TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

50’nci Birleşim

2 Mart 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) SAĞLIK BAKANLIĞI

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, sözleşme hükümlerini yerine getiremediği gerekçesiyle BENGÜ TÜRK televizyonunun TÜRKSAT yayınından çıkarılmasına ilişkin açıklaması

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, iktidarın muhalif medya üzerindeki baskısının gün geçtikçe arttığına, İMC ve BENGÜ TÜRK televizyonlarının yayından çıkarılmasının halkın haber alma hakkını gasbetmek demek olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, basın özgürlüğünün yok sayıldığına, yüzde 50 oy alan bir iktidarın her şeyi yasakçı ve baskıcı yöntemlerle çözmeye mütemayil olmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sur’da düzenlenecek etkinlikte bir sıkıntı çıkmaması için Hükûmet yetkililerinin çaba içerisinde olması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhurbaşkanı Başdanışmanının sarf etmiş olduğu bazı ifadelere ilişkin açıklaması

11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili ifadeleri nedeniyle Türkiye’de ciddi bir kriz yaşandığına ve bu krizi giderecek makamın Hükûmet olduğuna ilişkin açıklaması

12.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhurbaşkanı Başdanışmanının sarf etmiş olduğu bazı ifadelerle ilgili Hükûmetin Parlamentoya bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhurbaşkanı Başdanışmanının sarf etmiş olduğu bazı ifadelerle ilgili Başbakanın yaptığı açıklama ile Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili ifadeleri nedeniyle Bülent Arınç’ın yaptığı açıklamaya ilişkin açıklaması

14.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadeler ile Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ndan Abdülaziz Yural, Şehmuz Dursun ve Eyüp Ergen’in kim tarafından katledildiğini ve tedavi edilen IŞİD’çiler hakkında hangi adli sürecin işletildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadeler ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Celil Göçer’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerindeki soru-cevap işlemi sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, İŞKUR’da iş ve meslek danışmanlığı kadrosuna kurum içi atama yoluyla personel alımı yapılması için yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/1745)

2 Mart 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

İyi çalışmalar diliyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün beşinci tur görüşmeleri yapacağız.

Beşinci turda, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (x)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (x)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin şu anda sisteme girmeleri gerekmektedir.

Beşinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder konuşacaklardır.

AK PARTİ Grubu adına, İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge, Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger, Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, İstanbul Milletvekili Harun Karaca, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel, Uşak Milletvekili Mehmet Altay, Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı, Karaman Milletvekili Recep Şeker, Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal, Kilis Milletvekili Reşit Polat, İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Pulcu, İstanbul Milletvekili Erkan Kandemir, İstanbul Milletvekili İsmet Uçma, Mardin Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı, Muğla Milletvekili Hasan Özyer ve Sakarya Milletvekili Mustafa İsen konuşacaklardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ise Tunceli Milletvekili Gürsel Erol, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil, Bursa Milletvekili Erkan Aydın, İzmir Milletvekili Ali Yiğit, Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak, Mersin Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar ve Antalya Milletvekili Devrim Kök konuşacaklardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Isparta Milletvekili Nuri Okutan, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan, Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul ve Erzurum Milletvekili Kamil Aydın konuşacaklardır.

Şahısları adına ise, lehte olmak üzere Tokat Milletvekili Celil Göçer, aleyhte olmak üzere Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen konuşacaklardır.

Sayın Oktay Vural, sisteme girmişsiniz, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kısa arzım olacak efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, sözleşme hükümlerini yerine getiremediği gerekçesiyle BENGÜ TÜRK televizyonunun TÜRKSAT yayınından çıkarılmasına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bir konuyu arz etmek istiyorum. Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü korumayı, millî ve manevi değerleri yüceltmeyi, millî terbiye esaslarına ve aile değerlerine dayalı bir yayın politikası yapmayı düstur edinmiş Bengü Türk televizyonu, maalesef, TÜRKSAT’tan, sözleşme hükümlerini yerine getiremediği gerekçesiyle indirilmiştir. Gerçekten sorumlu bir yayıncılık yapan Bengü Türk televizyonunun TÜRKSAT’tan yayın yapmaması üzerine, vatandaşlarımızın çok önemli bir kısmı bu konuda tepkilerini dile getirmiştir.

Aslında karşılaştığımız nokta tipik olarak şunu ortaya koymaktadır ki, maalesef, besleme yayınlar olmadığı müddetçe televizyonların yayın yapması mümkün değil. Bir yayını yapabilmek için ya yandaş ya candaş ya da havuza sahip olmak gerekiyor. Maalesef, bu televizyonlara reklam vermek isteyen iş adamları takibata uğrayabiliyor, tereddüt edebiliyor. Muhalif, bu değerlere sahip bir televizyona ve bu konuda da Hükûmeti eleştirmekten korkmayan bir televizyona reklam verme konusunda, iş adamlarının, mevcut siyasi iklim dikkate alınarak bu konuda reklam vermekten imtina etmesi, reklam vermeye yeltenenlerin takibata uğraması, maalesef, bu televizyonların yayınlarını sürdürebilmesini temin edecek bir iklim oluşturmayı, gerçekten, çok zorlaştırıyor. Umarım bir an önce bu sorunları aşarlar.

Ama, gerçekten, bu baskılar, bu iklim, bu medyayı bir politik pazarlama aracı olarak Hükûmetin sürekli olarak “havuç-sopa” yöntemiyle yönlendirmek istemesi, açıkçası, medya özgürlüğünün rahatlıkla yapılabilmesini, kullanabilmesini çok zorlaştırıyor. Bütün bunlara rağmen bunları aşacağına ve tekrar aziz Türk milletiyle buluşacağına inanıyorum.

Ben, bunları, yüce Meclise arz etmek istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim Sayın Vural.

Sayın Gök…

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, iktidarın muhalif medya üzerindeki baskısının gün geçtikçe arttığına, İMC ve BENGÜ TÜRK televizyonlarının yayından çıkarılmasının halkın haber alma hakkını gasbetmek demek olduğuna ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ben de teşekkür ederim.

Sayın Başkan, gerçekten, iktidarın, muhalif medya üzerindeki baskısı gün geçtikçe artıyor. Önceki gün de İMC televizyonunun aynı şekilde devre dışı bırakılması, dün de Bengü televizyonunun yayından çıkarılması, gerçekten, bu ülkedeki haber alma hakkı ve gazetecilik ya da televizyonculuk yapma hakkının gasbedilmesi sonucunu doğuracak bu uygulamalarla iktidar partisinin özellikle bu süreç içerisinde göstermiş olduğu tutum, Türkiye’deki demokratik ortamın, hak ve hürriyetlerin daha da fazla gelişmesine, temel hak ve hürriyetlerin gözetilmesine hiçbir şekilde katkı sağlayamayacağı gibi halkın haber alma hakkına da ağır bir gasptır.

Geçtiğimiz aylar içerisinde bir kısım televizyon kanallarına da kayyum tayin edildi. Kayyumun görevi, aldığı kuruluşu ya da şirketi bulunduğu konumdan daha iyiye götürmektir. Yani kayyum atandığı zaman, bir şirket ya da kuruluşun iyi yönetilmediğine ama kendisi atandığı takdirde daha iyi yönetileceğine ilişkin bir düşünceyle atanır. Ama görülüyor ki atanan kayyumlar, daha önceki televizyon şirketlerine atanan kayyumlar bu televizyon kanallarını daha iyiye götürmedikleri gibi, kapatma noktasına gelmişlerdir. Önceki gün İMC televizyonu, dün de Bengü televizyonu yani iktidara yandaş olmayan bütün televizyon kanallarının kapatılmasıyla Türkiye’de bir tek seslilik arzu ediliyor. Tabii, bu tek sesliliğin en büyük öncülerinden bir tanesi de TRT. TRT, yaptığı yayınlarla… Elektrikten herkesin ödediği payla gelirini sağlayan TRT’nin son beş yılda yandaşlarına 1,8 milyar lira dağıttığını belgelendirmiş bulunuyoruz. Şimdi, böyle bir anlayış kabul edilebilir mi Sayın Başkan? Yani bir yandan tek sesli TRT ve havuz medyası, bir yandan da muhalif bütün kanalların kapatılması. Bu, Türkiye demokrasisine ağır bir darbedir. Bunları kabul etmiyoruz ve Türkiye'nin normalleşme ve gelişmesine de katkı sağlamayacağını düşünüyoruz. Bu görüşlerimi ben de açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz talebiniz mi var Sayın Önder?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Herkes konuştu, biz de bir şey söyleyelim.

BAŞKAN – Sisteme girer misiniz lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Siz oradan açın Başkanım.

BAŞKAN – “Gözlük” diyorsunuz ha?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Gözlüğüm yok, siz oradan açabilirsiniz.

BAŞKAN – “Yaş ilerledi.” diyorsunuz Sayın Önder ha, “Görmüyorum.” Hepimiz öyle.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – “Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil.”

BAŞKAN – Öncelikle “Geçmiş olsun.” diyorum bütün iyi dileklerimle.

Buyurun Sayın Önder.

3.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, basın özgürlüğünün yok sayıldığına, yüzde 50 oy alan bir iktidarın her şeyi yasakçı ve baskıcı yöntemlerle çözmeye mütemayil olmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil.” demiş Yunus Emre. Onun için, yaşlılık, iyi yaşlanma tasavvufta cennet alameti olarak değerlendirilir.

BAŞKAN – Elbette… Şikâyetim yok hiç.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – “Huysuz ihtiyar” tanımına girenler de cehennem alameti olarak adlandırılır. İnşallah, hep birlikte bilge bir yaşlanma nasip olur hepimize.

BAŞKAN – İnşallah… Teşekkürler.

Buyurun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, basın özgürlüğü, basın özgürlüğünün kısıtlanması -artık kısıtlanması da demeyelim- yok sayılmasının, sesini duyuramayan, sesini duyurmak isteyip duyuramayan mazlumlar açısından artık hiçbir kıymeti kalmamıştır, mülgadır. Kapatılan, engellenen bütün televizyonlar, kovuşturmaya, soruşturmaya uğrayan bütün gazeteciler, bundan murat edilen sonucu doğurmayacak uygulamalara maruz kalmış olurlar. Yani siz toplumun haber alma hakkını gelinen çağda engellemeye çalışırsanız, hiçbir kalibresi olmayan, kerameti kendinden bile menkul olmayan ve ne yazık ki izlenmeyen -eldeki veriler ışığında- televizyon kanallarınızda, okunmayan gazetelerinizde söylediğiniz, nadiren de olsa, doğru şeylerin de davulcunun ses çıkarması misali arada kaynaması sonucunu doğurur.

Birincisi, buradan başlamamızın sebebi, rasyonel değildir ama Allah bir insanın canını almadan aklını alırmış. Bu iktidar siyasi ömrünü doldurdu çünkü yüzde 50 oy almış bir iktidarın öz güveninden zerreyimiskal eser yok. Yüzde 50 oy almış bir iktidar bu kadar yasakçı, bu kadar baskıcı, bu kadar her şeyi hot zot yöntemleriyle çözmeye mütemayil olmasa gerek.

Onun için, biz de basın özgürlüğünden doğan mahzurların giderilmesinin yolunun daha fazla basın özgürlüğü olduğunu düşünüyoruz. Yasaklar böler; hürriyetler birleştirir, bütünleştirir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi görüşmelere başlıyoruz.

İlk olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına konuşmacıları dinleyeceğiz.

Birinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün HDP Grubu adına 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerine grubumuzun görüş ve önerilerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konu İçişleri Bakanlığı mevzusu olunca, tabii ki içinde yaşadığımız ülkenin gerçekleri de göz önünde olunca pek iç açıcı bir konuşma bekleyemiyoruz, yapamıyoruz istesek de.

Değerli milletvekilleri, bugün 2 Mart. On iki yıl önce bugün, yine bu Meclisin çatısı altında yaşanan bir utanç sahnesini anarak konuşmama başlamak istiyorum. 2 Mart 1994’te yapılan Meclis oylamasıyla DEP milletvekilleri Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar verildiği bir gün ve bu vekiller 17 Mart 1994’te tutuklanarak cezaevine konuldular. 16 Haziran 1994 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi tarafından bu parti kapatılmış oldu. Şimdi yıl 2016 ve Anayasa ve Adalet Karma Komisyonunda bekleyen 500’e yakın fezleke dosyası var ve bunun yarısından fazlası da HDP vekillerine ait. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili ve HDP İstanbul Milletvekili Sayın Pervin Buldan; eş genel başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ; Batman Milletvekilimiz Ayşe Acar Başaran; Van vekillerimiz Tuğba Hezer, Lezgin Botan, Nadir Yıldırım, Adem Geveri; HDP Şırnak vekillerimiz Ferhat Encu, Leyla Birlik; Diyarbakır vekillerimiz Altan Tan, İmam Taşçıer, Nursel Aydoğan; Mardin Vekilimiz Gülser Yıldırım; CHP Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün; İstanbul Vekili Eren Erdem’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkereleri TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonuna sevk edilmiş bulunmaktadır. Aradan geçen bunca yıl içerisinde 2016 Türkiyesi’ndeki manzara hâlâ budur.

“Türkiye asla 1990’lara dönmez.” diyenlerin ve “28 Şubat bin yıl sürmedi.” diyenlerin vicdanına bir kez daha seslenmek istiyorum. Ne kadar vahim ve ne kadar yasakçı bir politika içinde olduğumuz çok aşikâr. Evet, “28 Şubat bin yıl sürdü mü, sürmedi mi?” derken, bu vesileyle 28 Şubatın o kanlı vahşet sürecinde acımasızca katledilenlerden biri olan sevgili dostum, arkadaşım Konca Kuriş’i rahmetle anıyorum, fotoğrafta gördüğünüz kadın arkadaşımız. Yine o dönemlerin gadrine uğramış, on beş yirmi yıldan fazladır hapislerde unutulan Müslüman ve siyasi bütün mahkûmları da burada saygıyla hatırlıyorum, anıyorum.

Bu ülkenin yöneticileri bir gecede kararnameler çıkartarak, binlerce memuru, savcıyı, gazeteciyi işinden ederek kendi evlatlarını kurtarmaya devam ederken on dört yıllık iktidarları sürecinde gariban halkın evlatları için parmaklarını bile kıpırdatmadılar. Bilakis, şu an hapishaneler yoksul, gariban halkın evlatlarıyla rekor derecede dolmuş durumda.

Darbeler ve zulümler döneminin izleri her boyutuyla temizlenmeden “28 Şubatlar bitti.” diyemez kimse. Dün de yasaklar, baskılar, zulümler, vahşetler ve tehditler yine bu sistem tarafından yapılıyordu ve yine onun beslemesi yandaş medyayla da, yaptıkları zulümler, hakikatler çarpıtılarak ve inanılmaz yalanlarla gerçekler halktan saklanıyordu; dün de gerçekleri topluma ulaştırmaya, haykırmaya çalışanlar yalanlarla hapsediliyor, tehdit ediliyor, katlediliyordu; bugün de zulümler, katliamlar, infazlar dünden daha şiddetli bir şekilde devam etmektedir.

Bu gerçekleri söylüyorum diye, yanlışları, yalanları, zulümleri buradan her fırsatta ortaya koymaya devam ediyorum diye, yıllardır, ağza alınmayacak şekilde, troller, köşeleri kapmış tetikçiler hâlâ şahsıma saldırmaya devam ediyorlar. Bu hakaret ve tehdit, hedef göstermelerden bazıları şurada. Burada sadece yalanları ifşa ediyoruz, zulümleri ortaya koyuyoruz, belgelendiriyoruz, açıklıyoruz diye gösterilen, yapılan manşetlerden “Utanmaz Kadın” manşetleriyle yandaş medya, tetikçi medya hâlâ şahsımı hedef göstermeye devam ediyor.

Sayın milletvekilleri, yıllar içerisinde Bakanlığın, Emniyet Genel Müdürlüğünün ve Jandarma Genel Komutanlığının bütçelerinin sürekli arttırıldığı ve yanı sıra, gerçekleşen bütçelerinin de ayrılan bütçelerini aştığı görülmektedir. İçişleri Bakanlığı ve bağlı 5 kuruluşun 2016 yılı toplam ödeneği 35 milyardır. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü dışında tutulacak olursa, Bakanlık ve bağlı kuruluşların kamu düzeni ve güvenlik hizmetleri ödeneği 29 milyardır. Bu rakam, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Millî Eğitim ve Maliye Bakanlığı hariç, ayrı ayrı 46 genel bütçeli kurumun bütçesinden daha fazladır. 2016 Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin millî gelire oranı yüzde 3,46’dır. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü ülkelerinde ise eğitim bütçesinin millî gelir içindeki payı ortalama olarak yüzde 6 civarındadır. Ayrıca, Millî Eğitimin geçmiş yıllarda gerçekleşen bütçesi ayrılan bütçelerin altında kalmıştır. Bu durumu daha iyi mukayese etmek için öğretmen atamalarına bakmak bile yeterlidir. TÜRK EĞİTİM-SEN verisine göre, 2015 yılında 16 ilin verilerinde ücretli öğretmen sayısının 71.960 olduğu bir ülkede 52 bin öğretmen atanıyorsa artık sosyal devlet değil, polis devleti olduğumuzun bir göstergesidir.

Gençlik potansiyeli en güçlü olan bir ülke olarak öğretmenden fazla güvenlik elemanları ve polis alımı yaparsanız, bu gençlik potansiyeliyle, hiç kusura bakmayın, “Dindar gençlik istiyoruz.” derken mafya bozuntuları cennetine dönüştürürsünüz ülkeyi. Aslına bu, iddiadan da öte, dönüştürülmüş durumdadır. Öyle bir ülkeye dönüştük ki barış için, yaşam için iki kelime açıklama yapmaya çalışanlara gazla, bombalarla müdahale edilirken, iki kelime açıklama yaptırılmazken, hapislere gönderilip işlerinden atılıyorken “Size kan banyosu yaptıracağız.” diye ortalıkta vahşet naraları atanlara meydanlar açılıyor, mitingler yaptırılıyor ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bir kahramanmışçasına, birlikte bu mafya bozuntusuyla davetlere katılıyor ve pozlar veriyor.

Bunu neden söylüyorum? Devletin en az 2023 yılına kadar güvenlikçi, polis gücüne dayanan bir politika hedeflediğini Emniyet Genel Müdürlüğünün 2023 yılına kadarki stratejik planına bakınca anlıyoruz. Buna göre, 2023 yılına kadar alınacak polis sayısının her yıl 11.550 ile 16.600 arasında olması öngörülmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğünün bütçesinin yüzde 69,6’sı yani 14 milyar Türk lirası personel giderlerine gidiyor yani bu oranın tekabül ettiği rakam polis maaşlarına ödenen payı ifade etmektedir. Polis maaşları, Orman ve Su İşleri, Adalet, Gençlik ve Spor, İçişleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji, Sağlık, Kültür ve Turizm, Dışişleri, Kalkınma, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Ekonomi, Çevre ve Şehircilik, Gümrük ve Ticaret, Avrupa Birliği olmak üzere 14 bakanlığın bütçesinden daha fazladır. Ağırlıklı olarak şimdilerde 4,5 milyona varan mültecilerle ilgili çalışma yürüten Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesinin 52 katıdır. Küresel depresyon içinde 2015’te Brezilya reali ve Güney Afrika randından sonra dolar karşısında en çok değer kaybeden üçüncü ulusal para birimi Türk lirasını korumak için yatırımları destekleyecek, sanayideki maliyeti düşürebilecek, kadın ve genç işsizliğini istihdama çevirebilecek Kalkınma Bakanlığının bütçesinin ise 7 katıdır, Sağlık Bakanlığının ise 3,5 katı bir bütçedir. Bakanlığın güvenlikle ilgili faaliyet alanlarının diğer faaliyet alanlarının önüne geçtiğini ben de herkes de biliyor ama İçişleri Bakanlığının 2014 Faaliyet Raporu da bunu teyit ediyor. Bunun kıyasını artırmak mümkün arkadaşlar.

Dolmabahçe mutabakatının bizzat Hükûmet tarafından yok sayılması, gelinen aşamada çok ağır sonuçlar doğurmuş bulunmaktadır. Kürt meselesinin çözümü için sivil bir perspektiften bakan ve Hükûmetin akıldaneliğini yapan kurum, İspanya, İrlanda, İsveç gibi işleyen demokrasi modelleriyle yönetilen ülkeleri değil de Sri Lanka, Endonezya, Filipinler, Güney Afrika Cumhuriyeti, Kolombiya gibi kusurlu demokrasi örnekleri mevcut ülkelerin raporlarından yola çıkarak rapor hazırlamıştır. Sürecin samimiyetsizliği bu topluma tarihsel bir tekerrürü, acıyı tekrar ettirmektedir.

Burada 1990’lar ve günümüz verileriyle ilgili çok ciddi örnekler ve kıyaslamalar var. Mesela bir tanesi, 1990’lar denilince akla ilk gelen kelimelerden biri olan faili meçhullerin sayısı 1995’te 908’di. Bunlara sadece doğudaki cinayetler değil, Türkiye’yi sarsan Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Çetin Emeç gibi batıda işlenmiş cinayetler de dâhildi. Türkiye’yi, başta “Yaşam hakkının ihlali” başlığında olmak üzere AİHM suçlu buldu. Türkiye’yi, başvurularda, yüksek miktarda tazminat ödemeye mahkûm etmişti.

2015’te ise Suruç katliamında 33, Zergele’de 8, Ankara katliamında 100 olmak üzere 141 kişi yaşamını yitirdi, 116 kişi protesto gösterilerinde asker ve polis infazlarıyla yaşamını yitirdi. 1990’larda rastgele ateş açarak gerçekleşen sivil ölümleri… 3 Nisan 2015’te iç güvenlik yasasının onaylanmasından bu yana polis ve askerlerin, bilerek, isteyerek, yasanın zırhına bürünerek adam öldürmesini meşru kılmıştır. 1990’ların zorla köy boşaltmaları, Meclis araştırma komisyonu raporlarına göre mücavir alanda ve mücavir alan dışı bölgede boşaltılan yerleşim birimi sayısı 3.428 olarak yansımış, yaklaşık 500 bin insan zorla yerinden ettirilmiştir.

Şimdi ise 7 kentin 21 ilçesinde en az 1 milyon 377 bin insanın doğrudan olumsuz etkilendiği, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği tüm bu il ve ilçelerde, en ağır insanlık ve savaş suçlarının yanında, kentler yüzde 80-90 oranında zorla boşalttırılmış, yüz binlerce insan yaşam alanlarını terk ederek göçmek zorunda kalmıştır. 1990’lı yıllarda, neredeyse çevresindeki tüm köylerin yakılması sonucu göç etmek zorunda kalan yurttaşların yerleşmesiyle birlikte nüfusu 120 bini bulan Cizre’de, son iki aylık süreçte yaklaşık 100 bin insan yeniden yaşadığı mahalleleri terk etmek zorunda kaldı. Önemli bir kısmı yerle bir edilerek yakılmış, yıkılmış ve sağlam, kullanılabilir tek bir yapının kalmadığı, tüm alt ve üst yapısının çöktüğü Cizre, insanların bir daha dönüp yaşayamayacağı, hayalet bir kente dönüştü. Yine, benzer şekilde, Sur, Silvan, İdil, Silopi, Nusaybin, Derik ve birçok ilçede, insanlara, yarım saat içerisinde evlerini, kentlerini terk etmedikleri takdirde, evlerin, içinde yaşayan insanlarla birlikte yıkılıp yakılacağı tehditleri yapılmıştır, yapılmaya devam ediyor.

Özellikle nüfusu 65-75 bin arasında değişen ve aynı zamanda Diyarbakır’ın ticaret ve turizm merkezi olan Sur’da üç ayı aşkın bir zamandır devam eden sokağa çıkma yasağı ve ağır bombardıman sonucu 60 binin üzerinde insan buradan göç etmek zorunda kalmıştır.

2016 yılında, yine dünya tarihine vahşet bodrumları olarak geçecek bir zulme soyundu bu devlet. Cizre’de, sokağa çıkma yasağının kırk birinci gününden itibaren ilçede toplu katliamlar gerçekleşti. Sokağa çıkma yasaklarında, yüzleri kapalı, Türkçe ve Kürtçe konuşanların dışında, Arapça ve farklı dilde konuşan, tekbir getiren, duvarların üzerine “Kurtun dişine kan değdi.”, “Korkun.”, “Türk’sen övün, değilsen itaat et.”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın.” “Esedullah timleri burada.” yazan esedullah timleri, JÖH’ler, PÖH’ler eliyle gerçekleştirilmeye devam ediliyor ve bu vahşet operasyonlarına katılanlara yirmi dört maaş ikramiye veriliyor.

Bu bölgelerde, bazı komutan ve polislerin bizzat ifade ettiği gibi, güvenlik güçlerinden bile üstün yetkilerle donatılan, askerî ve Emniyet mekanizmalarına değil de, paralel bir yapı olduğu çok aşikâr olan ve direkt saraya bağlı olduğu görülen bu şaibeli birliklerin ödenekleri İçişleri Bakanlığı bütçesine dâhil midir veya Cumhurbaşkanlığı örtülü ödenekleri kapsamında mıdır?

Halkın seçilmişleri olan belediye başkanları, meclis üyeleri, tutuklanıp görevlerinden alınmışlar ve hâlâ bu operasyon, dün de dâhil olmak üzere devam ediyor. Türkiye'nin ilk başörtülü HDP Erciş Belediye Eş Başkanı Diba Keskin… “28 Şubat bitti.” diyenlere bir kez daha gösteriyorum. İlk başörtülü Belediye Eş Başkanımızdır Erciş Belediye Başkanı, şu anda Sincan’da hapiste, görevden alınmış durumdadır, “28 Şubat bitti.” diyenlerin elleriyle gerçekleştirilmiştir.

Yerel yönetimlere ilişkin yasalar ve Siyasi Partiler Kanunu yerel yönetimlerde kadın-erkek eşit temsiliyeti olan belediye eş başkanlığını tanımadığı hâlde, Batman, Edremit, Erciş, Hakkâri, İkiköprü, Karaçoban, Silvan, Sur, Yenişehir, Derik, Şırnak, Yüksekova Belediyelerinde eş başkanlardan her ikisi de siyasi operasyonlara hedef olmuş, 17 belediye eş başkanı tutuklanmış, 16’sı kadın olmak üzere 26 belediye eş başkanı görevden alınmıştır.

Kanal kanal dolaşıp, “millî irade” deyip konuşmaya her akşam devam ediyorlar. “Yüzde 50 oy aldık.” diye öyle bir hâle getirildi ki ülke artık, yüzde 50’ye sebep olduğu düşünülen lider, söz edilemez, eleştirilemez ve kutsanır bir hâle getirildi. Millî iradeye gerçekten saygı duysaydınız, 7 Haziran sürecini dinamitlemezdiniz ve 1 Kasıma bu halkı mecbur bırakmazdınız. Millî iradeye saygı duysaydınız, yüzde 80, yüzde 90’larda sizi değil de bir başka partiyi tercih eden bir halkın yuvalarını başlarına yıkmazdınız; büyük küçük demeden bir halkı sizi seçmedi diye katletme, çökertme planları yapmazdınız; özgür iradeleriyle sizleri seçmediler diye 3 aylık bebeklerini bile “terörist” diye itham etmezdiniz.

Yine çağrıda bulunuyorum arkadaşlar: Gerçekten millî iradeye saygımız varsa, şehirlerini harabeye çevirdiğimiz halklara soralım ve cevabını alalım, ne diyorlarsa hepimiz kabul edelim ama ne mümkün. “Ya istikrar ya kaos.” dediniz ve ülkeyi bu hâle getirdiniz. Yok efendim, önce silahlar betona gömülecekmiş! Allah’tan korkmaya davet ediyorum. En doğal hakları gasbedilen, zulmedilen, hayatları zindana döndürülen bir halkla konuşabilmek için önce zayıf ve ezilen taraf değil, güçlü ve zalim olan taraf adım atmalıdır ki ezilen taraf bir zerre kendini güvende hissedebilsin.

Bu arada, MAZLUMDER’in Filistinli Siyasi Tutsaklar Raporu’nu okudum fakat onunla ilgili bölümlere giremiyorum vakit probleminden dolayı. Merak edenler ona bir göz atabilirler. Türkiye’de bugün, başta Cizre ve Sur olmak üzere, orada uygulanan, işte “‘Teslim ol’ çağrıları yapıyoruz, teslim olmanın şartlarını ortaya koyuyoruz.” diye bir vahşet politikası yürütülürken yapılan bu politikanın İsrail’in Filistin halkına yaptığı zulümlerle motamot, nasıl da aynıştığını görebilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya, teşekkür ederim.

HÜDA KAYA (Devamla) – Hemen toparlamak üzere, rica ediyorum.

BAŞKAN – Ek süre veremeyeceğim Sayın Kaya.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ben bir dakikamı veriyorum.

HÜDA KAYA (Devamla) – Bir dakika, tamamlayayım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Garo Bey’in süresinden bir dakika verebilirsiniz.

BAŞKAN – Garo Bey’den… Peki, tamam, bir dakika.

HÜDA KAYA (Devamla) – Evet, tekrar soruyorum size Sayın Bakan ve sayın milletvekilleri: Halkının sağ olanına da ölü olanına da zulmeden bir devlete bu halk nasıl güvenecek?

Gördüğünüz üzere, nasıl ki geçtiğimiz senelerin bütçesi savaşa ayrılmışsa Hükûmetin yıl içindeki açıklamalarından ve savunma ile güvenliğe ayrılan paylardan hareketle denilebilir ki 2016 bütçesi de bir savaş bütçesidir.

Sayın vekiller, toplumsal barış kalemleri yani eğitim, sağlık, ulaşım gibi alanlara, topluma, barışa ayırmadığınız bütçenin 10 kat fazlasını savaşa, güvenlik politikalarına, askere, polise, orduya lütfen harcamayın. Çatışmasız, kansız ve ölümsüz, eşit ve onurlu, hak ve adalet çerçevesinde bir çözüm istiyoruz. Tekrar ediyorum, bu hiç zor değil. Barışın yolu, her zaman en kolay ve en masrafsız olandır. Sözlerin en güzeli barışla olandır. En güzel eylem barış için olandır. Biz barışı yaşamak ve barışı yaşatmak için, barışa yakışan her türlü eylemle direnmeye, mücadeleye ve konuşmaya devam edeceğiz.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci olarak İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dokuz dakikadır.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (İstanbul) – On dokuz dakika, tamam.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakın, Sayın Bakan, bütçe bir ülkenin vicdanıdır ve burada, aslında vicdanımızı görüşüyoruz. Yani, ülkede tüyü bitmemiş yetimin vergilerini topluyoruz ve özellikle de fakirlerden vergileri topluyoruz -zenginler vergi vermiyor- 500 küsur milyar TL topluyoruz ve bu parayı nasıl harcayacağımıza karar vereceğiz. Bu parayı neye harcayacağız? Barışa mı, bir arada yaşama iradesine mi, eşitliğe mi -hayatın her alanında eşitliğe mi- harcayacağımıza yoksa savaşa, tanka, tüfeğe, acıya mı harcayacağımıza karar veriyoruz burada.

Maalesef ve maalesef, tekrar, kötülüğün sıradanlaştığı günlerden geçiyoruz. Türkiye tarihinde ve bölge tarihinde defalarca bu karanlık dehlizlere girildi ve çıkıldı. Her seferinde bölge halkları acılar çektiler ama muktedirler hep parmağıyla işaret ettiler: “Hain var içeride, iç mihrak var, dış mihrak var, üzerimizde oyunlar oynanıyor.”

Vallahi, sözüm Meclisten dışarı; dedemin lafıydı diye söylüyorum: “Eşek olana semer vuran çok olur.” Biz hata yaparsak, biz iç barışımızı tesis edemezsek, biz kardeşlik hukukunu, bir arada yaşama hukukunu tesis edemezsek içeride de dışarıda da tıpkı Suriye’de olduğu gibi… Suriye’ye şimdi bugün gömlek biçenler, fistan biçenler Suriyeliler değil. Maalesef, Suriye’ye Türkiye fistan biçmeye kalktı, İran kalktı; olmadı, emperyal güçler geldiler, Rusya biçmeye kalkıyor, Amerika biçmeye kalkıyor, Fransa biçmeye kalkıyor çünkü Suriye’deki rejim oradaki iç barışını tesis etmedi, bir istibdat rejimi kurdu, on yıllarca da bunu sürdürdü, baskıyla, zulümle sürdürdü, yok sayarak sürdürdü ama nihayetinde birikti, birikti, birikti, bir yerde taştı ve ülke yangın yeri oldu. Bakın, Suriye’dekiler hep şöyle derlerdi, buraya göç edenlerle -ben yıllarca bir aktivist olarak çalıştım- onların her kesimiyle görüştüm, Sünni’siyle, Alevi’siyle, Hristiyan’ıyla, Müslüman’ıyla, hepsiyle görüştüm, hepsi şunu diyorlardı: “Ya, memlekette hep bir karışıklık olurdu, biz de bunları sıradan sayardık çünkü her gün birtakım karışıklıklar olurdu ama bizim şehrimize gelmez diye düşünürdük. Bir sabah kalktık ki birileri elinde silah ‘Hadi, evinden çık, gidiyorsun.’ dediler. Bir baktık, evimize bomba düşmeye başladı, şehrimiz yanmaya başladı. Evimiz vardı, işimiz vardı, gücümüz vardı, şimdi hiçbir şeyimiz yok. Sırtımızdaki ceketimizle memleketimizi terk ettik, buraya sığındık.”

Bakın, Göç İdaresini konuşuyoruz. 3 milyon insan geldi Türkiye’ye, 3 milyon. Ancak, son durak olarak da burayı görmüyorlar Sayın Bakan. Hepsi, biliyorsunuz, büyük çoğunluğu Müslüman olmalarına rağmen, Hristiyan olan Avrupa’ya doğru gitmeye çalışıyorlar. Niye? Çünkü, burayı da son durak olarak görmüyorlar. Buradaki politikalar da Suriye’nin bir benzeri, Suriye’de ne yapılıyorsa burada da o yapılıyor çünkü, burası da karışabilir diye düşünüyorlar. Cumhurbaşkanı üç gün önce söyledi ya “Buralar karışacak.” diye. Bilmiyorum ne olacak?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Yapmayın ya!

GARO PAYLAN (Devamla) - Bir miktar karıştı ama acaba daha büyük şeyler mi olacak? Nasıl biz güvercin tedirginliği içindeysek Suriye’den gelenler de güvercin tedirginliği içindeler çünkü Suriye’de ne yapılıyorsa başka bir versiyonu Türkiye’de hayata geçiriliyor. Bu cendereden çıkmanın bir yolu vardı, barış sürecinde biz bunu gösterdik. Umutlarımızı büyüttük, bir arada nasıl yaşanabileceğini gösterdik. Bölge halkı da umutlarını büyüttü, hayata tekrar tutunmaya başladı. Bütün ülkede ölümlerin olmadığı, barışın konuşulduğu günleri yaşadık ancak maalesef ve maalesef tekrar kötülüğün sıradanlaştığı günlere geri döndük.

Bakın, bugünkü manşetlerde ne deniyor? Bugünkü manşetlere bir bakalım: “Topyekûn temizlik” deniyor mesela bugünkü manşetlerde. Efendim, bugünkü manşetlerde “O ilçeler terörden ev ev temizlenecek” deniyor, “Sokak sokak temizlenecek” deniyor. “Şehirde temizlik” deniyor bugünkü manşetlerde.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Niye üstünüze alınıyorsunuz? Siz terörist misiniz?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi, Einstein’ın bir lafı vardır; “Ancak ahmaklar aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar almayı bekler.” der. Bilimin kuralıdır yani aynı girdileri koyduğunuzda aynı çıktıyı alırsınız, farklı bir çıktı olmaz.

Bakın, tarihimize bakalım. Hani “tarihten ders almak” denir ama bizde o yoktur. Biz üç yıl öncesini hatırlamayız. Mesela Sayın Cumhurbaşkanının “Ne var efendim, yerel yönetim, özerklik niye yanlış olsun ki? Özerklik tarihimizde var, Kürdistan var, Lazistan var.” meselesini bile hatırlamayız. Yerel demokrasiyi o dönemlerde konuşuyorduk, bugünse tekrar merkezî, otoriter, diktatöryal, faşizan günlere doğru sürüklendik çünkü tarihimizde bunlar da oldu. 1908’de özgürlük hayali kuran halklar Abdülhamit’i devirdikten sonra düşündüler ki özgür olacaklar ama bir cunta geldi ve halkların bütünlüğüne kastetti. Daha sonra, cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında, 1921 Anayasası’nda tekrar çoğulcu bir demokrasiye inanılırken 1924’te tekrar tekçi, tek din, tek dilci anlayışa girildi, dar bir kalıba sokuldu. O günden beri de buna itiraz edenler “hain”, “terörist” olarak yaftalandılar.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Alınır ama arkadaşlar.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ama CHP’liler kızar şimdi.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, isyan edenler… Şimdi, inkâr ve isyan sarmalından yüz yıldır çıkamıyoruz. İsyan edene “Niye isyan ediyorsun?” diye sorulmaz, kimse keyfinden de isyan etmez. Ancak, bakın, nasıl ki bugünkü isyan edenlere devletimiz “Ev ev temizlenecek”ten başka bir şey diyemiyorsa, 1930’da Ağrı’da da aynı şey söylenmiş. “Asiler beş günde imha edildi”, “Temizlik başladı” diye manşet atılabiliyor 1930’da. Aynı şekilde, “Temizlik başladı” manşetleri. Aynı şey. Veya Dersim’deki… Bakın, Dersim tarih boyunca hep özerkti. Dersim’in özerkliğine kastedildi ve Dersimliler dediler ki: “Biz tarih boyunca özerktik, kendi kültürel, sosyolojik yapımız var.” Ama, bunu bir çıban olarak gören bir anlayış vardı ve Dersim’e bir katliamla cevap verdi, “İ. İnönü Tunceli yolunda”, “Tunceli’de temizlik başladı” diye manşet atabildi. Aynı şeyler yapıldı. E, gelelim… 1980’deki son Kürt isyanında buna devlet tekrar aynı paradigmayla cevap verdi ve 1990’larda “Güneydoğuda büyük çatışma.”, “Eşkıyanın kökünü kazıyacağız.” manşetleri, “PKK’yi temizlemeden geri dönmek yok” manşetleri, “Bitirmeden çekilmeyiz.” Sayın Çiller ve dönemin komutanları bugün hayırla mı yâd ediliyorlar yoksa şerle mi yâd ediliyorlar; bildiğimiz “Bitirmeden çekilmeyiz.” manşetleri. Ya, bütün bunlar yaşandı. Arkadaşlar, bugün de devletimiz diyor ki: “Biz oraya gireceğiz.” Hani, duvarlarda yazıldığı gibi… Maalesef ve maalesef diyorum, Sayın Bakana da özellikle Komisyonda çağrımı yapmıştım. Güvenlik güçlerine nasıl eğitim veriyorsunuz bilmiyorum Sayın Bakan? Nasıl bir tedrisattan geçiyorlar ki “Türk’ün gücünü göstereceğiz.” diye oraya gidebiliyorlar?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – O da senin gibi bir tedrisattan geçiyordur ya, çok merak etmene gerek yok!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, mesela nasıl bir eğitim veriyorsunuz ki güvenlik güçlerine Sayın Bakan, duvarlara “Türk’sen övün, değilsen itaat et!” yazabiliyorlar? Nasıl yazabiliyorlar Sayın Bakan? Yani, maksat güvenlikse, güvenliği sağlamaksa, suç da kişiselse devletin güvenlik güçleri elbette olacak ama bu manşetlerle olduğu zaman… Bakın, bir bölge halkına düşmanca baktığı zaman, rastgele… Bakın, fotoğraflara lütfen bakın, “Ev ev temizlenecek.” dediğinde…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – O yazıların çoğunu PKK’lılar yazıyor.

GARO PAYLAN (Devamla) – Hayır efendim, değil.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Tabii, tabii.

GARO PAYLAN (Devamla) – Önünde asker fotoğrafları olan da var.

Bakın, hatta size bir selam da göstereceğim burada.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – O yazılara mı karşısın, güvenlik güçlerine mi, sen onu bir söyle önce. O yazılar olmasa bir şey diyecek misin güvenlik güçlerine?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacının insicamını bozmayın.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, bir selam da göstereceğim, bunu kimin yazdığı belli, bir mesaj göndermiş Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a. Recep Tayyip Erdoğan’a da…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Onların çoğu fotomontaj.

GARO PAYLAN (Devamla) – Hayır, yapmayın!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Gayet tabii.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne kadar basitsin ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı selama cevap verdi. Yapmayın!

BAŞKAN – Sayın Paylan, siz lütfen Genel Kurula hitap edin, lütfen!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, Recep Tayyip Erdoğan…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bir duvar yazısı üzerinden siyaset yapıyorsun ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – “Seni seviyoruz uzun adam.” Önünde iki askerle, arkada kurşun delikleri olan, Cizre’den, yakılmış yıkılmış Cizre’den Recep Tayyip Erdoğan’a mesaj gönderilmiş. Recep Tayyip Erdoğan da iade mesajında “Ya, ben çok duygulandım.” dedi. Bakın, Sayın Bakan, Recep Tayyip Erdoğan’ı çok duygulandırdı güvenlik güçleri. Bana da bir mesaj göndermiş güvenlik güçleri veya Markar Eseyan’a da veya Selina Doğan’a da bir mesaj göndermişler; şöyle bir mesaj göndermişler: “PÖH”, “JÖH” diyerek “Ermeni piçleri” diye bir mesaj göndermişler. Ben de çok duygulandım Sayın Bakanım! Yani, nasıl bir eğitimden geçiriyoruz ki Ermeni olmanın -bir halk olduğunu- ve her kimliğin bir onur olduğunu ve benim de kendi kimliğimi onurla taşımaya çalıştığımı ama maalesef, yüz yıldır, halkımın başına gelen büyük felaketten sonra, yalnızca ve yalnızca bir küfür olarak bununla karşılaştığımı her ortamda ve maalesef, ülkemin güvenlik güçlerinin kötü olarak gördükleri her şeyde “Ermeni” diye bir yafta ortaya koyabildiğini ortaya koyuyoruz. Ama, bunu yalnızca güvenlik güçleri yapmıyor maalesef. Geçen gün Sayın Başbakan Bingöl’e gitti ve şöyle dedi: “Efendim, Birinci Dünya Savaşı’nda da Ermeni çeteleri Ruslarla iş birliği yapmıştı.” Yazıklar olsun! Bir ülkenin Başbakanı bunu diyebiliyor, “Ermeni çeteleri Ruslarla iş birliği yapmıştı.” diyebiliyor ve aslında, aba altından sopa gösteriyor Kürtlere “Ermenilerin başına ne geldiğini hatırlıyorsunuz.” diye. İkinci şey de şunu söylüyor: Bir nefret suçu olarak bunu kullanıyor. Yani şunu diyebilirsiniz… Bakın, ben mesela “Türkler soykırım yaptı.” desem kıyameti koparırsınız, demem de, yanlıştır çünkü. İttihat ve Terakkinin o dönem başa geçen cuntası soykırımı yapmıştır, bu halkı da maalesef alet etmiştir. Lanetleyelim, el birliğiyle o zihniyeti lanetleyelim. Soykırımları yapan zihniyetlerdir, katliamları yapan zihniyetlerdir; suç da kişiseldir, bir ırkın çetesi olmaz. Her milletin…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Hınçak ve Taşnaklar yapmıştır.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – “Ermeniler yaptı.” mı diyor, “Ermeni çeteler yaptı.” mı diyor?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Hınçak ve Taşnak çeteleri yapmıştır soykırımı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Paylan, buyurun, devam edin lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Türkler de İttihat ve Terakki de hiç kimse soykırım yapmadı.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, umudu büyüttüğümüz günlerdeydik ve maalesef masa devrildi ve tekrar karanlığın hâkim olduğu günlere geldik. Cizre, Sur, Dargeçit, Silopi bugün yanmış durumda; görüyorsunuz, ev ev bombalanmış, tahrip edilmiş durumda.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Acaba neden?

GARO PAYLAN (Devamla) – Allah aşkınıza, ne kazandık? Mesela, devlet gücünü gösterdi de ne oldu? Oradan göç eden 300 bin kişinin devlete bağımlılığı mı arttı? Daha mı çok devlete bağlı ve devletini sever, bu devletle, bu zihniyetle birlikte yürüyebileceğine dair inancı büyüdü?

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Oradan göçenler devletten kaçmadılar, oradaki terörden kaçtılar.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ne kazandık? Elimize ne geçti? Yalnızca ve yalnızca bunu adlandırabileceğiniz… Eğer ki bir zaferse, bir “Pirus zaferi” olarak adlandırabilirsiniz. Yaktınız, yıktınız, öldürdünüz, ne geçti elimize?

Bakın, Cizre’de 160 insanı sağ olarak oradan çıkarabilirdik el birliğiyle; Sayın Bakan da çok çabaladı, el birliğiyle çıkarabilirdik. Sayın Bakanımız gerçekten çabaladı ama maalesef, orduyu kışladan çıkardığınızda siyasetinize ortak edersiniz. Orduya “Çık, şuradaki görevi yap.” dersiniz ama “Dur.” dediğinizde durmaz çünkü bir zaferle çıkmak istiyor, anladığı da oradakilere haddini bildirmek. Maalesef ve maalesef, 160 insan yakılarak katledildi. Sayın Bakan ve Sayın Başbakan talimat verdiği hâlde katledildi ve yakıldı, küllerini insanlar defnediyorlar şu anda. 100 insanın şu anda hâlâ kimlikleri tespit edilememiş durumda, DNA testlerinde bile sonuç almakta zorlanıyor Adli Tıp. Yani, iç barışımızı sağlayamamış, içeride herhangi bir paradigma ortaya koyamamış ve olan her türlü itirazı “terör”, “hain” diye yaftalayan bir anlayış, gidip Suriye’de de barışı tabii ki öğretemeyecekti. Sınırın bu tarafında olan Kürtler, Asuriler, Hristiyanlar, Araplar, Türkler, Türkmenlerde eşitliği kurumsallaştıramayan Türkiye, gidip de Suriye’ye barışı anlatamayacaktı ve oraya gönderdiği… Bakın, Plan ve Bütçede net olarak gördük, milyarlarca TL örtülü ödenekten harcama yapılmış. Yani, 2011’e kadar yıllık 100 milyon lira olan örtülü ödenek, bir anda yıllık 2 milyar TL’ye çıkıyor. Biz, bunun silah olarak, Suriye’deki yangına benzin olarak döküldüğünü çok iyi biliyoruz. Ne geçti elimize? Bakın, içeride eşitliği ve barışı tesis edebilseydik, buradaki eşitliğin bir tezahürünü Suriye’ye önerebilseydik, bölgesel anlamda yerel demokrasiye dayalı demokrasimizi kurumsallaştırabilseydik, başka bir bölgede yaşıyor olacaktık. Oysa, bildiğimiz tek şeyi yaptık; güç göndermek, mezhepçi davranmak, ırkçı davranmak, oradaki mezhebimizden olan insanlara silah göndermek, ırkımızdan, ırkınızdan olan insanlara sizce silah göndermek. Ama, ne geçti elimize? Yalnızca kan ve gözyaşı ve 3 milyon göçmen ve 3 milyon göçmeni de yalnızca bir şantaj malzemesi olarak kullandık. Bakın, AB Bakanı “Geçen aya kadar her gün 3 bin olan göçmen sayısını biz şubat ayında günlük 300’e düşürdük.” dedi, itiraf etti. Demek ki daha önce düşürebiliyormuş. Ama, tam anlaşma arifesinde, 3 milyar euro çerçevesinde ve AB’ye olan bu şantajı “İçerideki, bizim insan hakları ihlallerini görmeyin, bunlara bir şey demeyin, biz burada mücadele edenleri, direnenleri ezelim, siz de sesinizi çıkarmayın, biz de 3 bin yerine 300’e düşürelim.” anlaşmasıydı bu ve bu bir itiraftı.

Sayın Bakan, geri kabul merkezleriyle ilgili bir sorum var. “Dikili’de geri kabul merkezi yapılıyor.” diye bir durum var. Bununla ilgili de bir açıklama yaparsanız sevinirim. Geri kabul merkezleri nerede olacak? Bu anlaşmayla madem durdurulabiliyordu, bu göçmenleri, bu mültecileri…

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Var, var, birçok yerde var.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ve İpsala’da başlamış geri alım. Ne zaman anlaşma imzaladınız Yunanistan’la? Bununla ilgili bilgiler verin. Niye 3 milyar euro gelme arifesinde bu geri alımlar başladı? Anlaşma imzalanmadan neden oluyor bu işler? Hangi anlaşma çerçevesinde yürüyor bunlar? Ne zaman imzalanacak?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Neyse anlatacağız.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin, lütfen, Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, hiçbir zaman şunu diyeceğim aklıma gelmezdi: Ben 12 Eylülde 7 yaşındaydım ve ne yaşadığımızı çok iyi biliyorum, ailecek, bütün çevrem ve yoldaşlarımla, neler yaşadığımızı çok iyi biliyoruz. 12 Eylül ayrımcılık yapmadı, solcusuna da, sağcısına da, milliyetçisine de, Kürt’üne de, Türk’üne de hepsine işkence etti ama 12 Eylül hukukunu bari uygulayın diyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Hukukun tamamen dışına çıktık. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Mevzuatı koyun bir kenara.” Güvenlik güçlerine de bunu söylüyor ve bir dokunulmazlık yasası öngörülüyor. Sayın Bakan, zinhar bu yola girmeyin, bu, bu devletin bittiğinin ilanı olur. Güvenlik güçlerine “Siz ne yapıyorsanız yapın, öldürün, kırın, şehirleri bombalayın, ne yapıyorsanız yapın ben sizin arkanızdayım.” demek... Suç cezasız kalırsa tekrarlar. Suç da hep cezasız kalmıştır, bu cezasızlığı bitirmemiz, hukuk devletini esas kılmamız gerekiyor. Ama Sayın Cumhurbaşkanından başlayarak hukuk devleti maalesef... Yani, o değiştirmeye çalıştığımız, evrensel ilkelerde hukuku hâkim kılmaya çalıştığımız ilkeler bile geride kaldı, biz bari mevcut hukuku uygulayalım noktasındayız.

Sayın Bakan, son olarak soy kodunun kalktığını nüfus işleri müdürünüz bana şifahen söyledi, teşekkür ederim. Siz de lütfen, bu yönde beyan kullanın. Bakın, bu devlet buradaki mütedeyyinleri de, buradaki Alevileri ve solcuları da, buradaki bütün halkların temsilcilerini ve solcuları da, buradaki milliyetçileri de hep fişledi. Burada, tarihî boyunca fişlenmemiş kimse yoktur herhâlde. Ama, artık bu fişlemeler bitti mi?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Onlar fişliyor, biz kaldırıyoruz.

GARO PAYLAN (Devamla) - Soyumuza göre, sopumuza göre, ırkımıza göre, mezhebimize göre fişlemeler kalktı mı? Bunlar devletin dehlizlerinde var mı yok mu, lütfen bir cevabını verin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, yerimden bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Milletlerin kimliklerine ilişkin nefret suçu iddiasıyla birtakım konuşmalara, söylemlere karşı çıkarken kullandığımız dil, bizi benzeri bir nefret suçuyla akraba yapabilir, buna dikkat etmek lazım. Sayın Paylan burada konuşurken Sayın Başbakanın Birinci Dünya Savaşı’na ilişkin olarak Taşnak ve Hınçak çetelerine ve onların ilişkilerine dair anlatımını bağlamından çıkartmış ve âdeta Ermenilere karşı düşmanca bir ifade yerine yerleştirmiştir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Çetelerin ismini versin canım, niye bir halkın ismini veriyor?

GARO PAYLAN (İstanbul) – “Ermeni çeteleri” demedi mi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Ermeni çeteleri” dedi, Bingöl’de dedi. Ayıp ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başbakanın kitapları vardır, konuşmaları vardır, söylemi bellidir. Hiçbir biçimde, hiçbir millete karşı herhangi bir nefret suçu işlemesi, topyekûn suçlaması, genelleme yapması söz konusu olmaz.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Demedi mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Paylan’ın bunu bağlamından saptırarak farklı bir yere çekip bu milletin, bu ülkenin demokratik iradesiyle teşekkül etmiş bir Başbakanı “Nefret suçu işliyor.” diye bir suçlamaya götürmesi, iddiasını buraya temellendirmesi, aslında bu milleti nefret suçlarına ilişkin sanki kör bir anlayışla davranıyormuş tarzında benzeri bir nefret suçu, kendisinin işlemesine, bu millete karşı haksızlık yapmasına sebep olur. Buna dikkat çekmek isterim öncelikle.

İkincisi: Terörle mücadele bir tarafıyla sahada güvenlik güçleriyle sürdürülür ama aynı zamanda, bu terörle mücadele yapılırken işin ikinci bir mecrası vardır, o da propaganda alanı. Maalesef, terör örgütleri, dünyanın her yerinde ve Türkiye’de şiddet yöntemlerine başvururken aynı zamanda kendilerini mazlum ve masum göstermek, kendilerine dayanak teşkil edecek çevreleri genişletmek, farklı kesimlerden destek alabilmek amacıyla yaşananı başka bir bağlama taşımaya çalışırlar. Türkiye'nin terörle mücadelesi hiçbir kimlikle, hiçbir çevreyle, hiçbir kimlik adına bir mücadele değildir, Türklerin yürüttüğü bir mücadele olarak asla takdim edilemez, Kürtlere karşı bir mücadele olarak da gösterilemez; devletin teröriste karşı verdiği mücadeledir. Her düzeydeki açıklamalara bakarsanız tam da gerçekliğin buraya oturduğunu görürsünüz. O yüzden, burada gösterilen resimlerde, benzeri propaganda malzemelerinde ortaya konulan “Türk’sen övün.”, “…itaat et.” vesaire gibi ifadeleri bu propagandanın malzemeleri olarak görüyorum. Eğer yanlışlıkla, bir tür aymazlıkla bu tür ifadeleri kullananlar varsa hukuk devleti gereğini yapar.

Arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (İstanbul) – “Bağlamından saptırdı.” diye bir sataşmada bulundu, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Süreniz iki dakika.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Bostancı, bağlamından saptırmadım, açık açık Başbakanınız söyledi, “Ermeni çeteleri” dedi, “Ruslarla iş birliği yapmıştı.” dedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ruslarla iş birliği yapan Ermenileri söylüyor.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bir halkın isminin yanına bir sıfat koymak ırkçılıktır, bir ırkı, bir soyu tahkir etmektir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Değil.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne alakası var ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, bugün Türkler de IŞİD’e katılıyorlar, Kürtler de IŞİD’e katılıyorlar; ben Türk çeteleri desem nasıl bir ırkçılık yapmış olurum, mümkün mü?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Çete kurmuyorlar… Taşnak bir Ermeni çetesidir, Hınçak bir Ermeni çetesidir.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bu ırkçılıktır. Ben hiçbir suçu… Hiçbir mücadeleyi -bir Kürt’ün, Türk’ün, Ermeni’nin- bir suç çerçevesinde tanımlamam, bu ırkçılıktır, Sayın Başbakan da açık ırkçılık yapmıştır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu suçlamayı açıkça reddediyorum, Başbakanın hiçbir ifadesinde ırkçılık yoktur. Sayın Paylan herhâlde okuryazar değil.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Konuşmasının tamamı ırkçılıktır.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Hâlâ yalanda ısrar!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, teşekkür ederim.

Tabii, gerçekten burası Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsü ve buraya gelen her milletvekili, aslında Türk milletinin egemenliğini kullanıyor. Ama maalesef, aziz milletimize, devletimize hakaret etmek, katliamcı göstermek, isyan ve terörü haklı gösteren bir siyaset anlayışı aslında, egemenliğini kullandığı milletle irtibatını kesmiş, bu yönüyle meşruiyet kaynağını yok sayan bir zihniyettir. Bu kürsüler Hınçak, Taşnak ve PKK çetelerini savunma kürsüsü olamaz. Bu bakımdan, bu üsluba dikkat etmek lazım. Burada herkes, hangi etnik kökenden ya da nereden olursa olsun, önce temsil ettiği aziz Türk milletinin iradesine ve egemenliğine ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletine saygı göstermek durumundadır. Bu konuda hata yapan yöneticileri eleştiren varsa eleştirsin ama devletimize ve milletimize “katliamcı” sıfatını yakıştırmak gerçekten bu milletle bırakın temsili, gönül bağı bile olmadığını ortaya koymaktadır. Burada aziz milletimize dil uzatanlar bu konuda Osmanlı zamanında bu unsurları kullanan Fransa’ya, Rusya’ya, emperyalist devletlere dil uzatsınlar, önce bu ülkenin ve bu milletin varlığını tehdit eden emperyalizme karşı dik durmayı bilsinler.

Ayrıca, “Türkiye Büyük Millet Meclisinde işte, şunlar şunu temsil ediyor, bunlar bunu temsil ediyor.” Biz, aziz milletimizin tamamını temsil ediyoruz. Aziz milletimizin kültüre dayalı birliğini ve bütünlüğünü savunan bir milliyetçi olarak bu milletin millî ve manevi değerlerini etnik kimlik ayırmaksızın herkesi temsil eden bir siyasal düşünceye sahibiz. Bu siyasal düşünceye sahip olarak, bu siyasal düşüncenin işte “Şunlar Alevileri, bunlar mütedeyyinleri temsil ediyor.” diye böyle kategorikleştirmek aslında kategorik olarak milleti ayıran bir siyasal düşüncenin yansımasıdır. Bir milliyetçi olarak gerçekten hem mütedeyyin insanlarımızı hem de hangi mezhebe sahip olursa olsun, ister Alevi ister Sünni ister diğer mezheplere sahip olsun bu milletin evladı olan, hangi etnik kimliğe sahip olursa olsun bu milletin evladı olan ve mensubiyet şuuru içerisinde olan bütün milletimizi temsil ettiğimizi huzurlarınızda ifade etmek istiyorum ve buraya gelen milletvekillerinin de önce bu şuura sahip çıkmaları gerektiğini belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bütün halklar kardeştir diyelim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – …Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken’i kürsüye davet edeyim…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre bir cevap verelim.

BAŞKAN – Zaten kürsüye geleceksiniz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, orada Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili konuşacağım.

BAŞKAN – Öyle mi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Peki, buyurun, size de söz verelim.

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugüne kadar kürsüyü kullanan hiçbir milletvekilimiz, herhangi bir halkın ya da herhangi bir etnisitenin milliyetçiliğini yaparak bir başka halkı aşağılama ya da zan altında bırakma gibi bir söylem kullanmamıştır. Demin konuşma yapan Sayın Garo Paylan da güvenlik güçlerinden Başbakana kadar sirayet etmiş ve bir nefret suçu bağlamında değerlendirilebilecek ırkçı birtakım yaklaşımları teşhir etmiş ve buna karşı da olması gereken çerçeveyi belirlemiştir.

Biz, Kürtlere, Ermenilere, bu topraklarda yaşayan halklara karşı katliam yapıldı derken asla Türk halkına ya da Türk milletine herhangi bir suç atfetmiş değiliz. Tam tersine, Türk halkının da son derece değerli evlatlarına, farklı siyasal görüşlere mensup evlatlarına bu topraklarda devlet eliyle zulümler ve katliamlar yapılmıştır. Bu devletin tarihinde sayısız katliam vardır, bunların tamamını burada sıralamaya gerek yok. Ancak 1925’ten, Dersim’den, Roboski’den, Cizre’ye kadar olan süreçlerin tamamı katliamdır ve devlet eliyle yapılmıştır. O nedenle, devletin işlemiş olduğu suçlar üzerinden sanki partimiz bir halkı, bir milleti suçluyor ya da zan altında bırakıyor gibi bir algı yaratma iddiasını asla kabul etmeyiz. Tam tersine, devletin bu suçlarla, bu katliamlarla yüzleşmeden, demokratik geleceğe yeni bir sayfa açmadan halkların bir arada ortak yaşama iradesinin de mümkün olamayacağını burada kaygıyla tespit etmek için ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, isyan ve terör hak değildir. İsyanı ve terörü bastırmak da bu devletin meşru hakkıdır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Katliam yapılan her yerde itiraz olur Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu kadar açık ve nettir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Katliam yapılan her yerde halkların itirazı olur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken konuşacak.

Buyurun Sayın Baluken, süreniz yirmi dakika. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasası Tasarısı üzerinde, Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili görüşlerimizi belirtmek üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçeyle ilgili değerlendirmeye girmeden önce, 2 Mart 1994 tarihinde, bu çatı altında Kürt siyasetçilerine yapılmış olan insanlık dışı, etik dışı, siyaset dışı darbeyi lanetlediğimi, kınadığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Yirmi iki yıl önce, rahmetli Orhan Doğan’ın yaka paça beyaz Toroslara bindirilmesi üzerinden hafızalara kazınmış olan o darbeyle Kürt halkının iradesi tamamen bastırılmaya, Türkiye halklarının bir arada yaşama modeli yok edilmeye çalışıldı ancak gelinen aşama gösterdi ki bugün, 2 Mart 1994 darbesini yapanlar değil, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak şahsında o dönemde temsil edilen, halkların kardeşliği esasına dayanan demokratik siyasi çizgi büyüyerek kendi yoluna devam ediyor. Dolayısıyla, bugünkü devrede olan darbe konseptini de buradan bir kez daha kınamak istiyorum. Uzun süredir, 7 Hazirandan sonra bir saray darbesi ve savaş konseptiyle beraber güçlendirilmiş bir karargâh darbesiyle yüz yüze olduğumuzu ve bunun her geçen gün halklarımıza büyük bedeller, büyük acılar yaşattığını ifade etmek istiyoruz.

Aynı güne denk gelen bu konuşmayı yaptığım süreç içerisinde, tıpkı Orhan Doğanlara yapıldığı gibi, seçilmişlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması, Roboski, Cizre benzeri vahşet uygulayan cuntacıların, darbecilerin ise dokunulmazlık zırhıyla korunmasıyla ilgili tartışmanın kendisi bile bugünkü karargâh ve saray darbesinin hangi aşamaya geldiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili, grubumuzun bazı görüşlerini ifade edeceğim ancak öncelikle, her tıp fakültesine başlayan öğrencinin mutlaka okumak zorunda olduğu ve mesleğe başlarken de bağlılıkla kendisini taahhüt altına almış olduğu Hipokrat yeminini buradan sizlerle paylaşmak istiyorum: "Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı statü, hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma, hastalarımı memnun edeceğime, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime, mesleğim dolayısıyla öğrendiğim küçük sırları saklayacağıma, hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı ve sevgi göstereceğime -Sayın Sağlık Bakanı dinlerse altını kalın çizgilerle çiziyorum- dil, din, milliyet, cinsiyet, takım, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim." Yine, Hipokrat’tan bugüne kadar pek çok değerli tıp bilgininin hazırlamış olduğu tıp yemin metinlerinde de aynı içeriği gördüğümüzü, birçok metinde “Gücüm yettiği kadar tedavimi hiçbir vakit kötülük için değil, yardım için kullanacağıma, benden zehir isteyene onu vermeyeceğime, böyle bir hareket tarzını tavsiye etmeyeceğime, hangi eve girersem gireyim hastaya yardım için gireceğime ant içiyorum.” diye devam eden o yemin metinlerini buradan paylaşmak durumunda kaldık. Bütün bu metinlerin temel özeti, hayata saygı duymak ve zarar vermemek.

Bunu özellikle bugün okumamın da sebebi, bir hafta önce burada gensoru görüşmeleriyle bu Bakanın istifa etmesi gerektiğini buradan ifade ettiğimizde buraya çıkan Sağlık Bakanı, utanç verici bir şekilde, o gensorunun içeriğine yanıt vermek yerine darbeci Kenan Evren’in ve onun cuntacılarının getirmiş olduğu bir yemin metniyle bize cevap verdi; utanç duydum, bir hekim olarak bir meslektaşımın Hipokrat’ın ve bütün büyük tıp bilginlerinin evrensel, insani kriterlerini ve tıp değerlerini bir kenara atarak burada gelip cuntacıların ve darbecilerin andını okuyarak bize cevap vermesinden utanç duydum, hicap duydum. Bu davranışın kendisi bile, bu Bakanın, Sağlık Bakanı olarak burada bu bütçe görüşmelerine de katılmaması gerektiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bakın, bu Sağlık Bakanı, bütün bu tartışmalardan sonra, 27 Şubat 2016 tarihinde “Duruşumuzun savaş bakanlığı olarak değerlendirilmesinden onur duyarım.” demiş. Yani düşünün, konumu gereği, mesleği gereği, yaptığı iş gereği barıştan asla sapamayacak olması, hekim kimliğinden ötürü asla ölümü çağrıştıracak herhangi bir cümleyi kullanmaması gereken bir Sağlık Bakanı, mevcut vahşet tablosu karşısında savaş bakanlığı olarak addetmeyi bir onur olarak değerlendiriyor.

Sayın Bakan, savaş bakanı olarak addetmeyi bir onur olarak değerlendirme; öyle değerlendiriyorsan Sağlık Bakanlığından istifa et, barışa ve yaşama inanan bir hekime, bir sağlıkçıya o koltuğu emanet et, sen de doğruca onur duyduğun o savaşın cephesine git. Burada, yoksul Anadolu çocuklarını ölüme gönderip, ekmeğe muhtaç olan köylü, çiftçi, işçi çocuklarının cenazeleri üzerinden siyaset yapıp, o koltuklar üzerinden hamaset yapmanıza asla izin vermeyeceğiz.

Demin, arkadaşlarımız burada teşhir ettiler, o savaş suçlarını işlemiş, o katliamların altına imza atmış PÖH, JÖH ekipleri içerisinde olursanız, bulunmuş olduğunuz savaş konumundan dolayı gurur duyabilirsiniz ama bir ülkenin Sağlık Bakanının savaş bakanlığı tanımlamasından onur duymasına asla müsaade etmeyiz. Ben, tabii…

BAŞKAN – Şahsiyatla uğraşmayın lütfen, Sayın Konuşmacı.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hiçbir hakaret yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hakaret ediyorsunuz demiyorum, şahsiyatla uğraşmayın diyorum sadece.

Buyurun.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doktor olarak Sayın Baluken, senin de bir şeyler hissetmen lazım.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada onur duyduğu o tablo, Cizre’deki o tablonun benzeri Sur için de geçerli. Sur için de şu anda 200’e yakın insan orada hastaneye nakledilmeyi beklemesine rağmen maalesef, bugüne kadar herhangi bir şey yapılmadı. Sayın Bakanın Cizre’de gurur duyduğu, onur duyduğu o katliamın bir yenisi Sur’da yapılırsa yaşamını yitirecek olanların bazılarının isimlerini ve yaşlarını paylaşmak istiyorum: Elif Su Aslan 4 aylık, Özgür Aslan 3 yaşında, Kadir Şahin 11 yaşında, Muazzez Aslan 4 yaşında, Rojda Aslan 7 yaşında, Gülistan Aslan 11 yaşında, Beritan Tosun 2 yaşında, Şerife Tosun 10 yaşında, Seniha Sümer 57 yaşında, Ruken ve Berfin 4 yaşında, Ahmet Karatay, Semiha Sürer, Seda Aslan, Ferhat Efe, Mehmet Aktaş 12 yaşında, 14 yaşında, Güllü Aslan 11 yaşında, Veli Aslan 9 yaşında, Cengiz Abiş, Emine Abiş, Bedri Oğuz 65 yaşında, Fatma Kaya 60 yaşında, Şenol Tosun 8 yaşında, Mehmet Salih Karacadağ 14 yaşında, Sergen Kaydaş 13 yaşında, Cihan Aslan 13 yaşında.

Vaktim sınırlı olduğu için hepsini buradan sıralayamayacağım. Yani olası bir Cizre vahşetinin Sur’da yaşanması durumunda bu insanların yaşamını yitirmesinden onur duyacak, kendisi “savaş bakanı” olarak tanımlandığı zaman bundan da rahatsızlık duymayacak bir Sağlık Bakanının olduğu bir Bakanlığın bütçesiyle ilgili burada çok fazla değerlendirme yapmanın da ne kadar doğru olduğunu doğrusu sizlerin takdirine bırakıyorum.

Sur’dan gelen, o çocuklardan gelen sayısız mesajlar vardı. Onları paylaşmayacağım zamanımız dar olduğu için ancak son gelen bir mesaj oldukça önemlidir. Oradan bize mesaj gönderen bir yurttaş, yanında bulunan çocukların ölüm psikolojisine girdiklerini, isimlerini bakır tellerle yazdırıp boyunlarına astıklarını çünkü Cizre’de cenazesi yakılmış ve küle dönmüş olan yurttaşların karşılaştığı vahşetten haberdar olduklarını, bu şekilde bir vahşetle karşılaşırlarsa cenazelerinin aileleri tarafından alınması için telden hazırlamış oldukları o kolyeleri boyunlarında sakladıklarını ifade ediyorlar.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bahsettiğim bu tablonun kendisi zaten sağlıktaki zihniyet problemini ve sağlıktaki yıkım düzeyini ortaya koyuyor ancak AKP döneminde uzun süredir devam eden Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin tam anlamıyla bir sağlıkta yıkım projesine döndüğünü uzun süredir burada ifade ediyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Projesi’yle sağlık tamamen piyasaya açılmış, hastaneler birer ticarethaneye, hastalarsa deyim yerindeyse birer müşteriye dönüştürülmüş ve ortaya çıkan sağlıksızlığın üzeri ise sağlık emekçileri, hekimler, hemşireler üzerinde oluşan linç dalgasıyla örtülmeye çalışılmıştır. Bugün ortaya çıkan durumda sağlıksız olan bir toplum ve mutsuz olan bireylerle karşı karşıyayız. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı olmayı sadece hastalık veya bir engel olma durumu üzerinden değil biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak tam bir iyilik hâli olarak tanımlar. AKP Hükûmeti ve özelde de Sağlık Bakanlığının yürüttüğü uygulamalarla bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan hiçbir yurttaş ne biyolojik açıdan ne psikolojik açıdan ne de sosyal açıdan, sosyolojik açıdan tam iyilik hâli içerisinde olduğunu söyleyemeyecek bir duruma maalesef getirilmiştir. “Paran kadar sağlık” anlayışı bu piyasalaştırılmış sağlık sistemi üzerinden maalesef hayata geçirilmiştir. Sağlık alanı sermayeye açılmış, sağlıkta alabildiğince özel sermayeye rant sağlayan bir anlayış devreye konulmuştur.

Sağlıkta dönüşümün ilk etabında hastalardan ücret alınmamasıyla âdeta yurttaşların ağzına bir parmak bal çalınmış ancak daha sonra yapılan düzenlemelerle özel hastanelerde bile ek ücretler önce yüzde 30, sonra yüzde 70, sonra yüzde 90, sonra da yüzde 200’e kadar fark ücretleri üzerinden maalesef yurttaşın önüne getirilmiştir. Bugün hastaneye başvuran bir hasta en az 11 kalem üzerinden ek ücretler ödemek durumunda, ödemek zorunda kalmıştır. Sigorta priminden tutalım da katkı, katılım payından ilave ücrete, fark ücretinden tutalım da otelcilik hizmetine, reçete başına kadar olan ücretlendirmeye kadar AKP Hükûmeti sağlığı tam anlamıyla kamusal bir hizmetten parasal bir hizmete çevirmiş ve “paran kadar sağlık” anlayışının daha acımasız bir şekilde yurttaşa fatura edileceğinin işaretlerini vermiştir. Bugün “kamusal ücretsiz sağlık hizmeti” olarak tanımladıkları düzenlemeler de genel sağlık sigortası üzerinden neredeyse iflas etmiş, birçok yoksul yurttaş, milyonlarca yoksul yurttaş ödemesi gereken prim borçlarını ödeyemeyecek bir duruma gelmiş, mevcut sigorta sistemiyle karşılanmayan sağlık hizmetleri içinde “tamamlayıcı sağlık sigortası” gibi birtakım ucube anlayışlar maalesef bütün yurttaşların önüne getirilmiştir.

