TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

53’üncü Birleşim

5 Mart 2016 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119)

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÜNİVERSİTELER

1) ANKARA ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

2) ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

3) HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Hacettepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hacettepe Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

4) GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gazi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

5) İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

6) İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

7) BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

a) Boğaziçi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Boğaziçi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

8) MARMARA ÜNİVERSİTESİ

a) Marmara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Marmara Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

9) YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldız Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

10) MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ

a) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

11) EGE ÜNİVERSİTESİ

a) Ege Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ege Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

12) DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Dokuz Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dokuz Eylül Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

13) TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

a) Trakya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Trakya Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

14) ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ

a) Uludağ Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uludağ Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

15) ANADOLU ÜNİVERSİTESİ

a) Anadolu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Anadolu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

16) SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

a) Selçuk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Selçuk Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

17) AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

a) Akdeniz Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Akdeniz Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

18) ERCİYES ÜNİVERSİTESİ

a) Erciyes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erciyes Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

19) CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ

a) Cumhuriyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Cumhuriyet Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

20) ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ

a) Çukurova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çukurova Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

21) ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ

a) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

22) KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

23) ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ

a) Atatürk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Atatürk Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

24) İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ

a) İnönü Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İnönü Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

25) FIRAT ÜNİVERSİTESİ

a) Fırat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Fırat Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

26) DİCLE ÜNİVERSİTESİ

a) Dicle Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dicle Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

27) YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

a) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

28) GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziantep Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziantep Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

29) İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ

a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

30) GEBZE YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ

a) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

31) HARRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Harran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Harran Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

32) SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

a) Süleyman Demirel Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Süleyman Demirel Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

33) ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

a) Adnan Menderes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adnan Menderes Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

34) BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ

a) Bülent Ecevit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bülent Ecevit Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

35) MERSİN ÜNİVERSİTESİ

a) Mersin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mersin Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

36) PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Pamukkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Pamukkale Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

37) BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ

a) Balıkesir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Balıkesir Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

38) KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kocaeli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kocaeli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

39) SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

a) Sakarya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sakarya Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

40) CELÂL BAYAR ÜNİVERSİTESİ

a) Celâl Bayar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Celâl Bayar Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

41) ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ

a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

42) MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Mustafa Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mustafa Kemal Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

43) AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

44) KAFKAS ÜNİVERSİTESİ

a) Kafkas Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kafkas Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

45) ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ

a) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

46) NİĞDE ÜNİVERSİTESİ

a) Niğde Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Niğde Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

47) DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ

a) Dumlupınar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dumlupınar Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

48) GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

49) MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

50) KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ

a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

51) KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Kırıkkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırıkkale Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

52) ESKİŞEHİR OSMAN GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

53) GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Galatasaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Galatasaray Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

54) AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ahi Evran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ahi Evran Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

55) KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ

a) Kastamonu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kastamonu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

56) DÜZCE ÜNİVERSİTESİ

a) Düzce Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Düzce Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

57) MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ

a) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

58) UŞAK ÜNİVERSİTESİ

a) Uşak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uşak Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

59) RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ

a) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

60) NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Namık Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Namık Kemal Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

61) ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ

a) Erzincan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzincan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

62) AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Aksaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Aksaray Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

63) GİRESUN ÜNİVERSİTESİ

a) Giresun Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Giresun Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

64) HİTİT ÜNİVERSİTESİ

a) Hitit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hitit Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

65) BOZOK ÜNİVERSİTESİ

a) Bozok Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bozok Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

66) ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Adıyaman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adıyaman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

67) ORDU ÜNİVERSİTESİ

a) Ordu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ordu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

68) AMASYA ÜNİVERSİTESİ

a) Amasya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Amasya Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

69) KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ

a) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

70) AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ

a) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

71) SİNOP ÜNİVERSİTESİ

a) Sinop Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sinop Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

72) SİİRT ÜNİVERSİTESİ

a) Siirt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Siirt Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

73) NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

74) KARABÜK ÜNİVERSİTESİ

a) Karabük Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karabük Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

75) KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİ

a) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

76) ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ

a) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

77) ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ

a) Artvin Çoruh Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Artvin Çoruh Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

78) BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ

a) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

79) BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ

a) Bitlis Eren Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bitlis Eren Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

80) KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kırklareli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırklareli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

81) OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ

a) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

82) BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ

a) Bingöl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bingöl Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

83) MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muş Alparslan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muş Alparslan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

84) MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ

a) Mardin Artuklu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mardin Artuklu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

85) BATMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Batman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Batman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

86) ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ardahan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ardahan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

87) BARTIN ÜNİVERSİTESİ

a) Bartın Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bartın Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

88) BAYBURT ÜNİVERSİTESİ

a) Bayburt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bayburt Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

89) GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ

a) Gümüşhane Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gümüşhane Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

90) HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ

a) Hakkari Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hakkari Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

91) IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

a) Iğdır Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Iğdır Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

92) ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ

a) Şırnak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Şırnak Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

93) TUNCELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Tunceli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Tunceli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

94) YALOVA ÜNİVERSİTESİ

a) Yalova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yalova Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

95) TÜRK ALMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Türk Alman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Türk Alman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

96) YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ

a) Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

97) BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Bursa Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bursa Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

98) İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

99) İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

100) NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ

a) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

101) ABDULLAH GÜL ÜNİVERSİTESİ

a)Abdullah Gül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abdullah Gül Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

102) ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Erzurum Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzurum Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

103) ADANA BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ

a) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

104) ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

105) SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ

a) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

106) BANDIRMA ONYEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

107) İSKENDERUN TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İskenderun Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

108) ALANYA ALAADDİN KEYKUBAT ÜNİVERSİTESİ

a) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanlığının, şeffaflık ilkesi gereğince belediyelere yaptığı yardımları açıklaması gerektiğine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında da ilkokullarda ders kitaplarının parasız verildiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, muhalefetin Hükûmeti eleştirmesinin normal olduğuna ve Hükûmetin cumhuriyet tarihi geleneklerine ve kurallarına dikkat etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye’nin, AKP Hükûmeti eliyle âdeta bir operasyon sahasına döndüğüne ve bir basın kurumuna kayyum atanmasının basın özgürlüğü açısından utanç verici olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in sosyal medyada paylaştığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çevre ve Şehircilik Bakanının bir kadın olmasından memnuniyet duyduklarına ve Cizre ile Silopi’deki anaların, bir insanın, bir kadının, bir evladın değerinin bir TOKİ dairesiyle ölçülüp ölçülemeyeceğini sorduklarına ilişkin açıklaması

7.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, CHP Grubuna mensup 6 milletvekilinin Cizre’de yaptıkları görüşme ve gözlemlere ve orada çok vahim bir tabloyla karşı karşıya olunduğuna ilişkin açıklaması

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bir medya kuruluşunun önünde güvenlik kuvvetleri tarafından darbedilen kadınlarla ilgili Hükûmetin ne düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Zaman gazetesine kayyum atanmasına ve son zamanlarda şirketler ile basın yayın kuruluşlarına kayyum atamalarında çok afaki ücretler takdir edildiğine ilişkin açıklaması

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, toplantı ve gösteri hakkını kullanmak üzere toplanan yurttaşlara güvenlik güçleri tarafından orantısız müdahaleler yapıldığına ve devletin toplantı ve gösteri yapma hakkına saygı duyması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Balıkesir Milletvekili Sema Kırcı’nın, kadına karşı şiddetin başı açık veya başı örtülülere yapılan şiddet olarak ayrılmasına karşı olduğuna ve Cumhurbaşkanı, Başbakan veya AK PARTİ’nin hiçbir üst düzey yöneticisinin başörtüsünü bir istismar aracı olarak kullanmadığına ilişkin açıklaması

5 Mart 2016 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün sekizinci tur görüşmelerini yapacağız.

Sekizinci turda Dışişleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ve üniversitelerin bütçe ve kesinhesapları yer almaktadır.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (x)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (x)

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER

1) ANKARA ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

2) ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

3) HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Hacettepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hacettepe Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

4) GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gazi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

5) İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

6) İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

7) BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

a) Boğaziçi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Boğaziçi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

8) MARMARA ÜNİVERSİTESİ

a) Marmara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Marmara Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

9) YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldız Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

10) MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ

a) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

11) EGE ÜNİVERSİTESİ

a) Ege Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ege Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

12) DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Dokuz Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dokuz Eylül Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

13) TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

a) Trakya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Trakya Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

14) ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ

a) Uludağ Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uludağ Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

15) ANADOLU ÜNİVERSİTESİ

a) Anadolu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Anadolu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

16) SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

a) Selçuk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Selçuk Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

17) AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

a) Akdeniz Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Akdeniz Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

18) ERCİYES ÜNİVERSİTESİ

a) Erciyes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erciyes Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

19) CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ

a) Cumhuriyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Cumhuriyet Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

20) ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ

a) Çukurova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çukurova Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

21) ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ

a) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

22) KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

23) ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ

a) Atatürk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Atatürk Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

24) İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ

a) İnönü Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İnönü Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

25) FIRAT ÜNİVERSİTESİ

a) Fırat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Fırat Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

26) DİCLE ÜNİVERSİTESİ

a) Dicle Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dicle Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

27) YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

a) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

28) GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziantep Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziantep Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

29) İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ

a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

30) GEBZE YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ

a) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

31) HARRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Harran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Harran Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

32) SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

a) Süleyman Demirel Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Süleyman Demirel Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

33) ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

a) Adnan Menderes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adnan Menderes Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

34) BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ

a) Bülent Ecevit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bülent Ecevit Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

35) MERSİN ÜNİVERSİTESİ

a) Mersin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mersin Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

36) PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Pamukkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Pamukkale Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

37) BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ

a) Balıkesir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Balıkesir Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

38) KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kocaeli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kocaeli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

39) SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

a) Sakarya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sakarya Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

40) CELÂL BAYAR ÜNİVERSİTESİ

a) Celâl Bayar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Celâl Bayar Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

41) ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ

a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

42) MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Mustafa Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mustafa Kemal Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

43) AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

44) KAFKAS ÜNİVERSİTESİ

a) Kafkas Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kafkas Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

45) ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ

a) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

46) NİĞDE ÜNİVERSİTESİ

a) Niğde Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Niğde Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

47) DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ

a) Dumlupınar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dumlupınar Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

48) GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

49) MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

50) KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ

a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

51) KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Kırıkkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırıkkale Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

52) ESKİŞEHİR OSMAN GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

53) GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Galatasaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Galatasaray Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

54) AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ahi Evran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ahi Evran Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

55) KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ

a) Kastamonu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kastamonu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

56) DÜZCE ÜNİVERSİTESİ

a) Düzce Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Düzce Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

57) MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ

a) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

58) UŞAK ÜNİVERSİTESİ

a) Uşak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uşak Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

59) RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ

a) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

60) NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Namık Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Namık Kemal Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

61) ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ

a) Erzincan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzincan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

62) AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Aksaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Aksaray Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

63) GİRESUN ÜNİVERSİTESİ

a) Giresun Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Giresun Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

64) HİTİT ÜNİVERSİTESİ

a) Hitit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hitit Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

65) BOZOK ÜNİVERSİTESİ

a) Bozok Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bozok Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

66) ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Adıyaman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adıyaman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

67) ORDU ÜNİVERSİTESİ

a) Ordu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ordu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

68) AMASYA ÜNİVERSİTESİ

a) Amasya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Amasya Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

69) KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ

a) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

70) AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ

a) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

71) SİNOP ÜNİVERSİTESİ

a) Sinop Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sinop Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

72) SİİRT ÜNİVERSİTESİ

a) Siirt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Siirt Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

73) NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

74) KARABÜK ÜNİVERSİTESİ

a) Karabük Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karabük Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

75) KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİ

a) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

76) ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ

a) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

77) ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ

a) Artvin Çoruh Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Artvin Çoruh Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

78) BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ

a) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

79) BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ

a) Bitlis Eren Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bitlis Eren Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

80) KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kırklareli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırklareli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

81) OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ

a) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

82) BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ

a) Bingöl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bingöl Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

83) MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muş Alparslan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muş Alparslan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

84) MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ

a) Mardin Artuklu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mardin Artuklu Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

85) BATMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Batman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Batman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

86) ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ardahan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ardahan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

87) BARTIN ÜNİVERSİTESİ

a) Bartın Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bartın Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

88) BAYBURT ÜNİVERSİTESİ

a) Bayburt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bayburt Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

89) GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ

a) Gümüşhane Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gümüşhane Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

90) HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ

a) Hakkari Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hakkari Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

91) IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

a) Iğdır Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Iğdır Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

92) ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ

a) Şırnak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Şırnak Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

93) TUNCELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Tunceli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Tunceli Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

94) YALOVA ÜNİVERSİTESİ

a) Yalova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yalova Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

95) TÜRK ALMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Türk Alman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Türk Alman Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

96) YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ

a) Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

97) BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Bursa Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bursa Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

98) İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

99) İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

100) NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ

a) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

101) ABDULLAH GÜL ÜNİVERSİTESİ

a)Abdullah Gül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abdullah Gül Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

102) ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Erzurum Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzurum Teknik Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

103) ADANA BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ

a) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

104) ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

105) SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ

a) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

106) BANDIRMA ONYEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

107) İSKENDERUN TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İskenderun Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

108) ALANYA ALAADDİN KEYKUBAT ÜNİVERSİTESİ

a) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir.

Şimdi, sırasıyla, siyasi parti grupları adına söz alan sayın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk sırada Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu yer almaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ravza Kavakcı Kan, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Kavakcı Kan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

İnsanlık olarak büyük küresel sorunlarla karşı karşıyayız. Terörizm bu sorunlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. İvedilikle çözüm bulunamaması hâlinde on yıllar boyunca insanlığı meşgul ederek toplumsal krizlere sebebiyet vermeye devam edebilecek maalesef.

Türkiye'nin bulunduğu coğrafya, terör ve sebep olduğu trajedileri en yakından hissetmekte ve yaşamaktadır. Uluslararası toplumun sorumluluk sahibi bir üyesi olarak Türkiye, bir yandan bu ağır imtihanla mücadele ederken diğer yandan da bölgesel ve küresel ölçekte terörün ortaya çıkardığı olumsuz sonuçları gidermek için yoğun çabalar sarf etmektedir.

Terörizm, küresel barış ve istikrarın sağlanması karşısındaki en büyük engellerden biridir. Türkiye olarak bu sorunun ne olduğunu, bir ülkeye ve insanlığa ne gibi bedeller ödeteceğini yıllardır çok yakından yaşıyoruz, biliyoruz, maalesef iliklerimize kadar hissediyoruz. Terörle mücadelenin başarıya ulaşması için uluslararası düzeyde samimi bir iş birliği ve dayanışma şarttır. Türkiye, terörle mücadeleye yönelik uluslararası iş birliği bağlamında bugüne kadar üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, bundan sonra da yapmaya devam edecektir. Bu kararlılıkla, Türkiye, Terörle Mücadele Küresel Forumu’nun kuruluşundan beri Amerika Birleşik Devletleri’yle beraber eş başkanlık vazifesini yürütmektedir. Ayrıca, Türkiye, 30 Eylül 2013 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla DAEŞ terör örgütünü terör örgütü olarak deklere eden, ilan eden ülkeler arasında ilklerden biri olmuştur.

Terörle mücadele konusunda en önemli ilkelerden biri hiç şüphesiz ki terör örgütleriyle ayrım yapmadan mücadele etmektir. Terör örgütleri arasında ayrım yapılması bu küresel sorunla mücadeleye en büyük zararı vermektedir. Bu anlayışla, PKK, PYD, YPG ve DHKP-C’yle nasıl mücadele ediyorsak DAEŞ, El Kaide ve diğer terör örgütleriyle de mücadeleye aynı kararlılık içerisinde devam etmekteyiz ve devam edeceğiz. Türkiye aynı tutumu ve aynı kararlılığı tüm ülkelerden beklediğini de uluslararası platformlarda defaatle ifade etmiştir, terörle mücadele sadece Türkiye'nin değil bütün insanlığın sorunudur.

Bu noktada şu hususu da net olarak ifade etmek gerekir: “Benim teröristim iyi, senin teröristin kötü.” mantığıyla hareket etmek yanlıştır. Terör terördür, masum canlara kıyanlar da teröristtir. Teröristin ve terör örgütünün iyisi olmaz. Mesela, PYD terör örgütünün DAEŞ’le savaşıyor olması bahanesiyle sevimli bir terör örgütü olarak gösterilmesi asla kabul edilemez. PKK ya da herhangi bir terör örgütünün Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil ettiği ya da onların hakları için mücadele ettiği iddiasının da gerçekle hiçbir alakası yoktur; zira, terörün dini, milliyeti ve ırkı olamaz.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; son olarak dün Şırnak’ta, özellikle Silopi ilçemizde Sayın Başbakanımızı, kıymetli eşlerini, bakanlarımızı ve biz gönüllü Şırnak milletvekillerini güzel bir şekilde ağırlayan halkımıza gönülden şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Bize gönüllerini ve çat kapı ziyaretlerimizde evlerini açtılar; onlara da sevgi ve saygılarımı arz ediyorum.

Dışişleri Bakanlığımızın bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kavakcı Kan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Halil Özcan, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL ÖZCAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ olarak, küresel ve bölgesel gelişmeleri doğru okuyarak gerekli adımları zamanında atmak, millî değerlerimize bağlı, ilkeli ve kararlı politikalar geliştirmek önceliklerimizin başındadır. Ülkemiz perspektifini yeniden yorumlayarak kendi vizyonumuzu ve çözüm önerilerimizi ortaya koymak, dinamik ve çok boyutlu bir dış politika izleyerek geniş bir coğrafyada ilişkilerimizi güçlendirmek dış politikada vazgeçilmez ilkelerimizdir. Tarihî ve jeopolitik konumumuz, medeniyet tasavvurumuz ve 2023 Türkiye vizyonumuz doğrultusunda üzerimize yüklenen büyük sorumluluğun gereğini yerine getirmek ve bu emaneti gelecek nesillere devretmek en büyük hedeflerimiz arasındadır.

Bu dinamik bakış açısının sonucu olarak, 2002’de 163 olan temsilciliğimiz bugün 228 olurken yeni açılacak temsilciliklerle bu sayının 252’ye ulaşması hedeflenmektedir. “Eksenimiz Ankara, ufkumuz 360 derece” ifadesiyle özetlenebilecek çok yönlü ve proaktif dış politikamızla Tanzanya’dan Ekvador’a, Myanmar’dan Kolombiya’ya, bayrağımızın dalgalanmadığı ülke kalmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, İran’la bölgesel konularda farklı düşünceler paylaşıyoruz. Ancak, İran üzerindeki ambargoların kalkmasından memnuniyet duyuyor, bölgenin istikrarı ve ekonomik kalkınması için faydalı olduğuna inanıyoruz.

Filistin konusundaki hassasiyetimiz devam etmektedir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın gördüğü en büyük insani kriz Suriye’de yaşanırken Türkiye olarak sessiz kalmamız asla düşünülemez. AK PARTİ olarak Suriye’deki olaylar başladığında rejimle düşüncelerimizi paylaştık, reform ve uzlaşı yolunda adım atmaları için yoğun çaba gösterdik fakat Suriye rejimi halkını dinlemek, somut ve yapıcı adımlar atmak yerine kendi halkına karşı âdeta bir katliama girişmiştir. Türkiye net bir tavır alarak, her gün artan ölümler, saldırılar, kuşatmalar ve oyalama politikaları karşısında kendi halkına silah çeken bir rejimin yanında olmayacağını göstermiştir.

Türkiye terör konusunda dünyada tavrı en net ülkelerden biri olarak 10 Ekim 2013’te DEAŞ’ı terör örgütü kabul etmiştir. Kim olursa olsun ve neye hizmet ederse etsin, terör örgütleriyle mücadeleye sonuna kadar devam edeceğiz. PKK, PYD ve YPG’yi terör örgütü olarak görüyoruz. Terörü ve terör örgütlerini destekleyen tüm ülkeler er ya da geç terörün gerçek yüzüyle yüzleşeceklerdir.

İnsani, ahlaki ve İslami bir sorumluluk olarak, ülkemize gelen masum Suriyeli kardeşlerimize açık kapı politikamız devam edecektir. Bölgede hiçbir ülkeyi ve yaklaşımı siyasetin dışına itmeye kimsenin hakkı yoktur çünkü sorunların çözümünü diplomasi ve siyasi süreçlerde görüyor ve İslam dünyasının farklılıklarını bir çatışma aracı hâline getirmeye çalışan tüm yaklaşımları reddediyoruz.

Suriye sorunu 6’ncı yılına girerken ülkemizdeki Suriyelilerin de sayısı 2,6 milyonu aşmıştır. Suriyelilerin 274 bini barınma merkezlerinde ağırlanmakta ve her türlü ihtiyaçları karşılanmaktadır. Suriyeliler için bugüne kadar yaklaşık 10 milyar dolar harcanmışken uluslararası toplumun katkısı sadece 455 milyon dolarda kalmıştır. Yük paylaşımı konusunda uluslararası toplumu üzerine düşeni yapmaya davet ediyoruz. Ülkemizde en fazla Suriyeli Şanlıurfa’da olup bu sayının ilimiz nüfusuna oranı yüzde 25’tir.

Bu vesileyle Şanlıurfa’da oluşturulan Suriye İnsani Yardım Platformuna, sivil toplum kuruluşlarına, peygamberler diyarında ensar ruhunu yaşatarak ekmeğini ve suyunu paylaşan, evlerini ve gönüllerini açan Şanlıurfalı hemşehrilerime hoşgörülerinden dolayı yüce Meclisimizin kürsüsünden bir kez daha şükranlarımı sunuyor, bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek ülkemiz ve milletimize hayırlı olması dileklerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Azmi Ekinci, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Ekinci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA AZMİ EKİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığımızın 2016 bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Kuruluşundan itibaren yönünü Batı’ya çeviren Türkiye, hem içeride hem dışarıda Batıcı bir politika izlemiştir; özellikle Kıbrıs konusunda ayrı düşmesine ve elli üç yıldır Avrupa Birliğine alınmamasına rağmen, ABD ve NATO perspektifli, tek yönlü ve tek boyutlu bir dış politikayı millî bir politika olarak benimsemiştir. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte jeopolitik önemini kaybeden Türkiye, Batı tarafından âdeta yalnızlığa terk edilmiştir. O zamana kadar ilişkilerini en alt düzeyde tuttuğu Orta Doğu, Orta Asya, Balkanlar ve Kuzey Afrika ülkeleriyle hemen ilişki kurup yalnızlıktan kurtulmak da son derece zorlaşmıştır.

Doğu Bloku’nun dağılmasıyla başlayan yeni dünya düzensizliğini fırsat bilen küresel güçler, sömürgelerini güncellemek için 11 Eylül olaylarını bahane ederek özellikle Orta Doğu’yu ateş çemberine çevirmeye çoktan karar vermişlerdi. Yalnızlığın travmasını yaşayan Türkiye'nin gözleri önünde adı konulmamış âdeta üçüncü bir dünya savaşı çoktan başlatılmıştı. İşte böyle bir dönemde Türkiye’nin imdadına yetişen AK PARTİ, Türkiye’nin bölgedeki tarihsel, coğrafik, ekonomik, siyasal ve kültürel müktesebatını avantaja çevirecek çok yönlü, çok boyutlu bir dış politika geliştirmeyi başarmıştır. AK PARTİ’nin “sıfır problem” ilkesine dayanan komşu ve bölge ülkeleriyle geliştirdiği dış politika ile içeride başlattığı demokratikleşme, insan hakları ve kalkınma alanındaki sessiz devrimleri hem ülkede hem bölgede Türkiye’yi yükselen bir değer hâline getirmiştir.

AK PARTİ’yle birlikte başlayan bu yeni Türkiye sürecini, bu halk 11 seçim boyunca desteğini arttırarak benimsediği gibi, bölge ülkeleri de bağrına basmıştır. Balkanlarda ve Kuzey Afrika ülkelerinde yapılan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını karşılama mitingleri bunun en önemli göstergeleridir. İşte bu durum, küresel güçleri ve yerli iş birlikçilerini son derece korkutmuş ve rahatsız etmiştir. Dışarıda ve içeride başlattığımız bu süreci yakın bir gelecekte kendileri için büyük bir tehlike olarak gören bu güçler, Balkanlardan Kuzey Afrika’ya, Orta Doğu’dan komşularımıza, oradan da ülkemizin içine kadar yaymaya çalıştıkları bir savaşı başlattılar. İyi ilişkilerde bulunduğumuz herkes tehdit, darbe, ekonomik kriz ve Arap Baharı’yla korkutularak bizden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu tehditlere karşı direnenler olduğu gibi, direnemeyip teslim olanlar da oldu. İşte, Suriye, direnemeyip teslim olan ülkelerden bir tanesidir. Esad’a olan kırgınlığımız ve kızgınlığımız da işte bu sebepten dolayıdır.

Başlatılan bu savaşın içerideki ayağıysa 7 Şubat MİT operasyonu, Gezi ve Kobani olayları, PKK’nın silah bırakmaktan vazgeçirilmesi, 17-25 Aralık darbesi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ve MHP’nin dâhil olduğu 14 partinin ittifakı, son seçimlerde HDP’nin beyaz Türkler, Türk solu ve paralelle ittifakı, 7 Hazirandan bir gün sonra koalisyona “Hayır.” diyen HDP’nin PKK’yla birlikte başlattığı hendek, barikat ve çukur siyaseti; işte bütün bunlar, küresel güçlerin ve yerli iş birlikçilerinin inşa edilen yeni Türkiye’nin gücünü kırmak ve eski Türkiye sınırlarına çekmek içindir.

Bütün bunlar, sürecin mimarlarını, başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, cezalandırmak ve ideallerinden, hedeflerinden vazgeçirmek içindir. Mesele, ülkeyi yönetip yönetememe meselesi asla değildir. Buna 11 seçimdir halk zaten gerekli cevabı veriyor; mesele, yeni anayasayla birlikte ülkede ve bölgede aktör olacak bir Türkiye inşa ederken kimin nerede durduğu meselesidir. “İkinci istiklal mücadelesi” olarak adlandırdığımız bu sürece küresel güçlerin karşı olmasını anlarız; bizim anlayamadığımız şey, muhalefetin bu süreç karşısında onların yanında yer alması meselesidir. Millîlik ve yerlilik sorgulamamız da işte bu sebepten dolayıdır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Adını söyle, hangi muhalefetse adını söyle.

AZMİ EKİNCİ (Devamla) – Ama millet artık gerçeği görmüştür ve ok yaydan çıkmıştır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Genelleme yapma, adını söyle.

AZMİ EKİNCİ (Devamla) – Başlattığımız bu süreç karşısında uykuları kaçan çağdaş Haçlı ittifakı yakın bir gelecekte kaybetmeye mahkûmdur. 1 Kasım seçim sonuçları ve Kürt halkının hendek siyasetine; hendek, barikat ve çukur siyasetine karşı göstermiş olduğu millî duruş bunun en büyük müjdecisidir. Her şeye rağmen, iç politikada Batı standartlarını yakalamak ve dış politikada tarihsel misyonumuzu icra etme yolundaki kararlılığımız durmadan devam edecektir.

İşte bu irademizi ve hedeflerimizi realize edecek olan bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ekinci.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Cesim Gökçe, Ağrı Milletvekili.

Buyurun Sayın Gökçe. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA CESİM GÖKÇE (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı münasebetiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Birleşmiş Milletler tespitlerine göre 2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyarı bulacağı tahmin edilmektedir. Hızlı nüfus artışı, sanayileşme, çarpık kentleşme, bölgesel savaşlar ve doğal kaynakların hızla tüketilmesi çevre sorunlarının artmasına neden olmaktadır. Yaşadığımız dünyayı tehdit eden küresel çevre sorunlarının çözümü, ulusal çabayı olduğu kadar ikili, bölgesel ve çok taraflı düzeyde uluslararası iş birliğini ve aktif katılımı gerekli kılmaktadır. Gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakabilmek için çevre kirliliğinin önlenmesi, tabiatın korunması, yeşil alanların korunması ve artırılması elzemdir.

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çevre her geçen gün giderek önem kazanmakta ve çevre sorunlarının azaltılması için gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla, başta Anayasa ve Çevre Kanunu olmak üzere ilgili yönetmelikler ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde çevrenin korunması, kirliliğin önlenmesi; çevreye uyumlu üretim, ürün, hizmet dolaşımının sağlanması; sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde yürütülmektedir. Hükûmetimiz çevreyi, suyu, havayı, ormanı ve toprağı bir bütün olarak ele almakta ve çalışmalarını bütünlük içerisinde yürütmektedir.

Hızlı nüfus artışı, göç, sanayileşme ve egzoz emisyonları hava kirliliğinin temel sebepleri arasında yer almaktadır. Hava kalitesini izlemek amacıyla tüm Türkiye’de 81 ilde hava kalitesi izleme istasyonları kurulmuştur. Bu istasyonlar aracılığıyla günlük, saatlik ve anlık ölçümler yapılmakta ve buna göre gerekli tedbirler alınmaktadır. Bu anlamda yapılan yatırımlar neticesinde 2002 yılında doğal gazı olan şehir sayısı 9 iken bugün itibarıyla 77’ye yükselmiştir, geriye kalan 4 ilde de doğal gazın götürülme çalışmaları sürdürülmektedir. Bu durum hava kalitesine verilen önemin bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, dünyadaki birçok ülkenin başlıca sorunu olan atık yönetimi ülkemizde de özenle yürütülen çalışmaların başında yer almaktadır. Ülkemizde atık yönetimi alanındaki çalışmalarla birlikte son on üç yılda çok ciddi gelişmeler gösterilmiştir. 2003 yılında düzenli katı atık depolama tesisi sayısı 15 iken 2015 yılı sonu itibarıyla bu 81’e ulaşmıştır. 2023 yılında tüm vatandaşlarımızın düzenli katı atık depolama tesisi hizmetine kavuşması hedeflenmiştir. 2003-2015 yılları arasında özel çevre koruma bölgelerinde 275 milyon TL yerel idarelere kaynak aktarılarak destek sağlanmıştır. Yine, 2002 yılında belediye nüfuslarının yüzde 35’ine atık su arıtma tesisi götürülmüşken 2015 yılı sonu itibarıyla bu oran yüzde 79’a ulaşmıştır.

Temiz denizlerimizin bir göstergesi olan mavi bayraklı plaj ve marina sayısı 2002 yılında 151 iken 2015 yılı sonu itibarıyla 436’ya ulaşmıştır.

Çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla yılda ortalama 37 bin çevre denetimi yapmak suretiyle bu denetimlerle idari yaptırımlar uygulanmakta ve çevre kirliliğinin önüne geçilmektedir.

AK PARTİ iktidarları döneminde on üç yılda 3,5 milyar fidanı toprakla buluşturarak bu dönemde korunan alanlar 3,4 milyon hektardan 5,7 milyon hektara çıkarılmıştır. Orman alanlarımız 1,5 milyon hektar artırılarak 22,3 milyon hektara çıkarılmıştır. Erozyonla taşınan toprak miktarı 500 milyon ton iken erozyon kontrolü ve ağaçlandırma sayesinde bu oran 168 milyon tona inmiştir.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde atık su arıtma tesisleri, içme suyu arıtma tesisleri, düzenli katı atık depolama tesisleri ile doğal gazı tüm illerimize yaygınlaştırmak suretiyle hava kirliliğinin, su kirliliğinin ve toprak kirliliğinin önüne geçilmiştir.

Diğer taraftan, ağaçlandırma projeleri, sel kontrol projeleri, erozyon kontrol projeleri, yeşil kuşak projeleri, kent ormanı projeleri ve rekreasyon projeleriyle yeşil alanlar artırılarak çevreye katkı sağlanmıştır.

Bu duygu ve düşüncelerle 2016 bütçesinin hayırlı olmasını temenni eder, Genel Kurulu saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gökçe.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Muhammet Müfit Aydın, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, yüce Meclisimizin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2016 bütçe görüşmelerinin milletimize, ülkemize ve bütün dünyaya hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerinde partim adına konuşmayı arz ediyorum.

Çevrenin en büyük zenginlik olduğu bilinci hep öncelikli değerimiz olmuştur. Tarihimize baktığımızda, yüzyıllar boyunca “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışını gelişmenin en önemli mihenk taşı olarak gören ecdadımız, çevreye verdiği önemle de dünyaca takdir toplamıştır. Çünkü, çevrenin en önemli unsuru ve hatta odak noktası insandır. Şimdi, bizler de bu inanç, azim ve deneyimlerimizin verdiği öz güvenle yeniden medeniyet inşası gerçekleştiriyoruz.

Şehirler büyük vizyonlarla gelişir, büyür ve dünya şehirleri seviyesine çıkar. Kentlerin yaşanılabilirlik boyutu ise çevreyle birlikte sağlanan denge neticesinde mekânları yaşanılabilir hâle getirir.

Hükûmetimiz, sürdürülebilir bir kalkınmayı hedeflerken kalkınmanın çevreye maliyetinin de en asgari düzeyde tutulması hususunda gerekli tüm çalışmaları planlamaktadır. Gerek atık yönetimi gerek ekosistemler üzerindeki endüstri atıkları ve gerekse yerel yönetimlerle yapılan iş birliği sonucu, bugün, çevre konusunda inovatif bir noktada bulunduğumuzu belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, şehirlerimizi sosyal, kültürel, teknik ve ekonomik boyutlarıyla bir bütün olarak görüyor ve mutlu insanlar, marka kentler hedefimize sağlam adımlarla ilerliyoruz. 2023 yılına kadar ülkemizin tamamını üst ölçekli planlarla kavuşturmayı ve kalkınma politikalarına uygun ulusal ve bölgesel nitelikli mekânsal strateji planlarını hazırlamayı hedefliyoruz. Korunan alanlarda çevre değerlerinin ve kentsel ihtiyaçların birbirini desteklediği dünya markası ekokentlerin oluşturulması çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Uygarlık, insanın çevreyle uyum içinde yaşamasıdır. Bu uyumun bozulmaması için çevrenin korunması ve teknolojinin ışığında çalışmaların sürdürülmesi kaçınılmazdır. Biz, özellikle atık yönetimi hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve desteklenmesi hususundaki çalışmalarımızı sürdüreceğiz; atık azaltma, yeniden kullanım ve geri kazanım uygulamalarıyla çevreye verilen tahribatı en aza indireceğiz. Atık yönetiminin, geri dönüşüm yoluyla hem enerji üretimini hem de istihdamı artırıcı bir yatırım alanı olması sağlanacaktır.

Hizmet bir aşktır. Yaşadığı yere gönül bağıyla bağlı olamayan, bir şehrin dokusunu iliklerinde hissedip o şehrin insanına kalbini açamayan bu duyguyu bilemez. Bizler, hizmeti aşk ve şevkle halk için yaparız, şahsi çıkar sağlanmasına asla izin vermeyiz. Biz, şehre gönül gözümüzle bakar, şehre kimlik kazandırmak için var gücümüzle çalışırız. Hizmetten yorulan, bıkan, millet kavramının özüne inemeyen bu yola çıkamaz. Özellikle vurgulamak isterim, çalışmalarımızı gerçekleştirirken önceliğimiz, sadece bugünün kuşaklarının sağlıklı kentlerde yaşamasını temin etmek değil, hiç şüphesiz sürdürülebilir şehir ve çevre ortamını gelecek nesiller için de oluşturmaktır. Böylelikle her vatandaşımız birinci kalite çevrede yaşama hakkına sahip olacaktır. Kentsel dönüşüm bunun en bariz örneğidir.

Bu arada, bir konuya da değinmeden geçemeyeceğim. Ülkemizde meydana gelen bugüne kadarki depremler; Muş Varto, Bingöl, Van Muradiye ve son olarak da Gölcük, Marmara depremi nasıl bir şekilde tecelli etti ve sonrasındaki oluşumları hepiniz açık ve aleni bir şekilde gördünüz. Fakat, samimi olarak söylüyorum, Van depreminden sonra Hükûmetimizin başarısı sadece ülkemiz nezdinde değil, tüm toplumlar tarafından takdirle karşılanmıştır. Bu, bizim ülkemize, insanımıza verdiğimiz değerin en bariz örneğidir.

Sonuç olarak, vizyonumuz, şimdiki neslin ve gelecek nesillerin haklarını korumak için ülkemizin kapsamlı yeşil büyüme politikalarını hayata geçirmesine öncülük etmektir.

Bu duygu ve düşüncelerle bütçenin hayırlara vesile olmasını temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı Muhammet Balta, Trabzon Milletvekili.

Buyurun Sayın Balta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde sanayileşmeyle birlikte hızlı şehirleşmenin oluşturduğu plansız, çarpık yapılaşma doğal kaynakların tahribatına, çevre kirliliğine ve teknik altyapı yetersizliğine neden olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle 3 Kasım 2002 öncesindeki çevresel sorunlara bir bakıp ondan sonra AK PARTİ Hükûmetinin neler yaptığını yüce heyetinizle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 3 Kasım öncesinde, özellikle, bu çevresel sorunlarla alakalı, İstanbul başta olmak üzere, büyükşehirlerden örnekler vermek istiyorum. 1990’lı yıllar, İstanbul “Kaldırın şu pisliği.” diye gazete manşetleri, “Çöpe tepki büyüyor, çöpleri yakmayın.” yine gazete manşetleri. “Kokladıkça ağlarım.” diye yine gazete manşetlerinde İstanbul, 1990’lı yılları hatırlatmak istiyorum. “Mikrop tepeleri dağlara dönüştü.” yine İstanbul. “İstanbul perişan.” O dönemler içerisinde belediyelerin bir çöp aracı alamayacak ekonomik sıkıntılar içerisinde olduğunu görüyoruz.

Yine, bu günlerle alakalı insanlarımızın paylaştığı bir şeyi okumak istiyorum: “Evet, o günleri hatırlıyorum, çok acınacak hâldeydi İstanbul. Türkiye utanç tablosu idi. O günlerde bile gelen turistler vardı, yarı acıyarak yarı küçümseyerek bakarlardı. Çeşmelerden akan sular da içilmezdi, çoğu çeşmelerde ‘İçilmez’ yazardı.”

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Hocam, siz İstanbul’da mı oturuyorsunuz?

MUHAMMET BALTA (Devamla) – O günlerden bugünlere geldik. 1990’lı yıllarda, özellikle 57’nci Hükûmet döneminde İLBANK yani şu anda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ilgili kuruluşu İLBANK’ın belediyelerimize yaptığı özellikle zulümlerden bahsetmek istiyorum.

1999 yılı, 57’nci Hükûmet, özellikle o dönem içerisinde İLBANK belediyelerimize finans kaynağını verirken kendine ait yani özellikle iktidar partisine mensup olan belediyelerden kesintileri hiç yapmazken iktidar partisi mensubu olmayan belediyelerden kesintileri yüzde 100 yaparlardı. O dönemler içerisinde hatırlıyorum, belediye başkanlarının söylemleri vardı. Belediye başkanları şunu söylüyordu: “Tefeci bile İLBANK'tan daha insaflıdır, tefeci bile.” Belediye başkanları şunu söylüyordu: “İLBANK'ın önünden geçmeye korkuyorum.”, faiz oranları yüzde 50’nin üzerindeydi.

Peki, 2002’den sonra ne oldu? Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın, her zaman bu kürsülerde eleştirdiğiniz Sayın Cumhurbaşkanımızın 1994 yılından sonra İstanbul’da neler yaptığını biliyoruz. Özellikle 2002’den sonra Türkiye’de İLBANK bütün belediyelerin bankası hâline geldi. İLBANK belediyelerin ortağı oldu. İLBANK özellikle faiz oranlarını düşürdü, yüzde 50’lerden şu anda faiz oranları altyapıda yüzde 7, üstyapıda yüzde 9, uzun vadeli krediler veriyor. Bir örnek vermek istiyorum: Özellikle 2002 yılı öncesinde, 1990’lı yıllarda, 2002’de 3,2 milyar belediyelere para aktarılırken yapılan reformlar ve kanunlar neticesinde 2015 yılında 26 milyar ödenek ayrılmıştır belediyelere. Yani, şunu söylemek istiyorum: Bu süreç içerisinde özellikle altyapıda çevresel sorunların çözümünde İLBANK belediyenin ortağı oldu, nasıl? Şu anda belediyelerden ve il özel idarelerinden birer temsilci İLBANK’ın Yönetim Kurulunda, bu çok önemli bir gelişmedir. Başka bir şey, çevresel sorunlarla alakalı, çöp ekonomik değeri olan bir ham madde hâline geldi. İstanbul’da çöpler toplanamazken şu anda, bugün itibarıyla, 2015 yılında çöplerden 3 milyar lira gelir sağlandı, yaklaşık 60 bin kişiye de iş, aş verildi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani, bu 2023 yılında inşallah 10 milyara yakın bir gelir elde etmeyi düşünüyoruz, 100 bin kişi de buralardan iş, aş, ekmek parası kazanacaktır.

Sayın milletvekilleri, sözlerimi bitirirken özellikle 2023 Türkiyesi’nde yaşanabilir bir çevreyi ve altyapısını çözmüş, riski ortadan kaldırmış, yaşanabilir kentleri hep birlikte inşa edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET BALTA (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle 2016 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, her zaman desteğini yanımızda hissettiğimiz Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza ve başarılı çalışmalar yapan Çevre ve Şehircilik Bakanımıza, bürokratlarına teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balta.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına yedinci konuşmacı Sami Dedeoğlu, Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Dedeoğlu, süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2016 bütçesi üzerine konuşmak üzere AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlarken, burada, vatanımız uğruna şehit olan aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yüz altmış dokuz yıllık geçmişe sahip Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 22 bölge müdürlüğü, 970 tapu müdürlüğü ve 81 kadastro müdürlüğüyle ülkemize hizmet etmekte olup Çevre ve Şehircilik Bakanlığımıza bağlı bir kuruluştur. 2003 yılına kadar ülke genelinde yılda ortalama 350 birimin kadastrosu yapılırken 2004’ten itibaren özel sektörün de hizmet vermesi suretiyle yıllık 1.750 birimin kadastro çalışmaları yapılmıştır. Türkiye genelinde 52.439 birimin 51.621’inde kadastro çalışmaları tamamen bitirilmiş, 438 adedinde çalışmalar tamamlanma aşamasına gelmiştir. Geriye yerel sorunları olan 380 birim kalmıştır. Bu sorunlar ise güvenlik, orman, sınır ihtilafı sorunlarıdır.

Kadastro çalışmalarının devlete olan maliyeti azalarak yaklaşık 170 milyon TL tasarruf sağlanırken hazineye de yıllık ortalama 140 milyon TL harç ve vergi geliri sağlanmıştır. Kim yaptı bu hizmetleri? AK PARTİ iktidarı döneminde olmuştur.

Bugün itibarıyla 14 milyon 500 bin parseli kapsayan 12.734 birimin kadastro çalışmaları tamamlanarak sonuç bilgileri tapu müdürlüğüne devredilmiş ve vatandaşlarımızın kullanımına sunulmuştur.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüz teknolojiyi de iyi kullanarak vatandaşlarımıza pek çok kolaylık sağlamıştır.

Değerli milletvekilleri, TAKBİS Projesi sayesinde ülke genelinde tüm mülkiyet bilgilerine sahibiz. Bu bilgiler üzerinde her türlü sorgulamanın yapılabildiği, tüm faaliyetlerin bilgisayar sistemi üzerinde yürütüldüğü, izlendiği, özel ve kamu taşınmaz mallarının etkin biçimde takip ve kontrolünün sağlandığı… Vatandaşlara verilen hizmet güncel ve hızlı bir şekilde sunulur hâle gelmiştir. İpotek terkin işlemleri elektronik ortamda yapılmaya başlanmış olup çalışma kapsamında Ziraat Bankası, İş Bankası ve Vakıfbank ile çalışılmaktadır. Terkin işlemlerini vatandaşlarımız tapu dairesine gitmeden yapabilmektedir. TAKASBANK ile Genel Müdürlüğümüz arasında protokol imzalanarak alıcı ve satıcının talep etmesi hâlinde gayrimenkulün devrine ilişkin yolsuzluğu önlemek için bu meyanda alıcının hesabına TAKASBANK aracılığıyla satıcıdan transfer edilmektedir. Böylece nakdin sahte çıkması ve dolandırıcılık gibi riskler, taraflar arasındaki güven problemi bertaraf edilmiş olmuştur.

Tüm vatandaşlarımızın kendilerine ait taşınmazlarda tapu ve kadastro bilgilerine erişebilmeleri, T.C. vatandaşlık numaralarıyla girip müracaatlarını e-devlet üzerinden tapu müdürlüklerine elektronik ortamda yapılabilmektedir. Tapu ve kadastro hizmetlerine ilişkin randevu ve her türlü hizmetler ALO 181 hattından rahatlıkla yapılabilmektedir. İşte bu hizmetler bugüne kadar yapılmış mıdır değerli kardeşlerim? AK PARTİ iktidarı döneminde bunlar en güzel bir şekilde yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarımız döneminde mülkiyet kaydı ve coğrafi tatbiki açısından teknoloji de en iyi şekilde kullanılmaktadır.

Türkiye genelinde yapılan hizmetlerde vatandaşlarımızın duyduğu memnuniyet oranı yüzde 97,5 oranındadır. Seçim bölgem Kayseri’de ise bu memnuniyet oranının daha yüksek olduğunu görmekteyiz. Kayseri’mize yeni bir bölge müdürlüğü hizmet binasını kazandırmak noktasında hızlı bir çalışmamız vardır. Ayrıca, kadastrosu tamamlanmış, tapu siciline tescilleri yapılmış parsellerin maliki olan vatandaşlarımızın kadastro hizmetlerinden daha etkin, verimli yararlanabilmesi için Kayseri’nin 5 ilçesinde lisanslı harita kadastro büroları hizmete girmiştir.

Sözlerime son verirken 2016 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına sekizinci konuşmacı Orhan Deligöz, Erzurum Milletvekili.

Buyurun Sayın Deligöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

12 Mart 1918 Erzurum’un kurtuluş günüdür. Çanakkale’de olduğu gibi Erzurum’da da Türk, Kürt, Laz, Çerkez demeden kadın, erkek omuz omuza vererek düşmana geçit vermemiştir. Erzurum’un mert ve yiğit insanlarını buradan selamlıyorum. O gün olduğu gibi bugün de bu millet başta PKK olmak üzere hiçbir bölücü terör örgütüne geçit vermeyecektir.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki günlerde 169’uncu yılını kutlayacağımız Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü taşınmaza yönelik mülkiyet bilgilerini devlet güvencesi altında muhafaza eden, güncelleyen ve hizmete sunan en önemli ve güvenilir kurumlardan birisidir.

Ülkemizde tesis kadastrosunun bitirilmesi için toplam 52 bin birimden sadece 380 birim kalmıştır, bunun oranı ise yüzde 1’in altındadır. Güneydoğuda bulunan bu köylerin kadastrosunun yapılamayışı PKK örgütünün ve yandaşlarının bölgede terör estirmesinden kaynaklanmıştır. Medeni Kanun’un 1007’nci maddesine göre, devlet tapu işlemlerinden dolayı kusursuz sorumludur. Öyle ki, Tapuda çalışan bir dedenin hatasından kaynaklanan zarar onun torunundan tazmin edilmektedir. Bundan dolayıdır ki tapu çalışanlarının evlatları genelde reddimiras talebinde bulunmaktadırlar. Çok zor ve ağır şartlar altında çalışan tapu ve kadastro personeline henüz döner sermayeden pay verilememektedir. En kısa zamanda performans esaslı ücret sistemi geliştirilerek çalışanlara döner sermayeden pay verilmesi sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, çatısı altında bulunduğumuz bu ana binaya 1961’de taşınmış bulunmaktayız. 1961’den 1987’ye kadar İsmet İnönü, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit hükûmetleri başta olmak üzere, birçok hükûmet döneminde, iskân tapusu olmadığı için -siz muhalefetin deyimiyle- bu kaçak binada yirmi altı yıl boyunca yasama faaliyetleri yapılmıştır, ta ki Özal Başbakan olup buranın iskân tapusunu çıkarıncaya kadar. Tapu kayıtlarında "arsa, tarla ve harap bağ" olarak gözüken, hâlen iskânı olmayan, siz muhalefetin bakış açısına göre kaçak olan Çankaya Köşkü'nde Millî Şef İsmet İnönü 11 Kasım 1938'den 22 Mayıs 1950'ye kadar tam 11 yıl 6 ay 11 gün Cumhurbaşkanlığı yapmıştır değerli milletvekilleri. İnşallah, bu Çankaya Köşkü’nün de tapusunu çıkarmak biz AK PARTİ iktidarına nasip olacaktır, çalışmalar başlatılmıştır. Milletin adamı olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu Çankaya Köşkü’nü kullansaydı eğer, eminim ki, siz, yine buraya da “kaçak” diyecektiniz çünkü sizin derdiniz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir.

Ey CHP’liler, sizin gibi sol zihniyetli birkaç mimarın konuyu mahkemeye taşımasından dolayı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin tapusunu almak gecikmiştir. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin tapusu işte burada, size göstereceğim arkadaşlar. Şu an da artık sözün bittiği yerdir, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin tapusu elimizdedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün kamuoyuna duyurulur arkadaşlar. İyi bakınız, isteyen tapu müdürlüğünden gidip alabilir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ne yazıyor? Recep Tayyip Erdoğan mı yazıyor?

ORHAN DELİGÖZ (Devamla) – Hayır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Erdoğan’ın adı mı var? Tapusunu üstüne almış.

ORHAN DELİGÖZ (Devamla) – Okuyorum arkadaşlar, okuyorum: Ankara-Yenimahalle, Maliye hazinesine kayıtlı; 8 katlı ofis iş yeri, 2 adet 7 katlı ofis iş yeri, 3 adet 4 katlı ofis iş yeri, 2 adet 2 katlı ofis iş yeri, 6 adet 1 katlı ofis iş yeri. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bütün işlemleri tamamlanarak iskânı alınmıştır. Duyurulur buradan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle, Tapu Kadastro çalışanlarını, zor, ağır şartlarda çalışarak güler yüzle milletimize hizmet ettiklerinden dolayı kendilerini kutluyor, 2016 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Deligöz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına dokuzuncu konuşmacı Sait Yüce, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Yüce. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SAİT YÜCE (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı 2016 bütçesinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bütçemizin, milletimize, eğitim ve öğretim çağındaki tüm ailelere, gençlerimize ve çocuklarımıza, fedakâr öğretmenlerimize, emekli öğretmenlerimize ve tüm eğitim ve öğretim camiasına hayırlar getirmesi dilek ve duasıyla sözlerime başlamak istiyorum.

AK PARTİ iktidarı olarak eğitimde fırsat eşitliği için önemli çalışmalar yürüttük. Ücretsiz ders kitaplarından dar gelirli ailelerin çocuklarının okullara özendirilmesine, teknolojik yeniliklere kadar birçok destek verdik. Her yıl en fazla kadroyu eğitime ayırdık.

AK PARTİ iktidarına kadar eğitime rengini veren kanun ve yönetmeliklerin çok eski olduğu ve tek parti zihniyetinin ürünü bir anlayışla uygulandığı görülmektedir. Eski Türkiye'de eğitim kurumları resmî ideolojinin üretim merkezleri olarak kurgulanmış ve altı ok, yasa ve yönetmeliklerle eğitimin tüm unsurlarına sirayet ettirilmiştir. Bu anlayış tek parti döneminin parti programlarında da yerini almıştır.

Okutulan ders kitaplarında iç ve dış düşman tasvirlerine sıklıkla rastlanmaktadır. Örneğin, söz konusu bu düşmanlar arasında en tehlikeli olanlar başta mürteciler, dindarlar, milliyetçiler, ülkücüler, solcular, Aleviler, Kürtler doğrudan ve dolaylı iç tehdit olarak sıralanmakta ve toplumun neredeyse tamamı ötekileştirilmektedir.

Özetle söylemek gerekirse, eski Türkiye’nin tekçi, kafatasçı ve materyalist bir anlayışla düzenlenen eğitim politikaları, milletimizi kamplara ayırmış, fertleri birbirine karşı ötekileştirmiştir.

Yeni Türkiye’de, iktidarımız döneminde ise eğitim alanında gerçekleştirilen yeniliklerin, öğretmen kalitesi ve teknolojik iyileşmelerin yanı sıra eşitsizlikleri ortadan kaldıran, bir yandan değerlerine sahip çıkarken bir yandan da özgürlükçü ve katılımcı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen eğitim anlayışına geçilmiştir.

Burada yüzyılımıza ışık tutan bir güzel tespiti paylaşmak istiyorum. Bu coğrafyayı bizimle paylaşan milletlerin en büyük üç düşmanını Bediüzzaman şu sözlerle ifade etmiştir: “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret -yani fakirlik- ihtilaftır -ayrılık-. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla mücadele edeceğiz.”

Bundan yüz beş yıl önce söylenmiş bu söz tazeliğini korumakta ve çözümü de içinde barındırmaktadır. Cehalet, eğitim ve irfan yoluyla yok edilmedikçe bu topraklarda gerçek huzuru yakalamak mümkün olamayacaktır.

Aynı tespitin devamında verilmesi gereken eğitimin şekli de şöyle tarif edilmiştir: "Vicdanın ziyası, ulumudiniyedir. Aklın nuru, fünunumedeniyedir.” Yani din ilimleri ve fen ilimlerinin beraber okutulmasını zikrediyor. “İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri –yani ayrıldıkları- vakit, birincisinden taassup, ikincisinden hile ve şüphe tevellüt eder. Elbette nevibeşer ahir vakitte ulum ve fünuna -yani ilim ve fenlere- dökülecektir, bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.”

Burada “ilim ve eğitim”den kasıt, kâinatın yaratılışından habersiz kuru bilgi yığınları değildir. Kusursuz mükemmeliyette yaratılmış, her şeyin hassas mizan ve ölçülerle takdir edildiği bir âlemde yaşadığımızın farkında olan bir ilim, hakiki ilim olabilir. Yoksa kâinatın kendiliğinden yahut tesadüfen oluştuğunu varsayan bir zihniyetle verilen eğitimin gerçekleri yansıtmayacağı açıktır.

Günümüzde insanlık değerlerinde bir aşınma ve yozlaşma görülmektedir. İnsanlık adalet, merhamet, kanaatkârlık, iyilik, sevgi, saygı, paylaşma, vefa gibi insanı insan yapan, toplumun barışını sağlayan değerlerden uzaklaşmaktadır. Ülkemizde de asırlar boyu insanlarımızı bir arada tutan, hayatımıza anlam ve amaç katan pek çok değer kaybolmaya yüz tutmuştur. İnsanlığın geleceğini tehdit eden bu gidişi durdurmak ve sahip olduğu değerlerle yeniden yaşanır hâle getirmek için değerler eğitimine önem verilmiş, yaygınlaşması ve etkinleşmesi için çabalar artırılmıştır. Özellikle eğitimcilerin de bu değerlerle mücehhez olması önceliklerimiz arasındadır.

Demokrat Partinin Millî Eğitim Bakanı merhum Tevfik İleri “Mekteplerde, ailelerde ahlak dersleri vermek yetmez. İcracıların da birer ahlak kahramanı olması gerekir.” demektedir ve pek haklıdır.

2016 bütçesinin hayırlı olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüce.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına onuncu konuşmacı Nazım Maviş, Sinop Milletvekili.

Buyurun Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2002’den itibaren AK PARTİ hükûmetlerinin başlattığı gelenek bu bütçede de yine bozulmadı ve bütçeden en büyük payı Millî Eğitim aldı. 2002 yılında bütçeden 10 milyar olarak ayrılan eğitimin payı, 2016 yılı için 100 milyar 390 milyon 305 bin TL olarak belirlenmiştir. Biz, sosyal ve ekonomik kalkınmada sahip olduğumuz en önemli zenginliğin insan kaynağımız olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle, AK PARTİ hükûmetlerinin temel önceliği hep insana yönelik yatırımlar olmuştur. Bütçeden en büyük payı Millî Eğitime ayırmamızın nedeni bu temel bakış açımızdır.

Değerli milletvekilleri, on üç yıllık iktidarımızda eğitim politikalarımızı 3 temel ayak üzerine inşa ettik. Öncelikle eğitimde nitel ve nicel kaliteyi artırmayı amaçladık. İkinci olarak, eğitime erişimde fırsat eşitliği sağlamak ve vatandaşlarımızın eğitim maliyetlerini azaltmayı hedefledik. Üçüncü temel hedefimiz ise demokratik, sivil, özgürlükçü bir eğitim ortamını hazırlamak oldu. Bu çerçevede, 2002’de 347 bin derslik vardı, biz ise on üç yılda 249.618 yeni derslik yaptık. Okullarımıza 30 bin adet bilişim teknolojisi sınıfı kurduk, 1 milyon adet bilgisayar gönderdik. Okul öncesi eğitimde 289 bin olan öğrenci sayısı, bugün 1 milyon 209 bin 106’ya ulaştı. 2002’de mesleğe yeni başlamış bir öğretmenin eline geçen maaşını bugün itibarıyla yüzde 441 artırdık.

İkinci temel hedef olarak eğitime erişimde fırsat eşitliği sağladık ve vatandaşlarımızın eğitim maliyetini azalttık. Hepimiz hatırlarız geçmiş dönemleri. Bir üst sınıfa çıkmış olan öğrencilerin kullanılmış ders kitaplarını, elden ele dolaştırarak, çocuklarımıza, dar gelirli vatandaşlarımız verirdi. Vatandaşlarımızın üzerindeki bu yükü kaldırdık ve ders kitaplarını ücretsiz vermeye başladık.

Şartlı eğitim yardımıyla 21,5 milyon çocuğumuzun annelerine toplam 4 milyar 193 milyon TL ödeme yaptık.

Öğrenci burslarını yükselttik. 340 bin öğrenciye 3.500 TL’ye varan özel öğretim desteği uygulamasını 2014 yılında uygulamaya başladık.

Öğrencilerimizin üzerinde âdeta bir kâbusa dönüşen sınav stresini kaldıracak şekilde TEOG uygulamasına başladık ve TEOG uygulamasıyla beraber dershanelerin dönüşümünü de devreye koymak suretiyle velilerimizin üzerinde çocukların okul dışı eğitime olan ihtiyacını bir maliyet yükü olmaktan çıkardık.

Aynı şekilde, 2023 vizyonunun Fatihlerini yetiştireceğini umduğumuz FATİH Projesi’ni devreye koyduk. Bilemiyorum, milletvekillerimizin içerisinde hiç etkileşimli tahtada ders yapan ya da etkileşimli tahtada ders gören ya da çocuğundan etkileşimli tahtanın eğitime katkısıyla ilgili bilgi alan var mı? Gerçekten, 2023 vizyonunun en önemli projelerinden birisi olarak FATİH Projesi bugün devrededir.

Aynı şekilde, Eğitim Bilişim Ağı (EBA) muhteşem bir bilgi hazinesi olarak bugün devreye sokulmuştur. Sanıyorum, birçok milletvekilimizin çocuğu EBA’dan yararlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, eğitim politikalarımızın üçüncü ayağını demokratik, sivil, özgürlükçü bir eğitim ortamını hazırlamak oluşturmuştur. Bu bağlamda, 28 Şubat en kesif etkisini eğitim sistemimiz üzerinde göstermişti. Ancak AK PARTİ iktidarlarıyla beraber 28 Şubatın eğitim üzerindeki izlerini sildik. 28 Şubat mağduru öğretmenlerimiz mesleklerine geri döndü. Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz için başörtüsü yasağını kaldırdık ve bunların hepsinden önemlisi, çocukluk yıllarımızdan hatırlarız, kara bir önlük ve beyaz yakalı üniformalarımızla okullara giderdik, özgür bireylerin yetişeceği bir zemini hazırlamak için tek tip üniformadan öğrencilerimizi kurtararak kıyafet serbestisini getirdik.

Katsayı adaletsizliğine son verdik. Müfredattaki antidemokratik ifadeleri ayıkladık. Kur’an-ı Kerim ve siyer derslerini seçmeli olarak vermeye başladık. Farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açan uygulamalara girdik.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı bütçemizle vatandaşlarımız üzerindeki eğitim maliyetlerini azaltmaya devam edeceğiz. Eğitimin kalitesindeki artış ivmesini sürdüreceğiz. En önemlisi, özgürlükçü, kendi medeniyetinin kökleriyle bağlantısını kurmuş, özgün ve kimlik sahibi bireylerin yetişeceği bir eğitim ortamı hazırlama çalışmalarımıza hiç durmadan devam edeceğiz.

Bu vesileyle 2016 yılı bütçemizin milletimize, eğitim camiamıza hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Maviş.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on birinci konuşmacı Mehmet Akif Yılmaz, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Milletimizin bu zor coğrafyada verdiği var olma, bir olma, diri olma, güçlü ve büyük Türkiye olma mücadelesinde canlarını Allah için, millet için, vatan için feda eden aziz şehitlerimizi, askerimizi, polisimizi, fedakâr öğretmenlerimizi ve doktorlarımızı rahmetle ve minnetle anıyorum.

Zihniyet ve kimlik inşa eden, kişide düşünme ve algılama biçimi oluşturan, karakteri şekillendiren, millî ve manevi değerleri kazandıran bir insan olma sanatı olarak tanımlayabileceğimiz eğitim felsefesi, şüphesiz, ülkemizin en temel ve en önemli meselesidir. Partilerüstü bir meseledir. Meclisimizdeki bütün partilerimizin eğitim meselesine dair bir felsefesi, bir bakış açısı ve hedefi muhakkak vardır, olmalıdır. Bu farklı bakış açıları içerisinde “insanıkâmil” diye nitelendirdiğimiz, topluma değer katacak, iyi insan yetiştirme, erdemli, güçlü ve müreffeh bir toplum oluşturma ve inşa etme idealinin müşterek bir hedefimiz olması gerekir.

Osmanlı cihan devletimizin tarih sahnesinden çekilip Türkiye Cumhuriyeti devletimizin kuruluşundan bu yana iktidarı ellerinde bulunduranların zihniyetlerine göre şekillendirilen, zihniyetlerine göre âdeta bir yapboz tahtasına dönüştürülen millî eğitim sistemimiz, yıllarca millîlikten uzak, medeniyet birikimimizi reddeden, ezberci, baskıcı, toplumun taleplerini göz ardı eden, tek tip insan olmaya, yetiştirmeye yönelik bir yaklaşımla şekillendirilmeye çalışıldı. Batı’yı ve Batılılaşmayı ulaşılması gereken bir hedef olarak gören bu anlayış, toplumumuzu bütün maddi ve manevi dinamiklerinden koparmaya çalışan bu çarpık eğitim felsefesi bugün de devam eden ve hepimizin çözmeye çalıştığı toplumsal sorunlarımızın temelini oluşturmaktadır. Maddeyi ruha, şekli içeriğe, niceliği niteliğe, taklidi özgün olana, ezberi yeniden üretime tercih eden bir anlayışla son dönem Osmanlı’nın ve cumhuriyetin Batı’yı körü körüne taklidi, millî bir eğitim sistemi oluşturmak yerine Batılı ülkelerin eğitim sistemlerini kopyalamak şeklinde tezahür etmiş, medresenin ezberci ve nakilci eğitim anlayışı cumhuriyetle beraber Batı hayranı, kapılarını dine, maneviyata ve ahlaka kapatan bir eğitim uygulaması ortaya çıkarmış, bu taklit anlayışı millî eğitimin ruhunu yok etmiştir. Bugün, eline silah alıp bombalarla masum insanların canlarına kasteden, kendi okullarını yakan gençler toplumumuzu ifsat eden, her türlü fuhşiyatı meşru gören bir anlayışla yaşam sürenler, uyuşturucu bataklığında kaybolup giden evlatlarımız; evet, hepsi bu ülkenin okullarında yetiştiler.

AK PARTİ bu gerçeği görerek iktidara geldiği günden beri millî eğitimimizi hem nitelik hem nicelik olarak güçlendirmek için akademik başarı kadar ahlaki gelişimi de önemseyen bir anlayışla geçmişle kıyas kabul etmez icraatlara imza attı. Bugün milletimize sunduğumuz bütçemizde gördüğümüz üzere, milletimizin kaynaklarının büyük kısmını evlatlarımızın daha iyi yetişmesi için millî eğitimimize ayırdık. Bugüne kadar bizi kendi ruhumuza kavuşturacak; her hareketimizin ahlaki değeri olduğunu tanıtacak; hayra, hayâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirecek; vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretecek; özgürlükçü, üretken, nitelikli bir eğitim sistemini inşa etmenin mücadelesini verdik ve vermeye devam edeceğiz inşallah.

Bu düşüncelerle 2016 yılı Millî Eğitim bütçemizin hayırlı, bereketli olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on ikinci konuşmacı, Burhanettin Uysal, Karabük Milletvekili.

