olur, biz de gideriz, / Kalır dudaklarda şarkımız bizim.” Dudaklarda ve ruhlarda kalacak hatıralarla tüm milletvekili arkadaşlarımızı, aziz milletimizi ve güzel Mersin’imizi en içten duygularla selamlıyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğim.

Sorulara başlıyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gazetenin haberine göre devletin aradığı IŞİD’li canlı bombalara öğrenim kredisi verilmiş.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Hangi gazete?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sözcü gazetesi.

İsimleri de var burada, tek tek açık ve net. Şimdi, bu şekilde IŞİD’li terör örgütü üyelerine “öğrenci bursu” adı altında veya başka burslar adı altında hiç para veya bir başka yardım yapılmış mı, yapılmamış mı?

Soru iki: Türkiye Cumhuriyeti devleti bünyesinde mevcut olan bakanlıklarda bugüne kadar ayrı ayrı belirtilmek üzere hangi bakanlıkta, kaç personel çalışmaktadır?

Soru üç: Bakanlık bünyelerinde bugün itibarıyla her bakanlık için ayrı ayrı belirtilmek üzere kaç personel çalışmakta, çalışan personelin kaçı taşeron firmalarından, kaçı sözleşmeli, kaçı devlet memuru olarak istihdam edilmektedir?

Bir başka soru: Her bakanlık için ayrı ayrı belirtilmek üzere bakanlıklarda kaç müdürlük bulunmakta, müdürlerin kaçı kadın, kaçı erkek il bazında da belirtebilir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakanım, devletin -dış borç stoku- 2015 yılında 406 milyar dolar borcu olduğu hâlde “IMF borcumuz yok.” diyerek milletimizde dış borcumuzun olmadığı gibi bir algı oluşturmaya çalışıyorsunuz. Dünyada tek bir banka IMF bankası olmadığına göre, hangi ülkenin bankalarından ne kadar borç para kullanılıyor, yoksa devlet garantili borç faizli para değil de sizin hatırınız için başka ülkelerden ödünç para mı alıyorsunuz? Doğru, aydınlatıcı bir bilgi vermenizi arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akaydın...

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Hafızanızı altı yıl önceye taşıyarak o zaman Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla, biraz da dostluğunuza güvenerek devrin Maliye Bakanından da randevu alamadığım için şahsınızı müsteşar olarak ziyaret ettim, kahvenizi içtim, ilginize teşekkür ederim.

Konu, benden önceki AKP’li Belediye Başkanı zamanında geçici veya bütün tahsisleri Antalya Büyükşehir Belediyesine verilmiş olan Millî Emlak arazileriydi. Bu arazilerin hemen hemen tamamı, elimden, benim Belediye Başkanlığım döneminde alındı. Bundan dolayı, Antalya çok güzel bir dünya halinin sahibi olma şansını kaybetti ve Antalyaspor da çok güzel spor tesislerine sahip olma şansını kaybetti. Bu konudaki soruyu çok uzatmayacağım ama sanıyorum vicdanınızı zorlarsanız, bunları size yaptırmayan sizin üstünüzde bir makam vardı diye düşünüyorum. Ve en son örnek çok çarpıcıdır: Döşemealtı’nda 246 dönem arazi, orman arazisi ve 2/B olduğu gerekçesiyle benden alındı geçmişte tahsis edildiği hâlde ve bunu devrin defterdarı da teyit etti; sonra, Belediye Başkanlığı tekrar AKP’ye geçince araziyi devrettiler AKP’ye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ağbaba...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bakan, Malatya Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kooperatifi tarafından 30 bin liralık faizsiz kredi uygulaması başladığından beri, 268 esnaf 10 milyon 595 bin kredi kullanmış. 410 kişinin başvuru yapmak için sıra beklediği, 835 esnafın ise dosyasını hazırlayarak beklediği Malatya’da, bugüne kadar neredeyse her 6 kişiden 1’i kredi kullanabildi. Bu şekilde giderse başvuranların kredi alması birkaç yılı bulacak gibi gözüküyor. Malatya’ya finansman desteği lazım. Başvurulara bakıldığında Malatya’ya mutlaka yeni kaynak gösterilmesi gerekiyor. Türkiye genelinde binlerce esnaf kredi hayali kuruyor. Kendilerini alacakları krediye göre ayarlayan, borçlarını erteleyen esnafları mağdur etmemek lazım. Malatya gibi büyük bir şehre daha fazla ödenek verilmesini istiyoruz.

Tabii, bir de kredi kullanmak isteyen ama geçmişte yaşadığı sıkıntılardan dolayı çekleri, senetleri protesto edilen esnaflarımız var; bu esnaflarımız için mutlaka bir sicil affı getirilmeli. Sicil affı esnaf ve sanatkârlarımız için bir can simidi olacaktır. Sicil affının 30 bin liralık kredinin başarılı olması için önemli bir şart olduğu unutulmamalı. Bu konuda Malatya olarak destek beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yarayıcı…

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Ben de bir kez daha 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum ve izninizle onlar için söylemek isterim, bütün kadınlarımız için.

(Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın aşağıdaki metni şarkı formatında okuması)

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – “Analardır adam eden adamı.

Aydınlıklardır önümüzde gider.

Sizi de bir ana doğurmadı mı?

Analara kıymayın efendiler.

Bulutlar adam öldürmesin.

Gelinler saçını aynada tarar.

Elbet bugün sizi de aradılar.

Gelinlere kıymayın efendiler.

Bulutlar adam öldürmesin.

Koşuyor altı yaşında bir oğlan…” (CHP, AK PARTİ ve HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarayıcı.

Bir dakikalık süre yeterli değil. Bir gün kürsüden söz talep ederseniz daha uzun dinleme imkânımız olacak sizi.

Evet, sorular sona ermiştir, şimdi Hükûmete söz veriyorum.

Sayın Maliye Bakanına söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal, tabii, bir gazete haberinden bahisle birtakım iddialarda bulundu. Bu iddiaların aslı olmadığı belli ama bugünlerde moda oldu, asılsız iddialarda bulunmak bir marifet hâline geldi.

Kamuda çalışan personel sayılarına ilişkin olarak da elimdeki bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan en son istatistiğe göre; kamuda kadrolu 2 milyon 894 bin 91 personel çalışıyor, sözleşmeli personel sayısı 149.133, sürekli işçi sayısı 328.701, geçici işçi sayısı 35.892, geçici personel sayısı 22.741, diğer personel sayısı 97.500. Kamuda toplam, en son yayımlanan istatistiğe göre, 3 milyon 528 bin kamu çalışanı bulunmaktadır.

Sayın Zeybek “Bu IMF borcu bitti, sanki başka borç yok mu?” diye bir soru sordu. Şöyle cevaplayayım: Bir ülke mali olarak ne zaman batağa düşerse o zaman borç alabileceğiniz tek bir kaynak vardır, o da IMF. Bir ülkenin mali açıdan çöküp çökmediğini o ülkenin IMF’ten borç alıp almadığından anlarsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, 2002 yılında, evet, doğru, IMF dışında bu ülkenin borç alabileceği hiçbir uluslararası banka, kuruluş kalmadığı için IMF programı çerçevesinde IMF’ten kaynak kullanılmıştır ama bugün, Türkiye borç dinamikleri açısından güçlüdür, herhangi bir şekilde gerek içeriden gerekse dışarıdan bir kaynak aradığı zaman da kaynağı bulabilmektedir. Dolayısıyla, IMF borcuyla diğer normal banka borcunu birbirine karıştırmayın. Allah bir daha bizi böyle günlerle imtihan etmesin.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakan, devletin arazilerini verip borç alın, o zaman deyin ki: “Biz borç kullanıyoruz.”

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Akaydın, öncelikle teşekkür ediyorum. Beni o dönemde ziyaret ettiniz, beraber kahve içtik, sorunları konuştuk ama şu anda bu söylediğiniz konularla ilgili en son gelinen nokta nedir, Sayın Akaydın, inanın hatırlamadım. Bir bakalım, yine biz sizinle konuşuruz, olur mu?

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Biz hepsini yine geri alırız.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Konuşuruz, olur.

Sayın Ağbaba, 30 bin lira faizsiz kredi desteği… Biliyorsunuz, seçim döneminde, seçim beyannamemizde bütün vatandaşlarımıza, esnafımıza o zaman bir vaatte bulunmuştuk “30 bin lira faizsiz kredi desteği vereceğiz.” Şeklinde, Hükûmet Eylem Planı’mızda da bunu belirledik. Vatandaşlarımız, tabii, yoğun bir müracaatta bulundu. Öncelikle, biz esnafımıza bugüne kadar her aşamada çok önemli destekleri sağladık, sağlamaya da devam edeceğiz. Zaman zaman bize gelen talepler de var. Başbakan Yardımcımız Mehmet Şimşek, kendisi bu konuyla ilgileniyor, diğer bakanlarımızla beraber konu takip ediliyor. Ama bu arada, şunu da söyleyelim: Seçim beyannamemizde de söyledik, bunların her birini de hayata geçirdik. Emekli esnafımızın üzerinde 10 puan sosyal güvenlik destek primi kesintisi vardı, onu kaldırdık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Onu biz yaptık Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yine, esnafımıza, basit usulde çalışan esnafımıza 8 bin liraya kadar gelir vergisi kazanç istisnası getirdik. Yine, genç girişimci esnafımıza 75 bin liraya kadar üç yıllık süreyle kazanç istisnası getirdik. Yine, 52 ilimizde, 10 ve altında işçi çalıştıran esnafımıza dönük olarak da 6 puan indirimi ayrıca getirdik. Dolayısıyla, vatandaşlarımız, Halk Bankasından kullandıkları esnaf kredisiyle ilgili olarak müracaatlarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – …yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bakan, sözlerinizi tamamlayınız.

Süreniz var, iki dakika süreniz var Sayın Bakan.

Buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Soruları bitirdim.

BAŞKAN – Bittiyse sorun yok tabii ki.

Peki, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan soruma cevap verirken sataşmada bulundu bana, “Moda oldu.” dedi. Efendim, gazete haberleriyle, bu asılsız mıdır… Ben şimdi, bu sataşma nedeniyle…

BAŞKAN – Sayın Tanal, bu bir sataşma değil ama yerinizden mikrofonunuzu açayım.

Buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bari deyin ki: “Bir araştıralım, bakalım.”, “Bu moda oldu.” diyorsunuz, ben size isim veriyorum: Ayşe Nur İnci, Ziraat Bankasındaki hesabına Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından 7.230 TL yatırılmış. Mahmut Gazi Tatar, aynı şekilde, 6.570 TL öğrenim kredisi yatırılmış 2015 Eylül ayından itibaren. Demet Taşar, aynı şekilde, Ziraat Bankasına 7.230 TL para yatırılmış, “Polis uyardı, onun üzerine kredi kesildi.” diyor. Yani, Allah rızası için ya, kamuoyundan bu bilgileri niçin gizliyorsunuz? Niye hakikate aykırı beyanlarda bulunuyorsunuz? Bizim sizi böyle sürekli mahcup etmemiz yani hakikaten hoşumuza gitmiyor ama mahcup olmaktan siz sıkılmıyor musunuz? Sizden rica ediyorum, sorulara doğru cevap veriniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Bakan, söz talebiniz mi var?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, kısaca…

BAŞKAN – Buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Mahcup olacağım bir cevap verdiğimi düşünmüyorum Sayın Tanal.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Vural, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

37.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir’deki sempozyumlara katılmak üzere Türkiye’de bulunan ve Genel Kurulu ziyaret eden savaş kurbanı Bosnalı kadınlara “Hoş geldiniz.” dediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Bugün, tabii, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. İşte bu gün münasebetiyle uluslararası kadın ile barış projesiyle Bosnalı savaş kurbanı kadınlar -60 kardeşimiz- İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir’deki sempozyumlara katılmak üzere buraya gelmişlerdir. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Gerçekten Bosna’da yaşanan dramı, özellikle orada bulunan bayanlara tecavüz edilirken “Siz artık Türk çocuk doğurmayacaksınız.” diyen ve “Türklerden intikam alıyoruz.” diyen Çetnikleri kınıyoruz.

Sevgili kardeşlerimize bütün milletvekillerimizle beraber, birlikte Türkiye’ye hoş geldiniz diyorum. Allah bir daha bizlere bu acıları yaşatmasın. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, çok kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

38.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, muhalefet milletvekili olarak bazı verilere ulaşmakta güçlük çektiklerine ve 2012 yılından 2016 yılına kadar Türkiye ile Suriye arasındaki ihracat ve ithalat rakamlarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, bir muhalefet partisi ve muhalefet milletvekili olarak denetim görevimizi etkin bir şekilde yapabilmek için bazı verilere ulaşmakta güçlük çekiyoruz. O nedenle, Sayın Bakanımız da buradayken –gerçi hani Ekonomi Bakanlığını ilgilendiren bir alan ama- kendisinden şunu rica edeceğim: 2012 yılından 2016 yılına kadar Türkiye ile Suriye arasındaki ihracat ve ithalat rakamları nedir? Ulaşmakta güçlük çekiyoruz. Mümkünse hani bunu bir önceki, 2012 ile 2008’le kıyaslamalı olarak verirlerse memnun oluruz ama o kıyaslama imkânı yoksa bile bu dört yıllık süre içerisinde Türkiye ile Suriye devleti arasındaki ihracat ve ithalat rakamlarını öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Şimdi, (B) cetvelinin genel toplamlarını okutup oylarınıza sunacağım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söz talebim vardı ama uygun görürseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel, size de veriyorum, daha sonra okutma işlemini yapacağım.

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubu olarak, Genel Kurulu onurlandıran Bosnalı kadınları selamladıklarına ve hak arama mücadeleleri önünde saygıyla eğildiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Genel Kurulumuzu ziyaret eden, onurlandıran Bosnalı kadınları Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak selamlıyoruz.

Savaşların kazananı yoktur, iki tane kaybedeni vardır; Onlar da öncelikle kadınlar ve çocuklardır. Coğrafyamızda bugünlerde, bugün yaşadığımız dış politikadaki gelişmeler ve coğrafyamızdaki artan savaş riskini de tüm Parlamentoya bir kez daha hatırlatıyor, Bosnalı kadınların savaşta çektikleri acıları ve onlarla bugün hesaplaşmak üzere yaptıkları hak arama mücadelesinin önünde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak saygıyla eğiliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Çakır, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

40.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, AK PARTİ Grubu olarak, Genel Kurulu ziyaret eden savaş kurbanı Bosnalı kadınlara “Hoş geldiniz.” dediklerine ve yaşadıkları acıların bir daha yaşanmamasını dilediklerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben de diğer grup başkan vekillerimiz gibi, bugün buraya ziyarete gelen Bosnalı kardeşlerimize öncelikle hoş geldiniz diyorum.

20’nci yüzyılda medeni Avrupa’nın göbeğinde, 1990’lı yıllarda uğramış olduğu zulüm, işkence ve katliamı, tekrar, bu vesileyle hatırlamış oluyoruz. Özellikle tecavüze uğrayan kadınları hatırlıyoruz. O zamanlar meşhur bir şairin dizeleriyle, daha sonra da bestelenen “Ben Bosnalı bir anneyim/Bilmem ki kimden gebeyim/Atlayıp Mostar suyuna/Bebeğimle öleceğim.” şeklinde satırlara dökülen acıları hatırlamış olduk.

Ben, Allah’tan bir daha bu tür acıları yaşamamayı diliyor, temenni ediyorum ve kardeşlerimize de selam ve muhabbetlerimizi grubum adına sunuyorum.

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, savaş kurbanı Bosnalı kadınların acılarını paylaştıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Bosnalı kadınlarımızın acısını paylaşıyor, kendilerinin yanlarında olduğumuzu ifade ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bu konuda…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, tüm siyasi parti gruplarına söz verdim. Şimdi, izninizle okutma işlemini başlattım…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır, şöyle bir hassasiyeti belirteyim. Yani demin Kadınlar Günü’yle ilgili değerlendirme yaparken de, bugün kadınlarla ilgili konularda, erkek zihniyetine sahip insanlar olarak bir adım geride duracağımızı...

BAŞKAN – Doğru.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – ...ve mümkün olduğunca kadın arkadaşlarımızın dile getireceğini ifade ettim.

Bosnalı kadınlara grubumuz adına bir selamlama yapacağız.

BAŞKAN – Peki, buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

Bir saniye, açılmadı galiba; bazen sorun olabiliyor, sistem eskidiği için.

Buyurunuz efendim, açtım mikrofonunuzu.

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Açılmadı.

BAŞKAN – Açılmadı mı? Sayın Baluken’in mikrofonunu kullanabilir misiniz.

Bir saniye, bir saniye efendim.

Değerli milletvekilleri, sistem son derece eskidiği için yenilenmeye ihtiyaç duyuyor, görüyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aman, öyle söylemeyin Başkanım, ihaleciler bekliyor; yalvarıyorum size, ne olur!

BAŞKAN – Buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Batman Milletvekili Saadet Becerekli’nin, HDP Grubu olarak, Genel Kurulu ziyaret eden savaş kurbanı Bosnalı kadınlara “Hoş geldiniz.” dediklerine ve onların şahsında savaşlarda zarar görmüş bütün kadınları selamladığına ilişkin açıklaması

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Ben de grubumuz adına, Bosnalı sevgili kadın arkadaşlara hoş geldiniz diyorum. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, onların şahsında tüm kadınları tekrar kutluyorum.

Tabii, savaşın acısını yaşamış kadınlardır. Acıda etnik kökende farklılık olmaz, acı acıdır. Anaların gözyaşı da farklı değildir. Ben bu bağlamda, savaşlarda zarar görmüş bütün kadın arkadaşları, Bosnalı kadın arkadaşlar şahsında sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Becerekli.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, B cetvelinin genel toplamlarını okutup oylarınıza sunacağım.

B cetvelini okutuyorum:

(B) C E T V E L İ

(TL)

 

Bütçe Geliri Tahmini                          394.634.401.000,00

 

Tahsilat                                                                   461.450.538.932,59

 

Ret ve İadeler             (-)                                          50.490.763.184,69

 

Net Tahsilat                                                             410.959.775.747,90

 

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi (B) işaretli cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde (B) işaretli cetveliyle birlikte kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

Denge

MADDE 3- (1) 2014 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri toplamları arasında, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 23.305.763.332,26 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 24.075.404,01 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 230.194.761,46 Türk Lirası bütçe gelir fazlası,

gerçekleşmiştir.

(2) 2014 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gider fazlası 23.369.550.428,63 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde siyasi parti gruplarına sırasıyla söz vereceğim.

İlk sırada Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya konuşacaktır.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerime başlamadan önce şehitlerimize Allah’tan rahmet, Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle tüm dünya kadınlarının gününü kutluyor, Türk İslam dünyası kadınları için de hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Tabii, kadın sorunu yok, aslında insanlık sorunu var. Yani, önce belki dilimizi düzeltmemiz gerekiyor, “kadına sorun çıkaranların sorunu var.” demek, “kadın sorunu” dememek gerekiyor.

Söz aldığım madde değerli milletvekilleri, dengeyle alakalı, gelir ve harcamalar arasındaki parasal bir denge önümüzde. Aslında bu bir sonuç. Bu kanunla, Hükûmete, gayrisafi yurt içi hasılanın yani millî gelirin yaklaşık yüzde 25’inin toplanarak yeniden dağıtılması yetkisini veriyoruz. Verdiğimiz yetki öyle az uz yetki değil; gayrisafi yurt içi hasılanın dörtte 1’inin toplanarak yeniden dağıtılması.

Söylenecek çok şey var ama demin IMF konusuyla ilgili Sayın Bakanın bir değerlendirmesi oldu, 2002’de IMF’nin kapısına gidildiği şeklinde bir ifadesi oldu. Burada daha önce de söyledim, genellikle iktidar partisi sözcülerinin bir 2002 takıntısı var. Nereden geliyor, nasıl geliyor bilmiyorum ama şunu ifade edeyim ki teknokrat olan, bürokrasiden gelen Sayın Bakan, IMF’yle Yakın İzleme Anlaşması -Bakan yerinde, pardon- 1998 yılında yapıldı yani 56’ncı Hükûmet döneminde yapıldı. 57’nci Hükûmet haziran ayında göreve başlamış olduğunda, zaten, Türkiye, IMF’yle görüşmelere bir nevi başlamıştı. O dönemin ekim ayında atanmış olan bir genel müdür olarak Hazinede IMF’yle yapılan görüşmelerin içerisinde kendimi buldum tarım sektörü adına ve o dönemde yapılan görüşmelerde Hazine Müsteşarının söylediği hiçbir zaman aklımdan gitmedi. Şunu söylüyordu: “Siz tarımla ilgili direniyorsunuz, destekler konusunda taviz vermek istemiyorsunuz ama siz belki tarım sektörünü kurtarmak istiyorsunuz, biz Türkiye’yi kurtarmak istiyoruz. Eğer yıl sonuna kadar bir stand-by anlaşması yapılmaz ise Türkiye borçlarını döndüremeyecek hâle gelecek.” diyordu. Tarih Ekim 1999, 57’nci Hükûmet göreve geleli daha birkaç ay olmuştu. Eğer IMF’yle bir anlaşmaya mecbur kalınmışsa bu, 57’nci Hükûmetin bir icrasının sonucu değildi.

Sayın Bakan, bunun çok iyi bir şekilde bilinmesi gerekiyor. Hele hele 54’üncü Hükûmet ki o 54’üncü Hükûmetin içerisinde burada birçoğunuz vardı. Özellikle iktidar partisinin geldiği membasına baktığımızda yani şu anda burada bulunan iktidar partisi temsilcileri ya da ağabeylerinin IMF’yle anlaşma yapılması konusuna götüren süreçte dahli vardır, Milliyetçi Hareket Partisinin zerre bir dahli yoktur. Bunu da buradan ifade etmek istiyorum. Bu da bu şekilde doğru ve gerçek bir şekilde bilinmeli.

Değerli milletvekilleri, aslında faiz konusu da çok konuşuluyor. Evet, geçmişte faizi devlet ödüyordu, bütçeden ödeniyordu; doğru. Bütçe giderlerinin önemli bir kısmı faizlerden oluşuyordu. Vergi neredeyse faizi karşılayamayacak durumdaydı. Biraz önce anlattım 1999’un sonuna gelindiğinde Türkiye’nin ne hâle geldiğini ama şunu da hemen ifade edelim ki bugün kamunun borç yükü gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak azalmıştır ama milletin borç yükü artmıştır. Kamunun faiz yükü azalmıştır, düşük faiz ödüyor, evet, geçmişle mukayese ettiğimizde. Peki, milletin faiz yükü ne olmuştur? Milletin faiz yükü de artmıştır.

Bakın kamunun 2002 yılındaki borcu 272 milyar TL iken bugün 721 milyara, özel sektörün 95 milyar TL olan borcu 1 trilyon 819 milyar TL’ye gelmiştir. Yani gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payına baktığınızda toplam borçlar yüzde 107 iken yüzde 130’lara çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu konuyla ilgili belki söylenecek çok şey var ama şunu da kısaca ifade etmek gerekirse: Evet, geçmişte devlet ağırlıklı olarak faizin külfetine katlanıyordu, bugün de millet katlanıyor, hane halkı katlanıyor, reel sektör katlanıyor. Aslında faiz hacmi, faiz piyasası geçmişe oranla çok daha artmıştır. Bankaların aktiflerine bakın. Bankaların kredi portföyü 2002 yılında 40 milyar, 45 milyar civarındayken bugün 1 trilyon 500 milyara çıkmıştır, 36 kat artmıştır. Dolayısıyla bu Hükûmetin yaptığı ekonomi politikaları, izlediği ekonomi politikaları faiz lobisine hizmet etmiştir. Bunun da bu şekilde bilinmesi gerekir eğer gerçekleri söylemek, dinlemek istiyorsak.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz birçok konuda görüş ve düşüncelerimizi açık ve net bir şekilde kamuoyuyla paylaşıyoruz. Bunlardan bir tanesi de özellikle Anayasa değişikliği konusuyla ilgili yapmış olduğumuz açıklamalardır. Milliyetçi Hareket Partisi Anayasa değişikliği konusundaki görüş ve düşüncelerini kamuoyuyla geçmişte de paylaşmıştır, bugün de paylaşıyor. Geçmişteki söylediklerinden farklı bir söylemleri söz konusu değildir. Bazı siyasi parti yetkililerince, özellikle Sayın Genel Başkanımızın son Anayasa değişikliği konusundaki ve Anayasa değişikliğiyle ilgili muhtemel olabilecek bir referandum konusundaki yapmış olduğu açıklamalar çarpıtılmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi, kesinlikle başkanlık sisteminin karşısındadır. Milliyetçi Hareket Partisi, Anayasa’nın ilk 4 maddesinden kesinlikle taviz vermemektedir. Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuyla ilgili görüş ve düşüncelerini farklı şekillerde ifade edenler, gerçekten, ya Milliyetçi Hareket Partisini anlamıyorlar, Milliyetçi Hareket Partisinin ne söylediğinin farkında değiller ya da geçmişteki bazı istikşafi görüşmelerin kendilerinde bırakmış olduğu birtakım eziklikleri ortadan kaldırmanın derdinler. Onun için, Milliyetçi Hareket Partisinin ve Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanının bu konulardaki söylemleri çok açıktır, nettir; Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle ilgili bir taviz söz konusu değildir, olamaz, olmayacaktır.

Yine, Milliyetçi Hareket Partisinin, referandum konusuyla ilgili söyledikleri de çok nettir, açıktır, bunları çarpıtmanın hiç kimseye siyaseten de bir faydası olmayacaktır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Referanduma destek verecek misiniz vermeyecek misiniz? Verecek misiniz efendim?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Bu istikşafi flörtlerin…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, destek verecek misiniz? Destek verecek misiniz? Destek verecek misiniz?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – …herhâlde vermiş olduğu bazı eksikliklerin kapatılması olarak biz bunu değerlendiriyoruz ve…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Referanduma destek verecek misiniz vermeyecek misiniz? AKP’yle… Destek verecek misiniz?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Efendim, AKP’yle vesaireyle bizim hiç bir gizli gündemimiz yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Geçmiş tecrübeleriniz bize onu gösteriyor, Sayın Başkan.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisi dün ne dediyse bugün de aynısını söylüyor, söylemeye devam edecektir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dün “HDP’yle yan yana gelmeyiz.” diyordunuz, bugün…

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Dün 4 şartı ortaya koyduk, bugün de arkasındayız. Ama dün hiç 4 şartı olmayanlar, Anayasa masasına geldiklerinde…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Referanduma destek verecek misiniz, vermeyecek misiniz? 14 kişi sizden mi çıkacak, başka yerden mi?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) - …parlamenter sistem akıllarına geliyorsa, bunu da bir şekilde düşünmek lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, verecek misiniz vermeyecek misiniz?

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Yanlış takip etmişsiniz, 4 şartımız hep var.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) - Allah’a emanet ediyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Sayın Özel, dinliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Karakaya konuşmasının son kısmında, grubumuzu açıktan hedef alarak, “İstikşafi görüşmelerin ezikliği noktasında…”

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakikadır.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Ben iktidar partisinin kendi yapacaklarını anlatmak yerine muhalefete muhalefet etmesini anlamsız bulan bir grup başkan vekili olarak, muhalefet partilerinin de asli görevlerini terk edip birbirleriyle uğraşmalarını bu Meclis kürsüsünde doğru bulmuyorum. Ancak Sayın Karakaya Cumhuriyet Halk Partisini açıktan hedef alarak ve Parlamento kürsüsünün yarattığı imkândan yararlanarak, yoksa, bahsettiği polemikler elbette muhalefet partileri arasında olur ama onun için çok farklı alanlar, çok farklı imkânlar var zaten. Ama madem buraya taşıdılar, Sayın Karakaya’ya şunu hatırlatmak lazım: Siyasette tutarlılık çok önemli. Tutarsızlık da siyasetin siyasetçiyi en çok zor durumda bırakan kısmı. Şimdi, yazın, 7 Haziran akşamından itibaren Milliyetçi Hareket Partisi Meclisin bir tarafını flu gördüğünü, birileriyle masaya oturamayacağını, kendisine destek de verseler, kendileri destek de olsalar, azınlık hükûmeti de olsa, hatta gelip de oylamaya katılmama gibi bir destek dahi verilecek olsa kabul etmeyeceklerini, kendilerine muhalefet görevi verildiğini söyleyerek tamamen “Türkiye’yi ya Adalet ve Kalkınma Partili bir hükûmet yönetecek ya da erken seçim olacak.” noktasına getirmişlerdi.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Uzatma, ne söyleyeceksen söyle!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bugün geldiğimiz noktada, şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa’nın ilk 4 maddesinin tartışılmayacağı ve parlamenter sistemin müzakere edilemeyeceği noktasındaki tutumunu korurken Meclis Başkanı oturduğumuz yerde önümüzdeki masayı devirdi. Sayın Karakaya şimdi öyle bir şey yapıyor ki, “Aman CHP bu masaya geri gelsin.” diyor. Şu anda “O masada biz asla yan yana gelmeyiz, o tarafı flu görüyoruz.” dedikleriyle bir masada oturuyorlar ve “CHP olursa devam ederiz.” diyorlar. Ben bu tutarsızlığı yüce milletimizin takdirine bırakıyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – O zaman Mecliste de mi oturmayalım? Ne alakası var? Sen de olayı nereye getiriyorsun?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Karakaya’nın… Yani “istikşafi” sözünden bir alınganlık gösterdiniz herhâlde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yo, çok açık sataştı ondan önce.

OKTAY VURAL (İzmir) – Her “istikşafi” deyince, her “istikşafi” denilince alınırsanız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok açık bir sataştı ondan önce.

OKTAY VURAL (İzmir) - …bundan sonra da her “çözüm” dediğimizde Adalet ve Kalkınma Partisi ve HDP alınacak demektir.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Hiç alınmayız, hiç alınmayız Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (Manisa) – Dolayısıyla, otuz iki günlük istikşafi görüşmeler neticesinde…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sadece “çözüm”den değil, “istikşafi”den de alınmayız biz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Açıktan bizi kastetti!

OKTAY VURAL (İzmir) - …asgari ücrette anlaşamadınız ama yeni anayasada AKP’yle anlaşmıştınız hatırlarsanız; Sayın Haluk Koç’un ifadesiyle bunu belirtiyorum.

Bu konuda Sayın Karakaya’nın sözleri maalesef çarpıtıldı ve dolayısıyla…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Karakaya.

İki dakika süreyle söz veriyorum.

Sayın Karakaya, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

10.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Grup Başkan Vekili tabii, söylediğim sözlerden alındı, kendi üzerine aldı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bize demediniz mi?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Zannediyorum ki yaptığı açıklamaları, Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Genel Başkanının yaptığı açıklamaları çarpıtma konusundaki göstermiş olduğu maharet ve becerinin farkında; dolayısıyla yani bu anlamda gayet de yerini bulmuş.

Ben sadece şu düzeltmeyi yaptım: Bu, bir çarpıtmadır, doğru değildir. Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda dün ne demişse bugün de oradadır. Milliyetçi Hareket Partisi Anayasa’nın ilk 4 maddesini konuşmayacağını dahi söylemiştir. Yani Anayasa değişikliği masasında oturmak, burada flu gördükleriyle bir arada olmak işi de bir çarpıtmadır. Milliyetçi Hareket Partisi burada iradi olarak, kendi iradesiyle yapacağı, kendi tercihleriyle yapacağı bir eylemde veya girişimde bir arada olmayacağını ifade etmiştir; değilse Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının oluşturmuş olduğu bir komisyonda orada olacaktır. Geçmişte olduğu gibi o Anayasa değişikliğinin oluşması, eşitlik ve oy birliğiyle karar ilkeleri çerçevesinde çalışmaların devamından yanadır. Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda tüm partilerin bir arada olacağı bir çalışmanın yapılmasını da istemektedir ve bu masadan da kalkmayacaktır; bunu başka yerlere çekmenin hiç kimseye bir faydası yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin son kalesidir, bu kale ebediyen de olacaktır. Türk milleti adına tüm mücadelelerde… Türk milletini bu Anayasa’dan çıkarmaya yönelik her türlü girişimlerin de karşısında olunacaktır.

Ben bunu bir kez daha ifade ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Karakaya “çarpıtma konusundaki maharet” diyerek şahsıma ve…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir sataşmaya lütfen meydan vermeyelim Sayın Özel.

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Karakaya’nın Cumhuriyet Halk Partisini ne kadar dikkatle takip ettiğini fark ettik. “Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmayan son kalesidir.” sloganını kendileri adına kamulaştırmışlar. Yakında “MHP varsa herkes için var.” ya da “Başın düşerse dara, MHP’yi ara.” falan derse de şaşırmayacağım.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Siz MHP’yi o kadar takip edemiyorsunuz işte, yanlış. Keşke siz de MHP’yi takip edebilseniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama söylemlerimizi de bu kadar dikkatli takip eden birisine şunu söylemek isterim; şimdi, geçen yaz şununla geçti: Adalet ve Kalkınma Partisi 7 Haziran akşamı tek başına iktidarı kaybetti. Bütün herkes “Bu on iki, on üç yılın hesabı sorulabilir mi, bu 4 bakan yargılanabilir mi, adalet önüne çıkabilirler mi -bizim programımızda diğer muhalefet partileri ortaklaştı, hiç kibir göstermedik o süreçte ‘Taklit ediliyoruz.’ dahi demedik, doğruda birleşildi- acaba…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Otuz iki gün bunu mu konuştunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …emeklinin, işçinin, çiftçinin, memurun yüzü gülebilir mi?” diye düşündük. O geceden itibaren şöyle bir tavır koydunuz?

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Ama o zaman parlamenter sistem aklınıza gelmedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Hayır, hayır, hayır…” Bütün “hayır”ları Cumhuriyet Halk Partisine ve… Toplumun tüm kesimlerinde bir AKP dışı iktidara umut bağlayan insanların umutlarını “hayır”larla tükettiniz. Bütün “hayır”lar bitti Sayın Bahçeli’nin saat cebinde bir tane “evet” kalmıştı, onu da gittiniz İsmet Yılmaz’ın başkanlığı için geçersiz oy kullanarak verdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, o sürecin sonunda nasıl ki anlamsız bir şekilde 3 Kasım 2002 seçimlerini öne çekip kendinizi Parlamento dışına, Türkiye’yi de AKP’ye mahkûm ettiyseniz... AKP’nin oluşturduğu bir seçim hükûmetine “CHP’den çivi sökemezler.” dedik, adamlar sizden kurucu genel başkanınızın oğlunu söküp aldılar. (CHP sıralarından alkışlar) Ondan sonra da çıkıp burada “MHP tutarlıdır.”, “Sözünün arkasındadır.” dediğiniz zaman cevabı alırsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, yani medeni bir tartışmayı gerçekten raydan çıkartmak bir maharet olsa gerek. Dolasıyla, burada söyleyeceklerimden gerçekten çok alınırsınız, daha fazla şey yapmak istemiyorum ama bunların herhâlde bir cevap hakkı doğurduğunu ifade etmek isterim.

Öncelikli olarak, eski genel başkanınızı “AKP’ye çalışıyor.” diyerek suçlayan sizlersiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, grup toplantılarında söyleyen sizlersiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Asla, asla…

OKTAY VURAL (İzmir) - Ondan sonra otuz iki gün boyunca oturup yiyip içip, otuz iki gün sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı sizden çıktından sonra “Artık erken seçimden başka çare kalmamıştır.” diyerek AKP’nin ekmeğine yağ süren sizlersiniz. Masadan kalkmak suretiyle parlamenter sistemi çalıştırmayarak Sayın Cumhurbaşkanının “Madem çalışmıyor, o zaman millete gidelim.” iddiasına güç veren sizlersiniz. Kimin ekmeğine yağ sürdüğünüz gayet açık ve nettir.

Bu konuda sataşmadan dolayı Sayın Seyfettin Yılmaz’a söz vermenizi istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural, ben sataşma nedeniyle cevap hakkınızı kullandınız diye düşünüyordum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, efendim bunlar neden sataştığına ilişkin ifadelerdi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz şimdi iki tane mi sataşma yapacağız? Bir Vural’a bir de Seyfettin Bey’e.

BAŞKAN – Buyurunuz Seyfettin Bey.

12.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmişi karıştırırsak bu işten kimin zararlı çıkacağı bu Parlamentoda net ortadadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz hayatımızın her döneminde dik durduk. 7 Haziran seçimlerinden sonra çıkan sonuç, üç çözümcü partinin bir araya gelmesini gerektiren bir süreçti. Bugün Parlamentoda “PKK terör örgütüyle, terörle mücadele edelim.” diyenler -HDP, CHP ve AKP- çözüm sürecinde ittifak yapanlardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak net bir şeyi ifade ediyoruz: Biz duruşu net insanlarız. Sanıyorsanız ki Cumhuriyet Halk Partisinin söylediklerini kabul edeceğiz, bu mümkün değil. Siz HDP’yle de iktidar olabilirsiniz, AKP’yle de iktidar olabilirsiniz ama Milliyetçi Hareket Partisi bir duruşu sergilemiştir. 7 Haziran akşamında da aynı şeyi ifade etmiştir, Meclis Başkanlığı seçiminde de aynı şeyi ifade etmiştir. Siz Meclis Başkanlığı seçiminde çatı aday olarak çıkan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu desteklemeyeceksiniz; milletin önüne, Meclise koyacaksınız, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la ne görüştüğü daha hâlâ açıklanmayan Deniz Baykal’ı milletin önüne sunacaksınız; ondan sonra da biz boş oy verdik diye “İsmet Yılmaz’ı Meclis Başkanı seçtiniz.” diyeceksiniz. Bunlar doğru değildir. Biz tutarlı bir partiyiz.

HDP için de net söylüyoruz, PKK terör örgütüyle arasına mesafe koymadığı müddetçe flu görmeye devam edeceğiz. Ama, sizin gibi bir gün oturup Dolmabahçe’de mutabakata varıp, Oslo’da beraber olup, beraber bu çözüm sürecini götürüp ondan sonra da burada kayıkçı kavgası yapıyor gibi bir sürecin içerisine girmenizi doğru bulmuyoruz. İşte, bu yönlü yanlış politikalar… Bugün yine İdil’den 2 şehidimiz geldi. Son altı ay içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …348 vatan evladı şehit oldu.

Milliyetçi Hareket Partisi tutarlı bir partidir. Olayı farklı noktalara çekmeyin Sayın Özgür Özel. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, kürsüden cevap talep etmeyeceğim. Aslında, çok açık sataşma var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel, mikrofonunuzu açayım.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi kürsüden cevap hakkımız var tabii ama biraz önce de söyledim; iktidarın, iktidarı bırakıp muhalefete muhalefet etmesi kadar, muhalefet partilerinin birbiriyle uğraşıp asli görevlerini terk etmelerini doğru bulmam.

Karakaya başlattı, grup başkan vekili biraz önce aslında bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu söyledi. Kendisinin söylediği iddialar, öncelikle, geçmiş dönem Genel Başkanımızla ilgili grup konuşması falan, bunların tamamı bühtandan ibarettir.

Ancak, şunu çok net olarak söylemek gerekir ki Cumhuriyet Halk Partisi, 7 Hazirandan bugüne kadar tüm olaylarda kullandığı kavramlar, ortaya koyduğu duruş ve partisel bütünlük açısından herhâlde en az eleştirilebilecek noktadadır.

Bir de tatlıya bağlamak açısından şunu söyleyelim: O oylamada Milliyetçi Hareket Partisinin oyları boş oy değildi, çifte oy vermek suretiyle geçersiz oydu. Ama bir tane boş çıkmıştı, sahibi aranıyordu, o da kürsü konuşmasından sonra Sayın Seyfettin Yılmaz’ın olduğu anlaşıldı herhâlde çünkü boş oy kullanmadı MHP, çifte oy kullanarak geçersiz kullanmıştı. Bunu da sizinle paylaşmış olayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Özel.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Espri yaptı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şimdi, o suçlamasına “Espri yaptım.” diyor burada ama bütün kamuoyu şey yapıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben demedim, Haydar Akar söyledi “Espri yaptı.” diye.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu ben söyledim, onu ben söyledim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şimdi, bir kişiyle ilgili bir iddiada bulunuyorsanız bunu ispatla mükellefsiniz Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Seyfettin Bey, ben şunu söyleyeyim: Ben “Espri yaptım.” demedim, Haydar Akar söyledi, birincisi.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Veya kim “Espri yaptım.” diyorsa! O zaman çıkacaksınız, gizli oyda kimin ne verdiği, ne yaptığı; geçersiz oy, boş oy…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, partinizin oyları geçersizdi.

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Yılmaz; rica ediyorum, bu konuyu burada noktalayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz “Boş oy kullandık.” dediniz, onu söylüyorum Seyfettin Bey.

BAŞKAN – Bu konuyu burada noktalayalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Özgür Bey, biz sizin gibi Meclis kaçkını değiliz, Allah’ını seversen! “Milletvekilleri yemin etmeden Meclise gelmeyeceğim.” deyip AKP’yle tutanak imzalayarak Meclise gelip… Siz geldiniz buraya, siz geldiniz!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.34

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 17.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER ) (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri) (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Siyasi parti grupları adına söz vermeye devam ediyorum.

İkinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kadri Yıldırım, Siirt Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum ve bütün kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Dünkü konuşmalarda, bütçe çerçevesinde yapılan konuşmalarda hem grup başkan vekilimize hem öbür hatiplerimize hem de bir bütün olarak partimize birtakım eleştiriler yöneltildi. Bugünkü konuşmamda bu eleştirilere çok kısa bir cevap vermek istiyorum, ondan sonra da bütçeyle bütünleştirmeye çalışacağım.

Bunlardan bir tanesi, Grup Başkan Vekilimiz Sayın İdris Baluken’in Sayın Cumhurbaşkanımızın zekât ve sadakayla alakalı sözlerine yönelik düşünceleriydi. Öncelikle şunu belirteyim daha sözlerimin başında, Cumhurbaşkanı da olsa, Başbakan da olsa, bakan da olsa, kim olursa olsun, eleştirilerden azade, eleştirilerden muaf değildir. Biz çok iyi biliyoruz ki bir hadisişerifinde Peygamber Efendimiz diyor ki: “…”(x) Yani “Her biriniz

Yani “Her biriniz çobansınız ve her biriniz güttüğünüz ne ise ondan sorumlusunuz.” Yani sorumsuz hiç kimse yoktur. Hazreti Ömer’in kendisi bile kendini sorumluluktan azade kılmamış. Bir gün camide “mehir” dediğimiz yani evlenecek olan kızlara, gelinlere damat tarafından ödenmesi gereken miktarla ilgili bir sınırlama koymak isterken, caminin içerisinde bunu hutbesinde dile getirirken cami içinde bulunan bir kadın -ki bugün Dünya Kadınlar Günü’dür, bakın, bir kadın bin dört yüz yıl önce nasıl bir hakkını kullanmış, eleştiri hakkını hem de Hazreti Ömer’e yani dönemin Cumhurbaşkanına karşı- diyor ki: “Ey Ömer, senin bize verilen bu mehir hakkını indirmeye, düşürmeye hakkın yoktur.” ve ilgili ayeti okuyarak orada Hazreti Ömer’i susturuyor. Hazreti Ömer de “Kadın doğru söyledi, Ömer yanlış yaptı.” şeklinde kadının, onu söyleyen kadının görüşlerine katılıyor; bu bir.

İkincisi: Yine aynı Hazreti Ömer kendi maaşından ücret ödeyerek bir eleştirmen tutmuş ve sabahtan akşama kadar kendisini takip ederek akşam olduğunda da artılarının yanında eksilerini de kaydetmesini ve bunu rapor olarak kendisine sunmasını istemiş. Dolayısıyla, eleştirilerden korkmamak lazım. Kim olursa olsun eleştiriler tekâmüle götürüyor, yeter ki hakaret olmasın.

Sonra, zekât mefhumu. Bir hadiste de denildiği gibi “…”(x) Yani “Zekât, İslam’ın köprüsüdür.” Ne demek? Zengin ile fakir arasında bir köprüdür, toplumsal sınıflar arasında bir köprüdür; bu köprü yıkılırsa toplumsal dengeler altüst olur, bozulur şeklinde.

