TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                49’uncu Birleşim

                                                                                               1 Mart 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 119)

 

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması

10.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

22.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

24.- Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cizre halk meclisi eş başkanı Mehmet Tunç’un cenazesinin DNA testiyle doğrulandığına, Türkiye ve insanlık tarihinin Cizre’de yaşanan bu olayları unutmayacağına, aynı katliam konseptinin Sur için de devam ettirilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması ve Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, sözlerinin sonuna kadar arkasında olduğuna ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Parlamentoda dört aydır Kürt sorunuyla ilgili bir kısır döngü yaşandığına ve bütün siyasi partilerin bu konuyu tam bir polemik noktasına getirdiklerine ilişkin açıklaması

14.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptıkları açıklamaları ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’ye, Cumhurbaşkanıyla ilgili ifadeleri nedeniyle iki birleşim için Meclisten geçici çıkarma cezası verilmesi

 

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Ulusal Kayısı Konseyi Yönetmeliği Taslağı’na ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1765)

2.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, fındık fiyatlarındaki düşüşün önlenmesine ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1766)

1 Mart 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün dördüncü turdaki görüşmeleri yapacağız.

Dördüncü turda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Adalet Bakanlığı, Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118) (x)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 119) (x)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir.

Dördüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam, Kahramanmaraş Milletvekili Nursel Reyhanlıoğlu, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç, İstanbul Milletvekili Hurşit Yıldırım, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Ali Cevheri, Elâzığ Milletvekili Tahir Öztürk, Konya Milletvekili Mehmet Babaoğlu, Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya, Ordu Milletvekili Oktay Çanak, İstanbul Milletvekili Yıldız Seferinoğlu, Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan, Balıkesir Milletvekili Mahmut Poyrazlı, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya, Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara, Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Adana Milletvekili Aydın Uslupehlivan, Bursa Milletvekili Lale Karabıyık, Gaziantep Milletvekili Akif Ekici, Sivas Milletvekili Ali Akyıldız, Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Çorum Milletvekili Tufan Köse, İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Aydın Milletvekili Deniz Depboylu, Samsun Milletvekili Erhan Usta, Adana Milletvekili Muharrem Varlı, İstanbul Milletvekili Celal Adan, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına: İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan, Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat.

Şahıslar adına lehinde Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, aleyhinde Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş.

Sayın milletvekilleri, şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmacıları sırasıyla kürsüye davet edeceğim.

Ankara Milletvekili Sayın Lütfiye Selva Çam.

Buyurunuz Sayın Çam. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA LÜTFİYE SELVA ÇAM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2016 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi 2002 yılından bu yana sosyal politikalarda köklü çözümler üretmek için çalışmalar yapılmaktadır. Bu çerçevede Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011 yılında ayrı bir icracı bakanlık hâline gelmiş ve sosyal hizmetler birimleri tek çatı altında toplanmıştır. Aile, çocuklar, kadının statüsü, engelliler ve yaşlılar, şehit yakınları ve gaziler, sosyal yardım ve korunmaya muhtaç kesimler için politikalar üretmek, strateji geliştirmek ve hizmet üretmek için çalışmaktadır. Bakanlığın icracı bir bakanlığa dönüşmesi, bütçesinin zenginliği tek başına bir reformdur.

AK PARTİ hükûmetlerinin aile ve sosyal politikalarda yaptığı icraatlar halkımızda karşılığını bulmuştur. Bu sayede halkımızın çok dua ve desteklerini aldık. Güçlü birey, güçlü toplum, güçlü aile için çalışan ve insani kalkınmayı hedef alan ve bu yılki merkezî bütçede payı yüzde 5 olan Bakanlık 6’ncı büyük bütçeye sahiptir; geçen yıla oranla da yüzde 35’lik bir artış söz konusudur. Tahsis edilen kaynağın yüzde 97’si sosyal yardım ve sosyal hizmetlerde kullanılmak üzere planlanmıştır. Bu da Bakanlığın, Anayasa’da belirtildiği gibi sosyal bir hukuk devleti olma yükümlülüğünü ciddi oranda üstlendiğini göstermektedir. Partimiz, ilk kurulduğu günden itibaren kurucu Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın düsturu olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesiyle hareket etmiştir. Bugüne kadar hiçbir parti ve hiçbir iktidarın yapmadığını yaptık, siyaset tarihimize yine önemli bir alanda model oluşturduk. Ana muhalefet partileri başta olmak üzere…

BAŞKAN – Sayın Çam, bir saniye lütfen.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir uğultu var. Lütfen sayın hatibi dinleyelim.

Buyurunuz Sayın Çam.

LÜTFİYE SELVA ÇAM (Devamla) – Bugüne kadar hiçbir parti ve hiçbir iktidarın yapmadığını yaptık, siyaset tarihimize yine önemli bir alanda model oluşturduk. Ana muhalefet partileri başta olmak üzere bizim sosyal politikalarımızı ve sosyal devlet anlayışımızı eleştirenler, özellikle geçen seçimlerde stratejilerini sosyal politikalar üzerine kurdular. Ne mutlu bize ki bir konuda daha sizlere örnek olduk.

Bakanlığın politika yaklaşımında aile ve aile değerlerinin korunması önceliğimizdir. Aile bütünlüğünü korumayı, ailenin sorun çözme kapasitesini artırmayı hedeflerken diğer taraftan kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi ve kadına yönelik şiddet ve istismarın ortadan kaldırılması Bakanlık politikalarının temelini oluşturmaktadır.

Kadınlarımızın çalışma hayatı ve karar alma mekanizmalarında etkinliğini artırmaya yönelik sosyal güvencelerinin sağlanması için Anayasa’dan Ceza Kanunu’na, İş Kanunu’ndan Şiddetle Mücadele Kanunu’na kadar yasal alanda devrim niteliğinde düzenlemeler yaptık. Kadına pozitif ayrımcılık ilkesini ilk kez Anayasa’yla güvence altına aldık. 64’üncü Hükûmet Programı’nda, kadınların bireysel ve toplumsal olarak güçlenmesi kapsamında iş gücü piyasasına girmelerini kolaylaştırdık, istihdamın, kadın girişimci sayısının artırılması ve sosyal güvencelerinin sağlanması yer almış, iş ve aile yaşamının uyumlaştırılmasına yönelik yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Aile sosyal destek programlarının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar da devam etmektedir. Eşi vefat eden kadınlara, muhtaç asker ailelerine ve çocuklarına yardım programları başlatılmıştır. Sosyal yardım ve istihdam bağlantısının kurulmasıyla 48 bin vatandaşımız iş sahibi olmuştur.

Sürenin elverdiği ölçüde bahsedebildiklerim kadar değinemediğim, yoksullukla ve madde bağımlılığıyla mücadele, engellilere, yaşlılara ve Roman vatandaşlara yönelik çalışmalar, Suriyeli misafirlerimiz için destek hizmetleri, çok sayıda projeler yürütülmektedir.

Kadınların toplumsal hayatın her alanında daha aktif, eşit biçimde hak ve fırsatlardan yararlanmaları, kadının statüsünün güçlenmesi ve şiddetin önlenmesi için kararlılıkla çalışmalarını sürdüren Sayın Bakanımız ve ekibine teşekkür ediyor, bütçenin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çam.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Konuşmacı, Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünü Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aitmiş gibi, ona atfen ifade etti. Bu düzeltmeyi yapmak üzere tutanaklara girmesi bakımından bunu ifade etmeyi doğru buluyorum çünkü gelecek nesiller de bu tutanakları izleyecekler, bu yanlışın düzeltilmesi gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay, tutanaklara geçmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Nursel Reyhanlıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurunuz.

AK PARTİ GRUBU ADINA NURSEL REYHANLIOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aile ve sosyal politikalar dünyada devamlı yükselen bir değer ve bizim de Hükûmet olarak amacımız aileyi ve sosyal politikaları ön plana alarak insanı bütün hayatın odak noktasına yerleştirmek -büyürken, gelişirken, güçlenirken dezavantajlı grupların bütününün bir parçası olduğunu asla unutmadan- hep birlikte kalkınmayı sağlayarak 2023 hedeflerine ulaşmaktır. AK PARTİ Hükûmeti olarak bu sosyal politikaları uygulamaya geçirdiğimiz ilk dönemlerde “AK PARTİ sadaka kültürünü geliştiriyor.” şeklindeki eleştiriler muhalefet partilerinin gündeminden zamanla çıkmış ve bugün geldiğimiz noktada daha fazla yardımlar yapılması şekline dönüşmüştür. Bu da ne kadar etkili ve isabetli çalışmalar yaptığımızın bir göstergesidir. 2016 yılına geldiğimizde ekonomik kalkınmayla beraber “sosyal adalet, sosyal barış, sosyal refah” gibi kriterler de doğru orantılı olarak gelişmekte, mutlu fertler mutlu bir toplumu oluşturmaktadır. “Bugünün çocukları Türkiye’nin geleceği.” cümlesini düstur edinmiş olan Bakanlığımız, son yıllarda çocuklara yapılan yardımları artırmış ve çeşitlendirmiştir. Bu çerçevede, toplumumuzun her zaman önem verdiği ve koruduğu öksüz, yetim çocuklarımızın yoksulluk durumuna düşmeleri hâlinde ihtiyaçlarının karşılanması için, 2015 yılında, öksüz ve yetim, ihtiyacı olan çocuklarımıza yardım programı geliştirilmiş, kesintisiz 100 lira düzenli yardım yapılmaktadır. Çocukların fiziki ve psikolojik olarak en iyi gelişimlerinin aile ortamında olduğunu bildiğimizden, bakımlarının kuruluşlarda değil, sosyal desteklerle koruyucu ailelerin yanında yapılması için çalışıyoruz. 2002 yılında koruyucu aile yanında bakılan çocuk sayısı 520 iken 2015 yılı sonu itibarıyla koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılan çocuk sayısı 4.615’e ulaşmıştır. 2002 yılına kadar toplam 6.976 çocuk evlat edindirilmişken bu sayı 2015 yılı sonu itibarıyla toplam 14.513’tür. Her yıl ortalama 750 çocuk evlat edindirilmek üzere aile yanına yerleştirilmektedir.

2016 yılında çocuklarımıza yönelik politika önceliklerimiz ve planladığımız faaliyetlerimiz şunlardır… Çocuk alanındaki hizmetlerin toplum tabanına yayılması ve toplum katılımının yaygınlaştırılması; çocuğa yönelik şiddetle mücadele ulusal eylem planının kesinleştirilmesi, hayata geçirilmesi ve takibinin yapılması; kuruluş bakımında kalan çocuklardan çocuk evlerinde kalan çocuk sayısının artırılması; koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısının artırılması; uzmanlaşmış koruyucu aile sisteminin ülke genelinde yaygınlaştırılması; kuruluş bakımındaki çocuklardan lisanslı sporcu sayısının artırılması; kuruluşlarımızdan ayrılan gençlerin izleme ve takipleri için veri tabanı sisteminin oluşturulması; çocuk alanındaki hizmetlerde daha çok STK ve toplum katılımının sağlanması ve çocuk konusunda bilincin ve duyarlılığın ülke genelinde artırılması; ebeveyn bakımından yoksun Suriyeli çocuklara yönelik aile odaklı bakım hizmetinin geliştirilmesi; refakatsiz Suriyeli çocuklara yönelik kamp içerisinde oluşturulan çocuk koruma birimlerinin yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Biz evlatlarımızın her alanda dünyayla rekabet edecek şekilde yetişmesini çok önemsiyoruz, kültürümüzü, kimliğimizi yaşatmayı çok önemsiyoruz, bize ait değerleri güçlendirmeyi çok önemsiyoruz diyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Reyhanlıoğlu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çam.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Reyhanlıoğlu, konuşmasının giriş bölümünde, muhalefet partilerinin dağıtılan yardımları bir “sadaka kültürü” olarak değerlendirdiğini söyleyerek -muhalefet- partimi suçlamıştır. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum ve düzeltiyoruz, dağıtılan yardımları bir sadaka kültürü olarak değerlendirmiyoruz. Bu bir anayasal görevdir, anayasal bir haktır, yapılan yardımlar -siyasi parti iktidarı, Başbakan, bakan kendi cebinden değil- bu ülkenin insanlarının ödemiş olduğu vergilerden yapılmaktadır. Bunun altını çiziyorum ve kayda geçmesini istiyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ama verilirken sadaka gibi veriliyor Sayın Çam.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çam, kayıtlara geçmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Gökcen Özdoğan Enç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Enç, süreniz beş dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2016 yılı bütçesi için grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kadına yönelik şiddet, ağır bir insan hakkı ihlali, ayrımcılık biçimi olarak sınır tanımaksızın tüm dünyada gerçekten bir problem kaynağıdır. Dünya Sağlık Örgütünün 2013 verilerine göre küresel olarak kadının fiziksel, cinsel şiddet görme sıklığı yüzde 35, Avrupa’da ise yüzde 27 civarlarındadır ve Türkiye’de, ilk kez 2008 yılında TÜİK’in resmî veri olarak açıkladığı rakamlara göre, ne yazık ki ülkemizde yüzde 39. 2014 yılında aynı araştırmanın tekrarı yapılmıştır, burada oran 3 puanlık bir düşüşle yüzde 36’ya tekabül etmiştir; ancak bu, istediğimiz noktada değildir bunu ifade etmek istiyorum.

24’üncü Dönemde ailenin korunması ve kadına dair şiddetin önlenmesiyle ilgili yasalar çıkarttık, bunları tüm siyasi partilerin de desteğiyle çıkarttık. Gerçekten çok çağdaş ve ilerici bir yasa olmasına rağmen kadına yönelik şiddetin önlenmesinde Türkiye, istediğimiz seviyede değil ancak güzel gelişmeler de bunun yanında oluyor -Şiddet Önleme Merkezi olarak adlandırdığımız merkezlerimizde- kadınların, evden sadece terlikleriyle çıktıkları zaman artık gidebilecekleri bir yer var. İlk defa 14 tanesini pilot uygulama olarak hayata geçirdik, akabinde şu anda 43 ilde şiddet önleme merkezlerimiz çalışmaya devam ediyor.

Ayrıca, kadına yönelik şiddetle mücadele ve koruyucu hizmetlerde de mesafe kat ettik; rakamları da vermek istiyorum. Bu “Kadın Sığınma Evi” tanımını da çok doğru bulmuyorum “Kadın Konukevi” olarak geçirmekte fayda var bu tanımı. Toplam 1.374 tane kadın konukevinde 3.442 kapasiteyle bir artış söz konusu.

Bu arada, şiddet mağdurlarının problemle karşılaştıkları zaman ilk defa gidecekleri ön kabul merkezi de, ilk kabul merkezi de şu an itibarıyla 25 tane.

Aslında tüm bunlar, yasal düzenlemeler, bakanlığın yapmış olduğu faaliyetler bunu önlemeye dönük ancak ben şuna dikkat çekmek istiyorum: Maalesef, ülkemizde şiddet satıyor. Şiddet dili, şiddet görüntüsü, her gün karşılaştığımız, yolda giderken bile karşılaştığımız, araba kullanırken bile karşılaştığımız şiddet görüntüleri ne yazık ki kadına ait alanlarda daha sıkıntılı boyutta. Çok enteresan rakamlar var elimizde, çocuklar 12 yaşına gelene kadar -bakın bu rakam çok enteresan- 100 bin kere şiddet içeriğine maruz kalıyor. Bu rakam, 18 yaşına geldiği zaman 32 bin cinayeti görüyor, 40 bin cinayet teşebbüsüne de görerek ortak oluyor. Burada görsel ve işitsel iletişim kanallarından çocukların bilinçaltına ne yazık ki kötü mesajlar veriliyor. Siz de dikkat edersiniz ki kadın, gazete haberlerinde bile ya 3’üncü sayfada, şiddet mağduru bir öfkeli eş, bir aile meclisi kararı, bir işsiz koca gibi, hep önünde bir sıfat, bir tanımlama var. Aslında, bu, şiddeti doğuran nedenlerden bir tanesi çünkü şiddete maruz kalmayı haklı gösteriyor. Oysa ki “dayak yemek” teriminin bile -“yemek” biliyorsunuz, olumlama ifadesi içeren bir tanımlama- “dayağa maruz kalmak, şiddete maruz kalmak” şeklinde de düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunun yanında, TCK 62’de de ciddi bir değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Bakanımızın da açıkladığı üzere, hâkim takdiri indirimi ne yazık ki kamu vicdanını ciddi bir şekilde yaralamakta. Bu, kravat takarak, takım elbise giyerek… Hâkim takdir yetkisini tabii ki de kullanacak, onunla ilgili hiçbir sıkıntımız yok ancak tecavüz artı ölümlerde, kadına dayalı şiddet ve cinsel şiddet içeren eylemlerde ben bu hakkın çok sıkıntılar doğurduğu kanaatindeyim, kamuoyunda da çok ciddi tartışmalara neden oluyor.

Bu bütçenin -sürem çok az, konuşmayı daha devam ettirebilirdim ama- hayırlı olmasını diliyorum. Bakanlığa ve emeği geçen tüm arkadaşlara da hayırlı olsun diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdoğan Enç.

Dördüncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Hurşit Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HURŞİT YILDIRIM (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığımızın 2016 bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kalkınmanın ilk hedefi insanlarımızın refahı, huzuru ve mutluluğudur. Kalkınma modelimiz sadece rakamdan ibaret değildir, temelinde insan onuru ve evrensel değerler esastır.

Ülkemizin son dönemde planlı ve programlı kalkınması elbette ki tesadüfi değildir. Uzun yıllar gücünü vesayetin izin verdiği ölçüde kullanabilen siyaset 2002 yılında yapılan seçimlerle milletiyle barışık bir döneme girmiştir.

AK PARTİ iktidarlarını kendinden önceki iktidarların sayısal verileriyle karşılaştırmak istiyorum. Müsaadenizle birkaç somut örnek vermek istiyorum. Türkiye, 1993 ile 2002 yılları arasında ortalama sadece yüzde 3 büyüdü; 2002 yılından itibaren ise hikâye tamamen değişti, küresel krizlere rağmen bu dönemde ortalama yüzde 4,7 oranında büyüdük. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2002 yılında devletin topladığı her 100 liralık verginin 86 lirası faiz giderleri ödemelerine giderken bugün ise her 100 liranın sadece 13 lirası faiz ödemelerine gidiyor.

2002 öncesi üzerlerindeki sıfırlardan itibarı sıfırlanmış bir Türk parası vardı. Şükürler olsun ki Türk parasının itibarını da biz kurtardık.

2007-2015 yılları arasında istihdam oranımızı yüzde 46 seviyesine getirdik. Bu oranla OECD ülkeleri içinde ABD’den sonra en fazla istihdam eden ülke olduk.

Yüz yıllık bir rüya olan, Boğaz’ın iki yanını birbirine bağlayan, başlangıcı –benim de siyaset yaptığım- Kadıköy’de olan Marmaray’ı hizmete soktuk.

İktidara geldiğimizde bir sınıfta 50 kişi, bir hastanenin bir odasında -bir kısmı rehin olmak üzere- 10 kişi, ülkeyi yönetmesi gereken iktidarda ise üç parti vardı. Biz ise sağlık ve eğitimde çağ atlattığımız gibi, dünya devleriyle aynı seviyede, vizyoner bir partinin iradesiyle Türkiye’yi çağ atlattık.

İktidara geldiğimizde 6.389 olan kamu hastanelerindeki nitelikli yatak sayısı bugün 48 bini geçti, sayın milletvekilleri, yani tam 8 kat artırmış olan bir iktidar.

İktidara geldiğimizde Türkiye’de sadece 26 havalimanı vardı. Uçmak sadece zenginlerin işiydi. Şimdi ise 55 havalimanımız var ve havayolu artık halkın yolu oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İktidara geldiğimizde IMF’ye ödenmek üzere alınan 22 milyar borcu 2013 yılında biz ödedik.

Ne yazık ki 2002 yılından itibaren AK PARTİ’nin kararlı tutumunu, kalkınmasını ve ülkenin ekonomik seviyesini daha da ileri götürme çabalarını sekteye uğratmak isteyen güçler, global aktörler ve planlar olmuştur. Zaman zaman millî iradeyi yok etmeye çalışan başta Gezi eylemleri olmak üzere, küresel güçleri de yanına alarak Türkiye’nin ilerlemesini durdurmak isteyen bu güçlerin millete çalımlarını birileri maharet olarak göstermeye çalışmakta ve millî iradeye meydan okumak istemekte ise de maharet yedi düveli yanına alarak Anadolu’ya meydan okumak değil, asıl maharet Anadolu’yu arkana alarak yedi düvele meydan okumaktır. Başarı, ithal bakanlarla bu ülkeyi IMF’ye köle yapmak değil; başarı, uçurumun kenarındaki bir ülkeyi kendi değerlerine, öz güvenine kavuşturmak değil midir? Bu başarılardaki en büyük faktör, şüphesiz, milletin gönlündeki partinin lideri, kurucu lideri, efsanevi lideri Recep Tayyip Erdoğan değil midir? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, elde edilen başarı 78 milyon insanımızın yüzünü güldürüyor. Biz önümüze gelen sorunları bizden önceki iktidarlar gibi halının altına süpürmedik. Biz önümüze gelen her sorunu fırsat bildik, biz çözeriz mantığıyla sahiplendik ve çözdük. Artık, Türkiye, dünyadaki global krizden etkilenen bir dünya değil, dünyadaki krizlere rağmen yabancı sermayenin en fazla uğrak olduğu ülke oldu. Milletimiz de ülkenin her alanında geldiği bu noktayı takdir ederek on dört yıldır bize kesintisiz destek verdi. Aziz milletimize bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; kalkınmanın devamı ve hızlanması için Türkiye kendi yönetim sistemini kendi ihtiyaçlarına göre belirlemelidir. Bir daha söylüyorum, kalkınmanın devamı ve hızlanması için Türkiye kendi yönetim sistemini kendi ihtiyaçlarına göre belirlemedir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Başkanlık mı yani başkanlık mı?

HURŞİT YILDIRIM (Devamla) – Çok iyi tahmin ettin.

Bunun için de içinde başkanlık sistemini barındıran sivil, evrensel bir anayasaya ihtiyaç olduğu muhakkaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aynı zamanda, Meclisi çalıştırmama üzerine kurulu mevcut İç Tüzük’ün de acilen ve acilen değiştirilmesi gerekmektedir. Kim ki iktidarı ve muhalefetiyle Türkiye’nin bu ihtiyaçlarına destek verirse bilmelidir ki siyasi tarihte, ülkesinin ve milletinin siyasi tarihinde not alacaktır. Sonuçta, yaşadığımız global dünyada artık biliyoruz ki en ufak şey birbiriyle bağlantılı. Biz her şeye rağmen büyüyoruz, güçleniyoruz ve güçleneceğiz de.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Beşinci konuşmacı, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Ali Cevheri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığına bağlı GAP İdaresi ile TÜİK Başkanlığı adına grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önce sözlerime GAP İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerinde konuşarak başlamak istiyorum. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sahip olduğu toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesine dayalı bir proje olan GAP, bugün çok sektörlü, sürdürülebilir, insani gelişmeye dayalı, bölgenin rekabet gücünü artırmayı hedefleyen, ülkemizin ve milletimizin büyük bir eseridir. Merkezinin Şanlıurfa’da olması nedeniyle GAP, Şanlıurfalı hemşehrilerim için de ayrıca bir onur ve gurur kaynağıdır.

Bugüne kadar yapılan yatırımlarla GAP’ın temel yatırımları bir bir tamamlanmış, sadece sulama ve enerjide değil; eğitim, kültür, turizm, sağlık, kentleşme, ulaştırma, toplu konut ve tarımda, tüm bölge illerinde ekonomik olarak büyük aşamalar kat edilmiş, bölgenin çehresi değişmiştir.

GAP bölgesi alan olarak Türkiye coğrafyasının yüzde 9,7’sini ve nüfus olarak da yüzde 10,6’sını teşkil etmektedir. Kısacası, GAP bölgesi nüfus ve yüzölçümü olarak Türkiye’nin yüzde 10’una tekabül etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP’ı değerlendirirken, ülkemizin en temel ihtiyaçlarından biri olan enerji GAP’ın ana projelerinden biridir. GAP bölgesinin enerji üretim değeri tüketim değerinden daha büyüktür. Türkiye’de üretilen elektrik enerjisi yılda 23,1 milyar kilovatsaat iken, sadece GAP bölgesinde 11,4 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretilmektedir. Yani, GAP bölgesinde üretilen elektrik enerjisi Türkiye’de üretilen elektrik enerjisinin yüzde 49,3’üne tekabül etmektedir.

Bölgede üretilen elektrik enerjisinin ülke ekonomisine olan getirisine baktığımızda, 2015 Kasım sonu itibarıyla toplamda 412,1 milyar kilovatsaat elektrik enerji üretilmiş olup bunun parasal değeri 24,7 milyar dolardır.

Projeyi sulama açısından ele aldığımızda, GAP bölgesinde bulunan Fırat ve Dicle’nin su potansiyeli Türkiye’nin yüzde 28’ini oluşturmaktadır. Yine, Türkiye’de sulanabilir arazilerin yüzde 20’si GAP bölgesinde bulunmaktadır. Bu hâliyle GAP bölgesi muazzam bir potansiyeli içermektedir.

GAP, bugün 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,8 milyon hektar sulanabilir alanıyla birçok sektörü içine alan beşerî ve tabii kaynaklara dayalı entegre bir bölgesel kalkınma projesidir.

Bugün GAP kapsamındaki hidroelektrik santrallerinin 13’ü tamamlanmış olup yüzde 74’ü gerçekleşmiştir. Bitirilen büyük barajlarda 1 milyon hektar alanı sulayabilecek kadar su depolanmış bulunmaktadır. Bu suyu alana taşıyacak olan sulama kanallarının yapımına öncelik verilmiş ve büyük bir bölümü tamamlanmıştır.

GAP bölgesinde 474.528 hektar arazinin sulamaya açılmış olması takdire şayandır ve bunun önemli bir kısmı bizim Hükûmetimiz döneminde gerçekleşmiştir. Bölgede sulanabilecek araziler noktasında Şanlıurfa ilimiz muazzam bir potansiyele sahiptir. Sadece Ceylânpınar TİGEM’de 1,7 milyon dekar arazi bulunmaktadır. Suruç ilçemizde dünyanın sayılı uzunluktaki sulama tünelinin açılmış olması yine bizim Hükûmetimiz döneminde gerçekleşmiştir. Şu anda sulanan arazilerin yanında, bölgedeki diğer ovaların da sulamaya açılması muazzam bir tarımsal potansiyeli ortaya çıkaracaktır ve yine bölge önemli bir tarımsal ihracat merkezi olacaktır. GAP, bu devasa potansiyeliyle bölgenin içtimai, iktisadi ve siyasi sigortası olup sadece bölgenin değil, Türkiye’nin millî bir projesidir.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; konuşmama TÜİK Başkanlığı bütçesiyle devam etmek istiyorum.

Cumhuriyet kurulurken ülkenin içinde bulunduğu durumu resmetmek ihtiyacı elzem olduğundan kurumsal bir yapı ihtiyacı doğmuş ve 25 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan kararnameyle Başvekalete bağlı Merkezi İstatistik İdaresi kurulmuştur. Bu kurum 1927 yılında yaptığı nüfus sayımının akabinde ziraat ve sanayi sayımlarını da yapmış, evlenme ve fiyat istatistiklerini düzenlemeye başlamıştır.

Takdir edilir ki günümüzde gerçekleşen olaylar hakkında doğru kararlar alabilmek ve geleceğe ilişkin plan ve programlar yapabilmek için doğru, güvenilir ve zamanlı istatistiki bilgilere ihtiyaç vardır. Ekonomik ve sosyal sorunların çözümü, güvenilir istatistiki bilgilerin ışığında alınan kararlar neticesinde mümkün olabilir. Günümüzde istatistik evrensel bir konuşma dili hâline gelmiştir.

Bu inanç ve kanaatle, bu kurumlara emeği geçmiş başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza ve Hükûmetimize, GAP ve TÜİK çalışanlarına şükranlarımı arz ediyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ CEVHERİ (Devamla) – Kalkınma Bakanlığı 2016 yılı bütçesinin hayırlı ve bereketli olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Cevheri.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı Elâzığ Milletvekili Sayın Tahir Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bugün sizlere DAP Kalkınma İdaresinin kuruluşu, yapısı, DAP Eylem Planı ve yatırımlardan kısaca bahsetmek istiyorum.

Bilindiği gibi DAP, Doğu Anadolu Bölgesi yatırım ve kalkınmasıyla ilgili bir idare. İdare 8 Haziran 2011 tarih ve 27958 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmış ve kanun hükmünde kararnameyle faaliyete geçmiştir. 17 Ağustos 2011’de de ayrıca 28028 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 649 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile idarenin işleyişiyle ilgili esaslar yeniden düzenlenmiştir. Merkezî bir teşkilat olan DAP İdaresinin görev alanı Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli ve Van olmak üzere toplam 14 ili kapsamaktadır. Merkezi Erzurum’dur.

Kuruluş amacı, DAP bölgesindeki illerin kalkınmasını hızlandırmak amacıyla yatırım projelerinin ve faaliyetlerinin uyum ve bütünlük içinde yürütülmesini sağlamak, bu projelerin uygulanmasını koordine etmek, izlemek ve değerlendirmektir.

DAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı hâlihazırda 1 Başkan, 2 Başkan Yardımcısı ve 56 personelden müteşekkildir.

Yine, 642 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince DAP İdaresinin görevleri şunlardır:

1) Bölgenin kalkınmasının hızlandırılması amacıyla eylem planları hazırlamak, bunların uygulanmasını koordine etmek, izlemek ve değerlendirmek.

2) Eylem planlarının gerektirdiği yatırımlara ilişkin teklifleri ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde hazırlamak, öncelikli hâle getirmek ve ilgili kurum ve kuruluşlarla Kalkınma Bakanlığına göndermek.

3) Bölgedeki yatırım projelerini izlemek ve değerlendirmek.

4) Bölgenin gelişme potansiyeline, sorunlarına ve imkânlarına dair araştırma, etüt, proje ve inceleme yapmak ve yaptırmak.

DAP İdaresinin temel ilkeleri: Yenilikçilik, şeffaflık, hesap verebilirlik, katılımcılık, insan odaklılık, iş birliğine açıklık, sürdürülebilirlik, güvenilirlik, değişime açıklık, hizmet odaklılık ve kültürel değerlere duyarlılık.

DAP Eylem Planı: DAP İdaresi koordinasyonunda hazırlanan 2014-2018 DAP Eylem Planı 30 Aralık 2014 tarihinde Bölgesel Gelişme Yüksek Kurulu tarafından onaylanmış ve 25 Nisan 2015 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır. Bu eylem planında Doğu Anadolu Bölgesi’nin yüksek katma değerli tarım ve hayvancılık merkezi hâline getirilmesi vizyonu benimsenmiştir. Bu çerçevede, beş ana gelişme ekseni tanımlanmıştır:

1) Gıda ve tarım sektöründe verimlilik ve katma değerin artırılması

2) Sanayi ve hizmetler sektörünün güçlendirilmesi

3) Altyapı, kentleşme ve çevre koruma

4) Beşerî ve sosyal sermayenin ve sosyal altyapının güçlendirilmesi

5) Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi.

DAP Eylemi Planı kapsamında 52 sorumlu kuruluş ile yürütülmesi planlanan 126 eylem için yaklaşık toplam 21 milyar tutarında bir kaynak kullanılması öngörülmektedir.

2016 Şubat ayı itibarıyla gerçekleşen bazı temel faaliyetler şunlardır: 2013 yılında başlayan DAP Küçük Ölçekli Tarımsal Sulama Programı kapsamında 2013-2015 yılları arasında kamu idarelerinin küçük ölçekli tarımsal sulama projeleri için 161,5 milyon TL ödenek tahsis edilmiş, 350 adet projeye destek verilmiştir.

Programın amacı, gelir seviyesi düşük olan bölge üreticisi için sulama altyapıları yapmak, onların tarımsal üretime yeniden dönmelerini sağlamak ve tarımda verimliliği artırmak. Proje 2018 yılına kadar devam edecektir.

DAP bölgesinde Hayvancılık Altyapısının Geliştirilmesi Projesi kapsamında hayvan içme suyu göletleri, sıvat imalatı ve ruhsatlı canlı hayvan pazarları, borsaları, koyunculuğun geliştirilmesi ve üniversitelerin araştırma ve uygulama birimlerinin desteklenmesi için toplam 58,3 milyon TL ödenek tahsis edilmiştir.

2015 yılında uygulamaya alınan DAP Bölgesi Yeşil Alanlarının Artırılması Programı vasıtasıyla 31,5 milyon ödenek tahsisi yapılmış, toplam 9 adet projenin tamamlanmasıyla 784 bin metrekare rekreasyon alanı yapımı sağlanacaktır. Bu söz konusu projeler, Kalkınma Bakanımız Cevdet Yılmaz’ın isteği üzere pilot bir uygulama olarak başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, DAP bölgesinin sahip olduğu yenilenebilir enerji potansiyelini ortaya çıkarması amacıyla bu projeye yaklaşık olarak 500 bin TL ödenek ayrılmış, kırsal alanda biyogaz enerji uygulamaları ve güneş enerji tesislerinin yaygınlaştırılması amacıyla araştırma, geliştirme ve uygulama projeleri için tahsis yapılmıştır.

Sınırda yer alan ilçelerin sosyal ve ekonomik problemlerini belirlemek üzere, gidermek üzere 2015 yılı yatırım programı kapsamında “Sınır İlçeler Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Programı”yla 27 projeye 13 trilyon ödenek tahsis edilmiştir.

Yıllarına göre DAP Eylem Planı yatırım tutarları: 2012 yılında 398 bin lira ayrılmışken 2013’te 1 milyon 930 bin, 2014’te 48 milyon 488 bin lira, 2015’te de 160 milyon 417 bin lira olmuştur; bu seneki program da 108 milyon 533 bin liradır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHİR ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Bakanımız Cevdet Yılmaz’a çok teşekkür ediyorum.

DAP Eylem Planı’nda görev alan başkan ve yöneticilere ayrıca teşekkür ederken 2016 bütçesinin de hayırlara vesile olmasını diler, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Yedinci konuşmacı Konya Milletvekili Sayın Mehmet Babaoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığımızın 2016 bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

KOP İdaresi 2011 yılında Aksaray, Karaman, Konya ve Niğde illerini kapsayan ama gittikçe kuraklık tehdidi altına giren KOP bölgesini kalkındırmak amacıyla kurulmuştur. KOP önceleri salt bir sulama projesi olarak algılanmaktayken KOP İdaresinin kurulmasıyla entegre bir bölgesel kalkınma projesine dönüştürülmüştür.

KOP bölgesinin yıllık yağış ortalaması Türkiye yağış ortalamasının yarısı kadardır. İklim değişikliğiyle yağışlar azalmış ve dengesizleşmiştir. Öte yandan, KOP bölgesi Türkiye su varlığının ancak yüzde 4’üne sahipken Türkiye tarım arazilerinin yüzde 12’sine sahiptir. Bu nedenle, hem bölge için hem ülke için kritik öneme sahiptir, gıda güvenliği açısından önem verilmesi gereken ve “Mavi Tünel” olarak bilinen proje paketine ilave olarak yeni su temini projelerinin acilen uygulanması gereken bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada şehir merkezlerine yoğun bir göç yaşanmaktadır. 1970’li yıllardan bu yana Türkiye'nin ekonomik gücü Marmara Bölgesi’ne yoğunlaşmış, bu bölge özellikle İstanbul özelinde göç aldıkça yatırım alan, yatırım aldıkça göç alan bir bölge hâline dönüşmüştür ve dikkatleri hep üzerine çekmiştir.

AK PARTİ iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, eğitim, sağlık, sulama, enerji ve özellikle ulaştırma yatırımları olmak üzere kalkınmayı ülke geneline yayma yolunda tarihî adımlar atmıştır. Bu amaçla GAP İdaresine ilave olarak KOP, DAP ve DOKAP idareleri kurularak bölgesel kalkınma alanı genişletilmiş, diğer yandan Büyükşehir Kanunu’yla nüfusun yüzde 77,2’sine sahip büyük şehirlerde kır-kent gelişmişlik farkını gidermeye yönelik adımlar atılmıştır. Hükûmet programımızda GAP, DAP, KOP ve DOKAP idarelerimizin yasal olarak güçlendirilmesine dair adımlar yer almaktadır, bu amaçla da ben teşekkürlerimi arz ediyorum.

Son gelişmeler, Türkiye'nin, içinde bulunduğu coğrafyada sürekli ve hep güçlü olması gereğini ortaya koymuştur. Bu amaçla İstanbul’un ve Marmara Bölgesi’nin yükünü azaltmak için yeni Marmaralara ihtiyaç vardır. KOP bölgesi mevcut potansiyeliyle bu yeni Marmaralardan birisi olmaya aday bir bölgemizdir, hem yenilenebilir enerji kaynakları hem de ulaştırma yatırımlarıyla bu yolda hızlıca ilerlemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014-2018 dönemi için yerel ve merkezî kurumlarla iş birliği içerisinde hazırlanan KOP Eylem Planı’yla bu bölgede, KOP bölgesinde bir yandan tasarruflu su kullanımı için tarım altyapısı modernize edilmiş, edilmeye başlanmış, bölgeye yeni su temini projeleri planlanarak aynı zamanda diğer sektörlerde de bölgeyi güçlendirecek kapsamlı adımlar atılmaya başlanmıştır.

KOP Eylem Planı’yla bölgeye tahsis edilen ödenek miktarı 9 milyar 927 milyon TL’dir. Aynı dönemde, KOP’a ve diğer idarelere tahsis edilen ödenek miktarı bakımından, kişi başına düşen ödenek miktarı bakımından bir hakkaniyet gözetilmiştir. Hatta, 2015 yılında KOP bölgesine tahsis edilen, örnek olarak söylüyorum, 1 milyar 650 milyonluk ödeneğin toplam 1 milyar 800 milyon olarak gerçekleşmesi bunu göstermektedir.

KOP İdaresi bölgeye yönelik tarım ve su önceliği yanında, diğer projelere de imza atmıştır. Küçük ölçekli sulama projeleriyle, bu bölgeye 352 milyon lira yatırımla 508 kırsal köy ve beldemiz kalkındırılmış, hane başına gelirleri 6-7 kat artırılmıştır. 2016 yılı bütçesinden de bu amaçla 71 milyon lira ödenek tahsis edilecektir. KOP İdaresi ayrıca, Kültür Varlıkları Envanteri, Veri Merkezleri Bölgesi Uygunluk Araştırması, KOP Bölgesi Tanıtım Programı, Yerel Yönetimlerin Geliştirilmesi gibi projelere de imza atmaktadır ve bölgede bu yönde faaliyetlerine devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BABAOĞLU (Devamla) – KOP İdaremizin toplam 107 milyon 356 bin TL olarak teklif edilen 2016 bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. Kalkınma Bakanlığımızın KOP bölgesine katkıları nedeniyle tüm Bakanlık ve kurumlarımıza teşekkür eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Babaoğlu.

Sekizinci konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Ayşe Sula Köseoğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda Kalkınma Bakanlığı Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle milletin kürsüsünden aziz milletimizi ve siz saygıdeğer vekillerimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Doğu Karadeniz Projesi Trabzon, Samsun, Giresun, Ordu, Artvin, Gümüşhane ve Bayburt illerini kapsamaktadır. Kısa adıyla “DOKAP”, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin sahip olduğu kaynakları değerlendirerek bu yöredeki insanlarımızın gelir düzeylerini ve yaşam kalitesini artırmayı, temel altyapı ihtiyaçlarının karşılanmasını ve bölgede ekonomik kalkınmanın ve sosyal gelişmenin hızlandırılmasını amaçlayan bölgesel bir kalkınma projesidir.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, DOKAP’ın koordinasyonunun sağlanması ve DOKAP Eylem Planı hazırlanması amacıyla 2011’de kurulmuştur. Hazırlanan DOKAP Eylem Planı da 2014 yılı sonunda kabul edilmiştir.

Yukarıda bahsedilen hedeflere ulaşmak, bölgenin ticaret ve turizm merkezi olmasını sağlamak adına, DOKAP Eylem Planı beş eksen üzerine kurgulanmıştır. Bu gelişme eksenleri; turizm ve çevresel sürdürülebilirlik, ekonomik kalkınma, altyapı ve kentsel gelişme, sosyal gelişme, yerel düzeyde kurumsal kapasitenin geliştirilmesi olarak belirlenmiştir. Böylece Doğu Karadeniz’deki 8 ilimizde 2014-2018 dönemi boyunca 128 eylem için 10,4 milyar TL’lik kaynak kullanılması planlanmaktadır.

DOKAP Eylem Planı kapsamında DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı sulama projelerinden yumurta tavukçuluğunun ve arıcılığın geliştirilmesi projelerine, Trabzon surlarının restorasyonundan Giresun Adası turizm ve botanik parkı uygulama projelerine, tıbbi ve aromatik bitki envanterlerinin çıkarılmasından yenilenebilir enerji kaynaklarının araştırılmasına, yolcu ve ürün teleferik taşımacılığından katı atık depolanmasına kadar pek çok konuda araştırmaları ve projeleri takip etmektedir.