Buyurun Sayın Uysal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 mali yılı bütçe kanunu tasarısının Yükseköğretim Kurulu bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Gelişmiş ülke tecrübelerine baktığımızda, ekonomik ve sosyal kalkınmanın hep üniversite ekseninde gerçekleştiğini görüyoruz. Özellikle ABD bu konuda gerçekten de önemli tecrübelerle doludur. Bugün ABD’nin hangi bölgesinde bir sektör ağırlık kazandıysa üniversitelerinin de o sektörle ilgili çalışmalarda öne çıktıklarını görüyoruz. San Francisco’da bilişimin, Teksas eyaletinde enerjinin veya Boston’da tıp sektörünün öne çıkması bir tesadüf değildir.

Yükseköğretime yatırım yapan ülkelerin kalkınma hızına bakıldığında Türkiye’de yeni üniversitelerin açılmasının ne kadar doğru bir karar olduğu görülecektir. Türkiye’nin her kentinde üniversitelerin açılması ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi açısından son derece önemlidir. Örneğin, 2007 yılında kurulan ve Türkiye’nin en hızlı gelişen üniversitelerinden biri olan Karabük Üniversitesinin bugün Karabük’e, bölgesine ve ülkesine ekonomik, bilimsel, sosyal, kültürel açıdan çok önemli katkıları olduğunu görmekteyiz.

Bölgesel ve küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla yürüyen ülkemizin siyasi, ekonomik ve teknolojik rekabet gücünün arttırılması yükseköğretime yatırımı zorunlu kılmaktadır.

AK PARTİ iktidara geldiğinde ülkemizde sadece 40 ilde üniversite var iken 2008 yılı itibarıyla üniversitesiz il kalmamıştır. 2002 yılında 53’ü devlet, 23’ü vakıf, toplam 76 olan üniversite sayımız, bugün 109’u devlet, 84’ü vakıf, toplamda 193’e yükselmiştir. Bu sayının yeterli olmadığını da belirtmek isterim.

Yükseköğretim kurum sayısındaki artışa paralel olarak öğretim elemanı ve öğrenci sayısı da artmıştır. 2002-2003 eğitim öğretim yılında 69 bin olan öğretim elemanı sayısı 2015-2016 eğitim öğretim yılında 151 bine ulaşmıştır. 2002-2003 eğitim öğretim döneminde 1 milyon 900 bin olan öğrenci sayısı 2015 yılında 6 milyon 800 bine ulaşmıştır.

Özellikle 2006 yılından sonra atılan adımlarla yükseköğretim sistemi istikrarlı şekilde büyüyerek elit bir yapıdan kitlesel bir yapıya, hatta çağ nüfusunun yarısından çoğuna hizmet sunan evrensel bir boyuta doğru ilerlemektedir. Üniversiteye giriş sınavlarına bakıldığında, artık sadece lise son sınıf öğrencilerinin değil, farklı yaş gruplarının, özellikle kadınların, çalışanların ve hatta daha önce üniversite eğitimi almış olanların yükseköğretime yönelik talebi artarak devam etmektedir. AK PARTİ iktidarımızın 58’inci Hükûmet Programı’nda yer alan ilkelerden yeni üniversitelerin kurulması eylem planımız, ülkemizi 2023 hedeflerine taşıma yolunda yükseköğretimin nitelikli iş gücü yetiştirme, AR-GE ve bilgi ekonomilerine dâhil olmadaki etkileri de dikkate alınarak 64’üncü Hükûmet Eylem Planı’yla devam etmektedir.

Türkiye yükseköğretim sistemi özellikle son yıllarda ciddi bir büyüme yaşamış ve hemen yer yönüyle gelişmiş olsa da mevcut yükseköğretim sistemiyle Türkiye’de üniversitelerin geleceğinin çok parlak olacağını söyleyemeyiz. On yıllardır beklenen yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması tartışmaları bir türlü somut ve kapsamlı bir reforma dönüşmemiştir. Bugün Türkiye’de hem iktidar hem de muhalefet YÖK’ün çok ciddi şekilde reforme edilmesi gerektiğini düşünüyor. 12 Eylül askerî darbesi sonrası kurulan yükseköğretim sistemi yeniden şekillendirilerek üniversite özerkliğini odağına alan, yükseköğretimin kalitesini, hesap verebilirliğini, şeffaflığını ve rekabet edebilirliğini destekleyen yeni bir yükseköğretim yasası hayata derhâl geçirilmelidir.

2016 yılı bütçesinin milletimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uysal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on üçüncü konuşmacı Ertan Aydın, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ERTAN AYDIN (Ankara) – Değerli Başkan, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Parti grubum adına Yükseköğretim Kurulu bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, iktidara geldiğimiz 2002’den bu yana genel olarak eğitim alanında, özel olarak da yükseköğretim alanında devrim niteliğinde çalışmalara imza attık. Yapılan çalışmalar detaylı olarak incelendiğinde bunlar çok net bir şekilde görülür, lakin vaktimiz sınırlı olduğu için ben bu sayısal detaylara girmeyeceğim burada.

Değerli arkadaşlar, sayısal olanın yanında niteliksel çalışmalar da yoğun bir şekilde devam etmektedir. Yükseköğretimde kalite konusunda bir sıçrama yapmamız zaruridir. Bunun için, gelişmiş ülkelerde örneklerinin bulunduğu bir kalite kurulunun kurulması Hükûmetimizin öncelikli hedefleri arasındadır. İdari ve mali açıdan YÖK’ten bağımsız bir akreditasyon merkezi olarak dizayn edilecek kalite kurulu, bir söylem veya hayal değildir. Hükûmet programımızda yer almıştır ve bir an önce hayata geçirilecektir.

İkinci olarak değerli arkadaşlar, Hükûmet programında yer verilen bir diğer vaadimiz de yüksek planlama ve yönlendirme kuruludur. Bu kurul, ulusal strateji ve hedefler kapsamında küresel gelişmeleri de dikkate alarak yükseköğretim alanında, özellikle istihdam odaklı eğitim öğretim alanlarını ve buna yönelik politikaları belirleyecektir. Söz konusu her iki proje gerçekleştiğinde, yükseköğretimde yapısal bir değişikliği beraberinde getirecektir. Aynı zamanda, bu kurullar YÖK’ün yetkilerinin büyük ölçüde azalması anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla, yükseköğretim sisteminde YÖK’ün etkisi ve yetkisi yeni kurumsal yapılara kısmen devredilmiş olacaktır.

Yine bir başka yapısal değişiklik arkadaşlar -bu süreç Hükûmet tarafından başlatılıyor- Kalkınma Bakanlığı ile YÖK, özellikle 2006 yılından sonra kurulan üniversitelerde bir misyon farklılaşmasına gidiyor. Hepimiz biliyoruz ve görüyoruz, hemen her üniversite birbirine benzeme temayülünde. Oysa her üniversite ülkeye farklı katkılar sunabilir, bölgesine farklı katkılar sunabilir. Onun için, Kalkınma Bakanlığı ve YÖK, üniversitelerimizin bölgesel kalkınmaya katkısını artıracak bir projenin eylem planı aşamasına geçmiştir. Bu gerçekleştiğinde üniversitelerimizin bir kısmı eğitim öğretimde, bir kısmı araştırmada, bir kısmı da bölgesel kalkınmada ön plana çıkacaktır. Üniversitelerimizin misyon farklılaşmasına gitmesi, geçtiğimiz yıl esasında fiiliyata da dökülmüştür.

Son olarak kurulan üç devlet üniversitesi İskenderun Teknik, Alanya Alaaddin Keykubat, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi bu kapsamda YÖK’ün ihtisas üniversiteleri şeklinde yapılandırılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, nitelikli bilgiyi ancak nitelikli beyinler üretebilir. Bu da “Marifet iltifata tabidir.” anlayışıyla bilim insanının takdir edilmesine bağlıdır. Bunun için Hükûmetimiz yükseköğretim tarihinde bir ilki gerçekleştirmiş ve akademideki tüm bilim insanlarına akademik teşvik ödeneği projesini hayata geçirmiştir. Tüm öğretim elemanlarının bütün akademik çalışmaları ve bilimsel performansları puan esasına göre aylık net 150 ile 830 TL arasında ücretlendirilmiştir.

Son olarak, bilindiği gibi YÖK’e yapılan en büyük eleştirilerden bir tanesi, akademisyenlerle ilgili soruşturma açma ve ceza verme yetkisini elinde bulundurmasıydı. Bu anlamda devrim niteliğinde bir çalışmayı Hükûmetimiz gündemine almıştır. YÖK'ün, atama süreçlerinde imzasının bulunduğu rektör ve dekanların dışında, tüm akademisyenlerle ilgili soruşturma açma ve ceza verme yetkisini üniversitelere bırakacak bir kanun değişikliği gündemimizdedir. Tüm akademi camiasına hayırlı ve uğurlu olsun.

Konuşmamı tamamlarken şunu ifade etmek istiyorum arkadaşlar: Üniversitelerde “özgürlük” adı altında yayınlanan bildirilerle, provokatif sosyal medya paylaşımlarıyla terörü ve teröristi öven, militan yapıları cesaretlendiren anlayışlara karşı, Hükûmetimiz, her zaman bilimsel düşünceyi cesaretlendiren ve teşvik eden bir anlayışa sahip olacaktır. Türkiye'de üniversiteleri marjinal yapıların arkabahçeleri olarak gören zihniyete karşı, üniversitelerimizi bilimin ve araştırmanın merkezleri olarak ortaya koyacağız. Şuna candan inanıyoruz ki, niteliksel olarak daha da güçlü üniversiteler Türkiye'yi 2023 hedeflerine daha emin adımlarla taşıyacaktır.

Bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on dördüncü konuşmacı Orhan Atalay, Ardahan Milletvekili.

Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ATALAY (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde yaşadığımız coğrafi bölüm ve tarihsel kesitte olup bitenler, başta bu coğrafyada yaşayanlar olmak üzere, herkesi derin endişelere sürüklemiş olmakla birlikte, ülkeyi her türlü tehlikeden koruyarak geliştirmek gibi ağır ve o oranda asil bir sorumluluk üstlenmek üzere, milletin vekâletini almış bulunan bizleri ise azami bir duyarlılık anlamında daha da endişelendirmesi gereği açıktır. Zira, bir taraftan Meclisin rutin işlerini icra ederken, diğer taraftan bizim de gök kubbemizi sarmaya yeltenmiş, her gün bir derece daha kesifleşen, kan ve barut kokusuyla yoğunlaşan kara bulutların ya da yüzeye vurduğunda çok geç kalmış olacağımız derin dip dalgaların hareketliliğini görmezlikten gelemeyiz.

Değerli arkadaşlar, bundan tam yüz yıl önce coğrafyamıza ekilen zehirli, tefrik edici tohumlardan olma ağaçlardan bugün kahredici yemişlerin devşirildiği kahpe bir hasat mevsimi yaşıyoruz. Yüz yıldır ağıtları arşı ağlatan bu yaralı ve mazlum coğrafyanın çocukları, ne yazık ki bugün geçmişte hiç olmadığı kadar derin bir bunalım çağı yaşıyor. Yüz yıl önce başlatılan bu süreç bugün çok daha hain ve sinsi bir seviyede yürütülmekte, bu toprakların çocuklarından her biri ne yazık ki yekdiğerinin ya katili ya da maktulü olmaktadır. Mazlum halkların ellerindeki ekmeği İncil’le değiştirmek gibi sırtlan kümesi misali bir geleneğin sahipleri, medeniyet, demokrasi, barış ve özgürlük adına söylediklerinin koca bir yalan olduğu, “Bu coğrafyanın tüm eyaletleri ölü bir İngiliz’e değmezdi.” diyen aktörlerin test edilmiş binlerce suçu ve günahı ortada iken bölge halklarının bir asırlık hasılattan çıkardıkları tecrübenin kahredici hafifliğini sorgulamak zorundayız. Asırların dağlar misali bilgi birikimini diri bir bilince dönüştürme sorumluluğumuzu bir kez daha gözden geçirmek zorundayız. Evet, dünya, görece karşıt siyasi, ideolojik, ekonomik, hatta dinsel sistemlere sahip oldukları söylense de her iki dünya savaşının galiplerinin tayin ve takdir ettiği bir cehennemin harı ve dumanı içinde çaresiz ve umutsuz çığlıklara bir kez daha sahne olmuştur. Bu çığlık bizim de kapımıza kadar ulaşmış iken, bizlerin de şûrîde bir siyasete, sen ben davasına, ayrılık gayrılık sevdasına gömülmüş, büyük oyunun işini kolaylaştıran bir basiret ve feraset körlüğüne düşmek gibi bir lüksümüz elbette ki olamaz.

İnancım ve kanaatim odur ki Akif’in “Eş hele bir dağları örten karı/ Ot değil onlar dedenin saçları” diye tavsif ettiği ağır bir sorumluluğun bize yüklediği asgari, ahlaki ve vicdani mecburiyet bu vatanın her bir karışını alın terlerimizle ıslatmak iken, bunda her birimiz hemfikir iken, böylesi bir mecburiyetle bu vatanı cennete dönüştürmek gibi asli bir vazifemiz durur iken, hepimizi hem de cehennemî bir hayata sürükleyen hadiseler karşısında gösterdiğimiz tepkinin veya geliştirdiğimiz tavrın neliğini ve niteliğini gözden geçirmek zorundayız.

Öyleyse gelin, bin küsur yıllık müşterek bir tarih ve coğrafya bilinciyle, her türlü beşerî farklılıklarımıza rağmen, insan üst kimliğiyle herkesi bir tarağın dişleri gibi eşitleyecek, her birimizin adalet, özgürlük ve eşitlik duygularını azami derecede tatmin edecek yeni bir anayasanın imkânlarını zorlayalım. Eminim ki büyük imkânları ıskalayan toplumların ödeyecekleri bedeller de o oranda ağır olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aksi takdirde, milletin vekâletini üstlenmiş olmayı onurlu bir sorumluluktan ziyade bayağı bir imtiyaz olarak kullanma bahtsızlığından hiçbirimiz kurtulmuş olamayacağız. Yoksa, Meclis mesailerinden çocuklarımıza bırakacağımız miras kırıcı, yaralayıcı, ötekileştirici, tahkir ve tahrik edici, sığ, kör ve kısır döngüler içinde tüketeceğimiz yarınlarımız olacaktır. Yarın için yeni sözler söylemeliyiz. Zira, dünkü sözün kudreti bizi emin yarınlara ulaştıramayacaktır. Kabul edelim ki “Ya yeni bir hâl ya da izmihlal!” diye özetlenen tarihsel ve toplumsal yasadan biz de kendimizi kurtarmış olamayacağız.

Bütçemizin hayırlara vesile olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atalay.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on beşinci konuşmacı Yusuf Selahattin Beyribey, Kars Milletvekili.

Buyurun Sayın Beyribey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının 2016 bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Başkanlığın en önemli görevi şeffaf, adil, güvenilir ve kendisini yenileyen bir başkanlık olmalıdır. Bununla ilgili geçmişe dönmek istiyorum: 1973 yılında ilk defa üniversite sınavına girdim. Üniversite sınavına girdiğim zaman o yıl sorular çalındı. Üç ay benim neler çektiğimi ben biliyorum. Üç ay sonra yeniden sınav oldu. O dönemde bir de seçim araya girdi ve seçim sonrasında çok şükür neticede arzu ettiğimiz tıp fakültesine girmeyi başardık ama gerçekten çok büyük psikolojik ve duygusal sıkıntılar çekmiştim, o günler aklıma geldi. İnşallah bunlar bir daha geri gelmez diyorum. Onun içindir ki son zamanlarda, o günden bugüne kadar, öğrenci seçme ve yerleştirme sınavı birçok adlar aldı. En son 2014 yılında yasa değişti, bağımsız bir başkanlık hâline geldi. Ben Başkanlığın kendisini daha da geliştirmesi, ölçme, yerleştirmenin ötesinde beceriyi, zekâyı ve birçok özellikleri de, psikoteknik sınavlarla birçok becerileri ortaya koyacak ve insanları iyi seçecek bir pozisyon yakalaması lazım. 16 ayrı alanda seçme ve yerleştirme yapıyor, bunun sayısı daha da çok artacaktır ama bu da yetmez, mutlaka bunu e-sınav sistemi şekline getirmelidir. Ve burada en büyük sorunlardan bir tanesi, öğrenmek, eğitilmek herkesin hakkı olduğu için buradaki KDV’nin de inşallah kaldırılmasını arzu ediyorum, gönlümden de o geçiyor, inşallah onu da yakalayacağız.

Adaletli olmak, hakkaniyetli olmak… Dünden bugüne beni çok rahatsız eden konulardan bir tanesiydi, onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Atıl yatırımlarla ilgili 20’nci Dönem milletvekilliği döneminde çok çalıştım. Türkiye’de aşağı yukarı gezmediğim yer kalmadı. O zaman -bir örnek vereyim size- 39 tane havaalanı vardı, bunlardan ancak 25 tanesi çalışıyordu, öbürleri atıldı. Hayvanlar yayılıyordu yani başka alanlarda kullanılıyordu. AK PARTİ iktidarı değişim, adalet, yeniden yapılanmayla 53 tane havaalanına çıkardı. O atılların hepsi ortadan yok oldu.

Çok önemli yine, o günden bugüne, bir ton binalar vardı, fabrikalar vardı, bunların bir kısmı özelleşti, bir kısmı yeniden yapılandırıldı ve ülkemize kazandırılmış oldu. Ben şuna inanıyorum: İçinde nefes olmayan binalar yıkılmaya mahkûmdur. Mutlaka binaların içine nefes koymak lazımdı. 2002 sonrası AK PARTİ iktidarı binaların içerisine nefes koydu ve koyduğu nefesle de ülkedeki atıl yatırımlar yavaş yavaş eridi.

Başka bir şey daha paylaşmak istiyorum. O dönemlerde iz bedelleri vardı, bütçeden bütçeye aktarılırdı, milyarlarca lira para ve bunlar her bütçeden aktarılır ve kullanılmazdı, atıl dururdu. Bunlar da atıl. Bu atıl paralarla yani iz bedellerle ilgili hepsi ortadan kaldırıldı. Nasıl kaldırıldı, biliyor musunuz arkadaşlar? Kaldırılmasının tek yolu şuydu: Karar vereceksiniz bir inşaatla, bir yapıyla ilgili; kaç günde, kaç yılda bitireceğinize karar vereceksiniz. Ben Kars’ımdan bir örnek vermek istiyorum: Kars’ta bir doğumevi hastanesi, 100 yataklı bir hastane, 14 yılda bitmişti önceden. AK PARTİ iktidarı 250 yataklı üniversite hastanesini, 310 yataklı devlet hastanesini, Harakani Devlet Hastanesini 3 yılda bitirdi. 14 yıl, 3 yıl. Felsefe, bakış… Hani bizde derler ki, “yorga at” deriz, “yorga at”, “Yorga atı ancak sürücüsü sürebilir.” İşte AK PARTİ iktidarı, geçmişte onun başındaki, şu andaki Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, şimdi de Ahmet Davutoğlu, yorga atı iyi sürdüler, bu memleketi iyi noktalara taşıdılar. Onlara bu memlekette ben de şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu memleket nasıl oldu yüzde 49,5 oy verdi? İşte, bu farklılıklardan dolayı bu oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Ben bütçemizin memleketimize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Beyribey.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına son konuşmacı Canan Candemir Çelik.

Buyurun Sayın Candemir Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CANAN CANDEMİR ÇELİK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında konuşmak üzere AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyor, 2016 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Aziz vatanımız için can veren şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

2016 mali bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, 2016 bütçesi AK PARTİ hükûmetlerince hazırlanan 14’üncü bütçedir. Daha önceki 13 bütçe gibi 2016 bütçesi de insanı merkez olarak alan, ekonominin odağına insanı yerleştiren bir anlayışla hazırlanmıştır.

Anayasa’nın 130 ve 131’inci maddeleriyle kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olan Yükseköğretim Kurulu tüm yükseköğretimlerden sorumlu olan kuruluşumuzdur. Üniversiteler eğitim, öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek maksadıyla kurulmuşlardır. Başta genç nüfus olmak üzere tüm gelişim dinamiklerine karşılık gelecek faaliyetleri de ortaya koymaktadırlar. Üniversitelerimizin önemli işlevlerinden birisi de sanayi ve diğer sektörlerle iş birliği yaparak toplumun ekonomik ve kültürel kalkınmasına doğrudan katkı da sağlamaktır. Bununla birlikte, sektörlerin ve toplumun ihtiyaç duyduğu uygulamalı araştırma proje ve yürütücülüğü hizmetlerini de vermektedirler.

Sayın milletvekilleri, 2002 yılında 119,6 milyar olan merkezi yönetim bütçemizin 2016 yılında 570,5 milyar Türk lirası olmasını öngörüyoruz. Bu sene bütçemizde eğitime ayırdığımız pay 109,3 milyar Türk lirasıdır. Bugünkü durumu özetlemesi açısından, 2002’deki toplam bütçe 119 milyarken bugün sadece eğitime ayırdığımız rakam 109,3 milyar liradır. Eğitime ayrılan payı daha da yükselterek geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız ve gençlerimiz için çok daha büyük yatırımlar yapmayı hedeflemekteyiz. 2002 yılında 76 olan üniversite sayımız bugün 193; 69.234 olan öğretim elemanı sayımızsa bugün 151.261. 2002 yılında 45 lira olan öğrenci burslarımızı bugün 400 Türk lirasına; yüksek lisans bursunu 90 liradan 800 Türk lirasına; doktora bursunu 115 liradan 1.200 Türk lirasına yükselttik. Üniversite öğrencilerimizin çalışmalarının önündeki engelleri kaldırarak çalışan öğrencilerimizin de burs ve kredi alabilme imkânını sağladık. Yine anne ve babası üzerinden bakmakla yükümlü olmayan gençlere primlerinin devlet tarafından ödenmesi suretiyle mezuniyet tarihinden itibaren iki yıl süreyle gelir testi yaptırmaksızın ücretsiz sağlık hizmeti alabilme imkânını sağladık. Yükseköğretim tazminatını uygulamaya koyarak öğretim elemanlarının maaşlarında yüzde 36,5’a varan bir artış sağladık. Ayrıca yasal bir düzenlemeyle akademik teşvik ödeneği uygulamasını da başlattık.

Değerli milletvekilleri, geçmişe şöyle bir baktığımızda nasıl ki siyaset dar bir çerçeveye, belirli sınırlar içerisine alınmak istendiyse üniversitelerimiz de yıllarca dar kalıplara hapsedilmek istendi. Üniversitede okuyan gençlerimiz kılık kıyafetleriyle on yıllar boyunca bu ülkenin gündeminde tutularak üniversiteler asıl yapması gereken işlerden uzak tutuldu. AK PARTİ iktidarları süresince, üniversitelerimizi uluslararası standartlara yükseltmesi için ciddi yatırımlar gerçekleştirdik. Bununla beraber üniversitelerimizde hem fiziki hem de fikrî anlamda bir dönüşüm sağlandı ama maalesef hâlâ darbe döneminin zihniyetinden kurtulamayan akademisyenlerimizin varlığını da üzülerek görmekteyiz.

Akademisyenlerimizin, eserleriyle, bilime, topluma yaptığı katkıyla, özgün çalışmalarıyla konuşması gerekmektedir. Ülkemizin karşı karşıya olduğu bu zorlu süreçte, millet olarak akademisyenleriyle, aydınlarıyla, öğrencisiyle, genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle devletimizin birliği ve bütünlüğü için aynı hassasiyetleri taşımamız ve vurgulamamız gerekmektedir ve milletimiz de bunu beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle 2016 yılı bütçemizin ülkemiz için ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Candemir Çelik.

Sayın Engin Altay, söz talebiniz var sanıyorum, dinliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce iktidar partisi grubu adına konuşan Erzurum Milletvekili Sayın Orhan Deligöz -tutanakları da istedim- şöyle bir laf etmiş: “Recep Tayyip Erdoğan bu Çankaya Köşkü’nü kullansaydı eğer eminim ki siz yine buna da ‘kaçak’ diyecektiniz çünkü sizin derdiniz üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.” Açık bir sataşmada bulunmuş.

BAŞKAN – Bunu Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna yönelik bir sataşma olarak değerlendiriyorsunuz, öyle anlıyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamamen. Devamen de “Ey CHP’liler!” diye devam etmiş Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İki dakika mı verdiniz Sayın Başkanım?

BAŞKAN – İki dakika Sayın Altay.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Peki, Sayın Başkanım.

Bütçe üzerinde iktidar partisine mensup 16 sayın milletvekili konuştu, bir iki sayın milletvekilini ben de alkışladım. Yalnız şöyle bir derdiniz var: Buradan, Erdoğan’a selam gönderme ve Sayın Erdoğan’ın çok beslendiği bu polemiği zaman zaman belli ki büyütmek ve yürütmek istiyorsunuz. Hayhay, biz hazırız, memnuniyetle de bu polemiği yaparız.

Değerli Milletvekilim, yalnız, tapuyu gösterdin, iyi, güzel, hayırlı olsun da, ben, 27 Ekim 2014’te Başbakana bir soru önergesi vermişim, 27 Ekim 2014; bugün 5 Mart 2016, cevaplanamayan bir soru önergesi -zamanım az, Başkan bu konuda biraz nekes davrandı- demişim ki: “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı resmî birim fiyatı 3,10 TL/metreküp iken yükleniciye yüzde 1.120 fazlasıyla 37,19 TL’ye…”, böyle onlarca örnek vermişim. Yani bayındırlık birim fiyatıyla 3 liraya yapılması lazım gelen bir iş, 37 liraya yaptırılırsa buna “kaçak iş” denir, “haram iş” denir, biz bunu söylüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) “Kaçaklık”tan kastımız da, mahkeme burayı durdurmuş, dönemin Başbakanı demiş ki: “Gücün yetiyorsa gel, ben çalışmaya devam edeceğim.”, buna kaçak… Sonra düzeldi -mahkeme- sonra karar değişti, olabilir. Ama mahkeme kararına meydan okuyup mahkeme kararına rağmen “Gücün yetiyorsa gel, durdur.” zihniyetine “kaçak zihniyet” denir. (CHP sıralarından alkışlar) Şu yolsuzlukların, sarayda yapılan yolsuzlukların hesabını verin de sonra o tapuyu biz de alkışlayalım. Hadi, bekliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şu soru önergesinin, şu rakamların hesabını, cevabını verebilecek bir babayiğit varsa hodri meydan! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Altay, konuşma süresiyle ilgili olarak nekes davrandığımı söylediniz, sanıyorum bir espri yaptınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, kimi Meclis başkan vekilleri üç dakika veriyor, onu söylemek istedim.

BAŞKAN – Sayın Altay, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerleşmiş teamülü, sataşmalarda iki dakika süreyle söz verilmesidir, ben de bunu uyguladım. Bugüne kadar benim gördüğüm bütün uygulamalar, bu şekildedir, istisna olabilir zaman zaman, o, ayrı bir konu. Olayın özelliği, konuşmanın mahiyeti belki farklı süreler vermeyi gerektirebilir ancak ben teamülü uyguladım.

Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yerimden bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanlığının, şeffaflık ilkesi gereğince belediyelere yaptığı yardımları açıklaması gerektiğine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında da ilkokullarda ders kitaplarının parasız verildiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri tarafından çeşitli görüşler ifade edildi. Buradan özellikle zikretmek istediğim iki konu var, birincisi: 2002’ye göre belediye gelirlerinin artırıldığı, daha çok gelir verildiği söylendi. Bu, doğru değil. Eğer bunun hesaplamasını doğru yaparsak, büyükşehir sayısı 16’dan 30’a çıktı, payı da büyükşehirlerin 2,85’ten 4,5’e çıktı, yalnız, özel idare payları 1,15’ten 0,50’ye indirildi ve büyükşehir ilçe belediyelerinin de gelirleri fevkalade düştü ve mali idare fonları vardı biliyorsunuz, çeşitli fonlar ve bunlar da kesildi. Fakat burada üzerinde asıl durulması ve sorulması gereken şu: Bütçenin (E) cetvelinin 66’ncı sırasında Maliye Bakanına ve Maliye Bakanlığı bütçesinden 052 koduyla belediyelere yardım tertibi var fakat Maliye Bakanlığı hangi belediyelere hangi gerekçelerle ne kadar para dağıttığını bir türlü açıklamıyor. Hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkesi gereğince, önce Maliye Bakanlığının hangi belediyelere ne gibi yardımları hangi gerekçelerle yaptığını açıklaması gerekir.

İkinci çok önemli gördüğüm bir husus: AKP iktidarı yıllardır ilköğretimdeki ders kitaplarını çocuklarımıza parasız vermekle övünüyor. Şimdi, bununla bir yıl, iki yıl övündün, hâlâ övünmeye devam etmeyi de çok anlamsız buluyorum. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda 40 bin köye sahip genç cumhuriyet, o kıt imkânlarla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum son cümlemi.

BAŞKAN - Buyurun mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…neredeyse olmayan imkânlarıyla bütün Anadolu’da ilkokullarda o ders kitaplarını yıllarca parasız vermiştir. Bunu da hatırlamakta büyük fayda görüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sözcülerine sırasıyla söz vereceğim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Öztürk Yılmaz, Ardahan Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on altı dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığımızın bütçesi hususunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dışişleri Bakanlığımız, devletimizin belkemiği, benim de on dokuz yılımın geçtiği bir yer. Dolayısıyla, oradaki, dünyanın dört bir köşesinde çalışan dışişleri mensuplarımıza saygılar gönderiyorum ve başarılar diliyorum.

Dış politikamızla ilgili bugün bir analiz yapmak gerekiyor. Neredeyiz? Özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler bizi ciddi olarak kaygılandırıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en ağır dönemi yaşıyoruz. Bölgemiz ateş çemberi. Güney sınırımızda olan gelişmeler, ulusal güvenliğimizi doğrudan etkiler hâle geldi, iç bünyemizi etkiliyor. Artık bu noktada iç ve dış güvenliğimiz örtüşür hâle geldi ve bizi ciddi olarak kaygılandırıyor.

Türkiye, dünyada ve bölgesinde yalnız kalmıştır bugün. “Komşularıyla sıfır sorun politikası”, maalesef her komşuyla sorun yaratma politikasına dönüşmüş durumda. Bütün kırmızı çizgilerimiz tek tek aşınıyor. On yıl önce Kerkük, bizim kırmızı çizgimizdi, Kerkük’le ilgili söylemlerde hep kırmızı çizgimiz gündemdeydi. Bugün Kerkük’le ilgili kırmızı çizgi konusunu ağzına alan var mı? Unutuldu, unutturuldu.

Sonra ne oldu? Daha iki ay önce PYD’nin Fırat’ın batısına geçmesi kırmızı çizgi ilan edildi. Akabinde yine PYD’nin Afrin’in doğusuna geçmesi kırmızı çizgi ilan edildi. Ne oldu? PYD, Tişrin Barajı’nı almak suretiyle Fırat’ın batısına geçmiş oldu. Minak Hava Üssü’nü ve Tel Rıfat’ı almak suretiyle de Afrin’in doğusuna kırmızı çizgileri çiğneyerek geçti. Dolayısıyla, kırmızı çizgiler unutturuldu. 911 kilometrelik Suriye sınırımızın 650 kilometreden fazlasını PYD kontrol ediyor. Ayrıca, PYD’nin koridor oluşturması yine kırmızı çizgi ilan edildi, bugün PYD, hızlı bir şeklide koridoru oluşturuyor ve hatta en son öğrendiğimize göre, Birleşmiş Milletlere bir de bu konuda başvuruda bulunmuş, federal bir sistem istiyor.

Orta Doğu’da bazı söylemler geliştirildi: “Akil ülke”, “merkezî ülke”, “oyun kurucu ülke” bu boyalı sözler, stratejik derinliğimiz olarak yutturuldu ama bugün Türkiye'nin stratejik derinliği, bir obüs topunun 40 kilometre derinliğinden daha fazla değildir. Stratejik derinlik bu. (CHP sıralarından alkışlar)

Suriye’de iki düşman vardı, bir tanesi Esad, diğeri PYD. Bugün kazanan kim? Esad ve PYD. İflas etti Suriye politikamız. Suriye politikamız sadece, doğrudan bizi ilgilendirmekle kalmıyor, bizim üçüncü taraflarla ilişkilerimizi de zehirledi. Rusya’yla Suriye nedeniyle ilişkilerimiz bozuldu, Amerika’yla sırf Suriye nedeniyle biz ilişkilerimizde ters düşme noktasına geldik.

Dış politikada bu kadar yanlışın yapılmasının sebebi neydi?

Bir: Millî gücün üstünde, hayalî hedefler peşinde koşuldu.

İki: Reel politika ile hayalcilik arasında bir bağ tutturulamadı.

Bölgesel ve küresel güç dengeleriyle onlar gözetilerek bir siyaset yapılamadı. Başkalarının oyun planı, sanki bizim oyun planımızmış gibi takdim edildi ve buna alet olundu.

İç politikadaki lisan ve tercihler dış politikada kullanılır hâle geldi.

Sünni korumacılık geliştirildi. Türkiye Cumhuriyeti devleti laik bir devlet. Sünni korumacılık anlayışıyla hareket edildi ve Orta Doğu’daki mezhep konusuna taraf olundu.

Bir başka konu: “Arap baharı” fantezisine uyulup rejim değişikliklerine kalkışıldı. Biz tarihimizde ilk defa Müslüman bir dünyaya el kaldırır hâle geldik. Bizim tarihimizde hiçbir zaman, sırf yöneticileri zalim diye Müslüman bir dünyaya el kaldırılmamıştır. Bizim tarihimiz, bunlarla ilgili bedellerle geçmiştir. Alparslan’ın, Kılıç Arslan’ın, Sultan Baybars’ın, Selahaddin Eyyubi’nin, devletimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün mücadelesi ve savaşı, Müslümanlara karşı değil, onlara parmak sallayanlara karşı olmuştur. (CHP sıralarından alkışlar)

Vicdani bir dış politikadan bahsediyoruz ve insani bir dış politika. Ne demek vicdani ve insani dış politika? Bakınız, Suriye’de yürek yakan insan trajedileri yaşanıyor, insanlığın bittiği sahnelere şahit oluyoruz. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar -onlarca kilometre- kanlı, terliklerle, yalın ayaklarla yollara düşmüş durumda, bombalardan kaçıyorlar. “Umuda yolculuk” adı altında canlarını kurtarmak için derme çatma botlarla bugün Ege’de batan gariban mülteciler değil, insanlığın onuru da batıyor o denizde.

Size acı, trajik bir öykü anlatmak istiyorum: “Botumuz su alıyordu. Ayağa kalkınca alabora olduk. Çocuklarım ellerimin arasından kaydı. Bota tutunmaya çalıştık. Botun havası gittikçe söndü. Gecenin karanlığında herkes kayboldu. O nedenle, sesimi çocuklarıma ve eşime duyuramıyordum. Herkes çığlık çığlığaydı. Işıklara bakarak karaya doğru yüzmeye çalıştım. Karaya çıktığımızda eşimi ve çocuklarımı bulamadım. Korktum, kaçtıklarını sandım. Bodrum’a geldim. Sonra acı haberi aldım. Aylan’ımın ve Galip’imin cesetleri karaya vurmuştu.”

Suriyeli çocuklar, bir ekmek parası için dilenen çocuklar, ırzını koruyabilmek için intihar eden kadınlar, gözlerinin feri gitmiş yaşlılar yollara düştü. Bu zulüm, Suriye’de rejim değişikliği yapılmak istendiği için oldu. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim Esad’ı gönderme fetişizmimiz bunlara sebep oldu. Biz sonuçları konuşuyoruz, insanlık trajedisini konuşuyoruz. “Kardeşim Esad”ı “katil Esad” noktasına getiren strateji baştan aşağı yanlıştı. Bizim kardeş halk ve komşu olarak görevimiz “Burada bir katil var.” diye burada rejim değişikliğine kalkışıp orayı uluslararası işgale açmak değil, orayı ehlîleştirmek, orayla birlikte hareket etmek ve gerekirse onu bizim sağlamamızdı.

“Ülkeye demokrasi getireceğiz.” diye, “Ülkede rejim değişikliği yapacağız.” diye… Olan, gerçekten, Suriye’de bir yıkımdır. Suriye, bugün paramparça olmuştur. Suriyeli insanlar, bugün, sokaklarda dilenci hâline gelmiştir.

Bakınız, demokrasilerde en önemli konu, devletin, devlet yetkililerinin sorumluluk üstlenmesidir. Bu konuyla ilgili “Esad, üç günde gidecektir, on günde gidecektir, bir yılda gidecektir, iki yılda gidecektir.” diyenler, bu yalanı söyleyenler, bugün, hakikaten, bir sorumluluk hissedip bu görevden ayrılmayı düşünmüyorlar mı?

Türkiye, dış politikada zayıfladıkça zayıflıyor. Irak’la, Merkezî Hükûmetle ilişkilerimiz gitti. Suriye’de denklem dışı kaldık. Libya’da Büyükelçiliğimizi kapattık, Tunus’a taşıdık. Yemen’de Büyükelçiliğimizi kapattık, Suudi Arabistan’a taşıdık. Rusya’yla ilişkilerimiz, Soğuk Savaş sonrası en gergin döneme girdi. Amerika Birleşik Devletleri’yle ilişkilerimiz gerildi, ters düştük. Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz; göçmenler olmasa Avrupa Birliği sürecimiz akla bile gelmiyor. Ege’de 16 adacığımız ve kayalık, bugün Yunanistan’ın işgali altındadır ve buna ses çıkartılmıyor. Bugün devlet ricali, Latin Amerika ve Afrika’yı dolaşıyor. Her gidilen yerde sorun çıkınca, inanın, korkuyoruz, acaba buraları da mı kaybedeceğiz diye.

Bizden “Latin Amerika’da şu kadar büyükelçilik açtık, Afrika’da bu kadar büyükelçilik açtık.” diye övünmemiz isteniyor. Biz bununla övünüyoruz, gurur duyuyoruz. Devletimizin güçlü olması, dünyanın her bir köşesinde olması bizi mutlandırır ama en yakın coğrafyamızdaki büyükelçiliklerimiz kapanıyor, bunlara ne diyeceğiz?

Türkiye, Suriye konusunda, Suriye’deki savaş başlamadan önce terörizme karşı mücadele eden bir ülkeydi, terörizmden çeken bir ülkeydi, ona karşı en güçlü sesi duyuran ülkeydi. Bugün, maalesef, bu konuda Türkiye'nin üzerine gölge düşmüştür. Bu, ilk defa oluyor, Suriye konusuyla birlikte oluyor.

Rejim değişiklikleri… Biz, bölgede demokrasinin olmasını elbette isteriz, demokrasinin gelmesini elbette isteriz ama demokrasi, F16’ların, savaş makinelerinin saldırmasıyla, bunların attığı füzelerle olamaz; demokrasi, yerel sahiplenmeyle gelebilir, ancak bu bölgenin gerçeklerinin anlaşılmasıyla bu konuda bir kanal açılabilir. Bu konularda, maalesef, başarısız olduk.

Orta Doğu’da bizim iki şeyi bilmemiz gerekiyordu. Orta Doğu’nun kodlarını anlarken iki temel parametre önemlidir. Bir tanesi, İsrail’in güvenliğidir; ikincisi de Amerika’nın çıkarları. Bizim, bunları bilmeden, Orta Doğu’da balıklama bir konuya atladığımız zaman bu iki amaca hizmet ettiğimizi bilmemiz gerekiyordu. Bugün Suriye’nin ufalanması kime hizmet ediyor? Türkiye’ye mi hizmet ediyor bu? Bu kadar ufalanma, küçülme, bu kadar terör örgütlerinin buraya hâkim olması kimin işine geliyor? Bizim işimize mi geliyor bu?

Şimdi, Suriye’de bölünme sahneleri, bölünme senaryoları konuşuluyor; Suriye’nin artık eski Suriye olmayacağı görülüyor. Suriye’de en iyiden en kötüye doğru bir senaryo çizdiğimiz zaman 3 tane senaryo çıkıyor. Birincisi, aynen Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi’nde olduğu gibi, bölgelerin olduğu bir Suriye; ikincisi, federal bir Suriye; üçüncüsü, eğer bütün bu süreç çökerse paramparça olmuş, parçalara bölünmüş bir Suriye. Üniter bir Suriye artık olmayacak. Üniter bir Suriye’nin olmasını hayal edenler yanılmıştır. Suriye bugün bölünüyor, Suriye parçalanıyor. Uluslararası aktörler, bu konuda planlar yapıyorlar, B planı hazırlıyorlar, A planının işe yaramayacağını, Cenevre sürecinin çökeceğini, savaşın artacağını hesaplıyorlar. Bu konuda, olan da bize olacak çünkü bölünen, bizim coğrafyamız; bölünen, bizim kardeş halklarımız; bölünen, Türkiye'nin yanı başındaki ülkeler ve tehdit hisseden, Türkiye’dir, başka bir ülke değil. Biz Arjantin değiliz.

Türkiye, maalesef, savaş uçağı uçuramıyor Suriye’de çünkü denklem dışında kaldı. Her gün Rusya’nın tehdidiyle uğraşıyoruz biz. Ben, buradan söylüyorum: Bizim yürekli olmamız lazım. Biz, bir Letonya, Estonya, Litvanya değiliz, biz, Polonya da değiliz, biz, hiçbir zaman Ukrayna da değiliz. Rusya’nın bize yönelik tehdidini iki ayağımızın altına alıp buradan hınçla ezdiğimizi ilan etmeliyiz. Rusya, bizi hiçbir zaman tehdit edemez. Rusya, kim oluyor da bizi tehdit ediyor? Bir kere, tehdit var diye bu bölgede biz savaş uçağı uçuramıyoruz.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Başka ülkede yaşıyoruz zaten!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Uçak düşürdük, daha ne yapalım? Uçak düşürdük, ona rağmen mi ne yapacağız Rusya’ya?

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Uçak düşürüldüğü zaman Rusya’nın ihlaline karşı çıktı Cumhuriyet Halk Partisi. Bizim millî güvenlik konusunda, ulusal çıkarlarımız konusunda bir farkımız yok. Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkeyi kuran, sorumluluğu üstlenen bir parti. Siz, doğruyu yaptıkça biz sizin hep arkanızda oluruz. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Çok belli zaten, çok belli!

HASAN TURAN (İstanbul) – Diplomatik hassasiyetleriniz devam ettiği için tebrik ediyoruz!

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Lütfen, sözümü kesmeyin, ben sizi hep sabırla dinledim.

İsrail, Mısır ve Rusya’yla ilişkilerin tabii ki normalleşmesini isteriz ancak bu konuyla ilgili ne yapılacağı henüz ortada değil. Latin Amerika, Afrika, Uzak Doğu ülkeleriyle ilişkilerimizin geliştirilmesinden elbette mutlu oluruz. Bu konularda da getirilecek her somut açılımı biz tamamen destekleriz.

Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında, Türkiye, sözü kulak ardı edilen değil, dinlenen bir ülke olacaktır; yalnızlık değil, dostluğu aranan bir ülke olacaktır; kavgacı değil, barış ve güvenliği arayan bir ülke olacaktır; istenmeyen değil, iş birliği aranan bir ülke olacaktır; çatışmalar üreten değil, çatışmaları çözen bir ülke olacaktır. Bu vesileyle, biz, Hükûmetin doğru bir politikasını eleştirme durumunda değiliz ama içine düştüğümüz durum, artık bizim millî hassasiyetlerimizin tavan yaptığı bir durumdur. Bu konuda Hükûmetin lütfen daha sorumlu davranmasını istiyoruz. Hükûmetin bu konuda, Türkiye’nin güvenliği konusunda, Suriye’deki bu fetişizm konusunda, Esad konusunda daha fazla diretmemesini istiyoruz. Esad zaten gidecek ama aslolan, Suriye’nin bölünmesi mi, birlikte kalması mı; biz buna odaklanmalıyız. Amerika gibi bir ülke bile bugün Suriye konusunda tutum değiştirirken, Suriye konusunda bir adım geri atarken, bizim inatlaşma politikamız, ego politikamız, Türkiye’yi bitme noktasına getiriyor bölgede.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar).

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet Tüm, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekillerim, yaşadığımız dünyada en önemli sorunların başında çevre gelmektedir. Hepimiz bunu çok iyi biliyoruz, ne yazık ki çevrenin önemini AKP hükûmetleri anlayamadı, kavrayamadı. Doğasını kirleterek, dağlarını, derelerini yok ederek zenginleşen bir ülke var mıdır? On dört yıllık AKP iktidarının en başarısız olduğu alanların başında çevre gelmektedir. AKP iktidarı, “sanayileşme” adı altında rant çevreleriyle iş birliği yapmış ve çevrenin yok olmasını görmezden gelmiştir. Çevrecileri her türlü baskı ve şiddet kullanarak susturmaya çalışıyorlar. Daha üç hafta önce Cerattepe’de Artvin halkıyla beraberdik, coplandık, ıslandık, biber gazı yedik. Buradan yiğitçe direnen Artvin halkına bir kez daha selam olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarının üzerinde en çok oynadığı bakanlık, Çevre Bakanlığıdır. Aslında bu Bakanlığı temelli kapatacaklar ancak Avrupa Birliği mevzuatı buna engel olmaktadır. AKP’nin çevreyi korumak gibi bir derdi yoktur, parklara “Çimlere basmayınız.” levhası asmayı, çevreyi korumak olarak görmektedir.

Değerli milletvekillerim, çevre, doğanın tümüdür. Biz, doğaya “ana” diyoruz, yaşam kaynağımızı ondan alıyoruz. Veysel’in dediği gibi “Bizim sadık yârimiz, kara topraktır.” (CHP sıralarından alkışlar) Bizler, sizin HES’lerle kuruttuğunuz derelere, delik deşik ettiğiniz dağlara ve ovalara sevdalıyız çünkü dağları, dereleri özgür olmayan bir ülkenin insanları asla özgür olamazlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sizler, havuz şirketlerinize para kazandırmak uğruna yerin altını üstüne çevirmek istiyorsunuz ama unutmayın ki Artvin halkı gibi, artık Türkiye'nin hiçbir yerinde halk, sizin bu talan ve yalan politikalarınıza asla izin vermeyecektir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Evet, altın aramak istiyorsanız ben size söyleyeyim, altını Antalya’da portakalda, Balıkesir’de zeytin dalında, Kaz Dağlarında oksijende, Marmara Denizi’nde balıkta, Akkuyu’da yok etmek istediğiniz ormanda görürsünüz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Eğer doğayı seviyorsanız, dağlarımızı maden aramak bahanesiyle delik deşik etmekten vazgeçiniz.

3213 sayılı Maden Yasası’nı ortadan kaldırın çünkü bu yasayla doğal kaynaklarımızı iç ve dış rant çevrelerine peşkeş çekiyorsunuz. Kaz Dağlarını delik deşik etmeyin, Manyas Kuş Gölü’nü ölümden kurtarın, Kapıdağ Yarımadası’na ve Balıkesir’in güzelliklerine sahip çıkın, İstanbul’un suyunu içtiği Melen Çayı’nı kanalizasyon sularıyla zehirlemekten vazgeçin.

Değerli milletvekilleri, barışın yolu, doğayı sevmekten geçer. Barış isteyen hiçbir insan, tabiata asla zarar veremez. Savaş, tüm evrene yapılan en büyük düşmanlıktır. İnsanlık, bu düşmanlığın ve kinin sonucunu Hiroşima’da gördü. Atom bombası atılan bu topraklarda yetmiş yıldır ot bitmiyor, canlılar yaşamıyor. Oraya “atom” diye attıkları, aslında kinleri ve nefretleriydi. Onun için, doğa yeşermiyor, yaşam burada devam etmiyor.

Değerli milletvekillerim, AKP iktidarı, hırslarına ve kinine yenik düşmüştür. Rant uğruna hepimizin ortak yaşam alanı olan doğayı yok etmektedir. Vahşi kapitalizmin dayattığı büyüme politikalarını havuz şirketlerinin yararına acımasızca yaşama geçirmektedir.

Değerli milletvekillerim, hepimiz insanız, yüreğimizde sevgi taşıyoruz, kaynağını doğadan almayan bir sevgi asla düşünemeyiz. Bizler dağın kışını, yazın yağışını, kartalın bakışını seviyoruz. Babasının şapkasını başına koymuş çocuklar gibi, yerde çıkan göbelekleri seviyoruz. Ağaçların kovuğunda yaşam mücadelesi veren böcekleri seviyoruz. Kumsaldan denize doğru umuda giden kaplumbağaları seviyoruz. Bunlar, bu toprakların zenginliği, güzelliği ve ayrılmaz birer parçalarıdır. Geleceğimiz olan çocuklarımızın bu güzelliklerle büyümesini istiyoruz. AKP iktidarı ise çevre eylemi yapan çocuklarımızı TOMA’larla ezmekte, biber gazıyla zehirlemektedir. Bu yüzden gençlerimiz ölüyor veya sakat bırakılıyor.

Değerli milletvekillerim, AKP iktidarı, barıştan nefret ediyor. Bakınız, daha geçen hafta Cerattepe’de Sayın Başbakan, ilk kez barış dilini kullandı, “Yargının sonucunu bekleyeceğiz.” dedi. Bu açıklamanın üzerinden daha bir hafta bile geçmeden Sayın Cumhurbaşkanı çıktı, “Bunlar ‘yavru Geziciler’.” dedi; Artvin halkını hedef gösterdi, terörist ilan etti. Sayın Cumhurbaşkanının Gezi ruhundan korktuğunu hepimiz biliyoruz çünkü ilk kez Gezi’de korkunun ne olduğunu hissetti ve anladı. Geziciler ve “yavru Geziciler”, ülkemizde zalimlerin ve yasa tanımazların korkulu rüyası olmaya devam edeceklerdir. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan kimsenin asla şüphesi olmasın çünkü Geziciler, gücü halktan ve Hak’tan alıyor.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Taksim bölgesini gördük.

MEHMET TÜM (Devamla) - Gezi hareketi, ülkemiz gençliğinin zulme ve yasaklara başkaldırışıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN TURAN (İstanbul) – Yurt dışından almasın.

MEHMET TÜM (Devamla) – Dinleyin önce.

Gezi olaylarında yaşamı yitiren Ali İsmail’den Berkin Elvan’a kadar 8 gencimizi buradan bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ABDULLAH BAŞÇI (İstanbul) - Polisleri de an, polisleri. Orada ölen polisleri de an.

MEHMET TÜM (Devamla) – Dinleyin.

Değerli milletvekillerim, çevre mücadelesi, aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Sayın Cumhurbaşkanı, eğer 78 milyonun Cumhurbaşkanı olmak istiyorsa önce demokrasiyi içine sindirecek arkadaşlar; bu ayrıştırıcı ve ötekileştirici dilden vazgeçip barış dilini kullanacak. Yaptığı tarafsızlık yemini bunu gerektiriyor, tüm Türkiye halkı ondan bunu beklemektedir. Cumhurbaşkanı, bu yasa tanımaz tavrını devam ettirdikçe sadece AKP ve yandaşlarının Cumhurbaşkanı olarak tarihteki yerini alacaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarını bir kez daha buradan uyarıyorum. Bu ülkeyi on dört yıldır siz yönetiyorsunuz. Halkımızla, doğayla barışın; aydınlarla, gazetecilerle barışın; komşularımızla barışın; daha önemlisi, yargıyla, demokrasiyle, cumhuriyetin değerleriyle barışın.

Değerli milletvekilleri, tarih boyunca kötülerin elindeki en büyük silah, savaş olmuştur. Bu silahı insana ve doğaya karşı kullanmışlardır. Sizler doğamıza savaş açmışken bu bütçeye “Evet” dememizi asla beklemeyin, bu rant ve savaş bütçesine “Hayır” diyoruz.

Değerli milletvekilleri, “Saraylar, saltanatlar çöker/ kan susar bir gün/zulüm biter/ Menekşeler de açılır üstümüzde/ leylaklar da güler/ Bu günlerden geriye/ bir yarına gidenler kalır/ bir de yarınlar için direnenler…”

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüm.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Vecdi Gündoğdu, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Gündoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Yaşamın sorumlusu, soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun, beslendiğimiz toprakların sorumlusu olan Bakanlığın bütçesini yani varlığımızı sürdürebilmemizi sağlayan olmazsa olmazlarımızı konuşuyoruz.

Sayın milletvekilleri, su, hava ve toprak, bireylerin kullanımına sunulmuş sınırsız bir kaynak değildir. Doğa ve çevre, insanlığa sunulan ve gelecek kuşaklara devredilecek önemli bir değerdir. Bugün, dünyada iklim değişikliği, modern toplumun karşı karşıya kaldığı en büyük sorundur. İklim değişikliği, kuraklıkların neden olduğu iç savaştan artan gıda fiyatlarına, azalan su varlıklarına, giderek sıklaşan doğal felaketlere kadar toplumların yaşamlarını etkilemektedir.

AKP Hükûmeti kalkınma ve çağdaşlaşmayı nasıl tanımlıyor bilemiyoruz ama gelişmiş ülkeler ve bilim insanları kalkınma ve çağdaşlaşmayı artık şöyle tanımlıyor: Toplumların kalkınma seviyesi, enerjilerinin ne kadarını yenilenebilir enerjiden sağladıkları ve sera gazı salınımlarını ne kadar sürede sıfırlayacaklarıyla; tarımı ne kadar doğa merkezli yaptıkları ve toprak, su, orman ve deniz ekosistemlerini ve biyolojik çeşitliliği nasıl koruduklarıyla ölçülüyor.

2030’ların dünyasında çağdaş bir toplum olmak istiyorsak, enerjiden eğitim ve hukuk sistemimize; kalkınma, şehirleşme, tarım ve çevre politikalarındaki önceliklerimizden kendi bireysel değer yargı sistemimize kadar bu bilimsel dönüşümü gerçekleştirmeliyiz. Günümüzün çağdaş toplumları bu kaçınılmaz dönüşüm için seferberlik başlatırken biz bu dönüşümün neresinde yer alacağız? Bu soruyu Sayın Bakana sormak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, üzülerek ifade ediyorum ki on üç yıldır ülkeyi yöneten AKP, yeşil kaynaklarımızı yok etmektedir. Davos Zirvesi’nde yayınlanan raporda, 10 üzerinden sadece 0,1 puan alarak çevre hassasiyetinde 60 ülke arasında 59’uncu sırada yer almaktayız; tekrar ediyorum, 60 ülke arasında 59’uncu sırada. Yale Üniversitesi Dünya Çevre Performansı Endeksi’nde iki yılda 33 basamak geri giderek 99’uncu sıraya gerileyen bir Türkiye. Doğayı ve yaban hayatı koruma kategorisinde ise 100 üzerinden 22,5 puan alarak 180 ülke içerisinde 177’nci olarak Suriye ve Irak’tan geri kalmış bir ülke.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan; ülkemizin dört bir yanında toprak, su ve hava dile geldi, feryat ediyor. Doğa bize sesleniyor, “Yaşamınızı, geleceğinizi yok ediyorsunuz.” diye de haykırıyor.

Artvin Cerattepe’de, Çanakkale Kaz Dağlarında; İzmir Çeşme’de, Karaburun’da, Selçuk’ta, Torbalı’da; Gediz Nehri havzasında, Sinop’ta, Akkuyu’da suyumuz, havamız, toprağımız bize feryat ediyor, “Yapmayın.” diyor, “Yapmayın Sayın Bakan, rant uğruna geleceğimizi yok etmeyin.” diyor. Kırklareli’nin, Ergene’nin, İğneada’da longoz ormanlarının haykırışlarını da artık duyun. Trakya’nın, Kırklareli’nin dağlarında, derelerinde, ovalarında, ormanlarında ölüm kol geziyor Sayın Bakan, kol geziyor. Yıllardır doğanın ve bizlerin haykırışlarına kulak tıkayanlar bugün Ergene Nehri’nde kaybolan 17 yaşımızdaki gencimizi aramak için dalgıçların kimyasal kirlilik nedeniyle dip taraması yapamadığına dahi şahit oldular. AKP’nin on üç yıllık döneminde görev yapmış tüm bakanlarına onlarca önerge verildi, burada saatlerce konuşmalar yapılarak uyarılarda bulunuldu. Hükûmetin Trakyalı Sağlık Bakanı Müezzinoğlu ise 12 Kasım 2013 tarihinde yaptığı bir açıklamada “İnşallah, iki yıl sonra Ergene’de balık tutacağız.” dedi. İki yıl geçti, Sayın Bakanın da sözünde duracağını düşünerek sizleri Ergene Nehri’nde balık tutmaya davet ediyorum. Sayın Bakan, oltalar ve yemler de bizden olacak.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan “Deşarj parametrelerinin kısıtlanmasına yönelik tedbirler alınmıştır, atık su arıtma tesislerinin inşaat süreçleri devam etmektedir.” diyor. Sayın Bakan, artık Trakya halkıyla lütfen dalga geçmeyin. (CHP sıralarından alkışlar) Sizin söylediklerinizi on üç yıldan beri AKP’li bakanlar her yıl bütçe görüşmelerinde zaten söylediler. On üç yıllık iktidarınızda bir akarsuyumuzu temizleyemediniz, başaramadınız, hatta, temizlemeyi bırakın, zehir akar hâle getirdiniz. Bunu tüm Trakyalılar biliyor ve yaşıyor. Dünyanın içme suyu kaynaklarını nasıl koruduğunu örnek almak yerine sizler yok etmeyi tercih ediyorsunuz. Farkında mısınız, bugün Istrancaları ve çevresindeki yaşamı da yok ederken, Kırklareli’mizi içme suyuna muhtaç hâle getirdiniz Sayın Bakanım.

Kırklareli’de, merkez ilçemizde, Lüleburgaz’ımızda, Babaeski’mizde ve Pehlivanköy ilçelerimizde, onlarca köyünde içme ve kullanma suları artık yaşamı tehdit eder hâle getirildi sayın milletvekilleri. Köylerimizden alınan su analizlerinde özellikle arsenik miktarının yüksekliği dikkat çekmekte, maksimum 10 mikrogram/litre olması gereken arsenik oranı 32 mikrogram olarak ortaya çıkmaktadır ve tehlikeli seviyelere ulaşmıştır. Konuyu ilgili 3 bakana dört soru önergesiyle verdik, hâlâ bize geri dönmediler. Bizler, Kırklareli halkı olarak, arsenikli su içmek istemiyoruz; en temel hakkımız olan temiz suyu kullanmak ve temiz suyu da içmek istiyoruz.

Bölgemizde kırma eleme tesisleri, çimento fabrikaları, mermer, taş, çakıl ocaklarının yanı sıra her gün yeni bir proje duyurusuyla karşılaşıyoruz. Avrupa’nın en önemli 5 doğa alanından birisi olan Istrancalarda yaşamı korumak için yapılan projeler hayat bulmazken, yaşamı yok edecek tüm projeler de maalesef faaliyete geçiyor. Bunlara olur ve onay verenleri, göz yumanları gelecek nesiller rahmetle değil, Sayın Bakan, lanetle anacaklardır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

VECDİ GÜNDOĞDU (Devamla) – Sayın Bakan övünerek “ÇED sürecinde de toplam 199 belge talep edilirken, bugün sadece 11 belge istenmektedir.” diyor. Sayın Bakan, siz yatırımcının işini kolaylaştırmakla övünürken, Ergene’yle, Kaz Dağlarıyla, Artvin Cerattepe’yle, İğneada ve Istrancalarla neden övünmüyorsunuz? Kıyılarımızı, eşsiz doğa harikası koylarımızı balık çiftliklerine; oksijen üretim merkezimiz ormanlarımızı, akarsularımızı maden şirketlerine; gökyüzünü, rüzgârımızı RES’lere devrettiniz.

Sayın milletvekilleri, önemli bir noktaya dikkatinizi çekerek sözlerimi bitiriyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VECDİ GÜNDOĞDU (Devamla) – Bugün, bir yandan ülkemizin Cumhurbaşkanı “Mahkeme kararına saygı duymuyorum, uymuyorum.” diye haykırırken, bir yandan da doğa savaşçıları, insanlığın geleceğini ve mahkeme kararına uymayan bir Cumhurbaşkanının torunlarını korumak için “Mahkeme kararlarına uyulsun.” diyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gündoğdu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Gülay Yedekci, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerine söz almış bulunuyorum. Çevre mi, rant mı desek “rant” cevabı kesin olacak olan bir bakanlık bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Yağma ve rant kararlarıyla yaşam değerlerimiz ve toplumsal geleceğimiz yok edilmekte. Size hangi birini anlatalım? Yarışma projelerinde ön koşul olarak ortaya konulan Selçuklu mimarisinin taklidi yapılar yerine, arkasına poyrazı alıp meltemi kucaklayan Diyarbakır evlerinin yani orijinal Selçuklu mimarisinin yok edilmesinden mi bahsedelim? UNESCO’ya başvuruda bulunulmadığı için sular altında kalacak olan Hasankeyf’ten mi bahsedelim? TOKİ’nin Bursa’nın böğrüne hançer gibi sapladığı evlerinden mi bahsedelim? Süleymaniye’den, Toklu Dede’den mi bahsedelim? Dünyanın en büyük mimarlarından olan, döneminde en geniş açıklığı geçen, en geniş strüktürel açıklığı geçen Mimar Sinan’ın camisinin göğe uzanan minarelerini gölgede bırakan, ranta uzanan kulelerden, mesela OnaltıDokuz’dan mı bahsedelim? (CHP sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Mesela rezidans.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İSKİ’den bahsedelim, Kadıköy’den bahsedelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Taciz etmeyin, laf atacaksanız laf atın, taciz etmeyin.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Rezidans dedim, bir şey demedim.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Yoksa AKM’yi yıkma planlarınızdan mı bahsedelim ya da insanların mülkiyet hakkını gasbettiğiniz kentsel dönüşüm projelerinden mi bahsedelim? Hangi birinden bahsedelim?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Susuz İstanbul’dan bahset.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Ataşehir’den bahsedelim, Ataşehir’den.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Türkiye’nin her yerinde doğayı, tarihi ve kültürü katlediyorsunuz. Bugün geldiğimiz noktada, Sünger Bob’a benzeyen Şile Kalesi, PVC doğramalarla restorasyonunu yaptığınızı iddia ettiğiniz saraylar, alüminyum doğramayla restorasyon yaptığınızı iddia ettiğiniz hanlar ve son durumda doğa ve tarih katliamları yapıyorsunuz; tıpkı Sulukule’de yaptığınız gibi; tıpkı Ayvansaray’da, Emek Sineması’nda, Validebağ’da ve Yedikule Bostanlarında, Beyoğlu’nda Narmanlı Han’da yaptığınız gibi; İstanbul’un ilk Şehremaneti binasını -bugün aslında sizin de belki büyük pişmanlık duyduğunuz- bir vakıf üniversitesine peşkeş çekeceğinize kent müzesi yapmadığınız gibi; Akkuyu’da, Sinop Gerze’de nükleeri tercih ettiğiniz gibi. Nükleer santraller istemiyoruz, yaşam alanları istiyoruz. Biz insanlarımızın huzurla, keyifle yaşamasını istiyoruz. Sizlere Karadeniz’deki çokça kanser hastamızdan selam getirdik.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Karanlıkta mı yaşayacak bunlar? Orta Çağ’da yaşayacak bunlar.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir bakanın çocukları şikâyet etti diye 2 ortaöğretim öğrencisi ceza alıyorsa ve şu anda da artık Damat Ferit’imiz olduğuna göre hanedanlık tamamlanmış demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

13 yaşındaki bir çocuk -altını çiziyorum, 13 yaşındaki bir çocuk- Facebook’taki bir paylaşımından dolayı bir savcılıkta ifade veriyorsa, Anayasa Mahkemesinin kararlarına ayar verilmeye çalışılıyorsa, altı yıl önce “Hukuk sistemine biz inanmazsak başkalarının inanmasını bekleyemeyiz.” diyenlere sormak gerek: Bugün ne değişti?

Zaman gazetesinden ödül alınırken “Amerika’ya kadar 35 farklı ülkede, 10 ayrı dilde satılıyor, gurur duyuyoruz.” denmişti.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bravo(!)