Şimdi, zekâtın bir usulü vardır, bir yöntemi vardır, bir sistemi vardır. Durup dururken ulu orta bir patrona, bir işverene, bir zengin iş adamına “İşte babanızın hayrına veya ne şekilde olursa olsun şunlara zekât mahiyetinde bir şey ver.” denilmez. Ya nasıl denilir? Bakın, zekâtı toplamaktan, dağıtmaktan ve zekâtı verecek olan zenginlerin listelenmesinden, alacak olan fakirlerin listelenmesinden sorumlu olan ve amil olarak geçen bir zekât memuru vardır. O zekât memuru bulunduğu yerdeki zenginleri de tespit ediyor, fakirleri de tespit ediyor ve yardımcılarıyla birlikte zenginlerden topladığı zekât beytülmal dediğimiz hazinede depolanıyor ve bilahare o toplanan malı fakirlere götürüp dağıtıyorlar. Öyle bir şekilde dağıtıyorlar ki ne zengin zekâtının kime gittiğini biliyor, ne fakir kimden zekâtı aldığını biliyor. Böylece zengin ile fakir arasında minnet etme, eziklik duyma durumu da ortadan kalkıyor.

Şimdi, burada kastedilen, ulu orta bu zekâtın işte şuradan şuraya gitsin şeklinde yani usulüne, zamanına, zeminine ve İslam’daki zekât sistemine de pek uygun olmayan bir şekilde, bu ruhla fazla bağdaşmayan bir şekilde ve fakirleri zekâta muhtaç durumdan kurtarmak varken ve işçileri zekâta muhtaç olmayacak şekilde adil ve onurlu bir ücrete kavuşturmak varken milyonların gözü önünde bir işverene “Hadi, git şuna zekât ver, şu işçiye zekât ver.” demek İslam’daki zekât dağıtma, toplama, belirleme sistemine de uygun düşmüyor. Yoksa hiçbirimizin, hiçbir hatibimizin, hiçbir milletvekilimizin asla ve asla İslam’ın herhangi bir kavramını -zekât olsun, sadaka olsun, başka bir şey olsun- hafife almak veya bunları önemsememek gibi bir niyeti yoktur, olamaz. Ha, olduğu takdirde de biz kendi içimizde gerekli uyarıyı yapabilecek cesarete de, medeni cesarete de, medeni cesarete de sahibiz. Dolayısıyla burada anlaşılması gereken zekâtı hafife almak değil, belki zekâtın bu şekilde ulu orta ve dediğim gibi, biraz da o kişilik onurunun muhafazası dikkate alınmadan ve zekâta muhtaç etmeyecek şekilde bir ücret tesis etmek dururken böyle bir yola başvurmaktır.

Sonra ikinci bir husus: Naci Bey burada değil. Bir hatibimizin Saidi Kürdi demesinden o hatibimizin ekletik bir dil kullandığını söyledi yani bir şeyler eklediğini. Aslında bu eklemeyi AK PARTİ’deki hatip arkadaşımız burada bariz bir şekilde yaptı. Nasıl yaptı? Dedi ki: “Saidi Nursi bir makalesinde diyor ki: ‘Ey Türkler ve Kürtler…’” ve saydı onun söylediklerini. Bakın, arkadaşlar, Saidi Nursi’nin veya Kürdi’nin -bizim için hiç fark etmiyor- kendisinin tam manasıyla Kürtçe yazmış olduğu bir makalesi 1908 yılının 5 Aralığında, yani yüz sekiz yıl önce Kürt Teavün ve Terakki gazetesinde yayımlanmış ve bu makaleye Saidi Nursi veya Saidi Kürdi -hiç fark etmiyor- başlarken “…”(x) Yani “Ey Kürtler!” diyor. “…”(x) Yani “Bizim üç cevherimiz vardır.” diyor. Bunlar nedir? Bir tanesi İslamiyet, bir tanesi insaniyet, bir tanesi de milliyet. Diyor ki: “Bunların muhafaza edilmesi lazım. Bunları muhafaza etmediğimiz için de Hükûmetimiz…” “…”(x) Onun ifadeleri. “Bunları bir bütün olarak korumadığımız için de Hükûmetimiz bize zulmediyor.” Sonra üç düşmanı sayıyor, falan. Yani cehalettir, kendi aralarındaki bölünmüşlüktür ve ittifaksızlık. Bunu da söylerken burada orijinal olarak belge ortada. Ha şimdi, Kürtlerle birlikte “Ey Türkler!” de deseydi bir zararı mı olurdu? Hayır. Zaten Kürt, Türk burada Saidi Nursi’nin birleştirici rol oynadığı iki unsurdur. Hatta bu unsurların içerisine Arapları da, Ermenileri de, Alevileri de dâhil etmiş bir insandır. Dolayısıyla, bundan bir çekincemiz yok.

Bakın, ne diyor? “Ey ehlisünnet ve ey Aleviler! Çabuk aranızdaki bu anlaşmazlığı kaldırın ve birleşin. Yoksa, birinizi öbürünün aleyhinde bir alet olarak kullananlar çıkacak, sonra dönecek o aleti de kıracak.” Nitekim günümüzde bu oluyor. Sonra Ermenilerle ilgili Kürt aşiretlerine nasihatlerde bulunurken diyor ki: “Bu memleketin selameti Ermenilerle dostluk kurmaya vabestedir.” Yani bağlıdır. Dolayısıyla Sünniler, Ermeniler, Aleviler -hatta başka cümlelerinde- Yahudiler, Hristiyanlar… Yani farklı din, inanç, mezheplerin birlikteliğini zaten savunuyor. Önemli olan burada, onun o Kürdiliğini gizlememek.

Bakın, İbn-i Arabi diyoruz, Muhyiddin İbn-i Arabi yani Vahdetivücut felsefesinin mimarı. Peki, niye kimse itiraz etmiyor, “Buna niye ‘Arabi’ deniliyor?” demiyor? Farisilere itiraz yok, Türkilere itiraz yok ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) - …sıra bir garibanın El-Kürdi nispetine geldi mi, hop “Sen şunu kastettin.”, hop “Sen bunu kastettin.” Bu kabul edilecek bir şey değil.

Ya bütün Türkileri, Arabileri, Farisileri, Rumileri kaldıralım, Kürdiyi de kaldıralım veya hepsine eşit mesafede yaklaşalım ve işi oluruna bırakalım, niyet okumayalım. Böyle yaptığımız takdirde, gerçekten adil ve eşit yaklaşım anlamına gelecek; aksi takdirde bunu sadece el-Kürdilere çok görüp el-Arabileri havaya uçurmak, el-Türkileri havaya uçurmak, el-Rumileri havaya uçurmak ümmetçilikle de bağdaşmıyor, buna dikkat etmemiz de yarar vardır.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Saidi Kürdi, İttihat Terakkiyi de destekliyordu.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Yani ya hep ya hiç. Ya herkese ya da hiç kimseye, bu şekilde. Şu da vardı.

Bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bitti, teşekkür ederim.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, iki gündür tartıştığımız bu zekât ve sadaka kültürüyle ilgili, 60’a göre yerimden, pek kısa bir söz isterim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çakır.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İki gündür konuşuyoruz. Köprü açılışı yapıldı. Köprüye alın terlerini akıtan, emek veren işçiler, mühendisler, çalışanlar, kısaca emekçiler ortaya koydukları ürünün gururunu yaşadılar o gün ve devletimiz de üst düzeyde, Cumhurbaşkanıyla, Başbakanıyla, ilgili bakanlarıyla oradaydılar. Ve bir jest olarak, bir güzellik olarak, bir cemile olarak Sayın Cumhurbaşkanı oranın yapımcısı, üstlenicisi patrona dedi ki: “Arkadaşlarımıza bir ikramiye verseniz. Adı ‘ikramiye’ olur, başka bir şey olur.” Sonra da konuşma devam ederken “İstersen zekâtına sayarsın, sadakana sayarsın.” şeklinde bir cümle kullandı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz de onu diyoruz işte.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – İki gündür bu lastik gibi sündürülmek suretiyle önce bir taraftan “sadaka kültürü” diye ironikleştirilen, bir anlamda tahrif edilen…

Esasen, sadaka kültürü son derece de aziz bir şeydir. İnsanların birbirine infak etmesi, sadaka vermesi çok da güzel bir şeydir. Bugün de burada, hele Kadri Hocanın -ağzından- zekât babında fıkıh usulü dersi vererek bunu küçümsemesi, hakikaten nezaketle bağdaşan bir şey değildir.

Bir açıklama gereği duydum. Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili açık bir şekilde grubumuza tekrar, başka anlamlar atfederek sataştı. Sadaka kültürünü tahrif ettiğimizden tutalım da, yakışıksız yaptığımız değerlendirme olarak…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Hayır, sadaka kültürünü siz konuşmadınız İdris Bey.

BAŞKAN – Gruba değil de Sayın Yıldırım’ı kastediyorsunuz siz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, grubumuzu da zan altında bıraktı.

Kadri Bey…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

Sayın Yıldırım, iki dakika söz veriyorum. Lütfen cevap hakkınızı yeni bir sataşmaya meydan vermeyecek şekilde kullanınız.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Teşekkür ederim.

Önce şunu söyleyeyim: Yani usulül fıkh açısından zekâtı küçümsemek, hakaret etmek gibi bir haddim ve yetkim yoktur. Ben sadece zekâtın İslam müessesesinde ne kadar duyarlı, hassas bir yönteme bağlandığını söylemek istedim. Yani nerede biriktiriliyor? “Beytülmal” dediğimiz hazinede mi biriktiriliyor? Listeler çıkarılıyor. Zenginlerin ayrı listesi, fakirlerin ayrı listesi. Bu, İslam’ın en güzel, ekonomik, iktisadi prensiplerinden bir tanesidir. Bu, en çok da takdir edilmesi gereken prensiplerden bir tanesidir. Bunun bir kere öyle bilinmesi gerekiyor. Zaten bunu çok takdir edilecek bir prensip olarak gördüğüm için de bu konuşmayı bu şekilde aldım ve şuna da inanıyoruz: Zekât o kadar önemlidir ki birinci Halife Hazreti Ebubekir’e bazı Arap kabileleri geldiler, dediler ki: “Ey Halife, biz namaz kılmayı kabul ediyoruz ama zekât vermeyeceğiz.” Kendisi yemin etti, “Ben zekât ile namazı ayıran olursa mücadele edeceğim.” dedi. Dolayısıyla, asla ve asla böyle bir nezaketten uzak, hele hele böyle farkında olduğum bir müessese hakkında o mümkün değil.

Ha, burada ne deniliyor? Zekâtın verileceği zaten Tevbe suresinin 60’ıncı ayetinde, köleleri özgürlüğüne kavuşturmak için ve fakirleri fakirlikten kurtarmak için, borçluları borçtan… Fukara “mesâkîn”, “rikab” köleler, “garimîn” de borçlular. Dolayısıyla burada demek istenilen, milleti zekâta muhtaç etmek yerine veya işçileri çağdaş köleler hâline getirmek yerine, fakirleri fakirliklerine devam edecek bir durumda bırakmak yerine, borçluları kredi kartı borçlarını ödemeyecek durumda bırakmak yerine bütün bunları bu vaziyetten kurtarmak en doğrusudur, en iyisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Yoksa zekâtı ben çok iyi biliyorum, sadaka kültürünü de çok iyi biliyorum. Bununla ilgili hiçbir tereddüdüm, şüphem yoktur, asla ve asla bir nezaketsizlik de söz konusu değildir. Bunun bilinmesini isterim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muharrem Erkek, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın “Denge” başlıklı 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün 8 Mart. Dünyadaki tüm emekçi kadınlara ve bu yüce Meclisin çatısı altındaki siz değerli hanımefendilere sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Tüm kadınlar ve tüm anneler, umarız barışın egemen olduğu bir dünyada yaşarlar.

Yine, bugün şehit haberleriyle derin bir üzüntü yaşadık. 2 şehidimiz var ve 1 sivil yurttaşımız yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren vatandaşlarımıza da rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, parlamentoların 3 temel görevi vardır: Birincisi, yasa yapmak; ikincisi, yürütme organını, hükûmeti denetlemek; üçüncüsü de bütçe hakkıyla bütçe yapmak ve kesin hesabı görmek. Bütçe hakkı, parlamenter sistemlerle özdeşleşmiş temel ve kutsal bir hak. Magna Carta’ya kadar dayanıyor, o kadar köklü. İngiltere’de lortlar kralın yakasına yapışıp “Bizden aldığın vergileri harcarken bundan sonra bizimle paylaşacaksın, bize de soracaksın.” dediği anda, işte, bütçe hakkı doğmaya başladı ve parlamenter sistemin temelleri de yavaş yavaş atıldı. Evet, bugün İngiltere’de, hepimizin bildiği gibi, yazılı bir anayasa yok ama öyle köklü bir demokrasi var ve parlamenter sistemle bütün sorunlarını çözüyor.

Evet, gündemimiz kesin hesap. 2014 yılı kesin hesabına baktığımızda, gelir ve gider tutarları arasında ciddi bir uyumsuzluk görüyoruz. Ayrıca, giderleri yanlış olan bir kesin hesap nedeniyle dengeden bahsetmek de maalesef mümkün değil. Ama çok önemli bir ayrıntı var: Kesin hesaba baktığımızda, ödenti üstü yüksek harcamaların -ben burada rakamlar vermek istemiyorum çünkü bütçe görüşmeleri sırasında rakamlarla çok boğulduk- Meclis onayı olmadan yapıldığını görüyorsunuz. Bu, yüce Meclisin, daha doğrusu milletimizin bütçe hakkının gasbı anlamına gelen çok önemli bir uygulama. Bundan derhâl vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Evet, Sayıştayı işlevsiz hâle getiriyorsunuz. Kesin hesap kanunu tasarısı, birkaç sayfadan ibaret bir kanun ama onun altyapısında, temelinde binlerce sayfalık dev bir çalışmanın ürünü var. Bu ayrıntıları Plan Bütçe Komisyonu üyeleri dahi göremiyor, bizler de sizler de göremiyorsunuz. Böylece Sayıştay işlevsiz hâle getiriliyor. Meclis adına denetim yapmakla görevli Sayıştayı devre dışı bıraktığınız zaman Parlamentoyu da, milletin egemenliğini de bütçe hakkı konusunda devre dışı bırakmış oluyorsunuz ve biz… Çoğunlukçu bir anlayış egemen olduğu için Mecliste, AKP’li üyelerin oylarıyla çok büyük olasılıkla bu kesin hesap kanun tasarısına “Evet.” denecek ve 2014 yılıyla ilgili, AKP Hükûmeti, ibra edilmiş olacak.

Değerli milletvekilleri, gelir bütçeleri yüce milletimizin ödediği vergilerle düzenleniyor. Anayasa’mızın 73’üncü maddesi, herkesin mali gücüne orantılı bir şekilde vergi vermesi gerektiğini söylüyor. Evet, bu, çok önemli, mali gücüyle orantılı şekilde. Gelişmiş demokrasilerde, gelişmiş ülkelerde yurttaşlara “vergi veren kişi” derler. Evet, vergi veren kişi, yurttaştır ve yurttaşlar, vergi veren kişiler hesap sorarlar. Yönetenler de hesap verme yükümlülüğü altındadır. Bugün ülkemizde milyonlarca insan, açlık sınırı altında yaşarken vergi veren kişi, yurttaş, Cumhurbaşkanlığı sarayının aylık giderlerinin ne kadar olduğunu sorduğunda ona derhâl cevap verilmesi demokrasi ve ahlak gereğidir. Çünkü hesap sorma ve hesap verme demokrasinin, şeffaflığın temel ilkelerindendir.

Evet, maalesef vergi yükünün adaletli bir dağılımı yok. Onunla paralel olarak gelir dağılımında büyük bir adaletsizlik ve büyük bir uçurum var ve sosyal adaletsizlik… Değerli milletvekilleri, her şey adaletle mümkündür; bağımsızlık, gelecek, eşitlik, özgürlük; her şey adaletle mümkündür. Onun için bizim Parlamento olarak adaleti, daha doğrusu, hukukun üstünlüğünü ve Anayasa’da bağımsız, güçlü bir yargıyı ivedi olarak tesis etme sorumluluğumuz vardır. Gelin hep birlikte Anayasa’da yargıç güvencesini teminat altına alalım. Gelin hep birlikte Siyasi Partiler Kanunu’nu, Seçim Kanunu’nu değiştirelim çünkü kanun yapmak, Anayasa yapmaya göre çok daha kolay, Meclisin iradesi için. Gelin hep birlikte ülkemizi birinci sınıf demokrasiye taşıyalım, 12 Eylül hukukunun bütün demokrasi ayıplarından ülkemizi kurtaralım.

Bugün dünyada ülkeleri 4 gruba ayırıyorlar: Tam demokratik ülkeler, kusurlu demokratik ülkeler, yarı otoriter ve otoriter ülkeler olmak üzere. Biz, maalesef, yarı otoriter, “melez demokrasi” dedikleri sınıfa gerilemiş durumdayız, Türkiye, bu tabloyu kesinlikle hak etmiyor. Peki, tam demokratik olarak kabul edilen ülkelere bakalım. Bu ülkelerin büyük çoğunluğunun parlamenter sistemle yönetildiğini özellikle vurgulamak istiyorum ve şunu ilave ediyorum: Değerli milletvekilleri, sorun kesinlikle hükûmet sisteminde değil, sorun başka yerlerde değil, sorun demokrasimizde ve uygulamalarda; onun için, demokrasi ve özgürlük diyorum.

Değerli milletvekilleri, niye Türkiye yarı otoriter sınıfında kabul ediliyor? Bakın, bugün, devletin başı olarak Sayın Cumhurbaşkanı -Hükûmetin başı değil, değerli milletvekilleri çünkü Hükûmetin başı, Bakanlar Kurulunun Başkanı Başbakandır- Anayasa’ya ve hukukun üstünlüğüne bağlı kalacağına yemin ettiği hâlde hemen hemen her gün yargıya talimatlar verdiği zaman, işte o zaman adalete olan güveni temelinden sarsmış oluyoruz. Devletin gerçek hazinesi adalettir değerli milletvekilleri. Siz, devletin temeli olan adaleti temelinden sarsarsanız o zaman demokrasinin güvencesi olan hukuk sistemini de allak bullak etmiş olursunuz.

Bakın, Anayasa Mahkemesi bir karar verdi, bir hak ihlali tespiti kararı. Evet, Anayasa Mahkemesi kararları da olmak üzere bütün yargı kararları eleştirilebilir, bu, çok doğaldır ama sade bir yurttaşın eleştirmesiyle devletin başı olan ve Anayasa üzerine yemin etmiş olan Cumhurbaşkanının eleştirmesi arasında dağlar kadar fark vardır. Üstelik Cumhurbaşkanı, eleştiri sınırlarını aşarak “Alt mahkeme direnmeliydi, savcı itiraz edebilir.” şeklinde beyanda bulunursa bu, eleştiri değildir değerli arkadaşlar, bu, yargıya açıkça bir müdahaledir. Bunlar bizi iyi yerlere götürmez; onun için, hep birlikte hukukun üstünlüğünü tesis etmek zorundayız.

Değerli milletvekilleri, liberal demokrat diyoruz, sosyal demokrat diyoruz, mufazakâr demokrat diyoruz. Burada sihirli kelime “demokrat” kelimesi. Tam karşılığı -hepiniz biliyorsunuz- “demokrasiye inanan” demek. Bizler, merkezimize demokrasiyi ve hukuku koyarsak işte o zaman bütün sorunlarımızı medeni bir şekilde tartışarak çözeriz diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, son bir konu, bütçe görüşüldüğü için, bütçeye de çok önemli bir yük getirmeyeceğini düşündüğüm bir konu: Milletvekilleri olarak hepimizin birlikte çalıştığı danışmanlar var, personel var. Biz bu arkadaşlarımızla gece gündüz çalışıyoruz ve bir ekip oluyoruz, mesela yeri geliyor aile oluyoruz. Bu arkadaşlarımızın ciddi sorunları var. Evet, milletvekillerinin danışmanlarının kadro sorunları var, tazminat sorunları var. Bu sorunların çözülmesi gerekir diye düşünüyorum. Bizler, en yakın çalışma arkadaşlarımızın sorunlarını çözebilirsek hakkaniyete uygun hareket etmiş oluruz diye düşünüyorum. Çünkü, hiç kimse, hiç kimsenin iki dudağının arasında keyfî bir şekilde çalışmamalı; bir kimsenin geleceği, ailesi, iş güvencesi bir kimsenin iki dudağının arasında ve keyfî bir iradenin tahakkümü altında olmamalı diye düşünüyorum.

2014 yılı kesin hesabına maalesef, evet dememizin mümkün olmadığını da takdirlerinize arz ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Madde üzerinde siyasi parti grupları adına konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, sıra, şahısları adına söz talep eden sayın milletvekillerinde.

Sayın Vural, sizin talebiniz var, şahıslardan sonra versem uygun mudur?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, tabii.

BAŞKAN – Şimdi, şahsı adına ilk konuşmacı, Eren Erdem, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdem. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi Devrimi’nden sonra vahşi kapitalizm, bizim coğrafyamızı çok olumsuz etkiledi. Biz, kapitalizme alternatif bir düşünce sistemi üretmek yerine, sistematik bir şekilde, İslam coğrafyasında, ona, yine aynı coğrafyadaki mütefekkirlerin deyimiyle, abdest aldırmayı tercih ettik ve buna karşı her zaman alternatif görüşler de ortaya çıktı değerli arkadaşlar.

Rahmetli bir mütefekkir Ali Şeriati, Sanayi Devrimi sonrası Müslümanların yaşadığı bizim coğrafyamızdaki insan prototipini “tüketime tapma dininin mutaassıp mümini” olarak tanımlar. Çok enteresan bir ifadedir. Bu tanımın altında ifade edilen sınıf “Yozlaşmış bir maneviyata sığınan, bunu yaparken sürekli, asıl membayı kirleten ve sermayeye secde etmiş entelektüelimsinin yarattığı çarpıtılmış medeniyet tasavvurunun arkasından konuşan bir ideolojinin temsilcisidir.” Çok tehlikelidir, üstünde durulması gereken bir tipolojidir. Arkadaşlar, bu tipoloji yaptıklarıyla övünür; yalnız üretim-tüketim sarmalı, tüketken üretim ve üretken tüketim bağlamının dışına çıkamaz. Bu o kadar önemli bir kavramdır ki aslında, keşke vakit olsa üstünde hep beraber hasbihâl edebilsek.

Arkadaşlar, daha tehlikelisi, bu tipoloji, maddiyatı, dinin yerine geçirip ona maneviyat elbisesi giydirmek gibi çok tehlikeli bir oyunu da sahnelemeye başlar. Arkadaşlar, buna da Ziya Paşa “acemi müneccim” der ve Terkîb-i Bend’inde şöyle bir ifade kullanır: “Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim/Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde.” Yani, arkadaşlar, “Gökte, semada yıldız arayan müneccim gafletle önündeki kuyuyu göremez.” noktasında bir ifade kullanır.

Buna istinaden, konuyu güncelleştirme babında, dün burada zikredilen bir hadiseyi sizin vicdanınıza teslim etmek istiyorum. Ülkemizin uydu yapması ve uzaya göndermesi bizim için gurur vericidir, bununla övünürüz, bundan dolayı mutluluk duyarız ve bunun övüncünü her yerde paylaşırız. Bizim meselemiz, ülkemizin uydu yapıp uzaya göndermesi değil, bizim meselemiz, o uydulardan sadece bir siyasal sınıfın temsilcilerinin kanallarının yayın yapabiliyor olmasıdır, bundan başka bir problemimiz yoktur. Dolayısıyla, o uydunun uzaya gitmesi elbette ki iktidarın vazifesidir ama o uydudan her düşüncenin eşit temsiliyet hakkının korunması da iktidarın vazifesidir. İktidar partisi milletvekillerinin bu hususa yönelik konuşmalar yapmasını da temenni ederim.

Arkadaşlar, iktisadi fakirlik ve dengeden bahsedeceğim. Bir ülkenin yöneticileri, amirleri -Kur’an’ın ifadesiyle “mele-i mütrefin”- toplumun önde gelenleri zenginse o toplum fakirdir, bunlar fakirse o toplum zengindir. Bu, iktisadi fakirliğin ve zenginliğin tanımıdır. Esas fakirlik ise itikadi fakirlik arkadaşlar, bir ülkenin sahaflarında satılmamış kitapların üzeri tozla dolmuşsa ve o ülkenin insanları o sahaflarda üstü toz kaplı kitaplarla iştigal etmiyorsa orada itikadi fakirlik vardır. Ve aynı şekilde değerli arkadaşlar, daha da vahimi, bu itikadi fakirlik, yemeksiz geçirilen bir gece değil, düşünmeden geçirilen bir gecenin ehemmiyetine işaret eder. İtikadi fakirlik arkadaşlar, kendi iktidarını yaratır. Bu iktidar itikadi fakirlikten, itikadi fakirlik de bu iktidardan beslenir. Biz her ikisinden de uzağız ve Allah’a sığınırız.

Arkadaşlar, bu kürsüde, elbette, ifade edilen Kur’an ayetleri… Ki bu, memnuniyet verici, her grup böyle ifadeler kullanıyor. Son kez bir şey söyleyip sözümü tamamlayacağım ve bütçeyi bu ayet bağlamında vicdanınıza teslim edeceğim. Kur’an’ın Haşr suresinin 7’nci ayeti diyor ki mealen: “O mallar ve nimetler, sadece zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın.” Bu bütçe, maalesef, bu ilkenin ve prensibin 180 derece zıddında oluşturulmuş bir bütçedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EREN ERDEM (Devamla) – Sadece zenginler arasında dolaşan malları koruyan bir bütçedir.

Bu bağlamda, Kur’an ayetlerini buradan zikreden değerli milletvekili kardeşlerimizin, bu hassasiyetleri gözeterek siyaset üretmesini temenni ederiz.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP, HDP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, Nihat Öztürk, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

İdil’de şehit olan polis kardeşlerimizin nezdinde tüm şehitlerimizi saygıyla anıyorum, Allah’tan rahmet diliyorum.

AK PARTİ hükûmetlerinin 14’üncü bütçesini yapıyor olmanın haklı onurunu ve gururunu yaşadığımızı buradan belirtmek istiyorum. Her siyasetçiye nasip olmayacak bu sevincimizde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Öncelikle, bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Gönlümüzde her zaman müstesna bir yere sahip olan, gerek aile gerek toplum yapımızın temel direği olan, başta eşim ve annem olmak üzere, tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü Kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, on dört yıllık iktidarımız dönemi, her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da doksan üç yıllık cumhuriyet tarihimizin en parlak dönemi olmuştur. AK PARTİ iktidarı boyunca, tüm dünya ekonomik krizle boğuşurken Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 4,7 büyüme göstermiştir. Artık benim ülkem, IMF kapısında borç dilenen, IMF kapısında diz çöken bir ülke değildir. Ekonomide bu gurur ve onur verici tabloyu ortaya çıkaran en önemli unsur güven, istikrar ve mali disiplindir.

Bu başarıya inanmayanlara ve 2002 Türkiyesi’ni bugünlere tercih edenlere hatırlatmak isterim ki 2002 Türkiyesi’nde insanlarımız zamanlarını hastane ve eczane kuyruklarında geçiriyordu, hatta, hastasını rehin bırakıyordu. Hastasını rehin bırakmakla kalmıyor, morgdan cenazesini almak için senet imzalıyordu. Çocuklarımız, 70 kişilik sınıflarda kara tahta önünde ders görüyordu. Yine, çocuklarımız, kitap bulabilmek için kitapçı önünde zamanlarını harcıyordu. İnsanımızın alın teri, kazançları faiz lobileri tarafından acımasızca sömürülüyordu. Ama bizler, halkımızın desteği ve Allah’ın yardımıyla kimsenin hayal dahi edemediği birçok projeyi hayata geçiriyoruz ve çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Yön verilen değil, yön veren bir Türkiye için, gelişen ve büyüyen bir Türkiye için AK PARTİ kadroları, milletimizle aynı istikamette yol almaya devam edecektir. İnsan ve hizmet odaklı politikalarımızla, birileri istese de istemese de milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz.

Bu kürsüden iktidarımızla ilgili asılsız, mesnetsiz birçok iddialar ortaya atıldı. Tabii ki muhalefet eleştiri hakkını kullanacak. Lakin bu eleştiri, kesinlikle bizlere ve iktidarımıza hakaret seviyesinde olmamalıdır. On dört yıldır yapılan icraatları itibarsızlaştırmaya, başarıları gölgelemeye kimsenin hakkı yoktur. Bizim için önemli olan bu sözler değil, önemli olan milletimizin ne söylediğidir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oo, bravo(!) Ya, bir alkış edin Allah aşkına!

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) – Milletimiz, 2002 yılından bu yana her seçimde AK PARTİ’ye olan güvenini, desteğini artırarak ortaya koymuştur. Biz halkımıza inanıyor, halkımıza güveniyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hocam, siz alkışlamıyorsanız biz alkışlayalım!

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) - Onlardan aldığımız güç ve inançla, milletimizin refahı, huzuru ve mutluluğu için çalışmaya devam ediyoruz. İnandığımız ve itibar ettiğimiz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi geliyor alkış!

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) - …tek güç milletin gücüdür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP, HDP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar[!])

Millet, daha dört ay önce sözünü söylemiş, AK kadroların arkasında dimdik durmuştur. Bizim için önemli olan da budur. Yıllardır aynı teraneleri ısıtıp ısıtıp milletin gündeminden uzak olarak bu kürsülerden söyleyenler, 1 Kasım seçimlerinden ders almamış olmalılar ki aynı üsluba devam ediyorlar. Millet, son sözünü 1 Kasımda söylemiş, milletin adamlarına sahip çıkmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar[!])

Hiç kendinize soruyor musunuz AK PARTİ neden on dört yıldır iktidarda diye? (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bulamadım!

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) - Girdiği her seçimi neden kazanıyor sizce AK PARTİ?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bilemiyoruz vallahi. Anlat da bilelim çok mu çalışıyorsunuz?

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) - Madem benim ülkem, sizin söylediğiniz gibi doğru yönetilmiyorsa, gerçekten milletimiz, sizin söylediğiniz gibi sıkıntı içerisindeyse neden bu millet size oy vermiyor?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Neden?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Neden?

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) - Ve neden bu millet her seçimde sizi sandıkta hüsrana uğratıyor? Bunları hiç düşündünüz mü? Acaba bu millet mi yanlış yerde duruyor, yoksa siz mi bu milletin gündeminden ve hissiyatından uzaktasınız?

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Bir de o milletin adını söyleyin de bir alkışlayalım sizi!

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) – Bu millet, kendine yakın hissettiği, zalimin karşısında, mazlumun yanında yer alan, halka hizmet Hakk’a hizmet anlayışıyla milletimizle birlikte bugünlere gelen Kurucu Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hah, burada bir alkış! Burada bir alkış!

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) – …Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu ve dava arkadaşlarıma hep sahip çıkmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından “Ooo” sesleri)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Daha ne yapalım biz size? CHP varsa herkes için var!

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) – Siz bu sahip çıkmayı tesadüf mü zannediyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT ÖZTÜRK (Devamla) – Her ne kadar sizler isminden rahatsız olsanız da, her ne kadar sizler Recep Tayyip Erdoğan’ın varlığından rahatsız olsanız da biz bu kürsülerden Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı sunmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından “Ooo” sesleri)

Bu vesileyle 2016 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Sayın Baluken, söz talebiniz var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet Sayın Başkanım, bir açıklama yapmam gerekiyor.

BAŞKAN - Sayın Baluken ve Sayın Bostancı’nın söz talepleri var.

Buyurunuz Sayın Baluken.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP’li bir milletvekilinin, Cumhurbaşkanının bazı ifadeleriyle ilgili kürsüde dile getirdiği düşünceleri nedeniyle kendisinin Mecliste olmadığı bir zamanda hakarete varan söylemlerde bulunduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu üçüncü köprüyle ilgili Cumhurbaşkanının yapmış olduğu “İkramiyeyi verin, sadakadan sayın.” söylemiyle ilgili kürsüden kendi düşüncelerimi ve bunun ne anlama geldiğini açık bir şekilde ifade etmiştim. Gerek dün gerekse bugün grubumuz adına konuşan sayın hatipler de bu konuda gerekli açıklamaları yaptılar. Ancak dün bir sağlık sorunu nedeniyle Meclis sınırları içerisinde olmadığım bir saatte -kendisi burada olsaydı ismini verecektim ama burada olmadığı için, onun yaptığı gibi etik dışı bir anlayış içerisine girmeyeceğim, ismini vermeyeceğim- AKP'li bir milletvekili, konuşmasının neredeyse yarısını benim bu yapmış olduğum açıklamayı çarpıtma ve yer yer de hakaretlere varan söylemlerle geçirmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız, mikrofonunuzu açıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yetmeyecek; Sayın Başkan, bu meramımı bitirmem lazım.

BAŞKAN – “Mikrofonunuzu açıyorum.” dedim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, bunun için gerekli açıklamaları yaptık, hatiplerimiz de yaptılar, ona girmeyeceğim ancak bu milletvekilinin, benim hakkımda, ben burada yokken, Meclis sınırları içerisinde yokken “Kendi aklını kullanamıyor demek ki.” şeklinde bir cümle kullandığını tutanaklardan öğrendim. Ben, tabii, bütün milletvekillerinin muhakeme etmesi açısından kimin aklını kullanıp kullanmadığının resmini bir ortaya koymak isterim. Ben burada o konuşmayı yaptığım sırada bu milletvekili bu sıralarda oturuyordu ve İç Tüzük ve Anayasa’nın gerekli olan maddeleri de bu milletvekilinin aklını kullanarak benim bu değerlendirmelerimle ilgili benim burada bulunduğum saatte kürsüden cevap vermeye elveriyordu, cevaz veriyordu ama bunu yapmadı. Yirmi dört saat geçtikten sonra, benim burada olmadığım bir saatte buraya gelip o hakareti ifade etmiş.

Şimdi burada iki ihtimal var Sayın Başkan: Ya bu sayın milletvekilinde, dediği gibi, aklını kullanma yeteneğiyle ilgili anlık bir sorun var -aradan yirmi dört saat geçmesi gerekiyor, halkın deyimiyle jeton biraz geç düşüyor- ya da yirmi dört saate rağmen de böyle bir özellik için başka bir yerden bir akıl verilmesi gerekiyor yani jeton düşmemesine rağmen başka bir yerden gelen akılla yirmi dört saat sonra burada bu şekilde bir itham, bir hakaret ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bu konudaki takdiri Genel Kurula bırakıyorum.

Ayrıca, akli melekelerle ilgili, Cumhurbaşkanının ismi geçtiğinde bile burada zıplayıp büyük bir hassasiyet gösteren AKP Grubunun burada bulunmayan bir milletvekili ve grup başkan vekili için yapılan bu değerlendirmeyle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …ikircikli tutumunu da yine Genel Kurulun takdirine bırakıyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Bostancı, buyurun.

45.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadeleri ile İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Burada çeşitli partilerden hatipler konuşuyorlar. Bazen alınganlık doğuran, bazen hoşa gitmeyen, bazen muhakkak eleştirilmesi gereken ifadeler de oluyor ama ilgili partilerden her zaman burada vekiller var ve onlar söz alarak gerekeni yaparlar. Zannediyorum, o gün HDP’den de üye arkadaşlar vardı, keşke onlar söz alıp sıcağı sıcağına bu konuyu konuşsalardı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şahısla ilgili hakarete girmemişler, yoksa cevabını vermişler tabii.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Eren Erdem, burada ilginç bir başlangıçla bir konuşma yaptı kapitalizm-İslam mukayesesi üzerinden. Aslında, ağır konuyu tabii ki beş dakika içerisinde toparlaması mümkün değil. Sonuçta son derece klişe bir biçimde, AK PARTİ eleştirisi manasına gelecek “abdest aldırılmış kapitalizm” gibi klişe, popüler bir eleştiriye bağladı. Doğrusu, kapitalizm-İslam mukayesesi gibi yakın tarihin çok önemli bir mecrasına atıflarla başlayıp sonuçta popüler bir klişeye bağlamasını uygun görmediğimi belirtmek isterim. Hele, siyasi partilere ilişkin değerlendirme yaparken onların son derece önemli toplumsal ve politik dönüşümler neticesinde ortaya çıkmış olduklarını, arkasında bir tarih bulunduğunu ıskalamamak gerekir. AK PARTİ’nin arkasındaki tarihte de Osmanlı’dan cumhuriyete intikal eden bütün o tartışmalardan beslenen bir muhakeme bir müktesebat vardır. Osmanlı’da da Ohannes Paşa’dan, Parvus Efendi’den, Mehmet Ali Ayni’den, Sebilürreşad dergisi etrafındaki insanlardan, Mehmet Akif’ten, Ziya Gökalp’ten, zamanımıza doğru gelindiğinde Sabri Ülgener’den, Ahmet Güner Sayar’dan, sayamadığım daha birçok insandan bu kapitalizm-İslam…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Birçok mütefekkir sadece bizim coğrafyamızda değil, işte, Daryush Shayegan’dan Ali Şeriati’ye, İran’dan, Avrupa’daki birçok mütefekkirden, Sombart’tan, Weber’den benzer konulara ilişkin değerlendirmeler olduğunu biliyoruz ve büyük toplumsal politik hareketler, sadece AK PARTİ değil, buradaki bütün siyasi hareketler bunlara ilişkin hatırlatmaları hesaba katarak pozisyon alırlar ve o çerçevede davranırlar. O yüzden, partilere yönelik değerlendirme yaparken hafife alıcı tarzda klişe birtakım ifadelerle, “abdest aldırılmış kapitalizm” gibi hoş olmayan bir yaklaşımı sergilemeyi uygun bulmadığımı belirtmek için bu sözü aldım. Bir sataşma olarak değil ama Sayın Eren Erdem’in İslam-kapitalizm bağlamında hakikaten çok ilgi çekici bir başlangıç yaptıktan sonra oraya bağlamasına itiraz babında bunu söylemeyi gerekli buldum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Daryush Shayegan deyince onun “Yaralı Bilinç”, “Melez Bilinç” kitaplarından bir şeyler söyleyeceksiniz diye bekledim ama yarım kaldı.

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Erdem, buyurun.

EREN ERDEM (İstanbul) – 69’uncu maddeye göre, benim ifade etmediğim bir şeyi ifade ettiğim yönünde bir görüş olduğunu belirttiği için sayın grup başkan vekili, açıklama hakkımı kullanmak istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sataşma yapmadım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – On beş dakika sataştı efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yerimden açıklama yapabilirim.

BAŞKAN – 69’uncu madde çerçevesinde size söz veriyorum.

Sayın Erdem, buyurun.

Sayın milletvekilleri, şimdi, ben milletvekillerinden şunu rica ediyorum: Söz talep ederken daha yüksek sesle konuşmalarını rica ediyorum. O ses buraya çok yavaş intikal ediyor ya da bazı kelimeleri duymakta zorluk çekiyoruz.

Buyurunuz.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, öncelikle, Sayın Bostancı’nın bu alınganlığını anlamış değilim. Ben konuşmamda en ufak bir nezaketsizlik yapmadım. İktidar partisinin adını ağzıma hiç almadım fakat başta Orta Doğu ve demin de… Sayın Bostancı’ya ek olarak ben de birkaç isim sayayım. Mesela Roger Garaudy gibi Fransız mütefekkirlerin de zikrettiği ve âdeta siyaseti tanımlayıcı bir kavrama dönüşmüş “abdestli kapitalizm” kavramını neden iktidar partisi üstüne alındı, bunu anlamış değilim. Ben iktidar partisinin ismini ağzıma almadığım hâlde bunu üstüne alınması elbette, politik açıdan düşündürücü.

Bir diğeri: Elbette ki İslam-kapitalizm bağlamındaki sunuşlar, bizim ülkemizin içinde bulunduğu reel politik pozisyonu da kapsayıcı bir dille ülkemizin koşulları içinde de değerlendirilmesi gereken konulardır. Demin ifade ettim, burada sayın milletvekillerimizin Kur’an’ın beyanlarını, ayetlerini telaffuz etmesi fevkalade memnuniyet verici. Ama konuşmamın sonunda ifade ettiğim Haşr Suresi’nin ilgili ayetinde yer alan, mealen, servetin sadece zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaması noktasına geldiğimizde politik bir adım atmıyoruz. Dolayısıyla burada “abdestli kapitalizm” kavramının bir siyasi parti tarafından alınganlık hususunda değerlendirilmesi fevkalade düşündürücüdür. Ben konuşmamın hiçbir yerinde bir siyasi partinin ismini zikretmediğim hâlde, Milliyetçi Hareket Partisi, Halkların Demokratik Partisi değil, iktidar partisi bu kavramı kendi üstüne alınmıştır; bu da benim açımdan düşündürücü bir durum olmuştur.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu konuda Sayın Bakan da cevap verecek birazdan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

Buyurunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, “kapitalizme abdest aldırmak” ifadesi gündelik tartışmalarda zaman zaman atıf yapılan ve AK PARTİ’ye yönelik bir eleştiri olarak kullanılan bir kavramdır. Yoksa “Hava bulutlu verildi, bize de ördek denildi.” alınganlığı değil bu. Sayın Eren Erdem de bunu bilir, bu çerçevede o imayı yaptı, o bakımdan bu açıklamayı gerektiriyor.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Savcı olsan senin elinden kurtulamaz kimse.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kapitalizme mi karşısınız, abdest alınmasına mı karşısınız?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bostancı, niyet okuma konusunda herkesin niyetini okuyorsun yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Abdestli” bölümüne mi, “kapitalist” bölümüne mi, hangisine?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, çok küçük bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum.

Bütçe görüşmeleri boyunca biraz önce grubumuza yaptığınız eleştiri hiçbir başkan vekili tarafından yapılmadı. Buradan şu anlamı çıkarıyoruz: Grubumuzdaki tüm milletvekillerinin size duydukları saygı ve sevgi sonucunda ses tonlarını yükseltmeye kesinlikle cesaret etmedikleri anlamı çıkar.

Teşekkür ederiz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, çok teşekkür ederim.

Aslında çok derin bir konuya giriliyordu, Ali Şeriati, Daryush Shayegan, Max Weber. Keşke zamanımız izin verse, gündem izin verse de bu konuları konuşabilsek ama şimdi bütçeye devam ediyoruz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Siz de burada olsanız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, televizyon programında konuşsunlar. Sayın Bostancı çıksın televizyon programına, konuşalım bunları.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Özel .bu güzel cümleleriniz için, sağ olun.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde siyasi parti grupları ve şahıslar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Soruları başlatıyorum.

İlk soru Sayın Tuncer’in.

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Amasya, önemli bir tarih kenti olmanın yanında, çok önemli bir tarım kentidir. Gümüş Ovası, Merzifon Ovası, Suluova Ovası, Geldingen Ovası ve Yeşilırmak kenarında, çok verimli ve mikroklima özelliğinde tarım alanları gibi, Türkiye’nin en verimli ve büyük ovaları vardır. Amasyalının en büyük geçim kaynağı da bu ovalarda yetiştirip sattığı tarımsal ürünlerdir. Böyle önemli bir tarım şehrine şu an termik santral yapılmaya çalışılmaktadır. Termik santral, Amasya’nın tarımı ve Amasyalılar için ölümdür. Termik santrali hiçbir Amasyalı istememektedir, kaldı ki Avrupa Birliği de fosil enerjiden vazgeçmektedir.

Sayın Bakan, millî iradeye rağmen termik santral yapmaya devam edecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, baharın habercisi olan ağaçların çiçek açması Malatya’da tedirginlik yaratmakta; herkes ağaçlar çiçek açtığı için, bahar geldiği mutlu olurken, Malatyalıların geceleri gözlerine uyku girmemektedir. Malatya’nın neredeyse tamamını ilgilendiren ve Malatya’nın geçim kaynağı olan, ekonomimizin bel kemiği olan kayısı ağaçları çiçek açmaya başladı. Başta Kale ilçesi olmak üzere, Malatya bir geline benzer şekilde beyaza büründü. Bu güzellik, don olması durumunda Malatyalıların bir yıllık emeklerinin yanması demek. Mart, nisan ayında Malatyalıların gözlerine uyku girmez, kara kara düşünürler. Kimi yoksul Malatyalı geceleri lastik tekerlek yakmayı düşünür, kimi çoluk çocuğunun rızkı için dua eder. Ne yapsın ki? Malatya’nın Meteoroloji Bölge Müdürlüğü başka ile alınmış. Israrla talep ve teklif etmemize rağmen alan bazlı destek verilmiyor. TARSİM’de ürünü sigorta ettiremiyor; çok pahalı, prim ödemeye takati yok. Sizden ricam Sayın Bakan, Malatya Milletvekili olarak talebim, alan bazlı desteğin derhâl verilmesidir. Diğer illerde böyle bir uygulama vardır. Malatya bunu hak etmektedir. Alan bazlı destek Malatya’yı ayağa kaldırır. Ayrıca, TARSİM prim ücretlendirmesi de tekrar gözden geçirilmelidir. Malatyalılara bu müjdeyi vermenizi sizden rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüm...