DOKAP Kalkınma İdaresi Başkanlığı aynı zamanda, Turizm Master Planı’nın uygulanmasından da sorumlu kılındığı için üstlendiği misyon turizmin yeni parlayan yıldızı Karadeniz Bölgesi için hayati önemi haizdir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bu konuşmada, son yıllarda çokça konuşulan ve yalan yanlış değerlendirmelerle zihin karışıklığına neden olan ve Doğu Karadeniz Turizm Master Planı uygulamalarının en önemli lokomotifi olan Yeşil Yol hakkında da bilgi vermek istiyorum. 8 ilin yayla ve turizm merkezlerini üst kottan, yaylalar üzerinden birbirine bağlayan, Samsun’dan başlayıp Artvin Sarp Sınır Kapısı’na kadar uzanan Yeşil Yol doğayla bütünleşik bir turizm projesidir. Bu proje doğayı tahrip ederek beton yığınlarına dönüşmüş şehirlerden uzaklaşmak isteyen yerli ve yabancı turistlerin aradıkları doğal ortamı Karadeniz’in eşsiz güzellikteki yaylalarında bulmalarını sağlayacak ve yerel halkın yaylalara ulaşımını da kolaylaştıracaktır.

Yeşil Yol güzergâhı üzerinde belli aralıklarla 33 tane turizm merkezi, 5 adet kültür turizmi koruma, geliştirme bölgesi bulunmaktadır. Bu yol tamamlandığında bölgede turizm gelişecek, proje kapsamında yapılacak olan yatırımlarla yörede yaşayanların ekonomik ve sosyal refah düzeyi artacaktır.

İyileştirilmesi planlanan güzergâh yaklaşık 2.600 kilometre uzunluğunda olup mevcut yolların doğaya uygun iyileştirilmesi ve bağlantı yollarının yapılmasıyla tamamlanacaktır. Bu kapsamda, günümüze kadar Yeşil Yol imalatı projesine toplam 123,6 milyon TL ödenek aktarımı gerçekleştirilmiştir.

DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2016 yatırım planında Yeşil Yol güzergâhı üzerindeki turizm yatırımlarının desteklenmesi, turizm merkezlerinin imar planlarının yapılması, DOKAP tanıtım ve markalaşma faaliyetlerinin desteklenmesi, bölgedeki yaylaların karakteristiğini koruyan mimari projelerin hazırlanması ve uygulanması, DOKAP bölgesi kamu kurumları eğitim, ihtiyaç analizi projelerinin gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir.

Bu hedeflere ulaşmak adına 2016 yılı bütçesinde 2015 yılına oranla yüzde 12’lik bir artışla 76 milyon 300 bin TL’lik ödenek ayrılmıştır.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin tek kadın milletvekili olarak Trabzon ve bölge halkımız adına (AK PARTİ sıralarından alkışlar) bölgemize DOKAP kapsamında ayrılan ödenekler ve yapılan destekler için Sayın Başbakanımıza, Kalkınma Bakanımıza, Hükûmetimize ve ilgili bakanlıklara bölgem adına teşekkür ediyorum.

Sözlerime son verirken 2016 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, AK PARTİ Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köseoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına dokuzuncu konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Mahmut Atilla Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Kaya.

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplum ile devlet arasında güven tesisi ancak güçlü bir adalet sistemiyle gerçekleşir. Toplumsal huzur ve güven etkin adalet hizmetleriyle ölçülür. Adalet Bakanlığı diğer bakanlıklar gibi bakanlık hizmetlerini icra eden bir bakanlık değildir. Adalet Bakanlığı bütçeyi dağıtır ama yargılama yapmaz. Adalet sarayı yapar ama mahkeme etmez. Bu sebeple hükûmetleri adalet ve yargı üzerinden eleştirirken dengeli olmak milletvekili sorumluluğu ile güçler dengesi ilkesi gerçekliğinden uzaklaşmamak gerekir.

Biz, imtiyazları değil adaleti, üstünlerin hukukunu değil hukukun üstünlüğünü esas alan bir siyaset anlayışıyla on üç yıldır milletimizin devletimizle olan bağını güçlendirdik. Anayasa başta olmak üzere toplumsal değişime ve dönüşüme ayak uydurmayan pek çok kanunlarda değişiklikler yapıldı. Mevzuatlarımız ve temel kanunlarımız yenilendi. Vatandaşı çaresiz duruma düşüren, hakkını aramasını engelleyen birçok anayasal hükümler ortadan kaldırıldı.

Bakanlığımıza tahsis edilen toplam yatırım bütçesi 2002 yılında 80 milyon 210 bin TL iken 2016 Bütçe Tasarısı’nda ise 1 milyar 809 milyon 635 bin TL oldu ve 22 kat arttı. 2002 yılında adli yargıda 3.581 olan mahkeme sayısı 2016’da 6.131’e, idari yargıda 146 olan mahkeme sayısı ise 206’ya yükseltildi. 2002 yılında hâkim, savcı sayısı 9.349 iken 2016 yılı Şubat ayı itibarıyla bu sayı 14.712 oldu. Personel sayısı 2002 yılında 26.274 iken bu sayı 2016 yılı Şubat ayı itibarıyla 58.230 oldu.

Değerli milletvekilleri, en büyük adalet milletin vicdanıdır. Milletin vicdanı, tek parti döneminden sonra Demokrat Partiyi, 1960 darbesinden sonra Adalet Partisini, 1980 darbesinden sonra merhum Özal’ı ve 28 Şubat darbesinden sonra da -bu 28 Şubatın bizatihi mağduru- Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AK PARTİ’yi iş başına getirmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu yürekli milletin hak üzerine olan vicdanı 17 ve 25 Aralık yargı ayaklı darbe girişimine, ihanet şebekelerine, 30 Martta da, 10 Ağustosta da, 1 Kasımda da gerekli cevabı vermiştir.

1 Kasım deyince, iki gün önceki geçtiğimiz görüşmelerde hep beraber gördük, Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, bakanlarımıza kırmızı kart çıkarıldı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından, hatta dün Cumhuriyet Halk Partisinin grup başkan vekili “Yenildiniz, yenildiniz, yenildiniz.” dedi. Ben, Cumhuriyet Halk Partisine kırmızı kart göstermeyeceğim, bizim için esas olan milletin hakemliğidir, ben, Cumhuriyet Halk Partisine milletin çıkardığı kartı göstereceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, bu kartta da gördüğümüz üzere 7 coğrafi bölgenin tümünde AK PARTİ 1’inci parti. 81 ilin 63’ünde 1’inci parti AK PARTİ.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Diğerlerinde de 2’nci.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – İyi ki bu var, başka bir şey yok. Başka bildiğiniz bir şey yok, iyi ki bunu öğrendiniz, başka bir şey bilmiyorsunuz. Ülkeyi yangın yerine çevirdiniz.

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) - Sayın Grup Başkan Vekilim, bu tabloya göre yenildiniz, yenildiniz, yenildiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Geçmişte yargıyı “Bizim arka bahçemiz” diye tanımlayan bakanlar oldu. Partizanlık yapıp yandaşlarına kadro dağıtmakla övünen bakanlar oldu, “5 bin kişilik kadro çıkardım, kendimize değil de millî görüşçülere, ülkücülere mi verseydim?” diyen bakanlar oldu. Yüzlerce gazetecinin cezaevlerine tıkıldığı dönemler bizden önceki dönemlerdir. Bununla birlikte, Meclisin dört aylık çalışma süresi boyunca sürekli yargı kararlarını fütursuzca eleştirip dört gün önce Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ve Anayasa’nın 148’inci maddesine açıkça aykırı olan kanun yolları tüketilmeden verilmiş karara Sayın Cumhurbaşkanımızın ve bizlerin yaptığı değerlendirmeleri kınayanları iki yüzlü buluyorum ve bu iki yüzlülüğü ben de kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sizin başbakan yardımcınız “kişisel görüşü” dedi ya.

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) - Hiçbir demokrasi ve hukuk anlayışı teröre ve şiddete prim vermez. Gazeteciliği kılıf olarak kullanıp ülkesini arkasından hançerleyenler, casusluk yapanlar, yargıyı istismar edip…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne casusluğu, ne casusluğu?

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) - …millî iradeye ve demokrasiye kumpas kuranlar, aynı şekilde Anayasa’nın vermiş olduğu dokunulmazlık zırhına sığınıp bu yüce Meclisin çatısı altında terör yardakçılığı yapanlar, sırtını PKK’ya, YPG’ye dayayanlar tarih önünde olduğu gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) - …hukuk çerçevesinde de bunun hesabını ödeyeceklerdir.

Sayın Bakanımızın şahsında tüm Bakanlık çalışanlarını kutluyor, 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaya.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, hem sisteme girmişsiniz hem de ayakta söz talebiniz var. Buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, bir sataşma doğdu, dolayısıyla yerimden söz talebine gerek kalmadı.

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararla ilgili Cumhurbaşkanının yapmış olduğu değerlendirmeleri eleştiren, kınayanları farklı tanımladı ve “Kınıyorum.” dedi. Biz de bu konuları günlerdir tartışıyoruz, dolayısıyla sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki Sayın Baluken, iki dakika size kürsüden söz veriyorum, daha sonra Sayın Altay’ı dinleyeceğim.

Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, AKP Grup Başkan Vekilinin özellikle not almasını rica ediyorum. Bu Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla ilgili yapmış olduğu darbe anlayışına karşı, AKP’nin tutumu, Hükûmetin tutumu nedir anlayamıyoruz. Günlerdir burada soruyoruz bir cevabı yok bunun. Biz muhalefet partisi olarak, 7 Hazirandan itibaren bu ülkede bir saray darbesinin devreye girdiğini, karargâh darbesinin saray darbesiyle tamamlandığını, her iki darbeci gücün şu anda kol kola bir savaş konseptiyle beraber bu ülkeye ağır bedeller ödettiğini defalarca söyledik. Nitekim, sizin kabul etmediğiniz bu darbe anlayışını, Cumhurbaşkanı ara ara bir vesayet hatırlatması üzerinden bütün kamuoyuna gösteriyor. Ama sizin kafanız karışık. Grup başkan vekili ilk gün tahliyelerden duyduğu sevinci belirtti, iki gün sonra, Erdoğan’ın açıklamalarından sonra 180 derece dönüş yaptı. Şimdi, dün burada sorduk, Binali Yıldırım’ın yanında oturan bakan, buraya çıkıp “Hak ihlalidir… Yetki gasbıdır.” deyip, Cumhurbaşkanının lehinde konuştu, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Numan Kurtulmuş çıkıp, “Bu, tamamen Cumhurbaşkanının kişisel görüşüdür.” dedi. Şimdi, bir karar vermeniz lazım. Bir bakan gelip de Genel Kurulu yanlış yönlendiremez, bilgilendiremez. Bir bakan, Binali Yıldırım’ın yanında otururken farklı konuşup, Davutoğlu’nun yanında otururken farklı konuşuyorsa burada sizin aranızdaki bir çatışma gün yüzüne çıkmış oluyor. Saray ile Hükûmet arasında çatışma var, Hükûmetin de kendi arasında derin bir yarılma var. Davutoğlu’na yakın bakan ayrı konuşuyor, Binali Yıldırım’a yakın bakan ayrı konuşuyor.

Net olarak şunu söyleyin: Bu darbe anlayışına, “Anayasa Mahkemesinin kararını kabul etmiyorum.” diyen, mahkemeye “Direnin” çağrısı yapan bu anlayışa karşı partinizin, Hükûmetinizin tavrı nedir, gelin burada açıklayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, iktidar partisi grubu adına konuşan sayın hatip, Anayasa Mahkemesi kararından sonraki grubumuza mensup üyelerin kimi değerlendirmeleri için “iki yüzlülük” ithamında bulunmuştur. Bu açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

Size de iki dakika söz veriyorum.

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

O haritayı ben biliyorum, millet de biliyor, hiç merak etme, hiç merak etme!

Şimdi, iki yüzlülüğün ne olup ne olmadığının en güzel örneğini bir iki gündür iktidar partisine mensup siyasetçiler veriyorlar, fazlasıyla veriyorlar. Biraz önce Sayın Baluken’in söylediklerini tekrar etmek istemem ama Can Dündar ve Erdem Gül soruşturmasında ben Sayın Başbakanın şu beyanatını hatırlıyorum: “Tutuksuz yargılanmaları esastır.”

Bugün, biraz önce Sayın Adalet Bakanı da Anayasa Mahkemesinin kararına eleştirel bir yaklaşım getirdi. Buna da olabilir deriz, demokrasiyse, demokraside her şey konuşulacak, bunları kabul edebiliriz belki ama Adalet Bakanının mahkeme kararını hukuksuz ilan etmesi tartışılacaktır hem kamu vicdanında hem hukuk çevrelerinde.

Asıl olan şudur, sizin anlamadığınız şudur: Biz, görevi ve makamı her ne olursa olsun herkesin ifade özgürlüğü, düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında söyleyecek sözü vardır, buna en saygılı partiyiz. Sayın Cumhurbaşkanının “Mahkeme kararlarına saygı duymuyorum.” lafı da sineye çekilebilir ifade özgürlüğü kapsamında. Ama, orta yerde bir Anayasa var ve Cumhurbaşkanının “Yüksek mahkemenin kararına uymuyorum.” deme haddi ve hakkı yok; paşa paşa uyacak, paşa paşa uyacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Akçay söz istemişti Sayın Çakır.

Buyurunuz Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aynı gerekçelerle Sayın Başkan. Çünkü…

BAŞKAN – Evet, size de iki dakika söz veriyorum.

Daha sonra size söz vereceğim Sayın Çakır.

Buyurun Sayın Akçay.

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ikiyüzlü olmak, tutarsız olmak farklı zamanlarda, farklı sözler ve ifadelerde ve tutumlarda bulunmaktır. Bunu da en çok yapan AKP iktidarıdır, en çok yapanların başında da Erdoğan gelmektedir ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisine bizim kendisine saygı duymamızı fevkalade zorlamaktadır.

HAMZA DAĞ (İzmir) - Allah, Allah!

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın Erdoğan’dan başka konuşacak hiç mi konunuz yok? Konuşacak hâliniz yok ki!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – “Saygı duymuyorum, uymuyorum, mahkeme de uymasın.” demek darbe üstüne darbedir. Anayasa’yla göreve gelen, seçilen bir Cumhurbaşkanı “Anayasa’ya saygı duymuyorum veya mahkeme kararına saygı duymuyorum.” diyemez. Ve Başbakan farklı konuşuyor, dün farklı konuşuluyordu. Şimdi, Erdoğan’ın devirdiği çamları nasıl tamir edeceğinizin şaşkınlığı içerisinde, ne diyeceğinizi bilemez bir hâldesiniz. Bazı bakanlar farklı konuşuyor. Yine, Erdoğan’ın geçmişte söylediği buna benzer çelişkili ifadeler de var. Şunu söyleyebilirim: Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan AKP Grubunun başında yani AKP’nin başında ve iktidarın başında âdeta küp olmuş bir durumda, küp gibi duruyor ve ciddi bir rahatsızlık da yaratıyor çünkü her gün ne diyeceği meçhul ve açığa düşürüyor iktidar partisini ve Hükûmeti. Artık söylenecek söz de kalmadı Cumhurbaşkanına.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi parti meselelerinize bakın!

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Bu kadar tutarsız, hukuk tanımayan bir insan artık hiçbir şey tanımaz; insanlığı da tanımaz, insan haklarına saygı duymaz. Böyle bir şey olabilir mi? Anayasa’yı tanıyacaksınız, saygı duyacaksınız, başka yolu yok! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Anayasa Mahkemesi de Anayasa’yı tanıyacak.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Şu MHP’nin hâline bak, hâline!

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Anayasa Mahkemesi de Anayasa’yı tanıyacak Sayın Başkan.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Cumhurbaşkanına da saygılı ol!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Anayasa’yı hukuku tanımamak kendini inkârdır, kendini tanımamaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hukuka da saygılı ol!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi parti meselelerinize bakın, kendi partinin hâline bak, hâline!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Siz saygılı olun, saygısız! Utanın be, utanın! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bu mu milliyetçilik, bu mu vatanseverlik?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır, buyurunuz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Cumhurbaşkanına hakaret mi vatanseverlik?

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi partinizin hâline bakın, kendi hâlinize bakın.

SALİH CORA (Trabzon) – Tüm teşkilatlarınızı görevden aldınız. Tüzüğü tanı ki Anayasa’yı tanıyasın!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi hâlinize bakın, kendi hâlinize!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Çakır’ı dinleyeceğim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz ikiyüzlüysek siz de kişiliksizsiniz! Yeter artık be! Erdoğan’a kutsiyet atfetmeye başladınız.

OKTAY VURAL (İzmir) - Vesayet altında konuşmayın be! Vesayetten kurtulun.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Otur yerine!

SALİH CORA (Trabzon) – Bize hukuk dersi veremezsin, bize hukuk dersi veremezsin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Çakır’ı dinleyelim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Utanmazlar, biraz şahsiyetli olun!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Partinin içine bakacaksın önce, kendi partinin, darmadağın olmuşsunuz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Baluken konuşmasında Sayın Başkan, “Partinizin kafası karışık…”

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Görevli siz misiniz? Biz her şeyden gurur duyarız, tamam mı? Bizim alnımız ak. Utanmazlar!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ne diyorsun sen ya?

SALİH CORA (Trabzon) – Sağlığını bozma, rahat ol.

BAŞKAN – Sayın Çakır, sataşma olduğu için sizi duyamıyorum; karşılıklı konuşmalar var.

Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sizde şahsiyet olsa bu kadar Erdoğan’ın şahsiyetini konuşmazsınız. Yeter!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Şahsiyetsiz sensin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum. Sayın Grup Başkan Vekili ayakta ve söz talebi var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biraz kişilikli olun, kişilikli!

BAŞKAN – Buyurunuz.

ÇOŞKUN ÇAKIR (Tokat) – HDP Grup Başkan Vekili Sayın Baluken konuşmasında partimizin, kafamızın karışık olduğu şeklinde bir sataşmada bulunmuştur, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır, size de iki dakika veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Toplum da, milletin birliği de canlı bomba gibi oldu be! Yeter ya!

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkan çok teşekkür ediyorum. Öncelikle…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Memleketin bu kadar meselesi var. Ülkenin can güvenliğini sağlayın önce.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Bağırma, bağırma!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ülkenin her türlü güvenliği sağlanmıştır, işine bak sen.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Erkan Başkanım, sakinleştiyseniz konuşayım ben.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamam Sayın Başkanım, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Tamam Çakır, siz devam edin lütfen.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Sağ olun Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Sayın Baluken’in söylemiş olduğu hususta bir cümle söyleyeyim kapatayım.

Bizim bir kafa karışıklığımız falan söz konusu değildir, kafamız son derece nettir. Farklı tezleri, farklı yaklaşımları dillendirebiliriz; bu bizim zenginliğimiz, çeşitliliğimiz, özgünlüğümüzdür. Bunun altını çizmek gerekir.

Son olarak, burada, özellikle evvelsi gün -dün nispeten sakin geçti ama- ve bugün tekrardan bir ekmek çıkacağı ümidiyle, bir iş çıkacağı ümidiyle, Sayın Cumhurbaşkanlığının geçen gün yapmış olduğu beyandan hareketle bir konuşma yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili görüşünü beyan etmiştir ve bu karara saygı duymadığını söylemiştir ve onun görüşüdür, biz de bu karara saygı duyuyoruz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – “Tanımıyorum.” demiş ya!

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesine bir laf etmemiştir, Anayasa Mahkemesinin aldığı karara laf etmiştir; bunun altını çizelim.

Aynı şekilde, Sayın Başbakanımız daha evvelki konuşmalarında da, başka bazı konularda da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Net konuşmadı yani.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – …tutuksuz yargılanmaya ilişkin beyanda bulunmuştur, bu da aynı şekilde.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İşte, Cumhurbaşkanı “Tutuklu yargılansınlar.” diyor, Başbakan “Tutuksuz yargılansınlar.” diyor.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Bülent Bey’in, Değerli Grup Başkan Vekili arkadaşımızın tutumuna gelince Sayın Başkan, Bülent Bey’in tutumuna gelince ifade ettiği şeyi kendisi burada açıkladı fakat siz ısrarla anlamak istemiyorsunuz İdris Bey. Dediği şudur: “Yargılanan birisinin dışarı çıkmasından memnuniyet duyarım.” dedi ve bu çok insani bir şeydir, burada absürtlük yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi “Duymuyorum.” diyor.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Daha sonra söylemiş olduğu şey de şudur: “Fakat yargılama henüz bitmemiştir.” demek suretiyle başka bir hususu ifade etti. Çelişen herhangi bir şey ortada söz konusu değil.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Efendim, ilk gün söyleseydi ya, ilk gün ikisini beraber söyleseydi ya, ilk gün niye söylemedi?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Şunu da son olarak söyleyeyim: Sayın Baluken, buradan size ekmek çıkmaz. AK PARTİ bir kaya gibi dimdik ayakta durmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Daha evvel söylediğim gibi, yel kayadan ne aparır! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sizden gelecek ekmek Allah’tan gelsin.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın grup başkan vekili benim bu siyasi değerlendirmelerimi bir ekmek çıkarma arayışı olarak değerlendirdi, sataştı.

BAŞKAN – Sayın Baluken, son kez söz veriyorum, iki dakika, ondan sonra kapatacağım konuyu.

Buyurun.

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bakın, yandaş basın da manşet manşet Anayasa Mahkemesindeki paralellerden bahsediyor değil mi? Peki, bu Anayasa Mahkemesi üyelerini kim seçti? Bizim bildiğimiz kadarıyla, 10’unu o dönemin Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül seçti, değil mi? Abdullah Gül aynı zamanda AKP’nin kurucu kadrosundan. 2’sini Türkiye Büyük Millet Meclisinin oylarıyla buradan siz seçtiniz, geriye kalan 4’ünü Ahmet Necdet Sezer ve 1’ini daha önceki dönemden Özal seçti. Şimdi, 17 kişiden 12’sini sizin seçmiş olduğunuz bir mahkemeyi paralel olarak addedip, “Ben onun verdiği kararları tanımıyorum.” deyip, üstüne “Mahkemelere direnmeniz gerekiyor.” deyip, “Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesinin kararlarını elinizle bir kenara atın.” deyip…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Kim “paralel” diyor?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …ondan sonra, üstüne “Ortalık karışacak.” demek…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, kim “paralel” diyor?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Yani buna nasıl bir savunma yapıyorsunuz siz?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Baluken Bey, kim paralel diyor?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bakın, kafanız karışık değil, ben onu demedim yanlış anlamışsınız; içinizde ayrışma var. Cumhurbaşkanı ile Hükûmet arasında, Hükûmetin de kendi arasında. Binali Yıldırım’ın yanında oturan bakan başka açıklama yapıyor, Davutoğlu’nun yanında oturan bakan farklı açıklama yapıyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakanın yaptığı açıklamaların çelişkilerini artık burada dile getirmeyeyim ben. Sadece bakın, Cerattepe’yle ilgili; Davutoğlu, Cerattepe meselesiyle ilgili çağırdı, konuştu, herkes de büyük bir memnuniyet duydu. “Gerekirse ben de Cerattepelilerle birlikte yürürüm.” dedi. Ne oldu? İki gün sonra, Cumhurbaşkanı çıkıp “Bunlar yavru Gezicilerdir.” dedi. Öyle kafa karışıklığı falan değil.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sokakları savaş alanına döndürenlere dedi onu.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Siz dışarıda, dış politikada, dışarıda yalnızlaştınız, tek başınıza kaldınız, izole oldunuz; içeride de muazzam bir sıkışmışlık ve çatlamışlık durumu içerisindesiniz.

Bizim derdimiz şu: Biz kimi muhatap alacağız? Mesela, Cerattepe’yle ilgili Davutoğlu’nun söylediklerini mi muhatap alacağım, Erdoğan’ın söylediklerini mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Farklı diğer konularda Binali Bey’le yakın oturan bakanı mı muhatap alacağım, Bakanlar Kurulundan çıkan bakanı mı muhatap alacağım? Ben onun derdindeyim.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Siz kendi işinize bakacaksınız!

İDRİS BALUKEN – (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Baluken.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına onuncu konuşmacı, Ordu Milletvekili Sayın Oktay Çanak’ı davet ediyorum.

Buyurunuz Sayın Çanak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerinde Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumu Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Ceza infaz sistemi ve ceza adaleti sistemi Bakanlığımızın en önemli konularından biridir; zira AK PARTİ iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden bugüne kadar adalet alanında, özellikle infaz sistemi konusunda çok önemli değişiklikler yaptı. AK PARTİ döneminden önce Türk filmlerine bile konu olan cezaevleri, bugün, Avrupa’da bile imrenilecek bir hâlde bir kurumlaşmaya, bir tesisleşmeye gitti.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Oktay yapma, Oktay.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Cezaevlerinden haberin yok senin, haberin yok.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Evet, siz buna itiraz edebilirsiniz. Bakın, şimdi vereceğim rakamlar bunları çok açık olarak gösterecek.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sabah televizyonları izleseydin…

BAŞKAN – Sayın hatibi dinleyelim lütfen.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Cezaevleri kapasitesi dolu fazlasıyla. Hey, yavrum hey! Sen ayda yaşıyorsun.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Oktay, Maltepe Açık Cezaevi 400 kişilik, 1.142 kişi yatıyor, bak.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Çocuklara taciz yapılıyor, çocuklara tecavüz ediliyor.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – AK PARTİ döneminde hükümlü ve tutuklular ilk defa cenazeye katılabilme imkânı elde etti. Hasta olanlar, sakat kalanlar ilk defa AK PARTİ döneminde infazları ertelenerek dışarı çıkma imkânları buldular.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Cezaevlerindeki izdihamdan haberin yok senin! Ayda yaşıyorsun, ayda!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Oktay cezaevine beraber gidelim, görelim; beraber gezelim Oktay.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – 2016 tarihinde sadece 571 mahkûm sakat olduğu için, ağır hasta olduğu için infazı ertelenerek ailesinin yanına gönderildi.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yapma, ne olur yapma!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Ayrıca bununla niye övünüyorsun ki, cezaevlerini doldurmakla niye övünüyorsun? Cezaevlerini boşaltmanın yoluna bak kardeşim.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Yine, çocuk hükümlüleriyle alakalı da bu çocukların ailesiyle vakit geçirmeleri için yeni düzenlemeler yapıldı. Bakın, ülkemizde…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Marifet cezaevlerini doldurmak değil, boşaltmak, boşaltmak ama senin kafan öyle değil ki.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Evet, onunla ilgili de söyleyeceğim.

Ülkemizde AK PARTİ döneminden önce tutukluluk oranı yüzde 54’tü ama AK PARTİ döneminde tutukluluk oranı yüzde 14’e düştü.

MUSA ÇAM (İzmir) – Suç oranı ne? Suç oranını da söyle.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Peki, Avrupa Birliğinde bu oran ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 22,9.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yapmayın!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Cezaevleri ağzına kadar dolu, tuvalet önlerinde yatıyor insanlar.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Bunların hepsi resmî rakamlar. Evet, maalesef, hoşunuza gitmiyor ama bunlar Türkiye’nin AK PARTİ döneminde yaşadığı gerçekler.

ATİLA SERTEL (İzmir) – İnsanlar yerlerde yatıyor cezaevlerinde, yerlerde yatıyor; inan bak, inan.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Bakın, 272 infaz kurumu AK PARTİ döneminde yaşam koşulları kötü olduğu için kapatıldı…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Oktay Bey, yerlerde yatıyor insanlar, betonda yatıyor.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – …ve 119 infaz kurumu yine, AK PARTİ döneminde yeniden inşa edildi. Avrupa’da 1 kişinin kaldığı hücre asgari olarak 6 metrekare, azami olarak 9 metrekare iken Türkiye’de bunun asgarisi 11 metrekare, azamisi de 16 metrekaredir.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bir hukukçuya cezaevlerini övmek yakışmaz Oktay Bey.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Bu cezaevlerini gezmenizi istiyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Cezaevlerini övmeyin Oktay Bey. Siz hukukçusunuz, siz baro başkanlığı yaptınız.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Ben baro başkanıyken birçok cezaevlerini gezdim. Eğer siz de gezer görürseniz, bu iyileşmeyi görürsünüz. Bakın, bugün Ordu Efirli Cezaevinde 100 mahkûm tekstil atölyelerinde çalışma imkânı buluyor…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yapmayın Oktay Bey! Bir hukukçuya yakışmaz Oktay Bey.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – …ve orada elde ettikleri o malzemelerle sigortalı hâle geliyorlar ve orada edinilen kârdan pay alıyorlar. Ülke gerçekleri…

MUSA ÇAM (İzmir) – Koskoca baro başkanı bunu mu söyleyecek? Yapma hocam ya, gerçekten yapma!

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Bakın, Cumhurbaşkanımıza, bütçe görüşmeleri başladığı günden itibaren maalesef çok çirkin sözler sarf ediliyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne söylendi?

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Aslında maksat, Cumhurbaşkanımızın Anayasa Mahkemesiyle ilgili söylediği sözler değil; burada maksat, Sayın Cumhurbaşkanımızı milletin nezdinde yıpratmak.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Kendi kendini yıprattı, Allah Allah!

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Şimdi, size söylüyorum: Deniz Gezmiş’i asan, idam kararı veren bir yargı kararına saygı duyuyor musunuz?

MUSA ÇAM (İzmir) – İdama karşıyız, idama!

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Adnan Menderes’e idam kararı veren bir mahkemeye, mahkeme kararına saygı duyuyor musunuz?

MUSA ÇAM (İzmir) – İdam cezalarına karşıyız.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Bakın, Sayın Cumhurbaşkanımız Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ordu ilinde yüzde 67 oy alarak seçildi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne olacak?

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Bu oran Rize’de yüzde 80. Ve onun temsil ettiği siyasi düşünce üç ay önce Ordu’da yüzde 64 oy aldı.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Geç bunları, geç!

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Ama, ne yaparsanız yapın Cumhurbaşkanımızı bu milletimizin kalbinden, AK PARTİ’nin yapmış olduğu hizmetleri de bu milletin aklından çıkaramayacaksınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü, bu millet Recep Tayyip Erdoğan’ı ne kalbiyle seviyor ne de aklıyla, olur ya bir gün kalp durur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY ÇANAK (Devamla) – …akıl unutur; bu millet Recep Tayyip Erdoğan’ı ruhuyla seviyor; o ne durur ne unutur diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çanak.

On birinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Yıldız Seferinoğlu.

Buyurunuz Sayın Seferinoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nın Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumsal ihtiyaçlara karşılık veren bir adalet sistemi hepimizin en büyük arzusudur. Bu bilinçle, AK PARTİ hükûmetleri ve bakanlıklar, Adalet Bakanlığı çok sayıda yargı ve adalet reformlarını yapmış ve hâlen yapmaya da devam etmektedir.

Adalet reformu anlamında ilk derece mahkemeleri ve yüksek dereceli mahkemeler alanında büyük adımlar yapılmış ve reformlara imza atılmıştır. Bunlardan bazılarını sizlere bahsetmek istiyorum: Bunların başında, elbette, devlet güvenlik mahkemeleri ve özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını söyleyebilirim. Yine, sulh ceza mahkemelerinin kaldırılarak yerine sadece koruma tedbirleriyle ilgili görevlendirilen sulh ceza hâkimliklerinin kurulması buna en güzel örneklerden bir tanesidir.

Mahkemeler teşkilatındaki bir gelişmeye de ilk derece mahkemeleri sayısındaki artışlar örnek gösterilebilir. 2002 yılında adli yargıda 3.581 olan mahkeme sayısı 2016 yılında 6.171’e ulaşmıştır ki artış oranı yüzde 71’e tekabül etmektedir. İdari yargıda 146 olan mahkeme sayısı 206 ya ulaşmış olup bunun artış oranı da yüzde 41’e tekabül etmektedir. Keza, Yargıtay ve Danıştay üye sayıları artırılarak birden fazla heyetle çalışması imkânı tanınmış, bu vesileyle Yargıtaydaki dosyaların hızlandırılması sağlanmıştır.

Yine önemli reformlardan bir tanesine de istinaf mahkemelerinin kurulması örnek gösterilebilir değerli arkadaşlar. Adli ve idari yargıda istinaf mahkemesi usulünü uygulayacak olan bölge mahkemelerine ilişkin çalışmalarda son aşamaya gelinmiştir. Bildiğiniz üzere, bu konuyla ilgili düzenleme 2004 yılında yapılmıştır. Bölge adliye mahkemeleri Ankara, İstanbul, Adana, İzmir, Bursa, Kayseri, Diyarbakır, Erzurum, Konya, Samsun, Antalya, Sakarya, Trabzon, Van ve Gaziantep olmak üzere 15 ilde kurulacaktır. Yine, bölge idare mahkemeleri ise Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Gaziantep, Erzurum, Samsun illerinde olmak üzere 8 ayrı ilde kurulmasına karar verilmiştir. Söz konusu bölge adliye mahkemeleri ve bölge idare mahkemeleriyle ilgili hazırlık çalışmaları tamamlanmış olup 20 Temmuz 2016 yılında inşallah açılacaktır.

Yine, reform kapsamında hâkim ve savcı sayısından da kısaca bahsetmek istiyorum. Avrupa Konseyi Adalet Etkinliği Komisyonu Raporu’na göre Avrupa Konseyi ülkelerinde 100 bin kişiye düşen hâkim sayısı 21,3 iken savcı sayısı 11,1’dir. Üstelik bu ülkelerin çoğunda mesleği hâkimlik olmayan profesyonel insanlar da var. Buna karşılık, ülkemizde 2002 yılında 100 bin kişiye düşen hâkim sayısı 7,5; savcı sayısı 4,5 iken bugün hâkim sayısı 12’ye, cumhuriyet savcısı sayısı ise 6’nın üzerine çıkmıştır. Artışlara rağmen, hâlâ, hâkim ve savcı sayısı olarak Avrupa standartlarına ulaşılabilmiş değildir. Ancak 2018 yılına kadar alınacak hâkim ve savcılarla bu standartlar yakalanmaya çalışılmaktadır.

Adalet Bakanlığı yalnızca sayısal yetersizliğin giderilmesi için değil, eğitim çalışmalarının etkinliğinin artırılması için de büyük çaba sarf etmektedir. Örneğin, Adalet Akademisi de bizim hükûmetler döneminde kurulmuştur. Öte yandan, eğitim konusunda yabancı dili de kapsayacak şekilde geniş bir bakış açısı yakalanmış, yargı mensuplarımıza yabancı dil dâhil akademik kariyer yapma fırsatı verilmiştir. Bunların sonucunda yargı mensuplarımızın uluslararası kurumlarda görev alması sağlanmış, bu şekilde görev alanların sayısı sürekli artmaktadır. Bugün itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi Daimî Temsilciliği ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdinde görev yapan hâkim ve savcılarımız bulunmaktadır.

Bu vesileyle bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Seferinoğlu.

On ikinci konuşmacı, Bursa Milletvekili Sayın Zekeriya Birkan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet Bakanlığı 2016 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bütün bu tartışmalar, buradaki polemikler bir şeyi apaçık gösteriyor, o da şu: Artık, Türkiye’nin darbecilerin dayatmış olduğu 1982 Anayasası’yla yürümesinin mümkün olmadığının açık bir göstergesi. Yasalarımızda, Anayasa’mızda ne kadar değişiklik, ne kadar rötuş yaparsak yapalım maalesef kurumlarımız eski alışkanlıklarından vazgeçmiyor, devam ediyor. Türkiye’de artık, mutlaka sivil, özgür, demokratik yeni bir anayasayı hepimizin el birliğiyle yapmasının zamanı gelmiştir. Eğer bunu yapmazsak, biz, bundan sonra her Meclis açılışında bu tartışmaları yapmaya devam edeceğiz.

Gerçekten, bu geçen dönemde Adalet Bakanlığımızın ve Meclisimizin yapmış olduğu mevzuatla ilgili çalışmalarda şahsen benim önemsediğim önemli konulardan bir tanesi, uluslararası anlaşmaların yani usulüne göre yürürlüğe girmiş olan uluslararası anlaşmaların yerel mevzuatımızın üzerinde farz edilerek temel hak ve hürriyetler konusunda lehe olan hükmün uygulanmasının yürürlüğe konulmuş olmasıdır. Bu çok önemli bir gelişmedir. Tek tek tanım yerine, uluslararası evrensel standartları taşıyan, temel hak ve hürriyetleri belirtmiş olan anlaşmalar yürürlüğe girerek artık tüm mevzuat anlamında mahkemelerimizi bağlamaktadır. Bu anlamda da Bakanlığımıza ve yüce Meclise teşekkür ediyorum.

Şüphesiz ki Adalet Bakanlığımız, adalet mekanizmasının altyapısı noktasında birçok konuyu -fiziki olsun, adliyeler, UYAP gibi birçok konuyu- çözmüştür. Mevzuat anlamında da güzel çalışmalar yapmıştır. Ben hepsini buradan zikredecek değilim. Dikkatimi çeken hususlardan bir tanesi, önemli gördüğümüz bir konu, ilköğretim okullarında hukuk ve adalet dersinin konulmuş olmasıdır. Bu çok önemli bir konudur çünkü gençlerimizin demokratik hukuk bilincine ulaşması ve hak arama şuuruna sahip olması açısından önemli bir düzenlemedir ama yeterli değildir.

Adalet Bakanlığımızın, YÖK’le yapacağı iş birliğinde de, hukuk fakültelerimizin müfredatına müdahil olması gerektiğine inanan birisiyim bir hukukçu olarak. Özellikle hukuk fakültelerimizde psikoloji, sosyal psikoloji, sosyoloji ve antropolojinin yanında yabancı dil, güzel yazma ve etkin konuşma gibi derslerin müfredata eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hâkim, savcı ve avukatlarımızın yaşamış oldukları toplum ve mahkemelerde yargılamış oldukları insanlarla ilgili, bunların ruh yapısıyla alakalı daha çok tanımlamaya ihtiyaçları olduğu kanaatindeyim.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Çok doğru, katılıyorum.

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) – Yine, bir diğer konu: Hâkim, savcı ve adaletin en önemli unsurlarından olan avukatlarımızın, mutlaka, yurt dışındaki toplumların adalet mekanizmalarının işleyişi noktasında Adalet Bakanlığı ve barolarımızın el birliğiyle yurt dışında inceleme, araştırma ve çalışma yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Çok değerli milletvekilleri, bu dönemde, Adalet Bakanlığımızın en heyecan verici projelerinden bir tanesi de “ara buluculuk” müessesesidir. Çünkü, ülkemiz artık öyle bir hâle gelmişti ki davayı kazanın da kaybedenin de memnun olmadığı bir sistemden, artık ara bulucu nezdinde anlaşan iki tarafın, herkesin kazanmış olduğu bir sistem noktasında güzel bir çalışma olduğuna inanıyorum. Bu anlamda ara bulucukla ilgili mevzuatın mutlaka geliştirilmesi gerektiğini ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.

2016 yılı Eylem Planı’nda birçok kanun da Hükûmetimizin gündeminde ama bu kanunlardan şahsen önemsediğim Avukatlık Kanunu. Hepinizin bildiği gibi, sayıları hızla artan avukat meslektaşlarımızın sorunları çığ gibi büyümektedir. Bir an önce Avukatlık Kanunu modern hâle getirilip bu alanın düzenlenmesi gerekmektedir. Yine, Avukatlık Kanunu’nun düzenlenmesinde baroların tek ses olmaktan çıkıp artık herkesin barosu hâline geleceği, seçimde adaleti sağlayacak olan nispi temsil sisteminin baroların seçiminde uygulanması gerektiği kanaatindeyim.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Ülkede de uygulayalım…

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; bu ülke hepimizin, adalet hepimize lazım. Türkiye’de iktidara kim gelirse gelsin herkesin canından, malından, işinden ve özgürlüklerinden emin olacağı bir adalet mekanizmasını kurmak hepimizin görevi.

Ben, 2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on üçüncü konuşmacı Balıkesir Milletvekilli Sayın Mahmut Poyrazlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT POYRAZLI (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Adalet Bakanlığı bütçesi içerisinde yer alan Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu 2016 bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ hükûmetlerimizin üzerine önemle eğildiği alanlardan biri de ceza infaz sistemidir. AK PARTİ hükûmetleri olarak ceza infaz alanında atacağımız adımları belirlerken mutlaka insan hakları ile hükümlülerin topluma kazandırılması konularına dikkat edilmektedir. AK PARTİ olarak bizim infaz anlayışımızın temelinde tabii ki insani yaklaşım vardır, ceza infaz kurumunda bulunan bütün tutuklu ve hükümlülerin devlete emanet olduğunu biliriz. Onları korumanın, onların insan onurunu ve haysiyetini koruyarak cezalarının infazını temin etmenin de vazifemiz olduğunu bilmekteyiz.

Bu nedenle, 2002 yılından bu yana inşa edilen tüm kurumlarımızda oda sistemine uygun binalar inşa edilmiştir. İnsan odaklı eksende yeni inşa edilen tüm kurumlarımızda mutlaka iş atölyeleri, eğitim, sosyal ve kültürel amaçlı alanlar ile açık ve kapalı spor alanlarına öncelik verilmektedir.

Çağdaş infaz rejimine uygun olmayan, yeterli eğitim ve iyileştirme çalışması yapılamayan ve tabii ki kaynak israfına yol açan 272 küçük ilçe ceza infaz kurumu kapatılarak hizmetlerine son verilmiştir.

Yine, herkesin malumudur ki infazlara ve mahkûm isyanlarına tanıklık eden, o darbe yıllarının acılarının yaşandığı cezaevleri de AK PARTİ döneminde müzelere dönüştürülmüştür.