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Ne oldu da topla tüfekle girdiniz? Neden kayyum atadınız? (CHP sıralarından alkışlar)

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – O da hukuk kararı, o da bir hukuk kararı. Niye saygı duymuyorsun ona, o da bir hukuk kararı.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Bu durum artık cadı avına dönmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde Bülent Arınç’a yakın isimler tutuklandı, sıra Abdullah Gül’e mi geliyor? “Paralelle mücadele” diye başlattınız, parti içi mücadeleye çevirdiniz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Harikasınız(!)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Siz kendi parti içi mücadelenize bakın.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Kardeşim Esad, kardeşim Sadullah Ergin, kardeşim Arınç, kardeşim Abdullah Gül… Allah sizin kardeşliğinizden korusun. Acaba bir sabah uyanacağız ve bu kişilerin de gözaltına alındığını mı göreceğiz?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Beklediğiniz siyaset bu.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Birlikte parti kurduğunuz çalışma arkadaşlarınız da, tıpkı Esad gibi, Öcalan gibi, Fethullah Gülen gibi sizi kandırdı mı? Eğer öyleyse, 8 yaşındaki bir çocuk da sizi pekâlâ kandırabilir. Ankesörlü, jetonlu bir telefonla sizi arayıp “Putin arıyor.” dese inanacak mısınız?

Bunlar daha fark ettikleriniz, bir de fark edemedikleriniz var. Etrafınıza bir bakın, belki en yakınlarınız da sizi kandırıyordur.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sen de bizi kandırıyorsun!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memleket yangın yeri.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Bizi kandırma, bizi kandırma(!)

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Evet, bu kürsüden onlarca milletvekili cumhuriyet dönemi boyunca “Memleket yangın yeri.” demiştir, ekonomik ve sosyolojik gerekçelerle bu cümle kullanılmıştır.

Yavru Hükûmete seslenmek istiyorum: Şu anda gerçekten memleket yangın yeridir. Memleketin her yerinden dumanlar yükselmektedir. Memleketin her yerinde bombalar patlamaktadır. Siz ne yapıyorsunuz?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yavru muhalefet mi demek istediniz? Karıştırdınız.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Cerattepe direnişi bir kez daha göstermiştir ki gözünüzü rant kör etmiştir. Milletin anasına küfreden pişkin, şu anda milletin havasına, suyuna, toprağına göz dikmiştir ve AKP’yi de arkasına almıştır. (CHP sıralarından alkışlar) O firmayı, o pişkin firmayı vatandaştan jandarmayla, polisle koruyorsunuz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – CHP İl Başkanınız avukatıymış onun!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Yarın bunlardan çocuklarınız, torunlarınız utanacaktır.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Antalya CHP İl Başkanınız avukatıymış!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Tıpkı vaktiyle radyasyonlu çayı içip “Bu Lipton çaydır.” diyemeyen bakan gibi olacak sonunuz.

Memleketi ne hâle getirdiniz? Vaktiyle arkadaşının adını söylememek için işkence gören bir anlayıştan bugün karısını ihbar eden bir anlayışa getirdiniz. Nereden nereye! (CHP sıralarından alkışlar)

Farkındayım, ben çok iyi anlıyorum, siz bizi anlamazsınız şimdi.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Millet anlar bizi, millet, millet!

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sizi millet anlamıyor, ben anlasam ne olur!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Ne zaman anlarsınız biliyor musunuz? Kucağınızda çocuğunuz ya da torununuzla yaşayacak bir vatan bulamadığınızda, gezdiğinizde ayağınıza birisi, bir asker çelme taktığında anlayacaksınız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – On iki yıldır aynı şeyi söylüyorsunuz!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi niçin bu vatan için canı pahasına mücadele etti, anlayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN KARASAYAR (Hatay) - Nerede, nerede? Ne zaman?

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – İstiklal Marşı’nda adı geçen “son ocak” emin olun bir Cumhuriyet Halk Partilinin ocağıdır.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Bir kere iktidar yüzü görmediniz, bırakın bunları.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Hocam, senden daha çok teknik eleştiri beklerdik.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Biz, gerekirse bütün rütbelerimizden sıyrılır ve Cumhuriyet Halk Partililer olarak ülkemizi tek başımıza da kalsak savunuruz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Senden daha çok teknik eleştiri beklerdik Hocam.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Yolsuzluk, yoksulluk, zulüm düzeninden hesap sormak için özgürlük, barış, demokrasi, adalet ve emekten yana durmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Siz kendinizi sonsuza kadar iktidar zannediyorsunuz…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Aynen öyle.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Millet verdi bize, biz buradayız.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - …ama ülkemizin üzerine çöken bu zeballa gibi karanlıktan ülkemiz altı oklu şanlı aydınlığımızla kurtulacaktır.

Son söz olarak size şunu söylüyorum, umarım bu kez anlarsınız:

“Hakk’ın toprağında mülküm var deme,

Güçlü kuvvetliyim, mevkim var deme.

Adamı sırt üstü yere vuran var,

Kara karıncayı gece gören var.”

Yüce Meclisi sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bravo(!)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yedekci.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – CHP Antalya İl Başkanı bahsettiğiniz işadamının avukatıymış, bir araştırın isterseniz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır, dinliyorum.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, CHP’li hatip konuşmasında bir milletvekilimize “Damat Ferit” diye tahkir ederek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Duyamadım, bir daha söyler misiniz Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – “Damat Ferit Paşa” demek suretiyle bir milletvekilimize karşı tahkir edici ifade kullanmıştır. İzin verirseniz bir cevap vermek istiyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tebrik ediyorum AKP’yi, bunu bir sataşma olarak aldığı için tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Hangi milletvekilimiz?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Bu yeterince açık Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çakır, tutanakları getirteceğim, bakacağım, talebinizi değerlendireceğim, oldu mu?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Lütfen.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Gaye Usluer, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Usluer.

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Eğitim politikalarını belirlemek siyasi iktidarların sorumlulukları arasındadır ancak bu görev ve sorumluluğun amacı ulusal yarar sağlamaya yönelik olmalıdır. Ulusal yararlar ile siyasi çıkarlar çatıştığında tercihini siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanan bir iktidar, bir hükmetme anlayışı, sadece eğitime değil ulusun geleceğine de zarar verecektir.

Siyasetin eğitim aracılığıyla kendi siyasi görüşüne destek verecek seçmen tabanı yaratma girişimi elbette ki uzun ömürlü olmayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Eğitim aracılığıyla tek tip insan yaratma fikri ise günümüzde artık yalnızca bir ütopyadır. Ancak, bu hayalin peşinde koşan bir siyaset anlayışının eğitimde yaratacağı kargaşa ne yazık ki gerçektir. Türkiye, son dönemde bu karmaşanın içine itilmiştir. Eğitim sistemimiz bir tür yapboz tahtasına döndürülmüştür.

İktidar olmanın hükûmetlere verdiği yetkiyi biliyoruz. Ancak, bu yetkiyi güç kullanmanın hazzı yerine sorumluluk sahibi olmanın olgunluğuna dönüştürmek, iktidarı hak etmenin temel belirleyicisidir. (CHP sıralarından alkışlar)

AKP iktidarları döneminde son on dört yılda 13 kez eğitim sistemimizi değiştirdiniz, 5 bakan değişti, dilinizden eksik etmediğiniz Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ memnun değil, onu memnun edemediniz ve kısacası, eğitim bugün tam bir yamalı bohça görünümünde.

Eğitim sisteminde 4+4+4 sistemini dayattınız. Sorunların nasıl derinleştiğini, içinden çıkılmaz hâle geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu sistemle okulların dönüşümünün yanı sıra derslik ve öğretmen açıklarının arttığını hepimiz biliyoruz.

Dershaneleri kapattınız, temel lise yaptınız. Nasıl olacağını aslında siz de bilmiyorsunuz, kadere kısmet bir yola çıktınız.

Taşeron öğretmenlik on dört yıllık sizin iktidarınızın eseri, sizin ayıbınız aslında. Atanamayan 350 bin öğretmene karşılık 100 bin öğretmen açığımızın olması kimin ayıbıdır, soruyorum sizlere. (CHP sıralarından alkışlar)

Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini karmaşık, süslü, büyük rakamlarla vermişsiniz. 2016 yılı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi olarak 76 milyar ayırdığınızı söylüyorsunuz ve “En büyük pay eğitime ayrıldı.” diye de övünüyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, eğitime ayrılan payla övünebilmek için büyük rakamlardan bahsetmeniz yetmez, bu payların nerelere ayrıldığını da doğru göstermeniz gerekir. Bakınız, 2016 bütçenizde eğitim bütçesinin millî gelire oranı sadece yüzde 3,45. Bu rakam OECD ortalamasının tam yarısı. OECD ülkelerinde bu rakam ne kadar biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Yüzde 6.

Bakın, şimdi sizlere bir tablo göstereceğim değerli milletvekilleri, telefonla konuşmadan bu tabloya bakarsanız hepimizin öğreneceği çok şey olduğunu düşünüyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu tabloda görüldüğü gibi, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin yüzde 69’u personel maaşlarına, yüzde 11’i sosyal güvenlik ve devlet primlerine ayrılmış durumda.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Onlar öğretmen olmasın, personeller öğretmen herhâlde.

GAYE USLUER (Devamla) – Daha yakından görmeniz için daha sonra size vereceğim. Bu tablo sizin tablonuz, sizin kitabınızdan aldım.

Bu tabloda görüldüğü gibi, değerli arkadaşlarım, bugün Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçenin yüzde 80’i zorunlu harcamalardan oluşuyor.

Sayın Bakanım, Millî Eğitim Bakanlığı bir personel bakanlığı hâline dönüştürülmüş hâlde.

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) – Demek ki öğretmenlerin maaşı artmış, ne var bunda?

GAYE USLUER (Devamla) – Her fırsatta “Bütçeden en çok payı eğitime ayırdık.” diye seviniyorsunuz. Ne birbirimizi kandıralım ne de televizyonları başında bizi izleyen değerli yurttaşlarımızı kandıralım. 2016 yılında Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay, son on sekiz yılla mukayese edelim, bakalım ne kadarmış?

Bakınız, değerli milletvekilleri -iktidar partisinin sayın milletvekilleri, özellikle sizlere sunmak istiyorum- 2002 yılında iktidara geldiğinizde yatırıma ayrılan pay yüzde 17,18; bugün yatırıma ayrılan payınız 2016 bütçesinde yüzde 8,23. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Rakam olarak ne kadar artmış? Oranları boş verin, rakam olarak ne kadar?

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) – Parasal değeri ne kadar? Parasal değerine bakın.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Rakamları söyle.

GAYE USLUER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bunun anlamı, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında velilerin cebinden çıkmayan elinizin yine velilerin ve öğrencilerin cebinde kalmaya devam edeceğidir.

Devlet okullarında kamusal yatırımların az olması nedeniyle, devlet okullarının işletilmesi okul aile birliklerinin insafına ve gücüne bırakılmıştır. OECD ülkeleri ile Türkiye’de öğrenci başına yapılan kamusal eğitim harcamalarını kıyasladığımızda, OECD ortalaması Türkiye’den ilkokulda 3 kat, ortaokulda 4 kat, lisede 2,8 kat, yükseköğretimde ise yaklaşık 2 kat daha fazladır. Kısacası, arkadaşlar, devlet okulları kaderleriyle baş başa; özel okullara teşvik adı altında, özel okulda okuyan öğrencilere teşvik adı altında verilen paralar, ödenekler yurttaşların bizzat vergilerinden çalınan paralardır.

HASAN TURAN (İstanbul) – Kitap kuyruklarını hatırlıyor musun?

GAYE USLUER (Devamla) – AKP hükûmetlerinin özel okullara destek politikası kamusal eğitimi çökertmiştir. Bunun hiç de gülünecek bir tarafı bulunmamaktadır değerli milletvekili arkadaşlarım.

Kısacası, 2016 yılı için hazırlanan eğitim bütçesiyle eğitimde ne nicelik ne de nitelik düzelecektir.

Sözlerimi Hababam Sınıfı’nın yazarı Rıfat Ilgaz’la bitirmek istiyorum:

“Ne gençlerden, ne çocuklardan

Bir yakınmam yok.

Arap'ın dediği doğru:

‘Çocuk mazbut…’

Memleketse görülüyor işte,

Güllük gülistanlık…

Ne var ki güllerin dikeni çok!”

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usluer.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı Metin Lütfi Baydar, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Bakan bütçe konuşmasında açıkladı, “2002’de 10 milyar Türk lirası olarak gerçekleşen Millî Eğitim Bakanlığı bütçe payı 2016 yılında 100 milyar 390 milyon 305 bin Türk lirası olarak belirlenmiştir.” dedi. 2003’ten bugüne kadar yaklaşık 250 bin derslik yapıldı. Bütçenin yüzde 13’ü Millî Eğitime; millî gelirin yüzde 3’ünü geçen bir eğitim payı. OECD ülkelerinin ortalamasına göre öğrenci başına harcama bizde 3 bin dolar ama OECD ortalaması 10 bin dolar. O yüzden, kendimizi geçmişle değil, dünyayla kıyaslamamız gerekiyor. Türkiye genelinde öğretmen doluluk oranı yüzde 93’e ulaştı; ulaştı ulaşmasına da bunlar hep girdi odaklı yaklaşımlar. Çıktılara bakıyoruz, dünyaya bakıyoruz, sonuçlar ortada, sıralamalar değişmiyor.

Sayın milletvekilleri, şimdi, OECD eğitim raporundaki sonuçlara bakalım. Türkiye, matematik formüllerini anlamada 65 ülke içerisinde 62’nci sırada yer almıştır arkadaşlar. “0,004 mü 0,003 mü büyüktür?” sorusuna ülkemizdeki 15 yaşındaki gençlerin yüzde 86’sı yanlış cevap vermiştir.

Değerli milletvekilleri, matematik ve fen alanında değerlendirilen OECD ülkeleri içerisinde sondan 3’üncüyüz. Sorun çözme testinde 37’nci, okuma testinde 33’üncü sırada yer alan ülkemiz OECD ortalamalarının altında kalmıştır. Yine bu rapora göre, Türkiye bilim kategorisinde en zayıf ülkeler arasında yer almıştır ne yazık ki.

Sonuçta, son on dört yıldır uyguladığınız politikalar PISA sonuçlarında ve OECD raporlarında Türkiye’nin sonlardaki yerini değiştirememiştir Sayın Bakan. Durum vahim, o kadar ki Bakanlık bile 2009 ve 2012 sonuçlarına ilişkin herhangi bir açıklamada bulunamamış, hatta ulusal nihai rapor bile hazırlanamamıştır.

Stanford Üniversitesinden Eric Hanushek ve Münih Üniversitesinden Ludger Woessmann'ın ortaklaşa yazdığı dünya eğitim araştırma raporunda eğitim standartlarının ülkenin uzun vadede refah üretimine dair güçlü bir gösterge olduğu vurgulanıyor. Ayrıca, raporda, kötü eğitim politikaları ve uygulamalarının çok sayıda ülkeyi sürekli bir ekonomik durgunluğa soktuğundan söz ediliyor.

Bize sunduğunuz ve öngördüğünüz, on dört yıldır uyguladığınız eğitim modeli ne yazık ki çökmüştür. Gelin, siyasi saikleri bir kenara koyarak eğitimi hep beraber nitelikli bir yapıya kavuşturalım. Bu bütçeyle, bu anlayışla, bu iş böyle olmaz. Eğitime sağlam bir bütçe ayrılmadıkça -bugünkünün en az 2 katı- eğitimin kalitesinin artırılması için sağlam bir model ortaya konmadıkça, Sri Lanka’nın bile gerisinde kalan eğitim başarısı verileriyle ortalıkta böyle daha çok arzıendam edersiniz Sayın Bakanım.

On iki yılda 422 bin öğretmen atanmış olmasına rağmen üç yıl sonra bekleyen öğretmen sayısının 500 bini aşabileceğine dair projeksiyonlar yapılıyor. Bunu eritmek, bu personel ve istihdam politikasıyla mümkün müdür? Hayır. Birbirimizi kandırmayalım. Türkiye, siyasetüstü bir yaklaşımla, derhâl eğitimde ihtisas üniversitesi modelini geliştirmelidir. Öncelikle, nasıl ki tıp fakültelerinin araştırma uygulama hastaneleri var, eğitim fakültelerinin de araştırma uygulama okulları olmalıdır. Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise araştırma uygulama okulları mutlaka hayata geçirilmelidir. Pratisyen öğretmenlikten branşında yüksek lisans ve doktora yapmış, uzman öğretmenliğe geçiş yapan bir model öğretmenlerimizin niteliğini artıracaktır. Niteliği artmış eğitimcilerin yetiştirdiği çocuklarımızla ancak geleceğimizi doğru bir şekilde inşa edebiliriz.

Eğitimde yeni bir ülküye ihtiyacımız var. Atanamayan öğretmenler, aldıkları maaşlar kendilerine yetmeyen eğitimciler ülkülerini yitirdi bu ülkede. Binde 1’i doktoralı, sadece yüzde 3’ü tezli yüksek lisanslı öğretmenlerle yapılan bu eğitimden tutarlı bir sonuç almamız mümkün değildir. Yeni nesillerin dünya çapında birer mucit, patent sahibi, ödüllü tasarımcı, teknoloji yaratıcısı gibi alanında uzmanlaşmış bireyler olabilmesi için modern ve bilimsel bir müfredata ihtiyacımız var. Türkiye’de, eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmenlerin belirli bir uzmanlaşmaya yönlendirilerek alanlarında yüksek lisans, doktora yapmaları, önereceğimiz sistemin özünü oluşturmaktadır. Öğretmenlerimizin niteliklerinin yükseltilmesini hedefleyen bir eğitim bilimleri üniversitesi kurulmalıdır. Türkiye’deki ve dünyadaki en nitelikli eğitim bilimcilerini toplamamız gereken, yüksek lisans ve doktora eğitimini öncelikli hedef olarak belirleyen bu üniversitenin bir an önce hayata geçirilmesi için bir kanun teklifi verdim. Bu üniversite, Millî Eğitim Bakanlığındaki öğretmenlerin yüksek lisans ve doktora sahibi olmaları, alanlarında uzmanlaşmaları için gerekli altyapıyı sunacaktır. Ayrıca, Bakanlıkla yapılacak bir protokolle yüksek lisans, doktora başvurusu yapamayan öğretmenlerimize hizmet içi eğitim ve uzaktan eğitim yardımı, sertifikasyon programları da yapılabilecektir. Yine, bu üniversitede, atama bekleyen öğretmenler, yüksek lisans ve doktora burslusu ya da araştırma görevlisi ve uzmanlık öğrencisi olarak yer alabilecekler ve bu yönüyle de bir istihdam sağlanacaktır. Önümüzdeki dönemlerde yapılacak öğretmen atamaları bu yüksek lisans, doktora havuzunda bulunan nitelikli uzman öğretmenler arasından yapılarak kalite özendirilecektir.

Var olan 97 eğitim fakültesinde, ülkemizin gelecek projeksiyonundaki ihtiyaca göre bir kontenjan ayarlaması derhâl yapılmalı ve eğitim fakülteleri ağırlıklı olarak yüksek lisans, doktora eğitimine yönlendirilmelidir. Bu fakültelerin hepsinde araştırma uygulama okulları hayata geçirilmelidir. Kısacası, eğitim, kaliteli ve sonuç alıcı bir niteliğe bürünmedikçe, toplumun refahından ve kaliteli yaşamdan bahsedilemez. Yeryüzünün gelişmiş tüm toplumlarında eğitim, onu verenlerin niteliğinin artırılmasıyla uygun bir modele dönüşmüştür. (CHP sıralarından alkışlar) İnovasyonla yürütülen, politeknikle desteklenmiş ve yurtseverlik ideali olan, bilimselliği önceleyen bir eğitim modeli, nitelikli, idealist uzman öğretmenlerin de varlığıyla, umut ettiğimiz gelişmiş toplumu yaratacaktır.

Sözlerime Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendime mefkûre edindiğim bir sözüyle son vermek istiyorum: “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.”

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.

Sağ olun, var olun. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydar.

Birleşime kırk dakika süreyle ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın Çakır, birleşime ara vermeden önce bir söz talebiniz olmuştu, tutanakları getirtip bakacağımı ve talebinizi değerlendireceğimizi ifade etmiştim; tutanaklara baktım. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Sayın Gülay Yedekci’nin şöyle bir cümlesi var, sanıyorum siz de bu cümleden hareketle bir konuşma yapma ihtiyacı duymuştunuz: “Şu anda da artık Damat Ferit’imiz olduğuna göre hanedanlık tamamlanmış demektir.” şeklinde bir cümle var.

Şimdi sizi dinliyorum Sayın Çakır.

Buyurun, talebinizi alayım.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, esas itibarıyla, siz orada kesince haklı olarak, ben cümlemin kalan kısmını ikmal etme şansı bulamadım. Hem o hususa hem de arkasından yine, değerli CHP’li konuşmacının “yavru hükûmet” şeklinde, devam eden konuşmasının ilerleyen cümlelerinde tahfif ettiğini söyleyip bir söz alacaktım ben. O şekilde…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunlar siyasi eleştiri.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, cevap hakkınızı yeni bir sataşmaya meydan vermeyecek şekilde kullanınız.

Süreniz iki dakikadır.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Nihayetinde, hepimiz milletvekilliği yapıyoruz ve “Damat Ferit Paşa” şeklinde bir adlandırmanın yakışık almadığını, etik durmadığını, hoş durmadığını, şık durmadığını özellikle altını çizerek vurgulamak isterim. Nihayetinde, değerli milletvekilinin olduğu gibi, onun kastetmiş olduğu milletvekili de eleştirilecekse formasyonuyla, yetkinliğiyle, müktesebatıyla ve daha sonra da faaliyet yapmaya başladıktan sonra da yaptıklarıyla eleştirilmelidir. Eğer bu anlamda bir eksikliği, yetersizliği, yetkinsizliği varsa bu noktada bu eleştiriyi haklı addedebiliriz ama onun ötesinde, bu eleştiri bir eleştiri değildir, tahfif edicidir, aşağılayıcıdır, bunu kabul etmek mümkün değildir, mutlaka bunun tashih edilmesi gerekir. Belki de bu tashihi sayın milletvekilinin yapması gerekir. Kaldı ki böyle bir tutumla eğer devam edersek inanır mısınız, söylemek istemezdim ama… Ben değerli milletvekilinin konuşmasını burada diğer arkadaşlarımızla beraber dinledim, çok da bildiğimiz, aşina olduğumuz bir konuşma, benim gibi yaşı 50 olan birisininse onlarca, yüzlerce defa dinlemiş olduğu türden bir konuşma. Fakat, üzülerek söylüyorum, öyle bir konuşmanın tarihi, bugünün tarihi olan 5 Mart değil, 23 Nisan olması gerekirdi.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın grup başkan vekili Hükûmete yönelik yapılan bir siyasi eleştiriyi kabul etmediğini söyledi; olabilir, kabul etmeyebilir, takdiridir, biz bu eleştirileri yapmaya devam edeceğiz ancak sayın milletvekilimizin, milletin oyuyla gelmiş sayın milletvekilimizin yaptığı konuşmayı 23 Nisanda yapmasını önermesi -ben söylemek istemiyorum yani çok kaba bir şeydir, söyleyecek bir kelime bulamıyorum- hoş değil, hiç hoş değil. Sayın milletvekilimize bu açık bir hakarettir. Yani, sayın milletvekilimizi -23 Nisanda kimlerin konuştuğu belli- neye benzettiği çok açıktır. Milletvekilimizin buna cevap vermesi gerekir efendim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Gülay Hanım’ın gençliğine vurgu yaptı.

BAŞKAN – Siz mi cevap vereceksiniz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, milletvekilimiz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

Size de 69’uncu madde çerçevesinde iki dakika süreyle söz veriyorum.

Lütfen, siz de cevap hakkınızı yeni bir sataşmaya meydan vermeyecek şekilde kullanın Sayın Yedekci.

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle söylemek isterim: Şu anda Kabinede bir damat bakan mıdır, değil midir, önce ona bakmak lazım. Bir de az önce sayın grup başkan vekilinin söylediği gibi, acaba formasyonu ve yaptıklarıyla, liyakatiyle mi bakan olmuştur yoksa damat olduğu için mi bakan olmuştur, buna bakmak lazım.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Çok ayıp bir şey!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Ayrıca, şunu da söylemekte fayda var: Ben sizin gibi bir kalemin ucundan gelen bir milletvekili değilim, ön seçimden gelmişim. (CHP sıralarından alkışlar) İstanbul’da 2’nci bölgenin çelikten toprağını dele dele gelmişim.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ne kadar oy aldığınız belli, bizim de ne kadar oy aldığımız belli.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Örgütümü arkama almış da gelmişim. 23 Nisanda da konuşurum, 19 Mayısta da konuşurum, 29 Ekimde de konuşurum, 4 Martta da, 5 Martta da, 10 Martta da konuşurum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda da konuş! 1 Kasımda da konuş!

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Millet de cevabını verdi 1 Kasımda.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Her zaman konuşurum. Her zaman, biz milletimizden ve örgütümüzden aldığımız güçle konuşuyoruz, tek bir kişinin iki dudağı arasındaki yetkiyle konuşmuyoruz.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Milletteki karşılığınız belli!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yedekci.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, uygun görürseniz, ben de ayrıca 60’a göre bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, muhalefetin Hükûmeti eleştirmesinin normal olduğuna ve Hükûmetin cumhuriyet tarihi geleneklerine ve kurallarına dikkat etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burası Parlamento, muhalefetten iltifat beklemeyiniz. Muhalefet sizi elbette eleştirecek, hiç şüphesiz eleştirilerimizin içeriği de sert olacak, iş ki üslup “soft” olsun. Buna da olabildiği kadar dikkat ediyoruz. Hükûmetin de devleti idare edenlerin de dikkat etmesi gereken hususlar vardır; bunun başında, cumhuriyet tarihimizin gelenekleri, kaideleri, bilinen, yazılı olan ve olmayan kurallar gelmektedir. Eğer bir ülkede ülkenin eğitim politikaları TÜRGEV vakfı üzerinden Sayın Cumhurbaşkanının oğlu tarafından yönlendiriliyorsa, bir ülkede enerji politikalarını –ben Sayın Albayrak’ın seçilmişliğine saygı duyuyorum, milletvekilidir, elbette olabilir ama gelenekler, görenekler bakımından, işin yakışanı bakımından- damada teslim ederseniz, sosyal politikaları çok sayın hanımefendiye teslim ederseniz, diğer işleri de İstanbul Büyükşehir kadrosuna teslim ederseniz, milletten rey almak ayrı bir şey ama buna “hanedan” yakıştırması siyasi bir eleştiriye girer, bunun da hazmedilmesi gerekir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, sadece bir düzeltme istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır, dinliyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Demokrasiyle yönetiliyoruz ya! 1 Kasımda…

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, sataşmadan söz almak istemiyorum, sadece kayıtlara geçsin diye…

Gülay Hanım’ın söylemiş olduğu, “Kalemin ucuyla milletvekili oldunuz.” demesi şahsıma… CV’mi okuduğu zaman nasıl milletvekili olduğumu görecektir. Kayıtlara geçsin efendim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Nurettin Demir, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Demir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, yangın yerine dönen ülkemizin şehitlerini saygıyla anıyorum; ruhları şad olsun, ülkemizin başı sağ olsun.

Sayın Grup Başkan Vekili, özellikle 23 Nisana gönderme yaptınız; 23 Nisan sayesinde burada oturuyorsunuz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) 23 Nisan burada olmasa…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Elbette.

NURETTİN DEMİR (Devamla) – Tamam, göndermenizi ben olumlu olarak alıyorum, yani kutladığınız için ama oradan oraya geçmenin doğru olmadığını belirtmek istiyorum bu arada.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Kesinlikle, 23 Nisan bizim için şeref levhasıdır.

NURETTİN DEMİR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, cumhuriyetin ve Atatürk’ün bize sağladığı çağdaş eğitim olanakları, eşitlikçi, laik eğitim fırsatıyla, Mardinli 8 çocuklu bir aileye sağladığı olanaklarla okuyup tıp eğitiminden sonra, doktor olarak Amerika’ya gidip bilimsel çalışmalarla kimya alanında Nobel Bilim Ödülü kazanan Profesör Doktor Aziz Sancar’ı buradan kutluyorum ve onunla onur duyduğumuzu, gurur duyduğumuzu bir kere daha belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Eğitimin gücünün ve öneminin bir göstergesi olarak, Afganistan’daki kız çocuklarının eğitim ve öğrenim görmesi için verdiği mücadele sırasında ağır yaralanan ve mücadeleyi bırakmayan 17 yaşındaki Pakistanlı kız Malala Yusufzay ve Hintli Satyarthi’yi 2014 Barış Ödülünü paylaştıkları için buradan -eğitimin gücünün ve başarısının- Mustafa Kemal Atatürk’ün Meclisinden sevgiyle selamlıyorum.

Benden önceki konuşmacılar detaylı bilgi verdiler, ben de bazı noktalara değineceğim. Millî Eğitime ayrılan bütçe 76 milyar civarında. 2016 bütçesi hemen hemen 2015 bütçesinin kopyası, pek değişiklik yok sizin anlayacağınız. Biraz sonra Sayın Bakan buraya çıkacak, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Başbakana, Maliye Bakanına bu kadar büyük bütçe ayırdı diye, methiyeler okuyacak. YÖK’e ayrılan 23 milyarı da koyduğumuz zaman 100 milyar civarında bir paranın bütçeye konulduğunu, ayrıldığını görüyoruz.

İlköğretim için harcadığımız para, OECD ülkelerini dikkate aldığımızda, OECD ülkelerine -biliyorsunuz- gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler olarak baktığımızda, 8.281 dolara karşılık bizim ülkemizde harcanan para 2.577 dolar yani üçte 1’i sayın milletvekilleri. Yükseköğretimde kişi başına harcamalar ise 10 bin dolar civarındayken bizim ülkemizde 5.500 civarında yani Meksika’yla sonunculuğu paylaşıyoruz.

Millî Eğitim bütçesinin -biraz önce sayın konuşmacılar da belirttiler- yüzde 80’ine yakın kısmı personel giderleri, yatırım için ayrılan para ise yaklaşık olarak yüzde 12 civarlarında. Dolayısıyla, bizim hocalarımız, dekanlar, profesörler ellerine bir çanta almışlar, kapı kapı dolaşıyorlar iş adamlarını. İş adamlarına gittikleri zaman da iş adamları diyor ki: “Biz ne yapalım? AKP’nin havuzuna aktardık, para kalmadı.” Dolayısıyla, yatırım yapılamıyor.

Van’ın Özalp ilçesinde bir ilkokuldan geçen gün bana fotoğraflar gönderdiler. 122 sıra kırık arkadaşlar, 122 sıra kırık, pencereler delik! Böyle bir millî eğitimde öğrencilerimizi, biz, çağdaş Türkiye'nin geleceği olarak üniversitelere hazırlıyoruz.

2014 kesinhesaplarına baktığımızda da, vallahi, işte, benim gibi bir profesör Sayın Bakanımız, vur ensesine al lokmayı misali, 2014’ten 15 milyarı hemen başka yere aktarmışlar ama sesi sedası çıkmıyor; onun gücü öğretmene, öğrenciye ve akademisyenlere yetiyor.

Eğitimde kaliteye baktığımız zaman da maalesef, biraz önce hocalarımız söyledi, matematik ve Türkçeye baktığımızda, Sayın Bakan geldiğinde, matematikte 50 sorudan 11,4 cevaplanırken 5,2’ye düşmüş arkadaşlar; Türkçede de 21,3’ten 15,8’e düşmüş.

Şimdi, geçenlerde bana İzmir’den bir “tweet” attılar, bir üniversite hocası olan, öğretim üyesi olan birisi sınıflara gidiyormuş. Biz gidebilir miyiz? Gidemeyiz. Ama, dolaşıyormuş sınıfları, öğrencilere soru soruyormuş “Ağırlık çekimini kim buldu?” diye. Çocuklar da gayet güzel “Newton.” diye cevap veriyorlarmış. O da diyormuş ki: “Newton’dan önce çekim kanunu yok muydu?” Şimdi, çocukların kafasını karıştırıyorlar. Sayın Bakan, bunlardan hiç haberiniz yok mu? Yani Kayseri’de matematik öğretmeni, her gün “tweet” atılıyor, kızlara sarkıntılık yapıyor, taciz ediyor. Ne oluyor millî eğitimde? Dolayısıyla, Sayın Bakan, neresinden baksak, maalesef, çok kötü durumda, hele araştırmaya baktığımızda. Japonya’da 1 milyona 5 bin civarındayken yayın, bizim Türkiye’de ise çok daha düşük rakamlarda. Patent sayısına bakıyoruz, yine Japonya’da 1 milyon kişi başına 5 bin civarındayken Türkiye’de 9. Yani, bu kadar Millî Eğitim… Rakamlara baktığımızda, OECD’yle karşılaştırdığımızda gerçek tablo ortaya çıkıyor. Ama biraz sonra çıkacaklar “2002’ye kadar şöyle, 2002’ye göre böyle yükseldik, böyle arttık, böyle büyüdük.” diye buradan hava atacaklar. Bunu hep beraber biraz sonra göreceğiz.

Şimdi, Sayın Bakan, özellikle bu Akademik Teşvik Ödeneği Yönetmeliği doçentlik kriterleri gerçekten çok kötü. Üniversitenin borçları, hele üniversite hastanelerinin borçları, maalesef arkadaşlar, 4 milyar lirayı bulmuş durumda, piyasa borçları artmış durumda. Biz soruyoruz, cevap vermiyor ama YÖK Başkanı geçen gün çıktı, milletvekiline vermediği cevabı basında açıkladı.

Değerli arkadaşlar, bu arada, tabii ki, özellikle mobbing, baskı, terör üniversitelerde o kadar yoğun arttı ki, yani bunları buradan protesto etmek istiyorum. Maalesef, üniversiteler akademik bir ortam değil, falakayla eğitim görülen yerler olarak görülmesi gerekiyor.

Onun için, protesto için ben ağzımı bantlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

(Hatibin ağzını bantlaması ve kürsü önüne pankart konulması)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

Ek süre talebiniz varsa verebilirim Sayın Demir.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Öyle kalabilir Sayın Vekilim. Öyle kalsın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına diğer konuşmacı Bülent Yener Bektaşoğlu, Giresun Milletvekili.

Buyurun Sayın Bektaşoğlu. (CHP ve AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

Sayın Bektaşoğlu, bu tezahürat kimseye nasip olmadı.

Buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2016 yılı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesiyle ilgili, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığıyla ilgili grubum ve partim adına söz almış bulunuyorum.

İnşallah güzel şeyler konuşuruz, güzel şeyler paylaşırız. Millî eğitim çok önemli. Sayın Bakanımız son anda yetişti, o gelmezse ben konuşmayacaktım. Sizi çok seviyorum. Size birtakım sorularım olacak. İnşallah siz de beni seversiniz. Teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – İnşallah…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hiç kuşkun olmasın Bülent ağabey, sen sevilmeyecek adam mısın?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Ayrıca grubuma da çok teşekkür ediyorum. Bir toplantımız daha vardı…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bize de teşekkür et, bize de.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Size de çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

Efendim, dersime çok çalıştım, konum uzun, beni bağışlayın.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Zaman geçiyor, zaman. Zaman geçiyor, konuş.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Evet, sözlerime başlamadan önce sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen çok değerli halkımızı ve Giresunlu hemşehrilerimizi de gönülden selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, yakında kutlayacağımız emekçi kadınlarımızın gününü kutluyor; onlara sağlık, güzellik diliyorum.

Yine, bugün şehitlerimizi son yolculuğuna uğurlayacağız. Onlara da Tanrı’dan rahmet diliyorum, bir daha bunların yaşanmaması için dua ediyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, maalesef, millî eğitimimizin durumu pek de iç açıcı değil, bu hepimizin malumu. Sayın Bakan da dâhil olmak üzere, “Eğitimde şu anda başarılıyız.” diyecek bir kimsenin olduğunu zannetmiyorum. Anaokulundan üniversite eğitimine kadar tam bir keşmekeş yaşanıyor.

“Eğitim” denince akla ne geliyor? Kapatılan okullar, YÖK cenderesine sıkışmış üniversiteler, ilaç, iğne, kadavra, hatta hasta görmeden mezun olan doktorlarımız, şaibeli sınavlar… (CHP sıralarından alkışlar) Üniversite sınavında başarılı olmayan ve işsizlik ordusuna katılan milyonlarca gencimiz, öğretmen açığı olduğu hâlde ataması yapılmayan öğretmenlerimiz…

Sayın Bakanım, buradan hemen şunu arz etmek istiyorum: Sayıları 4 bin civarında olan değerli müdürlerimiz var. Bunlar mesleğinde çok birikimli, güzel insanlar. Çoğu, mahkeme karar almasına rağmen henüz atama bekliyor. 16 tanesi de kendi ilim Giresun’da. Saygıyla arz ediyorum, müjdeli haberinizi bekliyorum. Teşekkür ediyorum, başınızı salladınız. Teşekkür ediyorum, sağ olun efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Cevap vereceğim size, cevap vereceğim.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Efendim, öğretmenlerimiz maalesef pek de arzu edilen durumda değil. Öğretmen ana gibi, öğretmen baba gibi, öğretmen yar gibi. Bu mesleğin çok güzel insanları, ülkemizin çok güzel insanları ama maalesef, her birisi biraz ekonomik sıkıntı içindeler, bunların mutlaka en kısa zamanda düzeltilmesi lazım.

Dünyada eğitim başarısı sıralamasında, maalesef, pek uygun bir yerde değiliz. Biraz önce arkadaşlarım da bunu arz ettiler; önünde olduğumuz sadece Endonezya var, Ürdün var, Arap Yarımadası var ve diğer Asya ülkeleri var. Biz, bu ülkeler içinde, 64 ülke içinde 40’ıncı sıradayız. Bu, maalesef, bu güzel ülkemize, bu güzel camiamıza hiç yakışmıyor. OECD tarafından yayınlanan bir raporda Öğrenci Değerlendirme Programı’na göre 64 ülke arasında, matematik alanında ki çok önemli- biz 45’inci sıradayız, okumayı anlamada biz 37’nci sıradayız, bilim alanında 41’inci sıradayız. Sayın Bakanım, bunlar maalesef bize yakışmıyor. İnşallah bu 40’taki sıfırı atar, 4’üncü sıraya en kısa zamanda geliriz milletçe, ulusça diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitimdeki en büyük sorunlarımızdan bir tanesi, Türkiye'nin değişmez doğruları üzerine kurulu bir millî eğitim politikasının olmamasıdır. 2002 yılından bugüne kadar iktidarın uyguladığı eğitim politikalarının hiçbir yerinde tutarlılık yoktur. İktidar, eğitim sistemini bilerek, isteyerek bozmak için elinden gelen her şeyi maalesef yapmaktadır. Burada alkış yok mu? (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Erkan Mumcu’dan çok sevdiğim Bakanım Sayın Nabi Avcı’ya kadar her bakan ayrı bir sistem uygulamış eğitimde, bir önceki uygulamayı ortadan kaldırmış. Eskiden hükûmetlerin eğitim politikası olurdu, şimdi ise bakanların eğitim politikası var. (CHP sıralarından alkışlar) Devletin çağdaş, laik bir eğitim anlayışı olur ve iktidarlar bu politikaya göre eğitim hizmeti verirler. Çağdaş ülkeler eğitim sistemiyle bu kadar oynamazlar, eğitimi yapboz tahtası hâline getirmezler, çevirmezler ama maalesef, ülkemizde her dönem, her bakanda, her hükûmet döneminde bundan çok uzaklaştık.

İktidarın amacı -bana öyle geliyor- sistemi bozmak, içinden çıkılmaz hâle getirmek, kendi arzu ettiği çağ dışı eğitim modelini Türkiye'ye yerleştirmektir. Bu nedenle, Atatürkçü, çağdaş, laik ve bilimsel eğitim anlayışını bozmaya yönelik adımları bilerek ve isteyerek atmaktadır. Cumhuriyetimizin eğitim birikimini yok sayarak tüm uyarılarımıza rağmen uygulamaya soktuğu 4+4+4 sistemini, içerdiği amaçlar ve yetiştirmek istediği insan modeli açısından da tam bir yıkım yasası hâline maalesef getirmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Eğitimi dinselleştirme çabalarıyla yandaş sendikalarla el ele vererek 19’uncu Millî Eğitim Şûrası’nda alınan tavsiye kararıyla 1’inci, 2’nci, 3’üncü sınıflara hatta anaokullarına konulan seçmeli derslerle laik ve bilimsel eğitimin ruhuna maalesef Fatiha okundu.

Liderinizin 2012 yılında partinizin gençlik kolları kongresinde söylediği, dindar ve kindar nesil yetiştirme amaçlı çabalarınız tüm uyarılarımıza rağmen maalesef devam etmektedir. Bu nedenle, anaokullarından üniversitelere kadar tam bir perişanlık yaşanıyor. Şayet öğrencilere değil de Sayın Bakandan başlayarak yöneticilere karne verseydik maalesef sınıfta kalırdınız diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Nitekim, uluslararası ve ülkemizdeki kimi kuruluşların yaptığı değerlendirmelerde karnenizin kırık olduğu ortadadır. Bu iktidar, bırakın eğitim koşullarını düzeltmeyi, sınav gibi en güvenli olması gereken alanda bile maalesef şaibeler yarattı. 2002 yılından bu tarafa, hangi bakan hangi sınavdan yüzünün akıyla çıktı, onu da bilmek isterim.

Polis meslek yüksekokulu sınavlarında sınav sorularının bazı adaylara önceden verildiği, KPSS sınavlarında neredeyse her yıl kopya çekildiği ortada; bu, hepimizin malumu. TEOG yerleştirme sınavlarında yapılan hatalar nedeniyle mağdur edilen ailelerin ve öğrencilerin maalesef şikâyeti bitmiyor. Neredeyse her sınavda hatalı ve iptal edilen sorularımız mevcut. Bu çok önemli, bunu her birimiz, her dönem, her sene maalesef yaşadık. Sayın Bakanım, bu sınavlar sizi de sıkıntıya sokuyor diye düşünüyorum. İnşallah bir gün hepten kaldırırız da Türkiye sınavsız bir ortama girer diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Bir zamanlar “Ne istediniz de vermedik?” dediğiniz, “Beraber yürüdük biz bu yollarda…” şarkılarını birlikte söylediğiniz, eğitim sisteminin içinde etkin görev verdiğiniz cemaatle aranıza kara kedi girince hesaplaşma başladı maalesef. Cemaat dershanelerini kapatmak amacıyla özel eğitim mevzuatıyla oynadınız. Pek çok dershanenin öğretmen ve çalışanları ile burada sınavlara hazırlanan öğrencileri ve velileri mağdur ettiniz. Merdiven altı dershane sisteminin yolunu açtınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Temel liseler adı altında…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bektaşoğlu, süre sona erdi.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Ek dakika alabilir miyim efendim?

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu’nun konuşması alkışlarla çok kere kesildi arkadaşlar. Dolayısıyla kendisine ilave bir dakikalık süre veriyorum.

Buyurun Sayın Bektaşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Şimdi, arzu ettiklerimin çoğunu sizinle paylaşamadım maalesef, çok özür diliyorum.

Ama eğitim konusunda maalesef çok sorunlarımız var. Başta okullarımız, güneydoğudaki eğitim sorunlarımız bizim için çok önemli. Şu anda 6 ilde ve 43 ilçemizde maalesef okullarımız kapalı, eğitim öğretim görülemiyor. Yakında yapılacak sınavlarımızda buradaki öğrencilerimiz ne şekilde, ne amaçla ve nasıl bir yarışa girecekler, onu da merak ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Burada Millî Eğitimin bütçesini görüşsek ne olur, görüşmesek ne olur.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Ben bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O kadar okul kapanır mı? Değil mi Sayın Vekilim?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Efendim?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani Millî Eğitimin bütçesini yapsak ne olur, yapmasak ne olur? Eğer ülkenin bir yerlerinde okulları açamamışsak Millî Eğitim Bakanlığı âciz demektir.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Tamam, teşekkür ederim, sağ olun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kusura bakmayın.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Efendim, ben bütçemizin…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hükûmete demiştim de siz cevap verdiniz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Çok özür diliyorum. İnşallah başka platformda, daha geniş şekilde millî eğitim konusunda bir şeyler söylemek, paylaşmak isterim.

Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Grubuma da teşekkür ediyorum, bana güzel destek verdiniz. Çok sağ olun efendim, çok teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bektaşoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı Süleyman Sencer Ayata, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Ayata. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN SENCER AYATA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitime ilişkin bazı temel hedefler konusunda son yıllarda yapılan müzakereleri burada yakından izledim. Bir anlamda, farklı siyasi partiler arasında bir yakınlaşma gözüme çarptı. Bu memnuniyet verici bir durum. Ne anlamda? Ülkemizde bilim ve teknolojiyi geliştirme, insan kaynaklarını zenginleştirme, nitelikli büyüme sağlama, uluslararası rekabet gücünü artırma ve bilgi temelli ekonomiye geçiş gibi konularda birçok siyasi parti ortak bir söylem geliştirmiş durumda. Şimdi, özellikle iktidar partisi sözcüleri bu konuda, bu hedeflere ulaşmanın temel aracı olan yükseköğretim konusunda, eğitim konusunda çok ileri adımlar atıldığını ifadelerinde belirtiyorlar, özellikle de bazı “niceliksel” dediğimiz değişmelere dikkat çekiyorlar. Nitelik konusu ise daha çok muhalefet ve eleştirenler tarafından dile getiriliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, kuşkusuz artışlar olmuştur, oldu. Hangi on yıllık dönemine bakarsanız cumhuriyet tarihinin, o dönemin önceliklerine göre zaten artışlar görürsünüz, bir anlamda ilerleme modern dünyanın karakteridir zaten. Bazen bu artışlar daha yavaştır, bazen bu artışlar daha hızlıdır. Şimdi, önümüzdeki ve özellikle içinde bulunduğumuz dönemde eğer bir değerlendirme yapacaksak bunu devamlı olarak geçmiş on yıllarla karşılaştırarak yapamayız, bu mümkün değil çünkü içinde bulunduğumuz dünyanın özellikleri var ve bu özelliklerin başında da iki tane çok temel koşul geliyor. Bu koşullardan birisi, hepimizin söylediği bilgi çağını yakalamak, ikincisi de ülkemizin uluslararası rekabet gücünü artırmak. Bu alanda dünyada çok yoğun bir yarış var, bu yarışın lokomotifi olarak herkes yükseköğretim ve eğitimi tespit etmiş durumda ve bütün yatırımlarını bu alana yapıyor. Onun için de karşılaştırma yapacaksak öncelikle kendi içimizden çok, kendimize bakmaktan çok yurt dışına, dünyaya bakmamız gerekiyor. O açıdan baktığımızda nicelik ve nitelik performansının nasıl göründüğünü değerlendirmemiz gerekiyor. Ben bununla ilgili 5 temel ölçüt öne süreceğim, atacağım önce, onları sizinle paylaşacağım, zamanımız sınırlı olduğu için seçtim özellikle, çok özet ve kısa:

1) Şimdi, uluslararası karşılaştırmalara bakıyorum. Öğrenci başına harcama dört yıl için Türkiye’de 20 bin dolar ama Meksika’da 25 bin dolar. Çok ülkede bulamadım açıkçası ama benzer ülkelerde, hele hele Avrupa’da 63 bin dolara çıkıyor.

2) Bilimsel yayın konusunda artış oldu, biliyorum, doğru; ama bilimsel bir makaleye verilen atıf esas değerdir, çünkü o, bir makalenin etkinliğini gösterir. Şimdi, bakın, 2002 yılında bizim bilim insanlarımızın yaptığı 1 yayına 15 atıf verilirken dünyada, şimdi, 2014 yılında 1 bile değil, 1’in altında atıf yapılıyor.

3) Kısaca değineceğim, münhasıran üniversitenin konusu değil ama üniversite için hayati önemli: AR-GE, patent ve inovasyon konusu. Şimdi, AR-GE harcamaları arttı, doğru, güzel ama benzer ülkelerin gerisinde. Buradan çok ilginç bir örnek vereceğim ama öncelikle şunu söyleyeyim: Özellikle, gelişmiş ülkelerde 2,5 ile 5 arasında değişiyor; bizde yüzde 1 düzeyinde, yeni, yüzde 1’in üzerine çıktı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, büyük ülke olmak istiyoruz. O anlamda sormamız gereken soru: Elimizdeki kaynakları kuruş kuruş doğru harcıyor muyuz bu alanda, AR-GE alanında?

Şimdi, patent konusuna çok kısa… Verilen patent sayısı, 2014 yılı, Türkiye’de 1.276 -okuyorum buradan- İran’da 3.060, Brezilya’da 2.749, Malezya’da 2.705, Filipinler’de bile 2.159. Kazakistan, Vietnam ve Tayland’ın da altındayız.

Bir başka konu Bloomberg İnovasyon Endeksi, inovasyon kapasitesi bakımından en hayati konu. Türkiye, Kore’nin, Rusya’nın, Çin’in, Polonya’nın, Slovenya’nın, Malezya’nın, Ukrayna’nın, Brezilya’nın ve Tunus’un gerisinde inovasyon kapasitesi açısından.

Şimdi, bir de –Sayın Bakan siyasi muhatap olduğu için söylüyorum, aslen konusu değil- yükseköğrenim sisteminin genel durumu. Bunun ötesinde bir karşılaştırma, gerçekten hepsi ikincil önemde. Ekonomi büyüklükleri itibarıyla Türkiye, 20 kişi başına gelir itibarıyla 40-50’ler, yüzümüzü kızartan İnsani Gelişmişlik Endeksi bakımından 80’ler; ama Dünya Ekonomik Forumu Rekabet Raporu’na göre, 140 ülke arasında, Türkiye, eğitim kalitesi genel sıralamasında 95’inci sırada, matematik ve bilimde de 103’üncü sırada yükseköğretimde. Şimdi, daha acı olan, son dört yılda aşağı doğru yuvarlanıyoruz. Peki neden böyle? Cevapları hepimiz biliyoruz. Bakın, gördüğünüz gibi sadece nitelik sorunları yok, dünyayla karşılaştırırsak nicelik sorunları da var.

Şimdi, değerli arkadaşlar -çok kısa geçeceğim- insan kaynağı; doktoralı eleman sayısı yetersiz ve bir doktora vizyonumuz yok, bu konunun aksine beni kimse ikna edemez. Diğer bütün konularda ikna edebilirsiniz, bu konuda mümkün değil.

Öğretim elemanlarının özlük haklarından tutun özellikle özgürlükleri konusuna hiç değinmeyeceğim çünkü bir yerde toplamak istedim konuşmamı. Ama, şu anda koridorda konuşan, toplanan binlerce, on binlerce öğretim üyesi endişe, korku, huzursuzluk ortamı içinde yaşıyor tıpkı 1402 günleri gibi. Bundan emin olunuz, lütfen bundan emin olunuz.

Maddi kaynak; üniversite sayısı 2’ye katlandı ama bütçeden ayrılan pay aynı oranda artmadı. Üniversite özerkliği, bakın, burada çok çarpıcı bir bulgu daha var. Dünyada bir koşul var şimdi, üniversitelerin verimliliğinin artması için, performansın artması için özerklik şart yani özerklik bir lüks değil, laf olsun diye söz edilmiyor. 2010 yılı Avrupa sıralamasında Türkiye sonda ve özerklik karne notu 8 üzerinden 1,5 değerli arkadaşlarım. Şimdi, bu çok şeyi anlatıyor.

Ve sonuçta şunu söyleyeceğim: Bu bütçeyle üniversitenin çağdaş ölçülere göre eğitim, öğretim, araştırma yapması olanağı sınırlı, merkezî denetim ve siyasi baskılar altında başarıya ulaşma olanağı sınırlı. Bu koşullar altında, gelişmiş ülkeler ile aramızdaki farkı kolay kapatamayız. Şayet, üniversitelerimiz bu koşullar altında dahi bazı önemli uluslararası başarılara imza atabiliyorlarsa, bunu bilin ki, bu, öğretim elemanlarımızın özgürlüğe, bilime ve ülkelerine olan bağlılıklarındandır.

Değerli arkadaşlarım, son olarak şunu söylüyorum: Evet, maddi kaynakları artıralım, doğru ama bakın, şuna inanalım, en önemli söyleyeceğim söz budur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayata.

SÜLEYMAN SENCER AYATA (Devamla) – Acaba bir dakikalık bir cümle söyleyebilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun, açıyorum.

SÜLEYMAN SENCER AYATA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şuna inanalım yeter, bütün siyasi partilere bakarak konuşuyorum: Üniversite için en iyi olan ölçütleri, her bir üniversitenin kendisi, en güçlü merkezî ve siyasi iradeden daha iyi bilir. Eğer buna inanırsak üniversitelerimiz başarılı olur.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayata.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Sayın Baluken, söz talebiniz mi var?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun, 60’ıncı maddeye göre söz veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye’nin, AKP Hükûmeti eliyle âdeta bir operasyon sahasına döndüğüne ve bir basın kurumuna kayyum atanmasının basın özgürlüğü açısından utanç verici olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, uzun süredir, gerek bu Genel Kurulda yaptığımız konuşmalarda gerekse yapmış olduğumuz siyasi çalışmalarda, AKP Hükûmeti eliyle Türkiye’nin âdeta bir operasyon sahasına döndüğünü ifade ediyoruz, dile getiriyoruz. Bunu dile getirirken de özellikle 7 Haziranda halk iradesine karşı yapılan saray darbesinin, sahaya sürülen bir savaş konseptiyle beraber, bir karargâh darbesiyle beraber güçlendirildiğini ve her geçen gün Türkiye demokrasisini felakete götüren bir süreci halklarımızın önüne getirdiğini ifade ediyoruz.

Sadece dün itibarıyla ortaya çıkan bir fotoğrafı özetlemeye çalışacağım. Darbe dönemlerinde bile görülmeyen sokağa çıkma yasakları ve bu uygulamalarla ortaya çıkan yıkım aynı şekilde Sur’da, Cizre’de ve Silopi’de devam ediyor. Dün, Diyadin ve Silopi Belediye Eş Başkanlarımız, AKP’nin yürüttüğü siyasi soykırım operasyonları neticesinde gözaltına alınıp tutuklandılar. Son dönemde gözaltına alınıp tutuklanan siyasetçi sayısı 2 bini aştı Sayın Başkan.

Yine dün, basın özgürlüğü açısından utanç verici bir günü yaşadık. İlk defa, Türkiye’de, bir basın kurumuna kayyum atanmak suretiyle bir basın kurumunun bütün çalışmalarına AKP Hükûmeti eliyle müdahil olunmuştur. Daha önce atanan kayyum süreçleri holdinglerin ya da şirketlerin genel bütün çalışma alanlarıyla ilgili belirlenirken dün ilk defa bir basın kurumunun bütün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …yayıncılık faaliyetlerini durduracak şekilde bir kayyum ataması yapılmıştır. Sonrasında ortaya çıkan tablolarda hepimiz gördük.

Yine, dün, başka bir holding sahibine, AKP içerisindeki çatlamadan dolayı, daha önce AKP’de Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış Abdullah Gül’e olan yakınlığından da dolayı -kamuoyunda öyle tartışılıyor- bir operasyonel süreç yürütüldü. Ve yine, düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü ekseninde bir bildiri yayınlayan akademisyenlere yönelik tekrar bir soruşturma süreci başlatıldı. Bütün bu bahsetmiş olduğum tablo, gelmiş olduğumuz aşamanın ne kadar vahim olduğunu ortaya koyuyor.

Bakın, bugün, HDP, zulüm yapanın ve zulme uğrayanın kimliğine bakmadan ilkesel duruşu üzerinden bu tespiti ortaya koyuyor. Sadece, kayyum atanan Zaman gazetesiyle ilgili bir cümle okuyacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bütün milletvekillerinin de dikkatine sunacağım. 30 Ocak 2012 tarihinde, Zaman gazetesinin 25’inci kuruluş yıl dönümünde şu cümle kullanılıyor: “Zaman, ateşte açan bir çiçek gibi, Ankara Rüzgarlı Sokak’tan Türkiye’nin fikir ve medya dünyasına renk kattı. Doğruyu söylemenin bedel gerektirdiği, manşetlerin gazete binalarının dışında kurgulandığı bir dönemde, Anadolu’nun, Trakya’nın hissiyatını Zaman dile getirdi.”

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bravo!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bu cümle bana ait değil; bu cümle, bugünkü operasyonların talimatını veren Recep Tayyip Erdoğan’a ait.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Operasyon talimatını Cumhurbaşkanı vermedi. Allah Allah ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani, sarayın ve Hükûmetin lehinde yayıncılık yaptığı zaman göklere çıkarılan basın kurumları, muhalif olarak tek bir cümle yazdığında artık tamamen susturulmaya çalışılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dün yapılan uygulamayla, Türkiye’deki bütün basın kurumları…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Baluken, çarpıtma işleri!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sen niye bu kadar savunuyorsun, sen onu açıkla önce!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu vesileyle kimlerle el ele, kol kolasınız gayet iyi anlaşılıyor!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, toparlayabilir miyim?

BAŞKAN – Dört dakika oldu Sayın Baluken.

Buyurun, açıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanaklara geçmesi açısından ifade edeyim: Dün yapılan operasyonlarla birlikte artık Türkiye’deki bütün basın kurumları Saray’ın ve AKP Hükûmetinin her an susturulma operasyonlarına tabidir. Yapılan operasyon Anayasa 30’un açıkça ihlalidir. AKP ve Saray eliyle bu Anayasa, darbecilerin Anayasa’sı bile artık tamamen devreden çıkmıştır, şiddetle kınıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Paralele dokununca nereden ses geliyor, ne kadar da önemli, değil mi?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Pensilvanya İdris Bey’le gurur duyuyor!

BAŞKAN - Şimdi sıra Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapılacak konuşmalarda diyecektim ama Sayın Çakır’ın söz talebi olduğunu görüyorum.

Buyurun Sayın Çakır, mikrofonunuzu açıyorum.

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Baluken hekimdir, iyi de bir hekimdir fakat son birkaç gündür, özellikle iki gündür avukatlık mesleğine olan ilgisini gözlemliyorum, özellikle Zaman gazetesinin avukatlığına dönük bir teveccühü olduğunu görüyorum.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Vekâlet savaşı, vekâlet savaşı!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Şimdi, eşyanın tabiatına uygun olan şey değişmedir. Sayın Baluken’in şu anda savunmuş olduğu Zaman ile bir yıl önceki, on yıl önceki Zaman elbette ki ne durduğu yer itibarıyla ne de savunduğu tezler itibarıyla aynı Zaman değildir; bunu geçmek isterim.

Ama daha önemlisi, Sayın Baluken’in cümlesinde kullanmış olduğu “AKP’nin Anadolu’yu bir operasyon hâline getirdiği…” cümlesine gelince bu elbette ki doğru değildir, elbette ki tashihi gerekir. Bölgede özel bir durum vardır, bölgede çatışma vardır ve bölgede partinin, daha doğrusu partinin de değil, doğru ifade etmek gerekir, Hükûmetin ve devletin ilgili güçlerinin terörle mücadelesi vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Baluken, dün burada -fırsat olmadı- bize bir fotoğraf gösterdi, o fotoğrafın arka fonuna da şu cümleleri yerleştirdi, dedi ki: “PKK’nın topu mu var, tankı mı var, tüfeği mi var?” Yaklaşık olarak bunları söyledi.

Değerli arkadaşlar, size iki tane fotoğraf hatırlatmak isterim: Bunlardan birisi Diyarbakır Çınar, diğeri de Mardin Nusaybin. Oradaki patlamayı ne bir top ne bir tank gerçekleştiremez.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bir ton.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Ancak tonla ilgili, kilolarca, yüzlerce, binlerce kiloya tekabül eden patlayıcılarla gerçekleştirebilirsiniz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terörizmle, teröristle, teröristlerle mücadele var.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Bütün sokakları da o bombalarla donatmışlar zaten.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken, dinliyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Grup Başkan Vekili “Zaman gazetesinin avukatlığı” şeklinde basın özgürlüğü üzerinden tarif ettiğim çerçeveyi tamamen çarpıtarak sataşmada bulunmuştur. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun, 69’uncu madde çerçevesinde size iki dakika süreyle söz veriyorum. Lütfen, cevap hakkınızı yeni bir sataşmaya meydan vermeyecek şekilde kullanınız.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Grup Başkan Vekili beni dikkatlice dinlemedi herhâlde. Ben, tutuklanan belediye başkanlarımızla ilgili, soruşturmaya çağrılan akademisyenlerin durumlarıyla ilgili, basın özgürlüğüyle ilgili gelinen aşamayla ilgili ve sermaye gruplarına da yandaş olmadığı zaman hangi süreçlerin işletildiğiyle ilgili son derece net tespitler yaptım. Hiç kimsenin avukatlığını burada yapacak değiliz. Bizim için, zulme uğrayanın, zulmü yapanın kimliğine bakmadan zulme karşı duruş göstermek ilkesel bir tutumdur.

HAMZA DAĞ (İzmir) – PKK zulüm yapmıyor mu? PKK’ya “Zulüm yaptı.” der misin? Demezsin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Zaman gazetesine yapılan haksız operasyonu eleştirmek için sizin bir zamanlar yaptığınız gibi cemaatçi olmak ya da cemaatle kol kola yürümek gerekmiyor.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Cemaat size destek verdiği için mi onlara ihtiyaç duyuyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Basın özgürlüğü üzerinden asgari müştereklere sahip bir demokrat olmak yeterlidir çünkü siz bu başlattığınız süreçle Türkiye’deki bütün muhalif sesleri, bütün muhalif basın gruplarını artık tamamen kilitlemenin arayışına giriyorsunuz.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Zamanın avukatlığını…

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bakın, Anayasa 30’uncu madde son derece net, bakın, çok net tarif ediyorum: “Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz.”

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O işliyor.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şimdi, daha önceki kayyum atamaları şirketlereydi ama ilk defa bir basın kurumuna kayyum atamak suretiyle siz, yarın öbür gün sizin aleyhinize tek bir cümle yazacak olan bütün basın kurumlarına kayyum atamanın yolunu açıyorsunuz. Biz, hiçbir zaman, Zaman gazetesi için işte, “Ateşte açan çiçektir.” demedik, “Bedel gerektiren süreçlerde cesur manşetleri atan gazetedir.” demedik, onların tamamını söyleyen sizsiniz. Bir zamanlar bu manşetleri kamuoyunun gözü önünde söylerken şimdi gelip bizi avukatlıkla suçlamanız, sizin içerisine girmiş olduğunuz çelişkinin bir yansımasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Gelmiş olduğunuz nokta otoriter, diktatöryal bir rejime doğru hızla gidiştir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın İhsanoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA EKMELEDDİN MEHMET İHSANOĞLU (İstanbul) -

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 mali yılı Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve Sayın Bakana ve Bakanlığın güzide temsilcilerine hoş geldiniz diyorum.

Ülkemiz, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana içte ve dışta yaşamakta olduğu en sıkıntılı günlerinde verdiği beka mücadelesini başarılı şekilde yürütmek mecburiyetindedir. Türkiye, bu var oluş mücadelesi için çok sağlam temellere oturtulan dış siyaset takip etmek ve ülkenin itibarını yüceltmek mecburiyetindedir. Bir ülkenin dış politikası esas itibarıyla millî menfaat prensibi üzerine dayalı olmalıdır. Millî menfaatin bütüncül olması için dış politika ile iç politika arasında sağlam bir korelasyon yani sağlam bir bağın olması gerekir. Dış siyaset ile iç siyasetin arasında uyum, tutarlılık ve birbirini tamamlayan özellikler olmalıdır. Burada sorulacak soru: Bugün bir elmanın iki yarısı gibi bölünmüş bir ülkede bu ne derece mümkündür? Buna ilave olarak, iç politikada kullanılan kutuplaştırıcı ve çatışmacı üslubun dış politikada kullanılması ne kadar isabetlidir? Saflarında yer almaya çalıştığımız ileri demokrasiye ait olan ülkelerde hiç görülmeyen bir tarzda, dış politika konularının medya üzerinden iç kamuoyunun desteğini sağlamak maksadıyla yüksek perdeden dillendirilmesi ne ölçüde bir ülkenin menfaatinedir? Bir ülkenin başarılı dış siyasetinin olması için uzun vadeli stratejik hedefleri olmalı ve bunlar arasında önceliklerin tayin ve tespiti gerekmektedir. Dış siyasetin hedefleri, konusu ne olursa olsun bir yapabilirlik kudreti, bir istiap haddi vardır, her ülkenin bu limitleri vardır. Dünyanın her derdiyle uğraşıp meşgul olmak ne ölçüde mümkündür? Dış politika sahasında kırk tarakta bezimizin olması acaba üstün bir meziyet midir?