Özel sektörün payı her geçen gün artırılmıştır. Bakın, kamuda başvuru sayısı son birkaç yıl içerisinde -son on yıl içerisinde- 2,5 katına çıkmışken, özel sektöre başvurular 13 katına çıkmış, özel sektörün bütün sağlık sistemi içerisindeki almış olduğu pay yüzde 30’un üzerine çıkmıştır. Sadece son on yıl içerisinde özel hastane sayısı 2,5 kat artış göstermiştir. Yani 2002 ile 2016 yılları arasındaki özel hastane sayılarına bakıldığında AKP’nin sağlığı nasıl özelleştirdiği, özel sektörün bir rant alanı hâline getirdiği çok iyi bir şekilde görülecektir.

Kamu hastanelerinde performans sistemi üzerinden sağlık emekçilerinin tıbbi etik değerleri yerle bir edilmiş, iş barışı tamamen altüst edilmiş, bu performans sistemi üzerinden de özellikle suistimale gidecek pek çok uygulamanın yolu açılmıştır. Performans sistemine geçildikten sonra hasta sayısı 3 kat, bütün verilerde ameliyat sayıları 10 kat, bilgisayar, tomografi, MR gibi pahalı ve radyasyonlu olan görüntüleme yöntemlerinin sayısı da 6-7 kata kadar çıkmıştır. Kamu hastanelerinin birçoğunda tıbbi araç gereç donanım eksikliği aynı şekilde devam etmektedir.

Bütçeden sağlığa ayrılan paya baktığımızda da, yine hep ifade ettiğimiz gibi, bir savaş bütçesi olan bu bütçenin aslan payının savaş kurumlarına ve güvenlik politikalarına ayrıldığını ve sağlığa ayrılan bütçenin son derece yetersiz olduğunu buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Sağlık Bakanlığına ayrılan bütçenin de ağırlıklı olarak özelleştirmelerle ilgilenen Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna ayrıldığını buradaki harcamaların birçoğunun personel gideri ve sermayeye aktarılan birtakım hizmet alımlarında kullanılan bütçeler olduğunu buradan ifade etmek istiyoruz. Sağlığa ayrılan bütçe açısından Türkiye OECD ülkeleri arasında maalesef son sıralardadır. Kişi başına düşen sağlık harcamalarında 2013 yılı itibarıyla Türkiye’deki oran yüzde 5,1 iken, OECD ülkelerinde ortalama bu oranın yüzde 9 civarında olduğunu, birçok ülkede yüzde 10 ile 16 arasında bir oranın olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

Getirilen bu sağlıksızlık sistemiyle sağlık çalışanları her gün mağdur edilmekte, 1 hekim 1 poliklinikte günde 100 ile 150 arasında hastaya bakmak zorunda kalmakta, 1 hastaya ayıracağı maksimum süre beş dakikayla âdeta sınırlı hâle getirilmektedir. Bu yapılan uygulama hem hekime hem de o hekimden sağlık hizmeti alan hastaya yapılabilecek en büyük haksızlık ve en büyük kötülüktür. 1 cerrah neredeyse günde 10 ameliyata girecek düzeyde ağır bir performans baskısı altında bırakılmıştır. Sağlık emekçileri, bu uygulanan sağlıkta yıkım projesinin bütün sonuçlarının bir müsebbibi olarak gösterilmiş, hastaların sağlık sistemiyle ilgili rahatsızlıklarının tamamının şikâyetleri sağlık emekçisine, hekime, hemşireye şiddet olarak geri dönmüştür. Sadece son bir yıl içerisinde, Kâmil Furtun, Atakan Karanfil, Sevilay Ayva, son dönemde görevleri başında yaşamını yitiren sağlık emekçileridir. Tabii, burada özellikle sağlık emekçilerinin güvenceli ücret almadığını ifade etmek gerekiyor. Yani performansa dayalı döner sermaye üzerinden yapılan ücretlendirmeler hiçbir şekilde emekliliğe yansımamakta, emekli olan bir hekim, bir hemşire ya da bir sağlık emekçisi, yoksulluk sınırının altında, açlık sınırının hemen üstündeki bir ücretle emeklilik boyunca da ek iş yapmaya mahkûm bırakılmaktadır. Bu uygulamaların tamamının AKP Hükûmetinin getirmiş olduğu bu sağlıkta yıkım projesinin bir sonucu olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Şehir Hastaneleri Projesi’nde tamamen özel sektöre rant sağlayan bir anlayışın hâkim kılınmaya çalışıldığını, devletin hem o özel şirketlere kira vermek suretiyle hem vergilerle ilgili hazine garantileri vermek suretiyle yapmış olduğu kıyakların yetmediğini, görüntüleme yönteminden laboratuvar, bilgi işlem, temizlik, yemek ihalelerine kadar pek çok düzenlemenin, pek çok rant kaleminin de yine Hükûmet eliyle, Bakanlık eliyle o şirketlere sağlandığını ifade etmek istiyoruz.

Tabii, bütün bunlar devredeyken Türkiye’deki sağlık istatistiklerinin iyiye gitmesini beklemek de mümkün değildir. Sağlıksız olan bir toplumdan bahsettik; bakın, sadece kullanılan antidepresan ilaç, kutu sayısından bahsettiğimizde tablo ortaya çıkar. 2003 yılında 14,24 milyon kutu antidepresan ilaç kullanılan bir ülkede, yani bizim ülkemizde 2008 yılında bu miktar 31,30 milyon kutuya çıkmış yani 2,5 katı artış göstermiş; 2012 yılında da 37,35 milyon kutuya kadar çıkmış. Neredeyse nüfusun tamamı antidepresan kullanacak olan bir sağlıksızlık durumuyla karşı karşıyadır.

Durağan seyreden kendiliğinden düşük hızı yüzde 10,5’tan yüzde 14 seviyelerine yükselmiş, bebek ölüm hızı binde 13,6’ya kadar yükselmiştir; hatta dünya sağlık örgütlerinin ortaya koyduğu rakamlara göre bebek ölüm hızının binde 16,5’a kadar yükseldiğiyle ilgili bulgular vardır. Burada TÜİK’in ve Sağlık Bakanlığının vermiş olduğu rakamların da çeliştiğini ifade etmek istiyorum. Türkiye’de canlı doğan bin bebeğin yaklaşık 14’ü 1 yaşını doldurmadan yaşamını yitiriyor.

Tabii ki bu süreye bütün bunları sığdıramayacağız ama Sağlık Bakanı burada defalarca bu kürsüden yaptığı konuşmalarda kızamığın bitmesiyle ilgili bazı verileri hep bir övünç kaynağı ve başarı öyküsü olarak sunuyordu; ben Sağlık Bakanını buradan son birkaç yıl içerisindeki kızamık vakalarının sayısını açıklamaya çağırıyorum. Yine, tüberküloz hastalarının sayısını “multidrug resistance” dediğimiz çok ilaca dirençli tüberküloz açısından Türkiye’nin mevcut durumunu bu kürsüden ifade ederse çok fazla veriye başvurma ihtiyacımızın da ortadan kalkacağını ve Türkiye’nin mevcut sağlık tablosunun kendiliğinden burada şekilleneceğinin görüleceğini ifade ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına son konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder.

Buyurun Sayın Önder. (HDP sıralarından alkışlar)

Tekrar geçmiş olsun.

HDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum zarif yaklaşımınız için.

Geçmiş olsun dileğini ileten ve iletmeyen bütün arkadaşlara da ayrıca teşekkür ediyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Neyiniz vardı, bilemedik de.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bir rahatsızlığım vardı, ameliyat geçirdim.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Çok geçmiş olsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Sağ olun.

Muayeneye gelmedik, şimdi ülkeyi muayene masasına yatıracağız, oradan başlayalım.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Telefonlarınız olmadığı için arayamadık.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Eyvallah, size de teşekkür ederim.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sırrı Bey, gerçekten geçmiş olsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Teşekkür ederiz.

Başkan, bu süreyi keselim…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Pardon, rahatsızlığınız neydi? İyileştiniz mi, geçti mi?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Sağ olun, çok şükür.

BAŞKAN – Peki, yeniden başlatıyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, değerli üyeler; böyle bir günde burada konuşuyor olmak ayrı bir anlam taşıyor çünkü bu ülkede barışın, barışa giden yoldaki engellerin bertaraf edilmesinde önemli bir tarihsel eşik olan Dolmabahçe mutabakatının aşağı yukarı bütün o fotoğraftaki aktörleri şu an burada, Bakanlar Kurulu sırasında, sayın bakanlar, değerli bürokratlar ve milletvekilleri olarak; pek manidar geldi bana.

Sayıştay denetiminin bütün kurumların neredeyse üçte 1’ine yakınını ancak denetlediği bir bütçede teknik bir bütçe konuşması yapmanın beyhudeliğini bilerek bu konuda teknik bir bütçe eleştirisi yapmayacağım. Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşacağım, turizm kısmına sonra geliriz, biraz kültür kısmından başlamak istiyorum. “Doğaya karşı insanın yarattığı her şeydir.” diye bir genel tanım var, birçok tanımı var. Ben Marx rahmetlinin bu tanımını çok yakın buluyorum, eğer Naci Bostancı alınmayacaksa.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Toprağı bol olsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Toprağı bol olsun.

Biz hüsnüzan edelim, herkese “Müslüman olmuş.” diyorsunuz, belki Müslüman gitmiştir. Ama bir başka şahsiyet var, benim gönlüm onun tanımına daha çok yatıyor. Onun sarf edip etmediğinden emin değilim ama aklımda öyle kalmış. Sayın Oktay Sinanoğlu, bir bilim insanımız, büyük bir Türkçe gönüllüsü: “Toplumların da gönlü vardır, biz ona kültür deriz.” der. Bu tanım, beni bütün o diğer teorik tanımlardan daha fazla etkilemiştir.

Değerli arkadaşlar, burada zaman zaman… Bugünkü konuşmam biraz değişik olabilir, bugün bir Türk milliyetçisi gibi konuşmayı deniyorum çünkü Hükûmet… “Türk yurtseveri” diyelim “milliyetçilik” kavramı çok boşaltıldı. Bir Türk yurtseveri olarak bu kadar “Türklük” vurgusu yapan Kültür Bakanlığının “Türklük” bahsinde içler acısı hâlini sergilemek istiyorum. Burada sık sık birbirine karıştırılan bir kavram var; o da şu: Türk milliyetçisi olduğunu zanneden birçok arkadaşımız aslında devlet milliyetçisi. Devlet de bu kadar kutsanacak bir şey değil; bir insan icadı, bir baskı aracının mekanikleştirilmiş hâli, zamanında işleri kolaylaştırmak için icat edilmiş, lazımsa kalır, değilse yeni bir biçim alır, böyle bir kavram. Bu resmî milliyetçilik, “official” milliyetçilik deniliyor -benim İngilizcem yok ancak Sayın Cumhurbaşkanımızınki kadar- buradan başlayabiliriz. Ben, Türk milliyetçiliği iddiasında olan her arkadaşımın, başta Sayın Kültür Bakanı olmak üzere, kendi İnternet sitelerine, kurumsal kimliklerinin en kristalize olmuş hâline bakmalarını öneriyorum. Orada şöyle bir şey var arkadaşlar: Bir kere, bol miktarda Sayın Bakanın fotoğrafı var, bütün bakanlıklarımızın resmî İnternet sitesi gibi. Bu kadar kendine âşık olmak, bu kadar her yere suretini koymak biraz hekimlerin ilgi alanına giriyor. Bundan kaçınmalarını, biraz tevazu göstermelerini beklemek hepimizin hakkı. Bu, belediye başkanları için de geçerli, kısmen bizim belediye başkanlarımız için de geçerli. “Bir kurum ne yapmış?” diye açtığınızda o bakanın ya da o belediye başkanının neredeyse aile albümünü izliyor gibi oluyoruz. Bu var, Sayın Bakan; fakat “Ben neredeyim?” diye halkı bilgilendirmek için bir link koymuşsunuz. “Sayın Bakanımız nerede?” deseydi, Bakanlık bürokratları bundan sorumlu olacaktı fakat kamuoyunun dikkatine “Neredeyim?” diye… Şu an telefonumda var. Orada sizin hiçbir yerde olmadığınız gözüküyor bugün. Bu işleri ya yapmayın ya ciddiye alın. Bunlar ayıp şeyler.

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ya, Genel Kurulda kaç kişi var? İşte, bir aradayız.

BAŞKAN – Şahsiyatla da uğraşmayalım lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, bunu bir ihmal olarak değerlendirip geçebiliriz, üzerinde durulacak bir şey olmayabilir ama özellikle Türk milliyetçiliği, Türklük konusunda hassas olan arkadaşlarımızın; bu, devleti kutsayan, vaktinde Türk milliyetçilerinin tırnağını söken, tabutluklara atan devleti her hâl ve şart altında savunmayı bir ibadet aşkıyla ele alan arkadaşlar keşke Kültür Bakanına deseydi “Bu Türk kültürü sitesinde ‘destinasyon’ diye bir şey niye var?”

Bir milleti parçalamak istiyorsanız dilinden başlayacaksınız demişler. “Kahrolsun emperyalizm.” diyerek emperyalistlerin bu en güzel teorisini kendileri açısından vurgulayalım: Önce dilini çürüteceksiniz. Kültür Bakanlığında “destinasyon” olabilemez. Bir turizm deyimi olabilir, günlük konuşmada kullanabilirsiniz ama “destinasyon” diye sayfanıza yazamazsınız. Ben İngilizce bilmek durumunda değilim, bilmiyorum da, Sayın Cumhurbaşkanımız da bilmiyor; biz ne anlayacağız destinasyondan, ille açıp bakacak mıyız yani? Daha vahimi var: “Kültür portalı” diyor. Portal ne ya, portal ne? Üzerinde iletişimcilerin bile mutabık olmadığı bir kavram, veri tabanıyla ilgili bir kavram. “Bölgesi” diyebilirsiniz, bizim gibi cahiller de anlar. Kültür portalı, nal gibi! Girin “kultur.gov.tr”ye “kültür portalı”, “turizm portalı”, “destinasyonlar”, “Ben neredeyim? Hiçbir yerde değilim.” falan filan, böyle bir şey.

Şimdi, bu Bakanlığın nesini ele alalım? “Türklük Türklük” dediğinizin en kristalize olması gereken hâline muhtar olan Bakan, bu işlerde anlaşılıyor ki çok özensiz. Ama bu bir ideolojik tutumdur, sizin “milliyetçilik” dediğiniz, aslında düşmanlaştırma üzerinden bir milliyetçiliktir. Bu kürsüde defaatle belirttim, esas hacir altında olan Türklüktür, Türk milletidir; önüne Kürt’e düşmanlıktan başka hiçbir alan açılmamıştır. Ancak linç edeceksen, ancak küfredeceksen, hakaret edeceksen, devlet bütün kurum ve kurullarıyla sizin emrinize amade ama hakkınızı arayacaksanız, garibansanız, taşeronsanız devletin o müşfik eli yerine, sizi bekleyen TOMA’lar, gazlar, bombalar falan. Onun için, bu “Türklük, Türklük” deyip çok indirip kaldırıyorsunuz “Vel hayâ vel iman!” diyorum. Bu konuda, siz değerli AK PARTİ’li üyeler, Hükûmet üyeleri, Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı, her konuşmanızı “Allah bizi utandırmasın”la bitiriyorsunuz; Allah bu duanızı kabul etti, utanma duygunuzu elinizden aldı, keşke başka bir şey dileseymişsiniz.

Şimdi, kültür meselesinde şöyle bir şey var: Sayın Naci Bostancı’yı öfkelendirmemek için, yine Kültür Bakanlığının İnternet sitesinde Sayın Başbakanın bir yazısı var, ondan kısa bir bölüm okuyacağım. Sayın Hoca, Sayın Başbakan… “Medeniyet ve Eksen Şehirler” diye Kültür Bakanlığının bir projesi var. 5 mühim, değerli şahsiyetimizi kentleriyle birlikte ele almışlar. Son gördüğüm, otuza yakın kentte bunun konferansını yapmışlar. Muhtemelen beş şehirle sınırlı olması gerekirken ya da otuz ilde yapılacaksa o ilin önemli şahsiyetlerini ele almak dururken, muhtemelen aklıevvelin biri bu 5 kişiyi seçmiş, böyle dolanıp duruyorlar. O projeye Sayın Davutoğlu bir yazı yazmış. “Pers medeniyetiyle Persepolis’in, Helen medeniyetiyle Atina ve İskender adıyla kurulan şehirlerin, Roma medeniyetiyle Roma şehrinin kader iniş çıkışlarının paralel seyretmesi bunun açık bir işaretidir.” Medeniyet-eksen-şehir diyalektiğinde konuşuyor.

“İnsan psikolojisinin dönemsel özelliklerini en iyi anlatan edebiyat ürünlerinin şehirler üzerinden yazılmış olması böylesi bir ilhamın sonucudur. Dostoyevski ve Gogol bu ruhu St. Petersburg’da, Shakespeare ve Dickens Londra’da, Balzac Paris’te, Necip Mahfuz Kahire’de, Amin Maalouf Semerkant’ta; Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar İstanbul’da aramıştır.” deyip şehirlerin özelliğini belirtiyor.

Ben Kültür Bakanlığından şöyle bir çıkış beklerdim doğrusu: Sayın… Bakın, ben “Başbakan” diyorum, “Sayın Davutoğlu” diyorum, o bana “senarist” diyor. Sanatı ve sanatımı aşağılayıcı bir bağlamda kullanıyor bunu. Kültür Bakanı en azından sufle verebilirdi “Böyle, insanları meslekleriyle tahkir etmesek iyi olur; neticede, işte, sanat ve kültür bu memleketin en önemli bir değeridir.” Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi, her şey olabilirsiniz; Başbakan, Cumhurbaşkanı, hatta devlet sanatçısı bile olabilirsiniz ama sanatçı olmak zor bir iş. O yüzden, Kültür Bakanından böyle bir şey beklerdim.

Niye Sayın Davutoğlu’nun bu sözünü okudum? Sebebi şu: “Sur’u Toledo yapacağız.” dedi. Bu kadar yerlilik, millîlik obsesyonu içinde olan bir Başbakanın bunu söylemesinden ben kendi adıma hayâ ettim. “Kültür” dediğimiz şey, arkadaşlar, kentleşme öncesine ait bir kavramdır. O zamanlar “kültürler” olarak anılır. Kentleşmeyle birlikte bu, medeniyete dönüşmüştür ve karşılıklı birbirlerini etkileyen, belirleyen iki kavram olarak anlam dünyamıza girmiştir. Doğru söylüyorum değil mi Sayın Bostancı, hocalık vasfınıza binaen?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Biraz eksik, eksik.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Eksiği süreden dolayı Sayın Yaşar.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yok, süreyi sıfırladı.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, bu medeniyet de bize Medine’den gelmiştir, Medine’den gelme bir kavramdır. Kentlilik, Medine’de oturanları diğerinden ayırt etmek için Arap Yarımadası’nda, Orta Doğu coğrafyasında kullanılmış ve bu giderek medeniyetle bütünleşen bir anlam bütünlüğüne kavuşmuştur. Bu medeniyet… Bu kadar yerlilik, millîlik diye kafa ütüleyip duruyorsunuz, bu kadar bunun üzerinden yüzlerce can yakılıyor, yüzlerce kıyım, sürgün, işten alma, cezaevine atma ve benzeri işler yapılıyor; aklınıza Sur için -bir yere benzetme çabasındaki vahameti bir kenara bırakıyorum- bu güzel ülkemizde bir tane Türk şehri gelebilemiyor; oturun da ağlayın, Sayın Başbakan otursun da ağlasın!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Eserleriyle hâlihazırda öyleydi zaten.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Evet. Sayın MHP’li üyeye de teşekkür ediyorum.

Niye? İnci gibi şehirlerimiz, yurtlarımız vardı bizim. Hepsi birer TOKİ mezbeleliğine döndü. Milliyetçilik, insan ve şehir yani medeniyet bağlamında ele almayı gerektirir. Keşke “Kürt” dediğinde, “Ermeni” dediğinde gılgıllanacağınıza, bu TOKİ yağmasına, bu rant yağmasına da efendiler, biraz hassasiyetinizi şu kulaklarımız işitmiş olaydı. Yok, “Kürt” dedi mi “taşı cebinde”, “Ermeni” dedi mi “küfrü dilinde”, “Alevi” dedi mi “hakareti cebinde…” Böyle bir hâle geldik. Ama dönüp bakıyoruz, her şeyi uğruna yaptığınızı zannettiğiniz Türklük perişan hâlde; kentleriyle perişan hâlde, Bakanlığının diliyle perişan hâlde. Günlük konuşma dilinin ben dinamik bir şey olduğunu; yabancı kavramların, teknik kavramların zamanla buna girip çıkabileceğini düşünenlerdenim. Ama siz bu Bakanlığa bir İngilizce dil seçeneği korsunuz, Fransızca dil seçeneği korsunuz, -sanırım da var, en azından cep uygulamasına yok, ben göremedim ya da- ama destinasyon ya da portalla kültürümüzü aynı kelime içerisinde kullanırsanız, inanın bu memleketin sömürgeleştirilmesi için yürütülen o emperyalist faaliyet, o lanet olasıca; hepimizin kınadığı, uğruna ömrümüzü feda ettiğimiz seve seve, işkenceler gördüğümüz, cezaevlerinde yattığımız, o emperyalizme sadece su taşımış olursunuz.

Demek Türklükle bir alakanız yok, buna mutmain oldum ben, gerçekten buğuz olsun diye söylemiyorum. Peki, “Olmaya ki bunlar Türklükten Osmanlılığı anlıyor olabilirler mi?” diye kendime bunu sordum. Vallahi ve billahi onunla da alakanız yok. Washington Post’ta şöyle bir makale çıktı, Kültür Bakanına tercüme edip vermişlerdir umarım. Şöyle bir şey var; bu, halifelerimizle IŞİD’in yeni halifesi El Bağdadi’yi karşılaştırıyor bu makalede, diyor ki… Eminim siz mesela “Ulu Sultan Abdülhamit Han”a Bağdadi’yi tercih ediyor olamazsınız. Burada diyor ki: “O zamanki senfoni orkestrası, ‘Ulu Hakan’ın kurduğu senfoni orkestrası cuma namazından sonra kendisine Offenbach çalıyorlarmış.” Sayın Bakan, inanabilir misin? Yerli, millî falan diyoruz; bak, vahamate bak. Cuma namazından sonra Offenbach dinleyen bir “Ulu Hakanımız” var. Şimdi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi de Happy Birthday…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, Bizim Eş Genel Başkanımız bir türkü söyledi -Bir an tefekkür etmediniz, ya, biz türküye sövüyoruz, söyleyene değil aslında- onun türkü söylediğini, yemediniz içmediniz, her kanalda, her platformda dilinize doladınız. Ana sütü gibi hak, ana sütü gibi helal türkülerimizden en güzellerinden birini söyledi, bir Orta Anadolu türküsü, “Cemalım.”

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Siyasete girip harcandı. O sahada ilerleyebilirdi.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, şunu da unuttunuz. Ben bekledim, o kanallarda birisi de çıksın…

Hoca, hoş geldin.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sağ ol.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Birisi de çıksın, desin ki… Mesela Sayın Kuzu…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Bak şimdi!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Desin ki: “Kardeşim, ya, biz bu siyaset yolculuğuna albüm çıkararak başladık. Sayın Cumhurbaşkanı ‘Beraber yürüdük biz bu yollarda’ diye söylemeye çalışarak…” Ben saygı duyarım. Bir türküyü başını gözünü yarmadan sonuna kadar söyleyemeyen hiç kimse kendisini o millete ait hissedemez. Sesi betmiş, makamşinâs değilmiş, bunlar bahsidiğer. Ben de değilim, benim de sesim güzel değil ama cümbüş çalarım, keman çalarım, ut çalarım, bağlama çalarım. Mutlaka sizlerin de çaldığı bir şeyler vardır diye düşünüyorum. (HDP ve CHP sıralarından gülüşmeler) Yo, yo, o anlamda kullanmıyorum, hiç o anlamda kullanmıyorum. Hayâ ederim. Yok, onun başka bir… Yani bir şekilde sanatla, musikiyle bir ünsiyet kurmanız lazım. Bu, hayatı güzelleştirir. Siz, bir arabesk şarkıyı söylemekle kalmadınız, albümünü yaptınız. Biz, bu toprakların en has türküsünü, insanların ta ciğerinden gelen türküsünü söyleyerek bu memlekette barış, birlik, kardeşlik kampanyamızı başlattık, başımıza gelmedik kalmadı. Evlatlarınıza karşı kendinizi sorumlu hissetmez misiniz ya, “Biz türküyü aşağıladık?” diye?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Türkü müydü mesele?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Tabii ki… Tabii ki…

ÖMER ÜNAL (Konya) – Sırtını PKK’ya, PYD’ye dayayan kimdi peki?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Yahu koltuk değil PYD, “Sırtını dayayan…” İnsanlığa dayayalım, insanlığa dayayalım.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Mesele türkü müydü, mesele?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bu memlekette, bu tür, böyle dar kavram tartışmaları üzerinden bir yere varamayız.

Şimdi, Sayın Efkan Ala, Sayın Mahir Ünal… Özür dilerim, bir an için unuttum, epeydir telefonlarıma çıkmıyor o yüzden. Sayın Efkan Ala da çıkmıyor. Herhâlde dediler “Bu Dolmabahçelilerle görüşmeyin.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hastasın ya, belki onun için.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Olabilir.

Sayın Muhammed Dervişoğlu buradalar. Sayın Hüseyin Yayman Bakan Yardımcımız da -eski parlamenter arkadaşımız- o zaman bu süreci anlatan çok güzel bir yazı yazmıştı. Ben, onu, evladıma miras olarak bırakacak bir yazı gibi gördüm, “Bak, baban bu memleketin barışı için böyle bir şey, böyle bir gayretin içinde oldu.” diye.

Şimdi, sanki o fotoğraf çekilmedi, sanki biz bir araya gelip o deklarasyonu yapmadık. Sayın Arınç namusuna teslim etti, “Bizde olanlar bizde kalacaktır…” derdimiz dar siyasi polemikler değildir, Sur’u Toledo yapma meselesi de değildir.

Şehirleri, kentleri insanlar yapar, kentler de insanları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Böyle ısmarlama, aklınıza bir tane yerli ve millî örnek gelmeden, bir tane İslam kenti –bırak, ondan da vazgeçtim- güzel yurdumuzda bir tane memleket gelmeden, Sur’u Toledo yapmaya çalışırsanız, bu savaşı –tırnak içinde- kazandığınız gün sizin kaybettiğiniz gün, bütün ülkemizin de kaybettiği gün olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim.

Sayın Bostancı, nedir talebiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yerimden bir açıklama için efendim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Öyle olmaz. Sataşma varsa… Korsan miting oluyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben idare ediyorum Sayın Önder, lütfen...

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ama olmaz ki.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Şu anda burada ben oturuyorum, siz değil.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yerimden, 60’a göre bir açıklama yapmak için söz istiyorum.

BAŞKAN – Açıklama yapacaksınız.

Bir dakika.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Önder’e zarif ve nüktedan konuşması için öncelikle teşekkür ederim. Burada, Sur ve Toledo karşılaştırması üzerine yapılan polemiklere atıf yaptı. Esasen millîlikle evrensellik iç içedir, önce onu belirteyim. “Toledo” deyince bizim aklımıza Endülüs Emevileri ve İspanya’daki o kadim medeniyete ilişkin birçok hatıra gelir. Dolayısıyla “Toledo” deyince bizim aklımıza Franco gelmez. Sayın Önder’in de aklına öncelikle Franco geleceğini düşünmem.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) - “Franco” mu dedim ben, Allah’tan kork.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Endülüs Emevilerini ve oradaki eserleri, oradaki tarihi; Emevi müziğinden tutun mimarisine kadar, şehirlerin kuruluşuna kadar, arkasındaki o zengin ve büyük İslam kültürünü kendisi de muhakkak hatırlayacaktır. Dolayısıyla bizdeki çağrışım bu arka plana ilişkindir. Bu çerçevede görmek gerekir.

Arz ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın hatip…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ayrıca da geçmiş olsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bir dakika.

Buyurun Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın hatip, Franco’dan bahsederek adımı cümle içinde geçirdi. Toledo benzetmesi…

BAŞKAN – Duymuyorum Sayın Önder, bana bakarak konuşun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Bir faşistle, diktatörle aynı cümle içinde yer almak bile yeterince zillet. Sataşmadan cevap vermek istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Alakası yok.

BAŞKAN – Öyle bir şey demedi ki.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Dedi, dedi.

BAŞKAN – Dedi ki: “Toledo deyince sadece akla Franco gelmediğini sizin de düşündüğünüzü bilirim ve buna inanırım.”

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ben hiç Franco lafı ettim mi Sayın Başkan?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O zaman sataşma yok, etmediysen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Toledo’yu Franco’yla düşünmüş olabilir ama biz başka şeyi görüyoruz.” dedi.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar, durun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Sayın Önder de Endülüs Emevilerine ilişkin geçmişi bilir.” dedim.

BAŞKAN – Öyle dedi. “Bilir.” dedi.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) - Ben bilmem, bana sataşma var.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yok, yok.

O meşguldü duymadı, meşguldü.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, “Sayın Sırrı Süreyya Bey Franco’yu düşünmüş olabilir ama biz öyle görmüyoruz, biz başka yerden görüyoruz.”…

BAŞKAN – Hayır, öyle demedi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Öyle dedi.

BAŞKAN - “Ben Sayın Önder’in de Toledo deyince aklına Franco’nun gelmediğini düşünürüm.” dedi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır öyle demedi.

BAŞKAN – Öyle dedi, evet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tutanakları isteyin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, öyle demedi.

BAŞKAN - Çok iyi dinledim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gel peki, gel. İki dakika.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tutanakları isteyin, öyle demedim.

BAŞKAN – Öyle demediniz biliyorum ama yani, işte, Sırrı Süreyya Önder söz istedi. Kesinlikle öyle söylemedi, evet.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ben “Öyle söyledi.” demedim. Sayın Bostancı, bir zevahiri kurtarma kabilinden bir söz ve açıklamada bulundu. Ben dedim ki: Bu güzel yurdumuzda akla gelecek bir tane şehir bırakmadınız. Toledo’nun ne olduğunu elbette Sayın Bostancı da, ben de, işin garibi Sur’dakiler de bilir. Sur’a sorsanız “Siz Toledo olmak ister misiniz?” diye, “Haşa.” derler.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Toledo’da çukurlar var mı? Hendekler var mı?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Herkes kendi habitatında, kendi yurdunda güzeldir ama kendi coğrafik dokusuyla beraber bir örnek verebilirdiniz. Bu kadar yerli, millî değerlere atıf yapıyorsunuz, aklınıza gele gele Toledo geliyor. Bu, bir Lapsus durumudur, yine hekimlerin ilgi alanına giren bir şey.

Ben bunu söyledim. Yoksa Franco meselesini elbette siz de, biz de, hepimiz de biliriz. Bunu kastetmediğini de biliyorum ayrıca. Ama anlam dünyanız bu kadar zebunu olduğunuz Batı’dan başka bir yere çalışmıyor.

Bakın, Sayın Bakanın, Kültür Bakanlığının sitesindeki yazısında da sadece 2 tane Türk var, geri kalanı Dostoyevski, Gogol. Elbette ki evrensel değerler ama işte, gönül istiyor ki, bu kadar yerliliğe ve sözüm ona millîliğe değer veren bir Hükûmet yerli ve millî misaller getirsin.

Sizin bunda samimi olmadığınız ayan beyan gözüküyor Sayın Bostancı. Bunları vurguladım.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun, size de bir dakika.

Açıklama yapacaksınız değil mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet efendim.

BAŞKAN – Bir dakika yerinizden…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Tabii, hatip milliyetçi düşünceyle ilgili, milliyetçilikle ilgili kendi bakış açısından milliyetçiliği tarif etti ama yani kendi bakış açısını değiştirmediği sürece milliyetçiliği kavraması da pek mümkün değil. Tabii, devlet milletin teşkilatlanmış hâlidir, bir hükmi şahsiyettir. Devleti yönetenler ayrıdır. Bir milliyetçi olarak… Milliyetçilik, kültüre dayandığı için ırkçılığı reddetmiştir, halka dayandığı için otoriterliği reddetmiştir, zulmü reddetmiştir.

Bu bakımdan, milliyetçiler her zaman kültür emperyalizmine karşı tutumunu ortaya koymuş ve bu çerçevede, aslında, kültür emperyalizminin, nasıl Türkçeyi, millî kültür değerlerimizi aşındırdığını, Hollywood kültürünün nasıl aşındırdığını ve emperyalizmin nasıl bizde etnik kimliklere, mezheplere dayalı ayrımcılıkla millî kültürü yozlaştırıp ayrıştırmak istediğini, bunun siyasi taşeronlarının da yer aldığını defalarca ifade ettik. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz hem Türkçeye sahip çıktık hem de devleti yönetenlerin -adalet dışında- vatandaşlara uyguladığı ayrımcı politikalara karşı, antidemokratik politikalara karşı tavrımızı hep ortaya koyduk. 3 Mayıs 1944 aslında o günün hâkim, devleti yönetenlere karşı onurlu bir tavırdır, demokratik bir tepkisini ortaya koymuştur. 12 Eylül 1980… O zaman da milliyetçiliği Kenan Evren yargılamıştı, daha sonra milliyetçiliği ayaklar altına alanlar oldu. Dolayısıyla, biz bu yönüyle bakıldığında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitirmediniz mi? Artı bir dakika daha vereyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bitirirsem bitmiş olur zaten.

BAŞKAN – Onu sordum zaten. Onu sordum, “Bitirmediniz mi, bitirdiniz mi?” diye sordum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ha, siz bittiğini mi zannettiniz?

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bitmedi efendim, bu türkü hiç bitmez ki zaten.

BAŞKAN – Buyurun.

Bir dakika daha verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, 12 Eylül 1980’de de tavrımızı ortaya koyduğumuz gibi, bugünkü Hükûmetin de uygulamalarını; adalete, demokrasiye, hukuk devletine aykırı uygulamalarını eleştirmiş, aynı zamanda “çözüm süreci” adı altında, emperyalizmin politikalarıyla bu milleti ayrıştırma politikalarına karşı çıkarak millî kültür ve millî birliğe dayalı bir siyaset anlayışını ortaya koymuş bir hareketiz. Dolayısıyla, milliyetçiliğin, bu konuda, devleti yönetenlerin yaptığı uygulamaları eleştirmeye ve gerçek anlamıyla, devleti yönetenlerin milletin hakkına hukukuna, kültürüne, birlik ve bütünlüğüne dayalı bir politika oluşturması konusunda tavrını sürdürmeye gayret etmiş bir temsilcisi olduğumuzu bu vesileyle ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Önder…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın grup başkan vekili bakış açımın değiştirilmesi gereken bir bakış açısı olduğunu söyledi, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika, sataşmadan.

Epeydir Meclise gelmiyor Sayın Önder, açığını kapatmak istedi herhâlde, sık sık kürsüye çıkıyor.

Başka sataşmalara neden olmayın lütfen.

Buyurun, iki dakika…

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Değerli arkadaşlar, bu bile sıkıntılı bir durumu gösteriyor. Bakın, Türk milliyetçiliği deyince AK PARTİ sıralarından kimse üstüne alınmadı, Cumhuriyet Halk Partisinden kimse üstüne alınmadı. Yurtseverlik anlamında milliyetçilik, ırkçılığa varmadığı müddetçe ötelenecek bir kavram değildir, antiemperyalist olduğu müddetçe.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partili Sayın Grup Başkan Vekili 12 Eylül dönemine atıfta bulundu. Ben de şu an kendi sıralarında sayın değerli bir milletvekiliyle beraber Mamak’ta aynı koğuşta cezaevindeydim. O dönemi bizatihi cezaevinde deneyimledim. Milliyetçi Hareket Partisinin savunmasında o döneme ilişkin değerlendirme şundan ibaretti Sayın Vural, o da şu: “Fikrimiz iktidarda, kendimiz cezaevindeyiz.” dendi. Şimdi, bunda o dönemi olumsuzlayan bir şey var mı? Ben göremedim. Bakış açımı Sayın Davutoğlu gibi 360 derece de döndürsem göremiyorum. Onun için, kültür emperyalizmi dediğimiz şey de gerçekten, bu kürsüde Türk milliyetçiliği adına yapılan konuşmalar sadece Kürt karşıtlığı, Ermeni karşıtlığı içeren bir eksen, bir fukaralık içeriyor. Benim dikkat çektiğim bu.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Ruhi Ersoy…

BAŞKAN – Sayın Ersoy, buyurun.

İki dakika…

4.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Marx’a rahmet okuyarak başlayan bir hatibin, Marx’ın öğrencilerinden bir tanesi… Daha doğrusu, Hegel’in öğrencisi olan Marx’a Hegel’in söylediği bir sözü vardır, “Sen beni anlamışsın da tersten anlamışsın.” ifadesi gibi bir milliyetçilik dersi dinleme tersten anlayan birisinden, elbette ki mümkün değildir. Kaldı ki Türk milliyetçiliğinin demokrasiyle olan münasebeti ve evrensel tutumu, eğer bugün Türkiye’de huzur ve barış, kardeşlik tesis edilmişse ve bin yıllık kardeşliğin teminatıysa ve hâlâ bu memlekette: Mersin’de, Muğla’da, İstanbul’da, Ankara’da bu birliktelik aileler kurarak devam edebiliyorsa bunun teminatı ve müktesebatı Milliyetçi Hareket Partisidir ve onun Sayın Genel Başkanının bu süreçte, bir tarafta “Böyle bir devlet politikasını tanımıyorum.” dediği hâlde birileri açılım müzakerelerinin peşindeyken Şanlıurfa’da onlarla kucaklaşacak mitingler yapması ve kardeşlik programıyla gönül seferberliğini partililer aracılığıyla bölgeye göndermesiyle kendisini göstermiştir.

Bu konuda, milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğini, Milliyetçi Hareket Partisini ötekileştirici bir dil kullanarak ve Kürt karşıtlığı üzerinden, Ermeni karşıtlığı üzerinden algılatmaya çalışanlar birazcık milliyetçi hareket tarihi okurlar, ilgilenirlerse bu hareketin hafızasında yer alan, misyon üstlenmiş bu etnik kimliklerin de millî kimlik bünyesinde nasıl bütünleştiklerini çok iyi bilirler.

Bu tartışma burada uzamak isterse milliyetçilik manifestosu adına, Türk demokrasisi adına, Milliyetçi Hareket Partisinin durduğu yeri anlamlandırma adına söyleyecek çok sözümüz vardır. Bunun bilinmesini istiyorum.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 12.59

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi Adalet ve Kalkınma Partisinin konuşmacılarını dinleyeceğiz.

İlk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Bürge.

Süreniz beş dakikadır.

Buyurun Sayın Bürge. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; aziz milletimizi ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

2016 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşmelerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle 2016 yılı bütçe görüşmelerinin hayırlara vesile olmasını diliyor, bütçe görüşmelerimizin karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde tamamlanmasını ben de herkes gibi temenni ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, kadim medeniyetimiz ve dünya mirası topraklarımız, tarih boyunca olduğu gibi bu dönemde de iç ve dış kaynaklı birçok tehditle karşı karşıyadır. Ülkemizde birlik ve beraberliğimize kasteden terör tehdidi ve son birkaç yıldır devletimize yönelik gerçekleştirilen Gezi ve Kobani provokasyonları gibi toplumsal olaylar iç barışımızı, huzurumuzu bozmaya yönelik en büyük eylemlerdendir. Bu eylemlerden bahsederken, ülkemizi iç ve dış mihraklardan korumak adına vatan, toprak ve bayrak diyerek cansiparane mücadele etmiş, bu uğurda şehitlik mertebesine erişmiş güvenlik güçleri mensuplarımıza Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize şifa ve minnet dileklerimi sunmak istiyorum. Ancak, bayrağımıza, vatanımıza, aziz milletimizin kardeşliğine göz dikmiş olanlara da ifade etmek üzere, şunu sizlere hatırlatmak istiyorum: Adı ne olursa olsun, ister “Pe-Ke-Ke” ister “Pe-Ka-Ka” ister “DAİŞ” hiç fark etmez, eli silahlı terör örgütlerine karşı mücadelemizin kesintisiz süreceğini Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu ifade etmişlerdir. Ben de bu bağlamda, sana aguşunu açmış duruyor Peygamber özlemiyle, vatanımız için, bayrağımız için, ezanımız için mücadele eden kahraman ordumuza, güvenlik güçlerimize selam ve dualarımızı gönderiyorum. Rabb’im yâr ve yardımcınız olsun diyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bildiğiniz üzere, son yıllarda tırmanan terör eylemleri ve toplumsal olayların önüne geçebilmek adına, toplumsal düzenin ve huzurun bozulmaması için, 24’üncü Yasama Döneminde, kamuoyunda “iç güvenlik paketi” diye bilinen kanun tasarısı çalışmalarını birlikte yapmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaştırmıştık. Vatandaşlarımızın huzurunu sağlamayı hedefleyen bu kanuna bazı siyasilerimiz ve terörle özdeşleşen kesimler tarafından şiddetle karşı çıkıldığını biliyoruz, kamuoyunda yanlış algılar oluşturulduğunu da biliyoruz. Ancak, son dönemlerde, ülkemizin birlik ve beraberliğine kasteden dış mihrakların taşeronlarının huzur ve güvenlik ortamını ortadan kaldırmak için yeniden harekete geçmesi, bize, aslında, bu kanunun ülkemizin ve vatandaşlarımızın öz güvenliği için ne kadar önemli olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur. Bazı konuşmacılar bize vicdanı hatırlatıyorlar. Vicdan, çukura çukur siyasete, teröre ve teröriste asla izin vermez ama vicdan, vatanına, bayrağına, ezanına sahip çıkmayı emreder.

Saygıdeğer milletvekilleri, 4 Nisan 2015 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan iç güvenlik paketi, bir yılı geçmiş olmasına rağmen, sonuçları hakkında sizlerle bazı hususları paylaşmak istiyorum. Yasayla Türkiye genelinde yetkilendirilen 1.265 kolluk amiri ve personel tarafından 340 arama, 82 gözaltı kararı verilmiş, verilen kararlar sonrası 546 kişi gözaltına alınmıştır. 33 tabanca, 51 av tüfeği, 7,5 kilo eroin, bunların yakalandığını, iç güvenlik paketi kaynaklı olduğunu ifade etmek istiyorum.

Ancak, 2016 bütçesinin konuşmalarında en çok gündeme gelen husus Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmek ve onu eleştirmektir. Grup başkan vekillerimizin ifade ettiği gibi, kötü sözü, hakareti sahiplerine gönderiyorum. Ancak, bu milletin sevdasının Başbakanımızın, Cumhurbaşkanımızın üzerinden eksik olmadığını… 1994’te büyükşehir belediye başkanı oldu, eleştirilerle Kırklareli Pınarhisar Cezaevi’ne kadar gönderdiniz, sonra Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı… Bu eleştirileriniz devam ettikçe, bu milletin sevdası devam ettikçe bilesiniz ki Anayasa değişikliği arkasından geliyor, başkanlık sistemi arkasından geliyor.

Sevdası ülkenin üzerinden eksik olmayan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığına ramak kaldığını ifade etmek istiyor, her birinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bürge.

Adalet ve Kalkınma Partisinin ikinci konuşmacısı Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger.

Buyurun Sayın Dülger. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığının 2016 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanlığımız, ülkemizin en köklü geleneğe sahip bakanlıklarından biri olup doğumdan ölüme kadar yani toplum hayatının her alanında hizmet veren bir bakanlıktır. Bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında 5442 sayılı Kanun’da vali ve kaymakamlarımızla ilgili olarak ilin her türlü gidişatından valinin, ilçenin her türlü gidişatından da kaymakamın sorumlu olduğunun belirtilmesiyle bu görevlerin toplum hayatının tümünü kapsadığını, görevi ifa eden vali ve kaymakamların üstlendiği sorumlulukların da büyüklüğünün gözler önüne serildiğine dikkatinizi çekmek isterim.

Masanın her iki tarafını da bilen bir mülki idare amiri olarak kırk yıla yaklaşan bir süreçte bu ülkenin enerjisini paratoner gibi toprağa veren güvenlik, asayiş ve terör belasıyla ilgili çalışmayı şiar edinen mülki idare amirleri ve güvenlik güçleri hakkında konuşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere güvenlik birimlerimiz, ülkede kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak için gece gündüz görev yapmakta, gerekirse bu uğurda yârden de serden de vazgeçmekte, “Halkın dirliği ve düzeni için bu yolda şehadet şerbetini içmek de vardır.” şiarıyla görevlerini ifa etmektedirler.

Ben bu vesileyle, bu yolda Hakk’a yürüyen şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, gazilerimize sağlık, sıhhat dilemeyi bir borç biliyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye bugüne kadar, çoğu kez dış mihrakların ve onların yerli piyonu ve iş birlikçisi çok sayıda terör örgütünün hedefi olmuştur. Bu nedenle, ülkemizde yaşanan olaylar nedeniyle pek çok ocağa ateş düşmüş, çok sayıda güvenlik mensubumuz şehit olmuş ve vatandaşlarımız hayatlarını kaybetmiştir. Bu terör olaylarının ortak noktası da, ülkemizin dirliğine ve güvenliğine, birliğine, vatandaşlarımızın huzuruna kastetmiş olmalarıdır.

Yapılan tüm demokratik reformlara rağmen terör eylemlerinden vazgeçmeyen insanlık dışı bu örgütlerle mücadelemiz her alanda ve büyük bir kararlılıkla devam etmekte olup son silah susana kadar da devam edecektir. İşte, bu kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanmasında, devletin terörle mücadelesinde İçişleri Bakanlığımız çok önemli bir fonksiyonu yerine getirmektedir. Bu vesileyle, ben buradan Sayın Bakana ve teşkilatına, bu azimli ve başarılı mücadeleleri için teşekkür ediyor, Allah yâr ve yardımcıları olsun diyorum.

Kıymetli milletvekilleri, hükûmetlerimizin terörle mücadeleye verdiği önem, aynı duyarlılıkla, terörden zarar gören vatandaşlarımızın zararlarının karşılanmasında da kendisini göstermektedir. Bu kapsamda Hükûmetimiz, vatandaş ile onun canına, malına, ırzına kasteden vatan ve millet düşmanı hain terörist arasına her zaman mesafe koyarak bu mücadeleden zarar görmelerini önlemiş, istenmeden oluşan zararların telafisi için de her türlü tedbiri almıştır.

Terörle mücadelede -halk düşmanı teröristlerin zorla işgal ettiği evlere, iş yerlerine vermiş oldukları zararlar ve yağmalamalarla- güvenlik kuvvetlerimizin, vatandaşlarımızın can ve mal varlıklarına zarar gelmemesi için gösterdikleri hassasiyet, kişisel mahremiyete verilen önem de hepimizce malumdur.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihinin belki de en şiddetli terörle mücadele sürecinde bu yöneticilerimiz sayesinde devlet mekanizması hiçbir şekilde inkıtaya uğramamış, hiçbir zaman kesilmemiştir.

Ben sözlerime son verirken, burada tarihin Moğol istilasına bile rahmet okutturacak barbarlıkta son noktanın sergilendiği, barbarlığın ve Vandalizm'in manasını yitirdiği kütüphanelerin yakılmasını da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Ancak, şu da bilinmelidir ki benim Haydar dayımla, Mirza amcamla, Delal bacımla, Havin teyzemle yani Kürt vatandaşlarımızla yakından uzaktan ilgisi olmayan teröristleri herkesin huzurlarında bilmesini istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, taşrada devletin, Hükûmetin ve ayrı ayrı tüm bakanlıkların temsilcisi olan mülki idare amirlerinin görevlerini özveri ve gayretle yedi gün yirmi dört saat esasıyla yerine getirirken yetki, görev ve sorumlulukları ile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dülger.

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) - …özlük hakları arasında zaman içerisinde aleyhlerine oluşan durumun kendilerinden beklenen vakar içerisinde düzeltileceğine olan inançla sessizce beklemelerini de takdire şayan görüyorum.

Bu vesileyle 2016 yılı bütçesinin ülkemize, İçişleri Bakanlığına ve milletimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi adına şimdi Çanakkale Milletvekili Sayın Ayhan Gider konuşacak.

Buyurun Sayın Gider. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYHAN GİDER (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçişleri Bakanlığının 2016 yılı bütçesi hakkında partim adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İçişleri Bakanlığı, mülki idareden nüfusa, güvenlikten mahallî idarelere kadar geniş bir alanda faaliyet göstermektedir. Son beş yılda yaşanan insanlık dramları da mülteci meselesini ayrı bir konuma getirdi. Suriye ve Irak’taki devletsizlik durumuyla beraber bir insanlık sorunu çıktı ortaya. İnancım odur ki bu dramın siyasi mülahazalara konu edilmesi, bu durumdan siyasi rant beklenmesi, en az olayın kendisi kadar insanlık adına üzücüdür.

Biz 2 bin yıllık bir devlet geleneğine sahip bir milletiz. Devletimizin ve milletimizin mülteci kardeşlerimize karşı göstermiş olduğu misafirperverlik bizim için yeni ve konjonktürel bir gelişme değil, kadim devlet geleneğimizin doğal bir sonucudur ve bu aziz millet tarih boyunca kendine sığınanları insani bir yaklaşımla ele almış, onların derdiyle dertlenirken etnik kökeni, dini, mezhebi ya da siyasi görüşüne göre mazlumları sınıflandırmamıştır.

Selçuklular Moğol zulmünden kaçanların son sığınağıdır. 15’inci yüzyılda Sefarad Yahudilerini, 17’nci yüzyılda Macarları, 18’inci yüzyılda İsveç, Macar ve Polonyalı göçmenleri kabul eden Osmanlı İmparatorluğu’dur. Cumhuriyetimizle de bu tavır devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti mazlumlara her daim kucak açmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’ndan kaçanların sığınağı bu topraklardır. Bu topraklar İran-Irak Savaşı’nda yerlerinden edilen yaklaşık 50 bin Iraklıya hamilik etmiştir. Yine Birinci Körfez Savaşı’nda Saddam zulmünden kaçan 500 bin kardeşimize de, Bosna’da, Kosova’da Sırp zulmünden kaçan kardeşlerimize de bu aziz millet, bu yüce devlet kucak açmıştır.

Son on yılda tanıklık ettiğimiz göçler ise şüphesiz ki dünya tarihinin en dramatik sahnelerini oluşturmaktadır. Yaşanan iç mücadelelerden, mezhep çatışmalarından, DEAŞ belasından, türlü etnik gruplardan, Esed’den, PYD’den zulüm görenler, tüm dünya ülkelerinin gözü önünde katledilmekte ya da vatanlarından kaçmak zorunda bırakılmaktadırlar. Avrupa’ya geçebilmek adına tekneleri dolduran bu insanların dramı ortada. Aylan bebeğin dramı, Ayvacık açıklarında batan teknede hayatını kaybeden 7 çocuğun dramı gözlerimizin önünde. Yalnızca son iki senede özgürlük hayalleri kuran binden fazla insan Ege Denizi’nde yaşamını yitirdi. Tüm bu çabalara karşın Avrupa’ya ulaşabilen, kabul edilmeyi bekleyen insanların yaşadıkları ise ayrıca ibretlik. Daha iki gün önce Makedonya polisinin saldırdığı mültecilerin basına yansıyan fotoğrafları da malumunuz. Düşünün ki tüm Avrupa ülkelerinin kabul ettiği toplam mülteci sayısı Türkiye’nin kabul ettiğinin ancak onda 1’i kadar. Biz, zulümden kaçan yaklaşık 3 milyon mülteciye sığınak olmaktan, barınak olmaktan asla gocunmuyoruz. Çünkü, bizim için ekmeğimizi bölüşmek lütuf değil, ancak şereftir. Biz misafirlerimiz için 8 milyar dolar harcarken, kimi Avrupa ülkeleri sığınmacıların ziynet eşyalarına göz dikiyorlar. Daha ülkelerine gelmeden insanların değerli eşyalarına el koymayı planlıyorlar. İçişleri Bakanlığı, işte bu insani, kapsamlı ve meşakkatli yolda çok önemli görevler üstlenmektedir. Başarılı çalışmaları ve yüksek hizmet anlayışlarından dolayı Sayın Bakanımız ve ekibine teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle, 2016 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, güvenliğimizi sağlamak adına can veren şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyorum.

Saygılarımla.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, sağ olun.

Şimdi, AK PARTİ adına dördüncü konuşmacı olarak İstanbul Milletvekili Sayın Harun Karaca konuşacak.

Buyurun Sayın Karaca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer milletimiz; hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerimize olsun.

İçişleri Bakanlığı bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. İçişleri Bakanlığı bütçemizin ve 2016 yılı Türkiye bütçesinin ülkemize, memleketimize hayırlı olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum.

Tabii ki burada, bu haftanın gündemine bir iki cümleyle değinmek istiyorum. Birincisi, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla ilgili. Evet, ben de saygı duymuyorum, çok net olarak söylüyorum. Ve çok yakın bir tarihte, yaklaşık on sene önce, 367’yle ilgili karar veren Anayasa Mahkemesinin üyeleri nasıl ki hafızalarımızda tazeyse, tarihte kirli olarak anılacaklarsa, bugün de bu kararı verenler unutmasınlar ki tarihte kirli olarak anılacaklardır. Ve biz dün de buradaydık, bugün de burada olacağız, yarın da burada olmaya inşallah devam edeceğiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Harun Bey, o hâkimlerin hepsi iktidarınız döneminde atandı.

HARUN KARACA (Devamla) - Ama onlar bilsinler ki, bu kararlarından dolayı mutlaka ve mutlaka üzüleceklerdir ve bu millet onları hayırla yâd etmeyecektir. Bu şekilde başlamak istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizin iktidarınız döneminde atandı onlar, Sayın Abdullah Gül atadı hepsini.

HARUN KARACA (Devamla) - Ayrıca, 1994’ten bahsetti arkadaşlar, evet, doğrudur, Meclisten milletvekillerinin alınıp götürülmesi doğru bir şey değildir ama millet de oy verdikleri milletvekillerinin suç makinesi gibi olmasını ve böyle bir özgürlüğe sığınarak suç makinesi olmasını istemiyordur. Bunu da buradan ifade etmek istiyorum. Bunlara sebebiyet vermemek için de elimizden geleni göstermek zorundayız.

Ayrıca, bakın, gene aynı şekilde, 28 Şubatla ilgili… 28 Şubatın burada detayına girecek değilim, bizzat yaşayanlardan birisiyim ama 28 Şubatla ilgili buradan bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Ahmet Kaya’yı örnek vermek istiyorum: Bugün toplumsal uzlaşmadan bahsediyoruz, dün Ahmet Kaya Kürt olduğu için, Kürtçe şarkı söylediği için tencere tava çalınarak bu ülkeden kovuldu, bu ülkeden gönderildi ve gittiği yerde rahmetli oldu. Allah rahmet eylesin. Ama bugün, Türkiye’nin hangi meydanında Kürtçe şarkı da okusanız, Arapça şarkı da okusanız, bir başka dilde şarkı da okusanız bu milletin hiçbiri sizi tencere tava çalarak göndermiyor. İşte bu, ülkemize AK PARTİ’nin getirdiği özgürlüktür ve bu özgürlükleri kimsenin istismar etmesine asla ve asla müsaade etmeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ayrıca, arkadaşlar, bu sıralarda oturup da devletin bütün imkânlarını kullanarak milleti sırtından hançerlemeye çalışan gafillere bir daha buradan sesleniyorum: Tarih sizi asla affetmeyecektir. Çevremizdeki ateş çemberine elinde benzin bidonlarıyla koşturan hainlerin ve gafillerin bu milleti nereye sürüklemeye çalıştıklarını çok iyi biliyoruz.

Bir şey anlatacağım ve sözlerimi tamamlamaya çalışacağım. Beş dakika içinde birçok şeye buradan cevap verme şansım yok ama şunu ifade etmek istiyorum: Vatandaşın bir tanesi bir gün köyüne atıyla dönüyor. Atı da çok güzel bir at. Hırsızlar da bu atı çalmaya karar veriyorlar ve dönerken yolun üzerinde bir insanın yattığını görüyor. Bu yatan insana -tabii ki bizim geleneğimizde vardır- yardımcı olmak istiyor. Atından iniyor, oradaki yaralı veya hastanın yanına doğru gitmek istiyor. Giderken, hırsızın bir tanesi de arkadan dolanıyor ve atı çalıyor. Atı çaldıktan sonra pirifâni adam arkasından bağırıyor. Diyor ki: “Oğul, oğul, at sana helal olsun, gel de bir iki cümle edeceğim.” Neyse, oğul dönüyor. Geliyor, diyor ki: “At senin olsun, helali hoş olsun, ama gittiğin yerde sakın atı bu şekilde çaldığını kimseye anlatma, yol olur.” Niye? Çünkü bir başkası bir daha hastanın yanında, ölünün yanında veya yardıma ihtiyacı olan insanların yanında durmaz.

İşte, buradan atıfta bulunuyorum. Eğer siz ambulansları çağırıp da ambulanslara hücum ederseniz, oradaki doktorları, hemşireleri, yaralıları öldürürseniz bir daha ambulans gelmez, yazık olur bu millete, hakkını savunduğunuz halklara en büyük kötülüğü yapmış olursunuz. Vefat eden, insanların ölülerine bomba koyarsanız, insanlar ölülerin yanına gelmeye çekinirler. Güvenli bölgelere, insanların geçmesi için, oralara, güvenli hâle getirilen yerlere bomba, dinamit döşerseniz millet oradan geçmeye korkar.

Onun için, arkadaşlar, aklımızı başımıza alalım ve yüz yıl önce bu memleketin birliğine, dirliğine göz dikenlere fırsat vermediğimiz gibi, bundan sonra da fırsat vermeyeceğiz diyorum.

Ben tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HARUN KARACA (Devamla) – Buradan şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip, konuşması sırasında, 2 Mart 1994 darbesiyle ilgili, milletvekillerinin götürülmesine atıf yaparak, yaptığımız konuşmalar üzerinden bizim suç makinesi hâline geldiğimizi ifade etti…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Şubata, 2 Marta karşı çıkıp, aynı mantıkla, aynı tanımlamalarla, aynı çerçeveyle burada cümleler kullanıp bir had bildirme ve “başınıza geleceklerle ilgili bir ayağını denk alma” konuşması yaparsanız işte tam da bizim söylediğimizi doğrulamış olursunuz.

28 Şubatla ilgili yaşanan mağduriyetten ders çıkarması gerekenler bugün 28 Şubatçılarla kol kola girmişlerse, geride viraneye dönmüş kentler bırakıp sonra onlara, dokunulmazlık zırhıyla ilgili tasarılar tartışıyorlarsa, buraya da gelip eğer seçilmiş iradeyle ilgili dokunulmazlık tehdidi cümleleri kullanıyorlarsa, kusura bakmayın, hiçbir inandırıcılıkları yok burada. Biz açık bir şekilde buradan “2 Mart 1994 darbesi Türkiye’ye ne getirdi ne götürdü? Çözüm oldu mu olmadı mı? Böylesi bir yaklaşımla çözüm yakalanmışsa aradan geçen yirmi yılda neden hâlâ sorun çözülmedi?” bunu tartışmaya açıyoruz.

Şimdi bu “suç makinesi” olayına gelince, bakın, bize isnat edilen suçların, bizim hakkımızda hazırlanan fezlekelerin tamamı düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü ekseninde yapmış olduğumuz siyasi çalışmalardır, yaptığımız konuşmalardır, katıldığımız basın açıklamalarıdır, mitinglerdir. Onun ötesinde herhangi bir şey bulamazsınız. Ama yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, adam kayırma, bütün bunları da içerecek şekilde fezlekeleri alıp getirelim, hodri meydan diyoruz. 550 milletvekilinin tamamı. Yargı sizin elinizde olmasına rağmen, gelin hep beraber bunun önünü açalım diyoruz.

Ahmet Kaya meselesine gelince; Ahmet Kaya’yı yargılayan savcı İstanbul Başsavcısı oldu, ödüllendirildi, biliyorsunuz değil mi? Akademisyenler, barış diyen öğretmenler, ağzını açan sanatçılar, yazarlar, aydınlar bu ülkede Ahmet Kaya’dan daha büyük bir lince sizin Hükûmetiniz döneminde kalmaya devam ediyorlar. Bu tablo bile yeterlidir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın konuşmacı az önce, Anayasa Mahkemesi kararını veren Anayasa Mahkemesi üyelerine atıfta bulunarak onlardan tarih önünde hesaplaşacağını ima eden bir konuşma yaptı. Anlaşılıyor ki Adalet ve Kalkınma Partisinin üyeleri, Sayın Cumhurbaşkanı konuşmadan önce farklı düşünüyorlar, Sayın Cumhurbaşkanı konuştuktan sonra farklı düşünüyorlar. Oysa, Anayasa Mahkemesi kararını vermeden önce, Sayın Başbakan bizzat Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu kalmalarının doğru olmadığını ifade eden açıklama yapmıştır. Kaldı ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında sürekli bir mağduriyet yaratmaya çalışıyorlar. Kimi zaman paralelciler kandırıyor, kimi zaman PKK kandırıyor ama sayın konuşmacı bilmelidir ki ve bundan sonra konuşacak bütün sayın konuşmacılar bilmelidir ki o kararı veren yani Can Dündar ve Erdem Gül’e tahliye kararı veren Anayasa Mahkemesi üyelerinin 10’u, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde atanmış hâkimlerdir ve bizzat Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucusu Sayın Abdullah Gül atamıştır.

Yani, şunu mu demek istiyorlar Adalet ve Kalkınma Partisinin üyeleri: “Biz Abdullah Gül’ün atadığı üyelerle hesaplaşacağız.” derken acaba Abdullah Gül’le mi hesaplaşacaklar, kimle hesaplaşacaklar? Bu hesaplaşmayı bir ortaya koysunlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Olmadı, olmadı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kendi iktidarları döneminde atanmış hâkimlerle de -bakın- biz fazla uğraşmıyoruz, onlar hiç uğraşmasınlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – “Hesaplaşacağız.” cümlesi yok Sayın Başkan orada.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Üzülecekler.” dedi Sayın Başkan.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – “Üzüleceksiniz.” dedi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Samimiyetime güveneceğinizi bilerek söylüyorum Sayın Gök.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok zorlama oldu Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bu söylediklerinizi tutanaklara geçmesi amacıyla söylediniz ama şu üç dört gün içinde, herhâlde 10 kere tutanaklara geçti aynı cümleler. Bir kez de sizden geçmiş olsun diyorsunuz, tamam.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kaç 10 kere? 44 kere.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şöyle: Yani, biz tekrarlıyoruz ama arkadaşlar ifade edince tekrar söylemek gereği hasıl oluyor.

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Karaca, buyurun.

HARUN KARACA (İstanbul) – Tarafıma her iki grup başkan vekilinin de sataşmasından dolayı söz istiyorum. Detaylarına…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben sataşmadım efendim, ben bir durum tespiti yaptım. Ben asla…

BAŞKAN – Mesela ”sataşma” derken ne söylediğini düşünüyorsunuz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Neye sataşmışım, ne yapmışım?

HARUN KARACA (İstanbul) – Birincisi efendim: Ben tarih önünde hesaplaşacağız demedim, tarih önünde üzüleceklerdir dedim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben de öyle bir konuyu ima ettiğinizi söyledim Harun Bey.

BAŞKAN – Sayın Gök, duyamıyorum, lütfen.

HARUN KARACA (İstanbul) – İkincisi: Suç makinesiyle ilgili olan sözlerime açıklık getirmek istiyorum müsaadenizle.

BAŞKAN – Şimdi, açıklık getirmek istiyorsanız yerinizden söz vereceğim Sayın Karaca.

HARUN KARACA (İstanbul) – Hayır, sataşmadan dolayı açıklık getirmek istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sataşma değil; bu, açıklama, yerinizde… Biz bir durum tespiti yaptık Harun Bey. Yani, o söylediğime cevap verirsen de iyi olur. Kimin zamanında atanmışlar?

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

6.- İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadeler ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HARUN KARACA (İstanbul) – Tabii ki vereceğim, durum tespitini ben de yapacağım. Oradan da cevap verdim. Size aslında çok detaya girmeden söyleyeceğim.

Yerel mahkemenin kararı verilmeden hemen Anayasa Mahkemesinin kararının bu şekilde verilmesi ihsasıreydir. Bundan sonrasıyla ilgili…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Esas karar değil ki bu.

HARUN KARACA (Devamla) – Müsaade edin, ben konuşayım.

Bundan sonrasıyla ilgili, mahkemenin vereceği kararı etkileme yönündedir, birincisi bu.

İkincisi: Ben tarih önünde hesaplaşacağız demedim, tarih önünde üzüleceklerdir dedim.

Suç makinesiyle ilgili olan kısma dönmek istiyorum. Bakın, arkadaşlar, Kobani çok fazla hafızamızdan uzak değil; Kobani’den dolayı, orada bulunan insanları meydanlara davet ederek 50 kişinin ölümüne sebep olmaları daha şurada çok uzak bir tarih değil. Bugün de aynı şekilde Sur için davetlerini sunuyorlar.

İkincisi, benim arabamın arkasında, bagajında silah bulunmadı arkadaşlar.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Kimin bulundu?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kimin bulundu?

HARUN KARACA (Devamla) – Benim arabamın arkasında silah bulunmadı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kimin bulundu, söyle.

HARUN KARACA (Devamla) – Müsaade edin, müsaade edin.

Dokunulmazlık zırhına bürünerek bulunduğunuz evlerde, bulunduğunuz yerlerde arama yapılmasıyla ilgili olarak ne yapıyorsunuz? Engellemeye çalışıyorsunuz. Merak etmeyin, bunların hepsini fezlekeler geldiği zaman göreceğiz, herkes yerini alacak.

Hazır fezlekelerle ilgili söylemişken… Özgür Özel Bey’le de görüştük, sayın grup başkan vekiliyle, benim bir dokunulmazlık zırhına sığındığımla ilgili bir beyanatta bulunmuş, yanlış olduğunu ifade ettim. Ben yargılandığım dönemde beraat ettikten sonra, 2011’de milletvekili oldum.

Üçüncü şeyi söyleyeyim: Bakın, dün -sadece basından okuduğum kadarıyla söylüyorum- basından okudum, Sayın Demirtaş demiş ki: “Biz hendeklerden, öz yönetimden falan vazgeçtik.” Dün cici çocuk olarak saz çalıyordu, bugün o sazla “Kendim ettim, kendim buldum.” demeye başladı.

Sayın Sırrı Süreyya Önder’e de söyleyeyim: Saz da çalıyorum, türkü de söylüyorum, merak etmeyin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hiç belli olmuyor ama.

HARUN KARACA (Devamla) – Hoşça kalın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Grubumuza sataşma var, Sırrı Bey cevap verecek.

BAŞKAN – Tamam, grubunuza sataşmaya Sırrı Süreyya Önder cevap verecek iki dakikada.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ne diye sataştı Sayın Başkan?

7.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Efendim, Aleyhissalatu Vesselam’a sormuşlar: “Mümin cinayet işler mi?” “İşler.” demiş; “Mümin zina yapar mı?” “Yapar.” Bir kaç suç daha sıralamışlar, sonra “Mümin yalan söyler mi?” demişler, “Müminken asla.” demiş. Ayıptır! Kimin arabasının bagajında silah var? Bir.

İkincisi…

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Faysal Sarıyıldız’ın arabasında.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bak, bu daha da ayıp.

İçişleri Bakanı burada, bunu tekrar edebilir mi acaba? “Faysal Sarıyıldız’ın aracında silah var.” sözünü Sayın İçişleri Bakanı tekrar edebilir mi? Şimdi, eski psikolojik harp kalıntılarının yürüttüğü bu algı operasyonlarına düşmek çok kolay bir şey ama bunun bir de bir sorgusu, suali var, kendinize vereceğiniz hesabı var.

Gelelim fezlekeye: Bu grubun üst üste koy yattığı seneyi, yüz elli sene. Yüz elli sene, biz, cezaevi, taş, değnek, mermi yağmurunun altından gelmişiz. Bizi bununla mı korkutacaksınız? Biz mi buna sığınacağız? Meclis ilk açıldığı gün kendi elimizle götürüp “Dokunulmazlıklarımızı kaldırın.” dilekçesini vermiş olmanın onurunu taşıyor bu grup. Bizi bununla korkutamazsınız, ayıptır! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri…

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Karaca, nedir talebiniz?

HARUN KARACA (İstanbul) – “Ayıptır” diye şahsıma direkt sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Sayın Karaca, sayın milletvekilleri…

HARUN KARACA (İstanbul) – Yalancılıkla suçlamıştır.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sözümü geri alıyorum. Ayıp değil, size çok yakışır!

HARUN KARACA (İstanbul) – Tekrar etti.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sözünü geri aldı.

Sayın milletvekilleri, bu tartışmayı burada noktalıyorum.

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkanım, sözünü geri almadı, bakın “Size çok yakışır.” ifadesini kullandı, kendisine iade ediyorum.

BAŞKAN – Bu ayrımcı dili lütfen şu kürsüden kullanmayın, lütfen…

HARUN KARACA (İstanbul) – Müsaade edin efendim, tamam…

BAŞKAN – Burada hepimiz eşitiz, milletvekiliyiz. Birbirimizle olan diyaloğumuzda, en azından, bu ayrımcı ve giderek nefret dilini kullanma yolunda bir adım da sizler atmayın lütfen.

Teşekkür ediyorum.

HARUN KARACA (İstanbul) – Bakın, Allah bakışları da bilir, kalplerdekileri de bilir.

BAŞKAN – Bu sözlerim size değil, hepimize, kendimi de içine katarak söylüyorum.

HARUN KARACA (İstanbul) – Kendisine iade ediyorum. Ayıp olan şeyleri kendileri yapmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum Genel Kurula.

BAŞKAN – Bir dakika…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sur’da düzenlenecek etkinlikte bir sıkıntı çıkmaması için Hükûmet yetkililerinin çaba içerisinde olması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sur’da 200’e yakın insanın katliam tehlikesi altında olduğunu uzun süredir buradan da ifade ediyoruz. Sokaklarda, alanlarda bunlarla ilgili, Sur’daki katliam tehlikesiyle ilgili bir duyarlılık yaratmaya çalışıyoruz. Hükûmetle, devlet yetkilileriyle yaptığımız görüşmede, ikinci bir Cizre vahşetinin yaşanmaması gerektiğini defalarca ifade ettik.