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Nazım Hikmet’ten kısa bir şiir okumak istiyorum kadınlar adına.

“Kimi der ki kadın,

Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.

Kimi der ki kadın,

Yeşil bir harman yerinde,

Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir, boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran,

Kimi der ki çocuk doğuran.

Ne o ne bu ne döşek ne köçek ne ayal ne vebal.

O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.

Yavrum, annem, karım, kız kardeşim, hayat arkadaşımdır.”

BAŞKAN – Sayın Erdoğan… Sayın Mehmet Erdoğan.

Bundan sonra Erdoğanlara söz verirken isimleriyle hitap edeceğim çünkü Meclisimizde 2 Mehmet Erdoğan var, 1 de Hüsnüye Erdoğan var.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkanım, benim süremden gitmiyor değil mi?

BAŞKAN – Hayır hayır, sürenizi baştan alıyorum.

Buyurunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, inşaatı 2012 yılından beri devam eden 25 yataklı Datça Devlet Hastanesi inşaatı daha kaç yıl sürecek? Datçalı hemşehrilerim yeni devlet hastanelerine ne zaman kavuşacak?

Daha önce uzman erbaşların kamuda bir göreve atanabilmesi için iki yıl görev yapmaları yeterliydi. Bütçeden önce görüştüğümüz torba kanunla bu süre yedi yıla çıkarıldı ancak torba kanundaki düzenlemeden önce iki yıl ve daha fazla süreyle çalışarak kamuda bir göreve atanmak için birliklerle sözleşmelerini sonlandıran uzman erbaşların durumu ne olacak?

Yine, kanunda öngörülen süre kadar uzman erbaş olarak çalışan ve atanmayı bekleyen uzman erbaş sayısı 10 bini geçmiştir, bu kardeşlerimizin mağduriyeti bir gün sonlanacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin verdiğiniz rakamlarla ve yüzdelerle sayın konuşmacıların verdiği servet dağılımındaki yüzdeler çok farklı görünüyor. Şimdi, BDDK’nın verdiği verilere göre, Türkiye’de 64 milyon civarında hesap var. 250 bin ile 1 milyon arasında olan hesap sayısı 398 bin, 1 milyon liranın üzerindeki hesap sayısı 93 bin yani binde 7,2’si. Ama, bunlar toplam mevduatın yüzde 67’sine sahipler.

Yine, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının açıkladığı rakamlara göre, 250 bin ile 1 milyon arasındaki mevduat, daha doğrusu hesap sayısı 15 bin, 1 milyonun üzerinde ise 4 bin. Toplam 1 milyon hesap içerisinde, bu da yüzde 1,94’e geliyor yani hesabın yüzde 86,15’ine yüzde 1,94’ü sahip. Bu rakamlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – İdil’deki şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Meclisi bu sorunun çözümü konusunda göreve davet ediyorum.

Sayın Maliye Bakanı, imtiyazlı otoyol, havalimanı, köprü, maden sözleşmelerinden; yoksullaştırdığınız halka dağıttığınız makarna, bakliyat torbalarından, şehir rantlarından, özel ihalelerden zengin ettiğiniz Cengiz İnşaat, Limak, Kolin, Çalık, Sancak ve Torunlar şirketleri vergi rekortmenleri listesinde var mı? Ne kadar vergi verdiler?

300 milyar bütçenin yüzde 1’inden fazlası olan 400 milyon lirayı -Cengiz İnşaatın vergi borcunu- sıfırlarken, depremden zarar gören, iş yerleri kapanan Vanlıların vergi borçlarını neden silmediniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Kocaeli Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü bünyesinde açılan Kadın Konukevinde ocak-şubat aylarında 122 kadın sığınmacı kalıyor. Kamuoyunda “kadın sığınmaevi” olarak bilinen bu evin kapasitesi ise 90’dır. Kocaeli’de bulunan aynı evde 2014 yılında 614, 2015 yılında ise 537 olmak üzere, kurulduğundan bu yana, şiddet gören toplam 1.273 kadın sığınmacı barındı. Hükûmet kadınların sığınmaevlerindeki durumlarını düzeltmek için ne yapmayı düşünüyor?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Bakana cevapları için söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Amasya’da termik santral yapımıyla ilgili sayın vekilimiz bir soru sordu ancak bu detayda elimde bir bilgi yok. Enerji Bakanlığıyla görüştükten sonra, neden burada bir termik santral yapılmasına gerek görüldü, oradaki çevresel koşullarla ilgili olarak ne tür analizler yapıldı… Zaten mutlaka bir ÇED raporu alınması gerekiyor ama detaylı bilgileri aldıktan sonra sizlerle paylaşırım.

Sayın Ağbaba’nın “Malatya’da alan bazlı desteklere bir an önce geçilmelidir.” şeklinde bir değerlendirmeleri oldu. Bu konuda da uygun görürseniz, Tarım Bakanımızla bir görüşeyim konuyu, hani orada, o bölgede yapılan mevcut desteklemelerde hangi yöntemler kullanılıyor, bu öneri ne kadar uygulanabilir, onu kendisiyle paylaşayım.

Sayın Tüm bugün bir şiir okudu, ben de günün anlam ve önemine uygun bir şiir okuyayım, çok sevdiğim bir şiirdir. İnşallah, herkes dinlemekten memnuniyet duyar.

“Ezan sesi duyulmuyor

Haç dikilmiş minbere

Kâfir Yunan bayrak asmış

Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim

Hep verelim elele

Patlatalım bombaları

Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve fakat

binlerce yılın yabancısı bir ses

değdi minarelere: Tanrı uludur Tanrı uludur

Polistir babam

Cumhuriyetin bir kuludur.”

İsmet Özel’e ait bir şiirdir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Nasıl bir şiir bu ya?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hakikaten, içimizi sızlatan tarihsel geçmişe de ifade ve referans veriyor.

Sayın Erdoğan bu Datça’daki hastaneyle ilgili bir soru sordular. Onu Sağlık Bakanlığından öğrendikten sonra bilgi vereceğim.

Uzman erbaşlar konusunda arkadaşların bana verdikleri henüz bir bilgi yok. O konuda da uygun görürseniz bilgi aldıktan sonra cevap vermek isterim.

Sayın Şeker, özellikle bu şehir rantları konusunda ve vergi borçları konusunda bir sorunuz oldu. Şunu söyleyeyim: AK PARTİ hükûmetleri döneminde bir kere gerçekten kişi başına millî geliri satın alma gücü paritesiyle bugün karşılaştırdığımızda 8.667 dolardan bugün gelinen noktada 20.298 dolara gelmiştir yani Türkiye’de kişi başı millî gelir dolar cinsinden satın alma gücü itibarıyla 3 kat artmıştır. Millet olarak, ülke olarak hepimiz zenginleştik.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Paylaşım nasıl?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok çok güzel paylaşıldı.

Yine bu dönemde gelir dağılımı istatistiklerine baktığımız zaman Gini katsayısı uluslararası bir göstergedir; 0,44’ten 0,38’e gelmiştir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Eski OVP’den söylüyor yalnız Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – En düşük gelire sahip yüzde 10 ile en yüksek gelire sahip yüzde 10’u mukayese ettiğimizde 2002’de 18 kattan şimdi ise 11 kata gelmiştir.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Banka mevduatlarını sordum, söylemediniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Gelir dağılımı ne zaman bozulur biliyor musunuz?

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Siz geldikten sonra böyle oldu!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bir ülke eğer batarsa o zaman bozulur. Hâlbuki bu dönemde gerçekten gelir dağılımının iyileştirilmesi noktasında önemli gelişmeler kaydedilmiştir fakat bizim bunu yine de OECD ülkeleri arasında baktığımız zaman daha da iyileştirmemiz lazım. Bunu da özellikle paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yerimden bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Özgür Özel, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, ben söz almak zorunda kaldım. Bir Maliye Bakanı, bir Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanı konuşması dinlerken, öyle araya bir parça girdi. Tabii, bunun bir bakana ait, Türkiye Cumhuriyeti kabinesine, hükûmetine ait bir bakana ait bir konuşma olduğuna inanmak çok güç. Gerçekten çok üzüntü duyuyorum. Tabii, şairler şiir yazarlar. Hangi dönemde yazdılar, hangi şartta yazdılar, o ayrı ama bir bakan, açıkça nefret söylemi içeren buraya taşıdığında ve içindeki her tarafıyla, hani zücaciyeci dükkânındaki bir fil gibi burnuyla başka tarafı, kuyruğuyla başka tarafı deviren bir özensizlik içinde bir söylemde bulundu. Diplomatik ilişki içinde olduğumuz -geçmişte yaşananlar ne olursa olsun- Yunanistan’a karşı “kâfir Yunan” ifadesinin yer aldığı -yani bir bakan yapıyor bunu, bilmiyorum Dışişleri Bakanı bununla ilgili ne düşünüyordur- “Çanlar sussun her yerde.” gibi maksadı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan çok sayıda Hristiyan’ı inanılmaz rencide edebilecek bir kısmı da içeren, sonra -Cumhuriyet Halk Partisine sataşmak için yaptı herhâlde- “Minarelerden başka bir zehir yükseldi.” falan gibi şeyler söylüyor, ezanın Türkçe okunmasıyla ilgili bir şey söylüyor herhâlde. Ama açıkçası, yani böyle bir konuşma bu Meclis çatısı altındaki hiçbir milletvekiline yakışmaz da, Kabinenin bir üyesi bunu niye yapıyor, ne amaçla yapıyor? Gerçekten utanarak ve üzülerek dinledik.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

47.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bu Hükûmetin her bir üyesi, Kabinenin her bir üyesi 78 milyon yurttaşın tamamına hizmet etmek üzere halkın iradesi doğrultusunda görevlendirilmiş olan siyasetçilerdir. Dolayısıyla gerek ortaya koydukları politik tutumlarda gerekse de dile getirdikleri söylemlerde 78 milyonun tamamını kapsayan bir dil ve üslup kullanmak zorundadırlar. Bunu bir tercih olarak belirtmiyorum, dikkat ederseniz bir zorunluluk olarak belirtiyorum.

Ben, Müslüman ve Şafi mezhebine mensup bir Grup Başkan Vekili olarak, Sayın Bakanın dile getirdiği, okuyarak onayladığı, nefret söylemini aşan o cümlelerin tamamını buradan kınadığımı ifade etmek istiyorum. Bu ülkede yaşayan, Müslüman olmayan, Hristiyanlar başta olmak üzere, diğer din ve inançlara mensup her bir yurttaşın dinine ve inancına saygı göstermek bu Mecliste bulunan her milletvekilinin birincil, temel görevidir, en temel insan hakkının yüklemiş olduğu sorumluluktur. Kaldı ki bu Mecliste Hristiyan olan milletvekillerimiz vardır. Mesela bizim grubumuzda 2 milletvekili arkadaşımız Hristiyan dinine mensup olarak kendi inanç dünyasını yaşamakta, o inancın gereğini, o dinin gereği olan ritüelleri hayata geçirmeye çalışmaktadırlar. Dolayısıyla, Sayın Bakanın niyetinin ne olduğunu bilmiyorum ama burada dile getirmiş olduğu mısraları sahiplenerek okumuş olması son derece yakışıksız olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Baluken, lütfen tamamlayınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hemen bitiriyorum.

Halkların Demokratik Partisi olarak kabul edilemez buluyoruz. Özellikle başka din ve inançlara yönelik nefret söyleminin manşetlere çekildiği, milletvekillerinin, siyasetçilerin inançlarıyla ilgili birilerinin kendini sorgulama haddine başvurduğu bir dönemde Sayın Bakanın burada bu tavrı göstermiş olmasını toplumsal gerilim ve toplumsal kutuplaşma açısından da son derece tehlikeli buluyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Buyurun.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’yle ilgili bir barış şiiri okudum ama barış şiirine karşı nefret şiiriyle cevap vermesini kınıyorum. Tutanaklara geçsin lütfen.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüm, tutanaklara geçmiştir.

Sayın Oktay Vural, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

48.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Tabii, Sayın Bakan fıkrayı da okumuştu, yazıdan okumuştu, şimdi bir şiir okudu.

Zannederim Sayın İsmet Özel’in şiiri, değil mi efendim?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, yani, bakıldığında, açıkçası İsmet Özel AKP iktidarıyla Türklerin Kur’an’dan koparılmaya çalışıldığını ifade ediyor. “Planlı olarak bizi Kur’an’dan kopartma politikası yürütüldü. AKP iktidarıyla bu sonucu aldılar.” diye tespitlerde bulunan, “Süleyman Şah Operasyonu diye bir dangalaklıkla ve alçaklıkla karşı karşıya kaldık.” diyen, “Petrolü bize bırakmamak için Misakımillî’den daha dar bir alana bizi ittiler.” demek suretiyle Süleyman Şah’ın aslında ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir şairdi.

Anladığım kadarıyla, bu eleştirileri dikkate aldığında, Sayın İsmet Özel’in geldiği noktadan sizlerin de ibret aldığını görmekten memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

49.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, herhangi bir millete ve dine karşı özel olarak olumsuz bir düşünce içinde olmadığına ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Okuduğum şiir İsmet Özel’in Amentü şiiridir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Kötü bir şiirmiş.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kurtuluş Savaşı döneminde, Kurtuluş Savaşı zamanında bu ülkenin karşılaştığı işgal karşısında yaşanan acılara, ızdıraplara, bu ülkenin bin yıllık medeniyet kültürüne ve birikimine karşı yapılan saldırıya karşı bir iç okumadır, o tarihsel dönemin bir anlatısıdır. Hiçbir şekilde, Yunan milletine karşı asla millet olarak veya din olarak bir saldırı anlamını taşımaz.

Zaman zaman burada Kurtuluş Savaşı dönemini anımsıyoruz, Kurtuluş Savaşı döneminde yapılanları biliyoruz ve bugün gelinen noktada bu okuduğum şiir tamamen tarihsel bağlamında o döneme ait gelişmeleri özetleyen bir şiirdir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Onunla ne alakası var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne alakası var?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bakın, okuduğum şiirin…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Niye okuyorsun?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Oktay Vural gibi, Oktay Vural gibi lütfeder de İnternet’e girip eğer şiiri görürseniz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biliyoruz, biliyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – …bunun tarihsel bir süreç içerisinde o döneme ilişkin bir anlatı olduğunu görürsünüz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Burada tarih çalışmıyoruz ki!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Benim asla, asla, bakın, asla, ne bir nefret söylemi için…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, tutanaktan çıkarılmasını talep et, olsun bu iş.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Özgür Bey, Özgür Bey, bir dinler misiniz lütfen.

BAŞKAN – Sayın Bakan, devam edin efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çipras Davutoğlu’na soracak şimdi, ne diyecek Davutoğlu? Böyle saçmalık mı olur ya!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Benim burada herhangi bir millete karşı, herhangi bir dine karşı, Yunan milletine karşı veya herhangi bir dine karşı özel olarak bir olumsuz düşünce içinde söylemem mümkün değildir, sadece tarihsel koşullar içerisinde bu söylenmiştir.

Sabahleyin burada yapılan konuşmalarda da cumhuriyetin kuruluşuna ilişkin olarak birtakım temennilerde ve takdirlerde bulunulmuştur. Bu şiir, ki okuduğum bentler de, tamamen bu bağlamda söylenmiş şeylerdir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Gereği neydi, gereği? Gereği ne yani Sayın Bakan?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olur mu ya?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bunu maksadından koparıp, bağlamından koparıp bugün güncel bir şekilde bu meseleyi farklı bir yere saptırmak olsa olsa sizin kafanızın ardındaki esas ayrımcılık ve esas nefret söylemine dayanmaktadır Sayın Baluken, bunu da özellikle size söyleyeyim; Oktay Vural kadar baksaydınız eğer o bağlama, onun ne anlama geldiğine dikkat etseydiniz böyle bir şey söylemezdiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İyice düzeyi düşürdünüz be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Oktay Vural’a sarılma.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen, polemiklere girmeyiniz efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, tutanaklardan çıksın bu konuşma.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İyice düzeyi düşürdünüz!

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Baluken. Ben bir değerlendirme yapayım, söz vereceğim Sayın Baluken.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, hangi dine, hangi inanca mensup olursa olsun bu topraklarda yaşayan insanların, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarının saygıdeğer olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2016 yılı bütçesi ile 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarılarını görüşüyoruz. Milletimizin bütçe hakkına ilişkin önemli bir görüşmeyi gerçekleştiriyoruz. Bütçeler, hükûmet politikalarının değerlendirildiği yerdir, dolayısıyla bütçede, bütçe görüşmelerinde her şey konuşulabilir; herkes hükûmet politikalarına ilişkin düşündüğü her şeyi ifade edebilir; düşüncelerini şiirle de ifade edebilir, şarkıyla da ifade edebilir, bazı arkadaşlarımız böyle tercihlerde bulundular, onlar, onların özgürlük alanına girer.

Şunu ifade etmek isterim: Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün vatandaşlarımız ya da bu ülkede vatandaş olmaksızın yaşayan insanlar, herkes, bu topraklarda yaşayan herkes, hangi dine, hangi inanca mensup olursa olsun bu topraklarda yaşayan insanlardır, bizim Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıdır. Onlar camiye gidebilirler, onlar cemevine gidebilirler, onlar kiliseye gidebilirler, onlar sinagoga gidebilirler, onlar herhangi bir inanca da mensup olmayabilirler; hepsi saygıdeğer vatandaşlarımızdır. Bu Genel Kurulda bunun dışında bir düşüncenin olabileceğini ben düşünmüyorum, buna ihtimal vermiyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Aynen katılıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bana, açıktan şahsıma sataşma var ayrımcılık yaptığıma dair.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok canım, ne sataşması?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, 69’uncu madde çerçevesinde size söz veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepimiz etten ve kemikten yaratılmış insanlarız. Hatalar yapabiliriz, dil sürçmelerimiz olabilir, zaman zaman maksadını aşan söylemlerimiz olabilir. Erdem odur ki, bu tarz durumlar ortaya çıktığında bundan özür dilemesini bilerek, ortaya çıkan yanlış anlamalarla ilgili, gönül kırıklıklarıyla ilgili mevcut durumu tamir edebilmektir.

Şimdi, ben, Sayın Bakanı dinlediğimde gerçekten ibrete düştüm. Özrü kabahatinden beter. Yani açıklama yapayım derken, biz kendisinden yanlış anlaşılmaya mahal veren, kendisine ait olmayan bu şiirle ilgili bir düzeltme beklerken kendisi tam tersine, bu şiirin ruhunu tamamen sahiplenip bu şiirin ruhunun hangi zamanda kaleme alındığına dair atıflar yaptı.

Sayın Bakana şunu hatırlatmak gerekir: Hiçbir dönemde, hiçbir coğrafyada, halklar arasında savaşlara neden olan küresel ve bölgesel emperyal planları herhangi bir dine, herhangi bir inanca mal etmek doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim, bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nda da, bu ülkenin Müslüman halkları kadar Müslüman olmayan, diğer din ve inançlara mensup halklar da kendi canını ortaya koymuş, kendi canını vermiştir. Dolayısıyla, sizin başvurduğunuz bu mısraların tamamı her yönüyle nefret suçuna giren, ağır ayrımcılık unsurları içeren çok net cümlelerdir. Sizin herhangi bir şeyin arkasına sığınmadan, çıkıp diğer din ve inançlara mensup bütün halklardan özür dilemeniz ve o mısraları bu tutanaklardan çıkarmanız -bir bakanın taşıdığı sorumluluk gereği- önemli mevkide bulunan bir bakanın sorumluluğuna yakışan tutum olacaktır.

Şahsımla ilgili değerlendirmelerinin tamamını Sayın Bakan özür dilemediği sürece kendisine iade ediyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun, dinliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Bakan cevap konuşması yaparken “Olsa olsa bu -bizim tavrımızı kastederek- bilinçaltındaki bir ayrımcılıktan kaynaklanır.” gibi bir sataşmada bulundu, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel, size de 69’uncu madde çerçevesinde iki dakika süreyle söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zorlu bir sürecin, yorucu bir dönemin sonunda bütçenin son günlerindeyiz. Gönül isterdi ki Türkiye Cumhuriyeti’ne, bu Parlamentoya yakışan şekilde sonlandıralım.

Sayın Bakanı daha önce defalarca uyardık. Üslubuyla, gruplarla ilişkisiyle, oturduğu yerden, bakan sıralarından laf atmasıyla yakışmayan işlerin içinde oldu ama hep tolerans gösterdik. Milletvekilliği yapmadan doğrudan bakan olmuş, bu sıralarda belli şeyleri tecrübe edememiş, bürokrasiden gelmiş. Hep kendisine bir toleransla yaklaştık. O, bu iyi niyeti hep suistimal etmeyi tercih etti.

Biraz önce okuduğu şiir, birincisi, açıktan bir nefret söylemi, ayrımcılık suçu; Anayasa’nın 10’uncu ve 24’üncü maddelerine aykırılık yönünden bir Anayasa ihlali ve anayasal suç.

Ayrıca, ben ilk kınama konuşmamda şunu söylemiştim başta: Bu şiiri yazan, hangi dönemde, hangi bağlamda yazdı? Kendisi onun üzerinden özrü kabahatinden büyük öyle şeyler söyledi ki “İnternet’e bakıp -bir de Sayın Vural’ı örnek gösteriyor, onu da itham ederek- anlamaya çalışsaydınız.” diyor. İnternet’e bakınca mideniz bulanır. Adam diyor ki: “Kurtuluş Savaşı yoktur.” “Gâvurla savaşan Müslüman’a Türk denir." diyor. “Ermenilerin ve Rumların dillerini ve dinlerini yok etmek Türk devletinin asli görevidir.” diyor o dizelerin yazarı, sizin buraya taşıdığınız. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Abartma sen de artık ya! Abartıyorsun artık ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bakın, Bosnalı kadınlar vardı. Aliya İzzetbegoviç’e diyor ki komutanı: “Onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ettiler, hamile bıraktılar, kılıçtan geçirdiler, evlatlarımızı öldürdüler. Şimdi, bir Sırp köyünü kuşattık, müsaadenizle intikam alacağız.” Aliye İzzetbegoviç diyor ki: “Ne demek intikam? Onlar düşmanımız olabilirler, bizim öğretmenimiz olamazlar. Onlar nasıl bizim öğretmenimiz olabilir?” (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunlardan ders alın, bu paçavrayı yazandan değil!

Teşekkür ederim, saygılar sunarım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Abartma ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Vural, söz talebiniz mi var efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ederim.

Ben gündemle ilgili bir başka şiirle mukabele edecektim ama konuyla ilgili ağırlığını dikkate aldığımızda daha sonra bu konuda söz hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Vural.

Sayın Bostancı, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

50.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın okuduğu şiire taşıyabileceğinden daha fazla politik anlam atfetmenin uygun bir tavır olmadığına ve AK PARTİ’nin nefret suçlarıyla mücadele konusunda yaptıklarının ortada olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, İsmet Özel’e ait bir şiir okudu. Mesele şiirden çıktı, İsmet Özel tartışmasına döndü. Oysaki insanların eserleri farklıdır, kendileri farklıdır ve burada dile getirilen İsmet Özel’in ne söylediği, ne yaptığı, tarihe nasıl baktığı değildir. Meseleyi şiirden alıp ondan sonra kişiye ilişkin bir tartışmaya dönüştürürsek ortada sanatçı kalmaz. Çünkü her bir sanatçıya ilişkin söylenecek laflar vardır. Yukarıdan aşağıya bakın, Avrupa’daki sanatçılardan bizim sanatçılara kadar her kesimin söylediği sözler vardır. Bir şiire kendi taşıyabileceğinden daha fazla politik anlam atfetmek, yorumlamak ve sürekli köpürtmek uygun bir tavır değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vallahi bravo, Sayın Bostancı!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Nefret suçu” meselesine gelince, nefret suçlarıyla mücadele konusunda AK PARTİ’nin yaptığı mücadele ortadadır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Asla! Oo!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, lütfen tamamlayınız Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Derslerdeki kitaplara kadar, okullardaki kitaplara kadar, buradaki nefret suçu ifadelerinin kaldırılmasına kadar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Affedersiniz, Ermeni”, “İsrail bilmem neyi”, “Bu Alevi…”

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kaldı ki nefret suçlarıyla mücadele meselesi modernlikle, gelişmişlikle alakalıdır ve Türkiye bu gelişmişlik sürecinde hepimizin katkılarıyla ilerliyor; burada bütün partilerin, bütün geleneklerin katkısı vardır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Affedersiniz, Ermeni”, “O Kürt”, “Bu Alevi!”, “Öbürü Mısırdan gelmiş”, “Zerdüşt bunlar…”

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Nefret suçları meselesinin daha fazla ne kadar çok gündeme geldiğini, Türkiye’de tartışıldığını, konuşulduğunu, bunun da ne kadar olumlu olduğunu da ifade etmek isterim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vallahi, Sayın Bostancı’yı kutlamak lazım!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Burada, bizim dahlimizin de çok önemli olduğunun bir kere daha altını çizmek isterim.

Şimdi, böyle bir siyasi heyetin, böyle bir geleneğin bir bakanı olarak okuduğu bir şiiri bir politik polemik konusu olarak anlamından fazla köpürterek bu şekilde mukabele edilmesini de uygun bulmuyorum. Sonuçta, İsmet Özel’in bir şiiridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, lütfen son cümleler…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kendi bağlamı içinde görülmelidir.

AK PARTİ’nin içinde de Hristiyan bir vekilimiz vardır, bütün partilerde olduğu gibi. Bütün inançlara saygılı olduğumuza ilişkin sayısız veri varken çıkıp buradan dolaylı bir şekilde bir şiire atıfla nefret suçu işlendiği iddiasını da kabul etmiyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Birleşime elli dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:19.03

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri(Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

3’üncü maddenin oylamasında kalmıştık.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek

MADDE 4- (1) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2014 yılı içinde harcanmayan toplam 645.476.058,16 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2014 yılı içinde harcanmayan toplam 54.238.708,94 Türk Lirası,

ödeneği ertesi yıla devredilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 2014 yılı içinde kullanılan ve ertesi yıla devredilen özel ödenekler dışında kalan ödeneklerden, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin toplam 26.161.910.978,42 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin toplam 3.949.714.726,99 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların toplam 636.014.601,80 Türk Lirası,

ödeneği iptal edilmiştir.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, kamu idarelerinin 2014 yılı ödenek üstü giderlerini karşılamak üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için toplam 14.179.652.525,19 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler için toplam 370.742,20 Türk Lirası,

tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde siyasi parti gruplarının söz taleplerini karşılayacağım.

İlk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Sayın Ayhan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2014 Yılı Kesin Hesap Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için söz aldım, yüce heyeti bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Maddenin kapsamı ve başlığı “Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek.” Kesin hesap anayasal bir uygulama. Madde 164 bunu kapsıyor. Kesin hesap zorunluluğu 12 Eylül yönetiminin eseri. Şimdi, bu zorunluluğu 12 Eylül rejiminden sonra yapılan Anayasa’da geldi diye terk etmek gerekir mi, bir düşünmek lazım.

Diğer taraftan, kesin hesabın yasal olarak kabulünü ise ayrı bir olay olarak düşünelim. Şöyle bir hüküm var: Kesin hesap kanunu tasarısı ve genel uygunluk bildiriminin Meclise verilmiş olması işi bitirmiyor. Sayıştayca sonuçlandırılmamış denetim ve hesap yargılamasını da önlemiyor ve bunların karara bağlandığı anlamına da gelmiyor. Hüküm bu. Kesin hesap kabul edilse bile, bu kanunla, o zaman yapılan yolsuzlukların -özellikle söylüyorum- aklanamayacağı anlamına geliyor.

Bir diğer olay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Sayıştay denetim yapıyor, yargı görevini üstleniyor. Asrı aşkın mazisi olan bu kurumun kurumsal statüsünün kamu içindeki yeri çok önemliydi. “Tape”lere düşen ve Sayıştay denetçileri için kullanılan ifadeler, hem kurumda çalışanları hem de kurumu hırpalamış ve son derece üzmüştür. Bir yerleri kırık anlamına gelebilecek ifadelerin, ortalığa saçılan “tape”lerin kullanılmış olması son derece aşağılayıcıdır. Bu, asrı geçen bir kurumun mazisini lekelemek anlamına gelir. Buradan neyi düşünürler, neyi arzu ederler, neyi söylemek isterler, çok net bir şekilde iktidarın açıklaması gerekirdi. Yok, bunu üstlenmek istemiyorlarsa “Bizle ilgisi yok.” diyebilirlerdi. Ayrıca kurum yetkililerinin bu olaya karşı da bir tepki göstermemesi dikkate değer bir olay, hem de çok manidar. Kesin hesabın, yani tasarının kanunlaşması olayının doğru olduğu anlamına da gelmiyor. Ödenek, ayrıldığı miktarın çok altında veya üstündeyse “Oylamanın anlamı nedir?” diye düşünmeye çalışıyoruz harcamayla mukayese ettiğinizde. 3 milyar olan ödenek mesela 30 milyara çıkıyorsa harcamada, bunu “Hukuken yetki aldım.” diye kullanıyorsanız, ekonomik anlamda doğru bir davranış biçimini sergiliyorsunuz da denilemez.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçe hakkını Sayıştay eliyle kullanıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinden bilgi saklanıyor. Kibarca söyleyelim: Türkiye Büyük Millet Meclisine yeterince bilgi yansıtılmıyor. Raporlar ekler çıkarılarak gönderiliyor. İhalelerde rekabetin engellendiği raporda var. Bir işlem önerilmiyor. Uyumsuzluklar Meclisten kaçırılıyor. Görüş vermekten, bilgi vermekten kaçırılıyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu madde kapsamında devredilen, iptal ve tamamlayıcı ödenek toplamı 46,3 milyar TL. Bu, yaklaşık bu bütçenin yüzde 10’una tekabül ediyor. Diğer taraftan, buna baktığınız zaman, yer değiştirmesi ve iptal edilmesi bütçenin yaklaşık yüzde 20’sini etkileyen bir olay. Beşte 1’i kadar Hükûmetin yanıldığı çok net bir şekilde görülüyor.

Şimdi, kaynaklar etkili kullanılıyor mu? Hayır. Ekonomik, verimli kullanılıyor mu? Hayır. Mali saydamlık yok. Kamu mali yönetiminin yapısını düzenliyor mu? O da yok. Kamu bütçeleri samimi hazırlanıyor mu? Kamu bütçeleri samimi hazırlanmıyor. O zaman kesin hesaplar da zaten samimi değil neticelere baktığınız zaman.

Bunu niçin söylüyorum? Mesela bir bakanlığın bütçesi, geçen burada ifade ettim; 2014 harcaması başlangıç ödeneğinden yüzde 30 fazla, 2015 başlangıç ödeneği 2014 harcamasının yüzde 10 altında, 2015 harcaması da 2015 başlangıç ödeneğinin yüzde 53 üzerinde, 2016 başlangıç ödeneği de 2015 harcamasının altında. Bu yüzde 100’e varan oranlarda değişen kurumlar var. Olayı böyle değerlendirdiğinizde kesin hesabının, bütçenin yapılmasının bir kıymetiharbiyesinin olmadığını da görüyoruz.

Burada halkın doğrudan denetimine modern toplumlarda ne yapılır? Müsaade edilir. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bile bunları denetleme imkânına sahip olmak için yeterli bilgiyi elde edemiyoruz. Bu gerçekten sıkıntılı.

Bütçeler performans göstergelerine göre verilmiyor. Kesin hesap sonuçları da bu göstergelerin ne kadar gerçekleştiğini göstermiyor. Bütçenin rotası da belirsiz oluyor.

Şimdi, kesin hesap ve bütçenin düzgün olması için bütçenin dayandığı temelin sağlam olması lazım, zeminin düzgün olması lazım. Böyle bir şeyi söylemek mümkün değil Sayın Bakan. Orta vadeli program… Siz bakan olmadan hazırlanan orta vadeli program ile şimdi ortaya koyduğunuz orta vadeli programın birbiriyle alakası yok. İnsan içine çıkacak hâli yok daha öncekinin zaten. Şimdi farklılaştırdınız. Bize göre orada, bütçede ve göstergelerde problem var. “Problemden kastınız ne?” dediğiniz zaman gerçekten arızalı. Ne var? Bize göre, daha önceki orta vadeli programda belgede sahtecilik var. Bir kere, neyi koymadınız? Kişi başına millî geliri koymadınız. Madem seti değiştirdiniz, sistemi değiştirdiniz, yeni yaptığınız orta vadeli programda da ne yapmanız lazımdı? Aynı şeyi uygulamanız lazımdı. Eğer, biz, bizde yaşayan 3 milyon Suriyeliyi de dikkate aldığımız zaman millî gelirin 8 bin doların altına düştüğünü çok rahat bir şekilde ifade etmemiz mümkün ve vakıa da öyle.

Tabii, makro dengelerin sıkıntılı olduğu bir alana baktığınız zaman orada da problemin olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Bütçe çağrısını, yatırım genelgesini, orta vadeli mali planı, orta vadeli programı aynı gün ilan ediyorsunuz. Adam yatırımı falan ne zaman hazırladı? Bunu biz de biliyoruz. Ben bir Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine yakıştıramam ama olan biten, dışarıda konuşulan olay, bu iş gerçekten sahte olarak yapılan bir iş anlamına gelir. Hepsini aynı gün yayınlıyorsunuz, üç gün sonra Meclise bütçeyi teslim ediyorsunuz. Bunun ciddiyetle bağdaşır bir tarafı yok. Sayın Bakan, siz kamudan gelen bir insansınız. Yıllarca biz de bu işi yaptık. Bunun ciddiyeti yok. Lütfen, bundan sonra ciddiyeti olsun diye düşünüyorum.

Bakın, bireysel emeklilikle ilgili fonların, vatandaşın fonlarının hiç edildiğine dair Sayın Başbakan Yardımcısının ifadeleri var. Siz Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler olarak nasıl böyle bir şeye müsaade ediyorsunuz? Sayın Başbakan Yardımcısının bankacılıkla ilgili dün yaptığı açıklamaları da dikkate aldığınızda, gerçekten, Türkiye’de ekonominin çok sıkıntılı bir döneme doğru girdiğini söylemek lazım. Faizlerle ilgili bile ne yapıyor? Çok yüksek olduğunu ve bunu engelleyemediklerini, iş adamlarının yurt dışına yatırım yaptıklarını bildiklerini ama buna engel olamadıklarını, ikna etmeye çalıştıklarını Başbakan Yardımcısı söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ben “Tasarruflara dikkat edin.” dediğimde, ilk Bakan olduğunda Sayın Şimşek oradan istihzalı bir şekilde alkışlıyordu. Türkiye'nin temel problemi şu anda tasarruflardır.

Ben teşekkür ediyor, yüce heyete saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Sayın Bakanın söz talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Bakan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

51.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, okuduğu şiirden maksadını aşacak ve bazı arkadaşlarını üzecek şekilde bir anlam çıkarılmış olmasından dolayı üzgün olduğuna ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biraz önce görüşmeler sırasında bir şiir okudum. Şiiri okumaktaki maksadım herhangi bir milleti, herhangi bir dini karşı almak, hedef almak asla olamaz. Bütün yaşantım buna delildir. Bütün dinler, bütün milletler, bütün insanlık hepimizin ortak değerleridir. Bunu korumak, kollamak, geliştirmek hepimizin görevidir. Şiirim dinlendikten sonra belki maksadını aşacak şekilde, bazı arkadaşlarımızı üzecek şekilde bir anlam çıkarılmış olabilir. Bundan dolayı ben de üzgünüm. Bu duygularımı sizlerle paylaşmak istedim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ertuğrul Kürkcü, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; tabii, ben de bütün diğer konuşmacılar gibi, her ne kadar 8 Marttan çıkmak üzereysek de kadınların uluslararası dayanışma ve mücadele günü 8 Martı kutluyorum. Onlarla eşitlik ve özgürlük için aynı duyguları taşıyoruz ve şu an Türkiye’nin dört bir yanında -İstanbul başta olmak üzere- sokaklarda özgürlük umutlarını, eşitlik hayallerini haykıran, bunun için mücadele eden kadınları bütün kalbimizle destekliyoruz.

Dünya Kadınlar Günü aslında, gerçekten, kökeninde belirtildiği gibi, bir emekçi kadınlar günü. Her şeyin, her kıymetli şeyin arkasında olduğu gibi uluslararası kadın dayanışması gününün arkasında da kadın emeği var, kadının özgürlük mücadelesi var, 1910’dan başlayarak. Ama 8 Mart tarihini, 1917’de Rusya’da devrim başlarken barış için sokağa çıkan kadınların eyleminden alıyor. O günden beri de kadın, barış, devrim, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yaşayageldi. 1975’ten beri Birleşmiş Milletler bugünü bütün dünya için Uluslararası Kadın Günü olarak ilan etti ama onun arkasındaki bu büyük kadın emeğini, emekçi kadınların mücadelesini asla unutmuyoruz, özünden bugünü saptırmıyoruz. Nasıl o gün kadın, barış, devrimse bugün de “…”(x) kadın, yaşam, özgürlük Kürt mücadelesinin içerisinde bir kere daha doğuyor. Alevi’nin mücadelesi Kürt’e, emekçinin mücadelesi kadına, kadının mücadelesi işçininkine karışarak son derece güçlü bir özgürlük blokunu kadınların emeği üzerinde inşa ediyoruz. Müteşekkiriz onlara.

8 Mart etkinlikleri, tabii, karşı konulamaz olan her şeyin sahiplenilmesiyle iktidar eğlendiği için, iktidar gücünün de elinde. Şimdi, bizzat bugünü yaratan dinamizme karşı bir söylem hâlinde gelişiyor. Bugün eğer Cumhurbaşkanının konuşmalarını dinlemişseniz, bugünü var etmek için Adalet ve Kalkınma Partisinin portföyünde, müktesebatında hiçbir zaman olmadığı günlerde bile bu mücadeleyi ayakta tutan, onu Türkiye’nin gündemine taşıyan kadınlara etmediği hakareti bırakmayan; onların seçimlerine, onların söylemlerine, onların tutumlarına, onların bugünü yaşayışlarına “Cumhurbaşkanlığı” sıfatı üzerinden hakaret yağdıran bir Cumhurbaşkanımız olduğu için kadınlar kendilerini şanslı hissediyorlar mıdır acaba?

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Yalan konuşuyorsun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Yalan konuşmuyorum.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – İftira atıyorsun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Konuşmaların hepsi ortada.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Hepsini okudum, iftira ediyorsun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Laf atma, laf atma, konuşma!

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Tırnağı olamazsın sen onun, tırnağı olamazsın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ahlaksız! Yalaka!

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – İftira etme, terbiyesiz!

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, devam ediniz efendim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Cumhurbaşkanına…

Sayın Başkan, bakın, “Allah’sız.” dedi, “Yalaka.” dedi, siz hâlâ müdahale etmiyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – “Allah’sız.” falan demedim, nereden çıkartıyorsun!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – “Yalaka.” diyor orada, kime yalaka diyor?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ona diyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Diyemezsin!

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, Sayın Kürkcü, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri, bu kürsüden her kelimenin duyulduğunu da düşünmeyin.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – O zaman tutanakları isteyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bu uğultu, bu yankılanma içerisinde zaman zaman duyamadığım kelimeler oluyor ama Sayın Bilgiç’in sözüne karşılık Sayın Kürkcü böyle bir şey söylemediğini ifade etti.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Tutanakları isteyin de bir bakın efendim.

BAŞKAN – Eğer bir şey varsa tutanaklar alınır, değerlendirilir, ona göre yeniden gerekli konuşmalar yapılır.

Sürenizi ilave edeceğim Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Öte yandan, bütün bunlar bir yana, bugün aslında kadınların özgürlük ve haklarından söz edenlerin bütçe bağlamında yapması gereken şey, bugün, geçtiğimiz yıl bu Mecliste Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun hazırlamış olduğu son derece önemli bir belgeden hareket ederek bugüne bütçe bağlamında bir anlam kazandırmak olabilirdi. Çünkü “toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe” kavramı 2014’ten beri bu Meclisin bir komisyonundan Meclise ve Hükûmete bir yordam olarak, bir metodoloji olarak teklif edilmişti ama biz asla ve asla bunun yankısını bu bütçede görmüyoruz, asıl mesele budur.

Kadınlara istediğiniz kadar övgüler yağdırın ama onların emek ve haklarını yükseltme, onları pozitif ayrımcılıkla geliştirme konusunda herhangi bir şey yapmıyorsanız, aslında kadınlar karşısında görevlerinizi yerine getirmiyorsunuz demektir. Türkiye’de cinsiyet eşitsizliği bakımından 2006’dan beri Dünya Ekonomik Forumunun yaptığı istatistiklere baktığımız zaman gördüğümüz şey, 2006’da 115 ülke arasında 105’inci, 2007’de 128 ülke arasında 121’inci, 2014’te 142 ülke arasında 125’inci ve 2015’te 145 ülke arasında 130’uncu sırada olduğumuz. Bizim altımızdaki ülkelerin ise tıpkı bizim gibi çoğunlukla İslami değerlerin güçlü olduğu, İslam’a inanan nüfusun yaygın nüfus olduğu ülkeler olduğunu görebiliriz. Gine, Moritanya, Fildişi Sahili, Suudi Arabistan, Oman, Mısır, Mali, Lübnan, Fas, Ürdün, İran, Çad, Suriye, Pakistan, Yemen; sıralama böyle. Şimdi, dolayısıyla, İslami değerlere referans yapmak kadınları yükseltmek için yetmiyor, başka bir şey yapmanız lazım. Onları güçlendirmeniz, onları güçlendiren bir bütçe yapmanız lazım ama ne yazık ki elimizde böyle bir bütçe yok.

Elimizdeki bütçe, esasen şimdi üzerinde konuştuğumuz Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Türkiye’nin gerçekte bir bütçesi olduğundan bizi şüpheye düşürecek kadar sapmalarla dolu. Sayıştay raporlarından sonra ortaya çıkan tablo şudur: Başbakanlık bütçesi 934 milyon lira olarak öngörülmüş; 1,88 milyar lira olarak gerçekleşmiştir. Millî Savunma Bakanlığı bütçesi 21,8 milyar olarak öngörülmüş; 30,2 milyar olarak gerçekleşmiştir. Birincisi için yüzde 101, ikincisi için yüzde 39, öngörülenden fazla bütçe kullanılmıştır. İçişleri Bakanlığının bütçesi yüzde 51 fazladır ama öte yandan Millî Eğitim Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı bütçelerinde yüzde 29 ve yüzde 19 eksik gerçekleşme vardır. Dolayısıyla, bir bütçe kanununda bu kadar çok başlangıç ile sonuç arasında sapma varsa ortada gerçek bir bütçelendirme olduğundan söz edemeyiz. Sadece ve sadece acil ihtiyaçların baskısı altında oradan alıp oraya aktarmak ve esasen sivil ihtiyaçlardan, askerî ve güvenlik ihtiyaçlarına kaynak aktarmak anlamına gelen bir bütçe yönetim tarzı var.

Bunun bir savaş bütçesi olduğunu söylerken buna dayanıyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüleri kalkıp “Hayır, bu savaş değildir, bir terörle mücadele vardır.” diyor. Oysa, herhâlde terörle mücadele literatüründe neredeyse hava kuvvetlerinin tamamının, tankların, topçu birliklerinin, özel harekât birliklerinin bir arada kullanıldığı, 250 bin askerin bir bölgeye konuşlandırıldığı bir terörle mücadele süreci olmaz. Bunun adı başka bir şey, bunun adı “iç çatışma.” Bunun da kitapta, literatürde yeri var.

Dolayısıyla, her şeyi adıyla çağırmak ve ona göre çözüm bulmak önemlidir ama burada bazı sözler, bazı kavramlar gerçek neyse o şekilde ifade edilince… Özellikle -şimdi burada değil ama- bir Naci Bostancı kriterleri var. Her konuşmanın arkasından, onun öyle değil, bunun böyle olması gerektiğini söylüyor. Fakat size şunu söylemek isterim: Bu Meclisin altında söylenemeyecek, tartışılamayacak hiçbir sözün olmaması gerekir. Ve bu Meclis, yargı kurumunun daha gerisinde olamaz. Yargı kurumunun; Yargıtayın, Anayasa Mahkemesinin içtihatlarıyla tartışılmasının ve ifade edilmesinin yasak olmadığı, bunun eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamı içinde olduğu her söz burada söylendiğinde hep beraber ayağa kalkılıyor.