Hükûmetin dış politikasının temelinde Sayın Dışişleri Bakanımızın ve iktidar adına konuşanların ifadelerine göre -tırnak içerisinde- “ilkeli duruş” ve -yine, tırnak içerisinde- “vicdan ve insan odaklı” olması vasfı bulunmaktadır. Bizim bu kavramlara itirazımız olmaz ama acaba bu kavramlar içeride uygulanıyor mu? Hele son iki gün içerisinde gördüğümüz hadiselerde bunlar… Ama bunları bir tarafa bırakalım, dış siyaset bakımından böyle güzel sözler söylersiniz, muhatapları üzerinde iyi tesir yaratıyorsa varsın olsun. Fakat şurada, ilkeli duruş, vicdan ve insan odaklı olma meselesinde benim iki tane, biraz basit, naif sorum var. Birincisi şudur: “İlkeli” olmak başka ülkelerin iç işlerine müdahale hakkını bahşeder mi bize? İkinci soru: “İlkeli” olmak bir tek Suriye’yle ilgili bir özellik midir? Suriye’nin sağında, solunda, biraz yakınında, biraz uzağında olan ülkeler için geçerli değil mi? Ben size bir örnek vereyim. Yine, Suriye’nin çok yakınında olan bir ülkede bir şair, hükümdarın hoşuna gitmeyen bir şiir yazmıştır ve bu şair müebbet hapse mahkûm olmuştur. Bizim burada, ülkemizde, şiir okuma hususunda acı bir tecrübemiz olmuştur ve buna karşı takdire şayan bir mücadelemiz olmuştur. Biz, bu zavallı şaire niye bu ilkeli siyasetimizi uygulamıyoruz?

Değerli arkadaşlar, bugün, 2016 yılının ilk yarısında nerede olduğumuza bakacak olursak, dış siyasette attığımız her adımın sağlam ölçülere uymadığını, ters düştüğünü görürüz. Üstüne üstlük dostlarımızı düşmana çevirdik. Cumhuriyet döneminde ilk defa başka bir ülkenin iç işlerine karışmaya başladık. Komşumuz Suriye’de iç savaşa su dökmek yerine başka şeyler döktük ve ikazlara rağmen, komşudaki ateşi söndürmek yerine biz ateşe maruz kaldık.

Kırmızı çizgiler çizildi. Kırmızı çizgiler, Kerkük’ten Bayır Bucak’a kadar geçti. Bütün bunlar unutuldu. Kala kala bir Halep kaldı, Halep’te de bugün ikinci bir Srebrenitsa olacağına dair uluslararası S.O.S işaretleri verilmektedir. O bakımdan, bu konuda biraz dikkatli olalım.

Şimdi, dış politikanın nasıl yürütüldüğüne dair ben bir örnek üzerinde duracağım, Başika kampı örneği. Başika kampı örneği şöyle başlıyor: Irak Başbakanı Sayın El Abadi, Ankara’ya 15 Aralık 2014’te geliyor. Sayın Başbakanımızla beraber yaptıkları toplantının sonunda Irak Başbakanı diyor ki: “Türkiye’yle her konuda; ekonomi, güvenlik, askerî konular dâhil olmak üzere iş birliği yapacağız.” Ve aynı zamanda IŞİD belasını işaret ederek uluslararası ittifaka işaret ediyor. Daha sonra, Musul Valisi Etil Nuceyfi’nin daveti üzerine -bunu, Sayın Savunma Bakanımızın bu kürsüde söylediği sözlere dayalı olarak söylüyorum- Mart 15’te biz asker gönderdik, gönüllülerin eğitimini başlattık ve Sayın Savunma Bakanımızın ifadesine göre, Amerika Birleşik Devletleri makamlarına haber verilmiştir. Zaten, Irak’ta buna benzer, Batılı ülkelerin faaliyetleri bulunmaktaydı. Her şey çok güzel, o noktaya kadar güzel fakat 4 Aralık 2015’te bizim Başika Zelikan kampına gönderdiğimiz takviye güç haberi üzerine, Irak Başbakanı diyor ki: “Bu, Irak’ın egemenliğine tevcih edilmiş bir darbedir, askerlerinizi derhâl çekiniz.” Biz diyoruz ki: “Bunu IŞİD için gönderdik, teröre karşı.” Buna da “Hayır.” diyorlar ve Amerika Birleşik Devletleri’nin savunma yetkilileri bu gönderdiğimiz takviyenin IŞİD'e karşı olmadığını ifade ediyorlar. 16 Aralıkta Başika kampındaki askerlerimiz IŞİD'in ateşlerine maruz kalıyorlar ve 4 askerimiz yaralanıyor ve aynı tarihte Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Sayın Biden Türkiye'yi Irak toprakları bütünlüğüne saygılı olmaya davet ediyor. 25 Aralıkta ise Arap ligine gidiliyor ve Arap ligindeki 22 ülke -hatırlatıyorum size, lütfen- oy birliğiyle Türkiye'yi kınıyor ve askerini çekmesini istiyor. 22 ülkeden 1 tanesi, 2 tanesi ya da çok samimi olduğumuz, bugünlerde iş birliği yaptığımız 2 ülkesi bari Türkiye'ye müzahir olsun, o da yok; müstenkif, çekimser olsun; yok. İyiliğimiz dokunan, himmetimiz dokunan, 22 ülkeden birçok ülke var, bari onlar bizim yanımızda dursunlar, o da yok. O zaman, ne demek bu? Bu, Orta Doğu siyasetimizin yanlış esaslar üzerine oturtulduğu ve yanlış icra edildiği manasına gelir. Çünkü burada, bizim de dilimize çok yeni giren “kardeşlik hukuku” meselesi mevzubahistir, kardeşlik hukuku Araplar arasında çok geçerlidir, bizde de geçerli olmaya başladı son günlerde.

Şimdi, aziz arkadaşlarım, burada, bugünkü Orta Doğu'daki politikamızın üzerinde durmak istiyorum. Dışişleri meselelerini uzun takip edenler bilirler ki, bizim Orta Doğu'da onlarca yıldan beri devam eden politikamızın temelinde 3 tane faktör var: Birincisi, İsrail’i devlet olarak tanımak. İkincisi Filistin halkının meşru haklarını… Başkenti Kudüs olmak üzere devlet kurma ve işgal edilen toprakların geri alınması dâhil, Türkiye Filistin halkının, devletinin ve hükûmetin yanında durmuştur. Üçüncü prensip, Arap ihtilaflarına girmemektir. Türkiye, İsrail’i 48’de bölgedeki tanıyan ilk devlettir. İlk tanıdığımızda Arap kardeşlerimiz “Niye tanıdınız, ayıp değil mi?” dediler fakat 1967 savaşında Arap kardeşlerimizin mühim bir kısmı dediler ki: “İyi ki tanımışsınız çünkü bizim onlarla konuşmamızı siz sağlayacaksınız. Kudüs’teki Müslüman dünyasının dinî ve tarihî haklarını Türkiye koruyabilir, iyi yaptınız.” Bugün İsrail’i tanımayan Orta Doğu ülkesi kalmamıştır. Bu Orta Doğu politikamızın temel kavramlarından bir tanesi Arap ihtilafları arasına girmemektir ve 1950’den bu yana Türkiye buna riayet etmiştir.

Şimdi, müsaadenizle biraz Suriye konusu üzerinde duracağım. Suriye’de hadiseler 2011’de Suriye’nin güneyinde gençlerin demokratik talepleriyle başlamıştır. Rejimin ağır şekilde bu hadiseleri bastırmasından sonra dış müdahalelerle iç çatışma ve vekâlet savaşları başladı ve Suriye hiçbir makul gerekçesi ve saiki olmayan mezhebî bir çatışmanın içine sürüklenmiştir. Şunu söylemek istiyorum: Suriye’de mozaik eskiden beri vardır, tarih boyunca vardır ve savaştan önce bu mozaik arasında bir çatışma potansiyeli yoktu. Çatışmanın ilk olduğu günlerde de bu değişik Müslümanlar, Şiiler, Hristiyanlar, Dürziler vesaire hepsinin kendi aralarında bir “coexistence” vardı, bir arada yaşama kültürü vardı, böyle bir şey yoktu fakat maalesef, şimdi oraya kadar sürüklendik.

Şimdi, aziz arkadaşlarımız, din ve mezhep ayrılıkları kullanılarak Suriye bu bedbaht akıbete sürüklenmiştir. Bunun neticelerinin bölgede zincirleme bir parçalanma ve bölünme; Iraklaşma, Lübnanlaşma veya Balkanlaşma hadiselerine yol açacağı bilinmeliydi. Hep söyledik ve tekrar ediyoruz: Suriye’nin ve bütün komşularımızın toprak bütünlüğü, merkezî hükûmetlerin bütün topraklarına egemenliği bizim temel tercihimiz olmalıdır. Bugün ülkemizde güneydoğuda yaşanan vahim durumun ve orada masum vatandaşlarımızın düçar olduğu büyük sıkıntıların, etrafımızdaki ateş çemberinden vareste olduğunu kim iddia edebilir? Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde ilk defa başka bir ülkenin içişlerine karışıyor. Bu konunun meşruiyet zemini olmadığı gibi, dış siyasetin temelini teşkil eden millî menfaat açısından akla ziyandır. Türkiye, Suriye’nin iç savaşının ötesinde Orta Doğu bölgesinde yaşanan paradigma değişikliğinin farkında olmalı, gelecek için siyasi hedeflerini bunun idrakiyle düzenlemeli. Zira, bu bölgede İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda hâkim güçler arasında el değişikliği yapılırken, Türkiye o dönemde Batı ile Doğu arasında dengeleri hassas bir şekilde planlayamadı ve sıkıntıya girdi. Bugün, bu bölgede belirli ölçüde benzer bir değişim vardır. Bunun yanı sıra, ayrıca Orta Doğu’da, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İran arasında doğan yeni güç dengelerinin unsurlarını iyi kavramak lazım ve bunlara göre yeni pozisyonlar tespit etmek lazım. Türkiye, siyasi planlamasını reel politik ve millî menfaat kıstaslarına dayandırmak mecburiyetindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz kasım ayında Rus uçağının düşürülmesiyle, Türkiye ikinci soğuk savaşın ilk sıcak temasını sağlamıştır. Hâlbuki kırk yılı aşkın soğuk savaş döneminde bir fiske dahi, bir kurşun dahi iki taraf arasında atılmamıştır. Türkiye, Rusya’yla neredeyse gelecek sene yüz yıllık savaşsızlık hâlini yaşamıştır ve soğuk savaş zamanında, 1953’ten itibaren Sovyetler Birliği Türkiye üzerindeki toprak talebinden ve egemenlik haklarını ihlal ettiği iddialarından vazgeçince, Türkiye ile Rusya arasında -Türkiye NATO üyesi, Rusya Varşova Paktı’nın başkanı ve Sovyetlerin dinamosu- bu iki ülke arasında, 1960’lı ve 1970’li yıllarda Suat Hayri Ürgüplü, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit zamanında çok önemli gelişmeler olmuştur ve Rusya Türkiye’ye, sanayi kurma konusunda başkalarının esirgediği krediyi, bilgi transferi ve teknik desteği sağlamıştır. Bütün bunları, bu zorlukları görüp de bu hâle gelmek, eski bir dostu yeni bir düşmana çevirmek gerçekten akıl alacak bir şey değildir.

Şimdi, sayın arkadaşlar, biraz önce söylediğim örneklerden hareketle eğer birtakım tahliller yapacak olursam derim ki: Birinci husus, bizim ihtiyacımız stratejik bir planlama yani birçok konuda her zaman heyecan, bazen samimiyet, bazen mecburiyet karşısında atılan adımlar, birinci adım. Birinci adım atılıyor, büyük heyecan yaratıyor, kamuoyunda çok güzel karşılanıyor, daha sonra ikinci adımın, üçüncü adımın ne olduğu, daha kötü şeyler olduğu görülüyor. Maalesef bu ilk adımlar atılırken arkasının düşünülmesi çok iyi gelir.

Şimdi, ikinci mesele, şahıs merkezli politikalar “Biz Esad’ı sevmiyoruz, onu düşüreceğiz.” Neyle düşüreceğiz? “Güçle düşüreceğiz.” “Biz Nuri Maliki’yi sevmiyoruz.” Nasıl düşüreceğiz? “Parlamentodaki öbür gruplarla şey edeceğiz.” “Biz Musul Valisi Etil Nuceyfi’yi seviyoruz çünkü ailesi bizim dostumuzdur, onun davetinde gideceğiz.” Böyle karar nasıl alınabilir, ben anlamıyorum. Kurumlar nerede? Diplomatik esaslar nerede?

Bu arada biz -Dışişleri Komisyonundaki arkadaşlar bilirler- başladığımız günden, Türkiye'nin değişik ülkelerle imzaladığı anlaşmalar, antlaşmalar, muhtıralar, zabıtlar geçiriyoruz; Türkiye’yle bilmem hangi ülke arasında müşterek film prodüksiyonu, Türkiye'nin falan ülkeyle balıkçılık sahasında mutabakat zaptı… Peki, Türkiye ile Irak arasında Başika Kampı için en azından bir mutabakat zaptı gerekmiyor muydu? Niye yapılmadı? Bu, biraz da Türkiye Büyük Millet Meclisini yok farz etmektir. Bunların yapılması lazım yani stratejik planlamada diplomatik esaslara riayet edilmesi ve şahıslara dayalı politikaların yürütülmemesi.

Şimdi, Sayın Bakan, zatıaliniz Bütçe Komisyonunda, 2002 yılında Türkiye’nin faal dış temsilciliklerinin sayısının 163 olduğunu ve bunun yakın zamanda 334’e ulaştığını yani 2 katına ulaştığını söylediniz. Bu, tabii, sevindirici bir şeydir, rakamlar büyüdükçe çok seviniyoruz. Fakat, benim itirazım olabilir. Yani yan yana, Afrika’da, Caribbean’daki küçücük ülkeler arasında, her yerde ayrı bir sefaret, bir büyükelçilik açmak isabetli midir -başka ülkeler bunu yapmıyor- onu bir tarafa bırakalım, bunun getirisine bakalım.

Biz 2008 senesinde yani 160 civarında temsilciliğimizin olduğu dönemde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin üyeliğine talip olduk ve ilk oylamada ülke 151 oy aldı. Parlak bir netice; 192’den 151 alıyorsunuz. Bu, Türkiye’nin itibarı. Bu fakirin de o çorbada tuzu oldu yani 50’ye yakın oy İslam İşbirliği Teşkilatının üyeleri arasından olmuştur.

Şimdi, gelelim, 2008’den 2014’e geçelim. Türkiye yine talip oldu. O doğru bir karar değildi. Çünkü, çok kısa zaman içerisinde Güvenlik Konseyi üyeliğine ikinci defa talip olmak akıllıca bir karar değildi. Fakat, varsın olsun; bir bakalım, nasıl oldu. İlk oylamada 109 aldık. Öbür sefer, ilk oylamada 151 aldık, burada 109 aldık. Peki, bari -aldığımız 109 oy- bir de etrafımıza baksaydık; oradaki hava bizim lehimize mi gidiyor, aleyhimize mi gidiyor, ona göre karar alıp çekilelim mi, kalalım mı… Çekilmedik, ikinci oylamada 73’e düştük, üçüncü oylamada 60’a düştük. Hâlbuki bu anda bizim dış temsilciliklerimiz 300’ün üzerinde. O zaman, 160’ın getirdiği neticeyle 300’ün getirdiği neticenin ne olduğuna biraz bakmak lazım.

Sayın Başkan, Türkiye, komşuları, müttefikleri, Avrupa Birliği ve Rusya’yla münasebetlerini yeniden sağlam komşuluk, dostluk ve ittifak esasları üzerine oturtmalıdır. Bu arada, Orta Doğu’da daha ileri bir yalnızlığa mahkûm olmamak için, Mısır’la ilişkilerimizin yeniden tesis edilmesi için gayret etmeliyiz. Ve diplomatik fırsatları kaçırmamak lazım.

Kıbrıs meselesiyle ilgili şunları söylemek istiyorum: Türkiye’nin millî davasıdır. Her zaman dış politikamızın öncelikli meselesidir. Son dönemde hızlandığını gördüğümüz çözüm sürecinde, Kıbrıs Türklerinin tarihî haklarının ve müktesebatının korunması siyasetimizin temeli olmalıdır.

1959 Zürih ve Londra anlaşmaları ve onlara bağlı olan ittifak ve garantörlük anlaşmalarının sağladığı hak ve müktesebatın korunması gerekir. Bunun yanı sıra, 1974 Barış Harekâtı’nın, zulüm ve gadre uğrayan Kıbrıs Türklerine fiilen sağladığı güvenlik ortamının korunması dikkat edilmesi gereken hususların başında. Yönetim şekli, mülkiyet ve toprak konuları, yeni anayasal düzen esasları ve diğer temel meseleler müzakere edilirken, biraz önce işaret ettiğimiz hususlar korunmalı ve Türk tarafının meşru hakları teminat altına alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanaatimce, Türkiye’nin hâlen içinde bulunduğu dış politika dar boğazından çıkması için, haleldar olan millî menfaatlerimizin onarılması için, itibarın yeniden tesisi için bazı hususlara dikkat etmek lazım.

Birincisi: Türkiye’ye, menfaatlerini gözetecek, komşularının toprak bütünlüğüne karışmayacak ve onların parçalanması karşısında çok sağlam duracak bir duruş lazım.

Dost ve müttefik ülkelerle karşılıklı saygı ve güvenilirlik duygularının yeniden tesis edilmesi, onlarla olan münasebetleri zedeleyen tavır ve davranışlardan kaçınılması lazım.

Dostları düşman hâline dönüştürücü söz ve eylemlere mahal vermeden, son dönemde atılan adımlar ciddi şekilde gözden geçirmeli.

Dinî hassasiyet ve mezhebî farklılıkların çatışma yapma eğilimlerine kesin bir şekilde karşı çıkmalıyız. Tarihimize ve medeniyetimize ters düşen dinde aşırılık tehlikesine karşı uluslararası iş birliğine destek vermeliyiz.

Dış siyasette, başta Dışişleri Bakanlığımızın değerli mensupları ve devlet kurumlarının politikaların oluşturulmasında daha aktif rol almalarını sağlamalıyız. Bunu da testiler bir bir kırıldıktan sonra değil, baştan yapmak lazım gelir.

Son olarak, parlamenter diplomasinin devreye girmesine imkân sağlanmalıdır. Sayın Bakanım, zatıaliniz Avrupa parlamenter diplomasisinin yıldızı oldunuz. Bizim buna ihtiyacımız var burada. Burada liste geldi bize hangi ülkelerle dostluk cemiyetleri, grupları kurulacak diye. Baktık ki en muhtaç olduğumuz ülkeler yok. Sorduk “Niye şu ülkeler yok, aramız kötü, bir düzeltelim.” dedik, “Efendim, Bakanlığın -Hariciyenin- bize telkini; bu ülkelerde, o karşı tarafta dostluk grubu yok, mütekabiliyet esası…” dediler. Burada mütekabiliyet esası misilleme manasına gelmez. Bizim millî menfaatimizin icabı bu ülkelerle dostluk grupları kurup onlarla beraber çalışmak, arayı bulmaksa lütfen bu hususta himmetinize ihtiyacımız var.

Son olarak diyorum ki: Ülkemizde son yıllarda oluşan dış politika ve stratejik araştırma kurumlarının birikimlerinden yararlanılmalıdır. Tabii, bunu ifade ederken, bu kurumlarda emrivaki politikaları haklı gösterenlerin dışında, en azından onlar kadar vatanperver olan, farklı görüş ve birikime sahip olanlara da kulak vermeliyiz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sözlerime son verirken… Tam yüz yıl önce dünyanın mukadderatına hâkim olan güçler “hasta adam” ilan ettikleri Osmanlı Devleti’nin mirasını kendi aralarında gizlice paylaştılar. O gün devletimizi idare edenlerin bazıları gaflet içinde, diğerleri başka hâllerdeydi. İstiklal Savaşı’mız olmasaydı bu vatana sahip olamazdık. Bugün ise, tam yüz yıl sonra, bölgenin parçalanmasına yol açacak bölünme şartları hazırlanmıştır ve B planıyla federalizmden yüksek seslerle bahsedilmeye başlanmıştır.

Dış politika konusu millî bir sorumluluktur. Burada iktidar-muhalefet çekişmesinin çok ötesinde, ülkenin yüce menfaatleri bahis konusudur. Ülkenin birlik ve beraberliği tehlikeye maruz kalınca her şeyi bir tarafa bırakmalı, millet ve Meclis yekvücut olmalı ve sağlam bir irade göstermeliyiz.

Bu yüce Mecliste bu anlayışın dışında kalacak kimsenin var olduğunu sanmıyorum, yeter ki Hükûmetimiz bu yolda sağlam adımları atmaya başlasın. Bu adımlar atıldığı takdirde ve o andan itibaren bütün Türkiye sizin arkanızda olmanın ötesinde, sizlerle beraber ülkemizi düçar olduğu Cumhuriyet Dönemi’nin en zor durumundan kurtarmak için iş birliği ve el birliği içinde olacaktır. Ülkemiz ve bölgemiz dönüşü olmayan meşum bir maceraya sürüklenmek istenmektedir. Türkiye’nin yeni pozisyonlar alması gereğini bir daha hatırlatarak sözlerime son veriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İhsanoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tanrıkulu.

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2016 yılı bütçe ve kesin hesapları üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yıllık bütçelerin ekonomik ve sosyal geleceğin bugünden görülmesindeki önemi çok büyüktür. Bu yüzden de milletimize güven veren, ayakları yere basan, bilimsel temelde üretilmiş kaliteli bütçeler iktidarların da âdeta karnesi olmaktadır. Bugün burada da 2016 yılı bütçesini görüşürken bu kaliteli bütçeyi arıyoruz ama maalesef bulamıyoruz.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün başlangıç ödeneklerine baktığımız zaman, tıpkı geçen sene bu kürsüde de söylediğimiz üzere, yeterince ve dünya şartlarında çevre ve şehircilik hizmetinin maalesef bu bütçeyle de karşılanamayacağını görüyoruz. Son yıllarda, Bakanlık, bütçesini artırabilme becerisini gösteremeyip mevcut olan bütçesini de verimli ve etkin kullanamayınca çağdaş, gelişmiş çevre ve şehircilik faaliyetlerinde bulunamayarak bizim her sene burada belirttiğimiz eleştirileri de maalesef haklı çıkarmıştır. Günümüzde dünyanın ekonomik ve sosyal olarak ileri ve gelişmiş ülkelerinde en önemli farklar, diğer geride kalmış veya “gelişme yolunda” diye kibarlaştırılıp söylenilen ülke kategorileriyle mukayese yaptığımız zaman, ileri ülkelerde karar vericiler ekonomik ve sosyal politikaları birbirine bağlı bir şekilde ve bunun farkındalığını da ortaya koyarak yürütmekteler ve bu politikaları bilimsel bilgiler ışığında yönlendirmektedirler. Ama, öte yandan, gelişmekte olan ülkelerse bunun tam tersini uygulamakta ve bunların büyük çoğunluğu da üretim ve istihdamlarını artırmak için daha çok eski üretim tekniklerini kullanarak çevreye ve insan sağlığına da birtakım olumsuz etkileri ortaya koyup hızla büyüme çaresini aramaktadırlar. Tabii, bu bir çelişkiyi de beraberinde getirmektedir değerli milletvekilleri. Çünkü ucuz ve eski teknolojiler, neticede belki düşük maliyetli birtakım üretim yollarını bize açmaktadırlar ama öte yandan da bir tuzağın içine bizi itmektedirler. Bu tuzak da şudur: Ucuz üretim ve hızlı ekonomik gelişme uğruna çevre kirliliği yaratarak o ekonomilerde üretim yapan insanların sağlığını bozan ülkeler, bu davranışın bedelini gelecekte çok daha düşük ekonomik büyüme yaşayarak da ödemektedirler ve bu bize bir çevre sözü olarak da geri gelmektedir. Çevre ve ekonomi yönetiminin bu etkiyi dikkate almadığını, maalesef, biraz önce de söylediğim gibi, bu bütçe anlayışında da görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, 64’üncü Hükûmet Programı’nda… Ki, şu anda elimde olan Hükûmet Programı’dır bu doküman. Bu doküman ile 2016 yılı Programı, sayın milletvekilleri, şurada oturan sayın bakanların da imzasının olduğu birer dokümandır ve her sene de yayımlanmaktadır. İşin enteresan tarafı şudur: Şimdi, 64’üncü Hükûmet Programı’nda şöyle bir ifade var, bakın, hep birlikte üstünden geçelim: “İnsanların ortak hayat alanı olan çevreyi korumak temel önceliğimizdir.” diyor bu doküman. Gene 64’üncü Hükûmet Programı’nın bir başka yerinde ise “Hükûmetimizin temel politika ve uygulama alanı çevre haklarına saygılı olmaktır.“ diyor. Şimdi, değerli milletvekilleri, enteresan olan, böyle bir temel öncelik alan Hükûmetin, şu gördüğümüz yıllık programda, sayın bakanlarının da imzası olan yıllık programda her ne hikmetse, her sene yılbaşında birtakım tedbirler alınıp bu tedbirlerin ilgili bakanlıklarca yürütüleceği belirtilmekte ve bir de süre konulmakta, bu süre de genellikle aralık sonu diye belirtilmektedir.

Şimdi, geçen seneki 2015 Yılı Programı ile bu seneki programı şöyle yan yana koyun, inanın, virgülü ve satırına kadar aynı tedbirlerin hep aralık sonunda alınacağı belirtilmiştir ve ne hikmetse de sayın bakanlar bunları gözü kapalı olarak imzalamakta ve bu tedbirlerin bir türlü de hayata geçirilmesine önayak olamamaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu programda, yani Hükûmetin kendi programında “Çevre haklarına saygılı olacağız.” diyen Hükûmetin geçtiğimiz yıl ve bu yılın başlangıç aylarında Türkiye’de yol açtıkları başlıca çevre felaketlerine şöyle bir göz atalım.

Değerli milletvekilleri, bunların en başında, 2012’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Artvin’in Kafkasör Yaylası Cerattepe bölgesinde, kamuoyunda iktidara yakın olduğu söylenilen bir holdinge maden çıkarma izni vermesiyle başlayan bir olaylar zinciri var. Biliyorsunuz, 2015 Ocağında idare mahkemesi bu şirkete verilen ÇED olumlu raporunu iptal etmişti ancak imdada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hemen yetişerek şirkete yeni bir ÇED izni verdi ve geçtiğimiz günlerde bunu yürürlüğe koydu. İşin ilginç tarafı, buralarda olaylar devam ederken Sayın Başbakan bu bölgeden gelen sivil toplum örgütü temsilcileri ve bu bölgede yaşayan insanların teşkil ettiği heyetle görüşürken aynı zamanda da şöyle bir söz verdi, dedi ki: “Hukuksal süreç bitene kadar bu çalışmalar duracak.” Fakat ne hikmetse, Sayın Başbakanın bu heyetle görüştüğü anda bile Artvin Orman İşletme Müdürlüğü yaklaşık 77 bin metrekare bir alanda maden arama ruhsatı vermeye devam etti, şantiyeler kuruldu, şirket faaliyetlerine hâlen devam ediyor değerli milletvekilleri. Başbakanın sözünün de ne kadar geçerli olduğu bu işlemlerden görülmekte. Tüm Türkiye’yi ayağa kaldıran bu doğa katliamında, maalesef, işte şu gördüğünüz programdaki “Çevre haklarına saygılı olacak.” sözü de bir kez daha çiğnenmiş oldu.

Bir diğer önemli olay, Antalya EXPO 2016. Şimdi, bakın, burada da çok ilginç bir olayla karşı karşıyayız. İzmir’in Ödemiş ilçesi Bademli beldesinde 1071 yılında dikilen ve “Türkiye'nin en yaşlı zeytin ağacı” diye bir unvan taşıyan ağaç, tam dokuz yüz kırk beş yıldır bağlı bulunduğu topraklardan sökülüp alınıp Antalya’ya taşındı ve orada da yine birilerine şov malzemesi hâline getirildi. Bir kez daha çevre ve doğa hakkı burada da çiğnenmiş oldu sayın milletvekilleri.

Bir başka konu, Türkiye'nin isteği üzerine Akkuyu Nükleer Santrali Projesi’yle ilgili olarak bir misyon çalışması yapan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu tespitlerini bir rapor hâline getirdi ve iktidara sundu, yıl 2014. Devlet sırrı gibi saklanan bu rapor bir süre sonra ortaya çıktığında görüldü ki iktidara bu alanda 24 tavsiye ve 15 öneride bulunulmuş sayın milletvekilleri ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı raporun güncelliğini yitirdiğini iddia etmiş ve rapordaki tavsiyelerin ve önerilerin hiçbirisi gene yerine getirilmemiş.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin dört bir yanında HES, kömürlü termik santraller, madenler, nükleer santraller, üçüncü köprü, üçüncü havalimanı gibi projelerle çevre ve doğa olumsuzlukları karşısında, şimdi komisyon sırasında oturan Bakanlık ve yetkililer maalesef vatandaşlarımız kadar bile gerekli duyarlılığı gösterememişlerdir. Gene hassas bir tabiata sahip olan İğneada’da nükleer santral yapılması tüm doğanın, longoz ormanlarının, korunması gereken türlerin son bulmasına neden olacak ama buna rağmen Bakanlık kendisine yöneltilecek olan bu yöndeki talebe karşı bile yine aynı duyarlılığı gösterememektedir.

Değerli milletvekilleri, AB standartlarında günlük ortalama 50 mikrogram/metreküp oranını aşmayan bir hava kirliği ölçümü var, buna “partikül madde 10” deniyor. Şimdi, Türkiye'nin birçok ilinde ve ilçesinde kat kat bu oranların arttığını görüyoruz. Daha enteresan olanı, yine AB standartlarında bu oranın yıl içinde günlük sınırı aşma sayısı eğer otuz beş günü geçiyorsa büyük bir sıkıntıyla karşılaşılıyor, otuz beş günü geçmemesi gerektiği kıstası da maalesef Türkiye’de yeterince uygulanmamaktadır.

Görüldüğü üzere, dengesiz bir kalkınma ve sanal bir büyüme etkisiyle on üç yıldır kentlerimiz, ormanlarımız, derelerimiz, doğal varlıklarımız ve yine tarım alanlarımız yok edilirken hava, su, toprak kirletilmekte ve doğal ve tarihî varlıklarımız da her geçen gün maalesef tahrip edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kamuoyunda sadece kentsel dönüşüm ve planlama yapan yani arazi ve bina rantıyla ilgilenen TOKİ benzeri bir kurum olduğu yönünde bir algı vardır. Bu algı maalesef, Bakanlığın kendi faaliyetlerinden çıkarılmaktadır. Bu algıya Bakanlığın icraatları yol açmaktadır. Şimdi, Çevre Bakanlığının çevreyle ilgili somut faaliyet ve yatırımlara daha çok yer vermesi gerekmektedir. Buradan da şuna gelmekteyiz, hâlen Türkiye'nin müstakil bir Çevre Bakanlığı ihtiyacı maalesef giderilememiştir. Hâl böyle olunca, şehircilik çevreyi yemekte ve yok etmeye de devam etmektedir; işin aslı budur.

Çevre ve şehircilik alanında uzun yıllardır biriken dağ gibi sorunların üstesinden gelineceği yerde, ortaya, yeni sorunlar -ki bunların büyük çoğunluğu Bakanlığın kendi eliyle yaratılmaktadır- ve hem rant kokusu hem de çevre ve şehircilik anlayışından, modern anlamdaki anlayıştan da giderek uzaklaşılması çıkmaktadır. Bu kapsamda ilk defa 1993 yılında yayımlanan ÇED Yönetmeliği’yle ilgili olarak bugüne kadar 18 kez değişiklikle karşılaşıyoruz sayın milletvekilleri ve işin ilginci, 18 kez değiştiriyorsunuz bu yönetmeliği ama AB mevzuatına ancak yüzde 3 uyum sağlayabiliyorsunuz. Hemen hemen her bakan değişikliğinde, Çevre ve Şehircilik Bakanı yeniden o koltuğa oturduğunda yenilenen yönetmelikte birtakım muafiyetler geliyor, birtakım istisnalar geliyor ve aynı zamanda, hukuksuzluklar da daha da artırılmış oluyor. Bakanlığın bugüne kadar verdiği olumlu ÇED raporlarıyla veya “ÇED iznine gerek yok.” kararlarıyla başta, temsil etmekten onur duyduğum İzmir kenti olmak üzere ülkemizin birçok yerinde doğa alanlarının nasıl talan edildiğini de görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Aralık 2015’te Paris’te Birleşmiş Milletlerin gözetiminde İklim Değişikliği Taraflar Konferansı toplandı biliyorsunuz. Bu konferansta, Türkiye'nin sera gazı emisyonlarındaki pozisyonu tıpkı Doha kentinde yapılan toplantıda olduğu gibi maalesef iç açıcı değil. Çünkü Türkiye'nin iklim değişikliğine millî katkısı, sera gazı emisyonlarında net bir azaltım hedefi yerine, artıştan azaltım hedefiyle sınırlı kalmış, bu çok önemli. Paris’te yapılan bu iklim zirvesinde “Küresel Karbon Projesi” diye bahsedilen proje kapsamında sera gazı emisyonlarındaki trendleri gösteren bir de bütçeleme yapılıyor, buna da “Küresel Karbon Bütçesi 2015” deniyor. 2015’te yapılan bu bütçe çalışmalarında geçen seneye ait verilere baktığımız zaman, dünyada küresel düzeyde emisyon artışı gerilerken Türkiye’de maalesef, tam tersi bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Dünyanın en fazla sera gazı salınımı yapan 14’üncü ülkesi olan Türkiye'nin sadece sera gazı artışı olmuyor, aynı zamanda, sera gazındaki emisyon hızlarında da artış meydana geliyor. Türkiye'nin 2005-2014 yıllarına şöyle bir genel olarak baktığımız zaman, ortalama emisyon artış hızımız yüzde 4 iken geçtiğimiz sene yani 2015 yılında Türkiye'nin emisyon artış hızı yüzde 7,4 olmuş, demek ki ciddi bir artışla karşı karşıyayız.

İklim değişikliğiyle ilgili bu olumsuzluklar bir yandan Türkiye’deki iklim performanslarına yansırken, diğer yandan da uluslararası endekslere de olumsuz olarak maalesef yansımış ve her yıl iklim zirvesi yapılırken tespit edilen, Küresel İklim Ağı tarafından yapılan İklim Değişikliği Performans Endeksi’ne de Türkiye'nin durumu yansımış. Buraya baktığımız zaman, sera gazı emisyonlarının yüzde 90’ından sorumlu 58 ülkenin değerlendirildiği bu endekste Türkiye maalesef 50’nci sırada ve iklim performansı açısından da “çok kötü ülkeler” arasında gösterilmektedir.

Değerli milletvekilleri, son on üç yıllık dönemde çevre mühendisliğini seçmek direkt işsizliği tercih etmek anlamına geliyor. Niye bunu böyle söylüyoruz? Bugün sayıları yüzlerce olan ve atama bekleyen çevre mühendisleri 2014 KPSS’sine girdiklerinden bu yana Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2 tane merkezî atama dönemi geçirmiş ve burada da sadece 17 tane çevre mühendisi almış. Geçen seneki 3’üncü merkezî atama döneminde yani 2015 Kasım ayında yapılan atama döneminde de herhangi bir çevre mühendisi istihdamı gerçekleşmemiş. Şimdi, çevreyle ilgili tüm görevleri üstlenmiş olan Bakanlık bu alanda eğitim almış gençlerimizi niye acaba göz ardı etmeye devam ediyor, buna da bir ciddi ihtiyaç var cevaplandırılması noktasında. Hâlen çevreyle ilgili konularda ilgili personel yani bu bahsettiğimiz çevre eğitimi almış olan arkadaşlarımız sadece prosedür tamamlamak ve bu konuların devamını getirmek amacıyla imza attırılmak suretiyle bir bürokratik işlemi yerine getiriyorlar.

Bakanlık tarafından AB mevzuatına uyum sağlanması gerekçesiyle müktesebattan çeviri yapılmak suretiyle gerçekleştirilen yönetmelik uyumları da maalesef Türkiye'nin gerçekleriyle bağdaşmıyor sayın milletvekilleri. Mesela, bunlarla ilgili en son kamuoyuna da yansıyan çok dikkat çekici bir konuyu size getireyim. Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği 2011 yılında yayımlandı. Çevre ve şehircilik il müdürlükleri birtakım atık kâğıt alımı yapan firmalara tebligatta bulunarak dediler ki: “Sokak toplayıcılarından alırsanız 140 bin liralık para cezası size vereceğiz.” Ve bunun devamını getirerek bir başka kısıtlama yaptı; toplama, ayrıştırma tesislerinin kendi aralarındaki ticarete de birtakım kısıtlamalar getirildi. Şimdi, hâl böyle olunca sayıları belki de on binleri bulan bu, kamuoyunda “sokak toplayıcısı” diye bilinen vatandaşlarımız yönetmelik kapsamında cezalandırılmaktadırlar ve alın terleri de hiçe sayılmaktadır. Şimdi, bunu niye önemsiyorum değerli arkadaşlar? Çevre Koruma Vakfı bu konuda yaptığı araştırmada sokak toplayıcılarının geri dönüşüm konusunda çok ciddi bir çalışma yaptıklarını ortaya koyuyor. Verilere göre, bunların kâğıt, karton, kompozit ahşap gibi geri dönüşüme gidebilecek olan malzemelerle ekonomiye kazandırdıkları ağaç sayısı yaklaşık 3 milyon 820 bin. Bakın, çok ciddi bir rakam. Bu itibarla, mevzuat yapıyorsanız bu mevzuatların Türkiye’deki şartlara uyumunu sağlamanız gerekir.

Değerli milletvekilleri, bugün yaklaşık 18 bin personeliyle yüz altmış sekiz yıldır hizmet veren Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüz var. Ancak bu genel müdürlüğümüz bugün vekâleten yönetiliyor. Hukuk müşavirliği, iç denetçilik gibi görevler normun altında kadrolarla çalışmaktalar ve kurumun üst yönetimi de âdeta siyaset kurumunun altında ezilmekte. Her yıl dile getirdik, geçen sene de burada söylüyoruz, tapu müdürlüklerinde çalışan personelimiz yıllık yaklaşık 7 milyon işlemin altında boğulmaktalar. Sayın Bakanım, bakın, bu personelin çok ciddi bir talebidir, size bağlı ilgili bir genel müdürlüğün de ciddi bir problemidir. Hâlen yeterli bir personel istihdamı sağlanamıyor burada çalışanlara ve burada çalışanlar döner sermayeden istedikleri ücreti de alamıyorlar, bir diğer sıkıntı. Sizin kendi tespit ettiğiniz normlara göre iş planlarında her memurun günde 4 işlem yapmasını öngörüyorsunuz ancak işin esasına baktığımız zaman bu memurlar günde 8 ila 12 işlem yapacak şekilde norm kadroları da düşürmekteler ve bu ağır iş yükünün altında da ciddi bir şekilde ezilmekteler.

Genel müdürlük, gayrimenkul değerleme yüksek lisans eğitim verilmesi için Ankara Üniversitesiyle bir protokol anlaşması yapmış. Bakın, burası da çok ilginç, burada personeline eğitim aldırmış ancak kurum Dünya Bankasından aldığı kredilerle bu gerçekleştirdiği Tapu ve Kadastro Modernizasyon Projesi 2’yi hayata geçirmesi gerekirken, onlarca memuruna eğitim aldırırken, daha sonra gayrimenkul değerleme birimini kapatarak süreci Sermaye Piyasası Kuruluna havale etmek istemektedir. Burası da anlaşılacak bir şey değildir. Siz, bir projeyi hayata geçiriyorsunuz, eğitim aldırıyorsunuz, bir maliyeti var ve sonunda o birimi kapatmayı düşünüyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü üzere, çevre ve şehircilik alanında yapılacak çok iş var ama Bakanlığın, maalesef, öngörülen bu yetersiz bütçesiyle birtakım işleri yapmak bugün için mümkün gözükmeyecek. Çevre ve şehircilik alanındaki beklentiler artık bir başka bahara kaldı.

Son tahlilde şunu söyleyeceğim: Bütçe bir tercihler demetidir. Eğer siz tercihlerinizi ekonomik ve sosyal düzenin veya istikrarın sağlanmasında kullanırsanız mesele yok ama tercihlerinizi çevre ve doğanın katledilmesine yol açmakta kullanırsanız işte o zaman, maalesef, gelecek nesillerimiz bu güzel ülkemizden yeterli pay alamayacaktır.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Baluken, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in sosyal medyada paylaştığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, demin burada, Türkiye’deki siyaset yapma özgürlüğü, düşünceyi ifade, örgütlenme özgürlüğü ve basın özgürlüğüyle ilgili karşı karşıya kaldığımız operasyonel süreçlerle ilgili bir tespit yaptım ve bunu Genel Kurulun ve Türkiye kamuoyunun bilgisine sundum.

Buradaki tartışmalar ortadayken, bu tartışmaları izleyen ve şu anda da Genel Kurulda bulunan, AKP’nin Antalya milletvekili, benim yaptığım değerlendirmeleri sosyal medya üzerinden “‘Mahkeme kararıyla -paralel vatansızlara- kayyum neden atandı?’ diyen HDP’li İdris Baluken’in çırpınışları ibret verici!” diye sunmuş. Öncelikle bu tavrı kınıyorum. Varsa, bizim söylediklerimizle ilgili söyleyebilecekleri cesur tutumlar var ise çıkar bu kürsüden cevap verirler.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – “Tweet” atma özgürlüğümüz yok mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekili, bir saniye…

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şunu özellikle hatırlatmak istiyorum Sayın Başkan: Bu bahsedilen paralel yapıyla ilgili “Ankara’da parsel parsel sattık.” diyen bizim partimiz ya da siyasetçilerimiz değil. “Ne istediler de vermedik?” diyenler bizim siyasetçilerimiz ya da partimiz değil. Kol kola verip belediye başkanlarımızın, vekillerimizin bulunduğu 10 bin arkadaşımızı cezaevine gönderen yine başka bir siyasi parti değil, AKP iktidarının ta kendisi. Dolayısıyla, ortada gelinen durumda bir terör örgütü tanımlaması var ise AKP önce bir kendi konumuna baksın yani bu terör örgütünü kollayan, büyüten ve bütün dünyaya yayılmasını sağlayan pozisyonunu bir gözden geçirsin, olası bir cesur savcının çıkması durumunda da hangi siyasi pozisyona gireceğini iyi hesap etsin.

Şimdi, ben neyin ibret verici olduğunu ifade etmek açısından da çok kısa bir, yine, mesaj okuyacağım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, buyurun tamamlayınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …26 Aralık 2012’de Recep Tayyip Erdoğan’ın Hidayet Karaca’ya gönderdiği mesaj, Samanyolu Yayın Grubu Başkanı, şu anda da cezaevinde: “Kurulduğu andan itibaren televizyon yayıncılığımıza farklı bir boyut kazandıran Samanyolu Televizyonunun 20'nci kuruluş yıl dönümünü tebrik ediyor, kuruluşta emeği geçenlere ve tüm çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle etkinlik kapsamında muhterem Fethullah Gülen'in gönül yolculuğunu anlatan Kırık Mızrap eserinin güzide sanatçılarımız tarafından musiki eşliğinde yorumlanacak olmasını da heyecan verici bulduğumu ifade etmek isterim. Muhterem Fethullah Gülen'e gönül telinden süzerek inşa ettiği tüm o mısralar için, o mısraları musiki ile buluşturarak farklı bir güzellik katan sanatçılarımıza da emekleri için ayrıca teşekkür ediyor, ellerine, dillerine, gönüllerine sağlık diyorum.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, nereden nereye savrulma…

Sayın Başkan, son cümlem…

BAŞKAN – Buyurun, son cümlelerinizi lütfen…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bu kadar mı dokundu ya?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutarsızlık, ilkesizlik ve savrulmanın ne boyutta olduğu ortada, hangi tutumun ibret verici olduğunun takdirini Genel Kurulun ve Türkiye kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Zühal Topcu, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının 2016 bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Beşinci yıla girdi, dört yıldır bu Mecliste, bu yüce Mecliste vekillik yapıyoruz; gerçekten, burada söylenilenlerin iktidar partisi tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadığına da şahitlik ediyoruz. Ne denildiyse, 2002’den itibaren, biz yoktuk ama, ben yoktum ama, en azından 2011’den beri söylediklerimiz hiç dikkate alınmadı. Daha önceki söylenilenlerin de dikkate alınmadığına yönelik de elimizde verilerimiz mevcut. Ama yapılan yanlışlardan hiçbir şekilde ders almayan AKP iktidarının, yaptıkları yanlışların ve hataların da üzerini örtbas edecek şekilde, karşıdakini ve muhalefeti suçlayarak, böyle bir bastırma ve baskın psikolojisi içinde hareket ettiğini de görebiliyoruz.

Diğerlerinde de görüyoruz ama şu anda Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi söz konusu olduğu için buna çok yakından şahitlik ediyoruz. Yıllardır söylüyoruz, geçen yılda, daha önceki yılda her yıl olduğu gibi millî eğitim bütçesi gündeme geldiğinde, bizim buradan, AKP iktidarının millî eğitim alanındaki yaptığı yanlışları sürekli olarak istatistiki verilerle ve diğer doğru verilerle ifade etmemize rağmen, sayın bakanlar, burada kürsüye çıkıp “O işin aslı öyle değil.” deyip, bazı atraksiyon ifadelerle, süslü ifadelerle, “Yapacağız, yapılacak, işte onlar şöyle olacak, komisyonlar hazırlandı, hazırlanıyor.” şeklindeki ifadelerle geçiştirmeye çalıştılar ve gördük ki, inanın, artık, bu iş AKP’yi çoktan aştı. AKP’nin yapacağı iş değil artık. Bu işler yürek istiyor, bu işler gönül istiyor, başarılı olmak için bu işler sevda istiyor; AKP’nin de bunu yapacak yüreği de yok, gönlü de yok, sevdası da yok.

Birazdan rakamları açıklayacağız ve göreceğiz ki, inanın, Millî Eğitim Bakanlığını bütün verileri açısından değerlendirdiğimizde yerlerde sürünüyor ve “İnsan yetiştiriyoruz.” diyoruz. On dört yıldır sürekli olarak “pardon” ifadeleriyle geçiştiriyoruz ve “O olmadı.”, “Bu tutmadı.”, “Başka bir şey verelim mi?”, “Başka bir şey yapalım.” şeklindeki tekliflerle geliniyor.

Kalite nerede? Soruyoruz: Öğrenci başarısı nerede, öğretmen motivasyonu, yönetici motivasyonu nerede? Sorduğumuzda cevap yok, sürekli olarak geçiştiriliyor. Bunun için ulusal ve uluslararası kriterler var. Bu kriterlere baktığımızda, inanın, hem içerideki kriterleri baz aldığımızda ve hem de uluslararası kriterleri baz aldığımızda on dört yılda katettiğimiz mesafeler açısından içler acısı hâlimizi görebiliyoruz. Birazdan bahsedeceğim onlardan.

Ama ilk olarak bahsetmek istediğimiz, şu anda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanmakta olan, bizzat yaşadığımız eğitimin içler acısı hâli karşımızda durmaktadır. Biz, yine bu kürsülerden “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde neler oluyor?”, “Okullarda PKK’lı teröristler tarafından terör örgütünün propagandası yapılıyor.”, “Okullar açıldı, işte, okullarda İstiklal Marşı dahi okunmuyor.” dediğimizde, Sayın Bakan, o şekilde olmadığı veya haberinin olmadığı veya öyle bir bilginin kendisine gelmediği yönünde burada cevaplar verdi ama şu anda gördü ki, bizzat kendisi şahitlik ediyor, artık o okullara gidilemiyor. Orada 17 bin öğretmenimiz var, bakın, 362 bin öğrencimiz var ve 1.556 yakılan veya kapatılan okul var.

Şimdi, burada, Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprakları içerisinde siz eğitimden bahsedemiyorsunuz, eğitimin nasıl gittiğine, geleceğinin nasıl oluşturulacağına yönelik olarak bir planlama sunamıyorsunuz. Önümüzdeki hafta çocuklarımız, öğrencilerimiz sınavlara girecek, onlara gerçekten bir gelecek hazırlayamıyorsunuz ve bunları tekrar soruyoruz: Ne yapacaksınız? Geçen yıl, ondan önceki yıl ve daha önceki yıllar sorduğumuzda, “Bunlara dikkat edin, başınıza iş açacaktır. Yarın buralara gidemeyeceksiniz.” dediğimizde hiç sesiniz çıkmamıştı. Biz şimdi tekrar soruyoruz: Acaba nasıl bir planınız var? Bunları artık, bu milletle, özellikle bu yüce Meclisle paylaşmanızı istiyoruz.

Çünkü buralarda, Türkiye’de artık öğrencinin adı yok, öğretmenin adı yok, insanın adı yok, bu milletin de adını artık yok etmeye yönelik olarak çalışmalar ve çabalar da devam etmektedir. İnanın bu iktidarla beraber bütün değerlerimiz yıpratıldı, bütün değerlerimiz. İnanın artık insanlar, çocuklarımız, gençlerimiz, öğrencilerimiz birbirlerine sevgi dilini kullanamıyorlar, birbirlerine muhabbet dilini kullanamıyorlar, iletişimi kaybettik, iletişimi unuttuk artık, inanın kaos ortamı var, bunun bir an önce giderilmesi lazım.

Buradan, yine, hem iktidarı hem de Bakanlığı uyarıyoruz ve inanın düşmanca dili artık şu anda kullanır hâle geldi. Diyoruz ki: Bunun bir kanıtı olarak da geçen hafta Diyarbakır Valiliğinden bütün okullara bir talimat gitti. Okullarda terör propagandasını engellemek için birtakım yasaklar konulmuş. Acaba vaktiyle dediğimizde neden bunları dikkate almadınız? Yapılan bir anlaşma mı vardı? Yani o “çözüm süreci” derken büyük bir ihanet sürecinin gerçekleştirildiği dönemde, soruyoruz o zaman “Neden suskun kalındı?” Bunların cevaplarını istiyoruz. Çünkü öğretmenler örgüt propagandası yapıyorlar, akademisyenler de örgüt stratejisi oluşturuyorlar.

“Dindar gençlik yetiştireceğiz.” dendi, kindar gençlik geldi. Biz istiyoruz ki çocuklarımız ve gençlerimiz dinini, diyanetini, değerlerini, örfünü, ananesini öğrensinler. Özellikle imam-hatip okullarımızın açık tutulması için elimizden gelen gayreti yaptık. 4+4+4’te Kur’an-ı Kerim ve siyer derslerinin konulması için elimizden gelen gayreti yaptık. Özellikle 28 Şubatta bile biz elimizden gelen çalışmaları, özellikle bu okulların kapatılmamasına yönelik olarak yapmıştık. O zaman neredeydiniz? Soruyoruz: Neredeydiniz? Şimdiki laflara bakıldığında, sanki gerçekten istemeyen varmış gibi böyle bir kavramsallaştırma içerisine girmiş bulunuyorsunuz. Şu anda gençlik kutuplaşmış durumda, vatandaşlar kutuplaşmış durumda. Artık, inanın, patlamaya hazır bir kıvılcım bekliyorlar -Allah korusun- bu millet bunu hak etmiyor, buradan uyarıyoruz.

Bakıyoruz: Bu kaos ortamının, gerçekten kabul edilemeyecek ortamın yansımaları baktığımızda, sigara içme yaşı 10’a düştü, uyuşturucu madde kullanma yaşı 12’ye düştü. İnanın artık, öğrencilerimizi, çocuklarımızı teker teker kaybediyoruz. Özellikle son günlerde gündemde olan taciz vakaları, tecavüz vakaları artık, okullarımıza sıçradı, öğretmenler ve müdürler tarafından yapılmaya başlandı. Kayseri’de, eğer o çocuğumuz intihar etmeseydi basına yansımayacaktı. Bu nasıl tedbirdir? Biz okullara güvenemeyecek miyiz? Biz, gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti devletinde görev yapan bütün öğretmenlere ve müdürlerimize güveniyoruz, saygı duyuyoruz. Ama, AKP iktidarının uyguladığı politikalar bu ülkeyi ne hâle getirdi? Nasıl bir kamplaşma ve kutuplaşma içine soktu ve okulun, bu olayı, bu taciz olayını bilmesine rağmen kapattığını da ne yaptı? Gün yüzüne serdi. Artık, diyoruz ki: “Bu olayların ortaya çıkmaması için tedbiri baştan önleyici tedbirler olarak almanız lazım.” Yani, bunların, hukukun ve adaletin gerektirdiği en ağır cezalarla da cezalandırılması gerekiyor.

Demin dedik ki: “Öğretmenlerimiz mutsuz.” Çünkü öğretmenlerimize artık, 3600 ek göstergenin verilmesi lazım. Öğretmenlerimize yıpranma payının verilmesi lazım. Öğretmenlerimizin hakkı parayla satın alınmaz, emeği parayla satın alınmaz ama en azından günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli bir maaşın da onlara verilmesi lazım. Ama görüyoruz ki 3600 ek göstergenin ve yıpranma payının verilmesinden bu iktidar imtina etmektedir. Bir an önce bu kararın çıkarılması lazım. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunun kanun teklifini verdik. Bir an önce bunun yasalaşması ve hemen de uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.

Okullarda verilen başarı ödülleri var. Demin yine motivasyondan bahsettik. Acaba bu başarı ödülleri kime gidiyor, hangi şube müdürlerine, hangi öğretmenlere gidiyor, nerelere veriliyor? Acaba “malum-sen”in üyelerine mi gidiyor? Bir bakın bakalım. Kendi iradeleriyle mi seçiyorlar bu sendikayı? Zorlama var mı? Bunların artık gün yüzüne çıkarılması lazım. Bu ödüller, başarı ödülleri nerelere gidiyor?

Öğretmenler de içlerine kapanmış durumdalar. Şu anda elimizdeki verilere göre, bilmiyorum, tam Millî Eğitim Bakanlığından gelmiyor ama sendikalardaki verilere göre, 72 bin tane ücretli öğretmen var. Öğretmenin ücretlisi olmaz arkadaşlar. Biz çocuklarımızı emanet ediyoruz bu öğretmenlere, diyoruz ki: “Eti senin, kemiği benim.” Yıllar önce bu şekilde verdik. Diyoruz ki: “Al bunu yetiştir.” Okullara teslim ediyoruz. Ama ücretli bir şekilde yapılamaz bu. Bunların da bir an önce, bu sistemin ortadan kaldırılıp ve atamaların gerçekleşmesi lazım.

Öğretmen atamalarının da bir an önce ihtiyaca göre yeniden yapılandırılması gerekiyor.

Okullarda güvenliğin acilen alınması lazım. Öğretmenlerin de güvenlik memuru olarak istihdam edilme durumundan da kurtarılması lazım. Ayrıyeten, öğretmenliğin yanı sıra bir de okuldaki güvenlik problemlerini önlemeye yönelik de görevlendirmeler yapılmaktadır, bundan da bir an önce vazgeçilmesi lazım.

Eş durumu atamalarına göre bakıldığında, aynı ile atanıyor ama İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde ilçe farklılığı olduğunda, bu, işte, diyelim ki bir ilçeden diğer bir ilçeye gidiş eşler arasında farklı ilçelerde olunca bu, yine öğretmenlere zulme dönüşüyor. Onun için bunların da dikkate alınması lazım.

Bir diğer konu, yeni atanan öğretmenlere, atanacak olan danışman öğretmenlere geldiğimizde, bunlara da inanın dikkat edilmesi lazım. Sayın Bakan, belki biraz hani sempati kazanmak için “Bir öğretmenin danışmanlığını ben alıyorum.” dedi. Diğer işte, Millî Eğitim bürokrasinin de danışmanlık alacağına yönelik ifadeleri, bir beyanatı olmuştu. Yani Sayın Bakan, biz sizi zor görüyoruz, acaba danışman öğretmen adayımız nasıl görecek, onları bilemiyorum.

Bir de, yani zannedersem, Sayın Müsteşarımız işletme mezunu. Nasıl danışmanlık yapacak bilmiyorum ama… Yani oradakiler özellikle millî eğitimin plan ve programını hazırlarlarsa doğru düzgün biçimde, bırakalım öbür danışmanlık hizmetlerini de gerçekten tecrübeli hocalarımız yapsın; onları da dikkate alalım.

Millî Eğitimde 4/C’li memurlar var, çeşitli yerlerde istihdam ediliyor. Bunların bir an önce, 4/C kanunu geçirilerek, kadroya alınmaları gerekiyor ve okullardaki fazla mesai ücretlerinden hizmetlilerin de faydalanmasını istiyoruz.

Türkiye’de hâlâ ikili eğitim yapan okullarımız var. İlkokul ve ortaokulda 10 bin okul ikili eğitim yapmakta ve 1.200 lisede de yine ikili eğitim yapılmaktadır.

Meslek liselerine gelince; başarı sıralamasına baktığımızda, en düşük puanla öğrenci alan ve üniversiteye giriş başarı sıralamasında da en altta yer alan okullar arasında meslek liseleri geliyor ve gerçekten “Meslek lisesi memleket meselesidir.” diyoruz. Eğer biz, meslek liselerinin kalitesini yükseltmezsek, orada eğitim alan çocukların özelliklerini, katma değer üretme becerisini yükseltmezsek çok fazla bir şey yapabileceğinizi de ummayın diyoruz.

Özellikle temel lise ve açık liselere geldiğimizde işlerin iyice karmaşık hâle geldiğini söyleyebiliriz. Çünkü şu anda açık liselerde neredeyse 1,5 milyona yakın öğrenci var ve temel liselerde de 183 bin öğrenci var. Temel liseleri biliyorsunuz, dershanelerden dönüşen okullar bunlar ve bugün çok yüksek puanlarla öğrenci alan, gerçekten Türkiye’nin gözde okulları olan ve Anadolu lisesi olarak ifade edilen okulların son sınıfları boşalmış durumda, buralara geliniyor. Açık liselerdeki çocuklar nereye gidiyor, nasıl eğitim alıyorlar, kontrol edilemiyor. Onun için bir eğitim sisteminde çocuğun okula gidip belli bir iletişim ortamı içerisinde öğretmeniyle, model alabileceği, kendisini modelleyebileceği, güzel davranışları örnekleyebileceği bir ortamda yetiştirilmesi lazım. Ama -görüyoruz ki- 1,5 milyon öğrencinin bugün açık liselerde eğitim yaptığını da söyleyebiliriz.

TEOG’a geldik. TEOG skandalı hâlâ devam ediyor, biliyorsunuz, soru hatalarından sonuçlara yönelik veya uygulamalarına baktığımızda. Onun için, yakında da çocuklarımız yine sınava girecekler. Artık yakında sınav sonucunda da sonuçlarını alabiliriz.

Üniversite sınavına geldiğimizde, bir önceki konuşmamda da bahsettim ama şu anda tekrar vurgulamak istiyorum ki Türkçe ortalaması altı yıl öncesine göre inanın, 6 puan düştü. Matematik ortalaması yine, 6-7 puan düştü. 2010 yılında 11,4 iken matematik ortalaması 2015 yılında 5,2; 40 sorudan 5 soru yapıyor bu çocuklar. Yazık, günah! Bu çocukları on dört yıl okuttuk biz burada, bu okullarda. 7 yaşında okula başlayan bir çocuk şu anda üniversitede. Evet, işte, AKP’nin aslında eğitim tablosu bu, eğitim göstergesi bunlar yani şu anda elimizdeki veriler.

PISA’ya geldik. Birkaç gün önce PISA’nın 2016 sonuçları açıklandı. Yine bakıyoruz… Türkiye’ye baktığımızda matematikte 45’inci sıradayız, OECD ülkelerinin altında yine, fen bilimlerinde 41 ve okuma becerisinde 37’nci sıradayız. Hani, nerede o büyük ülke olmak, 2023’ün 10 büyük ekonomisine girmek? Eğer gerçekten bunu isteseydiniz her şeyin kuralı kuralına, bütün planı programı yerine getirerek uygulanması lazımdı. Her bakan geldiğinde sistem değişmez, her müsteşar geldiğinde sistem değişmez. Bu ülkenin eğitiminin bir sistemi vardır, onun devam etmesi lazım.

Şu anda okullarda FATİH Projesi var. Acaba kaçıncı kez ertelenecek FATİH Projesi, 7, 8… Akıllı tahtalar duyuru panosu olarak kullanılıyor. Nerede FATİH Projesi? Asrın projesiydi, ne oldu? Elinizde patladı FATİH Projesi. Bir de yurt dışındaki ülkeler örnek alacakmış! Neyi örnek alacaklar? Ertelemeyi mi örnek alacaklar, bunun başarısızlığını mı veya ekonomik kaynaklarda yapılan birtakım yolsuzlukları mı örnek alacaklar? Bunları sormak istiyoruz. Yani FATİH Projesi’nin bu millete ve bu Meclise açıklanması lazım.

Diyoruz ki, şu anda görevden alınan ve bankamatik memuru olarak görev yapan 1.706, gerçekten iyi yetişmiş, şube müdürü var. Bunların görevlerine iade edilmesi lazım. Bir insan kolay yetişmiyor. Şu andaki müdürlere baktığımızda, görevden alınan, mahkeme kararıyla görevine iade edilen ama görevine başlatılmayan müdürlerimiz var. Hani nerede adalet, hani nerede hukuk? Biz onları arıyoruz.

Yeni Türkiye'de her şey çok güzel olacaktı. Öyle bir masal anlatıldı ki, böyle her taraf pembeydi, pembe panjurları vardı, öyle mi? Yani bilmem işte, her şey güllük gülistanlık olacaktı; adalet, demokrasi yeni Türkiye’yle gelecekti ama gördük ki yerine atanmayan müdürlerle adaletin işlemediğini, bu masalın patladığını gördük.

Değerler yok oldu çünkü artık öğrencilerin modelleyeceği insanlar kalmadı, demokrasiyi katlettik. Demokratik bireyleri yetiştirebilmemiz için model olmamız lazım, örnek olmamız lazım. Kimin? Özellikle yöneticilerin. Her gün televizyonda boy gösterenlerin kullandığı dile de, bilmem işte, kullandıkları bütün kavramlara da dikkat etmeleri gerekiyor. İnanın çocuklara adaleti hangi güzel örneklerle anlatacağız? Bunların açıklanması lazım. Çocuk görüyor televizyonlarda yani “Anayasa’yı da tanımam” diyor, işte, şunu da bilmem diyor. Demokrasiyi nasıl anlatacağız bunlara? Onun için tekrar diyoruz ki, bu ülke bizim, başka gidecek hiçbir ülke de yok.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Mevlüt Karakaya, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler ve ÖSYM’yle ilgili bütçe konusunda söz almış bulunuyorum partim adına. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerin temel amacı, bilgiyi üretmek, yaymak ve kullanılabilir hâle getirmektir. Üniversitelerimiz bu üç konuda Türk toplumuna karşı sorumluluğunu maalesef yerine getiremez hâldedir. Bologna Süreci’nin bir gerekliliği olan iş piyasasının taleplerine uygun eleman yetiştirme davranışı, üniversitelerin temel amacı olan ilim ve bilim icrasını gölgede bırakmıştır. Bugün evlatlarımızdan biri, bir edebiyat yahut bir mühendislik bölümünden mezun olduğunda “Dört yıl boyunca ne yaptın?” sorusuna diplomalarından başka bir şeyle cevap veremez hâldedir. Üniversitelerimizin öğrencilerimize sağlamakla yükümlü olduğu entelektüel bilgi birikimi ve kapasite, diplomanın kendi başına bir amaç hâline gelmesinin gölgesinde kalmıştır.

Bugün dünyada iki ana trend olduğunu görüyoruz. Birincisi: Temel bilimlere yeterli ölçüde yatırım yapmak. Ama, gelin, bakın ki ülkemizde bugün fizik ve kimya bölümlerini tercih eden bir tek öğrencinin olmadığı üniversiteler var.