Yeni inşa edilen tüm kurumlarımızda yemekhane, iş atölyesi, alışveriş merkezi, okul, kreş, spor alanları gibi ünitelerle birlikte, ülkemiz genelindeki 180 kapalı ceza infaz kurumunda 610 adet aile görüşme odası oluşturulmuştur. 218 ceza infaz kurumunda da duruşmalara gidip gelinmesinde kullanılmak amacıyla 524 adet SEGBİS yani Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi oluşturulmuştur.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, İş Yurtları Kurumu meslek sahibi olmayan hükümlü ve tutuklulara meslek ve sanat öğretmek, meslek ve sanat sahibi olan hükümlü ve tutukluların da var olan meslek ve sanatlarını koruyup geliştirmek amacıyla kurulmuştur. Bugün bir meslek eğitim merkezi ve suça sürüklenen bireyleri topluma kazandırma merkezi olarak çalışan iş yurtları 258 ayrı yerde çalışmalarını başarıyla sürdürmektedir.

İş yurtlarında geçen yıl 40.250 hükümlü ve tutuklu çalışmış, bu çalışmalarının karşılığında hükümlü ve tutuklular meslek ve sanat öğrenmişler, ücret almışlar, sigortaları yapılmış, ayrıca kâr payından yararlanmışlardır.

İş yurtları bu meslek edindirme faaliyetleriyle bir yandan hükümlülerin topluma kazandırılması için çalışmakta, diğer yandan geleneksel el sanatlarının nesilden nesle aktarılmasında önemli rol oynamakta, tarım ve hayvancılık alanlarında yaptığı yatırımlarla da ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. İş yurtlarında gerçekleştirilen üretim çalışmalarının ulaştığı kalite yurt dışı ülkelerde master tezlerine konu olmuş, yurt dışı ve yurt içi fuarlarda iş yurtlarımız büyük beğeni toplamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin her yerinde faaliyetleri başarıyla devam eden iş yurtlarının seçim bölgem olan Balıkesir ilimizde de önemli çalışmaları bulunmaktadır. Bu kapsamda, Balıkesir ve Bandırma Adalet Saraylarındaki kantin ve kafeterya işletmeleri iş yurtları tarafından yapılmakta, yine buralara ait temizlik hizmetleri iş yurtları tarafından sağlanmaktadır.

Balıkesir C Tipi Ceza İnfaz Kurumu gümüş ve taş işleme atölyelerinde ve Bandırma 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu çay paketleme tesisinde hükümlüler çalışarak meslek öğrenmektedir. Balıkesir’de gerçekleştirilen iş yurdu çalışmaları kapsamında Bandırma M Tipi Ceza İnfaz Kurumunda sürdürülen iş yurdu çalışmalarının ayrı bir önemi olup bu kurumda bulunan tekstil atölyesinde 105 hükümlüye tekstil konusunda eğitim verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşüncelerle 2016 bütçemizin tüm ülkemize hayırlı olmasını, hayırlı hizmetlere vesile olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Poyrazlı.

On dördüncü konuşmacı Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ali Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Özkaya.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Adalet Akademisi bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Adalet Akademisi 2003 yılında kurulmuş, tüzel kişiliği olan, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip özel bütçeli bir kamu kuruluşudur. Türkiye Adalet Akademisinin Ankara Ahlatlıbel’de 25 bin metrekaresi kapalı, 132 bin metrekarelik büyük bir yerleşkesi mevcut olup bu vesileyle de Avrupa’nın en büyük yargı akademisi olarak öne çıkmaktadır. Yerleşkede eğitim ve idare binaları, sosyal tesislerin yanında 384 kişilik yatak kapasiteli bir yatılı tesisi bulunmaktadır. Eğitim merkezi 1.400 öğrenci kapasiteli olup 2015 yılında 2.606 hâkim ve savcıya hizmet vermiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adalet dağıtmak devletin temel fonksiyonlarından biri ve meşruiyetin temelidir. Bu alandaki hizmetlerin modern kamu yönetimi anlayışı çerçevesinde, adil, güvenilir, etkili ve makul sürede sunulması, başta hâkim ve savcılar olmak üzere, yargının tüm profesyonellerinin yetkinliği ile doğru orantılıdır.

Adalet ve hukuk alanında evrensel standartlarda mesleki eğitim, danışma, inceleme, araştırma ve yayın faaliyetleri, ulusal ve uluslararası alanlarda projeler yaparak çözüm önerilerini bilimsel yöntemlerle sunmak misyonuna sahip Türkiye Adalet Akademisi ülkemizde ve uluslararası alanda meydana gelen güncel hukuki gelişmeleri izleyerek hâkim ve savcıların meslek öncesi ve meslek içi eğitim programlarını yapmakta, genel uygulamanın içinden gelen öğretim görevlileri de bu eğitimi sağlamaktadır. Bu bağlamda, 2015 yılında akademide 2.606 hâkim ve savcı adayına meslek öncesi, 3.353 hâkim ve savcıya meslek içi, 259 kişiye ise hizmet içi eğitim verilmiştir. Meslek içi eğitim faaliyetlerinde, mevzuatın yanında mesleki uyum ve kariyer eğitimi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bağlamında etkin soruşturma yöntemleri, ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ışığında idari yargı kararları konulu eğitimler verilerek yaşanan sorunlara çözümler üretilmektedir.

Burada hemen ifade etmek isterim ki akademide verilen eğitimlerde çağın gereklerine uygun, etkin ve verimli öğretim metotları kullanılmaktadır. Türkiye Adalet Akademisinde, eğitim faaliyetlerinin yanında, adayların sosyal ve kültürel değerlerinin geliştirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Bu kapsamda, Türkiye’nin seçkin aydınlarıyla söyleşi ve konferanslar, yine aynı şekilde sanat, hobi ve spor faaliyetleri kapsamında kurslar düzenlenmektedir. Türkiye Adalet Akademisi hâkim ve savcılar dışında avukat, noter, mahkeme personeli ve diğer kurumların hukuk müşavirleri, müfettiş ve denetçilerine de eğitim hizmeti vermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Adalet Akademisi bilimsel çalışmalar ve etkinlikler çerçevesinde düzenlediği ulusal ve uluslararası sempozyum ve çalıştaylarla hukuk ve yargı sisteminin işleyişle ilgili çeşitli aktüel sorunlara çözüm üretme çabası içerisindedir. Bu bağlamda, 2014-2015 yıllarında, başlıcaları Uluslararası Mağdur Hakları Sempozyumu, Terörizmin Finansmanıyla Mücadelede Hukuk Ve Adaletin Rolü Sempozyumu, 2. Ceza Hukuku Reformları Kongresi, Masumiyet Karinesi, Lekelenmeme Hakkı, Dava Pazarlığı ve İddianamenin İadesi Çalıştayı gibi 11 adet program düzenlemiştir.

Türkiye Adalet Akademisi, yayın ve dokümantasyon alanında da iddialı bir kurumumuzdur. Hukuk ve adalet alanında bilgi ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunmak amacıyla hakemli dergiler yayınlamaktadır. Bu dergilere örnek verecek olursak yılda 4 kez Türkçe olarak çıkarılan ulusal hakemli Türkiye Adalet Akademisi Dergisi’dir. Bununla birlikte toplam 6 adet dergi yayınlamaktadır. Türkiye Adalet Akademisi, hukuk ve adalet alanında 28 bini aşan kaynağı bulunan güncel bir kütüphanesiyle de hizmet vermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Adalet Akademisi, uluslararası ilişkiler kapsamında Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere, bugün itibarıyla 80 ülke ve 14 uluslararası hukuk ve adalet alanındaki kurum ve kuruluşla iş birliği yapmaktadır. Bu vesileyle, dünyanın birçok ülkesinden hâkim ve savcı adayına hizmet vermektedir.

Uluslararası toplumun onurlu ve saygın bir üyesi olan ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi, hukukun evrensel değerlerinin hâkim kılınması yolunda Türkiye Adalet Akademisi görev ve sorumluluklarını yerine getirmek amacıyla çalışmalar yapmaktadır.

Büyük hukukçu Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecelle’sinin 1792’nci maddesinde meşhur “hâkim” tanımı vardır: “Hâkim, hakim, fehim, müstakim ve emin, mekin, metin olmalıdır.” İşte bu kurallara uygun şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – …hâkim yetiştiren Adalet Akademisine çalışmalarında başarılar diliyor, bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkaya.

On beşinci konuşmacı Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara.

Süreniz beş dakika Sayın Boynukara.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıya ilişkin tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütüldüğünü söylemek oldukça güç. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı eksik bilgilerin ve ezberlerin yaygın olduğu alanlardandır.

82 Anayasası’yla getirilen sistemin yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığında oluşturduğu sorunları gidermek için AK PARTİ önemli çalışmalar yaptı. Bu bağlamda yapılan düzenlemelerin bir kısmını hatırlamakta fayda var. 2003 yılına kadar olan dönemde hâkim ve savcıların eğitimi Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmekteydi, 2003’te yargı paydaşlarının tümünün katılımıyla oluşturulan, kurulan Adalet Akademisi bu görevi aldı. Bu, yargıçların eğitim süreçlerinin bağımsızlığı açısından önemli bir kriterdi. 2004 yılına kadar olan dönemde Adalet Bakanının savcılara talimat verme yetkisi vardı, 2004 yılında yapılan yasal düzenlemeyle Adalet Bakanının savcılara talimat verme yetkisi kaldırıldı. Hâkim ve savcıların terfi süreleri kısaltıldı. Yüksek mahkemelerin hâkim ve savcılara dosya üzerinden not verme usulü kaldırıldı. Hâkim ve savcılar hakkındaki müfettiş raporları şeffaf hâle getirildi. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’yla hâkim ve savcıların haklarındaki teftiş raporları ve hâl kâğıtlarıyla ilgili olarak bilgi alma, itiraz etme ve dava açma hakkı getirildi. Hâkim ve savcı adaylığı mülakatı objektif bir yapıya kavuşturuldu. Mülakat sınavını yapan kurula ilk defa Yargıtay ve Danıştaydan üye alındı. Yazılı sınavın etkisi artırıldı, mülakatın etkisi azaltıldı. Sekretaryası Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen HSYK, 2010’da yapılan Anayasa değişikliğiyle kurumsal olarak bağımsız, geniş tabanlı ve demokratik temsile uygun biçimde yeniden yapılandırıldı. Hâkim ve savcılara ilişkin daha önce Bakanlık uhdesindeki yetkilerin tümü HSYK’ya devredildi. Bunların tümü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanmasında evrensel ilkelere uyumlu çalışmalardır, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğinin yargıya ilişkin temel tavsiyelerine uygun düzenlemelerdir.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılında gerçekleştirilen referandumla sadece yüksek mahkemelerden gelen üyelerden oluşan HSYK’nın geniş tabanlı olarak yeniden yapılandırılması sağlanmıştı. Bu değişiklik yargı sistemimizde demokratik değişim için önemli bir fırsattı ancak bu değişiklik iki farklı nedenle tam anlamıyla hayata geçmedi. Birincisi, CHP’nin ilgili düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine götürmesiydi. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemenin seçim sistemini bozmuştu, bu, çoğulcu bir yapının oluşmasını engelledi. İkincisi ise tek tipçi ve yargı sistemini enfekte eden örgütlü yapılanmaydı. Ancak 2014 yılında yapılan seçimle hâkim ve savcıların özgür iradeleriyle oluşturdukları birliktelik bu iki hususun neden olduğu olumsuzlukları azalttı.

Anayasa değişikliği üzerinde siyasi partiler arasında sağlanacak uzlaşmayla HSYK yapısı yeniden ele alınmalıdır. Avrupa ülkeleri parlamento iradesini HSYK yapısına yansıtmaktadır; Belçika, Fransa, Hollanda, İsveç, İtalya, Polonya, birçok ülkeyi saymak mümkün. Ülkemizde de HSYK üyelerinin bir kısmının Parlamento tarafından, bir kısmının yüksek mahkemelerce, bir kısmının Cumhurbaşkanımız tarafından, bir kısmının hâkim ve savcıların kendi meslektaşları arasından seçilmesine uygun yapılacak düzenlemenin olumlu olacağı açıktır. Bu sistem, iddia edildiği gibi yargıyı siyasallaştırmayacak, tam aksine bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirecektir. Üzerinde durulabilecek konulardan birisi de hâkimler yüksek kurulu ile savcılar yüksek kurulu ayrımının yapılmasıdır. Hâkim ve savcıların aynı statüde değerlendirildiği hiçbir Avrupa ülkesi yoktur. Dolayısıyla, bu düzenlemenin Avrupa standartlarına uygun olacağı açıktır. Sonuçta, bunlar, üzerinde konuşulması gereken önerilerdir.

Değerli milletvekilleri, yargının, siyasetteki iklim değişimlerine paralel olarak kurtarıcı misyon üstlenmemesi, hakem olma vasfını yitirmemesi, sivil siyaset alanını daraltma mücadelesinde rol almaması, bireyi devlete, özgürlüğü güvenliğe, adaleti statükoya feda etmemesi hayati derecede önemlidir.

Bu düşüncelerle, bütçenin hayırlı olmasını diliyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Boynukara.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına son konuşmacı Sakarya Milletvekili Sayın Ali İhsan Yavuz.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Yavuz sizin de süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce bir konuya açıklık getirmek istiyorum: Bugün Sakarya’da, birtakım haber sitelerinde, Sakarya’da inşa edilmiş olan Bölge Adliye Mahkemesinin kapatıldığına dair -HSYK Genel Kurulu tarafından- bir bilgi aktarımında bulunulmuş.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Başkanlığın aktarıldığına dair sanırım.

ALİ İHSAN YAVUZ (Devamla) - Bu bilginin, Adalet Bakanımızla da görüşmemiz sonucunda, doğrusunu açıklamak istiyorum. Sakarya’da evet, son derece güzel, 2013 yılında başlayan ve bugün itibarıyla bitirilmiş olan son derece modern bir bina, hem de 20 bin metrekare üzerinde kurulmuş, 20 bin metrekare kapalı alandan oluşan bir bina hazırlanmış durumdadır. Bu da Allah’ın izniyle en yakın zamanda hizmete geçecektir. Yapılmış olan şudur: Bugün itibarıyla 7 tane bölge adliye mahkemesi -yeteri kadar hâkim ve savcının da olmaması göz önünde bulundurulmak suretiyle- hizmete geçmiş, arkasından da kalanlar inşallah hizmete geçecektir. Sakarya da bunlardan birisi olacak. 6 tane ilin bağlı olduğu o bölge adliye mahkemesi, Sakarya’da hepimize inşallah hizmet edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine hepinizin bildiği gibi bölge adliye mahkemeleri yeni bir sistem. İstinaf Türkiye'nin gündemine geliyor ve böylece, Türkiye bir reformu daha, köklü bir reformu daha gerçekleştirmiş oluyor. Bu anlamda, bu hizmeti ortaya koyan AK PARTİ’yi de, Adalet Bakanımızı da, Adalet teşkilatını da ayakta alkışlamamız gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ olarak göreve geldiğimiz ilk günden itibaren, yıllarca el sürülmemiş meselelere el attık. Her alandaki açığı kapatmak, yanlışları düzeltmek, eksikleri gidermek ve dolayısıyla, son derece asil ve aziz olan milletimize rahat bir nefes aldırmak için gece gündüz uğraş verdik, vermeye de devam ediyoruz. Attığımız adımlar, yapmış olduğumuz yatırımlar ve muhalefetin tüm engellemelerine rağmen Meclisten geçirdiğimiz anayasal ve yasal düzenlemelerle milletimizin makûs talihini yenmek için âdeta seferber olduk.

İktidarımız döneminde, her alanda olduğu gibi yargı alanında da çok güzel ve son derece kalıcı işler yaptık. Reform niteliğinde çalışmalarımızla, eskimiş, pörsümüş ve güvenini kaybetmiş yargı alanını da yeniden tahkim etmeye çalıştık. İşte bu nedenledir ki 12 Eylül 2010 referandumuyla gerçekleştirdiğimiz Anayasa değişikliğiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını da yeniden ve sil baştan düzenledik. Gerek Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili değişiklikler ve gerekse diğer tüm yargı reformlarındaki amacımız, yargının milletimiz nezdinde kaybolan güveninin yeniden sağlanmasıdır.

Anayasa değişikliğiyle üye sayısı 7’den 22’ye çıkarılan HSYK üç daire hâlinde çalışacak hâle getirilmiş, kendi sekretaryasına ve kendi bağımsız bütçesine kavuşturulmuştur.

12 Eylül 2010 referandumuyla gerçekleşen Anayasa değişikliğiyle kendi özel bütçesi olan bir kurul hâline getirilen HSYK tarafından, 2011 yılında 17 milyon 26 bin 979 Türk lirası, 2016 yılı için ise Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’yla 55 milyon 378 bin Türk lirası bütçe öngörülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte bütün bunlar adaleti her alanda ve en güzel şekilde hâkim kılmak içindir. Zira, Hazreti Ali Efendimiz “Adalet imanın başı, iyiliklerin toplayıcısıdır. Adalet halkın dayanağı, hâkimlerin güzelliğidir.” diye buyuruyor ve Hazreti Mevlâna’dan ilhamla biz biliyoruz ki ağaçları sulama adalettir, dikenleri sulamak ise zulüm. İşte bu nedenle herkes bilsin ki ülkemizde adaletin kökleşmesi ve özgürlüklerin her geçen gün daha da pekişmesi için en mahir el, yeni ve taptaze güller yetiştirmekte en güzel bahçıvan, yeni Türkiye’nin şarkısındaki en güzel bestekâr ve kavrulmuş gönüller için en güzel merhemdir AK PARTİ. Diken ekenlere, can yakanlara ve milletimize kumpas kuranlara inat, dikenleri temizlemek, ayrık otları ayıklamak, terörizmin belini kırmak, kargaşa ve kaos çıkarmak isteyenlerle sonuna kadar mücadele etmek en temel görevlerimizdendir.

Bu duygu ve düşüncelerle HSYK’nın 2016 yılı bütçesinin ülkemiz açısından hayırlı olmasını diliyor, bir kez daha yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yavuz.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – Ben Sakarya Milletvekiliyim. Sayın vekilimizin işaret ettiği hususa dair bir görüş belirtmek istiyorum kayıtlara geçmesi açısından.

Sayın vekilimiz Sakarya’da bölge idare mahkemelerinin İstanbul’a taşındığına dair bir haberin çıktığını ve onun arkasından güzel bir mahkeme binasının yapıldığını ifade etmiştir. Doğrudur, gerçekten çok güzel bir idare mahkeme binası yapılmıştır ancak o haber bölge idare mahkeme binasının taşındığına dair bir haber değildi, bölge idare mahkemelerinin İstanbul’a bağlandığına dair bir haber çıkmıştır.

ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) – Bölge adliye mahkemelerinin. İdare değil, bölge adliye mahkemeleri.

ZİHNİ AÇBA (Sakarya) – İşte adliye mahkemelerinin İstanbul’a bağlandığına dair bir haber çıkmıştır. Yani, bina orada duruyor, bina noktasında bir sıkıntı yok, bina taşınmamış ancak o mahkemelerin İstanbul’a taşındığına dair, bu konuda arkadaşımız bir şey söylemedi. Bu konunun düzeltilmesini istiyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz. Sözleriniz kayıtlara geçmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi sisteme Sayın Baluken girmiş. Söz vereceğim.

Buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre yerimden bir söz talebim var.

BAŞKAN – Tabii ki.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Cizre halk meclisi eş başkanı Mehmet Tunç’un cenazesinin DNA testiyle doğrulandığına, Türkiye ve insanlık tarihinin Cizre’de yaşanan bu olayları unutmayacağına, aynı katliam konseptinin Sur için de devam ettirilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dünden beri bize gelen haberlerle doğrulanan bir bilgiyi -78 milyon bizi izliyor- özellikle halkımızla paylaşmak istiyorum.

Cizre’deki vahşet bodrumlarında ve cehennem binalarında temas hâlinde olduğumuz, iletişim hâlinde olduğumuz Cizre halk meclisi eş başkanı Mehmet Tunç’un katledildiği DNA testleriyle doğrulanmıştır.

Özellikle “Cizre Madımak’ı” olarak nitelendirdiğimiz o cehennem binasında ilk topçu ateşiyle beraber yangın çıktığı andan itibaren Mehmet Tunç orada bir katliamın yaşanmaması için iletişim olanaklarının el verdiği ölçüde bize ulaşmaya çalışmış ve oradaki katliamın tarihe bir utanç sayfası olarak geçmemesi için çok yoğun bir çaba göstermişti. Maalesef, bizler de elimizden geleni yaptık, her türlü imkânı zorladık ama buna rağmen katliama engel olamadık.

Bu yönüyle, öncelikle Mehmet Tunç’un ailesine, Kürt halkına başsağlığı dilemek istiyorum. Mehmet Tunç 6 çocuk babasıydı. İçeride bulunan diğer siviller gibi, Cizre’de sivil halka yönelik o katliamlara karşı kendi vicdanının sesini dinledi.

Yine, aynı binada bulunan, aynı vahşet bodrumunda bulunan Orhan Tunç da Mehmet Tunç’un kardeşiydi. Orhan Tunç’un da yaşamını yitirdiği gün yeni bir çocuğu dünyaya gelmişti, katledildiği gün yeni bir çocuğu dünyaya gelmişti. Bunu Türkiye tarihi ve insanlık tarihi unutmayacak. Bu katliamcılardan hesap soracağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Ben Mehmet Tunç ve Orhan Tunç şahsında Cizre’de katledilen bütün yurttaşlarımıza ve ailelerimize buradan özür dileyemediğimizi, özrümüzü ancak bu katliamcıları hesap verecek bir mercide sorgulamaya başladığımız anda sağlayacağımızı ifade etmek istiyorum. Aynı katliam konsepti bugün Sur için de devam ettirilmeye çalışılıyor. Sur’da, çoğunluğu çocuk, kadın, yaşlı ve hastaların olduğu 200’e yakın insanımız katliam tehlikesi altındadır, bulundukları binalar günledir ağır topçu ateşi altındadır. Şu anda eş başkanımız ve diğer kurum eş başkanlarımız da Sur’da nöbettedirler, bu katliamın önüne geçmek istemektedirler.

Cizre’deki katliamla Kürt halkının iradesi kırılmadı. Mehmet Tunç’un bize vasiyet olarak bıraktığı “Bizi öldürebilirler, katledebilirler ama karşılarında diz çökmeyeceğiz.” şiarıyla Sur’daki katliamı planlayanları buradan uyarmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bağlıyorum Sayın Başkanım, bitmek üzere.

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Baluken.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Orada 200 kişiyi katletmekle bir halkın iradesini kıramazsınız ama Sur’da da Cizre benzeri bir sonuç ortaya çıkarsa korkarım ki artık telafisi mümkün olmayan, tamir edilemez büyük yarılmalar, büyük kutuplaşmalar, büyük bölünmeler artık bu ülkenin gündemine gelir.

O nedenle, Cizre’de katliam yapanları uyarıyor, Sur için de bu katliam konseptinden vazgeçmeleri çağrısını yapmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, şimdi gruplar adına…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Eğer izin verirseniz bir dakika mikrofondan konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden, açayım mikrofonu Sayın Çakır.

Buyurun.

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Baluken yapmış olduğu konuşmasında öldürülen insanlardan bahsetti ve bir taziyede bulundu.

Biz bu kürsüden müteaddit defalar söyledik ve söylemeye devam edeceğiz: Hiç kimsenin ama hiç kimsenin, ne çocuk ne yaşlı ne kadın ne de herhangi bir kimsenin ölmesini istemeyiz, bu ölümlerden de memnuniyet duymayız. Fakat “Katliamcılardan hesap soracağız.” dediğinde, benim grubumun ve esas itibarıyla bu Meclisteki her bir milletvekilinin Sayın Baluken’e şu soruyu tevcih etmesi lazım: Kimdir bu katliamcılar, bir kavram olarak değil, adlandırarak…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – PKK terör örgütü!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - …müşahhas, somut olarak ifade edilmesi lazım ve nasıl hesap soracaktır? İdris Bey’den bunu açıklamasını isteriz.

Aynı şekilde, “Eş başkanımız Sur’da nöbet tutmaktadır.” demektedir, Sayın Baluken’in partisinin eş başkanının tutmuş olduğu nöbet ne nöbetidir? Bunu da bence Sayın Baluken açıklamalıdır.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakır.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kürsüden cevap verebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yerinizden de -mikrofonu açtıralım- cevap verme hakkınız var tabii ki.

Buyurun.

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Cizre’deki vahşet bodrumlarında ve cehennem binalarında yaşanan katliamın bütün sorumluluğu ve tarih önündeki bütün faturası AKP Hükûmetinin omuzlarındadır. Tabii ki sorumlu kesinlikle bu ülkeyi yöneten AKP Hükûmetidir; bir hafta boyunca Hükûmet yetkilileriyle yaptığımız bütün görüşmelere rağmen, Başbakan Davutoğlu’nun devreye girdiği sözü ifade edilmesine rağmen, canlı yayında o insanların adım adım ölüme gittiğiyle ilgili bilgi sahibi olmalarına rağmen o katliama engel olmamış, tam tersine o katliamı yapanların işini kolaylaştırıcı davranmışlardır. Biz katliamı yapan güçleri biliyoruz tabii.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ateş attığı yere, roket attığı yere çiçekle mi gidecek?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – AKP Hükûmetinin uzun süredir o katliamı sahada yapanlarla birlikte bir ittifak hâlinde olduğunu, AKP, gladyo, Ergenekon iş birliğinin Kürt illerini 1990’lı yıllardan daha büyük bir vahşet tablosuyla karşı karşıya getirdiğini söylüyorduk, bunda hiçbir beis yok. Kastettiğim, AKP Hükûmetinin kendisidir, Ergenekon, gladyo çetelerinin kendisidir.

Şu anda yaşanan vahşetin boyutunu sadece göz önüne getirmeniz için söylüyorum: 170 cenazenin sadece 58’i teşhis edilebildi. Bütün cenazeler yakıldı. Yani, öldürdükten sonra da cenazeleri yakacak, DNA testlerine bile imkân vermeyecek bir vahşet uygulandı. Cenazelerin bir parçası, uzuvların bir parçası Mardin’de, bir parçası Urfa’da çıktı, DNA testleriyle bu tespit edildi. Tabii ki bu vahşet tablosunun hesabı, bir ay mı olur, bir yıl mı olur, beş yıl mı olur, on yıl mı olur; ona bir şey diyemem ama tarih önünde, insanlık önünde mutlaka sorulacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Kara propaganda yapıyorsun.

BAŞKAN – Açtırıyorum Sayın Baluken, toparlayınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ve burada da sorumluluk ve fail boyutuyla bahsetmiş olduğum ortaklaşma tarih önünde mutlaka hesap verecek.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Asıl teröre ortak olanlara hesap sorulacak, ortak olanlara; teröre arka çıkanlara hesap sorulacak.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Diğer taraftan, eş başkanımızın nöbet tutmasını da, Türkiye’yi hızla bir bölünmeye doğru götüren AKP’nin bu savaş konseptine karşı hâlâ elimizde olan o pamuk ipliğine sarılma çabası olarak değerlendiriyoruz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Piknik yapmaya mı gittiler bodruma?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sur’da da Cizre benzeri bir katliam çıkarsa, Sur’da da 200’e yakın insan Cizre’deki vahşet gibi, eğer o binalarda, top atışlarıyla, tank atışlarıyla, o binalara girilmek suretiyle yakılarak katledilirse, korkarım, artık o sahip olduğumuz pamuk ipliğini de kaybetmiş olacağız.

Teşekkür ederim.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Ne yapacaksınız?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ne olacak, sana köle mi olunacak? Yetmiş yıllık kölelik mi devam edecek? Allah Allah! Babasının kölesi sanki!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Bakanın sanırım söz talebi var.

Sayın Bakan, buyurun, size de iki dakika söz veriyorum.

4.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; daha önce de burada konuştuk, her gün de konuşuluyor. Ülkemizin bazı yerleşim yerlerinde teröristlerce kamu düzeninin, kamu güvenliğinin, vatandaşların yaşam hakkının ihlal edilmesi nedeniyle teröristlere karşı yürütülen bir operasyon var.

Şimdi, Sur’da bahsedilen yerde, o binaların içerisinde siviller varsa iddia edildiği gibi, çağrı yapılıyor, “Çıksınlar oradan, gelsinler bu tarafa.” deniyor.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – “Tutuklayalım…”

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Çıksınlar gelsinler ama o binaların içerisinde eli kanlı PKK’nın teröristleri var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi sizin onlara demeniz gerekir ki: “Çıkın oradan.” Sivilse onlar, gelsin bu tarafa ama bir yandan silah atıyorlar, bir yandan bomba atıyorlar, bir yandan roket atıyorlar. Şimdi nasıl izah edeceğiz bunu? Orada direnen, sivil insanlar mı? O zaman, oturdular orada, bekliyorlar Gandhi gibi, oradan da devlet bunların üzerine kurşun mu yağdırıyor, böyle bir şey mi var?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Aynen öyle oldu.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır, aynen öyle değil. Teröristler askere, polise kurşun yağdırıyor, onlar da ona karşılık veriyor. Şu anda Mehmet Tunç’la ilgili söylediğiniz şey… Mehmet Tunç, bana gelen bilgiye göre, şu anda KCK terör örgütünün sözde kaymakamlarından birisi ve bir teröristtir ve o çatışmalar sırasında hayatını kaybedenlerden bir tanesidir. Teröristleri burada masum gibi göstermek gerçeği ortadan kaldırmaz. Terörle mücadele, teröristle mücadele devam edecek. Burada söylenmesi gereken, o kana sebep olanlara “Artık durun!” demeniz lazım, “Silahları bırakın, oralardan çıkın, gidin, milletin hayatını zehir etmeyin.” demeniz lazım ama onlara demiyorsunuz. O Sur’da o işi yapanlara demiyorsunuz, eş başkan ve diğer bazı vekiller gidip orada teröristleri korumak için, kollamak için eylem yapıyorlar. Doğru olan, onların hayatını kurtarmak istiyorsanız “Silahınızı bırakın, buraları terk edin.” demeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ne demek “Silahlarınızı bırakın.” Bizim elimizde silah mı var?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Teröristler için söylüyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gerçeği çarpıttığımızı söyledi…

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Ya ne çarpıtması?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …bir de siyasi partiye “Silahlarınızı bırakın.” gibi anlamsız bir çağrı yaptı. Sataşmadan söz istiyorum.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ben siyasi partiye demiyorum, “Teröristlere söyleyin.” diyorum, teröristlere.

BAŞKAN – Sayın Baluken, size iki dakika söz vereceğim.

Sayın Yılmaz, sadece grup başkan vekillerine…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yerimden kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, diğer milletvekili arkadaşlarımızın da talebi var, ben hiçbirisine böyle bir hak vermedim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Konuyla ilgili ama.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen, rica ediyorum…

Buyurun Sayın Baluken.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bakın, HDP’ye karşı konuşurken cümlelerinizi özenle seçin.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Yok ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz en başından beri, devlet ile PKK bir savaşa tutuştuğu andan itibaren her iki tarafa da bu savaşın bir çözüm olmadığını, kan, gözyaşı, acı dışında herhangi bir işe yaramayacağını…

SALİH CORA (Trabzon) – Savaş değil, terörle mücadele.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …buradan bir an önce bir çıkış yapılması gerektiğini, bu konuda da siyaset kurumunun inisiyatif alması gerektiğini defalarca söyledik.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Asıl sorumluluğu sen alacaksın, sen.

SALİH CORA (Trabzon) – PKK’yı bitiriyoruz, terörü bitiyoruz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bizim yapmış olduğumuz çağrılar ortada, barışla ilgili kararlılığımız ortada. Ha, şimdi, her iki taraf savaşı devam ettirip…

SALİH CORA (Trabzon) – Ne savaşı ya? Savaş, devlet ile devlet arasında olur, terörle mücadeledir o.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …o savaşın faturasını getirip HDP üzerinden burada meşrulaştırmak isterlerse kusura bakmayın, orada gerekli olan şeyleri zaten söyleriz, ifade etmeye de devam ediyoruz.

Sayın Bakan, gerçeği siz çarpıtıyorsunuz. Cizre’deki vahşet bodrumlarında ve cehennem binalarında 170’e yakın insan 155, 112 ve bizim heyetlerimiz aracılığıyla hastaneye nakledilmek istendiği iradelerini net bir şekilde ortaya koydular ve o iradeyi en üst düzeyde olan Başbakan da biliyordu. Bir hukuk devletinin yapması gereken o 170 insanı hastaneye nakledip onların arasında adli tahkikatı gerektirecek herhangi birisi varsa onu da adalete teslim etmekti. Sur için de aynı şey geçerli. Böyle hamasi şeylerle konuşmayalım. Gelin, sizle birlikte atlayıp Sur’a gidelim, ikimiz gidelim, bir heyet olarak gidelim. Oraya, sizin bahsettiğiniz yere gidip hastaneye nakledilmesi gereken insanların tamamını hastaneye ulaştıralım, dediğiniz gibi aralarında birtakım tahkikatlara maruz kalması gerekenler varsa onları da siz adaletin önüne getirin.

Mehmet Tunç’la ilgili söylediğiniz şeyin tamamı da gerçek dışıdır. Mehmet Tunç, bizim halk örgütlenmesi olarak mahalle meclisleri, ilçe meclisleri şeklinde örgütlendiğimiz model üzerinden Cizre halk meclisinin eş başkanıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Yasal dayanağı var mı?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada katliamı meşrulaştırmak için gerçeği çarpıtmanız yakışık almamıştır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Devlet “terörist” diyor, devletin kayıtlarında terörist.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi konuşma sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer’e aittir.

Sayın Yüceer, süreniz yedi dakikadır.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, birazdan Sayın Bakan çıkıp bazı rakamlar verecek. İşte “Bakanlığın 2002’deki bütçesi bu kadardı, şimdi bu kadar.” diyecek. Sosyal yardımların arttığından bahsedecek. “Sığınmaevleri sayısını artırdık.” diyecek, “Bu kadar kişiye eğitim verdik.” diyecek, Avrupa Birliği destekli yüksek bütçeli projelerden bahsedip, uluslararası sözleşmelerde ilk imzası olan ülke olmamızla övünecek. Bunları derken, ne yazık ki “Kadına yönelik şiddeti, tacizi, tecavüzü azalttık, kadın cinayetlerini önledik.” diyemeyecek, “Artık Türkiye’de kadınlar ayrımcılığa maruz kalmıyor.” diye söyleyemeyecek, “Çocuk evliliklerini, cinsel istismarı, çocuk işçiliğini azalttık; kız çocuklarının okullaşma oranını artırdık.” diyemeyecek, “Engelli yurttaşlarımız artık insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşıyor.” diyemeyecek, “Yoksulluğu yok ettik, halkımızın huzur ve refahını artırdık.” diyemeyecek; diyemez de, her şey gözümüzün önünde. Verilen rakamlar çok önemli ve değerli aslında ama daha önemli olan, vatandaşın ne yaşadığı, nasıl yaşadığı.

Belki Sayın Bakan, daha önce de ifade ettiği gibi, kadına yönelik şiddete “algıda seçicilik” diyebilir ama “Böyle bir şey yok.” diyemez.

Verdiğiniz rakamlar, bunca acıyı, bunca ölümü engellemiyorsa eğer boş verelim bence bu rakamları. Şimdi, öldürülen kadın sayısı 400 değil 100 olsaydı ne söyleyecektik ya da 10 olsaydı “Türkiye’de kadınlar sadece kadın oldukları için öldürülmüyor.” mu diyecektik?

Özgecan’ın tecavüze uğrayıp acımasızca katledildiğini, Cansel’in çaresizliğini, Ayşe Paşalı’nın göz göre göre ölüme terk edildiğini… Tekirdağ’da boşanmak istiyor diye kocası tarafından vurulup öldürülen Nuran’a ya da 13 yaşında ailesi ve devlet tarafından korunması gereken çağda, çocuk yaşında zorla evlendirilen ama bu hayata dayanamayıp döndüğü evinde tecavüze uğrayıp sonra Batman Çayı’na kurban edilen Hatice’nin ne ölüsüne ne dirisine sahip çıkılmamıştı.

Peki, biz, böyle olsaydı yaşarken kimliği, öldüğünde kefeni olmayan Hatice’yi yok mu sayacaktık? Kadınları acımasızca katledenlere, kravat taktı, takım elbise giydi, dava esnasında efendi durdu diye verilen iyi hâl indirimleri ya da “Yemek tuzsuz olmuştu.”, “Makyaj yapıyordu.”, “Kadınlık görevlerini yerine getirmiyordu.” diye uygulanan haksız tahrik indirimleri karşısında verdiğimiz kanun tekliflerimiz eğer hiç kayda alınmıyorsa bence bu rakamların hiçbir anlamı, hiçbir önemi yok.

Her kadın cinayetinde “Bu son olsun.” demek gerçekten çözüm olmuyor. Devletin görevi sadece üzüntü bildirmek ya da davalara müdahil olmak değil, eğer önlemeyi gerektiren bir durum varsa önlem almak, eğer kadınların korunması gerekiyorsa korumak. Eğer koruma altındaki kadınlar hâlâ katlediliyorsa, kusura bakmayın, bunun adı “beceriksizlik”tir, “basiretsizlik”tir ve bir an önce -buradan tekrar çağrı yapalım- kadın saikiyle işlenen cinayetlerde hepimizin vicdanlarını sızlatan iyi hâl indirimleri ve haksız tahrik indirimleri muhakkak kaldırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, uluslararası sözleşmeler, Anayasa'mız, mevzuatımız sürekli kadın-erkek eşitliğine vurgu yaparken “Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum, kadın-erkek eşit değildir, eşit gösteremezsiniz.” diyen, Anayasa Mahkemesi kararlarına “Kabul etmiyorum, doğru bulmuyorum, uymuyorum.” diyen bir Cumhurbaşkanı ve bu Cumhurbaşkanının her sözünü emir telakki eden bir iktidar grubu varken Allah aşkına biz insan hakları konusunda, kadın hakları konusunda, demokrasi konusunda nasıl ilerleyeceğiz, nasıl çözeceğiz? (CHP sıralarından alkışlar)

MHP Grubuna, HDP Grubuna sesleniyorum: Bu şartlarda nasıl biz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa yapacağız Allah aşkına? Bunu sorgulamak zorundayız.

Ve ben yeri gelmişken sormak istiyorum Sayın Bakana: Gerçekten “ama”ların, “ancak”ların, işte, geleneğin, kültürün, fıtratın arkasına sığınmadan, saklanmadan, Sayın Bakan, siz kadın-erkek eşitliğine inanıyor musunuz? Yani bunların arkasına saklanmadan eşitliğe, bu eşitliğe inanıyor musunuz? Tabii ki, bu meşru bir soru oluyor: Peki, siz Anayasa'mıza, mevzuatımıza, uluslararası sözleşmelere -altında imzamız olan- uyacak mısınız, bunların gereğini yapacak mısınız, ben buradan sormak istiyorum. Eğer “eşittir” diyebiliyorsanız mensubu olduğunuz partinizin, Hükûmet temsilcilerinin kadınları ikinci sınıf gören sözlerine neden tepki göstermiyorsunuz? Umarım siz de selefleriniz gibi kadınları siyasete ve partiniz içindeki erkek egemen zihniyete kurban etmezsiniz diyorum.

Değerli milletvekilleri, 2002 AB raporları diyor ki: “Türkiye’nin kadın-erkek eşitliği ve ilerleme konusunda yol katetmesi lazım.” Aradan on dört yıl geçti, 2015 İlerleme Raporu da diyor ki: “Maalesef, bu konuda, hem eşitlikte hem de ayrımcılıkla mücadelede ilerleme yok.” Bu geçen zamanda aslında bizler yasalar yaptık, sözleşmeler yaptık, birçok şey yaptık, komisyonlar kurduk ama uygulamada bu eşitsizliği giderecek hiçbir şey yapamadık. Bu rapor olduğunda, maalesef, doğan çocuklar 14 yaşında ve bir kısmı evlendirilmiş durumda.

Maalesef, zaman yetmiyor, tabii, konuşacak çok şey var ama ben cümlelerimi şununla bitirmek istiyorum: Bireylerin yasalar önünde eşit olduğu kadar ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamda da eşit ve özgür olması için gerçekten samimiyete ve yüksek seviyede politik iradeye ihtiyaç var ve maalesef, bu AKP Hükûmetinde ne irade ne de samimiyet var. Dolayısıyla, halkın bütçesi olmayan bu bütçeye, adaleti, eşitliği sağlayamayan bu bütçeye bizim hayır oyu vereceğimizi belirtiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüceer.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında partimize sataştı, partimiz sanki…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – HDP’ye demedi mi, yanlış mı duydum?

BAŞKAN – Ne dedi Sayın Baluken?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Anayasa çalışmalarıyla ilgili, HDP’nin sanki AKP’yle ortak hareket ettiğini ima eden bir konuşma yaptı.

BAŞKAN – Sayın Baluken, tutanakları isteyip bakacağım, eğer bir sataşma varsa daha sonra değerlendireceğim ama ben öyle bir şey duymadım, dikkatimden kaçmış olabilir. Tutanakları isteyeyim müsaade ederseniz. Şimdi, diğer konuşmacıyı çağıracağım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Aydın Uslupehlivan.

Süreniz yedi dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYDIN USLUPEHLİVAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesi üzerine CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kuruluş yasasında, sosyal ve kültürel dokudaki aşınmalara karşı aile yapısının ve değerlerinin korunarak gelecek nesillere sağlıklı biçimde aktarılmasını sağlamak üzere, ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, aile bütünlüğünün korunması ve aile refahının artırılmasına yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini yürütmek istenmektedir.