Şimdi, Meclis karar vermelidir; Yargıtayın ve Anayasa Mahkemesinin, yargı kurumunun yani statükoyu aslında savunmakla yükümlü olan kurumların daha gerisinde mi dünyaya ve Türkiye’ye bakacaktır, yoksa dinamik bir biçimde olan biteni yorumlayacak ve en azından bunlarda da bir hakikat olabileceğini düşünerek bunların tartışılmasına imkân mı verecektir? O yüzden, çatışmanın olduğu bölgenin kürdistan olduğu, Kürtlerin topluluk haklarının mevcut bulunduğu, bunların gerçekleşmesi gerektiğine dair tezleri, “Yasak, olamaz, bu Meclis altında konuşulamaz, incitici dildir.” diye yasaklamak yerine bunları dinlemek gerekirdi. Bunları dinlemezsek eğer bu bütçeye niye “savaş bütçesi” dediğimizi, niye “savaş bütçesi” dediğimiz şeyin aslında güvenlik eksenli bir genel yönetimin parçası olduğunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Evet, ek süre veriyorum.

Buyurunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Niçin bunun bir parçası olduğunu söylediğimizi kimse anlayamaz. O yüzden, öznel yargılar yüklemek, mutlaka ve mutlaka bir fesat gereğince konuşulduğunu söylemek bir şeydir; bir başka bakış açısının mevcut olduğunu, bu bakış açısından bakıldığında her şeyin başka türlü görüşülüp anlaşılabileceğini kavramak başka bir şeydir. O zaman, bununla diyalog kurabilirsiniz ama bununla diyalog kurmazsanız, aslında sokakta daha derinlerde, memleketin merkezden uzak bütün bölgelerinde çok daha az diyalog imkânı çıkacağı ortadadır. O yüzden, bence siz siz olun, bizim sözlerimizi bir düşmanlık işareti olarak değil, çare bulmanın başka bir yolu olarak düşünün. Eğer böyle olabilirse mutlaka bir çare bulunabilir. Ama, yargının yasaklamadığı şeyleri “Burada konuşamazsınız.” dediğiniz zaman, aslında konuşulacak hiçbir şey de kalmaz. O zaman, bizden kurtulmak için plan yapmakta özgürsünüz ama bunun işleri çözeceğini hiç sanmıyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Sayın Eseyan, dinliyorum sizi, buyurun.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sataşma nedeniyle 69’a göre söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Kürkcü size?

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – “Yalaka” şeklinde hakaret...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sataşılan benim, o değil ki.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Kendinize mi söylediniz?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Eseyan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süreyle söz veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

17.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Biraz evvel hatip, maalesef hem Cumhurbaşkanımıza dönük bir iftirada bulundu -bugünkü konuşmasını satır satır hepimiz okuduk- hem de şahsıma dönük, sanırım grubumuza dönük de “yalaka” şeklinde... Sanırım başka bir sinkaflı söz daha vardı, şimdi istedik zabıtları.

Şimdi, bu karakteristik bir durum. Bilgisayarların arayüzleri vardır; bir, işte, gördüğünüz yüz, bir de arka yüzü. Sayın Kürkcü gibiler de maalesef, buraya gelip son derece makul bir konuşma tonuyla bir söz tuttururlar ama işlerine gelmeyen bir eleştiri geldiğinde de hemen o şeytani yüzleri çıkıverir arkadan, arayüzden birdenbire o yüzleri çıkıverir ve “yalaka” gibi her türlü hakareti yaparlar çünkü oyun oynamaktadırlar, bir tiyatro sergilemektedirler. Aslında, burada süslü laflarla bir kavram seti oluşturduklarının farkındayız yani “çocuk katili” yok işte “soykırım” şu bu ama kadın meselesi, insan hakları, azınlıklarla ilgili… Biraz evvel işte CHP’nin de Sayın Bakanın sözünü araçsallaştırdığı gibi biz o azınlık haklarının CHP tarafından nasıl ayaklar altına alındığını çok iyi biliriz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Affedersiniz, Ermeni.” diyen biziz herhâlde!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Daha bundan birkaç sene önce…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo! “Affedersiniz, Ermeni.” diyen biz miyiz?

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Dinleyin! Dinle, dinle.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Affedersiniz, Ermeni.” diyen kim?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ayıp! Ayıp!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Birkaç sene önce CHP’nin bir pratiği olan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yüz olsa konuşursun. Utanır insan, utanır!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – …azınlık vakıflarının mallarına el konma pratiğini -CHP’nin pratiğidir- kaldıran…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Utanır, utanır!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – …AK PARTİ’ye burada kök söktürdüler ve Anayasa Mahkemesine iptal için gittiniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Utanır, utanır insan! Utan, utan!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye… Sükûnetle dinleyiniz efendim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Daha dün selam verdin. Utan, utan!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Anayasa Mahkemesine Vakıflar Yasası’nı iptal için gittiniz, altında da Kemal Kılıçdaroğlu’nun imzası vardı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen Cumhurbaşkanıyla ilgili neler söyledin?

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Siz bu kadar eklektik, bu kadar konjonktürel bir ifade içerisindesiniz; HDP de öyle, sizler de öyle.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yazıyor, neler söylemiştin, şimdi ne söylüyorsun. Nasıl omurgalı bir adamsın, nasıl böyle güce tapan bir adamsın, gücün emrindesin, gücün boyunduruğunun altına girmişsin; nasıl bir adam olduğunu herkes biliyor senin.

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Tamamen ve tamamen eklektik; kadın haklarını, azınlık haklarını, düşünce özgürlüğünü, medya özgürlüğünü…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dün Cumhurbaşkanına neler söylemişsin, bugün nasıl Ertuğrul Kürkcü’nün o söylediği şeyleri yapıyorsun. Utanır insan, utanır!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – …tamamen araçsallaştıran, tamamen onu kullanan, tamamen onun içini boşaltan, PKK’yı meşrulaştıran bir zihniyet içerisindesiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Utanır insan!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Bu sinkaflı sözü aynen size iade ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eseyan.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sana ben “sinkaf” demedim ama şimdi geliyor.

BAŞKAN – Sayın Özgür Özel…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, gündemin…

BAŞKAN – Sayın Özel önce söz istedi Sayın Kürkcü, sizi de dinleyeceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Bostancı burada yokken arkasından konuştu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Özel, buyurunuz.

TAMER DAĞLI (Adana) – Bostancı yokken arkasından konuşmayın.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır, kötü bir şey demedi, hakaret yok yani, Bostancı’ya hakaret etmedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konuşmacı kendisine yapıldığını iddia ettiği bir sataşmaya cevaben söz istedi ancak grubumuza sataştı. Buna cevap vermek durumundayız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

İki dakika süreyle söz veriyorum.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün şaşırmaya, üzülmeye, utanmaya devam ediyoruz. Maalesef ve maalesef, biraz önce Sayın Bakan söz istedi, bizim daha önce kendisini eleştirdiğimiz ve aslında yaptığımız eleştirilerle bu yüce Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatlerini, hatta Sayın Bakanın o sözleri kayıtlarda o şekilde kalsaydı ileride çok zor durumda kalabileceği bir konuda çok ciddi uyarılarda bulunduk. Aradan sonra Sayın Bakan söz istedi, onun düzeltmesine, üzüldüğünü ifade etmesine karşı hiçbir grup söz almadı. Buradan çıkarılacak bir ders ve takınılması gereken bir demokratik olgunluk var, bir kez, onu çiğnediniz.

İkincisi, Cumhuriyet Halk Partisine sataşarak üzerinizdeki baskıyı kırmak için yeni bir cephe açmak istediniz belki ama yaptığınız iş…

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Hangi baskı? Adam küfretti, ne baskısı?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Geçmişte Tayyip Erdoğan hakkında neler söyleyip bugün neler söylediği tutanaklar altında, kayıt altında olan ve o ikisini okuduğu takdirde bile -hadi kendisi okusa neyse, ileride torunlar okuyacak diye- afakanlar basması gereken birisi, bugün Cumhuriyet Halk Partisini ayrımcılıkla suçluyor da, sanki ben şu ifadeleri Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanından duydum: “Affedersiniz, Ermeni” sözünü bizim Genel Başkanımız mı söyledi? (CHP sıralarından alkışlar) Sizin âdeta ilahlaştırdığınız, övgüde sınırı aşıp…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Anlayışınız o kadar, anlayışınız. Anlayabildiğiniz o kadar.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …hani biraz önce size söylenmesi ve tutanaklarda yer almasından benim de üzüntü duyacağım kelimenin tam da karşılığını yaptığınız birisi…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bu yaptığınız ayıp, ayıp!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …tutup da meydanlarda “Affedersiniz, Ermeni” diyor, siz de hiç sıkılmadan tutup burada Cumhuriyet Halk Partisine söz söylüyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – “Ermeni soykırımı” diyor kendisi.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bu kafayla… Utanmanız lazım!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Cumhurbaşkanı öyle bir şey demedi ya!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, dinliyorum efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Benim, Cumhurbaşkanının…

ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Türkiye’nin Ermeni soykırımı yaptığını söylüyor…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim… Sayın Kürkcü’yü dinliyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Cumhurbaşkanının 8 Martla ilgili kendi görüş ve düşüncelerini ifade ederken bugün bambaşka bir eksende 8 Martı kutlayan kadınlara ve diğer siyasi eğilimlere yönelik olarak ayrıştırıcı, dışlayıcı, onları küçük düşürücü ifadeler kullandığı bir gerçektir. Ben iftira etmiyorum. O yüzden, bu gerçeğin orada ifade edilmesi gerekiyor çünkü onu izleyen…

BAŞKAN – Yani 69’uncu maddeye göre söz istiyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kürkcü.

Lütfen cevap hakkınızı bir sataşma yaratmayacak şekilde kullanınız.

19.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ben, Cumhurbaşkanının söylemediği bir şeyi söylemedim. Cumhurbaşkanı açıkça, kendi gibi yaklaşmayanları, kendi gibi kutlamayanları karşısına aldı ve onları suçladı. Şunu dedi: “’Eşitlik’ adı altında kadının her türlü sömürü ve istismara açık hâle getirildiği yerde ilk önce kadınlar karşı çıkacaktır.” ve devam etti “Kadının olmadığı yerde insan da yoktur.”

Kadıköy Belediyesinin Lambdaistanbul’la birlikte hazırladığı ve üzerinde “Lezbiyenim, biseksüelim, transım, interseksim; okulda, işte, mecliste, her yerdeyim!” yazan afişleri üstü kapalı eleştiren Erdoğan, “Birtakım çevrelerin ısrarla, ‘özgürleştirmek’ adına, kadını kadın yapan imtiyazları ortadan kaldırmaya çalıştığını görüyoruz, birtakım partilerin Kadınlar Günü için hazırladıkları afişleri de görüyoruz. Kadınlara hakaret eden bu zihniyet en büyük kadın düşmanıdır.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Altına imza atarım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şimdi, karşıtlarını…

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – İmzamı atarım.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Harika bir şey. Alkışlıyorum. Harika yapıyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Peki, siz bunu takdir edebilirsiniz, burada problem yok. Problem şu: Bunu, takdir edilmeyecek, eleştirilecek bir şey olarak görmek iftira mı?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – “Kadın istismarından vazgeçin.” diyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Hakaret olarak bunu nitelemek, onu herhangi bir görüş olarak algılamayı mı gerektirir? Ve beğenirsiniz beğenmezsiniz…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Çuvalladınız, çuvalladınız!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Hayır, hiç de öyle olmadı.

Sonuç olarak, 8 Martı özgürlükçü bir yerden kutlayanları “Kadınlara hakaret ediyor.” diye suçlayan kişi, aslında onlara karşı ayrımcılık yapıyordur, onların değerlerini ayaklar altına alıyordur. Mesele bu kadar.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – “Kadınları istismar etmeyin.” diyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – “Yalakalık”a gelince, bir çıkar ilişkisi doğrultusunda birisini kayıtsız bir şekilde öven ve övgüler yağdıran kişiye deniyor. Kime yakışıyor, herkes düşünsün. (HDP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Madde üzerinde…

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Efendim, 69’dan hem Sayın Özel’e hem de hatibe bir cevap vermek istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir kez, kürsüye hitaben önünü ilikleyeceksin önce.

BAŞKAN – Ne dedi Sayın Eseyan?

MARKAR ESEYAN (İstanbul) - CHP’nin grup başkan vekili hem benim geçmişimle ilgili bir ifadelerde bulunduğumla ve bugün nasıl bunları söylediğimle ilgili hem de Ermenilikle ilgili sataşmalarda bulunmuştur.

BAŞKAN – Hayır, hayır, tam sataşma cümlesini söylerseniz söz vereceğim.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Evet, yani Sayın Cumhurbaşkanının, işte, “Affedersiniz, Ermeni.” demesinden yola çıkarak benim burada nasıl bulunduğuma dair, aynı zamanda da biraz evvel Kürkcü Bey “yalaka”yla ilgili ifadede bulundu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ona Cumhurbaşkanı cevap versin, Hükûmet var, sen niye cevap veriyorsun, söyleyen o!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Eseyan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

20.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel ile İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Evet, şimdi, biraz evvel bahsettiğim şeyin tekrar altını çizmek istiyorum.

Burada tabii, içeriksiz muhalefetin düştüğü hâlleri görüyoruz. Bir kap içinde bir içerik barındırmadığında retoriğe yaslanır ve bu retorik de tabii ki sonuçta böyle biraz sıkıntılı hâllere düşmenize yol açar. Yani, benim babam, dedem yaşındasınız ve burada “yalaka” sözleriyle anında sinirlenip bir meslektaşınıza, ki bunu daha evvel bir televizyon programında da yaptınız…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Evet, meslektaşım olmadığınız ortaya çıkmıştı. O zaman söylemiştim size “Siz AKP’lisiniz.” diye, geldiniz işte, gördük.

MARKAR ESEYAN (Devamla) - …hani o “iki yüz” dediniz ya, siz de PKK’nın, o zaman, işvereni… Sizin işvereniniz de PKK o zaman.

BAŞKAN – Sayın Eseyan, Genel Kurula hitap edin efendim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ne alakası var ya? Doğru dürüst konuşun! Ayıp! Allah Allah!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Senden öğrenmeyeceğim, senin burada nasıl konuştuğunu biliyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ne demek “İşvereni PKK.”? Sözünü geri al!

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Şimdi, bakın, burada özellikle Cumhurbaşkanına biraz evvel isnat edilen mesele, “affedersiniz” meselesi, Sayın Kürkcü’nün Sayın Cumhurbaşkanının bugünkü konuşmasından yine içerik olarak çıkarttığı cümleler zaten hepinizin malumu. Gerçekten söylenmesi gereken şeyleri söylemiş Sayın Cumhurbaşkanı ama burada içinden bir cımbızla o cümleyi çekip ondan sonra da ona yaslanıp iki üç yıldır idare ediyorsunuz. Birazcık siyaset üretin, bakın, biraz siyaset üretin. Daha üç dört yıl önce bu devletin gasbettiği vakıf mallarını burada tekrar iade etmek isteyen AK PARTİ’ye kök söktürdünüz ve Kemal Kılıçdaroğlu imzasıyla Anayasa Mahkemesine gittiniz, “Devletin temeline dinamit koyuyorsunuz, Agop’un mallarını geri veriyorsunuz.” dediniz. Bu ayıp sizlere yeter.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kim dedi onu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim dedi onu?

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Size yetecek ayıp da zaten çukurlarda gizli.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kim dedi onu? Bak, oraya bak, oraya bak! Suçlu arıyorsan, şey arıyorsan karşıda var! Aynaya bak, aynaya! Yanındakilere bak!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken, dinleyeceğim.

Sayın milletvekilleri, bu sataşmayı sonsuza kadar sürdürebiliriz. Benim zamanım uygun, sabaha kadar oturabiliriz. Her konuşmacı eğer bu sataşmayı devam ettirecekse bu doğru bir yöntem değil. Yani, sataşma nedeniyle söz alıp tekrar yeni bir sataşmaya özellikle meydan vermeyi doğru bulmuyorum ben.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Açık bir şekilde grubumuza sataştı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Tabii, burada bulunduğunuz pozisyonla ilgili, milletvekili olma pozisyonuyla ilgili bir işveren tahakkümü altından düşünce dünyanızın olmasını doğrusu çok manidar buldum.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sen onu Kandil’e söyle.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – İdris Bey, bunu sen söyleme bari ya, sen söyleme ya!

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Ayıp ediyorsun!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz, bu senin düşünsel dünyanla düşünsen bile herhangi birisinin işveren pozisyonuyla müsaade alarak buraya gelmedik.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bazı önerilerden haberin olur, haberin.

BAŞKAN – Nurettin Bey, lütfen laf atmayınız efendim, lütfen hatibi dinleyiniz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Hangi işveren?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sizin bütün engellemelerinize rağmen halkımızın canı pahasına ortaya koymuş olduğu mücadeleyle halkımızın iradesini yansıtmak üzere buraya geldik.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Buraya herkesin nasıl geldiği ortada!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolayısıyla, işveren-milletvekili ilişkisi üzerinden sizin pozisyonunuzun ne olduğunu tekrar bir gözden geçirin.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – İşveren Kandil mi? Kandil mi işveren?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Tutarlılık açısından gazetelerde yazdığı yazılar ve sosyal medyada paylaştığı paylaşımlar ortada.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sizin foyanızı ortaya çıkartıyor değil mi?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ben onları getirip tek tek buradan okumayayım. Siz onları AK PARTİ milletvekilleri olarak bir okuyun, değerlendirin…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Biz vekilimizden memnunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …ondan sonra Sayın Ertuğrul Kürkcü’nün “yalaka”nın sözlük anlamıyla ilgili ortaya koyduğu o çerçeveye kimin uyduğunu bir kez daha burada gelip değerlendirin diyorum.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Ertuğrul Kürkcü’nün tarihini biliyoruz biz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diğer taraftan, burada, işte, yine aynı şeyi yapıyorsunuz.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Camdan evde oturuyorsun, taş atma.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Kürsüden her konuşan hatibin sözünü kesmek, buradaki insicamı bozmaya çalışmak da siyasi ahlakla bağdaşmaz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yaptığınız ahlaki değil, ahlaki değil yaptığınız, ahlaki değil.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolayısıyla, Sayın Ertuğrul Kürkcü size bir sataşmada bulunmamıştır, durumunuzla ilgili tam bir tespit yapmıştır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Herkes ahlaklı olacak burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun dinliyorum efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tekrar söz aldığında, grubumuza tekrar sataştı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ne dediğini merak ettik ama Sayın Başkan. Nasıl sataşmış ya?

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Değerli milletvekilleri, Sayın Başkanım; bir milletvekili için herhâlde en utanılacak durumlardan bir tanesiyle karşı karşıyayız. Yaptığı hakaretin içeriğinin söylenmesinin, tekrar edilmesinin dahi bu Meclis çatısı altına yakışmayacak birisine grubu dahi sahip çıkamıyor. Kendi kendine buradaki pozisyonu ortada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, böyle “Bir cımbızla çektiler.” dedi ya bir cımbızla, bakın, cımbızla çekmedik, keşke cımbızla çekseymişim.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Resmen yalan söylüyorsun, utan, utan! Ne demek grup sahip çıkmıyor? Utan! Sözünü geri al! Sahip çıkmıyor ne demek?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen hatibi dinleyiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Demiş ki: “Bana ‘Gürcü’ diyorlar, daha da kötüsü, affedersiniz, ‘Ermeni’ diyorlar.” (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yalan üzerine bir şey bina edilmez. Yalan siyasetinden vazgeçin, yalanla bir yere varamazsınız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zorunuza mı gitti?

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Ayıp ama Özgür Bey, ayıp!

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ayıp, ayıp!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Hayır, ayıp biraz önce sizin yaptıklarınız.

1915’te yaşanan olayları… Hani bizim bir milletvekilimize sosyal medya üzerinden kumpaslar kurdunuz da o çıkıp burada gerçekleri bütün yalınlığıyla söyleyince “Aslında iyi oldu, biz de anladık.” diyorsunuz ya, hani yurt dışına Türkiye’yi jurnalleme suçlaması… Amerika’da yayınlanan gazeteye çıkıp “1915 olaylarını soykırım tanımı içinde değerlendiriyorum.” diyebilen birisini şimdi burada, oturursunuz, sahiplenirsiniz, alkışlarsınız; biz de sizi alkışlarız. (CHP sıralarından alkışlar) O yüzden, sayın grup, alkışı öne almıştım, bakalım şimdi ne diyeceksiniz diye.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Siyaset üretin, siyaset! Takıldınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bir de şunu söyleyelim: Bizim, bu kürsüye, bu partiye, bu ülkeye bağımız vatanseverlik üzerindendir, insan hakları üzerindendir, demokrasi üzerindendir. Sizin AKP’ye bağınız nereden?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Kişisellik üzerinden, şahsiyat üzerinden siyaset olmaz. Çapınız bu.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – O çıktığınız kanalların ödediği paralar, o köşeler için size ödenen paralar olmasaydı ve kendinize ait bir marka değerini AKP’nin imaj düzeltme operasyonuna kira vermemiş olsaydınız burada mı oturuyor olacaktınız?

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.42

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Özcan PURÇU (İzmir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, siyasi parti grupları adına kaldığımız yerden devam edeceğim. Siyasi parti grupları adına sıra Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, kısa bir açıklama yapmak istiyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, etnik eleştiriler yapılmaması gerektiğine ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Bir önceki oturumda yapılan tartışmalar bağlamında, özellikle grubumuzdan bir milletvekili arkadaşımız Markar Eseyan’la ilgili olarak yapılan tartışmalarda bizim, sadece bizim değil, buradaki bütün milletvekillerinin bence katılmayacağı bir, tırnak içinde, etnik eleştiride bulunduk. Bence bu konuda daha hassas ve daha özenli olmamız gerekir.

İkincisi ise sorulan o soru, “Üyenize sahip çıkmıyorsunuz.” şeklinde bir soru vardı. Değerli arkadaşlar, kıymetli milletvekilleri; biz Markar Eseyan’a grup olarak baştan sona kadar sahip çıkıyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz sırası Samsun Milletvekili Hayati Tekin’de.

Buyurun Sayın Tekin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HAYATİ TEKİN (Samsun) – Zamanım geçiyor arkadaşlar.

BAŞKAN – Yani zamanınız alkışlarla geçsin Tekin, bundan daha güzel ne olabilir?

HAYATİ TEKİN (Samsun) – İnşallah.

BAŞKAN – Buyurunuz, sürenizi baştan alıyorum.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmelerinin 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili olarak, “Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenekleri” üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Ülkemiz ne yazık ki dünyayla kıyaslandığında cinsiyet eşitliği bakımından 145 ülkeden 130’uncu sırada, Küresel Kölelik Endeksi’nde 167 ülke arasında 105’inci sırada, kadın cinayetleri yüzde 1.400 artmış. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü diye bir günden bile haberi olmayan, ezilen kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor, huzurlarında saygıyla eğiliyorum.

Sayın milletvekilleri, konum biraz teknik, mümkün olduğunca kısa ve öz olarak süremin yettiğince anlatmaya çalışacağım. Anayasa’nın 160’ncı maddesi: “Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. Ancak, 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşme süreci ve bu denetimde değerlendirilecek Sayıştay raporları fiilen bu denetimi olanaksız kılmaktadır. Raporların içerikleri incelendiğinde Sayıştayın denetim yetkisinin fiilen ortadan kaldırıldığı görülmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlarda bulunan standart metinler ve etkisiz tavsiyelerden oluşan kağıtların rapor diye gönderildiği görülmüştür. Bu durum, Anayasa’ya aykırılık suçu taşımakta ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkını, denetim yetkisini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Aslında, balığın baştan kokacağı belliydi çünkü uygulama yönetmeliğine ek bir madde eklenerek, Sayıştay denetimlerine esas teşkil edecek belgelerin Sayıştaya gönderilmesi üç yıl süreyle ertelenmiştir yani “Sayıştay hesaplarının tutulmasını biz AKP olarak 2016’ya kadar erteliyoruz, ne halt ettiğimizi kimsenin bilmesini istemiyoruz.”

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Sayın Melih Gökçek’in 2016 yılı proje tanıtım şovunda, Sayın Başbakan Davutoğlu ve Kabinesini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleyip halkımıza sunacak olan Sayıştay Başkanının ve yolsuzlukları denetleyecek Danıştay Başkanın da hep birlikte aynı şovda yer alması, şimdiden, 2016 yılı bütçesinin her türlü filme ve senaryoya açık olduğunun göstergesidir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Parlamentonun üstünde bir irade nasıl açıklanır, bunu bilmiyorum, siz değerli vekillerimin ve milletimin takdirine bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, filmin devamında, 2014 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu’yla Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödenekler tertibine başlangıç ödeneği konulmuş ancak diğer kamu idareleri bütçesinden, özellikle personel ödeneklerinden ne yazıktır ki -tırnak içinde, burada Millî Eğitim Bakanlığının personel ödenekleri depo mahiyetinde kullanılmıştır- Maliye Bakanlığı bütçesine ödenek aktarılması sonucu, yedek ödenek toplamı yıl sonunda 21 kat artırılarak, toplam ödeneğin tamamı diğer kamu idarelerinin farklı bütçelerine keyfiyeten denetimsiz aktarılıp yıl sonunda sıfırlanmıştır. Sayıştay da bu hukuksuzluğa alet edilmiş, tamamlayıcı ödenek yöntemiyle kapatılmaya çalışılan bu durum, merkezi yönetim bütçe kanunlarıyla Maliye Bakanlığına verilen, Anayasa’ya ve 5018 sayılı Kanun’a aykırı yetkilerin bir sonucudur. Anlıyoruz ki Sayıştayın baypas edilmesi ve denetimsiz bırakılmasının sebebi 17-25 Aralıktır. Çünkü, Anayasa’ya göre, Sayıştay denetçileri her türlü belgeyi isteme ve inceleme yetkisine sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, 78 milyon yurttaşın hakkı olan kamu harcamalarını, gelirlerini ve mallarını denetlemek Sayıştayın birinci görevidir. Milletimizin adına denetim yapan bu kuruma hesap vermemesi ancak diktatörlüklerde ve oligarşilerde söz konusudur. (CHP sıralarından alkışlar)

Belki bunu söylerken bile biraz haksızlık ediyoruz. Rıza Sarraf hükûmetinin bakanlarıyla podyumlarda boy gösterirken -o ülkenin adını biliyorsunuz- ortağı Babek Zencani İran’da idama mahkûm edilmiştir. Bütçeyi konuştuğumuz bu zamanlara denk gelmesi Allah’ın bir takdiri midir diye düşünmeden edemiyorum. Eğer AKP de 17-25 Aralık prangasından kurtulmak istiyorsa Sayıştayı baypas etmek yerine göstermelik bir mahkeme kurup, yargılanıp, uyduruktan beraat edip Avrupa Birliğine ve tüm dünyaya “Yargılandık, aklandık.” demeleri daha doğru olurdu. Bunu yapma imkân ve kabiliyetine sahip olduklarını biliyoruz.

Her fırsatta, Hükûmetin bakanlarının yaptıkları sunumlarda Türkiye’nin gerçeklerine pembe gözlükle baktıkları anlaşılmıştır. TÜİK verileri hiç de böyle olmadığı gösteriyor. Kredi kartı sayısı AKP döneminde 53 kat artmış, icra dosyalarının sayısı 24 milyona yaklaşmış. “IMF borcu kapatıldı.” deniyor, evet, ama devletin borcu 677 milyarı aşmıştır. Dış borç stoku 406 milyar dolar. 2,6 milyon yani 2 milyon 600 bin kişi bankalara borcunu ödeyemiyor hâldedir. Ekmeğin fiyatı AKP döneminde yüzde 248,5 kat artmıştır. Kısacası, bu yılki bütçenin 50 milyar yatırım, 56 milyar faiz ödemesiyle bağlanması herhâlde başka söze ve izaha gerek göstermemektedir.

Yeni belediye başkanı seçildiğim zamanlar, rahmetli Yusuf Hocamın bana anlattığı olayı size nakletmek istiyorum: Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz’e, Veda Hutbesi’nden sonra gerçekleşen bir dost meclisinde sahabe sorar: “Ya Resulullah, sana öbür dünyada komşu olacak kimdir?” Peygamberimiz cevaben “Buradakilerden hiçbiri” der. Sahabe üzülür, hatta Hazreti Ebubekir oradadır. “Peki, kim komşu olacak?” diye sorulur. Peygamberimiz (SAV) “Adaletli yöneticidir.” der. Sahabe “Peki, ‘Herkes cennete gidecek.’ diyorsun, en son cehennemden çıkacak yani en son cennete girecek kimdir?” dediğinde, Peygamberimiz (SAV) “Adaletsiz yöneticidir.” der. Bu durumda AKP’nin “A”sının gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Bu dünyada yargılanmaktan kaçanlar, mahkemeyikübradan kaçamayacaklar. Zebanilerden önce onları ateşli tokmaklarla rahmetli Erbakan’ın beklediğinden eminim. [CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından alkışlar (!)]

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sağ ol Hocam, ağzına sağlık, bravo Hocam(!)

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Biraz önce, “Kapitalizm” lafından alındınız. Naci Bey şu anda aramızda yok. On dört yıllık iktidarın neticesinde Yahudi sermaye destekli, emperyalist yani Kur'an’a aykırı küresel ekonominin arzu ve isteklerinden başka geri dönüp baktığınızda ne yaptınız, ne buluyorsunuz? Tüm bu olumsuzluklardan sonra teknik tartışmalar yapılırken iktidar grubundan aldığımız yanıt sürekli “Sandıktan çıkan sonuca bakın.” şeklinde olmuştur. (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) Peki, bakalım.

Yani, demek istenmiştir ki “Haklısınız, bunca eksiğimize rağmen millet bize oy veriyor.” diyerek, oy veren millet suçlanmıştır. [AK PARTİ sıralarından alkışlar (!)] Evet, suçlular aynı zamanda alkışlanmıştır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Millet hizmete oy veriyor, hizmete.

HAYATİ TEKİN (Devamla) – “Oy veriyor.” diyerek kendi savunmalarına dayanak yaptıkları vatandaşlara duyurulur.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hizmete oy veriyor millet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Taciz yok, taciz yok Osman.

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Denetimin saf dışı edildiği, harcamaların bilinmezlerle dolu olduğu Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı’na onay vermeyeceğimizi belirtir, yüce Meclisi saygıyla selamlamadan önce, biraz önceki tartışmalarda, bir Müslüman Türk insanı olarak ağrıma giden, milletvekillerinin tartışmasına şahit olduk. “Ermeni soykırımı var.” diyenler ile “Kürt sorunu var.” diyenlerin proje üreterek CHP’yi kendi saflarına çekmeye çalıştıklarını üzülerek gördüm.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – CHP’den alkış, MHP’den alkış!

HAYATİ TEKİN (Devamla) - Sayın Eseyan’ın birlik, dirlik, bütünlüğü ölümüne savunan CHP’ye hangi vehimlerle saldırdığı görülmüş değil.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tekin.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre…

BAŞKAN – Bir saniye…

Dinleyeceğim.

Sayın Çakır…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, değerli konuşmacı konuşmasında ağır bir ifade olarak –tırnak içerisinde- “Zarrab hükûmeti ve bakanları” şeklinde bize bir sataşmada bulunmuştur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eş başbakan!

BAŞKAN – Yani Hükûmete sataşmada bulunduysa Hükûmet burada, Hükûmete söz verebilirim.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Bu Hükûmet değil Sayın Başkanım bu, Hükûmet değil.

BAŞKAN - Gruba bir sataşma yok Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkanım, bu Hükûmet değil yani “Zarrab hükûmeti” Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti midir Sayın Başkan?

VELİ AĞBABA (Malatya) – 4 bakanın maaşını Rıza Zarrab vermiyor mu Sayın Çakır?

BAŞKAN – Yani siz şunu mu demek istiyorsunuz: Yani “hükûmet” deyince Adalet ve Kalkınma Partisi, dolayısıyla grubu anlaşılıyor, dolayısıyla da grubumuza bir sataşma mı var demek istiyorsunuz?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Evet.

BAŞKAN – Peki.

Buyurunuz Sayın Çakır.

Ama bana “Hükûmete bir sataşma var, bana söz verin.” derseniz veremem Sayın Çakır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Rıza Zarrab’a sataşmadan dolayı söz aldı Sayın Başkan yoksa Hükûmetle bir ilgisi yok.

4 bakanın maaşını vermiyor muydu, 4 bakanın?

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

23.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Zarrab hükûmeti ve bakanları…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eş başbakan Rıza Zarrab, 4 bakanın maaşını veriyordu!

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Yani, şimdi, bunun neresinden tutalım? İler tutar bir tarafı yok, ne sağından tutulur ne solundan tutulur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – 4 bakanın maaşını vermiyor muydu?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Hangi hükûmet olursa olsun ama hangi hükûmet olursa olsun cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar hizmet etmiş, hükûmet etmiş bütün hükûmetler Türkiye Cumhuriyeti’nin meşru hükûmetleridir. Değerli konuşmacının ima ettiği, referans verdiği Hükûmet de buna dâhildir. Hele hele bu Hükûmet oldukça kuvvetli bir millet desteğiyle gelmiş bir hükûmettir. Dolayısıyla bu sözü herhâlde kastını aştı, bunu söylemek istemezdi. Bir kişinin kendi Hükûmetine, kendi ülkesinin Hükûmetine “Zarrab hükûmeti” demesi, yoksa başka türlü izah edilemez.

Diğer taraftan “Millet suçlanmıştır.” ifadesini de aynen değerli konuşmacıya iade ediyoruz. Hiçbir zaman milleti suçlamamız söz konusu bile olamaz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Millete hizmet ediyoruz.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Kaldı ki biz milletten beslenen, tek dayanağı millet olan, onun için muhtelif vesayet türlerinin hepsini ortadan kaldırıp tek dayanağı millet olan bir partiyiz. Herkese bu söylenebilir ama biz, özellikle AK PARTİ milletten başka dayanağı olmayan bir partidir ve sığındığımız yegâne merci de millettir.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Rıza Zarrab’tan maaş alıyorlardı. Çikolata kutularında paralar…

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - O bakımdan, milletten başka dayanağımız olmadığını bir daha ifade etmek istiyorum ve asla ve kata milleti suçlamadığımızı, milleti bağrımıza bastığımızı ve milletin bağrından çıktığımızı bir daha söylemek isterim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre söz talebim var.

BAŞKAN - Sayın Baluken, mikrofonunuzu açıyorum, buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

53.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye ile Suriye arasındaki ihracat ve ithalatın hangi gruplarla yapıldığını, hangi sınır kapılarının kullanıldığını ve bu ihracat ve ithalat mallarının içeriğinin ne olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, demin Genel Kurulda Türkiye ile Suriye arasındaki ihracat ve ithalat rakamlarını sormuştum. Sağ olsun Sayın Maliye Bakanı o rakamları gönderdi bana. Son derece çarpıcı veriler var, onun için teşekkür ediyorum. Ancak tabii kafamız daha çok karıştı. Yani buradaki rakamlardan birkaç örnek vereceğim. Ancak 2012’den sonra yani Türkiye ile Suriye devleti arasındaki ticari ilişkiler tamamen bittikten sonra, bildiğimiz kadarıyla, oradaki sınır kapısı belli gruplara ait. Şimdi, burada görülen rakamlar üzerinden bir değerlendirme yaptığımızda, bu rakamlar normal, Türkiye’nin, AKP’nin dış politikası doğrultusunda ortaya koyduğu siyasi tutum üzerinden değerlendirildiğinde Esad rejimiyle herhangi bir ticarete izin vermiyor. Sınırda, Rojava bölgesinde Kürtler var. Kürtlerle herhangi bir ticaret olmadığını biz biliyoruz. Geriye farklı bir ihtimal kalıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O nedenle, Sayın Bakana özelikle şunu da sormak istiyorum: Bu verdiği rakamlar Suriye’de hangi gruplarla yapılan ihracat ve ithalat rakamlarına aittir. Hangi sınır kapıları kullanılmıştır? Bu ihracat ve ithalat mallarının içeriği nedir?

Sayın Başkan, sadece Genel Kurul bilsin diye söylüyorum; 2014 yılında 1 milyar 800 milyon 962 bin 479 dolar ihracat yapılmış, 2015’de 1 milyar 524 milyon 084 bin 764 dolar ihracat yapılmış. Yani Esad rejimiyle yapılmamış, Kürtlerle yapılmamış. Hangi gruplarla, hangi sınır kapısından yapılmıştır? Onu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

54.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini yanlış anladığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Aslında kürsüden cevap verme hakkımızın olduğu bir ortamdayız ama yeni bir sataşma da yapmayacağım. Elimde değerli milletvekilimizin konuşma metni de var. Metin aynen şöyle: “Rıza Sarraf Hükûmetin bakanlarıyla podyumlarda boy gösterirken, ortağı Babek Zencani İran’da idama mahkûm edilmiştir.” O bunu söylemişken AKP grup başkan vekili “Rıza Sarraf Hükûmeti” olarak algılayıp, kürsüye çıkıp cevap verme ihtiyacı duydu. Tabii, “Bu üstleniş nereden kaynaklanıyor?” diye baktığımız zaman, herhâlde, geçtiğimiz dönemde gördüğümüz çikolata kutuları, gelip giden elbise torbaları, ayakkabı kutuları, para sayma makinaları ve “Gerekirse senin önüne yatarım.” diyen İçişleri Bakanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Özel, tamamlayınız lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …hafızalarda öyle bir algı bırakmış ki sayın vekilimiz “Rıza Sarraf Hükûmetin bakanlarıyla” derken, “Rıza Sarraf Hükûmeti” diyebileceğini düşünecek kadar kendileri de buna ikna durumdalar. Ama ben de size şunu söyleyeyim: Babek Zencani, İran’da -Rıza Sarraf’ın ortağı- Türkiye’de olmamasını düşündüğümüz ve kabul etmeyeceğimiz bir ceza ama, İran hukukundaki en ağır cezaya çarptırılırken, gözyaşlarını dökerken herhâlde şu ifadeyi kullanıyordu: “Beni Türk yargısına emanet ediniz.” (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü ortağının sizin güdümünüzdeki yargıda nasıl aklandığını ve ne hâle geldiğini en iyi o biliyordu.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Atatürk’e saygılı ol! Atatürk’e saygılı ol.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ayakkabı kutularına sizi gömdü millet be! Ne konuşuyorsun? Sandığa da gömdü, ayakkabı kutularına da!

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde şahısları adına söz talebi olan sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Şahsı adına ilk söz talebi Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekiline aittir.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin efendim.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle tüm emekçi kadınlarını ve özellikle bu vesileyle Rojava’da, Şengal’de, Irak’ta, Suriye’de ve Filistin’de onurlarını ve yaşam hakkı mücadelesinde canlarını feda etmiş tüm kadınları saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu vesileyle, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olması vesilesiyle aslında temel bir insan sorunu da olan kadın-erkek eşitliği sorunu elbette önemli bir sorun ve bu soruna karşı yüzyıllar boyunca kadınların vermiş olduğu hak mücadelesi ve kazanımlarının belli ölçülerde anayasal ve yasal metinlerde yer aldığı bir gerçek. Nitekim, bizim Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde de “kanun önünde eşitlik ilkesi” esasen teorik düzeyde veya metinler düzeyinde bir eşitliği ifade eder. Nedir bu 10’uncu madde? “Herkes, dil, din, ırk, cinsiyet, düşünce, felsefi inanç, mezhep vesaire konularında kanun önünde eşittir.” ibaresini koymuştur ama AKP Hükûmetinin her zaman yaptığı gibi, sadece metinlerde yer alan eşitlik ilkesinin sosyal yaşamda, toplumsal yaşamda ve gerçekte bir karşılığının bulunup bulunmaması meselesi önemli bir mesele. Bildiğiniz üzere, bir sürü kavramların metinlerde, anayasal ve hukuksal metinlerde yer alması tek başına anayasal düzenleri de ifade etmiyor, bunun düşünsel düzeyde, fikrî düzeyde, toplumsal hayatta ve yaşamın gerçeğinde de ifadesini bulması gerekiyor.

Mesela, bakın, aslında “Herkes…” ile başlayan, kadınları da kapsayan kanun önünde eşitlik ilkesi Anayasa’da olduğu hâlde, 2004 yılında AKP Hükûmeti belki pozitif ayrımcılık adına bir fıkra ekliyor 10’uncu maddeye, ikinci fıkra: “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Burada, bizim anladığımız şey, temel kanuna, Anayasa’daki temel maddeye aslında pozitif ayrımcılık adına bir fıkra ekleniyor ama 2004 yılında pozitif ayrımcılığı ifade eden bu ikinci fıkraya rağmen, 2010 yılına kadar yani altı yıl boyunca hiçbir işlem yapılmıyor, hiçbir kadın lehine hiçbir pozitif ayrımcılık yapılmıyor. Ama 2010 Anayasa değişikliğinde yeniden pozitif ayrımcılığı ifade eden bir fıkra daha ekleniyor. Aslında burada yapılan hileişeriye -eski deyimle- yeni deyimle kanunu dolanmadan başka bir şey değil. Nedir bu 2010’daki değişikliğin mantığı? Aslında o zamanki Anayasa değişikliğinde salt kanunda var olan pozitif ayrımcılığı uygulamadığı hâlde yeni bir pozitif ayrımcılığı ifade eden bir fıkra daha ekleniyor ve o fıkradan bu tarafa da bir altı yıl daha geçti. Bu altı yıl boyunca yine bir değişiklik yok.