Şimdi, bütün bu girişimlerimize, çabalarımıza rağmen Sur’la ilgili herhangi bir adım atmayan, herhangi bir gelişmenin önünü açmayan bir hükûmet ve devlet pratiği ortadayken, tamamen demokratik eksende partimizin ve Eş Başkanımızın, Diyarbakır halkının demokratik iradesini ortaya koyması açısından yapmış olduğu bir çağrıya bugün İçişleri Bakanı da aynı şekilde bir açıklama yapmış. Bir provokasyon çağrısı, bir kan akacak çağrısı üzerinden tanımlamayı asla kabul etmiyoruz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – 6-7 Ekim olayları ortada değil mi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Dünden beri hem AKP’li vekiller hem AKP’ye yakın yandaş medya, Sur’da bir provokasyon olacağını ve kan döküleceğini ima ediyorlar. Bakın, altını çizerek söylüyorum, orada yapılacak olan eylem, etkinlik ve yapılan çağrı tamamen demokratik çerçevesi belirlenmiş olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Dinliyoruz sizi, kayda geçer, lütfen, devam edin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kapandı, hayır, açarsanız, önemli.

BAŞKAN – Ama, bir dakika diyorum ve toparlayıp bir dakikaya sığdıramıyorsunuz söylediklerinizi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, grup başkan vekilleri bir dakika istediği zaman da toparlamak için Meclis başkan vekilleri…

BAŞKAN – Onun kararını ben vereyim. Bu konudaki hassasiyetimi biliyorsunuz. Ama, size süresiz konuşma verdiğim zaman da bu konuşmalar on dakikayı geçiyor ve bütçe görüşmesi burada giderek grup başkan vekillerinin kendi aralarında sohbete dönüşüyor. Diğer arkadaşların söz hakkına tecavüz etmeyelim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Önemli bir konudan bahsediyoruz, toparlamama izin verirseniz.

BAŞKAN - Son kez bir dakika daha süre veriyorum. Diğer arkadaşlar bekliyor, buyurun, son bir dakika.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gerek İçişleri Bakanının yaptığı açıklama gerek AKP’li vekillerin yaptığı konuşmalar ya da sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlar gerekse de yandaş medya aracılığıyla yapılan propaganda, açıkçası orada “Hükûmet ya da devlet eliyle bir provokasyon planlanıyor mu?” kaygısını bizde artırmış durumda. Biz, demokratik temelde yapılacak olan o etkinlikle ilgili de İçişleri Bakanının görevinin her türlü provokasyonun önlenmesi, demokratik temelde insanların ortaya koyacağı o demokratik tepkinin zemininin sağlanması olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Bu saatten itibaren de böyle kaygıları artıracak, tehdit edecek açıklamalar yerine, oradaki bugünkü etkinlikte, eylemde farklı bir sıkıntının çıkmaması için Bakanlık yetkililerinin ve Hükûmet yetkililerinin çaba içerisinde olması gerektiği hususunu belirtiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı olarak Tekirdağ Milletvekili Sayın Mustafa Yel konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer vatandaşlarımız; 2016 mali yılı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçeleri üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ülkemizin bağımsızlığı, birlik ve beraberliği için vatanı uğruna canlarını ortaya koyarak terörle mücadelede görev alan tüm mülki idare amirlerimize, polis, asker, geçici köy korucularımıza ve diğer kamu personeline bu mücadelede başarılar diliyorum. Şehitlik mertebesine ulaşan tüm asker, polis, korucu, öğretmen ve sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, sağlıklı ömürler niyaz ediyorum.

Hâlen güneydoğuda görev yapan tüm kahramanlarımıza ve şehitlerimize atfen diyorum ki:

“Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”

Elbette ki yarınlar çukurseverlerin, barikatseverlerin, bodrumseverlerin değil, vatanseverlerin olacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bilindiği üzere, İçişleri Bakanlığı güvenlik hizmetlerini Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtasıyla yürütmektedir. Bu güvenlik hizmetini 147.671 Jandarma personeli, 273 bin Emniyet personeliyle yürütmektedir. Ülkemizin alan olarak yüzde 93’ü jandarma, yüzde 7’siyse polisin görev ve sorumluluğundadır. Toplam nüfusumuzun yüzde 86’sı polis, yüzde 14’ü ise jandarma bölgesinde yaşamaktadır. Güvenlik güçlerimiz, güvenlik hizmetlerinin sağlanması ve suçların işlenmeden önlenmesine yönelik olarak vatandaş odaklı hizmet anlayışı doğrultusunda teknolojik imkânlardan da yararlanarak hizmet kalitesini ön plana çıkaran çalışmalar yapmaktadır. Güvenlik teşkilatlarımız her türlü teknolojik imkâna ve uluslararası akrediteye sahip modern kriminal laboratuvarlarla faaliyet göstermektedir. AK PARTİ iktidarı olarak güvenlik personelinin nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesine büyük önem vermekteyiz. Vatandaşlarımıza sunulan güvenlik hizmetlerinin daha etkin bir şekilde sunulması amacıyla iç güvenlik birimlerimizin her türlü bina, araç gereç ve diğer ihtiyaçlarının zamanında karşılanmasına özel önem vermekteyiz. Gelişmiş ülkelerdeki güvenlik güçleri hangi fiziki şartlara, hangi imkânlara sahiplerse biz de aynı imkânları güvenlik güçlerimize sağlıyoruz. Geçmiş dönemde polisimiz devriye gezecek taşıt, taşıtına koyacak yakıt bulmakta zorlanmaktaydı, bugün ise polisimiz en modern taşıtlara sahip bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde kendini devletten üstün ve daha güçlü göstermek isteyen organize suç örgütlerine ve haraç çetelerine karşı amansız mücadele yapılarak devletin gücü gösterilmiştir. Bu mücadeleler sonucunda, toplum güvenliğini olumsuz etkileyen illegal yapılanmaların cesareti kırılmış, kamu düzenini bozmaya yönelik pek çok girişim, yapılan operasyonlar sayesinde işlenmeden önlenmiş ve bu sayede vatandaşımızın devlete olan güveni pekiştirilmiştir.

AK PARTİ olarak millî birlik ve beraberliğimizin ve ülkemizin milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunmasını en büyük öncelik olarak görmekteyiz. Ülkemizin geleceğini teminat altına almak ve bu terör belasıyla daha uzun yıllar uğraşmak istemiyorsak bu sorunu mutlaka çözmek durumundayız. Bunun için de bu sorunu siyasete alet etmeden, millî bir mesele olarak ele alıp hep birlikte sorumluluk almalı, taşın altına elimizi koymalıyız.

Terörle mücadelenin kolay olmadığını, her alanda çok boyutlu, kapsamlı ve topyekûn bir mücadele gerektirdiğini yaşadığımız tecrübelerden biliyoruz. Bu nedenle, Hükûmetimiz terörle mücadelede bütün imkânları seferber etmekte, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak, ülkemizin birlik ve beraberliğini güçlendirmek için her türlü tedbiri almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel Komutanlığımıza 2016 yılı için 8 milyar 276 milyon 881 bin Türk lirası, Emniyet Genel Müdürlüğümüze ise 21 milyar 140 milyon 638 bin Türk lirası tahsis öngörülmüştür. Güvenlik güçlerimizin görev alanında bulunan hizmetleri yerine getirirken ayrılmış olan bu ödenekleri en tasarruflu ve hizmete en uygun biçimde kullanılması yönünde her türlü gayreti göstereceklerine inanıyor, 2016 mali yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip konuşması sırasında, grubumuza da dönerek “Bodrumseverler, çukurseverler değil, vatanseverler bu ülkeyi kurtaracak.” demek suretiyle açık sataşmada bulunmuştur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Onu da demesin mi Sayın Başkan? Yapmayın lütfen ya.

BAŞKAN – Ama, sizin grubunuzun ismini andı mı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, bunu da demeyecek miyiz Sayın Başkan?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tabii, tabii, grubumuza dönerek, işaretle de göstererek açık bir sataşmada bulunmuştur. Buna mutlaka cevap vermeliyiz.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, Sayın Baluken, bu sataşma işini hep birlikte bir koordine etmemiz gerekiyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O zaman HDP’yi kastetmediğini söylesin, vatansever, bodrumsever, çukursever meselesini.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, kastedebilir Sayın Başkan, bu kadar eleştiri olacak.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, arkadaşlar yani giderek “Söylerken bana baktı” diyerek…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Bana baktı.” değil, grubumuza bakarak…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yağmur yağdı, “ördek” dedi gibi bir şey bu. Öyle şey olur mu ya!

BAŞKAN - …bundan da sataşmadan söz istemeye başlandı bu Mecliste.

Kastınız neydi?

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Efendim, konuştuklarım sırasında birdenbire grubu hatırladım, HDP Grubunu hatırladım ve onlara bakmak zorunda kaldım.

BAŞKAN – Yani gayriihtiyari.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Gayriihtiyari.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederiz.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, bir ilave yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen, Ruhi Bey, biraz sonra... Bir konuşmacıyı alayım yani…

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Burada ifade etmek durumundayım.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, ben Başkan Vekili olarak, sizler de biliyorsunuz ki Tüzük’te herhangi bir şekilde söz talebinde bulunduğunuz zaman aynı oturum içinde kalmak suretiyle istediğim zaman o sözü verebilirim, takdir yetkisi bende. Size söz vereceğim, müsaade edin…

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – 10 saniye… Burada tutanakta kayda düşsün diye…

BAŞKAN – Buyurun.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Türk devleti bütünlük ifa eder, devleti ebed müddettir. “Bizden öncekiler polis araçlarına yakıt bile koyamazken bugün bu işleri yaptık.” ifadesini Türk devlet geleneğine uygun bir ifade olarak göremiyorum, bunun kayıtlara düşmesini istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun altıncı konuşmacısı Uşak Milletvekili Sayın Mehmet Altay.

Buyurun Sayın Altay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ALTAY (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarımız, devletimizin temel görevlerinden biri kamu düzeni ve güvenliğinin tesis edilerek bireylerin Anayasa ve yasalarda güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerini korku ve endişeden uzak, güven içinde kullanmasını sağlayacak ortamların hazırlanmasıdır. Bu kapsamda kamu düzenini ve güvenliğini sağlamak konusunda ülkemizin son dönemdeki en önemli gündem maddesi her gün burada tartıştığımız terördür. Türkiye, geçmişten bugüne kadar farklı amaçlara sahip çok sayıda terör örgütünün hedefi olmuştur. Coğrafyamızda yüz yıl önce sınırları cetvelle çizilip birbirine akraba toplumları bölenler bugün de terör vasıtasıyla birlik ve beraberliğimize, kardeşliğimize kastetmişlerdir. Bu kapsamda hepimizin bu coğrafyada sergilenen oyunu ve büyük resmi aslında görmesi gerekir. Terör ile ülkemizin ayaklarına pranga vurmak isteyen bu çevrelere karşı mücadelemiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. Hepimizin…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Okumadan direkt buraya bakıyorlar, oraya bakmadan.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sataşma, sataşma.

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen… Lütfen biraz ciddi olalım, lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ciddiyeti hatibe söyle.

MEHMET ALTAY (Devamla) – Sayın Önder, ben okumadan da anlatabilirim. Şimdi, hepimizin farklı siyasi düşünceleri olabilir, farklı bakabiliriz.

BAŞKAN – Konuşmacıya müdahale de etmeyin, insicamını da bozmayın. Esprinin, şakanın bir noktaya kadar yeri var, lütfen.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Önder’e bakmadan söyledi, ben şahidim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Baştan başlasın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen devam edin.

MEHMET ALTAY (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepimizin siyasi görüşleri farklı olabilir, farklı alanlarda farklı şeyler söyleyebiliriz fakat teröre ilişkin bir tutum belirlememiz gerekir, hep söylediğimiz şey de bu. Bir duruş sergileyelim, terörün hepsini hep birlikte kınayalım diyoruz. Aslında size söylemek istediğimiz şey de bu. Senin terörün, benim terörün şeklindeki bir algının yanlışlığını bu ülkede bütün yıllar boyunca hepimiz çektik, bütün geçmişimizle birlikte acı tecrübelerini yaşadık. Artık buna bir son verelim istiyoruz bu ülkemizde, bütün düşüncemiz ve değerimiz de bu noktadır.

Değerli arkadaşlar, bu, özellikle bugün üzerinde söz almış olduğum kamu güvenliğiyle ilgili konuda, kamu güvenliğinin tesis edilmesi ve ülkemizin birliği ve dirliği için görevlerini özellikle bu dönem içerisinde ifa eden ve bu uğurda şehit düşen şehitlerimizi rahmetle anmak istiyorum.

Burada, özellikle terörle mücadelenin öncelikli amacının kamu düzenini korumak, ülkemizin birlik ve beraberliğini sağlamak üzere Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığımızın görevi içerisinde bulunan kamu düzeninin sürekliliğini sağlamak, terörle mücadele alanında stratejiler geliştirmek ve ilgili kurumlar arasında bilgi akışı ve koordinasyonu sağlamak olduğu hepimizin bilgisinde.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, kurulduğu günden bu yana, bu görevi çerçevesinde, terör örgütlerine katılımları engellemeye yönelik projeler, sosyal araştırmalar, terörle mücadele, sosyoekonomik, kültürel ve psikolojik faktörlerin analizi çalışmalarını gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye devam etmektedir. Bu kapsamda özellikle hazırlanan ve Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun Mardin’de açıklamış olduğu Terörle Mücadele Eylem Planı ve yol haritası çerçevesinde, kamu düzenini kim tehdit ederse etsin kesinlikle engelleneceği, kapsamlı demokratik bir reform süreci uygulanarak, sosyal seferberlik kapsamında, terör saldırıları nedeniyle oluşan bütün yaraların sarılacağı ifade edilmiştir.

Terörden dolayı zarar gören vatandaşlarımıza yardım edilerek, istismar edilen yerel yönetimlerle ilgili yasalar yeniden ele alınacaktır. Yeniden ihya ve inşa kapsamında, teröristlerce evleri yakılan ve yıkılan vatandaşlarımızla birlikte yine terör örgütünün yaktığı ve kullanılamaz hâle getirdiği okul ve hastanelerin inşası hayata geçirilecektir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin demokratikleşmesinin yanı sıra, birlik ve beraberliğimizin reçetesi bin yıllık destanda hayat bulan birlik ve beraberliğimizdir. Türkiye’de barışı, huzuru, kardeşliği istemeyenler, ekonominin prangalarından kurtulup yükselişini hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler dün olduğu gibi bugün de varlığını devam ettirecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALTAY (Devamla) – Bu çevrelerle olan mücadele de sonuna kadar devam edecektir.

Bu düşüncelerle 2016 bütçesinin ülkemize, milletimize ve kardeşliğimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

AK PARTİ adına yedinci konuşmacı Samsun Milletvekili Sayın Orhan Kırcalı olacak.

Sayın Kırcalı buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN KIRCALI (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemize yönelik göç hareketlerinde bir yandan artan ekonomik gücümüz ve istikrarımız bir çekim unsuru oluştururken diğer yandan da yer aldığımız coğrafi bölgedeki istikrarsızlıklar ülkemize yönelik göçü artırmıştır. Ülkemizde göç konusunda daha etkin politikalar belirleyebilmek ve yürütebilmek için Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin ve Avrupa’nın son dönemdeki en önemli konusu da Suriyeli göçmenler olmuştur. Yeni kurulmuş olmasına rağmen Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bu ilk sınavını başarılı bir şekilde vermiş ve vermeye de devam etmektedir. 19 Şubat 2016 tarihi itibarıyla ülkemizde kayıtlı olarak bulunan Suriyeli sayısı 2 milyon 688 bin ve yaptığımız toplam harcama da yaklaşık 10 milyar dolara ulaşmıştır. Bu aziz milletimiz Türkmen, Kürt, Arap, Ezidi ayrımı yapmadan tüm Suriyeli kardeşlerimize kapılarını açmıştır. Bizler bu konuda insanlığın vicdanı olduk ve vicdanı olmaya da devam edeceğiz. Yaradan’dan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevgi bizim milletimizde o denli zirveleşmiştir ki insanlara hizmet kemale ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türk halkı muhacir konumundaki Suriyeli kardeşlerine de ensar olmaya devam edecektir.

Ülkemizde yaklaşık 2,9 milyon mülteci barınmakta iken, şu anda Avrupa’nın bütününde yaklaşık mülteci sayısı 1 milyondur. Avrupa’nın, bu mültecilere insanlık dışı uygulamaları da hepimizin malumudur. Avrupa sistemini “Ne kadar insanı buraya erişmeden geri döndürebiliriz”in üzerine kurarken, ülkemiz Suriyeli kardeşlerimizi insan onuruna yakışır bir şekilde karşılamış ve ağırlamaktadır. Bir şekilde Avrupa sınırlarına ulaşan mülteciler, sınır bölgelerinden geçerken ilgili devletlerin sınır polisleri tarafından insanlık dışı uygulamalara maruz kalmaktadır. Bazı ülkeler mülteci girişini engellemek için sınırlarına 3 metre yüksekliğinde ve yüzlerce kilometre uzunluğunda dikenli teller çekmiştir. Daha üç gün önce sınır kapısında telleri aşan mültecilere Makedon polisi göz yaşartıcı gazla müdahale etmiş ve mültecileri, göçmenleri ülkeye sokmamıştır. Ne yazık ki, ülkelerine kabul edilecek göçmenleri dinî kriterlere göre belirleyeceğini açıklayan AB ülkeleri dahi olmuştur. Danimarka, göçmenlerin ziynet eşyalarına el koyarak masrafların karşılanmasını öngören bir kanun çıkartmıştır. Batılı ülkeler kendi oluşturdukları uluslararası hukuka bile kendileri riayet etmemektedirler. Modern çağın bu ilkel tutumları karşısında Hükûmetimiz, devletimiz ve aziz milletimiz Suriyeli mültecileri misafir olarak görmekte ve yaklaşık 260 bini AFAD’ın 10 ilde kurduğu ve yönettiği 25 barınma merkezinde ağırlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken, dün CHP’li bir hatibin bu kürsüde, bu kutsal çatı altında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey’e ve ailesine ve AK PARTİ Grubuna yönelik devlet terbiyesinden, siyasi ve genel ahlaktan yoksun konuşmasını kınıyorum. Cumhurbaşkanını tanımadığını söyleyenlere de şunları belirtmek istiyorum: Milletimizin oyuyla seçilen ve bu aziz milletin baş tacı yaptığı Sayın Cumhurbaşkanımızı bu millet çok iyi tanımaktadır ve tanıtmaktadır.

Hepinizi saygıyla da selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kırcalı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, dün Mecliste yaşanan bir tartışma dün itibarıyla geride kalmıştır.

BAŞKAN – Dün de geride kaldı. Bugün o konuyla ilgili söz vermeyeceğim. Başka bir gerekçeniz varsa lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sadece kınadı Sayın Başkanım, bir şey söylemedi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, zannedilmesin ki yani dünkü bir hadiseyi gündeme getirerek bir cevap vermeyeceğiz ama dünde kalan bir tartışmayı burada eğer hatipler devam ettirirse cevap hakkımızı bundan sonra saklı tutuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kınadı sadece Levent Bey.

BAŞKAN – AK PARTİ adına sekizinci konuşmacı Karaman Milletvekili Sayın Recep Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ŞEKER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığımızın 2016 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz aldım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002 yılı sonunda ülkemizdeki sağlık sistemimizi hatırlayalım: Acil hizmetlerdeki aksamalar, koruyucu hizmetlerdeki yetersizlikler, bakımsız hastaneler, yaygın koğuş tipi odalar, personel ve tıbbi cihaz eksiklikleri, uzun muayene kuyrukları, özel muayenehane ağırlığı, hastaların, bebeklerin ve cenazelerin hastanelerde rehin kaldığı, vatandaşlarımızın hiç de layık olmadığı günler yaşandı maalesef ülkemizde.

AK PARTİ 2003 yılında "Önce insan önce sağlık" diyerek Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı başlattı. Bununla ilgili olarak birinci basamak sağlık sisteminde aile hekimliği sistemine geçildi ve ortalama 3.600 kişiye bir hekim verildi. Bebeğin anne karnına düşmesinden itibaren titiz takibe alındı, riskli gebeler anne otelinde misafir edilir oldu. Bebek aşılamalarında dünyada ilk kez karekod destekli elektronik aşı takip ve soğuk zincir izleme sistemiyle ve ücretsiz olarak yapılan aşılarla yüzde 95-98'de olan Avrupa ülkeleri aşı oranlarını yakaladık.

Kronik hastalıklar, obezite ve tütünle mücadelede ciddi mesafeler aldık. Özellikle tütünle mücadelede model ülke hâline geldik. Bu sayede akciğer kanserlerinde yüzde 10 oranında azalma oldu. Dünya Sağlık Örgütünün bu sebeple 4 kez ödüllendirdiği tek ülke olduk. Kanser, ağız ve diş sağlığında modern gezici araçlarla en ücra köylerde dahi taramalar yapar hâle geldik. Yatağa bağımlı hastaların tıbbi bakım ve rehabilitasyonları Evde Bakım Hizmetleri tarafından kendi evlerinde verilmeye başlandı. Bu kapsamda 2015 yılında 652 bin kişiye sağlık hizmeti verilmiştir.

Acil olaylara müdahale konusunda 2002 yılında 481 olan 112 istasyon sayısı 2.400'e, 617 olan ambulans sayısı 5.455'e çıkmıştır. 2002'de hiç olmayan kar paletli ambulanstan şu an 265 adet vardır. 3 adet uçak ambulansımız, 17 adet helikopter ambulansımız, 6 adet deniz bot ambulansımız ve üzülerek söylüyorum, artık 3 adet de zırhlı ambulansımız var. Bildiğiniz gibi artık ambulanslarımız kurşunlanıyor.

İkinci basamak sağlık sistemiyle ilgili olarak da yataklı tedavi boyutunda, öncelikle yapılamaz denilen SSK hastaneleri başta olmak üzere kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığına devredilerek birleştirildi. Bu sayede insanlarımızın istediği hastaneye gidebilmesi sağlandı. Yeşil kartlı vatandaşlarımızın tüm sağlık hizmetleri ücretsiz oldu. Her hekime bir oda verildi, muayene kuyrukları önlendi.

2002 yılında 6.389 olan nitelikli yatak sayısı 48 bine çıkarıldı. Yoğun bakım yatak sayısı 869'dan 12.484'e, 18 olan MR cihazı 268'e, 121 olan tomografi 484'e, 1.510 olan diyaliz cihazı sayısı 4.734'e yükselmiştir. Vatandaşlarımıza Linac gibi Tomoterapi gibi yüksek tıbbi teknoloji cihazları ile sağlık hizmeti sunulur hâle geldi.

2003-2015 yılları arasında 810 adet hastane, 1.775 adet birinci basamak sağlık tesisi olmak üzere toplamda 2.585 adet sağlık tesisi inşa edilerek vatandaşımızın hizmetine sunulmuştur.

Şehir hastanelerinin yapımı 34 adet projeyle devam etmekte, bittiğinde 43 bin nitelikli yatak sayısı yeniden ilave edilmiş olacak.

Sağlık turizmi gelişmekte, inşallah 2023 yılında 20 milyar dolar gelir hedeflenmektedir.

İnsani yardım faaliyetlerimiz Suriyeli sığınmacılar için olduğu gibi ihtiyaç sahibi Sudan, Somali, Filistin, Pakistan ve Kırgızistan gibi birçok ülkeye sağlık tesisleri yapılarak devam ediyor.

2016 yılı kamu harcamalarında eğitimden sonra sağlık ikinci payı aldı ve 95 milyar TL olarak planlandı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan Karaman ilimizdeki sağlıktan da kısaca bahsedecek olursam: 2002 yılında 785 olan toplam sağlık insan gücü 2,5 kat artarak 1.976'ya yükselmiştir. 112 istasyonu 2'den 13'e, ambulans 2'den 35'e çıkmıştır. 1994-2002 yıllarında 15,70 milyon TL olan yatırım donanım harcamaları 2003-2015 tarihleri arasında yeni hizmet binaları, il merkez ve ilçe hastaneleri, aile hekimliği merkezleri inşa edilmek suretiyle 10 kat artarak 166 milyona TL'ye yükselmiştir.

Bu vesileyle, tüm ahirete göç etmiş olan sağlıkçılarımızı ve şehitlerimizi hayırla yâd ediyor, yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Sağlıktaki bu başarılara imza atanlara, emeği geçenlere, tüm sağlık çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum.

Sağlık Bakanlığımızın 2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre, önemli bir husus var, yani Hükûmet de buradayken bunu Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhurbaşkanı Başdanışmanının sarf etmiş olduğu bazı ifadelere ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Erdem Gül ve Can Dündar’ın tahliyesiyle ilgili, bu, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karardan sonra yaşanan sürece çok girmeyeceğim. Ancak, özetlemek gerekirse: Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve Hükûmet arasında ve Hükûmetin de kendi arasında tamamen birbiriyle çelişen tutumlar olduğunu gördük. Yani, burada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı konuştuğunda, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ konuştuğunda farklı bilgiler sundu Genel Kurula, Bakanlar Kurulundan sonra Sayın Numan Kurtulmuş konuşunca farklı bir değerlendirme yaptı. Şimdi bütün onların detaylarına girmeyeceğim. Ancak, bugün, Sayın Numan Kurtulmuş’un “Bu Cumhurbaşkanının kişisel tavrıdır.” değerlendirmesine cevap veren Cumhurbaşkanının Başdanışmanı Mustafa Akış aynen şu cümleyi Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüde konuşsun Sayın Başkan, böyle yerinden olmaz ki.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Artı bir dakika daha verdim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Aynen şu cümleyi kullanmış: “Cumhurbaşkanımızın Anayasa Mahkemesi kararını eleştirmesi kişisel konumlanma değil devletin ve Hükûmetin başı sıfatıyla bir açıklamadır.” Şimdi, neresinden tutsanız düzeltilecek bir açıklama değil. Ancak ben özellikle bu “devletin ve Hükûmetin başı” açıklamasına bayağı bir takıldım çünkü şu anda elimde Anayasa var, Anayasa 104’e göre Cumhurbaşkanı “Devletin başı” olarak tanımlanıyor. Yani Cumhurbaşkanı Başdanışmanı “Cumhurbaşkanı Hükûmetin başıdır.” dediği zaman acaba Davutoğlu’nun görevden alındığını mı ima ediyor? Ya da Hükûmetin Cumhurbaşkanına bağlandığını mı söylüyor? Ya da Türkiye’de bu süreç içerisinde bir rejim değişikliği oldu da Meclisten, milletten bu rejim değişikliği mi saklanıyor? Yani bu açıklamayı kabul etmek mümkün değil. Mevcut darbe anayasasının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baluken, o açıklamayı yapan kişiyle konuşursunuz, bu sorularınızın cevabını alırsınız.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, bu burayı da ilgilendiren bir konudur Sayın Başkan. Bu geçiştirilecek bir konu değil. Hükûmetin başı kim? Sayın Başkana soruyorum.

Sayın Başkan… Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bu tavrınız doğru değil. Ben grup başkan vekili olarak…

BAŞKAN – Siz grup başkan vekili olarak bir açıklamadan dolayı söz aldınız, size verdim, kayıtlara geçirdiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ama Hükûmetten bir açıklama beklediğimi söyledim.

BAŞKAN – İsterse cevap verir isterse vermez, böyle bir zorunluluğu yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, siz Hükûmetin herhangi bir açıklama yapıp yapmamasını sormadan konuyu kapatma eğilimi içerisine giriyorsunuz.

BAŞKAN – İsterlerse benden söz alırlar. Ben hiç kimseye “Benden söz alır mısınız?” diye sormuyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O zaman, sayın hatip konuşmasını bitirdikten sonra ben bu konuya geri döneceğim.

BAŞKAN – Hükûmet kendini eğer bir cevap verme durumunda hissediyorsa elini kaldırır söz ister, ben de veririm. Lütfen Sayın Baluken, yetkilerimizin sınırını bilelim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Siz bilmiyorsunuz. Birazdan o tartışmayı açacağız.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisinin dokuzuncu konuşmacısı Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özkal.

AK PARTİ GRUBU ADINA HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu konuşmayı Konya Milletvekilimiz Hüsnüye Erdoğan yapacaktı ancak amcasının vefatından dolayı katılamadı; kendilerine başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Afyon AK PARTİ Kurucu Kadın Kolları İl Başkanı olarak görev yaptığım o yıllarda hastanelerde tedavi olamayan hastaların durumunu gördükçe, o zamanların parasıyla “Günlük 2 milyarım olsa da, partime gelip hâlini arz eden çaresiz insanları tedavi ettirebilsem.” diye nasıl dua edip Allah’a yalvardığımı unutmadım. Rabb’ime şükürler olsun ki o günler geride kaldı.

AK PARTİ olarak görevi devraldığımız 2002’de hastanelere sağlam girenin bile hasta çıktığı o günlerden sağlık alanında kalitenin ve memnuniyetin en üst düzeylere eriştiği bugünlere geldik. Daha on beş yıl önce doktorun, hastanenin, çoğunlukla ilacın olmadığı, özellikle derde dermanın bulunmadığı o zamanlarda merkezî bütçeden sağlığa ayrılan oran sadece yüzde 2,6 idi. “Önce insan, önce sağlık” düsturuyla yola çıkan iktidarımızda ise bu oran bugün bütçenin altıda 1’ine, yani yüzde 16,5’e ulaşmıştır.

Hastanelerde koğuş sisteminden tek ya da iki kişilik konforlu odalara geçiş gibi uygulamalarla yüzde 40’lardan yüzde 70’lere ulaşan memnuniyet oranlarını yakalamış durumdayız. Sağlık hizmetlerinin en temel kalite göstergeleri olarak değerlendirilebilen bebek, çocuk ve anne ölüm oranları yüzde 70-80 oranında azalmıştır.

Kırsal nüfusun sadece yüzde 20’si ambulans hizmeti alabilirken bugün tamamı bu hizmetten dakikalar içinde faydalanabilmektedir. Gece uçuşu da yapabilen hava ve deniz ambulans hizmetlerinden yılda 30 bine yakın vatandaşımız yararlanmaktadır. AR-GE çalışmaları kapsamında millî aşı gibi projelerle ilaçta yerli üretim teşvik edilmektedir. E-reçete, karekod, ilaç takip sistemleri ve Akılcı İlaç Kullanımı Eylem Planı’nın devreye konulmasıyla fazla ilaç kullanımı ve suistimaller azalmıştır.

Değerli milletvekilleri, başörtülü sağlık çalışanlarının her türlü zorluğa göğüs gerdiği, başörtülü hasta kadınların hastanelere alınırken itilip kakıldığı o günlerden başörtülü seçilmiş bir milletvekili olarak Meclis kürsüsünden Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili konuşma yaptığımız bugünlere bizleri taşıyan, başta bu başarı hikâyesinin mimarı Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, ondan aldığı bayrağı daha yükseklere taşıma azminde olan Sayın Başbakanımıza teşekkürleri bir borç biliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hükûmetimize ve Cumhurbaşkanımıza yönelik insafa ve adaba sığmayan, hakaret ve iftira etmeyi huy edinmiş sığ zihniyeti bir kez daha kınıyorum. Hükûmetimiz refah seviyesinin yükseltilebilmesi için ibadet aşkıyla gece gündüz milletimize hizmet ederken Türkiye’nin güçlü ve lider olma yönündeki azimli yürüyüşünü açtığı çukurlarla, mayınlarla sekteye uğratmaya çalışan tüm terör örgütlerini ve destekçilerini bu kürsüden bir kez daha lanetliyorum. Savaş hâlinde bile dokunulmazlığı olan hastanelerin roketlerle vurulması, ambulansların yakılması, gasbedilmesi, sağlık çalışanlarımızın hedef alınması, kaçırılması hatta canlarına kıyılması bu zihniyetin ne kadar alçak ve zalim olduğunun en bariz ve maalesef acı kanıtlarıdır.

Yurdumuzun her köşesinde sağlık çalışanlarımızın vatandaşımızın derdine çare olmak için hiçbir ayrım gözetmeden en ulvi duygularla ve azimle çalıştığını biliyorum. Bu vesileyle değerli sağlık çalışanlarımızı bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Milletin sağlığı için can veren sağlıkçılarımız ile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HATİCE DUDU ÖZKAL (Devamla) – …devletin huzur ve güvenliği için gözünü bile kırpmadan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkal.

Bitti süreniz.

HATİCE DUDU ÖZKAL (Devamla) – Bir dakika daha, çok kısa cümlem kaldı.

BAŞKAN – Veremem süre, başka arkadaşlara karşı adaletsizlik olur.

Selamlayın lütfen.

HATİCE DUDU ÖZKAL (Devamla) – Bütçenin hepimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkal.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Baluken şey yapsın, ben de ondan sonra devam edeyim efendim.

BAŞKAN – Ben önce sizi gördüm.

LEVENT GÖK (Ankara) – Peki.

BAŞKAN - Daha sonra konuşun. Hazır değilseniz Sayın Baluken’e söz verebilirim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır hayır, yok, konuşacağım ama…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yok, o zaten ayrımcı yaklaştığı için önce sizi görür.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır, ben sizin konuşmanız kesilince şey yaptım Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yok, siz buyurun. Estağfurullah, olur mu öyle.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz devam edin, ben devam edeceğim

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır hayır, lütfen. Siz buyurun.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili ifadeleri nedeniyle Türkiye’de ciddi bir kriz yaşandığına ve bu krizi giderecek makamın Hükûmet olduğuna ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yoğun bir mesaiyle bütçe görüşmelerini sürdürüyoruz ve milletin bütçe hakkının Meclisten meşru zeminde bir yasama faaliyetiyle geçirilmesine dönük çalışmaları hep beraber katkı sağlayarak devam ettiriyoruz. Tabii, bu yaptığımız çalışmaların bir anlamı var. Her şeyin meşru temele dayanması, hukukiliği olması ve bu yaptığımız bütün çalışmalarımızın, her türlü çalışmanın temelinde -komisyon çalışmalarında da buradaki çalışmalarımızın temelinde de- bir hukukilik var, bir meşruiyet var. Bu meşruiyeti yaratmaya çalıştığımız bu ortamda Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili söylediği -aslında daha önce de pek çok konuda ifade ettiği- sözlerinden dolayı Türkiye’de ciddi bir kriz yaşanıyor. Bunun adını koyalım. Burada AKP…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Müsaade eder misiniz efendim?

BAŞKAN – Artı bir dakika daha veriyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Burada AKP sözcüleri ne kadar Cumhurbaşkanına bağlılıklarını belirtirlerse belirtsinler, Anayasa Mahkemesi kararında dâhi Hükûmette bir sıkıntının olduğu ve Cumhurbaşkanıyla aralarında bir derin uçurum olduğu da belli.

Ben buradan dün de söylemiştim yani Hükûmetin hangi üyeleri Cumhurbaşkanından yana hangi üyeleri Başbakandan yana, nasıl tavır koyuyorlar? Bu şu anda çözülmesi gereken bir sorun. Yani bizim muhatabımız kim? Muhatabımız Cumhurbaşkanı mı, muhatabımız Başbakan mı? Başbakansa –ki Başbakan olması gerekir- muhatap ortada yok. Yani böyle bir tabloda bu çalışmaların da bir anlamı yok. Yarın bir gün bu bütçe geçtikten sonra da Başbakan ya da Cumhurbaşkanı “Ben bu bütçeyi de tanımıyorum. Örtülü ödenekten bana şu kadar ayrılmış ama ben daha fazla istiyorum.” derse ne olacaktır? Bu meşruiyet krizidir, giderilmesi gerekiyor. Bu krizi giderecek olan makam da Hükûmettir. Hükûmetin sayın üyeleri bu doğrultuda yapılan açıklamaları çok önemli bir şekilde kamuoyuyla paylaşmalı ve açıklamalarda bulunmalıdırlar efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Baluken, iki dakika…

12.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhurbaşkanı Başdanışmanının sarf etmiş olduğu bazı ifadelerle ilgili Hükûmetin Parlamentoya bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, demin ben bir soru sordum ama siz hem sorumu bitirmeme izin vermediniz…

BAŞKAN – Süreniz bitti, süreniz bitti.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …hem de bu konuda Hükûmetin bir açıklama yapıp yapmama iradesini sormadınız.

BAŞKAN – Sormak zorunda değilim canım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben açık bir şeyi soruyorum. Şimdi, sıradan bir yurttaşın kullanmış olduğu cümlelerden bahsetmiyorum. Cumhurbaşkanının başdanışmanı bugün paylaştığı bir mesajda devletin ve Hükûmetin başı olarak Sayın Cumhurbaşkanını tanımlıyor. Ben de elimdeki Anayasa’ya baktığımda 104’üncü maddede devletin başı olarak Cumhurbaşkanının tanımlandığını, bizim de siyasi partiler olarak Hükûmetin başını Başbakan Davutoğlu olarak bildiğimizi ifade ediyorum.

Şimdi, sayın bakanlar bu konuya bir açıklık getirirlerse… Hani Hükûmetin başında kim var? Sayın Cumhurbaşkanı varsa bilmediğimiz bir şey mi oldu? Eğer böyle bir şey yok ise bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanının böyle bir açıklama yapma hakkı ve haddi var mıdır? Bütün bunlarla ilgili bir cevap istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – 3 sayın bakan burada, bununla ilgili Parlamentoyu bilgilendirsinler.

Teşekkürler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Meclisimizin gündemi bütçe özel gündemiyle toplanıyor.

BAŞKAN – Müsaade ederseniz ben konuşsam.

Başka bir şey mi söyleyeceksiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben başladım, izin verirseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – HDP’ye karşı bugün çok iyi, ılımlı davranıyorsunuz. Bize bu kadar sert davranmayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, “Bizim Meclisimizin gündemi bellidir.” diyeceksiniz, benden rol çalmış oldunuz da.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sabahtan beri HDP’yi dinlemekten yorulduk Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben söyleyecektim zaten onları demek istedim. Kusura bakmayın lütfen.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir danışmanın, bir sözcünün, benzer görevdeki bir kişinin her yazdığı metni, her “tweet”i her konuşmacıdan sonra burada gündem yapmak yanlış diye düşünüyorum. Hemen yan tarafta basın odamız var. Eğer bu konuda Sayın Baluken bir özel gündem atfediyorsa toplantıda yapar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bilgi istiyoruz, bilgi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama, sürekli aynı konuyu tekrar etmenin ne kamuoyuna ne Meclise katkısının olmadığı kanaatindeyim. Ben gündeme devam edelim diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bütün söyleyeceklerimi söyledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Efendim, bir şey eksik kaldı, onu da ben söyleyebilir miyim? Buradan söylerim efendim. Kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yani tutanaklara geçsin diye bir şeyler söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Devam edelim Başkanım gündeme.

BAŞKAN – Bakın, bekliyorum, Hükûmetten cevap açıklamak için söz alan kimse olmadı. Sayın Turan’ın dediği gibi, bu konu sizi çok ilgilendiriyorsa dışarıda basın toplantısı yapabilirsiniz, açıklamalarınızı bütün basın mensuplarına yapabilirsiniz. Burada polemik yaratmak için bulunmuyoruz, bütçeyi görüşmek için şu anda uğraş veriyoruz. Sizin de buna saygı duymanızı rica ediyorum, lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben de tutanaklara geçmesi açısından birkaç hususu belirteceğim.

BAŞKAN – Lütfen.

Sayın Baluken, ben size söz vereceğim ama ne zaman vereceğimi ben takdir edeceğim aynı oturum içinde.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır, şu anda tutanaklara geçsin diye…

BAŞKAN – Tamam, aynı oturum içinde ben size söz vereceğim, kendi takdirimde. Açın bir İç Tüzük’e bakın, ne zaman size söz vereceğimi ben takdir edebilirim.

Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, burada bir siyasi partinin grup başkan vekili kalkınca dinlemek ve söz vermek zorundasınız.

BAŞKAN – Zamanını ben takdir etmek koşuluyla onu yapmak zorundayım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tabii ki, olabilir, tabii ki.

BAŞKAN - Zamanını ben takdir edeceğim, şu anda size söz vermek durumunda değilim, biraz sonra vereceğim, bitti.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Peki, Sayın Başkan, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan burada polemik yaratma derdinde olduğumuzu söyleyerek açık bir şekilde bana ve grubumuza sataşmıştır. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Katiyen bu konuyla polemik yarattırmayacağım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O zaman birazdan tutanakları isteyip usul tartışması açacağım.

BAŞKAN - Üç gündür bu konuşuluyor, polemik üstüne polemik, bu nedir!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Onlar konuşuyor, biz iş yapıyoruz Sayın Başkan.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun onuncu konuşmacısı Kilis Milletvekili Sayın Reşit Polat.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA REŞİT POLAT (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu bütçeleri hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve aziz milletimizi hürmet ve saygıyla selamlıyorum.

Kuruluşu 1838 yılına kadar uzanan, iki asırlık tarihî özelliğiyle ülkemizin en köklü sağlık kuruluşlarından birisi olan Sağlık Bakanlığının dünyaya açılan penceresi konumundaki Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü özel bütçeli bir kamu idaresidir. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, sağlık denetimleri, seyahat sağlığı hizmetleri, tele sağlık hizmetleri, gemi adamları sağlık işlemleri ve ülkemiz sağlık kuruluşlarına tıbbi cihaz teminiyle ilgili hizmetleri yerine getirmektedir. Denizcilik sektörüyle yüz seksen yıllık ortak bir geçmişe sahip olan Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü gemilerin ve gemi adamlarının sağlığına katkı yapan tek kuruluştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görev alanıyla ilgili olarak Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Denizcilik Örgütü, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü ve diğer ulusal ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapan Genel Müdürlük, Türk limanları arasında seyreden, yabancı ülke limanlarından Türk limanlarına gelen ve Türk boğazlarından transit geçen gemilerden sağlık resmi tahsilatı yapmakta, bu gelirlerle de ülkemizin sağlık hizmetlerine katkı sağlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun misyonu, halkımızın etkili, kaliteli ve güvenli ilaca erişimini sağlamaktır. Ürün özelliklerine göre, öncelikle, ilaçların üretim yerleri denetlenmekte ve uluslararası standartlara uygun olduklarına dair sertifika verilmektedir. Kurum tarafından 2012 yılında 995, 2013 yılında 913, 2014 yılında 774, 2015 yılındaysa 684 beşerî tıbbi ürün ruhsatnamesi düzenlenmiştir.

Eczacı yerleştirme sistemiyle eczanelerin açılışında ve dağılımında çok daha etkin bir planlama yapılmaya başlanmıştır. Bu sayede, sağlık hizmeti veren eczanelerin belirli yerlerde yığılmalarının önüne geçilmiş ve halkımızın ihtiyaç duyduğu her yerde eczacılık hizmeti alması, ilaca ulaşması sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde kaliteli ürün üretimini teşvik ederek yüksek teknoloji ürün geliştirilmesine katkıda bulunmak, güvenli ürüne erişimi sağlamak, kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek, etkin bir piyasa gözetim ve denetimini oluşturmak amacıyla dünyada ilk olarak Ürün Takip Sistemi Projesi başlatılmıştır. Vatandaşımızın her türlü ilaç ve sağlık hizmetlerine ulaşımı da kolaylaştırılmıştır. Aynı zamanda -bakın, buraya dikkat çekmek istiyorum- ülkemizde misafir olarak kalan Suriyeli kardeşlerimizin de ilaç ve sağlık hizmetleri sağlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kendi seçim bölgem olan Kilis ilimizin merkez nüfusu 90 bindir. 127 bin Suriyeli misafirimize ev sahipliği yapıyoruz. Bu dünyada eşi benzeri görülmemiş dayanışma ve yardımlaşma örneği tüm dünyaya ders olmalıdır. Kilis’te insanlar işlerini, evlerini, ticari piyasalarını, sosyal mekânlarını paylaşıyorlar. Dünyada sanırım ki kitlesel bir barış eylemi olarak böyle bir büyük örnek bulunmamaktadır. Bu kardeşlik olgusundan yola çıkarak genel merkezimiz ve insan haklarından sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Ayhan Sefer Üstün, Nobel komitesine başvurarak güzel şehrimiz Kilis’imizi Nobel’e aday göstermişlerdir. Ülkem ve hemşehrilerim adına teşekkür ediyorum. Yüce Meclisimizden ve büyük milletimizden barış, kardeşlik ve ensar şehri Kilis’imize bu süreçte destek olmalarını arzu ediyorum.

Ayrıca, dünya ülkelerine bir çağrıda bulunmak istiyorum. Barışın ve kardeşliğin kitabını yazanları, manifesto yayınlayanları güzel şehrimiz Kilis’imize davet ediyoruz. Gerçekleri gördükleri vakit sadece yazmanın bir anlamı olmadığını, fiilen kardeşlik hukukunun nasıl gerçekleştiğini görmek istiyorlarsa Kilis’e buyursunlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Polat.

REŞİT POLAT (Devamla) – Belki bunun sayesinde tüm dünyada barış ve kardeşliğin sağlanmasına katkı sağlayacaklardır.

Bütçemizin vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum tekrar.

Adalet ve Kalkınma Partisinin on birinci konuşmacısı olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Pulcu konuşacak.

Buyurun Sayın Pulcu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBA ADINA MEHMET ALİ PULCU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce grubum adına söz almış olan konuşmacılar kamu harcamalarını 5 kat artırdığımızı, en büyük aslan payının da eğitime ve sağlığa verildiğini zaten ifade ettiler. Dolayısıyla bu beş dakikalık kısa sürede ben teknik bir konuşma yapmayı arzu etmiyorum Sayın Bakan.

Seçimden yeni çıktık. Seçim meydanı er meydanı. Ben yaptığımız sağlık faaliyetlerinin kamu vicdanında nasıl makes bulunduğuna dair bir iki karşılaştığım örneği zikretmek istiyorum.

Arkadaşlar dediler ki: “Doktor Bey, bugün CHP Grubuyla, HDP Grubunun yoğunlukta olduğu bir alanda çalışacağız." Dedim. Hayhay. Açık bir alan, kalabalık bir grup, tatlı sert tartışıyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani “AKP yok.” diyorlar.

MEHMET ALİ PULCU (Devamla) – Biz varız, yeter.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bundan o anlaşılıyor.

MEHMET ALİ PULCU (Devamla) – Levent Bey, tatlı sert tartışıyoruz, tansiyon bazen yükseliyor bazen azalıyor. Onlar soruyorlar ben cevap veriyorum, ben bir şey soruyorum onlar cevap veriyorlar, hiç tartışmaya katılmayan benden yaşlı bir bey, sağlık konusuna gelince Sayın Bakanım, “Bir dakika arkadaşlar, bir dakika." dedi. Bu HDP’li veya CHP’li olabilir, onu bilemiyorum. “26 yaşında bir oğlum var, 3 kez ameliyat geçirdi, elhamdülillah şimdi iyi. Cebimden bir tek kuruş para ödemedim. Şu kadar yıllık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, böyle hizmet görmedim. Onun için AK PARTİ’ye laf söyletmem, seni de burada ezdirmem." dedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – AKP üyesidir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakan bile buna inanmaz. Mutlaka katkı payı vardır.

MEHMET ALİ PULCU (Devamla) – İkinci hikâye, ikinci anekdotumuz; bir Tülay teyzemiz var, Tülay teyzemiz de şimdiye kadar hiç AK PARTİ’ye oy vermemiş bir teyzemiz. Diyor ki: “Evladım, ben senelerdir sandık başına gidiyorum, bizim partiye oy veriyorum ama içimden şöyle dua ediyorum: ‘İnşallah sizinkiler kazanır, AK PARTİ kazanır’.” Teyzeciğim hayırdır… “Evladım, ben telefon edip randevu alıyorum, randevuma gidiyorum tam saatinde beni alıyorlar, güler yüzlü bir doktor, pırıl pırıl bir hastane. Eve dönüyorum, bir-bir buçuk ay geçiyor, diyorum acaba hafızam beni yanılttı mı? Tekrar gidiyorum. Tekrar aynı muameleyle karşılaşıyorum. Türkiye'de bunların gerçekleştiğine inanamıyorum. Allah başımızdan sizi eksik etmesin." diyor. Televizyondan seyrediyorsa Tülay teyzemin ellerinden öpüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Emekli maaşının kesildiğini fark etmiyor o zaman.

MUSA ÇAM (İzmir) – Emekli maaşından kesildiğinin farkında değil teyze.

MEHMET ALİ PULCU (Devamla) – Üçüncü anekdotu anlatıyorum, üçüncü hatıramız…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakan biliyor bunu. Her telefon için 2 lira para kesiliyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Çam, lütfen.

MEHMET ALİ PULCU (Devamla) – Emekli bir teyzemize götürdüler...

Dikkatle dinlemenizi tavsiye ediyorum.

Emekli engelli bir teyzeye gittik. Dediler ki: “Doktor Bey, bu engelli vatandaşımız, iki tane engellisi olmasına rağmen tek maaşı kabul ediyor, diğer maaşını kabul etmiyor.” Dedim teyze…. Bir Alzheimer kızı var, bir de 100 yaşını geçmiş bir annesi var. “Evladım, bunlar evin bereketi.” Ben bunlara zaten bakıyor idim ama Hükûmetimiz bir maaşla benim elimi rahatlattı. AK PARTİ, diğer maaşı başka bir ihtiyaç sahibine versin ve hizmetini arttırsın.” dedi. Değerli arkadaşlar, ben, bu elleri öpülesi teyzenin hamiyetperverliğinin karşısında saygıyla eğiliyorum.

Bu vatandaşlara karşı “Efendim, kömürle, makarnayla, sosyal yardımlarla vatandaşı kandırarak oy çalıyorsunuz.” yaklaşımındaki…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Maalesef! Maalesef!

MEHMET ALİ PULCU (Devamla) – …hoyratlığa, kabalığa ve anlayışsızlığa şaşırdığımı ifade etmek istiyorum

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Belgelendireyim mi? Belgeleri size göstereyim mi?

MEHMET ALİ PULCU (Devamla) – AK PARTİ’nin bu süreç içinde yaptığı en büyük icraat nedir derseniz arkadaşlar, eski siyaset erkânıyla millet arasında olan derin yarığı kapatmış, azaltmış olmasıdır, yani devletle millet arasındaki bu derin uçurumu kapatmış olmasıdır. Yunus şöyle diyor: “En iyisi bir gönüle girmektir.” Temennim odur ki, bu hamiyetperver, yüce gönüllü milletimize olan hizmetimizin ardı arkası kesilmesin, o temiz insanlar da hayır dualarından bizi eksik etmesin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, ben sadece tutanaklar açısından ifade ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tutanak müdürü gibi oldu bugün Levent Bey.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın konuşmacı, konuşmasında bize hikâye anlatacağını ifade etti, hikâye anlattı. Bizim hikâyelere değil, gerçeklere ihtiyacımız vardır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hepsi gerçek Sayın Başkan. Halk bunu da biliyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Adalet ve Kalkınma Partisinin on ikinci konuşmacısı…

MEHMET ALİ PULCU (İstanbul) – Sayın Başkan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Laf atmadık ya, bir şey yapmadık. Sen hikâye anlatacağım dedin.

MEHMET ALİ PULCU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok özür dilerim, hemen yerimden.

Anlattıklarımın hiçbiri uydurma değildir.

BAŞKAN – Sataşma yok burada.

MEHMET ALİ PULCU (İstanbul) – Evet. “Hikâyedir.” dedi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama siz dediniz. Hikâye olduğunu siz söylediniz.

MEHMET ALİ PULCU (İstanbul) – Hiçbiri hikâye değil, bire bir gerçektir.

Arz ederim.

BAŞKAN – Tamam, anlaşıldı.

Adalet ve Kalkınma Partisinin on ikinci konuşmacısı olarak İstanbul Milletvekili Sayın Erkan Kandemir konuşacak.

Buyurun Sayın Kandemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi CHP kulak verirse, çok hoşuna gitmeyen gerçekleri bir de ben vurgulayacağım.

MUSA ÇAM (İzmir) – Veriyoruz, veriyoruz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Vurgula bakalım.

ERKAN KANDEMİR (Devamla) – Değerli milletvekillerimiz, AK PARTİ döneminde sağlıkta paradigma değişimi merkeze insanı koyarak yeşermiş, adım adım ülkemiz sağlıkta dünyaya örnek teşkil eden bir ülke hâline gelmiştir.

Bu paradigma değişimi ilk günkü heyecanla devam etmektedir. Bu bağlamda, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, kronikleşmiş sorunlarını hafifletmiş, büyükçe bir kısmını çözmüş bulunan ülkemiz için önemli bir işlev üstlenmiştir.

Yeni dönem sağlık politikalarının önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyerek şekillendiren Sağlık Bakanlığımız, bir yandan yerli ve millî sağlık politikaları üretmekte, bu eksende adımlar atmakta, bir yandan da merkezine sağlıklı aileyi koymaktadır. İşte, bu noktada, Türkiye Halk Sağlığı Kurumumuz önemli bir işlev ve görev yürütmektedir.

Bilindiği üzere, Halk Sağlığı Kurumumuz, birinci basamak sağlık hizmetlerini aile sağlığı merkezleri ve toplum sağlığı merkezleri üzerinden vermekte, her bir vatandaşımıza sağlığın ilk elden ulaştırılmasına dönük çalışmalar yapmaktadır.

Halk Sağlığı Kurumu birinci basamak sağlık hizmetlerini aile hekimliği uygulamasıyla yürütmektedir. 22 binin üzerinde aile hekimi 7.113 hizmet noktasında, yani yurdun her bir köşesinde vatandaşımıza en yakın noktada hizmet vermektedir. TÜİK verilerine göre aile sağlığı merkezlerinden memnuniyet 2009’da yüzde 67,5 iken, bu oran 2014’te 74,1’e yükselmiştir.

“Sağlıklı birey, sağlıklı toplum, sağlıklı aile” AK PARTİ dönemi sağlık politikalarının ana eksenini oluşturmaktadır. Bu kapsamda, Halk Sağlığı Kurumumuz takdire şayan hizmetler vermektedir. Sadece bütçede, Halk Sağlığı Kurumunun artan payına baktığımızda aslında Hükûmetimizin ne yapmakta olduğunu da görmüş oluruz. 2015’te bir önceki yıla göre yüzde 9, 2016’da ise bir önceki yıla göre bütçe yüzde 22 artırılmıştır.

Evde sağlık hizmetleri ise aslında tek başına AK PARTİ iktidarının temel yaklaşımını göstermektedir. Bakın, çok somut veriler. 693.648 hastaya evde sağlık hizmeti sunulmuştur. 2015 yılında toplam 1 milyon 229 bin 104 eve ziyaret gerçekleştirilmiştir. Yani ne yapıyoruz biliyor musunuz? Hizmeti milletin ayağına götürüyoruz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sen inanıyorsan mesele değil, boş ver!

ERKAN KANDEMİR (Devamla) - Devleti milletin ayağına götürüyoruz. İşte, bu, AK PARTİ’nin sağlıktaki perspektifini göstermesi açısından, temel paradigmasını göstermesi açısından aslında tek başına gayet yeterli bir oran diye düşünüyorum.

Öte yandan, ülkemiz aşılama hizmetlerinde de dünyanın örnek aldığı bir ülke hâline gelmiştir. Bakınız dünyada ilk defa ülkemiz Karekod Destekli Elektronik Aşı Takip ve Soğuk Zincir İzleme Sistemi’ni kurmuştur. Anne ve çocuk sağlığında bir yandan tarama ve destek programları yürütülmekte, bir yandan temel sağlık ihtiyaçlarına dönük çalışmalara devam edilmektedir.

Aslında söyleyecek çok şey var. Bizler temel paradigmasını, bu dönem, sağlıkta koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerine ayıran, bu bağlamda çalışmalarına devam eden ve inşallah bundan sonraki süreçte de anne-bebek ölüm oranlarındaki o müthiş düşüşle, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede elde edilen başarılarla, ortalama yaşam süresinin…

MUSA ÇAM (İzmir) – Biraz rakam verebilir misin Erkan Bey?

ERKAN KANDEMİR (Devamla) – Söyleyeceğim bunların hepsini.

…uzamasıyla, en önemlisi obeziteyle mücadeleyle, tütünle mücadeleyle, öte yandan bağımlılıkla mücadeleyle sağlıkta destan yazmaya devam ettik ve devam edeceğiz.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle Sayın Bakanımıza ve ekibine teşekkür ediyorum ve hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kandemir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on üçüncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın İsmet Uçma. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Adile teyzeden masallar…

MUSA ÇAM (İzmir) – Erkan, daha yüksek bir performans bekliyorduk senden, bütçedeki gibi daha yüksek performans bekliyorduk.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde, lütfen…

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMET UÇMA (İstanbul) – Sayın Başkan, sevgili milletvekili arkadaşlarım; 2016 yılı Kültür bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, hemen sözlerimin başında sizlerle bir teklifimi paylaşmak istiyorum: 24 -25, ara dönemdi- 26’ncı Dönemlerdeki arkadaşlar olarak bir İç Tüzük değişikliği yaparak zabıtlarımızdaki tahkir edici, tezyif edici, hakaret içerikli sözlerin çıkartılmasını istiyorum. Zira, herkesi bir kavlileyyine, kavlikerime ve herkesi bir hilfulfudula davet ediyorum.

Sevgili arkadaşlar, tabii, Musa Bey de orada, bir espri yapmam lazım, sevgili hocam da orada. Cumhuriyet Halk Partisine millet oy verecek ama inanın, bana, alanlarda “Ya, ağabey, vereceğiz de Cumhuriyet Halk Partisi buna fırsat tanımıyor.” diyorlar. Ben, sadece tespiti iletiyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sataşmayın ama…

İSMET UÇMA (Devamla) – Sataşmıyorum, hayır…

MUSA ÇAM (İzmir) – MHP ile HDP’ye ne diyorlar?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – HDP tanıyor mu?

İSMET UÇMA (Devamla) – Sevgili Baluken, 2002’den önce bu memlekette bütün kültürel değerler yok edilerek, evde Kürt, okulda Türk’tü Kürt kardeşlerimiz; bunlar kaldırılmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, başlı başına bir devrimsel dönüşümdür. Sizi, önceki dönemdeki üslubunuza, güzelliğinize davet etmek istiyorum.

Efendim, diğer bütün siyasi partilere ve muhalefet partilerinin –Kültüre konuşmaya vakit kalmadığı için gerçekten çok rahatsız oluyorum Meclisteki üsluptan- tamamına bir önerim var.

Sevgili arkadaşlar, Aliya İzzetbegoviç şöyle söylüyor, diyor ki: “Yeryüzünde öğretmen olmak için gökyüzündekine öğrenci olmak lazım.”

Arkadaşlar, bu topraklarda siyaset üretmek için Recep Tayyip Erdoğan’a öğrenci olmak lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bundan hiç yüksünmeyin, iyi ki böyle bir Cumhurbaşkanımız var.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan Sayın Cumhurbaşkanını örnek alacağız ha!

İSMET UÇMA (Devamla) – Bir başka husus, sevgili arkadaşlarım, o da şudur: Aile bizde en kutsal kurum ve müessesedir. Aile yeryüzüne ilahî bir proje olarak gönderilmiştir. Zira, Hazreti Âdem yeryüzüne eşiyle birlikte, ilahî bir proje olarak, aile olarak gönderilmiştir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yapmayın ya! Bu, ilahî proje, gökyüzü…

İSMET UÇMA (Devamla) – Ne olur… Ne olur…

MUSA ÇAM (İzmir) – Uçuracaksınız, uçuracaksınız onu!

İSMET UÇMA (Devamla) – Ne olur, ailelerimize yönelik söylemlerimize, üsluplarımıza…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Gerçekten yakışmıyor. Tayyip Bey’e de yakışmıyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yakında uçacak Tayyip Erdoğan, uçacak!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yapmayın, yazık günah!

İSMET UÇMA (Devamla) – Hayır, ben bunu genel olarak söylüyorum. Lütfen dikkat edelim.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Çok ayıp, çok! Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşuyorsunuz Beyefendi.

İSMET UÇMA (Devamla) – Allah’ın en başat kutsal olarak yeryüzünde ilk inşa hareketini başlattığı aileyi korumak zaten bir kültür değil midir sevgili arkadaşlar?

Bu kültürel değerlerimizi yok eden, altüst eden 28 Şubatla ilgili, kayıtlara geçmesi bakımından bir şeyi ifade edip onları kayıtlara geçirmek istiyorum.

“Her mevsimin bir dili vardır. Mesela eski bir şarkıya eşlik etmek istiyorsan eylülde dinleyeceksin, eski bir şarkı, eylülde dinleyeceksin. Çocuğunu vermeden kaybeden bir annenin yılgın ama mütevekkil çehresi en iyi haziranda anlaşılır. Bir vodvilde oynamak istiyorsan aralığı bekleyeceksin, duaların kabul olması için nisanı. Ya, şubat, çok kişi kâfir olmuştur.” derdi babam.

Sevgili arkadaşlar, şimdi, saldırmazlık örfünü bozan taraf harbîdir. HDP’li arkadaşlarla paylaşmak istiyorum. Dünyanın bütün hukuk sistemlerinde, beşerî ya da beşerüstü sistemlerinde saldırmazlık örfünü bozan harbîdir. Dolayısıyla, saldırmazlık örfünün ne olduğunu -Sırrı Süreyya yok- bir gözden geçirmek gerekir.

Bir başkası, sevgili arkadaşlar, yani daima bütün hukuklarda mukabeleyibilmisil vardır, ne yapıyorsanız öyle. Sizi temin ederim ki bu konulardan çok rahatsızız, hepimiz acı çekiyoruz ama arkadaşlar, sizi temin ederim ki bu süreçte silahlar bırakılmadığı sürece yapılacak da başka bir şey yok. Varsa bir öneriniz söyleyin. Silahların dışında bütün önerileri burada konuşursanız en büyük destekçinizin ben olduğumu göreceksiniz. Ben gerçekten de demokratik ilkeler içerisinde bu ülkede konuşulamadık hiçbir şeyin olmaması gerektiğini, hiç kimsenin ama hiç kimsenin ötekinden daha çok insan olmadığını ifade etmek istiyorum.

Dün de küçük çadırlarımız vardı Bakanım, çadırlarımız büyüdü, kültür çadırlarımız büyüdü, sanat çadırlarımız büyüdü ve inşallah o kadar büyüyecek ki bütün bir gök kubbe milletimize çadır olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uçma.

Sayın Gök, size söz vereceğim. Sayın Baluken de kalktı, tabii ki ona da söz vereceğiz ama şöyle bir öneride bulunmak istiyorum: Şu anda Sayın Uçma -ben de çok iyi dinledim- Meclisin genel havasıyla ilgili, muhabbetiyle ilgili önerilerde bulundu ve çektiği, duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Elbette ki hepimiz Sayın Uçma’nın hissettiklerini zaman zaman hissediyoruz birer milletvekili olduğumuzdan dolayı. Eğer partinizle ilgili bir sataşma yoksa veya da…

LEVENT GÖK (Ankara) – Var, var.

BAŞKAN – Sayın Uçma’nın söylediklerini teyit edecekseniz size söz vereyim çünkü sataşmadan dolayı söz almak bu sözlerin biraz havada kalmasına neden olacak gibi geliyor bana. Biraz sessiz kalmaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum bu konuşmadan sonra.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, tabii, konuşmacının konuşmasını biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak dikkatle dinledik ama Cumhuriyet Halk Partisine atfen de “Ben yurttaşlara soruyorum. ‘Cumhuriyet Halk Partisine oy vereceğiz ama onlar bize fırsat vermiyor’.” şeklinde bir değerlendirmede bulundu.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Ama bu sizin çok iyiliğinize Sevgili Levent’çiğim, çok iyiliğinize.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu tabii, direkt bir sataşmadır.

İSMET UÇMA (İstanbul) – “Fırsat verin, oy verelim.” diyorlar. Bu kadar. Bu bir sataşma değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben de Parlamentoyu fazla gerginleştirmeden burada bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Peki, bu bir sataşma değil ama Sayın Uçma’nın konuşmasının ahengine uygun bir konuşma yapacağınızı düşünerek size söz veriyorum Sayın Gök. Lütfen…

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Uçma nezaket ölçüleri içinde, hafiften hafiften bütün partilere eleştirilerini yapan bir anlayışı sürdürdü. Yani böyle bir zarif üslupla yapıyorsunuz ama biz de tabii algılıyor ve anlıyoruz ne olup bittiğini.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin yıllardan beri sürdürdüğü çizgide biz demokrasiden ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyen şu arkamızda yazılı sözden hiçbir zaman ayrılmadık ve şunu her zaman bildik ki Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman artık egemenliğin kaynağı gökte ya da başka yerde değildir. Osmanlı zamanında tebaa olan insanlar yurttaş hâline gelmiştir, kulluktan yurttaşlığa geçirilmiştir ve biz Türk milleti olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni tebaadan millete geçmek suretiyle bir yere indirmiş ve egemenliğin kaynağını da millete vermiş bir partinin temsilcisiyiz.

Şimdi, elbette sizlerin konuşmaları arasında söylediğiniz bir cümle benim çok dikkatimi çekti. Özellikle Recep Tayyip Erdoğan’a dönük bu övgünün en az onda 1’ini bir Başbakana yapmış olmanızı beklerdik çünkü burada bir bütçe görüşülüyor ama bütçenin sahibi olan Başbakanın adı dahi geçmiyor, tam tersine, bütçeyle hiç alakası olmayan Cumhurbaşkanına övgüler düzülüyor ve bize tavsiye ediyorsunuz ki: “Sizler Recep Tayyip Erdoğan’ın iyi birer öğrencisi olun.” Sayın Uçma, ben de size söylüyorum ki: Biz Recep Tayyip Erdoğan’ın öğrencisi değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün öğrencisiyiz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Uçma’nın konuşması sırasında benim de üslup sorunumun olduğunu ve geçmiş döneme kıyasla da güzellik açısından sorun yaşadığımı söyledi. Dolayısıyla sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Sizin için onu söylemedi, hatta dedi ki: “Eğer burada, teröre karşı olduğunuzu söylerseniz sizin yanınızda en fazla yer alacak olan kişi benim.”

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cümlesi şu: “Sizi geçmiş dönemdeki üsluba ve güzelliğe davet ediyorum.” dedi yani şu anki pozisyonuma…

BAŞKAN – E, hadi bakalım, peki, tamam, iki dakika.

Siz de aynı ahenkte konuşursanız memnun olurum Sayın Baluken.

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Uçma, tabii, son derece nezaket sınırları içerisinde bir eleştiri getirdi, ancak Sayın Uçma’ya şunu söylemek için geldim: Yani bizler de buraya geldiğimizde bir sinir harbi olacak şekilde, çok ağır siyasi eleştirilerle dolu konuşmalar yapma meraklısı değiliz. Ancak maalesef şu anda ülkemizin ve memleketimizin içerisinde olduğu durum, bizim yaşamış olduğumuz acılar, seçim bölgemize gittiğimizde, bölgeye gittiğimizde önümüze çıkan tablolar burada mutlaka onu yansıtmamızla ilgili hepimize bir sorumluluk getiriyor.

Bir empati kurun, kendinizi bizim yerimize koyun. Cizre’de çocukları katledilmiş ailelerle görüştükten sonra içerisine girmiş olduğumuz psikolojiyi düşünün, ondan sonra buraya gelip herhangi bir suya sabuna dokunmadan, sırf diplomatik nezaket uğruna konuşmalar yapmamızı beklemeyin. Keşke memleketin sorunları hallolsa da bizler de burada daha düzeyli, daha içerikli, daha entelektüel tartışmalar, çözüme katkı sunacak tartışmalar yapabilsek. Ama maalesef şu anda ülkede mevcut konjonktür kötüye gidiyor. Ağır eleştiriler yaparken de biraz bunun uyarısını yapmak istiyoruz. Sizlerde de bir duyarsızlık gördüğümüz için buna özellikle başvurmak zorunda kalıyoruz.

Yani diğer taraftan, belirtmiş olduğunuz bu silahların bırakılması meselesi… Keşke elimizde olsa da hemen bugün bıraktırsak ama bu bizim elimizde olan bir şey değil. Bunun dünyada bir yol yöntemi var. Bakın, Türkiye Filipinler-Moro sürecinde üçüncü gözdü, ara bulucuydu. Ben size öneriyorum, orada izlenen yolu getirin buraya, birlikte hayata geçirelim. Hiç kimse buna karşı çıkmaz. Bu bütün dünyada nasıl yapılmışsa, Kolombiya’da, İngiltere’de, İspanya’da, dünyanın farklı ülkelerinde, öyle yapalım. Ama hadi silahları bırakın dediğimiz anda ya da siz dediğiniz anda bırakılma koşulu olmuş olsa zaten bunları konuşmak zorunda kalmayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – O yüzden umarız ki dışarıdaki konjonktür düzelir, umarız ki memleketin meseleleri bir bir çözüme doğru gider, bizler de burada sizin belirtmiş olduğunuz o üslupla, o içerikle konuşmalar yaparız.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baluken, teşekkür ederim.

Sayın Uçma, çok nezaketli ve zarif bir konuşma yaptınız. Sayın grup başkan vekili arkadaşlarım da aynı şekilde duygularını belirttiler.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Ben de o duygulara katkı vermek için…

BAŞKAN – Sizin konuşmanızdan sonraki söz alan grup başkan vekillerine de ben ayrıca teşekkür ediyorum çünkü ses tonlarında biraz düşüş gördüm, bu da sizin sayenizde oldu diyorum.

Teşekkür ederim.

MURAT EMİR (Ankara) – Ne münasebet?

BAŞKAN - Burada bir şey açıklıyorum yani diyaloğu kurma adına, oradan “Ne münasebet?” diye bağırıyorlar, bunu da takdirlerinize sunuyorum.

MURAT EMİR (Ankara) – Ya, nezaketi niye oradan öğrenmiş de değerlendirmiş olalım Sayın Başkan? Bu nasıl bir yorum?

BAŞKAN – Sizin nezaketinizi Sayın Uçma’dan öğrenme gibi bir sorumluluğunuz asla yoktur. Siz bir ailede büyüdünüz, ailenizden o terbiyeyi almışsınızdır, eğitiminizden o terbiyeyi almışsınızdır ama burada dostane bir konuşma yapıyoruz, merhabamız var, İsmet ağabey hepimizin ağabeyi, müsaade edin de bu naifliği gösterelim, alınmayın bu kadar.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Bu değerlendirmeleri kendi adınıza yapmalısınız Sayın Başkan.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, bu Mecliste bir tek gergin kişi sizsiniz, başka gergin insan yok burada.

BAŞKAN - Gündemimize geçelim izin verirseniz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - AK PARTİ adına on dördüncü konuşmacı olarak Mardin Milletvekili Sayın Ceyda Bölünmez Çankırı konuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bölünmez.