İnsanlar farklı sosyoekonomik gruplarda yer almakta, ancak bir arada yaşamaktadırlar ve herkesi aynı ekonomik seviyeye getirmek mümkün değildir; ancak, eğitim alanında, sağlık alanında, sosyal alanlarda, kamu işlerinde, herkes, aynı haklardan aynı şartlarda faydalanabilmelidir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı çalışmalarından en hassas olanı şüphesiz kadınlarla ilgili olan çalışmalardır. Bu çalışmalar gösteriyor ki birçok kadın toplumda yok sayılan insan hâline dönüşmüş vaziyettedir. Kadın cinayetleri, her gün bir yenisi eklenen, eklendikçe önemsenmeyen, önemsenmedikçe çığ gibi büyüyen bir utanç tablosu hâline gelmiştir.

Mersin’de yüreğimizi dağlayan Özgecan kızımız vahşice katledildi. Adana’da geçtiğimiz günlerde sevgilisi tarafından öldüresiye dövülen Türkan kızımız hayatını kaybetti. Zonguldak’ta memur olarak çalışan 22 yaşındaki Necla kızımız evinde boğazı kesilmiş olarak bulundu. Bu olaylar gösteriyor ki kadınlara yapılanlar artık şiddetten çıkmış, âdeta bir vahşete dönüşmüştür.

Bu konuda verilmiş birçok önergemiz vardır, ancak bu önergeler bugüne kadar Meclisimize gelmemiştir. Bunların acilen gündeme getirilmesi ve bu konularla ilgili çalışmaların süratle başlaması, kesintisiz devam etmesi ve sonuna kadar, sonuç alınana kadar çalışılması gerekmektedir; bu, hepimizin, bu ülkede yaşayan çocuklara, kadınlara olan görevidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanı bir konuşmasında “Faiz acımasızdır.” diyor. Ancak görüyoruz ki üç dönemdir üst üste faiz gelirlerinden vergi alınmasın diye kanun getirip yasalaştıran sizlersiniz. Çok çelişkili bir durum, biraz düşünmemiz gereken bir olay.

Sayın Erdoğan bir hafta önceki konuşmasında “Rusya 2 pilot için çok iyi bir dostunu, Türkiye’yi kaybetti.” demiştir. Bakınız, 2 pilot Rusya için ne kadar önemliymiş, ne kadar kıymetliymiş. Keşke biz de kendi askerlerimiz için aynı şeyleri düşünebilsek, aynı duyguları besleyebilsek ancak kendi şehitlerine “kelle” diyen bir anlayıştan böyle bir şey beklemek saflık olur diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, son yıllarda neler yaşamışız, sizler de çok iyi biliyorsunuz: Birçok insan kumpas kurularak gözaltına alındı, tutuklandı, suçsuz yere yıllarca hapishanelerde tutuldu, görevlerinden uzaklaştırıldılar. Daha sonra hepsi beraat etti. Soruyorum size, bu insanlık suçu değil midir? Şimdilerde maddi tazminat davaları açıyorlar, bunları kazanıyorlar ancak hiçbir para suçsuz yere hapis yatmanın, yaşamdan koparılmanın karşılığı olamaz; sanırım sizler de aynı şeyleri düşünüyorsunuzdur.

Bir de 17-25 Aralığa bakalım. 4 bakan suçüstü yakalandı. Onların zarar görmemesi için elinizden gelen her şeyi yaptınız. “Kumpas kuruldu.” dediniz, “Paralel yaptı.” dediniz, “O paralar onların değildi, polis koydu.” dediniz. Ancak çok garip bir durum var, bir süre sonra söz konusu kişilerin avukatları bu paraları faizleriyle tahsil ettiler, böylece hırsızlık tescillenmiş oldu, yolsuzluk tescillenmiş oldu. (CHP sıralarından alkışlar) Hepinizin üstünde tüyü bitmemiş çocukların vebali vardır. Eğer bakanlarınızın suçsuz olduğunu düşünüyorsanız, buna gerçekten inanıyorsanız onların yargılanmasını sağlayın, bunun çalışmasını yapın, yoksa ömür boyu hırsızlık ve yolsuzlukla anılacaklardır, tercih sizlerindir.

Bütçelere gelince: Geçmiş dönemlerde Başbakanın örtülü ödeneği vardı, Cumhurbaşkanının örtülü ödeneği vardı. Şimdilerde bakanların özel hesapları olacak ve bunu nereye harcayacaklarını hiç kimseye söylemeyecekler, hesabını vermeyecekler. Eğer bir paranın harcanacağı yer gizliyse bunun doğru bir yere kullanılacağını düşünmüyorum.

Bakanlık için ayrılan bütçeye gelince; 17-25 Aralık dönemi yolsuzluğunda iç edilen paralara baktığımızda devede kulak kalır. Ancak, bütçede çaresiz kadınlarımızı, kimsesiz çocuklarımızı, eziyet gören insanlarımızı, engelli vatandaşlarımızı göremediğimiz için biz bu bütçeye olumsuz oy vereceğiz. Hayır diyoruz, hayır diyoruz!

Yüce Meclisi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uslupehlivan.

Üçüncü konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Lale Karabıyık.

Sayın Karabıyık, sizin süreniz on dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı ve TÜİK ile ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Evet, günlerce yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda her bakanlığın bütçesini izledik. Her birinde ortak bir izlenimim şudur: Sunumlar yapılırken çok başarılı olduklarını, bütün verilerin arzu edilen düzeyde olduğunu, Türkiye’nin her alanda çok iyi konumda olduğunu ifade ettiler. Ben de her seferinde, lütfen verilere bakın, en azından TÜİK verilerine bakın, dünyayla kıyaslamaları yapın ve gerçekleri görerek buna göre yeni şeyler yapalım, yeni söylemler geliştirelim, reform paketleri hazırlayın demek istedim. Ama hep geldiğimiz nokta aynı oldu. Sayın Başbakan da konuşurken konuşmasında aynı vurguyla hep başarılardan söz etti.

Peki, şimdi konuya giriyorum. Artık insanların refahı ölçülürken gelirden önce kalkınmışlık düzeyi geliyor sayın vekiller. Kalkınmışlık, aslında içine büyümeyi alıyor ama sadece büyümeyle ifade edilmiyor; içinde demokrasi de var, özgürlükler de var. Peki, büyüme dediğimiz şey ne? Her türlü büyürsünüz -bunu defalarca burada söyledik- ithalatla da, tüketimle de. Ama gerçek büyüme neydi? Bildiğimiz gibi, eğer biz üretimimizi artırıyorsak, kalitesini artırıyorsak bu gerçek büyümeydi. Peki, bizde gerçek bir ekonomik büyüme var mı? Bakın şu dönemlere, yok. Veriler bunu söylüyor. Peki, kalkınma ne? Hepimiz son derece iyi biliyoruz ki eğer gerçek bir büyüme olup da sosyal alanda da vatandaşa yansırsa, yani yoksulluğu azaltıp, işsizliği bitirip, borçları azaltıp, refah seviyesini yükseltirse, sağlık ve eğitim harcamalarının kalitesini iyileştirirse, cepten vatandaşın harcadığı miktarları azaltırsa o zaman kalkınmadan da söz etmek mümkün. Daha da bunun tanımı geniş. Peki, var mı sizce? Ben, şimdi, olmadığını size rakamlarla da ifade edeceğim ya da yeterli düzeyde olmadığını söyleyeceğim.

Şimdi, çok net bir tanım var, Türkiye'nin -on üç yıllık iktidarında- büyümesi için literatürde çok önemli bir tanım var sayın vekiller. Bakın, çok övünülen o 2001-2008 yılları arasındaki büyüme: Bunu hepimiz biliyoruz ki dünya büyürken, küresel sermaye akın akın dolaşırken, her ülke büyürken Türkiye de büyüdü ve devraldığınız da bir program vardı. Ama literatürde ekonomistler bunun adına, Türkiye'nin 2001 ve 2008 yılları arasındaki büyümesine bir isim vermişler: “İstihdamsız büyüme” diyorlar, bir başka ismi “istihdam dostu olmayan büyüme.” Peki, 2008 sonrası? 17 ekonomistin görüşü şöyle, diyor ki: “2008 sonrasındaki büyümenin özellikleri: Artan cari açık, düşük büyüme hızı ve sabit sermaye yatırımlarında sürekli azalma.” İşte, tablo, manzara bu. Peki, 2013 sonrası? Sadece 2015’in ikinci çeyreği hariç, sayın vekiller, yatırım artışında hızlı bir düşme var. Bu artış olmazsa zaten işsizlik olur, istihdama olumlu yansımaz, bu da ortada.

Sayın vekiller, maalesef, Türkiye artık yatırımsız ve cari açık veren bir ülke hâline gelmiş bulunuyor. Evet, Sayın Bakan burada konuşma yaparken birtakım veriler söyledi, başarılardan söz etti, Sayın Başbakan da aynı şekilde. Ancak, aynı dakikalarda TL dolar karşısında yüzde 3 değer kaybetti. Diyeceksiniz ki: “Türkiye'nin notuyla ilgili.” E, o da bir beklentiye bağlı bir nokta. Peki, ne oldu? İki ayda rezervlerdeki azalma 3 milyar dolara ulaştı, sadece iki ayda. Oysa Sayın Başbakan demişti ki o gün: “Türkiye’ye akın akın yabancı sermaye geliyor.” Vekillerim, maalesef, böyle değil. Bakın “Cari açığı küçülttük.” diye övündüğümüz şey, aslında, büyüme olmadığı için ve enerji fiyatları düştüğü için. O küçülen cari açığı biz artık gerçek bir yabancı finansmanla bile kapatamıyoruz. Neyle kapatıyoruz? Rezervleri erittik, iki yıldır rezervlerden yiyoruz. Başka? Kaynağı belli olmayan ve açıklaması yapılamayan paralarla yiyoruz, harcıyoruz veya bununla kapatıyoruz ve nereden geldiğini ve bundan sonrasını bilmiyoruz. Daha küçük bir miktarı -o da azalan miktarda- gelen bir yabancı sermaye.

Peki, başka bir şey: Büyümenin istihdama yansımadığını söyledik. Bakın, OECD’nin 35 ülke sıralamasında, 15-29 yaş arasındaki gençlerde işsiz ve eğitimsiz genç oranı yüzde 28,4. OECD ortalaması yüzde 14, bakın 2 katı. En iyi ülkeyle kıyaslamıyorum, Lüksemburg’la, 6,4’le ama OECD ortalamasının 2 katı. Övünüyor muyuz biz bununla? Lütfen, sizlere soruyorum.

Peki “Çok iyiyiz.” dedi Sayın Bakan ve Sayın Başbakan. İyiyiz de şu millî gelirimiz on iki ayda acaba neden 799 milyar dolardan 722 milyar dolara düştü? Diyeceksiniz ki: “Küresel olumsuzluklar var.” Evet, bunu ben de biliyorum ama bir de ayrışma diye de bir şey var. Eğer siz küresel olumsuzluklardan etkileniyorsanız aynı oranda etkilenirsiniz. Eğer sizin paranız gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla değer kaybediyorsa sizin olumsuz bir ayrışmanız var demektir, bunu lütfen kabul edelim.

Merkez Bankası diyor ki: Sıkı duruşumuzu devam ettireceğiz. İyi de TL’ye güven azaldı, dolarizasyon başladı. Ne yazık ki bunu aksine çevirmek gerekiyor, bunun için politikalar üretmek gerekiyor sayın vekiller.

Şimdi, başka bir noktaya değineceğim. Yine, TÜİK söylüyor, ben söylemiyorum, madem TÜİK için konuşuyorum… Hatırlarsanız Sayın Bakan demişti ki: “Bütçede eğitim ve sağlık harcamalarının payını artırdık.” Bakın, TÜİK ne diyor: 2014 sağlık harcamaları araştırmasına göre hane halkları tarafından yapılan cepten sağlık harcamasının toplam sağlık harcamaları içindeki payı 2003’e kıyasla 4 kat artmıştır. Yani vatandaşın cebinden çıkan sağlık harcaması 4 kat artmış döneminizde -bu başarıysa bunu artık siz değerlendiriniz- ve 17 milyar liraya çıkmıştır, 2016 için cepten çıkması beklenen miktar 26 milyar liradır. Rakamlar ortada, itirazı olan varsa söyleyebilir; işte size kalkınma!

Elimde bir rapor var, sizler de alabilirsiniz, aldığım yer “Kalkınma Bakanlığı Yıllık Programlar ve SGK Verileri.” Sürekli Sayın Genel Başkanımızla ilgili ifadelerde bulunuyordunuz, SSK açıklarıyla ilgili. Bakın, bu tabloda 1993’ten itibaren 2015 sonuna kadar SSK’nın açıkları ve bu açıkları bütçeden kapatmak için ayrılan paylar var. İktidara geldiğinizde, iktidarınız döneminde bu rakam 2,60’tan alınmış yani SSK açığının bütçeden tamamlanan kısmı bütçe miktarının 2,60’ıymış, çıkmış 5,53’lere. Arada bir düzelme var, 2011’de 4,07’ye düşmüş. Bu düzelme sizi lütfen aldatmasın. Bu, kurum -6111 sayılı Yasa’yı hatırlıyorsunuz- alacaklarının yeniden yapılandırılmasından elde edilen miktardır, bu bir başarı değildir. Siz, lütfen, 2,6 ile 5,3’ü kıyaslayınız. SSK’nın açıklarına bütçeden ayrılan pay her geçen gün artmıştır.

Başka bir nokta inovasyonla ilgili, kalkınacağız ya. Bakın, Global İnovasyon Endeksi’nde Türkiye 54’üncü sırada, Sosyal Gelişmişlik Endeksi’nde 64’üncü sırada, Dünya İfade Özgürlüğü Endeksi’nde 154’üncü sırada, Mutluluk Endeksi’nde ise 77’nci sırada. Unutmayalım ki bu endekslerin en iyi olduğu ülkelerin temel özellikleri özgürlüktür sayın vekiller. “Güven kaybı artıyor.” yine TÜİK söylüyor. Güvensizlik iç tüketimi de, yatırımı da, tabii ki istihdamı da olumsuz etkiliyor; tüketici güven endeksleri de bunu söylüyor. Maalesef, iktidarın pembe gözlüklerle gördüğü tablo ile yaşamın gerçekleri arasında dünya kadar fark var.

Son sözüm “doksan yıllık enkaz”la ilgili. Sizin “enkaz” dediğiniz, kalkınmayı başlatan, iktidarın kolay bulmuş gibi satıp savdığı değerleri yaratan cumhuriyet dönemidir. (CHP sıralarından alkışlar) Siz enkaz mı arıyorsunuz? İşte şehitler, ağlayan analar, milyonlarca işsiz, borçlular, yıkılmış yuvalar, uyuşturucu bağımlıları; işte size enkaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karabıyık.

Sayın Baluken, biraz önce Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer’in konuşmasında HDP’ye ilişkin bir sataşma olduğunu ifade etmiştiniz, ben de “Tutanakları isteyeceğim, bakacağım, varsa bir sataşma size söz vereceğim.” demiştim. Tutanaklar elime ulaştı. Sayın Yüceer “MHP Grubuna ve HDP Grubuna sesleniyorum: Bu şartlarda nasıl biz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa yapacağız Allah aşkına? Bunu sorgulamak zorundayız.” demiş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma varsa AKP’ye var orada; HDP’ye, MHP’ye yok ki.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Hayır, size sataşma yok, sataşma size değil.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Var, var, HDP sanki işin bir parçasıymış gibi.

BAŞKAN - Sayın Baluken, bu bir sataşma değil fakat yerinizden size buna açıklık getirmek amacıyla…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bu açık bir sataşmadır. Yani HDP “AKP ile birlikte biz Anayasa yapacağız.” gibi bir şey mi ortaya koymuş da oradan çürütmeye çalışıyor. Bu açık bir sataşma yani.

BAŞKAN – Peki, Sayın Baluken, iki dakika size söz veriyorum.

Sayın Akçay’ın da söz talebi var, size de söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İki dakika lütfen...

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, tabii, burada CHP’yle ilgili söyleyeceğimiz çok söz olur ama özellikle 7 Hazirandan sonraki tavırlarını bir gözden geçirmelerini CHP’li arkadaşlardan rica edeceğim. Yani otuz yedi gün boyunca “istikşafi görüşmeler” adı altında halk iradesine darbenin zeminini hazırlarken CHP ne yaptı? Sayın grup başkan vekilleri ve milletvekilleri bir değerlendirsinler. Hükûmet kurma yetkiniz gasbedildi, buna karşın ne yaptınız bir değerlendirin.

Bakın, bugün, hâlâ halka yönelik yapılan katliamlar, halka yönelik savaş suçları “terörle mücadele” adı altında yutturuluyor, bununla ilgili bile bir şey yapmıyorsunuz. Yani, aranızda tabii ki çok kıymetli milletvekilleri var, duyarlılık gösteriyorlar ama bakın, terörle mücadele dediğiniz bu anlayışta çocuklar katlediliyor. Ben şimdi, Sur’daki bir görüntüyü sizlerle paylaşmak istiyorum. Terörle mücadele dediği şey şu: Bakın burada şarapnel parçalarıyla yaralanmış çocuklar var, birazdan yaşlarını da okuyacağım. Siz bu ülkenin ana muhalefet partisisiniz. Ana muhalefet partisi olarak, bu Hükûmetin bu savaş konseptine karşı bugüne kadar ne yaptınız, niye engellemiyorsunuz, buna niye karşı çıkmıyorsunuz?

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Siz iktidar yaptınız onları!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Buraya gelip Anayasa Uzlaşma Komisyonundaki tavırla ilgili bir sorgulama içerisine girmenize gerek yok. Biz zaten söylüyoruz, evet, Cumhurbaşkanı vesayet anlayışını çekmeden sağlıklı bir anayasa oluşması mümkün değil ama ana muhalefet partisi olarak da… Yaşlarını okuyacağım, bakın Elifsu Aslan 4 aylık, Özgür Aslan 3 yaşında, Kadir Şahin 11 yaşında, Muazzez Aslan 4 yaşında, Rojda Aslan 7 yaşında, Gülistan Aslan 11 yaşında, Beritan Tosun 2 yaşında, 11-12 yaşındaki çocukların isim listeleri var ve vakit yetmediği için söylemiyorum. Hani bütün bu tablolar ortadayken sizin bir ana muhalefet partisi olarak önce bir silkinmeniz, ondan sonra Anayasa’yla ilgili tavırları değerlendirmeniz gerekir diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, yine aynı şekilde, partimizin de adı zikredilmek suretiyle… Bunu sataşma olarak kabul ediyoruz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Çok gereksiz bir konuşma, çok gereksiz!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gereksiz sensin, varlığın gereksiz senin!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Çok gereksiz, çok… Anlamsız, anlamsız…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - 10 yaşındaki, 2 yaşındaki çocuktan bahsediyoruz. Senin bu zihniyetin olduğu sürece gereksizsin sen!

BAŞKAN – Sayın Akçay, duyamıyorum sizi. Sayın Baluken, Sayın Akçay konuşuyor.

ATİLA SERTEL (İzmir) – “Gereksiz sensin.” dersen çok ayıp edersin!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Aynen öyle derim!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biraz evvel sayın konuşmacı, partimizin de adını zikretmek suretiyle sataşmada bulunmuştur.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Çok ayıp edersin!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Mehmet Parsak…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Parsak.

İki dakika size de süre veriyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Senin dediğin gereksiz konuşma… Burada çocukların ölümünden bahsediyoruz ya!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Senin yaptığın gereksizlikler haddini geçmiş, haddini! Senin yaptığın gereksizlikler…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ağzından çıkanı kulağın duymuyor!

ATİLA SERTEL (İzmir) – İnsan utanır ya, ayıp. Söylerken bir lafı nereye gideceğini bilir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sende utanma duygusu olsa o cümleyi kullanmazsın!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sen utanırsın, utanırsın. Utanma duygusu olan insan utanır!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – MHP’yi dinleyelim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Parsak.

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Saygıdeğer milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP’li sayın hatibin sözleri üzerine, sataşmalardan dolayı söz almak durumunda kaldık. Evet, bu Anayasa’nın yenilenmesi meselesi, epey bir zamandan beri milletimizin, ülkemizin gündemini meşgul eden ve önemli bir konu. Nitekim, 24’üncü Dönem çalışmalarından sonra 26’ncı Dönemde de 4 partinin eşit temsiliyle bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu ve bu Anayasa Uzlaşma Komisyonu, daha üçüncü toplantısında henüz çalışma usullerini görüşürken dağılmak durumunda kaldı. Burada biz netice itibarıyla şunu gördük ki AKP, masaya otururken bir anayasayı yenilemekten daha çok, ne yazık ki bir kişinin tek adam olma sevdasına uygun bir altyapı oluşturma derdinde. CHP de daha çalışma usulleri görüşülürken çalışma usullerindeki durumu nazara almak suretiyle âdeta AKP’nin değirmenine su taşır bir mahiyet ortaya koymuştur.

Burada Milliyetçi Hareket Partisi olarak, geçtiğimiz hafta Sayın Meclis Başkanının mektubuna Sayın Genel Başkanımız tarafından verilen cevapta da ifade edildiği gibi, tam mutabakat esasına dayalı, uzlaşma kültürüne uygun biçimde, dolayısıyla Mecliste grubu bulunan tüm partilerin katılımıyla ancak ve orada milletimizin ihtiyaçlarını görecek şekilde, birilerinin siyasi projelerini hayata geçirecek biçimde değil… Gerçekten milletimiz daha iyi bir anayasayı hak etmektedir, beklemektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak da biz, bu Anayasa Uzlaşma Komisyonunu milletimize hizmet noktasında, milletimizin ihtiyaçlarını görme noktasında önemli bir mecra olarak görüyoruz. Her iki partiye de çağrımız, bu kısır tartışmaları bir kenara bırakmak suretiyle bu Anayasa’nın yenilenmesi çalışmalarına olumlu, yapıcı katkı vermeleridir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

TUFAN KÖSE (Çorum) – “HDP’nin olduğu yerde duramayız.” dediniz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayıp ya! Senin soracağın bir soru mu o? Ayıp değil mi yani?

TUFAN KÖSE (Çorum) – HDP’nin olduğu yerde nefes almak istemiyorsunuz, Meclis Başkanlığı seçimini hatırlamıyor musunuz?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Senin derdin… Kavga mı istiyorsun sen?

Şu utanmazın söylediğine bak!

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun, sizi dinliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, gerek Halkların Demokratik Partisi grup başkan vekili…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sen o zaman de ki: “Ben, HDP’nin bulunduğu masada oturmuyorum.” Onu öyle söyle o zaman.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Biz de…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Anayasa Uzlaşma Komisyonu, Mecliste grubu bulunan 4 partinin bir arada bulunmasıyla yürüyebilir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Altay’ı dinlemek istiyorum.

Sayın Parsak…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Biz yıllardır aynı tutarlılıkla devam ediyoruz burada.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hocam, biz oraya oturmayacağız, siz çok meraklıysanız oturun.

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Ee, tamam işte. Siz onu söyleyin, onu söyleyin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Güle güle, hayırlı uğurlu olsun. Anayasa’yı ayaklar altına alanlarla ne anayasası yapacağız?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Baştan niye onu yapmadın? Geçen dönem niye oturdun?

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Niye oturdun o zaman?

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım.

Sayın Altay, buyurun, sizi dinliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, gerek HDP gerekse MHP Tekirdağ Milletvekilimizin yaptığı ve benim dinlediğim kadarıyla HDP ve MHP’ye -ben öyle anladım, bilmiyorum, kendisi düzeltir- “Bunlarla nasıl anayasa yapacağız?” mealli bir konuşma yaptı diye anladım ben. Ancak, gruplar bunu eleştiri olarak algıladılar. Milletvekilimizin söylemediği bir sözü kendilerine atfettiler.

Bir: Candan Yüceer için bir talebimiz var.

İki: Sayın Baluken, ana muhalefet partisine yönelik olarak güneydoğuda akan kanla ilgili bizi duyarsızlıkla itham etti. Grup olarak ayrıca bir talebimiz var.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Sayın Yüceer, buyurun, önce sizi dinleyelim.

İki dakika, yeni bir sataşma olmasın lütfen.

9.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ve Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasa yapmak, gerçekten kolay değil, hele demokratik, çoğulcu, katılımcı olursa. Kadın-erkek eşitliğinin olmadığı bir yerde demokratik bir anayasadan bahsedilemez. Yani, benim daha çok vurgum, bunun üzerineydi. Maalesef, demokrasi tartışmalarını yaparken burada kadınsız demokrasi, kadının temsil edilememesi, siyasi alanda, ekonomik alanda, her alanda yok olması. Kadınsız demokrasiyi normal sayıp herkes her yerde demokrasi tartışması yapıyor, anayasa yapıyor demokratik! Kadının olmadığı bir yerde, eşit olmadığı bir yerde, bir kere, demokratik bir anayasa yapamayız; vurgumuzun birincisi buydu. Ama bize bundan atıf yapılarak başka sataşmalar oldu, bizim bu konuda kayıtsız kaldığımız, ölene, kana duyarsız kaldığımız… Biz bu süreçte, baştan beri, bu sürecin doğru adresinin Parlamento olduğunu söyledik çünkü eğer demokrasi, çözümler bir kişinin iki dudağının arasında olursa işte böyle “savaş” deyince savaşırsınız, “barış” deyince barışırsınız. (CHP sıralarından alkışlar) O yüzden, demokratik anayasa yapmanın, bu sorunları çözmenin yeri Parlamentodur, herkesin ortak katılımıyladır; ben bunu vurgulamaya çalıştım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yüceer.

Sayın Altay, size de iki dakika söz vereceğim.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır da istiyor.

Buyurun Sayın Altay.

Süreniz iki dakika.

10.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birkaç konu var, hızlı hızlı söylemek isterim.

Sayın Baluken, biz istikşafi görüşmelerde yanlış yaptığımızı düşünmüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ni, seçimin sonuçlarını dikkate aldığımızda, bu ülkeyi hükûmetsiz bırakmamak anlamında, milletin ortaya koyduğu irade doğrultusunda geniş tabanlı, yüksek profilli bir hükûmete Türkiye'nin ihtiyacı var mesajını aldık ve bunun gereğini yaptık. Cumhurbaşkanının, Anayasa’yı gasbederek, yetki gasbı yaparak ana muhalefet partisine hükûmet kurma görevi vermemesi onun ayıbıdır. Tarih bunu yazacaktır, bunun hesabı da vaktizamanı gelince sorulacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Beni asıl üzen şudur: Ana muhalefet partisinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan olaylarla ilgili duyarsız kaldığı eleştirilerinize üzüldüğümü belirtmek isterim. Ben, bu bölgede kim kandan, kim gözyaşından besleniyorsa, bu bölgede yaşananlar, kimin sorumluluğundaysa hepsinin Allah belasını versin diyorum peşinen, önce bir bunu söyleyeyim. (CHP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de terör sorununun varlığını tespit ve tayin etmiş ve devletin terörle etkin mücadelesini savunmakla beraber, orta yerdeki Kürt sorununun da demokratik kriterler içinde çözülmesi gerektiğini defaatle söylemiş bir partidir. Biz, bu Parlamentoda bu konuda somut, sabit çözüm ortaya koyan da tek partiyiz, ne AKP ne diğer partiler. Biz, bu konuda 27 tane kanun teklifi verdik, hiçbir tanesi bu Meclisin Genel Kuruluna dahi, iktidar grubunun engellemesiyle, indirilmedi. Çok net söylüyorum, bu işin 4 tane çözümü var: Birincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 24’üncü Dönemde kurulduğu gibi bir komisyon kurulması lazım, eşit temsilli bir komisyon, mutabakat komisyonu kurulması lazım. Dışarıda gene siyasi partilerin aday göstereceği bir ortak akıl komisyonunun kurulması lazım. Gerçeklerle yüzleşme komisyonunun kurulması lazım ama hepsinden önemlisi Oslo, İmralı, Dolmabahçe tutanaklarının bu Mecliste açıklanması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunlar olmadan çözüm olmaz, sorun, büyümeye devam eder. Bizi kimse duyarsızlıkla suçlamasın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın Çakır buyurunuz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, MHP’li hatip Mehmet Parsak Bey konuşmasında, AKP, daha masaya otururken amacı belliydi, bir kişinin iktidarını tesis etmek anlamında bize ait olmayan bir ifadede bulunmuştur, sataşmıştır. 69’a göre söz istiyorum.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – İmralı tutanaklarını sataşma saymıyorsun, bunu mu sayıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Çakır, iki dakika size de… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, yeni bir sataşma olmasın, dikkat edelim.

11.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Parsak, bizimle ilgili, bize ait olmayan bir beyanda bulunmuştur yani masaya otururken amacımızın belli olduğu… Elbette, bu, bir yönüyle doğrudur. Masaya otururken amacımız önemli ölçüde bellidir fakat o, Sayın Parsak’ın dediği değildir. Biz bu masaya oturduk çünkü bu ülkenin bir darbe anayasası vardır ve bu ülke, bu darbe anayasasından bir an evvel kurtarılmalıdır. Biz bu masaya bunun için oturduk. Biz bu masaya özgürlükçü bir anayasa yapalım diye oturduk. Evet, biz bu masaya oturduk çünkü biz eşitlikçi, özgürlükçü, temsil kabiliyeti yüksek bir anayasa yapalım diye oturduk yoksa Sayın Parsak’ın -ifade etmiş olduğu gibi- “Amacı önceden belliydi.” demek suretiyle bize ait olmayan bir iradeyi açığa vurarak bir bühtanda bulunduğu açıktır. Bunu kesinlikle reddediyoruz.

Geldiğimiz noktaya gelince, değerli arkadaşlar, Anayasa Mutabakat Komisyonu masasından değerli CHP heyeti kalkmıştır. Umarız ve dileriz ki tekrar heyet masaya oturur. Biz öyle inanıyoruz, öyle bekliyoruz. Sayın Meclis Başkanımızın tekrar bir davet yaptığını duyduk. İnanıyoruz ki tekrar bu masa yeniden 4 partinin temsiliyle birlikte icraata başlar çünkü bir anayasa ne kadar katılım olursa -eminim ki, eminsiniz ki- meşruiyeti o kadar yüksek olacaktır. Ama CHP’nin ısrarla masadan kalkmak noktasında bir ısrarı olursa tabiatıyla üç partiyle -Sayın Parsak, sizin partiniz dâhil olmak üzere- bu çalışmayı sürdüreceğiz.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Meclis Başkanı bitirdi toplantıyı, Meclis Başkanı.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Öyle bir şey yok.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Ama herkes kalkarsa Sayın milletvekilleri, değerli hazırun; biz kendi anayasamızı yapacağız ve huzurlarınıza getireceğiz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Normalde ara vereceğim ama şimdi üç grup başkan vekili ayağa kalktığı için sırasıyla dinleyeceğim.

Buyurunuz Sayın Akçay, sizden başlayalım…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan Sayın Parsak’ın bühtanda bulunduğunu ifade etti ve bize ait olmayan görüşleri bize atfetmeye çalıştı, sataşmadan dolayı söz istiyoruz.

BAŞKAN – Lütfen, yeni bir sataşma olmasın.

Sayın Parsak, buyurun iki dakika…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yok, ben…

BAŞKAN – Siz mi?

Buyurun Sayın Akçay.

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi, dün durduğu yerde hâlâ durmaktadır. Görüşleri, ilkeleri fevkalade tutarlı ve aynı yerdeyiz değerli arkadaşlar. Bu, 4 siyasi partinin de bulunması gereken bir Komisyondur. Bu görüşümüzü de ikinci kez Meclis Başkanına iletmiş durumdayız ve ayrıca şunu ifade etmek isterim ki: Şimdi, “Adalet ve Kalkınma Partisinin görüşü önceden belliydi.” derken Sayın Parsak, arkadaşlar, daha Anayasa Komisyonu kurulmadan, çalışmalarına başlamadan Sayın Cumhurbaşkanı, yapılacak yeni anayasayla ilgili görüşlerini empoze etme gayretlerine girdi. Mesela dedi ki: “Efendim, başkanlık sistemini içermeyen bir anayasa olmaz.” gibi bir vesayet davranışları içerisinde bulunuyor. Zaten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ve AKP Grubu, hâlâ Cumhurbaşkanının vesayeti altındadır yani Sayın Erdoğan’ın vesayeti altındadır. (CHP sıralarından alkışlar) Ben, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, Sayın Cumhurbaşkanını burada savunmalarını belli bir ölçüde anlayışla karşılarım fakat bu, savunmanın veya sataşmalara cevap vermenin ötesinde, bir psikolojik olarak vesayet altında kalmanın getirdiği bir refleks olarak ortaya çıkıyor, kendisini gösteriyor. Bundan kaçınmak lazım. Maksadınız eğer üzüm yemekse, iyi, güzel, düzgün bir anayasa yapmaksa bunu hep birlikte net bir şekilde, tutarlı bir şekilde ortaya koymak gerekir. Sonradan çocuk gibi mızıkçılık yapmamak lazım.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Biz masadayız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Yüceer, konuşması sırasında, partimize “Birilerinin iki dudağı arasına bakarsanız ‘savaş’ dediği zaman savaşır, ‘barış’ dediği zaman barışırsınız.” gibi çok ağır bir zanda bulundu.

BAŞKAN – Evet, size de iki dakika söz veriyorum.

Buyurunuz.

13.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, burada son derece yakıcı, acil bir gündemle karşı karşıyayız ve bu Meclis kürsüsünü kullanırken de mümkün olduğunca, bu yakıcı gündemle ilgili, Türkiye kamuoyuna, Türkiye halklarına bütün gerçeği nasıl gösterebilirizin çabası içerisindeyiz. Anayasa’yla ilgili söz alırken de Sur’la ilgili gösterdiğim resimler, CHP’nin bu konudaki tavrıyla ilgili eleştirilerimi de bu doğrultuda bu kürsüden ifade ettim. Ben, CHP’nin bu süre içerisinde, savaşa karşı duruş gösteren, bu konuda duyarlılık gösteren heyetlerinin, milletvekillerinin emeğini asla hiçleştiren bir tutum içerisinde olmadım, olamam da. Nitekim, bu kürsüden de oradaki gerçeği Türkiye kamuoyuna, Türkiye halklarına son derece doğru bir şekilde aktaran çok kıymetli çalışmalar oldu, çok kıymetlidir ama bizim beklentimiz, kurumsal olarak, bir ana muhalefet partisinin, bir hafta içerisinde Cizre’de hastaneye nakledilme iradesini göstermiş 170 insanın katledilmesine karşı daha etkin bir pozisyon göstermesidir. Dolayısıyla, burada, konu dışında konuştuğumuzda hâlâ bazı vekillerin “Ne kadar gereksiz bir konuşmaydı.” şeklinde değerlendirmesini de doğrusu yadırgadığımızı ifade etmek istiyorum.

Anayasa’yla ilgili tavır net arkadaşlar. Bakın, biz net söylüyoruz, bu ülkede 7 Hazirandan sonra bir darbe yapıldı -saray darbesidir- üstüne bir savaş konsepti sahaya sürüldü, karargâh darbesiyle güçlendirildi, şu anda da Anayasa Uzlaşma Komisyonunun üstünde bu darbe anlayışının vesayeti vardır, sarayın vesayeti vardır. Bu vesayet kalkmadığı sürece o masadan bir şey çıkmaz. “Anayasa uzlaşma masası” dememiz için de 4 partinin o masanın etrafında olması gerekiyor, bu kadar net ve açık ifade edeyim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, iktidar partisinin sayın grup başkan vekili, kendisine de hiç yakıştıramadığım bir beyanda bulundu, yanlış bir beyanda bulundu. Uzlaşma Komisyonunun kapanış tutanağı elimde ve bunu okumak zaman alır. Ancak, kamuoyunda iktidarın “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” diye nitelendirdiği, bizim de “darbe hukukundan arınma ve anayasa çalışmaları uzlaşma komisyonu” diye adlandırdığımız ve o zaman Başbakanın kabul ettiği, bu isimle başlanması için bizim de katıldığımız o komisyondan, masadan kalktığımız gibi bir algı oluşturdu sayın grup başkan vekili. Bu, yanlıştır, bunun düzeltilmeye ihtiyacı vardır, söz talep ediyoruz.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Ömer Süha Aldan, Komisyon üyemiz, orada yaşayan, canlı tanık olarak…

BAŞKAN – Peki, buyurun iki dakika da size söz veriyorum; lütfen, yeni bir sataşma olmasın, olur mu. (CHP sıralarından alkışlar)

14.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında sataşacak çok şey var ama onu basın toplantısına saklayacağım. Olay şu: Bir önceki toplantıda Meclis Başkanı “Akşam, yemeği beraber yiyeceğiz.” dedi ama görüşme sırasında HDP’li arkadaşlar, hatta bir arkadaşımız “Karnım acıktı” dediğinde, “Ben size bir tost söyleyeyim.” dedi. Aslında Sayın Başkan o masayı devireceğini açık etmiş oldu, ben de bunu hissederek “Sayın Başkan, size 4 tane öneri sunuyorum.” dedim. “Bir: Oylama yapın yani, bu komisyonun adı ve görev tanımlamasına ilişkin bir oylama yapın.

İki: Bugün çok gerilim oldu, uzun süre tartıştık, gidelim evlerimize dinlenelim, salim kafayla yarın gelip bir beyanda bulunalım.

Üç: Madem ortada bir kriz var, ben, Sayın Genel Başkanımın görevlendirmesi üzerine buradayım, inisiyatif kullanamam, gidin parti liderleriyle de görüşün.

Bunların tümünü kabul etmezseniz, o zaman, biz, masadan çeker gideriz, siz üç parti devam edersiniz:” dedim. Bunun üzerine Meclis Başkanı bir süre daha devam etti, Komisyon üyesi arkadaşlar görüşlerini bildirdiler, birden “Toplantı bitti.” dedi. HDP’li bir arkadaş, “Yarın saat kaçta gelelim?” dedi, Meclis Başkanı “Yarın yok.” dedi. “Peki, haftaya mı kaldı toplantı?” deyince, “Hayır, bu komisyon, faaliyetlerine son vermiştir.” dedi. Dolayısıyla, bu komisyonu bu aşamada sonlandıran kişi, Sayın Meclis Başkanıdır.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Tayyip Erdoğan’dır, Tayyip Erdoğan’dır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Talimatı veren de o.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Erdoğan” de, ya.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Tayyip Erdoğan talimat vermiştir.

ÖMER SÜHA ALDAN (Devamla) – Lütfen, kamuoyunu yanıltmayalım. Bu arada şunu da belirteyim, bir on dakikalık ara vardır işin içinde, arada kiminle görüşüldüğünü de herhâlde sizler takdir edersiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aldan, teşekkür ederiz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır, buyurun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, bir sataşma olarak görmüyorum yani sadece kısa bir söz istiyorum. Bir kısa söz lütfen.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında, Sayın Aldan, yapmış olduğu konuşmayla benim söylemiş olduğum hususu teyit etmiştir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yapma, etme, eyleme.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Şöyle teyit etmiştir, gördüğünüz gibi, sadece Sayın Meclis Başkanının tutumunu, davranışını anlatmıştır. Elbette ki, onlar komisyon heyeti, aralarında ne geçti, ne kadar detaylı konuşuldu, biz buna vâkıf değiliz. Bir kısmını burada Sayın Aldan anlattı, muhtemelen o hikâyenin kalan bir tarafı da vardır ama netice itibarıyla Cumhuriyet Halk Partisi masadan kalkmıştır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ayıp ya!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Ayıp, ayıp, ayıp, gerçekten ayıp! Ayıp bu söylediğiniz şey ya!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Masaya hâlâ dönebilir, hâlâ dönebilir. Benim söylemiş olduğum şey budur.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Tost yemeye gitmişler, tost.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, çünkü komisyonunun adı üzerinde yapılan bir tartışma varken, “mutabakat komisyonu” deniliyor iken “darbe yasalarından arındırma komisyonu” diye CHP’nin teklifi vardı. Başbakanımız böyle bir şey demedi. Başbakanımız şöyle bir şey dedi: “Biz ayrıca darbe yasalarından arındırmayla ilgili de bir faaliyet, bir çalışma yapabiliriz, yürütebiliriz.” Ki bu, birinci hususu asla nakzetmez. Bunu arz etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, yerimden, bir dakika…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bence tartışmalar doyuma ulaşmıştır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Grup başkan vekilleri yerinden söz isteyebilir Başkan yani.

BAŞKAN - Sayın Grup Başkanvekilleri, ara vereceğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, bir yanlış var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bir yanlış varsa biz de…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bir cümle kaldı efendim, bir cümle…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Birer cümle kullanma hakkı verin bize yani…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Sadece birer dakika.

Sayın Akçay, bir dakika…

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hatta yarım dakika efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

Tamam, bir dakika.

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, hadise, iki parti arasında bir polemik olarak devam etmektedir.

Ben, şunu hatırlatmak isterim: O Anayasa Uzlaşma Komisyonu, Anayasa zıtlaşma komisyonu değildir, uzlaşma komisyonudur. Zıtlaşmadan ziyade uzlaşma arayışlarına ağırlık verilmesi gerekir. Tartışmaları da mümkün olduğunca polemiklerden kaçınarak sürdürmekte fayda var diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Baluken, size de bir dakika…

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyelerimizin bize vermiş olduğu bilgiler de Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan sayın hatibin belirtmiş olduğu bilgiler doğrultusundadır. Masa, Meclis Başkanı tarafından keyfî bir şekilde devrilmiştir. Talimatı da, tahminimize göre, daha önce çözüm masasını deviren, sonra koalisyon masasını deviren Cumhurbaşkanı tarafından verilmiştir. Dolayısıyla AKP’nin şimdi büyük bir panikle bir algı yaratmasıyla ilgili durumu kabul etmek mümkün değildir.

Evet, bu masanın kurulması lazım ama bu masanın kurulması için Cumhurbaşkanının vesayet anlayışının artık devreden çıkması gerekiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Sayın Altay, bir dakika size de.