İkincisi: Disiplinler arası çalışmaları yaygınlaştırmak. Bugün yaşadığımız dünyanın meselelere farklı boyutlardan yaklaşmasını ve ele alınan meselelerin bir değer olarak ortaya çıkarılmasına katkı verecek disiplinler arası çalışmanın yeterli olmadığını çok rahatlıkla ifade edebiliriz. Üniversitelerimizin maalesef -özetle- bir bilim politikası yok. Ne olursa olsun üniversite sayılarını artırmalı mıyız? Bugün 200’e yakın üniversite olduğunu söylüyoruz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak üniversitelerin sayısının artmasına kesinlikle karşı değiliz ama nicelik olarak niteliğin de önemli olduğunu söylemekteyiz. Ancak, fiziki alan ve akademik kapasitelerine bakmadan maliyet analizleriyle, başa baş noktası hesaplamalarıyla apartmanlarda diploma firmaları kurulmasına da karşıyız. Çocuklarımızın belki üç beş yıllarını alıp oyalama söz konusu olabilir ama mezun olduktan sonra diplomalı işsizler ordusuna katkıdan başka bir faydası söz konusu olmayacaktır.

“Tek başına, iş başına” dediniz, tek başına geldiniz, on dört yıldır tek başına iktidardasınız. Ancak, iş başına değil, maalesef rant başına geldiniz. Mesleki eğitimle ilgili gerekli düzenlemeleri yapamadınız. Evet, geçmişte imam-hatip okulları dolayısıyla mesleki eğitimlerin önü tıkanmıştı ama devamında mesleki eğitimle ilgili yapılması gerekenler konusunda son derece yetersiz kaldınız.

Üniversitelerin akademik kariyerlerinin de bir seviyesinin olması gerekir. Ekonomide “Piyasada kötü para iyi parayı kovar.” diye bir kural vardır. “Gresham Kanunu” olarak da bilinen bu kanunda; metal paranın, madenî paranın metal değerinin, onun satın alma gücü değerinin üzerine çıkması hâlinde bu para piyasadan çekilir yani iyi para hâline gelir, kötü para iyi paranın yerini alır. İşte, burada da üniversiteleri buna benzetecek olursak, üniversitelerin de bir diploma değeri, bir de bilimsel değeri vardır. Eğer diploma değerine verilen önem, atfedilen önem bilimsel değerin önüne geçerse, işte o zaman apartmanlarda diploma veren firmalar türemeye başlayacaktır. Yani bir anlamda, üniversiteyi artırmak, sayısını artırmak bir ölçü ya da bu konuda başarının bir kriteri olamaz, olmamalıdır da. Yani sizin yaptığınız, tencerede olan malzemeye bakmadan, çok görünsün diye, üzerini suyla dolduran acemi bir aşçının yaptığından farklı bir şey değildir. Bunun bir başka adı da “sulandırma”dır. Üniversite sayısı elbette artırılmalı ama üniversitenin bilimsel lezzeti de kaçırılmamalıdır.

Yükseköğretim sistemi demokratikleştirilmeli, üniversiteler özgür olmalı. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yükseköğretim sisteminin daha demokratik ve üretken bir yapıya kavuşturulmasını istiyoruz. Sistem içerisinde öğrenci, kurum ve akademik kadroların birbiriyle uyumu ve çevreyle iş birliğinin sağlanması gerektiğini ifade ediyoruz. Üniversiteler özgür olmalı; hocasıyla, öğrencisiyle, yönetimiyle mutlaka özgür olmalı. Ancak bir nokta da hiçbir zaman dikkatlerden kaçırılmamalı: Bugün, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, dünyanın herhangi bir üniversitesine gitseniz, üniversiteler ulusal çıkarları tehdit eden görüşleri bilimsel özgürlük olarak görmezler, görmemelidirler.

Rektör seçimleri demokratik esaslara mutlaka bağlanmalıdır. Üniversitelerde uzun yıllardır rektör seçimleri yapılıyor ve zaman içerisinde bu rektör seçimlerinin demokratik yapılarında ciddi aşınmalar söz konusu oldu. Amaç, rektör, üniversite öğretim üyeleri tarafından seçilecekti; rektör, YÖK’e karşı, dışarıdan gelecek müdahalelere karşı daha dik duracaktı sözüm ona. Ama, geldiğimiz nokta gerçekten öyle mi? Bugün çok sayıda köklü üniversitemizin rektör seçimleriyle ilgili aday olma ve propaganda yapma çalışmaları sürdürülüyor. Hiçbir kimse, hiçbir rektör adayı, oy verecek öğretim üyeleri adayların özelliklerini, vizyonunu, geleceğe bakışını, üniversiteyi nereye taşıyacağını dikkate alan bir değerlendirme içerisinde değil, adaylar da bunu çok fazla önemsemiyorlar. Çünkü buradaki mesele, yukarıdan işi bağlamak. Eskiden bu bağlama işi iki ayaklıydı; biri YÖK, biri Cumhurbaşkanlığıydı. Şimdi, ayağın biri de bir şekilde fiilen ortadan kalkmış oldu, tamamen Sayın Cumhurbaşkanından işi bağlamak. Yani kim şanslı görünüyor, Cumhurbaşkanı kimi atar ona göre rektör adayları belirleniyor, insanlar, öğretim üyeleri oy vermeye çalışıyor.

Değerli milletvekilleri, aslında bu, 10’uncu Cumhurbaşkanımız tarafından başlatılan bir uygulamaydı maalesef. Hatırlayın, o dönemde Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Gazi Üniversitesi rektör adayları içerisinde birinci sırada, ezici çoğunlukla birinci sırada olan rektör adayları atanmadı, daha sonraki sıralardaki adaylar atandı ve o dönem yine belli bir görüşe ait siyasi parti milletvekilleri, daha atamalar olmadan o üniversitelere hangi rektörlerin atanacağını açık seçik beyanat vererek söylüyorlardı. Bu uygulama, daha sonra 11’inci Cumhurbaşkanımız tarafından daha da ileri götürüldü maalesef. Örneğin, bir üniversitemizin rektörü, atanmadan önce seçim propagandaları yaparken Sayın Cumhurbaşkanının kayınpederinin doktoru olduğunu ve Hanımefendi’den söz aldığını, kendisinin mutlaka rektör atanacağını söyleyerek propagandalarını yürüttü. Sonuçta 2 bin öğretim üyesinin olduğu bir üniversitede 188 oy alıp 5’inci sıraya geldiğinde Sayın Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atandı.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerde ciddi kadro sorunları var. Bakın, bugün yardımcı doçentlik, doçentlik, profesörlük unvanlarını alan birçok öğretim üyesi hak ettiği kadrolarına atanmamaktadır. Dört yıl-beş yıl özlük haklarıyla ilgili ciddi kayıpları söz konusudur. Binlerce öğretim üyesi, hakikaten bunu beklemektedir. Çok farklı kriterlere göre dosya hazırlayan, üniversitelerarası kurul tarafından belirlenen jürilerden geçen ve doçent unvanını alan çok sayıda öğretim üyesi yardımcı doçentlik kadrolarında bekletilmekte, hatta araştırma görevliliği kadrosunda olanlar dahi var. Bu kadro sorunlarının bir an önce mutlaka çözülmesi gerekir.

Yine, araştırma görevliliğiyle ilgili o 50-D uygulaması bir an önce çözüme kavuşturulması gereken iş güvencesi açısından önemli bir husus olarak karşımıza çıkıyor. ÖYP sistemi kaldırıldı, yerine uygun bir sistem henüz getirilmedi. Üniversiteler idari ve mali açıdan mutlaka özerk olmalı ve hesap verilebilir bir duruma getirilmelidir.

Emeklilikle ilgili verilmeyen ek ödemeler var. Tabii ki sadece alınan maaşlar değil, ek ödemeler de özlük hakları açısından önemli kalemler ki son zamanlarda yükseköğretim tazminatı, akademik teşvik ödeneği gibi ödenekler veriliyor ama bu ödenekler emekli olunduktan sonra verilmiyor.

Yine, bu performans kriterleri çok sağlıklı değil, mutlaka gözden geçirilmesi gereken bir uygulama çünkü bilim alanları, ana bilim dalları, bölümler bir bütün olarak dikkate alınmamış; belli bölümlere ve bilim dallarına göre yapılmış olan bir çalışma.

Değerli milletvekilleri, idari kadrolarda da ciddi sıkıntılar var.

Bir başka konu, üniversitelerle ilgili gündeme getirmem gereken konu, terör konusu. Maalesef, çözüm süreciyle ilgili üniversitelerde de ciddi bir şekilde teröre teslim başladı. Kaç yıldır üniversitelerde özellikle de PKK terörünün, PKK teröristlerinin yuvalandığını, buralarda örgütlendiğini biliyoruz o gençlik kolları vasıtasıyla. Bunlar eğitim öğretim hakkını engelliyorlar. Özellikle vatanını, milletini, bayrağını seven, Türk milliyetçisi, ülkücü gençleri üniversiteye almama ve sınavlara koymama şeklinde yapmış oldukları eylemler, bir terör örgütü lehine yapılan gösteriler, üniversite yönetimleri tarafından, geçmişte “Açılım zarar görmesin” diye maalesef engellenmedi, polis çağırılmadı. Sebep: “Açılım zarar görmesin.”

Kimlik kontrolleri yaptılar. Birçok üniversitede, başkentte, Ankara’nın içindeki birçok üniversite yönetimiyle yaptığımız görüşmelerde bize şunları söylediler: “Haklısınız, yapacak bir şey yok. Bu çocukların derslerinin sınavlarına girebilmesi için biz başka fakültelerde sınav açalım.” dediler. Dolayısıyla bu da âcziyeti gösteriyor.

Adam bıçakladılar. Dumlupınar Üniversitesinde Hasan Şimşek, Ege Üniversitesinde yine genç evladımız Fırat Çakıroğlu, PKK teröristlerinin bıçaklaması sonucunda şehit olmuşlardır.

Bakın, yine üniversiteye PKK teröristleri için polis çağırmayan rektörler ama ülkücü öğrencilerin, Fırat Çakıroğlu’nun ölüm yıl dönümünde yapacakları bir anma toplantısının engellenmesi için Gazi Üniversitesi Rektörü çevik kuvvet çağırmış ve bu toplantıların dağıtılmasını istemiştir.

“Sözde ülkücüler” diyen Gazi Üniversitesi Rektörü, biraz önce de anlattığım atanma şekliyle, gerçekten rektör olamamış ancak sözde rektör olabilmiştir.

Hepinizi saygılarımla tekrar selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Şimdi sıra, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına yapılacak konuşmalarda.

İlk konuşmacı Hişyar Özsoy, Bingöl Milletvekili.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakidadır.

HDP GRUBU ADINA HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli Hükûmet temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Dışişleri Bakanlığı Bütçesi hakkında partim adına söz almış bulunuyorum. Ancak bütçenin teknik detaylarına çok fazla girmeyeceğim, bütçenin dağılımına vesair. Türkiye'nin dış politikasına dair daha önce burada değişik vesilelerle paylaştığımız görüşlerimizi, biraz daha farklı bir çerçeveden, bir daha sizinle paylaşmak istiyorum. Onun için, öncelikle şöyle biraz geriye gitme zorunluluğu hissediyorum.

AKP, 2002 yılında iktidara geldiği zaman birtakım sözler ve vaatlerle gelmişti. Bunun içerisinde ciddi dış politika vaatleri de söz konusuydu. 2002-2009 yılları arasındaki dış politikaya baktığımız zaman, bir taraftan içerde hızlı bir ekonomik büyüme, öte yandan Avrupa Birliğine giriş sürecinde demokratikleşmeye dair birtakım reformlar, bir adım ileri iki adım geri de olsa belli bir demokratikleşme, en azından vaadi, diğer taraftan da askerî vesayetin kontrol altına alınmasına dair çok yoğun bir mücadele dönemi yaşamıştı AK PARTİ. 2009 yılına geldiğimiz zaman ilişkilerin, dış ilişkiler boyutuyla ciddi anlamda zorlanmaya başladığını tespit ediyoruz. Bakın, Türkiye’ye 2000’li yıllarda bir rol biçilmişti. AKP eliyle Türkiye küresel sermayeye entegre edildi bir şekilde. Tabii, güzel bir ifadeyle bunu söylüyoruz ama bazıları bunu, işte, “Türkiye’de kapitalizme abdest aldırma” şeklinde de kavramsallaştırıyor. Türkiye küresel sermayeye eklemlenirken, Batı’da, özellikle AKP projesinin İslam ve demokrasiyi bir arada tutabileceği, bu anlamda da bölgeye bir model olabileceği öngörülüyordu yani ılımlı İslam olarak kavramsallaştırılan süreçten bahsediyorum. Bu ılımlı İslam projesinin, doğrusu, Batı’da zemin bulmasının çok önemli bir sebebi de, şu an AKP’nin ihtilaf içerisinde olduğu cemaatin ve liberallerin yoğun çabaları da söz konusuydu. Bir şekilde Türkiye’de ılımlı bir İslam olacak, bu, bölgeye bir alternatif model olabilir, radikal İslam’a karşı -radikal, tırnak içinde söylüyorum- ve aynı zamanda Türkiye'nin Batı’yla, küresel sermayeyle ilişkilerini düzenleyecek, küresel kapitalizmle uyum içerisinde bir İslami oluşum olarak görüyorlardı.

2009’dan sonra bu algıda çok ciddi değişiklikler olduğunu biz görüyoruz. Bakın, 2010 yılına kadar dünyayla, küresel sermayeyle eklemlenmiş bir Türkiye, aynı zamanda yumuşak güç sahibiydi de. Hatırlayın, yumuşak güçten kastımız, özellikle Orta Doğu’da ve Balkanlarda Türkiye, Batı’daki konumunu kullanarak İsrail-Suriye, İsrail-Lübnan, İran-Batı hatta Bosna’yla Sırbistan arasında ara buluculuk rolü oynuyordu. Yani yumuşak gücünü kullanıp bu tür etnik, mezhepsel, dinsel çatışmaların çözümü için yumuşatıcı rolünü de oynuyordu. 2016 yılına geldiğimiz zaman gördüğümüz şu: Türkiye sadece yumuşak gücünü yitirmiş değil, stratejik derinlik olarak kavramsallaştırılan süreç yerini sadece değerli yalnızlığa bırakmış değil, aynı zamanda Türkiye'nin, işin doğrusu, Kürtlere karşı kullandığı gücün dışında sert bir gücünün de olmadığı iyice açığa çıkıyor. Bakın, yumuşak güç gitti ama sert güç sadece Cizre’de, Silopi’de, Sur’da ve öbüslerle, işte, PYD’ye karşı yapılan müdahalelerde kendisini gösteriyor. Tabii, Rusya’nın düşen uçağını saymazsak ki, o da, sanırım, bir yanlışlık, bir hata olarak, olmaması gereken bir durum olarak şu an Hükûmet tarafından telakki ediliyor.

Türkiye'nin mevcut dış politikasına dair şöyle bir dünyadaki siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler dergilerine baktığınız zaman en fazla karşınıza çıkan üç kavram var, onları biraz irdelemek istiyorum: Dış politika için “enkaz” kavramı kullanılıyor, “yıkıntı” kavramı kullanılıyor, “fiyasko” kavramı kullanılıyor.

HASAN TURAN (İstanbul) – Kim kullanıyor bunları?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Uluslararası hakemli dergiler, arada sayısız Türk akademisyenlerin de olduğu, yazdığı dergilerde, yazılarda Türkiye'nin dış politikasının gerçekten artık bir fiyasko olduğunu söylüyorlar.

Şimdi, bakın, bunu öyle basit bir suçlama üzerinden konuşmuyoruz, burada başka bir şey konuşacağız; lütfen, rica ediyorum, müdahale etmeyin. Cevabınız varsa, çıkar gelir konuşursunuz burada.

HASAN TURAN (İstanbul) – Kime hizmet ediyor?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Şimdi, “stratejik derinlik” dediğimiz kavram Türkiye'nin dış politikasını uzun bir dönem şekillendirdi arkadaşlar. Bakın, stratejik derinlik, kendi içerisinde düşünülmüş, belli bir araştırmaya dayalı, kendi içinde bütünlüklü bir tezdi. Bu tez ne kadar gerçekçiydi, ne kadar uygulandı, başarılı mı oldu, başarısız mı oldu, ayrı tartışırız ama bir dış politika teziydi. Şimdi, bunun yerine ikame edilen değerli yalnızlık bir dış politika tezi değildir. Değerli yalnızlıktan kasıt, işte “Biz AKP Hükûmeti olarak ilkeli, vicdanlı, insani bir yaklaşımla dış politikayı yürütüyoruz, ancak bütün dünya, çevremizdeki ülkeler, hepsi, ahlaksız, ilkesiz oldukları için biz de yalnızlığa sürüklenmiş olduk.” gibi bir savunma anlatısıdır aslında bu. İşin doğrusu, “değerli yalnızlık” dediğiniz şey, stratejik derinlik politikalarının başarısızlığının meşrulaştırılması için kullanılan ahlaki bir söylemdir.

Tabii, biz, işin doğrusu, AKP Hükûmetinin dış politikasının çok da ilkeli, onların kastettiği şekliyle ahlaklı, insani, vicdani bir şekilde gitmediğini düşünüyoruz. Sadece bir iki küçük örnek vermek gerekirse, mülteciler krizinin bir kart olarak kullanılmasını biz çok ahlaki bulmuyoruz; insani, vicdani bulmuyoruz. Suudi Arabistan’la geliştirilen ilişkilerde çok da öyle, ilke, prensip falan söz konusu değil; daha önce defalarca söyledik burada. Özellikle Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşler’e yönelik olan tasarrufları çerçevesinde bakıldığında, o kadar vahşi ve Orta Doğu’da her türlü çirkinliğin bir şekilde arkasında, önünde, yanında bulunan bir rejimle bu kadar ilişkilerin kurulmasını çok ahlaki bir çerçevede biz ele alamıyoruz. Şu an İran’la geliştirilmeye çalışılan yeni taktik ilişkiler söz konusu. Belli ki Türkiye ciddi anlamda sıkışmış ve yol almaya çalışıyor, yol bulmaya çalışıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, az önce Sayın Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken Zaman gazetesiyle ilgili konuşurken AKP’nin Grup Başkan Vekili de cevaben şöyle bir şey söyledi, dedi ki: “Eşyanın tabiatında değişim vardır.” Sonuna kadar katılıyoruz; eşyanın da tabiatında vardır, toplumun da tabiatında vardır. Türkiye'nin dış ilişkilerinde de bu olmak zorundadır, değişim olmak zorundadır. Şu an Türkiye dış politika itibarıyla son derece sıkışmış durumda. Ancak, stratejik derinliğin, aslında o siyasetin çöktüğünün birçok insan farkında ama bunun alternatifini oluşturmakta son derece zorlanıyor. Derli toplu, iç tutarlılığı olan yeni bir kavrama, yeni bir konsepte ve yeni bir dış ilişkiler politikasına Türkiye'nin ihtiyacı vardır. Ancak, bu mevcut durumu, stratejik birtakım kararlar almadan, taktik birtakım girişimlerle, işte, “İsrail’le ilişkilerimizi bir toparlamaya çalışalım.”, işte, “Suudi’yle toparlamaya çalışalım.”, “İran’la toparlamaya çalışalım.” gibi taktik birtakım girişimlerle gerçekten hem zaman kaybediyorsunuz hem de bu ülkeyi daha ciddi darboğazların eşiğine götüreceksiniz diye düşünüyoruz.

Türkiye -AKP Hükûmetinin büyük sorumluluğu var- bir an önce derli toplu ve stratejik kararlar almak zorunda dış politika konusunda. Konuşmamın sonunda buna da değineceğim, buna dair önerimizi de ben paylaşacağım sizinle.

Şimdi, Orta Doğu’daki krizi Türkiye çıkarmadı, Suriye’deki krizi de Türkiye çıkarmadı arkadaşlar. Şu an Orta Doğu’da olan şey şu: Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmış olan ulus devlet formasyonları, ulusal modernleşme, kolonyal modernleşme projelerinin hepsi çökmüş durumda yani 20’nci yüzyılın siyasetinin paradigmasının yıkılışını biz şu an görüyoruz Orta Doğu’da. Bu, Suriye’ye sirayet etmiş ve biz de tabii, bu bölgesel gelişmelerin, değişimlerin, şiddetli dönüşümlerin etkilerini şu an Türkiye coğrafyasında, Kürdistan coğrafyasında çok sert bir şekilde yaşıyoruz.

Altını çizerek söylüyorum, bunun müsebbibi Türkiye değil, kabul. Zaten Türkiye’ye bu kadar büyük bir rol de biçmeyelim arkadaşlar. Sanki her şeyin ya kurtarıcısı ya sebebi Türkiye filan değil. Türkiye bölgede bölgesel güç olmaya çalışan bir aktördür ancak yaptığı yanlış hesaplamalar yüzünden biz şu an bölge denkleminin iyice dışına çıkmış olduğunu da görüyoruz. Bu konuda da kimseyi çok fazla eleştirmeye hakları olduğunu ben düşünmüyorum. Türkiye’nin dış politikasını bu hâle getiren ne MHP’dir ne CHP’dir ne HDP’dir. Aldığınız kararları tek başınıza yürüttünüz, çok fazla da dinlemediniz, gelen eleştirileri de “Ya, işte, siz hainsiniz, siz anlamıyorsunuz, bize düşmansınız.” üzerinden bir şekilde enterne ederek, şu ana kadar hiç kimseyi de dinlemeyerek bir dış politika götürdünüz. Maalesef sonuç da ortada, hiç de iyi değil.

Şimdi, Türkiye bölgeyi bu duruma getirmedi ama Türkiye’nin çok büyük bir hatası var. Bakın, Ankara’nın hatası Suriye’de yanlış hesaplar yapmak değildi. Hep söylenir, işte diyordunuz: “Biz bir haftada gideriz, Emevi Camisi’nde namaz kılarız.” İşte, diyordunuz: “Esad iki ay, üç ay sonra düşecek.”

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Silopi’ye!

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Tabii, şimdi Silopi’de namaz var, değil mi?

“Esad kesin gidecek, biz de Türkiye olarak…”

HASAN TURAN (İstanbul) – Yalnız Diyarbakır’da da var. Diyarbakır’da da var, biliyorsun!

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – “…Müslüman Kardeşler üzerinden orada belki bir zemin tutabiliriz.”

HASAN TURAN (İstanbul) – Cuma gösterilerine başlamışlar.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Herkes hesaplar yaptı arkadaşlar.

Bir dinler misiniz, bir dinler misiniz.

HASAN TURAN (İstanbul) – Cuma gösterilerine başladılar.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Herkes hesaplar yaptı, işin doğrusu Suriye’de hiç kimsenin hesabı tutmadı. Esad bile beş yıl orada kalacağını tahmin etmiyordu. Amerika yanlış hesap yaptı, Rusya yaptı, İran yaptı, Türkiye de yaptı; herkes yaptı, Suriye’de yanlış hesap yapmayan yok. Ancak Türkiye’nin hatası yanlış hesap yapmak değil, Türkiye’nin hatası yaptığı hatada ısrar etmektir. Bundan kastım şudur: Rusya pozisyon değiştirdi, Amerika pozisyon değiştirdi, Esad pozisyon değiştirdi, herkes pozisyon değiştiriyor ama Türkiye o esnekliği gösterip yeni duruma göre yeni bir pozisyon alamıyor.

Nedir Türkiye’nin Suriye’de yapmak istediği? “Esad gidecekti.” diyor. Keşke gitse diyoruz. “Kürtler orada bölgesel bir statü sahibi olmasınlar.” Bu 2 temel paradigmada gidiyor tartışmalar. Bir de, mümkün olsaydı eğer, Müslüman Kardeşler üzerinden Suriye’de bir rejim değişikliği ve o anlamda Suriye’den Mısır’a kadar uzanan havzada, Türkiye’nin orada önemli bir bölgesel rol kapması, tamam.

Şimdi, arkadaşlar, Mısır, Tunus, Suriye, Irak, İsrail, Rusya, İran; bunların hiçbirisiyle tam da bu hırslı politika yüzünden Türkiye’nin ilişki zemini kalmadı. Bakın, Suriye meselesini şöyle değerlendirmek lazım: Basit bir ülke değildir Suriye. Suriye’de 4-5 tane önemli denklem var: Suriye’de israil’in güvenliği söz konusu, bir; Suriye’de Şii-Sünni dengesi kuruluyor, bölgesel Şii-Sünni dengesi iki; Suriye’de enerji hatları, petrol hatları var, bu üç; Suriye’de Türk-Kürt-Arap çelişkisi var, size dört; Suriye soğuk savaşın bitmediği ülkelerden bir tanesiydi, şu an iyice açığa çıkıyor, bu etti size beş. Şimdi, siz bunları hesaba kattığınız zaman, Suriye’de yeni bir denklem, yeni bir siyasal formülün oluşması için küresel, bölgesel, yerel; bütün güçler ilk günden beri zaten içindeydi. İran, Suudi Arabistan, İsrail, Mısır, Türkiye, büyük bölgesel güçler ve Körfez ülkeleri, Katar, Rusya, Amerika, Avrupa, Çin; böyle çok aktörlü bir yerde Türkiye’nin kendi gücünün ve kapasitesinin üzerinde hırslı birtakım amaçlara savrulmuş olması bütün bu güçlerle ilişkilerini dönüştürdü, Suudi Arabistan ve bir de Kürdistan Bölgesel Yönetimi dışında bütün bu küresel ve bölgesel güçlerle ilişkilerini neredeyse koparma aşamasına getirdi. Sebep? Sebep: Kürtler orada hak sahibi olmasın.

Bakın, Türkiye’de bir politika değişikliği oldu, şu an Türkiye Suriye’de siyasal çözümü istiyor, ürkek de olsa, çok açık bir şekilde deklare etmese de Türkiye’de belli bir dönüşüm olduğunu görüyoruz. Siz Suriye’yi Suud’un uçaklarını İncirlik’e getirerek dizayn edemezsiniz; akıl var, mantık var. Orada Amerika var, Rusya var, Avrupa Birliği var, Çin var, İran var, bunlarla müzakere ederek belki Suriye’de yapıcı, pozitif bir şekilde bir pozisyon alabilirsiniz. Bakın, dış politika iç politika gibi değildir, çok esnek olmayı gerektirir, özellikle de Orta Doğu’da. Daha önce AKP’li hatipler burada defalarca söyledi, çok faktörlü, çok aktörlü, sürekli dinamik, değişen Orta Doğu siyasasında Türkiye’nin şu an -Sayın Bakanım- uyguladığı politika “Ya biz ya onlar. Ya benimsin ya kara toprağın.” Böyle ak-kara bir şekilde siz dış politikayı idare edemezsiniz.

Mesele sadece sizin Hükûmet olarak politikanız değil, bakın, işin ekonomik boyutunu biz hiç tartışmıyoruz. Bu sene eski parayla 2 katrilyon 700 trilyon, yeni parayla 2 milyar 700 milyon bir bütçe istiyor değil mi Bakanlığımız? Dış ilişkilerin külfeti bizim bütçemize bu değil; sadece İran’la olan ilişkilerin gerilmesi yüzünden dış ticaret 25 küsur milyar dolardan 9 milyar dolara inmiş, Rusya’yla ticaret hacmi daralmış, Avrupa’yla daralmış, bütün bölge ülkeleriyle daralmış. Dış politikanın bize ülke olarak maliyetinin ne kadar olduğunu hesap bile edemiyoruz ama yüz milyarlarca dolardır bu. Sadece Dışişleri Bakanlığına ayırdığımız 2 milyar bütçe değil.

Şimdi, biz şunu söylüyoruz, başa dönelim: Türkiye dış politikada değerli yalnızlığa savruldukça iç tarafta da gerilimlerin arttığını görüyoruz. Ekonomik kaygılar yükseliyor, Türkiye’de Kürt sorunu yeniden inanılmaz şiddetli bir evreye girdi ve eğer bu mantıkla devam ederse bu şiddetin biz daha ne kadar artacağını kestiremiyoruz bile, emareler bu açıdan çok iyimser değil. Bunu da burada tekrar altını çizerek söyleyelim. Şu an -zamanım azalıyor toparlayayım- dışarıda yalnızlaşan Türkiye’nin içeride inanılmaz saldırgan, otoriter bir tarzda ilerlediğini biz görüyoruz arkadaşlar.

Dış politikadan iç politikaya gelmek istiyorum. Çünkü, maalesef AKP Hükûmeti döneminde iç ve dış politika tamamen iç içe girmiş durumda. Yoğunlukla dış politika argümanlarını maalesef biz en fazla seçim dönemlerinde, seçim kampanyalarında izliyoruz, orada görüyoruz. Bu Kürt karşıtlığı meselesini de daha önce gündeme getirmiştik, Suriye politikasına dair. Arkadaşlar, İran’a giderek, İsrail’e giderek, Suudi Arabistan uçaklarını İncirlik’e getirerek ne yeni Orta Doğu’yu dizayn edebilirsiniz ne de Orta Doğu’da yükselen Kürt gerçekliğinin önüne geçebilirsiniz. Bu mantıklı bir şey değil arkadaşlar.

Orta Doğu yeniden şekilleniyor, başta konuştuk. Bölge altüst ve Kürtler bir güç olarak oraya çıkıyor. Çıkacaklar, bu gerçeklikle bir noktada yüzleşmek zorundasınız. Onun için diyoruz ki: “Orta Doğu politikasını yeniden oluştururken birtakım bölgesel güçlerle taktik anlamda yakınlaşmaların dışında, stratejik olarak Kürtlerle bir barış, bir ittifak yapın.” Bakın, bu ittifak taktik bir ittifak değil stratejik bir ittifak olacak. Bu stratejik ittifakı yapmak yerine “Biz şimdi acaba İsrail’le, acaba Suudi’yle, acaba İran’la Suriye’deki PYD oluşumunun önüne nasıl geçebiliriz?” diye birtakım müzakereler yürütüyorsunuz. İşin ahlak, ilke boyutlarını bir tarafa bırakıyorum. Arkadaşlar, göreceksiniz, beş yıl sonra dizinize vuracaksınız “Keşke biz zamanında bunu yapmamış olsaydık.” diye.

Aklın yolu bu. Taktik birtakım girişimlerden ziyade, Kürtlerle stratejik bir ittifaka bir an önce girmeniz gerekiyor. Siz bunu yapmıyorsunuz. Sadece dışarıda sert gücünüzü Suriye’de obüs toplarıyla PYD’ye yönlendirmiyorsunuz, içeride de şunu yapıyorsunuz: Belediye başkanları içeride. Takibata uğrayan 60’a yakın belediye başkanı var, 25’i hapiste, her gün yenisi ekleniyor. Şimdi, HDP’ye yönelik dokunulmazlıklar bu Meclise gelecek. Gerçekten komiksiniz, güleceğiz ama ortalıkta çok fazla kan var, gülemiyoruz. 94’lere bir daha geri döneceğiz gibi bir durum söz konusu, milliyetçi hezeyanlar almış başını yürümüş. 2 binden fazla yöneticimizi, il başkanımızı tutuklamış, hapse atmışsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – İçte dışta gerilimi bu şekilde artırırken “Türkiye'yi selamete çıkaracağız.” diyorsunuz. Biz onun için şunu diyoruz.

Hemen kapatıyorum, hiç zamanım yok değil mi Başkanım?

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, selamlayın.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Biz onun için şöyle diyoruz arkadaşlar: Türkiye'nin içinde ve dışında bu kadar gerilim arttığı için ve yoğunlukla dış politikayla endeksli bir gerilim olduğu için eğer Dışişleri Bakanlığımız Hükûmetin politikalarını değiştirmezse biz de Dışişleri Bakanlığına ayrılan bütçenin artması değil, azalması gerektiğini düşünüyoruz çünkü bütçe ne kadar artıyorsa -2010 yılından beri sürekli artıyor- dış ilişkilerde bizim başımız belaya giriyor. Belli ki para arttıkça, ters korelasyon var, Türkiye dış ilişkiler açısından daha fazla krize giriyor. O açıdan, eğer Dışişleri Bakanlığı bu değişiklikleri, stratejik değişiklikleri yapmazsa, gündemine almazsa biz bu Dışişleri Bakanlığının bütçesinin en az 600 trilyon kesilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özsoy.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Ertuğrul Kürkcü, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerine partimizin tutumunu açıklamak için buradayım.

Doğrusu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesini incelediğim zaman, kendi kendime Sayın Güldemet Sarı’nın yerinde hiç olmak istemezdim diye düşündüm çünkü Bakanlığın görev alanı Türkiye’de ne varsa kapsıyor yani Türkiye’nin doğası, akarsuları, toprakları ve insani coğrafyasının şekillendirdiği bütün yapılar ve bunların içerisinde yaşayan insanların hayat ve geleceklerine dair sorumluluklar. Ancak, Bakanlığın bütçesine dikkatle bakınca, genel bütçe içerisinde sadece binde 2 kadar bir güce sahip. Bu, şu manaya gelir pratikte: Aslında, bütün devlet güçleri yani diğer bakanlıklar ve bütün sermaye sahipleri karşısında Türkiye’nin en güçsüz, en savunmasız Bakanlığıdır. Oysa, üstesinden gelmesi gereken meseleler hayatidir; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kendisine yasayla verilmiş olan görevleri yerine getiremezse, Türkiye’de canlı yaşam, kaliteli bir kent yaşamı, insanların ortak yaşantılarının fiziki mekânları çökmeye mahkûmdur. Bu açmaz karşısında hakikaten çaresiz bir Bakanlıkla yüz yüzeyiz.

Ancak, doğrusu, ben bütün bu meselelerin sadece Sayın Bakana ve onun Bakanlığına bırakılmış olduğundan o kadar emin değilim. Doğrusu, çevrenin ve kentin düzenlenmesine ilişkin bütün ticari, inşaata yönelik, müteahhitlik hizmetlerine yönelik işlemlerin kendisi dışındaki pek çok merkezden takip edildiğini, Cumhurbaşkanlığından Başbakanlığa kadar bütün bu alanlarda birden çok otoritenin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının başının üzerinden aslında bütün bu süreçlere hâkim olduğunu ve yönettiğini biliyoruz. O yüzden, doğrusu, Türkiye’de hem çevre -ya da daha doğru bir tanımla ekolojik sistem- hem de kentsel alan bütünüyle piyasanın kendiliğinden vahşi işleyiş kurallarına tabidir; hiçbir güç tarafından yönetilmemekte, denetlenmemektedir. Bütün denetlenme teşebbüsleri de aslında teşebbüsün başında akamete uğramaktadır. O nedenle, şimdi karşı karşıya kaldığımız ekolojik felaketler, büyük kentsel felaketler Sayın Bakanı aşan meselelerdir ama tabii ki onun bu alandaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İkincisi, Hükûmet programıyla “Türkiye’nin 2023 hedefleri” denilen hedefler ile çevre ve ekoloji arasında tam bir çatışma vardır. “Türkiye’nin 2023 hedefleri” dediğiniz şeyler, esasen bir bütün olarak inşaat sektörünün daha güçlü işleyişine, otomotiv sektörünün daha güçlü işleyişine ve bunların ihtiyaçlarına uygun altyapı ve donatıların yerleştirilmesine bağlıdır. Bunların hepsi aslında hem planlı kentsel gelişmenin önünde hem de ekolojik dengenin, ekosistemin kendi varlığını sürdürmesinin önünde devasa bir engeldir.

Çok basit bir örnek verecek olursam, 2023 hedefleri içerisinde, Boğaziçi’ne paralel, İstanbul Boğazı’na paralel bir Kanal İstanbul inşası planı vardır. Kanal İstanbul eğer hakikaten -ben umarım ki hiçbir Hükûmet bunu başaramaz- gerçekleşecek olursa aslında Marmara Bölgesi’nin bütün ekosisteminin, geçtiği yerlerdeki bütün doğal temellerin tahrip olmasına, canlı yaşamın tamamen şekil değiştirmesine ve iki deniz arasındaki ilişkinin bütünüyle dengesizleşmesine yol açacağından ve kendi etrafında inanılmaz bir nüfus yoğunlaşmasını tahrik edeceğinden şimdiki dengesizliklere çok daha büyüklerini ekleyecektir.

Bakın, bugün Türkiye’de Marmara Bölgesi’nde yaşayan nüfus 25 milyon. Bunun sadece 15 milyonu İstanbul’da yaşıyor. Türkiye’nin üçte 1’i Türkiye’nin bir bölgesinde, beşte 1’i Türkiye’nin bir kentinde yaşıyor. Eğer bu hedeflere gerçekten ulaşılacaksa aslında Türkiye’nin yarısı Marmara Bölgesi’nde, dörtte 1’i İstanbul’da yaşamaya başlayacak demektir. Bu hem Marmara Bölgesi için hem İstanbul için hem bütün Türkiye için karşı konulması gereken bir felakettir çünkü böylesine muazzam bir dengesizliğin herhangi bir iktisadi ve sosyal mekanizmayla dengelenmesine imkân yoktur. Bunun biricik çaresi bölgesel ve kentsel planlamadır ama Çevre Bakanlığının bu bakımdan herhangi bir yetkisi de yoktur.

Bu şartlar altında inşaat sektörünün başlıca ekonomik muharrik motor güç olduğu yer de aslında Türkiye’nin iktisadiyatı ve Türkiye’nin gelecek tasavvurları bütünüyle bir müteahhitler zümresinin elindedir ve esasen kamu sektörünün ihaleleri, kamu sektörünün kaynak aktarmalarıyla gerçekleşen bu yapılaşmalar son derece dar bir müteahhitler tabakasını ve onlarla birlikte çalışan çok geniş bir taşeronlar silsilesini, Türkiye’nin bütün kentsel yapısını kendi bildiklerine, kendi keyiflerine, herhangi bir plana tabi olmaksızın, herhangi bir kentsel norma tabi olmaksızın baştan aşağı değiştirmelerine yol açmaktadır. Hükûmet programına bakarsanız, Sayın Ahmet Davutoğlu Başbakan olduğunda burada açıkladı, o zaman da partimiz adına eleştirme fırsatı bulmuştum, der ki: “Türkiye’yi esasen yatay kentlerle öreceğiz.” Fakat gerçek rakamlara bakarsak göreceğiz ki 417 adet gökdelenle Türkiye, Avrupa’nın 1’inci gökdelen ülkesidir. Bu bakımdan Almanya’dan 2 kat, Fransa’dan 2 kattan fazla, İngiltere’den de 2 kata yakın fazla sayıda gökdelen sahibidir. Bunun nedeni son derece basittir, kent arazisinin rant kaynağı olarak doğrudan doğruya özel ellerde toplanmasına el veren bir kentleşme stratejisi kaçınılmaz olarak kentlerin yukarıya doğru gitmesine yol açacaktır. Dolayısıyla beyhudedir bütün bu hedeflerden söz etmek, bütün bu gelişme doğrultularından söz etmek. Ancak, tabii, bununla kalmıyor. Şu an aslında kendisini neoliberal ekonomik politikaların, neoliberal serbest piyasa uygulamalarının başlıca savunucusu ilan eden Hükûmet, aslında Türkiye’nin en büyük müteahhitlik şirketinin sahibidir, bu alanda tekel sahibidir; TOKİ’yle birlikte hem inşaat sektörünün tamamına hem de ekonominin birçok damarına müdahale edecek bir kumanda ekonomisinin başındadır. Bunun yol açtığı en önemli sonuçlar tabii ki kentsel arazilerin, kentsel arazi rantlarının son derece dar bir katman arasında paylaştırılmasıdır.

Bu hem rekabeti önlemektedir savunulan iktisadi sistem açısından hem de öte yandan sadece bir partiye ve o partinin değerlerine fiziki büyüklükler elde etme, Türkiye’ye fiziki damgalar vurma imkânı vermektedir. O yüzden bugüne kadar ya da AKP iktidar oluncaya kadar esasen bütün kamu yapıları yarışma yoluyla mimari projelere açılırken, şimdi, artık, pazarlık yoluyla büyük inşaat şirketleriyle paylaşılarak yapılmaktadır ve bütün bunların sonucu olan yapı değerlerinin Türkiye’ye nasıl hâkim olduğunu hep birlikte görüyoruz. O yüzden boşuna değildi, herkes daha sonra çok başka anlamlar verdi ama, Gezi’deki itiraz, işte, aslında kendi kentine sahip olma kararlılığının bir ifadesi olarak ortaya çıktı. O zaman bu itirazın ne kadar büyük olduğunu, ne kadar çok, milyonlarca insanın kentlerine böyle tasarruf edilmesine karşı olduğunu dehşetten açılan gözleriyle izledi Hükûmet ve bunun arkasında bir komplo, bir darbe girişimi, bir ayaklanma teşebbüsü aradı. Gezi’nin üzerinden dört yıldan fazla geçti, bir tek kişi bunlardan ötürü mahkûm edilmedi. En çoğundan izinsiz gösteri yürüyüşü yapmak dolayısıyla tecil edilen cezalarla karşı karşıya kaldı insanlar. O yüzden, kendi hayalinizden geçirdiğinizle gerçekte olan arasındaki fark işte budur. İnsanlar kentlerine sahip çıkmak istemektedirler; İstanbul’da da sahip çıkmak istemektedirler, Sur’da da sahip çıkmak istemektedirler. Bakın, Sur’da, Gezi’deki iddiaların aynısını Sur’da yaşayanlar ortaya koydular, dediler ki: “Kentimizi biz yönetmek istiyoruz, kentimizin geleceği hakkında biz karar vermek istiyoruz, neyin yapılıp neyin yapılmayacağına biz karar vermek istiyoruz, biz kendi kendimizi yönetmek istiyoruz.” Elbette İstanbul’un göbeğinde tanklarla ezilemezdi ama Sur’da tanklarla bu talebi ezdiniz.

Sonuç olarak, kentlerin yeniden yönetilmesi, kentlerin yeniden kurulması meselesi Adalet ve Kalkınma Partisinin takip ettiği iktisadi siyaset ve idari yöntemlerle gerçekleşemeyecek bir durumdadır ve bu Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızı da aşmaktadır. Ancak, öyle görülüyor ki tarih bir kere daha tekerrür edecektir fakat bu durumda -Sayın Bostancı hatırlayacaktır bu sözü- Hegel der ki: “Tarihte olaylar ve kişiler tekerrür ederler, birincisinde trajedi olanlar ikincisinde komedi olurlar.” Şimdi komediyi hep beraber dinliyoruz. Sur’a TOKİ girecek, Sur’u yeni baştan inşa edecek; küçük dar sokaklardan, birbirine bitişik yapılardan oluşan bu kent dokusu yerine bir Toledo yaratılacak. Tabii, çok üzülerek belirtmeliyim ki Toledo faşist Franco rejimine cesaretle göğüs geren bir kentti, o kentin yıkılması insanlık mirasına karşı, İspanya’nın mücevheri olan bu mirasın yerle bir edilmesine karşı bütün dünyayı ayağa kaldırdı. Sur da öyledir ve öyle olduğunu… Şimdi bakmayın insanların en önemli mesele olarak bunu konuşmadıklarına ama yarın konuşacaklarını görebilirsiniz çünkü yaşamak ve hayatı savunmak şimdi kenti ve binayı savunmanın önüne geçmiş durumda ama sıra ona geldiğinde bütün bu değerlerin nasıl savunulacağını göreceğiz. Ve şimdi, TOKİ Sur’a girecek. Ne yapacak? Bütün bu köşeleri dönecek. Buna ikinci örnek, tabii ki, Paris ve Haussmann Planı. Haussmann, biliyorsunuz, 1848 devrimlerinden sonra Napolyon’un, Paris’in bir daha isyancılar tarafından kontrol edilemez hâle getirilmesi için göreve getirdiği vali ve mimarın adıydı. Haussmann, planıyla kenti, bir boydan bir boya kateden caddelerle bir kere daha isyancıların kontrol edemeyeceği hâle getirmiş olduğunu düşünebilirdi ama hiç de öyle olmadı. Bütün mesele kurşunların köşe dönememesine karşılık kurşunların dümdüz gideceği caddeler açmak değil, insanların birbirlerini kurşunlayamayacağı koşulları yaratmak olmalıydı. Ancak şimdilik öyle görülüyor ki, Toledo’dan sonra Haussmann’ın peşine de takılmış görünüyor Hükûmetimiz. Ben, bütün bu nedenlerle bu meselelerin, Hükûmetin elini sürdüğü her noktada ya kâr ya da güvenlik eksenli çalıştığını ama halkın ihtiyaçları bakımından asla ve asla gerçek bir temele sahip olmadığını görüyorum ve söylüyorum.

Aynı şekilde, ekosistem için, ekolojik süreçler için de durum aynıdır. Bugün Türkiye aslında bir HES ve nükleer cenneti hâline getirilmek istenmektedir son derece basit bir nedenle. İnşaattan sonra ikinci en yüksek kârlılık payına sahip iktisadi faaliyet enerji üretimidir. Enerji piyasası ve inşaat piyasası, bu iki piyasa Adalet ve Kalkınma Partisinin eliyle Türkiye’de yeni bir müteahhitler ve girişimciler zümresinin yükselmesi için bir kaldıraç olarak kullanılmaktadır. Kazıyın bütün HES girişimcilerinin altını, hepsinin altından ya Adalet ve Kalkınma Partisinin bir yöneticisini ya da bir yöneticiyle ya da Adalet ve Kalkınma Partisi oligarşisinden birileriyle çok yakın ilişkiler içerisindeki bir müteahhidi bulacaksınızdır. Cerattepe’yi kazıyın, altından Cengiz Holding çıkacaktır. “Cengiz Holding kimdir?” diye baktığınızda, milletin anasına sinkaf etmeyi başlıca mesleği olarak kabul eden bir müteahhit bulacaksınız. O müteahhidin nasıl korunduğunu, nasıl kollandığını, nasıl palazlandırıldığını anlatmaya gerek bile yok.

Şimdi, 2.500 HES girişimiyle, 2 nükleer santral girişimiyle Türkiye'nin enerji ihtiyacının karşılanacağına kefil olan bir hükûmete ben şunu demek isterim: Aslında, sizin tuttuğunuz yol çoktan dünyanın gelişmiş ülkelerinde ve gelişmekte olan ülkelerinde terk edilmiş yoldur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fransa’yı örnek gösteriyor. Suiemsal emsal olmaz. Fransa, bu bakımdan Avrupa’nın en kötü örneğidir ama hem Almanya hem Belçika hem diğer nükleer santrale sahip, nükleer santral programlarına sahip ülkeler bu santral programlarını terk ettiler ve güneşle enerji elde etme konusuna yatırımlar yapıyorlar. 2023’te yani Türkiye'nin mega master planının gerçekleşeceği tarihte Almanya bütün nükleer santrallerini devreden çıkarmış olacak. Japonya, biri hariç bütün nükleer santrallerini durdurdu, Japonya’nın elektrik üretiminde ve elektrik ihtiyacının karşılanmasında en ufak bir düşüş olmadı.

Bütün bunlar, aslında elektrik elde etmekle, enerji elde etmekle ilgili şeyler değil. Bunlar, kâr elde etmekle ilgili, nerede kârlılık yüksek, oraya sermayenin akmasıyla ilgili.

Sonuçta, 2023 hedeflerine bakınca, dünyanın 10’uncu gelişmiş ülkesi hâline geleceğinizi söylüyorsunuz ama aslında, küresel rekabette en önemli husus olan bilişimde ne yapacağınıza dair bu programda hiçbir şey yok. Bilgi teknolojilerinin başlıca iktisadi yatırım alanı hâline geleceğine dair herhangi bir belirti görmüyoruz. O yüzden, bu erişilemez hedefler, aslında çok kısa sürede küpünü doldurup orta sınıfın üstüne çıkmak, kendisine zenginler arasında yer bulmak için çabalayan taşra sermayesinin faaliyetlerini ve çabalarını yansıtıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, bunu büyük sermayeninkiyle dengeli bir biçimde son üç yıla kadar getirdi ama şimdi artık büyük sermayenin de karşısında kendi desteklediği sermaye gruplarının giderek yükselmesi için iktisadın dışındaki zor mekanizmalarını da devreye soktuğunu hepimiz biliyoruz, görüyoruz, gözlemeye devam ediyoruz.

Bütün bu tartışmalar Mecliste yıllardır yapılıyor, ben doğrusu pek çok komisyonda görev aldım ve tabii, orada bazı danışman arkadaşlarımızla da temaslarımız oldu. Bir danışman arkadaşımız şunu demişti bana, şimdi bütün bu sermaye birikimi meselesini hatırlamadan edemedim: “Ben, aslında sizin söylediklerinizi mantıken doğru buluyorum ama yakınlarımla, akrabalarımla konuştuğumda bana diyorlar ki: ‘Siz o kadar bunlara itiraz etmeyin, bırakın millet doysun.’”

Şimdi, ben sormak istiyorum: Yeterince doyuldu mu? Daha ne kadar bu doyma işi devam edecek? Kırı, kenti yağmalayarak, ekolojik sistemleri yerle bir ederek, bir daha yerine gelmeyecek toprak ve bitki dokusunu berhava ederek bütün bu doyma işi daha ne kadar sürecek? Yoksa şöyle mi düşünmek lazım: Herkes doysun, bazıları o kadar çok doymasın. Çünkü hırsı doyuracak, açgözlülüğü doyuracak hiçbir şey yok. Açgözlülük üzerine dayandırılan bir ekonominin, ekonomik işleyişin sonunda bir talan, yağma, rant ekonomisinden başka bir şey olmasına imkân yok.

O nedenle, halkın kendi kendini yönetmesine, halkın ekonominin nasıl düzenleneceğine karar verebilmesine, halkın yerel yönetimlerde kendi bildiği gibi, kendi çevresini, doğasını, kendi ülkesini yönetmesine fırsat verecek yeni bir atılıma Türkiye'nin duyduğu ihtiyacı hep birlikte karşılamaktan başka bir yolumuz yok. Bunun şimdilik nispeten sert biçimlere bürünmüş olması bu talebi gözden düşüremez. Öz yönetim ve kendi kendini yönetme talebi Türkiye'nin geleceğinin asli modeli olarak hepimizin önünde yükseliyor. Belki de, bizleri susturmak, bizleri bir daha bu Mecliste konuşamaz hâle getirmek isteği bundandır ama ne yaparsanız yapın, nasıl yaparsanız yapın bu talep geleceğin yükselen sınıflarının, emekçilerin talebi olarak, Kürt…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - …halkının talebi olarak bu Mecliste ve her yerde söylenmeye devam edecek.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi adına üçüncü konuşmacı Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’a söz vereceğim. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ayhan.

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Millî Eğitim bütçesi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce Genel Kurulu ve televizyonları başında bizi izlemekte olan tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, 2016 Millî Eğitim bütçesi hazırlanırken özellikle şu ana kadar hazırlanan bütçelerden çok da fazla farklı olmadığını da belirtmek isterim. Bu mevcut bütçeyi de inceledim, detaylı araştırma ve inceleme gibi bir çaba içerisine girdim. Ne yazık ki bu bütçe de şu ana kadar AKP Hükûmetlerinin oluşturmuş olduğu bütçelerin ötesine geçen bir içeriğe sahip değildir. Millî Eğitim Bakanlığının bütçesinin toplam bütçe içerisindeki oranı yüzde 13,38’e karşılık gelmektedir. Bu yüzde 13,38’lik payın yüzde 80’i personel giderleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu harcamalarına ayrılmıştır. Yani eğitimin temel ihtiyaçlarına, yenilenme, güncelleşme, çağa ayak uydurma temelindeki ihtiyaçlarına, yatırımlara ayrılan pay da yüzde 20 civarında. Bu bile başlı başına, bu Eğitim bütçesinin hangi saiklerle, hangi mantıkla hazırlanmış olduğunu da göstermektedir yani işte geçmiş alışkanlıkların, geçmiş ezberlerin, “yaptım, ettim” mantığı üzerinden gerçekleşmesinin de bir sonucudur. Dolayısıyla bu Eğitim bütçesinin önümüzdeki süreçte eğitimin kronikleşmiş sorunlarına çözüm getireceğini beklemek de mümkün görünmemektedir.

Bildiğiniz üzere, özellikle bakanlıklar içerisinde geçmişten bugüne devredegelen en sorunlu ve sıkıntılı bakanlıklardan biri de Millî Eğitim Bakanlığıdır. 2002 yılından bugüne sayısal olarak MEB bütçesinde yani Bakanlık bütçesinde belli bir artış olduğu ifade edilse de 2002 yılından bugüne artan okul, öğrenci, öğretmen sayısına rağmen, MEB, Millî Eğitim Bakanlığının bütçesinin millî gelire oranıyla artış rakamı ise ancak yüzde 1’dir. Yani 2002 yılından günümüze kadar Millî Eğitim Bakanlığının bütçesindeki artışın millî gelire oranı yüzde 1 civarındadır. Dolayısıyla, artan nüfus, eğitimin ihtiyaçları ve benzeri faktörleri de göz önüne getirdiğiniz zaman bu artış çok da önemli bir artış olarak da gözükmemektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yıllardır bütçeden en fazla payın eğitime ayrıldığı propagandası yapılmasına karşın, bütçeden ayrılan payın ne kadarının çocuk ve gençlerimizin nitelikli eğitim alması için harcandığını görmek için OECD verilerine bakmak yeterlidir. Türkiye’de öğrenci başına yapılan kamusal eğitim harcaması miktarı OECD ortalamasının çok altındadır. OECD ortalaması, Türkiye’de ilkokuldaki eğitim harcamalarının 3 katı, ortaokulda 4 kat, lisede ise 2,8 kattır yani Türkiye’nin OECD ortalamasının altında olduğu rakamlar bu şekildedir. Yükseköğretimde ise 2 kattan fazladır. OECD ülkeleri içerisinde bütün eğitim kademelerinde sonuncu olan Türkiye, sadece ortaokul düzeyinde, en yakın rakibi Meksika’ya 81 dolar fark atmış durumdadır. Bütün eğitim kademelerinin ortalamasına baktığımızda, Türkiye son sıra için 3.514 dolarla OECD ülkeleri içerisinde yine Meksika’yla yarışmaktadır.

AKP Hükûmeti, eğitimi hızla özelleştirmekte, piyasa temelli olarak dönüştürmektedir. Oysaki eğitim devredilemez kamusal bir haktır. Bu alanda yapılan çeşitli araştırmaların da gösterdiği gibi, devlet okullarında paralı eğitim uygulamaları yaygınlaştıkça en düşük gelir dilimindeki yüzde 20’lik kesimin gelirleri içinde eğitim harcamalarına ayırmak zorunda oldukları pay giderek artmaktadır. Söz konusu artış ise ancak gıda ve sağlık harcamalarından kısılarak gerçekleştirilebilmektedir. Bu koşullar da devlet okullarında eşitsizlikleri derinleştiren örnekler, var olan toplumsal eşitsizlikler doğrultusunda okulları tasnif etmeye yaramakta, zengin ile yoksula ayrı ayrı devlet okulu, hatta aynı devlet okulu içerisinde gelir durumuna, başarı düzeyine göre farklı sınıflar oluşturulmasının da önü açılmaktadır.

Piyasacı eğitim sistemi yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, öğrenci ve velilerin müşteri hâline getirilmesini hedefleyerek toplumsal eşitsizliği daha da derinleştirmektedir. Aynı okul içinde sınıflar, aynı bölgede okullar, farklı bölgeler birbirleriyle rekabet içerisine sokularak eğitim hizmetleri piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlenmektedir. Eğitimin dayanacağı ilkeler, finansmanından hizmetin sağladığı sonuçlara kadar geniş bir alanda ancak etkili olabilir. Bu açıdan, eğitim hizmetinin hangi ilkeler çerçevesinde yapılacağına yönelik olarak, yapılacak olan siyasal tercih en az eğitim politikalarının uygulanması kadar önemlidir.

Değerli milletvekilleri, eğitim bütçesinin katılımcı bir şekilde hazırlanmadığı da ayrı bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Adil ve demokratik bir şekilde bir dağılımın yapılmaması, kamusal ve ücretsiz bir eğitim perspektifinden yoksunluk da, ayrıca, eğitim sisteminin en önemli sıkıntılarını beraberinde getirmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığının çok sayıda sorun alanı bulunmaktadır. Bu sorun alanlarını, sırasıyla, şöyle ifade etmek gerekir: Türkiye’de bir çocuk kırımı yaşanıyor. Özellikle çocuklarla ilgili politikalarda çok ciddi bir sorun yaşandığını ifade etmek gerekiyor. Kürdistandaki savaş başta olmak üzere, aile şiddetinden çocuk işçiliğine, çocuk yaşta evlendirilmekten önlenebilir hastalıklara, beslenme düzensizliğinden insani olmayan koşulların yol açtığı kazalara kadar birçok nedenden dolayı çocuklar katledilmekte ya da öldürülmektedir. AKP iktidarı döneminde 250’den fazla çocuk devlet ihlali veya kasti tutumdan ötürü katledilmiştir. 27 Aralık 2011 tarihinde Şırnak Uludere’de, Roboski’de F16’ların bombardımanı sonucu 19 çocuk yaşamını yitirmiştir. Soruyorum: Bu çocukların katilleri nerede? Peki, Roboski olayı ne oldu? Bu çocuklar katledildi ve bu çocukların katilleri hâlen Türkiye’de çok rahat bir şekilde ellerini kollarını sallayarak dolaşmaktadırlar.

2004 yılında Mardin’de daha 12 yaşında olan Uğur Kaymaz 13 tane kurşun sıkılarak katledilmiştir. 2006 yılında Diyarbakır’da 8 yaşındaki Enes Ata, 2009 yılında Lice’de 12 yaşındaki Ceylan Önkol, 2011’de Roboski’de 13 yaşındaki Erkan Encü, Bismil’de 17 yaşındaki İbrahim Oruç, İstanbul’da gezi olayları sırasında 15 yaşındaki Berkin Elvan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 13 yaşında değil miydi?

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Yani, tabii, 15 yaşından daha da…

…15 yaşındaki İbrahim Aras, 2015’te Ankara’da 9 yaşındaki Veysel Atılgan, katledilen çocuklardan sadece bir grup.

Yine, sokağa çıkma yasaklarının başladığı günden itibaren bugüne kadar 93 çocuk katledilmiştir. Tabii, bunun içerisine Miray bebek de dâhil olmak üzere 93 çocuk son altı ay içerisinde sokağa çıkma yasaklarıyla beraber katledilmiştir. Bunların büyük bir kısmı okul çağında olan, okul sıralarında olması gereken çocuklardır. Yaşama hakkının bu kadar ihlal edildiği bir ortamda eğitimden söz etmek ne kadar gerçekçi olur, ne kadar da bizim için gerçekten önem arz eder, bunu da sizlerin takdirine bırakıyorum. Eğer bir ülkede devletin kasti tutumu ya da ihmali sonucu çocuklar yaşamını yitiriyor ve Bakanlık bu konuda hiçbir girişimde bulunmuyor ve açıklama yapma zorunluluğuna dahi girmiyorsa bu çok önemli bir sorundur. Bu kadar çocuğun katledildiği bir yerde Millî Eğitim Bakanlığının bu çocukların katledilmesiyle ilgili bir açıklama yapma zorunluluğunun da olması gerekmektedir.

Yine, sokağa çıkma yasağı adı altında uygulanan ablukalarda Diyarbakır, Şırnak ve Mardin’de yaşanan çatışmalar nedeniyle okula gidemeyen öğrencileri de hesaba kattığımızda 120 binden fazla öğrencinin eğitim hakkının fiilen engellendiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Sokağa çıkma yasaklarının başladığı günden bugüne, abluka altındaki il ve ilçelerde toplam 1.556 okulda, 11.199 derslikte eğitim öğretim gören 362.012 öğrenci ile bu okullarda görev yapan 16.797 öğretmen doğrudan etkilenmiş bulunmaktadır. Bakanlık “Cizre ve Silopi’de askerî operasyon yapılacak.” gerekçesiyle eğitim öğretim kurumları olan okulların ve yurtların boşaltılmasını sağladı. Eğitim öğretim kurumları askerî karargâhlara dönüştürüldü, okullar çatışma alanlarına dönüştürüldü. Sokağa çıkma yasaklarının, her gün patlayan bombaların, zorla göç ettirmelerin, yaşanılan yıkım ve ölümlerin yanı sıra, öğrencilerin öğretmenlerinden koparılmasının öğrenciler üzerinde yarattığı psikolojik, pedagojik ve toplumsal açıdan yıkıcı etkiyi görmeyen, öğrencilerin yaşam haklarını, eğitim haklarını önemsemeyen bir eğitim bakanlığıyla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek gerekiyor.

Tabii, diğer taraftan, haftaya da üniversite sınavları yapılacak. Bu dediğimiz yerlerde birçok öğrenci üniversite sınavlarına nasıl girecek, nasıl eşit koşullarda bir sınav maratonunu yaşayacak ve gerçekleştirecek? Bunu da sizin takdirinize bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, savaşın olumsuz etkileri sadece sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü ilçe ve mahallelerde öğrencilerin eğitim haklarının gasbedilmesiyle sınırlı değildir, aynı zamanda savaşın etkisi bu illerin tamamına yayılmış durumdadır. Okula giden öğrenciler, patlama, kurşun, tank, top, uçak seslerinin altında ve bunlara bağlı olarak savaşın yarattığı ağır travmaların etkisinde eğitim öğretimlerine devam etmektedirler. Savaştan sadece savaş bölgesinde yaşayan çocuklar değil, savaşı ekranları başında sürekli olarak izleyen, savaşın şekillendirdiği kutuplaşmış sosyalizasyon içinde bulunan çocuklar da olumsuz etkilenmektedirler.

“Okula gidemeyen öğrenciler için de telafi eğitimi yapılacak.” iddiasında bulunulsa da öğrenci ve öğretmenlerin bu süreçte yaşadıkları travmayı telafi etmek de mümkün değildir.

Diğer yandan, savaş koşulları nedeniyle zorla göç ettirilen ve şu anda eğitim akıbetleri belli olmayan on binlerce öğrenci gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu öğrencilerin şu anda nerede oldukları, eğitime devam edip etmedikleri ise tam olarak bilinmemektedir. Bakanlık zorla göç ettirilen çocukların da akıbetlerini takip edip, göç ettikleri yerlerde gerekli tedbirleri alma sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Millî Eğitim Bakanı, katıldığı bir televizyon programında Millî Eğitim Kanunu’na göre her çocuğumuzun yüz seksen iş günü eğitim görme hakkı olduğunu ifade etmişti ve bunun için de –Bakanın kendi ifadesidir- “Bizim bu yüz seksen iş gününü tamamlama gibi bir zorunluluğumuz var.” demektedir. Soruyorum Sayın Bakana: Yani, var olduğu iddia edilen bu yasa maddesi Millî Eğitim Kanunu’nun neresinde yer alıyor? Bir öğrencinin yüz seksen iş günü eğitim görme hakkı hangi yasada mevcuttur? Eğitime, böyle sınırlandıran, darlaştıran, sıkıştıran bir anlayış üzerinden bakmanın da doğrusu Türkiye açısından, bizler açısından da feci bir yaklaşım tarzı olduğunu da ifade etmek gerekiyor.

Eğitim sisteminin en önemli sorun alanlarından biri de eğitim dilidir. Ana dilde eğitimi güvence altına alan birçok uluslararası metin mevcuttur. Şu ana kadar bu uluslararası metinler ortadayken ana dilde eğitim, başta Kürtler olmak üzere, Türkiye’de yaşayan farklı kimliklerdeki, farklı etnisiteye sahip olan -Lazca, Çerkezce, Pomakça ve benzeri- kesimlere yönelik ne yazık ki şu ana kadar verilmemiş bulunmaktadır ve Bakanlığın da bu konuda, ana dilde eğitimin anayasal güvenceye alınması noktasında da çok önemli ciddi sorumluluklarının olduğunu da ifade etmek ve altını çizmek de gerekiyor. Temel bir insan hakkı olan ana dilde eğitimi yok sayan AKP iktidarı, halkın talebini seçmeli ders ya da özel liselerde birkaç dersin ana dilde verilmesi aldatmacasıyla ötelemeye çalışmaktadır. Kürtçe seçmeli ders, ana dilde eğitim talebini ötelemek ve oyalamaktan başka bir anlam ifade etmemektedir. Yani, Kürtçe seçmeli dersi kendi ihtiyaçlarınızı, kendi temel insani var olma ihtiyaçlarınızı karşılama noktasında almanız, ana dilde eğitim hakkını aldığınız ve ana dilde eğitim hakkına sahip olduğunuz anlamına da gelmemektedir. Dolayısıyla, hem özel kurumlarda hem de öğretim esaslı ana dildeki verilen çalışmaların da hiçbir şekilde ana dilde eğitim talebini ve ihtiyacını karşılayıcı çalışmalar olmadığını da ifade etmek gerekiyor. Bizim temel talebimiz ana dilde çok dilli eğitimdir. Bu, sadece Kürtler açısından değil Türkiye’de yaşayan farklı etnik kimliğe sahip olan kesimler açısından da oldukça elzem ve gerekli olan bir taleptir ve bu talebin de bir an önce yerine getirilmesini de bekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, eğitim sisteminin bir diğer sorunu da özellikle AKP Hükûmeti döneminde sayıları 2 kat artan dershanelerle ilgili sorunlardır. Özellikle, dershaneler de “paralelle mücadele” adı altında kapatılarak yerlerine özel okula dönüştürülerek “temel lise” adı altında yeni özel bir lise türü ortaya konuldu ve bu temel özel liseler dershaneler üzerindeki maliyeti daha da fazla artırıcı bir etkiye sahip olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. Eskiden dershanelere 3-5 bin lira vermek zorunda kalan veliler, temel liselere 30 ile 50 bin civarında para vermek durumunda kalıyorlar. Dolayısıyla, burada tamamen siyasal saiklerle ortaya konan bir politik tutum söz konusudur ve bu tutumun da bir an önce değiştirilip temel lise uygulamasının da ortadan kaldırılması gerekiyor. Yani iktidarın temel amacı, az önce ifade ettiğim gibi, dershaneleri ortadan kaldırmaktan ziyade kendi siyasal tercihlerini ortayla koymaktır.