AK PARTİ GRUBU ADINA CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı ve Süryani’siyle bin yıldır beraber yaşamış Anadolu topraklarında kadim bir de medeniyet geçmişi bulunan Mardin’in bir ferdi olarak Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin gayet iyi bildiği gibi ülkemiz tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, geniş kültür yelpazesine sahip önemli bir coğrafya üzerinde bulunmaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili cennet vatanımız yazlık turistlerin vazgeçilmezi olduğu gibi yaz kış demeden üzerinde karı eksik olmayan yüksek dağlarıyla ve bu dağlarda kurulan kayak tesisleriyle kış turizminin vazgeçilmezi, zengin ve şifalı sularıyla özellikle son yıllarda yapılan yatırımlarla bir kaplıcalar cenneti ve en nihayetinde benim seçim bölgem olan Mardin’in de içinde bulunduğu tarih, kültür ve inanç turizmiyle yıldızı parlayan bir konuma gelmiştir. Bakanlığımız kültür mirasımızın korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla geride bıraktığımız 2015 yılında birçok yeni müze açmış, yenilenen müzelerle birlikte türbelerin, inanç ve kültür merkezlerinin de yapılan restorasyonlarla ülkemize kültürel anlamda yeni değerler katmıştır. Bakanlığımız, geçmiş medeniyetlerin izlerini taşıyan arkeolojik kazılara da özel önem vermektedir. Bu kazıların arasında seçim bölgem Mardin il sınırları içerisinde bulunan, güneydoğunun antik Efes’i olarak adlandırılan, Babil ve Pers İmparatorluklarına ait tarihî kalıntıların gün ışığına çıkartılması için kazıların devam ettiği Dara Harabeleri de bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi ülkemiz önemli turizm cennetidir. Bu zenginlikleri yerinde görmek üzere her yıl milyonlarca turisti ülkemizde ağırlıyoruz. Ülkemizin bacasız sanayisi olan turizmimizden ekonomiye yapılan 36 milyar dolarlık çok ciddi bir gelir olduğunu ve bu gelirin artırılmasına yönelik olarak Kültür ve Turizm Bakanlığımızın, turizm pastası ve buna bağlı olarak turist sayısını artırmaya yönelik farklı proje ve çalışmalarla önemli atılımlar sürdürdüğünü görüyoruz. 2002 yılında turizmde dünya sıralamasında 17’nci olan ülkemiz, iktidarımız döneminde uygulamaya konan doğru politikalarla 6’ncı sıraya kadar yükselmiştir. Nisan ayında başlayıp altı ay boyunca sürecek olan ve 30’un üzerinde ülkenin katılım sağlayacağı öngörülen, 7 milyonun üzerinde ziyaretçisi beklenen, Antalya’da düzenlenecek olan EXPO 2016 ülkemiz turizmi açısından çok önemli bir organizasyon ve büyük bir etkinlik olacaktır.

Son dönemde, ilim Mardin’de sınır komşularımızda yaşanan iç sorunlar ve bu sorunların etkisiyle bölgemizde yaşanan güvenlik sorunu nedeniyle her alanda olduğu gibi turizm alanında da büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Geride bıraktığımız 2015 yılında 600 bini aşkın yerli ve yabancı turist ağırlayan, 2023’te 5 milyon turist hedefleyen Mardin’de bu durum en çok turizm yatırımcılarını zorda bırakmıştır. İl genelinde 6.500 yatak kapasitesiyle mevcut durumdan en fazla etkilenen şehirlerin başında gelmektedir. 480 tur iptal edilirken 11 otel kapısına kilit vurulmuş, turizmciler oluşturdukları istihdama ara vermek zorunda kalmıştır. Turizmden elde edilecek kâr ve oluşabilecek istihdam potansiyeli düşünüldüğünde, faydaları birinci derecede bölgede yaşayan vatandaşlarımızı etkileyecektir.

Buradan, Meclis çatısı altında bulunan diğer siyasi parti temsilcilerine de bir çağrıda bulunmak istiyorum: İç sorunların hallolması nasıl halkımıza yarayacaksa atılacak adımların da halka mal edilmesi gerekir. Biz, milletin temsilcileri, fikrî ve siyasi duruşu ne olursa olsun, bu konuda iş birliği içerisinde olmalıyız. Bu vesileyle, bugüne kadar yapılmış olan hizmetlerde emeği geçen bütün bakanlarımıza, Sayın Bakanımız Mahir Ünal Bey’in şahsında minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, yeni, güçlü, büyük Türkiye’nin hepimizin olacağını belirtir, bütçemizin ülkemiz ve memleketimiz için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Yüce heyetinize saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AK PARTİ adına on beşinci konuşmacı Muğla Milletvekili Sayın Hasan Özyer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN ÖZYER (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığının 2016 yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Bildiğiniz üzere, ülkemizin yer altında petrolü, doğal gazı yok ama yer altında ve yer üstünde çok değerli kültürel ve sanatsal değerler, yüzlerce yıl öncesinden gelen kadim bir medeniyet ile muhteşem deniz, güneş, kum, iklim ve tabiatı var. Tarihî, kültürel, doğal güzelliklere ve turizmin çeşitlenmesine imkân sağlayan nadir görülebilecek bir coğrafi yapıya sahibiz. Bu değerli ve zengin potansiyelimizin mirasçıları olarak geçmiş ile geleceği birleştirerek turizme kazandırmak ülkemizin gücüne güç katmaktadır.

Türkiye, üreten ekonomisi, kültürlerin ve medeniyetlerin kavşağı olan konumuyla önemli bir cazibe ve turizm merkezi hüviyetindedir. Hedef 2023 vizyonumuz çerçevesinde dünyanın en büyük 10 ekonomisi olma yolunda hızlı ve kararlı adımlarla yürümekteyiz. Hazırlanacak turizm master planıyla da turizmimiz 2023 vizyonumuzla doğru orantılı olarak büyüyecektir. Hedefimiz, turizmde dünyanın ilk 3’üne girmektir.

2002 yılında 12 milyar dolar olan turizm gelirimiz 2015 yılında 36 milyar dolara yükselmiştir. Dış ticaret açığımızın azalmasında turizm gelirlerinin önemli bir payı vardır. Ülkemiz 436 mavi bayraklı plajıyla dünyada 2’nci sıradaki konumunu korumaya devam etmektedir.

Turizmin geliştirilmesi üzerine yeni arayışlar tartışıldığında, turizmin on iki aya ve bütün Türkiye’ye yayılmasıyla sürdürülebilir turizmden söz edebiliriz. Bu çerçevede, kültür ve medeniyetlerin beşiği olan ülkemizde kültür turizmi, inanç turizmi on iki aya yayılan potansiyele sahiptir. Bizimle dünyanın rekabet edemeyeceği ve kökü bizde olan tek şey kültür turizmidir. Kültürel varlıklarımızın birçoğu hâlâ yer altında bulunmaktadır, bunların yer üstüne çıkarılması önemlidir.

Sadece sağlık kuruluşlarımızda tedavi amacıyla gelen hastalar için değil, sağlıklı ve kaliteli bir hayat standardı sürdürebilmek için de ülkemizde sağlık turizmi değerlendirilmektedir.

Dünya ekonomisinin önemli girdilerinden olan ve uluslararası katılımların yoğun olduğu kongre ve fuar turizmi de ülkemiz açısından bir cazibe merkezi oluşturmaktadır.

Uluslararası nitelikteki golf tesislerinde dünya golfseverleri bir araya getiren, kalite ve prestiji buluşturan ülkemiz, golf turizminde on iki ay hizmet vermektedir. Özellikle mevcut ve planlanan spor kompleksleri ve futbol sahaları spor turizmi açısından da önem arz etmektedir. Yaz kış karı eksik olmayan dağları ve kayak merkeziyle ülkemiz turistler için önemli bir kış turizm merkezidir.

Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye, olağanüstü güzelliklere sahip koy ve körfezleri, iyi donanımlı marinalarıyla yatçılar için tam bir cennettir. Yeni marina projeleriyle nitelikli turistleri yat turizmine kazandırmak mümkün olacaktır.

Muğla, Antalya ve İstanbul gibi marka şehirlerimizin sayısını ve marka değerlerini artırmak, kaliteli turizme ve kaliteli turiste yatırım yapmak millî gelir artışımıza da katkı sağlayacaktır. Turizmde rekabetin fiyatla değil, hizmetle yapılması esasını benimsemek gerekmektedir. Çevreye duyarlı tesis sayısının artırılması turizmin sürdürülebilir olmasını ve turistlere daha nitelikli hizmet verilmesini sağlayacak, daha üst gelir sahibi turistleri bölgemize çekecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin ve bölgemizin ateş çemberinden geçtiği günler yaşamaktayız. Değil gerilemeye, durmaya dahi tahammülümüzün olmadığı bir zaman dilimindeyiz, daima ileri gitmek durumundayız. Ülke olarak Avrupa Birliğine ve Batı’ya dönük olan yüzümüzü büyük bir azim ve kararlılıkla sürdürmekteyiz. Avrupa Birliği normları ve Batı standartları başlıca önceliklerimizdendir.

Yaşanan terör olayları ve gerginlikler maalesef binlerce yıllık kardeşliğimize zarar vermekte, bu durum siyasi, sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getirmektedir. Bundan turizm sektörü dâhil bütün sektörler olumsuz etkilenmektedir. Nasıl ki geçmişte birlik ve beraberliğimizi koruyarak ayakta kalmışsak bugün de yarın da dimdik ayakta kalacağız.

Devlet ve millet kaynaşmasıyla teröre ve kaos planlarına geçit vermeyeceğimizi dostumuz ve düşmanımız iyi bilmelidir. Hükûmetimiz olayların üstüne kararlılıkla gitmektedir. Aziz milletimizin de desteğiyle terörle mücadelemiz aynı azimle devam etmektedir. Terör örgütü bu son çırpınışlarıyla tarihin karanlık dehlizlerinde yok olmaya mahkûm olacaktır. Turizm sektörü ve turistin de en önemli talebi huzur ve güven ortamıdır. Bir an önce bölgemizde yeniden huzur, güven ve barış ortamının sağlanması için gayretlerimiz artarak devam etmektedir.

Hükûmetimiz dünya genelinde yaşanan ekonomik sıkıntı ve siyasi çalkantılardan turizm sektörümüzün zarar görmemesi için büyük bir hassasiyet göstermektedir. Hazırladığımız Turizm Acil Eylem Planı paketiyle turizm sektörüne doğrudan 255 milyon Türk lirası bir hibe desteği sağlanmaktadır. Ayrıca, turizm sektöründe yaşanan sıkıntılara karşı da Acil Eylem Planı uygulamaya konulmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyer.

HASAN ÖZYER (Devamla) – Başkanım, hemen tamamlıyorum.

BAŞKAN – Lütfen…

HASAN ÖZYER (Devamla) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; turizmimizin bu seneki krizi sektörden kaynaklanma değil…

BAŞKAN – Sayın Özyer, süreniz bitti. Bir selamlama yaparsanız memnun olacağız, diğer arkadaşlar açısından da.

HASAN ÖZYER (Devamla) – Ben de bu çerçevede sektöre hizmet eden, emek veren bütün herkese teşekkür ediyorum. 2016 bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun son konuşmacısı Sakarya Milletvekili Mustafa İsen.

Buyurun Sayın İsen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de sahne sanatları, başta tiyatro olmak üzere, zannedilenin aksine cumhuriyetten çok önce başlamıştır. Özellikle saray, bu anlamda Batılı sahne sanatlarının ülkeye girmesini teşvik etmiş, bu amaçla pek çok Batılı kumpanya İstanbul’a davet edilmiştir. Bundan amaç, Osmanlı kültürünün zengin yapısına ilave çeşniler katmak ve çok kültürlülüğü teşvik etmektir.

Bir süre sonra geleneksel halk tiyatrosu yanında bu Batılı model de benimsenmiş ve başta Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Vefik Paşa olmak üzere tiyatro yazarlığı ve bunların sahnelenmesi toplumda ilgiyle karşılanmıştır.

Cumhuriyetle birlikte bu kez Batı’dan gelen çeviri oyunlar yanında millî nitelikli ürünler sadece tiyatroda değil bu kez operada teşvik edilmiş ve “Özsoy” gibi yerli opera, libretto ve besteler bir devlet politikası olarak ısrarla takip edilmiş ve hayata geçirilmiştir. Fakat, daha sonraki yıllarda bu uygulama mahiyet değiştirmiş, bu kez opera, bale ve tiyatro gibi kurumlar başlarındaki yöneticilerin inisiyatifleri doğrultusunda ve genel kamuoyunun beklentileriyle çok örtüşmeyen bireysel tercihler çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

Belirtelim ki ülkemiz bu kurumlarla ilgili iyi niyetli girişimlerde bulunmuş ama başlangıçta hedeflenen neticelere ulaşılamamıştır. Bu alanda var olan zengin birikim, artık, sahne eserleri olarak da ülkemiz seyircisiyle buluşmalıdır.

Gelinen noktada sözü edilen kurumların yeni bir kültürel vizyon çerçevesi içinde faaliyetlerine devam etmeleri, dar bir kadroya cevap vermek yerine geniş kesimlerin beklentilerini dikkate alan repertuarlarla Türkiye sathına hitap edecek çalışmalar gerçekleştirmeleri gerekir.

Bu anlamda Bakanlıkça uygulanmakta olan destekleme programlarıyla ülkemiz bir fidanlığa dönüşmekte ve böylece, geleceğin önemli sanatçıları yetişmektedir.

Bunun bir adım daha ilerisi ise özel sanat kurumlarına sağlanan desteklerle daha profesyonel bir ekibin vücut bulmasına imkân sağlamak olmalıdır. Bu çoğulcu yapı ülkemizde hem bir rekabet alanı oluşturacak hem de kültürel çeşitliliğe imkân verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı ise Türkiye’ye özgü yeni kurumlardan biridir. Ülkemizde ve gönül coğrafyamızın her köşesinde üretilmiş olan yazma eserler matbaanın kurulmasından önce elle yazılan ve elle çoğaltılan kitaplardır. Matbaanın hayatımıza geç girmesinin neticesi olarak dünyanın en zengin yazma eser koleksiyonuna sahibiz. Bu alanda âdeta bir kâğıt medeniyeti teşekkül etmiş ve bugün de hayranlıkla izlenen bir hazine bize miras olarak kalmıştır. Osmanlı’da kitap, yazar tarafından kaleme alınan, müstensih tarafından çoğaltılan, müzehhip tarafından süslenen, mücellit tarafından ciltlenen bir kolektif faaliyettir. Bu yüzdendir ki söz konusu eserlerin her biri başlı başına bir sanat eseridir. Örneğin, bir kitap, cildinden başlayarak minyatür, hat, tezhip gibi kadim sanatlarımızın nadide örnekleriyle karşımıza çıkar. Bu yüzdendir ki atalarımız parayla ilgili işler dışında bir de sadece arşiv için hazineyievrak tabirini kullanmışlardır. Kütüphanelerimizde yaklaşık 300 bin yazmadan söz edilmektedir. Bunların mühim bir kısmı ünik nitelikte yani dünyada tek örnek olan eserlerdir. İşte, Yazma Eserler Başkanlığı, bu kıymetli hazineyi tespit ve tasnif etme, kurduğu Kitap Hastanesiyle onların bakım, onarım faaliyetlerini gerçekleştirme, dijital ortama aktarma, daha sonra da bunları güncellikleri çerçevesinde günümüz okuyucusuyla buluşturma gibi çok önemli bir işlev üstlenmektedir. Sanat, İbni Haldun’un ifadesiyle insanların kemali ihtiyaçlarına cevap veren bir alandır. Bu yolla insanlar hayata ve eşyaya daha anlamlı bakma ve davranma erdemi kazanırlar. Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu anlamda ülkemizin doğrudan insana dokunan işler gerçekleştiren en önemli kurumlarından biridir. Kültürel anlamdaki potansiyelimiz ise ancak süper güç tabiriyle ifade edilebilir. Temennimiz bu dönemde sözü edilen potansiyelin hem ülke hem de dünya insanlarının daha kolay ulaşacağı bir konuma taşınmasıdır.

Bu düşüncelerle 2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İsen.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup konuşmaları sona ermiştir.

İzninizle bir on beş dakika ara verelim.

Kapanma Saati: 15.48

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılacak olan konuşmaları dinleyeceğiz. Bu bağlamda ilk konuşmacı Tunceli Milletvekili Gürsel Erol olacak.

Sayın Erol, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Erol, süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA GÜRSEL EROL (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ben, siyaseti gerilim ve karşıtlık üzerine yapan biri değil, daha çok siyaseti sorgulayan, çözüm odaklı söylemlerde bulunan bir siyasetçi olarak karşınızdayım.

Sayın milletvekilleri, bugün İçişleri Bakanlığının bütçesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Tabii, bu süreçle ilgili ülkemizin birinci temel sorunu olan ve bir an önce çözüme kavuşturulması gereken terör sorunuyla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

1984 yılında PKK terör örgütünün Eruh eylemiyle başlayan bir süreç ve yıl 2016, otuz iki yıllık süreçle ilgili sizleri bilgilendirme ihtiyacı hissediyorum. Bu otuz iki yıl süre içerisinde yaklaşık olarak 10 bin kamu görevlimizi kaybettik ve şehit verdik. Bölge insanı ve sivil insanlarımızla birlikte ölü sayımız ve can kaybımız yaklaşık olarak 40 bin civarında. Ve yine, aynı zamanda, Başbakan Yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş’un açıklamasıyla ve ifadesiyle, yaklaşık olarak terörle mücadeleye otuz iki yılda ülke bütçesinden harcadığımız para değeri 1,5 trilyon dolar. Yani, bu 1,5 trilyon doları söylerken rakam olarak kulağa çok hoş gelebilir, düşük gelebilir ama 1,5 trilyon dolar demek bin tane boğaz köprüsü, 833 tane Marmaray, 375 tane Atatürk Barajı’nın maliyeti demek. Ayrıca, bu süre içerisinde, otuz iki yıllık süre içerisinde 6 Cumhurbaşkanımız değişti, 10 Başbakanımız değişti, 11 Genelkurmay Başkanımız değişti, 23 İçişleri Bakanımız değişti ve toplam 20 Hükûmet değişti. Yani, Türkiye’nin siyasi hayatında faaliyet gösteren tüm siyasi partilerin büyük bir oranı ya iktidar partisi olarak, tek başına iktidar partisi olarak görev yaptı ya da koalisyon ortağı olarak görev yaptı ama ne yazık ki bu otuz iki yıllık süre içerisinde geldiğimiz nokta, hâlâ başladığımız nokta. Yani, ülkemizde terör sorununu çözmüş değiliz, hâlâ terör nedeniyle şehitlerimiz ve can kayıplarımız var ve hâlen ekonomik olarak bütçemizin büyük bir bölümünü terörle mücadele kapsamında bu bütçede harcamak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, aynı zamanda bölgede yaklaşık 3.428 köy boşaltılmış ve 4 milyon insan zorunlu göçe tabi tutulmuş ve bu insanlar büyük şehirlere yerleşmişler, yerleştikleri kentlerde o kentin sosyal yaşantısına, ekonomik yapısına, ekonomik dengesine uyumlu da bir yaşam tarzı geliştirememişler ve sosyal çatışmaların başladığı büyük kentler yaşadık.

Bakın, sayın milletvekilleri, eğer terör sorununa yalnızca Hükûmetin sorunu olarak bakarsak ve yaklaşırsak ve yalnızca Hükûmet politikası olarak bu sorunu görürsek bu soruna çözüm üretme şansımız çok zayıf ve bu sorunla ilgili kaygılarımız, endişelerimiz devam etmeye başlar. Bu mesele bir Hükûmet sorunu değildir. Bu sorun, adını ne koyarsak koyalım, terör sorunu, Kürt meselesi, Kürt sorunu, adını ne koyarsanız koyun, bu sorun ulusal bir sorundur ve büyük devletlerin yaşadıkları ve önemsedikleri siyasetle ilgili ulusal politikaları vardır. Mesela Almanya’da, iktidar kim olursa olsun endüstri politikası değişmez, İngiltere’nin yurttaşlık politikası ve hukuka olan bağlılık politikası asla değişmez, Hollanda’nın tarım politikası değişmez, bunun gibi, Japonya’nın eğitim politikası değişmez. Yani bizim terör meselesine bakış açımız, yalnızca bir siyasi partinin bakış açısıyla veya bir hükûmetin bakış açısıyla yorumlanarak çözüm getirilme arzusu ve isteği son derece yanlıştır. Bu mesele, bir ulusal meseledir ve biz, bu meseleye ulusal bir değer yargısıyla ve açısıyla bakmak zorundayız. Sorunun temel çözümü de budur. Bu sorunun çözüleceği yer de Parlamentodur yani kuruluş değerlerimiz ve üniter devlet yapımız asla ve asla tartışılmadan, Parlamentoda her şeyi konuşabilmeliyiz, her şeyi tartışabilmeliyiz.

Sayın milletvekilleri, hiç unutmayın ki 1920’li yıllarda, ilk açılan Meclisin milletvekilleri Ulus’taki pansiyonlarda ve Ulus’taki köhne yerlerde saman yatakların üzerinde yatarak, nohutla, kuru fasulyeyle, bulgur pilavıyla beslenerek bu cumhuriyeti kurdular ve bize hediye ettiler. Şimdi, bize düşen siyasi sorumluluk, siyasi görev onların kurup bize teslim ettiği cumhuriyeti yaşatmak ve yaşatabilmektir. (CHP sıralarından alkışlar) Hepimiz cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmalıyız, hepimiz cumhuriyetin değerlerinin yaşaması için katkı vermeliyiz.

Büyük devletler, büyük kamu binalarıyla anılmazlar. Büyük devletler, askerî güçleriyle anılmazlar. Büyük devletler, büyük bütçeleriyle anılmazlar. Büyük devletler, tam tersine, demokrasinin, insan haklarının, eşit yurttaşlık hakkının, özgürlüklerin kendi yurttaşlarına tanınmasıyla anılırlar ve bizim, bu Meclisin yapması gereken, önümüzdeki süreç ve bu süreçler ilgili, terör meselesini çözerken büyük bir devlet olduğumuzu göstermeliyiz, bütün siyasi partiler ortak değerler üzerinde buluşarak bu soruna çözüm bulmalıyız.

Değerli milletvekilleri, ben, bölgenin insanı olarak ve bölgenin bir milletvekili olarak Hükûmetimizi ve Parlamentomuzu bir konuda uyarmak istiyorum ve bu uyarıyı yaparken de aslında bir korkumu da sizlerle paylaşmak istiyorum: Hepimizin bildiği gibi, devletin içerisinde gayriresmî derin güçler çoğu zaman kendini göstermiştir. Bunun 12 Eylül öncesi adı kontrgerilladır, 12 Eylül sonrası adı derin devlettir, daha sonraki süreçte farklı isimlerle anılan kontrol dışı güçlerdir. Binlerce faili meçhul cinayet işlediler, binlerce yargısız infaz gerçekleştirdiler. Aynı tehlikelerle karşı karşıya kalabiliriz. Devletin gücünü kendi bakış açısıyla kullanan bölgede kontrol dışı güvenlik güçleri bu tehlikelere ve risklere açık. Aynı şekilde, bölgede terör örgütlerinin -yalnızca bunu PKK için kastetmiyorum- Türkiye'de, ülkemizde şu anda var olan tüm terör örgütlerinin artık insan kaynağı sorunu yok. Çünkü Suriyeliler artık terör örgütlerinin ulaşabileceği doğal insan kaynağı hâline dönüştü.

Ve yine bir uyarıda daha bulunmak istiyorum: Bölgede mart ayından sonra istenmeyen olaylar yaşanabilir. Çünkü şu anda terör örgütlerinin büyük kentlerde eylem koydukları kadrolar yalnızca şehir kadroları. Kırsal kesimdeki dağ kadroları kış mevsimlerinden dolayı şu anda sığınıklara çekilmiş ve hâlâ doğal koşullardan dolayı bir eylem yapma gücüne sahip değil. Mart ayından itibaren eğer bu bölgedeki, kırsal kesimdeki terör örgütleri de eylem yapmaya başlarsa, korkuyorum, 1990’lı yıllarda yaşadığımız, artık şehirler arası ulaşım askerî konvoylarla yapılacak, şehirler arası ulaşım artık kamu görevlilerine kara yoluyla yapılmayacak, askerî helikopterlerle yapılacak. Büyük bir faciayla karşı karşıya kalmamak için bu ülkenin bir yurttaşı olarak, bir baba olarak, sorumlu bir aile reisi olarak benim sizlerden isteğim, uzlaşma kültürüyle ortak değerlerimiz üzerinde bu Parlamentonun terör meselesine yalnızca bir siyasal mesele veya bir Hükûmet meselesi olarak bakış açısıyla değil, bu meseleyi ulusal mesele olarak görüp bu ulusal soruna çözüm getirmektir.

Hepinize en içten dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunarım.

Teşekkür ederim (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Erol Bey, çok teşekkür ederim, sağ olun. Sorunu ulusal bir boyuta taşıdığınız için de ayrıca samimi teşekkürlerimi kabul etmenizi isterim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçeleriyle ilgili konuşmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Konuşmamın başında, şehitlerimize ve terör saldırıları sonucunda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, devlet olarak, içeride ve dışarıda cumhuriyet tarihimizin en zor, en belirsiz, en yalnız, en güvensiz yıllarını yaşadığımız bir dönemden geçtiğimiz duygusu, toplumda artık ortak bir kanaat hâline gelmiştir. Toplumda oluşan bu kanaatin tek sorumlusu, elbette ki on dört yıllık AKP Hükûmetidir. Geleneksel dış politika ilkelerimizi terk ederek Suriye’de taraf olmanız, terörle mücadelede günü kurtarma hesapları içinde kalarak, cesur ve kararlı bir hareket tarzını ortaya koyamayışınız terörle mücadelede çok büyük zafiyetlere yol açmış, bunun sonucunda da kaybeden ülkemiz olmuş, güvenlik güçlerimiz ve sivil vatandaşlarımız hayatlarını kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlar, terör örgütüyle ilişkiler, AKP Hükûmeti tarafından vatandaşlarımıza hep yeni bir şeyler yapılıyormuş, her seferinde bu işin üstesinden gelinecekmiş gibi bir umutla sunuldu. Bu ilişkiler için, bugüne kadar “Kürt açılımı”, “demokratik açılım”, “millî birlik projesi”, “millî birlik ve kardeşlik projesi”, “İmralı süreci”, “barış süreci” ve “çözüm süreci” gibi isimler kullanıldı. Terörle mücadele adına isimlerin değişmesi değişti ama geldiğimiz noktada hiçbir şey değişmedi, işler daha da kötüye gitti, tekrar başa dönüldü.

2010 yılında, dönemin İçişleri Bakanı, terörü önlemek için Bakanlık bünyesinde kurulacak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı hakkındaki tasarı Mecliste görüşülürken yaptığı konuşmada, “Terörü bütün boyutlarıyla çalışmak, istihbaratı bir yerde toplamak, tam bir koordinasyon sağlamak için müsteşarlığı kuruyoruz, Türkiye bu terörü böylelikle bitirecek.” demişti. “Müsteşarlığı kuracağız, böylelikle terörü bitireceğiz.” diyerek vatandaşlarımıza umut veren anlayışın aksine, bugün baktığımızda biten terör olmamış, aksine gencecik yaşta biten yaşamlar olmuştur.

Sevgili arkadaşlar, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, iç güvenliğini ve asayişini, can ve mal güvenliğimizi korumakla görevli olan İçişleri Bakanlığı angaje olduğu hukuksuz ilişkiler nedeniyle uygulamalarında görev ve sorumluluklarını tam olarak yerine getirememiş, müsamaha gösterme ve görmezlikten gelme anlayışıyla terör örgütleriyle etkin mücadele edememiş ve dolayısıyla da ülkede güven, huzur ve maalesef hiçbir şey kalmamıştır. Terör olaylarının yoğun olarak yaşandığı şehirlerde görev yapan valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri ve diğer kamu görevlileri de İçişleri Bakanlığının terörle mücadeledeki tutarsızlıkları ve yanlış uygulamaları nedeniyle ne yapacaklarını bilemez duruma düşmüşlerdir. Bir gün bir talimat gelmiştir “Teröristle mücadele edin.” diye. Bir başka gün “Geri çekilin, fazla müdahil olmayın, görmezlikten gelin.” şeklinde verilen talimatlar, terörle mücadelede devleti temsil eden görevlilerin elini kolunu bağlar hâle getirmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı 11’inci Muhtarlar Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında, artan terör olaylarıyla ilgili “Bölgedeki kamu görevlilerinin bir kısmının da gelişmeleri eksik veya yanlış değerlendirmesinin bu konuda bir zafiyet ortaya çıkmasına yol açtığı anlaşılıyor.” açıklamasında bulunarak terörle mücadelede yaşanan zafiyetin siyasi sorumluluğunun kendilerinde olmadığını, sorumluluğun kamu görevlilerinde olduğunu işaret etmektedir.

Cumhurbaşkanı bir başka konuşmasında ise “Çözüm süreci içerisinde valilerimiz kendilerine verdiğimiz talimatlar gereği ciddi manada bu terör örgütlerine karşı şu andaki operasyonlara girmiyorlardı.” şeklinde bir beyanda bulunmuştur. Sayın Cumhurbaşkanının on üç gün arayla verdiği bu beyanatlar da göstermektedir ki terörle mücadelede devlet işleyişinde tam bir tutarsızlık ve keşmekeşlik yaşanmaktadır.

Şimdi soruyorum size arkadaşlar: Böyle bir devlet yönetimi anlayışı, terörle mücadelede başarılı olabilir mi? Ülkede huzur ve güven sağlanabilir mi?

Sayın milletvekilleri, peki, terörle mücadele eden güvenlik görevlilerimizle ilgili her gün şehit haberleri gelirken, bombalar Suruç’ta, Ankara’da, Sultanahmet’te ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yanı başında, Türkiye'nin kalbinde patlatılırken, sivil vatandaşlarımız hayatlarını kaybederken, ülke yangın yerine dönmüşken ve vatandaşlarımız korku ve endişe içerisinde yaşarken ülkenin İçişleri Bakanı ne yapmaktadır? Ülkenin İçişleri Bakanı kınama “tweet”leri atmakla meşguldür.

Sayın Bakan, en son, Meclise 350 metre mesafede yaşanan acı olay, yetki ve sorumluluk alanınızdaki istihbarat ve güvenlik zafiyetinin had safhaya ulaştığını çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Sizin döneminizde, her canı isteyenin dilediği alçakça senaryoyu icra ettiği bu ülke terör örgütlerinin uygulama platosu hâline gelmiştir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Onun için, ülkenin bu hâle gelmesinde sorumluluğunuz çok büyüktür. Sizin göreviniz, suç işlendikten sonra kınama “tweet”leri atmak değil, suç işlenmesini önlemek, kamu düzenini ve güvenliğini sağlamaktır. O makamda onun için bulunuyorsunuz. Yoksa “Ah, ah! Vah vah!” demek için o makamda oturmuyorsunuz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yalçınkaya.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç.

Buyurun Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran 2015’te Diyarbakır’da 5 insanımız, 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta 34 insanımız, 10 Ekim 2015’te Ankara’da 113 insanımız, 12 Ocak 2016’da Sultanahmet’te 11 insanımız ve 17 Şubat 2016’da başkentin Devlet Mahallesi’nde 29 insanımız hayatını kaybetti. Peki, neden? İstihbarat, güvenlik… Sorsak suç oluyor, sormazsak içimiz yanıyor. Onlarca insanımızın ölümüne, yüzlerce insanımızın yaralanmasına ve insanlarımızın her an ölüm kapımızda algısına neden olan süreç neden yaşanıyor? Yanlış iç siyasetiniz nedeniyle, öngörüsüz yürütülen dış siyaset nedeniyle. Siz tatlı canınızı korumak için yurt dışına özel uçakla kendi zırhlı arabanızı götürüyorsunuz. Peki, Türkiye’deki mazlumlar?

2,5 milyon Suriyeli… CIA açıklıyor, “En az 40 bin IŞİD militanı ülkeye girmiştir.” diyor. Elbette ki düşüneceğiz mültecilerin canını. Peki, Türkiye’deki mazlumların canını kim düşünecek? (CHP sıralarından alkışlar)

Esad bir gün dostunuz, ailesiyle beraber Bodrum’da ağırlıyorsunuz; bakanlarıyla toplantı yapıyorsunuz, kardeşiniz. Daha sonra? Daha sonra düşmanınız, sabrınızı taşıran, ülkesini zapt edip Emevi Camisi’nde namaz kılmayı düşlediğiniz diktatör hâline geliyor.

Peki, geldiğiniz nokta? Önce, “Rejim bitsin” dediniz. Sonra Esad’lı geçişe razı oldunuz, şimdi hem Esad’ın hem de rejimin durmasına razı ediyorlar sizi. Tüm öngörüler yanlış çıktı, güvendiğiniz dağlara kar yağdı. Suriye’de ABD, Rusya, İran, Esad, İsrail kazandı. Türkiye? Türkiye yok. Önce şöyle dediniz, hatırladınız mı, Sayın Cumhurbaşkanı “…”(x) dedi. “Siyonist İsrail, çocuk katili İsrail.” dedik, şimdi, 20 Aralık 2015, ne diyor AKP sözcüsü Ömer Çelik? “Kuşkusuz, İsrail devleti ve İsrail halkı Türkiye'nin dostudur.” diyor. Ne diyor Sayın Erdoğan 2 Ocak 2016’da: “İsrail bölgede önemli bir ülke ve Türkiye’ye muhtaçtır, biz de İsrail’e muhtaç olduğumuzu kabul etmemiz gerekir.” diyor. Siz İsrail’le dost olun, biz ülkemizde yapılanları asla unutmayacağız. Siz Türkiye’yi bu bölgede onlara muhtaç edin, biz bunun hesabını milletimizle elbet bir gün soracağız.

“Sıfır sorun” dediniz, 5 ülkede büyükelçimiz yok. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle bile şu anda anlaşamıyoruz. Ne Rusya kaldı ne Orta Doğu’da aktörlük ne de AB süreci. Çok güvendiğiniz Amerika, PYD’yi size tercih ediyor. Sizin bugün “terör örgütü” diye bildiğiniz ancak devletin terör listesine koymadığınız, lideri Salih Müslim’i defalarca başkentte Türkiye pasaportuyla ağırladığınız terör örgütü YPG’yi, büyük dost ve müttefikiniz Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’ye tercih ediyor. Sahi “terör örgütü” deyince, 21 Ağustos 2010’da Kayseri Mitingi’nde “Terör örgütüyle masaya oturan şerefsizdir. Biz AKP Hükûmeti olarak bugüne kadar terör örgütüyle masaya oturmadık, hiçbir zaman da masaya oturmayacağız.” diyen Sayın Erdoğan, 2 Haziran 2011’de “Kürt sorunu vardır.” dedi, 19 Eylül 2011’de “PKK’yla biz değil devlet görüştü, görüşecek.” dedi, 18 Ekim 2012’de “MİT Müsteşarına ben ‘İmralı’ya git.’ dedim, gitti.” dedi, 16 Kasım 2013’te “Dağdakilerin indiği, cezaevlerinin boşaldığı bir Türkiye göreceksiniz.” dedi, 2 Mart 2015’te “İmralı üstüne düşeni yaptı, Dolmabahçe’de açıklanan 10 madde var.” dedi, 21 Mart 2015’te “Dolmabahçe toplantısını doğru bulmuyorum.” dedi, 28 Nisan 2015’te “‘Kürt sorunu vardır.’ demek ayrımcılıktır.” dedi, 28 Temmuz 2015’te “Çözüm sürecini devam ettirmek artık mümkün değildir.” dedi. Habur Sınır Kapısı’nda Türk adaletinin yüzünü kızartıp terörist diye Türkiye’ye sokan anlayış, beş ayda 300’den fazla evladımızın şehit olmasına, kadın ve çocuklarımızın aralarında yer aldığı 198 insanımızın yaşamını yitirmesine sebep olmuştur. Hesabını kim verecek? Cumhuriyet Halk Partisi mi, Sayın Kılıçdaroğlu mu?

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi Başkanının açıkladığı ve yaptığı açıklamayla “Kanunlara herkes saygı duymalıdır.” sözünü öyle bir baskıyla siz, kamuoyunda kendinizi onların baskısı altında tutuyorsunuz ki bir gazete, büyük bir gazete bunu yayınlamaktan korktu. Ama sonuç barış mı? Hayır, değil. Siz, elbet bir gün bunun hesabını Türkiye Büyük Millet Meclisindeki Cumhuriyet Halk Partisi iradesiyle Türk milletine vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

Cumhuriyet Halk Partisi adına dördüncü konuşmacı olarak İstanbul Milletvekili Sayın Şafak Pavey konuşacak.

Buyurun Sayın Pavey. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, sevgili canlar, cananlar; toplumlar çocuk gibidir arkadaşlar kolay yetişmezler, büyük emekler gerektirir, çok kıymetlidirler çok. Bugün memleketimizin doğusundan batısına evlatlarımızın, yan komşumuzun çocuklarının acı kayıplarını görüyoruz. Doğusunda sokağa çıkma yasağında itfaiye gidemediği için yangında boğularak ölen insanlarımız, batısında hayatında denizi ilk defa görmüş ve yüzme bilmeden içinde boğularak sahile vurmuş çocuk, kadın, erkek vücutları; metropollerinde patlayan hain terör ve barbar cihatçı bombalarıyla gözümüzün önünde kaybettiğimiz Erenlerimiz, Güllerimiz; geride kalan paramparça hayatlar.

Buradan bir kere daha, canı yanmışlara başsağlığı, sabır ve şifalar diliyorum. Fedakârca çalışan güvenlik kuvvetlerimize, görevlilerimize bir kere daha minnetlerimi sunmak istiyorum. Ve elbette, bunca acıya rağmen, aynı gece, bombanın olduğu gece sıradan bir günmüş gibi sıradan gündemiyle devam eden bir Meclis, hatta yetmezmiş gibi daha da iştahlı savaş çığlıklarıyla.

Burada neden ve nasıl bu hâle geldik, anlatamıyorum çünkü sözcüklerim tükendi ancak nefes değerli, yaşam ise paha biçilmez, eşsiz bir nimettir. O yüzden, size sebebi olduğunuz ölümleri, felaketleri değil, birlikte yaşamın değerini ve naçizane acil ortak çözüm önerilerimizi sunmayı seçtim bugün.

Turizm ve tarımın cenneti Ege sahillerimizde ölümün ve güvenlik tehditlerinin her daim kol gezdiği bir cehennem yaşanıyor. Ege’nin iyi niyetli ve cömert ev sahibi kentleri, kasabaları, köyleri ve onların sakinleri, bu konuda sizden farklı olarak hiçbir dahli olmamış ancak felaketin yarattığı enkazı ve travmayı yüklenmek zorunda kalmış sosyal demokrat belediyelerimiz gözü yaşlı, çaresiz bir şekilde göçün kurbanlarını anlatıyorlar bize. Duyun seslerini yeter, çözümler yaşayanlardadır.

Bütçeye dâhil etmek istemeseniz de Hükûmet bu konudaki çözüm önerilerimiz üstünde kafa yorarsa bir ihtimal birlikte yol alacağımıza inanmak istiyorum. İlk olarak, ne göç edenler ne de göçe ev sahipliği yapanlar mutlu olmadığına göre en pozitif adım ne olabilir? İnsanların yerinde yaşamalarını sağlamaktır. Biraz ütopya belki sizin için ama kolay bir çözüm var: Hiçbir ülke, hiçbir şiddet grubu kendisine ait olmayan topraklarda savaş, çatışma ilan edip rejimleri uzaktan da olsa değiştirmek için askerî güce başvurmamalı. Tarih bize askerî yolların daima korkunç geri dönüşleri olduğunu gösterdi, gösteriyor, göstermeye de devam edecek; öğrenebiliriz. Dünyada ilk kez ve maalesef devletimizin de içinde, dâhil olduğu üzere, sınır ötesi göç teşvik ediliyor; ilk kez göçmenlerin eline, mültecilerin eline silah veriliyor, çocuklar buna dâhil. Önce bu utanca son vermeliyiz. Sadece Ata’mızın sözünü hatırlayıp yolumuzu aydınlatmasına izin verirsek yeterli olur diye düşünüyorum: “Yurtta sulh, cihanda sulh.” (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bambaşka bir konuymuş gibi görünmesine rağmen, geleceğimizin güvencesi tarım, kitlesel göçler nedeniyle unutulmaya yüz tutmuş durumda, bunu hatırlatmak isterim. Ege’mizin güzel köylülerini destekler, onları güçlendirirsek bu geçici ev sahipliğinde cömert misafirperverliklerini sunacaklarından hiç kuşkum yok. Ben de bir Ege çocuğuyum. Unutmayalım ki eğer böylesine bir göç dalgasıyla Hatay’ımızdan Gaziantep’imize; Çanakkale, Balıkesir, Edirne’mizden İzmir’imize; İstanbul’umuzdan başkentimize dek sokaklarımızda sosyal bir patlama olmadıysa bunu insanlarımızın yüce gönlüne, hoşgörüsüne ve sağduyusuna borçluyuz, Hükûmete değil. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi sokağın ödülünü verelim diyorum o zaman size.

Bütçeden ayıracağımız fonlarla tarımı teşvik etmek sürdürülebilirlik mucizesidir. Kaybolan… “Aile Çiftçiliği Yılı” ilan etmişti Birleşmiş Milletler, biz neden denemeyelim? Çözümler önümüzde. Tarım, insanı en kalıcı yapan elementtir. Kök verir, bereket verir; hatırlayalım. Göçmenler için de bir an önce barış inşa edilip evlerine dönene dek geçici bir çözüm sunar, bizim yüce yürekli çiftçilerimizle üretim yaparlar getirdikleri o bilgilerle. Çalışmalar bize gösteriyor ki kitlesel yatırımlar, bölgesel insani yardımlardan çok daha güçlü sonuçlar yaratıyor.

Son olarak, göçmenlere direnci artıran en büyük kaygı, güvenlik meselesi olduğuna göre, ev sahiplerini güvende hissettirdiğimizde göçmen sorun olmaktan çıkar arkadaşlar. Güvenlik sorununun hiç göremediğimiz bir yüzü daha var, onu da hatırlayalım lütfen; göçmenleri de koruyamıyoruz. Geçen ay Gaziantep’imizde Fransa’ya gitmeyi bekleyen bir sığınmacı gazeteci, cihatçı barbarlar tarafından aynı bizim canlarımız gibi katledildi. Aynı güvenlik kaygısını sığınmacıların da hissettiğini, sığınmacı kız çocuklarının ülkemizde her gün satıldığını hatırlayalım lütfen.

Partizan ayrımcılıkla sahipsiz ve bütçesiz kaderine terk ettiğiniz sosyal demokrat belediyelerimiz, canhıraş bir hâlde bu insanlık dramına yerel çözümler üretmeye çalışmakta. İhtiyacımız olan, acil insani yardımları gerçekleştirebilmek için gerçek uzman, şeffaf, denetlenebilir STK’larla birlikte el ele sosyal programlar yapmak, insani ihtiyaçları karşılamak. Mesela, Aylan bebeğin cansız vücudunun yattığı turizm cennetimiz Bodrum’da, perişan mültecileri TOKİ’lere topladığınız güzelim Dikili’mizde, Kaz Dağlarının eteklerindeki şefkatli belediyelerimizde biz bu konuda kollarımızı sıvamaya hazırız, duyun sesimizi.

Elbette, göçmenlerle ortak güvenlik tehditlerimizi çözebilmek için insan kaçakçılığıyla samimi bir mücadele de arzumuzdur. Ege Barış ve İletişim Derneğinin çağrısını da iletirim sizlere, diyorlar ki: “İki ülke, gelin, ortak bir parlamentolar arası grup kuralım; Yunanistan ve Türkiye arasında, bu sorunu çözmek için, iki komşu ülkenin çocukları olarak.”

Sözlerimi bir başka komşu çocuğu Tebrizli Şems’ten bir alıntıyla, minik bir alıntıyla tamamlamak isterim: “Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor?”

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun beşinci konuşmacısı Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı olacak.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Vatandaşın alın terinden alınan her kuruşun hesabını veren, o paraları çalmayan, milletin parasına göz dikmeyen, göz dikenleri de görmezden gelmeyen herkesi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı, varoluş gerekçesi gereği bütün vatandaşlarımızın bedenen, zihnen, ruhen ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hâli içinde hayatını sürdürmesini sağlamak görevini yerine getirmek için kendisine ayrılan bütçeyi yönetir ancak maalesef, Sağlık Bakanlığının bu temel görevini başkalarına devrettiğini görüyoruz. Nasıl mı? Bakın, çok basit: Sağlık Bakanlığının 2016 bütçesi 25,5 milyar –eğer yanlışsam Sayın Bakan düzeltsin- ancak Maliye Bakanı bütçe sunumunda diyor ki: “Sağlığa ayrılan pay 95 milyar Türk lirası.” Yani, Sağlık Bakanı bunun 25 milyarını harcıyor, toplamı ise 95 milyar yani 75 milyarını Sağlık Bakanından başkaları sağlık için kullanıyor. Peki, kim bu? Sağlık primlerini toplayan ve âdeta patron hâline getirilen -Sayın Bakanın da seyirci kaldığı- SGK, Sosyal Güvenlik Kurumu. Evet, parayı toplayan o, vatandaşın cebine elini atan o ancak vatandaş hastalandığı zaman, örneğin hepatit C olduğu zaman onu tedavi etmeyen, ilacını almayan o. Seyirci kalan kim? Seyirci kalan Sayın Sağlık Bakanı. Eğer vatandaşın parası varsa bu ilacı alıyor, yoksa bu ilacı almıyor.

Hani buraya, kürsüye çıkıp da AKP adına konuşan milletvekilleri diyor ya: Teyzem para ödemediği için AKP’ye oy verecekmiş. Doğru söylüyor, o anda “Oy vereceğim.” diyor ama daha sonra bu paralar maaşından kesildiği zaman AKP’ye beddua ediyor. Hele hele eğer imzaladığı senet neticesinde -hani rehin kalmıyordu ya, senet imzalıyordu ya- evine haciz geldiği zaman da o zaman AKP’ye bin beddua ediyor. İşte SGK’nın topladığı sağlık primleri maalesef halka geri dönmüyor.

Peki, teknik inceleme yaptığınızda ne görüyorsunuz? SGK, Sağlık Bakanlığı ya da AKP Hükûmeti, her ne derseniz deyin birbirinden farkı yok, diyor ki: “Ben 2005 yılında sağlık giderlerinin yüzde 92’sini yani neredeyse tamamını vatandaşın ödediği primlerden elde ediyorum yani gayet rahatım yerinde, 2016 yılında ise hedefim yüzde 106 yani kâr edeceğim ben sağlıktan.” Ya, arkadaşlar, Allah aşkına, kârı bir kenara bırakın, sağlıktan kâr etmeyin. Eğer kâr ediyorsanız Sayın Bakan, kaldırın katkı paylarını, katılım paylarını, vatandaş rahat bir nefes alsın.

Bakın, sudan, ekmekten, sütten vergi ödeyen vatandaş, sağlık hizmetini alırken bir de cebinden para ödüyor. Sağlık Bakanlığı bunların hiçbiriyle doymuyor; sağlık primi kesiliyor, çocuk, genç, yaşlı, hiç fark etmez. Hani diyorsunuz ya “Kuyruk beklemiyoruz.”, evde kuyruk bekletiyorsunuz, telefonla randevu aldırmaya çalışıyorsunuz; üç ay sonrasına randevu veriyorlar. Bir de üstüne üstlük telefon parası alıyorsunuz, ayrı bir -bütçeden- telefon parası ödetiyorsunuz. Bu şekilde, tam 11 yerde katkı ve katılım payı alıyorsunuz. Deli Dumrul misali, gelenden para kes, gidenden para kes. (CHP sıralarından alkışlar) Ondan sonra da diyorsunuz ki: “Ben bıçak parasını kaldırdım.” E, vallahi de kaldırmadın, billahi de kaldırmadın. Boşuna vatandaşı kandırmaya gerek yok. Sadece, bıçak parasının ismi gitti, yerine geldi sağlık parası ya da adına her ne dersen de.

Bakın, bunu ben söylemiyorum, Sayın Bakanın kendisi söylüyor. Kendi kitapçığında diyor ki: “Benim vatandaşım 2001 yılında sağlık için kişi başına 35 dolar para ödüyordu, şimdi, 2013 yılında 98 dolar ödüyor.” Yani 3 katı. Bunu ben söylemiyorum -hadi muhalefet söylese neyse- direkt, Bakanın kendisi söylüyor. E, aldım hesap makinesini -mademki her vatandaş cebinden 98 dolar harcıyor- çarpıverdim yaklaşık 75 milyon insanla, 7,5 milyar dolar çıktı Sayın Bakan. Yani, vatandaş, cebinden sağlığa ödediği parayla Sağlık Bakanlığı bütçesi kadar bir para ödemiş. E, bu, Allah’tan reva mı? Bu katılım paylarını, katkı paylarını derhâl kaldırmanız lazım. Vatandaş bunu ödeyemediği için ne yapıyor biliyor musunuz? Doktora gitmeden gidip reçetesini, ilacını alıyor, doktora gitmeden. Nereden mi biliyorum? Yine sizin rakamlarınızdan. Siz diyorsunuz ki: “Hastanelere müracaat sayısı 666 milyon, yazılan reçete sayısı 336 milyon.” Yani yarı yarıya, yani vatandaşlar gidip kendi ceplerinden ilaçlarını alıyorlar.

Peki, bu kadar para yetiyor mu size? Yetmiyor. Allah bunların gözünü doyursun. Bu yetmediği gibi, kalkıyorlar, vatandaşın güvenerek doktoruna anlattığı, ruh sağlığından cinsel sağlığına kadar verdiği her türlü bütün mahrem verileri satıyorlar. Efendim, “Satar mıymış?” Satarmış tabii ki. Geçen sene Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı “Bunu 72 milyona sattım. Tüh Allah kahretsin, ucuza satmışım! Bir dahaki sefere daha pahalıya satacağım.” dedi. E, peki yani kandırılmaya müsait olan bu Hükûmet, yarın bu verileri birilerine sattığı zaman “Tüh, Allah kahretsin, gene kandırıldım!” mı diyecek? Bu da kötü bir durum gerçekten.

Bakın arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı bizim sağlığımızı korumak için yatırım yapmayı bir kenara bıraktı. Ve Maliye Bakanı diyor ki: “Efendim, Sağlık Bakanı 34 tane şehir hastanesi yapacak.” Güzel yapsın, biz yapmasın demiyoruz. Ama, kamu-özel iş birliğiyle yapacakmış. Peki, buyursun yapsın. Tutarı? 27 milyar lira. Sağlık Bakanlığının kendi verileri diyor ki: “Biz bir hastaneyi dört yılda bitirebiliyoruz.” Hemen böldüm yani 100 milyar lira bütçesi var ya, yılda 6,5 milyarını ayırdığı zaman bütün hastaneler dört yılda bitiyor. Peki, ne yapıyor bu Sayın Bakan? Yandaş inşaatçıya bedava arsa veriyor; yetmiyor, bütün KDV’lerden muaf tutuyor; yetmiyor, aldığı borca Hazine garantisi veriyor; yetmiyor, Kamu İhale Kanunu’ndan muaf tutuyor; yetmiyor, yüzde 70 doluluk oranı veriyor. Bakın, garanti ediyor, diyor ki: “Ben senin hastaneni yüzde 70 dolduracağım, dolduramazsam üste kalanın parasını ben ödeyeceğim.” Bir de üzerine yirmi beş yıl kira ödüyor, ondan sonra da al başına belayı. Peki, gizemli taraflar var mı? Elbette var. İstanbul İkitelli Hastanesi, Sayın Bakan, bir dakikada gizlice el değiştirdi. Kime verildi? Sarayın müteahhitlerine verildi. Kimler verdi? Sarayın danışman odalarında birileri tarafından peşkeş çekildi.

Peki, bütün bunlara rağmen sağlığımızı koruyabildiniz mi? Hayır. Kızamık vakası sayısı, bakın, 7 vakadan sizin döneminizde 7.405 vakaya çıktı; Sayın Bakan bunları seyretti. Veremli hasta sayısı hâlâ ülkemizde 13-14 binlerde. Yahu, çıkıp buraya “Kanser sayısı azaldı.” diyen AKP Hatibi, Allah aşkına yalan söylemeyin, kanser tam 2 kat arttı.

Sayın Bakan, bu iş sizinle olmuyor. Bu zihniyetin değişmesi lazım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı olarak Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil konuşacak.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Buraya çıkan iktidar partisinin bütün milletvekilleri, Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşurken hep sayı konuştular dikkat ederseniz, hep rakam anlattılar ama hiç kalite, nitelikten bahsetmediler, bize hikâyeler anlattılar.

Şimdi, madem hikâye anlatıldı, ben de size bir hikâye anlatayım: Eli kesilen bir adam arkadaşıyla hastaneye gidiyor, diyor ki: “Ben şurada bir pansuman yaptırayım, izin ver bir dakika.” “Tamam.” diyor. Hemen içeriye giriyor, karşısına iki tane kapı çıkıyor; bir tanesinde “Hastalıklar”, bir tanesinde “Yaralılar” yazıyor. Kapıyı açıyor giriyor, bakıyor arka tarafta iki kapı var; birinde “Kas”, birinde “Kemik” yazıyor. “Hay Allah, bizimki herhâlde kas.” diyor. “Kas” kapısını açıyor, bir bakıyor karşıda iki kapı daha var; birinde “Önemsiz”, birinde “Önemli” yazıyor. Bakıyor yarasına, küçük, önemsiz. “Önemsiz” kapısını bir açıyor, bir bakıyor kendini sokakta buluyor. Kapının önünde arkadaşı diyor ki: “Ne oldu ya, hemen geldin? Nasıl yani tedavi olabildin mi, iyi baktılar mı?” “Vallahi, tedavi olamadım ama teşkilat, organizasyon çok iyi.” diyor. İşte, bizim Sağlık Bakanlığımızın… (CHP sıralarından alkışlar)

Biz, iktidar partisindeki arkadaşlardan, binalardan, aldıkları MR’lardan, muayene sayılarından veya ambulanslardan, bina sayılarından bahsetmelerini değil, insandan bahsetmelerini isterdik, tedavi kalitesinden bahsetmelerini isterdik. O nedenle sizler, bina, ambulans, ilaç, bir sürü şeyi temin edebilirsiniz; insanlar binalara ulaşıyor ama kaliteli ve güven veren sorunsuz tedaviye ulaşamıyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Yurt dışından geliyorlar tedavi olmaya, yapmayın.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – O yüzden değerli milletvekilleri, sağlık bir bilimdir, partiler ve siyasetüstüdür; hep bunu söyledim. Zira, hastalıklar ve ölüm adildir; Cumhurbaşkanı, kral, milletvekili, zengin, fakir, genç, yaşlı ayırmaz, herkese eşit davranır. Bu nedenle, biraz önce bizim diğer konuşmacımız eleştirilerini yaptı. Ben, eleştirilerden ziyade, Sayın Bakana ve buradaki değerli bürokratlarımıza, daha çok, yaşanan sorunları birlikte çözmek için bazı önerilerde bulunmak istiyorum.

Gelin, ekonomik sıkıntı içinde batma noktasına gelen üniversite hastanelerine destek olalım. Üniversite hastanelerini kurtarmaz isek sağlığımızın geleceği ve gelişmesi tehlikede.

Gelin, Sosyal Güvenlik Kurumunun hastaneler üstündeki mali taciz ve tehditlerini sona erdirelim.

Gelin, sağlık çalışanlarının moral ve motivasyonunu bozan SABİM hattını ya kaldıralım ya da disipline edelim.

Gelin, ihtiyaç duyulan hekim ve diğer sağlık personeli için gerçekçi planlama yapalım. Bu devirde mecburi hizmet dayatmadır, kaldıralım. (CHP sıralarından alkışlar)

Kamu Hastaneleri Birliği ve bürokraside atıl durumda, masa başına gönderdiğimiz neredeyse 5 bin-6 bin doktor arkadaşımızı –ki Bakan “Doktora çok ihtiyacımız var.” diyor- küstürdüğümüz için hastanelerden ayrılan, olmadık işlerde çalışan nice yetişmiş uzmanımızı tekrar sağlık hizmetine kazandıralım.

Atamalarda siyaset, ayrımcılık gözetmeyelim. İl başkanının torpiliyle adam atamalarına son verelim. Liyakat sistemini esas alalım. Zira bir gün acil servise geldiğinizde sizlerin ve çocuklarınızın ameliyatlarını bu il başkanları yapmayacak, liyakatlı hekimler yapacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Sağlık kurumlarında taşeron işçi yerine, sağlık eğitimi almış ebe, hemşire ve iş bekleyen binlerce tıbbi sekreteri kadroya alalım çünkü sağlık, kalite ve dikkat isteyen ve eğitim isteyen bir alan. O yüzden tıbbi sekreterler için tekrar buradan hatırlatma yapıyorum.

Sağlık meslek liselerine bir düzen, bir kalite getirelim ve sınır getirelim.

Sağlık çalışanlarının güvenliğini artıralım. Gerekli yasal düzenlemeleri yapıp sağlıkta şiddet cezalarını gelin birlikte artıralım.

Döner sermaye performans sisteminde reform yapalım. Haksız ve sağlık tüketimini kışkırtan performans sistemini sona erdirelim. Döner sermaye ödemelerinde adalet ve emekliliğe yansımayı sağlayalım.

Aile hekimliğinde cumartesi nöbetlerini tümden kaldıralım. Aile hekimlerinin sağlıkta övündüğünüz memnuniyeti sağlayan en önemli hekimler olduğunu hatırlayalım, onlara karşı daha vefalı ve minnettar olalım. Aile hekimliğinde sözleşmeli personel olarak çalışan sağlık elemanlarına ve hekimlerine kamu statüsü sağlayalım.

İlçelerde ve köylerde kalmayan sağlık hizmetleri için önlem alalım. İnsanlarımız -siz ki bunu benden daha iyi biliyorsunuz, size her gün telefonlar geliyor- tedavi olmak için, bir iğne yaptırmak için, bir ilaç yazdırmak için şehirlere gitmek zorunda kalmasın.

Her seçim öncesi vadedilen sağlık çalışanlarına maaş, özlük haklarına yönelik iyileştirme yapalım. Emekli sağlık çalışanlarına yapılan haksızlığı bitiren bakan siz olun Sayın Bakanım. Defalarca söz verdiğiniz sağlık çalışanlarının yıpranma payını bir an önce hayata geçirelim. Sağlık çalışanlarının nöbet saatlerine çekidüzen getirelim, uzamış ek mesai angaryadır izin vermeyelim. Sağlık çalışanlarının eş durumlarındaki atamalarını yapalım. Sağlık hizmeti alanlar kadar, kısacası, gelin, sağlık hizmeti verenlerin de memnuniyetini gözetecek uygulamalara gidelim.

Kanser ilaçları başta olmak üzere, ilaca erişim üzerindeki tüm engelleri kaldıralım. Özellikle binlerce insanı mağdur eden GSS borçlarını, genel sağlık sigortası borçlarını -bu genel sağlık sigortası mağduru insanlar sizden bir müjde bekliyorlar Sayın Bakanım, seçimden önce de söz verdiniz- affedelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Ve en önemlisi -hepimizin başında arkadaşlar, sizleri de aradıklarını biliyorum, her gün en az 3-4 insan bizi arıyor- yoğun bakım yatak ünitesini arttıralım. Bu, partilerüstü bir mesele; bu, çok önemli. Gelin, bir AVM eksik açalım ama daha fazla yoğun bakım ünitesi açalım. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) - Demagojiden vazgeçelim.

CEYHUN İRGİL (Devamla) - Demagojiyi bırak.

Vallahi de billahi de hepimizin eninde sonunda gideceği yer o yoğun bakım üniteleri. Bu çağda evde ölmek yok; illa gideceğiz, siz de gideceksiniz, biz de gideceğiz.

Ülkem adına biraz önceki konuşmacının söylediği gibi tekrar söylüyorum, ısrar ediyorum ki ve rica ediyorum ki şehir hastaneleri kisvesi altında hastaneleri patron ve para babalarının eline teslim etmeyelim. Lütfen, bu modelin denendiği ülkelere bakalım, hepsi iflas etti. Lütfen, sağlığı holdinglere teslim etmeyelim. Uygar ve sosyal bir devlet her şeyi bırakabilir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Devamla) – …ama sağlık, eğitim ve güvenlik müteahhitlere bırakılamaz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrgil.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakan, AVM’ye son, yoğun bakıma devam.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin grup adına konuşmalarında yedinci milletvekiline, yedinci sıraya geldik.

Bu noktada, Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın bakanlar, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı İlaç ve Tıbbi Cihazlar Kurumunun bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, ilaçla ilgili konuşmaya başlamak istiyordum, ancak seçim bölgem olan Bursa’da OYAK Reno işçilerinin üç gündür emek için, kendi maaşlarının artırılması için mücadele ettikleri zaman yaşadıklarını polis müdahalesi karşısında hiç hak etmedikleri bir muameleye tabi olmalarını, İçişleri Bakanımız burada olsaydı ona yöneltip emek arayan insanlara bunun yapılmaması gerektiğini bizzat söylemek istiyordum ama artık kayıtlardan ulaşır.

Evet, 2016 yılı bütçesinde ilaca ayrılan pay 21,4 milyar TL olarak gerçekleşecek, öngörülen bu. Aslında, baktığımızda, çok da kötü bir rakam değil ancak 2004 İlaç Fiyat Kararnamesi ve 2009 yılında çıkan global bütçe uygulamasıyla bu ilaç harcamaları eczacıları, eczaneleri ve vatandaşları çok büyük bir baskı altına almıştır. 34 OECD ülkesi içinde kişi başı ilaç harcaması en düşük Türkiye'dedir; OECD ortalaması 527 dolarken bu rakam Türkiye'de 140 dolardır. Baktığınız zaman çok gibi görünür ancak ortalamada çok düşüktür. Türkiye'de koruyucu sağlık hizmetlerine değil, tedavi edici sağlık hizmetlerine yönelindiği için de bu rakam gittikçe artmaktadır.

Eczanelerin birçoğu düşük cirolu eczaneler kapsamına girip yüzde 56’sı kredi kullanmaktadır. Bu yüzde 56’nın da yüzde 66’sı sürekli kredi kullanmaktadır. Hasta muayene ücretlerini tahsil eden ve 79 milyon insana hizmet veren Sağlık Bakanlığının ve SGK’nın 276 trilyon, yeni parayla 276 milyon muayene ücreti için ayıracağı personel giderini eczaneler üstlenmekte; toplamda, yıllık 3 milyar gibi bir parayı Sağlık Bakanlığının ya da Sosyal Güvenlik Kurumunun tahsil etmesi gerekirken eczaneler tahsil ediyor. Tabii ki de büyük sıkıntılar burada oluyor; her gelen “Ben buraya muayene olmadım, niye muayene ücreti ödüyorum?” diye sayısız tartışmalar, arbedeler çıkıyor. Bunun da bir an önce kaldırılması gerekiyor. Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisinden konuşan Sayın Hatip Ali Pulcu “Teyzeler dua ediyor.” diyor ama gelip eczanelere baksa, o teyzeler neredeyse ağza alınmayacak laflar ediyor çünkü bir haftalık pazar parasını gidip eczanede muayene parası olarak bırakıyor. Bunlara da dikkat edilmesi gerekiyor.

Diğer bir konu ise ülkemizde satılan bitkisel ilaçlar. Cinsel gücü artırıcı, diyabet, zayıflama, kas geliştirici ilaçların birçoğu İnternet’te, marketlerde izinsiz ve ruhsatsız satılıyor. Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Bakanımıza sorduk, sağ olsun, dün cevap vermiş; bu konuyla ilgili de yaklaşık 1.100 siteden 260’ının kapatıldığını; 2,5 milyon ceza kesildiğini ve İnterpol kapsamında da takiplerin yapıldığını söylemiş. Ama şu anda oturduğunuz yerden, akıllı telefonlarınızdan girip de bu sitelere baktığınızda, hemen karşınızda, şu gösterdiğimiz İnternet sitelerine on saniyede ulaşabiliyorsunuz ve hiçbir engellemeyle de karşılaşmıyorsunuz. Ama…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Hangi siteler bunlar?

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bak bu siteler Bülent Bey, size göstereyim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Aman gözünü seveyim, reklama giriyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakana da göster.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Reklama giriyor, evet.

Şimdi, tabii, daha üzücü olan ise sabah saatlerinde bu konuşmayı hazırlarken -çok üzülerek, haberlere girdiğimizde- İzmir’in Karşıyaka ilçesinden Belgin Elmalı kardeşimiz, daha 15 yaşında, İnternet’ten sipariş ettiği zayıflama ilacıyla gencecik bu güzel kızımız hayatını kaybetmiş. “Kontrol var.” deniyor, “Ceza var.” deniyor, “Önlem var.” deniyor ama maalesef bununla ilgili herhangi bir kontrol olmadığının… Daha sıcak, bugün, çok acı bir tesadüfle de karşılaştık; hayatının baharında hayata gözlerini yuman bir kardeşimiz… Şimdi, bunlar çok iyi araştırılmadığı için, girdiğinizde işte “Kalp krizi geçirdi. Fenalaşıp da hayatını kaybetti.” deniyor ama iyi incelendiğinde ya zayıflama ilacı ya cinsel gücü artırıcı ilaçlar ya da vücut yapıcı, kas geliştirici ilaçlardan kaynaklandığı görünüyor. Bu konunun da -Sayın Bakanımız cevap vermiş ama- bir kez daha üzerine gidilmesinde büyük fayda var diyorum.

Gene, eczanelerde 300’e yakın ilaç bulunmamakta. Bu ilaçların fiyatı ucuz olduğu için, üretici firmalar maliyeti kurtaramadığı için bunun üretimini yapmıyorlar ama hayati önemi haiz -kadın doğum uzmanları bilir, ismini vermeyeceğim, reklama girmesin- 5-6 liralık ilaçlar piyasada yok, tiroit ilaçları piyasada yok; bunun gibi, şeker, diyabet, kolesterol ilaçları, antidepresanlar bulunmuyor tamamen sabit kur uygulamasından dolayı. Bir kur yükseltme oldu, o da 0,70’le çarparak tekrar euro 3,30 iken 1,95’ten hesap edilmeye başlandı. Ve bunun yanında birçok ilaç bulunamadığından Türk Eczacıları Birliği kanalıyla yurt dışından getirilmeye çalışılıyor. Bu ilaçlar gelene kadar birçok hasta ilaçla tedavi göremediği için hayatını kaybediyor, yaşama gözlerini yumuyor. Bir an önce konunun gündeme getirilip bunların da çözüme kavuşturulması gerekiyor.

Aslında o kadar çok konu var ama yedi dakika içerisinde bunların hepsine süre ayırmamız, ifade etmemiz mümkün görünmüyor. Bu konuya dikkat çekmek ve Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun da bu konularla ilgili çözüm üretmesini sağlamak için söz aldık diyorum. Sözlerimi tamamlarken de Türkiye’nin ilacının Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu söylüyor, en güzel ilaç sevgidir diyorum, sevgiyle kalın diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederiz Sayın Aydın, sağ olun.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sekizinci konuşmacı olarak İzmir Milletvekili Ali Yiğit konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğit. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ YİĞİT (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri kamu hastaneleri bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2002’den bu yana on dört yıldır tek başına iktidar olan AKP, bu kurumların altını üstüne getirmiş, içini boşaltmış, ülkeyi âdeta yazboz tahtasına çevirmiştir. Bugün ülkemizde ne demokrasi ne adalet ne eğitim ne dış politika ne güvenlik ne barış ne de huzur kalmıştır, sağlık politikalarında da durum aynıdır. Sağlıkta dönüşüm adına birbiri ardına değişiklikler yapılmış ama kısa bir süre içerisinden sistem tıkanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler 2011 yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığına bağlanmış. Sağlıkta dönüşüm adına yapılan bu değişikliğin üzerinden dört yıl geçmiştir.

Şimdi, bu dört yılda olanları kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle yönetimde yeni bir basamak oluşmuş, bürokrasi artmış, yetki karmaşası, koordinasyon sorunları yaşanmıştır. “Performans” denilen hasta başı tedavi sistemiyle hasta sayısı 3, ameliyat sayısı 10, acile başvuran hasta sayısı 5’e katlanmıştır.

Katkı payları, ödenen ücretler, vergiler, randevu sisteminde yaşanan sıkıntılar vatandaşı canından bezdirmiş, hastalananlar çareyi acil servislere koşmakta bulmuşlardır. Düşünün Türkiye'nin nüfusu 78 milyon iken acile başvuran hasta sayısı 117 milyon.

Gelelim hastaların memnuniyet oranlarına. Avrupa Komisyonu raporuna göre Türkiye'de sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı düşmektedir, 15 civarında zannedersem.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Zannetme, doğru bir şey söyle, ne 15’i? Zannetmeyle olmaz bu iş.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Bakanlığın verilerinde memnun olmayanların oranı da 2012’de 12,2’ydi, şimdi, 2014’te 17 olarak açıklandı, memnun olmayanların sayısı. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yüzde 75 diyeceksin, yüzde 15 değil.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Memnun olmayan sayısı da artmaktadır. 2002’de sağlık harcaması için vatandaşın cebinden 37 dolar çıkarken -biraz önce arkadaşımız söyledi- şu an 100 dolar civarında çıkmaktadır.

Yatak sayısına baktığımızda...

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 2002’de kaçtı?

ALİ YİĞİT (Devamla) – … on iki yılda değişen bir şeyin olmadığını görüyoruz. On iki yılda hastanelerdeki toplam yatak sayısı 24,8’den 26,6’ya çıkmıştır ama kamu hastanelerindeki hasta sayısı düşmüştür. Oysa dünyaya baktığımızda, Avrupa Birliği ülkelerinde 10 bin kişiye 50 yatak düşerken Kenya ve Sudan gibi geri kalmış ülkelerde 27 yatak; Türkiye’de 15,9 yani 16 yataktır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 2002 öncesinde kaçtı, bir de onu söyle?

ALİ YİĞİT (Devamla) – Öte yandan, yine OECD’nin sağlık raporuna göre, Türkiye, sağlık harcamalarının gayrisafi millî hasılaya oranında son sıralarda yer almaktadır. Her ne kadar total olarak harcamalar artsa da toplam sağlık harcamasında gayrisafi yurt içi hasılanın oranı 2002’de 5,4; aradan on iki yıl geçmesine rağmen yine 5,4’tür. 2002 yılında 209 milyon insan hastaneye başvururken 2014 yılında 644 milyon insana çıkmıştır. 2002 yılında ameliyat olan kişi sayısı 2 milyon, 2014 yılındaysa 14 milyon.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kaliteli hizmetten dolayı, kalite. Nitelikli yatakların artmasından dolayı.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Gelelim doktorların ve çalışanların durumuna. “Sağlıkta dönüşüm” adı altında getirdikleri düzenlemelerle işin içinden çıkılamayınca, önce aile hekimlerini hastanelerde acil nöbetlere koydular, olmadı; aile sağlığı merkezlerinin nöbetlerine koydular, yine olmadı; cumartesi günleri aile sağlığı merkezlerine nöbetler yazıldı, yine olmadı; sistemdeki tıkanıklığın, başarısızlığın sorumluluğu doktorlara yıkılmaya çalışıldı. Karşı çıkan doktorlar ya soruşturma geçirdi ya görevden alınmayla tehdit edildi.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Allah’tan korkun, ayda sekiz saat nöbet, sekiz saat; başka bir şey değil bu.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Performans sistemi getirildi, doktorlara denildi ki: “Ne kadar hasta bakarsanız, ne kadar tetkik isterseniz, ne kadar ameliyat yaparsanız o kadar para alırsınız.” (CHP sıralarından alkışlar) Bunun sonucunda hasta ile doktor arasında bir güven bunalımı oluştu. Eğer bugün bir hekim bir hastasına “Sizin ameliyat olmanız gerekiyor.” dediğinde, hasta doktoruna kuşkuyla bakmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığının 2014 yıllığında yer alan bilgilere göre, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ölümler de artmaktadır. Kamu hastanelerinde ölen hasta sayısı 2010 yılında 83.886 iken 2014 yılında 116.866’ya yükselmiştir.