Dolayısıyla, Anayasa metinlerinde birtakım eşitlik prensiplerinin yer alması yetmiyor, pratik hayatta anlam bulması lazım. Mevcut zihniyetle Türkiye’deki pratiği karşılaştırdığımızda mesela Anayasa Mahkemesinin 17 üyesinden sıfır üye kadındır; mesela HSYK’da 22’ye 2 kadın, mesela genel yargıda yüzde 20’nin altında kadın var; mesela Devlet Demiryollarında sekretarya düzeyinde kadın var; mesela Bakanlar Kurulunda 2 kadın var. Affedersiniz, 2 hanım var çünkü “hanım” dersiniz, bu 2 hanım da incik boncuk işleriyle uğraşan bakanlıklarda.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Çok ayıp!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Yani özetle Türkiye Büyük Millet Meclisinde sadece 82 kadın var. Bakın, 180 rektörden sadece 13’ü kadın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – HDP’nin bayana bakışı bu. Ne diyeceksiniz Sayın Baluken?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Özel sektörü vesaireyi anlatmıyorum. “Cennet anaların ayaklarının altındadır.” söylemini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bence burada HDP’li kadınlar konuşmalı, kadına incik boncuk…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - …yine anaların ayaklarının nerelere kadar uzanacağına karar veren kadınların doğurmuş olduğu erkek evlatlarıdır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, sizin dilinize atıf yapıyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, görünür rütbeyiaklı eserinde. Tamam mı kardeşim?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Dolayısıyla, eril zihniyet değişmeden eşitlik olamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Alkış, Sayın Baluken alkış.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, sadece zabıtlara geçsin diye söylemek istiyorum, bir cümle. Her 2 bakanlık da diğer 20 küsur bakanlık kadar kıymetli ve değerli, her 2 bakanımız da diğer 20 küsur bakan kadar kıymetli ve değerlidir. İncik boncuk değildir. Öyle olsaydı, HDP Grubundan arkadaşlarımız, Şehircilik Bakanlığıyla ilgili olarak özellikle bunun ne kadar önemli bir Bakanlık olduğunun altını çize çize belirttiler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Mehmet Emin Şimşek, Muş milletvekili.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Kadına verdiğiniz değer bu, HDP’ye söylüyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Şimşek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET EMİN ŞİMŞEK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve televizyonu başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Doğumdan ölüme kadar hayatın her anında bizleri yalnız bırakmayan, bize fedakârlık eden, bizi biz yapan değerli kadınlarımızın bu özel gününü yürekten kutluyorum. Artık, kadınlarımızın ezilmediği, şiddet görmediği ve tam da tersine güzel günlere sahip olmaları umuduyla, bütün kalbî duygularımla temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, on dört yıllık AK PARTİ iktidarında ülkenin nereden nereye geldiği gerçeğini milletimiz görmekte, görmekten öte bizzat yaşamaktadır. Ülke genelinde göz kamaştıran altyapı ve üstyapı yatırımlarıyla geçmişe dayalı engeller tek tek bertaraf edilmiş, gerçekleştirilen bütün yatırımlar gibi ulaşım ve erişim yatırımlarıyla da kalkınmanın sarsılmaz temelleri atılmıştır. “Gidemediğin yerler senin değildir.” ve “Yol medeniyettir.” söylemleri ve bir de rahmetli Âşık Veysel’in dediği gibi “Uzun ince yollar…” Evet, artık, uzun ince yollar yok; artık, otoyollar var; artık, otobanlar var; artık, bölünmüş yollar var ve bu yolları taçlandıran köprüler var, viyadükler var, tüneller var. Bu yollarla uzakları yakına getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılı öncesi tünel ve otoyolları yapmak cesaret etmekten ziyade hayal bile edilemezdi. Ben bunu bir yol mühendisi olarak söylüyorum. Ama bugün, on dört yılda 1.912 köprü, 188 adet tünel, İstanbul’un üçüncü köprüsü, tüp geçitler, Marmaraylar, İstanbul-İzmir Otoyolu, İstanbul üçüncü havalimanı gibi dünya çapında takdirle izlenen bu büyük projeleri tek tek hayata geçiriyor ve Allah’a hamdediyoruz. Bu yatırımları inşa eden firmalarımız edindikleri kapasite ve tecrübeleriyle birlikte, Hükûmetimizin de desteğinin öncülüğünde yurt dışına da bu tecrübelerini aktarıp dünya çapında büyük projelere imza atıyor ve çok ciddi başarılar elde ediyor ve her yıl en az turizm gelirleri kadar ülkemize kaynak ve getiri sağlıyor. Bütün bu başarılar doğrultusunda ülkemizin küçük ama bir o kadar da güzel memleketi olan Muş ilimizde bazı gelişmeleri rakamlarla aktarmak istiyorum. Evet, on dört yıllık bütçelerin sayesinde, Muş ilinde, sağlıkta 2002 yılında uzman hekim sayısı 33 iken şu anda 148, pratisyen hekim sayısı 2002 yılında 97 iken şu anda 215, diş hekimi sayısı sadece 7 iken şu anda 37, hemşire sayısı 2002’de 255 iken şu anda 748 adet, sağlık ocağı 45 adet iken şu anda 112 adet ve aşılama oranı 2002 yılında yüzde 64 iken şu anda yüzde 97. Eğitimde 2002’de bizim Muş ilinde 2.240 derslik var iken şu anda 4.819, öğretmen sayısı 2.829 iken şu anda 6.036, üniversitemiz açıldı, büyüyor, şu anda 13 bin öğrencisi var. Muş Havaalanı’nda 2002 yılında 17.200 yolcu taşınırken şu anda 342 bin yolcu taşınıyor. Köy yollarımıza 1.659 kilometre daha yol ilave ettik ve şu anda da statik kaplamadan vazgeçtik, bitümlü sıcak karışımla köy yolları yapıyoruz. 2002 öncesi Muş ilinde hiçbir köyde kanalizasyon yokken şu anda 83 adet köyün altyapısını bitirdik. Sosyal yardımlar, evde bakım hizmetleri gibi, bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Vatandaşımıza ne yapsak azdır. Onlar hizmetin en iyisine layıktırlar. Bize bu hizmetleri yapma şansı veren vatandaşlarımıza ve bu hizmetlerde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, 2016 yılı bütçemizin hayırlara vesile olması dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın hatip doktor sayısından bahsetti. Size örnek söyleyeceğim: Bulanık ilçesinde hekimler günde 600 hasta muayene ediyor; Muş Bulanık’ta, ilçesi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Muş’un çoğu ilçelerinde ambulans yok, hekim yok ve sevkiyatlar yapılıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, biraz evvel arkadaşımız da söyledi, böyle usul var mı, neye göre söz istiyor?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onun için, yani bu konuşmalar hakikaten doğru bilgiler değil.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal, tutanaklara geçmiştir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olur mu? Neye göre konuşuyor ya, var mı böyle bir usul?

BAŞKAN - Şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım.

Sorulara başlıyorum.

İlk sırada Sayın Tanal.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, Aralık 2002’de çiftçilerin Bankaya borcu ne kadardı, bugün itibarıyla çiftçilerin bankaya borcu ne kadar?

Aralık 2002’de tüketicilerin bankaya borcu ne kadardı, bugün itibarıyla tüketicilerin bankaya borcu ne kadar?

Cumhuriyet tarihinden 3 Kasım 2002 tarihine kadar dış ticaret açığımız ne kadardı, son on üç yıldaki dış ticaret açığı ne kadar?

Aralık 2002’den itibaren özel sektörün iç ve dış borcu ne kadardı, bugün itibarıyla özel sektörün iç ve dış borcu ne kadar?

Aralık 2002’de devletin toplam iç ve dış borcu toplam ne kadardı, devletin bugün itibarıyla iç ve dış borcu toplam ne kadardır?

Aralık 2002’de 1 metreküp doğal gazın fiyatı ne kadardır, bugün itibarıyla doğal gazın 1 metreküp fiyatı ne kadardır?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

“Malatya” denilince akla haksızlıklar geliyor Sayın Başkan. Bu kez de AKP’nin en çok oy aldığı mahallede, Yamaç Mahallesi’nde bitmek tükenmek bilmeyen bir kentsel dönüşüm çilesini yüce Meclise anlatmak istiyorum.

Yamaç Mahallesi, Malatya’nın en yoksul mahallelerinden biri. Elli, altmış yıl önce devlet tarafından satın alınan arsaları, evleri şimdi bir kez daha satılmak isteniyor vatandaşlara. Altmış yıl sonra kendileri ve çocukları işgalci konumunda. Altmış yıl vergi vermişler, su ödemişler. Şu anda maalesef TOKİ’yle karşı karşıyalar. Ellerinde tapusu olanlar TOKİ’nin vereceği ev ödemelerini nasıl yatıracaklarını kara kara düşünüyorlar. Belediyeden ekmek fişi, kömür yardımı alan Malatya’nın en fakir mahallesindeki insanları “Evlerinizi yıkacağız, size yeni bir ev vereceğiz.” diye 55-60 bin lira borçlandırıyorlar. Ekmeği bile belediyeden alan insanlar 60 bin lirayı nasıl ödeyecekler? Bugün öğrendik ki evine sadece 8 bin lira değer biçilen yoksul insanlar, 77 bin lira borçlandırılmış. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – “Malatya” deyince akla kayısının yanında bir de Sayın Mevlüt Aslanoğlu geliyor. Allah rahmet eylesin.

Sayın Nurhayat Altaca Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birinci sorum şu: Sorduğumuz sorulara neden cevap vermiyorsunuz?

İkinci sorum da şu: Anayasa Mahkemesi…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Vereceğim.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Kaç gündür sorduğum soruların hiçbirine cevap alamadım da Sayın Bakan.

İkincisi şu, lütfen buna cevap istiyorum: Emekli Sandığı Kanunu’nun ikramiye maddesini Anayasa Mahkemesi iptal etti. 15 Aralık 2014’ten sonra emekli olanlar çalıştıkları kadar ikramiye alabiliyorlar, öncekiler mahkeme kararıyla tescilli olan bu mağduriyetlerini gidermek için mahkemelerde sürünmek zorundalar. Bu mağduriyetleri gidermek için bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ben yine üniversitelerdeki hastane sayısını sormak istiyorum. Gelecek güvencesi olmayan 50/d geçici kadrolu asistanlara 4/A ya da 4/C kadro vermeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda bir çalışmanız, planınız var mı? ÖYP’yle ilgili kadro çalışmalarınız var mı?

Üniversite hastanelerinin toplam borçları 3,8 milyar lira. Üç dört yıldır piyasa borcu olan üniversiteler var. 50 milyon lira bir para aktarmışsınız. Bu para tabii ki hiçbir şey değil. Hizmet kalitesini ve nitelikli hizmet üretimini engellediğini düşünüyor musunuz bu borcun? Üniversite hastanelerinin kar topu gibi büyüyen borçlarının en önemli nedeni 4/C kadrolarının ödeneklerinin döner sermayeden karşılanmasından kaynaklanmaktadır. Bu sorunun genel bütçe tarafından karşılanması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Maliye Bakanına. Ülkemize kaynağı belirsiz para girişi 2015’te 6 kat artmış, 9,66 milyar dolara yükselmiştir. Bu veri 2014’te 1 milyar 560 milyon dolardı. Bu artışta 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını soruşturan iddianamede ortaya konulan altın ticareti ve kaçakçılık sürecinin, bazı ülkelerden aktarılan paraların etkisi var mıdır? Maliye Bakanı bunun gerçek sebebini açıklayabilir mi?

İki: Cari açığı ve dış ticaret açığını kapatmak için neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, kapanan köy okullarının bir kısmının tapusu Maliye hazinesine aittir, bir kısmı da Millî Eğitime aittir. Kapanan köy okullarının belediyelere tahsisinin yapılarak buraların köy odası, muhtarlık odası, kütüphane gibi sosyal hizmetlerde kullanılması için devrinde yardımcı olur musunuz?

İkincisi: Tarsus Hükûmet Konağı’nın yıkım kararı vardır. Belediye tarafından Hükûmet Konağı için yeni yer tahsisi yapılmıştır. Buraya yapılacak Hükûmet Konağı’nın inşaatını bir an önce başlatır mısınız?

Üçüncüsü de Türkiye'nin birçok yerinde mera arazileri var ama verimsiz mera. Bu mera arazilerinin Orman Genel Müdürlüğüne devrinin yapılarak ağaçlandırılması konusunda yardımcı olur musunuz? Evliya Çelebi İstanbul’dan Hicaz’a giderken Şam’a kadar ormanlık alanda yürüdüğünü belirtmiştir ama bugün maalesef İstanbul’dan Şam’a kadar gitsek bir tane ağaç göremiyoruz. Bu konuda yardımcı olmanızı bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Hükûmete söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal’ın tabii, sorduğu sorular o kadar fazla ki sadece şu anda arkadaşların bana yetiştirdiği bilgilerden elimde olanları sıralayacağım. Diğerleriyle ilgili olarak uygun görürseniz yazılı olarak cevap vereceğim.

Kamu borçlarına ilişkin bir istatistik istemiştiniz. AB tanımlı genel yönetim borç stoku -milyon TL olarak- 2002 yılında 259 milyar 350 milyon TL; 2016 Ocak itibarıyla 654 milyar 823 milyon TL. AB tanımlı genel yönetim borç stokunun millî gelire oranı 2002 yılında yüzde 74 iken 2016 Ocak itibarıyla yüzde 32,6. Kamu net borç stoku 2002 yılında 215 milyar 631 milyon TL iken 2015 Ocak ayında 143 milyar 402 milyon TL. Kamu net borç stokunun millî gelire oranı 2002 yılında yüzde 61,5 iken 2016 Ocak ayında yüzde 7,6.

Sayın Ağbaba’nın Malatya’daki sorunlarla ilgili belirttiği konuları Tarım Bakanımızla görüşeceğiz inşallah.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Tarım Bakanı olmaz. Burası TOKİ ya, Çevre Bakanı olsun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Peki.

Öncelikle Sayın Kayışoğlu, kusura bakmayın, belki ileride olduğu için o soruları cevaplayamamışımdır ama arkadaşlara zaten söyledim, cevap veremediğim bütün soruları yazılı olarak sizlere, grup başkan vekillerimize arz edeceğiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Daha biz görmedik. Biz daha görmedik. Biz çok bakan gördük ama yazılı cevap veren bakan görmedik.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, hepsine yazılı olarak inşallah cevap vereceğiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vallahi görmedik. Hep böyle oyalıyorlar bizi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Emekli ikramiyelerine ilişkin olarak: Şu anda, Anayasa Mahkemesinin yaptığı düzenleme veya karardan sonra emekli ikramiyeleri yeni sisteme göre ödeniyor ancak geçmişte emekli olanlara ilişkin olarak hâlihazırda Bakanlığımızda yürütülen bir çalışma bulunmuyor.

Sayın Demir, üniversitelerdeki 50/d kapsamında çalışan öğretim elemanlarıyla ilgili, araştırma görevlileriyle ilgili bir soru sordu ama uygun görürseniz, bu konuda da YÖK’ten gerekli bilgileri aldıktan sonra size de yazılı cevap verelim.

Yine bu üniversite hastanelerinin mali durumlarına ilişkin olarak şunu ifade edeyim: İki gün önce Ekonomi Koordinasyon Kurulunda bu konu çalışıldı. Üniversite hastanelerinden borçları artan üniversitelerle ilgili olarak alacağımız tedbirler konusunda kapsamlı bir çalışma Kalkınma Bakanlığı tarafından yapıldı. İnşallah -bu toplantılara arkadaşlar devam ediyorlar- yakın bir zamanda üniversite hastanelerimizle ilgili gerekli tedbirleri de alacağız.

Sayın Arslan, kaynağı belirsiz para girişi olduğu şeklinde birtakım değerlendirmelerde bulundu ama şu anda bu yaptığınız değerlendirmelerle ilgili bir bilgi bende mevcut değil.

Cari açığı kapatmak için yapacağımız çalışmaları da zaten Hükûmet programında ifade ettik ama cari açığı kapatmak için tasarrufları artırmamız lazım, ekonomide verimliliği artırmamız lazım, daha fazla AR-GE’ye yatırım yapmamız lazım. Bunların hepsini Hükûmet programında ifade ettik. Aslında, bütün partilerin, hemen hemen üzerinde uzlaştığı konulardan bir tanesidir. Ekonominin daha da büyümesi, gelirin artması, cari işlemler açığının düşmesiyle ilgili gerçekten yapısal tedbirler almamız gerekiyor. O konuda da inşallah, önümüzdeki dönemde Meclise getireceğimiz yasal düzenlemelerle de orta ve uzun vadede cari açığı kontrol altına alacak düzenlemeleri yapacağız.

Sayın Şimşek, bu kapanan köy okullarıyla ilgili Millî Eğitim Bakanlığıyla görüşeceğim. Evet, herhangi bir şekilde Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyacı olmaması gerekir bu durumda. O zaman atıl kalması hiçbir şekilde doğru değildir. O zaman köylülerin ihtiyaçları bakımından ne yapabiliriz, o binaları koruyup köylümüzün hizmetine nasıl sunabiliriz, o konuda da olumlu bakarız ve bu çalışmayı da yaparız inşallah.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Belediyeler talip Sayın Bakan. Restore edip tahsisini… Tapusunu istemiyorlar. O binaları restore edip…

BAŞKAN – Sayın Bakan, mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız efendim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ediyorum.

Yani belediyelerden gelecek talepler konusunda da oradaki köylülerimizin hizmetine sunulacak bağlamda bir talepte bulunulması hâlinde bu konuları olumlu karşılarız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

Devlet borçları

MADDE 5- (1) Devlet borçlarına ilişkin cetvellerde gösterildiği üzere 2014 yılı sonu itibarıyla;

a) 414.648.521.928,42 Türk Lirası orta ve uzun vadeli Devlet iç borcu,

b) 198.723.848.365,21 Türk Lirası Devlet dış borcu,

c) 35.082.154.053,08 Türk Lirası Hazine garantili borç,

mevcuttur.

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kesin Hesap Kanun Tasarısı’nın bu yürütme ve yürürlükten önceki son maddesine gelmiş bulunuyoruz.

Değerli arkadaşlar, uzun bir süreç, önce geçici sonra da 2016 yılı bütçesini hep birlikte önce Plan ve Bütçe Komisyonunda, şimdi burada tartışıyoruz. Tabii, birçok şey konuştuk hem orada ilgili bakanlarımıza sorduk hem de burada, son olarak da Maliye Bakanına gerekli sorularımızı sorduk; bir kısmını cevapladı arkadaşlarımız, bir kısmını cevaplamadı. Sayın Bakan buradayken ben hemen onunla ilgili kısmı söyleyeyim o zaman, sonra Lütfi Bey’e geçeyim.

Sayın Bakan, en başta Sayıştay raporlarını tekraren söylüyorum. Şu anda bu raporların gelmemiş olması denetim eksikliği bakımından, şu anda görüşmekte olduğumuz bu madde dâhil olmak üzere, devlet borçlarıyla ilgili ne önümüzdeki garantilerin miktarını ne şehir hastaneleriyle ilgili yapılacak harcamaları bilmediğimiz için, hele hele Gelir İdaresiyle ilgili sizin söylediğiniz şeyleri biz bilemediğimiz için eksik kalmaktadır. Tekraren Sayıştay raporlarının, “Bu seneyi bir şekilde yine atlattık.” diye bakıyorsunuz ama, hiç olmazsa 2015 kesin hesaplarının doğru dürüst bir şekilde gelmesi için gayret sarf etmenizi tekraren söylemiş olalım. Çünkü vergi uzlaşma raporlarıyla ilgili, vergi raporlarıyla ilgili konuşurken Sayın Bakan -sabah bir kısmına değindim, tutanak elimde duruyor- “Onların mevzuata uygun olmadığını kim iddia ediyordu?” diye bir şey söyledi. Ben de sordum ama cevaplarda duymadıysam özür diliyorum. O zaman siz vergi uzlaşma kurulunu aklıyorsunuz, Maliye müfettişlerini şüphe altında bırakıyorsunuz demiştim. Yani onların yaptığı da mevzuata uygundur, denetime gönderiyorsunuz. Ha, siz onu sonra uzlaşma kurulunda yine mevzuata uygun olarak itiraz sonrası yüzde 50’ye, sonra üçte 1’ine düşürebilirsiniz, o ayrı ama orada bir haksızlık yapmamak lazım. Vergi denetim elemanları da gidiyor, usule uygun olarak bulduklarını rapor ediyorlar. Raporları kuşa çevirme kurulu, Sayıştayda olduğu gibi, Maliyede de yapar, o ayrı konu ama vergi denetim elemanlarını töhmet altında bırakmamak lazım demek için sizi tekrar uyardım Sayın Bakanım. Vergi hedefleriyle ilgili de daha gerçekçi olmak gerektiğini buradan söylemiş olayım.

Sizi burada bulmuşken, yine, Millî Piyango idaresindeki çalışanların talepleri var. Ben size TÜRK BÜRO-SEN’in özet olarak gönderdiği notu da takdim edeceğim; hem yükselmeyle ilgili hem atamalarıyla ilgili ortada -özelleştirme kapsamında olduğu için- kaldığını söylüyorlar, onları da kayda geçirmiş olalım. Sonra ekonomik kısımlarını Sayın Elvan’la da devam edebiliriz ama cevap verecekseniz, sorunun sonuna gelecekseniz bilmiyorum.

Tabii, bu kadar şey konuştuk; gelir hedefleriyle ilgili, gider hedefleriyle ilgili eleştirilerimizi yaptık. Eğer bunları doğru yapmazsak gerekli atılımları yapamayız dedik değerli arkadaşlar. Şimdi, bakıyoruz, genel anlamda baktığımız zaman, evet, iktidar bir taraftan yaptıklarını anlatıyor, biz de o yapılanlardaki yanlışları anlatıyoruz ve de yapmamız gerekenleri konuşuyoruz, eksikleri de söylüyoruz. Bundan daha doğal bir şey yok.

Sayın Bakan burada, reformdan sorumlu Başbakan Yardımcımız da geldi. Defalarca hem kendisine, zatıalilerine hem diğer Başbakan yardımcılarımıza, Ekonomi Bakanımıza söyledim; bu sorunların çözümleri belli. Bunların büyük bir kısmı da Sayın Bakanın da çalıştığı, benim de çalıştığım Kalkınma Bakanlığının hazırladığı öncelikli dönüşüm programları içerisinde de var, Hükûmetin eylem planında da var, bir kısmı da 64’üncü Hükûmet Programı’nda da var. O zaman, bu kadar kayıkçı kavgasıyla gündemi belirleyip birtakım siyasi konuları tartışmak yerine bunları çözmemiz gerektiğini söyledim. Yani bunları söylediğimiz zaman sadece sizi eleştirmek için söylemiyoruz.

Şimdi, piyasada bir durgunluk varsa, büyüme sorunumuz varsa, büyümenin yapısında sorun varsa, sanayi stratejimizde eksiklik varsa veya yazdığınız şeyi uygulayamıyorsak, kaç yıldır tartıştığımız şeyde eylem planının başına hâlen daha “ihracatta ithalata bağımlılığın azaltılması, dışarıdaki tüketimin azaltılması, lüks tüketimin azaltılması” yazıyorsak, bir taraftan rant gelirleriyle ilgili “Rant vergisi konulsun.” diye tartışıyorsak demek ki bunları hâlâ yapamıyoruz demektir.

E, bakıyoruz şimdi, bizim söylediğimiz şeylere arkadaşlarımız alınıyor ama icra dosyaları sürekli artıyor, vatandaşın borcu artıyor, özel sektörün borcu artıyor; “Üretim yapmadan bunlar nasıl ödenecek?” diyoruz. Sayın Bakan geçen gün söylemiş, tasarruflarla ilgili -Sayın Şimşek burada değil ama- BES’lerle ilgili sıkıntısını söylemiş. Yurt dışından nasıl gelecek? “Tasarruf etmek için gelirin artması lazım.” diye defalarca söyledik. Bunun için, e, şimdi, bir taraftan halk borcunu ödeyemiyorsa, bankalardaki borçları birikiyorsa, bunu oranlayarak değil, miktar olarak baktığınızda da belli ölçüde artmaya devam ediyorsa katbekat, burada bir önlem almak gerekir.

Dönüyoruz, enflasyon hiçbir zaman hedeflediğimiz yere gelmiyor, hep fazlası geliyor, çift hanelere yaklaşmış. Beri taraftan, bakıyoruz, işsiz sayısı reel anlamda bakınca 5,5 milyona çıkmış. İşsizliği yüzde 10,5’un altına düşüremiyoruz. Hep söylediğiniz 2002’de yüzde 10,3’tü ki krizden sonraki yıl ve istikrar programı olmasına rağmen. Demek ki yapısal sorunumuz var, bunu düşürmek için ne yapmamız lazım? Yapısal önlem almamız lazım. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylediğimiz budur.

Bakıyoruz, krizle beraber belirginleşen turizmde ciddi bir sorun var. Seçim bölgemiz olan Antalya’da da bütün kurum başkanları geldi, sayın bakanlar da görüştüler, ilgili bakanlarımızla da biz de görüştük heyetlerle beraber. Sorun ortada. O zaman ne yapmamız lazım? Bunu halının altına süpürmek yerine çaresini bulalım.

Sayın Başbakan açıkladı ama onlar zaten mayısa kadar devam edecek olanlar ama yapısal olarak bekleyen kanunları çıkarmamız lazım. Tasarılar bekliyordu, kadük oldu. Yani Kıyı Kanunu’yla ilgili, Teşvik Kanunu’yla ilgili, istihdam kısmıyla ilgili birçok unsuru içeren bir turizm çerçeve kanunu söylemiştik. Yani bunlar çıkmadan konuşup konuşup “Biz şunu yaptık.” demekle olmuyor. Bugün, burada, gelip bunları konuşmak gerekmiyordu aslında, şimdiye kadar bunun büyük bir kısmının yapılmış olması gerekiyordu, bizim yapılandaki eksikleri tartışıyor olmamız lazımdı.

Bir taraftan, her gün, bakıyoruz, yeni yeni turistik tesisler, oteller satışa çıkıyor ödeyemediği için. Yakında, bu konut sektörüne, inşaat sektörüne böyle devam edersek Türk usulü bir “mortgage” krizi çıkar diye Sayın Bakanı da daha önce uyarmıştım. Yani aldığı krediyi vatandaş ödeyemeyince bankalar bu sefer, mecburen, ipotek altına aldığı gayrimenkullere el koymak zorunda kalıyor. Bankanın da onu nakde çevirmesi zorlaşacağı için bir finansal krize yol açma ihtimali olur.

Onun için, biz yol yakınken gelin bu önlemleri hep birlikte alalım. Sayın Bakan da burada, memleketin bu ekonomik, sosyal sorunları varken Meclisi kayıkçı kavgalarıyla oyalamayalım, siyasi kısır çekişmelerle boğmayalım. Plan ve Bütçe Komisyonu burada dedik, eski Başkanımız, eski mesai arkadaşım Sayın Elvan da burada, Sayın Şimşek de katıldı söylediklerimize. Madem öyle yani un var, yağ var, tuz var, şeker var -dediği gibi- helva yapımında sorun var. O zaman, hep birlikte, gelin, bizim katkımız da ne olacaksa biz de bunlara katkıda bulunalım, biraz daha hoşgörülü bir şekilde ama işi popülizme dökmeden yapalım.

Ben dün kısaca söylemiştim, Mevlâna’yla, Hacı Bektaş’la Sayın Başbakanın arkasından konuşmak istiyordum diye ama bugün son madde olduğu için size kısa bir hikâyeyle sözlerime son verip veda etmek istiyorum. Adamın birisi kötü yoldan bir para kazanıp bir, affedersiniz, inek satın almış. Sonra yaptıklarından pişman olup günaha girdiğini düşünmüş ve kendisi bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına bağışlamak istemiş. Tabii, aynı zamanda aşevi olarak hizmet verdiği için bu dergâhlar, fakirlere katkıda bulunayım diye iyi niyetli bir şekilde gitmiş. Ama tabii, Hacı Bektaş Veli Hazretleri’ne anlatmış ve bu ineği bağışlamak istediğini söylemiş. Hacı Bektaş Veli kirli işlerden kazanıldığını bildiği bu inek için “Bu helal değil, dolayısıyla biz bunu kabul edemeyiz.” demiş. Bunun üzerine adam Mevlâna’nın dergâhına yola koyulmuş, Mevlâna Hazretleri’ne gitmiş, hediyeyi kabul etmiş. Bu sefer adam şaşırmış, yani ikisi de erenler, manevi insanlar, acaba o niye kabul etmedi diye. Mevlâna’ya sebebini sormuş. Hazreti Mevlâna diyor ki: “Eğer biz bir karga isek Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir, öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.” Adam şaşırmış, kalkmış Hacı Beştaş’ın dergâhına gitmiş, “Ya, sen kabul etmedin, Mevlâna Hazretleri kabul etti, bu nedendir?” demiş. O da dönmüş demiş ki: “Bizim gönlümüz bir su birikintisiyse Mevlâna’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.”

Dolayısıyla, hepimiz, bu ilişkideki karşılıklı hoşgörüyü ve birbirlerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) - …karşı yaptıkları güzel nazireleri dikkate alarak burada da onu uygulayalım diyorum, reformları hep beraber yapalım diyorum Sayın Bakanım.

Hayırlı olmasını diliyorum bütçenin. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Nimetullah Erdoğmuş, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdoğmuş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bugün Dünya Kadınlar Günü olması münasebetiyle hayırlara vesile olması dileğiyle sözlerime başlıyor ve hazırunu saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Bütçe görüşmeleri tamamlanmak üzere. Malumunuz “bütçe hakkı” diye hepimizin sorumlu olduğu veya hepimizin hakkaniyette bir payı olduğu düşüncesiyle bu konuda birkaç kelime ifade etmek istiyorum. Bu hakla ilgili mevzuda biz muhalefet şerhimizin reddedilmesi, kabul edilmemesi, tartışmaya değer bulunmaması tavrını bir hak ihlali olarak gördük, o şekilde değerlendirdik ve bugün de 2 arkadaşımızla beraber Anayasa Mahkemesine bu konuda başvurumuzu yaptık. Değerli arkadaşlar, keşke Meclisteki bu tür tartışmalar bir zenginlik olarak burada değerlendirilebilseydi ve böyle bir sorun Meclisten başka bir yere taşınmamış olsaydı. Tam aksine başka yerdeki sorunların çözüm mercisi, mekânı burasıyken biz böyle bir şeye mecbur kaldık, bunu beyan etmek istiyorum.

Bu son saatlerde, izninizle, bir tarihî olayı özellikle biraz da beni ilgilendirdiği için ve bugünkü durumumuza da ışık tuttuğu için sizlerle paylaşıp huzurlarınızdan ayrılacağım. Şimdi, yaklaşık doksan yıl önce, yıl 1927, “Peçar tenkil harekâtı” diye bir harekât var. Peçar, Lice ve benim ilçem olan Genç arasında bir bölgenin adı. Bu tenkil harekâtının, benim bizzat kendi ailemin, çevremin, hatta geleneksel ifadeyle aşiretlerimizin, boylarımızın maruz kaldığı bu tenkil harekatinın yaşandığı bölgenin adı.

“Tenkil” malumunuz Arapça bir kelime ve “ibretiâlem olsun diye cezalandırmak”tır. Yani öyle bir cezai müeyyideyle karşı karşıya kalıyorsunuz ki bir başkasına gözdağı olsun, başkası da ibret alsın ve bir daha böyle bir hareketi göze almasın. Bu tenkille ilgili sadece Kur’an-ı Kerim’den izninizle ben de bir örnek vermek istiyorum: Mesela Hazreti Musa ile sihirbazlar arasında geçen o meşhur münazarada firavunun sihirbazlarla ilgili cezalandırma yöntemi tenkildir. Çünkü, firavunun o gün halkın huzurunda sihirbazlarla Hazreti Musa arasındaki münazarada sihirbazların Hazreti Musa’yı kabul etmeleri, onun mucizesine inanmaları, onun getirdiği hak dine iman etmeleri karşısında şöyle bir hitabı var sihirbazlara, diyor ki: “Ben sizi, kollarınızı ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek ve hurma dallarına asarak cezalandıracağım.” Ve böyle bir ceza yöntemi de uygulanıyor. Bunun adı “tenkil.”

Böyle bir tenkili yaşayan bir çevrenin, bir ailenin, bir muhitin insanı olarak huzurlarınızdayım. Bizim, bu tenkil cezalandırmasına maruz kalan o bölge yani Peçar bölgesi 1927 yılında yakılarak önce cezalandırılır. Zazacada biz “…”(x) diyoruz buna. Yani, bizim yakıldığımız yıl olarak bilinir ve siz o muhitte dostlarınıza, arkadaşlarınıza, bildiklerinize bunu sorduğunuz zaman sizinle paylaşırlar, derler ki “...”(x) O bölge için bir milattır yani yakıldığımız yılın öncesi ve sonrası bizim için bir tarihtir ve o tarih hâlen kendi yerel uygulamamızda geçerlidir.

Bu örneği niye verdim? Benim ailem buna maruz kalmışken... Şahsım olarak ben de Sur ilçesinde çocukluğu geçen, orada büyüyen, orada oturan ve hâlen de orada akrabası olan biriyim. Bugün, Sur ilçesinin, göreceksiniz, şu andaki durumu kendisi için bir milat olacak ve Sur’da yaşayanlar veya onların nesli “Sur’da bizim karşı karşıya bulunduğumuz tenkilin öncesi ve sonrası” diye bir milattan, bir tarihten bahsedecekler. Bugün o şekilde bir durumla karşı karşıyayken dileriz ki yeni Surlar, yeni Cizreler olmasın. Bizim...

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Silah çekenlere her şey yapılır.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Silah çekenlere her şey yapılmaz. “Hukuk” diye bir şey var, “adalet” diye bir şey var.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ne yapsın?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Karşınızdaki insan size silah da çekse, sizi pusuya da düşürse sonuçta bir devlete yakışan...

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Nedir?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – ...bir Hükûmete yakışan adil olmasıdır. Devletin...

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Karanfil mi uzatsın?

SALİH CORA (Trabzon) – Duvarı delip oralardan ateş ediyor, ne yapacaksınız?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Silah çekene şöyle karanfil mi uzatacak?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Elbette ki her hâlükârda… Bakınız, sizin Hükûmetinizin...

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Bugün Sur’dan şehit vardı, şehit. Ne konuşuyorsun ya?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Şöyle karanfil mi uzatacak?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – ...sizin Hükûmetinizin bir şansı var değerli arkadaşlar, bir şansı var. Lütfen, bu şansı gelin değerlendirin.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Empati kuralım. Silahı bırakıp karanfil mi uzatacağız?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Öyle partiye böyle imam, ne olacak!

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Lütfen, henüz vakit geçmezken siz bu mevcut durumu tersine çevirebilirsiniz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Çevireceğiz, orayı ihya edeceğiz inşallah.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – İşte ihyanın… Bakın, ben bir örnek verdim size.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Onlar da mı silah çekecek?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Tam doksan yıldır, değerli arkadaşlar, Peçar’da hâlen güvenlik önlemleri uygulanmaktadır. Şimdi, siz doksan yıldır Peçar’daki tenkil muamelesine maruz kalmış bir topluma hâlen demokrasiyi, adaleti, eşitliği götürememişken Sur’a nasıl olur da birkaç ay içerisinde, hatta birkaç yıl içerisinde bu dediğiniz ihyayı ve inşayı götüreceksiniz?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Silah çekene karanfil mi uzatacağız? Ne yapacağız?

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Ne yapacaksın?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Gönülleri ne yapacaksınız, yürekleri ne yapacaksınız? Gönüller arasındaki köprüleri nasıl inşa edeceksiniz? Şu anda bizim sizden istirhamımız, sizden ricamız, bu Meclisten isteğimiz, topyekûn olarak…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Teşekkür mü edeceğiz? Silah çekene ne diyeceğiz?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Ya, kabul edin ki siz oradaki silahlı unsurlara şu anda tenkili uyguluyorsunuz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ne diyeceğiz silahlı unsurlara?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Peki, kabul ediyorum.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ne diyeceğiz biz?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ya, bir müdahale etmeyin.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Buradaki asker ve polise de, hiç mi ama hiç mi onlarla ilgili bir hesabınız yok?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – “Teslim olun.” diyoruz.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – O askerimizi, o polisimizi bari oradan çekin.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ne yapalım?

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Bakın, her gün kaybediyoruz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ya, ne yapalım? Söyle.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Vatan borcu namus borcudur.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Ben şu anda empati yapıyorum, o asker ve polisimizi şu anda o saldırılara maruz olmaktan kurtaralım diyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teröriste “Silahını bırak.” diyemiyor musun?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Teröriste silahı bıraktır, beraber teslim alalım. Onların kılına bir zarar gelmesin, beraber alalım.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Bu Meclis, bu zevat bunu yapacak kapasiteye sahiptir, o birikime sahiptir, yeter ki el ele verelim, gönül gönüle verelim ve bu uyguladığınız tenkil cezalar arasından hep birlikte kurtulalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Yüce Meclisinizi, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Silahı bıraksınlar, beraber teslim alalım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğmuş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ömer Fethi Gürer, Niğde Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Gürer, buyurun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın İnceöz, talebinizi daha sonra alayım efendim.

Sayın Gürer, süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Meclisimizi saygıyla selamlarım.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü anlamına uygun kutlayan tüm kadınlarımızı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Mustafa Kemal Atatürk “Dünyada her şey kadının eseridir.” demiş ve kadınların seçme seçilme haklarından varlıklarının eşit yurttaş kimliğe ermesine önderlik yapmıştır. Onun çizgisinden uzaklaştığımız her alanda ülkemiz sorunlu ve karmaşık bir sürece doğru ilerlemektedir.

Değerli milletvekilleri, terör ve ekonomi ülkemizde başlıca sorundur. Yokluk, yoksulluk ve yolsuzluk artmaktadır. Bunun yanında, toplum duyarlılığımız da olumsuz biçimde değişmektedir. Şehit cenazeleri ve yaşanan acılar karşısında televizyonlarda oyun havalarından vazgeçmeyen, müzik ve eğlenceyle normal yaşam akışını sürdürünce terörün sona ereceğini sanan ve toplumun doğru bilgiye ermesini engelleyen kafanın “O da olacak, bu da olacak.” gibi saçma sapan savunmalar üretilerek acıların paylaşılması yerine, yaşananlardan bihaber, korkan, düşünmeyen bir toplum yaratma çabasında olduğu da açıkça görülmektedir. (CHP sıralarından alkışlar)

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” anlayışı yerine, AKP hükûmetlerinin yarattığı öteleme yaklaşımlarıyla “Her şey benim olsun, başkası ne olursa olsun.” düşüncesine doğru hızla savrulmaktayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, örnek bir devlet ve hükûmet adamı nasıl olur, ona bir örnekle sözlerime devam edeceğim: Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Başbakan İsmet İnönü (CHP sıralarından alkışlar) Millî Eğitim Bakanı Niğdeli Abidin Özmen, yıl 1934. Millî Eğitim Bakanının kapısı çalınır, Atatürk’ün yaverlerinden biri yanında 2 çocukla makama girer, Atatürk’ten gelen bir mektup Bakana sunulur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bravo(!)

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) - Mektupta “Yaver Bey’le size 2 fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum, bu çocukların uygun göreceğiniz bir liseye parasız yatılı olarak kaydını yaptırın.” yazmaktadır. Bakan gereğini yaptırır ve Atatürk’e bir mektup yazar: “Muhterem Atatürk, Yaver Bey’le göndermiş olduğunuz 2 çocuk hakkında emirlerinizi aldım ancak arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi birisi bulunduğu için bu 2 çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme hem yasalarımız hem vicdanımız hem de mantığım izin vermedi. Bu nedenle, her 2 çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzlarını ekte takdim ediyorum.”

Atatürk bu mektup üzerine Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek “Bak, senin Millî Eğitim Bakanın bana ne yaptı?” der. İnönü, Bakanı adına özür dilemek ister. Atatürk “Yok, çok memnum oldum, keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olsa ve gösterebilse.” der. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, işte, iğneden ipliğe, undan şekere, elektrikten yola, demir yollarına, fabrikalara, barajlara, kısacası bir mucizeyle doğan cumhuriyetin ilk yıllarına imza atan düşünce ve anlayış budur.

SALİH CORA (Trabzon) - Bravo(!)

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk düşüncesi ışığıyla aydınlanan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı borçlarını ödemiş, Millî Mücadele yaralarını sarmış, ayağındaki çarığı ayakkabıya, üzerindeki giysiyi elbiseye, cehaleti bilgiye taşımıştır.

Değerli milletvekilleri, bugün ise ülkemiz iyi yönetilmemektedir. Türkiye ekonomisinin en çarpıcı göstergesi borçlarının yüksekliğidir. 2002 yılında 366 milyar olan Türkiye’nin toplam borcu -yani devletin, özel sektörün, hane halkının toplam borcu- 2015 yılında 2,5 trilyonu aşmıştır. 2002 yılı sonunda 217 milyar olan kamu borcu 2015 yılı sonunda 721 milyar liraya, buna karşılık 2002 yılında 94 milyar lira olan şirketler ile hane halkının borçları 2015 yılı sonunda 1,8 trilyona ulaşmıştır; yaklaşık 7 kat borçlanmış durumdayız. Cari açık 2002 yılı sonunda -elli iki yılda verilen cari açık- 43 milyar dolar, 2002 ile 2015 arasında cari açık toplamı ise 472 milyar dolar yani 10 kat fazlasıdır. “Ekonomi büyüdükçe sorun olmaz.” yaklaşımı bir yere kadar kabul edilse de sonunda bu borcu kimin ödeyeceği açığa çıktığında halk durumun farkına varacaktır. Kamu borçlarının sırtına yük olarak bineceği kesim dar gelirliler ve sabit gelirlilerdir. 2003 yılından 2015 yılına kadar iç borçlar için ödenen faiz yaklaşık 545 milyardır. Bu 545 milyarla ne yapılabilir diye düşündüğümde Niğde gibi 20 ilimizin sorunları çözülür. Niğde’ye yıllardır söz verilen ama yapılmayan Niğde havaalanı, Niğde tıp fakültesi, yüksek hızlı tren, Ecemiş suyunun getirilmesi, Akkaya Barajı’nın temizlenmesi dâhil bir sürü hizmet de gelebilirdi.

Değerli milletvekilleri, devlet, kamu-özel iş birliği uygulamalarıyla küçümsenmeyecek yükümlülükler altına girmektedir. Kalkınma Bakanlığı raporu dahi bu konuları açıkça göstermektedir. Kamuoyuna yansıdığı gibi büyük proje diye sunulan yatırımlar, özünde kamu tarafından yapılması gereken altyapı yatırımlarıdır. Potansiyel borç yüklerinin asıl riski kamu bankalarının yurt dışından aldıkları krediler nedeniyle kamunun borçlanmasıdır. Bu yükler muhasebe hesaplarıyla başka yerde görünse de eninde sonunda hazineye aittir. AKP, rekabet gücümüzü gözeten, üretim ve ihracatı odağa alan bir büyüme stratejisi izlememiştir. Yanlış kur ve büyüme stratejisiyle Türkiye ürettiğinden daha fazlasını tüketmiş ve büyüme tamamen yurt içi talepten kaynaklanmıştır. İzlenen politikalar hem yabancı finans sermayesine hem yandaş iş çevrelerine aşırı kazançlar sağlamış, bizim iş gücümüz dururken yabancılara istihdam sağlanmıştır.

Devletin hâli böyle de vatandaş nasıl? Belki de işin özünü anlatan, icralık yurttaş ve icra daireleri sayısıdır. Niğde’de dahi icra dairesi sayısı 1’den 2’ye çıkmıştır. Borçsuz esnaf kalmamıştır. Sanayici zor durumdadır. İşletmeler kapanmaya başlamıştır. İşte işçiler işten atılmaktadır. İşsizlik artmıştır. Emekliler geçim derdine düşmüştür. Öğretmeni, hemşiresi, öğrencisi, memuru, köylüsü, çiftçisi, iş arayanıyla sorunlarına çözüm bekleyen milyonlar vardır. Üretici ürünlerini satamadığı için perişandır, patatesten süte ne üretiyorsa orada sorun büyümektedir.

Değerli milletvekilleri, on dört yıllık AKP iktidarı döneminde ülkemizde fuhuş yüzde 700, adam öldürme yüzde 261, cinsel taciz yüzde 434, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 628 artmış, uyuşturucu bağımlılığı yaşı ne yazık ki ilkokul yaşlarına inmiştir.

Sıfır terörle devraldıkları ülkemizde her gün şehit haberleri gelmektedir. Bugün yine 2 polis şehidimiz var, Allah’tan rahmet diliyorum. Bir eli yağda, bir eli balda olanların dışında herkesin gördüğü bu tablo ve gidiş iyi bir gidiş değildir.

Son olarak, devletin vatandaşına en büyük borcu, koruyamadığı can borcudur. Devlet, kendine emanet edilen halk çocuklarını vatan borcu için teslim alırken onları sağ salim evlerine döndürmek zorundadır; sokağa çıkan yurttaşını bugün ne olacak korkusundan arındırmak zorundadır. 2002’de sona eren terörün bugün geldiği nokta düşündürücü ve acı bir tablodur. (CHP sıralarından alkışlar) Yanlış politikalarla ülkenin bir bölgesinde yaşanan çatışmaların açıklaması bahaneler ardına sığınarak olamaz. Görevini yapmayanların yarattıkları tablo karşısında en azından “Yanlış yaptık.” deme yerine, öz eleştiriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisini çözümün adresi görerek soruna ortak çözüm üretmeye yönelimin de tam zamanıdır.

Tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize sağlık diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Şimdi, şahısları adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Sayın Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi bu vesileyle sevgi ve saygıyla selamlıyorum gecenin bu vaktinde.

Değerli arkadaşlarım, yasama organı olarak görevlerimiz var; bir tanesi yasa çıkarmak, kanun yapmak, bir tanesi de denetim yapmak. Burada da bir süreden beri oturduk, denetim çalışmaları yapıyoruz. Bu çalışmaların sonucunda -iktidarın tabii, çoğunluğu var- Komisyonda veya Genel Kurulda bütçenin çıkmaması, kesin hesabın onaylanmaması, ibra edilmemesi diye bir husus yok ama bu çalışmaları yapmamamız hâlinde, bu çalışmaların yapılmaması hâlinde –bakın, bürokratlar günlerden beri burada, sayın bakanlar burada- Hükûmetin yasama denetiminin yapılmaması söz konusu olur ki bu çok büyük bir eksikliktir. Bu yapılan çalışma Hükûmeti sıkıntıya uğratmak için değil, bir şeffaflık temin etmek, hesap verebilirlik olması amacıyla yapılmaktadır ve doğru bir çalışmadır.