Yine, AKP iktidarı döneminde ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri de ataması yapılmayan öğretmenler sorunudur. Hükûmetin bugüne kadar eğitim sisteminin ihtiyacı kadar öğretmen atamaması, Türkiye'nin kısa bir zaman içerisinde hâlihazırda mevcut işsizler ordusunun yanı sıra ikinci bir işsiz öğretmenler ordusuyla karşı karşıya kalmasının nedeni olmuştur. Bu durum, atamayı bekleyen işsiz öğretmen sayısını her geçen gün daha da artırarak işsiz öğretmenleri büyük bir strese sokmakta, intiharlara kadar varan olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Ataması yapılmadığı için bugüne kadar 41 öğretmen intihar etmiştir. Yani Millî Eğitim Bakanlığının böyle çok absürt bir şekilde işte “Bunlar gösteriş için intihar etmiştir.” demesini de gerçekten de ciddi bir şekilde eleştirmek gerekiyor ve buradan da onu da ortaya koymak gerekiyor.

Tabii, bir de eğitim sisteminin diğer temel sorunu da eğitim içerisindeki siyasal baskılar ve kadrolaşma uygulamalarıdır. AKP iktidarı, yıllarca eğitim sistemini kendi dünya görüşü doğrultusunda düzenlemekte ve buna paralel bir şekilde muhalif olarak değerlendirilen sendika üyelerine yönelik soruşturma, fişleme, sürgün ve cezalandırma uygulamalarına giderek kendi politikalarını tahkim etmeye çalışmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı yukarıdan aşağıya doğru başlatılan ve eğitimin bütün kademelerinde görev alan eğitim yöneticilerini iktidar yandaşları için belirlemekte, iktidara biat etmeyen eğitim yöneticileri ise -Bakanlık ve yandaş sendika temsilcilerinin ortak çalışmasıyla fişlenenler- birer birer görevlerinden alınmaktadırlar. Millî Eğitim Bakanlığı KESK, DİSK, TMMOB tarafından 29 Aralık tarihinde alınan iş bırakma eylemiyle ilgili olarak valiliklere “eğitim hakkını engelleyici” eylemler konulu genelgesiyle birçok öğretmen hakkında ve eğitim çalışanı hakkında soruşturma açmış bulunmaktadır. Şu anda binlerce eğitim emekçisi bu soruşturmalara tabi tutulmuş ve birçoğu da sürgün edilme, görevden atılma tehlikesi ve kaygısı yaşamaktadır.

Bir diğer konu ise özellikle eğitim emekçilerinin yaşamış olduğu yoksulluk sorunudur. Eğitim emekçilerinin üçte 2’si insan onuruna yaraşır bir eğitim sürdürebilmek için ek işler yapmak zorunda kalmaktadır ve almış oldukları ücretler çok komik miktarlarda durmaktadır. Bu eğitim bütçesinde eğitim emekçilerinin ücretlerine dair iyileştirici bir çalışmanın olmayışı da ayrıca eleştirilecek bir boyutudur.

Diğer bir sorun ise okullardaki fiziki ve donanımsal yetersizliklerdir ve bu konuda da özellikle fiziki ve donanımsal yetersizliklerin olduğunu da ifade etmek gerekiyor.

Kısacası, kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması uygulamasına derhâl son verilmeli, MEB bütçesinde eğitim yatırımına ayrılan pay mutlak anlamda artırılmalı, sokağa çıkma yasaklarına derhâl son verilmeli, eğitim öğretim çağında olan çocukların başta yaşam hakları olmak üzere eğitim hakları sağlanmalı, okullarda okutulacak ders kitaplarının seçimi, usul ve esasları yeniden belirlenmeli, eğitim emekçilerinin 3600 ek gösterge talepleri doğrultusunda düzenleme yapılmalı, herkese eşit ve parasız eğitim hakkı tanınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Öğretmen, memur ve yardımcı hizmetlerin açıkları acilen kapatılmalı…

Toparlıyorum Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Son cümleleriniz…

Buyurun.

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Öğretmen yetiştirme, istihdam politikaları yeniden belirlenmeli, öğretmenlerin asli görevi olduğundan hareketle yöneticiler okullarda siyasal iktidarların kadrolaşma merkezi olmaktan çıkarılmalı, bu temelde okullarda yöneticilerin tüm okul bileşenlerinin katılımıyla seçilebileceği ya da bu görevi tüm öğretmenlerin belli bir sistematik dâhilinde, belli süre içerisinde yürütebilecekleri demokratik modellere geçilmelidir.

Tekrardan hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İyi çalışmalar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre yerimden bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Baluken, söz talebiniz var.

Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çevre ve Şehircilik Bakanının bir kadın olmasından memnuniyet duyduklarına ve Cizre ile Silopi’deki anaların, bir insanın, bir kadının, bir evladın değerinin bir TOKİ dairesiyle ölçülüp ölçülemeyeceğini sorduklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben Çevre ve Şehircilik Bakanına Cizre ve Silopili anaların bana sorduğu bir soruyu yöneltmek istiyorum.

Öncelikle, kendisine başarılar dileyeyim yani böylesi bir Bakanlıkta bir kadını görev almış olarak görmekten memnuniyet duyarız.

Cizre ve Silopi’deki analar özellikle kadın bakanımıza kendi evladının, kendi canından bir parçanın ya da herhangi bir insanın, bir kadının, bir ananın evladının değerinin bir TOKİ dairesiyle ölçülüp ölçülemeyeceğini soruyorlar. Ben biraz daha açayım anlaşılması açısından: Özellikle dış politikada AKP’nin yürüttüğü stratejik derinlik içeride stratejik saçmalık şeklinde devletin kudret eli ve şefkat eli paradigması üzerinden bölgeye çok ciddi faturalar, çok ağır bedeller getirmeye başladı. Dün de helikopterler eşliğinde, koruma ordularıyla “Temizledik.” dediği Silopi’ye giden Sayın Başbakan, orada, viraneye dönmüş bir kentte “Hızla burayı inşa edeceğiz.” dedi. Şimdi, Cizre ve Silopi’deki analar bir taraftan viraneye dönmüş bir kent merkezi, evinden yurdundan olmuş insanların yaşadığı sıkıntılar ve katledilmiş çocuklarının gerçekliğiyle kendi gönüllerinin acaba bir TOKİ dairesiyle tamir edilip edilmeyeceğini merak ediyorlar ve bunu bir kadın bakan olarak da Sayın Bakana sormamızı istiyorlar. Onlar adına ben bu soruyu sorayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına son konuşmacı Lezgin Botan.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, İdris Bey’den daha önce söz talebim vardı ama herhâlde göremediniz efendim.

BAŞKAN – Şimdi anons ettim, daha sonra talebinizi alayım, olur mu?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Peki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yükseköğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ve üniversitelerin 2016 yılı bütçeleri hakkında Halkların Demokratik Partisi Grubunun görüş ve önerilerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, Türkiye’de üniversitelerin durumu nedir, ona bir bakmakta fayda var. Değerli milletvekilleri, üniversitenin temel işlevi bilimsel bilgi üretmek ve bu bilgiyi toplum yararına yaymaktır. Öğrencileri toplumsal hayata hazırlamak ile eğitim öğretim faaliyeti ise üniversitenin ikinci derecedeki işlevidir. Araştırma, inceleme yapmak, bilgi üretmek ancak düşüncenin özgürce geliştiği bir ortamda gerçekleşebilir. Bunun temel koşulu ise Anayasa’da ifade özgürlüğünün koşulsuz bir şekilde yer almasıyla mümkündür.

Türkiye’de üniversitelerin bu temel ilkeyi her şart altında savunması gerekirken bu görev üniversite dışında başkalarının işiymiş gibi davranılmaktadır. Türkiye’de üniversitenin temel sorunu da aslında budur. Mevcut hâliyle Türkiye’deki üniversitelerin araştırma, inceleme yapmada, gerçeği arayıp bulmada ciddi bir engelle karşılaşmadıkları düşünülmektedir. Hâlbuki ifade özgürlüğü koşulsuz bir şekilde eğer yoksa, özgür eleştiri kurumsallaşamamışsa akademik özgürlük, bilim özgürlüğü, üniversite özerkliği gibi kavramların da maalesef hiçbir değeri yoktur.

Değerli milletvekilleri, eğer bir siyasal sistemde ifade özgürlüğü koşulsuz bir şekilde yer alıyorsa orada rektörün nasıl seçileceği de çok önemli değildir. İfade özgürlüğünün teminat altına alınmadığı bir siyasal sistemde rektörü doğrudan doğruya öğretim üyelerinin seçmiş olmasında bile akademik özgürlüğün, akademik özerkliğin, bilimin özgürlüğünün olduğunu kim söyleyebilir? Örneğin, 1946 tarihli 4936 sayılı Üniversite Kanunu, bu kanunun yürürlükte olduğu 1946-1963 döneminde rektörlerin gene öğretim görevlileri tarafından seçildiğini ancak o günden bugüne bu yöntemin aslında antidemokratik, dayatmacı bir mantığın aynı şekilde daha sonraki süreçlerde de kendisini tekrarladığını görmekteyiz.

Özerk üniversite özgür düşünceyi, eleştirel düşünceyi içselleştirmiş, bilim namusuna ve entelektüel dürüstlüğe sahip akademisyenleri önemser. Aksi hâlde, kapısına istediğiniz kadar “üniversite” yazın diğer devlet kurumlarından hiçbir farkı kalmaz. Bizde üniversite üyelerinin ezici çoğunluğu bilimsel, entelektüel kaygılara yabancıdırlar. Türkiye’de gerçek üniversite tanımına uygun kurumlar hiçbir zaman olmadı ama her zaman, sayıları çok az da olsa, akademik birikime ve entelektüel dürüstlüğe sahip, üniversiteye yakışan hocalarımız da olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1980 darbesinin getirdiği 1981 tarihli Yükseköğretim Kurulu rektör seçimini şekilsel bir prosedüre bağlayarak sonuçta devletin başı kimi uygun görüyorsa onu atayacağı antidemokratik bir yöntem uygulayagelmiştir. Üniversite öğretim üyeleri bu dayatmacı ve darbeci mantığa karşı üniversitelerin özerkliğini ve bilimin onurunu korumak adına bu seçim aldatmacasına karşı durmalıdır. Öğretim üyelerinin sendikal örgütlenme haklarının dahi teminat altında olmadığı bir sistemde rektörlerin seçimle göreve getirileceklerini beklemek hem hayalciliktir hem de antidemokratiktir. Bizce üniversiteler düşünce, ifade ve bilimsel özgürlüğün teminat altına alındığı biçimiyle mutlaka özerk olmalıdır. Üniversitelerdeki her derecedeki kariyerleri belirlemenin tek ve belirgin ölçüsü bilimsel ilkeler olmalıdır. Üniversiteler bütçeleri ve kendi idari işleriyle kararlarını kendi dinamiklerinin iradesiyle almalı ve uygulamalıdır. Ancak, bu şekilde üniversiteleri siyasi iktidarların vesayetinden kurtarabilir ve ahlaki, demokratik bir yöntem oturtmuş olabiliriz.

Değerli milletvekilleri, resmî ideoloji sadece siyaseti değil düşünce hayatını, bilimi ve sanatı da kontrol etmekte, yönlendirmektedir. Türkiye’de üniversiteyi yönlendiren de bilim yöntemi anlayışı değil resmî ideoloji olmuştur. Türkiye’de üniversiteler resmî ideolojiyi içselleştirmiş, kutsal devletin bekçiliğine memur edilmiş kurumlardır. Elbette devletin kutsallığı durumunda fikir özgürlüğüne, akademik özgürlüğe, araştırma özgürlüğüne yer yoktur. Resmî ideolojinin, dolayısıyla kutsal devletin yasakladığı mayınlanmış alana girmeye cüret eden kimi hocalar, akademisyenler hak ettikleri cezalara çarptırılmışlar, üniversiteden kovulmuşlar ve ekseriyeten de kendilerini cezaevinin duvarları arkasında bulmuşlardır. Devletin birer ideolojik aygıtına dönüşmüş olan üniversiteler kurumsal olarak düşüncelerinden, yaptıkları araştırma, yazdıkları kitap ve makalelerden dolayı asıl işlerini, asıl yapmaları gerekeni yaptıkları için kutsal devletin hışmına uğrayan üyelerine hiçbir şekilde sahip çıkamamışlardır. Tam tersine, linç kampanyalarına, cadı avına ortak olmuşlardır. Son, Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’nin yayımlandığı ve ondan sonraki süreci hepimiz birlikte ibretle izledik. Bildiriye imza atan akademisyenlere saldırıların başında en önde YÖK ve yine rektörler yer almış bulunmaktadırlar. Bu konuda Mersin Üniversitesi özellikle ibret verici bir örnektir arkadaşlar, bunu özellikle dinlemenizi istirham ediyorum. Mersin Üniversitesi Rektörlüğünün kamuoyuna yansıyan sözleri ibret vericidir. Üniversite, Barış İçin Akademisyenler Bildirgesi’ni 23 akademisyen imzalamıştır. Rektörlük sözleşme süresi dolan ve bildiride imzası olan tüm akademisyenleri işten atacağını, söz konusu vatan olunca gerisinin teferruat olduğunu söylemiştir. Mersin Üniversitesinde 3 yardımcı doçent, 2 uzman ve 1 araştırma görevlisi bu şekilde, hukuksuzca öğrencilerinden koparılmış ve işlerine son verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tarih, sosyoloji, siyaset bilimleri, antropoloji, ekonomi gibi sosyal bilimler okutulan tüm üniversitelerde sosyal bilimler metodolojisi, bilim yöntemi, bilim felsefesi gibi dersler okutulur. Bilimin olgusal olduğu söylenir. Olgulara sadakat göstermenin gereği üzerinde durulur. Olgusal olmayan hiçbir söz, iddia, varsayım veya teori bilimsel değildir denir. Olgular tarafından doğrulanmayan hiçbir önermenin kabul edilemeyeceği vurgulanır. Bütün bunlara rağmen, Kürt ve kürdistan olgusu neden bu kadar kolay bir şekilde ve hızlı bir biçimde inkâr edilmiştir; yok sayılabilmiş, görmezlikten, bilmezlikten gelinebilmiştir? Kürt olgusunu inkâr eden, yok sayabilen üniversite bilime değil, resmî ideolojiye hizmet etmiştir. Olgunun yerine “Ben vatanımı çok seviyorum.”, “Ben devletimi, milletimi seviyorum.” gibi ahlaki bir önermeyi koysanız bile burada bilim zihniyeti oluşmaz, böyle bir zihniyetin geliştiği yerde de bilim ortamı oluşmaz.

Kürt diye bir halkın ve Kürtçe diye bir dilin olmadığını bilim yöntemini zorlayarak ispatlamaya çalışan üniversite hocalarının, bu ırkçı garabetleri nedeniyle akademik ödüller bile aldığı bir üniversite hafızası var bu ülkede. “Barış İçin Akademisyenler” adı altında bir araya gelen bir grup akademisyenin, Kürt illerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve yaşanan sivil ölümlere dair yapmış oldukları duyarlılık çağrısı karşısında gösterilen tepkiler, üniversitelerde var olan ifade özgürlüğünün düzeyini ve bunu savunmanın ne kadar zor olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır. Bildiriye, devletin en üst makamı tarafından sert tepki gösterildikten sonra, ardından, hiyerarşik olarak Başbakan, bakanlar, YÖK Başkanı ve nihayetinde üniversite rektörleri ve mütevelli heyetleri hemen sıraya girmiş ve linç kampanyasına ortak olmuşlardır.

Bugün itibarıyla, Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin bildirisine imza atan akademisyenlerden 505’i hakkında üniversite yönetimleri tarafından soruşturma açılmış, 37 akademisyenin ise görevine son verilmiştir. İktidarın çağrısıyla örgütlendirilen bir grup üniversite hocası ve ırkçı grupların baskısı ve tehditleriyle pek çok öğretim üyesi evlerinden çıkamaz, üniversiteye gidemez duruma getirilmişlerdir. İktidar yandaşı basının hedef göstermesiyle akademisyenlerin kapılarına işaretler konulmuş ve ölümle tehdit edilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, bildiriye karşı bir mafya babasının “Oluk oluk kan akıtacağız, kanlarında duş alacağız.” şeklindeki tehditleri hiçbir yaptırımla karşılaşmamış, şiddet ve öldürme içeren ifadesine gösterilen hoşgörünün onda 1’i barış isteyen akademisyenlere gösterilmemiştir. Ölüme ve öldürmeye çağrı yapan, bu yönde insanları tehdit etme özgürlüğünü kendisinde bulan bir çetebaşına, bir mafya babasına gösterilen yaklaşım maalesef tam bir akıl dışılık ve bir akıl tutulmasıyla, akademisyenlere yönelik ciddi bir linç kampanyası başlatılmış ve bu mafya paçavrasına yönelik herhangi bir tepki… Özellikle Parlamentoda grubu bulunan -iktidar partisi başta olmak üzere- birçok kesim tarafından görmezden gelinmiştir.

AKP iktidarı "barış" kelimesini dillendiren, düşünce ve ifade özgürlüğüne dayalı bilimsel, demokratik ve özerk üniversite isteyen her kesime savaş açmış durumdadır. Nasıl ki 60, 80 darbeleri ve 71 muhtırası ile özünde üniversite gençliğini baskı altına alma, üniversiteleri toplumsal sorunlardan uzaklaştırma amaçlanmışsa ve 1968-1980 yılları arasında karanlık odaklarca gençlik kırımdan ve kıyımdan geçirilmişse bugün de AKP iktidarı tarafından güdümlü YÖK ve yargı kurumları devreye konularak üniversiteler susturulmak istenmektedir.

28 Şubat postmodern darbesinin dayatmalarını da her darbe döneminde olduğu gibi ilk üniversiteler uygulamaya koymuş ve binlerce öğrenci başörtüsü ve benzeri gerekçelerle üniversitelere sokulmamış ve onlarca akademisyenin işine bu gerekçelerle son verilmişti. Kendilerini de 28 Şubat mağduru sayan ve gerçek mağdurların mağduriyetlerini sömüren bugünkü iktidar, barış isteyen akademisyenlerin bildirisine aynen 12 Eylül cuntacıları ve 28 Şubat darbecilerinin yaptıklarının aynı zulmü fazlasıyla barışsever akademisyenlere uygulamaktadır.

AKP Hükûmetinin -seçim vaatlerinden birisi de- YÖK'ün antidemokratik yapıda olduğu ve iktidara geldiklerinde mutlaka bu kurumu, bu darbeci kurumu tasfiye edecekleri biçiminde taahhütleri vardı. Aradan geçen on beş yıla rağmen hükûmetlerinizin, YÖK'ü kaldırması şöyle dursun, 12 Eylül cuntacılarının bile akıl edemediği düzenlemelerle, YÖK Yasası’nı, tahkim ederek istediğiniz şekilde kullanabileceğiniz bir baskı aygıtına dönüştürmüşsünüz.

Bugün üniversite çalışanları, çoğu AKP döneminde yapılan düzenlemelerle, iş güvencesiz çalıştırmanın biçimleri olan öğrenci asistanlığı, proje asistanlığı, 50/d, 33/a, 35, ÖYP gibi farklı düzenlemelere tabi tutularak istihdam edilmektedir. Şubat 2016 tarihinde AKP, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı Yönetmeliği’nde programda öngörülen amaçları hiçe sayan bir değişiklik yapmıştır. Bu uygulamayla, öncelikle, barış bildirisine imza atan akademisyenlerin cezalandırılması hedeflendiği yönünde iddialar mevcuttur.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetlerinin değişik zamanlarda kendisini liberal, liberal demokrat, hatta ileri demokrat olarak adlandırmasının tamamen bir aldatma olduğu Türkiye'nin temel sorunlarının çözümüne yaklaşımındaki samimiyetsizliğinden ortaya çıkmaktadır. Kürt sorunu, Alevi sorunu ve ülkenin diğer temel sorunlarının çözümü konusunda ne kadar statükocu olduğu ortaya çıkmıştır. AKP, geçtiğimiz on beş yıllık iktidarı boyunca, geçmişte yok sayılmış, inkâr edilmiş, horlanarak ötekileştirilmiş ne kadar toplumsal kesim varsa, sözde "açılımlar" adı altında ümitler yaratarak seçimlerde oy devşirmiş, oy avcılığı yapmış, sorunları çözme konusuna gelince statükoya sarılarak statükoculardan daha çok statükocu kesilmiştir. Bu yaklaşımın en somut örneklerinden birisi, Alevi vatandaşlarımıza dönük Nevşehir Üniversitesinin adının Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesidir.

9 tane çalıştay, onlarca toplantı yapılmış ve her gün Alevi dernek ve kanaat önderlerinin talepleri kamuoyuna açıklanırken AKP hâlen değiştirdiği üniversitenin adından başka bir somut düzenlemeyi ortaya koyamamıştır.

Bu şekilde Alevi yurttaşların sorunlarının çözüldüğü ve taleplerinin karşılandığı varsayılmaktadır. Bir taraftan cemevleri ibadethane değildir, Alevi bir kişiyle evlenmenin sakıncalarına dair fetvalar verilirken öte yandan bir üniversitenin adını değiştirerek Alevi yurttaşların talepleri bir üniversitenin ismine indirgenerek savsaklanmakta.

AKP iktidarı, ikiyüzlü politikasını Kürt halkına karşı da benzer uygulamalarla maalesef sürdürmektedir. Kürt halkının ana dilde eğitim hakkı talebi yıllardır baskı ve cezalandırmalarla bastırılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde hâlen Kürtçe “bilinmeyen dil” olarak tanımlanmaktadır.

2001-2002 yıllarında ana dilde eğitim talebiyle üniversite rektörlüklerine verilen dilekçelerden dolayı binlerce öğrenci soruşturmaya tabi tutulmuş ve yüzlerce öğrenci okuldan atılarak cezaevlerine konulmuştur. Ana dilde eğitim talebi, yasa dışı örgüt üyeliği ve yasa dışı örgüte yardım ve yataklık olarak değerlendirilmiştir.

AKP Hükûmeti, 2012 yılında Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle 5’inci sınıftan itibaren Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulmasını öngören komik bir düzenleme yapmıştır. Bu düzenlemeyle, çocuk doğduğunda öğrendiği ana dili, konuştuğu dili önce anaokulu ve ilkokulda asimile edilecek, yok sayılacak, sonra 5’inci sınıfta bir sürü zorlu prosedürü yerine getirebilirlerse seçmeli ders yoluyla ana dilini öğrenebilecek. Hükûmetlerinizin ve üniversitelerin Kürtçe ve Kürt sorununa yaklaşımı bu kadar sığ, bu kadar eğitim biliminin ilkelerinden uzak ve ikiyüzlücedir.

2014-2015 eğitim yılında 150 bin öğrencinin Kürtçeyi seçmeli ders olarak tercih etmesine rağmen Bakanlığınız dört yıl içinde sadece 60 Kürtçe öğretmeni atayabilmiştir. Bu bile kendi başına AKP’nin bu konudaki samimiyetinin tescili olmaktadır. Atama bekleyen 3 Kürtçe öğretmen adayı, atamaları yapılmadığı için buna tepki olarak açlık grevine başlamış ancak mevcut AKP Hükûmeti tarafından bu 3 öğretmen arkadaşımız “terör örgütü propagandası” adı altında soruşturmaya tabi tutulmuş ve onar ay cezai bir yaptırıma tabi tutulmuşlardır. Atama bekleyen 1.500’e yakın Artuklu Üniversitesinden mezun olmuş Kürtçe lisans öğrencisi hâlen atama beklemekte ancak maalesef son toplama bakıldığı vakit bu talebin ne kadar savsaklandığı, ne kadar samimiyetsizce, gayrisamimi yaklaşıldığını yapılan atamalar ve yaklaşımlarda kendisini göstermektedir.

Bu durum "Prokrustes Yatağı" olarak anılan mitolojik hikâyeyi andırmaktadır. Atina ve Megara arasındaki yolda haraç kesen bir Yunan haydudun, yakaladığı hasımlarını kendisi için yaptığı demir yatağa götürüp yatırmaktadır. Kısa gelenleri uzuvlarını çekiştirerek, parçalayarak yatağa uydurmakta, uzun olanların da el ve ayaklarını keserek uydurmaya çalışmaktadır. Bugünkü eğitim ve yükseköğretim anlayışı âdeta bu Prokrustes’in haydutluğunu andıracak şekilde çok pervasızca, çok insafsızca uygulanmakta.

“Cumhuriyet tarihi boyunca var olan temel sorunları çözeceğim, ben de bu sistemin mağduruyum.” diyen AKP on yılın sonunda dönüp dolaşıp doksan yıllık statükoyu topluma dayatır hâle gelmiştir.

1980 darbesinden sonra üniversitelere yaşatılan kıyım ve kırımla yetinmeyen sistem, üniversite kampüslerini yerleşim alanlarının 40-50 kilometre dışına çıkararak âdeta toplama kampı ve askerî kışlaya dönüştürmüştür. Üniversitelerin toplumla ilişkisini kesen, gençliğin yüksek ve yaratıcı enerjisini örseleyen bu faşist anlayış üniversiteleri uzatmalı liselere dönüştürerek toplumdaki itibarını da yerle bir etmiştir.

AKP iktidarı da kendinden önceki iktidarlar gibi öğrenci gençliği tehlike olarak görmeyi sürdürmüştür. 12 Eylül askerî darbe ürünü olan Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Selamlayınız, açıyorum mikrofonunuzu.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – …2013 yılında yapılan değişiklikle öğrencileri sindirmenin tamamlayıcı bir aygıtına dönüştürülmüştür. Yapılan değişiklikle hakkında soruşturma açılmış öğrencinin okul, yurt, kütüphane sosyal tesis ve okul hastanesine dahi girmesi yasaklanmıştır. Son derece ilkel, son derece antidemokratik, son derece zalimce, yani kendi gençlerini, kendi gençliğini kendisi için tehdit unsuru gören bir devlet, bir hükûmet anlayışı olabilir mi? Gençlik bir ülkenin geleceğidir, bir ülkenin sigortasıdır. Siz, gençleri, sırf demokratik birtakım etkinliklere katıldıkları için bu şekilde cezalandırır, bu kadar insafsızca onların eğitim haklarını, olanaklarını ellerinden alırsanız, bunun adı “Gençliği ve ülkenin geleceğini karanlığa mahkûm etmek.” olur.

Dolayısıyla, mevcut şartlarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Çakır, mikrofonunuzu açıyorum, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Esas itibarıyla, mevcut konuşmacı değil de bir önceki HDP’li hatibin konuşması üzerine söz istemiştim kısa bir açıklama yapmak üzere.

BAŞKAN – Buyurun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Hatip konuşmasında, müteaddit defalar çocukların katledilmesinden bahsetmiştir. Bu, samimi bir ifade değildir kanaatimce. Çocuklar bilinçli bir şekilde, sistemli bir şekilde birileri tarafından katlediliyorsa, bu işi yapan insanların akıl sağlığının yerinde olmaması gerekir. Ben, akıl sağlığı yerinde olan insanların bir çocuk katliamı yapabileceğine inanmıyorum çünkü çocuklar, esas itibarıyla, masum varlıklardır. Türk çocuğu, Arap çocuğu, Kürt çocuğu, Fransız çocuğu, başındaki sıfatından daha önce, çocuktur. Esasen semavi, gayrisemavi dinlerde de çocuklar masumdurlar. Bizim dinimize göre ise, fıtrat üzere doğdukları için suçsuzdurlar, suçları daha sonra, ergenlikten sonra ortaya çıkmaktadır yahut günahları. O bakımdan, bunu kullanırken ben daha özenli bir dil kullanılmasını dilerim ve Fransız düşünür Paul Valery’nin bir sözü vardır, onu da, bilenler için tekrar olacak ama bilmeyenler için bir hatırlatma kabilinden: “Ben bir çocuğun bir damla gözyaşına bütün dünyayı feda ederim.”

Diğer taraftan, konuşmacı, konuşması boyunca, en az bir düzine “savaş” ifadesini, kelimesini kullandı. “Savaş” kelimesi, esas itibarıyla, hem kavram olarak herhangi bir lügate bakıldığında hem de hukuk bakımından ya da diyelim, uluslararası hukuk bakımından içinin nasıl doldurulduğu ortada olan bir gerçekliktir. Dolayısıyla, bu kavramı kullandığımızda biz başka bir şeyi söylemiş olamayız. “Savaş” kelimesi savaş için kullanılır. Konuşmacı ise bölgede var olan, diyelim ki çatışma harici, diyelim ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Çakır, buyurunuz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

…bölgede var olan çatışma hâlini ifade etmek için kullanıyor ama bu kavramsallaştırma doğru bir kavramsallaştırma değildir. Hâl böyleyken, bu kasıtlı yapılıyorsa bunun üzerinde de durmak gerekir. Bunun da bile isteye kullanıldığını ve doğrusunu söylemek gerekirse, hukukta yeri olmadığını ifade etmek, açıklamak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Siyasi parti grupları adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, çok kısa bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, mikrofonunuzu açıyorum.

8.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Coşkun Bey’in, özellikle, çocukların ölümüne sebep olan, onu planlayan ve onları öldürenlerle ilgili “akıl sağlığı yerinde değil” tespitini doğrusu biraz hayretle karşıladık. Yani, akıl sağlığı yerinde olmayan birisinin cezai ehliyeti ortadan kalkar. Tam tersine, bu insanları mümkün olduğunca en ciddi cezai yaptırımla bir an önce karşı karşıya getirecek hukuki süreçleri işletmek gerekiyor.

Tabii ki sadece Kürt çocukları bu coğrafyada öldürülmüyor, yani demin konuşmacımız isimleri sayarken de hani ağırlıklı olarak Kürt illerinde yaşanan çocuk ölümlerinden bahsetmiş olabilir ama İstanbul’dan Antalya’ya, Hatay’dan Diyarbakır’a kadar bu ülkede güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu eğer çocuklar katlediliyorsa, yaşamını yitiriyorsa, bu, hepimizin utancıdır. Burada acı olan şey şudur: Roboski gibi bir gerçeklik ortadayken bile hâlâ bu çocukları katledenler adalet önüne, yargı önüne çıkarılmamıştır. Dolayısıyla grubumuz adına konuşan sayın hatip buna dikkat çekmiştir.

Diğer taraftan, Sayın Grup Başkan Vekili savaşın bir hukuku, ahlakından bahsetti; evet, doğru, olması gerekir. Şu anda Kürt illerinde yaşanan savaşta bir hukuk ve ahlak da yoktur. Yani cenazelerin haftalar boyu sokak ortasında bekletilmesi, üç aylık çocuğun cenazesinin yirmi bir gün boyunca defnedilmemesi, kadın bedeninin işkence edildikten sonra çıplak bir şekilde teşhir edilmesi ortada bir savaş hukuku ve ahlakının olmadığını gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum; tamamlayınız lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kendisi sanırım bir savaşın olmadığını kastetmek istedi ama yani buna, bu tartışmaya girmenin bir anlamı yok. Bütçe görüşmeleri boyunca o resimleri gösterdik yani İsrail’deki fotoğraflarla, Halep’teki fotoğraflarla, Şengal’deki fotoğraflarla hiçbir farkı olmayan kent merkezlerinde yaşanan tabloyu biz nasıl tanımlayacağımızı çok iyi biliyoruz. Önemli olan burada, dediğim gibi bu savaşın bir hukukunun ve ahlakının olmasıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, dün grubumuza mensup 6 milletvekili biraz önce tartışılan bölgede bir inceleme ve değerlendirme yaptılar. Grubumuzun Parlamentoya yansıtmayı arzu ettiğimiz bir meramı vardır; uygun görürseniz 60’a göre pek kısa bir söz talep etmekteyiz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sezgin Bey konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanrıkulu.

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, CHP Grubuna mensup 6 milletvekilinin Cizre’de yaptıkları görüşme ve gözlemlere ve orada çok vahim bir tabloyla karşı karşıya olunduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün, 6 milletvekili, yetmiş yedi gün süren sokağa çıkma yasağından sonra, Cizre’ye gittik. Kaymakamla, belediye başkanıyla, seksen gün boyunca orada olan milletvekilimizle, ticaret odası başkanıyla, esnaflarla, baro başkanıyla görüştük ve daha da önemlisi yurttaşlarımızı gördük ve 4 mahalleyi gezme imkânı bulduk. Özellikle Cudi Mahallesi’ne gittik, fotoğraf karelerine sığmayan görüntülerle karşılaştık. Yani biraz önce “Savaş mı değil mi?” tartışması yapıldı ama savaş sonrası görüntülerden çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Hâlen insan kemiklerinin, ceset artıklarının, çatışma artıklarının bulunduğu yerlere gittik, binalara gittik. Türkiye İnsan Hakları Vakfının bir apartmanın 3’üncü katındaki binasında, fotoğrafını da paylaştığım büyük bir çatışma artığı patlayıcı gördüm. 4 mahallede yaklaşık 60 bin yurttaşımızın şehir dışına çıktığı ve yeniden dönmek üzere olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Çok vahim bir durum var. Türkiye hiçbir döneminde kendi kara sınırları içerisinde bu kadar vahim, bu kadar ağır bir tabloyu yaşamadı.

SALİH CORA (Trabzon) – Niçin oldu onlar?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – En azından otuz yıldır, otuz beş yıldır devam eden bu çatışma ortamında bile hiçbir biçimde tankla, topla kentler yerle bir edilmedi. Evet, hendekler var, evet, barikatlar var, yanlış ama tank ve top savaş araçlarıdır ve en ağır araçlardır. Bir kent insanlarıyla beraber yok edilmiş durumda.(x)

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Bombalar, füzeler, roketler…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Çukurlar…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Biz burada çok ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu ağır tabloyu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız.

SALİH CORA (Trabzon) – Nusaybin’de 1 ton bomba kamyonla patlatıldı, binaları yıktılar ya! Ayıptır ya! 54 kişi yaralandı ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, biz de şehit ailesiyiz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ne yapalım?

SALİH CORA (Trabzon) – Biz de şehit ailesiyiz. Dün, Nusaybin’de 2 şehidimiz var, 54 yaralı var.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim…

SALİH CORA (Trabzon) – 1 ton patlayıcıyla binayı yerle bir ettiler ya.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kim onu tasvip ediyor? Kim onu tasvip ediyor? Onlar olmasın diye uğraşıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O tabloyu yaratan kimse onu eleştiriyoruz.

BAŞKAN - Sayın Tanrıkulu, mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız lütfen.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, bir devlet ne kadar medeni olabilir?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, tamamlıyorum.

Sayın Başkan…

SALİH CORA (Trabzon) – Ne kadar sabırlı olabilir!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri rica ediyorum, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Bağıran milletvekilinden çok daha fazla…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu konuda CHP artık tarafını belli etsin arkadaşlar.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Bu kürsülerde değil Diyarbakır’da ve çatışmanın yaşandığı her ortamda silaha, şiddete ve terör yöntemlerine karşı çıkmış bir insan olarak konuşuyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teröre karşı çıksan böyle konuşmazsın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Dün Nusaybin’deki tabloyu da canlı yaşadık. Cizre’den sonra da Nusaybin’e gittik emniyet müdürü ve kaymakamı ziyaret ettik, başsağlığı dileğinde bulunduk.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – DHKP-C militanları ortaya çıkıyor, onun önünde fitne “tweet”leri genel başkanları atıyor. Ne bekliyorsunuz!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya bir sus be! Sus ya! Yeter artık!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne bağırıyorsun! Ne bağırıyorsun! Terörden yana mısınız!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Terbiyesizlik yapma!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Bir daha bu tabloların yaşanmaması için her şeyi yapmaya hazırız.

HARUN KARACAN (Eskişehir) – Ne bağırıyorsun, çocuk azarlar gibi adama bağırıyorsun ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz teröre yataklık yaptınız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Tamam, tarafınızı belli edin. Her gün Kemalizm’den bahsediyorsunuz, yazık değil mi? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, bir dinle!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Ama orada 60 bin kişinin şu anda sokakta olduğu bir tablo var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben mi besledim, PKK’yı bu hâle getirdim!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Burada içinizdeki iki kişi yüzünden tarafınızı kaybettiniz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Bizden istenen şu: Pazartesi günü veya sonrasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığından uzmanlar gidecek ama şu an itibarıyla insanlar açıkta kalıyorlar ve acil olarak hiç olmazsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - …bakanlarımız burada, konteynerin gitmesi lazım. En az 2 bin, 5 bin konteyner gitmesi lazım ve bu ihtiyaçlarının karşılanması lazım. İnsanlar şu anda açıkta.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN - Şahsı adına ilk konuşmacı, lehinde Hasan Karal, Rize Milletvekili.

Buyurun Sayın Karal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime başlarken vatanımızın bölünmez bütünlüğü için şehit olan aziz şühedamızın manevi hatıratı önünde saygıyla eğiliyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 21’inci asrın eşiğinde bulunuyoruz. Dünya hızla teknolojik gelişme süreci yaşamaktadır.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Karal, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum, hatibi dinleyelim.

Buyurun, devam edin Sayın Karal.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Hocam, hatibe müdahale ediyorsunuz ya. Senin milletvekilin orada, niye müdahale ediyorsunuz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bir dinle kardeşim, bir dinle!

BAŞKAN - Sürenizi ilave edeceğim Sayın Karal.

Buyurun, yeni baştan başlatıyorum.

HASAN KARAL (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, 21’inci asrın eşiğinde bulunuyoruz. Dünya hızla teknolojik gelişme süreci yaşamaktadır. Ülkemiz de dünyanın bir parçası olduğuna göre, bütün olup bitenlerden, gelişmelerden etkilenmektedir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Eğer bu konuşmalara tahammül edemiyorsanız…

HASAN KARAL (Devamla) - Dünyada yalnız yaşamak gibi bir lüksümüz yok. Dünyanın bir ucunda gelişebilen bir olay anında kapımızın önüne gelmektedir. Hiçbir şeye “bana ne” diyemiyor, kabımıza çekilemiyoruz. Dünyanın böylesine küçüldüğü bir ortamda güçlü olmak, istikrarlı olmak, bir ve beraber hareket etmek ülkesini seven herkes için bir zorunluluktur.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, dinleyelim Sayın Karal’ı.

HASAN KARAL (Devamla) – Tarihî sürece baktığımızda asırlar boyu bağımsız yaşamış bir milletin çocukları olmaktan gurur duyuyoruz. Elbette bize bağımsız bir ülke bırakan atalarımızı rahmetle andığımız gibi, bizden sonra gelecek olan nesillerimize de bağımsız, kalkınmış, dünyada sözü geçen bir devlet bırakmak bizlerin görevi ve ödevi olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, zor zamanlarda bulunuyoruz. Hepinizin bildiği gibi, dünyada ve özellikle çevremizde gelişen olaylar bizleri daha bir kenetlenmeye, daha birlikte kararlar verebilmeye âdeta zorlamaktadır. Fakat, şunu biliyoruz ki her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Elmas, kömürün çocuğudur ama çilekeş çocuğudur. Ülkeler ve milletler de tarih süreci içerisinde asla istenmese de kimi zaman savaşlarla kimi zaman da başka transferlerle baş başa kalmaktadır. Amerika Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya sahnesine çıkarken Avrupa da İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişerek serpildi, büyüdü. Bazen şer görünende hayır olduğunu tarih bize göstermektedir.

Bugün de Suriye’de, vatanında kalamayan ve Esad zulmüne maruz kalan insanlar, başta ülkemiz olmak üzere, diğer ülkelere dağılmış bulunuyorlar. 3 milyon kardeşimize kucak açmamızı eleştirenler olabilir, oluyor da ama olaylara bugünden değil, yarının dünyasından baktığınızda nelerin gelişebileceğini hemen kestirmeniz pek mümkün olmayabilir ama biz inanıyor ve tarihin bize yüklediği kardeşlik bilinciyle diyoruz ki: Bu sahiplenme ve kucak açma, yarının dünyasında meyve verecektir.

Değerli milletvekilleri, siyaset, her şeye rağmen, bir kan davasına dönüşmemelidir. Bizden öncekileri düşünelim, bu Parlamento çatısı altında neler söylenmiş, neler yaşanmıştır? Ama, bugün bakıyoruz ki o heyecanlı hatiplerin, kürsüleri kırarcasına zangırdatan vekillerin hiçbirisi yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dün başörtülüdür diye Meclise alınmayan, bunu âdeta vatana ihanet sayan zihniyet yerine, bugün Meclisimizde başörtülü milletvekillerinin bulunmasına kimse karşı çıkmıyor. Zamanın ruhunu okuyamayanlar, halkının nabzını tutamayanlar daima kaybetmişlerdir. Bunu geçmişe bakıp görmekte ve şu anda da yaşamaktayız.

Kavga bardaklar arasında; kimi bardaklar beyaz, kimisi yeşil, kimisi mavidir. Kırın bardakları su birliğine ulaşırsınız. Sularda kavga yoktur. Şeklin anaforunda boğulanlar için kavga hiç eksik olmaz fakat ruh birliğine, insan onuruna sahip olanlar için hepimiz Âdem’in çocuklarıyız. Ne var ki bunu başarmak çok zordur ve insanlık da bu zorun içindedir.

Dünyayı imar ediyoruz bunca zahmetler çekerek. Sonra bir aklıevvel çıkıyor ve bu imar edilmiş dünyayı birkaç bombayla tarumar ediyor. Bunca emeğiniz heba olup gidiyor. Delinin eline verilen bıçak öldürücü, doktorun neşteriyse dirilticidir. Aslında sorulması gereken soru şudur: Dünyayı kana bulayanlar çobanlar mıdır, yoksa üniversite mezunları mıdır? Yunus Emre ne güzel diyor: “Okumaktan mana ne?/ Kişi Hakk’ı bilmektir.” Hak hukuk tanımayan, yaşamını sahip olmak uğruna sürdüren insanların savaştan başka, zulümden başka başvuracak oldukları bir şey yoktur. Çünkü onları ayakta tutan şey zulümdür.

Dünya bugün adil bir yönetimden maalesef uzakta bulunuyor. Sayın Cumhurbaşkanımız “Dünya 5’ten büyüktür.” derken, haklılığını bir kez daha ispatlamaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Her gecenin bir gündüzü vardır. Bugün bölgemizde yaşananlar geceyi andırabilir ama bu durum bizleri asla ümitsizliğe düşürmemelidir. Büyük bir ülkenin, kadim bir medeniyetin çocuklarıyız. İstiklal Savaşı’nı en zor şartlar altında kazanan bu millet, bugünkü badireleri de suhuletle ve inançla atlatacak ve 2023, hatta 2071 hedeflerine doğru koşar adım yürüyecektir, bundan hiç kuşkumuz yoktur. Biz istiyoruz ki gelecek nesillerimize güzel bir ülke bırakalım, dünya insanlarına da yaşanır bir dünyanın kalması uğruna yardımcı olalım.

2016 yılı bütçesinin milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karal.

Şimdi, Hükûmet adına yapılacak konuşmalara geldik.

Hükümet adına yapılacak konuşmaları bilginize sunuyorum: Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanı, yirmi beş dakika; Sayın Fatma Güldemet Sarı, Çevre ve Şehircilik Bakanı, yirmi beş dakika; Sayın Nabi Avcı, Millî Eğitim Bakanı, otuz dakika.

İlk söz hakkı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Çavuşoğlu, buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakikadır.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilli arkadaşlarım; öncelikle sizleri Bakanlığım ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Bakanlığımızın bütçesi üzerine söz alan tüm değerli milletvekillerimize çok teşekkür ediyorum. Elbette, çok değerli milletvekillerinin görüşlerinden ve eleştirilerinden faydalanmaya çalışıyoruz, dikkatli bir şekilde arkadaşlarımızla not aldık. Görüşlerine katılmadığımız arkadaşlarımız da olabilir ama onların da görüşlerine saygımız var ve tüm arkadaşlarımızla birlikte görüşmeler bittikten sonra Bakanlığımızda tüm bunları enine boyuna değerlendireceğimizi vurgulamak isterim.

Esasen, Türkiye Büyük Millet Meclisimizi her vesileyle dış politikamız konusunda bilgilendirmek isteriz. Yakın zamanda Dışişleri Komisyonumuza geldik ve milletvekillerimizin sorularını cevapladık. Keza, değişik platformlarda yine bu bilgilendirme toplantılarını yapmaya çalışıyoruz ve yüce Meclisimiz ne zaman arzu ederse gelip Meclisimizi de bilgilendireceğimizi peşinen de söylemiştik.

Bugün arkadaşlarımız dış politikamızın değişik konularıyla ilgili, boyutlarıyla ilgili görüşlerini paylaştılar. Farklı düşünebiliriz ama hepimizin birleştiği bir nokta var, zor bir coğrafyadayız ve etrafımızda ciddi sorunlar var. Kuzeye baktığımız zaman, Ukrayna, Kırım sorunu maalesef devam ediyor, çatışmalar devam ediyor. Güneyimize baktığımız zaman, Suriye'de bir ateşkes sağlamaya çalışıyoruz, en azından çatışmaların durdurulmasını sağlamaya çalışıyoruz ama bu süreçte bile ihlallerin olduğunu görüyoruz.

Hemen diğer komşumuz Irak’a bakıyoruz, yine sorunlar devam ediyor. Ülkeyi yönetemeyen bir yönetim var maalesef. O yönetimi eleştirmek için söylemiyoruz ama bir durumu izah etmek için söylüyoruz. Yemen’de keza aynı şekilde. Libya’da bir geçici hükûmet güvenoyu almaya çalışıyor. Yılların sorununu aşmak için bir anlaşma imzalandı, bu sürece de destek verdik.

Tabii ki etrafımızda dondurulmuş ihtilaflar da var. Karabağ problemi hâlen çözülmemiştir ve buna yenileri eklendi. Güney Osetya ve Abhazya sorunu artık dondurulmuş ihtilaf hâline geldi ya da çözümü dondurulmuş ihtilaf hâline geldi.

Bu süreçte bizi umutlandıran bir gelişme, Kıbrıs’taki müzakereler, Kıbrıs'a daha sonra geleceğiz. Umarım en azından Kıbrıs'a barış, huzur, istikrar gelir. Bunun için elimizden gelen katkıyı vermeye çalışıyoruz.

Tabii ki bu süreçte Türkiye üzerine düşen görevi yapıyor. Suriye'de, Irak'ta, Yemen’de, Libya’da, Kıbrıs’ta ve diğer sorunlu alanlarda Türkiye üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Bu konuda farklı düşünebiliriz, farklı görüşlerimiz olabilir, Türkiye'nin bakışını eleştirebilirsiniz fakat Türkiye hiçbir zaman çatışmanın tarafı olmadı. Yani, Türkiye başından beri Suriye'deki bu çatışmanın önlenmesi için görüşlerini paylaştı. Beş sene önce söylediği ile bugünkü söylediği arasında bir çelişki yok ama beş sene önce öngördüklerimiz maalesef bugün gerçekleşti. Maalesef diyorum çünkü arzu etmezdik. 400 bin insanın bir rejim tarafından ya da terör örgütleri tarafından öldürülmesini kim isteyebilir? Bu kadar insanın evini terk etmesini kim isteyebilir? Sadece bize Irak ve Suriye'den gelen 3 milyon insanı söylemiyoruz, Suriye'nin kendi içinde 8 milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kaldı. Irak'a 3 tane kampı niye kurduk? 40 bin insan yaşıyor. Çünkü, Irak’ta da aynı sorunlar var ve 200 binden fazla Iraklı kardeşimiz de -Yezidiler var içinde, her etnik gruptan, her dinden insanlar var- Türkiye'de yaşıyor. Niye terk etmek zorunda kaldılar Irak’ı? Ama biz bunları görüyorduk.

Şimdi, beş sene önce bir rejimin uygulamalarını eleştirmek o ülkenin iç işlerine karışmak mı oluyor? Hayır. Öngörüyorduk, “Bu rejim, bu çatışmalar durmazsa terör örgütleri ortaya çıkar.” dedik, arka arkaya terör örgütleri ortaya çıkmaya başladı. DEAŞ diye bir terör örgütü mü vardı üç sene önce, dört sene önce? El Nusra diye bir terör örgütü mü vardı üç sene önce, dört sene önce? PKK’nın uzantıları vardı orada, biliyoruz, zamanında bölücübaşı da orada yaşıyordu. Ama YPG diye bir terör örgütü mü vardı? Hepsi işte maalesef bir rejimin kendi insanını öldürmeye başlamasından sonra ortaya çıkan sorunlar. Türkiye bunların müsebbibi mi? Bunların sorumlusu Türkiye mi? Hayır. Ama biz bu sorunların çözülmesi için her zaman doğruları söyledik, söylemeye de devam ediyoruz, bundan sonra da söyleyeceğiz. Beş sene önce söylediklerimiz bugün anlaşılıyor. Üç sene önce önerdiklerimiz bugün Avrupa Birliğinde ve dünyada kabul görmeye başladı. Neden? Sorunun ucu kendilerine dokunmaya başladı. Biz, “güvenli bölge” derken Türkiye için mi güvenli bölge istedik? Oradaki mazlum insanlar, teröristlerden ve zalim bir rejimden kaçanlar için güvenli bölge istedik. Şimdi göçmenler Avrupa’ya gitmeye başlayınca, bundan rahatsız olan ülkeler “Hadi güvenli bölge oluşturalım." diyor. Keşke bunu üç sene önce Türkiye önerdiği zaman, Türkiye ne demek istiyor, niye bunu önerdi diye ciddi bir şekilde değerlendirilseydi ve çözüm bulunsaydı.

Şimdi, Irak’ta da ciddi sorun var. Irak’taki sorunun müsebbibi biz miyiz? DEAŞ nerede doğdu? Suriye’de. Irak’tan kaynaklandı, Suriye’ye gitti. Şimdi, Irak gibi bir ülkenin topraklarının yüzde 30’unu kim işgal etmiş? Bir terör örgütü. Bunun sorumlusu Türkiye mi? Bunun sorumlusu Maliki Yönetimi. Zamanında Maliki’yi niye eleştirdik? Mezhepçilikten dolayı. “İran’ın güdümünde olacak ve Irak’ı bölecek.” dedik. “Şii’lerin dışındaki tüm kesimleri dışlayacak." dedik; Kürtleri, Türkmenleri, Yezidileri, Hristiyanları, evet dışladı. Bir günde, iki günde, bir terör örgütü bir ülkenin topraklarının yüzde 30’unu nasıl işgal edebiliyor? Çünkü tek yapılı bir ordu, güç, Şii milisler. Bu Şii milisler Musul’u savunabilir mi? 70 bin Şii milis yarım günde terk etti Musul’u. Niye? Çünkü “Sünniler için ölmek istemiyoruz.” diyor. Biz de buna karşıyız, bu mezhepçiliğe karşıyız. Bu politikaları eleştirmek, bu politikaların o ülkeleri bir noktaya götüreceğini söylemek, o ülkelerin iç işlerine karışmak değil ki. Kaldı ki insan haklarıyla ilgili meselelerde, nasıl Avrupa Birliği nasıl diğer kurumlar ve ülkeler Türkiye’de bir sorun olduğu zaman eleştiri yapabiliyorsa Türkiye’nin de aynı hakkı vardır, eleştiri yapabiliriz. Bu, müdahale değil.

Ama bugünkü geldiğimiz nokta: Bu sorunları nasıl çözeriz, Türkiye ne düşünüyor? Bizim başından beri stratejimiz bellidir.

Bir: Suriye ve Irak’taki terör örgütleriyle mücadele etmemiz lazım. Bunların yok edilmesi lazım. DAEŞ’in de El Nusra’nın da yok edilmesi gerekiyor.

İki: bir siyasi dönüşüm gerekiyor. Artık muhalefeti, artık katledilen insanları, kim olursa olsun, Esad’ın etrafında birleştirmenin imkânsız olduğunu söylüyoruz. Bunu biz söylemiyoruz. Bugün, Riyad’daki muhalefet de söylüyor, dünya da bunu söylüyor. Dolayısıyla siyasi dönüşüm süreci zaten bunun için başladı, müzakereler bunun için başladı. Dolayısıyla bir an evvel siyasi müzakerelerin başlaması lazım ama bunun için de çatışmaların durdurulması lazım. Türkiye, gerek Münih’te gerek Viyana’da gerek daha önceki toplantılarda, Cenevre’de ateşkesin sağlanması için, siyasi müzakerelerin başlaması için elinden geleni yapmıştır, katkıyı yapmıştır. Bugün, hem insani yardımların ulaştırılması hem de çatışmaların durdurulması kısmında gözlemci olarak komisyonun içinde Türkiye yer almaktadır, aktif bir şekilde yer almaktadır. Bundan sonra da katkımızı vermeye devam edeceğiz. Umarım tam ateşkes olur, umarım anlamlı müzakereler başlar, siyasi dönüşüm başlar, Suriye’ye istikrar gelir. Biz, Suriye’nin de Irak’ın da toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını destekliyoruz. İki komşu ülkenin de istikrarını istiyoruz. Umarım bundan sonraki süreçte de katkı sağlamaya devam ederiz.

Evet, Libya’ya katkı sağladık. Libya’nın bu siyasi anlaşmasının yapılmasında Türkiye önemli rol oynadı. Bundan sonra da görevimiz bitmedi çünkü sorunlar var. Trablus’ta ateşkesin sağlanması lazım milisler arasında. Orada da DAEŞ var; 4.500 civarında DAEŞ unsuru var. Bunları kim temizleyecek? Bu konuda bir yıl içinde ülkeyi seçime götürecek -yeni anayasa, yeni kanunlar- ekonomik olarak kim destek verecek? Her aşamasında Türkiye elinden geleni objektif bir şekilde yapmaktadır; bölgenin istikrarı, güvenliği için Türkiye üzerine düşeni bundan sonra da yapmaya devam edecektir.

Tabii ki dış politikamızın ulaştığı nokta sadece bölge değildir. Bu bölge, bulunduğumuz coğrafyadaki sorunların çözülmesi için, güven artırıcı tedbirlerin atılması için elimizden geleni yapıyoruz. Ama, Türkiye'nin dış politikası geniş bir coğrafyada devam ediyor ve bu geniş coğrafyada, bir taraftan sorunların çözümüne katkı sağlamaya çalışıyoruz diğer taraftan insani yardımlarımızı, kalkınma yardımlarımızı en etkin bir şekilde mazlum insanlara ulaştırmaya çalışıyoruz, uluslararası örgütler nezdinde statüler elde ediyoruz, ikili ilişkilerimizi ticaret başta olmak üzere en iyi şekilde geliştirmek için gece gündüz, arkadaşlarımızla birlikte, çalışıyoruz.

Evet, gurur duyuyoruz. Bugün insani yardımda dünyada 3’üncü sıradayız. Bunu sürekli söylüyoruz, yine söyleyeceğiz. Ekonomik kalkınma olarak, büyüme olarak, yine istikrar olarak önde giden ülkeyiz ama ilk 3’te değiliz. İnsani yardımda miktar olarak ilk 3’teyiz ama millî gelire göre 1’inci sıradayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bununla da gurur duyuyoruz. Bundan sonra da insani yardımlarımızı en etkili bir şekilde götürmeye devam edeceğiz.

Kalkınma yardımlarımız da keza öyle. Yeni, işte, Afrika’dan döndük Cumhurbaşkanımızla beraber. Ve bundan birkaç hafta önce de Latin Amerika’daydık. Hem buralarla açılım politikalarımız artık ortaklık politikalarına dönüşmeye başladı hem de bu ülkelerle ticaretimiz artmaya başladı. Afrika’yla ticaretimiz 2,9 milyardan bugün 23 milyara ulaşmıştır yani 10 kattan fazla artmıştır. 12 olan büyükelçilik sayımız bugün 39’a ulaşmıştır. Türk Hava Yolları 47-48 noktaya artık uçuyor. TİKA’mız 14 ofise ulaştı. AFAD’ımız her yerde var. Kızılayımız her yerde var. Dolayısıyla insani bakımından da, kalkınma bakımından da ikili ticaret anlamında “kazan-kazan” formülüyle ve siyasi ilişkilerin güçlendirilmesi bakımından her yerde olmaya devam edeceğiz. Sadece ülkelerle değil, o bölgelerdeki bölgesel örgütlerle, uluslararası örgütlerle de ilişkilerimizi en iyi noktaya getiriyoruz, statüler elde ediyoruz, serbest ticaret anlaşmaları imzalıyoruz ve ülkemizde üretilen ürünlerin tüm dünyaya ulaşmasını istiyoruz.

Bugün gururla söylüyorum: Türk ürünlerinin dünyada -Birleşmiş Milletlere kayıtlı ülkeleri kastediyorum- 194 ülke içinde ulaşmadığı bir tek ülke bile kalmadı ve bundan sonra da ticaretimizi her bölgede inşallah artıracağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Latin Amerika bölgesinde 800 milyon dolar civarındaydı toplam ticaretimiz, bugün 8 milyar dolar civarında. Asya açılımı sayesinde 25 milyar dolar olan ticaretimizi 50 milyar dolara çıkardık, 2 katına çıkardık ve Asya Pasifik dâhil, tüm o bölgelerle de ilişkilerimizi artırarak devam edeceğiz.

Bunlar durup dururken olmuyor; gitmeniz lazım, ulaşmanız lazım. Somali’deki durumu anlayabilmek için Somali’ye gitmeniz lazım. Herkes havaalanında konteynerlerde büyükelçilik açarken şehrin merkezinde büyükelçiliğinizi işletmeniz lazım ve şu anda dünyadaki en büyük misyonumuzu, Allah izin verirse, Somali’de Mogadişu’da açıyoruz; 80 dönüm üzerine büyük bir kompleks içinde büyükelçiliğimizi açıyoruz. Ve kısa süre içinde, sonbaharda da inşallah askerî üssümüzü de Somali’de kuracağız ve işletmeye başlayacağız.

Latin Amerika ziyaretimizi söyledik, Afrika ziyaretimizi söyledik. Bugün Sayın Başbakanımız İran’da. İran’a da önem veriyoruz. Biz İran’a mecbur kaldığımız için değil, muhtaç olduğumuz için değil; herkes İran’ın karşısındayken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde İran’ın lehine oy veren ülkeyiz. İran bizim kardeşimiz ama İran’ın yanlış politikalarını eleştirebiliriz. Amerika’nın yanlış politikalarını eleştiriyoruz. Rusya’nın yanlış politikalarını sonuna kadar eleştiriyoruz. İran’ın mezhepçi politikalarına karşıyız. O mezhepçi politikalarının Suriye’de, Bahreyn’de, Irak’ta ve Yemen’de nelere yol açtığını görüyoruz, izliyoruz ve bu tehlikeyi anlatmaya çalışıyoruz ama arkasından konuşmuyoruz, İran’ın da yüzüne söylüyoruz bunu. Ama İran’la ilişkilerimizi geliştirmemiz lazım. Ruhani kısa bir süre içinde Türkiye’ye gelecek, yine, Dışişleri Bakanı Cevad Zarif Türkiye’ye gelecek; biz de gideceğiz, karşılıklı ziyaretlerimiz olacak. Her ülkeye gidip geleceğiz. Türkiye tecrit edilmiş, dışlanmış bir ülke değil ve önümüzdeki süreçte…

Bakınız, dün Atina’daydık. Sabah beşte Afrika’dan geldik, hemen Atina’ya geçtik. Yarın Sayın Başbakanımızla birlikte Brüksel’e gidiyoruz, Avrupa Birliği Zirvesi’ni düzenliyoruz. Oradan doğrudan İzmir’e gidiyoruz, Türkiye-Yunanistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Toplantısı’nın 4’üncüsünü gerçekleştireceğiz. Proaktif dış politikamızı sonuna kadar işleteceğiz ve oradan döndükten sonra, salı günü de Ukrayna Devlet Başkanı Poroşenko’yu Türkiye’de ağırlayacağız. Yine aynı mekanizmayı yani yüksek düzeyli stratejik iş birliği mekanizmamızı Ukrayna’yla da en iyi şekilde işletmeye devam edeceğiz.

Tabii ki ikili ilişkiler önemli, ticareti artırmak önemli ama uluslararası alanda, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, uluslararası örgütler nezdinde de rolünüzü artırmanız lazım. Bugün Birleşmiş Milletlerin… Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz, her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğumuz inisiyatiflere Türkiye eş başkanlık yapıyor. Bugün medeniyetler arası ittifaka her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var çünkü ırkçılık var, yabancı düşmanlığı var, İslamofobi var, Hristiyanofobi de var, antisemitizm de var. Biz hepsine karşıyız ve hepsini de insanlık suçu olarak görüyoruz ve bunlarla mücadele konusunda da samimiyiz. O nedenle, Medeniyetler İttifakının Eş Başkanlığını İspanya’yla beraber yapıyoruz.

Bugün ara buluculuğa ihtiyacı var dünyanın. Türkiye Finlandiya’yla beraber Barış İçin Arabuluculuk İnisiyatifinin Eş Başkanlığını yapıyor Birleşmiş Milletlerde.

Aynı şekilde, terörle de mücadele etmek gerekiyor çünkü terör biraz önce söylediğim tüm değerlerin düşmanıdır, insanlığın düşmanıdır, bizleri birleştiren değerlerin düşmanıdır. Dolayısıyla, terörle mücadeleyi de içeride ve dışarıda sonuna kadar sürdürmemiz lazım. O nedenle de Terörle Mücadele Küresel Forumunun Eş Başkanlığını yapıyoruz. Ve yine Hollanda’yla beraber, koalisyon içinde, Yabancı Terörist Savaşçılarla Mücadele Çalışma Grubunun da Eş Başkanlığını sürdürüyoruz.

Ama bunlar yetmez, diğer bölgesel örgütlerle de statülerimizi güçlendiriyoruz, sadece ülkelerle değil; Afrika’da, Latin Amerika’da, Asya’da, Asya Pasifik’te, Karayipler’de, her yerde. Ama kendi coğrafyamızda istikrar ve barış için de üçlü mekanizmalarımızı çok iyi işletiyoruz. Kafkasya’da Türkiye ve Azerbaycan’ın merkezinde olduğu üçlü mekanizmalar İran’la, Türkmenistan’la, Gürcistan’la. Ki geçen hafta üçlü toplantıyı Tiflis’te yaptık. Yine, Balkanlarda Türkiye, Bosna-Hersek’in merkezinde olduğu üçlü mekanizmalar Sırbistan’la, Hırvatistan’la. Bunların hepsini çok iyi işletiyoruz. Yine, biraz daha doğuya gidersek Türkiye, Pakistan ve Afganistan üçlü mekanizmasını da çok iyi işleterek iki ülke arasındaki güven arttırıcı adımların atılmasını sağlıyoruz, terörle mücadelede ortak hareket edilmesi konusunda çok ciddi katkılar sağlıyoruz.

Elbette, mensubu bulunduğumuz uluslararası örgütler nezdinde statümüzü yükseltmemiz lazım. Bugün Avrupa Konseyinin en çok katkı sağlayan, bütçesine katkı sağlayan ülkelerden bir tanesiyiz. Eskiden 12 milletvekiliyle temsil ediliyorduk Mecliste, şimdi 18 milletvekiliyle temsil ediliyoruz. Aynı şekilde, oradaki personelimizin hem seviyesini arttırıyoruz hem de sayısını arttırıyoruz, hem Parlamentoda hem diğer kurumlarda hem de İnsan Hakları Mahkemesinde ama üstlendiğimiz tüm sorumlulukları ülkemizin ve milletimizin böyle gururunu arttıracak bir şekilde üstleniyoruz.