Öte yandan, kamu ya da üniversite hastanelerinde artık doktorlar riskli ameliyatlardan da kaçar olmuştur. Çünkü, ameliyat başarısız olduğunda dayak yeme, canından olma, mahkemeye verilme, tazminat davalarıyla uğraşma korkusu içindedir. Doktor Göksel Kalaycı’yı, Doktor Ersin Arslan’ı, Doktor Kamil Furtun’u, Doktor Melike Erdem’i ve hayatını kaybeden onlarca sağlık çalışanını sizler unutmuş olabilirsiniz ama biz unutmadık. Onlar, bu çarpık sistemin sonucu yaşamlarını kaybettiler.

Değerli milletvekilleri, bir diğer önemli konu da şehir hastaneleri -biraz önce arkadaşım söyledi- kamu-özel ortaklığı. Şu anda TOKİ’nin yapacağı bedelin 5 katına inşaat firmalarına hastaneler yaptırılmaktadır. Üstelik, kira ve yüzde 70 doluluk garantisi verilmektedir. Bu da yetmezmiş gibi, yurt dışından alınacak kredi konusunda Hazine güvencesi sağlanmaktadır. Şehir hastaneleri, tedavi merkezinden çok bir rant aracı modeline dönüştürülmüştür. Burada bir sağlık politikasından çok bir özelleştirme anlayışının olduğu açıktır. Şehirlerin 25-30 kilometre dışında yapılan, tamamlandığında da on binlerce insanı aynı bina içerisine sıkıştıracak olan, trafik, çevre ve zaman açısından sorun doğuracak bir hastanenin başka bir ülkede örneği yoktur.

Sağlıkta Dönüşüm Programı, bunun paralelinde oluşturulan Kamu Hastaneleri Birliği, genel sekreterlikler, beş yıldır değişmeyen SUT fiyatları, kadro yetersizliği, maliyetlerin yüksek, ödeneklerin az oluşu nedeniyle kamu ve üniversite hastaneleri borç batağındadır. İzmir’den biliyorum, Dokuz Eylül Üniversitesi her ay 2 milyon lira zarar etmektedir.

Sonuç olarak -sözüm bittiği için söylüyorum- sağlıkta dönüşümden memnun olan ne hastalar ne doktorlar ne de sağlık çalışanlarıdır; memnun olan bir kesim varsa o da müteahhitlerdir. Bir an önce bu yanlıştan dönülmeli, bilimsel araştırmalara ve kriterlere dayalı, hükûmetten hükûmete değişmeyecek, uzun vadeli çözümler içeren yeni politikaya geçilmelidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, sağ olun Sayın Yiğit. (Gürültüler)

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dokuzuncu sırada Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak söz almıştır.

Buyurun Sayın Çamak (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüye geldi. Lütfen…

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Türk Halk Sağlığı Kurumu ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bütçeleri hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Siz sayın milletvekillerini, Meclis emekçilerini, basın emekçilerini ve ekran başında bizleri izleyen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime geçmeden önce aslında söyleyeceklerimi bir cümleyle ifade etmek mümkün. Sayın Bakanım, bundan iki ay önce Mersin Devlet Hastanesinde bir hasta ziyaretine gitmiştim. Koridorlarda insan doluydu. Âdeta geçecek yer bile bulamadım. Dâhiliye uzmanı bir arkadaşımla karşılaştım, dedim ki: “Ya, arkadaşım, bunların hepsi burada şifayı bulacak mı?” “Ne şifayı bulacak, belalarını bulup gidecekler.” dedi.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doktor arkadaş öyle bir şey demez. Doktorlara şey yapmayın, öyle bir şey demez hiçbir doktor.

HÜSEYİN ÇAMAK (Devamla) – Yani, burada nicelik önemli değil, nitelik önemli.

OECD’nin aralık ayında yayınladığı sağlık raporuna göre, sağlık harcamalarının gayrisafi millî hasılaya oranına baktığımızda Türkiye'nin son sıralarda olduğu anlaşılıyor. Yani, dünya örneklerini göz önünde bulundurursak ülkemizde sağlığa verilen değerin ne kadar olduğunu buradan bile anlamak mümkündür. Durum böyle iken Hükûmet sözde bir şeyleri düzeltmek için sağlıkla ilgili ne zaman yeni bir hamle yapsa eskisini arayacağız diye âdeta ödümüz kopuyor.

Arkadaşlarımız kamu hastanelerinin performans sisteminden bahsetti, bıçak parasının devam etmekte olduğundan bahsetti ama en çok da şu anda hekimlerin korktuğu malpraktis. Âdeta hastaya dokunmaktan hekimler korkar hâle geldi.

“Sağlık güvencesiz kimse kalmayacak.” dendi, adı da “Büyük Sağlık Reformu” kondu. Genel sağlık sigortası yüzünden 7 milyonu aşkın işsiz vatandaş milyarlarca lira borçlandırılıp mağdur edildi. Vatandaş eskisinden daha da beter bir hâle getirildi.

Halk Sağlığı Kurumu için de benzer bir durum söz konusu. 2011 yılında 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Halk Sağlığı Kurumu temel sağlık hizmetleri dâhil birçok önemli birime bağlandı. Sözde daha kaliteli sağlık hizmetleri sunmak için bu birimlerin hepsinin tek çatı altında toplanması gerektiği belirtildi. Fakat asıl niyetin iktidarın sağlık alanındaki tüm gelirlere tek elden sahip olmak ve yandaşlarına istihdam alanı açmak olduğu son derece nettir. Bu kurum kurulduğundan beri sağlıkta hedeflenen hiçbir başarıya ulaşılmadığı gibi birçok hastalık vakasında da artış olduğu görülmektedir. Kamuoyunda herhangi bir kurumsal başarıdan dolayı değil, istifalar ve kurum olarak sundukları raporların yürütme tarafından umursanmamasıyla bilinmektedir. Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun Kurucu Başkanı Doktor Mustafa Aksoy’un görevinden apar topar ayrılmak zorunda kalması gizemini hâlâ koruyor. Bu kurumun kamuoyunu bilgilendirme açısından belki de en iyi icraatı 2014 yılında Ankara suyunun sağlık açısından son derece riskli olduğunu belirten raporuydu. Sayın Başkan Seçil Özkan’ın imzasıyla açıklanan bu rapor nedense yetkili mercilerin dikkatini çekmedi. Hatta belediye başkanı bu rapora itiraz ederek itimat edilmemesi gerektiğini her yerde dile getirdi. Kendi kurduğunuz kurumların işlevselliğini siyasi rant uğruna hiçe sayacaksanız bu kurumlara neden gereksinim duyuldu?

Sayın Bakanım, halk sağlığı konusunda bu Hükûmetin en başarılı olduğu konuların başında tütün kullanımındaki başarısıdır, ancak uyuşturucu kullanımı 10 yaşına kadar inmiştir ve günden güne artmaktadır, bu bir.

İkincisi termik santral. Türkiye'de şu anda 20 termik santrali işletiliyor hâlde, 80 tane daha kurulacak. Bu durumda demek ki biz Türkiye'de soluyacak hava bulamayacağız. Biliyorsunuz ki akciğer kanserinin en büyük nedeni, birinci sırada gelen nedeni sigaraysa, ikinci sıradaki duman ve sistir. 3 Şubatta yayınlanan bir genelgeyle sigara içip de akciğer kanseri olanın sağlık güvencesi nedeniyle ilaç parası ödenmeyecek. Bu, kabul edilebilir bir durum değildir. Lütfen bunu düzeltiniz.

Bütün tıp fakültelerini Sağlık Bakanlığının çatısı altında toplama ve AR-GE çalışmalarıyla inovasyon stratejilerini geliştirme amacıyla 2014 yılında Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı kuruldu. Bünyesine bağlı 6 birimin ancak 4’ü oluşturulabildi. Âdeta “Kervan yolda düzülür.” mantığıyla hazırlıksız bir şekilde kurulan bu Başkanlığa bağlı birimlerin herhangi bir faydası olduğuna şu ana kadar şahit olmadık.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aşılar yapılacak, aşılar.

HÜSEYİN ÇAMAK (Devamla) – Yapılacak mı? Göreceğiz.

Hükûmetin tüm vatandaşlara sağlık hizmetini ücretsiz olarak sunması gerektiğini hatırlatıyor, vatandaşların hastane kapılarından dönmek zorunda bırakılmamalarını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çamak.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına onuncu konuşmacı Mersin Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar.

Buyurun Sayın Sağlar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir Kültür eski Bakanı olarak, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesiyle ilgili değerlendirmelerime, AKP iktidarının bana göre temel bir yanlışının altını çizerek başlamak istiyorum.

Kültür ve turizm, kapsam ve işlevleri açısından ayrı ayrı önem taşıyan iki alandır. Kimi özellikleriyle iç içe geçmiş olması, bu iki alanın bir çatı altında toplanması ve yönetilmesini gerekli kılmaz. Nitekim, kültür ve turizmin aynı bakanlığın bünyesine alınması, yaşamsal özen gösterilmesi gereken kültür ve sanat alanının turizmin gölgesinde kalmasına neden olmuştur. Ülkemiz açısından turizm, hiç kuşkusuz ciddi bir ekonomik potansiyeldir. Ancak unutulmamalıdır ki kültür ve sanat da bir ülkenin varlığındaki tüm olguların temel taşıdır. Üstelik geçmiş uygarlıkların kültürel varlıklarını ve yaşadığımız doğayı korumak, çağdaş insanlığın vazgeçilmez görevidir.

Kültürel gelişim olmadan, ne sosyal ne demokratik ne de ekonomik gelişme olur. Yaşam standardı yüksek olan ülkelere bakıldığında bu gerçeklik hemen görülebilmektedir. Kaldı ki dış politikada AKP'ce yapılan temel yanlışlar turizm sektörünü ciddi bir krizle karşı karşıya bırakmıştır. Bu kriz, aynı çatı altındaki kültür ve sanat âlemini de yakından etkileyecektir.

AKP'nin kültür konusuna yaklaşımının ana ekseni, kültürel gelişimin önünü açmak, kültürel değerleri ileri götürmek değil, “Bir kez yıkandığın nehirde bir daha yıkanamazsınız." diyen Herakleitos'e inat, geçmişi yeniden yaşamaktır. Oysa aslolan, geçmişte yaşamak değil, geçmişin değerlerini çağdaş yorumlarla daha ileriye taşımaktır.

Bizim kültürümüzün temelinde Yunus Emre'nin sevgisi, Mevlâna'nın hoşgörüsü, Pir Sultan'ın mücadelesi ve Hacı Bektaş'ın akılcılığı vardır. Bugün bile, evini müze yapmamız gereken Yaşar Kemal'in halk kahramanı İnce Memed, Mem û Zin’le birlikte anılıyor, Aziz Nesin'in Zübükleri de aramızda dolaşıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

İnsana değer veren, sanata ve sanatçıya saygı duyan bu felsefe, bizi saygın ve güçlü bir ülke yapmıştı. Ama şimdi aynı şeyleri söylemek zor.

Son on üç yıla baktığımızda, acıları, sevinçleri birlikte yaşayan, dayanışmayı, paylaşmayı şiar edinen bir toplum, yanındakine güvenemeyen, değişik ırk, dil, din, mezhep, hatta farklı cinsiyetten olana düşmanca yaklaşan, giderek nefret ve kin söylemini artıran bir hâle geldi.

Sayın milletvekilleri, “kültür” kavramı, bir toplumun ürettiği etik, sosyal, siyasal, sanatsal, dinî tüm değerlerin toplamını kapsar, insana dair niteliklerin saygınlığını sağlar ve bu yönüyle toplumu bir arada tutar. Eğer bu değerlerin bir kısmını yok sayar, tek bir boyuta indirmeye çalışırsak diğerlerini dışlamış oluruz. Bu da toplumu kutuplaştırır, ayrıştırır. Örneğin yurttaşlarımız, terör saldırılarında yitirdiğimiz şehitlerimiz, Ankara'nın kalbinde, garında, Uludere'de, Suruç'ta, Diyarbakır’da bombayla parçalanan ve de Soma'da, Ermenek madeninde rant uğruna ölen binlerce insanımız yerine neden Suudi Arabistan Kralı için yas tutulduğunu bir türlü anlamıyor.Ülkesiyle ilgili olmayan birinin kendi değerlerinin önüne geçmesini kabul etmiyor, sorumlularına kızıyor; bu ayrımcılığın hesabını sormak istiyor, soramıyor. Haklarını kullanamayan, özgürlükleri elinden alınmış toplum giderek özüne yabancılaşıyor. Bilinmeli ki ülkenin yaşam biçimi değişiyor, gerileşiyor.

Yurttaşlarımız, şimdi, ölüm korkusu, bölünme travması ve aileden başlayarak tüm kurumsal ahlak ve değerlerin yok olmasıyla karşı karşıya.

Sayın milletvekilleri, bu nedenle, AKP'ce uygulanan kültür politikası kültür tanımı dışındadır, insan odaklı değildir. Hükûmet sanat ve sanatçıyı yok sayan bir anlayışın kalıcı olmasını istemektedir. Çağdaşlık, “Osmanlıcılık” adı altında dinî motiflerle süslenerek köreltilmeye çalışılmaktadır. Bale, opera, tiyatro gibi sahne sanatlarının varlığına karşı duran, gençlerin ufkunu açacak, çağın gereklerini kuracak, estetik ve plastik zekâyı geliştiren bir düzen istenmemektedir. Oysa, sanat, kini ve nefreti yok eder, sevgi ve güzelliği öğretir yani hedeflenen kindar gençliğin önünü keser. Hâl böyle olunca, Devlet Tiyatroları, Opera ve Bale ile tüm sanat kurumları müthiş bir baskı altında.

Kurumsal sansür görülmemiş bir şekilde artmıştır. Kurumlar sahnelenecek eserlerden görev alacak sanatçılara kadar tek elden kontrol ediliyor. Öyle ki dünyaca ünlü eserlerin sözleri bile "Bize uymaz." denilerek değiştiriliyor. Sanatçıların özlük hakları kısıtlanıyor. Sanatçılar ve sanat kurumlarında çalışanlar yarınlarından korkuyorlar. Her an bu kurumların kapatılacağı tehdidi el altından yayılıyor.

Yardım yapılırken özel sanat kurumlarının arasında siyasi ayrım yapılıyor. Sanatçılar, sanat kurumları, sanatçı sendikaları “Siz kimsiniz?” diye aşağılanıyor. TV’lerde yayınlanan dizilerde senaryolar, oyuncular değiştiriliyor. AKP döneminde sıkıyönetimi aratacak şekilde tiyatro oyunu, film, sergi, kitap ve gazete yasaklanıyor, toplatılıyor, hapse atılıyor.

“Anadolu uygarlıklarının mirası değil, bize İslam’ın eserleri yeter.” diyen bir söylem sinsice Bakanlığa yerleştiriliyor. Öyle ki “Restore ediyoruz.” diye antik varlığın duvarlarını sıvayan, Aspendos’un koltuklarını beyaz mermerlerle kaplayarak hamama çeviren, “ucube” diyerek heykel yıkan, sanatın içine tüküren bir zihniyete kucak açılıyor. Hatırlatalım, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi yıllardır sanata değil, güvenlik güçlerinin konuşlanmasına hizmet ediyor. Talimatla sit alanları birer birer villalara çevriliyor.

Değerli milletvekilleri, oysa sanat avangarttır. Düşüncenin özgürleşmesine, edebiyatın güçlenmesine, yaratının çoğalmasına ve böylece toplumun gelişmesine öncülük eder. Kendisini ifade etmekten korkmayan bir toplum yaratır. Farklı olanların yaşam biçimleri zengin kültürün temelidir.

İnsanlar tanımadan karşısındakini sevemez, tanıdıktan sonra da birbirlerinden kopmaz. Ana dilini kullanan, eğitimini ana dilde alan, kültürel gelişmesinin önündeki engelleri kaldıran, dünyadaki gelişim ve değişimi takip eden insan özgürleşir. Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın ya da Boşnak’ın bir arada yaşaması, kültürel değerlerinin özgürleşmesi ve karşılıklı olarak kabul edilmesiyle bu barış sağlanır. Özgür birey, örgütlü toplumda eşit yurttaş olur.

Sanatın gücüne dayanan kültürel gelişme toplumlarda önce ve önce barışı sağlar. Yüzyıllardır caminin, cemevinin, kilisenin, havranın yan yana geldiği, farklı etnik kökenlerin, değerlerin birbirleriyle kaynaştığı bir ülkede etnik ve mezhepsel farklılıklar giderek keskinleşiyor. Neden? Tek bir adamın kaprisi yüzünden.

Kültüre yapılan baskı topluma yapılan zulümdür. Zulme göz yumanlar zalime biat ederler. Zalimin olduğu yerde kültür de sanat da kültüre bakan bakanlık da olmaz. Bu nedenle CHP olarak Bakanlık bütçesine ret oyu vereceğimizi bildirir, saygılar sunarız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sağlar.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun son konuşmacısı Antalya Milletvekili Devrim Kök.

Buyurun Sayın Kök. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

CHP GRUBU ADINA DEVRİM KÖK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki burada bir Turizm Komisyonu üyesi olarak, aynı zamanda bir turizmci olarak görüşlerimi beyan etmek istiyorum.

Sayın Bakanım, öncelikle Allah size kolaylık versin. Tabii, kısa bir süre oldu görev alalı. Yalnız on dört yıllık bir sürecin sonunda bir enkaz devraldınız, bir turizmci olarak bunu söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Yani böyle bir dönemde işiniz gerçekten zor. Yalnız bir anlamda da kolay. Dönemin birisinde Millî Eğitim Bakanının birisi demişti ki: “Yahu, şu okullar olmasa ne güzel Millî Eğitim Bakanlığı yapardım.” Şimdi de oteller kapanıyor, turist yok. Aslında böyle bir dönemde kolay olacaktır Turizm Bakanlığı ama böyle olmasını arzu etmezdik emin olun. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, bütçeyle alakalı şunları sizle paylaşmak istiyorum: Aslında Kültür ve Turizm Bakanlığına ayrılan bütçenin çok daha fazla olması gerekir. Çünkü bu ülkede çok büyük bir tiyatro salonunda hep beraber bunu gözlemliyoruz. Büyük bir tiyatro oynanıyor bu ülkede. Senaristi var, oyuncusu var. Efendim, olmayan şeyler olmuş gibi gösteriliyor. Mesela hukuk varmış gibi gösteriliyor, yok; demokrasi varmış gibi gösteriliyor, yok; özgürlükler varmış gibi gösteriliyor, yok. Tabii, senaristi var, oyuncusu var, bunlar sanal ama gerçek bir şey var, ölümler gerçek, patlamalar gerçek, efendim, terör gerçek. Onun için daha fazla bütçe ayrılmalıydı bu denli büyük bir tiyatroya diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, turizm hem istihdama katkısı hem döviz açığının önlenmesi hem ihracat yapısıyla ülkemizin ekonomik alanda can damarı olan, lokomotif sektörlerinden bir tanesidir. Turizm kuşun kanadındadır, ufak bir yelden bile etkilenir yani kırılgan, hassas bir sektördür. Altyapı ister, güven ister… Bu güven de öyle üç beş yılda oluşabilecek bir güven değildir. Uzun yıllar sürer, emek ister, kaynak ister, program ister, altyapı ister, yatırım ister. Yani turist kendini güvende hissetmediği hiçbir yere gitmez. Hiçbir ülke de vatandaşının güvenliği için riskli gördüğü ülkelere, bırakın turistik seyahat etmesini, başka işler için bile göndermek istemez. Daha üç gün önce ABD Türkiye’ye seyahat edilmemesi hususunda vatandaşlarını uyardı, sadece ABD değil, başta Rusya olmak üzere Almanya, Hollanda, Fransa gibi Avrupa ülkeleri de vatandaşlarını bu şekilde uyarıyor.

Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanlığıyla başlayan süreçle birlikte AKP’nin iç ve dış politikaları maalesef bizi bu duruma kadar getirdi. Türkiye’yi Orta Doğu bataklığına zorla soktular. Daha önce ibretle izlediğimiz Orta Doğu ülkelerine döndük; şu anda biz Suriye’ye nasıl bakıyorsak Avrupa’da bize o şekilde bakıyor.

Hatay Reyhanlı’yla başlayan, haziran seçimlerinde yaşanan sürecin sonunda, AKP’nin istediğini alamamasından kaynaklı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yaşanan olumsuzluklar bizi bu duruma getirdi. Bugün Türkiye’de kim olduğunu bilmediğimiz milyonlarca kişiye ev sahipliği yapıyoruz. Ambulanslarla silah taşınmasından tutun da Hatay’da, Kilis’te, Antep’te teröristlerin tedavi edilmesi için hastaneler kurulduğu basında ve kamuoyunda yer aldı.

İlk başlarda Suriye ordusuyla savaşan IŞİD’li teröristlere Başbakan “Onlar terörist değil, sadece yaramazlık yapan çocuklar.” diyordu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öyle demedi.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – “Arkadaşlar” diyor Genel Başkanınız.

DEVRİM KÖK (Devamla) - Israrla “Bize gelmedi.” demelerine rağmen “Bayır Bucak Türkmenlerine gönderiyoruz.” dediğiniz MİT tırlarındaki silahlar bugün bize geri döndü. Ankara’da, başkentin göbeğinde, Meclise 500 metre yakında bombalar patlıyor. Ne yazık ki kişisel hırslar yüzünden bugün Türkiye IŞİD’le beraber anılmakta.

Bakınız, Türkiye bugün yaklaşık 36 milyon turiste ev sahipliği yapıyor. Sektör, 36 milyar dolarlık gelirle ihracatın yüzde 20’sini tek başına karşılamakta. Konaklama, yeme, içme sektörleri, 1 milyon 600 bin kişinin istihdam edildiği sektör, 54 tane yan sektörle beraber 3.500 nitelikli tesis ve 1 milyon 200 bin yatakla hizmet vermektedir. Son yirmi beş yıldır sürekli büyüyen sektör, bu son dönemde çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Türkiye turizminin geceleme sayısının üçte 2’sini temsil eden Antalya’da, ocak ayında yüzde 81, şubat ayında yüzde 95 eksi, düşüş yaşanmıştır. Türkiye dış ticaret açığının yüzde 30-35’ini tek başına kapatmasına rağmen bugün geldiğimiz nokta içler acısıdır. Tabii ki Bakanlığımız tarafından açıklanan önlem paketi, aslında turizm sektörünün ihtiyaçlarını karşılar nitelikte değil. Birkaç tanesini paylaşmak istiyorum: Özellikle, A grubu seyahat acentelerine uçuş başı verilen 6 bin dolarlık teşvik kişi başına veya koltuk başına verilmelidir. SSK, enerji, Kredi Garanti Fonu destekli düşük faizli kredi sağlanmalı; tur operatörlerine uçak desteği verilmelidir. Özellikle, sektörde çok önemli yeri olan Rus turistlerin kimlikle giriş yapmalarına da izin verilmelidir. Sektör bileşenlerinden oluşan ortak çalışma platformları oluşturulmalıdır. Sadece 750 bin dolarlık girdi sağlayanı değil tüm konaklama sektörünü ihracatçı konumuna almak lazım. Çünkü bu rakamlara iki yıldızlı, üç yıldızlı otellerin ulaşmasının imkânı yok. Türk Hava Yollarının bölgesel uçuşlara destek vermesi çok önemlidir. Sonuç olarak, turizm, devlet politikası hâline gelmelidir.

Son sözüm şudur: Cumhuriyet ve kazanımlarını “enkaz” diye niteleyenler, on dört yıla baktığında ülkenin ne duruma geldiğini, nasıl bir enkaz hâline getirdiklerini görecektir. O cumhuriyet sayesinde ibretle baktığımız… Kan, şiddet, terörün olduğu Orta Doğu bataklığından ayrışmamızın sebebi cumhuriyettir, kazanımlarıdır, Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun için, bunu görmezden gelmek nankörlüktür.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kök.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup adına olan konuşmaları sona erdi.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.29

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşacak olan sayın milletvekillerini dinleyeceğiz. İlk konuşmacı Isparta Milletvekili Sayın Nuri Okutan.

Buyurun Sayın Okutan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA NURİ OKUTAN (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına, İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşmeleri üzerinde söz almış bulunmaktayım. Herkesi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Esasen, biz, 2016 bütçe kanunu ve 2014 kesin hesap kanununu görüşüyoruz. İçişleri Bakanlığı bütçesini incelediğimde, Sayıştayın 2015’le ilgili denetimlerini tam manasıyla göremedik. Bu manada, bütçe hakkının kullanılması hususunda eksik bir hakkın kullanılması söz konusu olacak. Burada, sözlerimin başında bunu ifade etmek isterim.

Bütçeyi incelediğimizde, İçişleri Bakanlığı bütçesine 2000 yılından itibaren, AK PARTİ hükûmetlerinden itibaren özel bir ilgi gösterilmediği, daha önce olduğu gibi bir oranda büyüğü gözükmekte ama bunun yanında, bilhassa Jandarma teşkilatıyla ilgili oransal manada bir ihmalin olduğu gözüküyor. “Acaba Jandarma bu süre içerisinde üvey evlat muamelesi mi görüyor?” diye bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz.

Ben, esasen, İçişleri Bakanlığı Mülki İdare Amiri olmam münasebetiyle İçişleri Bakanlığı mensubuyum ve arkadaşlarıma geri döndüm. Aslında, İçişleri Bakanlığı sadece emniyet, asayiş, vatandaşın can ve mal güvenliğini korumakla görevli bir bakanlık değil, onun ötesinde bu memleketin uygar toplumlar içerisinde yer alabilmesi için çok güzel, çok temel hizmetlere de sahiplik eden, görevi olan bir bakanlık. O bakımdan, onları aslında gündeme getirelim, burada tartışalım istedik -güvenlik konusu çok ön plana çıkıyor, diğer hususlar arka planda kalıyor- ama Bakanlığımız meslektaşlarıma başvurduğumda bir duvarla karşılaştım ve neredeyse, çocuklar kendilerinin muhbir manasına konulacağından korktular ve ben o bilgileri alamadığım için basına yansıyan İçişleri Bakanlığıyla ilgili konuları burada dile getirmek isterim.

Sözlerimin başında, devlet geleneğimizde mülki idare amirleri ve yargı mensupları arasında her zaman bir maaş dengesi muhafaza edilmiştir ancak son yıllarda bu mülki idare amirleri aleyhine bir dengenin bozulduğu görülmektedir. Sayın Bakanımız mülki idare amirliği kökenli olduğu için onun basına yansıyan, zaman zaman karşılaştığımızda da ifade ettiği husus var, “Biz bu dengesizliği çözeceğiz ve mülki idare amirlerine uygulanan bu haksızlığı gidereceğiz.” şeklinde bir vaadi var. O vaadin de takipçisi olacağımızı buradan dile getirmek isterim.

Yine, başka bir önerim var bu manada. İçişleri Bakanlığına bağlı illerde, biliyorsunuz, mahallî idare müdürlükleri gibi, il idare müdürlükleri gibi değişik müdürlüklerimiz var. Bu müdürlüklerin aslında bir çatı altında toplanarak “İçişleri Bakanlığı müdürlükleri” şeklinde değerlendirilmesi ve diğer bakanlıkların müdürlükleriyle denk hem özlük hakkına hem de sosyal statüye kavuşmasını sağlamalıyız diye düşünüyorum.

Yine, Bakanlığımızın yaklaşık 20 bine yakın personeli var. Bu personeller her zaman diğer bakanlıklardan bir tık arka plana düşmüştür. Mesela, hemen komşumuz Adalet Bakanlığımız var. Adalet Bakanlığıyla ilgili karşılaştırdığımızda gerek şube müdürleri düzeyinde gerek uzmanlar düzeyinde, memurlar düzeyinde İçişleri Bakanlığının bir tık arka planda kaldığı görülüyor. Bunların muhakkak giderilmesinde fayda telakki ediyoruz.

Yine, benden sonraki konuşmacımız, meslektaşım muhtemelen değinecek emniyet ve jandarmayla ilgili ama jandarmayla ilgili bir hususu burada belirtmek istiyorum: Güvenlikte, bu sözleşmeli personele, uzman çavuşlara ağırlık verilir oldu. Güvenliğin mühim bir iş olduğunu ve sözleşmeli personelle çözme yoluna gitmenin doğru bir iş olmadığını ben şahsen düşünüyorum. Bu, mümkün mertebe kurumla daha ciddi bağlarla bağlı kalabilecek, belki doğrudan kadrolu personel şeklinde çalıştırılabilecek bir noktaya gelinmeli.

Bir başka husus içimin yandığı, bilhassa bu uzman çavuşlarımızın zatî silahları yok. Geçen, Van’da ve değişik yerlerde, belki de çocuklarımızın silahı olmadığı için terör örgütü mensupları geldiler, bankada, çarşıda çocuklarımızı katlettiler. Belki yanlarında silahları olsaydı onlar da bir karşılık verirlerdi diye düşünüyorum.

Madem polisten bahsettik, Sayın Bakanım, belki doğrudan sizle ilgili kısmı değil ama Hükûmet nezdinde bunu da aktarabiliriz, daha çok Başkanlık Divanımızı ilgilendiren bir hususu dile getirmek istiyorum: Şimdi, Cumhurbaşkanlığı Koruma Başkanlığı var -güvenlik açısından- Başbakanlık Koruma Başkanlığımız var, bunların mahiyetinde de polislerimiz var, güzel çalışıyorlar. Yalnız Mecliste de bir Koruma Başkanlığı var, bunun bünyesinde de görevini ciddiyetle yerine getiren polis memurlarımız var. Son dönemde bu çocuklarımızın burada yoğun mesaileriyle elde ettikleri ücretlerde geri adım atıldı, bunların muhakkak düzeltilmesi lazım. Bir başka husus, burada, sayın bakanlarımız filan ya da Sayın Başbakan filan geldiğinde bir koruma ordusuyla karşı karşıya kalıyoruz Mecliste. Bu doğru bir görüntü değil, burada yeterince Meclisin güvenliği olduğu kanaatindeyim. O kaba görüntü de muhakkak giderilmeli ve buradaki polislerimize, güvenlik personelimize güvenmeleri sağlanmalı diye düşünüyorum.

Büyükşehir Yasası’nın bizzat zatıalinizin de Sayın Bakanım, Bakanlığınızın da aslında bir arayışı içinde olduğunu ve çıkartıldığını biliyoruz ama bu doğru işlemedi. Batıda beldelerimizin, köylerimizin mallarının çarçur edildiği bir görüntüyle, hizmetlerin yerinde, zamanında yerine getirilemediği bir görüntüyle karşılaştık. Aslında güneydoğu ve doğu için belki güvenlik sorunlarıyla da alakalı, belki başka görüşmelerle entegre edilebilecek bir şekilde yasalaştırıldı ama bu şimdi oralarda farklı uygulanıyor, bölgede sanki bir ayrımcılığa, bölgede farklı bir uygulamaya güç katan bir yasa olarak çıkıyor. Muhakkak bu Belediye Yasası’nda, Büyükşehir Yasası’nda değişikliğe gidilmeli ve belediye başkanlarının yetkileri artırılmalı, yerel yönetimlerin yetkileri artırılmalı ama şu manaya gelmemeli: Bugün orada işte, yığınaklarda, bomba düzeneklerinin kurulması dâhil birtakım faaliyetler içerisinde belediye görevlilerinin, belediye makinelerinin yer aldığını biliyoruz. Bunu yapanların muhakkak cezalandırılması sağlanmalı ve belediye başkanlarının da derhâl belki İçişleri Bakanlığının emriyle, belki başka bir formül bulunarak görevden alınması sağlanmalıdır. Bu konuda yeni bir yasa değişikliğine gidilmelidir.

Diğer taraftan, mülki idare amirleri de bu yasayla birlikte sanki atıl plana düşmüştür. Evet, valiliklerimizde şimdi proje izleme ve değerlendirme birimi oluşturuldu ve valilerin bilhassa burada birtakım tasarruflar kullanmaları sağlandı ama bu iyi yürümüyor. Bunu mülki idare amirleri… Bilhassa kaymakamlarımız, valilerimiz de bence memleketin en iyi yetişen kadrolarından, profesyonel idarecilikleri var. Mülki idare amirinin bu profesyonel yeteneklerinden faydalanılmalı. Ben biliyorum, şimdi daha da gelişmiştir, bizim meslektaşlarımızın önemli bir kısmı yurt dışında değişik ülkelerde master ve doktora yaptılar, hem de uygulamada, geldiler bunları uyguladılar ve profesyonel idarecilerdir, istediklerinizi alabilirsiniz. Yükü yükleyin, sonucun nasıl memleketin geleceği açısından olumlu şekilde çıktığını hep birlikte görmüş olacağız.

Diğer taraftan -vakit hızla akıyor- nüfusla ilgili gelişmeler var, güzel. Elektronik kimlik kartı en son hâliyle çıktı ama orada, gelecek on yılda 200 milyona yakın kimlik kartının kullanılacağını hesap ediyoruz. Zaten mevcut 80 milyon vatandaşımızın kimlikleri değiştirilecek ve her yıl yüzde 10 civarında değiştiğini de varsayarsak, 200 milyon civarında ve bunların yaklaşık 1 milyar doların üzerinde bir mali boyutunun olduğunu biliyoruz. Bunun ihalesini kimlerin alacağı, bu çalışmaları kimlerin yürüteceği bu manada çok önem arz ediyor. Bunun takipçisi olacağız. Sizin de bizzat bunları takip etmenizi buradan diliyoruz.

Sınır yönetimi hususunda bir çalışma olacağı duyumlarımız var basına yansıyan kısmıyla. Bunun aynı zamanda… Madem sınır yönetiminde birtakım önlemler alınacak, bu önlemlere bir pazarlama aracı, efendim, bir kadrolaşma aracı vesaire filan olarak bakılmamalı bu sınır yönetimi işinde çünkü bizim sınırlarımız cetvelle çizilmedi, kanla çizildi bu sınırlar, bir mücadelenin sonrasında çizildi. Bunlar muhakkak başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere bir entegre çalışma içerisinde yapılmalı ve orada bir pazarlama aracı yani yeni kurulacak teşkilata mal, teçhizat vesair filan gibi yeni bir alanın açıldığı bir iş olarak bakılmamalı diye düşünüyorum.

Esasen, aslında, Sayın Bakanım, başta zatıaliniz olmak üzere, işiniz çok zor, işimiz çok zor aslında Türkiye’nin. Türkiye kuşatılmış bir durumla karşı karşıya. Aslında, sadece sizlerin değil, artık sadece AK PARTİ Hükûmetinin değil, milletin meselesi hâline gelen bir sorunla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, bu manada hem şahsım hem partim hem tüm gönüldaşlarımız olarak destekliyoruz ancak sizin de duruşunuzun netleşmesini istiyoruz. Bu manada, biz biliyoruz ki iç politika dış politikayla da her zaman bağlantılı. Yani, ne olur? İşte, Başbakan Cameron “Aslında, yüz yıllık bir hesaplaşmanın tekrar… Yarım kalmış bir hesabın görülmesiyle karşı karşıyayız.” diyor özel görüşmelerinde, basına yansıyan kısmıyla. “Orada bir de Lawrence’e ihtiyacımız var ama bu Lawrence’i, o kalitede bir askerî dehayı bulamıyoruz.” diye yakınıyor. Yine, George Bush da 11 Eylülde İkiz Kuleler bombalandıktan sonra bir haçlı seferinden bahsediyor. Dolayısıyla, onların artık bölgemizde uygulandığı dönemi yaşıyoruz. Bu dönemin yaşanması bize de iç politika olarak yansıyor. Bu doğru ama burada da bir millî duruşu hep birlikte sergilemeliyiz. Bunun için de demokrasiden muhakkak vazgeçmemeliyiz yani demokratik… Bunun çözümü burada. Sevgiyi büyütmeliyiz. Birbirimize olan sevgimizle bunları aşabiliriz, saygımızla aşabiliriz, birlikteliğin sağlanmasıyla bunları aşabiliriz. Bunları aşabilecek güçteyiz biz. Geçmişte bunları yaptık, şimdi de yapabiliriz ama sizin hem söylemlerinizde hem de Hükûmet olarak duruşunuzda biz netlik görmek istiyoruz, daha kararlı bir netlik görmek istiyoruz. Demokrasiye inancımızı kaybetmemeliyiz ancak bu şeyleri demokrasiyle aşabiliriz. Halkın istediklerinin, eğilimlerinin yönetime akışını sağlayarak aşabiliriz. Bu manada, hukuk devleti algısını da her alanda yürütmeliyiz ve göstermeliyiz.

Diğer taraftan, millî birlik ve beraberliğimizi korumakla ilgili en ufak bir şüphe duyulmamalı, tüm sosyal gruplar, tüm siyasi çevreler arasında bir ahenk oluşturulmalı. Aynı ahenk devlet ile millet arasında da gerçekleştirilmelidir. Yine, kamu kurumları arasında ciddi bir iş birliği ve koordinasyon gerekmektedir. Tüm taraflar bu kuşatılmışlığın farkına varmalı, bu kuşatmayı yaracak fikir ve gönül birliği içinde bulunmalıdır. Herkes kendine ait kimlikleri hür şekilde taşıyabiliyorken, erkeğim, kadınım, Aleviyim, Sünniyim, Abazayım, Avşarım, Türkmenim diye taşıyabiliyorken ortak değerlerimiz üzerinde hassasiyetini sürdürmeli ve birlikte hareket edilmelidir. Birlikte Türk milletini oluşturmalıyız. Bunun için Sayın Cumhurbaşkanımız sayın cumhurun reisi olarak hem kurumlar arası hem de vatandaşlar ve sosyal gruplar arasında diyaloğu ve birlikteliği güçlendirecek tutum ve davranışlara öncülük etmelidir. Kendi siyasi geleceğini planlamak yerine, memleketin içinde bulunduğu bu zor şartlardan çıkması için gerekli olan birlikteliğin liderliğini yapmalıdır. Yapacağı tüm faaliyetler bu amaca yönelmelidir. Geçmişimiz, kültürümüz ve coğrafyamızdan alacağımız birikim, geleceğimizi planlamak için yeterli bir atmosfer vardır. Ancak bunun için samimi bir öz eleştiri ve ihlaslı bir tövbe gerekmektedir. Hükûmet hâlâ çözüm sürecinin devletimizi zaafa düşürecek temel yanlışlarının yerinde olduğunu, hatta çözüm sürecinin bu milletin hayır duası olduğundan muhakkak denenmesi lazım geldiğini, önüne gelecek her fırsatta tekrar devreye konulacağına dair vurgulamalarını sürdürmektedir. Hâlbuki, böyle bir savunmaya girmeye hiç gerek yok. “Bizler yanlış yaptık ve şimdi doğrunun peşindeyiz.” demek yetecektir.

Bizce devlet yönetimi halkı ihya etmeli, halkın devlette memnuniyetini artırıcı önlemler almalı, halkın kendisini huzur ve güven içinde hissetmesini sağlayacak, bu ülkede mutlu olmasını sağlayacak uygulamalarda bulunmalı ve kişi hak ve hürriyetlerinin önünü açmalı ve her Türk vatandaşının bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı olduğunu hissetmesini sağlamalıdır. Ama diğer taraftan, buyrukçu, baskıcı, bölgeyi homojenleştirerek, tek tipleştirmek adına bölge insanını ezen, zulmeden ve aynı zamanda emperyal hayalleri olan güçlerin taşeronluğunu yapan silahlı, kanlı örgütle barışmak, çözüm sürecinin zamanında bu işlerle uğraşmak bizim karşı olduğumuz bir iştir. Biz, asla bunun içinde, yanında yer alamayız.

Nitekim çözüm süreci diye uygulanan bu süreç, böylesine bir barış, böylesine bir hak isteğinin yerine getirilmesi olarak işlememiştir zaten. Esasen, halklar arasında bir küslük de yoktur. Binlerce yıldır olduğu gibi, tüm medeni faaliyetlerimizi hep birlikte yapmaktayız, etle tırnak olmuşuz. Söylediğinizin aksine, çözüm süreci, tarihimizde ilk defa halklar arasında ayrılık tohumu eken bir süreç olarak karşımıza çıkmıştır, bunların tohumları âdeta atılmıştır yanlış uygulamalar sebebiyle. Bunların üzerinde muhakkak durulmalıdır.

Çözüm süreci, aslında, bize göre büyük çözülmenin Türkiye’de bir uygulanışı olarak yansımıştır. Bu, Ermeni sorununda Ermeni tezlerinin kabulü şeklinde, Kıbrıs sorununda Rum tezlerinin kabulü şeklinde, Ege sorununda, kıta sahanlığı ve kara suları sorununda da Yunan tezlerinin kabulü şeklinde çıkmıştır. Türkiye’de, çözüm de uygulanan hâliyle, tabloda gördüğümüzde, örgüt tezlerinin kabul edilmesi ya da o tezlerin yürürlüğe konması şeklinde meydana gelmiştir.

Vaktim daralıyor, burada söylenecek çok şey var ama şu tezi de şu iddiayı da buradan söylemek zorundayım, bir çalışma yaptım:

Barış sürecinde silahlar susmuş ve aranır bir tablo çıkmıştır filan; böyle değil. Bu söylediğimiz tablo. 2000 yılında ne kadar kaybımız var? 2005 yılına gelinceye kadar, beş yıllık süre içerisinde, aşağı yukarı, 2002 yılında 7 kişi kaybetmişiz, 2001 yılında 15 kişi kaybetmişiz, şehit vermişiz. Anlaşılıyor ki çözüm süreci başladıktan itibaren de tablo meydanda, ben, burada herkesin görmesini arzu ediyorum. Çözüm süreci, silahların susmasına filan yaramamıştır. Burada, 6-7 Eylül olaylarından sonra öldürülen vatandaşlarımız yok, burada sivil kayıplarımız yok, burada gardaki bombalı saldırıda ve Hatay’da, Suruç’ta olan kayıplarımız yok, sivil kayıplarımız yok, sadece korucular, polisler ve Silahlı Kuvvetler mensupları var. Dolayısıyla yani “Barış sürecine başladık, silahlar sustu.”, böyle bir tez doğru değildir.

Söylenecek çok şey var ama son olarak şunu ifade etmeliyim: Gün, birlikte olma günüdür, sadece politik söylemlerle politik birtakım ifadelerle aşılamayacak bir dönemi yaşıyoruz. Herkesin bunun idrakinde olması lazım. Devletiyle, siyasi gruplarıyla, toplumun bütün kesimleriyle kucaklaşarak bu işi ehemmiyetle, ciddiyetle ele alarak sorunun üstesinden gelebiliriz diye düşünüyorum.

Burada sözlerimi bitirirken bugün yine bir şehidimiz var, o şehitleri de buradan rahmetle anıyorum.

Bir hususu dile getiriyorum: Sayın Genel Müdürümüz, Cizre’ye gitmiş, Cizre’de polislerle görüşmüş ama bir tür AK PARTİ’nin propagandası hâline dönüşmüş, bunlar, doğru şeyler değil. Ben, kara yoluyla oraya kadar gitmişse Şırnak’ı da arka sokaklarıyla birlikte dolaşmasını, oradan Eruh’a kadar gitmesini, sahadaki o kampların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURİ OKUTAN (devamla) - …kuruldukları yerleri görmesini arzu ederdim.

Bu duygularla herkesi hürmetle, saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Okutan.

Biz de şehidimize Allah’tan rahmet diliyoruz Divan olarak. Ayrıca Sayın Okutan, notlarımı aldım, Başkanlığa ileteceğim.

NURİ OKUTAN (Isparta) – Hayhay.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacıyı dinleyeceğiz. İkinci konuşmacı, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan olacak.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini iletmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Yalnız, Sayın Bakan, son yılların en sönük İçişleri bütçesini görüşüyoruz, ne iktidar sıralarında kimse var ne muhalefet, yani inşallah bu, iktidarın da muhalefetin de sizden umudunu kestiği anlamına gelmez.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, nazar değmesin, durun; güzel güzel gidiyoruz.

Buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Sözlerime başlarken, ülkemizin birliği ve dirliği için canını vermiş şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Gazilerimize şükranlarımı sunuyorum, onlara bundan sonraki hayatlarında huzur ve mutluluk diliyorum. Bu minvalde de şu anda devletimizin, milletimizin huzuru ve bekası için gece gündüz mücadele eden güvenlik güçlerimize de başarılar diliyorum, Allah, yâr ve yardımcıları olsun.

Millî birlik ve beraberliğimizin temel harcı olan, terörle mücadele konusunda ciddi birikimleri olan, ülkemizin birliği, dirliği konusunda, vatandaşlarımızın dertlerini dinleyip çözüme kavuşturma konusunda fedakârca görev yapan mülki idare amirlerine, meslektaşlarıma da selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum, onlara da çalışmalarında başarılar diliyorum.

Mülki idare amirlerinin özlük hakları yıllardır konuşuluyor ancak Hükûmet, bu konuda bir adım atmaktan ısrarla kaçtı ve kaçmaya da devam ediyor. Şimdi, Sayın Bakandan meslektaşlarımızın talebi “Yıllardır biz maaşlarımızı taşrada beraber çalıştığımız hâkim, savcılarla mukayese ettik ve AKP, iktidara gelinceye kadar da mülki idare amirleri olarak biz, hâkim ve savcılardan daha fazla maaş aldık.” diyorlar. Meslektaşlarımızın bu talepleri doğrultusunda hâkim ve savcılar ile meslektaşlarımız arasında bundan sonra maaş çekişmesinin yapılmasının anlamsız olduğunu düşünerek mülki idare amirlerinin maaşları ile hâkim ve savcıların maaşlarının eşitlenmesi için Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir kanun teklifi verdik. Bu teklifle ilgili olarak Sayın Bakandan ve AKP iktidarından destek istiyoruz, böylelikle onların da bu dertleri çözüme kavuşmuş olur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde çıkarılan torba kanunla polislerin ek göstergeleri 3000’e çıkarıldı. Bununla polislerimizin emekli maaşları ne kadar arttı, AKP sıralarından bilen var mı bilmiyorum, ancak ben gene de bir hatırlatmak için söyleyeyim: Polislerimizin emekli maaşları bu düzenlemeyle 40-50 lira arasında arttı.

Gece gündüz toplumun huzuru için canla başla çalışan polislerimizin talebi neydi? Ek göstergelerinin 3600 yapılmasıydı. Eğer bu yapılsaydı, polislerimizin sıkıntıları, onları mutlu edecek bir şekilde çözüme kavuşmuş olacaktı. Bu konunun, Milliyetçi Hareketçi Partisinin seçim beyannamesinde yer aldığı gibi 3600 ek gösterge verilerek çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

Yine, iç güvenlik paketiyle emniyet hizmetleri sınıfı içerisinde bütün amirler psikolojik baskı altına alındı. Her terfide yazılı ve sözlü sınav yapılacak, dolayısıyla her terfi döneminde, polis amirleri, kendilerinin devletin ve milletin polisi değil, iktidarın polisi olduğu konusunda iktidarı ikna etme çabası içine girecektir. Bu yapı, son derece sağlıksız bir yapıdır.

Ayrıca, iç güvenlik paketiyle getirilen kadro sınırlaması sebebiyle, birçok polis amiri, 1’inci sınıfa ayrılamadan zorunlu olarak emekli edilecektir bu yapı içerisinde. Ancak iç güvenlik paketiyle polis amirlerinin kendi iradeleri dışında emekli edilmesi kararına rağmen, onların emeklilikleriyle ilgili herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Torba kanunda yapılan, biraz önce bahsettiğim son düzenlemeyle, 1’inci sınıfa ayrılamayan, mesela Ankara emniyet müdür yardımcısı ve onun altındaki polis amirleri ile üniversite mezunu polis memurlarının emeklilikteki özlük hakları eşitlenmiştir. Bu durum, emniyetin içindeki hiyerarşiyi işlemez hâle getirir, yine bundan sonrası için de polis amirlerinin sorumluluktan kaçmasına sebep olur. Bu yapının süratle ele alınarak düzeltilmesi gerekmektedir.

Feryatlarını duymadığınız, görmezden geldiğiniz bir diğer meslek grubu da uzman jandarmalar ve uzman erbaşlardır.

Değerli arkadaşlar, bu kardeşlerimiz çok büyük sıkıntılar yaşamaktadırlar. Uzman jandarma olmak için lise mezunu olma şartı var ama bu arkadaşlar, ortaokul mezunu gibi kademe ve dereceyle mesleğe başlıyorlar, buna göre de emekli oluyorlar. Yani tahsilinin, durumunun altında, ortaokul mezunu gibi emekli edilen bu yiğit evlatlarımızın sorunlarının çözümü için ne bekliyorsunuz? Şu garabete bakar mısınız: Uzman jandarmalar meslek öncesi ve görevleri sırasında beş üniversite dahi bitirseler 11’in 1’inden göreve başlayacak 3’ün 8’inden emekli edileceklerdir. Hâlen uzman jandarmaların askerî eğitim süresi de fiilî hizmetten sayılmamaktadır, bu, adalet midir? Uzman jandarmalarımızın özlük hakları statülerine göre düzeltilmelidir.

Şimdi sizlere uzman erbaşlardan bahsetmek istiyorum. Muhtemelen buradaki birçok arkadaş için fazla bir anlam ifade etmeyebilir bu sorunlar ama inşallah, Sayın Bakan için bir anlamı olur.

Bakınız, bu arkadaşlar, sözleşmeli çalışan personel. Eli tetikte, dağlarda, şehirlerde vatan için hazır bekleyip şeref ve haysiyet yoksunlarıyla gece gündüz mücadele eden kardeşlerimiz bunlar. Neden görmezden geliniyor? Orduevlerinde üvey evlat muamelesi gören bu kardeşlerimizin feryadını sizlere iletiyorum, veballeri üzerinizedir.

Düşünebiliyor musunuz, doksan günden fazla hasta olsa bu arkadaşlarımız meslekten çıkarılıyorlar. Bu nedir? Yani bu insanlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin üvey evlatları mı? Bu insanlar, babalarının tarlasında elma toplamıyor, AKP’nin çözüm ortağı PKK’nın hainlikleriyle mücadele ediyorlar. Kimin için? Türk milleti için. Kimin için? Sorunları görmezden gelen, feryatlarını duymazdan gelenler için. Veballeri onların üzerinedir. Uzman erbaşlarımızın ve uzman jandarmalarımızın da özlük hakları derhâl düzeltilmelidir. Böyle bir düzenleme yapalım, buyurunuz, getiriniz, bütçe görüşmelerinden sonra Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de gerekli katkılarda ve desteklerde bulunalım.

Bildiğiniz gibi bölge sıkıntılı. Güvenlik güçlerimiz bölgeye giderken ailelerini götüremez hâle geldiler. Eskiden bölgeye giden güvenlik güçlerinin burada kalan ailelerine lojman desteği verilmekteydi. Şimdi çok daha ağır şartlar olmasına rağmen ve bu kardeşlerimizin maddi durumları ortadayken, orada âdeta gönüllü olarak hizmet ederlerken onların buradaki ailelerine sahip çıkmamak, lojman desteğinden veyahut konaklama desteğinden mahrum bırakmak kabul edilebilir bir durum değildir. Onlar, vatan bölünmesin diye ailelerin bölünmesine razı olurken onların emanetlerine sahip çıkmamak olacak iş değil. Bunu da burada dile getirmek istedim.

Bir diğer husus da bölgede geçici görevlendirilen güvenlik güçlerinin yaşadıkları sıkıntılar. Geçici olarak görevlendirilen güvenlik güçlerimizin iaşe ve barınma noktasında sıkıntıları var. Yani, bu kardeşlerimiz orada geçici olarak görevlendiriliyor ama ne zaman geri gelecekleri hususunda bir tarih vermek hepimiz için zor. Güvenlik güçlerimiz elbette her türlü şart altında hizmet edecek kalite ve tecrübeye sahiptir. Ancak, güvenlik güçlerimizin de insan olduğunu unutmayalım. Lütfen, bunların sorunlarını duyalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünü niye kurduk, Yabancılar Kanunu’nu neden çıkardık? O günleri yeniden hatırlayalım. Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla bölgede karşılaşabileceği ciddi göç dalgalarına karşı yeni bir yapıya ihtiyacımız olduğunu bilerek, düşünerek bunu çıkardık. Geçmişteki Irak tecrübemiz ve Suriye’de meydana gelen gelişmeler dikkate alınarak bu Yabancılar Kanunu’nu çıkardık, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünü kurduk. Ancak, uygulamada kanunu yaparken düşündüklerimizi gerçekleştiremedik. Suriye’den 3 milyon civarında mülteciyi kabul ettik. Gerek sınırlarımız içinde gerekse sınırlarımızın dışında yeteri kadar barınma kampını Birleşmiş Milletleri ve sivil kurumları da devreye sokarak zamanında kurmayı başaramadık. Tabii, bu 3 milyon mülteci sayısına da dikkatinizi çekmek istiyorum. Bugün sabah baktım, dünyada nüfusu 3 milyonun altında 106 tane ülke var arkadaşlar. Yani, kabul ettiğimiz mülteci sayılarını biraz da bu gözle düşünmenizi tavsiye ediyorum.

Dolayısıyla, bu kadar göç dalgasının olacağı belliyken ve yeni dalgaların da gelebileceği ortadayken elinizde yetki ve yeterli kurumlar olmasına rağmen bu mültecilerin Anadolu’nun dört bir tarafına dağılmasına göz yumdunuz. Yarın Suriye’de kamu düzeni sağlansa bile bu mültecilerin ne kadarını geriye gönderebileceğiz?

Diğer yandan, eline bir mülteci kimlik kartı verip salıverilen mültecilerin ne kadarını takip edebiliyorsunuz Sayın Bakanım? Ne kadarı, gerçekten size bildirilen adreslerde oturmaktalar, ne kadarı size bildirdikleri işlerle meşgul?

Bir diğer sorun da Suriyelilerin ülkemizde resmî veya gayriresmî olarak dernek yapılanması içine girdiği doğru mudur? Doğruysa, bu derneklerin finansörleri kimlerdir ve bu dernekler hangi amaçlarla kurulmuştur? Görünüşteki kuruluş amaçları ile gerçekteki kuruluş amaçları aynı mıdır, yoksa birilerinin bu dernekler üzerinden geleceğe matuf başka hesapları mı vardır? Bu derneklerle iletişime geçen başka ülkelerin ülkemizde açtığı ve sizin de tanıdığınız eğitim kurumları var mıdır? Tüm bunların cevabı yarınlarımız için önemlidir arkadaşlar çünkü bugün yaşadığımız canlı bomba olayları, uyuşturucu ticaretindeki artışlar, fuhuştaki artışlar bu soruların cevabının ne kadar önemli olduğunun bir başka göstergesidir.

Tabii, bu mülteci konusunu konuşurken, geri kabul anlaşmasını da zikretmeden geçmek olmaz. Geri kabul anlaşması çerçevesinde AB’yle sürdürülen pazarlıklar var, özellikle de Merkel’le.

Şimdi, dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var: 1990’larda Irak karıştı, oradan her geleni ülkemize aldık; üstüne, Suriye’den gelenleri aldık; şimdi de Avrupa’dan gelecek olanları alacağız. Gelecek olan mültecilerin, elbette, maddi bir külfeti olacak; elbette bu mültecilerin sosyal yapıya etkisi olacak ama benim dikkat çekmek istediğim esas husus ise güvenlik boyutu. Avrupa’dan ülkemize gelecek olan mültecilerin içinde terörist, terörist sempatizanı veya adli suçlu kaç kişi olacak? Veya bu gelenlerin arasında terörist var mı, yok mu, nasıl ayırt edilecek? Mevcut, gelenlerin içerisinde yer alan teröristlerin ülkemizi nasıl kan gölüne çevirdiğini hep birlikte gördük. İstihbaratımızın ne iş yaptığını daha önce sordum, yine soruyorum: Bu gelenlerin içinde diğer ülkelerin kaç tane istihbarat elemanı var? Her önüne gelene mülteci kimlik kartı vermekle mi mükellefiz biz?

Diğer bir husus da: Bu geri kabul anlaşması çerçevesinde ülkemize gönderilecek olanlar arasında, aranan, ülkemize giriş yasağı konan, terör faaliyetleri dolayısıyla yurt dışında olan kişilerin sahte kimliklerle ülkemize girişinin önüne nasıl geçeceksiniz?

Merak ediyorum, İstihbarat Teşkilatımız, Suriye’den gelen mülteciler konusunda yaptığı hatayı bir daha yapmamak üzere herhangi bir çalışma yaptı mı? Güvenlik güçlerimiz, yeni kriterler belirledi mi bu alımlar için? Bunu merakla bekliyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şimdiden hatırlatıyoruz: Güvenlik ve istihbarat konusundaki zafiyetlerin giderilmesi için bir an önce önlemler alınmalıdır, yoksa yaşanacak her türlü eylemin ve kamu düzenini bozacak eylemin sorumluluğu ve vebali iktidarın boynundadır.

Sayın Cumhurbaşkanı, saraya giderken Başbakanlığı cebine koydu, götürdü. Sayın Davutoğlu da Başbakanlık koltuğuna gelirken Dışişleri Bakanlığını cebine koyup getirdi. Sayın Davutoğlu’nun bir tek derdi var, siyaseten sokağa çıkıp bağırmak istiyor, “Ben vatandaşlarımın Avrupa’da serbest dolaşım hakkını aldım.” diye. Yoksa, Davutoğlu’nun bu gelecek mültecilerin Türkiye’ye ne kadar külfet getireceği konusunda bir derdi yok. Sayın Davutoğlu’nun bu mültecilerin Türkiye’ye yükleyeceği ekonomik külfetle de işi yok. Yani, sormak istiyorum, bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde ortaya koyduğumuz bütün vaatlerin toplamı 79 milyardı, buna “çok” dediniz; şimdi siz bu kadar kaynağı nereden buluyorsunuz? Bu kaynağın yarın kimin -fakirin fukaranın- hakkından gittiğini de iyi düşünün.

Biz, AB dışında kaç ülkeyle geri kabul anlaşması yaptık? Bu çerçevede Türkiye’ye getirdiklerimizden ne kadarını geriye, kendi ülkelerine gönderebileceğiz, bunu da sormak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz da Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı üzerinde konuşmak istiyorum. 2014 Temmuzunda kamuoyunun “çözüm kanunu” olarak bildiği kanunu buradan çıkardık. Bebek katilinin “Bu görüşmeler sizi de yakar, bizi de yakar.” sözünden sonra kendinizi de, teröristleri de koruyacak olan bir kanunu buradan alelacele çıkardınız. Bu kanundan önce MİT'in İmralı’yla yaptığı görüşmelerin tamamı, geçtiğimiz günlerde, Almanya'da kitap olarak basıldı. Bizim, tamamını görmesek de önemli bir kısmını görme imkânımız oldu. Önümüzdeki günlerde hem biz hem de kamuoyu bu görüşmelerin önemli bir kısmını öğrenmiş olacak. Bu kanun çıktıktan sonra, tabii ki bu görüşmelerin sekretaryası, MİT'ten alınarak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığına devredildi. Bundan sonraki görüşmelerin ne zaman yayınlanacağını bekliyoruz. Kamu Güvenliği Müsteşarlığının, sekretaryayı devraldıktan sonra terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi maksadıyla neler yaptığını zaman içerisinde hep birlikte göreceğiz.

Bu kanunla neler yapıldığını, Sayın Bakanın bu soruları cevaplamasını umut ediyoruz. Yoksa, bu kanun bazı hukuksuz eylemlerinize kılıf olarak mı çıkarıldı, sadece kendinizi kurtarmak için mi çıkarıldı? Bu konularda ciddi bir şey yapılmadıysa, çözüm süreci bu kadar güzel işlediyse, Sayın Müsteşarınız ve zatıaliniz, bugün bölgede olup biten olayları nasıl açıklayacak, merak ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başta Sayın Bostancı olmak üzere kürsüye gelen AKP sözcülerinin, Milliyetçi Hareket Partisinin terörün nasıl bitirileceği konusundaki fikirlerini hâlâ anlayamadığı ya da anlamak istemediği görülmektedir. Biz diyoruz ki devletin birliğine, dirliğine kasteden, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan, ezanı susturmak, bayrağı indirmek isteyen her kim varsa teröristtir ve bunlarla müzakere değil, mücadele edilir. Bölgede yaşayan vatandaşlarımızın yaşam hakkını kısıtlayan bu terör belasının ortadan kaldırılması gerekir. Bölgede yaşayan vatandaşlarımızın görmek istediği devletin güvenlik şemsiyesinin temin edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Bölgede yaşayan vatandaşlarımızın her birinin kucaklanması gerektiğini söylüyoruz, bunun yerine PKK’yla kucaklaşılmasının yanlış olduğunu söylüyoruz. Bunda anlaşılmayacak ne var? Bizi ya anlamak istemiyorsunuz ya da anlamazdan geliyorsunuz.

Sayın Bostancı, bu kürsüye her çıktığında "Biz milleti kucaklayınca MHP rahatsız oluyor, terörle mücadele edince HDP rahatsız oluyor." diyor. “Çözüm” adlı ihanet süreci boyunca milletle mi kucaklaştınız yoksa PKK’yla mı kucaklaştınız? İmralı'da milletle mi kucaklaştınız yoksa bebek katiliyle mi kucaklaştınız? (MHP sıralarından alkışlar) Dolmabahçe'de milletle mi kucaklaştınız yoksa bir siyasi uzantıyla mı kucaklaştınız? Habur'da milletle mi kucaklaştınız, teröristlerle mi kucaklaştınız? Her şey bir yana, siz milletle Oslo'da, İmralı'da, Dolmabahçe'de veya Habur'da mı kucaklaşıyorsunuz? Milletle kucaklaşmak için gizli saklı mekânlara ne ihtiyaç var?

Ey Hükûmet, size sesleniyorum: Siz, bebek katili Abdullah Öcalan'ı muhatap aldınız. Askeri kışlasına, polisi karakoluna hapsettiniz. Alanı, PKK'nın şehir yapılanması KCK'ya teslim ettiniz, onun sözde öz yönetim güçlerine bıraktınız. Operasyon yetkisini valilere verdiniz. Askerin, polisin operasyon taleplerine onay vermediniz. Savcılar çalışmadı, hâkimler vermesi gereken hükmü vermedi. İnsanlarımızı, teröristlerin kurduğu mahkemeleri muhatap almaya kendi ellerinizle ittiniz. Öyle ki PKK geldi, şehrin ortasında vergi diye haraç topladı, sesiniz çıkmadı. Biz sesimizi çıkarttık, “morg bekçiliği” ile suçlandık. Yüksek sesle uyardık, “Yanlış yapıyorsunuz.” dedik, ‘kandan beslenenler’ olarak suçlandık. Varsın olsun! Tarih kimin kandan beslendiğini, kimin morg bekçisi olduğunu tane tane yazacaktır, hem de kalın harflerle yazacaktır.

Gelelim bugüne. Bizim dediklerimiz yanlışsa, bugün başta Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli olmak üzere, Milliyetçi Hareket Partisinin bütün sözcülerinin ifade ettikleri yanlışsa, Oslo, -Kandil- Ankara arasındaki görüşmeler ülkemize ne kazandırmıştır? Olaylar, neden bugünkü noktaya gelmiştir? “Biz hata yaptık, bu hatamızdan dolayı Türk milletinden özür diliyoruz.” diyeceğiniz yerde, hâl⠓Çözüm sürecini biz bitirmedik, biz kandırıldık." diyerek “çözüm” denen çözülme sürecini savunmak ne demektir?

Görüyoruz ki yine çözüm masalları anlatılmaya başlandı, yine çözüm masasından bahsedilmeye başlandı. Bazı arkadaşlar, PKK ağzıyla "Silahlar sussun da burada da, başka yerde de yine görüşülür." demeye başladı. Yazıktır! Günahtır! Allah aşkına, bu çözülme süreci boyunca döşenen bombaların, sizin görmezden gelmeniz sonucu şehirlere yerleşen cani teröristlerin şehit ettiği askerlerden hiç mi ders almadınız? GATA'yı dolduran gazilerimizden hiç mi ders almadınız? Tüm bunlar “çözüm” diye adlandırdığınız melanet çözüm sürecinin sonuçlarını görmeniz için yeterli değil mi? “Terörle müzakere değil mücadele edilmelidir.” gerçeğini sırf Milliyetçi Hareket Partisi söyledi diye mi anlamak istemiyorsunuz? Ancak AKP iktidarı terörle mücadeleyi nereye kadar sürdürecek? Bu konuda da güvenlik güçlerimizin kafasında ciddi soru işaretleri var. Evet, Türk milletinin öz evladı kahraman güvenlik güçlerimiz, Hükûmete güvenemez hâle geldiyse aynaya bakın, belki hatalarınızla yüzleşirsiniz.

Sayın Bakan, her şeye rağmen terörle mücadeleyi destekliyoruz. Lakin son aylarda yapılan şey, terörle mücadele değil de şartlar olgunlaşsın diye, millet, ölümü görüp sıtmaya razı olsun diye yeni bir ihanet sürecinin zemini oluşsun diyeyse, biliniz ki her iki cihanda iki elimiz de iki yakanızda olacaktır!

Bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Çok teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Ahmet Selim Yurdakul.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Hükûmeti, sağlık alanında elinde bulundurduğu devlet ve medya gücü ile taraflı ve yanlı bir algı operasyonu yaparak sağlıkta devrim yaptıklarını ifade etmişlerdir.

Saygıdeğer vatandaşlarım, isterseniz gelin bir de bizim ağzımızdan şu tüm gerçekleri dinleyin ve her iki tarafı birlikte değerlendirerek karar verin. Öncelikle, 2003 yılında Sayın Recep Akdağ’ın uygulamış olduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı nereden çıkmıştır, bu programla Türk milletine, vatandaşlarımıza neler yapılmak isteniyor? Bunları tek tek açıklamak istiyorum.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, 2003 yılında “İnsan odaklı bir Türkiye modeli sağlık politikası” uygulayacağını ifade etmiştir ve sağlık politikasındaki hastalığı ifade ederek doğru teşhis koyacağını ve kararlı bir politika uygulayarak bu politikanın sonuçlarını hep birlikte değerlendireceğini ifade eden sağlıkta politika çemberini ifade eden bir şekil bize göstermiştir. Biz de bu kararlı ifadelerden sonra Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı merakla bekledik.

Şimdi, bakın, size bir kitap göstermek istiyorum. Bu kitabın ismi “Sağlık Reformunun Doğru Yapılması” Bu kitap, aslında İngilizce bir kitap. Bu kitabın yazarları kim biliyor musunuz? Peter Berman ve Marc Roberts ve arkadaşları. Bunlar kim biliyor musunuz? Bunlar Amerika’da Harvard Üniversitesinde sağlık politikaları ve sağlık ekonomisi konusunda eğitim almış, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası ve IMF’yle iş birliği içerisinde hareket eden ve istedikleri sağlık politikalarını tüm dünyada uygulamak isteyen kişilerdir. Bu kitabı Türkçeye çeviren ise kimdir biliyor musunuz? Sayın Profesör Doktor Recep Akdağ ve arkadaşlarıdır.

Şimdi, bu kitabın bir sayfasını çevirdiğimiz zaman gördüğümüz o bizlere gösterdikleri sağlıkta politika çemberi var ya, işte onu buradan almışlardır. Yani bir Türkiye modeli değildir bu Sağlıkta Dönüşüm Programı. Olsun. Peki, bu Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası ve IMF ne yapmak istiyor? Bunlar, neoliberal sistem içerisinde sağlık alanını yeniden yapılandırmak istiyorlar. Niçin, biliyor musunuz? Çünkü bu küresel güçler ve sermaye için sağlık pazarı büyük bir alan. Türkiye’deki sağlık sektörünün büyüklüğü şu anda tam 67 milyar dolar, 100 milyar dolara doğru gidiyor, 2023 yılında bu rakamın tam 170 milyar dolar civarında olacağı düşünülüyor.

Şöyle ifade edebilirsiniz AKP Hükûmeti, diyebilirsiniz ki: “Olsun, dışarıdan bu sağlık politikasını ülkemizde uygulamak istiyoruz. Bunun nesi var?” Uygulayabilirsiniz, hiçbir sakıncası olmayabilir ama o zaman dersiniz ki vatandaşlarımıza: “Biz bu politikayı uyguladık, başarılı mıyız, değil miyiz, hep birlikte bir değerlendirelim.” Hani, Sayın Recep Akdağ ve Sayın Müezzinoğlu sizlere istatistikler, rakamlar veriyorlar ya, bunlarla değerlendirelim.

Evet, uluslararası alanda sağlık politikalarının başarılı olup olmadığını gösteren üç tane kriter vardır. Birincisi, sağlık politikanız iyiyse sağlık göstergelerinizde iyileşmeler olması lazım. İkincisi, vatandaşın, cebinden daha az para harcaması lazım. Üçüncüsü ise -sık sık kullandı Müezzinoğlu- vatandaşın, sağlık hizmetlerinden memnun olması lazım. Peki, Sayın Bakan geldi, aynen şu şekilde ifade etti…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bebek ölüm hızını düşüreceksin, anne ölümünü düşüreceksin sağlıktaki ilerlemeyi görmek için.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Müsaade edin… Müsaade edin… Gelip burada kürsüde anlatın.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Anlatırım eğer bana “Anlat.” denirse.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Sayın Bakan demiştir ki: “Sağlık göstergelerindeki en önemli gösterge bebek ölüm hızıdır...”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğru, onu söyle.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Evet, doğru söylüyor. Müsaade edin…

“…Eğer bebek ölüm hızını aşağıya doğru düşürdüysek sağlık politikalarımız başarılıdır.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – On yılda yüzde 33’ten 8’lere düştü.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Ve demiştir ki: “2003 yılında bebek ölüm hızını 28,5’tan 7,6’ya düşürdük ve başarılıyız.” Bizi dinleyen değerli vatandaşlarım, siz, devlete güvenmek zorundasınız, Bakana güvenmek zorundasınız. Eğer öyle ifade ediyorsa Bakan, o zaman başarılı bir politikadır.

Peki, şimdi gelin, bir de Milliyetçi Hareket Partisinin ağzından tüm resmî gerçekleri dinleyin. İşte, bakın, ben de gösteriyorum. Lütfen, sayın havuz medyası, bunu da çekin. 1993 yılında bebek ölüm hızı 52,6. Beş yıl sonra, 1998’de kaça inmiş? 42’ye inmiş koalisyon hükûmeti olduğu zaman. Beş yıl sonra ne olmuş, 2003 yılında? 28,5’a ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan sonra aşağı doğru, 10,1’e doğru inmiş, buraya kadar bir sorun yok yani 1993 yılından beri aşağı doğru iniyor bebek ölüm hızı fakat yeni tabloyu Sayın Bakan saklıyor, sayın AKP Hükûmeti saklıyor. Ne olmuş, biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bebek ölüm hızı, Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarını veriyorum, 2013 yılında 10,8; 2014 yılında 11,1’e çıkmış. Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun rakamlarına göre ise 7,4’ten 7,6 ve 7,8’e çıkmış. Bunları niye söylemiyorsunuz Sayın Bakan? Niye taraflı ve yanlı algı operasyonu yapıyorsunuz? Üstelik bir de… Bakın, saygıdeğer milletvekilleri, ben, size bir rakam daha veriyorum. Bebek ölüm hızı -değil mi- 2014 yılında devletin resmî rakamları, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu raporu “7,6” diyor, Türkiye İstatistik Kurumu “11,1”. Peki, bunların ikisine de güvenmiyorsunuz, OECD ne diyor? 10,8. Saygıdeğer vatandaşlarım, bunların hangisi doğru? Sayın Bakan 7,6’yı alıyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – 2002’ye göre ne şimdi o rakamlar? 2002’ye göre nasıl? 2002’ye göre nasıl o rakamlar?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Şimdi, peki, devam edelim.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 28’den 10 nokta küsura indirdiğini söylüyorsun, öyle bile olsa “28’den 10’a düştü.” diyorsun ağzınla! Nasıl düştü bunlar?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Müsaade edin.