Buyurun.

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Uzlaşma Komisyonu tutanağı son sayfa: “BAŞKAN - Nihayete ermiştir.” “Bu kadar yani öyle mi anlıyoruz?” Devam ediyor; “MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Biz bu komisyonu soruyoruz.” diyor Başkana. “BAŞKAN - Bu komisyon bitti.” Nokta; bu komisyonu bitiren, Başkan.

Ben size başka bir şey söyleyeyim. Sayın Genel Başkanımızın Meclis Başkanının komisyon kurulmasıyla ilgili mektubuna cevap, başında söylüyoruz bir şeyler: “Bu düşüncelerle Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan, Balıkesir Milletvekili Sayın Namık Havutça ve Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın kurulacak olan Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındıracak ve Anayasa Çalışmalarını Yürütecek Uzlaşma Komisyonunda görevlendirildiğini bilginize sunarım. Biz bu görevlendirme…” Başkana yazdığımız mektupta komisyonun adını böyle adlandıracağımızı Başbakanla da yaptığımız konuşmaya binaen Meclis Başkanına yazmışız. Meclis Başkanının bunu kabul ettikten sonra bu komisyonun adını tartışması bile abesle iştigaldir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Baluken, kürsüden konuşurken “gereksiz konuşma” diye bana da bakarak benim söylemim üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin…

BAŞKAN – Böyle bir şey yok Sayın Milletvekili. Grup başkan vekiliniz konuştu zaten. Sayın Yüceer de konuştu. “Bana bakarak” diye bana sataştı anlamında söz istiyorsanız, söz vermeyeceğim.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ama bakın Sayın Başkan, “gereksiz konuşma”yı söyleyen benim ve benim şahsıma bu kürsüden söz söylediğine göre, benim de 69’a göre söz söyleme hakkım vardır.

BAŞKAN – Hayır, hayır. Sayın Milletvekili, lütfen…

ATİLA SERTEL (İzmir) - Lütfen Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Çakır’ı dinleyeceğim şimdi, bir dakika…

ATİLA SERTEL (İzmir) – O zaman, sizin adaletinize bırakıyorum çünkü o kürsüden benim söz söyleme hakkım var, bunu bilin.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Milletvekili, ben çok adilim bu konuda biliyorsunuz ama sizin şahsınıza özel olarak bir sataşma olmadığını düşünüyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – O sözü söyleyen benim. “Gereksiz konuşmuştur” diye söyleyen benim.

BAŞKAN – İsminiz geçmedi ama Sayın Milletvekilim, lütfen…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Baktı ve söyledi. “Gereksiz konuşmuştur.” onu tekrar ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İsmi geçmedi ama onu ima etti Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ATİLA SERTEL (İzmir) - Onu tekrar ediyorum “Gereksiz konuşmuştur.”

BAŞKAN - Sayın Çakır buyurun.

9.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, tartışmaların uzamasını istemem. İki cümle sarf edip, izninizle bitirmek istiyorum.

Bir: Sayın Altay’ın, Değerli Grup Başkan Vekilimizin söylemiş olduğu yazılan yazıda komisyonun adının o şekilde zikredilmesi yani “Darbe Yasalarından Arındırma Komisyonunu” şeklinde zikredilmesi onların görüşüdür, bu konuda bir mutabakat söz konusu değildir. O komisyon, bu komisyonun adının böyle olup olmayacağına karar verecektir.

İki: Sayın Başkan, tutanakların sadece son cümlesini yahut son cümlelerini okumaktadır.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Zaman versin, hepsini okuyalım.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Oysa, ondan önceye gittiğimizde, ileriki sayfalara gittiğimizde görülecektir ki “biz” demektedir oradaki komisyon üyeleri, o tutanaklar bizde de mevcut…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Vardır tabii.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - “Başkanlık sistemi konuşulacaksa biz masada yokuz.” denmiştir. Biz de demişiz ki orada, arkadaşlarımız bize nakletti…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakanla öyle konuşmuştuk, “Sistemi konuşmayacağız.” demiştik.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – “Başkanlık sistemi de, parlamenter sistem de, aslında aklınıza gelecek her türlü husus, komisyonda, komisyon netleşinceye, sonuçlanıncaya kadar konuşulmak durumundadır.” dedik. Dolayısıyla, konuşmanın son cümlesini okuyor, öbür tarafı yok. Yani, bu, hikâyenin tamamı değil.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi konuşma sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Gaziantep Milletvekili Sayın Akif Ekici’ye aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ekici, süreniz yedi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bugün önemli bir gün; içinde bulunduğumuz gün 1 Mart. 1 Mart, Türkiye siyasi tarihinde gerçekten unutulmaması gereken ve önemsenmesi gereken bir gün ama maalesef toplum olarak biz çok çabuk unutuyoruz, çok çabuk değerlendirme dışı bırakıyoruz bazı şeyleri.

1 Mart neden önemli? Bundan on üç yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan tezkereyle, altı ay süreyle yabancı unsurların 62 bin kişilik askerî gücünün, 255 Amerika Birleşik Devletleri uçağının, 65 helikopterinin kendi topraklarımızda konuşlanmasıyla ve AKP’ye, yetki askerlerimizi sınır dışına transferle ilgili bir yetki veriyorduk.

Buradan -bildiğim için söylüyorum, hayatını kaybeden arkadaşlarımız var, onları saygıyla, rahmetle anmak istiyorum- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve destek veren 100 civarındaki milletvekili arkadaşıma minnet, şükran ve saygılarımı ifade etmeden geçemeyeceğim değerli arkadaşlar.

1 Mart Tezkeresi bu Meclisin onurlu davranışlarından biriydi. 1974’te de Cumhuriyet Halk Partisi önderliğinde yine 1 Martta olduğu gibi onurlu bir davranış sergilenmişti değerli arkadaşlarım.

1 Martı söyledikten sonra, bir önceki oturumda Anayasa’yla ilgili tartışmalar oldu. Tabii, söz hakkımız yoktu o anda, cevap veremedim.

Değerli arkadaşlar, şunu açıkça söylemek istiyorum: Böyle iradesini, fikrini, düşüncesini bir tek kişiye teslim etmiş bir grupla aynı masaya oturulup anayasa yapılamaz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Aynı masaya oturulup anayasa yapılamaz. Aklını, iradesini, fikrini, beynini bir tek kişiye teslim etmiş bir grup mensuplarıyla aynı masaya oturulup anayasa yapılamaz.

HİKMET AYAR (Rize) – Millet ne diyorsa odur!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Bunu niye söylüyorum? Grup başkan vekili… Arkadaşımız yok şu anda, ismini de bilmiyorum ya. Dün grup başkan vekilliğinde görev yapıyordu burada bir arkadaş.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ne kadar ilgilisin?

AKİF EKİCİ (Devamla) – Ya, çok ilgiliyim… Ben senin ismini bilmek zorunda değilim. Ben senin ismini bilmek zorunda değilim, benim için de bir şey ifade etmiyorsun.

BAŞKAN – Sayın  Hatip, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

AKİF EKİCİ (Devamla) – Benim için de bir şey ifade etmiyorsun, benim için de hiçbir şey ifade etmiyorsun.

HİKMET AYAR (Rize) – Bu milletin nezdinde de siz hiçbir şey ifade etmiyorsunuz.

AKİF EKİCİ (Devamla) – Dinle, dinle!

O arkadaş, şunu söylüyor yirmi dört saat içerisinde: Önce mutlu olduğunu söylüyor cezaevinden tahliye edildiği için; yirmi dört saat geçmeden, yukarıdaki ağabeyinin yurt dışına çıkarken yaptığı açıklamadan sonra “Anayasa Mahkemesi hak ihlali yapmıştır.” diyor. Bu düşüncedeki insanlarla nasıl bir araya oturulur, anayasa yapılır değerli arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Ben sözü GAP projesi üzerinde almıştım ama zaman çok dar, onun için GAP’tan çok fazla bahsetmeyeceğim. GAP’ı proje olarak ortaya atan ve gerçekleştirmek için mücadele eden insanlara da şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum değerli arkadaşlarım.

Ben lafı hiç dolandırmam, lafı direkt söylerim; yaşamımda da siyasetimde de öyledir. Ben, buradaki Hükûmet yetkililerine de AKP Grubuna da soruyorum: Bu kadar, ülkeye haksızlık yapan, ülkeyi bu hâle getiren bir Cumhurbaşkanı var, ülkeyi felakete sürükleyen bir Cumhurbaşkanı var. Hiçbiriniz, Allah için, biriniz çıkıp da “Ey Cumhurbaşkanı, ne yapıyorsun? Bu ülkeyi nereye götürüyorsun?” demiyorsunuz.

Suriye dünya var olduğu sürece bizim sınır komşumuz, adı Suriye olur, başka bir ülke olur, adı başka bir şey olur ama o insanlarla biz akrabayız -ben Gaziantep Milletvekiliyim- bir arada yaşayacağız. Ailelerimiz bölünmüş. Bizi düşman etmeye sizlerin ne hakkı vardı değerli arkadaşlar?

Suriye’de bir ateş yandı bundan beş yıl önce. Komşuda ateş yanınca bize ne görev düşer? Elimize soğutucu malzeme alıp üzerine gitmemiz gerekir. Ne yaptı Tayyip Erdoğan? Eline bidon aldı gitti, benzin bidonu aldı gitti ve bugünkü bu hâle getirdi. (CHP sıralarından alkışlar) Ben soruyorum bakanlara: Hani cuma namazını Emevi Camisi’nde kılıyordunuz? Nereye gidebildiniz? Ne yapabildiniz?

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – El insaf!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclis Camisi’nde kılıyorlar ya.

AKİF EKİCİ (Devamla) – Kolay mı? Oyuncak mı bu işler?

2,5 milyon Suriyeliyi Türkiye’ye doldurdunuz, 600 bini de Gaziantep’te yaşıyor. Ülkemizi, şehrimizi, dengemizi allak bullak ettiniz değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bundan önce 11 Cumhurbaşkanıyla beraber yaşadık, ben çoğunu hatırlarım, sizler de hatırlarsınız, aklıselim insanlardı. Hiçbir Cumhurbaşkanı bu ülkeyi ailesiyle, oğluyla, çocuğuyla, hanımefendisiyle yönetme gibi son derece yanlış, usulsüz, hukuksuz bir davranış içerisine girmemiştir. Şimdi Hanımefendi giriyor, Bilal Erdoğan Beyefendi giriyor, çoluk çocuk ailece bu ülkeyi yönetmeye kalkıyorsunuz ve buralara getiriyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Ben bir tavsiyede bulunacağım şimdi. Dört gruba da öneriyorum. Bizim orada, bölgemizde bazı yaşlı insanlar olur; söz dinlemez, hasta olur doktora gitmek istemez. Orada aile büyükleri ve bölgenin önde gelen insanları bir araya gelir, bu rahatsız kişiyi tedavi olmak için ikna eder. Dört grup oluşturalım, bu Recep Tayyip Erdoğan’ı psikolojik bir tedaviye tabi tutalım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Nasıl bir şey bu?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Yazık! Yazık! Bir milletvekiline yakışmıyor ya! Bir milletvekiline yakışmıyor ya!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Cumhurbaşkanına karşı saygılı ol ya! Psikolojik tedaviye senin ihtiyacın var ya!

AKİF EKİCİ (Devamla) - Bu Recep Tayyip Erdoğan’ı psikolojik bir tedaviye tabi tutalım.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Senin ihtiyacın var! Ne biçim konuşuyorsun sen ya!

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sen nasıl konuşuyorsun böyle?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Bir milletvekiline yakışmıyor ya, Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sayın Ekici…

AKİF EKİCİ (Devamla) – Çünkü, şuurunu kaybetmiş ve sizin gibi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Edepli ol ya! Edepli, saygılı ol biraz!

BAŞKAN – Sayın Ekici, çok rica ediyorum, gündemin dışında farklı konuşmalar yapmayınız.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Psikolojik tedaviye senin ihtiyacın var. Saygılı ol!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Acil vakasın sen, acil vaka! Doktora git, doktora!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Tam bir hastasın sen!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ruh hastasısın sen!

AKİF EKİCİ (Devamla) – …sizler gibi ruhunu, beynini, düşüncesini teslim etmiş bir grupla karşı karşıyayız.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ne biçim konuşuyorsun sen Cumhurbaşkanına!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Arkadaşlar, utanmasanız peygamber diyeceksiniz ya! Utanmasanız peygamber diyeceksiniz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ruh hastasısın sen ya! Tam hastasın!

HİKMET AYAR (Rize) – Sen düzgün konuş Cumhurbaşkanına karşı! Terbiyesiz herif! Terbiyesiz!

AKİF EKİCİ (Devamla) - Siz şuurunuzu, ruhunuzu teslim etmiş bir grupsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Ekici…

AKİF EKİCİ (Devamla) - Bu Türkiye’yi ateşe sürükleme içerisinde… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Boş konuşuyorsunuz! Boş konuşuyorsunuz!

HİKMET AYAR (Rize) – Konuşma! Sen boş konuşuyorsun! Edepsiz adam ya!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Ülkeyi felakete iten, ülkeyi ateş çemberine iten bir kişiyle karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Ne felaketi? Ne diyorsun sen?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hastasın, hem ne hastasın sen ya! Senin burada değil, hastanede olman lazım!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Bu dediğim işlemin acilen yapılması gerekiyor.

HİKMET AYAR (Rize) – Bak, hâlâ konuşuyor ya!

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Doktora git, doktora.

Alın doktora götürün şunu ya. Doktora götürsenize Engin Bey.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanakları isteyeceğim ben.

GÖKÇEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Milletvekili, aleni hakaret ediyorsun!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Kendi batağa saplanmış, bu ülkeyi de batağa çekmek isteyen bir ruhla karşı karşıyayız. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKİF EKİCİ (Devamla) – Ruhunu tedavi ettirmezsek ülkemiz bir felakete gidecek.

BAŞKAN – Sayın Ekici, süreniz bitmiştir.

AKİF EKİCİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben bunu insani vicdanım için söyledim, insani vicdanım için söyledim.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sen doktora git, doktora!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Senin tedaviye ihtiyacın var, tedaviye!

AKİF EKİCİ (Devamla) - Topluma karşı, beni seçenlere karşı vicdani sorumluluğum var, o sorumluluğu yerine getirmek istiyorum.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Doktora git. Senin vicdanın da yok, bir şeyin yok! Psikoloğa git!

AKİF EKİCİ (Devamla) - Bir an önce tedavi edilmesi gerekir. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HİKMET AYAR (Rize) – Konuşma! Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını konuşuyorsun!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Konuşun kendi kendinize, konuşun! Boş boş konuşun! Konuşun boş boş! Konuşun, konuşun!

Yazıklar olsun size! Yazıklar olsun size!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sana yazıklar olsun!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) - Hepinize yazıklar olsun! Hepinize yazıklar olsun!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Konuşma!

HİKMET AYAR (Rize) – Doktora git, doktora, doktora!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Senin tedaviye ihtiyacın var, tedaviye!

HİKMET AYAR (Rize) – Tam bir hastasın sen, tam bir hastasın, hâline baksana! Tedaviye muhtaçsın sen!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Şu hâline bakmıyorsun ya!

HİKMET AYAR (Rize) – Sen tedaviye muhtaçsın! Hastasın sen, hasta! Seni tedavi ettirmeliler!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hasta ya!

HİKMET AYAR (Rize) – Ukala herif be! Ruh hastası herif be!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Bana öyle oradan bağırma! Gel buraya!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır, buyurunuz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, CHP’li hatip konuşmasında “Aklını, fikrini, beynini bir tek kişiye teslim etmiş bir grupla anayasa yapılmaz.” demek suretiyle bize açık bir sataşmada, hakarette bulunmuştur. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır, bir saniye…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Gel buraya! Gel buraya, gel! Gel buraya! Gel buraya!

(Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin AK PARTİ sıralarına doğru yürümesi)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzurum) – Otur aşağı!

Ne olacak! Gelse ne olacak!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.58

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika daha ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.13

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, bir önceki oturumda Gaziantep Milletvekili Sayın Akif Ekici’nin yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin bazı söylemleri ve ifadeleri olmuştur. Bunun sonucunda, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilinin Sayın Ekici’nin sözlerini geri alması ve özür dilemesi talebi vardır. Bununla ilgili bir görüşme gerçekleştirdik ve bu konuya açıklık getirme amacıyla, önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Çakır’a, daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Altay’a ve son olarak da Sayın Ekici’ye yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Çakır, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Meclisin eski milletvekili değilim; bir anlamda, buraya devam anlamında kıdemsiz bir milletvekiliyim. Fakat, her birimizin olduğu gibi benim de bir müktesebatım ve tecrübem var çünkü çeyrek asır kürsüden ders anlattım öğrencilerime. Altı aydır burada siyaset yapıyoruz, özellikle bunun son dört ayında aktif siyaset yapıyoruz, yasa çıkarıyoruz, denetim yapıyoruz. Bana göre -başka arkadaşlarım buna katılır ya da katılmaz- şu dört aylık süre içerisindeki en talihsiz konuşma bugün CHP’li hatibin yapmış olduğu konuşmadır çünkü bu bir siyasal eleştiri değildir, bu bir -Engin Altay’ın deyimiyle söylersek- polemik de değildir, retorik de değildir. Bu, daha konuşmanın başında, grubumuza “Aklını, fikrini, beynini bir tek kişiye teslim etmiş bir grupla anayasa yapılmaz.” demek suretiyle, içinde var olan -tırnak içinde- düşüncelerini ortaya koymuş, bana sorarsanız nezaket dışı, nezahet dışı, tahfif edici bir girişle devam eden, arkasından da Sayın Cumhurbaşkanının ailesine, eşine, çocuklarına meseleyi taşıyacak kadar gündemin iyice dışına çıkmak suretiyle, eskilerin deyimiyle kastımahsusayla yapılmış, provokatif, ajitatif, kışkırtıcı, tahkir edici -yine tırnak içinde- bir konuşmadır. Dolayısıyla, öncelikle burada yer alan ifadelerin tamamını reddediyorum, reddediyoruz. Şunlar söylenemez: “Şuurunu kaybetmiş, ruhunu teslim etmiş. Anadolu’da var olan birtakım, işte, insanları doktora götürürler. Mecliste 4 partiden bir grup mürekkep edelim, toplayalım, bir araya getirelim…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakır, açıyorum, bir saniye.

Tamamlayınız lütfen.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – “…sonra da Sayın Cumhurbaşkanını tedavi ettirelim.” şeklindeki ifadeler ne kabul edilebilir ne yenilir ne yutulur ne de tolere edilir ifadelerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin çok iyi bildiği, Anayasa’nın 104’üncü maddesinin birinci fıkrası çok açıktır: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

Buradan hareketle, İç Tüzük’e yani Meclisi yönetmiş olduğumuz, referans kaynağı olan İç Tüzük’ün 161’inci maddesine geçiyorum. “Meclisten geçici çıkarma.

Meclisten geçici olarak çıkarma cezası aşağıdaki hallerde verilir: 3) Görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına –falan, falan, falan- hakarette bulunmak, sövmek veya onları tehdit etmek…” şeklindeki bir fıkradan bahsediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Hem konuşmalar hem yasal mevzuat bu kadar açıkken artık, bunu tartışmamıza gerek yok, gerek tutanakları istedik gerekse değerli grup başkan vekili arkadaşlarımızla içeride konuşmanın video kaydını ayrıca izledik.

Şunu da söylememe, lütfen, izin verin.

BAŞKAN – Sayın Çakır, açalım mı?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Lütfen efendim çünkü bu özel bir gün, özel bir bağlam.

BAŞKAN –Buyurun, tabii ki.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Değerli arkadaşlar, hekim arkadaşlarım var, İdris Bey'e biraz önce zikrettim, “Siz hekimsiniz." dedim: Hiçbir tutanak aslında, gerçek bir konuşmanın fotoğrafını sunmaz çünkü bir konuşmada jest vardır, mimik vardır, sözün, sesin tonu, tınısı vardır, bağlamı vardır, elinin işareti vardır ve nihayetinde, o konuşmanın yapılmış olduğu bir kontekst, bir bağlam vardır. Dolayısıyla, her tutanak aslında, yapılan konuşmanın, gerçek konuşmanın bir tık altında, bir bağlam altında, bir düzlem altında yer almaktadır. Sayın Başkan, bağlıyorum.

Bu talihsiz bir konuşmadır. Doğrusunu söylemek gerekirse terbiye sınırlarını aşmıştır. Ben daha fazla bir şey kullanmak istemiyorum ve bu anlamda, Meclisten geçici çıkarma talebiyle 161’e (3)’ün uygulanmasını istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) En azından, hiç değilse şu bütçe görüşmelerinin selametle sonlanması bakımından, 163’teki savunma ve özür dilemenin uygulanmasını istiyorum. Bu yapmış olduğum konuşma da, yaklaşımım, tutumum da aslında böyle bir konuşmanın, böyle bir tartışmanın bir daha olmamasına katkı sağlaması bakımından yapmış olduğum bir konuşmadır. Diliyorum ki dediğim gerçekleşir ve eminim ki bu grup da bu çalışmalar da selametle sonlanır.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakır.

Sayın Altay, buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın yaptığı açıklaması ve Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, öncelikle beni sabırla dinlemenizi, konuşmamın tümü bitmeden refleks göstermemenizi beklerim. Bu Parlamentonun geleneklerinden birisi de sıkıntılı hâllerde Başkanlık makamının arkasındaki odada yapılan istişarelerdir. Bu istişareler ve konuşulanlar orada kalır. Ben, orada konuşulanlara değinmeyeceğim ama sayın grup başkan vekilinin içerideki tavrının Genel Kurulda tam ters bir tavır içinde cereyan etmesini, kendisinin de işaret ettiği gibi Parlamento tecrübesizliğine veriyorum.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Kabul ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gene, sayın grup başkan vekilinin “bütçe görüşmelerinin selametle sonlanması bakımından” ifadesini Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun sayısal çoğunluğuna da dayandırılmış bir tehdit olarak algılıyorum. Evet, bu da hoş değil Sayın Çakır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne alakası var!

BAŞKAN – Dinleyelim lütfen.

Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, sayın milletvekilimizin konuşmasına geçmeden önce, şunun altını özenle çizmek isteriz: Biz de çok ister idik, Cumhurbaşkanımızın sadece Adalet ve Kalkınma Partililerin değil, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmasını çok isterdik.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Öyle zaten.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Keşke olsaydı! Keşke olsaydı! (CHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Öyle zaten.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Keşke olsaydı!

BAŞKAN – Dinleyelim lütfen… Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim Sayın Altay’ı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle olaydı…

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Herkes biliyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle olmadığına dair çok örnekler var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Herkes biliyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Altay, siz devam edin.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herkesin…

KEMALETİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Herkes çok iyi biliyor. Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanıdır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O elini masaya vurma! Elini masaya vurma!

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Ne olacak! Şov yapmayın!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Terbiyesizlik yapma! Terbiyesiz adam! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakınız, Sayın Çakır konuştuğu zaman herkes dinledi. Lütfen, Sayın Altay’ı da herkes dinlesin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Vekile gel, vekile…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Hâlâ tehdit ediyor!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz, Cumhurbaşkanını, kendisinin de iddiasıyla “Yeni bir formatta Cumhurbaşkanlığı yapacağım.” iddiasından…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Konuşmaya gel, konuşmaya! Özüne gel.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …başlayarak yürüttüğü çalışmalarla ilgili, hiç şüphesiz, bundan sonra da kendisini eleştirmeye devam edeceğiz. Siyasi eleştirilerimizi sürdüreceğiz.

HİKMET AYAR (Rize) – Eleştirme hakkınız var. Eleştirirsiniz ama hakaret edemezsiniz!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Cumhurbaşkanına, Cumhuriyet Halk Partili hiçbir milletvekili geçmişte de hakaret etmemiştir.

HİKMET AYAR (Rize) – Şimdi de etmedi değil mi!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Cumhurbaşkanına yapılan her türlü eleştiriyi, eski algıyla “Cumhurbaşkanı siyaset dışı, siyaset üstü, aman bunu her şeyin üstünde tutalım.” anlayışı keşke olsaydı.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ya konuya gelsene sen!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama, Sayın Erdoğan, siyasetin tam göbeğindedir, siyasetin göbeğine bulaşmıştır.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Konuya gel, konuya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ve havaalanından da giderken burada olacakları zaten müjdelemiştir, “Türkiye çalkalanacak.” demiştir ve çalkalanıyor. Neyse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açıyoruz Sayın Altay.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ya konuya gel, konuya, konuya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şuraya geliyorum: Sayın milletvekilimizle konuştum…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Sayın Altay, Sayın Çakır’ın on yıllık tecrübesi senin elli yılına bedel!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Neyse…

Sayın milletvekilimizin bana söylediği bir hakaret kastının olmadığıdır. Sayın milletvekili biraz sonra kendisi de düşüncelerini, söz verirseniz, söyler.

“Aklınızı, beyninizi teslim etmişsiniz.” eleştirisine şuradan 10 tane örnek versem “Akif doğru söyledi.” dersiniz.

HİKMET AYAR (Rize) – Onun sıfatını söylüyorsun!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Vermeyeceğim bu örnekleri, “şimdilik” kaydıyla vermeyeceğim.

Ailesi sayın hanımefendiyi karıştırırken de bir hakaret asla yoktur. Sayın hanımefendinin, Sayın Cumhurbaşkanının evlatlarının devlet işlerine bulaşmaması gereğinin altını çizmiştir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Yumuşatma!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - “Psikolojik tedaviye tabi olsun.” konusu, esasen -bir sürü tıpçı var burada, tıp doktoru var- bunu hakaret saymak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Ya kimi kandırıyorsun! Kimi kandırıyorsun!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanının hukukunu korumak Meclis Başkanlığının görevidir! İkaz etmeniz lazım!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir şey söyleyeyim… Bir dinleyin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay… Sayın Altay, lütfen.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Arkadaşlar, bir dinleyin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Keşke seni tedavi ettirseler o zaman ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bir dinleyin…

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ama sen grup başkanısın. Böyle konuşma lütfen ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Geçmişte de böyle örnekler bu Parlamentoda yaşanmıştır sayın milletvekilleri. Keşke olmasaydı, bir itirazım yok, arkadaşımız da onu tashih edecek. Ama, böyle yapmayın! Bu kalabalıkla falan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Grup başkanısın. El insaf yani ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dinlemiyorsunuz… E, dinlemiyorsunuz ama… Bir dakika… Akif Bey’i haklı çıkaracaksınız böyle giderse.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ne dinleyelim, aynı şeyleri konuşuyorsun ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dinleyin, bir dinleyin.

BAŞKAN – Sayın Altay, siz tamamlayınız lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın milletvekilimizin kastı hakaret değildir, altını çizerek söylüyorum ama Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bunu ısrarla “Bu bir hakarettir. Hele bu son yaşananlardan sonra, biz Recep Tayyip Erdoğan’ı Parlamentoda eleştirtmeyiz.” mantığı içindelerse bu mantık yanlış. (AK PARTİ sıralarından “Hakaret ediyor, ne eleştirisi.” sesleri) Özetle, her şeye rağmen…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yalan… Vekilin hep konuşuyor ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dinleyin.

…siyasetin bir nezaket ve vicdan işi olduğunu söyleyenlerdenim uzun yıllardır bu Parlamentoda. Sayın Cumhurbaşkanına da hakaret etmek doğru değildir. Sadece Sayın Cumhurbaşkanına değil, 78 milyon vatandaşımızın her birine ayrı ayrı hakaret etmek doğru değildir, yakışık almaz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – O zaman çıksın, özür dilesin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Burası Parlamentodur. Burada siyasi eleştiri olacaktır. Hepimizin başına gelmiştir, bazen bu kürsülerde kastı aşan ifadelerimiz, yol kazalarımız, dil sürçmelerimiz olmuştur. Bundan sonra da olabilir. Sizin de başınızda, bizim de başımızda.

Bu bağlamda, ortada elbette bir yanlış anlaşılmaya mahal verecek sözler vardır, sayın milletvekilimiz de bunu şimdi düzeltecektir. Konunun kapanmasını böylece talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın Ekici’nin mikrofonunu açıyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Şuraya gelsin, şuraya gelsin!” sesleri)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kürsüden, kürsüden!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Sayın Çakır…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şuraya gelsin, şuraya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Değerli arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından “Kürsüden konuşsun!” sesleri)

HİKMET AYAR (Rize) – Şuraya gel! Gel burada konuş!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Değerli arkadaşlar…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kürsüye gelsin, buradan!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nereye geliyorsunuz ya! Ya, kardeşim bir sakin olun ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… (AK PARTİ sıralarından “Gel burada konuş, gel!” sesleri)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Başkanım, burada konuştu, gelsin burada konuşsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın, biz, arkada sayın grup başkan vekilleriyle bir istişare yaptık.

YUSUF BAŞER (Yozgat) - İstişare falan yok Sayın Başkan!

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Gelsin, kürsüde söylesin!

HİKMET AYAR (Rize) – Hakaret kürsüden yapılmıştır Sayın Başkan, kürsüye gelecek!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - O konuşmayı burada yapacak!

(AK PARTİ sıralarından bir grup milletvekilinin CHP sıralarına doğru yürümeleri)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Beyler, nereye geliyorsunuz? Nereye geliyorsunuz ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.46

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

VI.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’ye, Cumhurbaşkanıyla ilgili ifadeleri nedeniyle iki birleşim için Meclisten geçici çıkarma cezası verilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir önceki oturumda Gaziantep Milletvekili Sayın Akif Ekici’nin Cumhurbaşkanıyla ilgili söylediği sözleri Meclisten geçici olarak çıkarma gerektiren bir fiildir.

Bu nedenle Gaziantep Milletvekili Sayın Akif Ekici’ye İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi uyarınca Meclisten geçici olarak iki birleşim çıkarma cezası verilmesini teklif ediyorum.

Savunma için Sayın Ekici buradaysa kürsüye davet ediyorum.

Sayın Ekici burada değil.

Sayın Altay, siz konuşacak mısınız?

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Ekici Genel Kurul salonundan ayrıldı gördüğünüz gibi. Kendisi bir savunma yapmayacaktır. Esasen ortada belki biraz dozajı yüksek bir siyasi eleştiri vardır. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Eleştiri değil…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Bırak Allah aşkına!

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Ne alakası var ya, yapma ya, yapmayın! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz böyle düşünüyoruz, sizin gibi düşünmek zorunda değiliz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Cumhurbaşkanına hakaret ne zamandan beri siyaset?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu bakımdan, bir savunma yapma gereği duymuyoruz. Genel Kurulun takdirine sunuyoruz kararınızı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Özür dilemen lazım, özür.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın milletvekilleri, Gaziantep Milletvekili Sayın Akif Ekici’ye İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi uyarınca Meclisten geçici olarak 2 birleşim çıkarma cezası verilmesini oylarınıza sunacağım…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bir de tımarhaneye gönderin.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri, gürültüler)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – MHP’ye ne oluyor!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Utanın, utanın!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Kişilere kutsiyet vermeyin, insanlar kutsal değil, dokunulmaz değil. Ayıptır ya! İlkelere değer verin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Sayın Ali Akyıldız’ı kürsüye davet ediyorum.

Sayın Akyıldız, süreniz yedi dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, Sayın Bakanlar, değerli milletvekili arkadaşlarım, saygıdeğer kamu görevlileri, Meclis çalışanı değerli emekçi kardeşlerim, çok kıymetli basın emekçileri ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; ben de hepinizi en içten sevgi, saygı ve muhabbetlerimle selamlıyorum.

Ben de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı yani DAP bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DAP, 27 Kasım 1992 tarihinde, 49’uncu Hükûmet döneminde yani Doğru Yol Partisi ile Sosyal Demokrat Halkçı Partinin ortaklığındaki Hükûmet döneminde kurulmuş ve gerekçe olarak da bölgeler arasındaki dengesizliği gidermek, bölgeler arası… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim.

Genel Kurulda uğultu var.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – …toplumsal ve ekonomik bütünleşmeyi sağlamak amacıyla üretimi artıracak, bölge halkına yeni iş, geçim olanakları yaratacak tedbirleri almak amacıyla kurulmuştur. Ama maalesef, bu amacın gerçekleşmediğini bugün üzüntüyle görüyoruz. Kapsama alanı olarak da Sivas, Erzincan, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Kars, Ağrı, Iğdır, Ardahan, Van, Bitlis, Hakkâri, Bingöl, Elazığ, Muş, Tunceli ve Malatya illerini kapsamaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde, 3 Haziran 2011 tarihinde 642 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kapsadığı iller içerisinden Sivas çıkartılmıştır. Tabii ki bu bizleri hiç şaşırtmadı. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi ülkemizde ne zaman iktidar olmuşsa ya da ne zaman iktidar ortağı olmuşsa Sivas hep bu dönemlerde kalkınmış ve gelişmiştir.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Ne zaman olmuş?

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Bilahare anlatacağım ben sana.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Ne zaman olmuş, onu da söyle de…

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde de tam tersine kaderine terk edilen bir Sivas görmekteyiz. Ama asıl üzüldüğüm nokta şu: Sivas’ta AKP yıllardır çok yüksek oranda oy almaktadır ama buna rağmen Sivas’ı gözden çıkarmıştır. Acaba “Biz Sivas’a hizmet yapsak da yapmasak da onların oyları zaten çantada keklik.” mantığını mı güdüyor Adalet ve Kalkınma Partisi? Şayet bu mantığı güdüyorsa bu benim canım hemşehrilerime, Sivas’a çok büyük bir hakaret demektir ve hiç merak etmeyin, Sivaslı hemşehrilerim AKP’ye bunun faturasını bir sonraki seçimde çok ağır bir şekilde ödetecektir.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – 14 seçim geçti Ali Bey, 14 seçim geçti.

HİKMET AYAR (Rize) – Çok beklersiniz.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Buradan Sayın Bakana öneriyorum: Sayın Bakanım, acilen Sivas’ın DAP kapsamına alınması veya Sivas’a özel bir projenin yapılması Sivas adına da ülkemiz adına da çok önemlidir. Mesela Sivas’ta uzun yıllar boyunca yaşanan göç ve düşen küçükbaş hayvan sayısı meralar üzerinde yaşanan otlatma baskısını azaltmıştır, bazı bölgelerde mera vasıfları doğal olarak güçlenmiştir. Küçükbaş hayvan için uygun hâle gelen bu meraların değerlendirilmesi, küçükbaş hayvancılığın desteklenmesi Sivas adına da ülkemiz adına da çok önemlidir. Ülkemizde de bugünlerde güncel konu kırmızı et sorunudur, böyle bir proje yaparsak aynı zamanda bu soruna da destek olacağımızı düşünüyorum.

Tabii, yıllardır özlemini çektiğimiz bir şeker fabrikası var Sayın Bakanım, sizden bu müjdeyi de buradan bekliyoruz. Temel atıldı yıllar önce ama o temelin yerinde maalesef yeller esiyor. Sivaslılar olarak biz özlemle bu müjdeyi bekliyoruz ve temeli beraber atalım tekrar, o olmayan, yapılmayan fabrikanın yerine -buradan sizin müjdeleyeceğinize, sizin sözünü buradan vereceğinize inanıyorum- temeli birlikte atalım Sayın Bakanım.

Tabii, konumuz DAP projesi olduğu için müsaade buyurursanız DAP projesiyle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Sayın Bakanım, Sayıştay raporunu inceledim. Sayıştay raporunu incelediğimde maalesef üzülerek görüyorum ki kıymetli Genel Başkanım Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun buradaki bütçe konuşmasında ısrarla vurguladığı o eksik ve noksanlıklar DAP projesinde de önümüze çıkmaktadır.

Çok zamanım olmadığı için buradan sadece üç tane çok önemli hususu bilgilerinize arz etmek istiyorum. Şimdi, birinci husus, 2014 yılında ihalesi yapılan 151 kalkınma projesinden 116 tanesi 2014 yılında tamamlanmış, tamamlanmayan bu 35 projenin tahsilat miktarı olan 8 milyon 782 bin 617 lira 8 kuruş, 2015 yılında emanet hesaplarından ödenmesi yapılmak üzere mevzuata aykırı bir şekilde ilgili kuruluşların özel hesaplarına aktarılmıştır. Kaldı ki, bakın, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 20’nci maddesinin (b) bendinde özel bütçeli idareler ve sosyal güvenlik kurumlarının ayrıntılı finansman programlarını hazırlayacakları ve harcamalarını bu programa uygun olarak yapacakları, yine, (d) bendinde kamu idarelerinin bütçelerinde yer alan ödeneklerin üzerinde harcama yapamayacağı ve bütçeye verilen ödeneklerin tahsis edildikleri amaçlar doğrultusunda, yıl içerisinde yaptırılan iş, satın alınan mal ve hizmetler ile diğer giderlerin karşılanmasında kullanılacağı ve yine (e) bendinde de cari yılda kullanılmayan ödeneklerin yıl sonunda iptal edileceği hükme bağlanmışken bu maddelere uyulmadığı burada da görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ikinci husus, uygulayıcı kuruluşlara proje karşılığı kullandırılmak üzere verilen ödeneğin bir kısmının kullanılmayarak iptal edilmesidir. Sürem az kaldığı için Sayın Bakanım lütfederlerse bunları ben kendisine takdim ederim.

Bir üçüncü husus da yine, iç kontrol sisteminin derhâl, acilen kurulması gerekiyor Sayın Bakanım. Bu konuda da sürem yetmediği için açıklama yapamıyorum, lütfederseniz takdim ederim.

Tabii, sözlerimi tamamlamadan önce sevgili milletvekilleri, bugün 1 Mart Muhasebeciler Günü aynı zamanda. Bugün, hem muhasebecilerin hem de muhasebe sektöründe çalışan tüm emekçi kardeşlerimizin de gününü kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe yapmak tabii ki çok önemlidir ama en az onun kadar da bu bütçenin topluma, halka ve Meclise de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ AKYILDIZ (Devamla) - …hesap verilir bir şekilde gelip buradan açıklanması hususu da önemlidir Sayın Bakanım. Ve denetlenebilir olması ve şeffaf olması önemlidir diyorum, sözlerimi burada tamamlıyorum. Yüce kurulunuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akyıldız.

Altıncı konuşmacı, Konya Milletvekili Sayın Mustafa Hüsnü Bozkurt.

Sayın Bozkurt, sizin de süreniz yedi dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. KOP İdaresi üzerine konuşacaktım ama kıyamet koptuğu için BOP ve etkileri üzerine konuşmayı tercih ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz, bizzat Abdullah Gül Bey’in de söylediği gibi cumhuriyet tarihinin en kritik sürecini yaşıyor. Bana göre, çok yaşamsal sorunlarımız var. Başta, dış politikamız çökmüş durumda. Doksan iki yıllık cumhuriyet tarihinde ilk defa hem Amerika’yla, hem Rusya’yla, hem Avrupa Birliğiyle, hem İran’la, Irak’la, Suriye’yle ve Yunanistan’la ciddi sorunlar yaşayan, bölgede ve dünyada çok haklı olduğumuz konuları bile anlatma durumumuz kalmayan, dostsuz, yalnız bir ülke durumundayız. Dış politikada çok ciddi sorun yaşıyoruz. Çok ciddi bir iç barış sorunumuz var arkadaşlar. Dokuz aylık milletvekilliği süremizde yaptığımız en istikrarlı iş her gün şehit cenazelerine koşturmak. 300’ün üzerinde şehidimiz var, 300’ün üzerinde kayıtlı sivil ölüm var, 44 çocuk hayatını kaybetti ve biz, bu Mecliste az önce birbirimize girdik. Bu halka nasıl bir manzara verdiğimize lütfen dikkat edelim. Ne sizler Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da Ahmet Davutoğlu’nun vekillerisiniz ne biz Kılıçdaroğlu’nun vekilleriyiz ne siz Bahçeli’nin ne siz Demirtaş’ın vekillerisiniz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Hakaret etmenizi gerektirmez. Kimsenin kimseye hakaret etme özgürlüğü yok.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Bu milletin vekilleriyiz, bu milletin. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Bu milletin vekiliyiz biz. Biz bu milletin vekiliyiz.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Bu milletin vekilleriyiz, kendimize geleceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Hakaret etmeyi gerektirmez o.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Bu ülkenin iç barışını tesis etmek bu Meclisin görevidir.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Hakaret etmeyi gerektirmez.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Ben, buradan Meclis Başkanına çağrı yapıyorum.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Milletin vekili olunca hakaret edemiyorsun.

RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) – Bu millet Cumhurbaşkanına hakaret ettirmez, milletin vekili de ettirmez.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Birilerinin hayal dünyasını tatmin etmek için yapay komisyonları bırakın, bir an önce bir barış komisyonu kuralım, bu ülkedeki kanı durduralım. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, ciddi bir yönetim sorunumuz var; çok ciddi, çok ciddi bir yönetim sorunumuz var.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sorununuz var, doğru!

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Siz ikiniz kurun. Vatandaşa da bu iş böyle deyin.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Bakın “Ben seçildim, öyleyse artık bu ülkenin isteseniz de istemeseniz de yönetim şekli değişmiştir.” demek, mevcut, meri, geçerli Anayasa'yı yok saymak demektir.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne alakası var?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Bu, meşruiyet kaybıdır, kendinizi yok saymak demektir. Bunu asla doğru bulmayın sevgili arkadaşlar. Bu, ciddi bir sorun. Anayasa Mahkemesini tanımamak, mahkemelere talimat vermek, o güvendiğiniz ve ona göre burada görev yaptığınız Anayasa'yı yok saymak doğru değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çarpıtmayın, çarpıtıyorsun.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Çarpıtıyorsun.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Ve kardeşlerim, sevgili milletvekilleri, ciddi bir liderlik sorunumuz var.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sizin var, doğru!