Antalya’da G20’ye ev sahipliği yaptık yani Dönem Başkanlığımızda zirveyi düzenledik. Gelmiş geçmiş en başarılı G20 zirvesiydi. Sadece organizasyon olarak söylemiyorum; içerik bakımından, mazlum insanların haklarının savunulması bakımından, iklimle ilgili, terörle ilgili tüm konuların G20 kapsamında değerlendirilmesi bakımından en başarılı zirveydi.

Şimdi, İslam İşbirliği Teşkilatının İslam Zirvesi’ni 13-14 Nisanda inşallah İstanbul’da gerçekleştireceğiz. Ve hemen arkasından, 23-24 Mayıs tarihlerinde Birleşmiş Milletlerin ilk defa düzenleyeceği Dünya İnsani Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyoruz. Biraz önce sebebini söyledim çünkü dünyada insani katkı yapan yani gelirine göre en çok katkı yapan ülke Türkiye’dir, dolayısıyla buna ev sahipliği yapmayı çoktan hak etmiştir. Elbette, hemen arkasından Antalya’da En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi’ni gerçekleştiriyoruz çünkü bizim için en az gelişmiş ülkelerin sorunlarını çözmek de önemlidir.

Afrika’ya gittiğimizde herkesin birleştiği bir nokta vardı, 4 ülkede de aynı şeyi söylediler: “Türkiye buraya bizleri sömürmek için gelmiyor.” Evet, Türkiye’nin tarihinde de sömürgecilik anlayışı yoktur ve Afrika’ya giderken onları sömürmek için değil, onlarla eşit şartlarda ortak olmak için gidiyoruz, onların dertlerine çözüm bulmak için gidiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İnşallah sonbaharda da Dünya Enerji Kongresi’ni gerçekleştireceğiz. Enerji kaynaklarımız yok ama attığımız adımlarla Türkiye enerji konusunda dünyada önemli bir aktör oldu. Bu rolümüzü de yapıcı bir şekilde devam ettireceğiz.

Çözülmeyen ya da çözümü dondurulmuş sorunlardan bahsettik; elbette, bunlardan bir tanesi de Kıbrıs’tır ama Kıbrıs için umutlarımız arttı. Adada devam eden müzakereleri, her iki halkın da haklarını garanti altına alacak şekilde siyasi eşitliğe dayalı, iki kesimliliğe dayalı bir çözümü destekliyoruz. Müzakereler devam ediyor, zor konular var ama yeter ki inanalım, bunları da başarabiliriz.

Filistin’e hiçbir zaman gözümüzü kapatmadık, Filistin meselesine her zaman sahip çıktık. Bugün İsrail’le ilişkilerimizin normalleşmesi için ortaya koyduğumuz şartlardan bir tanesi de Filistinli kardeşlerimizin üzerindeki ambargoların kalkmasıdır. Bu konudaki müzakereler devam ediyor ve önümüzdeki günlerde olumlu gelişmeleri tabii ki bekliyoruz. Türkiye’nin tutumu son derece nettir, şeffaftır ve abartılı da değildir. üç şart koyduk ortaya; bir tanesi gerçekleşti, diğer iki şart da tazminatla birlikte gerçekleştirildiği zaman İsrail’le ilişkilerimizi normalleştiririz ve Orta Doğu barış sürecine de katkı vermeye devam ederiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tazminatlar devletin değil ki, orada şehit olan rahmetlilerin.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Ama Filistin’e insani yardımlarımızı devam ettiriyoruz. İsrail’in zulmü altında olan Gazze’ye ve Filistin’e bugüne kadar yaklaşık 500 milyon dolarlık yardım yaptık. Geçen sene Filistin’e yardım toplantısında Türkiye 200 milyon dolar vadetti ama şu anda gerçekleştirdiğimiz projelere baktığımız zaman bu rakamı da geçeceğiz ve 2017’ye geldiğimiz zaman 700 milyon doların üstünde yardım yapmış olacağız, bunları elbette yapmaya devam edeceğiz.

Çok Değerli Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız -hangi etnik gruptan olursa olsun- yurt dışında yaşayan soydaşlarımız, yurt dışında yaşayan akraba topluluklarımız bizim için her zaman öncelikli olmuştur. Onların dertlerini iyi dinledik, onların sorunlarını çözüyoruz, her türlü yardımı yapıyoruz, haklarını da -oy verme dâhil- veriyoruz; bundan sonra da bizim için öncelikli olacak. Bakanlığımızın en öncelikli politikalarından bir tanesi de yurt dışında yaşayan kardeşlerimizi yalnız bırakmamak, yedi gün yirmi dört saat anlayışıyla onlara hizmet vermeye devam etmektir.

Elbette Türk dış politikası çok yoğun, proaktif; bunlar tek başımıza yapacağımız şeyler değil. Parlamenter diplomasiye inanıyoruz. Siz değerli milletvekillerimizin uluslararası platformlarda, uluslararası örgütlerde ve dostluk gruplarıyla birlikte bu dış politikamıza katkı yapmanızdan biz mutlu oluruz, size yardımcı olmaktan mutlu oluruz.

Biz arkadaşlarımızla birlikte büyük gayret sarf ediyoruz ve bugün 234 temsilcilikte bu görevimizi en iyi şekilde yapıyoruz, Türk Bayrağı’nı her yerde dalgalandırmaya çalışıyoruz, vatandaşlarımıza her zaman gurur duyacakları hizmetleri vermeye çalışıyoruz. Sayı yetmez, binalarımızın kalitesi de önemli; Afrika ülkelerindeki büyükelçiliklerimizle gerçekten gurur duyduk ama Meclisimizin yanında –biraz önce de söyledim- TİKA, AFAD, Kızılayın hilali, Türk Hava Yolları dâhil, tüm kurumlarımızla dış politikamızın başarısı için gece gündüz çalışıyoruz. 7 bine yakın personelimiz var içeride ve dışarıda. Dolayısıyla, bu sene sizlerin destek vereceği bütçeyle bu arkadaşlarımızla, kadrolarımızla ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeye çalışacağız, sorunların çözümüne katkı sağlamaya çalışacağız, ülkemizin ve milletimizin çıkarlarını her platformda en iyi şekilde savunmaya çalışacağız.

Destekleriniz için, görüşleriniz için, katkılarınız için ve özellikle de eleştirileriniz için hepinize çok teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yerimden söz talep ediyorum.

BAŞKAN – 60’a göre söz talebiniz mi var?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki grubumuz büyük bir dikkatle Sayın Bakanın yapacağı konuşmayı bekledi. Maalesef, grubumuz adına eleştirileri, önerileri, soruları dile getiren arkadaşımızın konuşma çerçevesine hiç girilmedi. O açıdan bir hayal kırıklığını ifade etmek istiyorum.

Tabii, şunu anlamlandıramadık, çok da oturtamıyoruz: Sayın Bakanın yapmış olduğu açıklamalar ile AKP’nin pratikteki dış politika uygulamaları birbiriyle son derece çelişiyor. Özellikle, IŞİD ve El Nusra bazında Sayın Bakanın kürsüde ifade ettikleri ile pratik sahadaki birtakım veriler birbiriyle son derece çelişkili.

Ben şimdi sayısal bir bilgi vermek istiyorum, Sayın Bakan açıklarsa sevinirim: Şimdi, Akçakale-Tel Abyad arasındaki sınır kapısı Sayın Bakanım, Ocak 2014’te IŞİD kontrolüne geçti. Benim elimde Gümrük ve Ticaret Bakanlığına ait, TÜİK’e ait sınır kapılarındaki ihracat verileri var. 2014 yılında yani IŞİD’in elinde Tel Abyad bulunurken bu kapıdan yapılan ihracatın miktarı 5 milyon 5 bin dolar. 2015 yılında Haziran ayına kadar -çünkü Haziran ayında o bölgeyi YPG ele geçirdi, özgürleştirdi Gire Spi’yi- 2015’in ilk ayından Haziran 2015’e kadar da 981 bin dolar yani topladığımızda bir buçuk yıl içerisinde 7 milyon dolara yakın bir ihracat var ve haziran ayından itibaren YPG o bölgeyi özgürleştirdiği anda da kapı kapanıyor, ihracat rakamı sıfır Sayın Bakan. Dolayısıyla, burada çok ciddi bir soru işareti var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Aynı durum Karkamış Cerablus arasındaki kapı için de geçerli. Cerablus da 2013’te IŞİD kontrolüne geçti. Bu sınır kapısında da 2013’ten 2014’e kadar 2 milyon 699 bin dolarlık bir ihracat var, 2014 yılında da 1 milyon 838 bin dolar yani 5 milyon dolara yakın bir ihracat var.

Şimdi, Sayın Bakanın verdiği bilgiler mi doğru, yoksa Gümrük ve Ticaret Bakanlığının ve TÜİK’in verdiği sayılar mı doğru? Eğer IŞİD bir terör örgütüyse bu ihracat rakamları ne anlama geliyor, o bölgeye ne ihraç edildi? Bu kadar büyük bir ticari hacimle yapılan bir faaliyet, özellikle bölge özgürleştikten, PYD’nin denetimine girdikten sonra neden durdu? Bu soruma cevap verirse en azından temel bazı çelişkiler bizim açımızdan sanırım çözüme kavuşur.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Baluken.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Şimdi sıra Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Fatma Güldemet Sarı’da.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakikadır.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüzün gerçekleştirdiği çalışmalar ve hedefleri hakkında bilgi sunacağım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çevre ve şehircilik alanında geniş bir görev ve sorumluluk üstlenen Bakanlığımız, şehirlerimizin altyapısı sağlam, afetlere dayanıklı ve çevreye duyarlı bir biçimde gelişmesi için çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kapsamda, Bakanlığımızın temel görevleri; imar, çevre ve yapılaşmaya ilişkin mevzuatı hazırlamak, çevrenin korunması, iyileştirilmesi faaliyetlerini yürütmek, iklim değişikliğiyle mücadele etmek, kentsel dönüşüm uygulamalarını yapmak, Türkiye ulusal coğrafi bilgi altyapısını kurmak, korunan alanlardaki iş ve eylemleri yürütmek, yerel yönetimlere rehberlik etmek, teknik ve mali destek sağlamak, altyapı projelerini yapmak veya yaptırmak, etkin ve kaliteli tapu ve kadastro hizmeti sunmak şeklinde belirlenmiştir. AK PARTİ hükûmetleri olarak, vatandaşlarımızın hayat kalitesini artıracak şekilde insan ve çevre dostu şehirlerin gelişmesine katkı sağlıyoruz. Onuncu Kalkınma Planı ve Hükûmet programımızda, kimlikli ve kişilikli şehirler oluşturularak medeniyetimizin şehir kimliğini ihya etmek, kentlerimizi yaşanabilir ve marka şehirler hâline getirmek; şehirlerimizin kültürüyle, turizmiyle, tarımıyla, sanayi ve ticaretiyle ülkenin kalkınmasına hizmet etmesini sağlamak; kentsel dönüşümle yapı stokumuzun yenilenmesi sağlanırken her türlü afete karşı dayanıklı yaşam alanları geliştirmek; atık su arıtma ve katı atık yönetimi hizmetlerini kurmak, yaygınlaştırmak ve bütüncül yönetimini sağlamak; iklim değişikliği başta olmak üzere çevresel sorunlara karşı hassasiyet ve tabii afetler konusunda hazırlıklı olmak hususları vurgulanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tamamına yakını farklı derecelerde deprem tehlikesiyle karşı karşıya olan ülkemizde kentsel dönüşüm çalışmaları büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, sağlıklı ve güvenli yaşama çevreleri oluşturmak amacıyla çıkartılan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında üç buçuk yıllık uygulama dönemini geride bırakmış bulunmaktayız. Kanun kapsamında 47 farklı ilimizde 178 riskli alan ilan edilmiştir. Söz konusu alanlarda ilgili belediyeler ve TOKİ Başkanlığıyla iş birliği protokolleri yapılmıştır. Ayrıca, riskli binaların tespit edilmesiyle ilgili yapılacak işlemler hususunda valilik ve belediyelere görev verilmiştir. Riskli yapı kapsamında 300 binden fazla bağımsız bölümün riskli yapı tespiti gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere rezerv alan belirlenmesi çalışmaları da devam etmekte olup 52 rezerv yapı alanı belirlenmiştir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesi uyarınca, 20 ilimizde toplam 72 kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı Bakanlar Kurulunca kabul edilmiştir. Ayrıca, belediyelerimiz ile Bakanlığımız arasında kentsel dönüşüm projeleri kapsamında protokoller yapılmakta ve belediyelerimiz eliyle çalışmalar sürdürülmektedir. Kentsel dönüşüm ve uygulamaları kapsamında bugüne kadar 2 milyar TL’ye yakın kaynak kullanılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde terörden mağdur olan vatandaşlarımızın bu mağduriyetlerinin tespiti ve giderilmesi noktasında çalışmalarımızı başlattık. Terörden temizlenen ilçelerde vatandaşlarımızın yaralarını hızla sarmak, onlara devletin şefkat elini uzatmak için var gücümüzle hizmetlerimizi götüreceğiz. İlk adımı da Silopi’de atıyoruz. Biliyorsunuz, dün Sayın Başbakanımız ve çok kıymetli bakanlarımızla birlikte Silopi’deydik. Sizlere Silopi ilçemizde yürüteceğimiz çalışmalar hakkında bilgi vermek isterim.

İlçemizde ekiplerimizin yaptığı incelemeler sonucunda zarar tespit çalışmaları tamamlanmıştır. Hem altyapısı hem de konutlarıyla yenilenmiş bir Silopi için bugün itibarıyla imar çalışmalarını başlattık. Az hasarlı olan binalar için vatandaşlarımıza onarım desteği sağlayacağız. Ciddi hasar bulunan, yıkılma noktasına gelmiş yapılar ise kentsel dönüşüm kapsamına alınacak. Ayrıca, hasarlı iki camimizin de onarımı gerçekleştirilecek. Silopili vatandaşlarımız, geçtiğimiz haftalarda açılışını yaptığımız irtibat bürosu aracılığıyla bu süreçte ihtiyaç duydukları tüm soruların yanıtlarını alabilecekler. Yeşil alanı, parkı, bahçesi, okulu, dinî tesisi, spor alanları, tiyatrosu, kültür merkezi, sosyal anlamda her türlü ihtiyaca cevap verecek donatı alanlarıyla bir planlama gerçekleştiriyoruz. Vatandaşlarımıza daha kaliteli, daha yaşanabilir, daha nicelikli ve nitelikli binalar inşa edeceğiz. Biz Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak hazırız ve sahadayız. Silopi’de olduğu gibi, Cizre’de de, ardından Sur’da da vatandaşlarımızın bütün mağduriyetlerini gidereceğiz ve onların yanında olmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle, her fırsatta dile getirdiğim bir konuya da açıklık getirmek istiyorum. Özellikle Silopi ve Cizre’de yapacağımız kentsel dönüşüm çalışması kapsamlı bir çalışma olacak ama Sur içinde yapacağımız çalışma bir kentsel dönüşüm çalışması değildir. Bildiğiniz gibi, Sur kentsel sit alanı ilan edilmiştir. Kentsel sit alanının tanımını belki bilenler vardır, bilmeyenler vardır ama 2012 yılında kentsel sit alanı olarak ilan edilen Sur’da koruma imar planı gerçekleştirilmiştir ve bu imar planı o dönemin belediyesi, büyükşehir belediyesi, ilçe belediyesi, belediye başkanları ve meclis üyeleri tarafından onaylanmıştır. Suriçi’nde yapılacak olan çalışma bu koruma imar planı çerçevesinde gerçekleştirilecek ve yörenin mimari dokusunun burada hayata geçirileceği bir çalışma olacaktır. Suriçi’nde, bahsedildiği gibi, TOKİ konutları -ki genel anlamda tabir budur- veya toplu konut anlamında bir yapılaşma söz konusu olmayacaktır. Suriçi’nde, maalesef, geçmiş dönemlerde Kırklar Dağı’nın en üst noktasına yapılmış o yüksek katlı binaların benzeri bir yapılaşma kesinlikle olmayacaktır. Bunu sizlerle tekrar bu vesileyle paylaşmak istiyorum.

Yine, Sur, Silopi ve Cizre’de vatandaşlarımızın terörden dolayı gerçekleşen bütün mağduriyetlerini maddi ve manevi anlamda gidermek için sahada bulunuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tabii ki yaptığımız çalışmalar başta manevi anlamda onların biraz olsun mağduriyetlerini gidermek, maddi anlamda da günlük hayatın sıkıntılarından biraz olsun onları kurtarmak içindir. Ama bu yaptığımız çalışmalar, inanın, Ankara’da 29 vatandaşımızın şehit olduğu o terör saldırısındaki vatandaşlarımızın ailelerinin acısını elbette ki dindirmeyecektir; inanın, İstanbul Sultanahmet’te Alman vatandaşlarına yapılmış olan o terör saldırısında hayatını kaybeden vatandaşların ailelerinin acısı dinmeyecektir; inanın, kendi personelimiz olan bir arkadaşımızın Ankara’daki terör saldırısında hayatını kaybeden eşinin acısını yaşamasına engel olmayacaktır, çocuğunun baba acısını tatmasına engel olmayacaktır ve inanın, lojman saldırısında şehit olan eşiyle birlikte 3 yaşındaki kızını toprağa veren annenin acısını hafifletmeyecektir. Ama biz bütün bu şehit cenazelerinde şunu gördük, bu vatandaşlarımız bizden üç şey istediler: Devletin birliği ve bütünlüğünü koruyun, terörle sonuna kadar mücadele edin… Ve çok manidardır, bir şehit evinde, bir şehit ailesi, bir şehidin kadın akrabası şöyle bir şey dedi: “Bugün bir tane şehidimizi verdik ama yarın gerekirse bin kadın olarak biz o sahada çalışmaya devam ederiz.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İşte biz bin yıldan beri bu toprakları vatan hâline getirmek için bu mücadeleleri verdik. Bu mücadeleleri gerekirse bin yıl daha vereceğiz. Bu vatanın birlik ve bütünlüğü için, kardeşliğimizin devamı için sonuna kadar mücadele etmeye, kamu düzenini sağlamaya, terörün her türlüsüne karşı da savaşmaya devam edeceğiz. Bunu da bu vesileyle sizlerle paylaşmak istedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet olarak, iş ve yatırım ortamının öncelikli sorunlarına odaklanılarak yatırımcının karşılaştığı belirsizliklerin giderilmesi ve sorunların hızla çözülmesini, bunun için mevcut mekanizmaların iyileştirilmesini, yatırımların artırılmasını amaçlamaktayız. Bakanlığımız yatırıma uygun arazi envanterinin yatırımcıya elektronik ortamda sunulması amacıyla Coğrafi Bilgi Sistemleri altyapısı kurulmasına yönelik çalışmalar yürütmektedir.

Bakanlığımızca yerel yönetimlerin ve ilgili kurum ve kuruluşların kullanımına sunulmak üzere ortofoto haritaları hazırlanmaktadır. Bu kapsamda tüm il ve ilçe merkezlerimizin yüzde 90’ını görüntüledik. Kamu hizmetlerinde etkinlik ve verimliliği sağlamak için coğrafi verinin tek e-devlet kapısı aracılığıyla yayınlanmasını sağladık. Verilerin tüm kamuyla paylaşılması için Ulusal Coğrafi Veri Portalı’nı geliştirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızın önemli bir çalışma alanı da planlama faaliyetleridir. Hükûmet programımızda da ifade edildiği üzere, bizim hedefimiz, öncelikle, “insan dostu şehir” anlayışını hâkim kılmaktır. Hükûmetimiz, kadim medeniyetimizin ve zengin kültürel mirasımızın izlerini taşıyan, kimlikli şehirlerimizin yaygınlaşmasını amaçlayan bir anlayışı benimsemiştir. Bu kapsamda ülke ve bölge ölçeğinde mekânsal strateji planı hazırlık çalışmaları başlamıştır. Mekânsal strateji planlarıyla yatırımların yer seçiminde bütüncül ve hızlı bir işleyişin getirilmesi sağlanacaktır.

Üst ölçekli planlamada önemli bir yer tutan çevre düzeni planları ülke genelinde tamamlanmak üzere. Ülkemizin yüzde 97’sinde çevre düzeni planları kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği içinde tamamlanmıştır, 2016 yılı sonuna kadar ülkemizin tamamında bitirilmesi hedeflenmektedir.

Bakanlığımız ülkemiz kıyılarının etkin şekilde korunması, planlı gelişmesi ve sağlıklı kullanılması konusunda önemli görev ve sorumluluklara sahiptir. Bu kapsamda, kıyı alanlarında iki yılı aşan sürelere yayılan plan onay süreçleri kısaltılarak yatırım ve yatırımcının önündeki engeller aşılmıştır. Ülke genelinde kıyı ve sahil şeritlerinin planlanması aşamasının ilk adımı olan kıyı kenar çizgisi tespitleri yüzde 99 oranında tamamlanmıştır. Bakanlığımızca, sürdürülebilir çevre ve yaşam kalitesi yüksek yerleşmeler hedefine ulaşmak için yürütülen çalışmalardan önemli bir tanesi de kentlerimizin marka değerlerinin artırılmasına yönelik kentsel tasarım proje çalışmalarıdır. Bakanlığımızca, 6306 sayılı Kanun kapsamında İstanbul, Ankara, Bursa ve Erzincan illeri başta olmak üzere birçok kentte kentsel tasarım projesi onaylanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sürdürülebilir şehirler yaklaşımına uygun olarak şehirlerde atık ve emisyon azaltma, enerji, su ve kaynak verimliliği, geri kazanım, gürültü ve görüntü kirliliğinin önlenmesi, çevre dostu malzeme kullanımı gibi uygulamalarla çevre duyarlılığı ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyoruz. Bu alanda, üniversitelerimizle ve sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte çalışmalar yürütüyoruz. Hükûmetimiz döneminde, yerleşim yerlerinin temiz ve sağlıklı hâle gelmesi açısından kentsel altyapı yatırımlarına öncelik verilmiş, atık su ile katı atık hizmetlerinde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu kapsamda, atık su arıtma hizmeti verilen belediye nüfusu yüzde 35’ten yüzde 79’a çıkartılmıştır. Hedefimiz bu hizmeti bütün vatandaşlarımıza ulaştırmaktır. Yine, bugün itibarıyla 1.091 belediyede yaklaşık 49 milyon vatandaşımıza bu anlamda, katı atık düzenli depolama tesisi anlamında hizmet vermekteyiz. Atıkları sadece düzenli depolamak için değil, ekonomiye kazandırılmasına yönelik çalışmaları da yürütüyoruz. Atık geri kazanım tesisleriyle ekonomiye yıllık, evet, 3 milyar TL katma değer sağlanmaktadır. Bu alanda doğrudan istihdam ise 60 bin kişiyi geçmiş durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belediyelerimizin çevre altyapı ihtiyaçlarının karşılanmasında ulusal kaynaklarımızın yanı sıra Avrupa Birliği kaynakları da kullanılmaktadır. 2007-2013 1’inci IPA döneminde belediyelerin çevre altyapı ihtiyaçlarını karşılamak üzere 941 milyon 500 bin avro bütçeli 39 çevre altyapı projesinin çalışmaları yürütülmektedir. Ayrıca, 2014-2020 yıllarını kapsayan 2’nci IPA döneminde, toplam bütçesi 1 milyar 42 milyon avro olan 38 adet projenin hazırlanması için de çalışmalar başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; denizlerimizin ve kıyılarımızın korunma çalışmaları kapsamında, denizlerimizde faaliyet gösteren gemilerin operasyonel faaliyetlerinden kaynaklanan atıkların toplanması ve bertarafı, denizlerimizin kirliliğinin önlenmesi için son derece önemlidir. Bugün itibarıyla, 261 limanda atık alım hizmeti verilmektedir. Mavi Kart Sistemi’yle, turistik ve rekreasyon amaçlı kullanılan teknelerde oluşan atıkların etkin bir şekilde toplanması ve denetlenmesi sağlanmaktadır. Temiz denizlerimizin bir göstergesi olan mavi bayrak sayımızda önemli bir artış sağlanmıştır. Bugün itibarıyla, mavi bayrak alan plaj sayımız 436’ya ulaşmıştır. Ülkemiz, mavi bayrak sıralamasında dünyada 2’nci sıraya yükselmiştir. Hedefimiz, 2023 yılında dünya 1’incisi olmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanoğlu kendi mevcudiyetini sürdürülebilir kılmak için ekonomik büyümede, sosyal yaşamda, yerleşme ve yapılaşmada ekosistemi ve çevresel dengeyi gözetmek zorundadır. Ülkemiz, iklim değişikliğiyle mücadelede ve çevrenin korunması kapsamında her zaman üzerine düşen görevi yapmaya hazırdır. Bu bağlamda, hızla gelişen bir ekonomi olarak, sera gazı emisyonlarını da 2030 yılında yüzde 21’e kadar artıştan azaltmayı hedeflediğimizi her fırsatta dile getiriyoruz. Bu hedefimizi kaliteli altyapı projelerini hayata geçirerek, yeni ve temiz teknolojilerden yararlanarak, yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla istifade ederek, enerji verimliliğini sağlayarak gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

Yine, çevresel etki değerlendirmesi çevre yönetiminin en etkin aracı, yatırımcının da yol haritasıdır. Bakanlığımız, yatırımların hayata geçirilmesinde özellikle çevresel etkilerin ölçülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması açısından önemli bir rol üstlenmiştir. Bakanlığımıza yapılan her ÇED müracaatının ÇED olumlu raporu düzenlenmek suretiyle sonuçlandırılması söz konusu değildir. 2015 yılında verilen ÇED kararlarına bakıldığında yaklaşık yüzde 35’inin komisyonlarca ÇED süreci sonlandırılan ve olumsuz karar verilen projelerden oluştuğu görülmektedir. Bakanlık olarak ülkemiz ekonomisine katkı sağlayacak yatırımların önündeki bürokratik süreçleri elbette ki kısaltmakla yükümlüyüz. Çevrimiçi ÇED Süreci Yönetim Sistemi’nin devreye alınmasıyla ÇED süreci içerisinde yer alan tüm süreçler elektronik sistem üzerinden gerçekleştirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevresel etkilerin yalnızca fiziksel çevre üzerinde olmayıp ekonomik ve sosyal yaşam için de çok önemli olduğu gerçeğinden hareketle çevreyi doğrudan ya da dolaylı olarak olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilecek proje konusu faaliyetlerin bütün çevresel etkilerini bilimsel yöntemler ve tekniklerle irdelenebilecek, bu irdelemelere göre olumsuz etkileri önlemek ya da çevreye zarar vermeyecek ölçülerde en aza indirmek için alternatif çözümler dikkate alınmaktadır. Bu vesileyle özellikle son günlerde kamuoyu gündemini meşgul eden Artvin ili Cerattepe mevkisindeki Bakır Madeni Kırma-Eleme Tesisi Projesi’ne ilişkin yüce Meclisi de bilgilendirmek istiyorum. ÇED raporu 19 kurum ve kuruluş tarafından değerlendirilmiş olan ve olumlu görüşler alınarak ÇED olumlu kararı verilen bu tesis, proje, galeri sistemi kapalı ocak işletmesi olarak planlanmıştır. Çıkartılacak maden teleferik sistemiyle taşınarak Murgul’daki tesislerde işlenecektir. Aldığımız tedbirlerle Artvin’in, Cerattepe’nin zarar görmemesine özen gösterilerek ağaç kaybı minimum seviyede tutulacak ve misliyle yenileri dikilecektir. Çevresel hassasiyeti gözeterek ülkemizin doğal kaynaklarını ekonomimize kazandırmak hepimizin ortak anlayışı olmalıdır. Çevreye zarar vermeden kalkınma anlayışıyla hareket etmeliyiz. Memleketimizin hem yer üstü zenginliklerini koruyacak hem de yer altındaki cevherleri kullanacağız. Bu vesileyle Sayın Başbakanımızın başkanlığında gerçekleştirdiğimiz toplantıda Artvin’den gelen sivil toplum örgütleri ve vatandaşlarımızı da dinledik. Beş saat kadar süren bu toplantı sonucunda bütün hassasiyetlerini dinledik ve ona göre gerekli önlemleri aldık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mahkemenin hâkimlerinin hepsini değiştirdiniz Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızca, kentsel ve kırsal alanlarda, hava kirliliğinin olumsuz etkilerinden insan sağlığının ve ekosistemin korunmasını sağlamak amacıyla, 81 ilde 195 adet sabit istasyonla, anlık olarak hava kirliliği izlenmektedir. İstasyonların sayısı 2017 yılının sonuna kadar en az 330 olacak şekilde çalışmalar devam etmektedir.

Ayrıca, Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatı tarafından, ülke genelinde çevreye etkileri olan her türlü tesis ve faaliyet, Çevre Kanunu kapsamında denetlenmektedir. ÇED kararı verilen projelerde verilen taahhütlerin takibi, izleme ve kontrol çalışmalarıyla yürütülmektedir. Yıllık çevre denetim planları kapsamında yapılan planlı birleşik çevre denetimlerinin yanı sıra, plansız ve ani çevre denetimleri de yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, korunan alanlarda sürdürülen planlama faaliyetlerinden bahsetmek istiyorum.

Koruma ve kullanım dengesinin kurulması, yoğun turizm ile yapılaşma baskısı altındaki yerleşim alanlarındaki düzensiz yapılaşmaların engellenmesi amaçlanmıştır. Korunan alanlarda, yerleşimlerden kaynaklanan atık suların bertaraf edilmesi amacıyla, atık su arıtma tesisleri, kanalizasyon şebekeleri, atık su terfi merkezleri yapım faaliyetleri gerçekleştirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; inşaat ve altyapı alanında, insanlarımızın çağdaş standartlara uygun altyapıya ve konutlara sahip, depreme karşı güvenli, sağlıklı ve çevresiyle barışık evlerde yaşamasını sağlamak temel hedeflerimizdir. Sürdürülebilir yapılaşmayı, yapıma ilişkin uygulamaları ve mesleki hizmetleri katılımcı, çözüm odaklı ve denetleyici bir anlayışla düzenlemek için çalışıyoruz. Marka şehirler oluşturma vizyonumuzun, güvenli yapı malzemeleri kullanmakla, nitelikli enerji verimliliği olan yapılar ve yaşanabilir mekânlar oluşturmakla gerçekleştirebileceğini de çok iyi biliyoruz.

Ülkemizde enerjinin yaklaşık yüzde 35’i, toplam elektrik tüketiminin ise yaklaşık yüzde 40’ı binalarda kullanılmaktadır. Bakanlığımızca, binalarda yürütülen enerji verimliliği çalışmalarıyla, konfor şartlarından taviz vermeden, binalardaki enerji ihtiyacını azaltarak çevre dostu yapılaşmayı hedeflemekteyiz. Enerji temininde dışa bağımlılık oranımız düşünüldüğünde, binalarda enerji verimliliğinin önemi açıkça görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 200’den fazla yan sanayi alanını harekete geçiren inşaat sektörü ülkemizde gayrisafi millî hasılanın dolaylı olarak yüzde 30’unu oluşturmaktadır, diğer sektörlerle olan girdi-çıktı ilişkileri ve geniş istihdam alanı sağlanması nedeniyle de ülke ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. İnşaat sektörü, ekonomi üzerinde etkisinin yanı sıra doğal kaynaklar, çevre, iklim değişikliği, doğal afetler gibi sorunlarla da yakından ilişkilidir. Bizim için büyük öneme sahip olan bu sektöre yönelik olarak denetim sistemlerinin geliştirilmesi, kaliteli mühendislik ve mimarlık hizmetlerinin etkin kılınması için yapısal iyileştirmeler yapıyoruz. İhracat kalemlerimiz arasında en çok yere sahip olan yapı malzemeleri sektörümüzün uluslararası pazarda daha fazla yer bulmasını hedefliyoruz. Bakanlık olarak 81 ilimizde yıllık ortalama 18 bin civarında piyasa gözetim ve denetimini gerçekleştiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımız, devlete ait bina ve tesislerin mimarlık ve mühendislik projelerinin hazırlanması, bina inşaatlarının ve büyük onarımlarının yapılması veya yaptırılması, 5543 sayılı İskan Kanunu uygulamalarının yürütülmesi ve bütün bu hizmetlerin denetimiyle görevlidir. 2003 yılından bugüne kadar maliyeti yaklaşık 9 milyar 500 milyon TL olan 3.881 yapım projesi gerçekleştirmiş olup 1 milyar 800 milyon TL değerinde 280 yapım projesi çalışması da devam etmektedir.

Yine, kırsal dönüşüm çalışmaları kapsamında örnek köylerin oluşturulabilmesi ve kırsal dönüşüm çalışmalarının yürütülebilmesi amacıyla 5543 sayılı İskan Kanunu ve ilgili mevzuatın değerlendirilmesi yapılmış olup dönüşüm çalışmalarının yürütülmesine yasal zemin oluşturulmuştur. Bu kapsamda, kırsal dönüşüm çalışmalarının sürdürülebilmesi, işlerin süratli ve kaliteli ve devlet eliyle de yapılabilmesinin temini için İskan Kanunu, ilgili mevzuatın gerekli değişiklikleri yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, tapu sicillerini düzenli bir biçimde tutan, taşınmazlarla ilgili her türlü akitli ve akitsiz tapu işlemleri ile tescil işlerini yapan, ülkemizin kadastrosunu yaparak değişikliklerini takip eden, tapu planlarının yenilenmesi ve güncellenmesini sağlayan, bunlara ilişkin kontrol ve denetim hizmetlerini yürüten Bakanlığımıza bağlı bir kuruluştur. Yılda 7 milyona yakın işlemle 20 milyon vatandaşımıza tapu hizmeti sunan Genel Müdürlük, etkin ve kaliteli tapu kadastro hizmeti sunmak için çalışmalarına devam etmektedir. Tapu müdürlülerindeki elektronik arşiv çalışmaları kapsamında tapu müdürlüklerinin tamamında e-arşiv modülü kurulumları tamamlanmıştır.

Yine, gayrimenkul piyasasında gerçekleştirilen alım-satım işlemlerinde alıcı ve satıcıların talep etmesi hâlinde gayrimenkulün devrine ilişkin bedelin güvenli bir yöntemle el değiştirmesini sağlayacak altyapı kurulmuş ve işletilmeye başlanmıştır.

Ayrıca, tapu işlemlerinde sahte kimlik, imza taklit etme ve yerine dublör kullanma gibi birçok sahtecilik olaylarının önüne geçmek amacıyla biyometrik avuç içi kimlik doğrulama sistemlerini hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızın ilgili kuruluşu olan İller Bankası Anonim Şirketi, özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliğe sahip bir kalkınma ve yatırım bankasıdır. 2003-2015 yılları arasında yerel yönetimlerimize, öz kaynaklarımızdan 25 milyar 839 milyon TL kredi tahsis edilmiştir. Banka kârından, genel bütçeden ya da diğer kurumlardan sağlanan hibeler kapsamında yerel yönetimlere hibe desteği sağlanmaktadır. Bu kapsamda, 2003-2015 yılları arasında toplam 3 milyar 592 milyon TL hibe destek sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Devamla) – AK PARTİ hükûmetlerimizin önemli projelerinden birisi de SUKAP projesidir. Belediyelerin su ve kanalizasyon sorunlarının çözülmesi için başlatılmış bir projedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı bütçemizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Katkılarından dolayı Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkanı ve üyelerine ve tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Hükûmet adına üçüncü konuşmacı Sayın Nabi Avcı, Millî Eğitim Bakanı.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakikadır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Müsaade ederseniz, yapacağım bu bütçe konuşmamda, size dağıttığımız kitapçıklarda ayrıntılar ve rakamlar yer aldığı için onlara hiç girmeyeceğim, ondan bağımsız bir biçimde bugün itibarıyla gündemimizde yoğun olarak yer alan üç konuyla ilgili detaylı bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Bize ayrılan süre dikkate alındığında zaten faaliyet alanımızın tamamına ilişkin ayrıntılara girmem mümkün olmayacağı için hiç olmazsa üç konuyu derli toplu anlatmaya çalışayım diye düşündüm bu bütçe görüşmeleri münasebetiyle.

Önce, bu yıl uygulamaya koyduğumuz ve zaman zaman farklı biçimlerde kamuoyunda anlaşıldığını da gördüğümüz aday öğretmen yetiştirme süreci hakkında bilgi vermek istiyorum. Bütün konuşmacılar, gerek iktidardan gerek muhalefetten söz alan milletvekili arkadaşlarımız öğretmenliğin ve öğretmenin eğitimdeki rolünü çok haklı olarak –merkezî rolünü- özellikle vurguladılar. O bakımdan bu konunun iyi anlaşılmasında fayda var diye düşünüyorum çünkü bu, doğrudan doğruya öğretmen niteliğinin artırılmasına ilişkin aldığımız çok önemli bir düzenleme, yaptığımız bir düzenleme.

Bu kapsamda üniversitelerin öğretmenliğe kaynak teşkil eden fakülte ve bölümleriyle yaptığımız iş birliği sürecinden başlamak üzere aday öğretmenlerin ve sonunda da daha sonra da bütün öğretmenlerin niteliklerini artıracak adımlar atmayı planlıyoruz. Bunun bir başlangıcı olarak da bu yıl şubat ayında atamalarını gerçekleştirdiğimiz 30 bin aday öğretmenin adaylık sürecini bugüne kadar olduğundan farklı bir biçimde planladık. Buna göre, her bir aday öğretmenimiz için öncelikle meslekte başarılarıyla ön plana çıkmış, en az on yıllık mesleki tecrübesi olan, ulusal veya uluslararası projelerde koordinatör, danışman veya katılımcı öğretmen olarak görev almış, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılım sağlayan, iletişim becerisi ve temsil yeteneği güçlü öğretmenlerimiz arasından danışman öğretmenler tayin ettik. Bunun için 98 bin danışman öğretmen adayımızı belirledik, bunları süreçle ilgili bilgilendirdik, beklentilerimizi aktardık, örnek eğitim materyallerini sunduk ve bütün bunların kapsamıyla bir hizmet içi eğitim süreci başlattık. Merkez teşkilatımız üst düzey bürokratlarımızla bu hizmet içi eğitim sürecinin her adımında görev aldık, bizzat ben de her adımında görev almaya çalıştım. Bu amaçla il müdürlerimizi topladık ve bu sürece verdiğimiz önemi özellikle vurguladık. Ardından aday öğretmen arkadaşlarımıza adaylık sürecini hangi ilde yürütmek istediklerine dair tercihlerini sorduk ve her aday öğretmenden bu adaylık sürecinde hangi ilde vazife yapmak istiyorlarsa on il göstermelerini istedik. Büyük bir mutlulukla şunu söyleyeyim: Aday öğretmenlerimizin tamamına yakını birinci tercih ettikleri illerdeki danışman ve okullarla ilişkilendirildi yani aşağı yukarı yüzde 95’i birinci tercihlerinde bu süreci çalışmaya başladılar. 1 Mart 2016 tarihi itibarıyla da aday öğretmenlerimizin hepsi danışman öğretmenlerin rehberliğinde adaylık yetiştirme süreci kapsamındaki çalışmalarına başladılar.

Danışman öğretmenlerimiz Bakanlığımızca hazırlanmış olan yetiştirme programı çerçevesinde aday öğretmenlere izleme, yöneltme, rehberlikte bulunma, onlara mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarıyla ilgili tecrübelerini aktarma ve Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği çerçevesinde birinci performans değerlendirmeleri yapma çalışmalarından sorumlu olacaklar. Aday yetiştirme süreci ve danışmanlık faaliyeti uygulaması önümüzdeki yıllarda da devam edeceği için, bu yıl görev alacak danışman arkadaşlarımız dışında, bu süreçte gönüllü olarak görev almak isteyen öğretmenlerimiz de il millî eğitim müdürlüklerimiz tarafından tespit edilecek ve danışman havuzumuzda sürekli yeni isimler eklenecek. Önümüzdeki haftalarda danışman öğretmen havuzumuzda yer alan diğer arkadaşlarımıza da eğitimler verilmeye başlanacak.

Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği içerisinde ele alınan ve yayınladığımız aday öğretmen yetiştirme sürecine ilişkin yönergeye uygun olarak düzenlediğimiz program kapsamında, toplam yirmi altı hafta üzerinden bir eğitim planladık. Bu eğitimin ilk on altı haftasında, aday öğretmenler, danışmanları eşliğinde, haftanın üç günü sınıf içi gözlem ve uygulamalar yapacaklar. Ders planlaması, ön hazırlık ve değerlendirme çalışmalarına katılacaklar, haftanın bir günü de, okul içi faaliyetler kapsamında, okul içindeki idari, mali, sosyal, kültürel ve benzeri faaliyetleri izleyip bunlarda görev alacaklar. Aday öğretmenlerimiz, haftanın bir günü de, okul dışı faaliyetler kapsamında, yaşadığı şehrin tarihî, kültürel özelliklerini tanıyıcı faaliyetler yürütecekler, valilik, kaymakamlık, belediye başkanlığı, il, ilçe millî eğitim müdürlüğü gibi kurumların işleyişi hakkında bilgi edinecekler. İl veya ilçesinde bulunan rehberlik ve araştırma merkezleri RAM’larda, bilim ve sanat merkezlerinde, yani BİLSEM’lerde, halk eğitim merkezlerinde ve bunun gibi farklı eğitim kurumlarında ve okul türlerinde gözlem yapıp bu kurumların işleyişi hakkında bilgi sahibi olacaklar. Aday öğretmenlerimiz, ayrıca, emekli öğretmenler ve eğitime gönül vermiş şahıslarla da bir araya gelerek tecrübelerinden istifade edecekler, gönüllü kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini de yakından takip edecekler. Bu okul içi ve okul dışı faaliyetler toplam on altı hafta sürecek ve bu kapsamda, aday öğretmenlerimize, toplam 474 saatlik bir faaliyet programı uygulanacak. Ayrıca, ilave olarak, yaz aylarında da on haftalık, yani elli gün, üç yüz saat sürecek seminer ve kurs türü çalışmalarımız olacak. Bu çalışmalarda da adaylar Bakanlığımızın temel politikaları, dünyadaki eğitim sistemleri, değerler eğitimi, kültürel çeşitlilik ve eğitim ilişkisi, sınıf içinde karşılaşılabilecek sorunların çözüm yolları gibi konularda düzenlenen seminerlere katılacaklar.

Aday öğretmenler düzenlenecek atölye çalışmalarında üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, emekli öğretmenlerin ve merkez teşkilatındaki eğitimcilerin tecrübelerinden de faydalanacaklar. Bu “Merkez teşkilatındaki yöneticilerin tecrübelerinden de faydalanacaklar.” cümlesi, işte bizi ilgilendiren tarafı. Ben, evet, açıkladım, aday öğretmenlerden, Ankara’da bu süreci tamamlayacak olan aday öğretmenlerimizden bir bölümüyle de biz Bakanlıkta, Bakan, Bakan Yardımcısı, Müsteşar, müsteşar yardımcıları ve genel müdürlerimiz her hafta, haftada bir gün olan bu merkez teşkilatını tanıma süreçlerinde bu aday öğretmenlerimizle Bakanlığımızda yapılan faaliyetler hakkında bilgi vermek üzere buluşacağız. Bir yanlış anlama vardı bir milletvekili arkadaşımızın konuşmasında yani ben veya merkez teşkilatındaki arkadaşlarımız sadece 1 veya 2 aday öğretmenle bütün bu süreci baştan sona takip edecek değiliz, sadece onların okul dışı faaliyetler kapsamında merkez teşkilatımızı, Bakanlığımızı tanıma faaliyetlerinde kendileriyle danışmanlık ilişkisi bu.

Ayrıca, bu kapsamda, bu yazın yapılacak olan seminerler kapsamında farklı dil ve lehçelerin yoğun olarak kullanıldığı bölgelere gidecek aday öğretmenler de yörenin folkloru, kültürü ve insanlarıyla daha rahat iletişim kurabilmeleri amacıyla, iki hafta boyunca, Türkçe dışında yaygın olarak kullanılan Kürtçe, Arapça, Çerkezce gibi dil ve lehçelerle ilgili temel düzeyde iletişim sağlayabilecekleri bir dil eğitiminden de geçirilecekler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce söylediğim gibi, Ankara’da adaylık sürecini geçirecek aday öğretmenlerimizin bir kısmı da Bakanlığımızın merkez teşkilatında bir günlerini geçirerek merkez teşkilatının nasıl çalıştığını, günlük işlerin nasıl koordine edildiğini görecekler.

Şimdi, biz bu süreci sadece aday öğretmenlerin yetişme süreci olarak da görmüyoruz, aynı zamanda danışman öğretmenlerimizin de bu süreçte görev alacak olan, deneyimli danışman öğretmenlerimizin de mesleki olarak kendilerini yenileyecekleri, çok değerli, verimli ve bereketli bir süreç olarak görüyoruz. Bu süreçte danışman öğretmenlerimiz de genç öğretmenlerle mesleğe adım attıkları günlerin heyecanını tekrar yaşayacaklar ve yılların onlara kazandırdığı birikimi genç ve heyecanlı meslektaşlarına aktarma imkânını bulacaklar. Zira, bu süreçte bizim temel sloganımız, bütün kadim geleneklerde de geçerli olan “İnsan, insan gölgesinde yetişir.” düsturudur. İnsan, insan gölgesinde, özellikle öğretmen de öğretmen gölgesinde yetişir çünkü öğretmenlik sadece bilgiyle yapılan bir meslek değil aynı zamanda bir sanattır. Bu sanat da ustaların yanında kâmil manada öğrenilir. Yıllarını bu mesleğe vermiş tecrübeli öğretmenler genç arkadaşlarımıza mesleğin inceliklerini, güzelliklerini ve aynı zamanda da bazı zorluklarını tanıtma imkânını bulacaklar. Danışman öğretmenlerin yanında aday arkadaşlarımız sadece mesleğin inceliklerini öğrenmekle kalmayacaklar, aynı zamanda bir öğretmen duruşu kazanacaklar.

Millî Eğitim Bakanlığı olarak öğretmeni, okulu, öğrenciyi merkeze alan çalışmalarımızın çok önemli bir halkasını da, böylece, bütün eğitim çalışanlarımızın katkısıyla birlikte inşallah gerçekleştirmiş olacağız. Bu süreç genç öğretmen adaylarımız için gerçekten çok önemli bir süreç çünkü onlar bu süreçte içine girdikleri büyük maarif camiasını tanıyıp bu camiaya yön veren ilkeleri öğrenecekler. Ben, bu önemli görevi yerine getirmek üzere, gönüllülük esasıyla bu sürece katkı sunmayı kabul eden danışman öğretmenlerimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum, aday öğretmenlerimize de başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurlarınızda paylaşmak ve bilgi vermek istediğim ikinci konu, Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi yani FATİH Projesidir. FATİH Projesi, Millî Eğitim Bakanlığının bütün okullarını, bütün dersliklerini kapsayan ve her nitelikteki okulumuzu teknolojik donanımla buluşturmayı amaçlayan, birkaç bin derslik ile birkaç yüz okulla sınırlı olmayan, bütün yurt sathını hedefleyen çok büyük bir eğitim hamlesidir. FATİH Projesi, bütün dünyada yakından takip edilen ve -gururla ifade ediyorum- Avrupa Konseyi üyesi ülkeler de dâhil olmak üzere pek çok ülke tarafından hayranlıkla ve gıptayla izlenen bir projedir.

Bilişim sektörünün en büyük firmaları FATİH Projesi kapsamında yer almak istemektedirler. Bu itibarla, FATİH, bilişim sektörünün birikiminin ve tecrübesinin ülkemize yönelmesini sağlamış, Türkiye’yi bilişimin cazibe merkezlerinden biri hâline getirmiştir.

Şu gerçeği bir kere de sizlerin huzurunda vurgulamak isterim. FATİH Projesi, sadece bir donanım projesi değildir. Teknolojik imkânlarla dersliklerimizi donattığımızda işimiz bitmeyecek. FATİH aynı zamanda bir içerik projesidir, bir muhteva projesidir. Teknolojik altyapının derslere, ders akışına ve dersin işleniş usullerine katkı sunmayı, bilgileri somut ve görsel ders içerikleriyle desteklemeyi, öğrenmeyi kolaylaştırmayı ve derslere olan ilgiyi artırmayı amaçlayan bir faaliyettir.

Bugün artık sadece eğitim teknolojisi alanında değil elektronik ders içerikleri alanında da dünyanın en öncü ülkesi durumundayız. FATİH’in içerik bileşeni Eğitim Bilişim Ağı yani EBA. Yani “eba.gov.tr” diye girdiğiniz zaman, her birinizin rahatça girebileceği EBA, dünyanın en büyük örgün eğitim portalıdır. Bunu da alkışlamayacaksanız, ne zaman alkışlayacaksınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sonra da diyorlar ki, Bakan zorla kendini alkışlattı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Enerji Bakanı olsa alkışlarlardı Sayın Bakanım.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Teessüf ediyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Biz de Sayın Bektaşoğlu’ndan öğrendik.

BAŞKAN – Evet, Sayın Bektaşoğlu bugün başlattı bu geleneği, Sayın Bakan devam ettiriyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Evet, ben daha önceden de yaptım -bu sefer- polemik konusu oldu “Kendini zorla alkışlatıyor.” filan diye. Hâlbuki sadece biraz grubumuza heyecan katmaya çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi sizlere FATİH Projesi’nde geldiğimiz noktayı, aldığımız mesafeyi, katettiğimiz merhaleleri daha iyi anlatan birkaç bilgiyi sunmak istiyorum. Bugüne kadar toplam ihalenin yapıldığı tarihteki derslik ve eğitim ortamı üzerinden planlanan 432.288 etkileşimli tahtanın okullarımıza kurulumu tamamlanmıştır, 432.288. Toplam derslik sayımız 500 binin biraz üzerinde. Dolayısıyla, etkileşimli tahta kurulumumuz önümüzdeki birkaç ay içerisinde, inşallah, tamamlanmış olacak, 432 bini zaten yerleşti.

Deprem güçlendirme çalışmaları nedeniyle bazı taşınan okullarımız veya yıkılma kararı verilen liselerimiz haricinde, 1’inci faz ve 2’nci faz kapsamında ihalesi tamamlanan okullarımızın tamamında etkileşimli tahta kurulumları tamamlanmıştır. Bugüne kadar faz-1 ve faz-2 kapsamında 914.342 uç yani İnternet bağlantı noktası kurulumu yapılmıştır. 2016, 2017 yıllarında da 604 bin uç kurulumu daha yapılarak toplamda 1 milyon 519 bin 145 uç kurulumu tamamlanmış olacaktır. “Uç” ifadesiyle anlatılmak istenen şu: Her dersliğe bir uç yani bir İnternet bağlantı noktası çekiyoruz ama bununla da yetinmiyoruz, dersliklerin dışında öğretmenler odasına, kütüphanelerimize, çok amaçlı salonlarımıza, laboratuvarlarımıza ve okul idarelerinin talep ettiği benzeri alanlara da uç kurulumu yapıyoruz. Yani, İnternet sağlayan uçların sayısı, derslik sayımızın birkaç kat üzerinde gerçekleşiyor.

Bugüne kadar 9’uncu sınıftaki öğrencilerimize ve öğretmenlerimize 1 milyon 437 bin 800 adet tablet bilgisayar seti dağıtılmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İhale sürecinin ardından, 2016 yılı içerisinde, 10 milyon 600 bin tablet bilgisayar seti dağıtımına başlanması planlanmaktadır. İhale süreci son aşamaya gelen 10 milyon 600 bin tablet bilgisayar setinin dağılımı, yıllık bazda her yıl 2 milyon 650 bin tablet olmak üzere gerçekleştirilecektir. Tabletleri işlevsel kılacak ve ders işleme süreçlerinde kullanılmasını sağlayacak yazılım da hazırdır. “Etkileşimli Sınıf Yönetimi” adıyla, Millî Eğitim Bakanlığımız tarafından, Millî Eğitim Bakanlığımızın Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü yani YEĞİTEK tarafından geliştirilen yazılımın mükemmelleştirilmesi için sahadaki pilot uygulamalar da sürdürülmektedir.

45.653 adet çok fonksiyonlu yazıcı okullarımıza dağıtılmıştır ve hedeflenen sayıya ulaşılmıştır. Çok fonksiyonlu yazıcıların, bu bilinen, ofislerde kullanılan yazıcılardan çok daha üstün özellikte, okulun bütün eğitsel ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte, çok gelişkin yazıcılar olduğunu da belirtmeliyim.

FATİH’in donanım bölümünde artık daha rahat bir planlama yapacak seviyeye geldiğimizi ve kısa vadede, inşallah, bütün kurulumların tamamlanacağını söyleyebilirim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FATİH Projesi’nin işlevsel, anlamlı ve sürekli bir süreç olması için, hiç şüphesiz kurulumu yapılan donanım araçları üzerinden sunulacak içerik hizmetleridir. Dediğim gibi, FATİH Projesi’nin içerik sunumunu Eğitim Bilişim Ağı EBA üzerinden sağlıyoruz. Eğitim Bilişim Ağı’nın, EBA’nın, ikinci versiyonu hazırlanmış, 8 Eylül 2015 tarihi itibarıyla da öğrenciyi tanıyan, yönlendiren, raporlama ve analiz yapabilen bir sisteme geçilmiştir. Kayıtlı kullanıcı sayısı, içerik sayısı ve tıklanma oranları bakımından ülkemizin ve dünyanın en büyük İnternet sitelerinden birisi olan EBA, İnternet’in olduğu her yerde öğretmenlerimize ve öğrencilerimize elektronik ders içerikleri üzerinden ders çalışma imkânı sağlamaktadır. EBA’nın aylık görüntülenme sayısı 45 ile 50 milyon arasında değişmektedir, aylık tıklanma sayısı. Bu, şu anlama geliyor: Sosyal medya sitelerini ve çok tıklanan haber, alışveriş sitelerini bir kenara bırakırsanız, bu, bir eğitim sitesi için muazzam bir görüntülenme sayısıdır. Mevcut durumda, bu saat itibarıyla, EBA’nın kayıtlı kullanıcı sayısı 11 milyon 369 bine ulaşmış durumdadır. “Bu saat itibarıyla” dememin özel bir nedeni var, muhtemelen biz bu oturumu bitirdiğimiz zaman 10 bin yeni kayıtlı öğrenci veya öğretmen bu sisteme dâhil olmuş olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EBA’da bugün itibarıyla sunulan elektronik ders içeriklerinin sayısı 162 bindir. Bu rakama EBA üzerinden ortaklaşa sunulan kamu ve özel sektör içeriklerini de eklediğimizde 1 milyonu aşan bir ders içeriğinden bahsedebiliriz. EBA üzerinden kurulan içerik ekosistemine öğretmenlerimizi de katmak ve öğretmenlerimizin hazır içerikleri kullanmak yanında, kendi ürettikleri içerikleri de kullanabilmelerini ve paylaşabilmelerini sağlamak da temel hedeflerimiz arasındadır.

Ben, ayrıca, bütün milletvekili arkadaşlarımıza da, özellikle öğrenci velisi olan sayın milletvekillerimize de EBA’yı tavsiye ediyorum, “eba.gov.tr”

FATİH Projesi, bütün vatandaşlarımızın gurur duyacağı millî bir projedir. Projenin getirdiği imkânlarla eğitim gören çocuklarımızın, gençlerimizin ülkemizin yarınını inşa etmede liyakatle görev alacaklarına inancım tamdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünlerde üzerinde yoğun olarak çalıştığımız ve önümüzdeki dönemde de yoğunlaşacağımız bazı hususlar hakkında da ayrıca kısa bilgi sunmak istiyorum.

Bunlardan birincisi -zaman zaman sayın konuşmacıların da vurguladıkları gibi- eğitim-istihdam bağlantısının yeterince sağlıklı olmadığı ve mesleki eğitimin sektörün taleplerine yeterince karşılık vermediği eleştirilerine yönelik olarak yürüttüğümüz çalışmalardır. Elinizde bulunan bütçe kitapçıkları ve istatistik verilerimizde de açıkça görülebileceği üzere, hâlen 4.042 özel ve resmî mesleki ve teknik ortaöğretim okulunda toplam 2 milyon 300 bin öğrencimiz öğrenimlerini sürdürmektedir.

Genel bir bilgi olması açısından şu hususu da paylaşmak istiyorum: Şu anda bütün ortaöğretim kurumlarımızın 9’uncu sınıflarında ortak müfredat eğitimi verilmektedir. Okul türü her ne olursa olsun bütün 9’uncu sınıflarımız yani lise 1’lerimiz ortak müfredatla gidiyor, sonra ayrışmalar başlıyor 4+4+4’teki temel ilkemiz doğrultusunda, daha sonra eğilimlerine, yeteneklerine bağlı olarak ayrışmalar başlıyor. Bu kapsamda, meslek liselerimizin 9’uncu sınıfları da genel ortaöğretim müfredatına tabidir. 10’uncu sınıftan itibarense meslek liselerimiz iki ana gövdeye ayrılıyor: Meslek liseleri ve teknik liseler. Bunların yanında bir de kamuoyunda çıraklık merkezleri olarak bilinen mesleki eğitim merkezlerimiz de var.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere, fertlerin çağın gereklerine uygun bilgi, beceri ve yetkinliklere sahip olması, sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınma için günümüzün en temel gerekliliklerindendir. Ülkelerin sosyal ve ekonomik gelişmişlik düzeylerini belirleyen faktörlerin başında mesleki ve teknik eğitim gelmektedir. Küresel gelişmelere uygun olarak planlanmış bir mesleki ve teknik eğitim insan odaklı kalkınmanın sağlanmasında etkin rol almaktadır. Mesleki ve teknik eğitime yönelik çalışmalarımız bu doğrultuda ve bu ilkelerle planlanmakta ve yürütülmektedir. Bu amaca yönelik olarak ülkemizde mesleki eğitimin niteliğinin yükseltilmesi amacıyla bir yol haritası teşkil etmek üzere sosyal paydaşlarımızın da katkısıyla Bakanlığımızın koordinasyonunda hazırladığımız Türkiye Mesleki ve Teknik Eğitim Strateji Belgesi ve Eylem Planı uygulamaya konulmuştur. Bu konudaki çalışmalarımız genel olarak adı geçen strateji metnine uygun olarak yürütülmektedir. Bu plan kapsamında uygulamaya koyduğumuz örneklerden bir tanesi, sektörün ihtiyaçları doğrultusunda programları oluşturulmuş ve istihdam konusunda çok avantajlı konumda olan organize sanayi bölgelerindeki mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarımızdır. Hâlen bu örnek kapsamında organize sanayi bölgelerinde yer alan 23 özel mesleki ve teknik ortaöğretim okulunda 16.976 ve 34 resmî mesleki ve teknik ortaöğretim okulunda da 19.179 olmak üzere toplam 57 ortaöğretim kurumunda 36.155 öğrenci eğitim ve öğretimine devam etmektedir. Nasıl devam ediyorlar peki? Bu okullarda eğitim öğretime devam eden öğrenci başına yıllık 4 bin lirayla 6.250 lira arasında destek veriyoruz. 2015-2016 eğitim ve öğretim yılında yaklaşık 82 milyon lira eğitim öğretim desteği verilmiş olacak inşallah bu öğrencilerimize. Bu uygulama sektörden çok yoğun bir ilgi gördü. Bu okulların sayılarının artırılması konusunda talepler gündeme geldi. Bunun üzerine sektörle ve sektör temsilcileriyle yapılan çalıştaylarla desteklenen yeni bir uygulamayı da önümüzdeki günlerde inşallah hayata geçireceğiz. Hükûmetimizin açıkladığı eylem planlarından bir tanesi olan bu uygulama kapsamında, organize sanayi bölgeleri dışında kurulan özel mesleki ve teknik öğretim okullarının da bu destekten, bu devlet desteğinden faydalanmalarını sağlayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İstihdam odaklı olarak ihtiyaç duyduğu nitelikte insan gücünü yetiştirmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler için çok yararlı bir uygulama olacağına inandığımız bu uygulamayı, buradan bir müjde olarak sunmak istiyorum. Bu sayede, özel sektörün, ihtiyaç duyduğu nitelikli personelin yetiştirilmesinde etkin rol alması da sağlanmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine meslekî eğitimin güçlendirilmesi çerçevesinde, buradan, huzurunuzda milletimizle paylaşmak istediğim diğer bir konu, sektörün ihtiyaç duyduğu, bir anlamda sahada yetişmiş iş gücünü mümkün kılmak için önemli bir ihtiyaç olan çıraklık eğitiminin altyapısının güçlendirilmesidir. Önümüzdeki günlerde, önce Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, ardından sizin huzurunuza getirilecek bir yasa tasarısıyla çıraklık eğitiminin de on iki yıllık zorunlu eğitim sürecine dâhil edilmesini öngören bir düzenlemenin hazırlığı içindeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu sayede, çocuklarımız, hem lise eğitimini alacak ve dilerlerse yükseköğrenime devam imkânı bulacaklar hem de mezuniyetleriyle birlikte ustalık belgesi ve iş yeri açma belgesi almaya hak kazanacak ve dolayısıyla istihdama katılımları hızlanmış olacak.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sigorta istiyorlar, sigorta.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Şimdi sürem çok azaldı, onun için buradan iki cümleyle söyleyeyim.

Bir diğer, mesleki eğitimin özendirilmesi, teşvikiyle ilgili önümüzdeki günlerde ayrıntılarını sizlerle paylaşacağımız düzenleme de mesleki eğitim gören öğrencilerimizin staj ücretlerinin ödenmesi, asgari ücretin yüzde 30’u oranında bir ücretlendirmeyle bu gençlerin işletmelerde yaptıkları çalışmaların ücretlendirilmesi, ayrıca gerek okulda gerek iş yerlerinde iş yeri kazalarına karşı sigortalanması. Bunun ayrıntılarını da önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağız.

Sürem bitiyor. Onun için -birkaç konu daha vardı- belki onlara soru-cevap kısmında değinme fırsatını bulurum.

Tekrar, bundan öncekiler gibi bu bütçenin de, bu bütçede de Millî Eğitime en büyük payın ayrılması geleneğini başlatan kime teşekkür ediyoruz? Sayın Cumhurbaşkanımıza. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sayın Başbakanımıza…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bakan, sözlerinizi tamamlayınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Lütfen.

…Plan Bütçe Komisyonumuzun Sayın Başkan ve üyelerine, Millî Eğitim, Gençlik, Kültür Komisyonu Başkan ve üyelerimize ve siz değerli milletvekillerine…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başbakana da edin Sayın Bakanım, Başbakana da.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “Sayın Başbakanımıza” dedi, dedi.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Söyledim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Etmediniz. Etmediniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Bir daha söyleyeyim.

Sayın Cumhurbaşkanımıza…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dediniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – …Sayın Başbakanımıza…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başbakana demediniz. Başbakanı bu kadar ezmeyin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani bir çatlama olabilir ama bu kadarı fazla yani.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – …Sayın Maliye Bakanımıza çok teşekkür ederim.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Grup Başkanı, biz şahidiz burada, dinleyerek şahidiz, dinleyerek.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Abdullah Gül’e teşekkür yok mu Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Bu süreçte, gerek Plan Bütçe Komisyonunda gerek Genel Kurulda eleştirileriyle, değerlendirmeleriyle, önerileriyle Millî Eğitim Bakanlığımızın çalışmalarına katkıda bulunan değerli milletvekillerimize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Atatürk’e teşekkür yok mu eğitimin temellerini atan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Devamla) – Sayın Başkan, size ve sayın milletvekillerine saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Hükûmet adına konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi şahsı adına ikinci konuşmacı aleyhte olmak üzere Mustafa Ali Balbay, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün üç bakanlığın bütçesi üzerinde partim adına aleyhte görüşlerimi belirtmek üzere karşınızdayım.