Şimdi, bakın, peki, bu bebek ölüm hızlarını gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırdığınız zaman yani OECD ülkeleriyle gelin karşılaştıralım. Kaç biliyor musunuz OECD ülkelerinde hem de bundan üç yıl önce, 2013 yılında? Binde 4,5; Avrupa’da binde 2,5!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – OECD’de de yok öyle bir rakam!

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, bir ilginç rakam daha size vereyim. Bakın, bu bebek ölüm hızı var ya -lütfen dinleyin- Kırklareli’de binde 6,5; Van’da 16,8; Kilis’te 25,7! Peki, siz, bu Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı tüm Türkiye’ye uyguluyorsunuz, niye peki, bölgeler ve iller arasında fark var? Bunları nasıl açıklıyorsunuz Sayın Bakan?

MEHMET İLKER ÇİTİL (Kahramanmaraş) – Niye, olmasın mı, her yerde aynı mı olması lazım?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – İkinci önemli faktöre gelelim: Siz, uyguladığınız politikayla “Vatandaş, cepten daha az harcayacak.” dediniz, değil mi? Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı uygulandıktan altı yıl sonra 2009 yılında vatandaşımız cebinden tam 9,1 milyar para harcadı. Peki, 2014’te ne oldu? Çünkü 2015 rakamlarını henüz açıklamadı Bakan. 2014’te vatandaş cebinden 16,8 milyar para harcadı. Niçin biliyor musunuz? Çünkü vatandaşa siz geldiniz ve vatandaşın cebinden 13 kalemde ek katkı payı aldınız. Daha vatandaş telefonla randevudan başlıyor, muayeneye para, tetkike para, önce ek tetkik parası, özel hastane parası…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bıçak paralarını da söyle orada, bıçak paralarını.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Bütün bunlar yetmiyor, bir de ne yapıyorsunuz biliyor musunuz?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Söylediğine sen de inanmıyorsun ya.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – “Ben sizin her sağlık masrafınızı, tetkikinizi karşılamam, siz aynı arabalara kasko sigortası yapıyorsunuz ya, onun gibi gidip tamamlayıcı sigorta yapacaksınız.” diyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ekran başındaki vatandaş gülüyor şu anda size, gülüyor.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, ben buradan AKP Hükûmetine soruyorum: Siz vatandaşlardan niçin prim alıyorsunuz? Bu primleri niçin topluyorsunuz? Milliyetçi Hareket Partisi iktidara geldiği zaman bu ek katkı paylarının tümünü kaldıracaktır; bu, liderimizin sözleridir vatandaşlarımıza.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Çok bekleyeceğiz demek ki, çok bekleyeceğiz.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, üçüncü önemli faktöre gelelim. Hani sağlık hizmetlerinden memnunsunuz ya, dediniz ya “2002’lerde, 2003’lerde 39 olan, 40 olan memnuniyet oranlarını 70’lere çıkardık.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 76.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, Sayın Bakan, bu nasıl yapıldı, kimlere yapıldı, bunun detayını açıklayın vatandaşa. Üstelik şu son rakamları da açıklayın. Ben size açıklayayım son rakamları. Bakın, memnuniyet oranları ne oldu biliyor musunuz? Şu anda düşmeye başladı, Ankara’da 65, Diyarbakır’da 62, İstanbul’da yüzde 57’ye düştü Sayın Bakan. Bu gerçekleri vatandaşlara açıklayın, vatandaşlar tarafsız olarak değerlendirsin. Bakın, beni de dinleyecek, Bakanı da dinleyecek.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Vatandaş görüyor zaten, yaşıyor vatandaş. Vatandaş yaşıyor bunları.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Müsaade edin.

Şimdi, dediler ki: “Hastalık görülme sıklığında azalma yaptık. Biz kızamığı azalttık, diğerlerini...” Kızamık rakamları -sayın milletvekili yok, CHP milletvekili- 2013 yılında devletin resmî rakamları: Tam 7.405 kızamık olgusu görüldü bu ülkede; Avrupa 1’incisi, dünya 3’üncüsü oldunuz. Sonra çıktı yetkililer diyor ki: “Bunların çoğu Suriyeli.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğru söylüyor, yalan mı söylüyor? Suriye’den geldi tabii ki.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Hayır Sayın Bakan, bunların sadece 690 kişisi Suriyeli, bunu siz de biliyorsunuz.

Peki, bu ülkede 7 kişiden 1’i şeker hastası, 24 milyon hipertansiyonlu hasta var.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kaç tane ücretsiz aşı yapıldığını da söylesene.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Bu ülkede depresyon tanısı konulup tedavi uygulanan kaç hasta var biliyor musunuz? Tam 8 milyon 179 bin kişi. Bu rakamları nasıl açıklıyorsunuz?

Sayın Bakanın ve AKP Hükûmetinin övündüğü bir başka rakamı vereyim. “Sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırdık.” 2002’de toplam ayakta muayene sayısı 209 milyon. Şimdi ne kadar? 643 milyon yani 1 kişi yılda 8,3 kez doktora gidiyor. Ya, bu genç nüfusun olduğu bu ülkede bir insan 8,3 kez bir doktora niçin gider Sayın Bakan? O zaman ya vatandaşta ya sağlık personelinde bir sorun var ama ikisinde de yok. Nerede sorun biliyor musunuz? Uygulamış olduğunuz politikada sorun var.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – AKP milleti derde koydu, derde!

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Müsaade edin.

Bu başvuran hastaların -çok ilginç bir rakam daha vereyim- tam 4 milyon 798’ine ameliyat uygulanmış. 2010 yılında, TÜİK rakamlarına göre, 1.000 kişiden 116 kişiyi ameliyat yapmışsınız. Bunu nasıl açıklıyorsunuz Sayın Bakan?

Ben size isterseniz bir rakam daha vereyim. Diyorsunuz ya hani “Edirne’den Hakkâri’ye kadar tüm hastaneleri aletlerle donattık.” Doğru, her tarafı donattınız ama bakın size çok ilginç bir rakam vereyim: 2014 yılında -2015 yılını vermediği için 2014 yılını veriyorum- 78 milyonluk nüfusumuzda, radyasyona maruz bırakılarak tomografi çekilen hasta sayısı ne kadar biliyor musunuz bu ülkede? 12 milyon 407 bin. MR sayısı ne kadar? 10 milyon 200 bin.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – MR radyasyon yaymaz. Yanlış, radyasyon yaymaz MR.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen çektirmiyor musun hasta olunca MR?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Bunu nasıl açıklarsınız Sayın Bakan? Ben size isterseniz açıklayayım. Niçin biliyor musunuz, ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Çünkü doktora dediniz ki: “Ne kadar hasta o kadar para, ne kadar tetkik o kadar para.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunların gözlerini hep yeşil dolar bürümüş.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Şimdi, bir doktor poliklinikte 100 hastaya bakıyor, bir hastaya sadece dört dakika ayırıyor; dört dakikada bir hastanın nasıl şikâyetini dinleyip nasıl muayenesini yapacak, nasıl tetkiklerini değerlendirecek? Tüm vatandaşlarımızın huzurunda Sayın Bakana soruyorum: Sayın Bakan, siz 92’nci hasta olarak çocuğunuzu veya ailenizi o doktora muayene ettirebilirim diyorsanız ben burada özür dileyeceğim sizden. (MHP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bize anlat, bize, bize.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Şimdi, bütün bu uyguladığınız politikalara rağmen, peki, sağlık harcamalarını ne yaptınız? Bakın, 2014 yılında bu ülkenin tam 98 milyarını harcadınız sağlığa. Peki, 2015 yılında ne kadar harcadınız? Tam 100 milyarın üstünde. Özellikle Sosyal Güvenlik Kurumundan tam on üç yıl boyunca, yani Sağlıkta Dönüşüm Programı boyunca bütçeden buraya ne kadar transfer yapılmış biliyor musunuz? Sayın milletvekilleri, saygıdeğer vatandaşlarım; tam 601 milyar yani eski parayla 601 katrilyon. Bu parayla bu ülkedeki işsiz kardeşlerimize, memurumuza, emeklimize, çiftçimize neler yapılır biliyor musunuz? Bunu saygıdeğer vatandaşlarımın görüşlerine bırakıyorum.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Yatırım yapmayalım değil mi, MR cihazı da almayalım!

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, gelelim sağlık çalışanlarına. 78 milyonluk vatandaşımıza yaklaşık 800 bin sağlık personeliyle hizmet veriyoruz, bunun yaklaşık 140 bini doktor. Sayın Sağlık Bakanı diyor ki: “Doktor sayısı az.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Az bu ülkeye.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Doğru, az olabilir.

Ne yaptınız biliyor musunuz? Bu ülkeye tam 93 tıp fakültesi açtınız, her tarafta tıp fakültesi. Peki, o tıp fakültelerinde ders verecek öğretim üyesi var mı?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Var, var.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Donanımlar var mı, fiziksel yetersizlikler yok mu? Siz peki, 4.400’den 12 bine çıkardınız kadroyu ve ne yaptınız biliyor musunuz?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz ne yaptınız? 2000’de ne yaptınız siz, 2000’de? Siz ne yaptınız, siz?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Müsaade et.

O tıp fakültesi öğrencileri şimdi nerede ders görüyor biliyor musunuz? Büyük şehirlere geliyor, Gazide, Hacettepede, Ankara Tıpta ders görüyor. 100 kişilik amfide tam 400 kişi ders alıyor; nicelik arttı, nitelik sıfır.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz milletin hastasını morgda bıraktınız, morgda morgda, onları anlat. Sizin Sağlık Bakanınız ne yaptı, onu bir anlatsana sen.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Sağlık, insan hayatıyla uğraşıyoruz, insan hayatı önemlidir Sayın Bakan. Dolayısıyla, bu kadroları durdurun. Allah’tan ki YÖK sizi uyardı ve 12 binde durdunuz. İyi ki bu uyarı size geldi Sayın Bakan.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – 2000 yılını bir anlatsana, 2000 yılını. 2000 yılını bir anlatsana sen, Sağlık Bakanınız ne yaptı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerçeklerden niye rahatsız oluyorsunuz?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ya, o bilim adamı, bırak da bilim adamı konuşsun.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Müsaade edin, müsaade edin… Siz de konuşabilirsiniz, müsaade edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayın lütfen. Lütfen konuşmacının insicamını bozmayın.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Beğenmediğinizi biliyorum, beğenmediğinizi biliyorum. Müsaade edin, bakın, ben sizi dinledim, lütfen siz de beni dinleyin.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Anlatsana bir, senin Sağlık Bakanın ne yaptı?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Siz mi yönetiyorsunuz burayı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, biraz sabredin ya. Senin Bakanın var ya.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Saygıdeğer vatandaşlarım, saygıdeğer milletvekilleri; gelelim Sağlık Bakanlığının personel politikasına. Şu anda yaklaşık 1 milyon taşeron var değil mi? 2015 yılında bunun 140 bini Sağlık Bakanlığında. Geçen gün Sağlık Bakanlığı bütçesi görüşülürken Sağlık Bakanı ve müsteşarı benim elime 2016 yılındaki kadro planlamasını verdi ve aynen şunu ifade etti: “Ben 2016 yılında 9.600 kadrolu sağlık personeli alacağım, 6.665 sözleşmeli alacağım ve 10 bin taşeron alacağım.” dedi, toplam 26 bin.

Şimdi, buradan milletimizin huzurunda sizlere sormak istiyorum, siz 7 Haziranda ve 1 Kasımda tüm vatandaşlarımıza şunu söylemediniz mi: “Taşeronlaşmayı sağlık alanında kaldıracağım, onlara kadro vereceğim.” demediniz mi? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Dediler, dediler.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, dediyseniz, o zaman bu 10 bin taşeronu nasıl açıklıyorsunuz Sayın Sağlık Bakanı? Niçin alıyorsunuz bu taşeronu?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Millete hizmet için, millete.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, bakın, ben şimdi size çok daha önemli bir şey söyleyeceğim. Siz sağlık alanında taşeron almak yerine, şu anda bizi televizyonlarından dinleyen tam 300 bin atanamayan yardımcı sağlık personeli ve aileleri var, ben onların huzurunda sizden şunu bekliyorum, bu taşeronlar yerine, sağlık alanında, kendi alanında eğitim görmüş, donanımlı gençlerimizi gelin alalım çünkü onların aileleri, anneleri babaları onları okutmak için çok zorluklar çekmiş.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Taşeronları işten mi çıkaracaksınız, onları işsiz mi bırakacaksınız?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Ben bir memur emeklisi çocuğuyum. Okumanın, eğitim masraflarının nasıl güçlüklerle karşılandığını çok iyi bilirim. Şimdi, o anne babalar ne diyor biliyor musunuz? Bana biraz önce bir mesaj attı; Sayın Bakan, ne diyor biliyor musunuz? “Yırtık ayakkabıyla ben bu okulu tamamladım.” diyor. “Tamamladıysam, KPSS’den de 88 aldım, beni atayın.” diye yalvarıyor. Ben de buradan size yalvarıyorum Sayın Bakan, bir tıp doktoru olarak, bir meslektaşınız olarak; Allah rızası için, aynı atanamayan öğretmenlerde olduğu gibi…

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Bunları bakan olunca siz yapın.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – …lütfen -30 bin, 40 bin, siz Maliye Bakanıyla ne takdir ederseniz- bu atanamayan sağlık personellerine buradan bir müjde verin. Onlar en azından kötü yollara gitmezler, psikolojileri bozulmaz. Onlar, bakın, kötü yollara gidiyorlar. Dolayısıyla buradan 30 bin kadro veya 40 bin kadro ilan ederseniz Sayın Bakan, o zaman ne olur biliyor musunuz? O zaman bu aileler, bu kişiler rahatlar, o zaman siz de rahatlarsınız, biz de rahatlarız Sayın Bakan.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Taşeronları çıkaracak mısınız işten?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, bütün bu uygulamış olduğunuz sağlık politikalarınız çerçevesinde kimler kaybetti biliyor musunuz? Vatandaşlarımız kaybetti.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ya, öyle demiyorlar bize.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Peki, kimler kaybetti biliyor musunuz? Sağlık personeli kaybetti.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Nasıl kaybettiler?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Müsaade edin. Bakın, ben sizi efendice dinledim, müsaade edin. Buradan gelin konuşun.

Peki, bu ülkede eğer bir kaybeden varsa bir de kazananın olması lazım değil mi?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Kaybeden yok ki, niye kazanan olsun?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Kimler kazandı biliyor musunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kazanan konuşuyor.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Bir, sigorta şirketleri kazandı.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Kaybeden yok ki niye kazanan olsun?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - O sigorta şirketleri kim biliyor musunuz? Hani bu doktorlara, sağlık personeline mesleki sigorta yaptıranlar var ya, hani bu tamamlayıcı sigorta yaptıracak olanlar var ya, onlar kazandılar, doğru.

Peki, kimler kazandı? Hani şu özel hastanelere en başta rahatlıkla gidilebiliyordu ya, şimdi yüzde 200 fark veriyorlar, şimdi özel hastanelere gidemiyorlar. Şimdi özel hastaneler kazanıyor, doğrudur.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Özel hastaneler kazanamıyor Hocam.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Bir üçüncü kazanan da kim biliyor musunuz? Şu Sağlık Bakanlığındaki üst düzey yöneticiler var ya, hani o “CEO” diyorsunuz, kamu sekreterleri, onlar, evet, çok yüksek maaş alıyorlar. Onlar kazandılar, doğrudur.

Siz de en başta belki oy alarak kazandınız ama şu anda kaybediyorsunuz; şu anda sadece siz kaybetmiyorsunuz, tüm ülke kaybediyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Biz on dört yıldır kazanıyoruz, on dört yıldır.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Biraz önce CHP milletvekilimiz kamu-özel ortaklığında bu ülkenin nasıl soyulduğunu size ifade etti. Lütfen, bunu, bakın, siyasetten bağımsız olarak tekrar değerlendirin. Diyorsunuz ki: “34 hastane yapıyorum kamu-özel ortaklığında.” Doğrudur. “Beş yıldızlı yapıyorum.” diyorsunuz.

Peki, ben, vatandaşlara buradan soruyorum: Beş yıldızlı otelde tatil yapmak ister misiniz? Herkes ister ama önce insan ne yapar? Şu cebine bakar, cebinde parası varsa beş yıldızlı otele gider. Siz de eğer cebinizde paranız varsa, eğer ülkenin parasını çarçur etmiyorsanız o zaman bu şehir hastanelerini yapın Sayın Bakan.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hastalar -cebinde para olmayacak- beş yıldızlı otelde kalacak o hastanelerde kalarak.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Müsaade edin…

Bakın, sadece Ankara Bilkent Hastanesine, yeni yapılan 3.500 yataklı Ankara Bilkent Hastanesine ne kadar kira vereceksiniz biliyor musunuz bittiği zaman? Diğer avantajlarını saydı zaten Aytuğ Bey. Tam 319 milyon kira bedeli vereceksiniz Sayın Bakan. Bunu niçin açıklamıyorsunuz?

MEHMET İLKER ÇİTİL (Kahramanmaraş) – Sayın Vekilim, niye açıklamıyorsunuz, yoğun bakımda bile ücretsiz tedavi var biliyorsunuz, aciller ücretsiz.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Yıllık 319 milyon, eski parayla ne kadar biliyor musunuz? Tam 319 trilyon yılda kira verilecek. Bunu ne kadar süre verecek biliyor musunuz saygıdeğer vatandaşlarım? Tam yirmi beş yıl boyunca.

MEHMET İLKER ÇİTİL (Kahramanmaraş) – 2002’ye göre karşılaştırın bir de lütfen.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Peki, son olarak, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem vatandaşlarımızı yani hastalarımızı hem sağlık personelimizi birlikte memnun eden, tedavi edici hizmetlerden ziyade koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik veren, eğitime…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Onu dört sene sonra anlatırsınız vatandaşa!

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - …ve AR-GE hizmetlerine önem veren ve alınacak her kararda ilgili tarafların onay ve görüşünü alan ideal bir sağlık politikası uygulayacağız.

NİHAT ÖZDEMİR (Muğla) – Dört sene sonra anlatırsınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne zaman uygulayacaksınız? Ne zaman uygulayacaksınız onu?

NİHAT ÖZDEMİR (Muğla) – Ne zaman olacak o?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - İşte o zaman saygıdeğer vatandaşlarım, Türk milletinin lehine ideal bir sağlık politikası olacaktır.

Beni sabırla ve dikkatle dinlediğiniz için hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yurdakul.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne zaman uygulayacağını bir anlat da öyle git.

OKTAY VURAL (İzmir) – Pek sabırlı olamadılar canım, gerçekler acıtıyor bazen.

MEHMET İLKER ÇİTİL (Kahramanmaraş) - Sayın Milletvekili, yanlış bir algı oluşturuyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerçekler acıdır ya.

MEHMET İLKER ÇİTİL (Kahramanmaraş) - Gerçekler farklı da o yüzden Sayın Başkan. Elimizde veriler var, insan gücümüz 4 katına çıkmış 2000’den 2014’e kadar. Memnuniyet oranı ortada, verilerimiz ortada.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre söz talep edeceğim.

BAŞKAN – Yerinizden, bir dakika.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bir dakikada grup başkan vekilleri olarak meramımızı anlatamıyoruz.

BAŞKAN – Peki, iki dakika olsun ama toparlayın iki dakikada, lütfen.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cumhurbaşkanı Başdanışmanının sarf etmiş olduğu bazı ifadelerle ilgili Başbakanın yaptığı açıklama ile Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili ifadeleri nedeniyle Bülent Arınç’ın yaptığı açıklamaya ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, demin, ara vermeden önceki oturumda Hükûmet üyelerine bir soru sormuştum Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Bey’in yapmış olduğu açıklamayla ilgili ancak kendileri bana cevap vermemişlerdi. Şimdi okuduğumuz haberlerden Sayın Başbakanın bu soruya cevap verdiğini görüyorum. Bir bürokratın kendi muhatabı olmadığını ama Hükûmetin başında kendisinin olduğunu Sayın Başbakan açıklamış. Biz de aslında sayın bakanlara biraz hani bir bürokratla Başbakanı muhatap etmemeleri adına da bu soruyu sormuştuk. Bu anlamda Hükûmet üyelerinin, Hükûmetin ve Başbakanın hakkına ve hukukuna sahip çıkmamasının da vahim ve trajik olduğunu ifade etmek istiyorum.

Geçen bütçe açılışında da bir başdanışmanın, yine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün, erken seçim iradesi, yeni anayasa ve referandum yol haritasıyla ilgili açıklamaları tartışma konusu olmuştu. Bu, saray bürokratlarının sanırım hem siyasi sınırlarını hem de hadlerini bilmelerine ihtiyaç var. Kendi üzerlerine düşmeyen yetkiler konusunda açıklama yapıp halkımızın kafasını bulandırmamaları gerekiyor.

Diğer taraftan, Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa kararıyla ilgili yapmış olduğu açıklamalar vardı. Onunla ilgili Sayın Arınç’ın bugün yaptığı bir açıklama var. Cumhurbaşkanının yemin metniyle ilgili, yemin yaparken Anayasa’yla ilgili mevcut durumuna atıf yapan bir açıklama. Önemli bir tespit olduğunu vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Basın bürosu gibi çalışıyorsunuz Sayın Baluken. En yakından her şeyi takip ediyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Anayasa çiğnendiği için açıklığa kavuşturmamız gerekiyordu. Soru sorduk, havada kaldı.

BAŞKAN – Sayın bakanlar cevap verip vermeme konusunda serbestler. Danışmanlar konusunda, başdanışmanlar konusunda da buradan, “Şöyle yapması gerekiyor, böyle yapması gerekiyor.” diye bir dayatma yapmak düşünceyi, ifade özgürlüğüne herhâlde sığmıyor. Lütfen.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Dayatma değil ki, soru soruluyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dayatma değil Sayın Başkan, sorumuz havada kaldı, cevap verilmedi, cevabı Genel Kurulla paylaşıyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın olacak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Aydın.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri -bazen “vekiller” diyorlar, ne vekili olduğumuzu da söyleyelim, milletvekili- evet, biliyorum, yorgunsunuz, Sayın Başkanın yorgunluğu da ses tonunun düşmesinden belli.

BAŞKAN – Yo, iyiyim, iyiyim, gayet iyiyim, siz buyurun.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, siyasi profili biraz düşük ama sanat ve edebî profili yüksek bir konuşma yapacağım. İnsicam noktasında hassasiyetlerinizi de rica ediyorum, lütfen.

BAŞKAN – Tabii ki, memnuniyetle dinleriz sizi.

Buyurun.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Kapsayıcı bir kavram olan “kültür”ün içeriğini oluşturan sanat, edebiyat ve musiki gibi sözcüklere atıfta bulunan birçok veciz söze rastlamak mümkündür. Ama bir zamanlar iktidarın siyasi terminolojisinde kırmızı çizgi ve tahrik unsuru sayılan fakat bugün yeni siyasi konjonktüre bağlı olarak da yerleşen millîlik ve yerlilikten hareketle, “Sanatı olmayan milletin hayat damarlarından biri kopmuştur.” diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, gerek burada yaptığımız konuşmalarda ve gerekse hayatın ve toplumun her kesiminde asırlardır kullanılan, anlatılan, tekrarlanan kıssadan hisselere veya aforizmalara göndermeler yapıyoruz. Yani kürsüye çıkan her hatip Yunus’tan, Mevlâna’dan, Mehmet Akif’ten, Necip Fazıl’dan, Nazım Hikmet’ten, Can Yücel’den, Cenap Şehabettin’den, hatta Chomsky’den, Foucault’dan, Gramsci’den referanslar vermektedir. Doğrudur, sanatçı ve edebiyatçı kutup yıldızıdır. Modern tıbbın dahi resmî tedavi yöntemi olarak kabul ettiği musiki insanlığın en etkileyici yön belirleyicisi ve ortak dili olmuştur. Hangi çevreci kuramcı, Veysel’in şu dizeleriyle doğa sevgisini ifade edip ruh telimize dokunduğu gibi dokunabilir? Ozanımız ne diyor:

“Karnın yardım kazmayınan belinen,

Yüzün yırttım tırnağınan elinen.

Yine beni karşıladı gülünen,

Benim sadık yârim kara topraktır.”

Sayın milletvekilleri, kültür, en kolay ve anlaşılır tanımıyla, bir milletin yaşam tarzını ifade eder. Dolayısıyla birçok bilim adamının tanımladığı üzere alt kültür, üst kültür ayrımına girmeden, yerel kültürel değerlerin bir araya gelerek zengin bir millî kültür oluşturması ve bunun da evrensel kültür yapısı içerisinde yerini alması doğal bir süreçtir.

İnsan misali canlılığını muhafaza eden millî kültürümüz tüm yerel zenginlikleriyle kuşaktan kuşağa aktarılmalıdır. Dolayısıyla, bireysel sorumluluklarımızın yanı sıra, bu görevi üstlenen kurumlar, millî kültürümüzün içeride yaşatılması ve kuşaktan kuşağa aktarılması, dışarıda ise evrensele taşınmasında üzerine düşeni yapmalıdır. Bu kurumların başında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, TİKA ve bunlara bağlı yurt içi ve yurt dışı kurumlar ve enstitüler gelmektedir.

Türk kültürü bütün zenginliğiyle, ata yurt Asya steplerinden başlayarak evladıfatihan sınırları olan Adriyatik’e kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Fakat ne yazık ki şu sıralar Genel Kurul salonunda “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” kitabını ellerinden düşürmeyenlerin ya da elden ele taşıyanların Türk kültürünü uluslararası boyuta taşıyamamaları ironik bir durumdur. Bunun yerine, Batı menşeli eğlence programları, kadın ve evlilik programları ve postkapitalist siyasal söylemin tipik sloganı hâline gelen “kazan kazan” ifadesiyle varlık bulan yarışma programları özendirilmektedir. Bunların da, muhafazakâr olduğunu iddia eden hâkim siyasi zihniyetin icraatları sayesinde, yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan millet, devlet varlığımızın kültürel simgelerini yozlaştırdığını görmekteyiz. Bu yozlaşmayı birkaç örnekle açıklamak isterim.

Değerli milletvekilleri, bakın, sanat dedik. Batı’nın filarmonisi, senfonisi, balesi var ve bunlar kuşaktan kuşağa aktarılmış kültürel değerler, sanatsal değerler. Bizim bir mehterimiz var. Gerçekten, ta 18’inci yüzyılda bir Batılı sanatçıyı bile aşka getirip bir marş yazdıran mehterimiz maalesef, ucuzlatılarak, basite indirgenerek stadyumlarda seyirciyi tatmin vasıtası olarak kullanılmaktadır, bunu şiddetle kınıyorum.

Diğer önemli, yozlaşan bir kültürel değerimiz: Her yıl Konya’da Şebiarus törenleri yaparız, sema gösterileri olur; vuslattır, manevi sevgiliyle bir vuslattır. Ama maalesef bugün sema gösterilerimiz, Şebiarusa benzeyen törenlerimiz büyük otel restoranlarında süsleyici unsurlar hâline gelmiştir.

Başörtülü yavrularımıza Millî Piyango biletlerinde çekiliş yaptırıyoruz. Bu, kültürel bir yozlaşmadır ve bunu şiddetle kınıyorum.

Yine aynı şekilde -hiç unutamıyorum, gözlerime de inanamamıştım- Borsa İstanbulun açılışını “Ya Allah, Bismillah!” diye yapan zihniyeti de burada protesto ediyorum, kınıyorum; bu da kültürel bir yozlaşmadır aynı zamanda.

Efendim, tabii, bu tür bir yozlaşma, ülkenin ortak değerlerini içeren millî kültürden uzaklaşma, birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşlik hukukumuzu yaralamaktadır ve bunun sonu da Sayın Başbakanın ifade ettiği gibi, zaman zaman beka sorununa kadar varabilmektedir.

Şimdi, yurt dışından da basit bir örnek vermek istiyorum deneyimlerime dayanarak. Birçoğunuz benzer olayları yaşamışsınızdır. 1990’lı yıllarda Bosna’daki bağımsızlık savaşında bir sürü soydaşımız, kardeşimiz, canımız, yandaşımız, yoldaşımız -nasıl tanımlarsanız tanımlayın- insan Avrupa yollarına bugün Suriyelilerin düştüğü gibi düştüler ve gerçekten birkaç aileye ben eşlik ettim Londra’da. Bu insanların arasında bir Süleyman amca vardı, bende çok iz bıraktı. Oğlu, Miloseviç'in Arkan’ın çeteleri tarafından şehit edilmişti. Biz onunla akşamları sohbet ederdik. Bir gün, Türkiye’ye döneceğimi söyledim. Süleyman amca bana da “Çamil” diye hitap ederdi. Doğu Karadeniz’in birçok bölgesinde “ç” ve “k” harflerinin benzeşmesi gibi, Karadenizliler bilir. “Çamil, oğlumun hatırına ben buradayım ama oğlumu öldürürken avucuna bir haç çizdiler. Şimdi Londra sokaklarında dolaşıyorum, gözüm hep göğüslerdeki haçlara takılıyor. Türkiye’ye gidiyorsan bana oradan bir avuç ay yıldızlı kolye getir. Ben onları buradaki soydaşlarıma dağıtayım, belki çocuğuma böyle borcumu ödemiş olurum.” diye. (MHP sıralarından alkışlar) İnanın çok duygulandım. Götürdüm ve hakikaten en büyüğünü Süleyman amca taktı. Ve bir gün bize geldiler, yeni doğan bebeğimi annesi sevdi okşadı -aynen Erzurum’daki gibi, Bingöl’deki, Trabzon’daki, Diyarbakır’daki gibi- kundağıyla aldı, “Adı ne?” dedi, “Adıyla yaşasın.” dedi, göğsünden bir 20 pound çıkardı, göğsüne koydu. Bu nene, zaten 80 pound aylık geçinme parasıyla duruyordu. Dedim ki: “Olmaz nene, bu para çok büyük para, Allah razı olsun, senin bir duan yeter bize.” “Hayır, uşağım, bu bizim âdettir.” dedi, “Ben bunu yapamazsam mahcup olurum, rezil olurum.” İşte bu âdet on binlerce kilometrelik bu ecdat toprakları üzerinde Allah’a şükür dün de yaşatıldı, bugün de yaşatılıyor, umarım yarın da yaşatılmak zorunda kalır.

Fakat bir başka Bosna resmi daha gördüm 2010’lu yıllarda. Bir akademik etkinlik için gitmiştim ama gördüğüme inanamadım. Ivo Andric’in romanında dahi artık “Türk”ün “Müsülman”, “Müsülman”ın “Türk” anlamına geldiğini söylemesine rağmen, maalesef, bizim üst düzey yetkililerimiz niyeyse öyle bir Türk ve cumhuriyetin değerlerini ya da Türkiye’nin millî, manevi değerlerini temsil noktasına gelmişler ki oradaki soydaşlarımız bile şaşırmışlar, dindaşlarımız bile şaşırmışlar. Camiden çıkıyoruz, caminin üzerinde al bayrak. Nereden geliyorsunuz? “Türkiye’den.” Siz Boşnak mısınız? Aynen söylediği: “Boşnak yok, Türk yok, var Müsülman, Müsülman!” İşte, orada ah vah ettim. Halbuki, işte, biz oraya Vahabi ve İran Şia kültürünün yerleşmesiyle… Türk’ün Müslüman, Müslüman’ın Türk olduğunu zaten o coğrafya biliyordu kuşaklar önce ama bugün sanki ikisi birbirinden çok uzak kavramlarmış gibi öğretilmeye çalışılıyor.

Sayın Kültür Bakanıma arz ediyorum, geçen yine diğer Bakanıma da söyledim. Aynı gezinin bir parçasında da Belgrad’da Merkez Camisi’ne gittik, oradaki bütün ecdat mezarlarının taşları sökülmüş, bir kenara atılmış. Sordum: “Niye?” Dediler ki: “Bu camiyi Vahabi bir grup satın aldı. Onların da mezara, mezar taşına bakışı belli. Söküp attılar böyle çöp gibi kenara.” Benim TİKA’mdan beklediğim bunlar değil. Beni yurt dışında temsil edecek olanlar, Türkiye Cumhuriyeti değerlerine, Türkiye’nin millî, manevi değerlerine sahip çıkmayacaksa Sayın Bakanım, lütfen görevlendirmeyin bu insanları. Kimliğinden utanıyorsa, değerlerinden uzak duruyorsa bunların bizi temsil etme noktasında yapacakları çok fazla bir şey yok.

Efendim, dik duruş gerekir. Eğer kararlılık sergilemeyip dilde, fikirde, işte birlik şiarından vazgeçer ve yeniden bir çözüm süreci tuzağına düşerseniz ve teröre can suyu verirseniz büyük şair Vahabzade’nin dediği gibi oluruz. Öz yurdunda beka sorunu yaşamış büyük şair şöyle diyor: “İndi öz kökünden üzülen menem/ Özge budaglara düzülen menem/ İndi ne sen sensen ne de men menem/ Biz ki biz değiliz, bize elveda.” Allah korusun, biz, biz olmaktan çıkarsak bize elveda deriz.

Bakın, benzer beka sorunları, eğer millî, manevi kardeşlik hukukumuza sahip çıkmazsak… Batı’da da bunların örneği çok. Yine, edebî bir şekilde ifade edeceğim: Bertolt Brecht’i duymuşsunuzdur, ünlü Alman şairidir, yazarıdır, tiyatrocudur, modern tiyatronun kurucularındandır. Diyor ki, Almanya’da Nazi öyküsünü anlatıyor: “Naziler önce komünistleri tutukladılar, komünist değilim diye ses çıkarmadım. Sonra Yahudileri tutukladılar, ‘Yahudi değilim ki’ dedim, sesimi çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar, ‘Savunmak bana mı kaldı!’ dedim, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde, etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı.”

İşte, Türk devletinin bekasının, cumhuriyet ilkelerinin, kurucu iradenin, millî değerlerin ayaklar altına alındığı bir süreçte bizim yapacağımız tek şey tekrar bu değerler etrafında kenetlenmek, dik duruş sergilemektir. Allah korusun, bundan da ödün verirsek artık yapılacak bir şey kalmaz, işte o Türkmen hoyratında olduğu gibi oluruz. Ne deriz? Artık bugün yurdundan, ocağından olmuş Türkmen hoyratındaki gibi oluruz ve deriz ki: “Elinde yad elinde/ Öt bülbül yad elinde/ Bir diyar mezar olsun/ Kalmasın yad elinde.” Bunu demek zorunda kalırız.

Efendim, geniş bir konu olduğu için çok hızlı bir iki başlığa daha değineceğim, Sayın Kültür Bakanının dikkatine sunmak için.

Efendim, Türk-İslam kültür coğrafyasında, etnik köken ne olursa olsun, soydaş, akraba, kardeş, çevre ülkelerden gelen kardeşlerimize kucak açıp onların lisansüstü eğitimlerine sahip çıkalım. Çok kötü bilgiler geliyor bize.

Bir de Devlet Yazma Eserleri Başkanlığı kuruldu. Sayın Bakan, bu konuda tebrik ediyoruz, güzel bir adımdır. Evet, iyi yapılan şeylere “evet” diyoruz. Devlet Yazma Eserleri Başkanlığı, İstanbul’da, merkezi Süleymaniye’de olmak üzere kuruldu. Ama yetmiyor, bu merkeze bağlı şubelerin açılması lazım, bu çok önemli. Tarihî mirasımızı kuşaktan kuşağa aktarmamız için, iyi bir muhafaza kültürü geliştirmemiz için bu şubelerin açılması lazım. Bir de UNESCO’yla iş birliği hâlinde bir kanun çıktı Sayın Bakanım, bu kanunun bir an önce yürürlüğe konulmasında yarar var. UNESCO’yla olmasında bir espri var, çünkü UNESCO’yla olursa bir kitap hastanesi kurulma projesi olur. Bizim elimizde 80 binin üzerinde çok orijinal, bizim kültür coğrafyamıza ait eser var. Bunların bir an önce kazandırılması, kataloglandırılması gerekir. Bunların kataloglandırılması yapılmalı ve bu hastanenin bir an önce kurulması lazım. Niye UNESCO’yla? Çünkü, koruma teknikleri açısından, tanıtım açısından ve sağlanacak bütçe açısından bizim çok çok lehimize olacaktır.

Evet, şimdi son dakikalarımda da birazcık turizmle ilgili birkaç şey söyleyerek akşamı noktalamak istiyorum.

Efendim, son zamanlarda bölgemizde “sıfır sorun”un “sırf soruna” dönmesiyle, birçok sektörde olduğu gibi turizm sektöründe de olumsuzluklar yaşamaktayız. Bugün, birçok turizm merkezi gibi… Bakın, elimde rakamlar var. Burada Antalyalı, Aydınlı, Balıkesirli, birçok milletvekili arkadaşım var. Onlar gerçekten turizm sektöründe neler yaşadıklarının farkındalar. Yani, basit bir istatistik veriyorum: Geçen yıl şubat ayında Antalya’ya gelen Rus turist sayısı 8.307 ve bu şubat ayımızdaki rakam -korkunç bir rakam- 55. Alman turist sayısı 80.203’ten, 55.730’a düşmüş. Ama ben bu anlamda, birazcık, milletvekili olduğum ilime dönmek istiyorum.

Şimdi, efendim, Erzurum, gerçekten turizm açısından çok önemli bir kent, üç dönemlik bir tarihe sahip. “Erzurum” deyince İlhanlı ve Selçuklu tarihi gelir akla, İpek Yolu üzerinde çok güzel bir geçiş merkezidir. Osmanlı şehri akla gelir eserleriyle; cumhuriyetin de, kurucu iradenin anlam bulduğu yerdir, cumhuriyet tarihine de ev sahipliği yapar. Dolayısıyla, üç boyutlu tarihî bir değeri vardır ama bugün, maalesef, bu üç boyutlu tarihî bir türlü turizmin hizmetine sunamadık. 2004’ten beri yerel yöneticilerin ihmalleri sonucu Erzurum, inanın, bırakın turizm kenti olmayı, yaşanabilir bir kent olmaktan dahi çıkmak üzere.

Bakın, iyi yapılan şeylere iyi diyoruz ama kötüleri de böyle görselleştirip getiriyoruz.

Çifte Minareli Medrese’miz; bakın, geçen hafta şu resim çekildi, geçen hafta çekildi; bu eski bir resim, geçen haftaki hâli, bilginize sunuyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İyi de, restore ediliyor Kamil Hocam.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Ben etrafındaki karlığa, pisliğe dikkat çekiyorum, restorasyonuna değil.

Bakın, bir hilkat garibesi. Şu sağdaki resimdeki Truva atı değil ha, Çanakkaleliler yanlış anlamasın; bu, çifte minarelerin güya bir sanat eseri yapılmış minyatürü gibi, demirden, paslanmış.

Bakın, mekân Aziziye Parkı. Aziziye Parkı’nın en eski hâli, şimdiki hâli. Ya, Allah aşkına, dünyanın neresinde gördünüz böyle bir sanat eseri anlayışı? Orijinali orada, orijinaline sahip çık. Niye yapayını yaptırıyorsunuz, niye o paraları bunlara heba ediyorsunuz? Biraz önce gösterdiğim o Çifte Minare’nin etrafındaki bakım onarıma kullansanız ya, niye kullanmıyorsunuz?

MUSA ÇAM (İzmir) – Mahir Bey’e de gösterin, Mahir Bey’e de.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Ama, işte görün, hilkat garibesi bir şey.

Bakın, kentsel dönüşüm birçok ilde hızlandı, gidiyor ama Erzurum’un tarihî mekânlarının etrafındaki kentsel dönüşüm; yanlış anlamayın, geçen hafta çekildi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Efkan Bey de Erzurumlu, Efkan Bey de Erzurumlu.

KAMİL AYDIN (Devamla) – 2009’da belediye başkanı adayıyken de söyledim, dedim ki: “Gazze sokakları gibi Erzurum.” Bu güruh niye temizlenmiyor? Bu güzel kentimiz, bu tarihî mekânlarımız niye bir an önce yeryüzüne çıkarılmıyor? Böyle bir resim maalesef.

Saat Kulemiz ve kalemizin etrafı, buyurun. Allah aşkına, böyle bir mekânı hangi turist gelip de ziyaret etmek ister? Bunlar suç mekânları hâline gelmiş.

Değerli milletvekilleri, Erzurum’un bir turizm ayağı daha var ki hakikaten göğsümüzü kabartır. İnanç turizmi Erzurum’da çok etkindir. Birçok ilimizde vardır türbeler, yatırlar, efendim, manevi mimarlar. Bizim Abdurrahman Gazi Türbemiz var. Bakın, bunu da en son oradan seçtim, Abdurrahman Gazi Türbesi’nin yolu, buyurun. Milyonlarca lira heba edilirken şimdi bakın.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kamil Hocam, biz hiç rastlamıyoruz bu resimlere. Bunlar çok eskiden çekilmiş resimler.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Geçen hafta çektirdim, samimiyetimize inanın. Gidince gezin oraları.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Şu an orada kentsel dönüşüm çalışmaları yapılıyor Kamil Hocam, yanıltıyorsunuz.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Bakın, orada kentsel dönüşüm… Lanet olsun, on yıldır bu kentsel dönüşüm orada bir türlü dönüşemiyor. Ben de onu söylüyorum işte.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Tamamı yanıltıcı, Kamil Hocam, bunların tamamı yanıltıcı.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Sen niye savunuyorsun bunu, resimden konuşuyorum.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hiçbiri doğru değil.

BAŞKAN – Sayın Konuşmacı, toparlar mısınız, son saniyeler.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bu resimlerin hiçbiri doğru değil.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Şerefim, namusum, manevi değerlerim üzerine yemin ederim ki geçen hafta çekildi bu resimler.

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen, oturduğunuz yerden müdahale etmeyin, rica ediyorum.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Ya, lütfen insicamımı bozmayın.

Bakın, şimdi, değerler üzerine…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yani mukayese çok yanlış, olabilir mi böyle bir şey!

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hayır, yaz aylarında çekilmiş bir resimle şimdiki resim bir olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen. Bakın ne oldu şimdi konuşmacının vaktini almış oldunuz.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Bir dakika rica ediyorum ben.

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum size.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kültür tahribatlarıyla ilgili söyledi… Ya tahribatı olunca hemen hopladınız ya!

KAMİL AYDIN (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, bakın, şu vesileyle bir şey ifade edeceğim…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, hakikat değil.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, tamam.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hakikat değil, ben orada yaşıyorum, olur mu öyle bir şey!

ERHAN USTA (Samsun) – Sürekli aynı şeyi yapıyorsun kardeşim sen, sürekli aynı şeyi yapıyorsun, ayıp ya! Nasıl adamsın sen!

KAMİL AYDIN (Devamla) – Arkadaşlar, dinleme kültürüne dikkat edin, dayanın. Bakın, sabahtan beri tepki gösterdiğiniz şeylere dikkat çekiyorum, dedim ki: Siyasi profili düşük olsun biraz, sanat, edebiyat çeşnisiyle yapayım ama inanın, insanları kutsadığınız kadar birazcık dinleyin, mekânları kutsadığınız kadar birazcık bizi dinleyin. Kutsiyetlik, değerlilik insanlara ve mekânlara verilmez, onu verme kudreti sadece Yüce Allah’tadır. Sabahtan beri ne olur, bu kutsiyeti, bu itirazı, bu diklenmeyi bir başka arkadaşımıza yapıldığı zaman sahip çıkın.

Şimdi, burada bir şey söyledik, katılırsın ya da katılmazsın, burada bugün gidersin Erzurum’a o parkta oturursun, o demir çifte minarenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – …silueti orada duruyor, yazın da oradaydı, şimdi de orada.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Yazın yoktu Kamil Bey, yazın yoktu. Kışın “Buz ve Ateş” diye bir program yapıldı, o çerçevede oraya konuldu.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen Erzurum’da yaşamıyorsun bile, sen ne konuşuyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Teşekkür ederim Sayın Aydın.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Senden daha çok yaşıyorum, emin ol. Şimdiye kadar orada yaşadın, ne yaptın? Sizin sayenizde Erzurum bu hâle geldi!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade ederseniz konuşmak istiyorum

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Siz İstanbul’u konuşun, Erzurum’u İbrahim Bey konuşsun.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Tabii, tabii!

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Ayıp, ayıp ya! Daha sonra siyaset yapacak…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Biraz önce “Ayıp!” deseydin ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Rant işi olunca kalkıyorsunuz, kültür tahrip edilince susuyorsunuz ya! Manevi değerler tahrip edildi, sustunuz.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinin grup konuşmaları da bitti.

Şimdi şahsı adına, lehinde olmak üzere Tokat Milletvekili Sayın Celil Göçer konuşacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Rant işi olunca hemen bağırıyorsunuz ya!

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen sizden de rica edeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz değerlere sahip çıkın!

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Biz çıkıyoruz ama doğrular söylendiği takdirde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tepki duyacağınız şey millî ve manevi değerlerin tahribatıdır. Kentsel dönüşüme, rant işine dokununca hemen hopluyorsunuz ya! Hep yeşil dolar mı olacak yani?

BAŞKAN – Sonra sohbet edebilirsiniz arkadaşlar, sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Göçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CELİL GÖÇER (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepinize sağlıklar diliyorum.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – O da geldi, Hükûmete gösteriyor gene PKK resmini.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakana gösteriyor, Bakan görsün diye!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bakana gösteriyor!

CELİL GÖÇER (Devamla) – Görüyorlar mı? Gayet iyi görüyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok, yok, Bakan göremiyor, azıcık o tarafa çevir.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Merak etmeyin, ben her şeyi görürüm, ona gerek yok.

CELİL GÖÇER (Devamla) – Ben bu tarafa çeviriyorum, görmesi gerekenler görüyor.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu sözü bizden çok sık duyuyorsunuz değerli milletvekilleri. Çünkü insan evrenin odağında.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – İlk defa öz eleştiri yapan bir milletvekili gördük sayenizde!

CELİL GÖÇER (Devamla) – Bizim her türlü siyasetimiz, görüşümüz insanı odak alan bir yaklaşımla yapılır. Efsanevi liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ya, birazcık da Başbakandan bahsedin ya! Yazık Başbakana ya! Bırak efsanevi liderini ya! Kurultaydan çıkmış liderin var senin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vallahi ya!

CELİL GÖÇER (Devamla) – ….AK PARTİ’nin ilk grup toplantısında yapmış olduğu konuşmayı hepinizin duymasını, hepinizin okumasını isterim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Başbakanınız nerede, Başbakanınız?

MUSA ÇAM (İzmir) – Çizildi, çizildi!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, siz dinlemek istemeyebilirsiniz ama ben duymak zorundayım. Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Burası Hükûmet bütçesi, Cumhurbaşkanının bütçesi değil ki. Nereden çıktı bu efsanevi liderleri ya!

CELİL GÖÇER (Devamla) – Tayyip Erdoğan diyor ki: “Her şey insanın mutluluğu içindir.” Siyaset de insanın mutluluğu içindir, hatta size bir şey söyleyeyim, din de insanın mutluluğu içindir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Onu da sizden öğrenecek değiliz.

CELİL GÖÇER (Devamla) – Dolayısıyla biz, asla şekle takılmaksızın insanı odak alan politikalar geliştiriyoruz ve bunları uyguluyoruz.

Bu sebeple, değerli milletvekilleri, Sayın Başkanım, siyasetimizde bölgelerimiz arasında asla bir eşitsizlik yok. Sağlık Bakanlığımızın 2016 bütçesine baktığımızda da, 2002 ile 2015 yılları arasındaki yatırımlara baktığımızda da… Bakın, burada size rakamları okuyacağım: Diyarbakır’a toplam 290 milyon yatırım yapılmış, Antalya’ya 341 milyon, Sakarya’ya 288 milyon yatırım yapılmış.

MUSA ÇAM (İzmir) – Tokat’a, Tokat’a…

CELİL GÖÇER (Devamla) – Tokat’a yapılan yatırım –hemen buradan okuyayım- Kilis’le, Şırnak’la, Gaziantep’le aynı sıralarda, bir fark yok.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Siirt’i de merak ediyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocam, Tokat’a ne yapmış? Memleketinize ne yapmış Hocam?

CELİL GÖÇER (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bizim koruyucu hekimlik anlayışımız şudur: Hekimliğin esası koruyucu hekimliktir. Dolayısıyla, öncelikle, insanların hastalanmaması için tavsiyelerde bulunuruz; hijyeni sağlayın, mikroplara karşı tedbir alın, elinizi yıkayın, spor yapın, sağlıklı beslenin gibi. Siyasetimizde de aynı şey yapılmaktadır. AK PARTİ siyaseti de koruyucu bir siyaset anlayışıdır.

Çözüm süreci burada çokça eleştirildi ama çözüm süreci bir koruyucu hekimlik uygulamasıdır, bir koruyucu siyasettir. Bu süreci hoyratça değerlendirdiniz, kıymetini bilemediniz. Çözüm sürecinin kıymetini bilemediğiniz için, hastalıklara engel olamadığınız için, hekimliğin gereği, biz tedaviye geçmek zorunda kaldık çünkü hastalandınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tedaviye bak ya! Allah bizi böyle tedaviden korusun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bir daha böyle koruyucu hekimlik yapmayın.

CELİL GÖÇER (Devamla) - Tedaviye de cevap vermedi, şimdi hekimliğin kaçınılmaz uygulaması, eğer hastayı iyileştirmek istiyorsanız, ameliyat aşamasına geldi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hepsi öldü, hepsi.

CELİL GÖÇER (Devamla) - Şu anda bir ameliyat yapıyoruz ama bu ameliyat Türkiye'nin iyiliği için, bölgenin iyiliği için, doğu bölgemizin, Kürt kardeşlerimizin iyiliği için. Bu ameliyat sonucunda, hiç kimsenin şüphesi olmasın, değerli milletvekilleri, Türkiye’miz doğusuyla batısıyla, hepsiyle beraber daha sağlıklı bir şekilde ayağa kalkacak ve yürüyüşe devam edecektir.

Bakın, değerli milletvekilleri, bugün Hipokrat’tan bahsedildi. Hipokrat demiştir ki: “Hayatının ve sanatının saflığını koru.” Yemin etmiştir bunun için, yemin ettirmiştir. Ama burada, HDP’li arkadaşlar, maalesef, milletvekilliğinin saflığını koruyamamışlardır çünkü siyaseti, teröre destekçi kılmışlardır. Bu dünyada, bu Türkiye’de günümüzde yapılacak en büyük kötülüklerden birisi şudur: Kurumları ve kavramları dejenere etmektir. Milletvekilliği, siyaset kavramına kötülük yaptınız. Millet sizi siyaset yapın diye gönderdi, hâlbuki siz Kafka’nın Gregor’u gibi seçimden bir gün sonra bir dönüşüm geçirdiniz ve milletvekilliği, siyaset kavramına kötülük yaptınız, saflığını bozdunuz. Bunun da hesabı elbette sorulacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, açık sataşma var. Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sataşma var. Yani size söz vereceğim ama gerekçesini de söyleyin tutanaklara geçmesi açısından, talebinizi söyleyin daha doğrusu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani hem, işte “Hastaneye bomba konmuş bir resmi görmesi gerekenler.” diye grubumuza sataştı hem de siyasetin ve milletvekilliğinin gereğini yapmadığımızı ifade etti.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Celil Göçer’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bize resmi göstermenize gerek yok, biz zaten oradayız, o yıkım tablosunun içerisindeyiz; kim ne yaptı, ne etti, hepsini biliyoruz. Buraya resim getirirken siz zahmet edip oralara gelmediğiniz için, gerçeği burada çarpıtarak ifade ettiğiniz için öyle yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Oradayız… Oradayız…” sesleri)

Bakın, Diyarbakır’da Kurşunlu Camisi, Fatih Paşa Camisi, Surp Giragos Kilisesi, Protestan Kilisesi’yle ilgili sayısız yalan söylediniz. Size sadece bir tek resim göstereyim. Bakın, bu caminin kubbesini görüyor musunuz; bu hiç PKK’nin elinde taşıdığı silahlarla açılmış bir tahribata benziyor mu?

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Silahlarla değil bombalarla yıktınız, bombalarla!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ya da bizim bilmediğimiz, PKK’nin elde ettiği tanklar, toplar mı var? PKK’nin otuz yıllık çatışma döneminde kullandığı mühimmatı kullanması durumunda bile olmayacak bir yıkımdan, bir tahribattan bahsediyoruz.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Lojmanlara kaç ton bomba attınız, kaç ton, onu söyleyin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bak, bu Kurşunlu Camisi, görüyor musun? Bunların tamamı… Yalanlarla, lafla peynir gemisi yürümez. Bak, Tahir Elçi’nin katledildiği Dört Ayaklı Minare’nin resmi. Bunların hepsi açığa çıkacak. Korku, endişe, panik içerisinde olmanızı anlıyoruz. Zaten büyük bir çıkmaz içerisindesiniz. Dışarıda yalnızlaştınız, dış politika iflas etti. Amerika desteği yok, Rusya’yla düşmanlaştınız. Suriye’yle, Irak’la, İran’la ilişkiler ortada. İçeride bölünme had safhada. Saray Hükûmete talimat veriyor, Hükûmet saraya sürekli karşı çıkıyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bize millet yeter, millet.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hükûmetin içerisinde tam bir çatlama var. Bir bakanın söylediğini bir diğer bakanın söylediği tutmuyor. Biliyoruz, zor durumdasınız, zor durumdasınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bunların hiçbiri doğru değil.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğru konuşmuyorsun, doğru konuşmuyorsun!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Kürt sorunu başta olmak üzere, sorunları çözmediğiniz için çözülme sürecindesiniz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Silopi’ye gidip 30 kişiye konuşanlar zor durumda.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Onun için de yapay bir düşmana ihtiyaç var. Şimdi en kolayı HDP’yi düşman belirlemek ama bu, çözülmenizi engellemeyecek.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – HDP değil, PKK’dır düşman.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Çözüleceksiniz, bunların da hesabını vereceksiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – PKK’dan uzak durun. Bölücülerden uzak durun.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı, nedir talebiniz?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Efendim, ben de Erzurum Milletvekili olarak -sayın vekil Erzurum’la ilgili bazı açıklamalar yaptı- kafa karışıklığını ortadan kaldırmak için bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika, yerinizden.

Sayın Ilıcalı, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Milletvekilimiz burada da açıkladı, fotoğraflar çekmiş, tarihini de söyledi. Ben o tarihte çekilen o fotoğraflarla ilgili “Ya, bu yanlıştır, bu tarihte çekilmemiştir.” demeyeceğim, size şöyle cevap vereceğim, bizi izleyenler, hemşehrilerimiz de yanlış bilgilenmesin diye: İki hafta önce Çevre ve Şehircilik Bakanımızla beraber, o gösterdiğiniz tarihî eserler üzerinde Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanımızla beraber, planlanmış, daha planlama safhasında, inşaat başlayacak bir durum… Yani bugün bu fotoğrafı çektiniz, yarın ben de inşallah inşaat başladığında çekerim, daha sonra bittiğinde çekeriz. Hepimizin memleketi, tarihî eserleri önemli.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – İşte onları bilgilendirin, ben mutlu oldum şimdi.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Diğer taraftan, yoldan bir çatlak gösterdiniz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Dokuz yıldır öyle.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Eksi 35 derecede, sıcaklık değişimiyle bu mevsimde asfaltta çatlamalar olur. Bundan sonra, nisan ayından sonra da bu asfalt yenilenir. Hatta Erzurum’da özel -Büyükşehir Belediye Başkanıma da buradan teşekkür ediyorum- dona dayanıklı bir modifiye asfaltla daha uzun ömürlü, o yolların hepsi yapılacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Vekilim ve diğer milletvekillerimiz bundan emin olsunlar.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, bir açıklama getirmek istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Herkes birden ayakta.

Bir dakika, sizden başlayalım Sayın Aydın. Sırayla geleceğim, bir dakika.

Bir açıklama olacak. Lütfen, yeni bir şey yapmayalım.

Buyurun.

15.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Şimdi, Mustafa Bey’in bu açıklamasına teşekkür ediyorum gerçekten. Aynı ilin milletvekilleriyiz, gönül ister ki burada yapıcı bir şekilde… Ben yapılan güzel şeyleri de mesela döndüm, Bakana söyledim, özellikle kurulan yeni bir başkanlıkla ilgili.

Şimdi, dokuz yıldır Erzurum’un bu resmi var. Ben 2009’da orada büyükşehir adayıydım. O gün dedim ki: “Aynı resimler karşımda var. Erzurum Gazze sokakları gibi.” Şimdi bugün, efendim, Çevre Bakanlığı gelmiş. Bu her seçimde yapılan bir şey, inşallah yapılır, çok büyük temenni ediyorum.

BAŞKAN – İnşallah.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ama Mustafa Ilıcalı Hocam -benden büyüktür, Hocam diye hitap edeceğim- iki gün önce burada Ulaştırma Bakanına neredeyse “Kalkıp ayakta selam verelim, ayakta alkışlayalım. İstanbul’un şu yollarını şöyle yaptı, böyle yaptı.” Bekledim ki Erzurum gargaraya gitmesin, arada kayboldu gitti.

Yani arkadaşlar, burada biz siyaseten bir şeyler üretiyoruz. Normali şu: Hizmet edeceğiz, Hükûmet de. Normal olan hizmet etmek. İltifata tabi değil, hizmet etmek normal.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Küçük bir çukur dolduruyorlar, büyük bir tabela: “Büyükşehir çalışıyor.” Ne yapacak büyükşehir, yatacak mı?

BAŞKAN – Ne güzel. Erzurum şanslı bir şehirmiş, böyle sizler gibi işini takip eden milletvekilleri var, birbirinizi de tanıyorsunuz tabii ki.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Efendim, bizim için de geçerli. “Meclis çalışıyor.” E, çalışacak.

BAŞKAN – İnşallah Erzurum’un bütün sorunlarını birlikte çözersiniz. Bize de bu konuda alkışlamak düşer.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Eksikleri de söyleyeceğiz. Her eksik söylediğimizde itiraz olmayacak.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, benim tutanaklara geçmesi açısından talebim var. Yani herhâlde duyuluyor sesim.

BAŞKAN – Kimin konuşmasını?

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim?

BAŞKAN – Tutanakları mı istediniz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır, öyle bir talebim olmadı, tutanaklara geçmesi açısından…

BAŞKAN – Geçmesi… Özür dilerim.

Buyurun, açayım mikrofonunuzu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle de iyi şey yapabilirim, sağ olun.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Siz bilirsiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, Sayın Başkanım, bu görüşmekte olduğumuz bütçe, Anayasa’mıza göre, Bakanlar Kuruluna, Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkacak bir kararla para harcama yetkisi veren bir kanundur. Dolayısıyla muhatabı da Hükûmet ve Bakanlar Kurulu ve Başbakandır. Hâl böyleyken burada bütçeyle ilgili görüşmelerde söz alan AKP’li üyelerin tamamına yakını, konuşmalarına başlarken bir “Efsanevi kurucu lider Recep Tayyip Erdoğan” diye başlayarak Anayasa’ya da aykırı davranıyorlar.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Siz kendi konuşmalarınızı da gözden geçirin.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Siz niye o zaman Cumhurbaşkanına hakaretle başlıyorsunuz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Şöyle ki, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişiği kesilir değerli arkadaşlarım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kendi konuşmanıza bir bakın bakalım, kaç sefer Cumhurbaşkanını zikretmişsiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir kere, Cumhurbaşkanının burada muhatap olacağı AKP’liler tarafından bir durum yok.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Dünkü konuşmayı ne çabuk unuttunuz ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Onlar açısından ancak Başbakanları savunulabilir ve Başbakanları muhatap olabilir. Ben Sayın Davutoğlu’nu gerçekten büyük bir üzüntüyle izliyor ve gerçekten de acıyorum ve kendilerine AKP Grubunu şikâyet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinize dikkat edin, sözünüzü geri alır mısınız lütfen.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sen kendi hâline acı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir tablo olamaz, böyle bir tablo olamaz. Yani buraya kalkan bir AKP’li kişi…

BAŞKAN – Sözünüzü düzeltir misiniz, kastınızın bu olmadığını tahmin ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – …eğer Başbakanını savunmuyorsa… Bir Başbakanı niçin savunmuyorlar?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – O zaman siz niye hakaret ediyorsunuz ikide bir Cumhurbaşkanımıza?

LEVENT GÖK (Ankara) – Recep Tayyip Erdoğan gelsin, Recep Tayyip Erdoğan gitsin. Biz burada Anayasa’ya göre Bakanlar Kuruluna, Hükûmete verilen bir bütçeyi tartışıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben burada Başbakanı savunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Gök, tabii, o sizin tercihiniz ama…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın grup Başbakanlarını savunmuyorlar. Böyle bir tablo olabilir mi!

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Anayasa’ca, ilişkisi kesilen Cumhurbaşkanıyla ilgili burada bir tasarrufta bulunamazlar.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Demek ki bundan sonra Cumhurbaşkanımızla ilgili söz söylemeyeceksiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama biz muhalefet olarak konuşabiliriz çünkü Cumhurbaşkanı günlük siyasetin içerisine giriyor, bizlere de hakaret ediyor, herkese hakaret ediyor. Biz onun gereğini burada yapabiliriz. Ama AKP’lilere ne oluyor? Başbakanları varken Cumhurbaşkanlarını konuşuyorlar.

BAŞKAN – Sayın Gök, teşekkür ederim, sağ olun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir durumu reddediyoruz, kabul etmiyoruz.

BAŞKAN – Siz reddediyorsunuz ama şöyle de bir gerçeklik var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Başbakan adına kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – O gerçeklik şudur: İki üç gündür, siz de itiraf ettiniz, “Biz söyleriz, Cumhurbaşkanını eleştirebiliriz, hakkında her şeyi söyleyebiliriz.” dediniz ama müsaade edin, bunu AK PARTİ Grubu da yapsın çünkü Cumhurbaşkanı bu grubun Kurucu Genel Başkanıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Anayasa’ya aykırı konuşuyorsunuz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, siz de izin verin grup başkan vekili savunsun.

BAŞKAN - Ayrıca AK PARTİ Grubunun Cumhurbaşkanına karşı tarafsız olması gerektiğine ilişkin hiçbir kural yoktur.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, siz de tarafsız olun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Geçen gün de aynı yorumu yaptınız Sayın Başkan, Anayasa 101’i açın.

BAŞKAN - Aynı şeyi düşünüyorum, size de söz vermedim. Ben şimdi şu anda Sayın Gök’le konuşuyorum, size de söz vermedim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Geçen de aynı açıklamayı yaptınız.

BAŞKAN - Çünkü aynı düşüncedeyim, demek ki tutarlıymışım, aynı şeyi söylüyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ama Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, Naci Hocaya ayıp ediyorsunuz, bırakın o savunsun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Gök, sizi dinledim, lütfen tartışmaya girmeyelim. Siz düşüncenizi söylediniz, ben düşüncemi söyledim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir cümleyle kapatacağım ben de.

BAŞKAN – Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Cumhurbaşkanı anayasal sınırlar içerisinde kaldığı müddetçe, hiç siyasete girmediği…

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Cumhurbaşkanımız anayasal sınırlar içerisinde.

LEVENT GÖK (Ankara) – …Anayasa Mahkemesi gibi konularda, Anayasa’yı ilgilendiren konularda tarafsız kaldığı müddetçe bizlerden her zaman saygı görür ama o sınırları aşan Cumhurbaşkanını da eleştirmek hakkımızdır.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Cumhurbaşkanımız sana soracak değil!

BAŞKAN – Sayın Gök, buna inanıyorum ama bir grubun konuşma inisiyatifini burada hiç kimse çerçeveleyemez. Hiç kimsenin konuşmasını kimse çerçeveleyemez, bir tek sınırı vardır, hakaret; hepimiz için geçerli bu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Başbakanlarını savunsunlar.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, bırakın Naci Hoca savunsun.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Dünkü konuşmayı ne çabuk unuttunuz ya!

BAŞKAN - Sayın Bostancı, buyurun, iki dakika.

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadeler ile Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Başbakanın Sayın Levent Gök’ün sevgisine de merhametine de ihtiyacı yok, milletin sevgisi yeter. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkincisi, burada bazı arkadaşlar Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasetteki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundular. Sayın Cumhurbaşkanımız AK PARTİ’yi kuran, uzun yıllar Genel Başkanlığını yapan, girdiği her seçimde bu partiyi iktidara taşıyan bir lider. Takdir edilmelidir ki arkadaşlar bu gönül borcunu burada bir cümle, iki cümle ifade edebilirler, bunu anlayışla karşılamak gerekir ama Sayın Gök “Bütçeyi görüşüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanına niye atıf yapılıyor?” derken CHP’li arkadaşların yapmış olduğu atıfları ıskalıyor. Madem bütçeyi görüşüyoruz, madem Sayın Cumhurbaşkanı burada konuşulmamalı bağlamı dışında, bunu herhâlde Sayın Gök’ün CHP Grubuna söylemesi gerekir diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öte taraftan, Sayın Baluken yapmış olduğu konuşmada, terör örgütünün saldırıları neticesinde harabeye dönmüş olan yerleri göstererek dedi ki: “Bunun hesabını vereceksiniz.” Sayın Baluken, onları yapanlar hesap veriyorlar, hiç merak etmeyin.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.26

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, Hükûmet adına ilk konuşmacı Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mahir Ünal.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakika.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama şahsım ve Bakanlığım adına hepinizi selamlayarak başlıyorum.

2016 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum.

Bütçesini görüştüğümüz kültür ve turizm alanı, her türlü ideolojik ve siyasi angajmanın ötesinde, hem siyasetüstü hem de toplumun bütününü kapsayan özelliğiyle öne çıkmaktadır. Kültür iklimimiz içinde bulunan tüm farklılıkları yaşatmanın ve geliştirmenin gayreti içerisindeyiz. Her zaman söylediğimiz gibi, bu ülkede farklılıklarımız bizim zenginliğimizi oluşturmaktadır. Biz hep birlikte Türkiye’yiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu, tarih boyunca insanlığın ortak mirası olan dayanışma, paylaşma, yardımlaşma gibi temel değerlerin yaşatıldığı bir insanlık adası olagelmiştir. Bugün insanlığın muhafaza etmesi gereken en temel değer kalbimizdeki iyilik duygusudur. Dünyanın buna her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Bu bağlamda, bu topraklar iyiliği ve yardımlaşmayı her zaman bir miras olarak tevarüs etmiştir. Kültürel mirasımızı ve geleneğimizi, sanatçılarımızı, düşünce insanlarımızı ve onların eserlerini dünyaya tanıtmak için daha zengin içerikli ve güçlü projeler geliştirmemiz açısından 2016 bütçesi büyük bir önem arz ediyor. Önümüzdeki yıl kültür ve sanat değerlerimizi yeniden üreterek, güncelleyerek gelecek nesillere aktaracağız. İnsanımız kendi değerlerine sahip olmanın verdiği öz güvenle bütün dünyayı kendi bilgi ve iş sahası olduğu kadar, kültürel etkileşim alanı olarak da görmeye devam edecektir.

Sorumluluğumuz Türkiye’dir, sorumluluğumuz insanların, insanlığın üzerinde yükseldiği değerleri yaşatmaktır. Geleceğimizi birlikte inşa edeceğiz, milletimizin ortak aklı ve büyük katılımıyla bunu başaracağız. Hatırlatmak isterim ki cumhuriyetimizin temeli kültürümüz ve medeniyetimizdir.

Bakanlığımızın 2016 yılı bütçe teklifiyle ekonomik alanda Hükûmetimizce öngörülen kalkınma programı çerçevesinde ilk kez kültürel kalkınma programını uygulamaya başlayacağız. Bu program çerçevesinde oluşturulan kültürel kalkınma modelimizi temelinde Anadolu medeniyetinin yer aldığı 3 eksen üzerinde tanımlıyoruz: İnsan, kültür ve şehir. Önümüzdeki dönem kültür politikalarımızı şehirlerimiz üzerinden somutlaştıracağız. Kültürel kalkınmayı mahalle, semt, ilçe ve il ölçeğinde sahip olduğu kültürel değerlerle uyumlu şekilde planlıyoruz. Bu kaynakları kültüre dayalı, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı çerçevesinde geliştireceğiz. Şehirlerimizde yapılacak kültürel planlamayı kamu ve özel sektör, vatandaşlar, STK’lar ve yerel yönetimlerle birlikte yürüteceğiz.

Önümüzdeki dönem planladığımız ve uygulayacağımız kültürel kalkınma programı 7 stratejik alandan oluşmaktadır.

Birincisi, şehrin tarihî dokusunu ihya etmek. Bununla ilgili, hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla hem Tarihî Kentler Birliğiyle hem Türkiye Belediyeler Birliğiyle ve ilgili kuruluşlarla toplantılarımızı yaparak şehrin tarihî dokusunun ihyası konusunda çalışmalarımızı daha da hızlandırdık.

İkincisi, kültür alanlarının canlandırılması.

Üçüncüsü, şehir kültürünün zenginleştirilmesi ve tanıtımı.

Dördüncüsü, Anadolu medeniyet izlerinin gün yüzüne çıkarılması.

Beşincisi, kültür ekonomisi ve girişimciliğinin desteklenmesi.

Altıncısı, kültür sponsorluğu sisteminin geliştirilmesi.

Yedinci olaraksa beşerî kapasitenin güçlendirilmesi ve bunun eğitimi.

Bu kapsamda, bu 7 stratejik alan kapsamında aile, mahalle ve birlikte yaşama kültürünün yeniden canlandırılması, vatandaşların kültür ve sanata erişimi ve katılımının özendirilmesi, şehirlerin dününün ve bugününün bütüncül bir yapıda korunması ve yaşatılması, şehir hafızasının güncellenerek muhafaza edilmesi, şehirlerimizin taşralaşmaması için şehirlerimizin kültür ve sanat üretmesi, bunun için de şehirlerimizin hafızasının ve kimliğinin güncellenmesi büyük önem arz ediyor.

Şehrin tarihî ve kültürel mirasının ortaya çıkarılmasını, şehir merkezlerinin, tarihî ve kültürel değerlere sahip alanlarının ihyasıyla sınırlı kalmayıp o şehirde yaşayan insan unsurunu da hedef alarak şehirli insanların özelliklerinin vurgulanmasını, geleneksel ve modern sanat ile kültürel girişimlerin desteklenmesini, sanat ve sanatçıya verilen desteklerin artırılmasını, bu çerçevede güçlü bir kültür sanat yönetimiyle sanatın ve sanatçının nasıl destekleneceğinin bir sisteme bağlanmasını, sanatı halkla buluşturacak bir şehir, kültür ve sanat yönetimini kurmayı planlıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihimize, geleceğimize ve insanlığa karşı sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirmek ve ülkemizin kültürel kalkınmasını hızlandırmak amacıyla yürüteceğimiz belli başlı faaliyetler çerçevesinde şehirlerdeki kültür girişimcilerini ve kültür endüstrilerini hibe ve kredilerle destekleyerek istihdam ve yaşam kalitesini artırmayı planlıyoruz.