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Bakın, buradan Sayın Davutoğlu Sayın Kılıçdaroğlu’na liderlik dersi verirken hepiniz alkışladınız.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Liderlik dersini Deniz Bey’den alın.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Dedi ki: “Ben grubuma hâkimim, sen değilsin.”

ALİM TUNÇ (Uşak) – Deniz Baykal’dan alın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dün akşam Sayın Baykal’ı dinlemedin herhâlde.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Şimdi, Sayın Davutoğlu, ben buradan söyleyeyim değerli hemşehrim; arkadaşlar…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Liderlik dersini Deniz Bey’den alın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bu tacize ne kadar seyirci kalacaksınız?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Ben buradan söyleyeyim…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Devlet adamlığını da Deniz Bey’den…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibi dinleyelim.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Lider olmak belli sayıda insana lafını dinletmek değildir, o kadarını askerde çavuş da yapıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dün akşam Sayın Baykal’ı dinledin mi?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Lider olmak, sözünü dünyaya dinletebilmektir.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Evet, bak, o doğru.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Sen konuştuğun zaman karşına Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Sözcüsünün muhatap olmaması demektir. Sen konuştuğun zaman birilerinin elinde beyzbol sopasıyla sana ayar vermemesi demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİM TUNÇ (Uşak) – O geçmişte kaldı.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Sen konuştuğun zaman bir değeri olmak demektir. Lider olmak, devlet adamı olmak demektir.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sizin eski liderlerinizin özelliği o.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Sizde lider var mı?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Sevgili kardeşlerim, İsmail Müştak Mayakon, 1927’de, Ankara’da Ahmet Rasim’le karşılaşır. Ahmet Rasim bildiğinizdir. “Hayrola üstat, ne arıyorsun Ankara’da” der. Der ki: “Fırıncılar ekmeği dört köşe yapmıyor da onun için Ankara’dayım.” Anlamaz, “Hayrola.” der. “Yahu, İstanbul’da, Beşiktaş’ta bir ekmek aldım, Akaretler Yokuşu’ndan inerken kolumun altından kaydı, düştü, yakalayayım diye koşarken buralara geldim.” Vedalaşıp ayrılırlar. Akşam Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk’e anlatır. Atatürk hiddetlenir, kalkar, “Ya siz ne yaptınız beyefendi?” der. “Ne yapacağım efendim, bir şey anlamadım.” “Nasıl anlamazsın.” der. “Bu memleketin kültürüne, bu memleketin edebiyatına yarım asır hizmet etmiş bir muhterem zat, bir büyük insan belli ki yoksulluğa düşmüş, ekmek parası peşinde. Neden elinden tutup getirmezsin?” Döner yaverine, der ki: “Ahmet Rasim Bey’i bulun, lütfen, buraya davet ettiğimi söyleyin.” Yaver gider, bir otel odasında Ahmet Rasim’i bulur. Sevgili kardeşlerim, Ahmet Rasim geldiği zaman Mustafa Kemal ayağa kalkar, “Hoş geldiniz üstat.” der, masada yanına alır, izzet, ikram eder ve kalkarken “Üstat, lütfeder misiniz acaba, boş bulunan İstanbul Milletvekilliğini kabul buyurur musunuz?” der. O saate kadar… Döner Ahmet Rasim, İsmail Müştak’la göz göze gelirler, gözlerinden yaşlar süzülür, Mustafa Kemal’in eline sarılmaya kalkar, Mustafa Kemal izin vermez, der ki: “Paşam, anladım şimdi, ekmek gerçekten aslanın ağzındaymış.”

Ben bu anekdotu ne zaman okusam De Gaulle gelir aklıma. Fransa’yı Cezayir’deki tutumu nedeniyle kınayan Jean-Paul Sartre’ı “Mahkemeye verelim, yargılayalım.” diyenlere De Gaulle diyor ki: “Beyler, beyler; kendinize gelin. Sartre Fransa’dır, Fransa’yı yargılamak kimin haddine?”

ALİM TUNÇ (Uşak) – Doğru.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Sevgili kardeşlerim, devlet adamı, lider, ülkesinin kültürüne, dünya kültürüne hizmet etmiş adamlara saygı gösteren, onlara “kudurmuşlar” demeyendir. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Siz de Cumhurbaşkanına saygı göstereceksiniz bundan sonra.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne diyorsun ya? Konuşuyor adam. Mecbur mu saygı göstermeye?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Biz mecbur muyuz size saygı göstermeye?

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Saygı görmek istiyorsan saygı da duyacaksın.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) – Her milletvekili, her bakan, her başbakan, her cumhurbaşkanı devlet adamı da olduğu zaman değer kazanır.

Ben yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Bu millete Allah devlet adamı olmayı da nasip eden liderler nasip etsin diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Âmin!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bozkurt.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yedinci konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika Sayın Pekşen.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; aslında benim konuşmam DOKAP üzerine ve çok da söyleyeceğim şey var. Bugüne kadar da her söylediğini kanıtlamış bir milletvekili öz güveniyle buraya gelmiştim ama bugün başka bir şey konuşmak gerektiğini hissediyorum.

Sizlere, Demokratik Almanya ve Almanya Federal Cumhuriyeti ayrımında “Hallstein Doktrini” dedikleri bir doktrinden bahsetmek istiyorum. Doktrinin temeli, Almanya, biliyorsunuz işgal ediliyor, bir kısmı ayrılıyor. Ayrılma sonrası, Alman Anayasası’na Adenauer bir ek yapıyor, diyor ki: “Demokratik Almanya’yı tanıyan her kimse, dostane ilişkiler kurmayacağımız bir ülke olacaktır. Bu, Almanya’nın özgür ülke olmasına bir müdahale kabul edilecektir.” diyor ve daha sonrasında, Almanya’nın ünlü lideri Willy Brandt Almanya’da Devlet Başkanı oluyor. Bir şekilde, Almanya’nın demokratik olan kısmını yeniden Almanya’ya katmak için müzakereler yapılması gerektiği, bu adımların atılması gerektiği inancıyla hareket ediyor ve Alman Anayasası’ndaki bu hükme rağmen önce Çekoslovakya’yla sonra Demokratik Almanya’yla bir protokol imzalıyor. Bu protokol “Demokratik Almanya’nın tanınması” olarak algılanınca Hristiyan Demokratlar bunu Alman Anayasa Mahkemesine taşıyorlar ve Anayasa Mahkemesi: “Alman Anayasası, Alman ulusunun egemenliğinin yazılı hâlidir. Bu egemenliğe hiç kimse meydan okuyamaz.” diyor, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, millet de o egemenliği Anayasa’sına yazmıştır.” diyor, “Adenauer bu Anayasa’ya, bunu, bunun için koymuştur.” diyor. Sonra, Willy Brandt bu Anayasa Mahkemesi kararını eleştiriyor. Ertesi gün Alman halkı sokaklara çıkıyor “Siz siyasi lidersiniz. Alman halkının egemenliğine söz söyleyemezsiniz.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı Anayasa’nın üzerinde değildir, Anayasa’ya rağmen orada değildir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Yüzde 52’yle seçilen Cumhurbaşkanı…

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Anayasa herkesi tanır. Emin olun, hep başkalarına ithaf ettiğiniz şeyler vardır ya, trafik kazaları başkalarının başına gelir, hastalıklar başkalarının başına gelir, müzmin rahatsızlıklar başkalarının başına gelir, cezaevine başkaları düşer, hapishanelerde başkaları sürünür, hep öyle zannedersiniz ya, emin olun, başkaları sizin de başkalarınızdır, siz de birilerinin başkalarısınız.

Anayasa’yı veya Anayasa Mahkemesini tanımadığınızı söyleyebilirsiniz ama ben, Yüce Divanda çok dava görmüş bir hukukçu meslektaşınız olarak şunu size hatırlatmakta yarar görüyorum: Yüce Divan merdivenlerini çıkarken dizleriniz titrer ya, işte o zaman Anayasa’yı tanırsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Hatta, alnınızdan boncuk boncuk terler geldiği zaman işte o terleri alnınızdan getiren Anayasa’dır ve size mübaşir “Sanık, ayağa kalk!” diye bağırdığında karşınızdaki Anayasa Mahkemesi’dir. (CHP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Aynı 1 Kasımda sizin terlediğiniz gibi, değil mi?

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Ben, bugün, Sayın Adalet Bakanının açıklamasını son derece büyük bir üzüntüyle karşıladım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Anayasa Mahkemesi de Anayasa’ya uymak zorundadır ama! Bunu niye söylemiyorsun?

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Herkes söyleyebilir ama hâkimlerin tarafsızlığının ve bağımsızlığının, vicdani kanaatlerinin korunmasının teminatı olarak Adalet Bakanının büyük bir hassasiyet içerisinde olmasını beklerdim. Buna çok üzüldüm, bir meslektaşım olarak onun daha özenli olmasını isterdim. Diğer bakanlar söyleyebilirler, sınırları aşabilirler ama Adalet Bakanı devam eden bir yargılamaya ilişkin görüş söyleyecekse bunu son derece dikkatli ve temiz bir dille söylemesi gerekirdi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Anayasa Mahkemesi nasıl söylüyor?

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Yargıya olan güvenin yüzde 20’lere düştüğü bir ülkede Adalet Bakanının bunları söylemesini ben yine yadırgayarak söylüyorum, umuyorum düzeltecektir.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Adalet Bakanı adaletin başıdır!

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Türk Ceza Kanunu’nun 288’inci maddesi Sayın Adalet Bakanı için caridir. Kendisi biliyor, ben kendisine kanunu hatırlatmak istemem ama doğrusu şu ki yapılanların hiçbirisi kabul edilebilir ve hazmedilebilir değildir.

Arkadaşlar, konuşmamın, süremin de sonuna yaklaşırken size basit bir örnekle bir şey hatırlatmak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanının bir görüşmesi basına yansıdı, biliyorsunuz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hangi gazetedir o?

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bu, özellikle Avrupa Birliği’yle Avrupa Birliği ilerleme raporu konusundaki görüşmeler, Sayın Cumhurbaşkanının cümlesiyle aynen şöyle yer alıyor: Juncker, Sayın Cumhurbaşkanına “İlerleme raporunu Türkiye’deki seçimler sonrasına ertelediğimizi size hatırlatıyoruz.” diyor. Yani, bir pazarlık var. Bu, Avrupa’nın utancıdır, utancı! Hani hukukun üstünlüğüydü bu Avrupa, hani hukukun üstünlüğüydü? (CHP sıralarından alkışlar) Siz Türkiye’deki siyasal hayatı yönlendirecek şekilde arsızca pazarlık yapacaksınız ve sonra…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasım ağır mı geldi, 1 Kasım ağır mı geldi? 1 Kasım ağır mı geldi? Sandığa gömüldün, ağır mı geldi? Sandığa gömüldün! (CHP sıralarından “Bağırma!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HALUK PEKŞEN (Devamla) - …Sayın Cumhurbaşkanı “Erteleme AKP’ye seçimlerin kazanılmasında yardım etmemiştir.” diyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi bakalım!

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Arkasındaki cümleye dikkat edin...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Avrupa’ya selam söyle, 1 Kasımdan selam söyle.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – “Erteleme, AKP’nin seçimleri kazanmasına yardım etmemiştir.” ve asıl dramatik cümle geliyor: “Zaten rapor da bir hakarettir.” diyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi bakalım!

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bu, Avrupa Birliğiyle ilgili, bakanlığın bastığı Avrupa Birliği ilerleme raporu. Yani ne diyor Sayın Cumhurbaşkanı bu rapora? “Zaten bu bir hakarettir.” diyor. Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret edilmesini hiç kimse kabul edemez, bunu hiç kimse hazmedemez, sizin de hazmetmemenizi beklerdim. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Başarısızlığınızı başka yerde aramayın, Avrupa’da aramayın, kendinizde arayın.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Şimdi, bu DOKAP’a gelelim…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sandıktan ne çıktı, onu söyle sen.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Osman, sen bir Rize’ye git, onlara de ki…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Rize’de yüzde 76, 76!

HALUK PEKŞEN (Devamla) – …“Yaylalarınızı yağmaladık, tapulu arazilerinizi elinizden aldık, Yeşil Yol kılıfına uydurduk, 2.600 kilometre yolsuz ihale yaptık.”

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yüzde 76’sı Rize’de. Hadi bakalım!

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Sen şu Karadeniz’de insanlara içirdiğiniz koli basilili suları bir anlat. Şu Karadeniz Bölgesi’nde verdiğiniz 2 bine yakın maden ruhsatını bir anlat, şu yağmaları bir anlat.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi bakalım!

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Ne yazık ki süre bu kadar.

Sonuç itibarıyla Karadeniz’in kalkınmaya değil, “Gölge etmeyin başka ihsan istemez.”e ihtiyacı var.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, bana sataştı. Adımı kullandı efendim, lütfen, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Lütfen Osman Bey, lütfen…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ama efendim, bakın, Rize’de seçmenlerim cevap bekliyor. Lütfen… Söylemem lazım. Bakın, tutanaklara geçsin: Rize’de yüzde 75,9; 3-0. (CHP sıralarından “Vaay, bravo!” sesleri) Trabzon 5, 1 tane çıktı. Giresun ortada, Ordu ortada. Karadeniz ne diyor, biliyor musun? “Biz bu Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyoruz.” diyor, “AK PARTİ’yi seviyoruz.” diyor; “Bunları sandığa gömeriz.” diyor. [CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar(!)]

BAŞKAN – Peki.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sekizinci konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Necati Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz, süreniz yedi dakika, buyurun.

CHP GRUBU ADINA NECATİ YILMAZ (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın Divan, sayın milletvekilleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde partimiz grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu, Meclis ve basın çalışanı emekçilerini saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, günlerdir bakanlıkların bütçelerini görüşüyoruz. Aslında, bu görüşmeleri tek başlık altında yapmamız daha gerçekçi olabilirdi. Nihayetinde, bugün, tüm devlet kurumları bir kişinin fiilî vesayetiyle yönetilmektedir, bütçenin tamamının nasıl harcanacağına bu kişi karar vermektedir. Bu hâl, keyfî yönetimin tescili ve devlet olmanın da inkârıdır.

Sayın Bakan, on dört yıl önce yasağı, yoksulluğu ve yolsuzluğu bitireceğinizi söyleyerek iktidar oldunuz. On dört yıldır tek başınıza dilediğiniz yasayı çıkaracak bir çoğunlukla buradasınız. Büyük iddialarla geldiniz; “mağduriyet” dediniz, “vesayet” dediniz, “adalet” dediniz, halkın beklentilerini istismar ettiniz. Kireç kuyularında, toplu mezarlarda ceset aradınız. Büyük soruşturmalar başlattınız ancak bir tek faili meçhulü ortaya çıkaramadınız. Susurluk’ta ne olmuştu hiç merak etmediniz. Toplumsal katliamların faillerini bulmak bir yana, iktidarınız döneminde yaşanan Roboski katliamının hesabını veremediniz. Yine Suruç, Ankara, Sultanahmet katliamlarının sorumluluğundan kurtulamadınız. “Derin devletle, darbeyle hesaplaşacağız.” dediniz, yargıyı cemaatin ellerine teslim ettiniz. Paralel yapınızla birlikte açtığınız kumpas davalarında size soru soran, talimatınıza uymayan ne kadar muhalifiniz varsa hepsini ama hepsini yıllarca bitmeyen davalarda peşinen cezalandırdınız, perişan ettiniz. Sonrasında, yargı üzerinde bir iktidar kavgasına girdiniz. Ardından, “Aldatıldık!” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştınız. “Darbelerle hesaplaşacağız.” diye yola çıkıp nihayetinde, 28 Şubatın yıl dönümünde saray darbesini siz yaptınız. Cumhurbaşkanının “Ben hukuka uymayacağım, hukuk bana uysun. Ben, Anayasa Mahkemesinin verdiği karara saygı duymuyorum.” sözlerini ağız birliğiyle savundunuz.

Evet, bu arada yeni adalet binaları da yaptınız, hâkim ve savcı sayısını artırdınız. Artık 100 bin kişiye 10 hâkim düşüyor. Ancak Sayın Bakan, hâkim ve savcıların aidiyetleriyle anılması ve tanınması da sizin döneminizde gerçekleşti. Sadece 2001 yılından bu yana her 3 hâkimden 1’inin görev yeri değişti.

Yine, artırdığınız cezaevi sayısıyla övündünüz. Bununla birlikte bir o kadar çok da suç ürettiniz. 2002’den bu yana nüfusumuz yüzde 21 artarken aynı sürede hükümlü sayısı yüzde 445 arttı. Bu rakamlar işleyen adaletinizi değil, suçlu üreten yönetim anlayışınızı ortaya koyuyor. Keza, adliye ve infaz personelinin sorunlarını da çözemediniz. Her gün artan iş yükü, ücretsiz fazla çalışma, yetersiz ücret ve politik baskılar altında, çalışanlar ezilmeye devam ediyor.

Sayın Bakan, iktidarınız döneminde tüm kurumlar çürütüldü ancak en büyük tahribatı adalete verdiniz. Yargıyı yolsuzluklarınızın üstünü örten bir şala ve muhaliflerinizi susturmak için bir sopaya dönüştürdünüz. Yargı harçlarını artırdınız, adaleti devletin kazanç kapısına dönüştürdünüz.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, bir yapının kubbesini ayakta tutan tepesindeki kilit taşıdır. Devlet binasının tepesindeki kilit taşının adı adalettir. Kilit taşı çıkarılınca kubbe, altındakilerinin başına çöker. Adaleti yok olan yönetimler zalimleşir, zulmedenin sonu çabuk gelir. Bu nedenledir Anadolu’da “Zulmün artsın ki zevalin çabuk gelsin.” derler. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz bütçe Adalet Bakanlığı bütçesi olsa da bu bütçede, hâkimlik mesleğine başladığım dönemde benim de yüreğimi ısıtan adalet inancı ve idealinden eser yoktur. Bu bütçede özel görevli sulh ceza hâkimlikleri, gizli tanıklık müessesesi, gizli soruşturmalar, dava nakilleri üzerinden sıkıyönetim dönemlerini anımsatan uygulamalar vardır.

Sevgili milletvekilleri, yine bu bütçenin içerisinde Deniz Feneri yolsuzluğunu himaye etmenin ve 17-25 Aralık yolsuzluğunu örtmenin büyük ayıbı vardır. Bu bütçenin içerisinde faili meçhullerde veya yargısız infazlarda çocuklarını yitiren annelerin çığlıklarını karşılayacak merhamet duygusu yoktur. Bu bütçenin içerisinde, yüreği yaralı anneleri miting meydanlarında yuhalatan kin ve nefret duygusu vardır. Bu bütçenin içerisinde, kalitesi düşmüş hukuk eğitimi ve on binlerce hukuk öğrencisinin gelecek kaygısı vardır.

Sevgili milletvekilleri, bu bütçenin içinde, mafya babalarının “Oluk oluk akan kanlarında duş alacağız.” sözleri karşısında üç maymunu oynayan yargının acizliği vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili milletvekilleri, bu bütçenin içerisinde, yargıç bağımsızlığı ve tarafsızlığı yoktur, talimatlarla açılan davalar ve yargı üzerinde kurumsallaşmış vesayet ilişkisi vardır. Yine bu bütçenin içinde, adliye binası olarak kiralanan AK plazalara Ankara’da aktarılan trilyonlar vardır.

Keza, adalet anlayışınızla uyumlu şekilde, hak arayan işçiye, parasız eğitim isteyen öğrenciye, doğasına sahip çıkan Cerattepe’ye, barış isteyen Tuzluçayır’a TOMA vardır, gaz vardır, kurşun vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Konfüçyüs “Devletin hazinesi adalettir.” der. Adalet ve hukukun olmadığı yerde keyfîlik vardır. Siz de çok keyfîlik yaptınız, adalet dağıtmadınız, servetinize servet kattınız. Bu nedenle de huzur bulamadınız çünkü korkuyorsunuz yaptıklarınızın hesabını vermekten. Haklısınız, korkmalısınız çünkü bu hesap bir gün mutlaka sorulacaktır.

Artık, tez elden diyemiyorum, sizin için vakit çok geç ama en azından, bir an önce hukuka geri dönün diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Şimdi, dokuzuncu konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Gamze Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın İlgezdi, yedi dakika süreniz var.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hapishaneler, sıkça ülke gündemine gelen bir konu hepinizin bildiği gibi. İşkence, tecrit, çıplak arama, kötü muamele ve tecavüz gibi hak ihlalleriyle gündeme gelen, içi mahpusları dışı aileleri yakan hapishanelerle ilgili görüşlerimi paylaşacağım sizinle.

Bir çift söz söylemenin, bir haber yapmanın, paylaşımı çoğaltmanın tecrit hücrelerine atılmak anlamına geldiği bir ülkede yaşıyoruz. Sayın Bakan, “Cezaevlerinde bulunanlar devletimize emanettir.” demenize rağmen, hapishanelerde hak ihlallerinin, ne işkencelerin ne de ölümlerin ardı arkası kesilmemekte. Son on dört yılda cezaevlerimizde ceza içinde ceza sistemi egemen olmuştur. Bugün cezaevleri bir gözdağı ya da had bildirme aracı olarak kullanılmaktadır. Bizler gibi 12 Eylülü eleştiren iktidarınız, hapishanelerde darbe günlerine rahmet okutan uygulamalarıyla insanlık onurunun ayaklar altına alınmasına müsaade etmektedirler.

Cezaevlerinden gelen mektuplarda mahkûmlar şunları söylüyor, 12 Eylülcülerin “Asmayıp da besleyecek misiniz?” fetvaları anlaşılan hâlâ birilerinin kulaklarında çınlıyor: “Çeşitli rahatsızlıklarımız üzerine revire çıkmak için defalarca dilekçe verdik ama hiçbirine karşılık alamadık. İdare, doktor yüzünü görebilmemiz için ölmemiz gerektiğini düşünüyor sanırım.”

Bilinmelidir ki, tutuklu kişi özgür bir insanla eşit sağlık hakkına sahiptir. Hapishanede olmak hapishanede ölmek değildir. 2002’de hapishanelerde 59.429 kişi vardı, 2016’da bu 181.590’a ulaştı. Yani on dört yılda 5 değil, 50 değil, 100 değil, 200 değil, yüzde 206 oranında arttı. Yine, 13 Ocak-1 Şubat 2016 arası on sekiz günlük süreçte 2 bin kişi cezaevine tıkıldı. Bu, Türkiye'nin cinnet eşiğinden geçtiğinin en net göstergesidir. Bunu kim söylüyor? Bunu Bakanlığın verileri söylüyor. Londra merkezli Kriminal Politikalar Araştırma Enstitüsünün Dünya Cezaevleri Raporu’na göre, Türkiye dünya genelinde en çok mahkûm barındıran 9’uncu, Avrupa’da ise 2’nci ülke sırasında.

Bir hükûmet düşünün, neden bu kadar çok suçlu ve olay olduğunu araştırmak ve engellemek yerine, kapasite sorununun aşılması için hâlâ yeni cezaevleri açmayı planlıyor. Acaba, 165 yeni hapishane demek 100 bine yakın insanı daha içeri tıkmanız mı demek?

Değerli vekiller, 21 hapishane tipiyle ülkemiz bir cezaevi cehennemidir. E tipi, F tipi, T tipi; neredeyse alfabenin bütün harfleri tükendi ancak yine de insanlarımızı içine sığdıramadınız.

Koğuşlarda kişi sayısı fazlalığı bir sorun. Mahkûmların aynı yatakta dönüşümlü yattıklarını artık herkes biliyor. Tuvalet önlerine serilen yatakları herkes biliyor. Yani binlerce mahkûm vardiyalı sürdürüyor hayatını; nöbetleşe nefes alıyor, havayı idareli kullanıyor. Nasıl yaşanır bu koğuşlarda, soruyorum sizlere.

Hapishanelerde hak ihlalleri bitmiyor. Kalem istiyorsunuz, yasak; kuru boya, pastel boya yasak; siyah, mavi renkleri dışında renkler yasak; Pir Sultan’ın, Ali İsmail’in resmini duvara asmak yasak; gazete okuyacaksınız, Cumhuriyet, Birgün, Evrensel yasak; televizyon izleyeceksiniz, yandaş medya dışındakilerin hepsi yasak; Penguen, Uykusuz gibi mizah dergileri de yasak; mahkûmsunuz ya size gülmek de yasak. Bitti mi? Hayır. Avukatınızla görüşeceksiniz, sizi bir cam fanusun içine hapsediyorlar, savunma hakkı yasak; diğer mahkûmlarla sohbet hakkı zaten yasak; uzak bir hapishaneye sürülüyorsunuz, zavallı dar gelirli aileleriniz gelemiyor, bu durumda görüş de yasak. Bu tip tecrit yöntemlerinden yani tecrit içinde tecrit yöntemlerinden hızla vazgeçilmeli.

Gelelim sağlık hakkına. Şu anda 300’e yakını ağır 700’den fazla hasta mahkûm var ama yerin iki kat altındaki koğuşlarda yatırılıyorlar yani ölümü bekliyorlar. Bakanlığın açıkladığına göre hapishanelerde her otuz sekiz saatte bir, bir mahkûm hayatını kaybediyor. Sayın Bakan, mahkûmlar ring araçlarına ne diyor, biliyor musunuz? “Canlı tabut” diyorlar.

Size bir önerim var Sayın Bakanım: Buradaki 4 partiden belli bir komisyon oluşturalım; biri temmuzun sıcağında, biri şubatın soğuğunda olmak üzere Silivri’den Anadolu adliyesine, bu ring araçlarla, aynı mahkûmların koşullarında, bileklerimiz kelepçeli, aynı yoğunlukta bir yolculuk yapalım; bakalım üşüyor muyuz, pişiyor muyuz, uyuşuyor muyuz, nefes alabiliyor muyuz. (CHP sıralarından alkışlar) Görelim ki soru önergelerine, “İyi şartlarda gidiliyor.”, “Böyle güzel hizmet veriyoruz.” diye komik cevaplar almayalım. Var mısınız Sayın Bakanım?

Sorunlar bitmiyor. Çocuk mahkûmlarımız var; 5 çocuk infaz kurumuna yerleştiriliyor, çoğu da -kalanlar- yetişkinlerin arasına serpiştiriliyor. Hâl böyle olunca, her türlü istismara açık ortamlarda, şiddet, zorbalık kültürüyle bu çocuklarımızın geleceğini karartıyoruz.

Trabzon Bahçecik E Tipi Kapalı Cezaevinde 15 yaşında bir çocuğumuz intihar etti, “Psikolojik sorunları vardı.” denildi, dosya kapatıldı, sıradan bir istatistiki veri olarak kayıtlara geçti. Vicdanlarınız bunu kabul ediyor mu?

Öte taraftan kadın mahkûmlarımız var, onlarla birlikte sokak yerine havalandırmada büyüyen, gökyüzü yerine gri duvarları bulut bilen 400 çocuğumuz var anneleriyle birlikte. Gün boyu ring araçlarıyla hastanelere, adliyelere gidip geliyorlar. Bu çocukların şeker yemeleri yasak, çünkü annelerinin şeker alması yasak.

Peki, değerli dostlar, biz bu çocukların şeker yemelerini bile sağlayamayacaksak bizlerin ne işi var bu Mecliste?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Bu annelerin elektronik kelepçeli ev hapsi…

Bitti mi sürem?

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akkuş İlgezdi.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına onuncu konuşmacı, Çorum Milletvekili Sayın Tufan Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Türkiye Adalet Akademisi hakkında görüşlerimi belirteceğim.

Özellikle iktidar partisinin temsilcileri buraya geldiler, Adalet Akademisinin 125 bin metrekare açık alanı, 30 bin metrekare kapalı alanı filan gibi böyle birtakım fiziki verilere ilişkin şeyler söylediler ama Adalet Akademisi niye kurulmuş? Adalet Akademisinin kuruluş sebebi; bilimsel, idari, mali konularda hâkimlere, savcılara, avukatlara, noterlere eğitim vermek üzere, tüzel kişiliğe sahip özerk bir kurum olarak kurulmuş; bu, 4’üncü maddede yazıyor. Ne yapacak bunlar? Eğitim verecek, adayları orada yetiştirecek. Peki, bu Adalet Akademisi bu amaca bugünkü yapısıyla hizmet edebilir mi, eder mi? Biliyor musunuz değerli arkadaşlarım Adalet Akademisinin yapısını? Sayın Bakanım çok iyi biliyor, 2002’den beri burada milletvekili.

Şimdi, Adalet Akademisinin başkanını Bakanlar Kurulu, Adalet Bakanının önereceği 3 kişi arasından seçiyor. Doğrudan Bakanlar Kurulu atıyor. Kimi atamış? Yılmaz Akçil’i. Kim bu Yılmaz Akçil? Yanılıyorsam Bakan cevap versin, Yılmaz Akçil’in kardeşi Mustafa Akçil Koza İpek Grubuna atanan kayyumlardan birisi; 3 tane şirketi vermişler, 30 bin lira maaş alıyor yani bizim aldığımız maaşların çok çok üstünde, vatandaşlarımız da bunu bilsin. Yılmaz Akçil’in kardeşini kayyum atamışlar, 30 bin lira maaş veriyorlarmış, yanılıyorsam söylesin.

Peki, bir de başkan yardımcıları var, bunları kim seçiyor? Başkan yardımcılarını da doğrudan Bakan seçiyor. Şimdi oldu 4 kişi. Bu Adalet Akademisinin Genel Kurulu toplam 31 kişiden oluşuyor; içinde Bakan var, müsteşar var, genel müdürler var, o var, bu var. Bunların 22’si doğrudan Bakanla ilintili, sadece 9’u yüksek yargıdan gelen kurul üyelerinden, Noterler Birliğinden gelen, Barolar Birliğinden gelen üyelerden oluşuyor yani iktidarın net bir ağırlığı var. Bu en üst düzeydeki yetkili organın içerisinden de bir yönetim ve denetim kurulu seçiliyor yani bunu yöneten ve denetleyen kuruldakilerin de yine 22’si Bakanın, Bakanlar Kurulunun seçtiği heyetin içerisinden seçiliyor. Bir de hâkim ve savcılarımızın ilk işe alımında bir mülakat kurulumuz var. Bu mülakat kurulumuzun da 2 üyesini bu kurum veriyor, Türkiye Adalet Akademisi veriyor. 5’i de teftiş kurulu başkanı, müsteşar, ceza işleri müdürü, hukuk işleri müdürü ve personel genel müdüründen oluşuyor.

Bu yapının yaptığı bir mülakattan vicdanına göre karar verebilecek, tarafsız, bağımsız bir hâkimi seçmek mümkün müdür değerli arkadaşlarım sizce? Özellikle iktidar partisinin mensuplarına ve Sayın Bakanıma burada sormak istiyorum, mümkün müdür? Daha önceden cemaatin arka bahçesi olmuştu yargı, şimdi de iktidar partisinin arka bahçesi oldu.

Ben burada bir parantez açmak istiyorum. Şimdi, Sayın Bakan iyi hatırlayacaktır; cumhuriyet savcısı Menderes Arıcan var. Bu Menderes Arıcan dediğimiz arkadaş, adalet.org sitesinde zaman zaman eleştiriler yapıyor ama hukuki eleştiriler. Bu arkadaşımızın kızı 9 bin kişinin girdiği sınavda 71’inci olmuş, 90 puan almış. 1.300 kişi alınıyor, maalesef bu arkadaşımız mülakatta eleniyor. Mülakatta elendiği gibi, mülakatta elendiği yetmiyor… Babası tabii eleştiriyor, hem bunu eleştiriyor hem de bir şeyi daha eleştiriyor, onu da hemen burada söyleyeyim, Sayın Bakan onu da bilecektir: Şimdi, müdürler aldılar adliyeye, yazı işleri müdürleri, kâtiplerin arasından. Bu aldıkları müdürde de yazılı sınavdaki geçer notu 70’den 60’a indirdiler. Örnek olsun, mülakat kurullarında, 1’inci olan 160 kişi bu mülakatı geçemedi. Yazılı sınavda 60 puan alıp mülakatı geçen yüzlerce şahıs var. Yine, toplamda 2.500 kişi 85’in üzerinde not almasına rağmen bu mülakatı geçerek müdür olamadı. Bu arkadaşımız, Savcı Menderes Bey, bu hususu da eleştiriyor ve “Adalet Bakanı istifa etmelidir.” diyor, “Böyle bir adaletsizliği gelsin, benim kızımın yüzüne, gözüne bakarak izah etsin.” diyor, “Hakkı yendi.” diyor. Ne oluyor? Çanakkale’den -bir yanıltma var orada- Malatya’ya sürgün yiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu parantezi açtıktan sonra… Yani, adaletsizlik, Adalet Bakanlığının temeline oturmuş. Şimdi, Adalet Akademisi nasıl bir öğrenci yetiştirmeli? Yani bir polis gibi, efendim, asker gibi yetiştiremezsiniz Adalet Akademisinde hâkimleri. Şimdi, hâkim, savcı adayları yirmi dört saat gözetim altında, yatılı okuyorlar orada, yirmi dört saat yatılı okuyorlar. Aynı George Orwell’in “1984” romanında olduğu gibi, aynı. Gözetim, denetleme, düşüncelerine kadar giriyorlar. Hangi gazeteleri okuyorlar, denetim altında; hangi İnternet sitelerine giriyorlar, hangi dergileri okuyorlar, efendim, nasıl giyiniyorlar, dini vecibelerini yerine getiriyorlar mı, namaz kılıyorlar mı, oruç tutuyorlar mı, alkol alıyorlar mı, bunların hepsi denetim altında. Tam bir totaliter sistem. Sanki asker yetiştiriyorsun, polis yetiştiriyorsun. Hiyerarşik bir yapı kurmuşlar. Peki, yargıçları daha mesleğe başlamadan memur noktasına getiren böyle bir yapıdan nasıl bir adalet bekleyeceğiz biz arkadaşlar, nasıl tarafsız karar bekleyeceğiz, nasıl bağımsız karar bekleyeceğiz? Nerede bağımsız yargı? (CHP sıralarından alkışlar) Nerede bağımsız yargı? Bu yargıdan, bu sistemden, tarafsız kalabilecek, bağımsız karar verebilecek bir yargıç bekleyebilir miyiz? Buradan adalet çıkmaz; buradan çıksa çıksa Adalet ve Kalkınma Partisinin isminde olup da aslında olmayan “adalet” çıkar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, tabii, biraz hızlı geçtim. Ben de Cumhurbaşkanı hakkında konuşmak istiyorum. Şimdi, konuşmazsak yanlış anlaşılır “Niye konuşmadı?” diye. Eleştireceğiz Cumhurbaşkanını. Bakın, niye eleştireceğiz arkadaşlar, dinleyin. Bakın, şimdi, Cumhurbaşkanı eskisi gibi değil. Bakın, 104’üncü madde demiş: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Peki, Sayın Cumhurbaşkanımız bunları yapıyor mu? Bakın, ne demiş: “Anayasa Mahkemesi bu şekilde karar vermiş olabilir. Vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım ama kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum.” Çok güzel demiş, çok güzel söylemiş, çok beğendim ben(!) Ben, aslında, bizim milletvekillerimize diyorum ki: Arkadaşlar, bu Cumhurbaşkanını fazla ciddiye almayın. Bakın, ceza infaz savcısı olsaydı ben ciddiye alırdım; o tahliye kararını yırtardı, “Ben tahliye etmiyorum.” derdi, biterdi iş. Silivri Cezaevi Müdürü olsaydı ben yine ciddiye alırdım, gerçekten ciddiye alırdım. Ama ben Sayın Cumhurbaşkanını ciddiye almıyorum, hiçbir yetkisi yok; bu kararı istediği kadar tanımasın, bunun bir anlamı yok, “yok” hükmünde, “yok” hükmünde hukuken arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, Cumhurbaşkanı saygı görmek istiyorsa -bakın, Cumhurbaşkanı hepimizin Cumhurbaşkanı- saygıdeğer davranmak zorundadır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Anayasal kurumları tanımak zorundadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Köse.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Adalet Partisinin adında geçen “adalet”in olmadığı şeklinde haksız bir ithamda bulunmuştur, benzeştirme yaparak. 69’a göre söz talep ediyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Cumhurbaşkanı eleştirilerini söylemiş. Anayasa Mahkemesinin kararı ortada. Esasen çok çeşitli mecralarda arkadaşlar da kendi görüşlerini söylüyorlar ama Meclis kürsüsünü sürekli bu konuyla işgal etmek doğru değil. Burada müzakeresini yaptığımız husus bütçe. Bunun arkasında başka bir şey var ama onu şimdi, burada, iki dakika içinde anlatamam. Tufan Bey dedi ki: “Ben Sayın Cumhurbaşkanını ciddiye almıyorum.” Tabii ki almayabilir Tufan Bey ama Ahmet’in, Mehmet’in ciddiye alıp almamasının bir önemi yok. Cumhurbaşkanları o makama nasıl gidiyorlar?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tanımadığı o Anayasa’ya göre.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Birilerinin ciddiye alıp almaması üzerine spekülasyonla değil, milletinin önüne çıkıyorlar ve milletin kararıyla gidiyorlar Tufan Bey, milletin kararıyla gidiyorlar. Cumhurbaşkanını beğenmeyebilirsiniz, sözlerini eleştirebilirsiniz ama sonuçta, burada, sizin de, bizim de saygı göstermemiz gereken asli unsur millettir, Sayın Cumhurbaşkanını oraya götüren millettir.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Naci Bey, Kenan Evren de yüzde 92’yle geldi, saygı duyuyor musunuz? Kenan Evren’e de saygı duyuyor musunuz? O da yüzde 92’yle geldi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Eminim ki siz de meşruiyetinizi milletten aldığınız için belli bir dikkat, belli bir üslup, belli bir dil içerisinde konuşmak gerekir.

Ben bunu hatırlatmakla iktifa ediyorum, saygı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Köse, buyurun.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, ismimi zikrederek benim Cumhurbaşkanını ciddiye almadığımı, seçilerek geldiğini söyledi, ben de seçilerek…

BAŞKAN – Bir sataşma olmadı ama Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, ben de seçilerek geldim ama. Sataşma vardır, iki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Köse, Sayın Bostancı’nın sözlerinde bir sataşma yok.

TUFAN KÖSE (Çorum) – O zaman, efendim, tutanaklara geçsin: Biz Cumhurbaşkanını görev ve yetkisi olmadığı konularda görüş beyan ettiği zaman ciddiye almıyoruz. Kendi anayasal sınırları içerisinde, görev ve yetkilerine ilişkin konuştuğunda başımızın tacıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın İlhan Cihaner. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Cihaner, sizin de süreniz yedi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA İLHAN CİHANER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elden geldiğince teknik bir konuşma yapmaya çalışacağım ama sadece Cumhurbaşkanının konumuyla ilgili olmadığı için ben de bununla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Çünkü adalet sistemimizin en temel organıdır HSYK ve HSYK bütçesiyle birlikte yargının içinde bulunduğu bu siyasi ve hukuki krizin ana besleyenlerinden birisidir Cumhurbaşkanının davranışı. Yani eğer Cumhurbaşkanı uymaya yemin ettiği ve yasa hiyerarşisinin üstünde bulunan Anayasa’ya uymayacağını, tanımayacağını söylüyorsa bu çok ciddi bir krizdir ve yargıyla ilgili, HSYK’yla ilgili…

ÖMER ÜNAL (Konya) – Anayasa Mahkemesi kararına, Anayasa’ya değil. Anayasa’yı kasteden kim?

İLHAN CİHANER (Devamla) – Şimdi, bu hukuksuzluk içinde geldiğimiz nokta, Cumhurbaşkanının “Ben Anayasa Mahkemesini de takmıyorum.” şeklinde yorumlanacak tutumudur.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Anayasa Mahkemesinin kararı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Önce Joe Biden’a söyleyin.

İLHAN CİHANER (Devamla) - Şimdi, daha enterasını, AKP’nin elitleri de kısa bir tereddütten sonra hemen aynı konumu aldılar. Biliyorsunuz, bunu detaylandırmaya gerek yok. İşte, biraz önce de grup başkan vekili çıkıp -sizler de öyle laf atıyorsunuz- “Cumhurbaşkanı mahkemeyi değil, kararlarını eleştirdi…” Yani sanki mahkemenin mimarisini eleştirebilirmiş gibi yani herhangi bir mahkeme, kararlarından ya da üyelerinden bağımsız eleştirilebilirmiş gibi “Mahkemeyi değil, kararlarını eleştirdi.” gibi çok komikçe bir savunmayla tevil ediyorlar. Ama daha hazin bir durumla karşı karşıyayız: Buradaki bu ağır saldırıya, ağır krize, başta yüksek yargı ve ilgili kurumlar olmak üzere, kendilerinin artık varlık nedenlerini ortadan kaldıracak şekilde bu ağır saldırıya güçlü bir eleştiri göstermemiş olmaları en ağır saldırıdır bence, en hazin durumdur.