Şimdi, amaç böyleyken sayın bakanların da burada bizlerin sorduğu sorulara doğru dürüst cevap vermesi lazım, samimiyetle cevap vermesi lazım ama bugün, maalesef, birkaç kere, özellikle Sayın Maliye Bakanının bu sorulara verilen cevaplar konusunda samimiyetini göremedim. Mesela bir değerli arkadaşımızın, Sayın Tanal’ın bir sorusu vardı, “Devlet adamlarına verilen hediyeler Maliye Bakanlığında izleniyordur, bununla ilgili bilgi verir misiniz?” diye bir soru sordu. Sayın Bakan “Bakanlık olarak bizde bilgi olmaması gerekir.” dedi. Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir şirketin muhasebe ve mali işler departmanı nasıl o şirkette, o şirketin envanterinde olan, demirbaşında olan bütün malları takip ederse bir Maliye Bakanlığı da aynı şekilde, devletin envanterinde olan demirbaşı, malzemeyi, her şeyi takip eder; gayrimenkulün, taşıtın, her şeyin hesabını Maliye Bakanlığı tutar, muhasebeyi Maliye Bakanlığı tutar; bütçeyi yapar, Millî Emlak Genel Müdürlüğü taşınır taşınmaz varlıkların hesabını tutar. Böyle bir eksiklik varsa yani devlet adamlarına verilen çok değerli şeylerin kayda alınmasıyla ilgili mevzuatta bir eksiklik varsa Maliye Bakanlığı bunu tamamlayacaktır, tamamlaması gerekir mevzuatta eksiklik varsa -ama ben de Maliye kökenliyim, biliyorum, geçmişte ayniyat defterleri vardı, bunlara alınırdı- 5018 sonrası bir eksiklik kaldıysa bunun da giderilmesi lazımdır. Böyle “Maliye Bakanlığı bunu ne bilsin.” gibi layüsel bir cevabın olmaması lazımdır. Güzel değildi maalesef.

Yine, birkaç gün önce burada sarayın tapusunu bir değerli arkadaşımız çıktı, gösterdi; sarayın tapusunu, Tapu kökenliymiş.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ben gösterdim, evet.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Ama Maliye Bakanlığının da aynı şekilde çıkıp sarayın maliyetini gösterebilmesi lazım, maliyetini de Maliye Bakanlığının bilmesi lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Tapuyu kabul ettiniz.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – O zaman, bu tenkitler ortadan kalkar, ne olduğunu biliriz; pahalı mı, ucuz mu ona göre konuşuruz ama bunu bilmemiz lazım, bunu veremeyen bir Maliye Bakanlığı olmaz, bunu söyleyemeyen bir Bakan olamaz, maalesef.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Saray kadar başınıza taş düşsün ya!

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Çok teşekkür ederim, çok güzel bir şey söylediniz; maşallah, maşallah! Maşallah, maşallah!

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ne diyeyim yani, sabah akşam kalkıp… Akşam yatıyorsunuz…

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sabah yatarım, akşam kalkarım, bunun hesabını sorarım; benim görevim budur. Maliyetini verirsin, bundan kurtulursun. Ayıptır böyle bir şey söylemen! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Her gün bu ya, her gün!

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – “Saray kadar başınıza taş düşsün.” diyor, ben bu halk adına bunu soruyorum, samimiyetle soruyorum, bunu nasıl söylersiniz, Allah’tan korkun ya! Allah’tan korkun, Allah’ınızı seversen.

HİKMET AYAR (Rize) – Sarayın maliyeti mi olurmuş ya, onların hesabı halka verildi.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Merkezî Uzlaşma Komisyonuyla ilgili olarak yine ne zamandan beri bu konu gündeme geliyor. Merkezî Uzlaşma Komisyonu sıfırlayabilir ama böyle bir iddia gündeme gelir, kayıtlar gösterilirse, sorulursa bunlara da Maliye Bakanının açıklıkla cevap vermesi lazım. Dün söylediği şey şu: “Bunlar alenidir.” Niye o zaman sakladınız, niye bu hâle getirdiniz, niye cevap vermediniz ve bu kadar zor duruma düştünüz, devleti de zor duruma düşürdünüz?

Yine, kira giderleriyle ilgili olarak sordum. Kira giderleriyle ilgili 357 milyon lira 2014’te -şimdi değil- kira gideri var bu devletin. 357 milyon lira, çoğu Ankara’da, şu Konya-Eskişehir aksında. Yazıktır, günahtır, 357 milyon lira verilir mi 2014 rakamlarıyla? Bugün 450 milyon liraya yaklaşmış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bunları Maliye Bakanlığının önlemesi, tasarruf yapması lazım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Babalarının parası.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Daha başka konular da vardı. Bu vesileyle herkese saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Recep Uncuoğlu, Sakarya Milletvekili.

Buyurun Sayın Uncuoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer vatandaşlarım; sizleri ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Dün gece Diyarbakır Sur’da hain bir terör saldırısıyla şehit düşen, vekili olduğum Sakarya’mızın Pamukova ilçesinden Uzman Çavuş Gürsel Demir kardeşime ve bugün İdil’de şehit düşen 2 polisimize, roket saldırısıyla Kilis’te hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Bütün yaralılarımıza acil şifalar temenni ediyorum.

Ayrıca, bugün 8 Martta eğitimden sağlığa, çalışma hayatından fırsat eşitliğine kadar her alanda daha iyi imkân ve haklara kavuşmaları temennisiyle bütün kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak, 2002’de, milletimizin siyasetten umudunu kestiği zor bir dönemde iktidara geldik ve o gün bugün, millete hizmet yolunda, her türlü darbe ve vesayet yapılarına karşı mücadele ettik, etmeye de devam ediyoruz.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sizin yaptığınız darbeler ne olacak!

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Bugün, AK PARTİ’yle Türkiye’mizin kazanımlarına, istikrarına karşı sonu gelmez iftiralarla, algı operasyonlarıyla, terör saldırılarıyla oynanan bütün kirli senaryolara rağmen milletimiz gerçeği görüyor ve her defasında bu kirli tezgâhları, bu kumpasları bizatihi milletimiz kendi iradesiyle, kendisi bozuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ Hükûmetinin başarısını görmezden gelenler, bugün bütçe kapasitesinde nereden nereye geldiğimize bir baksınlar. 2002 yılında 119,6 milyar lira olan merkezî yönetim bütçemiz 4,7 kat artışla 2016 yılında 570,5 milyar liraya ulaşmıştır. 2002’de sadece 11 milyar lira olan eğitim bütçesi bugün 109,3 milyar liradır. Eğitim ve sağlığa bütçeden 204 milyar lira, sosyal yardım harcamaları için ise 43,1 milyar lira kaynak ayrılmıştır. Kamu sağlık harcamalarına ayrılan kaynak 95 milyar lirayla 2015 yılına göre yüzde 18 oranında artırılmıştır. Bugün Türkiye, bütçesinin üçte 1’inden fazlasını sadece eğitim ve sağlığa ayırabilecek güçtedir. Yine, 2016 yılı bütçesinde mahallî idarelerin gelir payı bir önceki yıla göre yüzde 18 artırılarak 56,3 milyar liraya çıkarılarak yerel yönetimlerimizin hizmet kabiliyeti artırılmıştır.

Görüyoruz ki 2016 yılı bütçesi eğitim, sağlık ve altyapı yatırımlarını önceleyen, vatandaşlarımızın refahını artırmayı hedefleyen sosyal yönü güçlü bir bütçedir. AK PARTİ olarak 2002’den bu yana 13 bütçe hazırladık, hepsini başarıyla, disiplinle uyguladık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yerine getirmeyeceğimiz vaatler vermedik. “Seçim ekonomisi” kavramını siyasi literatürümüzden çıkardık. Geçmişte olduğu gibi, krizlerden çıkmak için eline IMF reçeteleri tutuşturulan, yanı başındaki gelişmeleri dahi uzaktan takip eden, alınan kararlara seyirci kalan bir Türkiye yok artık Cenab-ı Allah’a hamdolsun.

Bundan on dört sene evvel “Tüm şehirlerimizde üniversite olacak.” deseydik kimse inanmazdı, şimdi 81 şehrimizde 193 üniversitemiz var. 249 bin yeni dersliği kimse hayal edemezdi, bu kadar dersliği sadece on dört yılda yaptık.

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Diplomalı işsizler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden İstanbul’da tulumbacılar vardı, şimdi kocaman itfaiye araçları var. Eskiden tulumbayla yangını söndürüyorduk, AKP öncesinde tulumbayla yangını söndürüyorduk, şimdi hamdolsun, şükürler olsun hortumla söndürüyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, müdahale etsenize.

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) - İktidara geldiğimizde 26 havalimanı vardı, şimdi aktif 55 havalimanımız var. 2003 yılında 34,4 milyon hava yolu yolcu sayısı, 2015 yılında yüzde 428 artarak…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) - …182 milyona ulaştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bölünmüş yollara 18.179 kilometre daha bölünmüş yol ekledik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden kağnılarla gidiyorduk, şimdi hamdüsenalar olsun arabaya biniyoruz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, Veli Ağbaba’nın durumunu nasıl izah edeceksiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin efendim.

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Sadece bölünmüş yollara 100 milyar lira kaynak ayırdık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2.585 yeni hastaneyle ve sağlık kurumuyla kamu kurumlarında artık yatak sayısı 48 bini geçmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eskiden berberler çekiyordu dişi, şimdi şükürler olsun diş hekimleri çekiyor dişi.

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Hamdolsun, herkes AK PARTİ’nin Türkiye’ye kazandırdığı eserleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) -…biliyor, “Allah razı olsun bu yolları yapanlardan.” diyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Allah razı olsun Sayın Hatip(!) Bravo(!)

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Biz milletimizin derdine derman olmanın, millete hizmet etmenin derdindeyiz, o cümleyi duymanın derdindeyiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uncuoğlu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Efendim, eskiden kağnıyla gidiyorduk, şimdi şükürler olsun artık arabalarla gidiyoruz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Ağbaba’nın siyasi başarısını Öznur Çalık geçen hafta bu kürsüde açıkladı değerli arkadaşlar. Yani Sayın Ağbaba’nın siyasette ne denli başarılı olduğunu herkes öğrendi. Yüzde 25’ten yüzde 15’e!

BAŞKAN – Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Sorulara başlıyoruz.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, 2002 tarihinde 12 kilogramlık tüp kaç TL’ydi, bugün itibarıyla 12 kilogramlık tüp kaç TL? Aralık 2002’de 1 metreküp su kaç kuruştu, bugün 1 metreküp su kaç kuruştur? 2002’de 1 kilovat elektrik kaç kuruştu, bugün 1 kilovat elektrik kaç kuruş?

Sayın Bakan, AKP’nin bulunduğu belediyelerde asgari ücretin 1.300 TL’ye çıkarılması nedeniyle daha yüksek maaş alan personelin maaşı 1.300’e düşürülmekte; bu, hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşır mı? Yani, burada bu konuda herhangi bir yasal işlem yapacak mısınız? Aynı zamanda tüm bakanlıklarda yer alan müdürlük ve üst düzey yönetim kadrolarında çalışan personel hangi kriterlere göre seçilmektedir? Ayrıca, her bakanlık için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Malatya’da, seçim bölgemde beş altı mahalleye hitap eden Kemal Özalper İlkokulu var; bu ilkokul, depreme dayanıklı değil Sayın Bakan. 35-40 kişilik sınıflarda eğitim görüyorlar. Ataköy, Paşaköşkü, Cemal Gürsel, Zaviye, Hacıabdi mahallelerine hitap ediyor. Cemal Gürsel Mahallesi’nde 12 dönümlük bir arazi var, 6 dönümünü almışlar, 6 dönümünün -Maliye Bakanlığı- alınmasını bekliyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Rahmetli Mevlüt Aslanoğlu, bugünleri sana emanet etti.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizim sizden ricamız Sayın Bakan, bu 6 dönümlük arazinin alınması konusunda destek vermeniz. Bu okul önemli, o bölge için önemli. “Bu konuda sizin talimatlarınızı bekliyoruz.” diyorlar yani para istiyorlar; çok büyük, ciddi bir miktar değil. “Şu anda Malatya için en önemli 3’üncü okul.” diyorlar. Bu konuda yardımlarınızı bekliyoruz.

Ayrıca, biraz da size cevap vereyim. Bursa’da çok çalışıyorsun, çok konuşuyorsun ya, onun için oy veriyorlar. Kürsüden haberin yok, çalışmadan haberin yok, laf atıp duruyorsun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kime oy veriyorlar, kime oy veriyorlar, kime kime?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizin konunuz da Veli Ağbaba’ya laf atmak, başka ne olacak? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Lütfen ya, tam cevap almaya başlamışım, soru soracağım, lütfen izin verir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu, devam edin efendim.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Bana gelen soruları iletiyorum Sayın Bakan.

Birincisi, engelliler diyorlar ki: “Üç ayda bir 980 lira alıyoruz, bununla nasıl geçineceğiz?”

İkincisi, yine engelliler diyorlar ki: “Eve giren bütün paraları araştırıyor Hükûmet, 1 kuruş bile fazla çıksa kesiliyor, mağdur oluyoruz; bu mağduriyet nasıl giderilecek?”

Üçüncüsü, bir vatandaş diyor ki: “On yedi yıldır ücretli öğretmenlik yapıyorum, asgari ücretin altında çalışıyorum, otuz gün çalışıyorum, on beş gün primim ödeniyor; ben nasıl emekli olacağım?”

Memurlar diyorlar ki: “3600 ek göstergeyle ilgili taleplerimize karşılık bir şey yapılacak mı?”

Emekliler bir daha soruyorlar, üçüncüyü soruyorum: “25 lira neden kesiliyor maaşımızdan?” diyorlar ve emekli astsubaylarla ilgili yine üçüncü kez soruyorum: “Başarı tazminatıyla ilgili söz verilmişti. Bununla ilgili sözlerini yerine getirecekler mi?” diye soruyorlar. Ben de size iletiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Bakan, sizin de benim de temsilcisi olduğumuz Türkiye’nin en yoksul bölgesi olan Doğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu adına bir soru sormak istiyorum. Maalesef zor şartlarda tarım ve hayvancılık yapılmaktadır. Altı ay içeride tutuyor besici oradaki hayvanını. Tarımda da bir defa, senede bir mahsul alan bir bölgedeyiz. Dolayısıyla zaten ekilen şey patates, pancar ve biraz da ayçiçeği. Dolayısıyla bana gelen bir notu iletiyorum, çok acil bir durum. Pasinler Ovası büyük bir ova, orada patates üretimi çok yoğun. Şu anda orada 5 bin ton civarında patates elde kalmış. Bir ay içerisinde tüketime yönlendirilmediği takdirde ya da alım satım olmadığı takdirde çürüyüp çöpe gönderilecek. Malumunuz, tohum ve gübre fiyatları da yüksek. Bu insanların seneye tekrar ürettiklerinin karşılığında yeniden üretimi teşvik etmek için bu konuda yardımlarınızı istiyoruz. Aynı sıkıntı süt üreticileri için de geçerli. Yani üç beş kuruş birazcık şey arttı diye sütü indirmenin âlemi yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz emeğin en büyük kanayan yaralarından bir tanesi de taşeron işçileri. Taşeron işçileri mağdur. Taşeron işçilerine ne zaman kadro vermeyi düşünüyorsunuz? Buraya getirin biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak destek vereceğiz.

Bakın, bir taşeron işçisi gece eve gittiği zaman ertesi gün iki dudak arasında işten çıkarılacak psikolojisiyle işe gidiyor.

Yani, Sayın Hükûmet yetkilileri, bu konuda taşeron işçileri sizden duyarlılık bekliyor. Getirin buraya biz de onay vereceğiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2002’de kişi başına kamu borcu ne kadar, 2015’te ne kadar? Dış borç 2002’de ne kadar, 2015’te ne kadar? Özel sektörün dış borcu 2002’de ne kadar, 2015’te ne kadar? Şirketlerin kredi borcu 2002’de ne kadar, 2015’te ne kadardır?

Yanımda Roman Milletvekilimiz Özcan Purçu soruyor, diyor ki: “Bizim hayatımız sokaklarda, çadırlarda, meydanlarda mı geçecek? TOKİ bize ne zaman ev yapacak?”

Sayın Başkan, Meclisimizde başkan, başkan yardımcısı, müdür, şef ve çalışanlar var. Onlar da mart ayında ve eylül ayında olmak üzere iki teşvik primi alıyorlar. Mart ayı teşvik primini alamadılar henüz daha. Siz de Başkanlık Divanında bunu dile getirirseniz çok seviniriz.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Sayın Purçu’nun bu soru sorma yöntemi de ilginç, Sayın Çam’ı aracı ederek sorusunu sorduruyor.

Sorular sona ermiştir.

Şimdi, Hükûmete söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal’ın sorduğu sorulara ilişkin olarak arkadaşlar tam bire bir getirememişler ama bana getirdikleri bilgiden birkaç tane rakamı sizinle paylaşayım, belki yararlı olur. 2002 ila 2016’yı karşılaştıran bir çalışma TÜİK’in verilerinden derlenmiş. Net asgari ücretle çalışan bir vatandaşımız 2002 yılında, satın alma gücü olarak bakıldığında, net asgari ücretle bir ayda 181 ekmek alabilirken şu anda 346 ekmek alıyor. Daha önce 85 kilogram pirinç alabilirken şimdi 203 kilogram pirinç alabiliyor. Yine, 111 kilogram toz şeker alabilirken bir aylık ücretiyle, şimdi 320 kilogram alabiliyor. Bu listeyi uzatmam mümkün. Bu listenin gösterdiği şey şu: Çalışanlarımız AK PARTİ hükûmetleri döneminde satın alma gücü bakımından, refahlarının artışı bakımından önemli kazanımlara sahip olmuşlardır. Son yıllarda bu noktada bazı ürünler bakımından bakıldığında bu fotoğrafın farklı olduğu ürünler de var. Ama hep beraber ne yapmamız lazım? Bu refahı daha nasıl arttıracağız, onun gayreti içerisinde olmamız lazım.

Kamuda seçilme kriterleri konusunda da, bu konuyla ilgili her derecede memurla ilgili seçim kriterleri zaten mevzuatta, kanunda, yönetmeliklerde bellidir, onu da sizinle paylaşayım.

Sayın Ağbaba, Malatya’daki konularla ilgili olarak -Sayın Ağbaba beni dinleyebilirse- arkadaşlar notlarını almışlardır. O yerlerle ilgili çalışmayı yaptıracağım. Talepler neyse, inşallah, o konularda, tabii ki okulun yapılması, eğitimle ilgili talepleri takip edeceğiz, olur mu? Ben de arkadaşları…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ben de bunu bir söz olarak alıyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Arkadaşlarım da şimdi notlarını aldılar, arkadaşlardan da rica ediyorum, o konularla ilgili çalışmalarımızı yapacağız. Zaten bizim görevimiz daha fazla eğitim kurumu yapmak, gençlerimizin daha fazla eğitime ve sağlığa erişimini sağlamak.

Sayın Kayışoğlu ücretli öğretmenlerle ilgili bir soru sordu, emeklilikle ilgili. Bunu araştırıp öyle bilgi vereyim. Biliyorsunuz, AK PARTİ hükûmetleri döneminde yaklaşık 540 bin öğretmen işe alındı. Ha, gönül ister ki daha fazla öğretmeni alalım. Ama norm kadro olarak bakıldığı zaman da norm kadroda doluluk oranlarının önceki yıllara kıyasla sürekli arttığını da söyleyebiliriz. Ayrıca, ek gösterge taleplerine ilişkin olarak da şu anda kamu personeli rejimiyle ilgili bir yasal çalışma var. Bu talebi de bu kapsamda değerlendirmek ve üzerinde çalışmak gerekir diye düşünüyorum.

Yine, Sayın Aydın, bu Pasinler Ovası’ndaki konuyu Tarım Bakanımızla görüşeyim müsaade ederseniz. O konuda onlar mutlaka, Tarım Bakanlığımız mutlaka konudan haberdardır. Ama ben Tarım Bakanımızı da ayrıca arayıp sizin bu söylediğiniz hususla ilgili olarak kendisini bilgilendireceğim.

Taşeron işçileriyle ilgili olarak, biliyorsunuz, biz seçim beyannamemizde de, Hükûmet programımızda da asıl işlerde çalışan personel bakımından, bunların kamuya alınmasıyla ilgili bir yasal düzenleme yapacağımızı açıkladık. Hükûmet eylem planında da buna yer verdik, çalışmalarımız devam ediyor. Bu görev, bu çalışma görevi Bakanlık olarak bize aitti. Çalışmalarımızı biz tamamladık, Ekonomi Koordinasyon Kurulunda yaptığımız çalışmaları paylaştık, Koordinasyon Kurulunda da bazı hususlarda kararlar alındı. Artık bundan sonra konu Bakanlar Kurulunun gündemine gelecek ve inşallah, orada da konu tartışıldıktan sonra, Hükûmet olarak bu konudaki yol haritasını kamuoyuyla paylaşacağız.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha süre var.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan sorularımıza cevap vermedi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurunuz Sayın Bakan.

Soru-cevap bitti, 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz mi var Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Evet.

Sayın Çam, kusura bakmayın bir anda orada atlamış oldum. Elimde olan tabloya baktığım zaman, burada kamu sektörünün borcu, brüt dış borcu olarak söylüyorum, milyar dolar cinsinden 2002 yılında 64,5 milyar dolar iken 2015 yılının üçüncü çeyreğinde 114,8 milyar dolar. Özel sektörün brüt dış borcu 2002 yılında 43,1 milyar dolar, 2015 üçüncü çeyrek itibarıyla 289,6 milyar dolar.

Kamu sektörünün borcunun gayrisafi millî hasılaya oranı olarak baktığımızda, 2002 yılında millî gelirin yüzde 28’i iken 2015 üçüncü çeyrek itibarıyla millî gelirin yüzde 15,5’ine düşmüş gözüküyor. Buna karşılık özel sektörün borçları, 2002 yılında millî gelire oranı yüzde 18,7 iken şu anda yüzde 39,39’a çıkmış.

Toplam brüt dış borç stoku olarak baktığımız zaman, 2002 yılında Türkiye’nin brüt dış borç stokunun millî gelire oranı yüzde 56,2 iken şu anda yüzde 54,7. Ama esas olan AB tanımlı kamu borç stokudur; orada da önemli iyileşmeler var. Burada baktığımızda, millî gelire oran olarak baktığımızda yüzde 74 seviyelerinden yüzde 32,6 seviyesine kadar düşmüş gözüküyor.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal tarafından çok sayıda sorunun cevapsız bırakıldığına ve Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki eleştiri ve uyarılarıyla ilgili bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Maliye Bakanımız, çok kısa bir şey söyleyeceğim. Bugüne kadar görülmediği kadar çok soru cevapsız kalıyor. Arkadaşlarımızın bu konuda tepkileri var. Biz grup danışmanlarımıza talimat verdik, soruları ve “Yazılı olarak cevap vereceğiz.” dediğiniz soruları derliyoruz. Bunun takipçisi olacağımızı bilmenizi isteriz.

İkincisi: Sayın Bülent Kuşoğlu biraz önce, çok önemsediğimiz iki konuda çok önemli eleştiriler ve uyarılarda bulundu ama salonda değildiniz, doğrudan sizi ilgilendiriyor. Tutanağı talep edip makul bir zamanda, Sayın Başkanın da uygun görmesi durumunda o konuda da bir açıklama yapmanızı bekleriz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bakan.

56.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, soruları elinden geldiğince cevaplandırmaya çalışacağına, cevabını vermediği her konuyu yazılı olarak ileteceğine ve Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Şöyle: Hakikaten elimden geldikçe soruları verilen süre içerisinde cevaplamaya çalışacağım ama sorulara cevapların yazılı olarak verilmesinin ben de takipçisiyim. Arkadaşlarıma özel olarak talimat verdim. Tutanakları tarayacağız; soru-cevap bölümünde cevabını vermediğimiz her konuyu yazılı olarak size vereceğim. Grup başkan vekillerimize, sizlere ulaştıracağız. Merak etmeyin yani burada özel olarak gayret gösteriyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İnşallah. Biz beş yıldır hiç görmedik de Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İkinci olarak, Bülent Kuşoğlu’nun, sayın vekilimizin eleştirilerini dışarıda olmama rağmen dinledim. Benim sabahki cevabım şundan ibaretti: Bu konuda mevcut yasal düzenlemenin amir hükmü gereği herhangi bir şekilde hediye alındığında o hediyenin kişinin bulunduğu kamu kurumuna teslim edilmesi gerekiyor. Sayın Kuşoğlu bana sabahleyin sormuşlardı “Maliye Bakanlığında bunun verileri var mı?” diye. Ben de mevcut mevzuattan hareketle bunun ilgili kamu kurumlarında bilgi olarak bulunduğunu söyledim ama Kuşoğlu biraz önceki konuşmasında, burada mevzuatta bir eksiklik olduğunu, bu konuda mevcut durumun yetersiz olduğunu, bir düzenleme yapılması gerektiğini söyledi. Ben de saygıyla karşılıyorum. Hep beraber oturalım, konuşalım, bu konuda daha şeffaf, daha hesap verebilir bir kamu yönetiminin oluşması hepimizin ortak arzusu.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MUSA ÇAM (İzmir) – Romanlara konut…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – 6’ncı maddeyi okutuyorum:

 

Yürürlük

MADDE 6- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

BAŞKAN – Madde üzerinde siyasi parti gruplarının söz talebi vardır, onları karşılayacağım.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Dengir Mir Mehmet Fırat, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Fırat. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Mersin) – Sayın Divan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Kadınlar Günü dolayısıyla hakikaten hemen hemen bütün milletvekillerimiz çok değerli söylemlerde bulundular. Bütün kalbimle o söylemlerin altına imzamı atıyorum ve Kadınlar Günü’nün bütün insanlık âlemine hayırlar getirmesini diliyorum.

Çok değerli arkadaşlar, Birinci Dünya Harbi, aslında iki tane büyük imparatorluğun, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesi sonucunu doğurdu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun tasfiyesine gidildiğinde çok fazla bir bölünme meydana gelmedi. Bu bölünme neticesinde Macaristan, Sırbistan ve bir şekliyle Çekoslovakya devletleri ortaya çıktı. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun bölüşülmesi sırasında çok enteresan olarak topraklarının dokuzda 8’ini kaybederek üstünde bir çok yeni devlet oluşturuldu. Özellikle aynı dili konuşan, aynı dinden olan Arap ülkeleri yeni oluşturulan neredeyse 13-14 devlet arasında paylaşıldı ve enteresan olarak bu paylaşım yapılırken de ihtilafları içinde barındıran, mezhepsel çatışmaları, dinsel çatışmaları, ırki çatışmaları içinde barındıran problemli ülkeler olarak ortaya kondu. Tabii ki burada başrolü özellikle İngiltere ile Fransa üstlenmişti. Her ne kadar İtalya ve Amerika da galipler arasında idiyse de çok büyük bir rol oynayamadılar. 1917 Devrimi’yle de Rusya devre dışı bırakılmıştı.

Şimdi, 1960’lı yıllara gelindiği zaman yani soğuk savaşın en sıcak günlerinde çok önemli bir değişim meydana geldi. Amerika’nın nüfuz alanı içerisinde olan Afganistan bir şekliyle Rusya’ya terk edilirken Mısır, Sovyetler Birliği’nin nüfuz alanındayken Amerika Birleşik Devletleri’nin nüfuz alanı içerisine terk edildi yani bir şekliyle Sovyetler Birliği, Arap kıtasından, Orta Doğu’dan, Yakın Doğu’dan, Suriye hariç, dışlanmış oldu. Ve bu ihtilaflı olan bölgede yeniden bir yapılanma -özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Avrupa Birliğinin gelişmiş olan ülkelerinin menfaati yönünde bir değişikliğe- bir çatışma ortamının ötesinde bir barış ortamına veya şekilsel de olsa bir demokratikleşme ortamına doğru götürülmesi planı Büyük Ortadoğu Projesi’yle bir şekliyle hayata geçirildi. Aslında, varılmak istenen bu bölgede, Orta Doğu’da ve Yakın Doğu’da bir barış çemberinin oluşması veya demokratik bir yapının oluşması değildi. Aslında, Sanayi Devrimi sonrasında o toplumları zenginleştiren silah sanayisinin artık çok fazla bir önemi kalmamıştı -daha çok elektronik üstünde daha büyük kârlılık- ve o ülkelerin halklarının daha çok zenginleşmesini sağlayacak satışlar yapılması gerekiyordu. Bunu da devletlere satabilme imkânı yoktu. Ancak, bireyleri belli bir gelir seviyesine eriştirerek bu mamullerini onlara satabilmek ve dolayısıyla hem enerji yollarının emniyetini sağlamak ama aynı zamanda da ticari hayatı kendi ülkelerinin vatandaşları yönünden daha müreffeh bir topluluk hâline getirebilmek için böyle bir projeyi devreye soktular. Ama, özellikle, Birinci Körfez Savaşı sonrasında Orta Doğu’daki haritanın değiştirilmesi kararı bir şekliyle hayata geçirildi. Nasıl ki Birinci Dünya Harbi sonrasında Araplar arasında meydana gelen ihtilaflar sonucunu… Ki bu ihtilafları yaratan bizatihi o muzaffer olan ülkelerdi. Ama en sonunda, Arap ülkelerinin bu aralarındaki çatışmada, mesela, Suud ile Hüseyin arasındaki çatışmada “Bakalım, tamam, durun, işte, Ürdün sana veya Suriye sana, Suudi Arabistan sana…” şeklinde, bir şekliyle sanki barıştan yana, sanki o ülkelerin insanlarına iyilik yaparcasına bir taktikle geliştirdiler veya bir stratejiyle geliştirdiler.

Şimdi, buna benzer bir oyun yine Orta Doğu’da veya Yakın Doğu’da oynanıyor. Aslında bir üçüncü dünya savaşının içindeyiz. Ancak, üçüncü dünya savaşı ne İkinci Dünya Savaşı’na ne Birinci Dünya Savaşı’na benziyor. Çünkü, Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı aslında birbirlerinden çok farklı olan savaşlardı. Ama artık gelişmiş olan ülkeler kendi askerleriyle ve kendi toprakları üzerindeki bir savaş yerine, başkalarının toprakları üstünde ve başkalarının askerleriyle savaşmayı daha uygun buldukları için bugün Orta Doğu bir üçüncü dünya savaşının içerisine girmiş bulunuyor. Ve etrafımızdaki ülkelere baktığımız zaman, Mağrip dâhil olmak üzere yani Kuzey Afrika dâhil olmak üzere, maalesef, karıştırılmış durumda. Ve bunların yeniden bir barış ortamına dönebilmeleri mümkün değil, yeniden bir bölünme dönemi yaşıyor. Artık inanıyorum ki Irak’taki Sünni kesim ile Suriye’deki Sünni kesim bir şekliyle birleştirilecek; bir şekliyle Suriye’deki Şii, Lübnan’daki Şii veya Irak’taki Şiiler ayrı bir yapı oluşturacak. Ve bunu da kendi aralarındaki savaşın sonunda, yine o galip olan devletlerin barış adına yapacaklarından da geçmişe bakarak emin olmak gerekir.

Şimdi, aynı oyun Türkiye üzerine de oynanıyor. Türkiye’nin etrafına baktığınız zaman, bir ateş çemberi içerisinde. Ve bir şekliyle Türkiye, Orta Doğu’da oynanan bu oyunun dışına itilmiş vaziyette. Ve ben şuna kaniyim, şuna inanıyorum ki Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesinin arkasında Amerika Birleşik Devletleri vardı. Çünkü, Türkiye’nin bir şekliyle Suriye denklemi dışında tutulması gerekiyordu ve bu sağlandı bir şekliyle. Ama aynı şekilde bugün Türkiye’nin içerisinde de aynı karışıklık mevcut. Bir yandan dış tehditler olurken, işte bugün Kilis’te Suriye’den atılan bir roketle oradaki vatandaşlarımız hayatını kaybederken öbür yanda emniyet güçleri ile bir kısım gencin aylar süren çatışması, yurt içindeki çatışması aslında bu ülkeyi zayıflatıyor. Aynı şekilde, Sevr’de dayatılan olay, aslında bir şekliyle Lozan’da Kürt ve Türk kardeşliği ifade edilerek bozulmuştu. Ama bu yeniden ortaya konulan oyun içerisinde -maalesef ve maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisi de dâhil olmak üzere- toplumun her kesimine baktığınız zaman birbiriyle artık anlaşamayan, birbiriyle çatışan insanları görüyoruz. Bu, Türkiye için bir tehdittir; bu, ülke için bir tehdittir; Türkler için de bir tehdittir, Kürtler için de bir tehdittir. Lütfen ama lütfen bu konuda geçmişe bir bakarak bundan bir sonuç çıkarmamız ve buna göre hareket etmemizde fayda mülahaza ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bir şeyi eksik bıraktınız. Bu vekâlet savaşlarından bir tanesini yapan da PKK.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O kimin adına savaşıyor?

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Mersin) – İşte aynısı, biraz önce söylediğim lafın. Aynı kafa. Bu kafayla daha çok gidersiniz. Daha çok gidersiniz bu kafayla.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dengir Bey, gelin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen de gidersin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Onu da söylemen gerekiyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Onu da söyleseydiniz çok iyi olurdu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Onu da söyleseydiniz mükemmel bir şey olurdu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sonucu bağlayamadınız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Bir kısım genç.” dediniz. Onlar PKK ve başka odaklar adına savaşıyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önce Sayın Bakan Bülent Bey’in ismini de anarak, Bülent Bey’in yaptığı konuşmada Bülent Bey’in söylediğini ifade ettiği bir cümleyi ve Bülent Bey’e atfederek bir kanaati dillendirdi. Ama, o konuda grubumuzun da Bülent Bey’in de mutabakatları yok. Uygun görürseniz 69’uncu madde uyarınca cevap hakkı kullanmak isteriz.

BAŞKAN – Buyurun.

Siz mi konuşacaksınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bülent Bey konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

24.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugünkü biraz önce tartışmaya sebep olan konu şuydu, şunu sormuştu Sayın Tanal: “Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakanın diğer devletlerden aldığı Maliye Bakanlığında kayıtlı ya da kayıtlı olması gereken hediyeler nelerdir ayniyat defterinde ya da demirbaş defterinde? Bu işle ilgili kayıtlar nelerdir?” şeklindeydi. “Bununla ilgili Maliye Bakanlığında bir kayıt yoktur.” dedi Sayın Bakan ilk önce. Olması gerekir yani bütün dünyada bu usuldür, maliye bakanlıklarında bu kaydın olması gerekir. Mesela, ben de bir yurt dışı toplantısına katıldığımda belli meblağın üstündeki hediyeler ya kabul edilmiyor ya da doğrudan doğruya devlete ilgili bürokratlar tarafından bağışlanıyordu. Hatta, Amerikalılarla yaptığımız bir toplantıda özel sektör tarafından verilen bir yemeğin bedeli 15 doların üzerinde olduğu için kendileri tarafından ödenmiştir, gayet iyi hatırlıyorum, bunlar normal. Dolayısıyla, belli bedelin üzerinde olan hediyelerin kayda girmesi lazım, bu kaydı da Maliye Bakanlığının tutması normal.

Şimdi, Sayın Bakan “Böyle bir kayıt yoktur.” diyor. Evet, belki 5018’den sonra bununla ilgili bir eksiklik söz konusu olabilir ama bunun olması lazım her hâlükârda. Başka yerlerde çalışan bürokratlarınkini anlarım ama merkezde Cumhurbaşkanı ve Başbakanla ilgili olarak getirilen hediyelerin Maliye Bakanlığı kaydında olması gerekir. Konu buydu, saptırıldı, farklı farklı yönlere çekildi. Çok net olarak buna Sayın Bakan cevap verebilir, “Hiçbir şekilde yoktur.” diyebilir veya “Tutmuyoruz, böyle bir eksiklik vardır.” diyebilirdi. Ama, bu muhakkak sorulması gereken çok da önemli bir konudur. Hepimizin bu konuda sorumluluğu vardır, vebali vardır. Biz de bunu dillendirmek istedik.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Maliye Bakanına söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Bakan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

57.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biraz önce Sayın Bülent Kuşoğlu’nun değerlendirmeleriyle ilgili son derece yapıcı olduğunu düşündüğüm bir açıklama yaptım. Benim sabahleyinki konuşmamda mevcut yasal mevzuatı hatırlattığımı, onun ötesinde bir şey söylemediğimi, Maliye Bakanlığının mevcut yasal mevzuata göre özel olarak kayıt tutan bir görev ve fonksiyon üstlenmediğini ama Sayın Kuşoğlu’nun yaptığı bu görüş ve önerilere saygı duyduğumu, bu konularda daha şeffaf, daha hesap verebilir mekanizmaların kurulması yönündeki önerilere hepimizin aynı şekilde baktığını söyledim. Dolayısıyla, Maliye Bakanlığında böyle bir kayıt yoktur. derken de olmaması gerekir şeklinde dedim aslında. Sonra emin olamadığım için ilgili mevzuata baktığımda bunun ilgili kamu idareleri nezdinde tutulduğunu da zaten sabahleyin söyledim. Dolayısıyla, burada önemli olan, yasa koyucu bir düzenleme getirmiş; kişi hangi kamu kurumunda ise o kamu kurumuna teslim edecek, kamu kurumu teslim edilen bu hediye vasfındaki taşınırı… Bakın bu konuda mevzuatımızda düzenlemeler de var, yönetmelik diyor ki: “Bu durumda her kamu idaresi bunu kendi taşınır mal hesabına dâhil eder.” Biliyorsunuz, 5018’den sonra kamu idareleri için yeni bir hesap planı getirildi. Her kamu idaresinin kendi hesabını kendisi tutması ve Sayıştaya hesap vermesi şeklinde bir yaklaşım benimsendi. 5018 sayılı Kanun’un getirdiği prensip de bu. Ama bütün bu taşınır mal kayıtları Maliye Bakanlığı tarafından genel yönetim muhasebe hesapları çerçevesinde tutuluyor ve raporlanıyor. Dolayısıyla gerçekten Bülent Kuşoğlu Vekilimizin söylediklerine aykırı bir şey söylediğimi düşünmüyorum, tamamen olumlu. Aynı şeyi düşünüyoruz. Farklı şekillerde ifade etmiş olabiliriz ama sabahki söylediğimde de kesinlikle söylediğini yanlışlamak gibi bir kastım yoktu. Sadece ve sadece mevcut durumu ifade ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu konu yeteri kadar tartışılmıştır. Bu konuda…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, iyi bir açıklama olacak yani. Aslında güzel bir konuşma bu, hem Sayın Kuşoğlu’nun hem Sayın Bakanın konuşması fakat yine zihinlerde bir istifham kalmaması bakımından, bu işi yapmış, milletvekilimiz olan Cumhurbaşkanlığı eski Genel sekreteri Mustafa İsen Hocamız bu konuda bir açıklama yaparsa hayırlı bir katkı olur diye düşünüyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O Cumhurbaşkanlığı döneminde değildi, Başbakanlık dönemindeydi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konu yeteri kadar tartışıldı. Ben konuyu burada sonlandırıyorum. Tekrar ilave söz verme ihtiyacı duymuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sorunun muhatabı bendim.

BAŞKAN – İlave söz vermeyi gerektiren bir durum görmüyorum. Eğer Sayın Bakanın sözleriyle ilgili bir sataşma var ise bunu değerlendirebilirim. Böyle bir sataşmayı görmüş değilim.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sataşma yok efendim. Uygulama, bir dakikada, herkes de vuzuha kavuşur Sayın Başkanım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sorunun muhatabı bendim. Cumhurbaşkanı dönemi değildi. O hediyeler…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O dönem Sayın Erdoğan Başbakanken araba hediye edilmişti. O dönem 250 bin gibi bir rakam, bir para telaffuz ediliyordu. Biz onlardan bahsettik. Sayın Maliye Bakanı cevap vermedi. Şimdi beyefendi diyor “Cumhurbaşkanının efendim özel sekreteryası…” Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla verilen bir olay değildi onlar.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Hediye, hediye...

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim. Sözleriniz tutanaklara geçmiştir.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Tutanaklara geçmesi açısından şunu belirtmek istiyorum Sayın Bakana ilave olarak. Hediyeler ilgili kuruma verilebilir ancak kayıtlar Maliye Bakanlığında olacak. İlgili kurum tabii ki o hediyeyi elinde bulundurur ama her hâlükârda, Muhasebat ve Millî Emlaki elinde tutan, bu genel müdürlükleri elinde tutan bakanlık olarak kayıtları Maliye Bakanlığında olacaktır ve bilgisinde olacaktır muhakkak. Dolayısıyla, Sayın Bakanın da cevap verebilir olması lazım bu konularda.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, mutat uygulamayı…

BAŞKAN – Sayın İsen’in 60’ıncı maddeye göre söz talebi var, öyle anlıyorum.

Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum Sayın İsen.

Süreniz bir dakikadır Sayın İsen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 250 bin doları da açıklayın o zaman, Kaddafi’nin verdiği. O da önemli yani.

58.- Sakarya Milletvekili Mustafa İsen’in, Abdullah Gül Müzesi’nin Kayseri’de açılacağına, gelen her türlü hediyenin kayda girdiğine ve bu uygulamanın bir teamül olarak devam edeceğini düşündüğüne ilişkin açıklaması

MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bir uygulamadan söz etmek istiyorum. Dünyadaki uygulamaların da büyük bir kısmı, özellikle gelişmiş ülkelerdeki durum da böyledir. Türkiye’de Celal Bayar’dan başlayarak Cumhurbaşkanları için de bir uygulama…

Şimdi, Abdullah Gül Müzesi önümüzdeki günlerde Kayseri’de açılacaktır. Bu gelen her türlü hediye kayda girmektedir ve bu hediyeler daha sonra müzede sergilenmektedir.

Ben eminim, bu uygulama mevcut Cumhurbaşkanımız için ve bundan sonraki Cumhurbaşkanları için de bir teamül olarak devam edecektir. Hiçbir eşya kayıttan azade değildir, kaydedilir ve müzede sergilenir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İsen.

MUSA ÇAM (İzmir) – Nakitler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Muhatabı değil de. Kaddafi’nin verdiği 250 bin dolar müzede olmaz yani. “Onu bir hayır kurumuna bağışlayacağım.” diye söz verdi, bağışlamadı.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Akın Üstündağ, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Üstündağ. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde 2015 yılında şiddete kurban verdiğimiz 303 kadın, 2014 yılında öldürülen 294 kadın; Özge Canlar, Cansular ve daha nice cinayete kurban giden kadınlar anısına bu ayakkabıyı, ölümlere dikkat çekmek adına, kürsüye bırakıyorum.

(Hatip tarafından kürsüye bayan ayakkabısı bırakılması)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Ve kadınlarımızı öldürmeyelim yaşatalım diyorum.

Yaşatamadığımız, yaşamasına imkân tanımadığımız, ölmesine engel olamadığımız, yaşarken şiddete maruz kalan, ses çıkaramayan, sessizce ağlayan, hıçkıran kadınlarımız, emek veren, emeğinin karşılığını alamayan kadınlarımız, sizlerin mutlu bir şekilde yaşayacağınız bir dünya, bir ülke yaratamadığımız için üzgünüm.

Kadınlarımızın mutlu ve emeğinin karşılığını aldığı bir ülkede 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü gönül rahatlığıyla kutlamayı atiye bırakarak sözlerime başlıyorum.

Ayrıca, bugün toprağa verilen kocasının öldürdüğü Demet Karataş’a da Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, on üç yıllık AKP iktidarında maalesef bütçe açık vermeye devam ediyor. 2014 yılı konsolide bütçe geliri 425 katrilyon 382 trilyon, gideriyse 448 katrilyon 752 trilyondur. Gelir gider arasındaki fark yaklaşık 23 katrilyon 369 trilyondur ve bu açık daha önceki açıkların üzerine eklenmiş durumdadır. 2014 yılı sonu itibarıyla 414 katrilyon 648 trilyon devlet iç borcu, 198 katrilyon 723 trilyon devlet dış borcu, 35 katrilyon 82 trilyon da hazine garantili borç olmak üzere, toplamda 648 katrilyon 454 trilyonluk bir devletin dış borcu bulunmaktadır. Özel sektörün dış borcu ise bunun kat kat üzerindedir.

Değerli milletvekilleri, ülke bir borç sarmalında uçuruma doğru gidiyor ama AKP hükûmetleri algı üzerine kurulu iktidarlarında çok farklı bir pembe tablo çiziyor. Halkın gerçekleri öğrenme noktasında her türlü karartma, her türlü strateji uygulanıyor. Ancak bu yolun sonuna gelinmiştir, artık güneş balçıkla sıvanmaz noktaya gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe, maalesef, fakirin sırtına biniyor, zengine çalışıyor. Bu bütçe, fakirden alıp zengine veriyor. Bu bütçeyle zengin daha zengin, fakir daha fakir olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu ülkede ay sonunu değil, ay ortasını dahi getiremeyen memurlar var. Bu ülkede asgari ücretle çalışıp evine ekmek götürmekte zorlanan işçiler var. Bu ülkede tarlasını sürmeye korkan, ürettikçe borçlanan çiftçiler var; tarlası birçok banka ve tarım kredi kooperatiflerince ipotek altında olan, borcunu ödeyemediği için icralık olan, tarlası satışa çıkan milyonlarca çiftçi var. Bu ülkede kredi kartı borcunu ödeyemediği için intihar edenler var. Bu ülkede çocuğunu okutmak için binbir takla atan dar gelirliler var. Bu ülkede okuyup da iş bulamayan milyonlar var.