Yine, ilk kez GENÇDES Programı’yla bir ilki başlatıyoruz. Gençlerimizin resim, karikatür, minyatür, ebru, heykel seramik, kabartma, halk müziği, klasik müzik, tiyatro, sinema, opera, bale, müzikal, kukla, gölge oyunu, orta oyunu, halk dansları, roman, hikâye, şiir, senaryo gibi kültür ve sanat girişimlerinin desteklenmesi için bu yıl 50 milyon bütçe ayırdık.

Yine, Türk tarihinin önemli şahsiyetleri ve olayları ile masal kahramanlarının belgesel, dizi, çizgi filmlere dönüştürülme ve tanıtılması; çocukların sorumlu bir birey olarak yetiştirilmelerini sağlayacak içeriğe sahip bilgisayar oyunları ve animasyon filmlerinin üretilmesini desteklemek; gençlerin kısa film, ilk film, kitap, dergi ve benzeri sanatsal faaliyetlerini desteklemek; görsel ve işitsel sanatlar, sahne sanatları, geleneksel sanatlar, güzel sanatların geliştirilmesini ve bu amaçlarla yapılacak etkinlikleri desteklemek... Yine, bu kapsamda Antalya EXPO 2016 ve benzeri organizasyonları sanat kurumlarımızın etkinlikleriyle destekleyeceğiz. Ayrıca yurt dışı fuar ve diğer organizasyonlara da tabii ki destek vermeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızın 2015 yılı bütçesi ve 2016 yılı için öngörülen bütçe ödenekleriyle ilgili bilgi vererek konuşmama devam etmek istiyorum. Bakanlığımızın 2015 yılı bütçesi 2 milyar 297 milyon 536 bin liradır. 2015 yatırım bütçesi 579 milyon 500 bin lira olarak gerçekleşmiştir. Böylece 2015 yılı bütçesinin yüzde 25’ini yatırım bütçesi, yüzde 75’ini ise cari bütçe oluşturmaktadır.

2016 yılı bütçemize gelince, 2016 yılı bütçemiz, 2 milyar 777 milyon 769 bin lira, 2016 yatırım bütçemiz ise 759 milyon 970 bin lira olarak planlanmaktadır. 2016 bütçesinin yüzde 27’si yatırım bütçesi, yüzde 73’ü ise cari bütçeden oluşmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz coğrafyasında hayat bulmuş medeniyetlerin ürünü olan kültür mirasımızı insan-kültür ve şehir-medeniyet ilişkisi üzerinden somutlaştırarak koruyacağız. Unutulmamalı ki kültürler toplumsal hafıza üzerine inşa edilirler. Kültürlerin çeşitliliğini bu hafızanın eylemlerinden ortaya çıkan kimlikler belirler. Zengin ve derin bir hafızaya sahip kültürlerin güçlü bir tasavvuru vardır ve şehirler bu tasavvurun mimaride, sanatta, edebiyatta somutlaşmasıyla var olurlar.

2015 yılı faaliyetlerimizi ve 2016 yılı planlarımızı bu bakış açısıyla şu şekilde özetleyebilirim: Müzelerimizi insanlarımızın sosyalleştiği yaşayan müzelere dönüştürmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz. 2015 yılında 3 adet yeni müzenin -Şanlıurfa, Diyarbakır ve Batman- açılışı için toplam 88 milyon lira, yenilenen 8 müze için de toplam 21 milyon lira kullandık. 2016 yılında açılacak 12 yeni müze için 75 milyon lira ve yenilenmekte olan 6 müze için 16 milyon lira olmak üzere toplam 91 milyon lira harcayarak 18 adet müzeyi ziyarete açmayı planlıyoruz. 2015 yılında 16 adet ören yerine toplam 28 milyon harcanmıştır. Bakanlığımıza bağlı 198 müze ve 138 ören yeri ile 216 özel müzeyi 2015 yılında 28 milyon kişi ziyaret etmiştir.

Yasa dışı yollarla bu topraklardan götürülen kültürel varlıklarımızı ait oldukları bu coğrafyaya kazandırma çalışmalarımız da devam ediyor. Bu kapsamda iadesi sağlanan eser sayısı 2003-2015 yılları arasında toplam 4.268’dir. UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki varlık sayımız 15’e ulaşmıştır. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ndeki varlık sayımız ise 60’a yükselmiştir. UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 40’ıncı dönem toplantısı 10-20 Temmuz 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecektir.

2015 yılında 554 kazı ve araştırma faaliyeti için 36,7 milyon ödenek kullanılmıştır. Bakanlığımız tarafından kültür varlıklarımızın korunması için restorasyon projelerine devam edilmiş ve tescilli taşınmaz sahiplerine desteklerimiz sürmüştür.

Kültür merkezlerimizi yaşam boyu kültüre katılım sağlandığı kültür ve sanat merkezleri olarak yeniden yapılandırıyoruz. 2003 yılında toplam 42 kültür merkezi varken 2003-2015 yılları arasında yeni 56 kültür merkezi açılmıştır, 7 adet kültür merkezi inşaatının da 2016 yılında tamamlanmasını planlıyoruz. Ayrıca, 5 adet yeni kültür merkezinin projelendirme çalışmaları da devam ediyor. Kültür merkezi ve kültür evi projelerine destek kapsamında 2015 yılında 20 kamu kuruluşuna 15 milyon hibe verilmiştir.

Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu için 2016 yılında 105 milyon lira ayrılmış, 2017 yılı sonuna kadar bitirilmesini planlıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşayan kütüphane yaklaşımı çerçevesinde kütüphanelerimizi gençlerimizin sosyalleşeceği yaşayan mekânlar hâline getirmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda, 1.124 halk, çocuk ve 6 edebiyat müze kütüphanesi olmak üzere toplam 1.130 kütüphaneyle hizmet vermekteyiz. 2015 yılında ülkemize 10 yeni kütüphane kazandırdık. 2016 yılında ise 28 adet kütüphanede yeniden yapılandırma çalışmaları için 21 milyon bütçe ayırdık. Demin ifade ettiğim, gençlerimizin kütüphanelerde sosyalleşmesini sağlayacak şekilde bir planlamayla kütüphanelerimizi kitap kafeler, yazarla buluşma noktaları ve sadece kitap okuma değil, cep sinema salonlarıyla gençlerimizin kütüphanelerde belgesel izlemesini de sağlayacak şekilde yeniden planlıyoruz. Mevcut 31 gezici kütüphanemize ek olarak 15 yeni gezici kütüphane aracımızı da hizmete sunacağız. Özel sektörü kültür sponsorluğuna özendirerek her ilçeye bir kütüphane kazandırmayı 2016 yılı içerisinde planlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türk kültürünün, sanatının ve edebiyatının yurt dışına açılmasını amaçlayan TEDA Projesi kapsamında da 2005-2015 yılları arasında 65 ülkeden başvuran 474 farklı yayınevine 2.001 eser için destek verilmiştir. Bu desteklerle 483 yazarımızın 1.124 çeşitli eserinin 59 farklı dile çevrilerek yayımlanmasını da sağlamış olacağız. 2016 yılında yaklaşık 300 esere daha destek vermeyi planlıyoruz. Kültürümüzün önemli şahsiyetleri adına açılmış olan 6 edebiyat müze kütüphanesi hizmet vermektedir. Ayrıca araştırma ve koleksiyon hizmetleriyle ülkemizin hafızası konumunda olan Millî Kütüphanemiz yaklaşık 7 milyon dijital ve basılı materyalle Türkiye ve dünyadaki araştırmacılar için 600 bin okuyucuya hizmet veriyor. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 22 kütüphanesiyle hizmet vermekte, kurum 2015 yılında 337 eserin restorasyonunu tamamlamıştır. Yazma eserlerimizle ilgili 80 bin bakıma muhtaç, 25 bin acil bakıma muhtaç yazma eserimiz tespit edilmiştir, bunlarla ilgili kitap şifahanelerinde çalışmalar devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sinemamızın kültürel, ekonomik ve sosyal hayatımıza katkıları artarak sürmektedir. Bu kapsamda 2015 yılında film yapımına toplam 27 milyon TL destek kararı alınmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası alanda yapılan 118 etkinliğe 17 milyon lira destek verilmiştir. 2015 yılında yeni bir rekor kırılarak 139 yeni yerli film 60 milyon seyirciyle buluşmuştur, yüzde 56 yerli film izlenme oranıyla ülkemiz Avrupa’da 1’inci sıraya yükselmiştir. Sanatsal üretkenliğin desteklenmesi, ülkemizin bir sanat merkezi hâline dönüşmesi ve sanatımızın tanınması için, yerelden evrensele anlayışıyla sanatsal ve kültürel etkinliklere desteklerimiz artarak devam etmektedir.

Müzik ve sahne sanatlarıyla ilgili faaliyetlerimizi 6 senfoni orkestrası, 13 koro, 9 topluluk, 1.292 sanatçımızla; plastik sanatlarla ilgili faaliyetlerimizi ise 3 adet resim ve heykel müzesi, 48 adet güzel sanatlar galerisiyle yürütmekteyiz.

2015 yılında 2.130 sanat etkinliği gerçekleştirilmiş olup, 2016 yılında yurt içi ve yurt dışında 2.740 sanat etkinliği planlamaktayız. Ayrıca, 2015-2016 sanat sezonunda toplam 235 özel tiyatro projesine 4,5 milyon lira yardım yapılmış olup, 2016-2017 sanat sezonunda 9 milyon lira destek sağlayarak bunu yüzde 100 artırıyoruz.

Devlet Tiyatrolarımızda kültürel ve tarihî değerlerimizi yansıtan senaryolar ve oyunlar üretmeye devam ediyoruz. 2014-2015 tiyatro sezonunda, 12 yerleşik merkez ve 13 ilde turne düzeninde 151 oyun, 5.368 temsille 1,7 milyon seyirciye ulaşılmıştır.

2015-2016 tiyatro sezonunda, İzmir Urla Atatürk ve Güzelbahçe; İstanbul Caddebostan, Kozyatağı, Bahçelievler, Nurettin Topçu ve Beylikdüzü Kültür Merkezi sahneleri hizmete açılmıştır. Böylece 58 tane olan sahne sayımız 64’e ulaşmıştır. Bunların yanı sıra, opera ve bale faaliyetlerimiz 6 ilde, 7 yerleşik sahnede sürdürülmektedir. 2015 yılında, 6’ncı Uluslararası İstanbul Opera Festivali, 13’üncü Uluslararası Bodrum Bale Festivali, 22’nci Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali gerçekleştirilmiştir. 2016 yılında Uluslararası İstanbul Bale Festivali ve Yarışması düzenlenecektir. 2015 yılında 5’nci Eskişehir ve 1’inci Mardin Opera ve Bale Günleri gerçekleştirilmiştir. 2016 yılında bu etkinliklere ilaveten Trabzon’da da opera ve bale günleri düzenlenmesi planlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlık olarak halk kültürünün yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması çerçevesinde de çalışmalarımız devam etmektedir. Somut olmayan kültürel miras alanında 2010 yılında başlatılan Bir Usta Bin Usta Projesi sonucunda on yılda bin yeni ustanın yetiştirilmesi hedeflenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de turizm sektöründeki faaliyetlerimiz hakkında bilgi vermek istiyorum: Ülkemiz, 2014 yılı itibarıyla dünyanın en fazla turist çeken 6’ncı, Avrupa’nın 4’üncü ülkesi konumundadır. Hem dünyada hem de bölgemizde yaşanan ekonomik ve siyasal sorunlara rağmen 2015 yılında ülkemizi ziyaret eden turist sayısı 39 milyon 478 bin kişi olmuş ve ülkemiz 6’ncı sıradaki yerini korumuştur. 2015 yılında 31,5 milyar dolar turizm geliriyle ülkemiz dünyada 12’nci sırada yer almaktadır. Çevreye duyarlı turizm tesislerine verilen enerji destekleri kapsamında 2011 yılından itibaren 5.901 turizm tesisine toplam 215 milyon lira destek verilmiştir, 2016 yılında da desteklerimiz devam edecektir. Sağlık Turizminin Geliştirilmesi Programı kapsamında 73 adet termal turizm merkezi ve 3 adet kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesiyle İlgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mavi bayrak sıralamasında ülkemiz, 436 plajla dünyada 2’nci sırada yer almakta.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin tanıtımı açısından Tanıtma Genel Müdürlüğümüzün sürdürdüğü faaliyetler kapsamında ülkemizin tüm zenginliklerini yansıtan “Home Off” konseptli tanıtım kampanyamız devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz bitti.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI MAHİR ÜNAL (Devamla) – Yirmi beş dakika olarak planlanmıştı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yirmi beş dakika oldu.

İsterseniz, toparlayabilirseniz diğer bakanın süresinden beş dakika alabiliriz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI MAHİR ÜNAL (Devamla) – Peki, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Beş dakika daha uzatıyorum, buyurun.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI MAHİR ÜNAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tanıtım ve reklam, pazarlama faaliyetlerimiz dijital ve sosyal mecralarda kullanılarak, imaj, algı yönetimi açısından çalışmalarımız kapsamlı bir şekilde sürmekte.

Bildiğiniz gibi, 24 Kasımda Hükûmetimizin açıklandığı gün angajman kuralları gereği düşürülen bir Rus uçağıyla başlayan ve daha çok Antalya ilimizi ilgilendiren… Çünkü 4,5 milyon Rus turistin yüzde 75’i Antalya ilimize gelmekte. Bu çerçevede daha sonra maalesef, Sultanahmet patlaması ve Ankara patlamasıyla birlikte Türkiye’ye dönük bir imaj ve algı sorunu ortaya çıktı algısı… Çünkü maalesef, yurt dışında Türkiye'nin güvenlik açısından riskli ülke olduğu propagandası yoğun bir şekilde sürdürülüyor. Hem özel sektörle birlikte sürdürdüğümüz hem Ekonomi Bakanlığı, TİM, Dışişleri Bakanlığı, AB ve sektör temsilcileriyle birlikte yürüttüğümüz bir seferberlikle özellikle Türkiye'nin tanıtımı açısından ciddi bir çalışma içerisindeyiz çünkü turizm imaj ve algıdan ibarettir. Bu süre içerisinde, 24 Kasımdan itibaren hem Antalya’da yaptığımız sektör toplantılarıyla, daha sonra Ekonomi Koordinasyon Kuruluyla birlikte yürüttüğümüz çalışmalar ve sektörle birlikte bir çözüm ortağı gibi yürüttüğümüz çalışmalarla, geçtiğimiz günlerde, biliyorsunuz, turizm destek paketimizi açıkladık ve aslında bu süreç sadece bugüne dair değil, turizmimizde 2013’te başlayan, 2014 ve 2015’te bizim zorunlu olarak hem ürün çeşitliliği hem pazar çeşitliliği hem de güçlü bir destinasyon yönetimini gerektiren çalışmalarımız belli bir noktaya gelmişti.

Burada bir hususun altını çizmek istiyorum: Turizm, uluslararası ilişkilerde onarıcı ve iyileştirici bir etkiye sahiptir. Dünya Turizm Örgütü, turizmin uluslararası ilişkilerde bir yaptırım aracı olarak görülmesini doğru bulmaz çünkü uluslararası ilişkilerde sorun yaşansa bile aslında turizm nihayetinde bu ilişkilerde iyileştirici bir etkiye sahip. Rusya’nın turizmi bir yaptırım aracı olarak kullanması ve seyahat özgürlüğünü kısıtlaması da bu çerçevede bizim için uzun vadede bir sorun oluşturmaktan ziyade belli ürünlerimizi belli pazarlara bağımlı hâle gelmekten kurtarıcı bir etki oluşturacaktır.

Unutmamalıyız ki her kriz kendi içinde belli fırsatları barındırır ve şu anda yürüttüğümüz çalışmalarla hem turizmde ürün çeşitliliği açısından hem de yeni pazarlar ve bu yeni pazarlarda tanıtım faaliyetleri açısından Türkiye önemli çalışmalar yürütüyor ve önümüzdeki süreçte, buradan sektör temsilcilerine de seslenmek istiyorum, açıkladığımız turizm destek paketinin devamı olarak -çünkü bu sadece telafi edici tedbirleri içermekteydi- aynı zamanda şu anda yaptığımız çalışmalarla yapısal tedbirler konusunda da çok ciddi mesafe katetmiş durumdayız. Önümüzdeki günlerde yapısal tedbirlerimizi de sektörle paylaşacağız.

Şu anda özellikle rezervasyonlardan yola çıkarak 2016 sezonuna dönük bir kara tablo çizmek doğru değildir çünkü bir psikolojiyi ve algıyı yönetiyoruz. Bir türbülans oluşabilir. Bu türbülanstan sektörümüzle birlikte Hükûmetimizin desteği ile rahat bir şekilde geçeceğimize inanıyorum. Bu çerçevede gösterdiğiniz sabır ve sağduyu için hepinize teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, ayrıca sizin de anlayışınıza teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan kesesinden vermedi ki bakanlardan aldı, verdi size efendim.

BAŞKAN – Ben aracı oldum ya herhâlde benim üzerimden diye bana teşekkür etti. Yani bu fikri ortaya attım diye herhâlde.

Şimdi, Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Saygıdeğer Başkanım, yüce Meclisimizin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağlık Bakanlığımızın 2016 yılı bütçesinin Genel Kurula sunumu için söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın gerçek mimarı Sayın Cumhurbaşkanımıza, bu programı en üst düzeyde sahiplenmeyi sürdüren Sayın Başbakanımıza… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) …programın inşasında çok büyük emeği olan Sayın Recep Akdağ Bakanımıza, bize her zaman destek olan AK PARTİ Grubumuza, milletvekillerimize ve eleştirileriyle bu dönüşüme katkı sağlayan çok değerli muhalefet milletvekili arkadaşlarıma teşekkürlerimi bir borç biliyorum. Başta şehitlerimiz olmak üzere, bugün aramızda olmayan, ebediyete intikal etmiş arkadaşlarımıza da Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın gerçek kahramanları olan doktorlarımıza, hemşirelerimize, bütün sağlık çalışanlarımıza ve büyük fedakârlıklarla hizmet bayrağını taşıyan değerli sağlık yöneticilerimize huzurlarınızda şükranlarımı bir borç biliyorum. Hiç şüphe yok ki bu süreçte en büyük teşekkürü halkımız hak ediyor. Her seçimde arkamızda durarak bize güç veren, hizmetlerin en iyisine, en güzeline layık olan aziz milletimize de huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, “insan” dedik, “önce insan” dedik, “yaratılmışların en şereflisi” diyerek devasa bir dönüşümü gerçekleştirdik. Bu devasa dönüşümü çok sayıda rakamla anlatmak mümkündür elbet. Ancak ben konu iyi anlaşılsın diye size sadece tek bir rakam vereceğim. Evet, bu rakam, sağlıktaki dönüşümün geldiği noktayı milletimize çok iyi anlatıyor, ümit ederim muhalefetimize de anlatıyordur. Malûmunuz, Dünya Sağlık Örgütüne göre en önemli sağlık göstergesi doğumda beklenen yaşam süresidir. Türkiye ve orta, üst gelir grubu ülkelerin doğumda beklenen yaşam süresi 2000 yılında 71 idi, yani orta ve üst gelir grubuyla aynıydı. Bugün orta ve üst gelir grubu ülkelerde doğumda beklenen yaşam süresi 74 iken, iftiharla söylüyorum ki, ülkemizde 77’dir. Bunun altında yatan sağlıktaki dinamiklerdir. Bugün “Peki, üst gelir grubu ülkelerin ortalaması nedir?” diye baktığımızda, o da 79. En önemli sağlık göstergesi açısından dün orta, üst gelir grubu ülkeleriyle aynı seviyedeydik, bugün üst gelir grubu ülkelerini yakalama gayreti içindeyiz.

Değerli milletvekilleri, şimdi Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla neler yaptığımızı, bundan sonra neler yapmayı planladığımızı kısaca özetlemek istiyorum. Elbette yürüttüğümüz bu devasa dönüşüm programını bu kısıtlı zaman diliminde tam olarak anlatmak mümkün değil, yüce heyetinize kısaca özetleyeceğim.

Koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendirdik ve güçlendirmeye devam ediyoruz. Bu yılın bütçesi geçen yıla göre yüzde 22 oranında arttı. Biliyorsunuz, en geniş aşılama programı uygulayan ülkeler arasındayız. Bu hizmetleri tamamen ücretsiz sunuyoruz. Bir taraftan çocuklar için yüksek aşılama oranlarını korurken, diğer taraftan erişkinler için de aşılama programlarını geliştiriyoruz.

Ülke genelinde yeni doğan tarama programlarını yaygınlaştırarak kapsamını genişletiyoruz ve tarama programıyla, hastalık gelişmeden önleyici tedaviler yapıyoruz. Tek bir örnek vereceğim: Geçen yıl yeni doğan işitme taraması yaptığımız 1 milyon 213 bin yavrumuzdan 2.880’ine tanı koyduk ve işitme kaybına karşı tedaviye aldık.

Koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerini geliştiriyoruz. Bu kapsamda 2015 yılında anaokulu ve tüm ilkokul öğrencilerine 7,5 milyon diş fırçası ve macunu dağıttık. 2016 yılında da diş fırçası ve macun dağıtımına devam edeceğiz.

İklim, coğrafi ve sosyal şartların hizmete erişimi engellediği gebelere ulaşabilmek için Misafir Anne Projesi’ni uygulamaya koyduk ve geliştiriyoruz.

Aile hekimliğiyle, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirdik. Aile hekimlerini diyetisyen, psikolog, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimcisi gibi personelle desteklemeye başladık. Nüfus yoğunluğu ve coğrafi yerleşime göre güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerini yapıyoruz, 2017’de bu süreci tamamlamış olacağız. Bu merkezler on iki saat çalışan, görüntüleme yapabilen ve hekim dışı sağlık personelinin kendi alanında hizmet verebildiği 7/12 çalışan merkezler olacak.

Diğer taraftan, birinci basamak sağlık tesislerinin yenilenmesiyle birlikte yerel özellikler ve ihtiyaç çeşitliliğini göz önüne alarak ayrı tip projelerle proje inşaatlarına başladık.

Değerli milletvekilleri, Sağlığın Korunması İçin Sağlıklı Yaşam Kültürünü Teşvik Programı’nı hayata geçirdik. Sağlıklı yaşam kültürünün teşviki meselesi; bizim nihai amacımız, bu kültürü topluma yerleştirerek halk sağlığı bakanlığını oluşturabilmek. Bu hususta yaptığımız çalışmaları özetlemek istiyorum.

Kalp ve damar hastalıkları, kanser, diyabet, solunum yolu, ruh sağlığı hastalıkları başta olmak üzere belirli hastalıklar için ulusal programları uygulamaya koyduk.

Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması, hareket alışkanlığının artırılması ve daha aktif hayat tarzına uygun çevrenin hazırlanması için çalışıyoruz. Daha az tuz tüketimi, yüksek enerjili gıdaların tüketilmesini azaltmak için programlar geliştiriyoruz.

2015 yılında 40 bin adet bisiklet dağıttık, bu yıl 250 bin bisiklet dağıtımı yapıyoruz. Hekimlerin egzersiz programı reçete etmeleri için pilot çalışma başlattık.

Sağlık dostu okul, sağlık gönüllüsü öğretmen, okul sağlık elçisi öğrenci, sınıf sağlık temsilcisi öğrenci uygulamalarını başlatıyoruz.

Tütünle mücadelede Hükûmetimizin sergilemiş olduğu kararlılık sayesinde ülkemiz model bir ülke hâline geldi. Yakaladığımız başarıyı sürdürmek için yeni bir eylem planı hazırlıyoruz.

Ruh sağlığı hizmetlerini toplum temelli olarak geliştirmeye devam ediyoruz.

Bağımlılıkla mücadele için Başbakanlık genelgesiyle Başbakan Yardımcımızın başkanlığında 8 bakanlıktan oluşan Uyuşturucu ile Mücadele Yüksek Kurulunu oluşturduk. Alo 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattı’nı kurarak 63 bin kişiye hizmet verdik. Dünya Sağlık Örgütü bağımlılıkla mücadelede ülkemizi örnek gösterdi.

Kanserle mücadele kapsamında İzmir Kanser Kayıt Merkezi’miz Dünya Sağlık Örgütünce Avrupa bölgesi eğitim merkezi olarak tescil edildi ve bu merkezde eğitimlere başladık. Türkiye nüfusunun tamamında aktif olarak kanser kaydı yapıyoruz.

Yılda 5 milyon vatandaşımıza ücretsiz tarama hizmeti veriyoruz.

Evde sağlık hizmeti uygulamasına devam ediyoruz. Yatağa bağımlı hastaların evde yapılabilecek tıbbi bakım ve rehabilitasyonlarını ev ortamlarında gerçekleştiriyoruz. 2015 yılında 652 bin hastamıza ulaştık, ihtiyacı olan her vatandaşımıza bu hizmeti sunarak devletimizin yardım ve şefkat elini uzatıyoruz.

Halk sağlığı tehditlerini izlemek ve yönetmek üzere 7/24 esaslı çalışan Erken Uyarı Cevap Sistemi’ni hayata geçirdik. Halk sağlığı tehdidini erken tespit ederek kaynağında kontrol ediyoruz.

Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğu Geliştirme Programı’nı devletin tümü, toplumun tümü anlayışıyla geliştirdik. Sağlığı tüm politikaların merkezine alarak ilgili tüm paydaşlarla birlikte çalışıyoruz.

Yurt dışına giden her vatandaşımıza seyahat sağlığı kapsamında yurt dışı aşılama hizmetlerini veriyoruz. Yurt dışına çıkan vatandaşlarımızı, SMS’le bilgilendirerek, seyahatleri sırasında, sağlık hizmetleriyle ilgili ihtiyaçları olduğunda yanlarında olduğumuzu ve güvende olduklarını hissettiriyoruz.

Uluslararası sağlık diplomasisi alanında çalışmalarımızı geliştiriyoruz. Dünya Sağlık Örgütü İcra Kurulu üyeliğimiz 2016 Mayıs ayında başlıyor. 2016 ve 2017 yıllarında İslam İşbirliği Teşkilatı Yönlendirme Komitesinin Dönem Başkanlığını üstlendik, yürütüyoruz.

Değerli Milletvekilleri, kısaca tedavi hizmetlerimizden de bahsetmek istiyorum. Hamdolsun, vatandaşımızın sağlığa erişim sorununu büyük oranda ortadan kaldırdık. 2002 yılında kişi başı hekime müracaat sayısı 3,2 iken, son iki yıldır bu rakam 8,3'tür. Bu rakamla bir doyum noktasına ulaştığımızı görüyoruz.

2002 yılında yüzde 6 olan nitelikli yatak sayımızı 2015 yılında yüzde 50'ye ulaştırdık. 2018 yılı sonuna kadar bu rakamı yüzde 90'ların üzerine çıkarmayı hedefliyoruz.

Vatandaşlarımıza, yaşamının son gününe kadar konforlu bir yaşam sağlamak amacıyla başlattığımız Palyatif Bakım Merkezi sayısını 138'e çıkardık ve 1.523 palyatif bakım yatağı açtık. Yoğun bakım yatak sayımızın yarısı kadar palyatif bakım yatağı oluşturmayı hedefliyoruz. Hastanelerimizin hem tıbbi teknoloji kullanım kapasitelerini artırıyoruz hem de kalite ve güvenliğini denetliyoruz.

Ağız ve diş sağlığı merkezi sayısını 14’ten 134’e çıkardık. Ağız ve diş sağlığı hastanesi sayısını 1’den 15’e çıkardık. Organ nakli bekleyen hastalar için Ulusal Organ Nakli Bilgi Sistemi’ni oluşturduk, organ nakli sistemini geliştirdik. 2002 yılında 745 olan organ nakli sayımız 2015 yılında 4.552 oldu.

TÜRKÖK Projesi’ni uygulamaya koyduk. Proje kapsamında 100 binin üzerinde gönüllü bağışçı sayısını yakaladık.

Merkezî Hekim Randevu Sistemi’yle günlük ortalama 360 bin işlem gerçekleştiriyoruz. Klinik kalite standartlarını geliştiriyoruz.

Şeker hastalığı, gebelik süreci ve doğum, diz protezi, kalça protezi, korener kalp hastalığı, inme, kolorektal kanser, katarakt, KOAH, diş implantı ve prostat kanserleri için klinik kalite ölçümlerini yaygınlaştırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, ilaç fiyatlarını ucuzlattık. Tüm dünyada büyük takdir toplayan İlaç Takip Sistemi’ni kurduk. Reçete Bilgi Sistemi’ni uygulamaya koyduk. Akılcı İlaç Kullanımı Ulusal Eylem Planı 2014-2017'yi hazırladık ve uyguluyoruz.

Yalnızca şehirlerimizde değil, köylerimizde değil, ülkemizin en ücra köşelerinde dahi Acil 112 sağlık hizmetlerini dinamik bir şekilde sunuyoruz. İstasyon sayısını artırıp ambulanslarımızı en son teknolojilerle donattık. Ambulanslarımızı sürekli olarak yenilediğimizi özellikle belirtmek istiyorum. Bakın, sadece son iki yılda 1.638 ambulans aldık. Bu sene de inşallah 770 yeni ambulans alıyoruz. Hava ambulansıyla 2008 yılından 2015 yılı sonuna kadar 30.227 vakaya müdahale edildi ve nakilleri gerçekleştirildi. 2007 yılından 2015 yılı sonuna kadar 6 deniz bot ambulansla 7.103 vakanın müdahale ve nakilleri gerçekleşti.

Avrupa’nın en büyük medikal kurtarma ekibini kurduk. Yardımlaşma ve danışma duygusuyla muhtaç ve mağdur durumda olan insanlara insani yardım faaliyetlerimize devam ediyoruz.

Suriyeli sığınmacılar için sahra, prefabrik ve kalıcı bina tipi hastanelerde sağlık hizmeti veriyoruz. Şimdi de göçmen aile sağlığı merkezlerini planladık ve uygulama aşamasındayız.

Değerli arkadaşlar, insan kaynağımızda da çok ciddi artışlar sağladık. Sadece artış sağlamadık, dağılımda da adaleti temin etme gayreti içinde olduk. Bakınız, 2002 yılında, hizmet alımı dâhil, 256 bin çalışanımız var iken bu rakamı 2015 yılında 568 bine ulaştırdık. Sağlık çalışanlarımıza yıpranma payı, fiilî hizmet zammı ve hekimlerimizin emeklilik haklarının iyileştirilmesiyle ilgili düzenleme çalışmalarını sürdürüyoruz, önümüzdeki günlerde inşallah huzurlarınıza getirmeyi hedefliyoruz.

Sağlık yatırımlarında çok büyük ilerlemeler katettik. 2002, 2003, 2015 yılları arasında 810’u hastane ve ek bina, 1.775’i birinci basamak sağlık kuruluşu olmak üzere toplam 2.585 sağlık tesisini tamamladık.

Geleceğin şehir hastanelerini inşa etmeye başladık. Ülkemizin, özellikle de bölgenin sağlık merkezi olması konusunda önemli bir vizyona hizmet edeceğine inanıyorum. Bu amaçla, 16 projenin inşaat çalışmaları devam ediyor. İnşallah, bir yıl içinde Mersin, Yozgat, Isparta ve Ankara Bilkent şehir hastaneleri hizmete girmiş olacak. 5 projeyi ihale aşamasına getirdik, 11 projenin YPK süreçleri devam ediyor.

Şüphesiz, sadece şehir hastaneleri yapmıyoruz, bunun dışında kamu olarak ülkemizi yeni sağlık tesisleriyle donatıyoruz. Bu kapsamda, 350’yi aşkın yeni hastane inşaatlarıyla 55 bin hasta yatağı kapasitesinin yenileme çalışmalarına devam ediyoruz. 2003 yılında, yaklaşık 68 bin yatağı nitelikli hâle getirerek tüm sağlık tesislerinin altyapısını yenileştirmiş dünyanın tek ülkesi olmayı başaracağımıza inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; peki bu kadar devasa dönüşümün maliyeti ne? Dönem dönem eleştiriliyor “Sağlığa çok para harcıyorsunuz.” deniliyor. Çok mu harcıyoruz? Bunu isterseniz bir iki rakamla özetleyelim, resmî rakamları size kısaca arz edeyim: Kamu sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2002 yılında 3,8 iken, bu devasa dönüşüme rağmen 2014 yılında bu rakam sadece yüzde 4,2 oldu. Bakın, ülkemizde 2014 yılında kişi başı kamu sağlık harcaması 795 satın alma gücü paritesi dolardır. OECD ülkelerinde bu rakam yirmi beş yıl önce -yanlış duymadınız, yirmi beş yıl önce- 1989 yılında 805 satın alma gücü paritesi dolardı. OECD ülkelerinin yirmi beş yıl önce yaptığı sağlık harcaması rakamıyla bugün dünyanın örnek gösterdiği bir sağlık hizmetini vermeyi başardık.

Bu rakamlar bize bir şey söylüyor, diyor ki: AK PARTİ hükûmetleri verimli ve finansal sürdürülebilirliği olan sağlık hizmeti kurmuştur. Bu ülkenin evladı olarak bunu iftiharla söylüyorum. Bu muazzam başarıyla hepimiz iftihar etmeliyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; AK PARTİ hükûmetleri olarak bugüne kadar 13 bütçe hazırladık, başarıyla uyguladık ve bugün 14’üncü bütçenin görüşmelerini yapıyoruz. Demokrasi tarihimizde ilk kez bir siyasi parti kesintisiz olarak on üç yıl Hükûmet görevini üstlendi, art arda 13 bütçe hazırladı, şimdi de 14’üncü bütçeyi görüşüyoruz. Böyle rekor bir süre hizmet etme görevinin milletimiz tarafından AK PARTİ hükûmetlerine verilmiş olması tesadüf değildir, aynı zamanda bizim için de büyük bir şereftir. Milletimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bu sorumluluk bilinciyle hizmetin en iyisine, en güzeline layık olan aziz milletimize yeni Türkiye, yeni ufuklar diyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sağlıkta 2023 vizyonumuzu belirledik. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığını kurduk, Kanser Enstitüsü, Biyoteknoloji Enstitüsü, Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü vesaire. Tanı ve tedavide yeni bir dönem başlatıyoruz. Türkiye Kanser Gen Projesi, Türkiye Genom Projesi, Türkiye Mikrobiyom Projesi’ne başlıyoruz. Kişiye özgü tanı ve tedavi dönemini başlatıyoruz. Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm Programı’nı başlattık ve Millî Aşı Projesi, difteri, tetanoz ve boğmaca aşılarının yerli üretim çalışmaları başladı. Aşı üretim tesisi inşaatı devam ediyor, 2017 yılında tamamlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakana biraz söz verin.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, biraz süre istiyorum.

BAŞKAN – Yine ben bir aracılık yapayım. Sayın Bakan izin verirse…

Sayın Bakan, beş dakika alalım mı sizden veya iki üç dakika?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Olur.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bizim sorularımıza cevap verecek yalnız, onu bilmeliyiz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, size beş dakika verelim, geri kalan kısmını Sayın Bakanımıza ekleriz.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Evet, 1 Milyon Bisiklet Projemizden daha önce çok bahsettim. İsterseniz şöyle sorulara cevap olabilecek, polemiğe girmeden…

Değerli arkadaşlar, Sayın Yurdakul konuşurken muhalefet sıralarından bir cümle duydum, “Gerçekler acıtır.” diye bir cümle. Gerçekten çok doğru bir cümle, gerçekler acıtıyor. Bu milletin gerçekleri Recep Tayyip Erdoğan’ı acıttığı için bugün o Cumhurbaşkanı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu milletin gerçekleri Sayın Davutoğlu’nu acıttığı için, çok değil, 1 Kasımda yüzde 49,5 oy… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu milletin gerçekleri bizi acıttığı için bugün 14’üncü bütçemizi konuşuyoruz.

Evet, sağlıktaki eksiklikler bizi acıtıyor; bebek ölümleri -daha iyi olması lazım- bizi acıtıyor; sağlıktaki dinamiklerimizin daha iyi olması lazım, bizi acıtıyor, acıtmaya da devam etmeli. Muhalefet bunu bize ne kadar saygın getirirse bundan da istifade ederiz. Teşekkür ediyorum. Acıtan kısımları daha iyi yapacağız. İnşallah 28’inci bütçeyi de buraya yine biz getireceğiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – O kadarı yok. Kırmızı kartı gösterdik Sayın Bakan.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Ömrünüz yetecek mi Sayın Bakan?

MUSA ÇAM (İzmir) – Allah uzun ömür versin.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Şimdi, diğer bir konuya gelmek istiyorum.

Sayın Baluken, şimdi, 2 tane konuyu… Bir: Hekimlik yemini. Bu milletin ve insanlığın bir hekimi olarak hekimlik yeminine duyarlılığımı sizinle tartışmak istemem. Bakınız, Bakanlığımın ilk aylarında “Dağda benim askerimi şehit eden teröristi bile tedavi etmek benim görevimdir." dedim. Çok değil, iki yıl önce “IŞİD’çiler Suruç’ta tedavi ediliyor.” dendi, yine çıktım dedim ki: “Ben tedaviye ihtiyacı olanın kim olduğuna bakmam. Ben tedaviye ihtiyacı varsa onun tedavisini yaparım. Suçluysa o güvenliğin görevidir.” Dolayısıyla buradaki temel duruşumuz insanı yaşatmaktır, sağlığa ihtiyacı olana sağlık hizmetini vermektir. Ama bakın burada tek bir şey söyleyeceğim.

Diyarbakır Silopi’de bizim 4 no.lu Aile Sağlığı Merkezimiz… Burada teröristler tarafından, hainler tarafından Türk Bayrağı indirildi ve buraya bir paçavra asıldı. Şimdi burada terörist tedavi edemeyiz. Buradaki vatandaşımızı da tedavi edemeyiz. Burada tedaviyi yapabilmemiz için ay yıldızlı bayrak burada dalgalanacak. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Şayet siz bu anlamda samimiyseniz, ben hekimlik yeminime sonuna kadar sadığım.

Bir şey daha söyleyeyim: İkinci sınıf vatandaş muamelesinin ne olduğunu sizden daha iyi bilirim. Asimilasyonun ne olduğunu sizden daha iyi bilirim ama bir şeyi daha bilirim…

ALİCAN ÖNLÜ (Tunceli) – Sayın Bakan, kışlaya çevirdiğin okullarda nasıl eğitim veriyorsun?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Bir şeyi daha iyi bilirim: Vatanın ne olduğunu sizden daha iyi bilirim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bayrağın ne olduğunu sizden daha iyi bilirim. Milletin ne olduğunu sizden daha iyi bilirim. Oralarda biz hekimlik yeminimize sadık kalabilmek için diyoruz ki: O teröristler silahı bırakacak ve o teröristler silahı bıraktığı zaman sorunumuz yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Böyle mi hekimlik yeminine sadık!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kişiye özel konuşuyor Başkan.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – O mayın döşenen yollar, kazılan çukurlar… Bu anlamda, şayet, şurada bakın, bu kürsüde çok değil, üç, üç buçuk ay önce ettiğiniz yemin “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü…”

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cumhurbaşkanına hatırlat!

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Buna sadık kalacağız. O zaman o hekimlik yemini, hiç merak etmeyin, her köşede dün nasılsa bugün de öyle zaten işliyor, bundan sonra da çalışmaya devam edecek.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Koşullu yeminlik yani sizinki!

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

Sayın Baluken, size söz vereceğim sonra.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Sağlık Bakanı konuşurken “Ben IŞİD adlı teröristi dahi muayene ederim.” dedi.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Tedavi ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben kendisinden rica ediyorum, acaba o IŞİD teröristi Türkiye’ye nereden girmiştir, hangi kapıdan girmiştir, nasıl alınmıştır da Sayın Bakan müdahale etmiştir? Bir açıklarsa sevinirim efendim.

BAŞKAN – Soru-cevap kısmında kendisine sorarsınız..

Sayın Baluken…

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Hastanın nereden geldiği çok önemli mi Sayın Gök?

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani o terörist nasıl girmiştir Sayın Bakan, hangi kanaldan girmiştir? Bunu bir açıklarsanız sevinirim.

BAŞKAN – Sayın Gök, Sayın Baluken’i dinliyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bakan konuşması sırasında bölgeye dair yanlış bilgiler aktardığımı ve orada yaşanan sorunun farklı olduğunu, bayrak ve vatanla ilgili bir sorun yaşandığını ifade ederek sataştı.

BAŞKAN – Yerinizden…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hayır, sataşma var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sataşma olarak görüyorsanız iki dakika buyurun.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – “Bayrak” dedi, neye sataştı? “Bayrak” dedi, “Türk Bayrağı olması lazım.” dedi.

BAŞKAN – Farklı bir şey söyledi Sayın Milletvekili, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Bizim bayrak sorunumuz var.” dedi.

BAŞKAN – Sayın Baluken, siz kürsüye geçin.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – “Türk Bayrağı olması lazım.” Dedi, en gerçek olanı söyledi. Türk Bayrağı olacak her yerde.

BAŞKAN – Sayın Şahin… Sayın Şahin, lütfen… Konuşmacı onun için söz istemedi. Lütfen bırakın…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Şanlı al bayrak olacak tabii.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Konuyu saptırmayın. Anlama sorununuz var galiba!

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Benim anlama sorunum yok, sizin idrak etme sorununuz var, kavrama sorununuz var.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sizin anlama sorununuz var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şu süreyi bir daha açarsanız.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kürsüye gelirken bu şekilde konuşulmaz. Terbiye mi öğreteceğiz size?

BAŞKAN – Bir dakika, bir sakinliği sağlayalım da.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Baluken.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, zaten benim çok fazla bir şey söylememe gerek kalmadan Sayın Bakan itiraf etti.

Bir kere, Sayın Bakan, Silopi’de bayrağın inip inmemesi, sağlık ocaklarında kimin bulunup bulunmaması üzerinden biz size burada herhangi bir eleştiri getirmedik.

Cizre’deki vahşet bodrumunda… Sizin yetkililerinize, Bakanlık kayıtlarınıza, hastaneye nakil iradesini iletmiş olan 170 insandan 1 tek insan yaralı ya da sağ olarak neden o bodrumlardan ve o cehennem binalarından çıkarılmadı diye sorduk. Neden 170’inin cenazesi küle dönerek DNA testiyle bile tespit edilemeyecek bir vahşetle karşılaştı diye sorduk.

Şimdi siz yaptığımız konuşmada itiraf ettiniz. Bize “Tam bir hafta boyunca Türkiye’de 100 metrelik bir yere bir insani koridor, bir yaşam koridoru açamadık.” diye açıklamalarda bulundunuz. Oysaki kendiniz de burada söylediğiniz gibi, Serekaniye sürecinde, Kobani sürecinde, Azez sürecinde, siz, savaşın en ağır olduğu yere ambulansları gönderip oradan IŞİD teröristlerini, El Nusra teröristlerini getirip burada tedavi ettirmişsiniz.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Onlar ambulansı kurşunlamıyordu ama.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bu pratiğiniz ortadayken, Türkiye'nin yurttaşı olan 170 insanı, 50 metreden, 100 metreden “Güvenlik sorunu vardı, hendek vardı, o yüzden getiremedik.” diye bize yutturamazsınız. Bu kadar açık ve nettir.

Anayasa yemin metnine gelince: Bize onu hatırlatmadan önce, bugün Sayın Arınç’ın dediği gibi, önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a o yemin metnini hatırlatın. “Anayasa Mahkemesini tanımıyorum.” derken, “Anayasa’yı tanımıyorum.” derken…

İSMAİL AYDIN (Bursa) - Anayasa’yı demiyor. Sen saptırıyorsun. “Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum.” diyor.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …önce bu kürsüden o metni okurken bu Meclise, o metni tanımıyorum diye buradan açıklamasını öğütleyin diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Baluken, çarpıtıyorsunuz konuyu. “Mahkemenin kararını tanımıyorum.” dedi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Arınç’ın açıklamasını okuyun. Aynen, tespit orada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Vural, yerinizden mi konuşacaksınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN - İki dakika.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben de bir hususu arz edeceğim.

Sayın Bakan konuşmasında “Muhalefet sıralarından ‘Gerçekler acıtıyor mu?’ diye bir şey geldi.” dedi. Bilindiği gibi o ifadeyi kullanan benim. Bizim grubumuz adına konuşan sayın milletvekili bu sağlık konusunda oluşturulan algılar karşısında, hem bebek ölümleri hem de diğer konularda gerçekleri paylaştı ve cepten ödemelerin ne kadar daha fazla arttığını bütün rakamlarıyla ortaya koydu. Bu durumda, Sayın Bakan da “Bunları daha iyi yapmamız gerekir.” demek suretiyle aslında bu gerçekleri kabul etti. Fakat işin ilginç tarafı bu sağlıktaki dönüşümün bu maliyeti konusunda sorumluluğunu daha önceki Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a atfetti. Umarım, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı ve icraatı döneminde gelinen bu sağlığı hiç olmazsa Ahmet Davutoğlu daha iyi noktaya götürür.

Dolayısıyla teşekkür ediyorum Sayın Müezzinoğlu. Dolayısıyla siz nakzettiniz bugünkü Cumhurbaşkanının yaptıklarından dolayı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Baluken’in belki yüz bin milyonuncu kez dile getirdiği bu propaganda anlatımını reddediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hangi propaganda? 170 cenaze var, cenaze! Ayıp, ayıp ya! Utanın ya!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Vahşetin propagandası olur mu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sahada yaşanan gerçeklik ve vahşet terör örgütünün katliamlarıdır, açık olan budur. Kayıtlara geçsin diye ifade ediyorum. Millet de bunu biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Vahşetin propagandası olur mu Naci Bey? Vahşet var ortada.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, söylediklerimde en küçük bir gerçeği çarpıtma durumu varsa Sayın Bakan çıkıp burada 6 ildeki hastane morglarındaki cenaze sayılarını, Cizre’deki bodrumlardan ve o binalardan çıkan cenaze sayılarını açıklasın.

Artı, kürsüden çok net bir soru sordum…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne oldu Diyarbakır’da?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Ambulanslara kim kurşun sıktı?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – IŞİD çetelerini savaş bölgesinden ambulansla alıp Türkiye’de tedavi konusunda mahir olan bir bakanın ve bakanlığın Cizre’deki bir bodrumdan neden Türkiye yurttaşlarını alamadığını soruyorum.

Buyurun, çıksın cevap versin.

BAŞKAN – Sordunuz bu soruyu, evet. Sordunuz, tamam, peki.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) - Yalan yanlış konuşuyorsunuz. Hepsi yalan, hepsi yalan söylediklerinizin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hepsi doğru… Hepsi doğru… 170 cenaze var ortada.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Ambulansa ateş etmek insanlık mı, ambulansın içindekileri kaçırmak?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, sataşmadan dolayı mı cevap vereceksiniz?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Evet.

BAŞKAN – O zaman kürsüye gelmeniz gerekiyor.

İki dakika, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Ambulansa kim kurşun attı?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – O da senin zayıflığın. Ambulansları oraya göndermiyorsan o da senin eksikliğin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Karşılıklı söz düellosunda bulunmayalım sayın milletvekilleri, Sayın Bakanı dinliyoruz.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; benim, tabii, bize tedaviye gelen ve acile gelen herhangi bir hastanın IŞİD’li mi, PKK’lı mı olduğunu bilebilme şansım yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama öyle ifade ettiniz.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Hekim arkadaşlarımızdan da böyle bir talepte bulunmam, bu da hekimlik etiği açısından, deontolojisi açısından mümkün değil. Ama onu gerekli birimlerimiz takip eder, sonra da bizden gerekli yardımı istiyorsa biz o yardımı yaparız.

O, IŞİD’li diye iddia edilen kişinin, “Şakir Ali” denilen kişinin IŞİD’li sıfatıyla gelerek veya ismini vererek… O ismin de IŞİD’in önde gelenlerinden birinin ismi olduğunu ama aslen o değil, PKK’lı Selahattin Dilek’in, “Sofi” kod adlı birinin olduğunu emniyet birimleri tespit etti. Bu, emniyetin, İçişleri Bakanlığının, istihbaratın işi. Benim görevim “Nedir?”e bakmak değildir, “Nedir?”e bakmadan insansa yaşatmaktır, bunu söyledik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, insansa yaşatmakla ilgili görevimi yapma gayreti içindeyim.

Şimdi, Cizre’de o yolların hiçbiri bir ambulansın girebileceği yollar değil; kazılmış, çukur ve mayınlarla döşenmiş. Çağrıya “Sağlıklı arkadaşlar var.” diyorlar.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Reel gerçekler.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – “Ellerini kaldırıp gelsinler.”, “Hayır, biz…” Sivil insan ellerini kaldırıp gelmez mi arkadaşlar? Bir sivilse orada “Elini kaldır ve gel.” diyoruz, “Hayır, biz tek tek gelemeyiz.” “Peki, grup hâlinde gelin.”, “Grup hâlinde de biz el kaldırmayız.”

Değerli arkadaşlar, şimdi, kimi savunduğumuzu iyi bilelim. O sokaklara güvenlik güçleri herhâlde keyfinden gitmedi. O teröristler, silahlı teröristler orada durduğu sürece, bizim sağlık hizmeti sunucuların güvenliği olmadığı sürece bize hekimlik yeminini hatırlatmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bakan bir kez daha grubumuza “Kimi savunduğumuzu iyi bilelim.” demek suretiyle açık sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

Bitireni tebrik edeceğim, bu aşamayı aşanı tebrik edeceğim, teşekkür edeceğim.

Buyurun.

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bakan, Bakanlığınızın ses kayıtlarında her şey son derece nettir. Oradaki insanların dışarıya çıkma yöntemiyle ilgili var olan pürüzlerin tamamı o gün giderildi. Sizin yetkilendirmiş olduğunuz, Sağlık Bakanlığına bağlı personel de bizi yöntemde ortaklaşma olduktan sonra on beş dakika içerisinde arayacağını söyledi. O on beş dakika içerisinde biz beklerken yirmi dört dakika sonra onların bizi aramasıyla birlikte biz “Neden bir gecikme oluyor?”u beklerken, bunun cevabını öğrenmeye çalışırken o bodrum katından silah ve patlama sesleri ve insanların “İnfaz ediliyoruz, katlediliyoruz, enkaz altında kaldık.” feryatlarıyla karşılaştık. (AK PARTİ sıralarından “Yalan” sesleri)

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Öyle bir şey asla olmadı.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Kendi kendilerini öldürüyorlar, ondan sonra devlete suç buluyorlar.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bunların tamamını son derece iyi biliyorsunuz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Kendi kendilerini patlatıyorlar devlete suç bulmak için.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolayısıyla burada gelip farklı şeyler anlatmanızın hiçbir mantıklı, hiçbir ahlaklı izahatı olamaz.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bizim Bakanımız ahlaksız değil.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Gerçek neyse buraya gelip ifade etmekle yükümlüsünüz. Siz bu ülkenin Sağlık Bakanı olarak, orada bulunan 170 insanın cenazelerinin bile küle dönmüş olmasıyla ilgili süreçten birinci derecede sorumlusunuz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Tabii canım, sen hiç sorumlu değilsin!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Velev ki hendek var, velev ki barikat var, biz defalarca demedik mi “Buraya gönüllü sağlık ekipleri gönderiyoruz.” diye? Velev ki ambulans gidemiyor, biz kendimiz gitmek istiyoruz. Aydın yazarlar, sivil toplum örgütleri, SES, TTB üyeleri defalarca demediler mi “Biz kendimiz gidip o insanları kendi ellerimizle getirip hastaneye nakledeceğiz.” diye?

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Bu ne demek ya? Ne demek bu? Bu ne demek? Sağlık Bakanı mısın sen? Olmaz. Olmaz öyle şey. Sağlık Bakanı var!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada sorun hendek, barikat değil, o insanların katledilmesiyle ilgili bir karar verildi ve vahşi bir şekilde katledildiler.

Sayın Bakan, yaralı ya da bakıma muhtaç olan her bir insanı ölüme göndermekle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baluken, süreniz bitti.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …sadece insanlığa karşı değil, tıbba karşı da suç işlemiş durumdasınız.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Tiyatro oynuyorsun hep. Tavşan kaç, tazı tut!

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Apaçık bir iftira bu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şu işi bitirelim, size sonra söz vereyim Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, kapanma zamanı yani ben dün…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Diyarbakır’a gidemeyecek bunlar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gel bakayım, kim gidemiyor Diyarbakır’a? Gel bakayım, Diyarbakır’a kim gidemiyor?

BAŞKAN – Efendim? Duymuyorum. Sayın Baluken lütfen…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Diyarbakır cevabı verdi bugün.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cesaretin varsa gel bakayım, Diyarbakır’a kim gidemiyor?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sokmayacaklar sizi oraya.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Seni Maraş’a çağırayım ben.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Geliriz. Maraş’a da geliyoruz. Her yere geliriz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

Buyurun Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Arkadaşlar, bir susun bakalım, rica ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cuma namazına bir koruma ordusuyla gitmiyoruz sizin gibi.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın bir sözü var.

BAŞKAN – Sayın Gök, izin verir misiniz, iki cümle söyleyecekmiş.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama ben de sorayım, ondan sonra…

BAŞKAN – Ha, soru soracaksınız.

Peki, sorun bakalım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben de hakkımı kullanayım isterseniz çünkü Sayın Bakan…

BAŞKAN – Yerinizden mi, buradan mı?

LEVENT GÖK (Ankara) – Buradan istiyorum efendim, iki dakika.

BAŞKAN – Soru soracaksanız yerinizden Sayın Gök, sataşma yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır efendim, Sayın Bakanın açıklamasının…

BAŞKAN – Şimdi, bakın…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Bakan lütfen cevap versin…

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, paralel bir şekilde cevap versin kendisi. Yani Sayın Bakanın verdiği cevap…

BAŞKAN – Sayın Gök, soru soracaksanız…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakanın verdiği cevapta benim sorduğum soruya karşılık bir…

BAŞKAN – Yanıt değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yanıt değil.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Şimdi Sayın Bakan gelsin, bakalım ne söyleyecek.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama efendim, bakın, Sayın Bakan benim sorumun ne olduğunu anlamadı ki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan ne olduğunu anlamadı ki, ben sormak istiyorum.

BAŞKAN – Sonra siz onu da sorarsınız, cevap vermek isterse ona da cevap verir Sayın Gök.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Değerli arkadaşlar, tabii, şimdi, terör örgütünün yanlışlarını ve ihanetlerini konuşmak yerine orada sağlık çalışanlarının…

5 tane sağlık çalışanı katledilmiş, şehit edilmiş. Şimdi, burada silah var. İşin şeyi, bütün bu noktaya geldiğimizde 2 tane burada dürüst olmayan duruş var. Bir: insansız hava aracının kayıtları var, asla ateş yok. İki: 2 tane Cizre Belediyesinin gönüllüsü, 3 tane SES Sendikasının gönüllüsü gönüllü olarak “Can güvenliğim yok.” diye gitmekten vazgeçtiler. Peki, o zaman Sağlık Bakanlığının burada suçu ne arkadaşlar? Yani orada ateşin arasında şehit olsunlar, katledilsinler…

Sağlık görevlisinin huzurun, güvenin, olduğu yerdedir hizmeti. Orada silahı elinde tutan, tetiği elinde, parmağında tutan, o insanları katletmekten asla en ufak bir rahatsızlık duymayanlar orada duracak ve onları savunacağız, oraya gidemeyen sağlık çalışanları suçlu olacak, hekimlik yeminlerine sadık kalamamış olacaklar!

Pes doğrusu diyorum, bu konuyu burada noktalıyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Sayın Bakan benim az önce ifade ettiğim hususta kendisine göre bir cevap vermeye kalkıştı ama o verdiği cevap benim sorumun karşılığı değil.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Ne yapalım o zaman?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – İstediğin cevabı mı vermek zorunda?

BAŞKAN – Arkadaşlar, duymuyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakanın açıklamasıyla daha başka, karmaşık bir hâle geldi konu. İzin verirseniz ben bu konudaki Sayın Bakanın şahsıma karşı, soruma karşı vermemiş olduğu cevaptan dolayı bir açıklama bekledim ve onu bir sataşma kabul ederek Sayın Bakana sorumu yeniden tevcih etmek istiyorum. Lütfen efendim, uzatmayacağım, bir dakika süre verin.

BAŞKAN – Sayın Gök, bir dakika.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir dakika kürsüden konuşacağım, ineceğim efendim. Bir dakikada soracağım, ineceğim.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama çok önemli bir konu.

BAŞKAN - Siz biliyorsunuz bu tüzüğün kurallarını.

LEVENT GÖK (Ankara) – Elbette.

BAŞKAN – Sataşma diye bir şey söz konusu değil. Ben de sizden rica ediyorum, açayım mikrofonunuzu, lütfen yerinizden konuşun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Peki, mikrofonu açarsanız buradan da konuşuruz.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim anlayışınız için.

Buyurun.

19.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, benim Sayın Bakana tevcih ettiğim soru… Sayın Bakan az önce konuşurken kendisi bir IŞİD’li terörist de olsa tedavi edeceğini ifade etti ve herhâlde de o tedaviyi gerçekleştirdi.

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – “PKK’lı da olsa…”

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – “PKK’lı” desene Sayın Gök, bir “PKK’lı” desene!

LEVENT GÖK (Ankara) – PKK’lı da olabilir.

Devletin asli görevi… Ben de şu kanıdayım: Suçlu kim olursa olsun devlet elbette adalete teslim etmek için vardır, devleti ayıran unsur budur ama IŞİD’li olunca iş farklı. Sayın Bakan, o IŞİD’li Türkiye’deki bir çatışmada mı yaralandı, yoksa Suriye’deki bir çatışmada yaralanıp da Türkiye’ye mi getirildi? Benim sorum budur. Öyle bir konumda olan kişi, Suriye’deki çatışmanın tarafı olan bir kişi sınırımızdan nasıl geçti de hangi kolaylık sağlandı da bizim hastanelerimize getirildi? Ben bu soruyu soruyorum. Çünkü bütün dünya şu anda Türkiye IŞİD’e karşı herhangi bir silah sevkiyatı yaptı mı yapmadı mı, bunu tartışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan kendi cevabıyla bunu net bir şekilde açıklamaya çalıştı aslında ama sorun devlet açısından vahimdir, buna lütfen cevap versin.

BAŞKAN – Sayın Gök, çok net, ben de dinledim, Sayın Bakan –kendisi burada, benim onun yerine konuşmam doğru olmaz ama- dedi ki…

LEVENT GÖK (Ankara) – Nasıl geldi efendim? O IŞİD’li nasıl geldi Türkiye’ye?

BAŞKAN - “Ben hastanın nereden ve nasıl geldiğine bakmam, ben tedavi ederim, gerisi Emniyetin işidir.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, soru o değil ki. Sayın Başkanım, o IŞİD’li Türkiye’ye nasıl geldi?

BAŞKAN - “Bu benim işim değil.” diyor ama.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ya, efendim, olabilir mi? Yani demek ki şu anlaşılıyor: Suriye’deki çatışmalarda yaralanan bütün IŞİD’liler Türkiye’ye getirildi ve tedavi ettiniz.

BAŞKAN – Tamam, anlaşıldı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Daha sonra size söz vereceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben bunu anlıyorum. Bu bir itiraftır Sayın Başkan, bu bir itiraftır.

BAŞKAN – Şimdi, İçişleri Bakanını çağırıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet, sataşma değil Sayın Başkan.

BAŞKAN - Çünkü böyle devam ediyor, oturumu da kapatmayacağım, size de söz vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın İçişleri Bakanı Efkan Ala, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Süreniz yirmi beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır Sayın Başkan, bir saniye, bunu yapamazsınız. Gün boyu böyle yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Yaparım, yaparım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ne demek yani? Açıklama hakkımıza engel olamazsınız.

BAŞKAN - Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O zaman tutumunuz hakkında usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN - Hiçbir şey açamazsınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutumunuz hakkında usul tartışması açıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bakın, Levent Bey size söz verdim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben grup başkan vekili olarak İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum, bana söz vermek zorundasınız.

BAŞKAN - Bakın, ben de size diyorum ki oturumu kapatmayacağım. Takdir bende, istediğim zaman size söz vereceğim. Oturumu kapatmadan vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “İç Tüzük 60’a göre açıklama istiyorum.” diyorum size.

BAŞKAN - Onun takdiri, zamanı bende,

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır bana açıklama için söz…

BAŞKAN - Okuyun, siz okuyun tüzüğü, ondan sonra konuşalım sizinle.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir tartışma daha bitmedi ama.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gerekçemi dinlemek zorundasınız. Gerekçemi dinlemeden o kararı veremezsiniz.

BAŞKAN - Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir tartışma daha bitmedi.

BAŞKAN - Size söz vereceğim, zamanı ben takdir edeceğim.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben tutumunuz hakkında usul tartışması istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sağlık Bakanıyla olan tartışmamız bitmedi.

BAŞKAN - Usul tartışması açacak bir durum yok burada.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, bu konu havada kaldığı müddetçe Türkiye töhmet altındadır, Türkiye töhmet altındadır.

BAŞKAN - Daha açık, açık, Meclis kapanmıyor. Konuşursunuz daha.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanakları isteyeceğim, usul tartışması açacağım.

BAŞKAN - Konuşursunuz Sayın Gök, daha Meclisi kapatmıyoruz, daha vaktimiz var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama lütfen, bakın bu önemli bir konu.

BAŞKAN - Sorarsınız, soru bölümü de var, orada da sorarsınız.

Buyurun Sayın Bakan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani Suriye’deki bir terörist Türkiye’ye nasıl getirildi? Onu soruyoruz, cevap alamıyoruz.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Cevaplar size, sözlü olarak cevaplar, yazılı olarak cevaplar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Cevap vermiyorlar. Yani bu vahim bir tablo, çok vahim bir tablo.

BAŞKAN - Bakanı dinliyoruz Sayın Gök, lütfen.

Buyurun.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarının…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Her şey sizin isteğinize bağlı. Güzel bir iktidar!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ayıp, ayıp ya, ayıp!

BAŞKAN – Ben idare ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Jandarma Genel Komutanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün 2014 yılı kesin hesabı ile 2016 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşülmesi için bir aradayız. Bu vesileyle heyetinizi ve bizi ekranları başında izleyen aziz milletimizi, vatandaşlarımızı saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, terörle mücadeleyi, büyük bir fedakarlık ve azim içerisinde sürdürürken şehit olan güvenlik güçlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Çok değerli Başkan ve saygıdeğer milletvekilleri, Bakanlığımız iç güvenlik ve asayişi sağlamaktan trafik düzenine, sınır kıyı ve deniz yetki alanlarımızın muhafaza ve emniyetini sağlamaktan illerde vali ve kaymakamlar aracılığıyla diğer birimlerin koordinasyonuna, mahallî idarelerden, köylerden, belediyelerden, özel idarelerden nüfus ve vatandaşlık hizmetlerine, dernekler ve sivil toplum kuruluşlarının organizasyonu ve denetiminden göç ve uluslararası koruma başvurularına kadar devletin en temel birçok görev ve sorumluluğunu üstlenmiştir, yerine getirmeye gayret etmektedir. Bütün bu hizmetleri, elbette sizin kabul ettiğiniz ve Bakanlığımıza tevdi ettiğiniz bütçeyle, kanunlarla yapmaktadır. Bu vesileyle sizleri -bu nedenle tekrar ayrı ayrı teşekkür ederek- saygıyla selamlamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlık olarak görevli ve sorumlu olduğumuz alanlarda son bir yılda yaptığımız çalışmalar ve aldığımız sonuçlar hakkında sizlere kısaca bilgi arz etmek istiyorum. İç güvenlik hizmetleri, Bakanlığımızın bağlı kuruluşları olan Jandarma Genel Komutanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtasıyla yürütülmektedir. Bugün itibarıyla, Jandarma Genel Komutanlığında 148.236, Emniyet Genel Müdürlüğünde 273 bin ve Sahil Güvenlik Komutanlığında 5.482 personel görev yapmaktadır.

Ülkemizin alan olarak yüzde 93’ü jandarma görev ve sorumluluk bölgesindedir, yüzde 7’si ise polis görev ve sorumluluk bölgesindedir. Saygıdeğer milletvekilleri, nüfusumuzun ise yüzde 86’sı polis bölgesinde, yüzde 14’ü ise jandarma bölgesinde yaşamaktadır. Ülkemizin toplam 8.484 kilometre uzunluğundaki kıyı şeridinin, kara sularımızın ve ülkemiz yüz ölçümünün yaklaşık yarısı büyüklüğündeki 378 bin kilometrekarelik deniz yetki alanlarımızın güvenliği ise Sahil Güvenlik Komutanlığımızca sağlanmaktadır. Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, 92 personelle 6 daire olarak görev yapmakta ve güvenlik politika ve stratejilerini uygulama görevini yürütmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik hizmetlerinin sunumunda vatandaş odaklı hizmet anlayışı doğrultusunda hizmet kalitesini ön plana çıkaran, suçun işlenmeden önlenmesini öncelikli politika olarak benimseyen bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Suçla mücadeleyi etkin kılmanın, güvenli ve huzurlu bir ortam sağlamanın yolu güvenlik hizmetlerine toplumun katılımı ve desteğinden geçmektedir. Bu amaçla, çocukların ve gençlerin suçtan ve zararlı alışkanlıklardan korunması, ailelerin ve bireylerin sosyal duyarlılık ve farkındalığının artırılması amacıyla Toplum Destekli Polis Projesi 81 ilde faaliyettedir. Proje kapsamında her mahalleden sorumlu en az 1 polis memuru görevlendirilmiştir.

Suçla mücadelede önemli katkı sağlayan MOBESE sistemi Kent Güvenlik Yönetim Sistemi olarak adlandırılmakta, bu sistem 81 il merkezi ve 263 ilçemizde tamamlanmıştır, 103 ilçemizde ise kurulum çalışmaları devam etmektedir. 2005 yılından bu yana MOBESE sistem kurulumları için genel bütçeden 561 milyon 698 bin Türk lirası harcanmıştır. Ayrıca, bu rakama yakın bir kaynak da il özel idareleri başta olmak üzere yerel imkânlardan sağlanmıştır. Savunma Sanayii Müsteşarlığıyla yürütülen proje kapsamında, MOBESE bulunmayan 424 ilçede kurulum, MOBESE bulunan 81 il merkezi ve diğer ilçelerde modernizasyon çalışmaları devam etmektedir. Sahil Güvenlik Komutanlığımız tarafından denizlerimizin MOBESE’si olacak Sahil Gözetleme Radar Sistemi’nin Marmara ve Ege bölgelerinde kurulumlarına başlanmıştır. Yine, aynı sistem, Jandarma Genel Komutanlığınca hayata geçirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızca geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin ve çocuklarımızın uyuşturucu maddelerden uzak tutulması amacıyla, uyuşturucu ticaretiyle mücadeleye özel bir önem ve öncelik verilmektedir. Jandarma, Emniyet ve Sahil Güvenlik teşkilatlarımız özellikle uyuşturucu ticareti konusunda faaliyet gösteren suç şebekelerine karşı son yıllarda büyük başarılar elde etmiştir. Bu kapsamda, yine, Narkotim Projesi’ni 29 pilot ilde hayata geçirdik ve diğer illere de bunu yaygınlaştıracağız. Bu projenin istatistiksel verileri projenin gerçekten başarılı sonuçlar elde ettiğini göstermektedir. Projenin uygulandığı 29 ilde 2014 yılında 7.764 olaya müdahale edilirken 2015 yılında yüzde 65 artışla 12.827 olaya müdahale edilmiş, 22 bin şüpheli gözaltına alınmıştır. 2015 yılında, Emniyet teşkilatı bünyesinde, mali kaçakçılık ve diğer organize suçlarla mücadele birimlerinden ayrı olarak Uyuşturucuyla Mücadele Daire Başkanlığı kurulmuştur.

Saygıdeğer milletvekilleri, polis ve jandarmamız tarafından engelli, hasta, yaşlı ve karakola gelmek istemeyen vatandaşlarımızın karakola gelmeden, evine, iş yerine gidilerek şikâyetçi, mağdur veya tanık olarak ifadelerinin alınmalarına imkân sağlanmıştır. Bu kapsamda, 315.704 -bunlardan 18.031’i 65 yaş üstüdür- vatandaşımıza bulundukları yere gidilerek hizmet verilmiştir. Yine, Kayıp Alarmı Projesi’yle kayıp kişilerin bulunması için günümüzde sosyal medya ve mobil iletişim ağlarının kullanılması önem arz etmektedir ve bu çerçevede bir yeni proje uygulamaya konulmuştur. Bu proje dolayısıyla 164’ü çocuk olmak üzere 277 kayıp şahıs bulunarak ailelerine teslim edilmiştir.

Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşlarımızın korku ve endişeden uzak, huzur ve güven içinde bir yaşam sürmesini sağlamak İçişleri Bakanlığı olarak en temel görevimizdir. Toplumun huzurunu bozan olayların başında asayişe müessir suçlar gelmektedir. 2015 yılında meydana gelen asayiş olaylarında bir önceki yıla göre evden hırsızlık olayında yüzde 18, iş yerinden hırsızlık olayında yüzde 11, kapkaç olayında yüzde 2, yağma olayında yüzme 5 ve kasten yaralama olayında yüzde 2’lik düşüş olmuştur. Her geçen yıl bir önceki yıla göre düşüş trendinin daha da pozitif yönde gelişmesi için her seferinde bu değerlendirmeleri yeniden gözden geçiriyoruz, aldığımız tedbirleri yeniden gözden geçiriyoruz, eksikler varsa tamamlıyoruz ve bunu çok önemsediğimizi belirtmek istiyorum.

Her yıl meydana gelen trafik kazalarında birçok insanımız hayatını kaybetmekte ve yaralananlar da hayatlarını engelli olarak sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle, 2011-2020 yılları arasında Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi ve Eylem Planı 2012 yılında yürürlüğe girdi ve 2020 yılına kadar devam edecek. Bu konuda birçok ciddi projeyi, değerli arkadaşlar, uygulamaya koyuyoruz ve daha da koyacağız.

Trafik Elektronik Denetleme Sistemi kurulma çalışmalarına da başlanmıştır. Şu an itibarıyla 401 noktada 791 kamerayla faaliyete geçilmiş, 36 il merkezinde, 36 ilçede kurulum çalışmaları devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, 2015 yılında, 2010 yılına göre araç sayısında yüzde 33 artış olmuş, ölümlü kaza sayısında ise yüzde 3,1, ölüm sayısında yüzde 5,4 azalma meydana gelmiştir.

Bu arada, Saygıdeğer Erzurum Milletvekilimiz Profesör Mustafa Ilıcalı Bey’le -ki bu işin uzmanıdır- Türkiye’de bu konuda ne yapılabilecekse bunu bu dönemde yapma kararlılığıyla ciddi bir proje de başlatmış bulunuyoruz. Kendisine huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Allah razı olsun.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ülkemiz sürücü belgesi sınıfları şekil ve içerik olarak Avrupa Birliği mevzuatına ve Karayolu Trafiği Konvansiyonu’na uyumlu hâle getirilmiştir. Güvenlik unsurları artırılmış ve yeni tip sürücü belgeleri uluslararası nitelikte olup 84 ülkede geçerlidir. İlk defa sürücü belgesi alacaklar için aday sürücülük uygulaması getirilmiştir, bu çok önemlidir. Aday sürücü belgesi olmadan trafiğe çıkmak bizim bu alanda ciddi sorunlar yaşamamıza neden olmuştur, başka gelişmiş ülkelerdeki sistemi buraya da taşıyarak aynı yöntemi uyguluyoruz. Ağır vasıta sürücüleri için beş yıl, diğer sürücüler için ise on yıl geçerli olacaktır. Belgelerin verilmesine 1 Ocak 2016’dan itibaren başlanmıştır.