Ama daha ürkütücü bir durum var, içinde bulunduğumuz durumla birlikte biraz önce yaşadığımız gerilimi de aslında bağlıyor bu durum: Yargı sistemini tartışıyoruz, HSYK’yı tartışıyoruz, adaleti tartışıyoruz, hemen hemen toplumu ilgilendiren her alanı tartışıyoruz. Ama buradaki siyasi partilerin ait oldukları, temsil ettikleri, dayandıkları toplumsal taban ile buradaki söylemler arasında inanılmaz bir uçurum var. Adalet ve Kalkınma Partisini dinleyen bir yurttaş, Türkiye’deki yargı sistemini, tıkır tıkır işleyen, süper yolunda giden bir pembe tabloyla karşılayacaktır ama muhalefet partileri -ki bizden sonra da muhtemelen aynı tabloyu MHP’li ve HDP’li milletvekili arkadaşlarımız da söyleyecektir- bir felaket tablosu çizecek size, asıl sorunumuz bu. Yani, bu kadar yarılmış, âdeta siyasi bir şizofreni tablosuyla karşı karşıyayız. Bunun üzerinde kafa yormamız belki de bu sorunların tamamını çözecektir. (CHP sıralarından alkışlar) İşte böyle bir siyasi ve hukuki iklimde biz HSYK üzerinde konuşmaya çalışacağız. Aslında iktidar mensuplarının konuşmalarını aktarırsak nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz açığa çıkar, çok fazla şey söylemeye gerek yok. İşte, Başbakanın bastırarak sizlere de dağıttığı konuşmasının 206’ncı ve 214’üncü sayfalarında, tespitleri okursanız, dehşet, süper, pembe bir tablo var. Ama, Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Adalet Bakanının yaptığı konuşmada, OECD verilerine göre yargıya olan güven ve memnuniyet noktasındaki objektif ölçümlerinde Türkiye'nin çok kötü bir noktada olduğunu kendisi söyledi. Yani, bu bahsettiğimiz şizofrenik yarılmışlık hâli sadece partiler arasında, toplumsal bağlamda değil, AKP’nin kendi içerisinde de var; bir kere bunları çözmemiz gerekir. Bazen, bunun, acaba sahiden milletvekillerinin inandığı bir şey mi olsa, gerçekten inanarak söyledikleri bir şey mi olsa daha tehlikeli, yoksa bir propaganda amacı olarak kullandıkları bir argümanlar serisi olsa mı daha tehlikeli, karıştırıyorum. Ama, biraz önce arkadaşlardan birisi laf attı, “Millete bak.” sanırım öyle bir şeyler dedi. Biz de bir toplumsal kesimi temsil ediyoruz, MHP de temsil ediyor, biz de milletten yetki aldık. Sahiden ne yaptığınızı görmeniz lazım bu topluma. Toplumun bir yarısı yargıyla ilgili olarak sıfır güven duyuyor, siz güven duyuyorsanız çok büyük bir sorun var demektir burada ve birlikte yaşayacaksak bunu bir dert edinmeniz gerekir.

Şimdi, önce, bir AB ilerleme raporuna bakalım. “2014 yılı başından bu yana ilerleme kaydedilememiştir.” diyor AB ilerleme raporu. “Yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin gözetilmesi sekteye uğramış, hâkimler ve savcılar güçlü bir siyasi baskı altında kalmıştır. Gelecek yıl, Türkiye'nin özellikle -bu yılı kastediyor- yargının, görevlerini bağımsız ve tarafsız şekilde gerçekleştirmesine imkân tanıyan ve yürütmenin ve yasamanın kuvvetler ayrılığı ilkesine riayet ettiği siyasi ve hukuki bir ortam yaratması; yürütme erkinin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üzerindeki rolünü ve etkisini sınırlandırması, hâkimlerin görev yerlerinin kendi istekleri dışında değiştirilmemesi konusunda yeterli güvenceyi sağlaması, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yargılama sürecine müdahalesinin önlenmesine yönelik olarak daha fazla koruma tedbirini uygulamaya koyması gerekmektedir.”

Gene, Avrupa Birliğine, Avrupa Konseyine hukuki konularda danışmanlık veren Venedik Komisyonu da benzer bir şekilde, Avrupa Konseyini âdeta uyararak alarma geçmesini, hâkim ve savcılarla ilgili tedbirlerin yeniden gözden geçirilmesini, HSYK’yla ilgili kanunların ve mevzuatın yeniden gözden geçirilmesini, HSYK’nın devam eden davalara müdahalesinin yasaklanmasını istiyor.

Aslında, HSYK ve genel olarak yargıyla ilgili durumumuzu yabancı kaynaklardan değerlendirmeye hiç gerek yok. Bu tablonun nasıl oluştuğuna bir dikkat etmemiz gerekir. Bu tablonun bu şekle gelmesindeki en temel neden, hepinizin de bildiği gibi, AKP ve cemaat birlikteliğinin son yedi, sekiz yıl içerisinde ülkeye yaşattıklarıdır. Öncelikli neden, Hükûmetin bağımsız ve tarafsız bir yargı inşasından daha çok, 17 ve 25 Aralık, MİT tırları, MİT Müsteşarının gözaltına alınma girişimi gibi, yol kazalarına uğraması korkusunu referans alması nedeniyle hareket etmesidir. Tam burada şunu belirtmek isterim ki: Devlet örgütlenmesi içerisinde, hele hele yargıda ayrı bir hiyerarşi ve örgütlenme kabul edilemez. Böyle bir yapılanma adil ve etkin hukuki prosedürlerle süratle tasfiye edilmelidir. Hiç kimse, 2007-2014 yılları arasında yargı eliyle işlenen hukuk cinayetlerini görmezden gelip tüm o yaşananlar olmamış gibi davranamaz. Rol alanlar, hangi meslek ve statüde olursa olsun o dönemki eylemlerinin hukuki ve tabii ki siyasi hesabını vermelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN CİHANER (Devamla) - Bu süreçte rol alanlardan, gazeteci de olsa, siyasetçi de olsa, yargı mensubu da olsa kahraman yaratılamaz. Aslında karşı karşıya kaldığımız sorunu çözebilecek yeterli deneyime sahibiz, yeter ki birbirimize güvenelim ve sahiden çözümden yana birtakım adımlar atmaya, birbirimizi dinlemeye çalışalım.

Teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Cihaner.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmacıları kürsüye davet edeceğim.

Birinci konuşmacı Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu.

Sayın Depboylu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin süreniz on yedi dakika.

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli vekiller, aile toplumun en küçük yapı taşını oluşturduğu için ailedeki sıkıntılar topluma, toplumdaki sıkıntılar aileye yansır. Sağlıklı toplumu sağlıklı aileler oluşturur. Tarihimiz iyice incelenirse Türk ailesinin dirlik ve düzenlik içinde olduğu devrelerde devlet de dirlik ve düzenlik içindedir. Bu bakımdan, törelerimizde “aile”, “ülke”, “devlet” ve “millet” kavramları iç içe bir manzara gösterir. Aile demek, bir noktada, düzen demektir. Anayasa’nın 41’inci maddesinde ailenin korunmasıyla ilgili olarak gerekli tedbirleri almak üzere teşkilat kurmak devletin görevi olarak belirlenmiştir. 2011 yılında yayımlanan 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’yle ailenin bütünlüğünün korunması, aile yapısının ve değerlerinin korunması, aile yapısını ve değerlerini tehdit eden sorunların ve bu sorunlara yol açan faktörlerin tespit edilmesi, bu sorunlara karşı çözüm önerilerinin geliştirilmesi, aile içi şiddet ve istismar, töre cinayetleri, intihar ve benzeri sorunların önlenmesi gibi görevler Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına verilmiştir. Ancak, icraatlarına baktığımızda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına sadece yardım götüren bir bakanlık olarak bakılmakta, bu da Bakanlığın asıl görmesi gerektiği konuların önüne geçmektedir. Dolayısıyla, bu Bakanlığımıza sosyal bir fon gibi bakmak, Bakanlığı da sosyal bir fon gibi idare etmek geleceğimiz adına yapılan en büyük yanlışlardan biri olacaktır.

Bir sosyal sözleşme olarak bütçenin önemi kamu kaynaklarının nasıl toplandığı ve nereye harcandığıyla ilgilidir ancak aynı şekilde bunun kadar önemi olan konu bu bütçenin nereye, nasıl harcandığı, ne tür hizmetler verildiğiyle ilgilenmemiz gerektiğini de ortaya koymaktadır. Bu anlayış ve düşünceyle, ben, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ne harcadığından çok, harcadıklarıyla neler yapabildiğinin değerlendirilmesini yapacağım. Sonuçta, ayrılan bütçenin gerçekleştirilen icraatlarla hak edilmiş olup olmadığının değerlendirilmesini de, yüce Meclisimizin ve yüce Türk milletinin takdirine bırakacağım.

Bakanlığın strateji planında yer alan hedef ve göstergelerin “ölçülebilirlik” kriteri açısından yapılan değerlendirmesinde, birçok hedefin “ölçülebilirlik” kriterini sağlayamadığı görülmüştür. Ben bu hedefleri ele alarak hedeflerin gerçekleştirilmesinde ne derecede başarılı olunduğu ölçülmüş ve kamuoyuyla paylaşılmış verilerle değerlendirmek istiyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının strateji planında aldığı hedeflerden biri, ailenin yapısını güçlendirmek. İntiharla ilgili çalışma planlanmış. Peki, bu çalışmaların sonucu ne var? Kriterler olarak hiçbir şey görünmüyor. Ben size bilgi vereyim: İntihar oranı 2001 yılında 2.584 iken 2014 yılında 3.065 olmuş; artmış. Uçucu ve uyuşturucu madde kullanım oranı 2008 yılında 19.627 iken 2014 yılında 45.913 olmuş; yüzde 233’ün üstünde 234’e varan bir artış gözlenmiş. Uyuşturucu ve uçucu madde kullanma yaşı 10 yaşa kadar düşmüş. Boşanma sayısı 2001 yılında 90.994 iken 2014 yılında 130.913 olmuş; boşanmalarla ilgili olarak söylenecek çok söz var.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Sema Ramazanoğlu’na konuyla ilgili bir sözlü soru önergesi yönelttim. 14/12/2015 tarihinde Başkanlık makamına sunduğum önergeyi 15/12/2015 tarihinde gerçekleştirilen Genel Kurulda sözlü olarak cevapladığı ve yine 22/01/2016 tarihinde şahsıma da yazılı olarak ilettiği için kendisine teşekkür ediyorum. Ne yazık ki diğer bakanlarımıza aynı zamanda sunduğum soru önergeleriyle ilgili hiçbir gelişme yok.

Sayın Bakana, hızla artan boşanma davaları dikkate alındığında sorunun çözümüne yönelik bir çalışma yapılmış ise bu çalışmanın nerede, hangi bölgelerde, kimlerle, hangi tarihlerde yapıldığını sormuştum. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bana iletilen bilgiye göre 2009-2011 yılları arasında Aile Eğitim Programı hazırlanmış, bu programın nerelerde, kaç kişiye ulaştığının bilgisi yok. Evlilik öncesi eğitim programlarından bahsedilmiş, uygulama yerleri ve kaç kişiye verildiği net olarak belirtilmemiş. 2012 yılında Ankara, Burdur, İzmir, Kırıkkale, Karabük gibi iller pilot il seçilmiş, 450 çifte altı ila yirmi saat danışmanlık hizmeti verilmiş. Ne kadar yetersiz bir çalışma olduğu sayısal verisinden belli. Zamanında işin başına o işin ehli olan kişiyi atayamayan Hükûmetin göreve getirdiği Aile Bakanı hızla artan boşanma sebeplerini kadınların börek yapamamasına bağlıyorsa ortaya çıkan sonuçlara da şaşırmamak lazım.

Terk ve buluntu çocuklarla ilgili de çalışma hedeflemişsiniz. Bunlar gerçekten çok önemli, bizim, devlet olarak bakmakla yükümlü olduğumuz çocuklar ama bir de kayıp çocuklarımız var, bunların aileleri de mağdur. Bu aileler de çalışma kapsamına girmek zorunda, bu konuyla ilgili bir çalışma hiç hedeflenmemiş. Biz bu konuyla ilgili araştırma önergesi sunduk ama maalesef AKP sıralarındaki vekil arkadaşlarımız bunu gerekli bulup onaylamadılar. Ben bu verileri sizlerle tekrar paylaşıyor ve takdirinize sunuyorum, lütfen bir kez daha düşünün ve kayıp çocuklarımızla ilgili çalışma yapma konusunda önergelerimize destek verin.

Türkiye İstatistik Kurumunun 2008-2011 verilerine göre kayıp çocuk sayısı 27 binden fazla. 2008-2012 yılları arasında toplam 40.220 kişi kayıp çocuk ilanı vermiş. 2008-2011 yılları arasında toplamda 5.724 çocuk bulunabilmiş. İçişleri Bakanlığının verilerine göre 15.900 çocuk kayıp, Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneğinin verilerine göre 30 bin. Türkiye İstatistik Kurumunun verdiği bilgiye göre 2012 yılı, 12.474’le en fazla çocuk kayıp ilanı verilmiş yıl gözüküyor, bulunan çocuk sayısı ise verilen rakamın çok daha altında. Emniyet Müdürlüğüne kayıp olarak kayıp başvurusu yapılan çocuk sayısı artışta. 2008’de yapılan kayıp başvurusu sayısı 4.517 iken 2012’de bu sayı 12.474; bu, 2008’den 2011’e yüzde 123 artış göstermiş, bununla da kalmıyor, devam ediyor.

Ayrıca, doğu illerimizde bir buçuk yılda 10 ilden 48’i kız 181 çocuğun kayıp olduğu bilgisi veriliyor.

Yine, Suriyeli mülteci ailelerden 100 çocuk kayıp bildirisi var. Bunlar çok önemli veriler.

Başka bir hedefinizi ele alacağım, kadına yönelik şiddet oranı. Bunu çok konuştuk, yüzde 1.400 arttı.

Çocuğa yönelik şiddet oranı, 2010 yılında 76.428, 2014 yılında 131.172, yüzde 171’in üzerinde artmış.

Çalışan çocuk oranı, 1999’da 6.099, 2012’de 8.397, yüzde 137’nin üstünde bir artış var.

“Çocuk evlilik oranı” diye belirtmişsiniz, ben bunları “çocuk, evlilik” onları bile bağdaştırmakta, artık sözel ifade etmekte sakınca görüyorum. 2002 yılında 37.263, 2012’de 40.428 görünüyor. Arkadaşlar, bu sayı 16 yaş üstünde resmî nikâhla yapılmış evliliklerin bildirisidir. Bu ülkede, ülkemizde 180 bine yaklaşan daha küçük yaşta imam nikâhıyla evlendirilmiş genç kızlarımızın, küçük kızlarımızın olduğunu bildirmek istiyorum.

Çocuk hükümlü oranı, 2004 yılında 1.319, 2013 yılında 6.132, yüzde 464’ten fazla bir artış var.

Kanunla ihtilafa düşen çocuk oranı, 2010 yılında 83.393, 2014 yılında 117.486, yüzde 140 oranında artmış.

Kadına yönelik istismar, 2010’da 304, 2014’te 5.118, yüzde 1.683 oranında artmış.

Yaşlıya yönelik istismar, 2010 yılında 12 bildirim var, 2014’te 720. Küçümsemeyin, yaşlılara saygımızın büyük olduğu bir töreye sahibiz, bu artıyorsa dikkate alınması gerekiyor demektir.

Engellilere yönelik istismar oranı, 2010 yılında 42 iken 2014’te 1.028’e yükselmiş.

Yine, yaşlılarda yaşam memnuniyeti hedef alınmış, sonuca bakıyoruz: 2003 yılında yaşlıların yüzde 6,56’sı mutsuz iken 2014 yılında oran yüzde 13,27’ye yükselmiş.

Toplumda sosyal ve ekonomik eşitsizliği gidermek gibi bir hedefiniz var. Bugün, Türkiye’deki servetin yüzde 50’sinin yine nüfusun yüzde 1’ine ait olduğunu düşünürsek bunu nasıl başaracaksınız, ben bunu öğrenmek istiyorum.

TÜİK verilerine göre kadınlarda, erkeklerde, yaşlılarda mutsuzluk ve umutsuzluk duyguları giderek daha da artıyor.

Şehit yakınları ve gazilerin haklarının korunmasına, fırsat ve imkânlardan eşit şekilde yararlanmasına ilişkin toplumsal bilinci yükseltmek hedefi koymuşsunuz. İyi yapmışsınız da, dikkatinizden kaçan önemli bir husus var. Milletimizin, toplumun şehit ve gazileriyle ilgili bilinçaltısı zaten çok yüksek. Bilinç yükseltme konusunda sizin kendi içinizde yapmanız gereken çalışmalar var. (MHP sıralarından alkışlar) Anayasa’nın “Sosyal Güvenlik Bakımından Özel Olarak Korunması Gerekenler” başlığı altındaki 61’inci maddesinde: “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.” hükmü bulunmaktadır. Askerlerimiz yan gelip yatarken değil, vatanın bölünmezliği, devlet ve millet için canını ortaya koyarken yaralanıyor ya da şehit düşüyor. Şehitlerimizin aileleri bize onlardan kalmış emanettir, anne ve baba maaşlarının asgari ücret seviyesine çıkartılması gerekmektedir. Anayasal sorumluluk olan askerlik hizmetini yaparken malul olan, harp ve vazife malullerinin tamamının ortez ve protezlerinin katkı katılım payı ve fark alınmaksızın karşılanması anayasal zorunluluğun yanında vicdani bir görevdir.

Özürlü araç kullanımında, sağ ayağından özürlü malul gazilerimizle engel oranı yüzde 90 ve üzeri olan gazilerimiz istifade etmekte olup, bu durum gazilerimiz arasında eşitsizliğe sebep olmaktadır. Yapılacak düzenlemeyle malul gazilerimize ve şehit ailelerine pozitif ayrımcılık yapılarak vergi avantajı sağlanmalı, ayrım yapılmadan tüm harp ve vazife malulleriyle şehit ailelerine araç alımında ÖTV muafiyeti uygulanmalıdır. Maliyetlerinden dolayı çalışma ortamında sıkıntı çeken gazilerimiz yaşlılık aylığı almak için zor şartlarda çalışmaktadır. Bir kısım gazimiz, engellilere sağlanan haklardan istifade edenler, 3.600 prim sayısıyla yaşlılık aylığı almaktayken, diğer gazilerimiz bundan yararlanamamakta, mağdurdurlar. Muharip gazilere şeref aylığı bağlanıyor ama sosyal güvencesi olana 617.064 lira, sosyal güvencesi olmayana da 1.224 lira ödeniyor.

Sayın vekiller, verilen şeref aylığıdır, sosyal güvenceye ait bir maaş olmayıp, savaş meydanlarında bu ülkeye hizmet için canını ortaya koyan vatan evlatlarının gazilik ödülüdür. Ayrıca, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekatı’na katılan muharip gaziler onca yıl geçmesine rağmen madalya sahibi bile olamamışlardır.

Yine, askerlik görevini yaparken, teröristlerle mücadele görevinde canını ortaya koyarken veya asker arkadaşlarını korumak için nöbet tutarken kalp krizi geçirerek, kaza geçirerek ya da yaşam şartları sebebiyle ağır hastalık geçirerek hayatını kaybeden asker ve polislerimiz var. Uludere’de ölenleri şehit kabul ediyorsunuz, bu askerlerimizi, gazilerimizi şehit saymıyorsunuz.

Milletimiz hiçbir zaman şehitlerini kelle olarak görmemiş, nitelendirmemiştir. Düzeltilmesi gereken toplum bilinci değil, sizin hatalı ve adil olmayan uygulamalarınızdır. Teröristlerle masaya oturmaktan, “çözüm süreci” diye adlandırdığınız ihanet ve çözülme sürecinden tamamen vazgeçerek, gazi ve şehitlerimizin uğruna kendini feda ettiği vatanımızın, milletimizin bölünmezliğine ve millî değerlerimize sahip çıkmanız gerekmektedir.

Yine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bir projesine daha değinmek istiyorum: Aile Sosyal Destek Programı. Bu program, 61’inci Hükûmet Programı’nda yer aldığı şekliyle, sosyal destek sisteminde önemli değişikliklere ve yeniliklere gidilerek sosyal destek uygulamalarının bireysel ihtiyaçlara aile içerisinde karşılık verme anlayışı içinde daha adil bir yapı oluşturulmasını hedeflemiş ve Hükûmet programınızda ayrıntılı bir hedef listesi yazmışsınız. 62’nci Hükûmet Programı’nıza bakıyoruz, sosyal destek ve hizmet alanında Aile ve Sosyal Destek Programı yine var ama tanımı biraz değişmiş. 64’üncü Hükûmet Programı’nıza bakıyoruz, Aile ve Sosyal Destek Programı yine değişen bir tanımla tekrar edilmiş, yine var. Görüldüğü üzere, Aile Sosyal Destek Programı her hükûmet programında farklı şekillerde ele alınmış. AKP hükûmetlerinin bu konuda kafasının karışık olduğunu düşünmekteyim. Bu çerçevede, yıl 2016, hâlen Bakanlık Aile Sosyal Destek Programı modelini hazırlayıcı, uygulayıcı bir rol üstlenmiş ancak şu ana kadar gerçekçi politikalar üretilememiş olması nedeniyle bu hususta ciddi bir yol da alınamamış. Yani, Aile Sosyal Destek Programı adına ortaya konmuş küçük bir pilot uygulama dışında hiçbir şey yok.

Bu bağlamda, söz konusu programı yaygınlaştırarak sürdürülebilmesi için sosyal hizmet, psikoloji, sosyoloji, psikolojik danışmanlık, rehberlik ile aile ve tüketici bilimleri bölümlerinden lisans düzeyinde mezun olması şartıyla mesleğe alınan elemanların personel hizmet alımı yöntemiyle istihdamı için Maliye Bakanlığınca vize işlemi tamamlanmış olup, bütçe ve ihaleye ilişkin çalışmaların da hâlen devam ettiği anlaşılmaktadır. Ancak, Aile Sosyal Destek Programı modeli çerçevesinde görev alacak görevliler için ihale yoluyla hizmet alımı yapılması öncelikle Anayasa ve yasalarımıza aykırıdır ki önceki Hükûmetiniz de aynı şeyi yapmış, Bakanlığa bu yolla görevli almıştır.

Şöyle ki: Anayasamızın 128’inci maddesinde “Devletin yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” şeklindedir. Kaldı ki Hükûmet bir yandan kamuda istihdam edilen ve işçi olarak çalışan, taşeron işçi olarak çalışanları kadroya alacağına dair söz veriyor, bir yandan da yeni ihaleler açıyor; bu, bir tezatlıktır, bunun dikkate alınmasını takdirinize sunuyorum. Mevcut Anayasa ve kanunlar çerçevesinde bu proje kapsamında alınacak mezunların kadrolu olarak işe alınması gerekmektedir. Madem taşeronluğa karşısınız, madem bunu seçim sırasında, yapacağınıza dair milletimize söz verdiniz, o zaman bu sözünüzün arkasında durun, yeni taşeron sistemler geliştirmeyin, işçi ve memurları kadrolu olarak bakanlıklara veya gerekli kurumlara alın ki biz de, milletimiz de sözünüze güvenebilsin.

Bütün bu değerlendirmelerimi takdirinize sunuyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Depboylu.

Şimdi, ikinci konuşmacı Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Usta, sizin de süreniz on yedi dakika.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kalkınma Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi ifade edeceğim. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, iktisatçılar da, planlamacılar da -bugün burada çok planlamacı var- bilirler ki, büyüme konusunda verimlilik son derece önemlidir. Büyümeyi hem açıklarken hem de büyümeyi artırmak için ekonomide verimliliğe bakılır; biz de bunu hesaben toplam faktör verimliliği şeklinde ifade ederiz, bütün literatürde bu şekildedir ve bunun üzerinden hedefler koyulur. Bu toplam faktör verimliliği dediğimiz şey artık olarak hesap edilir ama kendisi büyümeyi tamamen belirleyici bir unsurdur. Hesaben artık olması çok da önemli değildir.

Şimdi, “Peki, nedir bu toplam faktör verimliliği? Bunu etkileyen unsurlar nelerdir?” dediğimizde, bunlardan bir tanesi, kamu yönetimidir. Yani kamuyu nasıl yönettiğiniz, ne şekilde yönettiğiniz, sizin, ülkenizin büyümesini etkileyen bir husustur. Mesela, diğer faktör, iş gücünün niteliğidir. Diğeri, hukuk sistemidir, hukuka uyulmadır. Eğer bir ülkede hukuka uyulmuyorsa, burada toplam faktör verimliliği üzerinden büyümeye olumlu bir etki gelmez; örneğin, bir ülkede Cumhurbaşkanının “Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum.” dediği bir ortamda toplam faktör verimliliğinden -emin olun- büyümeye negatif bir etki gelecektir; birazdan bunun rakamlarını size vereceğim. Mesela, mahkemelerin tarafsızlığıdır, bağımsızlığıdır. Yani, bir ülkede mahkemelerin bağımlı olduğu veya taraflı olduğu konusunda bir algı varsa, ne olup olmadığının bile bir önemi yok, bu algı yalnız başına sizin büyümenizi ve ekonominizin gelişmesini, kalkınmasını etkileyecek bir husustur.

İş ortamı… İş ortamının yatırımcı dostu olup olmaması; iş dünyasında kayırmacılık yapıp yapmamanız; benim adamım, benim sanayicim, benim olmayan sanayicim şeklinde bir ayrım içerisine girmeniz yine ciddi ölçüde sizin verimliliğinizi ve büyümenizi etkileyecektir.

Yolsuzluk meselesi, bakın, yani çok önemli bir konudur. Türkiye, maalesef, sadece 2013 yılında küresel yolsuzluk endeksinde 53’üncü sıradayken, 2015’te 13 basamak birden kötüleşerek 66’ncı sıraya gelmiştir. İşte, bu, sizin ülkedeki büyümenizi, ülkenin gelişmesini, kalkınmasını, dolayısıyla vatandaşın ekmeğini, işsiz insanın iş bulmasını etkileyecek önemli bir unsurdur.

Diğeri nedir? Kayıt dışılıktır. Ekonomideki kayıt dışılığın boyutu belli, çok fazla üzerinde durmaya gerek yok. Maliye Bakanlığı bütçesinde bunu ayrıca konuşacağım.

Güven ve istikrar, öngörülebilirlik… Bakın, şubat ayında Türkiye’de ekonomi güven endeksi yüzde 14,8 küçüldü arkadaşlar, bir ayda yüzde 15’e yakın sizin ekonominize olan güven küçülüyor, düşüyor. Şimdi, böyle bir ülkede siz nereden büyüme bekleyeceksiniz, nereden verimlilik bekleyeceksiniz? Zaten olmuyor. Bunun altında ne var? Tüketici güveni düşmüş, reel kesim güveni düşmüş, hizmet sektörü güveni düşmüş, perakende ticaret güveni düşmüş, inşaat sektörünün güveni düşmüş.

İşte, bütün bunlardan sonra şöyle bir baktığımızda, peki, bunların hepsinin ismine ne demiştik? Toplam faktör verimliliği. “Toplam faktör verimliliğinin Türkiye ekonomisi büyümesine katkısı ne olmuştur?” diye baktığımızda -bu, Planlamanın rakamıdır, şimdiki ismiyle Kalkınma Bakanlığının- 2007-2014 döneminde toplam faktör verimliliğinin büyümeye katkısı eksi 0,6’dır yani bu dönemde Türkiye eğer toplam faktör verimliliğinden hiçbir olumsuz etki gelmeseydi 0,6 puan ortalama daha fazla büyüyecekti. Buradan ortalama 1 puan ekstra bekleniyordu. O gelmiş olsaydı bugünkü seviyesinden ortalama her yıl 1,5 puan fazla büyüyecekti. Bu da insanlara iş, aş, ekmek demekti, insanların gelirinin artması demekti fakat işte az önceki saydığımız hukuk sisteminden kayıt dışılığa kadar, iş ortamından yolsuzluğa kadar buralardaki kötüleşmeyle maalesef bunların Türkiye büyümesi üzerinde çok olumsuz etkisi olmuştur.

Şimdi, bugün Kalkınma Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşuyoruz. Kalkınma Bakanımız da burada. Madem onu konuşuyoruz, kötü kamu yönetimine küçük bir örnek vermek istiyorum. Devlet Planlama Teşkilatı, altmış yıllık bir kurum kapatıldı 2011 yılında. Şimdi, hiç kimse vicdanını rahatlatmak için “Efendim, DPT kapatılmadı, ismi değiştirildi, bakanlığa dönüştürüldü.” filan demesin bana. Devlet Planlama Teşkilatı kapatılmıştır, onun mirasını yiyen bir Kalkınma Bakanlığı vardır bugün. Devlet Planlama Teşkilatının fonksiyonlarını Kalkınma Bakanlığı bugün kısmen sürdürmektedir ama o şu anda eski alışkanlıklarla gidiyor, bir süre sonra sürdüremeyecektir çünkü statüsü ciddi şekilde değişmiştir.

Şimdi, nasıl oldu, nasıl kapatıldı? 2011 yılındaki kanun hükmünde kararnamelerle. Bir zamanlar anayasal kurum olan, fonksiyonları Anayasa’da geçen kurum, şu Meclise hiç gelmeden alınan bir yetkiyle 2 bürokrat tarafından kapatıldı arkadaşlar. Yani işte kötü kamu yönetimine örnek. Bakın, Türkiye bunun sıkıntılarını önümüzdeki dönemde çok daha fazla yaşayacak. İşte, o yüzden 2007 sonrasında… Bakın ben, genelde konuşmalarımda 2007-2008’e kadar olan dönemle sonrası dönemi ayırt ederek konuşurum. Yani özellikle 2007-2008 sonrasında Türkiye olağanüstü kötü yönetildi ve Türkiye’deki bütün göstergeler o şekilde kötüye gitti. Şimdi, Planlama olayı bu şekilde. İnşallah Hükûmet şu basireti en azından gösterir diye ümit ediyorum: Devlet Planlama Teşkilatının bir an evvel yeniden kurulması, eski fonksiyonlarıyla hatta daha güçlü bir şekilde kurulması gerekir.

Şimdi, kamu maliyesiyle -az önce de ifade ettim- mücadelede Türkiye önemli başarılar göstermiştir ve bunun ilk adımları, ilk nüveleri de 1999 yılında atılmıştır, o zamanki DSP-MHP-ANAP Hükûmetinde sosyal güvenlik reformuyla atılmıştır. Ondan sonra da yapılan yapısal reformlarla ve devam ettirilen programlarla kamu maliyesinde güçlü bir yapı oluşturulmuştur, bu da ta ki 2007, 2008’e kadar. Sonrasında da, burada da ciddi ölçüde bozulmuştur. 2009 yılında, bakın, daha önceden sıfırlanan bütçe açıkları bir yılda yüzde 5,6’ya fırlamıştır çünkü meseleler yapısal olarak sonraki dönemde çözülememiştir. Maliye Bakanlığı bütçesinde bunun detaylarını konuşacağız.

Şimdi, aslında ben bambaşka bir konuşma düşünüyordum fakat bu bütçe süreci burada başladı. Sayın Başbakanın konuşmasından başlayarak bütün AKP’li vekiller veya bakanlar geldiler burada “Efendim 2002’de şöyleydi, 2002’de böyleydi, şimdi şöyle oldu, böyle oldu.” “Biz bu millete ne verebiliriz yani neleri birlikte şurada Meclis olarak yapabiliriz?” ben bunu konuşmayı arzu ediyordum bir teknisyen olarak. Fakat maalesef elimizden bu imkân alındı. Niye? Şimdi, madem siz, 2002’yle mukayeseler yapıyorsunuz, biraz da biz yapalım; ne olmuş? Yani AKP’li on üç yılla… Hatta öyle de yapmayalım, bu bir yıl üzerinden mukayeseler çoğu zaman yanlış ve yanıltıcı olur. AKP’li on üç yılları ve AKP öncesi on üç yılları, genelde, ben bu konuşmamda sizlere mukayese etmeye çalışacağım. Fakat AKP’li Başbakan, Sayın Başbakan başta olmak üzere bütün bakanlar bunun AKP’nin 14’üncü bütçesi olduğunu unutmuşlardır. Hep oraya, hep oraya, 2003’te onu anlattın, 2004’te anlattın, 2015’te anlattın, şimdi 2016 bütçesinde tekrar onları anlatmanın ve bunları yaparken de hiçbir karşılaştırmada, hiçbir ilke tanımadan… Bakın, şimdi, size bir örnek vereyim: Sayın Başbakan konuşma metninin 19’uncu sayfasında -bunu sözlü olarak da söyledi- bir mukayese veriyor: Türkiye'nin, işte, önceki büyümesi ve şimdiki büyümesi. “Türkiye ekonomisi 1993-2002 yılları arasında ortalama yüzde 3 büyüdü, bizim on dört yıllık dönemimizde yüzde 4,7 büyüdü.”

Sayın Başbakana ben soruyorum, Kalkınma Bakanlığının mutlaka o konuşma metninde dahli vardır: Niye 1993-2002? Yani sadece 2002 söylense -hani hep öyle söylüyorsunuz ya- onu anlarım. Tabii, 2002’yi söylese ne diyecek? Çünkü 2002’de yüzde 6,2 büyüyen bir Türkiye ekonomisi teslim aldılar. E, bunu söylese olmayacak. Şimdi yüzde 3’e düşürmesi lazım, yani şimdi yüzde 3’e düşen bir ekonomi var. (MHP sıralarından alkışlar) “E, ne söyleyeyim?” Ya, hiç olmazsa… Hep, ben, diyorum ki Türkiye'nin bir dönemi, daha doğrusu bir ülkenin bir on yılıyla öbür on yılı mukayese edilemez. Bir maratondur bu ülkelerin hayatında. Nasıldır? Şimdi, bir maratonda, işte, arazinin düz olan yerleri vardır, arazinin bataklık olan yerleri vardır, arazinin, efendim, yokuş olan yerleri vardır, inişli olan yerler vardır.

Şimdi, 1990’lı yıllar gelişmekte olan ülkeler açısından kötü yıllardır, zor yıllardır -bütün dünya için, Çin’inden Hindistan’ına, Güney Afrika’sından Brezilya’sına, Arjantin’ine kadar- çünkü küresel sermaye buralara akmıyor, gelişmiş ekonomilere akıyor. O yüzden ne yapacağız? Ben, bataklıkta kendi emsallerimle performansıma bakacağım. Düz yere geçtiğimde yine kendi emsallerime bakacağım. Sayın Başbakan bunu yapmadığı gibi… Yani bir miktar ilke olması lazım bir şeyde. Hiç olmazsa 2002… Niye 1993-2002? Oradan dokuz yıl alıyorsun kendi on dört yılınla mukayese ediyorsun. Niye? Çünkü 1990 yılında yüzde 9,3’lük bir büyüme var, onu katmayacak aklı sıra. Efendim, 1992 yılında yüzde 6 büyüyen bir Türkiye ekonomisi var, onu katmayacak.

Ben, Sayın Başbakanın yerinde olsam, bu konuşma metnini hazırlayan bütün bürokratları ve bakanları görevden alırım. Yani beni bu kadar zora düşürecek bir işi yapan hiç kimseye tahammül etmem. Hâlbuki bunu yapmaya ihtiyacı yok. Yani illa ki bir şey yapacaksan yine senin bir miktar daha performansını iyi gösterebilecek başka şey bulabilirsin. Bu kadar ilkesiz bir mukayeseyi ben bugüne kadar hiç yaşamadım. Gelin, daha ilkeli bir mukayese yapalım, ben bunu daha önce yaptım.

Şimdi, 1990-2002; AKP öncesi on üç yıl ve AKP sonrası on üç yıl… Türkiye'nin performansı ne olmuş, gelişmekte olan ülkelerin performansı ne olmuş? Esas mukayese budur, buna bakmamız lazım. AKP öncesi on üç yılda Türkiye ekonomisi ortalamada gelişmekte olan ülkelerin sadece 0,3-0,4 altında büyümüş yani hemen hemen benzer büyüme. Ama büyüme oranı düşük, rakamı da verebilirim: 3,5’a 3,9. Ama sonrasında, AKP’li on dört yılda Türkiye ekonomisiyle gelişmekte olan ülkelerin büyüme farkı 1,5’e çıkmış. Yani 0,3-0,4 altındaymışız, 1,5 altında kalmışız. Şimdi, eğer performansınızı ölçmek istiyorsanız buna bakacaksınız. Bu, dolayısıyla, kötü bir performanstır.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Batırılan bankaların ödenen paralarını da koyalım onun üzerine.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Kişi başına geliri de karşılaştırırsanız.

ERHAN USTA (Devamla) – Kişi başına geliri de, aynen, onu da söyleyeceğim. Çok güzel söylediniz, yani bu kadar güzel pas olur.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hortumlanan bankaların paralarını da koyalım Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Kişi başı gelirde; 2002 yılında Türkiye’nin kişi başı geliri, gelişmekte olan ülkeler ortalaması kişi başı gelirinin 2,3 katıymış.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Rakam verin.

ERHAN USTA (Devamla) – Rakam vermeye gerek yok. Bunlar böyle bakılır, bütün literatür de bu şekildedir, uluslararası bütün dokümanları açın, bu şekildedir. Başbakan şimdi, AB ülkeleriyle veriyor ya.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – O günleri bırak, o günleri geç sen.

ERHAN USTA (Devamla) – 2,3 katıdır gelişmekte olan ülkelerin. Şimdi kaç katı? 1,9 katı. Getirebilmiş misin? Performans bu. Gelişmekte olan ülkeler performansı senin performansını… Almış başını gitmiş.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Rakam ver, rakam.

ERHAN USTA (Devamla) – Bu işler dolar rakamlarıyla, bu işe, elli yıl geriye, dolarla filan bakamazsın, bu iş budur, emsallerle bakarsın. Emsallerle baktığın zaman, kötü gidiyor. İşte, kendi rakamına baktığın zaman, kötü gidiyor, bir yerden 93 al, bir yerden, ne derler, 1923 al, bir yerden bilmem neyi al… Böyle mukayese olur mu ya? Başbakana yakışır mı bu?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Bir rakam ver, rakam.

ERHAN USTA (Devamla) – Sayın Başbakan diyor ki: “Biz sözümüzü tutarız.” Bakalım tutmuş mu? Ben burada yüce milletime sesleniyorum: Bu millete 2011 yılında o günün Başbakanı -ha, bugünkü Başbakan reddimiras yapıyorsa onu bilmem ama- dedi ki: “Ey vatandaşım, 2015 yılında size 14 bin dolar kişi başı gelir vadediyorum.” Başka ne dedi? “1 trilyon 76 milyar dolar millî gelir vadediyorum.” dedi. 2015 yılı için 2011 yılında verilen sözler. Hani, “Biz sözümüzü tutarız.” diyorlar ya. İhracat için “201 milyar dolar ihracatımız olacak, enflasyon 5’e düşecek, işsizlik oranı 7,9’a düşecek.” dediler. Şimdi ne olmuş, 2015 yılı? Şapka düştü, kel göründü. GSYH “1,076” demiş 722 milyar dolar, o da daha tahmin, tutup tutmayacağı belli değil, yıl bitmek üzere. 354 milyar dolar hedefinin, sözünün altında kalmış bir AKP Hükûmeti var. Kişi başı gelir “14 bin dolar” demiş, şu anda 9.286 dolar olarak tahmin ediliyor, tutup tutmayacağı belli değil, 5 bin dolar altında kalmış. İhracat, 201 milyar dolar denilmiş, 143,9 milyar dolar.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Kutularda kaldı onlar!

ERHAN USTA (Devamla) - 57 milyar dolar ihracat hedefi. Ha, bunlar söz. Yani bunlar, artık…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Kasalarda ve kutularda kaldı onlar!

ERHAN USTA (Devamla) - Sözü tutup tutmadığını ben milletin takdirine bırakıyorum.

5 enflasyon demişsin 8,8 enflasyon olmuş; 7,9 -bunlarla oy alınıyor- demişsin 10,2 olmuş. Şimdi, bunlar, işte hedef…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Başkanım, yüzde 50 olur mu hedeften sapma?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Onlar hedef, söz değil.

ERHAN USTA (Devamla) – Sayın Bakan “Onlar hedef, söz değil.” diyor. Yahu, sözle hedefin ne şeyi var? Temenniden bahsetmiyoruz. Bunun üzerinden beyanname yapıyorsun, bunun üzerinden program açıklıyorsun, milletten oy alıyorsun. Bunlar söz olarak verildi ve “Bunların hepsini tutacağız.” denildi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Temenniyle hedefi karıştırıyorlar. Temennilerini hedef diye koymuşlar.

ERHAN USTA (Devamla) – Bu sözü tutmadı, şimdi sözden vazgeçildiyse onu bilmiyorum ama bu sözünü tutmadıktan sonra ben bundan sonra hiçbir sözüne inanmam.

Şimdi, gelelim 2015 yılı performansına. 2015 yılında büyüme tahmini, Hükûmetin şu andaki tahmini yüzde 4; ilk dokuz ayda yüzde 3,4 büyümüş, IMF’nin büyüme tahmini 3,2. 2015 yılında tüketimin büyümeye katkısı 3,9 puan.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Vekilim, sizin 1 Kasım tahminiz ne oldu; onu da bir söyler misiniz?

ERHAN USTA (Devamla) – Şimdi onu söyleyeceğim.

Tüketimin katkısı 3,9 puan. Bakın, büyüme 4 tahmin ediliyor -ki 3,5’ta kalacak- 3,9’unun bunun tüketimden gelmesi… Bu, Türkiye’nin arzu ettiği bir büyüme değil Sayın Kalkınma Bakanı. Bu, Türkiye’nin arzu ettiği bir büyüme değil. Zaten şimdi vakit kalmadı tabii, bunları inşallah diğer maddelerde ve Maliye Bakanlığı bütçelerinde tek tek açıklayacağım. Yani siz şimdi kamu tasarrufunu 1 puan düşüreceksiniz, ondan sonra tasarruf artıracağım diyeceksin. Özel sektör tasarrufunun artırılmasını hesaben yazacağız ama kamu tasarrufunu, kendi elimizde olan bütçemizi 1 puan düşüreceksin.

Yatırımın katkısı 0,8 puan.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Dünya ticaretindeki daralmayı görmüyor musun?