Değerli arkadaşlarım, AKP iktidarında toplam 3.189 kişi -bu 2013’e kadar olan rakamlar- intihar etmiş, insanlar geçim sıkıntısından depresyona girmiş, sosyal patlamalar had safhaya ulaşmıştır. Geçim sıkıntısından aileler parçalanıyor, aile düzenleri bozuluyor.

“Bütçemizi yükselttik.” diye böbürleniyorsunuz değerli AKP’li kardeşlerim. Cep telefonundan, benzinden, mazottan, ekmekten, elektrikten, sudan dünyanın vergisini alıyorsunuz. Siz zenginleştikçe halk fakirleşti, halk fakirleştikçe siz zenginleştiniz. Siz, yarattığınız bu yeni düzenle memleketi uluslararası sermayeye ve tröstlere mahkûm ettiniz.

Siz, askerliği bin euroya kadar düşürdünüz, maalesef, olan, yine şehit olan garibanlara, Anadolu insanlarına oluyor. Turizmi çökerttiniz, sahillerde artık eşekler geziyor. Para size, borç vatandaşa; lüks yaşam size, geçim derdi vatandaşa; villalar size, gecekondular vatandaşa; binlerce koruma size, bombalar vatandaşa. (CHP sıralarından alkışlar)

Tarımı bitirdiniz. Eskiden buğday ihraç ediyorduk, şimdi buğdayla beraber saman ithal ediyoruz. Paraleli bitireceğiz diye başörtülü vatandaşlarımıza biber gazı sıktınız, dayak attırdınız. Yandaş müteahhidin vergilerini sıfırladınız, müteahhidi Artvinlilere tercih ettiniz.

Değerli milletvekilleri, özellikle yine AKP’li milletvekili kardeşlerime söylüyorum: Ot parasına meraları gözden çıkardınız, ağaç parasına ormanları talan ettirdiniz, kendi belediyenizde ekmeği karneye bağladınız. Ege’deki adalara bile sahip çıkamadınız. Diyanet İşleri Başkanının verdiği saçma sapan fetvalarla bu ülkenin insanlarını dininden soğuttunuz. Yargıyı kendi döneminizde arka bahçeniz yaptınız. Uyguladığınız yanlış politikalarla ülkemizi terör ülkesi hâline getirdiniz.

Değerli vatandaşlarım, yaşadığınız bütün sıkıntıların sebebi işte bu AKP’dir. Sevgili vatandaşım, kredi kartını ödeyemiyorsan sebebi AKP’dir.

Sevgili çiftçi kardeşim, tarlanı süremiyor, işleyemiyorsan sebebi AKP’dir.

Sevgili esnaf kardeşim, sigorta primini, vergini ödeyemiyorsan bunun sebebi AKP’dir.

Sevgili genç kardeşim, üniversiteyi bitirdiğin hâlde iş bulamıyorsan bunun nedeni AKP’dir.

Sevgili memur kardeşim, aldığın maaş sana yetmiyorsa bunun sebebi AKP’dir.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Seçimler bitti.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bu konuşmayı 2019 seçimlerinde yap sen bence. Bundan önceki seçim bitti, 2019 seçimlerine hazırlan, orada yap, bölgende yaparsın onu.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Değerli işçi kardeşim, asgari ücretle çalışıyorsan, sigortasız çalışmak zorunda kalıyorsan bunun sebebi AKP’dir. Kıdem tazminatına göz koyan AKP’dir.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Seçim bitti, uyan, uyan! Sen 1 Kasımda kalmışsın herhâlde.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Zayıf bir konuşma oldu, sen 2019’da buna hazırlan.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Değerli emekli büyüklerim, emekliliği dahi sorunsuz yaşayamıyorsan, ay sonunu zor getiriyorsan sebebi AKP’dir.

Kamyoncu kardeşim, mazot yerine 10 numara yağ kullanmak zorunda kalıyorsan, K1 belgesinden, S plaka uygulamasından rahatsızsan bunun nedeni AKP’dir.

Değerli vatandaşım, et fiyatları bu kadar yükseldiyse, akaryakıt fiyatları el yakıyorsa, çarşı pazar ateş pahasıysa, sağlık paralı hâle geldiyse, her gün şehit cenazeleri geliyorsa, eğitim sistemi çökmüşse, işçilerin iş güvenliği kalmamışsa, değerli vatandaşım, bunların hepsinin sebebi AKP’dir. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Vatandaş 1 Kasımda hiç de öyle demedi ama ya. Sayın Konuşmacı, vatandaş 1 Kasımda öyle demedi ama.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Tabii, AKP’nin iyi yaptığı şeyler de var, hakkınızı yemeyelim, onları da söyleyeceğim. En iyi yaptığı iş… Hemen gülmeye başladınız gördüğüm kadarıyla. Evet, en iyi yaptığınız iş icra dairelerini artırmak arkadaşlar, yeni adliye sarayları yapmak ve cezaevlerinin, evet değerli arkadaşlar, cezaevlerinin sayısını artırmak.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sizin de en iyi yaptığınız iş konuşmak.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Maalesef en iyi yaptığınız işler de bunlar değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hedef ne şimdi, 2019’da yüzde kaç alacaksınız, onu da söyle de ona göre değerlendirelim.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’na anlattığım gerekçelerle olumsuz oy vereceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstündağ.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Arzu Erdem, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, her ne kadar bütçenin 6’ncı maddesiyle ilgili konuşmak üzere söz aldıysam da ben bugün Dünya Kadınlar Günü olması münasebetiyle kadınlarımızla ilgili ve bizlerle ilgili konuşmak istiyorum. Çok teşekkür ederim. Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde kadın olmak hayatımızın her alanında var olabilmek için mücadele etmek zorunda kalmaktır. Erkek egemenliğinden sıyrılabilme savaşıdır. Bir yandan iş hayatında var olmaya çalışırken bir yandan evladının ilklerini kaçırmamak için iyi bir eş olmaya çalışmak demektir. Nüfusun yüzde 50’sinin kadın olduğu toplumumuzda maalesef yeterince görünüyor olamamaktır. Ülkemizde kadın olmak nerede tamamlayamayacağımızı öngördüğümüz bir mücadeleyi her anlamda sürdürmek zorunda kalmaktır. Evde ev kadını olarak, okulda öğrenci olarak, iş dünyasında çalışan olarak, siyasette seçilen olarak yani hayatın her noktasında “Ben de varım!” diye haykırmak zorunda kalmak demektir. Gücüne sahip çıkmak, dik durmak, acıyı ızdıraba dönüştürmemeye çalışarak ayakta kalmayı başarmak için çabalamaktır. “Cinsiyet eşitliği” denildiğinde akıllara sadece kadının geldiği, erkeğin cinsiyet ayrımına girmediği bir toplumda umutla yaşamaktır kadın olmak. Aile içerisinde dengenin, düzenin, sevgi ve şefkatin kaynağı olmak ancak önemli kararlarda erkeğin söz hakkına saygı göstermektir kadın olmak. Çocukluğunu bir çırpıda geride bırakıp erkenden büyümeye mecbur olmaktır kadın olmak. Yolda bir sapığın tacizi ve saldırısı korkusuyla yürümektir kadın olmak. Topluma biricik evlatlar yetiştirmek için tabiri caizse saçını süpürge etmektir aslında kadın olmak, emek harcamaktır. Evladının başına kötü bir şey gelmeden eve gelebilmesine şükretmektir kadın olmak. Hayatının her alanında kendi ön yargılarını bile yıkma mücadelesidir aslında kadın olmak. Ülkemde kadın olmak hep anlamak ama az anlaşılmaktır aslında. Bunlara rağmen her zaman gülümsemeyi başarabilmektir kadın olmak. Zordur kadın olmak ama çok güzeldir kadın olmak güzelim memleketimde. Aynı zamanda yürekli olmaktır aslında kadın olmak.

Hepimizin de hafızalarında yer alan, içimizi yakan, bizleri nefessiz bırakan birçok kadın istismarı, tecavüzler ve cinayetler söz konusu oldu ve ne yazık ki olmaya da devam etmektedir. Töre ve namus cinayetleri konusunda dünyada ilk 3 sırada bulunan ülkemizde 2010 ile 2015 yılları arasında 1.134 kadın öldürülmüştür. Kadına şiddet her gün artmaktadır. Toplumsal ve kültürel yapımız kadına sadece annelik, eş ve ev kadınlığı gibi geleneksel roller atfetmektedir. Aile içi şiddete maruz bırakılan kadınların ekonomik özgürlükleri bulunmamaktadır. Çalışan kadınlarımız da iş yerlerinde ayrımcılık ve gelir adaletsizliğiyle karşı karşıya kalmaktadır maalesef.

Daha şanslı olan her kadının ve bizlerin zor durumdaki hemcinslerimize katkı sağlamamız gerekmektedir. Onların sesini duyurmak adına çalışmalar yapmalıyız. Onların her yerde sesi olmalıyız. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kadınlarımızın sesi olmaya da devam edeceğiz. Bizler, çalışmalarımızla birbirimize ilham vermeliyiz.

Değerli milletvekilleri, kadınlar, ellerinin değdiği her şeyi güzelleştirmek gibi bir güce sahiptir aslında. Daha fazla kadın yönetici olsa, daha fazla kadın sporcu olsa, siyasette daha fazla kadın olsa çok daha barışçıl ve sevgi dolu bir ülkede yaşıyor olurduk diye düşünmekteyim. Aile içi şiddet, kıskançlık, aldatma adı altında gerçekleşen kadın cinayetleri, kadın sığınmaevlerinin yetersizliği, kadın bedeni üzerinden politika yapma ve buna benzer birçok konu özel mesele ya da aile meselesi değil toplumun bir sorunudur aslında.

Kadın güvenliğini sağlamak devletin görevidir, sokakta, evde, okulda ve her yerde. Aslında tarihte Türklerde kadın ve erkek eşit konuma sahipti. Devlet yönetiminde hakan ile hatunun ortak karar verdiği bilinmektedir. Bir yazılı emir yazılınca yalnızca “Hakan emrediyor ki…” sözleriyle başlamak o emre boyun eğmemek için geçerli bir nedendi, “Hakan ve hatun emrediyor…” demesi gerekiyordu, böylece buyruk geçerli oluyordu. Hakan tek başına bir elçiyi kabul etmemekte, şölenlerde, kurultaylarda, ibadetlerde, savaş ve barış meclislerinde hakan ve hatun birlikte yer almaktaydı. Bugün Türk kadını tarihteki bu konumundan oldukça uzaklaşmıştır. Ülke nüfusunun yarısı kadın olmasına rağmen Türkiye’de her 10 yöneticinin ancak 1’i kadındır. Ülkemizde, bu kadar başarılı kadın çalışan olmasına rağmen siyasette ve tepe yönetimlerde oldukça az sayıda kadın yönetici bulunmaktadır.

Gelin bir de Kurtuluş Savaşı’nda büyük mücadeleler veren kahraman Türk kadınlarını hatırlayalım: Nene Hatun, Halide Onbaşı, Nezahat Onbaşı, Şerife Bacı, Erzurumlu Kara Fatma, Halime Çavuş ve isimlerini saymakla bitiremeyeceğim birçok kahraman Türk kadını. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk kadınına en büyük hediyesi 1926 yılında yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu’dur. Kadın ile erkek arasında eşitlik ilkesini getiren bu kanunun ardından Türk kadınına 1930’da belediye, 1933’te muhtarlık ve ihtiyar heyeti, 1934’te de milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın… Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekle Anadolu kadını kadar emek verdim.’ diyemez… Bir toplum, bir millet ‘erkek’ ve ‘kadın’ denilen 2 cins insandan meydana gelmektedir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin.” sözleriyle de Türk kadınına verdiği değeri, önemi net olarak ifade etmiştir.

Bugün de Türk kadınlarımızın yaşadıkları onca engel ve ağır sorunlara rağmen, yaşamın her alanında başarılı olma çabasını sürdürmekteler. Ekonomiden sanata, siyasetten spora her geçen gün yenileri eklenen başarılı Türk kadını profili, diğer ülkelere model olabilecek performansa sahiptir.

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı 1934 yılında verilmiş olmasına rağmen, aradan geçen seksen altı yıl gibi bir süreye rağmen, günümüz Türkiye'si’nde dahi bu temsilin tam anlamıyla sağlanmış olmadığını görmek mümkün. Kadınların seçme hakkının artık kanıksanmış olduğu, oy verme konusunda en az erkekler kadar aktif olduğu ortadayken seçilme hususunda hâlâ erkeklerin çok gerisinde oldukları muhakkaktır. Siyasi partilerin uyguladıkları pozitif ayrımcılık ve kotalara rağmen, hâlâ modern dünyanın çok gerisinde kalan kadınların siyasi hayatta temsil oranını yukarı çekmek için yasaların, kararların değil, zihinlerimizin değişmesi gerekmektedir. Gerek eğitim gerek kariyer açısından erkeklerden daha üstün durumda pek çok kadın var olmasına rağmen, demokrasinin diğer ayağı seçme hakkı kullanılmasına rağmen ve istekli olan kadınlarımıza rağmen, maalesef istediğimiz oranda temsil söz konusu değil. Bu sayede, kadınların seçme ve seçilme hakkı tam anlamıyla yerini bulmamaktadır ve böylece, kadınlar ataerkil toplumun sınırları içerisine hapsedilmeye mahkûm bırakılmaktadır. Bir ülkenin en büyük gelişmişliğinin göstergelerinden biri kadınlara tanınan haklardır.

Değerli milletvekilleri, daha bilinçli bir toplum oluşturabilmek için kadınların yönetim kadrolarında ve karar alma mekanizmalarında yer almaları zorunludur ancak ülkemizin bu alanda eksikleri bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2011 İnsani Gelişme Raporu’nda, Türkiye, kadınların politik ve ekonomik hayatta yer almaları bakımından 146 ülke arasında 77’nci sırada yer almaktadır, bu da olumsuzluk arz etmektedir. Türkiye'nin Binyıl Kalkınma Hedefi Raporu’nda ise kadınların siyasete katılım oranının 2015 yılına kadar yüzde 17 olacağı öngörülmüştür. Siyasetin erkek egemen bir alan olarak kabul görmemesi, kadınların bu alanda katılımlarının da kısıtlayıcı olmaması gerekmektedir. Bugün kadının siyasal katılımı hâlâ erkeklerle eşit düzeye gelmemiştir. Seçilme hakkından yararlanma ve siyasal karar mekanizmalarının çalıştırılması özellikle gerekmektedir. Kadınların siyasal karar mekanizmalarında eksik temsilleri bir başka olumsuz sonuçtur, kadın statüsü konusunda kendini göstermektedir yine. Kadının yer almadığı karar mekanizmaları başarısız olmaya mahkûmdur. Bir iki istatistik vermek istiyorum. Kadınlar 3 Nisan 1930’dan beri belediye seçimlerine katılmaktalar ancak yüzde 3 oranında kadın belediye başkanı bulunmaktadır. Bu konuda da, temsilin artması konusunda desteklenmesi gerekmektedir.

Burada bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladık. Ben kadına şiddetin son bulduğu günleri beraber elde edeceğimize inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, 8 Mart mücadelenin ve emeğin günüdür. Erkek çocuklarımızın gelecekte şiddet yanlısı olmaması, kız çocuklarımızın ise şiddet mağduru olmaması adına önlemler almamız gerekmektedir. Bunda da her zamanki gibi kadına, anneler olarak bizlere büyük görevler düşmektedir. Bir sonraki 8 Marta kadar gereken önlemlerin alınmasını ve kadına yönelik şiddetin azalmasını umarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tekrar kutluyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem. Süreyi de olağanüstü ölçüde dikkatli kullandınız, tam zamanında bitti.

Şahsı adına Sayın İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Artık bütçenin kapanış konuşmasına doğru geldiğimiz bir süreci yaşıyoruz. O nedenle, gerilimden uzak, mümkün olduğunca olması gereken çözümle ilgili bazı hususları vurgulamak istiyorum. Hepimiz herhâlde şunun bilincindeyiz: 78 milyonun neredeyse tamamında büyük bir kaygı ve endişe var. Geleceğe dair, ortak demokrasimize dair, özellikle tüm Orta Doğu coğrafyasında yaşananlara dair hemen hemen bu sıralarda oturan bütün milletvekillerinin de aynı kaygıyı paylaştığını düşünüyorum.

Birçok milletvekilimiz okumuştur, Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanı var. Roman, bir küçük kasabada işlenecek bir cinayetle başlar. Bütün kurgu, o roman içerisinde bütün toplumun o cinayeti konuşmasına rağmen, sofrada, sokakta, ticarette herkesin tek gündemi o olmasına rağmen oluşan toplumsal duyarsızlık üzerinden o cinayete engel olamamakla neticelenir.

Maalesef, ülkemizin bugün içerisinde bulunduğu durumu görünce de âdeta göz göre göre hepimizi bekleyen bir cinayeti tartışıyoruz algısına kapılıyoruz. Oysa ki her birimize düşen buradan bir çıkış noktasıyla ilgili belli şeyleri mutlaka hayata geçirmek olmalı. Siyasetin önemi, Meclisin önemi, siyasi partilerin önemi de zaten buradan geçiyor. Maalesef en temel sorunlarımızda bile çözüm artık pamuk ipliğine bağlı bir noktada duruyor. Pamuk ipliğinin kopması durumunda bir çözümün gelişebileceğine inanmış olsak her birimiz bu sorumluluğu yerine getirmek için bu kadar çırpınmayız. Ama biliyoruz ki o pamuktan yapılmış iplik koptuğu zaman, herkesin birbirini boğazlaması için, birbirini öldürmesi için gereğinden fazla zaman olacak. O nedenle, o zamana müsaade etmeden her birimizin o ipe sıkı sıkıya sarılması ve onu gözü gibi koruması gerekiyor.

Biz şuna inanıyoruz: Hepimiz aynı gemideyiz yani burada bulunan vekiller de, onların temsil ettiği toplumsal kesimler de aynı gemideler. O gemi batınca birimiz kurtulmayacak, birimiz zevküsefa içerisinde yaşamayacağız; ya hep beraber batacağız ya da hep beraber o gemiyi mutlaka bir düzlüğe kavuşturacağız. Usta kaptanlar da -Karadenizli vekillerimiz burada- fırtınalı denizlerde belli olur. Sakin denizde, durgun denizde herkes usta kaptan olduğunu iddia eder ama maharet odur ki fırtınanın sert olduğu dönemlerde o gemiyi esenliğe kavuşturacak manevraları yapabilmektir.

Şimdi, özellikle bu içinden geçtiğimiz süreç içerisinde halkımız o geminin kaptanlığını size vermiş. İktidar partisi olarak sizin, özellikle bu fırtınalı dönemde o usta manevraları yapma noktasında mutlaka bir çözümü buraya getirmenizin gerekli olduğu kanaatindeyim.

Ahmet Altan’ın çok güzel bir benzetmesi vardır, daha önce de bu kürsüde hep söylemiştim: Bizim ülkemizi, adaleleri müsait, fiziği, kondisyonu müsait, zihinsel olarak da ona şartlanmış müthiş bir 100 metre koşucusu olarak değerlendirir ama o 100 metre koşucusunun, o atletin karnında, midesinde derin bir sancı, derin bir kramp vardır ve o derin kramptan dolayı da o atlet, iki büklüm bir şekilde, o koşuyu maalesef koşamamanın ıstırabını yaşar. Burada dile getirdiğimiz şeyler, o krampın bir an önce giderilmesi ve ülkemizin hak ettiği o maratonun, o koşunun mutlaka koşulmasıyla ilgilidir.

Biz, Orta Doğu halklar mahallesinde yaşadığımıza inanıyoruz. O mahallede, şu anda, dışarıdan müdahalelerle maalesef her ev birbiriyle kavgalı ve yine o müdahalelerle de -bırakın her evin birbiriyle kavgalı olmasını- her evin içerisindeki halklar birbiriyle kavgalı. Bütün çağrılarımız, kendi evimizin içerisindeki o kavgayı bitirip kendi mahallemizin içerisindeki o kavganın bitmesine bir an önce katkı sunmak olmalı diye düşünüyoruz.

O nedenle, buralarda birbirimize laf yetiştirme, birbirimize cevap yetiştirme, birbirimizi siyaseten farklı noktalarda konumlandırma noktasında her siyasi partide çok maharetli olan vekil arkadaşlarımız var ama bu perspektif üzerinden bir çözümü önceleyen, bir çözümü arayan ve o konuda da vicdanı sızlayan birçok milletvekilinin de olduğuna inanıyoruz. Maharet, birbirine laf yetiştirmekte değil, o vicdan sızısıyla bir çözümü bulabilmektedir diyorum.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, Ahmet Sami Ceylan, Çorum Milletvekili.

Sayın Ceylan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2014 Yılı Merkezi Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Bu arada, tabii, bugün 8 Mart Kadınlar Günü hasebiyle de değerli kadınlarımızın 8 Mart Kadınlar Günü’nü kutluyorum, tebrik ediyorum.

Tabii, bugün diğer arkadaşlarımız da aynı şekilde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken de maalesef, bir milletvekilinin burada kadınlarımız için, özellikle de 2 değerli bakanımız için sarf ettiği sözler… Grup başkan vekilimiz de değindi ama gerçekten o arkadaşımızı tebrik ediyorum, çünkü psikolojisindeki, aklının arkasındaki, bilinçaltındaki kavramı bugün burada açıkladığı için kendisini tebrik ediyorum, yakışanı da buydu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Her seferinde kadın haklarından bahsedenler, her seferinde “emekçi kadınlarımız” diye bahsedenler, maalesef, bugün gerçek yüzlerini ortaya koydular; onları da kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, iktidar olduğumuz on dört yıldır süregelen, problem çözen bir anlayışla Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kalkınması için çalıştık. Milletimizin çizdiği rotada milletimizle birlikte yürüdük. Milletimizi kuşatan, onun dertleriyle dertlenen, hassasiyetlerini benimseyen, gönül dilini esas alan, Türkiye’nin menfaatini, selametini ve istikbalini her şeyin üstünde tutan bir anlayışla hizmet ettik. Çözülemez gibi görünen sorunları çözmek, Türkiye’nin ayağına âdeta pranga olan meseleleri aşmak, hayal gibi görünen hedefleri gerçekleştirmek, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek ve kardeşliğimizi pekiştirmek için çalıştık. Değerli kardeşlerim, elhamdülillah, bunların hepsini de başardık. Bu süreçte hiçbir kesimi ötekileştirmedik, tam aksine farklılıkların, özgürlüklerin, bireysel tercihlerin, her türlü demokratik tepkinin güvencesi olduk. Biz bu topraklarda diline, dinine, ırkına bakmadan renklerin kardeşliğini savunduk.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Ama mezhebine bakıyorsunuz!

AHMET SAMİ CEYLAN (Devamla) – Düsturumuz, Şeyh Edebali’nin söylediği üzere “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturudur.

Değerli milletvekili kardeşlerim, tabii, on dört yılda yaptıklarımızı burada anlatsak haftalar, günler, aylar yetişmez ama birkaç konuya da son olarak değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 6 Mart Pazar günü İstanbul’da 59 metre genişliğinde, aynı zamanda da üzerinde raylı sistemin olduğu dünyanın en büyük asma köprüsünün son kaynağını Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte Başbakanımız ve Bakanımız atarken… Maalesef, yine belirli düşünceler, aradan cümlenin birini cımbızla çekerek Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında burada eleştirilerde bulundular. Ama bunları unutmasın bu arkadaşlarımız: Bu AK PARTİ milletin bağrından çıktı, AK PARTİ’nin tabelasını milletimiz astı değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı da bu milletimiz bir kere bağrına bastı, bundan sonra da necip Türk milleti devamlı sahip çıkacak ve bağrına basacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli kardeşlerim, hani biraz önce arkadaşımız “Bunları AK PARTİ yaptı, şunları AK PARTİ yaptı.” diyor ya güya, sözüm ona… Ben de bir iki şey söyleyeceğim: Bakın, AK PARTİ ne yaptı, biliyor musunuz? Uzaya kendi uydumuzu da AK PARTİ gönderdi, bunu da söyleyin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Japonya’dan, değil mi? Japon malı.

AHMET SAMİ CEYLAN (Devamla) – ATAK helikopterini de AK PARTİ yaptı, kendi millî tankımızı da AK PARTİ yaptı. Hani “emekçi” diyorsunuz ya, emekçileri, işçi kardeşlerimizi SSK hastane kuyruklarından kurtaran da AK PARTİ; bunu da söyleyin, bunu da AK PARTİ yaptı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı şekilde Cottarelli’yi tanıyor musunuz, Cottarelli’yi? Unuttunuz mu? Cottarelli’yi siz unutmuş olabilirsiniz ama Türk milleti Cottarelli’yi unutmadı, 1 Kasımda da gösterdi onu.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Rıza Zarrab’ı hatırladın mı? Rıza Zarrab’ı hatırlıyor musun? Rıza’yı tanıyor musun, Rıza’yı?

AHMET SAMİ CEYLAN (Devamla) – Bir Cottarelli vardı, ben söyleyeyim, hatırlatayım. IMF’nin masa şefi, Türkiye masa şefi, her geldiğinde talimatlar verirdi. Bunları da söyleyin, cesaretiniz varsa çıkın söyleyin. Bu Değerli Bakanımız o zaman bürokrattı, IMF’ye borcu bitirirken bu Değerli Bakanımız bürokrattı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onu da söyleyin; hani doğruları burada söylüyorsunuz ya, hani gerçekleri burada söylüyorsunuz ya hadi çıkın onu da söyleyin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Borcu 4’e katladınız.

AHMET SAMİ CEYLAN (Devamla) – “İşçi” diyorsunuz ya, “emekçi” diyorsunuz ya emekçiyi ilaç kuyruğundan kurtaran da AK PARTİ’ydi, onu söyleyin, söyleyemiyorsunuz tabii.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Antidepresan da veren AK PARTİ’ydi.

AHMET SAMİ CEYLAN (Devamla) – IMF’ye borcu bitirirken yine bu Bakanımız Müsteşar olarak görevdeydi, onu da söyleyin.

Hepinizi saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ceylan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından bir hususu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanaklara geçmesi açısından bir hususu ifade edeyim: Sayın hatip bir milletvekilimize atfen, yapmış olduğu konuşma üzerinden, bilinçaltında kadına değer vermeyen bir bakış açısı ortaya koymaya çalıştı. Oysa ki sayın hatibimizin konuşmasında, özellikle Kabine içerisinde daha fazla sayıda kadın milletvekilinin görev alması gerektiği ve daha kritik, önemli bakanlıklarda da mutlaka kadın arkadaşların olması gerektiğiyle ilgili bir vurguydu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı önemli değil mi?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – “İncik boncuk” ne demek ya?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bunun bu şekilde anlaşılması gerekiyor. Bu bizim hem bilincimizde hem bilinçaltımızda son derece net olan bir husus.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, tutanaklara geçmiştir Sayın Baluken.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Sayın Başkan, biraz önce… Tutanaklara geçmesi için söylüyorum, tutanaklardan aldığım notu aynen okuyorum: “Bakanlar Kurulunda 2 kadın var. Affedersiniz, 2 hanım var çünkü ‘hanım’ dersiniz, bu 2 hanım da incik boncuk işleriyle uğraşan bakanlıklarda.”

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Ceylan.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yazıklar olsun!

SALİH CORA (Trabzon) – Yazıklar olsun!

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Kadının yaptığı işi küçültme bu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özür dilesin Sayın Başkanım.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – 8 Martta tarihe geçti bu cümle.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Özür dilesin, kaba ve kırıcı konuşmuştur.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ceylan, buyurun.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Gerçekten sözleri çarpıtarak kaba ve kırıcı konuşmuştur sayın grup başkan vekili, iki dakika söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan, bakınız, şimdi, Sayın Baluken sizin konuşmanıza atfen bir açıklamada bulundu. Ben açıklamasında 69’uncu madde çerçevesinde herhangi bir husus görmedim, bir sataşma yok, olsa tereddütsüz veririm. Siz de Sayın Baluken’in açıklamasına yönelik olarak tutanaklardan ilgili sayın milletvekilinin cümlelerini okudunuz, o da tutanaklara geçti.

Teşekkür ederim Sayın Ceylan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yine tutanaklara geçmesi açısından ifade edeyim: Grubumuz adına konuşan sayın milletvekili arkadaşımız AKP Grubunun kadına bakış açısı üzerinden bir hanım tanımlaması yapmıştır, o tanım da doğru olmamıştır, yapmış olduğu işlerle ilgili yaptığı atfın da doğru olmadığı kanaatindeyiz.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Hah! Onu diyeceksin işte.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O nedenle, bu iki kadın arkadaşımızın Bakanlık görevinde yapmış olduğu işlere de değer biçmekle beraber, daha fazla sayıda kadın arkadaşın daha önemli ve kritik bakanlıklarda da görev almasıyla ilgili isteğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Açıklığa kavuşmuştur, tutanaklara geçmiştir.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğim. Sorulara başlıyorum.

İlk soru, Sayın Tüm.

Buyurun Sayın Tüm.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Balıkesir Kepsut ilçesi Nusrat Tren İstasyonunu beş altı yıldır Ankara istikametine kapalıdır, hatta iyileştirme yapılacağı gerekçesiyle yolcu taşımacılığı yapılmamaktadır ancak aynı hatta Devlet Demiryollarının yük taşımacılığı devam etmektedir. Bölge halkı bu durumdan mağdurdur. Başta Kepsut ve Dursunbey olmak üzere, Balıkesir-Ankara istikametinde yolculuk yapmak isteyen halkımız mağdur edilmiştir. Acilen, Hükûmetten soruna çözüm beklemektedir.

Balıkesir’e yüksek hızlı tren gelecek mi? 2016 yatırım bütçesinde var mıdır yoksa yatırım programına almayı düşünüyor musunuz?

Ayrıyeten, Roman vatandaşlarımıza bütçede pay ayırdınız mı? Eğitim, istihdam ve barınma sorunlarını çözecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, Hükûmet ve iktidar mensupları her konuşmalarında duble yol yapmakla övünüyorlar, bunu gündeme getiriyorlar. Amasya-Çorum kara yolu 90 kilometre, Tokat kavşağı ile Mecitözü kavşağı arasındaki 55 kilometrelik bölüm tek şeritli yol, ayrıca “serpme asfalt” dediğimiz dar bir yol ve sık kazaların meydana geldiği bir yol. Sayın Bakan, 2016 yılında, bu sene bu yolun duble yol olarak yapılması planlanmış mıdır? Şayet planlanmamışsa Amasya halkı adına talebimiz 2016’da bu yolun 55 kilometrelik bölümünün duble yol olarak yapılmasıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmaz…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Erbaa merkez, Çalkara, Hacıpazarı, Değirmenli, Aşağıçandır, Bölücek, Tepekışla köylerinin 2009’dan bu yana istimlak bedelleri ödenmemektedir. 2016 yılı bütçesinin şekillendiği bu dönemde bu köylülerin mağduriyeti giderilecek midir?

İkinci sorum: Sayın Başbakanımız Tokat Cumhuriyet Meydanı’nda 2016 yılında Tokat’a havaalanı ve hızlı tren sözü vermişti. Bununla ilgili programa alınma ve ödeneği ayrıldı mı?

Yine, Tokat Sigara Fabrikası özelleştirme kapsamında özelleştirildi. “Fabrika kapanmayacak.” dendi, fabrika kapatıldı. Fabrika yerleri birinci sınıf tarım arazisidir, istimlak edilirken buraya bir üretim için fabrika kurulacağı, insanların ve iş gücünün istihdam edileceği söyleniyordu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaşar…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Başkanım, bugün yaşadıklarımızı bir özetlersek diye başlayacaktım. Bir bütçenin sonuna geldik ama genel tabloyu değerlendirdiğimizde, anlaşılan, Türkiye’nin bir numaralı meselesi seviye meselesidir. Diğer bütün meseleler bu büyük meselenin yanında talidir. Seviye düşük kalite tarafından hayattan kovulur. Sadece adap değil, zekâ hadlerini dahi umursamayan bir polemik şehveti ve aklına geleni söylemenin hiçbir müeyyideye tabi olmadığı bir konuşma düzenine hapsolmuş bulunuyoruz. Bu, hepimizin ortak sorunudur. Manzaramız, her sabah silinmiş bir hafızayla güne başlayıp hangi saftan hücuma memur edilmişse oradan yürüyen irili ufaklı toplulukların racon kestiği bir memleket…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki gündür 2016 bütçesinde tarıma ayırdığınız 11,7 milyar lira cari harcamayı, personel harcamaları da dâhil olmak üzere 15,2 milyar liraya çıkarmak için iyi bir kaynak ayırdığınızı söylüyorsunuz. Hadi buna bir şey demiyoruz ama bizden kopya çektiğiniz gübre ve yemde KDV’yi sıfırlamak suretiyle 2,4 milyar lira daha çiftçiye destek sağladığınızı söylüyorsunuz ya, çok komik oluyorsunuz. Gübre ve yem fiyatlarında hiçbir değişiklik olmamıştır, hatta süt fiyatları düşmesine rağmen yem fiyatları artmıştır. Daha bugün fiyatları aldım. O zaman, 2,4 milyar lira ayırdığınız kaynak kime gitmiştir, bunu soruyorum.

İkinci sorum: Vergi affı çıkarıldı, kaç mükellef bunları ödemedi? Tahsilat oranı kaç? 5 defa vergi affı çıkardınız, 2002’den bu yana.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel...

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, 13 Mart Pazar günü 2016 yükseköğrenime geçiş sınavına 2 milyonu aşkın adayın katılması bekleniyor. Öncelikle, bu vesileyle, arkadaşlarımıza başarılar diliyorum, öğrenci kardeşlerime. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu bölgelerde binlerce öğrenci için bu yıl kayıp yıl olacak.

Şimdi, Sayın Bakana sormak istiyorum: Eğitim hakkından mahrum kalan bu öğrencilerin mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik ne gibi önlemler aldınız?

Bununla birlikte, 4+4+4 eğitim sisteminin değiştirileceğine yönelik birtakım söylentiler öğrenciler ve velileri yeni bir endişe sarmalının içine atmıştır. On üç yılda 12 kez eğitim sisteminde değişiklik yapan ve 5 bakan değiştiren iktidarınız öğrenci ve öğretmenleri kobay olarak kullanmaktan sıkılmadı mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıgüzel.

Biz de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı olarak, pazar günü sınava girecek öğrencilerimize başarılar diliyoruz.

Cevaplar için Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Tüm, Balıkesir’deki yük taşımacılığına ilişkin olarak bir soru sordular. Eğer kendileri uygun görürlerse, ilgili bakanlıktan, Ulaştırma Bakanlığından detayları öğrenip kendilerine yazılı olarak cevap vermek isterim.

“Roman vatandaşlarımıza dönük olarak bütçeden bir kaynak ayırdınız mı?” şeklinde bir soruları oldu. Tabii ki biz bütçeden kaynağı bütün vatandaşlarımıza ayırıyoruz ama Roman vatandaşlarımıza…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Çok mağdur durumdalar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - …dönük olarak seçim beyannamemizde de, Hükûmet eylem planımızda da hem sosyal sorunlarının hem de ekonomik sorunlarının giderilmesi anlamında kapsamlı bir çalışma yapacağımızı ifade etmiştik, çalışmalarımız bu meyanda devam ediyor, inşallah yakında bu kapsamdaki çalışmaları sizlerle paylaşırız.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Bütçede pay ayırdınız mı bütçede?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Bütün vatandaşlarımıza daha fazla eğitim, daha kaliteli eğitim, daha iyi barınma koşulları, TOKİ’den Roman vatandaşlarımıza uygun koşullarla konut edindirmeyle ilgili çalışmaları yürütüyoruz; hep beraber istişare eder, nerede ne gerekiyorsa yardımcı oluruz.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Bütçede pay ayırdınız mı Sayın Bakan? Bütçede pay ayırdınız mı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Yani, bütçeyi yaparken “Şu parayı şu vatandaşlarımıza ayırıyoruz, bu vatandaşlarımıza ayırıyoruz.” diye bir şey yok.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Ama bu vatandaşlar mağdur durumda, çadırda yaşıyorlar Sayın Bakan, zor durumdalar bunlar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Bütün mağdur vatandaşlarımız neredeyse AK PARTİ bugüne kadar orada olmuştur, bundan sonra da olmaya devam edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Tuncer’in bu Amasya-Çorum kara yolu yapımıyla ilgili bir soruları oldu. Sanıyorum, Karayolları Genel Müdürlüğü bu konuyla ilgili ihale çalışmalarını belli bir aşamaya getirmiş, bu konuda ben Karayolları Genel Müdürlüğünden de, Ulaştırma Bakanlığımızdan da daha detaylı bilgi alır, sizlerle paylaşırım.

Biliyorsunuz, 2002 yılında duble yol dediğimiz zaman yaklaşık sadece 6 ilde olan bir yol biçimiydi, şu anda 75 ilimizde bölünmüş yol var, kilometre olarak da uzunluğunu yaklaşık 3 kat artırdık. Bu duble yol yapımına aynen devam ediyoruz. İnşallah, bütün yollarımızda… Eski zamanda bildiğimiz, alıştığımız ama hiçbir zaman için hoşnut olmadığımız o yollardan bu Türkiye’yi kurtaracağız.

Sayın Durmaz, köylülerin istimlak bedellerinin ödenmediğini söyledi. Ama, kurumunu alamadım Sayın Durmaz, eğer hangi kurum olduğunu söylerseniz onu da ilgili kurumdan araştırıp size bilgi veririz.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Karayolları…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Karayolları. Tamam, arkadaşlarımız o konuyu da Karayolları Genel Müdürlüğünden bilgi olarak alırlar, biz de sizlerle paylaşırız.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Bakanım, havaalanı ile hızlı trenimiz vardı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - O konularla da ilgili Kalkınma Bakanlığımızdan, Ulaştırma Bakanlığımızdan gerekli bilgileri alır, sizlerle paylaşırız.

Tarımsal destekler konusunda hani “Çok komik oluyorsunuz.” diye bir değerlendirme yapıldı ama böyle bir değerlendirme… Hani, deseniz ki: “Ya, bu kadar hizmet yaptınız çok oluyorsunuz.” daha doğru olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama bu kadar güzel hizmetler yapıyoruz. Yani, bunlardan hepimizin de memnuniyet duyması lazım.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Hizmetler çiftçiye gitmiyor ama.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tarım kesimine bu dönemde önemli destekler verilmiştir. Yem ve gübredeki katma değer vergisi indirimi konusunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizin de bir fikriniz olabilir, sizin de taahhüdünüz olabilir; buna saygı duyarım. Şu anda bunu tartışmak yerine, tarım desteklerini nasıl daha iyi artırabiliriz, tarımda çalışan vatandaşlarımızın refahını nasıl daha iyi artırabiliriz, onun gayreti içerisinde olmamız gerekir.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Bize sorsaydınız söylerdik, bize sormadınız.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Geçen sene bir Yeniden Yapılandırma Kanunu çıkardık, hani “vergi affı kanunu” olarak ifade ettiniz ama Yeniden Yapılandırma Kanunu çıkardık. Yanlış hatırlamıyorsam 4,7 milyon vatandaşımız bundan yararlandı. Uygulanmaya devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İnşallah, ödeme güçlüğü içinde olan vatandaşlarımıza, geçen sene ağustosta yaptığımız bu Yeniden Yapılandırma Kanunu da önemli bir kolaylık sağlamış olacak.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Tahsilat oranını sorduk, tahsilat.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Adıgüzel, ÖSYM sınavıyla ilgili bir soru sordular. Ben de bu fırsattan istifade ederek, pazar günü sınava girecek bütün öğrencilerimize kalben başarılar diliyorum, inşallah hepsine Allah gönlüne göre yer versin, güzel bir sınav geçsin ve güzel yerleri kazansınlar. Gençler bizim geleceğimiz.

Bu belirttiğiniz sorunlarla ilgili olarak Millî Eğitim Bakanlığımızla da gerekli konuşmaları yaparım ama Millî Eğitim Bakanımızın bu konularda ne kadar hassas olduğunu biliyorum. Gerçekten, gençlerimizin eğitimlerinde bir eksiklik olmaması için her türlü tedbiri Millî Eğitim Bakanlığımız aldı, almaya da devam edecek.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

 

Yürütme

MADDE 7- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde siyasi parti grupları ve şahısları adına söz talepleri vardır, onları karşılayacağım.

İlk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Saadet Becerekli’ye ait.

Buyurun Sayın Becerekli. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Sayın Başkanım, bu konuda sadece AKP konuşmalı bence(!)

HDP GRUBU ADINA SAADET BECEREKLİ (Batman) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşülmekte olan 2016 bütçe tasarısı üzerine partimizin görüşlerini ifade edeceğim.

Hükûmetin politik yaklaşımını ortaya koyan 2016 bütçesi, daha önceki yıllarda olduğu gibi, sermayeyi gözeten, savaş, rant ve yoksulluk bütçesi olup özü itibarıyla da cinsiyetçi bir bütçe özelliği taşımaktadır.

Hükûmetin bütçeyi demokratik katılımcılıktan uzak bir şekilde toplumun tüm kesimlerinin müzakere ve onay süreçlerine dahiliyetine olanak vermeden oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

2016 bütçesi oluşturulurken kadın bakış açısı, kadın özgürlük çizgisi gözetilmeden yapılmış, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme yapılmamıştır. Kadınların sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanda karşılaştıkları ayrımcılığı gidermekten uzak olan bu bütçede temel hedefin kadının aile içinde daha fazla konumlandırılması olduğu açıktır. Kadınların çalışma yaşamına esnek ve güvencesiz istihdamla katılmaları amaçlanmıştır. Sermayenin ve özel sektörün çıkarlarını önceleyen bir yaklaşımla hazırlanmış bu bütçe nedeniyle kadınlar kamusal alanda hizmetlerden gittikçe daha az yararlanır olacaktır.

Açıktır ki 2016 bütçesi savunma ve güvenlik birimlerine ayrılan paydan dolayı bir savaş bütçesi özelliği taşımaktadır. Hukuksuz ve antidemokratik yöntemlerle, insanların yaşam hakkı başta olmak üzere her türlü hak ihlalini yapan Hükûmet, maalesef, bütçeyi de bu esasla hazırlamıştır. “Güvenlik” adı altında yapılan harcamalar, şiddeti ve çatışmaları derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Aynı zamanda kadına yönelik sistemli şiddeti, tacizi, tecavüzü de beraberinde getirecektir.

Orta Doğu’da yürütülen kirli savaş politikaları sonucu oluşan kaos ortamından kaçarak ülkemize göç etmek zorunda kalmış, kamplarda ya da kamp dışında kadın mülteciler, çalışma hakkının tam anlamıyla tanınmaması, cinsel istismara ve saldırıya karşı koruyucu mekanizmaların bulunmaması, sosyal dışlanmanın olumsuz etkilerinin doğrudan hedefi bulunmaktadırlar. Beslenme, barınma, psikolojik destek, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet ihtiyaçları karşılanmadığı ve bu hak ve ihtiyaçlar bütünlüklü bir biçimde ele alınmadığı için son derece kötü çalışma ve yaşam koşullarına mahkûm edilmiş durumdadırlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı idari teşkilatı tarafından ilk kez 2013-2017 Stratejik Planı’nda kurum bünyesinde kadınların çalışma hayatındaki sorunlarına ilişkin duyarlılığı ve farkındalığı artırmayı gözetmek ilkesine yer verilmiş olmasına karşın, bu ilke şimdiye kadar göz ardı edilmiştir.