Sayın Başkan, tabii, hızlı hızlı geçiyorum. Milletvekillerimiz eğer niye bu kadar meseleleri hızlı anlatıyor diye zihinlerinde bir soru yöneltmek istiyorlarsa bunun nedeni gayet basit ve açık, işte, süreye uymaya çalışıyoruz. O bakımdan bazı hususları izninizle geçerek konuşmamı sürdüreceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, Avrupa göç yolları üzerinde bulunması nedeniyle jeopolitik açıdan son derece hassas bir konumdadır. Bu durum ülkemizi göç hareketleri açısından transit ülke hâline getirdiği gibi ülkemizin refah seviyesinin artması nedeniyle hedef ülke konumuna da oturtmuştur. Son yıllarda çevre ülkelerde meydana gelen istikrarsızlık ve iç karışıklıklarla birlikte ülkemiz göç hareketlerinden yoğun şekilde etkilenmektedir. Bizim Avrupa Birliğiyle görüşmelerimizin ana maddesi hâline gelmiştir bu konu.

Bakanlığımız verilerine göre ülkemizde 3 milyon 6 bin göçmen ve 423.793 yasal ikamet izni almış kişi bulunmaktadır. Bu göçmenlerin yüzde 89’u Suriye -2 milyon 716 bindir- yüzde 6’sı Irak -172 bindir- yüzde 2,9’u Afgan -84 bindir- ve diğer ülke vatandaşlarından oluşmaktadır. Ülkemiz de Suriyelilere yönelik bugüne kadar 9 milyar doların üzerinde harcama yapmıştır. Tabii, ülkemiz yurt dışına da -biz kişi başına gelir dikkate alındığında 1’inci sıradayız, gururla söylüyoruz- el açan bir Türkiye’den, dünyada kişi başına gelir dikkate alındığında, mazlum insanlara dünyanın neresinde olursa olsun en fazla yardım yapan ülke konumuna gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Milletimizin ülkeye, Türkiye’ye 2002’den beri sunduğu bu istikrardan dolayı bu yapılabilmiştir ve buradan her bir vatandaşımızı saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum izninizle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, ülkemiz yasa dışı göçe karşı ulusal düzeyde etkin tedbirler alarak bu konudaki kesin tavrını ortaya koymuştur. Çünkü biz biliyoruz ki bu konuda ciddi tedbir almazsak transit ülke olarak kullanmaktan tamamen vazgeçerler ve burada kalmaya başlarlar. Elbette biz, planlı programlı olduğu sürece bundan memnuniyet duyarız ama plan ve program yapma imkânı maalesef Suriye ve Irak’taki gelişmelerden dolayı yoktur. O bakımdan biz de Avrupa Birliğiyle beraber bu konunun ciddiyetle, insan onuruna yakışır, büyük devlet anlayışına yakışır bir biçimde çözülmesi için gayret sarf ediyoruz ve çalışma içerisindeyiz.

Son beş yılda yıllık ortalama 50 bin yasa dışı göçmen yakalanmıştır. Sadece 2015 yılında yaklaşık 3 katı bir artışla 146.485 yasa dışı göçmen yakalanmıştır arkadaşlar. Düzensiz göçün önlenmesi ve deniz yoluyla gerçekleştirilen düzensiz göç faaliyetleri sırasında göçmenlerin hayatlarının kurtarılması için üstün bir gayret sarf edilmektedir. 2015 yılında 91.611 düzensiz göçmen yakalanmış olup bir önceki yıla göre 6 kat artış sağlanmıştır.

Bu vize muafiyeti diyaloğu süreci, değerli arkadaşlar, bu geri kabul anlaşmaları bu bakımdan çok önemlidir. AB-Türkiye -yürürlük tarihi 1 Haziran olacaktır- geri kabul anlaşmasının yanı sıra hâlihazırda 8 ülkeyle, bunlar Suriye, Yunanistan -Yunanistan’la 2002’den beri yürürlüktedir- Kırgızistan, Romanya, Ukrayna, Rusya Federasyonu, Belarus, Moldova’yla geri kabul anlaşması imzalanmıştır. 6 ülkeyle ise; Pakistan, Nijerya, Bosna Hersek, Yemen, Karadağ, Kosova’yla ise imzalanmış, henüz yürürlüktedir, Afganistan’la ise çalışmalarımız sürdürülmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu, şu bakımdan önemlidir: Diğer ülkelerle, Avrupa Birliği ülkeleriyle görüştüğümüzde biz hep şunu söylüyoruz: Her ülke kendi üzerine düşeni yapmalıdır küresel sorunlarla karşı karşıya kaldığımızda. Hiçbir ülkenin bir başka ülkeye topu atma, sorunu onun ülkesinde bırakma lüksü yoktur. O bakımdan, bu rakamların buradan da tekrar teyiden söylenmesinde büyük fayda görüyorum.

Değerli arkadaşlar, küresel terörle ve bu tür sıkıntılarla mücadelede de Türkiye ciddi bir gayret içerisindedir. Bakınız, 126 farklı ülkeden 37.487 yabancıya giriş yasağı konulmuştur Türkiye’ye. Diğer ülkelerle istihbarat faaliyetleri içerisinde yapılan işlerdir bunlar, onlarla karşılıklı olarak görüşülerek yapılan işlerdir. Ülke sınırları içerisinde yakalanan 95 farklı ülkeden 3.207 yabancı sınır dışı edilmiştir. Türkiye küresel terörle en aktif mücadele eden bir ülkedir ama ne yazık ki ülke sevgisinden haberdar olmayan ve bu konunun ne kadar hassas bir konu olduğunu bilmeyen ya da açıkça ihanet içerisinde olan bazı çevreler Türkiye’yi bu konuda açık yalan beyanlarla, uluslararası platformlarda dezenformasyonla zora sokmaya çalışmaktadırlar ama beyhude uğraşıyorlar. Çünkü, Türkiye’nin geçmişi, bu konudaki kendine öz güveni ve yaptıkları Türkiye’nin elindeki en önemli senettir değerli arkadaşlar.

Tabii, yine, yasa dışı göçmenlerle ilgili son beş yıl içerisinde yapılan operasyonlarla 11.930 organizatör yakalanmıştır. 2015 yılında yakalanan organizatör sayısında 2014’e göre 3 kat artış olmuş, 4.471 organizatör yakalanarak adliyeye teslim edilmiş, bunlardan 1.650’si tutuklanmıştır değerli arkadaşlar.

Geri gönderme merkezleriyle ilgili, bir milletvekilimizin sorusu vardı, buraya koyuyorum, eğer süre yeterse ona da cevap vereceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörizm ülkemizin yıllardır mücadele ettiği en önemli güvenlik sorunlarının başında gelmektedir, bu küresel bir sorundur aynı zamanda. Ülkemize büyük bedeller ödeten, binlerce cana ve milyarlarca dolar maliyete neden olan, ülkemizin ekonomik kalkınmasına sekte vuran, demokrasimizin üzerine kara bulut gibi çöken, hiçbir insani, ahlaki ve dinî değer tanımayan teröre karşı mücadele veriyoruz. Son dönemde Orta Doğu’da meydana gelen hadiseler, yaşanılan istikrarsızlıklar teröristlere ve terör odaklarına yeni hareket alanı ve imkânları sağlamıştır. Suriye’de, Irak’ta ortaya çıkan ortamın bir sonucu olarak, terör örgütleri artık ittifak ve iş birliği yaparak saldırılar düzenlemektedir Avrupa’ya, Amerika’ya, Türkiye’ye, dünyanın başka ülkelerine de. Bu iş birliğini, bu teröristler arasındaki, terörist organizasyonlar arasındaki iş birliğini 29 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 81 vatandaşımızın yaralandığı 17 Şubatta Ankara’da meydana gelen bombalı saldırıda açıkça gördük. Türkiye’nin hızlı kalkınmasından, vatandaşa daha fazla hizmet götürülmesinden rahatsız olanlar 78 milyonun bin yıllık kardeşliğinin zarar görmesi için çaba içerisindedirler. Bölgemizde yaşanan hadiseleri ülkemize taşımak isteyen teröristler ve onların destekçileri sokaklara barikatlar kurarak, çukurlar kazarak, bomba düzenekleri yerleştirerek vatandaşlarımızın en temel hak ve hürriyetlerini hedef almışlar, okullara, hastanelere, camilere, kiliselere, ambulans ve itfaiye araçlarına saldırmışlardır. Vatandaşların evlerine el koyup onların göç etmelerini sağlayarak bölgede Marksist-Leninist bir yapıyı etkin kılmaya çalışmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, şehir ve ilçe merkezlerine yuvalanan teröristlerin etkisiz hâle getirilmesi, patlayıcılarla tuzaklanmış barikat ve çukurların kaldırılması, vatandaşımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması için topyekûn mücadele etmekteyiz ve bu mücadelede, değerli arkadaşlar, bütün siyasi partileri de yanımızda görmek arzusundayız. Nasıl ki Avrupa’da, Fransa’da bir saldırı olduğunda, İngiltere’de saldırı olduğunda, Amerika’da saldırı olduğunda “ama”sız, “fakat”sız, “ancak”sız bütün siyasi partiler, siyasi anlayışlar topyekûn, sivil toplum örgütleri, bütün ulus bir arada oluyor ve dimdik karşı duruyorsa bu konuda Türkiye’de milletimiz bunu fazlasıyla hak etmektedir, böyle yapmayanlara da hesabını milletimiz sandıkta elbette sormaktadır, hukukun soracağı ayrı tabii.

Değerli arkadaşlar, bugün itibarıyla -tabii, çok vaktim kalmadı ama- 4 ilçemizde sokağa çıkma yasağı devam etmekte, Cizre ve Silopi’de operasyonlar tamamlandı, sokağa çıkma yasağı akşam 19.30 ile 05.00 arasında devam etmektedir. Değerli arkadaşlar, biz sokağa çıkma yasaklarını vatandaşımızın can güvenliği ve kendi emniyetleri için yapmaktayız, vatandaşlarımız da bunu görüyor. Dışarıya gidenlerin, çıkanların her türlü imkânını sağlayıcı hem maddi desteği hem organizasyonunu yaptık ve Hükûmet olarak da bu konuda bir eylem planı hazırladık. Değerli arkadaşlar, bu, Birlik, Huzur ve Demokrasi Eylem Planı’yla da vatandaşlarımızı bu beladan kurtardıktan sonra da o sırada da en güzel şekilde onlara layık olacak hizmeti verme konusunda kararlı olduğumuzu, azimli olduğumuzu, onlara sunarak onların desteğini alıyoruz.

Değerli arkadaşlar, tabii, bazı tartışmalar oluyor burada. Bakınız, bir yere terörist girmişse, terörist faaliyetler içerisindeyse, bombalar varsa, elinde silah varsa burada yapılacak iş önce buna topyekûn karşı durmak. Arkasından elbette -biz yüzlerce kez söyledik- devlet demokratik bir anlayışla hukuk içerisinde, ahlak içerisinde bu mücadeleyi yürütmek durumundadır ve öyle yürütüyor. Yanlış yapanların bir iddia olarak bile bize ulaşması derhâl soruşturma açmamıza neden oluyor, açıyoruz ama yüzde 90’ı belki yalan yanlış çıkıyor çünkü bu medya enformasyonunu, dezenformasyonunu dikkate almak zorundayız. Yani arkadaşlar, sosyal medyada bir bilgi hemen yayılıyor, biz tabii, devlet olarak, bu doğru olabilir diye bakmalıyız, o olmamalı, yanlış bir iş varsa ama eline bunu alan bütün milletvekillerimiz, insanlar da yanlış olabilir diye bakmalı, hemen dönüp de efendim, devleti suçlamamalı. Devlet hepimiziz değerli arkadaşlar.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Parti devletine çevirdiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bu devletin en önemli kurumu 550 kişiden oluşan Meclistir. Meclisteki her bir milletvekili bu devletin bir parçasıdır. Varsa bir yanlış birlikte düzelteceğiz. Daha önce çeteleri biz temizlemedik mi? E, şimdi de teröristleri de temizleriz o şehirlerden, efendim, çeteleri de temizleriz. Biz hiçbir hukuksuzluğa boyun eğmedik, eğmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama hiç kimsenin de terörist yöntemlerle bizim vatandaşımızın namusuna, bizim vatandaşımızın inancına, bizim vatandaşımızın malına mülküne, kendisine zarar vermesine asla müsaade etmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Devlet, devlet gibi davranacak; siyaset, siyaset gibi davranacak, biz de bunun için buradayız.

Değerli arkadaşlar, yanlışlarımız varsa söylersiniz -siyasi partilerin, tabii, ayrı politikaları olur- elbette politikamızı da eleştirirsiniz ama biz de zaten sizin politikalarınızı beğenmediğimiz için, kendi politikamızı uyguladığımız için gittik vatandaşa, o bize yüzde 49,5 verdi, diğer partileri saymama gerek yok, onlara da kendi, şu anda aldıkları oyu verdi. Biz onun için vatandaştan aldığımızı uygulayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani, siyasi parti yöneticilerinin memnuniyetini esas almıyoruz elbette.

Değerli arkadaşlar, ben başta şehit ailelerine, bütün...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz bitti.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Hiç vaktim var mı efendim teşekkür için o zaman?

BAŞKAN – Sadece bir selamlama cümlesi için açalım.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Peki.

Çok özür diliyorum, hızlı hızlı bu kadar oldu.

Değerli arkadaşlar, keşke bütçeye ilişkin de bazı şeyler söyleyebilseydim ama onlarla vaktinizi de almayayım.

Yüce Meclisimizin tasvibine sunduk. Sizin tasviplerinize mazhar olduğu takdirde bütçemize tahsis edilecek olan ödenek ve kaynaklarla, onları da en tasarruflu biçimde kullanarak bu saydığım ve daha sayamadığım görevlerimizi bu Meclise, bu millete layık bir anlayışla yürütme gayreti içerisinde olacağız.

Şahsım ve Bakanlığım adına hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

2016 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Baluken’e söz vereceğim Sayın Vural çünkü Sayın Bakan konuşmadan önce söz vereceğimi söylemiştim.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, Sayın Bakan kürsüye çıkmadan önce Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili olarak sizden bir söz talebim oldu ve o söz talebimin gerekçesiyle İç Tüzük 60’a göre bir söz isteyecektim ancak siz gerekçemi dinlemeden bu konuda beni grup başkan…

BAŞKAN – “Söz istiyorum.” dediniz Sayın Baluken, “60’a göre söz istiyorum.” dediniz, lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır… Ama gerekçemi dinlemeden siz bunu yapmayacağınızı ve Sayın Bakanı kürsüye davet ederek de bu talebimi hiçbir şekilde dikkate almadığınızı gösterdiniz. Gün içerisinde diğer siyasi parti gruplarının bile dikkatini çeken bir tutum içerisindeydiniz.

BAŞKAN – Gerçekten bunu inanarak mı söylüyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet. Partimize karşı ayrımcı, ötekileştirici, yer yer hakkımızı, hukukumuzu tamamen çiğneyecek şekilde bir tutum sergilediniz. Dolayısıyla, sizi İç Tüzük 63’e göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine…

BAŞKAN – Örnek verebilir misiniz Sayın Baluken? Hangi söz talebinde bulundunuz da vermedim?

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sürekli söz kesiyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, ben, gün boyu sizden gerekçemi anlatarak söz isteme talebinde bile zorlandım yani bugün anlayamadığım bir tutum içerisindeydiniz.

BAŞKAN – Sayın Baluken, lütfen… Rica ederim, lütfen… Gerçekten üzülüyorum, üzüyorsunuz beni.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bunun Başkanlık Divanının, Meclisin çalışma usullerine uygun olmadığı kanaatindeyim. O nedenle, tutumunuz hakkında usul tartışması talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Baluken, bir de benden dinleyelim. “60’a göre söz istiyorum.” dediniz, “Oturumu değiştirmeyeceğim, bakan konuşmaları bitsin size söz vereceğim.” dedim. Öyle mi? İsterseniz tutanakları inceleyelim.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Aynen öyle söyledi.

BAŞKAN – Bunu söyledim, siz ısrar ettiniz, o arada bakanı çağırmıştım, şunu söyledim, dedim ki: “Sayın Baluken, size söz vereceğim, takdir yetkisi bende.” Şimdi, bakıyoruz, 60’a göre söz istediniz; beşinci maddesi verebilir diyor. Usul tartışması açmak istiyorsunuz, ona bakıyorum… 69’da ise diyor ki: “Aynı oturum içinde zamanını Başkan takdir eder.” Şimdi size soruyorum: 63’üncü maddede usul tartışması var, diyor ki: TBMM’nin çalışma usullerine uymaya davet için bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konuların…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet, önce konuşulur, doğru.

BAŞKAN – …diğer işlerden önce konuşulacağı belirtilir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Doğru, burada takdir yetkisi…

LEVENT GÖK (Ankara) – Başkanı gündeme davet…

BAŞKAN – Ben hangi davranışımla çalışma usulüne uymadım?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – “Size söz vermiyorum, bitmiştir.” dedim mi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet, evet, dediniz.

BAŞKAN – Demedim, demedim.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – “Sayın Bakandan sonra vereceğim.” dediniz Başkanım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şimdi, bakın… Sayın Başkan, gün boyunca…

BAŞKAN – O zaman tutanakları getirtiyoruz, inceliyoruz, ona göre size söz vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Olur.

Şunu ifade etmeme müsaade edin, gün içerisinde, Anayasa ihlaliyle ilgili Genel Kurula yapmış olduğumuz bilgilendirmeler ve Hükûmetten bu konuda cevap istemeyle ilgili sorduğumuz sorulara bile siz kişisel yorumunuzu katarak “Âdeta bir basın bülteni gibi çalışıyorsunuz.” dediniz. Bütün bunları da biz tolere ettik.

BAŞKAN – Tamam bundan sonra espri filan da yapmayacağız artık demek ki, böyle evet.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet. Bugün Diyarbakır’da gergin bir durum vardı, kritik bir durum vardı.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Belli oluyor, yansımış size.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Buradaki farklı bir tablonun orada yerelde bir sıkıntı olarak yansımaması için özel bir özen içerisindeydik ama buna rağmen bu ayrımcı, ötekileştirici yaklaşımınızı gün boyu oturumda hissettik; o nedenle de, tutumunuz hakkında usul tartışması talep ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Başkanı gündeme davet.

BAŞKAN – Ben on beş dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini görüşmeye çağırıyorum ve tutanakları alıp inceleme yapacağız.

Kapanma Saati : 21.51

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın Baluken, söz talebiniz vardı.

Buyurun.

İki dakika…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Oturuma ara vermeden önce bir usul tartışması talebim de olmuştu ancak arkada grup başkan vekilleriyle ve sizlerle yaptığımız değerlendirmede bunun ayrımcı bir yaklaşımdan çok, bir iletişim probleminden kaynaklandığına kanaat getirdim. O nedenle, Sayın Sağlık Bakanının kürsüde yapmış olduğu açıklamalara yerimden çok kısa cevap verme ihtiyacı var, onu yerine getirmeye çalışacağım.

Şimdi, Sayın Sağlık Bakanı, 5 sağlık çalışanının katledildiğini söyledi. Bizim elimizde 4 sağlık çalışanının katledildiği bilgisi var. Bunlardan Abdülaziz Yural, Şeyhmus Dursun ve Eyüp Ergen devletin güvenlik güçleri tarafından açılan ateşle katledildi, Abdullah Biroğul adındaki doktor -hekim- arkadaşımız da PKK’nin açmış olduğu ateş neticesinde katledildi. PKK Abdullah Biroğul’un kendi güçleri tarafından öldürüldüğünü kabul etti, aileden, halktan özür dilediğini ve bunun kabul edilemez bir durum olduğunu ifade etti ancak Abdülaziz Yural, Şeyhmus Dursun ve Eyüp Ergen’le ilgili bugüne kadar devletin yetkili sorumlularından herhangi bir açıklama duymadık. Ben Sayın Bakanı şuna davet ediyorum: Eğer kendinden bu kadar eminse eğer Abdülaziz Yural, Şeyhmus Dursun ve Eyüp Ergen’in PKK’lılar tarafından vurulduğunu söylüyorsa hemen yarın gelsin birlikte bu 4 sağlık emekçisinin ailesini ziyaret edelim, onları dinleyelim, onların nasıl katledildiğini de birlikte orada tespit edip Genel Kurula gelip o bilgilendirmeyi yapalım. Birincisi bu.

İkincisi: Sayın Sağlık Bakanı, o bölgeye giden ambulanstaki görevlilerin ulaşamadığını ifade etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika… Artı bir dakika daha vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bakanın elindeki ses kayıtlarında da vardır, o ambulanslar oraya her ulaştığında ambulanslara bir çatışma mizanseni yaratılarak ve zaman zaman da ateş açılarak -ki buradaki bürokratların bazıları da tanıktır- hep engelleme çıkarıldı. Sağlık görevlileri açık bir şekilde tehdit edildi, ki bizdeki ses kayıtlarında da o var. Sağlık Bakanlığı görevlileri tarafından da can güvenliklerinin olmadığına dair bir saate yakın bir ikna çalışması yapıldı. Buna rağmen biz yine oraya sağlık ekiplerinin ve kurtarma ekiplerinin gönderilmesi talebini ilettik. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tedbir kararının olduğu Hüseyin Paksoy, Cihan Karaman ve Serhat Altun dâhil olmak üzere oradaki yaralıların alınmasıyla ilgili herhangi bir süreç işletilmedi. O bodrumlara analar ulaşmıştı, yani bir hendek, barikat engeli yoktu, anaların almasına izin verilmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İçeridekilerin dışarı çıkmasıyla ilgili de, 16 yaşındaki Abdullah Gül 2’nci binadan öyle bir girişimde bulunduğunda da keskin nişancı ateşiyle katledildi.

Genel Kurula bu bilgiyi sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Vural, size de iki dakika veriyorum.

21.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İçişleri Bakanı konuşmasında “Siyasi partiler terörün karşısında olmalı, terörle mücadelenin yanında olmalıdır ‘ama’sız, ‘fakat’sız.” Böyle genellemeler, sanki burada bulunan bütün partilerin terörün yanında, terörle mücadelenin karşısında olduklarını ima eden bu ifadeler çok talihsizdir. Dolayısıyla mesajı kimeyse ona söyleyecek, mertçe söyleyecek. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz hep terörün karşısında olduk, terörle mücadelenin yanında olduk. Hatta kimin kimin yanında olduğunu aziz milletimiz biliyor. Habur’da teröristleri karşılayanlar kimin yanındaydı? Oslo’da terörist başıyla müzakere edenler kimin yanındaydı? Dolmabahçe’de mutabakat metnini imzalayanlar kiminle yan yana, kol kolaydı aziz milletimiz biliyor. Bu konuda Parlamentoda imzaladığımız bir metin de vardır. Dolayısıyla adresiniz kimse ona söyleyin. Söyleyemiyorsanız ona göre.

Bir diğer konu da Sayın İçişleri Bakanı bir sayın milletvekilinin bir projede görevlendirildiğini söyledi. Ben şunu öğrenmek istiyorum: Anayasa’nın 82’nci maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin yürütme organı tarafından bir işte görevlendirilemeyeceklerini, ancak Meclis kararıyla olabileceğini ifade ediyor. Ben bu görevlendirme konusunda bir Meclis kararı var mıdır, yok mudur, onu öğrenmek istiyorum bir de.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Gök, buyurun, size de iki dakika.

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sağlık Bakanının sunumunda sorunlu gördüğüm iki hususa ilişkin cevap alamadım. “Sayın Bakan IŞİD’ciler Suruç’ta tedavi ediliyor.” Tutanaklardan okuyorum: “Ben tedaviye ihtiyacı olanın kim olduğuna bakmam, tedavi ihtiyacı varsa onun tedavisini yaparım.” diye cümleler kurdu. Ben çok sorunlu gördüğüm bu cümle üzerine kendisine elbette Türkiye’de terör örgütleri vardır ama IŞİD, Türkiye’ye ait bir terör örgütü olarak değil Suriye’deki çatışmalardan sonra Türkiye’ye gelmişse ve orada tedavi ediliyorsa sorun buradadır… Yani IŞİD teröristlerini Suruç’ta kollayan ve Türkiye’ye girmesine olanak sağlayan kimdir? Nasıl himaye edilmiştir? Bunlar nasıl hastaneye kadar götürülmüştür? Benim sorumun esas cevaplandırılması gereken kısmı buradaydı. Yani Sayın Bakan IŞİD’cilerin Türkiye’de himaye gördüğünü, tedavi gördüğünü kabul ediyor; bu, çok sorunlu bir tutumdur. Bunun bir şekilde kamuoyuna aydınlatılması gerekir çünkü şu anda dünya IŞİD terör örgütüyle uğraşırken “Ben Türkiye’ye giren IŞİD’ci teröristlere tedavi yardımı yaparım.” anlamındaki bir söz IŞİD’in Türkiye’ye nasıl girdiği konusunda tüm dünyada istifham uyandırır ve Hükûmeti son derece sıkıntılı bir hâle sokar. Bu çok dikkat edilmesi gereken bir konu.

İkincisi: Sayın İçişleri Bakanı diğer siyasi partileri kastederek, bizleri de “Sizlerin zaten politikalarını beğenmiyoruz, biz kendi politikalarımızı uyguluyoruz.” dedi. Aman öyle yapın Sayın Bakan!

Bakın, yine Sağlık Bakanı dedi ki: “Silopi’de, Aile Merkezimizde Türk Bayrağı indirildi ve buraya bir paçavra asıldı.” Bu, AKP Hükûmeti döneminde oldu Sayın Bakan. Bu, gerçektir ve gerçekler acıtıcıdır Sayın Bakan. Sayın Bakanlığınız ve iktidarınız döneminde Türk Bayrağı indirilecek duruma gelinmişse, bu, vahim bir tablodur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Artı bir dakika veriyorum…

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir tablonun iktidarınız döneminde, daha şimdiye kadar cumhuriyet hükûmetleri döneminde olmayan bir tablonun da iktidarınız döneminde olduğunun da açıkça bir itirafıdır. Egemenlik hakkının nasıl verildiğini ve nasıl bir acz içerisine düştüğümüzü de gösteren çok kötü bir örnektir. Bizlerin politikalarına dikkat etseydiniz bunlar başımıza gelmezdi ve siz de daha kıvançlı ve gönençli olurdunuz ama kendi başınıza uyguladığınız politikalarla Türkiye’yi her yönde olduğu gibi terörle ilgili konuda da çok sıkıntılı bir sürece soktunuz ve duvara toslattınız.

Ben de Sayın Başkanım, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Sayın Ala, söz istemiştiniz; size de iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

23.- İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Şimdi, Sayın Başkan, son derece berrak, ilkesel bir doğruyu söylüyoruz yani burada anlaşılmayacak bir şey yok. Burada ilkokul müfredatı seviyesinde bir muhakeme kabiliyeti bile yeterli ne söylediğimizi anlamaya. Yani çok böyle girift, karmaşık bir şey de söylemiyoruz. Her parti -dünyadan örnekler verdik- buna karşı durmalı, karşı duranlara eyvallah ama karşı durmayanlar varsa onlar üstüne alınır yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – İsmini söyle ismini.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Senin talimatınla konuşmam ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Adını söyle, adını söyle.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakan olmuşsun, ilkokul seviyesinden bahsediyorsun.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Bir kere, ben senden öğrenecek değilim, sen nezaket öğren.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Seni gidi Dolmabahçeci!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Saygılı ol!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Sen nezaket öğren. O Dolmabahçe de doğruydu. Biz senin gibi oradan buradan şey almıyoruz. Allah Allah! Böyle şey mi olur canım?

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolmabahçeci! Hadi savun bakalım Dolmabahçe’yi!

BAŞKAN – Sayın Vural, sizi dinledik, lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Kardeşim, bak, biz senden mertlik öğrenmeyiz, senin anlaşılan nezaket öğrenmen lazım.

Biz, burada, çok doğru… MHP’den arkadaşlarımızın konuşmasına da hiçbir şey söylemedik, onlara da teşekkür ettik. Şimdi genel ilkeleri alıp da… O zaman, benim anlatma sorunum yok, herkes doğru anladığına göre, anlama sorunu olanlar bundan alınsın. Yani burada hiçbir zaman yanlış bir şey söylenmedi. Yeter yani burası da… Bir nezaket olur canım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Senin anlama sorunun var ya! Sana soruyorum mertçe…

BAŞKAN – Sayın Vural, rica ediyorum Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi parti terörün yanında olmadı, yüreğin varsa söyle.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Terörün yanında olmayan bir tane parti var, o da AK PARTİ.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Böyle şey mi olur? Ondan sonra…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi, yüreğin varsa söyle.

BAŞKAN – Sayın Vural, rica ediyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Şimdi, kardeşim, şu lafa bak yani, şu lafa bak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Söylesin, söylesin.

BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Bakan sizi dinledi, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Söyle bakalım? Niye korkuyorsun?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – 2002’den beri burada ne yaptıysak arkasındayız, altına da imzamızı atıyoruz.

BAŞKAN – Bir dakika, Sayın Bakan, bir dakika…

OKTAY VURAL (İzmir) – Seni gidi çözümcü! Seni gidi Dolmabahçe mutabakatçısı! Dolmabahçe mutabakatçısı!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – 2002’den beri ne yaptıysak arkasındayız, altına da imzayı atıyoruz. Senden öğrenecek değiliz. Senin politikan yüzde 10 alır, bizimki yüzde 50-49,5 alır, hadi! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi, hadi! Valilere “Operasyon yapmayın!” talimatı veren sensin.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Yeter be, yeter!

OKTAY VURAL (İzmir) – Vicdanın var mı senin?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Biraz nezaket olur.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şahsı adına aleyhte olmak üzere Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen konuşacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi yüzle çıkıyorsun buraya? Vicdan var mı sende ya?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Vicdandan ne anlarsın ki! Üslup üslup değil bir kere.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu şehitleri gördüğün zaman vicdanın sızlamıyor mu senin?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Arkadaşlar, bu ne ya? Her seferinde, sözler, kelimeler bile ızdırap çekiyor ağzında.

BAŞKAN – Sayın Vural lütfen… Sayın Vural…

Sayın Bakan…

BAŞKAN – Ayhan Bilgen, gelmiyor musunuz konuşmaya?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen ortaklarınla söyle bakayım.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – İkincisi: Ben milletvekilimizden, bir yerde görevlendirme değil…

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz bitti, bir dakika… Konuşmacı geliyor, sonra açıklama yaparsınız, bitti süreniz.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Bakın, ama aynı şeyi söyledim.

BAŞKAN – Mikrofonunuz açık değil.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Milletvekilimizin ilminden, bilgisinden yararlanmak yanlış bir şey mi? Bunu engelleyen bir şey mi var?

BAŞKAN – Cevap bölümünde söylersiniz Sayın Bakan.

Buyurun Sayın Bilgen.

Süreniz beş dakika.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu son tartışmayla ilgili yanlış hatırlamıyorsam Suruç’taki patlamadan sonra buraya bir araştırma önergesi getirilmişti.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz getirmiştik onu.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Hangi partinin terörle ilişkisi var, kim destek oluyor? Ama bu tartışmanın iki tarafı da hayır oylarıyla bir komisyon kurulmasını engellemişlerdi. Dolayısıyla, takdir kamuoyunun, tartışmanıza, kavga etmenize çok gerek yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teröristler belli ya! Teröristler belli, PKK’yı mı araştıracaksın, IŞİD’i mi araştıracaksın!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – O zaman araştırılsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mal meydanda…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Tabii, tabii...

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok aramak istiyorsun, öyle mi! Bulamadın mı!

BAŞKAN – Konuşmacı kürsüde Sayın Vural, lütfen...

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Sayın Vural, ben hiç muhalefet partilerini muhatap alarak bu konuyu konuşmam ama ilçe başkanlarınız, ülkü ocakları yöneticileri orada savaşlarda çıkıyorlar yani o da sizin takdiriniz artık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Terörü arayıp bulamadın, öyle mi!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ayhan Bey, konuşun siz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek ki terörü araştıracaksın, bulacaksın öyle mi? Git, hendeklerde, Kandil’de bulursun.

BAŞKAN – Sayın Bilgen, siz Genel Kurula hitap edin, lütfen.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Şimdi, ben bu saate kadar bizi izleyenlerin, örneğin Kars’ta bizi bu saatte izleyenlerin bu üç bakanlığın bütçe tartışmalarından, icraatın içinden sunumlarından ne hissetiler diye biraz empati yapmaya çalıştım. Kültür Bakanlığından çok beklenti olduğunu sanmıyorum. Kars’ın çok ciddi bir kültürel mirası var. Ama kamu binaları başta olmak üzere o Baltık mimarisinin değerli taş binaları önce çimentoyla sıvanıp sonra boya çekilip kamu binalarına tahsis edilmiş. Kültür Bakanlığıyla ilgili çok söylenecek şey yok.

Sağlık Bakanlığıyla ilgili ilk aklıma gelen şey, iki yıldır…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Camilere saldıranları savunanlar mı bunları söylüyor! Tarihî camilere saldıranları savunanlar mı bunu söylüyor!

BAŞKAN – Sayın Milletvekili…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Kars’ın 1 tane hastanesi var üniversite hastanesi dışında. İki yılda 4 kez yönetim değişti, neyi paylaşamıyorlar, takdiri size bırakıyorum.

Ama İçişleri Bakanlığını takdir ederim, iyi çalışıyor Kars’ta. Şimdi, uzun uzun anlatmaya vakit yok ama mesela muhtarlar, işte, meclis üyelerimiz, bazen kaymakamlara gidip hizmet istediklerinde kaymakamlar diyor ki: “Hangi partiye oy verdiyseniz gidin hizmeti onlardan isteyin.” Yani iyi çalışıyorlar ama daha iyi çalışmalar da var anlatabileceğim. Mesela, parti yöneticilerimize…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – İftira atma. Hiçbir kaymakam bunu demez. Hiç ispatlayamazsın, ispatlaman lazım bunu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

Sayın grup başkan vekili, lütfen.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bunu Kars’ta herkes biliyor ama.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Hiçbir kaymakam demez onu.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bakın, çok somut bir yazı, parti binalarımıza tebligat: “Aldığımız istihbarata göre parti binalarınızda büyük bir bomba var.” İfade, arama yazısı, büyük bir bomba; küçük bomba olursa arama yapılmaz ama büyük bombaymış. Arama yazısı bu fakat devamında diyor ki: “Bu bombaların HDP’yi patlatmak için mi bırakıldığı yoksa HDP’liler tarafından hazırlanıp bir yere atılmak üzere mi HDP içerisinde tutulduğu konusunda istihbarat yok.” Ne kadar ciddi çalışıyor bakın Bakanlığımız. Yani, o zaman, işte, Ankara’da yanı başınızdaki bomba patladığında kim tarafından patlatıldığını ancak örgüt açıklayınca öğrenirsiniz eğer istihbaratınız böyle çalışıyorsa. Ama, daha feci bir şey var: Aramaya gidiyor polisler, binaya giriyorlar, dergileri, yazıları falan topluyorlar, arkadaşlar diyorlar ki: “Ya, siz bomba arama yazısıyla geldiniz. Bomba arama yazısıyla nasıl evrak topluyorsunuz?” Geri gidiyorlar, bu seferde evrakları alabileceklerine dair bir yazıyla geliyorlar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bombayı unutmuşlar.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ama, gecenin bu saatinde bu konularla kafanızı çok şişirmek istemiyorum. Vakit çok az ama galiba ülkede daha ciddi bir tehlike var, daha ciddi bir sıkıntı var.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Cumhurbaşkanının kendisi, sözcüsü ve bugün de danışmanı açıklama yaptılar. Bu açıklamaların üçü de bu çatının iradesiyle ilgiliydi. Siz, İbrahim Kalın açıklama yaptığında tevil etmeye çalıştınız, Cumhurbaşkanı çıktı tekzip etti, dedi ki: “Dili sürçtü.” Kendisi bir açıklama yaptı. Bugün zaten tartışmalar buranın gündemine geldi ve bugün nihayet danışmanı da bir açıklama yaptı, dedi ki: “Hükûmetin başı Sayın Cumhurbaşkanıdır.” İsterseniz daha fazla kafanızı şişirip canınızı sıkmayayım. Ben size, geçtiğimiz günlerde…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Anayasa’da yazıyor, Anayasa’yı oku!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Anayasa çok açık… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, sözüm kesilmezse toparlayacağım. Bakın, konuşmam engelleniyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, konuşmacıyı duyamıyorum.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Çok kısa bir fıkra anlatayım, öyle bitsin isterseniz. Bir tımarhanede delinin birisi kendini ayaklarından tavana asıyor. Birisi de gidiyor, doktora söylüyor, diyor ki: “Ya, bir arkadaşımız kendini asmış.” Doktor diyor ki: “Çabuk indirin onu aşağıya.” “Niye asmış kendini?” falan… Gidip soruyorlar, diyor ki kendini ampul sanıyormuş.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çok komik!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Daha güler misiniz, düşünür müsünüz? Bekleyin, bekleyin…

Sonra gidiyorlar doktor diyor ki: “Ya, arkadaşlarınızdan yardım isteyin, o deliyi oradan indirin.” Sonra ne yazık ki arkadaşları da bunu yapmıyor, doktor soruyor bu sefer “Ya niye indiremediniz” diye. O yardıma giden diyor ki: “Arkadaşlar ikna olmadılar çünkü karanlıkta kalırız.” diye korktular.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Çok sofistikeydi, çok anlam yüklüydü!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, beşinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Söz istemiştim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Özür dilerim, çok özür dilerim Sayın Bakanım.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar… Öncelikle, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Levent Bey, “Sağlık Bakanlığı olarak IŞİD’ciyi tedavi ettik.” diye bir cümle söylemedim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Var, var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Var efendim, aynen tutanaklarda var.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Söylediğim cümle şu: “Dağda terörist askerimizi şehit etmiş olsa bile, biz onu tedavi eder, güvenlik güçlerine teslim ederiz.” Bir iddia oldu: IŞİD’ci tedavisi… Bu, IŞİD’ci de olsa tedavisini yapar, gerekli yerlere teslim ederiz. Bunun şucu veya bucu olduğunun görevi hekimin değildir, sağlık hizmeti sunucusunun değildir. Türkiye’de bir tane IŞİD’cinin tedavisiyle ilgili iddia… İki gün sonra PKK’lı çıktığını da söyledim. “Biz IŞİD’ci tedavi ettik.” demedim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Burada, tutanağa bakın.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – “Bize gelen yaralı, IŞİD’ci bile olsa tedavi ederiz.” dedim. “Tedavi ettik.” demedim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tutanağa bakın efendim, tutanağa bakın.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Bu algı yönetimine siz de CHP olarak katkı sağlıyorsanız söyleyecek bir sözüm yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tutanağa bakın efendim, ben tutanağı da getirdim.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Bak, “IŞİD’ci tedavi ettik.” demedim. “IŞİD’ci bile olsa...”

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben okuyayım mı Sayın Bakanım?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Okuyun, okuyun. “IŞİD’ci bile olsa…”

LEVENT GÖK (Ankara) – Bakın, Sayın Başkan, okuyalım isterseniz tutanağı.

BAŞKAN – Sayın Gök, Sayın Bakan konuşmasını bitirince size söz vereceğim.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Ben ne dediğimi biliyorum, bitireyim.

İki: Değerli arkadaşlar, bu konuda… Oradaki hekimin görevi değildir bu, oradaki hekimin görevi yaralıyı tedavi etmektir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cizre’de niye öyle olmuyor?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Nereden girdi, nasıl girdi, sonucu ne olacak, onu söyledim “İçişleri Bakanlığının, devletin diğer kurumlarının görevidir.” dedim.

Dolayısıyla, ikinci kısmı… Sayın Baluken, sizinle durduğumuz nokta çok farklı, insani değerler anlamında çok farklı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kesinlikle öyle!

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Bakınız, az önce “Eyüp Ergen’in evine…” Biz gideriz, bizim tereddüdümüz yok ama şu, gelin, taziye evine gittiğiniz gibi bu Ankara’da katledilen 29 masum vatandaşın evine bir gidin. O Buse, 4,5 yaşındaki Buse bebeğin annesine bir gidin, bir geçmiş olsuna gidin. Yüreğiniz varsa, insanlık adına bir gidin de görelim bakalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce Sayın Gök…

25.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, ben tutanağınızı getirttirdim. Tutanakları aynen Meclisimizin bilgisine ve kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Aynen şu ifadeleri kullandınız… Ben şuna katılıyorum yalnız, devletin görevi yaşatmaktır. Devletin, her kim olursa olsun, suçlu kim olursa olsun varsa bir suçu, onu adalete teslim etmek görevidir, aslolan görevi budur.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Tamam mesele yok o zaman, mesele yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ancak, sorun şurada, IŞİD’cilerin Türkiye’ye nasıl girdiği konusunda ben size bir soru tevcih ettim ve siz şunu söylediniz, aynen şu Sayın Bakan: “Çok değil, iki yıl önce IŞİD’ciler Suruç’ta tedavi ediliyor denildi, ben de dedim ki: Ben tedavi ihtiyacı olanın kim olduğuna bakmam, ben, tedaviye ihtiyacı varsa onun tedavisini yaparım.”

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Evet.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Tamam, aynı şeyi söylüyor, aynı şeyi söylüyor.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Aynı şeyi söylüyor yine Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, peki, ben de size soruyorum: Bu IŞİD’ci teröristin oraya nasıl girdiği sizi ilgilendirmiyor mu? Yani, siz Hükûmet değil misiniz? Beni mi ilgilendirecek, Cumhuriyet Halk Partisini mi ilgilendirecek? Sayın Bakan, olabilir mi öyle bir şey?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Oradaki doktorun görevi mi o?

LEVENT GÖK (Ankara) – Nasıl girdi o? Sınırlarımız kevgire dönmüş, kabul ediyorsunuz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İçişleri Bakanı yapar onu, Sağlık Bakanı değil, İçişleri Bakanlığı.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Oradaki doktor nereden bilsin?

BAŞKAN – Sayın Bakanlar, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Söylediğiniz tutanak bu, ben tutanağı söylüyorum size. “Ben IŞİD’ciyi tedavi ettirdim.” diyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – “Ettirdim” demiyorum. Oradaki doktorun öyle bir sorumluluğu var mı ya?

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne diyorsunuz efendim? Ben de okuduğumu anlıyorum. Olur mu böyle bir şey, aynen böyle diyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Gök, teşekkür ederim.

Sayın Baluken…

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Oku, oku.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Ben onun kim olduğuna bakmam.” diyorsunuz. Nasıl kim olduğuna bakmazsınız? IŞİD’ciyse, nasıl girdi diye araştırmaz mısınız onu?

BAŞKAN – Sayın Gök…

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – 10 defa daha oku, yok öyle bir şey.

BAŞKAN - Sayın Bakan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim size sormuşlar, size sormuşlar, Sayın Başkan, IŞİD’ci burada tedavi ediliyor diye Sayın Bakana sormuşlar. “Ben onun kim olduğuna bakmam, tedavi edin diyor.”

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Oradaki doktor bunu bilemez.

BAŞKAN – Sayın Gök, tamam, yeteri kadar anlaşıldı.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, sizden de rica ediyorum.

Sayın Baluken’e söz verdim ama.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Gök’ün anlama kabiliyeti buysa helal olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, benim anlama kabiliyetim bu ama sizin bu yaptıklarınızdan sonra dünyanın Türkiye'yi nasıl anlayacağını hep beraber göreceğiz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sakin olabilir miyiz, rica edeyim.

Buyurun.

26.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ndan Abdülaziz Yural, Şehmuz Dursun ve Eyüp Ergen’in kim tarafından katledildiğini ve tedavi edilen IŞİD’çiler hakkında hangi adli sürecin işletildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Sağlık Bakanına çok net bir soru sordum: Abdülaziz Yural, Şeyhmus Dursun ve Eyüp Ergen kim tarafından katledildi? Siz kürsüde de bunu dile getirdiniz. Bu söylediklerinize eğer güveniyorsanız, kanaat getiriyorsanız buyurun gidelim, her 3’ünün ailesini ziyaret edip kendilerinden bir dinleyelim.

Şimdi, bütün sıkışmalarda olduğu gibi, Ankara'nın göbeğinde, Genelkurmayın 50 metre ötesinde, Başbakanlığın 500 metre ötesinde bomba patladığında çıkıp yirmi dört saat içerisinde Başbakan ve Cumhurbaşkanı bütün dünya kamuoyuna yanlış bilgiler verdiğinde nasıl ki bir taziye gündemine sığındılarsa Sayın Bakan da benim soruma cevap vermek yerine yine aynı yola başvurdu, yine bir taziye gündemine sığındı. Ben hiç oraya girmeyeceğim.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sayın Baluken, yanlış bilgi değildi. Adam o isimle girmiş, neresi yanlış? Aynı şahıs. Tutturdunuz yanlış diye. Yüzde yüz doğru bilgiler.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz ölümler arasında ayrım yapmıyoruz, bütün ölümlerin acısını yüreğimizde hissediyoruz. Ankara'da yaşamını yitiren, katledilen bütün ailelerin taziyelerine gitmeye de hazırız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLKADİR YÜKSEL (Gaziantep) – Niye gitmedin şimdiye kadar?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bir toparlayayım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Artı bir dakika.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bakan da Cizre’deki vahşet bodrumlarında katledilen ailelerin taziyesine gidip gitmemesi meselesini kendisine sorsun.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Onlar aile değildi, her birisi ayrı bireylerdi, nerede aile vardı Cizre’deki çukurda? Her birisi tek bireydi ya, soyadları bile tutmuyor Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, buradan bir şey çıkmaz. Bizim söylediğimiz son derece nettir. Bu katledilen sağlık emekçileriyle ilgili ve Cizre’deki vahşet bodrumuyla ilgili sorumluluğundan eğer çekinmiyorsa birlikte bölgeye gidip bu olayı açığa çıkaralım diyoruz.

Diğer taraftan, Sayın Levent Gök’ün sorduğu soruyu tamamlama açısından söylüyorum, belli ki IŞİD’ciler Türkiye'de tedavi edilmiş. Şunu merak ediyorum: Yani, bu tedavi edilen IŞİD’ciler hakkında hangi adli süreç işletilmiş, hangi tahkikat yapılmış? Herhangi biri tutuklanmış mı? Cezaevinde olan herhangi bir IŞİD’li var mı?

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Başkanım, ismimi kullanarak Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekili benim yüzümden Sayın Bakana bir eleştiri getirdi. Bir açıklama getirmek isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Grup başkan vekilinizle konuşun lütfen.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

I) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) TÜRKİYE YAZMA ESERLER BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi beşinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Daha önce gündemin başında görüşmelerde bu konuda bir duyuruda bulunmuştum. Sırasıyla sisteme giren sayın milletvekillerinin soru sormaları için birer dakikalık süre vereceğim.

Süremiz yirmi dakika. On dakika içinde sayın milletvekilleri soru soracaklar, diğer on dakikada sayın bakanlar cevap verecek.

Soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hatay ilimizin;

1) Samandağ-Antakya duble yolunun bitirilmesi lazım. İnsanlarımız can veriyor. Ne zaman bitireceksiniz?

2) Samandağ çevre yoluna ne zaman başlayacaksınız?

3) Altınözü-Antakya duble yolunu ne zaman tamamlayacaksınız?

4) Karaçay barajı ne zaman bitecek?

5) Reyhanlı barajı ne zaman bitecek? “2015” dediniz, 2016 oldu.

6) Dörtyol ilçemize turunçgil araştırma istasyonu ne zaman kurmayı düşünüyorsunuz?

7) Suriye’deki savaştan dolayı Hatay genelindeki tüm hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yer bulunamamaktadır. Bu yüzden birçok insan hayatını kaybetti. 400 bin Suriyeli geldi. Çok acil bir şekilde Samandağ ve Reyhanlı ilçemize birer donanımlı hastane kurulması elzemdir, lütfen gereğini yapınız.

Sayın Sağlık Bakanı, huzurumuzda bunların sözünü verebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Akın…

AHMET AKIN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Balıkesir Devlet Hastanesi Onkoloji Servisinde tek hekim günde 100 hastaya hizmet vermeye çalışıyor. Ayrıca aynı serviste diğer sağlık personeli eksiği de yaşanıyor. Bu konuyu daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gündeme getirmiş ve soruna dikkat çekmiştim ama bugüne kadar hiçbir gelişme yaşanmadı. Onkoloji servisine hekim ataması yapılmadı. Zaten sıkıntılı durumda olan onkoloji servisi hastaları muayene ve tedavi olabilmek için akşama kadar sıra beklemek zorunda kalıyorlar. Sağlık Bakanlığı Balıkesir Devlet Hastanesi Onkoloji Servisi hastalarının bu sorunu ne zaman çözülecektir? Hastaneye ilave hekim ve diğer sağlık personeli görevlendirmeleri ne zaman yapılacaktır?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın İçişleri Bakanı, terörle mücadelede önemli katkılar veren korucularımızın özlük haklarını iyileştirecek bir çalışmanız var mı? Yeni korucu alacak mısınız?

Sayın Sağlık Bakanı, Ortaca Devlet Hastanesi ne zaman hizmete açılacak? Muğla Araştırma Hastanesi ne zaman hizmete girecek? Bodrum Devlet Hastanesi ne zaman başlayacak?

Muğla’da sağlık turizmine yönelik bir yatırım planlamanız var mı?

Sayın Kültür Bakanı, Muğla’daki tarihî ören yerlerin yüzde 80’inin kazıları tamamlanmamıştır. Bu ören yerlerinin kazılarını tamamlayarak kısa zamanda turizme kazandırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın İçişleri Bakanına soruyorum: Yeni Şafak’ta Adbülkadir Selvi 3 Kasım 2014’te köşesinde “Çözüm Süreci, Stres Testi”ndeki yazısında “Efkan Ala ‘Oslo’da anlaşmıştık PKK’yle, PKK bunu bozdu.’” demiştir. Bu anlaşma nedir?

İkinci sorum: Muhtarlarla Sayın Cumhurbaşkanı toplantılar yapmaktadır. Bu toplantılara davet edilen muhtarların tespiti sizin tarafınızdan mı yapılmaktadır? Bunların geliş, gidiş ve konaklama masraflarını İçişleri Bakanlığı bütçesinden mi ödemektesiniz? Hangi kriterlere göre bu muhtarları seçiyorsunuz? Bunu öğrenmek istiyorum.

Üçüncü sorum da: Dolmabahçe toplantısına Recep Tayyip Erdoğan’dan haberli mi katıldınız, habersiz mi?

Şimdi elinizi böyle yapmak hiç yakışmadı…

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Sana yapmıyorum kardeşim! Benim hareketlerimi burada siz tayin edemezsiniz.

BAŞKAN – Sayın Çam… Sayın Çam, lütfen…

MUSA ÇAM (İzmir) – Bu tarz doğru bir tarz değil. Yakışıyor mu size? Yakışıyor mu böyle yapmak?

BAŞKAN – Sayın Çam, lütfen sorunuzu sorar mısınız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Kime yapıyorsunuz onu? Yakışıyor mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Sayın Arslan…

MUSA ÇAM (İzmir) – İçişleri Bakanına yakışıyor mu bu tarz, böyle yapmak? Yakışıyor mu? (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri, gürültüler)

Ne biçim konuşuyorsun?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani hiç yakışmıyor ya! Üslubuna dikkat etmez, hareketlerine dikkat etmez.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yakışıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Sizinle ilgili değil kardeşim!

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne demek? Senin karşında milletvekili var, soru soruyor. Karşınızda çocuk mu var sizin? Böyle gayriciddilik olur mu ya!

BAŞKAN – Sayın Çam… Sayın Çam, lütfen…

Sayın Bakan, lütfen siz de susar mısınız.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan Vekili, lütfen müdahale eder misiniz. Sayın Başkan, lütfen müdahale eder misiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclise hakaret edip duruyor. El kol hareketi yapıyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ayıp ya! Koskoca Bakansın, böyle mi davranır? Böyle yapıyorsun. Ne demek bu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ceza verin, dışarı atın ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSA ÇAM (İzmir) – Terbiyesiz! Saygısız!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, dışarı atın!

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, herkese müdahale ediyordunuz deminden beri!

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Her şeyi söyleyeceksiniz, hiçbir şey mi yapmayacağız? Kendinize dikkat edin! Sözlerinize dikkat edin!

BAŞKAN - El hareketini size yapmadığını söyledi Sayın Çam.

MUSA ÇAM (İzmir) – O Bakan dinleyecek! Ben soru soruyorum, dinleyecek! Ne demek böyle? Karşısında çocuk mu var?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ne yapmış? Böyle yapmakla ne olmuş?

BAŞKAN - On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.38

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Soru-cevap işlemine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sayın Musa Çam, sorularınız bitti mi?

MUSA ÇAM (İzmir) – Hayır, bitmedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, o zaman yeniden alalım sorularınızı en baştan. Bir dakika vereyim, bölemiyorum çünkü süreyi.

Sayın Çam, buyurun, yeniden, baştan.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sorularımı Sayın Bakan aldıysa tekrarlamayacağım, üç soru sormuştum.

Biri, Yeni Şafak’taki Abdülkadir Selvi’nin 3 Kasım 2014’te köşesinde yazdığı, çözüm süreci, sizin söylediğiniz, “Oslo’da anlaştık, PKK bozdu.” Anlaşma nedir?

İkincisi: Muhtarlarla Cumhurbaşkanının köşkünde her hafta toplantılar yapılıyor. Bunları siz mi belirliyorsunuz? Hangi kriterlere göre belirliyorsunuz? Bunların gelişlerini, gidişlerini, masraflarını hangi bütçeden ödüyorsunuz?

Son sorum da Dolmabahçe’deki mutabakat toplantısına Sayın Cumhurbaşkanından habersiz katılır mısınız, katılmaz mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İçişleri Bakanına iki sorum var.

Birincisi: İçişleri Bakanlığı 2015 Yılı İdare Faaliyet Raporu’nun 60’ıncı sayfasında 2015 yılı itibarıyla 14.564 kişinin vatandaşlığa alındığı, 24.760 kişinin Türk vatandaşlığından çıkarıldığı yazıyor. Bunun nedeni nedir?

İkincisi: Cumhurbaşkanımız kaymakamları toplayarak “Yasaları dinlemeden görevlerinizi yapınız.” dedi. Siz de aynı görüşe katılıyor musunuz?

Sağlık Bakanına soruyorum: “Hastayı tedavi ederken IŞİD’li olduğuna bakmam.” dediniz. Peki, Gezi’de yaralanan gençleri tedavi eden doktorlar hakkında neden soruşturma açtınız?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Emir…

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Sağlık Bakanım, bize yaptığınız sunumda cepten yapılan sağlık harcamasının toplam sağlık harcaması içindeki oranını 2014 yılında 17,8 olarak vermişsiniz. Korkarım, bu rakam yanlış. Bürokrasi olasıdır ki yanıltıyor sizi de, bizi de çünkü bu bence hesaplanabilir bir rakam değil. Nasıl hesaplandığını öğrenirsek çok mutlu olacağız. Çünkü Sayın Bakanım, şu anda cepten yapılan sağlık harcamaları oldukça yüksek miktarda, vatandaşımızın cebi yanıyor. Özellikle özel hastanelerin katkı payını yasal farkın çok üstünde aldığını hepimiz biliyoruz. Eğer bunu biliyorsa bürokrasi neden engellemiyor? Bu hesabın içine nasıl katabildi? Üniversite hastanelerinde alınan bıçak paraları bu hesaba dâhil mi yoksa bu hesap eksik mi? Bunun ayrıntılı bir şekilde verilmesinde yarar var. Eğer merak ediyorsanız vatandaşımızın kayıt dışındaki ödemelerini bir bir ben size ve bürokrasinize ayrıntılarıyla anlatabilirim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Koçdemir…

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Ala, büyükşehirlerimizde sosyolojik manada paralel toplumlar oluşmaktadır. Mesela Bursa’da Yıldırım ile Nilüfer ilçeleri sosyal, ekonomik, kültürel olarak birbiriyle müştereği kalmayan apayrı yani paralel dünyalardır. Suçluluk, alt yapı, eğitim gibi kriterler açısından çok olumsuz durumda olan Yıldırım gibi ilçelerin farkında mısınız? Bu durumun iyileşmesi için program ve çalışmanız var mı?

İkinci sorum: Terörle mücadelede 1.700 şehit veren geçici köy korucularının sosyal, ekonomik hakları konusundaki olumsuzlukları gidermeye yönelik bir çalışmanız var mı?

Diğer sorum Sayın Müezzinoğlu’na: 2010’da Bursa Yıldırım Samanlı’da sağlık kompleksi için tahsis edilen 468 dönüm arazide bu zamana kadar ne yapılmıştır? Şimdi de buraya yapılacak 600 yataklı hastaneyi arazi bağışlayacak hayırsever bulabilirseniz Demirtaş’a yapacağınızı söylüyorsunuz. Sağlık yatırımları bu kriterlerle mi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Evet, Sayın Başkan, aslında sorum İçişleri Bakanınaydı ama bir gerginlik gördüğüm için Kültür Bakanına soruyorum, kimse de sormadı Kültür Bakanına.

Sayın Bakan, Devlet Tiyatroları oyuncuları arasında büyük bir ayrım yapılmaktadır. Kadrolu oyuncular yüksek maaş almalarına rağmen sözleşmeli çalışan oyuncular hiçbir sosyal hakka sahip değillerdir, çok az ücret almaktadırlar. Bu oyuncular sabahlara kadar prova yapıp oyun üstüne oyun oynamalarına rağmen günlük ücret almaktadırlar. Bu oyuncular arasındaki ayrımı kaldırmayı düşünüyor musunuz? Bu oyunculara sosyal hak verecek misiniz?

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sorum İçişleri Bakanına: 29 Ocak 2016’da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen 6663 sayılı Kanun’la uzman erbaşların kamu kuruluşlarına geçişinde yedi yıl çalışmış olma şartı getirildi. Bu kanun çıkmadan hemen önce, belediyeler dâhil, kamu kuruluşlarına geçiş işlemi başlattığı için orduyla sözleşmesini yenilemeyen uzman erbaşlar mağdur oldular çünkü yedi yılı doldurmadıkları için geçiş hakları ellerinden alındı. Diğer taraftan da sözleşme yenilenmediği için orduyla da irtibatı kesildi. Bu mağduriyetin giderilmesi amacıyla “Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yazışmaları ve muvafakat işlemleri devam edenler için yedi yıl şartı aranmaz.” şeklinde yeni bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç vardır. Belediyeler de aynı zamanda mağdur olmuşlardır. Böyle bir düzenleme talebine yönelik Bakanlığınızın görüşü nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın İçişleri Bakanı, millete küfreden Cengiz İnşaatın madenini korumak için Artvin’i gaza boğdunuz. 98 yaşındaki Hasan Ali Keklik dedemizi biber gazıyla tanıştırdınız.

25 yaşındaki Dilek Doğan evinde öldürüldü. Öldürülme anının görüntüleri ortaya çıktı. Çağlayan Adliyesindeki duruşmasında kuş uçurtulmadı. Geçen hafta dünyanın en kanlı örgütü olan 67 sanıklı IŞİD soruşturmasında, duruşmada -ben de oradaydım- olağan güvenlik önlemleri bile yoktu.

Yılmaz Öztürk 20 yaşındaydı. Babası uyuşturucudan ve olaylardan korumak için bir işe yerleştirmişti. Armutlu’da polis tarafından, yakın mesafeden, sırtından vuruldu. Son sözleri “Ağabey, beni niye vurdun, işimden evime gidiyordum.” oldu. Sormak istiyorum, hiç vicdanınız sızlıyor mu?

Şehit ailelerini ziyaret konusunda verecek cevabınız olmadığından hayli zorlandığınızı biliyorum. Ayrıca, Suruç ve birinci, ikinci Ankara katliamlarında yaşamını yitirenlerden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – …hiç, bir tanesinin taziye ziyaretine gittiniz mi?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gaydalı…

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim.

Daha önce ben bu soruları sormuştum Tarım Bakanına “Üreticinin elinde kalan patatesler için bir planınız, projeniz var mı?” diye, henüz cevap alamadım. Mallarından vazgeçtik, elde kalan patateslerin depolanması hakkında üretici bilinçlendirildi mi? Aksi takdirde, çürüyen patateslerin çıkaracağı gazlar yüzünden insan ölümleri yaşanması riski vardır.

İkinci sorum da Başbakan Sayın Davutoğlu da dâhil, AKP’li bütün hatipler verilen vaatlerin yüzde 82 gerçekleştiğinden söz ettiler. Sayın Davutoğlu’nun Bitlis mitinginde verdiği Tatvan havaalanı vaadi acaba geriye kalan yüzde 18’lik dilimin içinde midir? Bitlis halkı merak ediyor.

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

Son soru.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Diş protez teknisyenleri sıklıkla kullandıkları zehirli ve zararlı kimyasal maddelere, silika tozlarına ve çapraz enfeksiyon riskine maruz kalmaktadır. Böylesine riskli bir hizmeti veren diş teknisyenlerinin riskli meslek gruplarına alınarak sosyal haklarının düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda düzenlemeyi yapmayı düşünüyor musunuz?

Hatay ilinde son üç yıl içerisinde hasta yatak sayısı ne kadar artırılmıştır? Hasta yatak sayısının artırılması konusunda neler yaptınız?

Son sorum İçişleri Bakanımıza: Vatanın birliği ve bütünlüğü için cansiparane görev yapan köy korucularının sosyal güvenlik kapsamına alınması için bir çalışmanız var mıdır? Mali düzenleme yapmayı planlıyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın bakanlar, buyurun.

Cevap verme süreniz on dakika.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; önce tekrar izah edeyim, sayın milletvekilimiz Sayın Çam’ın sorduğu soruları not alıyordum yani beni herkes bilir ki bir şey öyleyse öyledir, yanlış yapmışsak da çıkar bunun yanlış olduğunu söyleriz. Ama kesinlikle, sorduğu soruyu not alıyordum, yaptığımın oradan farklı şekilde anlaşıldığını söyledi, hareketin onunla ilgisi yok yani kendisiyle de ilgisi yok, özel bir şey de değil, özel bir hareket de değil, belki oradan yanlış anlaşıldı. Böyle bir şey yok çünkü kendi sorduğu soruları not alıyordum.

Şimdi, sorulara ilişkin, soruların bazılarına yazılı cevap vereceğiz, bazılarını burada cevaplandırmak istiyorum.

Birincisi, köy korucularına ilişkin, hâlihazırda geçici köy korucularına aylık 1.104 lira ödeniyor, biz bunu bu bütçede, mali yıl bütçe kanunuyla –inşallah Mecliste kabul edilip yürürlüğe girdiğinde- asgari ücret seviyesine çıkarıyoruz, 1.300 lira yapıyoruz.

Diğer taraftan, muhtarlara ilişkin Sayın Çam’ın yine bir sorusu vardı. Kendileri geliyorlar, kendi masraflarını kendileri karşılıyor ve valilikler tarafından seçiliyorlar. Nasıl gelecekler? Zaten hepsi gelecek yani seçilme diye bir şey de söz konusu değil. Orada muhtarların durumuna göre, işi olan oluyor, olmayan oluyor, değişik yerlerden geliyor çünkü, muhtarlar hep aynı ilden gelmiyorlar. O bakımdan, oradaki güncel, o anda ihtiyaca göre değerlendiriliyor.

Ben baştan beri şunu söylüyorum: 1990’lı yıllarda, 1980’li yıllarda, otuz beş yıldır bu terörle mücadele ediliyor. Hep çok alanlı, eş zamanlı mücadele edilmesi gerektiğinden söz edilirdi 1990’lı yıllarda -ben de bürokrat olarak çalışıyordum- ama bu bir türlü gerçekleşmezdi. 2002’den beri, bu Hükûmet ve bu AK PARTİ çok alanlı, eş zamanlı olarak mücadele ediyor. Bugüne kadar yaptığımız her işin arkasındayız, altına imza atıyoruz. Bir şeyin, bir projenin eksiği olur, eleştirirsiniz, tamamlanır. O projenin yanlış olduğunu göstermez. Eleştirenlerin kendilerine ait projesi varsa onu söylerler; projesi yoksa, sadece eleştiriyorsa o da bir katkıdır, bir şey demiyorum ama asıl, partilere düşen, ayrı projelerinin olmasıdır. Bizim projelerimizi neden bu kadar eleştiriyorsunuz bunu anlamıyorum. Çünkü biz o projeyi millete deklare ediyoruz, yapıyoruz, bunu da çıkıp meydanlarda gümbür gümbür söylüyoruz, oyu da alıp geliyoruz. Yani bunu millet destekler, millet sandıkta karar verir. Bunu bir türlü, gerçekten anlamıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, Oslo’da yapılan da yapılmıştır. Onun ayrıntılarını gazeteci yazdıysa gazeteci açıklayacak. Bütün görüşmelerimizde de 2 tane temel şeyimiz vardır bizim, kiminle ne görüşüyor olursak olalım: Teröristler, terörün silahı bırakacak, üzerine betonu gömecek, Türkiye de çözümünü üretecek, demokrasimiz gelişecek, kalkınmamız gelişecek. Bu konuda hiç tereddüt yok, saklı, gizli bir şey de yok. Yani keşke o zamanlarda… 8 Mayısta, arkadaşlar, bakın, 8 Mayıs 2013… Geri çekilme başladı mı? Başladı. Ne zaman durdu? Gezi olayları başladığında durdu. Şimdi, bana diyorsunuz ki “Söylemeyin.” Gezi olaylarının göbeğinde kim vardı? Sizin Genel Başkanınız “Ben Taksim’e çıkacağım.” dedi, çıktı da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani Gezi olaylarından sonra durdu, Gezi olaylarından sonra durdu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne alakası var! Ne alakası var!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) - Soruyu siz sorarsınız, cevabı nasıl vereceğime ben karar veririm arkadaşlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu çok yanlış bir tahlil, çok yanlış bir tahlil.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Gezi olayları bizim gururumuzdur! (CHP sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) - Ben de milletvekiliyim.

İkincisi..

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

LEVENT GÖK (Ankara) – Artvin’de de yaptığınız zaten bağırmak oluyor.

BAŞKAN – Sayın Gök... Sayın Gök...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Arkadaşlar, siz bakın, en aykırı görüşleri bile dile getirdiler. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Eğer hakaret yoksa, bir yanlışlık yoksa ona müdahale etmeye gerek yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Her şeyi CHP yaptı yani öyle mi?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Yani, en aykırı görüşleri bile...

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, çok sorunlu bir dil bu, çok sorunlu bir dil. Bunu kabul etmiyoruz, bunu reddediyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Etmeyebilirsiniz efendim. Sizin söylediğiniz birçok şeyi de biz kabul etmiyoruz ama dinledik.

BAŞKAN – Sayın Gök, söz alırsınız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir şey olabilir mi efendim ya!

BAŞKAN – Söz alırsınız, bir dakika açıklasın düşüncesini. Söz veririm size, bir dakika...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Arkadaşlar... Sayın Başkan Vekilim, bakın, Sayın Milletvekilim, sizin söylediğiniz birçok şeyi de biz kabul etmiyoruz ama oturduk burada dinledik yani elbette benim söylediklerimi kabul edeceksiniz diye bir şey yok ki, etmeyebilirsiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz Bakansınız, böyle bir yorum olabilir mi! Yani “Çözüm sürecini CHP bitirdi.” demeye getiriyorsunuz ya, var mı böyle bir şey!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Efendim, etmeyebilirsiniz siz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sorulara cevap verin Sayın Bakan, soruları cevaplayın.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Bakın, ben kendi düşüncemi söylüyorum, siz de zaten kabul etmiyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne kadar ayıp bir şey ya! Hiç yakıştıramadım size, hiç yakıştıramadım.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Sizin söylediğiniz birçok şeyi de ben kabul etmiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakanım, size hiç yakıştıramadım.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Gezi olayları bizim onurumuz, onurumuz!

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiç yakıştıramadım size.

BAŞKAN – Sayın Gök...

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani, çok ayıp! Çok ayıp!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Efendim, şimdi bakın...

LEVENT GÖK (Ankara) – Çok ayıp! Çok ayıp!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Bakın, benim söylediğim şey çok açık.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizin söylediğiniz...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Yani, bu bir realite; bu bir tahmin değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz “CHP çözüm sürecini bitirdi.” dediniz, ne diyeceksiniz daha başka!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Efendim, bu bir tahmin değil, bir realiteden bahsediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir şey olabilir mi ya!

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz lütfen konuşmanıza devam edin.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Şimdi, bir soru daha, mevzuat ve…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan onu hiç cevaplandırmasa da olur. Böyle bir şey olabilir mi ya!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – …Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği negatif yorumun ortadan kaldırılmasıdır, negatif yorumun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Nereden çıkarıyorsunuz bunu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Yani, hepimiz biliyoruz ki, mevzuatta...

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, nereden çıkarıyorsunuz bunu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Efendim, şimdi siz neden müdahale ediyorsunuz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Gezi ile çözüm sürecinin ne alakası var?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Var efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) – CHP’yle ne alakası var? Ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın Gök... Sayın Gök...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Ben Türkiye'nin şu anda İçişleri Bakanı olarak söylüyorum...

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne alakası var? Masaya ben mi oturdum?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Türkiye Cumhuriyeti’nin...

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz mi oturduk masaya? Ne alakası var?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Sayın Başkan Vekilim, sordunuz, cevap vereyim ne alakası var diye.

BAŞKAN – Sayın Bakan... Sayın Bakan, bir dakika...

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne alakası var Gezi ile çözüm sürecinin?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Şimdi... (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika...

LEVENT GÖK (Ankara) – Gezi’yi diline alma. Yazıklar olsun ya! Yazıklar olsun!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Sordunuz cevap vereceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun size ya!

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika bekler misiniz, bir dakika bekleyin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun size ya! Yazıklar olsun size ya! (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın Gök...

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun size ya!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Size yazıklar olsun! Niye her seferinde söylüyorsunuz? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Gök...

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun size! Türkiye'yi böyle mi yöneteceksiniz? (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın Gök... Sayın Gök...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Söylüyorsunuz, siz öyle mi yöneteceksiniz? Bu nasıl bir şey yani?

LEVENT GÖK (Ankara) – Nasıl cevap bu böyle! Nasıl bir densizlik böyle!

BAŞKAN – Sayın Gök...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Dinliyoruz, dinliyoruz, cevap verince böyle oluyor. Allah Allah! (CHP sıralarından gürültüler)

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz Türkiye'yi böyle mi yöneteceksiniz? Türkiye'yi böyle mi yönetiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Gök...

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Beyefendi, Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olarak söylüyorum, Gezi olayları başladı, çekilme durdu. (CHP sıralarından gürültüler)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun size! Yazıklar olsun!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Gezi olayları durdurmuştur, bu kadar! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

LEVENT GÖK (Ankara) – Size yazıklar olsun! Böyle Türkiye yönetilmez! Ayıptır! Ayıptır! Günahtır!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Bursa) – Gezi olayları durdurdu. Daha ayrıntısını da verebilirim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Bunu da yeni duyuyorsanız size yazıklar olsun! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle Türkiye yönetilmez! Ayıptır, ayıptır, günahtır!

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Günahtır sizin yaptığınız.