Her üç bakanın yaptığı konuşmaları, Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekillerinin bütçeyle ilgili değerlendirmelerine baktım. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığının bütçesi için, bu Millî Eğitim Bakanlığının mı, yoksa Maliye Bakanlığının bütçesi mi, anlayamadım. Sadece rakamlar, yatırım ama hiçbirinde başarıdan, öğrencilerin nerede hangi başarıyı elde ettiğinden söz etmiyorlardı. Sayın Bakan bunların hiçbirine de cevap vermedi. Sadece bir rakam vereceğim. Fen bölümlerinde 40 sorudan sadece ortalama 2’sine cevap veriyor öğrenciler arkadaşlar. Bu mu başarı? (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, her üç bakanlıkla ilgili kısa kısa değerlendirmelerimi yapmak istiyorum ama Dışişleri Bakanlığının da bütçe değerlendirmesine baktığımızda ben yıllar öncesine gittim. Bu iktidarın kuruluş günlerinde bu iktidar “Biz Türkiye’yi Avrupa Birliğine sokacağız.” diye geldi, bugün birbirine soktu. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün Türkiye'nin İstanbul’undan Diyarbakır’ına kadar pek çok bölgedeki fotoğraflara baktığınızda bunu göreceksiniz arkadaşlar.

Tabii, Dışişleri Bakanlığının daha önceki gün Meclis Başkanlığı aracılığıyla dostluk grubu oluşturmak istediği ülkeler listesine baktık. Gana var, Moritanya var, Fildişi var ama çevremizdeki 6 ülke yok arkadaşlar. İşte, dış politikadaki başarı. Bütün sınırlarımızın toplamının üçte 2’siyle dostluk grubu kuramamışız arkadaşlar, bütün sınırlarımızın üçte 2’siyle. Bu mu başarı on dört yılın ardından?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Onu terör örgütleriyle kol kola gezenlere soracaksınız.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Çevre ve Şehircilik Bakanlığının tablosu ise zaten bir önceki bakan Sayın Erdoğan Bayraktar’dan Çevre Bakanlığının çevreyi koruma değil çevreyi kollama bakanlığı olduğunu rakamlarıyla, belgeleriyle görmüştük. Şehircilik Bakanlığı da, maalesef, pek çok, Ankara’da, İstanbul’da rantiyecilik bakanlığı olarak hayata geçiyor. Gecekonduların kaldırılması iyidir ama onların yerine betonkonduların konması da arkadaşlar, yaşanacak bir ortam değildir.

Her üç bakanlığın… Burada Millî Eğitim Bakanlığının, özellikle Sayın Avcı’ya daha önceki 4 bakanın şimdi nerede olduğuna bakmasını dilerim Millî Eğitim Bakanlığında. Erdoğan Bayraktar’ı anımsattım.

Tabii, Dışişleri Bakanlığında da daha bir hafta önce ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış dedi ki: “Bugün Hükûmetin getirdiği nokta dış politikada Türkiye’yi bölünmeye götürüyor.” Ben demedim, Adalet ve Kalkınma Partisinin ilk bakanı söyledi.

Bu anlamda arkadaşlar, enkaz arıyorsanız on dört yıllık kendi uygulamalarınıza bakın, Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakmayın diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, sürem daraldı ama asıl sorun, burada ettiğiniz yeminin hayata geçmemesinde.

MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) – Bu hepimiz için geçerli.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Ben, özetle, burada ettiğiniz yeminin hangi noktaya geldiğini, uygulamanın ne olduğunu kısaca paylaşmak istiyorum. “Devletin varlığı ve bağımsızlığı” dediniz, bunu sadece kendi iktidarınız için kullandınız. “Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü” dediniz, hiçe saydınız. “Hukukun üstünlüğü” dediniz, “kendimi hukukun üstünde göreceğime” dediniz. “Demokratik, laik cumhuriyete bağlı kalacağım.” dediniz ama “enkaz göreceğime” diye uygulamaktasınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O bağlantı olmadı, bağlantı olmadı.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Tabii, Adalet Bakanlığının uygulamadaki hâli “adaleti darmadağın edeceğime” ve devamında da “tüm muhaliflerin insan haklamalarından ve tutuklanma hürriyetinden yararlanmasını sağlayacağıma” diye hayata geçirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olmadı, bağlantıyı tutturamadın. Onun için mi yazı vermediler sana? Onun için mi Cumhuriyet’te yazdırmıyorlar sana? Bağlantıyı kuramadın, olmadı.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Ve bütün bunlardan sonra gelinen noktada “Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma” dediniz, “Anayasa’ya saldırmaktan vazgeçmeyeceğime” diye uygulamaktasınız. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Köşe yazısı yazmayı unutmuşsun, yazı yazmayı unutmuşsun! Unutmuşsun, unutmuşsun; yazmasını unutmuşsun!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Bütün her şey ortada. Ben bütün bunların üzerine, gelin bu yemininizi…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onun için aday yapmadılar seni! Unutmuşsun, unutmuşsun!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Her şey gibi yemini de kendinize benzettiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onun için delegeler imza vermedi sana! Unutmuşsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum, hatibi dinleyin efendim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bak, delegeler onun için imza vermedi sana.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sonunda “namusum ve şerefim üzerine”yi de kaldırın, “…makamım ve servetim üzerine yemin ederim.” deyin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yazı yazmayı unutmuşsun, yazı yazmayı! Onun için yazdırmıyorlar sana.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sorulara başlıyorum.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Millî Eğitim Bakanı, bir eğitimci olarak size soruyorum: “Kamu Express” adlı bir İnternet sitesinde “Eğitim Daltonları” adlı bir yazı yayınlanmıştır. Sayın Bakan, bu yazıyı okudunuz mu? Bu yazıda, Molla Kasım’ı anladık da Avarel, Silliam, Jesida ve en uzunları olan Jomeo adlı karakterler kimlerdir? Biltonlar kimdir? BİG-FON çetesi kimlerdir? Ben de size eğitimin Red Kit’i olarak soruyorum, eğitimin Daltonları kimlerdir?

Diğer soru: 29 Aralık 2015 grevlerine katılan öğretmenler hakkında soruşturma emrini siz mi verdiniz? Danıştay kararları olmasına rağmen hangi yasaya dayanarak verdiniz?

Diğer soru: Gönderdiğiniz Başbakanlık genelgesinde, legal görünümlü illegal yapı, anlayış; dernek gibi kurumlar hakkında ihbar yapılmasını talep etmişsiniz. Elinizde bir liste var mı, neye göre legal ve illegal kriterler belirliyorsunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Millî Eğitim Bakanına: Niğde halkının büyük beklentisi tıp fakültesidir. Karar, YÖK’ten çıkmıştır, Sağlık Bakanlığından aylardır onay beklemektedir. Niğde Üniversitesi bütçesinde Niğde tıp fakültesi için bir ödenek ayrılmış mıdır? Dört yıl içinde tıp fakültesi açılması olası mıdır?

İkinci sorum: Engellilerin tekerlekli sandalyelerle tüm eğitim kurumlarına girebilmesi için bir çalışma var mıdır? Bu konuda bütçeden bir ödenek ayrılmış mıdır?

Çevre ve Şehircilik Bakanımıza: Niğde ve Bor ilçesi tapu müdürlükleri yetersizdir. Personel açığı da vardır. Yeni binaların yapılması, personel açığının giderilmesi düşünülmekte midir? Yapım İşleri Kontrol Yönetmeliği’nin günümüz şartlarına uygun hâle getirilmesi düşünülmekte midir? Tarihî yapılar ve camiler dahi yok sayılarak çok katlı yapılar Anadolu kentlerine de yayılmaktadır. Kentin rüzgârını kesen, altyapı sorunlarını artıran bu tür yapıların kentlerde yapılmasını önleyici bir düzenleme düşünülmekte midir? Niğde Akkaya Barajı’nda çevre felaketine yönelik çözüm öneriniz ve yaklaşımınız nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sorum, Çevre ve Şehircilik Bakanımıza: Hatay Dörtyol ilçemizde askerî er eğitim, birlik ve askerî havaalanı olarak kullanılan yaklaşık 45 hektarlık arazi, TOKİ idaresine devredilmiştir. Bu alan, Dörtyol şehir merkezinin tam ortasındadır. 45 hektarlık alanın betonlaşması, trafik ve altyapı sorunlarıyla birlikte, yaşanılabilir bir hâlden çıkarılması anlamına gelmektedir. Dörtyollular, TOKİ’nin ilçede farkındalık yaratmasını beklemektedir. 45 hektarlık alanın, halkın ve çocukların huzur içerisinde yaşayacağı bir yeşil alan olarak bırakılmasını beklemektedir. Bu konuda sizlerden yardım talep etmektedirler.

Ayrıca, Hatay’ın İskenderun ilçesine bağlı köylerinde dededen kalma araziler 2/B yasası kapsamında satışa çıkarılmıştır. Özellikle Akarca ve yöresindeki köyler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Dışişleri Bakanı, uyguladığınız öngörüsüz dış politikanın sonucu çiftçilerimiz ve turizmcilerimiz için afete döndü. Ancak bu afetten kaynaklanan zararları hiçbir sigorta şirketi tazmin etmiyor. Açıkladığınız turizm paketi ise küçük işletmeleri yok saymıştır. Hükûmetiniz öngörüsüz politikalarının sonucu, seracılarımızın, narenciye üreticilerimizin ve turizmcilerin zararlarını tazmin edecek mi?

Sayın Millî Eğitim Bakanı, danışman öğretmen ataması yaparken kendi belirlediğiniz ve ilan ettiğiniz kriterleri bile yok sayıyorsunuz. Tek kriter, EĞİTİM-BİR-SEN üyesi olmak mı, yoksa maksadınız yeni öğretmenlerin daha iyi yetişmesinden ziyade, yeni öğretmenlerin tamamının sarı sendikalı olmasını sağlamak mı? Ayrıca, haksız olarak görevden aldığınız okul müdürleri ve şube müdürlerini, açtıkları davaları kazanmalarına rağmen niçin görevlerine iade etmiyorsunuz? Bu, kul hakkı değil mi?

BAŞKAN – Sayın Tüm…

Yok.

Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum, Sayın Nabi Avcı’ya; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2015 yılında verdiği kararda, okul müdürlerinin teklifiyle, hiçbir kriter olmadan görevlendirilen müdür başyardımcıları ve yardımcılarının görevlendirilmeleri iptal edilmiştir. Bir yıl geçti, bu karar hangi gerekçeyle uygulanmıyor? Soruyorum şimdi: Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararını tanımaması gibi siz de Danıştay kararlarını mı tanımıyorsunuz?

İkinci sorum: Devlet okullarına elektrik, su, doğal gaz faturalarını ödemek dışında ne kadar ödenek ayrılmıştır? Tüm okullarda yardımcı personel ve güvenlik görevlisi var mıdır? Bunların masrafını, maaşını, sigortasını, stopajını kim ödemektedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakanlara sorum şu: Bildiğiniz gibi Diyanet İşleri Başkanlığının yurt dışında birçok ülkede temsilcilikleri mevcut, sadece Avrupa Birliği ülkelerinde 27 din müşavirliği, 21 din ataşeliği, 1.800 küsur cami hizmet vermekte. Son gelişmelerden ürken bazı AB ülkeleri, artık din hizmetlerini kendi kontrolleri altında sunmak için yurt dışından ithal din görevlilerini reddederek ülkelerine gönderiyor. Nitekim, 17 Şubatta Avusturya polisi, Yakup Aynagöz isimli bir imamın evini basarak eşiyle birlikte uçağa bindirip Türkiye’ye iade etti, diğer AB ülkelerinin de benzeri yasalar çıkartacağı söylenmekte. Basına yansıyan bu durum doğru mu? Bu durumda Diyanetin yurt dışındaki yapılanması hakkında bu AB ülkelerinin de hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak yeni bir uygulamaya gitmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Erkek…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Benim sorum Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na olacak. Avrupa Birliğinin mülteciler için Türkiye’ye taahhüt ettiği 3 milyar avronun ödenmeye başladığını öğrendik. İlk ödeme ne kadar olmuştur?

Aynı zamanda, Avrupa Birliği, 1 Hazirana kadar Türkiye’nin mülteci sayısında sınırlandırma yapmasını şart koşmaktadır. Her gün mülteci trajedisi yaşayan bir ilin, göçmen kaçakçılığı sorunu yaşayan bir ilin –Çanakkale’nin milletvekili olduğum için bu konu bizi de çok yakından ilgilendiriyor- mülteci sayısı nasıl sınırlanacaktır? Bu sınırlandırma çalışmalarında hangi aşamadayız? Malum sınırlandırma için daha çok kontrol gerekecek ve daha çok kontrol, mültecileri daha çok kaçak geçişe yönelecektir. Ve umarım olmaz ama bu durumun daha çok ölüm anlamına gelmesi de büyük bir olasılık. Biz artık kıyılarımızda, sahillerimizde ölü çocuk bedenlerini yaşamak, görmek istemiyoruz; dünyadaki bütün çocukların mutlu yaşamasını istiyoruz.

Bu konuda ne gibi önlemler alındı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Didem Engin…

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sorum Millî Eğitim Bakanımıza: Özel bir yayınevi tarafından basılan “Nasrettin Hoca ile Düşünmeyi Öğrenmek” isimli kitap, çeşitli okullarda eğitimciler tarafından ilköğretim öğrencileri için tavsiye edilen kitaplar listesinde bir çocuk kitabı. Benim de velilerin yoğun talebi sonrasında haberim oldu. Kitapta, çocukların seçme yeteneklerini geliştirmek üzere anlatılan hikâyede, Nasrettin Hoca, iki teyze kızıyla evli biri olarak gösteriliyor. Eşleri arasında nasıl tercihte bulunduğu ve neden genç eşini tercih ettiği, felsefi olarak çocuklara anlatılıyor. Çizimlerde Nasrettin Hoca, ak sakallı, yaşlı birisi; eşleriyse neredeyse çocuk yaşta tasvir ediliyor. Çok eşlilik, sevimli çizimlerle çocuklarımızın tertemiz bilinçlerine işleniyor. Bu konuyla ilgili bir soru önergesi hazırlamıştım Millî Eğitim Bakanımıza, Salı günü. Aradan beş gün geçti hâlâ yanıt bekliyorum. Yazılı olarak yanıt beklerken Millî Eğitim Bakanımız burada olduğu için, sözlü olarak da düşüncelerini öğrenmek istiyorum. Kitabın içeriğine ve öğretmenler tarafından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaydalı…

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sorum, Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanına: Sayın Bakan, Anayasa’nın 56’ncı maddesi “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” demektedir. Artvin halkına polis ve jandarma eşliğinde zorla ve dayatılarak yaptırılmaya çalışılan bu proje, hem toplumsal yaşamı zedeleyecek hem de çevrede kalıcı bir zarar meydana getirecektir. Her alanda bilimselliğin değerinden bahseden AKP Hükûmeti, çevre mühendislerinin, elektrik mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin, maden mühendislerinin, metalürji mühendislerinin ve Peyzaj Mimarları Odasının uyarılarına aldırmamaktadır.

Sayın Bakandan şunu öğrenmek isterim: Bu kadar bilinçli kitlenin uyarılarına karşılık, siz hangi bilimsel çalışma ışığında bu projeyi hayata geçirmekte ısrarcısınız? Yoksa ana yönünden sabıkalı olan Cengiz İnşaata bu defa da toprak anayı mı sunuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Tor…

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sorum, Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’yadır:

1) Ankara Başkent Öğretmenevinde pahalı ücreti nedeniyle öğretmenlerimiz konaklayamamaktadırlar. Böyle devam ederse adını “Grand Başkent Oteli” olarak değiştirmeniz, öğretmenlerimizin ve öğretmen emeklilerimizin talebidir. Başkent Öğretmenevinin fiyatını düşürmeyi, değilse adını değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

2) Normal öğretmenevlerinin de konaklama ücretleri yüksektir, orduevleri düzeyine indirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sorum, Çevre ve Şehircilik Bakanına:

1) Denizli Çivril Belediyesinin Petrol Ofisi istasyonu, Lukoil istasyonuna çevrilmiştir. Bu değişiklikten dolayı belediyeye ne kadar para girişi olduğu belli değildir. Kamuoyunun aydınlanması açısından bunun bilgilendirilmesini istiyorum.

2) AKP, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde, Denizli’de 25 bin konut yapacağını, vatandaşa 250 Türk lirası taksitle vereceğini söylemiştir. Aradan uzun bir süre geçmiş, hâlâ bu konutlar için hiçbir şey yapılmamıştır. Seçimlerde verilen 25 bin adet konut sözü ne zaman yerine getirilecektir?

3) Büyükşehir olan illerimizde, mahalle olan köy ve kasabalarımızda kanalizasyon hizmeti olmadığı hâlde atık su bedeli alınmaktadır. Bu yasaya aykırı uygulamaya ne zaman son vereceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sorum, Sayın Millî Eğitim Bakanına:

Sayın Bakanım, biliyorsunuz Adıyaman’da ve Malatya’da hendek de yok, barikat da yok, çukur da yok ama gün geçmiyor ki yeni bir gözaltı furyası olmasın, aynı şekilde üniversitelerden öğrenci atılmasın. 1 Kasım seçimlerinden bu yana kaç kamu çalışanı -ki bunların büyük çoğunluğu sizin çalışanınız, öğretmen arkadaşlar- kaç kişi soruşturmaya tabi tutuldu? Kaç öğrenci üniversiteden atıldı, kaç öğrenci soruşturma geçirdi? Hep çok sesliliği savunduğunu savunan bu Hükûmet, barış ve özgürlük kavramlarından neden bu kadar rahatsız?

BAŞKAN – Sayın Tüm...

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Bakan, Bandırma Üniversitesi yeni kurulmuş bir eğitim kurumumuzdur, ciddi sorunları var. Kampüs yapmak için Hükûmet olarak gerekli olan arsa tahsisini yapacak mısınız? Kanunla kurulan yeni fakülteler ne zaman öğrenci alacaktır? Üniversiteye tahsis edilen akademik ve idari kadrolar ne zaman kullandırılacak? Şu an birçok personel, vekâleten atanmış durumda, asaleten atama bekliyorlar. Üniversitenin yatırım bütçesi yok. Yeni akademik birim inşaatları için yıl içinde ek ödenek aktarımı yapacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sorular bitmiştir.

Şimdi cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Sayın Çavuşoğlu, siz mi söz alıyorsunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) – Öncelikle, turizm ve tarım sektörümüzün Rusya’yla olan krizden etkilenmesiyle ilgili bir soru vardı. Esasen bu, öngörüsüzlükten değil, biz bu krizin olabileceğini öngördüğümüz için Rusya’yı uyardık, defalarca uyardık ihlallerden sonra ve hatta bir anlaşma yapmıştık, 5 milden daha fazla Türkiye sınırına uçamayacaktı ama bu oldu, istenmeyen bir şeydi, oldu. Çiftçilerimizin geri dönen mallarının tazminini yaptık. Sayın Başbakanımızın açıklamasıyla da turizm sektörünün mağduriyetini gidermeye çalışıyoruz. Şu anda tarım sektörünün mağduriyetini gidermeyle ilgili de bir çalışmamız var, bu mağduriyeti de gidereceğiz, hiç merak etmeyin. Çiftçimizin ve turizmcimizin yanındayız.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Çiftçi sizi kınıyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) – Diyanet İşleriyle ilgili soruya gelince, evet, Avusturya böyle bir yasa çıkardı, bunu doğru bulmuyoruz çünkü Diyanet İşlerinden giden din görevlileri orada her şeyden önce radikalizme karşıdır, kendilerine de anlattık. Bununla ilgili, tabii ki Diyanetin o bölgedeki yapılanması, bazı ülkelerdeki yapılanmasıyla ilgili çalışmaları Diyanet yapıyor ama esas itibarıyla, Avrupa ülkelerine tavsiyemiz, Diyanet İşleri Başkanlığıyla yakın iş birliği içinde olunması, hatta o ülkelerdeki din adamlarını ilahiyat fakülteleri açarak birlikte yetiştirmemiz gerektiğini açıklıyoruz, onlara izah ediyoruz.

Avrupa Birliğinden henüz bir para gelmedi, 3 milyar. Bu para Türkiye’ye gelmiyor, doğrudan mültecilere gidiyor, mültecilere yapılacak projelere gidiyor. Dolayısıyla, henüz bir para, resmî bir şekilde aktarılmış değil, Avrupa Birliğinin, Suriyeli mültecilere yönelik bu sözünü tutması gerekiyor ama kaçak göçle ilgili mücadelemizi sürdürüyoruz, sınırda aldığımız tedbirler, tek başımıza aldığımız tedbirler, Bulgaristan ve Yunanistan’la birlikte aldığımız tedbirler, geri kabul anlaşmalarının uygulamaları ve göçün kaynağı olan ülkelere yönelik vize uygulamalarımızdaki bazı değişiklikler yarından itibaren belki uygulanmaya başlayacak. NATO’yla birlikte kaçak göçle, özellikle de kaçakçılarla mücadelemiz devam ediyor. Tüm bu konuları pazartesi günü Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesi’nde Avrupa Birliği yetkilileriyle, liderleriyle de değerlendireceğiz. Gerçekten, bu yaşanan insani dramlar konusunda biz herkesten daha fazla duyarlıyız, onu da vurgulamak isterim.

Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Sarı’ya söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kısa sürede elimizden geldiğince sorulara cevap vereceğiz. Cevap veremediğimiz soruları da yazılı olarak sizlere sunacağız.

Öncelikle, çok değerli milletvekillerime teşekkür ediyorum.

Niğde ve Bor’da personel ihtiyacı gündeme geldi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün personel ihtiyacını gidermeye yönelik çalışmalarımız kapsamında Maliye Bakanlığımızdan personel talep ettik. Türkiye geneli için 1.162 adet 4/A kadrosundan, 1.500 adet de 4/B kadrosundan personel talebimiz gerçekleşmiştir. Bunun da cevabını bekliyoruz.

Cerattepe’deki bakır madeni projesi için 19 kurum ve kuruluşun olumlu raporları sonucu ÇED raporu olumlu olarak verilmiştir. Bunun haricinde, kabul edilen ÇED olumlu raporuna esas olan çalışmalar içinde Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından hazırlanan jeolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik rapor var. Bu rapor, yine, buradaki çalışmalara destek olmuştur. Yine, Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından böcek tahribatı, orman tahribatının orman ekosistemine etkisi, yaban hayatına olan etkisi ve benzeri konularda bir rapor hazırlanmıştır, ÇED raporu yine bunlara göre düzenlenmiştir. Yine, Ordu Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından bölgenin ekonomik, sosyal, tarımsal yapısı ve üretim potansiyeliyle ilgili olarak bilimsel rapor hazırlanmış ve bu raporlar çerçevesinde ÇED raporları gerçekleşmiştir. Bir başka, Düzce Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından maden alanıyla ilgili olarak peyzaj onarım çalışmaları raporu hazırlanmıştır.

Bütün bu üniversitelerin öğretim görevlilerinin ve teknik heyetlerinin hazırladığı raporlar doğrultusunda, ilgili 19 kurum ve kuruluş, olumlu rapor vermiş, bu raporlar sonucunda da ÇED olumlu kararı alınmıştır. Yani, söylenildiği gibi, çok basit bir biçimde ÇED raporlarında olumlu cevabı vermiyoruz, bunun da tekrar altını çizmek isterim.

Yine bir başka soruda Bakanlık bütçe ödeneklerinin yeterli olup olmadığı konusu vardı. Bakanlığımız, çevre koruma, imar ve yapılaşmaya ilişkin çalışmaları, kendi ödeneklerinin yanı sıra yerel yönetimlerin kaynakları, AB kaynakları, İLBANK kaynakları, Bakanlığımız döner sermaye kaynakları ve özel sektörle iş birliğiyle yürütmektedir. Bakanlığımız, esas itibarıyla çevre yönetimi, imar ve yapılaşmaya ilişkin mevzuat düzenlemesi yapan ve uygulamayı denetleyen bir kamu idaresidir.

Yine, Sayın Başkan, kalan sorulara yazılı olarak cevap vereceğiz süremiz kısıtlı olduğu için.

Ben, tekrar teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’ya söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, önce Sayın Dışişleri Bakanının cevaplandırdığı bu Avusturya’yla ilgili duruma bir ilave olarak şunu söyleyeyim: Avusturya’da bu yasa tasarısı konuşulmaya başlandığı zaman, biz açtığımız uluslararası imam-hatip okullarına Avusturya vatandaşı da olan öğrenciler alarak, daha sonra o yasada eğer illa Avusturya vatandaşı olma koşulu aranacaksa buralardan mezun olan öğrencilerin orada din görevlisi olarak görevlendirilmeleri için tedbir almıştık ama tabii, uygulamanın yanlışlığını zaten Sayın Dışişleri Bakanımız vurguladı.

Bu engellilere ilişkin okullarımızda zaten bu yasa çıktıktan sonra TSE 9111 ve TSE 12576 standartları uygulanıyor. Buna göre okul girişlerine rampa yapılması, zemin kaplamalarının kaymayan ve tekerlekli sandalye hareketini güçleştirmeyen malzemeyle kaplanması, birden fazla katlı eğitim yapılarında standartlara uygun engelli asansörü yapılması, dersliklerin eşitsiz ve kot farkı olmaksızın tasarlanması yani engelliler için gerekli olan düzenlemeleri yapacak şekilde tip projelerimizi güncelledik, tip projelerimizi ona göre yapıyoruz. Diğer eski okullarımızda da bunların mümkün olanlarını uyguluyoruz.

Şimdi, bu okul müdürlerinin atanmasına ilişkin mahkeme kararlarından söz ediliyor. Ben daha önce burada görüşmeler sırasında Niğde’den ve Balıkesir’den CHP’li milletvekili arkadaşlarımız da kendi yörelerindeki bazı şikâyetleri bana ilettiler. Kendilerine de orada açıkladım ama Genel Kurulun da bilmesinde yarar var. İki şey birbirine karıştırılıyor: Şimdi, bu açılan davalar… Okul müdürlüğü için görevlendirilmek üzere komisyonlar kurulmuş, o komisyonlar mülakat yapmış. Bu mülakatlarda 75 ve üzeri alanlar görevlendirilmiş, altında alanlar görevlendirilmemiş. Mahkemelerde açılan davalar, komisyonların aldığı bu kararlara yönelik davalar. Dolayısıyla, mahkeme bu davalarda şikâyetçiyi haklı bulduğu zaman şunu öngörmüş oluyor mahkeme kararı: “Bu komisyonun kararı geçerli değil, yeni bir komisyon kurun ve daha nesnel kriterlerle bu adayı yeniden değerlendirin.” Bütün mahkeme…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hepsi öyle değil.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – “Bütün” demeyeyim, birçok mahkeme kararında bu yanlış anlamayı önlemek üzere dava kararında şu da var; “Bu karar, okul müdürlüğüne iadesini gerektirmez.” hükmü de orada –kararda- var yani okul müdürlüğünden zaten alınmış, 16 bin öğretmen ve müdür daha önce alınmış, yasayla alınmış; buna karşı yapılan itiraz, Anayasa Mahkemesince reddedilmiş. Dolayısıyla yasal olarak zaten o komisyonlara giren adaylar okul müdürü olarak girmiyorlar, okul müdürü adayı olarak giriyorlar. Komisyonun bir yanlış yaptığına mahkeme karar verirse biz o komisyonları yeniden kuruyoruz. Bugüne kadar da…

Ha, şube müdürlüğüyle ilgili de kısaca bir şey söyleyeyim: Şube müdürlüğü alımı için açılan dava sayısı 620. Bunlardan 280’inde yürütmenin durdurulmasının reddi kararı verilmiş yani 620 davadan 280’i idare lehine -Millî Eğitim Bakanlığı lehine- kararlaştırılmış, 64 yürütmenin durdurulmasının kabulü kararı verilmiş, 104 ret kararı, kesin ret, 217’si iptal kararı. Bu davalar nerede devam ediyor şu anda? İdari Dava Daireleri Kurulu kararı bekleniyor, onun neticesine göre de uygulanıyor. Millî Eğitim Bakanlığının, mahkeme kararlarından, o güne kadar uygulamadığı herhangi bir mahkeme kararı yok.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama hepsi öyle değil Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sadece mahkeme kararının nasıl uygulanacağı konusunda şikâyetçilerin yanlış anlamaları var, o da biraz önce söylediğim gibi, o komisyon kararlarının iptali, doğrudan, tekrar müdürlüğe atanmasını gerektirmiyor.

Nasrettin Hoca kitabı… Şimdi, bu kitap tavsiyesiyle ilgili çok sık böyle şeyler gündeme geliyor. Daha önceden de yine Eskişehir’de Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’yle ilgili böyle bir tartışma oldu, bu vesileyle onu da açıklamış olayım.

Millî Eğitim Bakanlığı 2004 yılından beri hiçbir şekilde ders kitapları dışında herhangi bir yayını -kitap, dergi vesaire- okullarımıza tavsiye etmiyor. Daha önce Talim ve Terbiye Kurulu tarafından uygulanan tavsiye yönteminin çok suistimallere yol açtığı, birtakım çıkar ilişkilerine de yol açtığı görülmüş, 2004 yılından itibaren Millî Eğitim Bakanlığı herhangi bir kitabın, yayının, derginin Millî Eğitim Bakanlığına Bakanlık tavsiyesi olarak tavsiye edilmesini kaldırmıştır. İl müdürlüklerimiz, ilçe müdürlüklerimiz, şube müdürlüklerimiz de okullara kitap tavsiye etmezler, edemezler. Ha, veliler, okul aile birlikleri, birtakım sivil toplum kuruluşları filan…

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Öğretmenler tarafından tavsiye ediliyor Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Şimdi, her sınıftaki öğretmene de “Hiçbir şekilde kitap tavsiye etmeyeceksin.” dediğiniz zaman işin… Dolayısıyla, öğretmenlerimizi uyarırız.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Hangi tür kitapları tavsiye etmeyecekler?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Verilen bir başka örnek Ömer Asım Aksoy’un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü. Bütün okullarda tavsiye edilmiş de olabilir; edebiyat derslerinde, Türkçe derslerinde -edebiyat terimleri, atasözleri- tavsiye edilir öğretmeler tarafından. Dediğim gibi, Millî Eğitim Bakanlığı tavsiye etmiyor 2004’ten beri. Bu kitapta bir Antep atasözü… Zaten Ömer Asım Aksoy Antepli. Tamam, yani bire bir uygulanmaya kalktığı zaman veya bir tavsiye gibi algılandığı zaman yakışıksız bir atasözü ama neticede Türk atasözleri repertuvarında olan bir söz. “On beşinde kız ya erde ya yerde.” Yani, ya kocaya gitsin ya ölsün manasına gelen, yakışıksız, uygunsuz bir atasözü ama böyle bir atasözü varmış Antep’te, Ömer Asım Aksoy da bunu almış.

Şimdi, efendim, “Millî Eğitim Bakanlığı, çocuk gelinleri teşvik ediyor.” diye yazılı soru önergesi verildi. Şimdi, bakın, biz bu kitabı da tavsiye etmedik; 2004 yılından beri biz kitap tavsiye etmiyoruz. CHP’li bir milletvekili arkadaş beni bu kitap yüzünden çocuk gelinliğini teşvik etmekle suçluyor. Ben kitabı bu vesileyle duydum ve bu atasözünden bu vesileyle haberdar oldum ama şunu size söyleyeyim: Ömer Asım Aksoy kim? Ömer Asım Aksoy, Atatürk zamanında Türk Dil Kurumu Yazmanlığına yani Genel Sekreterliğine atanmış ve 1935’ten 1950’ye kadar da Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep Milletvekili olarak vazife yapmış bir dil bilimci. Şimdi, ne yapalım?

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Buyurun bakalım!

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Diğer sorular…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Başka bir örnek yok mu Sayın Bakanım?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Başkent Öğretmenevinin ücretleri… Evet, o konuda şikâyetler alıyoruz. Genel olarak, bizim öğretmenevleriyle ilgili yaptığımız çalışmada arkadaşlarımıza iletmeye çalıştığımız şey şudur: Öğretmenevleri kâr edecek müesseseler değildir, buralar ticari işletme değildir, buralar bir sosyal hizmet görmekle mükelleftir, onun için kurulmuştur. Şimdi, her öğretmenevine “Hesabınızı kitabınızı, geçen yıllara bakarak, geçen yıllardaki harcama kalemlerinize bakarak denk getirecek şekilde ücretlerinizi ayarlayın.” demişiz. Başkent Öğretmenevinin son rakamlarını bilmiyorum şu anda; bu ayarlamadan sonra veya önce neydi, şu anda ne oldu bilmiyorum ama bu vesileyle bir daha onu hatırlatacağız. Genel olarak, hepsine hatırlatıyoruz zaten. Buralar, öğretmenevleri öğretmenlerimizin kendi bütçelerine uygun fiyatlarla kalabilecekleri yerler olmalı. Zaten buraya insanlar eğlenmeye gelmiyorlar, zaruret icabı, işi olduğu için Ankara’ya geliyor, bir de böyle bir masrafa girmesini biz de doğru bulmuyoruz.

Danışman atamalarında sendika şeyi… Ben burada kriterleri açıkladım. Danışman öğretmenlerimiz, meslekte on yılını tamamlamış, uluslararası veya ulusal projelerde görev almış, sendikal aidiyetine bakılmaksızın… Biz zaten istesek de bakamayız ama şimdi…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hiç başka sendika da yok ama.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – …siz bana derseniz ki “Filan yerde, filan yerde, filan yerde, şu okuldaki bütün danışman öğretmenler sadece şu sendikanın üyesi.”

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Her yerde, her yerde.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet, mümkündür, o kriterleri karşıladığı için mümkündür, karşılamadan bir sendikal kayırma yapıldığı için de mümkün olabilir. Varsa bunun örnekleri elinizde -yani filanca okulda falanca öğretmen hak etmediği, bu kriterlere sahip olmadığı hâlde sadece sendikal aidiyeti sebebiyle danışman olarak atandı- verin bilgilerini, ben araştırayım, gereğini de yapayım, yapalım Millî Eğitim Bakanlığı olarak.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Tıp fakültesi…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesiyle ilgili YÖK’ten gelen bilgi şu: “Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesinin akademik kadrolarının kullanılmasında herhangi bir sıkıntı yoktur, kadro talepleri YÖK tarafından değerlendirilmektedir.”

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Tıp Fakültesi, Niğde tıp fakültesi Hocam…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Gözaltılarla ilgili bir şey vardı Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Gözaltılarla ilgili, onu da söyleyeyim.

Okullarımızda, özellikle terörle mücadele edilen yerlerdeki okullarımızda öğretmenler, okul idarecileri, terör örgütüne müzahir konuşmalar yapıyorlarsa, öğrencilerini dağa çıkmaya teşvik edecek söylem ve eylemlerin içindelerse biz yasa gereği onlar hakkında soruşturma açıyoruz ve cezalandırıyoruz, cezalandırmaya da devam edeceğiz. Hiçbir öğretmenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hiçbir soruşturma öyle bir gerekçe yok, hiçbir soruşturmada öyle bir gerekçe yok.

BAŞKAN – Sayın Bakan, mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Yasal prosedürlere uygun olarak, yasada ve yönetmelikte böyle bir konu nasıl soruşturulur, nasıl sonuçlandırılırsa o şekilde soruşturma açılır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hiçbir soruşturmada öyle bir gerekçe yok. Ankara katliamını protesto etmek için bir gün işe gitmedikleri için idari soruşturma açıldı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Varsa böyle, herhangi bir şekilde masum olduğu hâlde cezalandırıldığını düşündüğünüz örnekler varsa onları da verin, onları da araştıralım. Ama terör örgütüne, herhangi bir terör örgütüne -sadece bölgeyle ilgili de söylemiyorum; İstanbul’da da, Ankara’da da, İzmir’de de, herhangi bir terör örgütüne- müzahir konuşmalar, söylemler, okul içinde, sınıfta çocukları terörist faaliyetlere özendirecek, meşrulaştıracak, onların kafasında bunları meşrulaştırmaya yönelik konuşmalar yapan, eylemler yapan öğretmenler ve yöneticiler varsa…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Basın açıklaması, basın açıklaması…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hiçbir öğretmen öyle bir şey yapmaz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – …bunlarla ilgili yasal işlemleri, Millî Eğitim Temel Kanunu’nda, diğer ilgili yönetmeliklerimizde olan hepsini tereddütsüz uyguladık, uygulamaya da devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Basın açıklaması yüzünden…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkanım, sorduğum sorulara cevap alamadım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sizin sorduğunuz soruyu da size iade ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Bakanım, bir şey söyleyeceğim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Öyle magazin şeylerle Meclisin mehabetini zedelemeyin. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Hayır, yani bakın, Sayın Bakan, siz babacan bir insansınız.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Bakan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Topal, bir saniye efendim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, dün de aynısını yaptın kardeşim, soruyu sordun cevabını aldın işte.

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Bir şey söyleyebilir miyim? Bir dakika efendim, özür diliyorum.

Siz babacan bir insansınız…

BAŞKAN – Sayın Topal, izin verir misiniz efendim. Sayın Topal, izin verir misiniz. Lütfen, lütfen efendim…

Sayın Bakan, eğer Genel Kurulu uyarmak gerekirse ben uyarırım efendim, sizin ayrıca uyarmanıza gerek yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Ben Genel Kurulu uyarmıyorum, ben sayın konuşmacıyı uyarıyorum.

BAŞKAN – Bir saniye efendim, Sayın Bakan, bir saniye.

Sayın Topal, sorular soruldu, sayın bakanlar da bu sorulara cevapları verdiler. Sayın bakanların cevap veremedikleri sorular olabilir. 2 Sayın Bakan, Sayın Çavuşoğlu ve Sayın Sarı bunlara yazılı cevap vereceklerini söylediler. Henüz, Sayın Millî Eğitim Bakanı bu konuda nasıl bir açıklama yapacak bilemiyoruz. Yani, keşke burada uzun bir zaman olsa her sorulan soruya cevap için, sayın bakanlar da cevap verme imkânı bulsa ama İç Tüzük buna izin vermiyor.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ben 4 tane soru sormuştum, 2’sinin cevabını almak isterim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ya, cevabı aldın, iade etti sana soruyu.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye efendim, bir saniye.

Şunu da söyleyeyim: Hani, sayın bakanların cevap süresi uzadı gibi bana işaretler geldi Genel Kuruldan. Sorulara ilişkin ayırdığım süre on dakikayı geçti, on dört dakikayı buldu. Sevgili arkadaşlar, ona paralel olarak Hükûmete de bir ilave süre verdim. Konu budur. Bundan şikâyetçi değil, memnun olmak gerekir diye düşünüyorum.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Tutanaklara geçmesi amacıyla...

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun efendim, son cümlelerinizi alayım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Bazı sorulara cevap vermek için vakit yetmedi. Hatırlarsanız, Plan ve Bütçe Komisyonunda da pek çok soruya zamanında cevap verememiştik; daha sonra onlar yazılı olarak sizlere iletildi diye biliyorum, imzaladım ben çünkü, bütün cevaplarımızı sizlere ilettik. Aynı şekilde, bugün burada sorulan, ya benim henüz bilmediğim için veya süre yetmediği için cevaplandıramadığım soruları da yazılı olarak cevaplandırırım.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bir de Red Kit lazım yanına Sayın Bakan, arkadaşa göndersen!

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Bakan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

SERKAN TOPAL (Hatay) – Tutanaklara geçsin istiyorum, bir şey söyleyebilir miyim?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Böyle bir uygulama yok efendim! Her sorduğunuz soruya cevap alma durumu yok ki, böyle bir uygulama yok!

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri.

Sayın Altay, dinliyorum efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, gerçi zaman olarak geç şey yaptık ama özel bir durumdan dolayı, İç Tüzük 60’a göre pek kısa bir açıklama için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay, mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bir medya kuruluşunun önünde güvenlik kuvvetleri tarafından darbedilen kadınlarla ilgili Hükûmetin ne düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bu Parlamentoda en çok konuşulan konulardan birisi kadına yönelik şiddettir. Parlamentomuzda, gerek bu dönem gerek önceki dönemlerde bu konuda çok komisyonlar kuruldu, çalışmalar yapıldı.

Şimdi, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kimden gelirse gelsin, kime gelirse gelsin, her türlü insan hakkı ihlaline, temel hak ve özgürlüklerin gasbına her zaman karşı olmuş bir partiyiz anlayışımız ve duruşumuz gereği.

Şimdi, bizim için insanların kılığının ve kıyafetinin hiç önemi de yoktur ama iktidar partisinin kimi çok üst düzey yöneticileri her lafın başında “Benim başörtülü bacım!” diye başlayarak toplumda din istismarı, din siyaseti ve demagoji yapmışlardır; bu bilinen bir gerçektir.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İnsanlık ayıbı!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben, şimdi bugün gasbedilen bir medya kuruluşunun önünde Hükûmetin güvenlik kuvvetleri tarafından darbedilen bu kadınla ilgili, bu kadınlarla ilgili Hükûmetin ne düşündüğünü merak ediyorum. [AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bravo, başörtüsünü savunuyor CHP. CHP en önde, başörtüsü savunucusu CHP.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hükûmet bunu…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Başörtüsünü savunduğun için tebrikler CHP.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok mu acıttı, çok mu acıttı? Battı mı bir yerine? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

GENÇLİK VE SPOR BAKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, böyle söz olur mu?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hükûmet bu konuda bir açıklama yapacak mı, merak ediyorum.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bak Engin Altay, yakışmıyor sana bu üslup, yakışmıyor sana bu üslup.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Terbiyesizlik yapma Metin Külünk!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Terbiyesizsin sen! Terbiyesiz adam! Saygılı ol biraz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Terbiyesiz de sensin, saygısız da! Yakışmıyor sana bu üslup, yakışmıyor. Asaletine göre davranırsın! Asaletiniz bu kadar!

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu hem bu Hükûmete hem bu partiye öğreteceğiz.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, söz talebiniz mi var?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Utanın, utanın, şunlardan utanın! Utanın şunlardan!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yargı kararı, yargı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu, karar yargı kararı değil mi?

SALİM USLU (Çorum) – Bunlar hayatlarında hiç demokrasi nedir bilmezler.

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Zaman gazetesine kayyum atanmasına ve son zamanlarda şirketler ile basın yayın kuruluşlarına kayyum atamalarında çok afaki ücretler takdir edildiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Nereden nereye diyoruz. “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.” diye bir söz var. Paralel iki karşılıklı çizgiden oluşur, iki çizgidir. Bugün Zaman gazetesine bir kayyum ataması oldu, Çevik Kuvvet marifetiyle bir baskın yapıldı ve kayyum atandı. Kayyuma da 10 bin liralık bir kayyum ücreti takdir ediliyor yani “işin niteliği ve ağırlığı dikkate alınarak” şeklinde ifade ediliyor mahkeme tarafından.

Şimdi, bu paralel yapıyla ilgili, iki karşılıklı çizgiden oluşan paralel yapı şeklinde mahkemelerce ve siyasi iktidar tarafından adlandırılan yapının nereden nereye geldiğini tekrar hafızaları tazelemek bakımından göstermekte fayda var. Bir zamanlar, Zaman gazetesiyle birlikte törenler yapılıyordu, gayet büyük övgüler düzülüyordu ve gelinen bugünkü noktada da Çevik Kuvvet saldırısıyla bir hukuksuz işlem yapılmaktadır.

Şimdi, bunu kamuoyunun, aziz milletimizin ve iktidar sahiplerinin dikkatine sunmakta ve hafızaları tazelemekte büyük fayda var. Siyasi çizgilerin de tutarlı olması gerekir.

Sayın Başbakan bugünkü durumla ilgili “Türkiye, basın özgürlüğü noktasında geldiği düzeyden geriye doğru gitmeyecektir.” diyor. Tabii, bu açıklamayı ciddiye alıp inanmak isterdik. 2002 yılında basının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, mikrofonunuzu açıyorum, ilave bir dakika süre veriyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Türkiye basın özgürlüğü bakımından 179 ülke arasında 2002’de 99’uncu sıradayken 2016 yılında 154’üncü sıraya geliyor ve Başbakanın ifadesini dikkate alarak, “Geriye doğru gitmeyecektir.” dedikten sonra, 154’üncü sıradan daha nereye gidecek?

Bir de özellikle bu son zamanlardaki kayyum atamalarında -gerek şirketlere olsun gerekse basın-yayın kuruluşlarına- çok afaki kayyum ücretleri takdir edildiği ve bu ücretlerin de o şirketlerin kendi hesabından ödeneceği anlaşılmaktadır. Oysa kayyumluk, o atandığı işletmenin zarar etmemesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlayabilir miyim son cümlemi?

BAŞKAN – Mikrofonunuz açıyorum, lütfen, lütfen son cümleler Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet, son cümle olarak ifade edeyim ki, kayyumun birinci görevi, atandığı işletmenin zarar etmemesi, iflasa sürüklenmemesidir ve yine, çalışmasına sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlamakla görevlidir. Fakat, bu kayyumların, bilakis, firmayı çökertme ve oradan semirme şeklinde bir yaklaşım içerisinde oldukları görülüyor. Kayyumlara benim tavsiyem, bu paraları harcayıp yememeleri. Bir kenarda bulunsun, ileride -yargı kararları- bu kayyum ücretlerinin geri alınmasına yine yargı karar verebilir. Bunu da hatırlatmakta fayda gördüm.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Baluken…

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, toplantı ve gösteri hakkını kullanmak üzere toplanan yurttaşlara güvenlik güçleri tarafından orantısız müdahaleler yapıldığına ve devletin toplantı ve gösteri yapma hakkına saygı duyması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün gündüz de, hatırlarsanız, Genel Kurulda düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü ve basın özgürlüğü konusunda ülkemizin gelmiş olduğu vahim tabloyla ilgili kaygılarımızı dile getirmiştik.

Şimdi, özellikle bu akşam toplantı ve gösteri hakkını kullanmak üzere yurdun çeşitli yerlerinde bir araya gelen birçok yurttaşa yine orantısız, güvenlik güçleri tarafından orantısız müdahaleler yapılmış ve son derece ölümcül yaralanmalar olmuştur. Tabii, bu konuda bir ayrım yapmak mümkün değil yani İstanbul’dan Diyarbakır’a, Ankara’dan Hakkâri’ye kadar herhangi bir yerde toplantı ve gösteri yapma hakkını kullanmak isteyen herhangi bir yurttaşa ya da herhangi bir toplumsal kitleye yönelik her türlü orantısız güç uygulamasına karşı çıkmak lazım. Demokrasinin gereği, demokratik ülke olmanın gereği de o gösteri hakkına saygı duymaktır.

Bakın, özellikle AKP’nin yıllar boyu istismar edip iktidara geldiği başörtüsüyle ilgili durumu biliyoruz. Ben, dün burada dört fotoğraflı bir tablo göstermiştim, kent merkezlerindeki yıkım için “Bir fotoğraf İsrail’e ait, üç fotoğraf AKP Hükûmetine ait.” demiştim.

Şimdi aynı dört fotoğrafı başörtülü kadınlarla ilgili yapılan zulüm üzerinden göstermek istiyorum. Sayın Bakanlar da görsünler. Bu fotoğraftaki bir fotoğraf buradaki birçok kardeşimizin de zulüm gördüğü 28 Şubatçılara ait, türbandan dolayı, başörtüsünden dolayı yapılmış olan zulmün fotoğrafı ama üç fotoğraf…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …Diyarbakır’da ve Ankara’da AKP Hükûmetinin talimatlandırdığı güvenlik güçleri tarafından ortaya çıkarılmış bir fotoğraf. Sanırım, herhâlde bakınca hangi fotoğrafın 28 Şubatçılara ait olduğu, hangisinin AKP Hükûmetine ait olduğu anlaşılıyordur. Ya da zorlanıyorsunuzdur. Bu tabloyu kabul etmek mümkün değil, buradan şiddetle kınıyoruz. Demokratik bir ülkenin gereği, toplantı, gösteri yapma hakkına, hukukuna hükûmetlerin, devletin saygı duymasıdır diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Buyurun Sayın Çakır.

14.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben öncelikle son söyleyeceğimi en başta söylemeyi yeğlerim. Hiçbir şekilde, hiçbirimiz o fotoğrafı tasvip edemeyiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gereğini yapın!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Ancak, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Altay bugün bu provokatif, ajitatif konuşmalarının listesine bir yenisini ekledi. Her şeyden önce, ortada bir yargı kararı vardır. Bu yargı kararı muvacehesinde ilgili kuruluşa, şirkete bir kayyum atanmıştır. Öte taraftan ve müteakiben, ortada izinsiz bir gösteri vardır ve izinsiz gösteriye bir müdahale vardır. Buna rağmen, izinsiz gösteri bile olsa, güvenlik güçlerinin görevi, ödevi, olabildiği kadar titiz şekilde bunu yönetmektir. Dolayısıyla başörtülü ya da başörtüsüz… Buradaki fotoğrafın başörtülü olmasının ise bizim için ayrıca bir esprisi yoktur. “Ajitatif, provokatif” dediğim benim zaten biraz da orasıdır, tasvip edemediğimiz burasıdır.

Öte taraftan, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay -herhâlde bazen böyle kızdığında ağzından çıkan kelimeleri kontrol edemiyor- bir arkadaşımıza dönerek, bir daha zikrediyorum ben de burada af dileyerek bütün Meclisten, üyelerden…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Zikretme Sayın Hocam, zikretme, sana yakışmıyor.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Peki, zikretmiyorum o zaman.

Metin Külünk arkadaşımıza söylenen bu söze karşı o da sataşma cevabını kullanacak. Ben, Engin Altay’ın, hoşgörüsü gereği sözünü de geri alacağından eminim.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Külünk, sizi dinleyeceğim. Sayın Didem Engin bir şey söylemek istiyordu, önce Sayın Engin’i dinleyeyim.

Buyurun.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Eğitim politikamız ülkemizin geleceği açısından son derece önemli bir politika. Millî Eğitim Bakanımızın soruma vermiş olduğu yanıtla ilgili olarak, 60’ıncı maddeden bir dakikalık söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden söz veriyorum Sayın Engin.

15.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, Millî Eğitim Bakanından beklentimiz, çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi eğitimi almalarını sağlamak için gerekli olan sistem için çalışması.

Bu kitapla ilgili soruma Millî Eğitim Bakanı “Millî Eğitim Bakanlığı tarafından tavsiye edilmemiştir, ne yapalım?” diye yanıt verdi. Konuşmanızı yaparken “Millî Eğitim Bakanlığı tarafından değil, evet, ama okullar tarafından ve öğretmenler tarafından tavsiye edilen bir kitaptır.” diye belirtmeme rağmen “Ne yapalım?” yanıtını verdiniz.

Sayın Bakan bir cümleyle AKP’nin eğitim politikasını çok güzel bir şekilde özetledi ve sözleri tarihe geçti. Bu açıklamayı son derece talihsiz ve üzüntü verici bulduğumu belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Engin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, sayın grup başkan vekili, yaptığım konuşmayı provokatif ve ajitatif bir konuşma olarak itham etmek suretiyle…

BAŞKAN – Buyurun, mikrofonunuzu açayım Sayın Altay.

16.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Grup Başkan Vekili yaptığı konuşmasın da benim biraz önce yaptığım konuşmayla ilgili…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Pensilvanya’dan mektup geldi. (CHP sıralarından “Hayda!” sesleri)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …provokatif ve ajitatif olduğundan bahsederek, benim Meclisi provoke ettiğimi söyleyerek açık bir sataşmada bulundu. Bununla beraber, anladım ki Metin Külünk’e ettiğim lafla ilgili de haklı bir sitemi var.

İki şeyi söylemek istiyorum: Elbette benim söylediğim doğru değildir, ayrı. Ama tutanakları açın bakın; bir grup başkan vekili söz almış konuşurken bir milletvekilinin yerinden sataşmasını, laf atmasını anlarım, Meclis ritüelidir, ama açın bakın tutanakları, Metin Külünk benden çok konuştu oturduğu yerden. Bunun edeple ne ilgisi var? Ne ilgisi var bunun edeple? (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, ilaveten, dünkü birleşimde, evvelki günkü birleşimde -şimdi ismini vermeyeceğim- bir iktidar partisi grubu milletvekili ben Divanla konuşurken benim de ağza almak istemediğim bir kelime sarf etti. Tutanakları istedim, grup başkan vekillerine verdim, “Bunun gereğini yapın.” dedim; hatırlıyor musunuz? Yaptınız mı?

Ben söylüyorum, siyaset elbette nezaket işidir ama bu karşılıklıysa bir anlam taşır. Bir grup başkan vekili otururken, onunla eşit şekilde, taciz ederek konuşma yapan insanın davranışı, yine söylüyorum, edepli bir davranış değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sakin ol!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ayrıca, sataşmadan dolayı söz talebim saklı.

Şimdi, Metin Külünk’ü dinleyelim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Külünk, sizi dinliyorum.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Söz istiyorum Sayın Başkanım.

Sayın Grup Başkan Vekili Altay şahsıma yönelik, son derece Meclisin nezaketine, zarafetine ve estetiğine, milletin bu Meclise yüklediği anlama uymayacak bir şekilde, saygısızca hakaret etmiştir.

Ben kürsüden, kendisine konuşurken ettiğim cümleleri tekrar edeceğim, aynı cümleleri tekrar edeceğim ve kendisine cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Külünk, size söz vereceğim, 69’uncu madde çerçevesinde söz vereceğim ancak şunu hatırlatmak istiyorum, Genel Kurula hatırlatmak istiyorum: Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerinin sonuna geldik, birazdan oylamalar başlayacak. Şu ana kadar bütçe görüşmeleri gayet seviyeli devam etti, böyle de devam edip bitmesini arzu ederim. Ama son anda bazı konuşmalar nedeniyle farklı bir atmosfer oluştu; lütfen, bunu bir başka yere taşımayalım.

Sayın Külünk, cevap hakkınızı kullanırken yeni bir sataşmaya meydan vermeyin lütfen.

Buyurun, iki dakika süreyle söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bu Meclis milletin Meclisi. Her birimiz cümlelerimize ve kelimelere hangi anlam yüklendiğine dikkat etmek zorundayız. Meclisin kendi dinamikleri içerisinde bir diğer kişi konuşurken bir başka milletvekilinin oturduğu yerden kimi zaman söz atma fiili neredeyse bir teamül hâline gelmiştir. Olması gerekli midir gerekli değil midir, tartışmalıdır. Ancak, ben bugün darbecilerin, Türkiye'de devleti ve milleti teslim almak isteyen bir örgütün; mahkeme kararıyla, adaletin kararıyla alınmış bir sonucu yerine getirmek üzere orada bulunan kayyumlara, kayyumlara yönelik saldırılarla engel olmak isteyen darbecilerin üzerinden Cumhuriyet Halk Partisinin başörtüsüne dair posterleriyle savunma psikolojisini ifade ettim ve CHP’nin başörtüsünü savunacak bir noktaya gelmesini yüksek sesle alkışladım. Ancak grup başkan vekilinin üslubu ve cümleleri ne kendisine ne de partisine yakışmadı, dolayısıyla Meclisin estetiğine ise hiç yakışmadı. Ben aynı tonda cevap vermeyeceğim. Yüce millete havale ediyorum.

Meclisi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Külünk.

Sayın Altay, dinliyorum sizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın grup başkan vekilinin benim konuşmamı provokatif ve ajitatif bir konuşma diyerek nitelendirmesinin açık bir sataşma olduğunu söylemiştim. Ayrıca, Sayın Külünk’e de… Gerçi Sayın Külünk’ün konuşmasında bana yönelik bir şey yok ancak bir açıklama yapma gereği var. Sataşma ve açıklamayı birleştirerek iki dakika söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay, iki dakika süreyle söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

6.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Ben gerçekleri söyledim. Biz başörtüsüyle müspet, menfi… Özellikle son dönemde burada başörtülü birçok sayın milletvekilinin Meclise gelmesi noktasında, Türkiye nefeslerini tutmuş, bir maçın son dakikasında verilen penaltı düdüğünden sonra herkesin penaltıyı beklediği gibi CHP’yi beklediği bir anda, Cumhuriyet Halk Partisinin tavrı buyursunlar, gelsinler oldu; kötü mü oldu, bir zararı mı oldu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz bunlarda değiliz, biz bunlarda değiliz.

Sayın Külünk, ben konuşmamda biz insanların kılığıyla kıyafetiyle meşgul değiliz dedim, meşgul olmadık.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayatınız onunla geçti ya!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Anayasa Mahkemesine götüren siz değil miydiniz?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ee, işte, taciz ediyorsunuz kardeşim, taciz ediyorsunuz. Sayın Külünk’ün… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Doğruyu söyleyin, lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben nasıl konuşacağım Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Altay…

Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim efendim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Siz taciz ediyorsunuz.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sakin, sakin ol.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Laf, eyvallah, Mecliste laf atılır, sataşma olur, eyvallah.

Sayın Külünk kaç senedir tanıdığım arkadaşım, incindiyse özür dilerim, mesele değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Söylediklerinin hiçbirini anlamadım, söylediklerinin hiçbirini anlamadım ama oradan ben konuşurken, açın tutanakları bakın, sarf ettiği kelime sayısı en az benimki kadardır. Doğru değil bu, bunu söylüyorum.

Arkadaşlar, o kadının başındaki örtünün benim için hiçbir değeri yoktur; o ona aittir, onun inancıyla ilgilidir, onun yaşam tarzıyla ilgilidir.

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Ama “suçtur” dediniz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben insan haklarının peşindeyim, ben temel hak ve özgürlüklerin peşindeyim ama herkes için, herkes için hak ve özgürlük diyoruz, bunun kavgasını veriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Yapmayın, yanlış yoldasınız. Mahkeme kararı diyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, evet.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, hiçbir itirazım yok, mahkeme bu kararı almış, buna yapılacak bir şey de yok ama şuralarda itirazlarımız olmasın mı? Biz “uymayız” demiyoruz birileri gibi, biz “uymayız” demiyoruz ama bu mahkeme kararı Anayasa 30’a aykırıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunu söylemek hakkımız değil mi?

Bir şey daha söyleyeyim, karar tebliğ edildi mi oraya? İyi bakın bakayım bir.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Edildi tabii.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Peki, bir şey daha söyleyeyim, mahkeme kararlarını, bu tip kararları icra edecek olan polis midir, icra müdürlüğü müdür? Buna da iyi bakın.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayır, polistir. Sulh ceza mahkemesi kararlarını polis ibraz eder.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir şey daha: Kayyum suç delili araştırır mı arkadaşlar? Kayyum atayacaksınız ve kayyum gidecek oraları eşeleyecek, suç delili arayacak.

Kim hukukun dışına çıktıysa yargının önüne çıksın hesabını versin. Bizim onlarla organik, inorganik bir işimiz yok.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Var, var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kırk yıllık ortaklığınızı siz bozdunuz. Niye bozdunuz, ben bilmem. (CHP sıralarından alkışlar)

Allah ikinize de selamet versin, Allah ikinize de selamet versin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Altay.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla sekizinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Dışişleri Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

11) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

1) Dışişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

                         01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                               2.480.378.500

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                         02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                              126.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                         03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                             13.850.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                         08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                99.210.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                         09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           132.457.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                         10                                     Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri                                                                13.460.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                          GENEL TOPLAM                            2.739.482.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Dışişleri Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Dışişleri Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Dışişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                 2.089.513.061,80

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      1.910.921.375,68

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                              143.149.500,66

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                               35.442.185,46

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Dışişleri Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

27) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI

1) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    58.248.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                              292.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               3.831.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      04                                     Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                         711.836.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Çevre Koruma Hizmetleri                                                                                              364.749.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      06                                     İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                                                                               547.033.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                                  446.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                            1.686.435.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)    CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                 2.447.621.470,66

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      2.008.685.242,99

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                            135,96

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                              169.023.915,49

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                             269.912.448,14

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

27.75) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  867.187.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                              185.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               867.372.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    891.554.985,94

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         803.184.549,82

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                20.629.278,41

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                               67.741.157,71

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

13) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                               3.493.156.730

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               2.504.700

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                              199.002.100

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                      72.659.642.470

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                          76.354.306.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               43.307.810.403,27

Bütçe Gideri                                                                                                                                                    53.958.739.280,74

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                         14.040.150.433,75

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           3.364.852.246,91

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                               24.369.309,37

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurulu 2016 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

38.01) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

1) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    30.567.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                                15.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                                      1.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                             15.455.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                                 46.038.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                               30.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                    45.936.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                          72.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                            46.038.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurulu 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurulu 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Yükseköğretim Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    111.298.901,82

Bütçe Gideri                                                                                                                                                           96.537.225,30

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                14.761.676,52

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                                  38.883.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                                60.708.823,23

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurulu 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.01) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    23.863.800

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               3.526.700

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           417.912.500

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               445.303.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                      480.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   10.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          490.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    511.533.384,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         475.055.991,46

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                     122.817,20

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                36.600.209,74

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                                400.000.000,00

Tahsilat                                                                                                                                                                    466.537.279,77

Ret ve İadeler                                                                                                                                                                           42,37

Net Tahsilat                                                                                                                                                              466.537.237,40

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Şimdi, üniversitelerin 2016 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesaplarının bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Üniversitelerin 2016 yılı bütçelerinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi ödenek cetvelleri ile gelir cetvellerini okutacağım ancak öncesinde kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

Bildiğiniz üzere, bugün 108 üniversitenin bütçesi ile 104 üniversitenin kesin hesabı oylanacaktır. Bu oylamaların çok zaman aldığı malumlarınızdır. Bugüne kadar, ödenek icmallerinde ödeneklerin birinci düzey fonksiyonel kodları ve kodların açıklaması okunduktan sonra bütçe rakamları oylanmaktaydı. Benzer şekilde, gelir cetvellerinde de birinci düzey gelir kodları ve açıklamaları belirtildikten sonra her bölüm için ayrı ayrı oylanmaktadır. Analitik bütçe sınıflandırması açısından her bir ödenek ve gelir kodunun açıklaması bütün kurum bütçelerinde aynıdır. Bu nedenle, tekrarlardan kaçınmak ve zamanı daha verimli kullanmak amacıyla, başta hangi kodun ne anlama geldiğini bir kez daha ifade edeceğim, daha sonra her üniversitede Kâtip Üyemiz tarafından sadece ödenek ve gelir kodları ile bütçe rakamları okunduktan sonra oylamaları yapacağım.

Fonksiyonel sınıflandırmaya göre ödenek icmallerinde birinci düzey fonksiyonel kodların açıklaması şu şekildedir.

Önce kod numaralarını, sonra bu kod numarasının karşılığı olan açıklamayı bilginize sunacağım.

01, Genel Kamu Hizmetleri; 02, Savunma Hizmetleri; 03, Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri; 04, Ekonomik İşler ve Hizmetler; 05, Çevre Koruma Hizmetleri; 06, İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri; 07, Sağlık Hizmetleri; 08, Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri; 09, Eğitim Hizmetleri; 10, Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri.

Gelir cetvellerinde birinci düzey gelir kodlarının açıklaması da şu şekildedir: 01, Vergi Gelirleri; 02, Sosyal Güvenlik Gelirleri; 03, Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri; 04, Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler; 05, Diğer Gelirler; 06, Sermaye Gelirleri, 08, Alacaklardan Tahsilat; 09, Ret ve İadeler.

Sayın milletvekilleri, şimdi üniversitelerin 2016 yılı bütçelerinin ödenek cetvelleri ile gelir cetvellerini okutuyorum:

38.02) ANKARA ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    51.424.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               5.393.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                           140.913.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                14.160.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           601.286.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               813.176.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        17.869.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  768.795.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   26.512.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          813.176.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38.03) ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    67.203.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                                66.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               4.645.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                               4.412.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                  6.243.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           377.296.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               459.865.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        32.966.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  414.827.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   12.072.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          459.865.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38.04) HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Hacettepe Üniversitesi 2016Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    74.092.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                                66.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                             11.771.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                           129.750.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                10.954.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           562.879.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               789.512.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        21.589.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  740.566.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   27.357.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          789.512.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38.05) GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    68.359.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                             12.149.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                           119.002.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                  6.554.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           528.073.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               734.137.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        17.162.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  683.883.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   33.092.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          734.137.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38.06) İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  106.970.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                                27.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                             19.786.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                           180.252.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                  6.078.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           768.889.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                            1.082.002.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        51.614.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  970.202.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   60.186.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                       1.082.002.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38.07) İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    57.396.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                              133.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                             11.251.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                  6.541.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           345.256.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               420.577.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        29.831.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  381.514.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                     9.232.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          420.577.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38.08) BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

a) Boğaziçi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    59.808.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               4.009.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                11.827.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           160.974.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               236.618.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        20.379.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  212.388.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                     3.851.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          236.618.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38.09) MARMARA ÜNİVERSİTESİ

a) Marmara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    38.102.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                                63.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                             13.588.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                             33.370.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                  2.317.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           429.151.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               516.591.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        36.228.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  458.472.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   21.891.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          516.591.000

38.10) YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    29.503.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               7.463.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                     Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                                                  7.730.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                           236.419.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               281.115.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GELİR CETVELİ