AKP Hükûmeti kadını bir birey olarak değil, ailenin bir unsuru olarak konumlandırmakta, tüm düzenlemeleri buna göre yapmaktadır. Bu yaklaşımı 2010 yılında “kadın” adını bakanlıktan çıkararak bir kez daha göstermiştir. 2016 yılı bütçesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak yeniden yapılandırılan bakanlığa ayrılan kaynaklar kadına yönelik şiddete, düşük ücrete ve güvencesiz çalışma, istihdam, kamusal hizmetlere erişimde ayrımcılık ve benzeri temel ihtiyaçlarına gerekli çözüm üretme politikalarını hayata geçirmek yerine büyük kısmı sosyal yardımlar için tahsis edilmiştir. Hükûmet her ay binlerce kadına evde çocuk, yaşlı, engelli bakımı nedeniyle ücret ödemektedir. Bir çeşit aldatmaca olan bu yöntemle hem kadın istihdamı yüksek gösterilmekte hem sosyal bağımlılık mekanizması oluşturulmakta hem de kadın ev içinde denetimden ve güvenceden uzak çalıştırılmaktadır. Dolayısıyla kadın emeği yine yok sayılmış, ev emekçisi kadınlar, ev işçisi kadınlar yine görmezden gelinmiştir.

2016 yılının hemen başında Meclisten geçirilen torba yasayla getirilen düzenlemelerle yarı zamanlı, esnek ve güvencesiz çalışmanın kadınlar üzerinde yaygınlaştırılması hedeflenmiştir. Doğum, annelik gerekçesine dayanılarak yapılan düzenlemelerle kadını aile içinde konumlandırma ve güvencesiz çalışmayı kadınlardan başlayarak temel çalışma biçimi hâline getirme politikasında bir adım daha atılmıştır. Ayrıca, son dönemde gündemleştirilen, işçilerin kıdem tazminatının kaldırılması, fona devredilmesi, 657 sayılı Yasa’da kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldıracak yönde değişiklik yapılması konularının en çok kadın emekçileri olumsuz etkileyeceği açıktır.

Hükûmetin kadına bakış açısını maalesef ki çok iyi biliyoruz. Bu bakışın bir sonucu olarak her ne kadar mevcut iktidar kadına karşı şiddet ve kadın cinayetlerindeki artışı inkâr etme eğilimi içinde olsa da hemen her gün bir kadının katledildiği, daha fazlasının da değişik biçimlerde ve oranlarda şiddete uğradığı, kadının toplum içindeki konumunu iyileştirmek yerine daha da kötü bir hâle geldiği bir ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Kadına yönelik erkek şiddeti karşısında hukuk sisteminin yetersizlikleri yanında, maalesef, gereken yaptırımların da uygulanmadığına; hatta özelde mahkemelerin, genelde ise devletin bu konudaki tutumunun caydırıcı olmaktan çok teşvik edici olduğuna, katilleri hafifletici nedenlerle ceza almaktan koruduğuna üzülerek tanık oluyoruz. Kadına yönelik şiddetin sadece cezai yaptırımlarla önlenemeyeceği, toplumun, erkeğin ve devletin bu temelde kapsamlı bir dönüşüm geçirmesi gerektiği ortadadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her yıl kutlanmaktadır. Kadınların uzun süreli mücadelesinin bir kazanımı olan bu önemli gün, biz kadınların eril sisteme, savaşa, şiddete ve her türlü baskı, sömürüye karşı barış, hak ve özgürlükler taleplerimizi dile getirmek için alanlara çıktığımız gündür.

Tarihçesinden bahsetmek yerine, çetin mücadelelerle kazanılmış bu günün ülkemizde nasıl karşılandığından bahsetmek istiyorum. Ülkemizde 8 Mart yasaklanmalarla karşılandı ne yazık ki bu yıl da. Evet, pek çok yerde yasaklandı. Ben Batman’dayken de barışçıl bir kadın mitingi yapmayı hedeflemiştik ama ne yazık ki son gün, cumartesi yapacağımız mitinge, Batman Valiliği, cuma günü, son saatlerde “olmaz” diyerek çeşitli nedenlerle reddetti. Urfa Valiliği 5-8 Mart tarihlerinde eylem, yürüyüş, stant açma gibi her türlü 8 Mart etkinliğinin yasak olduğunu; Ankara Valiliği ve Ankara Emniyet Müdürlüğü de yürüyüş güzergâhının yasal olmadığı gerekçesiyle 8 Mart mitinginin engelleneceğini duyurdu. İstanbul Valiliği ise 23 Şubatta miting için başvuran İstanbul 8 Mart Kadın Platformu’na 4 Mart Cuma günü yani 8 Marttan önceki son iş gününde, Kadıköy’ün miting alanı olmadığını bahane ederek 8 Mart mitingine izin vermedi.

Biz sabahtan beri hep birlikte, siyasi parti ayrımı gözetmeden birbirimizin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladık ve gerçekten ben bu konuda kendimi çok iyi hissettim, çok mutlu hissettim ama tekrar sormak istiyorum… 8 Martı yasaklamak, aklımıza, Hükûmetin, AKP Hükûmetinin kadının kendisinden ve yasak tanımayan direncinden korktuğunu getiriyor. 8 Martı yasaklamak, AKP Hükûmetinin kadınları susturmaya, boyun eğdirmeye, diz çöktürmeye yönelik politikalarından sadece biridir diye düşünüyoruz.

2013 Nevruz’unda Sayın Abdullah Öcalan’ın mektubuyla başlayan ve müzakere aşamasına geçmek üzere olan barış sürecini, yakalanan bir tarihî fırsatı bir anda yok sayması, içte ve dışta devlet aklından uzak politikaları uygulamaya koyması ve temmuz ayından itibaren bölgede halka yönelik şiddet girişimleri bizi savaş gerçekliğine hiç olmadığımız kadar yaklaştırmıştır. Başta Silopi, Cizre ve Sur olmak üzere pek çok yerde ağır vahşet uygulanmış ve şehirler yakılmıştır. Bugün hâlâ Cizre’de vahşi şekilde katledilen ve tanınmaz hâle getirilen cenazelerin bir kısmının kimliği belirlenememiştir.

Daha önce de belirttim, dünyanın her yerinde savaş ve çatışmalı ortamdan etkilenen kadınlar ve çocuklardır. Temmuz ayından beri AKP Hükûmetinin yürüttüğü özel savaş konsepti bugüne kadar 95’i çocuk, 94’ü kadın olmak üzere toplamda 568 sivilin yaşamını yitirmesine neden oldu ki bu sayı kimlikleri belli olanlardır.

Silopi’de sokağa çıkma yasağı sırasında katledilen Taybet İnan’ın cansız bedeni ancak yedi gün sonra alınabilmişti sokak ortasından. Cizre ve Sur’da katledilen kadın bedenleri çıplak bir şekilde teşhir edilmişti. Ki buna ben inanıyorum ki sabahtan beri birbirimizin 8 Martını kutladığımız kadın arkadaşların da karşı durması, karşı gelmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Savaşların kararını erkek egemen sistem verir ancak savaş kadınlar için sadece şiddet, ölüm, yıkım, tecavüz, göç ve yoksulluktur. Bu nedenle, toplumsal barışı inşa etmek için sahip oldukları güç ve birikim, barış için mücadelelerini ve sözlerini söyledikleri bir gün olan 8 Mart Günü’nü yasaklamak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAADET BECEREKLİ (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN – Sayın Becerekli, normalde ek süre uygulamamız yok ama bugün Dünya Kadınlar Günü olduğu için size ek süre vereceğim efendim.

Buyurun.

SAADET BECEREKLİ (Devamla) – Teşekkür ederim, bitiriyorum.

…8 Martı yasaklamak savaşta ısrarın bir kanıtıdır. Önümüzdeki Suriye örneğini iyi tahlil edersek savaştan kimseye hayır gelmeyeceğini görebiliriz. Bizler, her koşulda, söz konusu savaş ve katliam politikalarını uygulayanların karşısında durmaya devam edeceğiz. Bilinmelidir ki Türkiye halkları uygulamaya konulan bu kirli savaş politikalarını çok iyi görmektedir. İnanıyorum ki nihayetinde kuyuya atılmış bir taşı çıkarmak için ülkece o karanlık kuyuya inmeyeceğiz diye düşünüyorum.

Sözlerimi bitirirken bir kez daha, Parlamentoda bulunan arkadaşları saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Becerekli.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.54

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Siyasi parti grupları adına söz verme işlemine devam ediyorum.

İkinci sırada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkan, öncelikle bir sitemimi söyleyeyim. Konuşma sırası bana gelince on dakika ara verdiniz. Gün 8’inden 9’una döndü. Dolayısıyla, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü de bitmiş oldu ama ben yine de Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Mor kravat takmıştım, kurdelem de vardı ama 9 Mart oldu şimdi.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, Dünya Kadınlar Günü’nü bir güne sığdıramayız, bir güne sığmayacak kadar önemlidir. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Evet.

Değerli arkadaşlar, kadınlarla ilgili fotoğraflar toplamıştım, onları gösterip kayıtlara girmesini istiyorum. Evet, kutluyoruz ama gerçekten kadınlar bunu kutlayabildi mi yakın zamanda? Erkek şiddetinin daha ötesinde Hükûmet politikalarının, bu politikaların yarattığı ağır bir şiddet vardı kadınlar üzerinde. Şu fotoğraf şehit anneleri, şu fotoğraf yine şehit anneleri ancak bu fotoğrafları, şehit annelerinin fotoğraflarını artık göremiyoruz; bütün bu fotoğraflar sansürleniyor, televizyonlara falan çıkması engelleniyor. Ancak geçmişte kalan bu fotoğraflar var.

Cizreli annenin feryadı… Bu kadın, bu anne bizim üzerimize feryadını söyledi ve “Düşman mıydık?” dedi bu feryadı yaparken üç gün önce.

Diyarbakır Sur’da başörtülü bir kadın, yaka paça götürülüyor, geçen hafta.

İki gün önce İstanbul’da Zaman gazetesinin önü, başörtülü bacımız.

Evet, çok şey söylediniz başörtülü kadınlar için, “Kendi Hükûmetimiz döneminde eşitlik getirdik.” dediniz ama eşitlik herhâlde zulümde eşitlik oldu ve baskıda eşitlik oldu. Görmedikleri zulmü şimdi görüyorlar Türkiye’nin her yerinde.

Yine, paramparça olmuş, evinin önünde, kadın.

Ve önceki gün sevgili Tahir Elçi’nin eşinin paylaştığı Twitter mesajı: “Kendimizi güvende hissetmediğimiz bu ülkede, Tahir Elçi’nin kendisini iyi hissetmesi için mezara duvar ördürdüm.” Bu da oldu değerli arkadaşlar. Böyle bir ağır tabloyla karşı karşıyayız Dünya Kadınlar Günü’nde maalesef.

Başka bir konuşma hazırlamıştım ama üyesi olduğum, kurucusu olduğum Türkiye İnsan Hakları Vakfının Başkanı, saygın bilim kadını Şebnem Korur Fincancı -adli tıp uzmanı- geçen günlerde Cizre’ye gitti sokağa çıkma yasağının kalkmasından sonra ve bir ön inceleme raporu hazırladı gördükleriyle ilgili olarak. Meclisin kayıtlarına geçmesi açısından bunu hızlıca okumak istiyorum, ne olduğunun anlaşılması bakımından: “3 Mart 2016 tarihinde Cizre’ye hareket edildi. Kent girişine ulaşıldığında geri dönüş yapan çok sayıda aracın uzun bir kuyruk oluşturduğu, kimlik kontrolleriyle geçişlerin gerçekleştirildiği gözlendi. İlk bodruma ulaşıldığında pencere pervazı içinde 1 adet tank mermisi olması kuvvetle muhtemel cisim gözlendi. İçerisi karanlık olmakla birlikte cep telefonu fenerleri yardımıyla içeri girildi. İçeride girişe göre sol tarafta bulunan duvarın dibinde tüm tabanı kaplayan çok sayıda yanmış hâlde kemik parçasının olduğu gözlendi. Kemik parçaları arasında özellikle üst kolları bulunmayan bir alt çene kemiği boyutları itibarıyla değerlendirildi. İlk gözlem amacıyla gelindiği için beraberimizde ölçek, yüksek çözünürlüklü kamera olmamakla birlikte, cep telefonu kamerasıyla fotoğrafları çekildi. Fotoğraflarda alt çene kemiğinin hemen yanında bulunan yanmış hâldeki gözlük çerçevesiyle birlikte yerleri değiştirilmeden fotoğraflandı. Gözlük yatay eksen uzunluğu yaklaşık yüz genişliği ve alt çene genişliğiyle eşit olacağı düşünüldüğünde, eldeki sınırlı olanaklarla yapılan değerlendirmede dahi bulunan alt çene kemiğinin yanmaya bağlı bir miktar boyut değişikliği öngörülse de erişkin bir kişiye ait olamayacağı, yanma düzeyi itibarıyla yanığa bağlı kemik doku kaybı da gözetilerek 10-12 yaşlarında bir çocuğa ait olduğunun kabulü gerekmektedir. Diş çukurlarındaki yanmaya bağlı tahribat nedeniyle daha tanımlayıcı olabilecek bir şekilde diş gelişimine bakılarak bir değerlendirme yapmak mümkün olamamıştır.”

SALİH CORA (Trabzon) – Adli tıp profesörü mü?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Evet, adil tıp profesörü, Şebnem Korur Fincancı.

“Bodrumun bu bölümünde görüldüğü üzere, çok sayıda kafatası ve kemiklere ait yanmış hâlde kemik kalıntıları bulunduğu gözlemlenmiştir. Dikkat çeken bir husus, bodrumun ilk giriş kısmı ortada bu yanık kemiklere birkaç metre mesafede yanmamış hâlde yünlerin bulunmasıdır. Kemiklerde yer yer kömürleşme düzeyinde yanık meydana getirecek bir yangın ortamında yünlerin yanmamış olması beklenemeyeceğinden, bomba benzeri genel ve yaygın bir yangına da yol açacak bir patlayıcıdan çok, bodrumun bir bölümünde yanmış hâlde bulunan kemiklerin yüksek ısı oluşturacak bir sınırlı yangın ortamında kalmış oldukları kuşkusu oluşmuştur. Bu kuşkuların aydınlatılabilmesi için bodrum içinde kapsamlı bir olay yeri incelemesi ve yanık alanlarının değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir.

İkinci bodrum tümüyle moloz yığınlarının bulunduğu, diğer yıkılmış binaların arasında bir alandır. Bu alandan alınan molozların Dicle Nehri kıyısına döküldüğü, molozlar arasında insan bedenlerine ait parçalar bulunduğu ve bu bölgeye insanların sokulmadığı görüşülen kişilerce aktarılmış, molozlar arasında insan bedeni parçaları görülen fotoğraflar daha önce paylaşılmıştır. Bu alan tümüyle molozla kaplı olduğundan bu bölgeden kaç cenaze çıkarıldığı, tamamının çıkarılıp çıkarılmadığı, dolayısıyla moloz yığınları altında hâlâ cenazelerin olup olmadığı ve gerçek ölüm sayısı belirsizliğini korumaktadır.

Bodrumlar görüldükten sonra Türkiye İnsan Hakları Vakfının 18 Ekim 2015 tarihinde Cizre Referans Merkezi işleviyle açılışını yaptığı, Şırnak Tabip Odasıyla ortak kullanım alanı olan daireye gidilmiştir. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Referans Merkezinin olduğu dairede Türkiye İnsan Hakları Vakfına ait olan bölümde yerde dik olarak duran ve ne olduğu anlaşılmayan bir metal cisim görülmüştür. Kapı kırılarak girildiği anlaşılan dairede, diğer dairelerden farklı olarak yanmaya bağlı yoğun is gözlenmiş, muayene masasının tümüyle tahrip edildiği görülmüştür. Bina girişinde, dışarıda bulunan Türkiye İnsan Hakları Vakfı tabelası da indirilmiştir.

Sonuç: Bu ön rapor bundan sonra yapılacak olan incelemeler için yardımcı olabileceği düşüncesi ile hazırlanmıştır. İlk belirlemeler, ölü sayısının üç bodrumdan otopsi için gönderildiği belirtilen 178 rakamının üzerinde olabileceği kuşkusu uyandırmaktadır. Gidiş amacı, ilk ziyaret, genel değerlendirme olduğundan gerekli ve yeterli inceleme yapabilecek, belgelemede kullanılabilecek malzeme götürülmemiş olduğundan, sınırlı olanaklarla yapılmış olsa da, bir çocuğa ait alt çene kemiğinin bulunduğu ilk bodrum da dâhil, tespit edilememiş ölümler yapılacak ayrıntılı bir incelemeyle ortaya konulabilecektir.”

Değerli arkadaşlar, çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunun başka yerlerde de gerçekleşme olasılığı var. Meclis Başkanlığına başvuru yaptım. 1995’te Ümraniye’de ve Sultangazi’de meydana gelen olaylar nedeniyle, araştırma komisyonu şeklinde değil ama Meclis Başkanı inisiyatifiyle bir komisyon kurulduğu bilgisini aldım yasama uzmanlarından ve başvuru yaptım. Bize sorumluluk düşüyor. Eğer gerçekten de bunların önüne geçmek istiyorsak, Meclis Başkanına çağrımdır, bir komisyon oluştursun 4 siyasi partiden ve gideriz, ne olup ne olmadığını gerçekten de objektif bir biçimde görürüz burada birbirimize kızmadan, bağırmadan. Bir eksik varsa, bir yanlış varsa da düzeltiriz millet adına, devlet adına. Çünkü vahim bir tabloyla karşı karşıyayız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu tablonun sebebi kim?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bu tablonun yarın Şırnak merkezde, Nusaybin’de, Yüksekova’da, Cizre’de veya Sur’da yeniden gerçekleşmemesi düşünülemez, yine gerçekleşebilir. Bütün bunların önüne geçmek bizim sorumluluğumuzdadır, bu Parlamentonun sorumluluğundadır.

O nedenle, bir kez daha ben buradan sağduyu çağrısı yapıyorum. Bu tablo, okuduğum bu rapor herhangi bir dış ülkede değil, kendi ülkemizde, Cizre’de bir ön rapordur ve vahim bulgular vardır. Bunun önüne hep beraber geçmeliyiz.

Ben, tekrar, bütçenin ülkemize barış ve huzur getirmesini diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, hem konuşma metnimi hem de raporu tutanaklara geçmesi açısından sizlere sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Şimdi sıra Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oktay Vural’da.

Buyurunuz Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, bir bütçe görüşmesinin sonuna geldik. Tabii, yarın son konuşmalarımızı yapacağız. Bu geçen süre içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak milletimizin hakkını hukukunu korumaya, bu yönüyle hem Türkiye'yi yöneten iktidar partisinin yanlışlarını hem de Milliyetçi Hareket Partisinin çeşitli konularla ilgili görüş ve düşüncelerini, çözüm önerilerini paylaştık. Bu bütçe netice itibarıyla milletimizin vergileriyle oluşuyor. İnşallah, bu bütçe, helal vergilerden oluşan bu bütçe, haram bulaştırılmadan milletimize daha iyi hizmet vermek için bir vesile olarak kullanılır. Bu bakımdan, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Bu bütçede tabii, çeşitli konuşmalar yapıldı, Sayın Bakan fıkra okudu, biz de fıkrayla cevap verdik. Aslında, bakıldığı zaman yani hem fıkralarda hem de şiirlerde ekonomik durumun tahlil edildiği çok örnekler vardır. Dolayısıyla, ben burada o, belki de yazılan zamanın, söylenen zamanın ruhuna uygun veya o ruhtan mülhem çeşitli zamanları ifade eden bununla ilgili bir fıkra ve iki şiirle bu bütçe hakkında görüşlerimizi paylaşmak istiyorum.

Bir civciv karşıdan karşıya geçerken otomobil tarafından eziliyor. Tabii, bu duruma iktisat okulları, bu iktisadi politikaları uygulayanların tepkisi nasıl olur diye araştırmışlar.

Merkantilistler “Ülkenin zenginliğinde azalma oldu, daha çok civciv ihraç edilmeli." diyor.

Fizyokratlar “Doğal düzen, toprağı bol olsun." diyor.

Klasikler “Görünmez el düzenler." diyor.

Neoklasikler “Diğer şeyler sabitken civciv karşıya geçebilirdi." diyor.

Keynesyenler: “Üst geçit yapılmış olsaydı –yani bu devletin müdahalesi- civciv ezilmezdi. Uzun dönemde tüm civcivler ölüdür.”

Monateristler: “Para cezaları gereğinden az olduğu için civciv ezilmiştir.”

Yeni klasikler: “Ezildiğini fark etmesiyle birlikte bir daha ezilmeyecektir.”

Rasyonel beklentiler teorisi bu: “Sadece öngörülmeyen otomobiller civcivleri ezecektir.”

Yeni Keynesyenler de “Otomobilin hızlı gittiğinden haberi olmayan, asimetrik bilgiyle civciv karşıdan karşıya geçmek istediği için ters seçim yapmış ve ezilmiştir." diye açıklıyor. “Hem öngörülen hem de öngörülmeyen otomobiller civcivleri ezecektir. Ama öngörülmeyen otomobiller daha çok ezecektir." diyor.

Arz yanlı iktisatçılar “Civciv kaybını telafi etmek için vergiler düşürülüp civciv üretimi teşvik edilmelidir." diye çözüm buluyor.

Post Keynesyenler “Otomobilin geçeceği belirsiz olduğu için civciv ezilmiştir." diyor.

Anayasal iktisatçılar da “Otomobillerin hızlı gitmesi anayasayla engellenmelidir." diyor.

Tabii, günümüzün konjonktür teorileri, uygulanan konjonktür ve politik ekonomi: “Otomobil icat edilmeseydi civciv ezilmeyecekti. Yumurtadan çıkmasaydı civciv olmazdı. Otomobil yola çıkmasaydı civciv ölmezdi. Civcivin ölümü fıtratındandır. Bunu haber yapan kriz tellallarının faiz lobileriyle ile dış güçlerin paralel tuzakları güçlü ekonomimizi sarsamaz.”

İşte, bugün, aslında bütün bu okullarla ilgili zannederim en güzel tanımlama, bu konjonktür teorileri. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi, her bir sorunda ya faiz lobilerini ya da kriz tellallarını ya da dış güçleri ortaya koymuş, kendisi zeytinyağı gibi üste çıkmak maharetiyle meseleyi konjonktüre ya da fıtrata havale edebilmiştir.

Tabii, şiirler söyleniyor. Bu şiirlerden bazıları işte çeşitli zamanlarda ekonomiyi ve durumu anlatan şairlerin ruhunu ifade ediyor. Ben de onları paylaşmak istiyorum:

“Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır

Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;

Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!

Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir

Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?

Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!

Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say

Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,

Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar

Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var.

Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.

Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını

Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini

Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.

Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!

Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!” demiş şair.

Bir başka şairimiz de şöyle demiş, aslında eski defterdar:

“Bir yolsuzluk görünce köpürme, isyan etme

Bir hak için kendine, dik başlıdır dedirtme.

Doğru yolu dostuna göster ama, sen gitme.

Ne derlerse huuu… diye salla hemen başını,

Dilini tut, uslu dur, al gitsin maaşını.

 

Unutma bu ocağın adı asiyaptır

Sen de bir dolap çevir, apartmanlar yaptır.

Hakikat nene gerek o memnu bir kitaptır.

Sana lazım olan şey, sallayarak başını

El öpüp, etek öpüp almaktır maaşını.

 

Bu güvercin eder mi atmacalarla yarış

Öğrenmeden dünyayı gezdim de karış karış

Vazgeç hak sevdasından sen de kervana karış,

Ne derlerse huuu… diye, salla hemen başını

Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.” demiş şair.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Siyasi parti grupları adına olan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi şahısları adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Şahsı adına ilk konuşmacı Zeynel Emre, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada konuşma yapan değerli milletvekilleri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bu konudaki tespitlerini, düşüncelerini bizlerle paylaştılar. Esasında bizim, kadın haklarıyla ilgili, kadına karşı şiddet ve kadın cinayetlerini sadece 8 Martta konuşmamamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de kadına karşı işlenen suçlar, kadın cinayetleri sonucunda kaybettiğimiz insanların yıllık bazdaki sayısını düşündüğümüzde, teknolojisi gelişmiş bir ülkenin bir başka ülkeyi işgal ederken kaybettiği asker sayısından daha fazla bir rakamı, maalesef, biz her sene birbirimizi öldürerek böyle bir duruma engel olamıyoruz. Dolayısıyla, yasama organı olarak üzerimize düşen görevleri tartışmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, Dünya Ekonomik Forumunun 2015 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda Türkiye giderek geriye doğru gidiyor. 2014 yılında 142 ülke arasında 125’inci sırada bulunuyorduk, 2015 yılında 130’uncu sıraya geriledik. Bu konuda ilk üçteki ülkelere baktığımızda İzlanda, Norveç, Finlandiya gibi ülkeleri görüyoruz; son üç sırada ise Yemen, Pakistan ve Suriye yer alıyor ve maalesef de biz hızla geriliyoruz.

Değerli arkadaşlar, raporun açıklandığı web sayfasında bir de cinsiyet uçurumu hesaplayıcı bulunuyor. Buraya da baktığınızda kendi ülkenizle ilgili daha detaylı bilgilere bakabiliyorsunuz. Şimdi, burada birçok şey yazıyor, bunların hepsini burada paylaşmayacağım ancak çarpıcı birkaç noktaya temas etmek istiyorum: Türkiye’de bir kadının kazandığı 1 dolara karşılık aynı işi yapan bir erkek 2,56 dolar kazanıyor. İş gücüne kadınların katılım oranı yüzde 32, erkeklerin yüzde 75. Siyasi güçlenmede 105’inci sıradayız, Meclisteki kadın temsiliyetinde ve bakanlar arası temsilde de yine çok gerilerdeyiz.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada bizim en acil üzerinde durmamız gereken konu kadına karşı şiddet konusu. Failler maalesef genelde de eş, baba, ağabey gibi ailenin ilk halkasının üyeleri. Bu sorunu salt yasal düzenlemelerle de çözmemiz mümkün gözükmüyor. Bir bütün olarak erkek şiddetini ve onu yaratan, besleyen unsurları teşhis edip ortadan kaldırmazsak biz, bu konuda, bu korkunç tabloyla sıklıkla yüzleşmek zorunda kalacağız.

Esasında erkek şiddetinin ulaştığı düzeyin üç temel nedeni var değerli arkadaşlar: Bunlardan birincisi sosyokültürel arka plan, bir diğeri yaptırım eksikliği, üçüncüsü de Türkiye’deki siyasal kadın hakları hareketlerinin zayıflığı. Sosyokültürel arka plan aslında düzeltilmesi en zor olanı çünkü ta ilk çocukluktan beri sertlik, nobranlık, tahammülsüzlük ve öfkeyle tanımlanmış bir erkek kimliği var ve son yıllarda da siyasete bu dilin de egemen olduğunu görüyoruz.

Aslında AKP döneminde kadına karşı şiddetin böyle yüzde 1.400 artmasının sebeplerinden biri de şu: Ataerkil toplumlarda siyasetçiler ve devleti temsil eden kişiler de önemli rol modellerdir değerli arkadaşlar. AKP’li siyasetçilerin kadınların nasıl güleceği, nasıl ve kiminle gezeceği, kaç doğum yapacağı gibi doğrudan kendi tercihlerini ilgilendiren, siyasetin hiçbir şekilde alanı, ilgisi olmayan konularla ilgili ulu orta konuşmalarının, iyi düşünülmemiş sözlerinin toplumun kılcal damarlarına çarpan etkisiyle yayılıp cinayetlere varan tahammülsüzlükleri beslediğini de gözden kaçırmamalıyız.

Değerli arkadaşlar, kadın erkek eşitliğine inanmadığını söyleyen, “Kadının yeri evidir.” anlayışı sergileyen ve sürekli en az 3 çocuk öneren bir anlayışla da bu sorunu çözemeyiz. Bu konuda yaptırım eksikliğinin hem hukuki hem toplumsal yönü var. Türkiye’de hukuk sistemi kadına karşı işlenen suçlarda alabildiğince müşfiktir. Polisinden savcısına, yargıcına kadar, kadına karşı işlenen bir suç söz konusu olduğunda burada mağdurdan ziyade âdeta faille empati kuran bir anlayışın egemen olduğunu görüyoruz.

Özetle şunu da söyleyelim: Kadına karşı işlenen cinayetlerle ilgili faillerin öz geçmişine baktığımızda, daha öncesinden, dövme, yaralama gibi daha hafif suçları işlediğini de görüyoruz.

Kadına karşı şiddet tek başına adli bir olay olarak değerlendirilmemelidir; çok köklü, siyasi ve toplumsal bir sorun olarak ele alınmalıdır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: 8 Mart, eşit işe eşit ücret için ölüme giden New Yorklu kadınlardan başlayarak bugüne kadar gelen milyonlarca kadının emek, barış, özgürlük ve dayanışma günüdür. Bugün dünyanın birçok ülkesinde 8 Mart resmî tatildir. Ülkemizde de 8 Martın resmî tatil olarak önerilmesini buradan dile getiriyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgilerimle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emre.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Osman Mesten, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Mesten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

OSMAN MESTEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Millî irademizin tecelligâhı Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Konuşmama geçmeden önce, her ne kadar saat on ikiyi geçmiş olsa da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, milletimizin her bir ferdinin sevincinden sevinç, üzüntüsünden üzüntü duyan bir hareketiz ve öyle olmaya da devam edeceğiz. Ekonomide istikrarın korunması ve büyümenin devamı için büyük dikkat gösteriyoruz. Ülkemizin dört bir yanında büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirdik. On dört yıldaki başarı bizatihi milletimizin kendisine aittir. İktidara geldiğimizde sadece 230 milyar dolar olan millî gelirimiz, hükûmetlerimiz döneminde 800 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. İhracatımız, son günlerde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, 36 milyar dolardan 140 milyar dolar seviyelerine gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve bizleri izleyen vatandaşlarımızı rakamlara boğmadan bir konunun altını çizmekte fayda mülahaza ediyorum. AK PARTİ’den önceki bütçelerin ağırlıklı payını faiz giderleri oluşturuyordu. 2002 yılı bütçesinde faiz giderleri 51,7 milyar TL iken eğitime, sağlığa ve yatırımlara ayrılan miktar sadece 33,3 milyar TL idi yani kısacası, faiz bütçeleri hazırlanıyordu. 119 milyar TL olan 2002 bütçesinde her 100 TL’nin 43,5 TL’si faize ayrılırken 570 milyar TL olan 2016 bütçemizde ise her 100 TL’den faize sadece 9,8 TL ayrılmaktadır. Görüldüğü üzere, bütçeler artarken faiz giderleri azalmaktadır.

5 genel, 3 yerel, 2 referandum ve 1 Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere hiçbirinde seçim ekonomisi uygulamadık, hepsinden de milletimizin teveccühüyle zaferle çıktık. Türlü operasyonlara rağmen, milletimizin ne kadar arif, ne kadar feraset sahibi olduğunu tüm seçim sonuçlarında hepimiz birlikte gördük. Huzur ve istikrarın olduğu dönemlerde Türkiye ekonomisinin ivmesi daima yukarı yönlü olmuştur. Borç ve faiz batağına saplanan, günü kurtarmaya çalışan bir ekonomiden 2023’ü ve 2071’i hedefleyen bir vizyona geçiş elbette birilerini rahatsız edecekti ve etti de. Bugün etrafımızda ve güneydoğuda olup bitenleri bu yönde okumak gerekir.

Birtakım karanlık ve kirli odaklar el ele vererek içeriden, dışarıdan huzuru ve istikrarı bozmak için sokakları terörize etmenin peşindedirler. Huzur ve istikrarın ekonomiye, ekonominin de gücümüze güç katacağını bilen terör örgütünün ve onun uzantılarının ülke ve millet menfaatine atılan her adımın, her yatırımın karşısında olmaları tesadüf değildir. Bunların ülkemize yapılan operasyonların taşeronluğunu üstlendiğini artık hepimiz görmekteyiz. Bu karanlık odakların hedefi Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüdür, bunların hedefi Türkiye’dir. Ama ne yazık ki bu operasyon trenine siyaseten bir türlü bertaraf edemedikleri Sayın Cumhurbaşkanımızın ve partimizin rakipleri de binmektedirler.

Gün, teröre karşı durma günüdür, siyasi ikbali bir kenara koyarak şartsız beraber olma günüdür. Terörün karşısındaki en büyük silahımız birlik ve beraberliğimizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yaşadığımız sorunlarda doğrudan ya da dolaylı etkilerinin olduğunu düşündüğüm bir konuya değinerek konuşmamı tamamlamak istiyorum. Mevcut Anayasa’mız hem ruhu hem lafzıyla bir bütün olarak değişmelidir. Kaosa ve istikrarsızlığa her daim uygun olan 82 Anayasası, bu toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, millete rağmen hazırlanmış, çoğulculuğu ve özgürlüğü tehdit eden bir anlayışın eseridir. Milletimizin bizlerden beklentisi, özgürlük ve değişim taleplerine tercüman olacak, ruhu ve formuyla yepyeni bir anayasayı Türkiye’ye kazandırmaktır. Bunu hep birlikte Meclis olarak yapabilme kudretine sahip olduğumuzu gösterebileceğimize inanıyorum. Günlük siyasi mülahazaların dışına çıkarak önyargısız, şartsız ve bir arada bunları konuşabilme, tartışabilme erdemini göstermeliyiz. Yeni anayasa yapma başarısı hepimize ait olmalıdır.

Sivil ve özgür bir anayasa temennisiyle konuşmama son verirken 2016 yılı bütçemizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mesten.

Şimdi madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sorulara başlıyorum.

Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, on dört yıllık iktidarınızda, vergisini ödemeyenlere ödül olarak sürekli af gündeme getirdiniz, af çıkardınız. Gününde vergisini ödeyen doğru dürüst vatandaşlara, esnaflara, sanayicilere teşvik veya ödül gündeminizde var mı?

Bir hemşehriniz olarak hoşgörünüze sığınarak iki günlük performansınıza baktığımız zaman çok gergin ve çok sinirliydiniz. AKP’nin bir bürokratı gibi davrandınız, sorulara net cevap vermediniz Sayın Bakan. Siz artık Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Bakanısınız, bizler de seçilen milletvekilleri olarak sorular sormak zorundayız ve cevabını da almak zorundayız, daha net cevaplar istiyoruz.

Bu Meclisin huzurunda bu bütçeye ret oyunu da kullanacağımızı size bildiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, Malatya’nın Kuluncak diye bir ilçesi var. Kuluncak ilçesi, maalesef adliyesi elinden alınmış, yetim bir ilçe. Kuluncak ilçesi Tohma’ya da ev sahipliği yapıyor; Tohma’yı Sivas’tan başlayarak bütün köyler kirletiyor, maalesef bütün kanalizasyon suları Tohma’ya karışıyor. Kuluncak’ın sorunu sadece bu değil; Kuluncak bir ilçe olmasına rağmen, maalesef yolu bir köyden daha kötü; kışın, yazın o yoldan gitmek mümkün değil. Hekimhan üzerinden Kuluncak’a giderken yol çok kötü. Ayrıca bu yol, Hekimhan’ı, Malatya’yı aslında İstanbul yoluna da bağlayan bir yol. Beş yıldan beri biz söylüyoruz ama duyan yok maalesef. Bu Kuluncak yolunun bir ilçeye yakışan bir yol şeklinde yapılmasını talep ediyoruz. Kuluncak kayısının merkezi, tarımın merkezi. Emekçi insanların, yoksul insanların, bu insanların hiç olmazsa Malatya’ya, Darende’ye, Hekimhan’a gidiş gelişlerinin rahat olabilmesi için yolun bir an önce yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, her bakanlık için ayrı ayrı belirtilmek üzere bakanlıklarda kaç müdürlük bulunmaktadır? Müdürlüklerde çalışan personel hangi il nüfusuna kayıtlıdır? Bu personelin kaçı kadın, kaçı erkektir?

Bir başka soru: Romanların yüzde 96’sı kayıt dışı çalışmaktadır. Hükûmetin bununla ilgili planı var mıdır? Bir başka soru: Romanların içerisinde erken evlilik had safhada, bu konuyla ilgili Hükûmetin bir çalışması var mıdır? Romanların yüzde 55’i ilköğretim okulunu yarıda bırakıyor. Roman çocuklarımızın okula devamlılığı için Hükûmetin herhangi bir çalışması var mıdır? Önümüzdeki kış ayına kadar çadırdaki Romanların eve taşınmasını düşünüyor musunuz? Kamu kurumlarında kaç tane Roman vatandaşımız çalışmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arzu Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ülkemizde 11 adet çok büyük araç kiralama şirketinin sadece 2 tanesi yerli yani millî, diğerleri ise yabancı sermayeli firmalardır. Bu kiralama firmaları, çeşitli bankalardan her yıl yüklü adetlerde araç satın almaktadır. Satın aldığı her araç için “filo indirimi” adı altında 5 bin ila 15 bin lira arasında indirim almaktadır. Bu araçları kiralamak üzere almasına rağmen, aynı yıl içerisinde yüzde 30’luk bir bölümünü perakende müşterisine, yetkili otomobil satıcılarının distribütör firmadan alabildiği fiyatın bile altında satmaktadır. Bu şekilde, yaklaşık 75 bin kişi istihdam eden yetkili otomobil satıcıları haksız rekabet koşulları sebebiyle mağdur edilmektedir. İlk alımda filo indirimi tutarının yüzde 45’lik ÖTV’sinin ödenmemesi sebebiyle devletimiz vergi kaybına uğramaktadır. Bu büyük kiralama şirketlerinin yüzde 80’i yabancı olduğu için bu şekilde haksız kazanç elde eden firmaların gelirleri ülkemizde kalmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Yetkili otomobil satıcılarının…

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 45 bin ücretli öğretmen var, hatta 46 bine yakın. Bunlar ağız tokluğuyla geçiniyorlar ve yaşamlarını sürdüremiyorlar. En azından bunların asgari ücret düzeyinde bir maaş almaları konusunda bir çalışmanız var mı?

İkinci bir sorum: Turizm çökme noktasında, maalesef çok büyük, ağır bir kriz var. Özellikle yat işletmecilerine yüzde 18 KDV nedeniyle turistler Yunanistan’a gidiyorlar. Türkiye'deki yat işletmecileri bu konuda çok sıkıntı çekiyor. KDV’yi düşürmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker...

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Cizre’de yaşanan felaketi bir hekim olarak yerinde gördüm ve Adli Tıp Profesörü Şebnem Korur Fincancı’nın tarif ettiği acı tabloyu maalesef orada izledim. 4 parti olarak bir an önce bir araya gelip bu sorunun çözümü konusunda bir adım atmazsak yarın çok geç olabilir.

Sayın Bakan, İşsizlik Fonu’nda biriken para 90 milyar liranın üzerindeydi, şu anda ne kadar var? Bu paralar hangi bankalarda hangi faizlerle tutuluyor, yandaş firmalara kredi olarak düşük faizle mi veriliyor? Bu paranın ne kadarı amacı dışında kullanıldı? Bu paraları hazine borçlanma işinde mi kullanıyorsunuz? Sarayın yapımında da kullanıldı mı bu paralardan? Seçim öncesi “geçici işçi” adıyla seçmen toplamak için de kullanılıyor mu bu paralar? Deprem Fonu’nda biriken, DASK’ta biriken paralar şu anda ne kadar? Depreme dayanıksız yapıların yenilenmesi için kullanılması gereken bu paralar yolların yapımında mı kullanıldı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bakan, size söz veriyorum cevaplar için.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Tarhan “Vergi düzenlemeleri bağlamında, vergisini, sigorta primini zamanında ödeyen mükelleflerimize dönük olarak bir iyileştirme çalışması yapacak mısınız?” şeklinde bir soru sordu. Biliyorsunuz, 2008 yılında sosyal güvenlik primlerini zamanında ödeyen mükelleflerimize dönük 5 puan bir indirim düzenlemesi yaptık. Bu, onlar için önemli bir kolaylık olarak yansıdı. Bugün, 2016 yılında da bu kapsamda esnafımız, tüccarımız, sanayicimiz yaklaşık 22 milyar lira daha az sosyal güvenlik primi ödeyecek. Hangi mükelleflerimiz? Sosyal güvenlik primlerini tam ve zamanında ödeyen mükelleflerimiz. Dolayısıyla, bu tür uygulamalara önümüzdeki dönem de aynen devam edeceğiz.

İki gün, üç gün gergin geçti, hepimiz için gergin geçti, sonuçta bütçe görüşmelerinin doğasında bu var. 2006 yılından beri bütçe görüşmelerinde hem Komisyonda hem de Genel Kurulda bulunmuş bir insanım. Cevaplarımı verirken olabildiğince açık, olabildiğince tam bilgi vermeye çalışıyorum ama eksik kalan kısımları zaten yazılı olarak vereceğimi ifade ettim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, doyurucu cevaplar veriyorsunuz Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu, bütçe görüşmelerinin tuzu biberidir, olur böyle şeyler.

Sayın Ağbaba, yol yapımıyla ilgili taleplerinizi aldım, onu Ulaştırma Bakanımızla görüşeceğim. İnşallah, bütün yollarımız duble yol olsun, kentlerimizi birbirine bağlayan otobanlarımız olsun, hızlı trenlerimiz olsun, gerçekten ülkemize, insanımıza yakışır bir ulaşım altyapımız olsun; o hepimizin ortak arzusu.

Sayın Tanal, bakanlıklarla ilgili sorduğunuz sorular konusunda hazır bir bilgim yok, onu yazılı olarak cevaplayayım.

Ama, Roman vatandaşlarımızla ilgili olarak gerçekten çok güzel konulara değindiniz, tam da Hükûmetimizin üzerinde çalıştığı, bir eylem planı hazırladığı konular. Gerek istihdam imkânlarının artırılması gerek erken evlilik konusu gerek eğitim konusu gerekse Roman vatandaşlarımızın barınma konularıyla ilgili kapsamlı bir çalışma şu anda devam ediyor, inşallah onu kamuoyuyla paylaşacağız. Roman vatandaşlarımızı seviyoruz, her türlü ihtiyaçlarını inşallah karşılayacağız, bütçeden de daha fazla nasıl imkân üretebiliriz, onu beraber sizlerle konuşup yapacağız.

Sayın Erdem, araç kiralama şirketleriyle ilgili o konuyu araştıracağım, ilk defa böyle bir konuyu duydum, teşekkür ederim.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Ben size rapor olarak da sunarım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Mümkünse daha detaylı bilgileri de paylaşırsak o konuyla ilgili kapsamlı bir araştırma yaparız. Vergi kanunlarıyla sağlanan imkânları kötüye kullanıp da haksız rekabet oluşturulması veya haksız yere bir vergi indiriminden yararlanılması durumunda vergi kanunlarının bize verdiği imkânları kullanmak suretiyle de o konuyla yakından ilgileniriz. Çok teşekkür ederim, bu konuda uyardığınız ve bizimle bu bilgiyi paylaştığınız için.

Sayın Demir, ücretli öğretmenlerle ilgili olarak… Biliyorsunuz, ücretli öğretmenler kısmi zamanlı olarak ihtiyaç duyulan yerlerde ek ders ücreti karşılığı çalıştırılıyorlar. Söylediğiniz hususlarla ilgili olarak da Millî Eğitim Bakanlığımız konuyu değerlendirecektir ama biz bu dönemde 540 bin açıktan atama yapmak suretiyle yeni öğretmen aldık. İnşallah norm açığı olan yerlerde, önümüzdeki dönemlerde, bütçe imkânları çerçevesinde bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bakan.

Buyurun, devam edin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Turizm sektörüyle ilgili olarak, biliyorsunuz, Sayın Başbakanımız yakın zamanda kapsamlı bir eylem planı hazırladı. Gerek finans imkânlarının sağlanması gerekse finansmanda karşılaşılan sorunların giderilmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz. Ayrıca, özellikle Maliye Bakanlığının kiraladığı yerlerle ilgili veya ecrimisil aldığı yerlerle ilgili üç yıllık bir taksitlendirme imkânı getirdik.

Yat işletmecileriyle ilgili söylediğiniz konuyu araştıracağım, bilgi sahibi değilim. O konuyu değerlendirme imkânımız olur inşallah.

Sayın Şeker, İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanım yerleri konusunda birtakım sorular sordular. Şu anda elimde hazır bir bilgi yok ama İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanımına ilişkin olarak kapsamlı bir bilgiyi alıp sizlerle bunu paylaşırız.

DASK konusu da aynı şekilde, şu anda hazır bir bilgi yok. İnşallah o konuda da sizlerle bilgileri paylaşırım.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddeleri kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama, yarınki birleşimde son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Programa göre, bütçenin tümü üzerindeki son konuşmaları ve 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın açık oylamalarını yapmak için 9 Mart 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati:00.47



(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 118 ve 119 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 26.02.2016 tarihli 45’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

 

 

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.