ERHAN USTA (Devamla) - Dünya ticaretinde daha önceki yılları hiç konuşmuyoruz değil mi? Dünya ticareti yüzde 15 arttığı zaman ihracatı nominal olarak artırmak, fiyatlar yüzde 20 arttığı zaman ihracat artışları kolaydı. İşinize geldiği zaman işinize geldiği şekilde konuşmayacaksınız.

Şimdi, sadece şu cari açığı bir açıklayayım. Bakın “Cari açık düştü.” diyorlar değil mi? Şimdi, cari açık ne? Millî gelire oranı 5,8’miş 2014 yılında, 2015’te tahminen 4,4. Kalkınma Bakanımız iyi dinlesin, birazdan bunlara cevap isteyeceğim kendisinden. Altın hariç cari açık… Bakın, 5,8 olan cari açık… Şimdi, altın ticareti cari açık rakamlarında analiz yapılırken dışarı alınır. Niye? Çünkü istikrarlı bir kalem değil; kimi zaman fazla, kimi zaman az. Kimi zaman 15 milyar dolar ihracata çıkmıştır, 2 milyar dolar ihracata düşmüştür. Altın hariçte ihracata bakarız. Kalkınma Bakanlığının Orta Vadeli Programı’nda da bu rakamlar var. Ben Hükûmetin rakamlarından söylüyorum, bu analiz yanlış bir analiz değil, onu söylemek için söylüyorum. Altın hariç cari açık 5,3’müş 2014’te, 2015’te 5’e düşüyor; 0,3 puan iyileşme var sadece. Şimdi, o “headline” olanda ne kadar iyileşme vardı? Güya 1,4. Hep bunun üzerinden bir propaganda yapılıyor “Cari açığı düşürdük.” diye.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Düşmüş işte.

ERHAN USTA (Devamla) – Altın hariçte 0,3 düşüş var.

Enerji ithalatı… Enerji fiyatları 50 dolara yakın ortalamada, yani esas fiyatlar 100 dolardan 30 dolara kadar düştü de Türkiye’ye maliyet olarak yaklaşık 46-47 dolar düştü. Bunun etkisi 1,7; millî gelire oran olarak. Bakın arkadaşlar, yani 1,7 buradan bir olumlu katkı var; 1,4 altın ticaretinden bir olumlu katkı var, onları almamız lazım. Aslında, normalde, baktığınız zaman, altın etkisinden 1,1; enerji ithalatından 1,7; toplam 2,8 buradan gelen katkıya bakmadan, “Ben sadece o ‘headline’ rakamdan cari açığı düşürdüm.” dediğiniz zaman bu milleti yanıltırsınız. Piyasalar yanılmıyor ama piyasalar bunu görüyor, bunu uluslararası piyasalar da görüyor, diğerleri de görüyor. O yüzden buna rağmen hâlâ Türkiye'de faizler yüzde 10’un üzerinde, o yüzden buna rağmen hâlâ dolar 3 lira ve o yüzden yüzde 14,8 bir ayda sizin Güven Endeksi’niz düşüyor. Yani vatandaşı belki kandırabilirsiniz ama bundan sonra vatandaşı kandırma imkânı da olmayacak, bunların hepsini buradan çatır çatır konuşacağız Allah’ın izniyle.

Şimdi, dolayısıyla, cari açık aslında iyileşmemiştir, yüzde 1,4 2015 yılında kötüleşmiştir -benim vaktim çok az kaldı- enflasyonda tahminler çok kötüdür; yüzde 5 hedefliyorsun, 6,3 diyorsun daha geçen yıl, 8,8 geliyorsun.

Bu Hükûmetin hiçbir şekilde inandırıcılığı kalmamıştır, maalesef Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi de kalmamıştır. Ama biz buna rağmen şunu temenni ediyoruz: Gelin, bu ülkeyi ileriye taşıyacak işleri hep beraber yapalım. Biz bunlara destek vermeye hazırız çünkü bu millet ekmek bekliyor, millet aş bekliyor ve suni gündemlerle, rejim tartışmaları, sistem tartışmalarıyla vakit kaybetmenin hiçbir gereği yoktur.

Ben yüce milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Varlı, süreniz on iki dakika.

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmelerinde GAP, DAP, KOP bunların üzerinde grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bunların içerisinde hepsi önemli projeler ama GAP hepsinden daha önemli. 1970’li yıllarda sulama ve enerji amaçlı hayata geçirilmek istenen, o günlerde kararlaştırılmış, 1989 yılında da Bakanlar Kurulu kararnamesiyle resmileştirilmiş ve o günden sonra sürekli takviyelerle, 2010 yılında da bitirilmesi kararlaştırılmış. Ancak bugüne kadar birçok yatırım yapılmasına rağmen şu ana kadar GAP projesinde istenilen hedefe ulaşılamamış. Yani Fırat-Dicle havzasında sulama, hidroelektrik enerji üretimine yönelik 22 baraj, 17 hidroelektrik santraliyle 1,8 milyon hektar alanda sulama yatırımlarının yapımı planlanmış ama bunların birçoğu hayatiyete geçirilememiş.

Yine master plan çerçevesinde bugüne kadar, 2002 yılına kadar 22 katrilyon -o günkü parayla- para harcanmış. Bu Hükûmet de birçok yatırımlarda bulunmasına rağmen koymuş olduğu hedefi gerçekleştirememiş. Yani şu ana kadar GAP projesinde 1,8 milyon hektar alanın sulanması planlanmışken sadece 474 bin hektar yani yüzde 26’sı ancak hayatiyete geçirilebilmiş. Dolayısıyla, yüzde 74 gibi bir rakam hâlâ GAP projesinde hayatiyete geçirilememiş.

GAP projesi, çok önemli bir proje dedik çünkü orada yapılacak her proje o bölgenin insanına, o bölgede yaşayan insanlara hayat kazandıracak projelerdi; iş bulacak, aş bulacak projelerdi. Belki başlatmış olduğunuz ihanet süreci noktasında insanlara iş vererek, aş vererek, o adına “çözüm süreci” dediğiniz, “barış” dediğiniz, o başlatmış olduğunuz ihanet sürecinin yerine GAP projesini bitirmiş olsaydınız, gerçekleştirmiş olsaydınız insanlar bundan çok daha fayda, bölge bundan çok daha fazla fayda elde etmiş olacaktı.

Değerli arkadaşlar, şimdi, “GAP projesi” denilince aklımıza tabii ki GAP projesinin içerisinde yaşayan insanların temel geçim kaynakları da geliyor. Nedir bunlar? Bunlardan en önemlisi tarım çünkü Urfa bölgesi, Diyarbakır bölgesi ve o havzada yaşayan insanlarımızın uğraştıkları en önemli şey tarım. Tarımın en önemli sıkıntısı ne? Tarımın en önemli sıkıntısı girdiler, maliyet girdileri.

Şimdi, burada geçen dönem defalarca dile getirdim, defalarca konuştum ve bununla ilgili birçok kanun teklifi verdim, soru önergesi verdim, her defasında reddettiniz ama ta ki 7 Haziran seçimlerinin sonucunda Milliyetçi Hareket Partisinin ısrarla gübrede KDV’nin sıfırlanması noktasında duruşunun oy getirdiğini görünce, 1 Kasım seçimleri öncesinde siz de böyle bir düzenleme yaptınız ve gübre fiyatlarındaki KDV oranını yüzde 18’den sıfıra çektiniz. Geç kalınmış ama doğru bir şey. Bu, çiftçimize yansıdı mı peki? Çiftçimize yansımadı. Niye yansımadı? Yüzde 18 KDV… Bugün taban gübresi 20-20, özellikle mısırın taban gübresi 20-20, 1 milyon lira eski parayla yani 1 lira civarında. E, şimdi, bunun yüzde 18 KDV’sini düşüp çiftçinin cebine 180 bin lira gibi bir para kazandırması gerekirken hâlâ aynı fiyattan gübre satış görüyor yani düşürmüş olduğunuz KDV oranının çiftçiye hiçbir katkısı olmadı ancak yüzde 5’lerde, yüzde 6’larda böyle katkı sağladı. Normalde kaç lira sağlaması lazımdı? KDV’yi yüzde 18 düşürdüğünüz için yüzde 18 katkı sağlaması gerekirken çiftçimizin cebine ancak yüzde 5 gibi bir katkı sağladı. Bunun sebebi ne? Bunun sebebi devletin rekabet edecek gücünün olmayışı, tamamen serbest piyasaya gübrenin teslim edilmiş olması. Sizin döneminizdeki özelleştirilen gübre fabrikaları, tarım kredi…

Ya, Allah aşkına, Sayın Bakan, bu Hükûmetin en eski Bakanlarındansınız -Kalkınma Bakanımıza söylüyorum- yani bu tarım kredi ne yapar kardeşim ya, ne yapar? Ha, diyeceksiniz ki “Özelleştirildi.” Diyeceksiniz ki “Efendim, bağımsız bir kurum.” Tamam da bunu özelleştirirken hiç mi düşünmediniz? Bu gübre fabrikalarını özelleştirirken, çiftçinin durumunu hiç mi düşünmediniz bunları yaparken?

Şimdi, bakın, gübre serbest piyasada 1 lirayken tarım kredi kurumunda 1,2 lira. Allah’tan reva mıdır bu ya, Allah’tan reva mıdır! Yani, şimdi, tarım kredi kurumu çıkıp piyasayı regüle etmesi gerekirken, gübre fiyatlarını aşağıya çekmesi gerekirken, tarım kredi kurumunda gübre fiyatları daha yüksek. Niye? Çünkü devlet rekabet edecek güç vermiyor tarım krediye. Çünkü elindeki gübre fabrikalarının tamamını ucuz fiyatlarla yandaşlarının ceplerine indirdi. Ama bugün çiftçi bunun çilesini çekiyor, bunun ızdırabını yaşıyor. Eğer devletin rekabet edecek gücü olsa, bugün piyasaya girmiş olsa gübre fiyatlarında “Kardeşim, ben gübreyi 900 bin liradan satıyorum.” dese gübre otomatikman 900 bin liraya düşecek. Ama böyle bir düşünceleri olmadığı için, çiftçiyi bu manada koruyup gözetmek gibi bir düşünceleri olmadığı için bunların hepsini es geçtiler ve dolayısıyla çiftçi şu anda gübrenin maliyetleri altında inim inim inliyor.

Yine, tarımsal mazot, bakın, dünyanın en pahalı tarımsal mazotunu tüketiyor Türk çiftçisi, üstelik dünyada petrol fiyatlarının dip yapmasına rağmen; dip yapmasına rağmen dünyanın en pahalı tarımsal mazotunu tüketiyor, “tarımsal mazot” diyorum, bakın. Ama buna da çözüm yok. “Mavi mazot vereceğiz, ucuz mazot vereceğiz.” dediniz, hâlâ ortada bir şey yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Mazot desteği veriyoruz.

MUHARREM VARLI (Devamla) - Mazot desteği kaç kuruş, daha dün aldık mazot desteğini ya! Bir dönümün mazotunu bile vermiyorsunuz Sayın Bakan. Eğer bununla övünüyorsan, bununla övünme! Bak, ben çiftçiyim, bizzat bu işi yapan bir insanım. Senin verdiğin mazot desteği bir dönümün mazotu bile değil. Senin verdiğin gübre desteği 10 dönümün gübresini karşılamaz. (MHP sıralarından alkışlar) Ben bunların hepsini bilen bir insanım. Neyle övünüyorsun sen!

Şimdi, bakın, Sayın Bakan, biz çiftçimizi mazota ve gübreye karşı koruyamazsak, çiftçinin maliyetini düşüremezsek bu çiftçiyi ayakta tutma şansımız yok. Eğer bugün Ziraat Bankası kredi vermesin, eğer bugün özel bankalar ipotek alarak çiftçiye kredi vermesin vallahi de billahi de tillahi de hiçbir çiftçinin tarlasını ekme şansı yok, bu kadar net konuşuyorum. Ben bu işin içerisinde bizzat uğraşan bir kardeşinizim ve cebi yanan, eli yanan bir kardeşinizim.

Değerli arkadaşlar, şimdi gelelim et fiyatlarına. Bakın, yine, Kalkınma Bakanımız burada. Az önce Tarım Bakanı da buradaydı ama çıktı o, gitti herhâlde. Şimdi, eskiden Türkiye’de Urfa pazarı ve Antep pazarı Orta Doğu’nun en büyük hayvan pazarıydı. Bütün Orta Doğu’nun et ihtiyacını, hayvan ihtiyacını biz karşılardık. Şu anda biz hayvan ithal eder duruma geldik. Hatta hatta, bunu bırakın, sap saman ithal eder hâle geldik. Yani, Allah’tan reva mıdır bu ya, Allah’tan reva mıdır! Yani, Türkiye’nin her şeyi var. Hani demiş ya “Yağ var, şeker var, un var.” Helva yapacak adam olmazsa nasıl olacak kardeşim? Hepsi araya gider, yanar gider onların hepsi. Helva yapacak adam yok bunları. Bakın, hep “çözüm” diyorlar, çözümünü de söylüyorum, az önce gübre fiyatlarında çözümü söylediğim gibi et fiyatlarını düşürmenin çözümünü de söylüyorum, eğer bilmiyorsanız yapın, bunu uygulayın: Bakın, Et ve Süt Kurumu… Diyeceksiniz ki “Buralarda revize yapıldı, asgariye düşürdük personeli, bir kısmını özelleştirdik, sattık.” Para etmeyenler elinizde duruyor, eğer para etmiş olsaydı onları da satardınız, eğer apartman dikilecek yerlerde olsaydı onları da satardınız. Şimdi, Et ve Süt Kurumu piyasaya, rekabete girmiş olsa bu et fiyatları bu kadar yükselmez. Niye? Çünkü, bakın, elimde bazı şeyle var. Canlı -karkas- hayvan kesim fiyatını 23 liraya yapıyor Et ve Süt Kurumu ve 27 lira ilâ 29 lira arasında -kıyma ile kuşbaşı- satıyor. Gayet uygun bir fiyat. Adana Kombinasından bahsediyorum. Bakın, gerçekten tam kapasiteli çalışsa Adana Kombinası günde 350 tane büyükbaş hayvan kesebiliyor, günde 2 bin tane küçükbaş hayvan kesebiliyor. Şu anda kaç tane kesiyor biliyor musunuz? 100 ilâ 120 arasında büyükbaş hayvan, 200 ilâ 250 arasında küçükbaş hayvan. Şimdi, biz 2 bin koyun kestirmiş olsak -sadece Adana Kombinası için söylüyorum bunu, Türkiye’de bunun gibi belki yüzlerce tesis var- Adana Kombinası bunu yapmış olsa, piyasaya girmiş olsa “Kardeşim, ben eti 29 liradan, 30 liradan satıyorum.” dese, serbest piyasadaki et kesenler, et satanlar bunu düşürmek zorunda kalmayacak mı? Keşke bu et fiyatlarının yüksekliğinden çiftçi para kazanabilse, keşke köylü para kazanabilse, üretici para kazanabilse. Üretici 23 lirasını alıyor. Gidin, marketlerde 50 liraya kadar çıkıyor et fiyatı arkadaşlar. Bu parayı kim kazanıyor? “Faiz lobisi” diyorsunuz ya, Sayın Cumhurbaşkanı “faiz lobisi” diyor ya, işte tam da burası, faiz lobisi kazanıyor bu parayı, paradan para kazananlar kazanıyor; üretici para kazanmıyor, tüketici de zararın içerisinde. İşte, “çözüm” diyorsunuz, çözüm: Et ve Süt Kurumunu tam kapasiteli çalışan duruma getirin, Türkiye'de et üretimini rekabete sokun, ondan sonra insanlarımızın, ucuz et yemesini sağlayın.

Ya, sizin döneminizde hayvancılık battı, tarım battı. Yani, dışarıdan ha bire hayvan ithal ediyoruz hâlâ et fiyatları yüksek. Yani, adam bakıyor et fiyatları yüksek, birinci kalite süt veren ineğini götürüyor kasaba, kesiyor. Yazık günahtır ya, Allah'tan korkun, vallahi yazık günahtır ya.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sütün litresi 185 kuruşa düştü.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Şimdi, keşke üretici kazansa bundan diyorum. Üretici kazanmıyor. “Faiz lobisi” diyorlar ya, vallahi faiz lobisi kazanıyor bundan parayı.

İşte, değerli arkadaşlarım, eğer gerçekten bu ülkede ucuz et olmasını, insanlarımızın ucuz et yemesini, daha fazla et tüketmesini istiyorsanız, çiftçinin gübre ve mazot maliyetinden kurtulmasını istiyorsanız Allah rızası için bu işe bir çözüm bulun. Eğer bu işe bir çözüm bulmazsanız bu çiftçi topraklarını ekemeyecek duruma gelecek. İşte, o “faiz lobisi” dediğiniz var ya faiz lobisi, çiftçinin topraklarını da gelip o faiz lobileri satın alıyor, ellerinden teker teker satın alıyor o faiz lobileri.

Buradan defalarca söyledim, bundan sonra da söylüyorum: Eğer bu Hükûmet bu işe bir çözüm bulmazsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM VARLI (Devamla) – …bunun sonunda çiftçi ile faiz lobisi arasında kan çıkar arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Adan, süreniz on yedi dakika.

MHP GRUBU ADINA CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığı bütçesi hakkında görüşlerimizi sizlerle paylaşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Sözlerimin başında yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Biraz evvel AKP Grubu çoğunluktaydı –keşke- ben konuşurken hepsi burada olsun diye dua ettim ama bir kısmı çekip gittiler.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Osmanlı, Selçuklu dönemi dâhil olmak üzere Cumhuriyet Dönemi’nin en büyük yolsuzluklarına öncülük yapmış bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız. 17 Aralık 2013 yılında bir sabah uyandık, bir altın kaçakçısının elinde bir devlet yönetimini yakaladık. Kimler? İçişleri Bakanı, Avrupa Birliğinden sorumlu Bakan, TOKİ’den sorumlu Bakan ve Ekonomi Bakanı avucun içerisinde. Bunları istifa ettirdiniz, buna benim bir itirazım yok, elbette istifa etmeleri lazımdı ve siyasi hayatı terk edip geçip gitmeleri lazımdı. Ancak bir şey oldu, onların Yüce Divana gitmesi konusunda içinizden 58 milletvekili bizimle birlikte hareket etmesine rağmen, o günün şartları içerisinde yüzde yüz hırsızlık yaptıklarına inandığınız hâlde parmaklarınızla bunları akladınız. Bu 4 bakanın sorgulamasını ortadan kaldıran Adalet ve Kalkınma Partisi, hangi vicdanla “Ben adaletli davrandım.” diyebilme şansına sahiptir? (MHP sıralarından alkışlar) Fakirin fukaranın, yetimin hakları çarçur edildi. Daha büyük yolsuzluklar var, onları da söyleyeceğim ben ama beni ilgilendiren konu, bugün adaleti konuşuyoruz. Adalet üzerinden siyaset yapmak, yalan söylemek, iftira etmek son derece yanlış bir şey. Vicdanımın sesini duyarak konuşuyorum, Allah’a olan inancıma sığınarak konuşuyorum burada. Onlar hırsızdılar ve ucu nereye dayanırsa dayansın Yüce Divana gitmeleri gerekirdi. Buna içinizden hiç kimse itiraz edemez. Ama beni ilgilendiren bir konu daha var; o da bizim fakirin fukaranın hakkını koruyamadınız ama milletimizin birliğini de tahrip ettiniz.

Değerli milletvekilleri, bakınız, utanmadan, arlanmadan bazı süreçler yaşattınız. Neyi yaşattınız biliyor musunuz? Bu milletin birliğine, merhametine, sevgisine, kardeşliğine kurşun sıkan eşkıyabaşının, 2013 yılında “Nevruz Bayramı” adı altında, paçavraların, PKK paçavralarının altında mesajını okuttunuz; onu devlete ortak ettiniz. Siz, ölüm oruçlarına yatan, 150 kişiyi öldüren, ölüm oruçlarına yatanların kurtuluşu için Öcalan’a başvurdunuz, eşkıyabaşına başvurdunuz. Siz, Kobani olaylarında eşkıyabaşından destek istediniz. Siz ne kadar küçük düşündünüz; Türk devletini var eden temel değerlerden ne kadar uzaklaştınız, bunlardan destek istediniz! (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – İpi, ipi kaybetmişler, bulamadık. Sizin cebinizdeydi, ipi bulamadık.

CELAL ADAN (Devamla) – Peki, ne oldu? Bu eşkıyabaşına verilen tavizler ne oldu? Bu eşkıya…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Siz iktidardaydınız, niye asmadınız Sayın Adan?

CELAL ADAN (Devamla) – Şimdi, bir dakika… Bir dakika… Ben bir değerlendirme yapıyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yapın Sayın Adan, yapın! Tarih de yapıyor. Siz de yapın, tarih de yapıyor.

CELAL ADAN (Devamla) – Siz de gelip buradan, eminim, benim söylediklerime mutlaka cevap vereceksiniz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Tamam.

CELAL ADAN (Devamla) – Ne oldu sonuçta? Sonuçta eşkıya başını devlete ortak ederken neler oldu? Hatta eşkıya başını devlete ortak etmeden evvel neler oldu? 21 Mart 2013’te olup bitenlerden önce, daha önce 2012 yılında 17 Ağustosta Şemdinli ilçesi Derecik beldesi Bağlar köyü kırsalında milletvekilleri teröristlerle kucaklaştılar. Bu teröristler, PKK’nın paçavralarıyla ellerinde silahlarla birlikte milletvekilleriyle kucaklaştılar, dediler ki: “Biz buradayız, biz devletiz. Devlet kim?” Cumhurbaşkanı, İstiklal Marşı’ndan veciz şiirler söyleyerek “Bunları Yüce Divana göndereceğim.” dedi. Milletin birliğine saldırıya mâni olmadınız siz, onu söyledim ben.

Peki, ne oldu? 1 Kasım 2012 tarihinde savcı fezleke gönderdi size, dedi ki: “Bunlar vatan haini. Bunlar teröristlerle bir araya geldiler. Bunların dokunulmazlıklarını kaldırın, bunları yargılayalım.” Bunlar sümen altına alındı. Bu memleketin birliğine kurşun sıkan bu hareketi siyasallaştırarak siz buraya 80 PKK’lının gelmesine öncülük ettiniz. Bu utanç size yetmez mi bana laf atıyorsunuz? (MHP sıralarından alkışlar)

Her gün burada, her konuşmada, emin olun, Cizre’de, Silopi’de mermi yiyen, şehit düşen askerimize, vatandaşımıza yapılan zulümden daha büyük zulüm yapılmaktadır burada.

SALİH CORA (Trabzon) - Siz de HDP’yle birlikte el kaldırdınız.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Niye cevap vermiyorsun?

CELAL ADAN (Devamla) - O eli silahlı…

Veriyorum cevabı. Sen biraz susar mısın ya! Sus sen bir kere, sus!

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bildiğin varsa gel anlat!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ağlamanız gerekiyor, gülüyorsunuz pişkin pişkin. Ağla, ağla! Utan!

CELAL ADAN (Devamla) – Beyler, bir dakika…

Bakınız, Cizre’de, Silopi’de tankı delecek silahlarla askerlerimiz şehit ediliyor, tankı patlatacak bombalarla.

Ben, burada, eskiden milletvekili olan, o dönem, 24’üncü Dönem milletvekili olanlara geldim burada anlattım, dedim ki: Beni Diyarbakır’dan, Van’dan, Ağrı’dan emniyet müdürleri arıyorlar, diyorlar ki “PKK’lılar silahlı geziyorlar. Ecza depoları kuruyorlar yerin altında. Hendekler kazıyorlar.” “Ya kardeşim, sen emniyet müdürü değil misin?”, “Benim.” “Müdahale et.”, “Bize siyasi irade ‘Müdahale etmeyin.’ dedi.”

Türkiye'nin yetiştirdiği çok önemli bir devlet adamıdır Milliyetçi Hareket Partisinin lideri. Bakınız, Sayın Başbakana bir soru soruyor kendisini ziyaret ettiğinde, diyor ki: “Sayın Başbakan, geldiniz, hoş geldiniz. Fakat size bir soru soracağım. Bu hendekler kazıldı, bombalar yerleştirildi. Bu kadar örgütlenme oldu. Siz hangi valiyle, hangi emniyet müdürü hakkında tahkikat açtınız?”

Şimdi, sizin buna cevap vermeniz lazım. O zaman ben diyorum ki: Arkadaş, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı benim milletimin birliğini korumadı. Burada da korumuyor. Bir gün tarih bizi affetmeyebilir. Niçin affetmeyecek biliyor musunuz? PKK’lıların burada, Cizre’de şehit edilen askerimiz ile teröristi eşitleyen, hatta devleti katliam noktasında ifade edenler, emin olun, tankı delip geçen şehidimizden daha büyük içimizi yaralamakta.

Siz, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, buna ne zamana kadar müdahale etmeyeceksiniz?

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Değiştirelim beraber…

CELAL ADAN (Devamla) – Ama biliniz ki buna müdahale edilecek gün gelecektir, buna müdahale ederiz. Körpe yaşımızda hayatımızı zindanlarda şekillendiren iradeyi koyan bir ekibiz. Milliyetçi Hareket Partisinin varlığı Türkiye'nin çimentosudur ama burada bir alınganlık göstermeyin; çıkın, size bu utancı yaşatanları teşhir edin.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Alınganlık göstermiyoruz da eşkıyabaşını asamadınız.

CELAL ADAN (Devamla) – Çıkın, eşkıyabaşının mesajları okutulduğunda “Türkiye'nin değil dünyanın en büyük projesi çözüm projesidir.” diyen alçaklık yapanları teşhir edin. (MHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, burada bulunan arkadaşlarımız yine hatırlayacaklardır. Şimdi, zaman zaman problem yaşadığınız Bülent Arınç şurada konuşma yapıyor, diyor ki: “Ben Diyarbakır Cezaevine düşseydim ben de dağa çıkardım.” Çıktık, geldik, günah işleme dedik; zalimlik yapma dedik. Bizler idam sehpalarına gittik, senelerce hapishanelerde kaldık. Ülkücüler idam edildiler, öldürüldüler, dövüldüler, vuruldular, kakıldılar. Bir karakolun camına taş atan bir ülkücüye rastladınız mı dedik, yapma dedik. (MHP sıralarından alkışlar) Bir adım ötesi, hatta biraz daha genişleterek, Menderes’e sığınıyorsunuz siz zaman zaman dedik. Menderes’i astılar. Menderes’in çocukları hangi cama taş attı dedik. Hatırlar işte şurada başkan vekilimiz; kişiliğinden endişe etmediğimiz kardeşimiz şahit oldu, buradaydı işte, burada, yanımızda oturan değerli Meclis başkan vekilimiz o günleri hatırlar.

Dolayısıyla bu ihanet sürecinin altına imza koydunuz ama ben milletin birliğine ihanet edildiğinin gerçeğini bugün ortaya koyuyorum ve diyorum ki, niye getirmiyorsunuz fezlekeleri?

Geçenlerde Cumhurbaşkanı randevu verecekti, içim incindi. Niye veriyorsun randevu? O ne dedi biliyor musunuz? “Kürtlerin sigortası silahtır.” dedi. Buna nasıl randevu verilir? Bu hafıza kaybına nasıl uğruyorsunuz? Nasıl bunlara müsaade ediyorsunuz kardeşim? Anadolu çocuklarısınız siz. Serveti cebinde olan, alnı secde gören bir sürü arkadaş görüyorum burada. Zaman zaman bölücü unsurlara gösterdiğiniz tavırdan da gurur duyuyorum ama gelin, bu gerçeği tartışalım. Bu gerçeği tartıştığımız zaman, tarih önünde haklılık kazanmış olan Milliyetçi Hareket Partisinin hakkını teslim edin. Hakkı da teslim etmeyin ama gelin, bundan sonra yanlış yapmayalım. Nerede fezlekeler? Nerede yahu? Diyarbakır’da, Cizre’de tankı delecek şekilde silah kullananları meşrulaştıran insanların, gelin, fezlekelerini hazırlayın. Savcılar nerede?

SALİH CORA (Trabzon) – Gelecek, gelecek.

CELAL ADAN (Devamla) – Bugün Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili bir sinek vızıltısı geçiyor, savcı 5 tane iddianame açıyor. Bu milletin birliğine ihanet eden… Geniş düşünüyor, vizyoner düşünüyorsanız bunları geçin gidin. “Ben sırtımı PYD’ye dayarım.” diyene ne yaptınız siz? Bugün sabahtan akşama kadar bağırıyorsunuz, “PYD terör örgütü.” diye.

Şimdi, bütün bunları anlatırken siz bu anlattıklarımızla bir ihtilaf yaratmaya, bunun üzerinden siyaset yapmaya eğer kalkışırsanız çok üzülürüm, onu söyleyeyim ben size.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Doğru söylüyorsun.

CELAL ADAN (Devamla) – Bunların hepsi yaşandı, yaşandı ve Başbakan yardımcılarınız çıktılar, buralarda bizi “kafatasçı, ırkçı” diye suçladılar, Milliyetçi Hareket Partisinin liderine dünyanın en büyük iftiralarını attılar. Ama terörle ilgili mesele gelince, millî muhalefet isteyince, bir Anadolu insanı, Türkiye'nin yetiştirdiği devlet adamı Devlet Bahçeli “Terörde sonuna kadar yanınızdayım.” dedi; tezkere getirdiniz, “Sonuna kadar yanındayım.” dedi, 367 şartını elinin tersiyle itti. Bütün Türkiye bize saldırırken 367’yi elinin tersiyle iten bir demokrasi mücadelesi verdik.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Allah razı olsun.

CELAL ADAN (Devamla) – Bunları alt alta koyduğumuzda bugün hangi tezgâhların MHP etrafında şekillendiğine hep birlikte şahit oluyoruz. Dolayısıyla, Türk milletinin bugün içerisinde bulunduğu şartları doğru dürüst sorgulamak mecburiyetindeyiz.

Değerli İstanbul Milletvekili kardeşimiz ta arkada oturuyor, severim de kendisini. Yahu, arkadaş, gözünüzü seveyim, gelir dağılımında adaletsizlik bir faciaya dönüşmüş; hırsızlık, arsızlık almış gitmiş. O bakanları sorgulasaydınız hırsızlığın önüne geçerdiniz.

Şimdi söylüyorum buradan: 4 bin imar değişikliği… Milyarder sayısı arttı, doğru. Sanayici milyarder sayısı artmadı, üretim yapan milyarder sayısı artmadı, emlakçıların milyarder sayıları arttı. İstanbul’un en güzel kamu arazileri nasıl peşkeş çektirildi? Tek tek isim vermek istemiyorum, bir utanç vesikasıdır bu. İstanbul milletvekillerimiz bilir -belediye başkanımız da orada- 1,25 imar 3,75 olunca 100 milyon dolar para kazanırsınız. İstanbul’da 1 ila 5 kişi, 1 ila 10 kişi, 1 ila 50 kişi çalıştıran 380 bin iş yeri var. Bu 380 bin iş yerinde çalışan insan sayısı 2 milyon 400 bindir. Hanımlarını koyun, 4 milyon 800 bin. Bir yaşlı, bir çocuk koyun omurga çıkar. Bunların hepsi Türkiye’yi ayakta tutan insanlardır, onurlu insanlardır. Ezanlarına, bayraklarına sadıktırlar ve sizi iktidara getirdiler. Bunların hepsini jiletle doğrasanız 20 milyon dolar para bulamazsınız ama İstanbul’u ayakta tutuyorlar. Fakat, 2001 yılında kurulmuş bir şirket “cash” 1 milyar dolar para kullanıyor. Nereden geliyor bunlar? Nasıl oluyor bunlar? Hepinizin gözünün önünde cereyan ediyor. Hepimiz biliyoruz ve görüyoruz, göre göre sesimizi çıkartmıyoruz. Dolayısıyla, gelir dağılımındaki adaletsizlik ne yapıyor Türkiye’yi? Ben polis açıklamalarından okuyorum, kapkaç almış gidiyor, fuhuş almış gidiyor, kötü alışkanlıklar, eroin almış gidiyor. İcra dosyaları 5’e, 10’a katlandı. Türkiye bir yangın yerine döndü. Devlet ile millet arasında uçurumu belirleyen en önemli faktör gelir dağılımındaki adaletsizliktir ama değerli milletvekilleri, sizle 4-5 kişi bir araya gelelim, şu Kızılay Meydanı’na gidelim veya Keçiören’e gidelim, en çok oy aldığınız yere gidelim soralım “Türkiye’de adalet var mı?” diye. Yüzde 90’ı “Türkiye’de adalet yok.” diyor. Bu neden? Milletin birliğiyle ilgili gösterdiğiniz tavırlardan dolayı, hırsızı arsızı sanık sandalyesine getirmediğinizden dolayı, imar yolsuzlukları… 4 bin imar değişikliği var, bunun tekabül ettiği rant 70-80 milyar doların üstündedir. Dolayısıyla bizler adaletle ilgili… Özellikle adalet konusu milleti ilgilendiren bir konudur. Hepiniz zaman zaman çok kullanırsınız -elbette tespitlerinizin bir kısmı insanlarımızın hoşuna gider çünkü değerlerle bütünleşen ifadelerle anlatırsınız- insan, bizim kültürümüzde, inançlarımızda eşrefi mahluktur, çok değerlidir, onun hakkını yedirmemek mecburiyetindeyiz. Şu anda adaletle ilgili konuşurken çok büyük bir sorumluluk altındayız. İleride çoluğumuza çocuğumuza nasıl izah edebiliriz bugünkü adaletsizlikleri dile getirmeden? Bu ihanet şebekesinin gelip burada her gün Türk milletinin birliğine, devletine karşı olmasında…

Zaman kısaldığı için toparlayayım.

İkinci en önemli hadise, cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şey. Ben, kendimi bildim bileli değerlere hizmet etmeye çalıştım, demokrasiye inanıyorum. Televizyonlara el koyuyor kayyum. Doğrudur, suç işlemiştir, koyar. Yahu, arkadaşlar, televizyonlara bugün el koyuyor, ertesi gün, muhalefet yapan televizyonlar iktidarın borazanlığını yapıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi 2002’de iktidara geldiğinde yanlarında televizyon yoktu. Bu ne korkunç bir ihtiras! Bu nasıl bir zalimlik! Bugün televizyonlara el konuluyor, AKP yandaşı 5 kişi tayin edilip o televizyonlar ertesi gün AKP’nin borazanlığını yapıyor. Bu nasıl adalet!

Üçüncü en önemli hadise, Adalet Bakanımızın da burada bulunmasından yola çıkarak söylüyorum, 18 Haziran 2014 tarihinde bir kanun çıkarıldı. Bu kanun, 17 Aralık soruşturması, ileride hepimiz okuyacağız… O 4 bakanın vurgun, talana düştüğü günün deşifre olduğu günden sonra, Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetim biçimi, bir filin züccaciye dükkanına girdiği gibi, bütün kurumları tarumar ettiniz, 18 Haziran 2014 tarihinde bir kanun çıkardınız. Çıkardığınız kanunla -Sayın Grup Başkan Vekilimiz, eskiden Adalet Komisyonunda kendisiyle beraberdik, hukuki bilgisi yüksek, ne dediğimi anladı- “soruşturma” kelimesini çıkararak savcılara, hâkimlere emir verme, onları yönlendirebilme hakkını elde ettiniz.

Ben, Gezi olaylarına karşıyım ama bütün iddianameler idamla açıldı, hepsi de beraat etti, beraat etmeler devam ediyor. Ben, Gezi’yi tasvip etmiyorum, adaletsizlik yapmayın diyorum. Dolayısıyla, adaletin konuşulduğu bu günde, hepimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) – …Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, bütün milletvekillerimiz adalet üzerinden polemik, siyaset yaratmadan, çalan, hırsızlık yapan, milletin birliğine kasteden bütün şerefsizlerin yok olduğu bir Türkiye temennisiyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip, konuşması sırasında çözüm sürecinden bahsederken birkaç kez “ihanet süreci” olarak bahsetti. Partimiz de çözüm süreci çalışmaları içerisinde yer aldı, dolayısıyla doğrudan bir sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baluken, iki dakika söz veriyorum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çözüm süreci cumhuriyet tarihinden bugüne kadar yaşanan bir meseleyle ilgili ve son otuz yıllık çatışmalı süreçle ilgili bu ülkenin tarihindeki barış umudunu en fazla yeşerten en onurlu sayfadır, en onurlu süreçtir. Şu anda yaşadığımız sıkıntıların sebebi çözüm süreci olduğu için değil, tam tersine çözüm süreci buzdolabına kaldırıldığı için, rafa kaldırıldığı için ya da bitirildiği için tekrar ülkemizin başına gelmiştir. Bu tespiti bir kere doğru bir şekilde ortaya koymak gerekiyor.

Ben defalarca buradan ifade ettim -hayret ediyorum- yani bu yaşanan ölümler, kaos, bütün bunları engelleme, önlemeyle ilgili çözüm süreci gibi bir pratik önümüzdeyken, böyle bir deneyim hemen yanı başımızdayken anlamsız bir şekilde, burada çözüm süreci yaşandığı için ölümler yaşanıyor algısı yaratılmaya çalışılıyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil değerli arkadaşlar.

Biz en başından beri… Bakın, burada sayın hatip, işte, “Çözüm süreci devem ederken hendekler, barikatlar vardı, emniyet müdürleri aradı, müdahale edilmedi.” Doğru bir bilgi değil, hendek ve barikatlar çözüm süreci varken asla yoktu. Çünkü insanların açık olan diyalog kanallarından, siyaset kanallarından umudu vardı. Tam tersine, çözüm süreci ne zaman bitti hendek ve barikatlar ondan sonra gündemleşti.

Silvan’da 5 kez, Cizre’de 6 kez, Sur’da, bilmem 5 kez… Açın, bakın. Çözüm süreci boyunca hendek ve barikat yok. Çağrımız zaten buna yönelik.

Ha, bu fezlekeler meselesine gelince, defalarca ifade ettik, bununla ilgili korkumuz yok, 550 vekilin fezlekelerini getirin buraya. Fezlekeler buraya gelmediği için sorun çözülmüyor değil, tam tersine, 2 Mart 1994 darbesini, rahmetli Orhan Doğan’ın yaka paça götürülmesini hepiniz hatırlarsınız, o süreçler yaşandığı için bugün bu sorun yaşanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Rasyonel bir akılla bu meselenin çözümü, akan kanın durması ve kalıcı barışın sağlanmasıyla ilgili hepimizin elimizi taşın altına koyması gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hem Sayın Adan’ın hem Sayın Akçay’ın hem de Sayın Çakır’ın söz talebi var, fakat ben sizlere söz vermeden önce… Sayın milletvekilleri, biraz önce Sayın Adan’ın konuşmalarını ben de dikkatle dinledim. Gerçekten burada bir eleştiri yaparken, bir belirleme yaparken temiz bir dille konuşma yapmaya hepimizin dikkat etmesi gerektiğinin altını önemle çizmek istiyorum.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Çok temiz bir dildi.

BAŞKAN – Sayın Adan’ın “Buraya 80 eli silahlı PKK’lileri getirmeye vesile oldunuz.” sözlerini reddediyorum, çünkü bu belirlemenin içerisinde…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Eli silahlı” demedi, “PKK’lı” dedi.

BAŞKAN – Hayır, tamam, Sayın Akçay…

CELAL ADAN (İstanbul) – Eli silahlı demedim ben.

BAŞKAN – “80 PKK’li eli silahlı milletvekilini buraya getirdiniz.” diye bir…

CELAL ADAN (İstanbul) – Hayır, demedim.

BAŞKAN – Ben tutanakları isteyeceğim. Bunu söylememiş olsa bile “80 PKK’li milletvekilini buraya getirdiniz.” diye bir ifadesi var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet.

BAŞKAN – Bunun doğru bir belirleme olmadığını özellikle belirtmek istiyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın grup başkan vekili belirtebilirdi.

BAŞKAN – Sayın Adan’dan böyle bir konuşma yapmasını gerçekten beklemiyordum, dolayısıyla bu belirlemenin yanlış bir belirleme olduğunu ve üzüntülerimi ifade etmek istiyorum bu konuda.

Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, bu tür görüşleri, HDP’nin sayın grup başkan vekili söyleyeceklerini söyledi, siz…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hiçbir milletvekiline bu şekilde söylenemez.

BAŞKAN – 80 milletvekilinin içerisinde ben de olduğum için Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Peki.

BAŞKAN – …sonuçta Halkların Demokratik Partisi Grubuna ait bir milletvekiliyim. Her ne kadar bu kürsüde Meclis Başkan Vekilliği görevini yapsam bile, sonuçta bir partinin, bir grubun üyesiyim. Dolayısıyla böyle bir belirleme aynı zamanda bana da söylenmiş bir belirlemedir. Bunu kabul etmediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum.

Şimdi, Sayın Çakır’a ve Sayın Akçay’a önce söz vereceğim, Sayın Adan, daha sonra size.

Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, Sayın Adan konuşmasında çözüm sürecinin ihanet süreci olduğunu söylemek suretiyle… Biz de bir iktidar partisi olarak, o süreci yöneten bir parti olarak taraf olduğumuz için bunu sataşma sayıyorum ve bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ,

İki dakika da size söz veriyorum.

17.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, adına ister “çözüm süreci” diyelim, ister “demokratikleşme süreci” diyelim yani adını her ne şekilde adlandırırsak adlandıralım fark etmez; bu ülkede farklı etnik gruptan gelen insanların, farklı mezhepsel temellerden gelen insanların bir arada yaşaması esas itibarıyla temel düsturumuzdur.

Zaman zaman Osmanlı’yı konuşuyoruz, “Osmanlı” diyoruz, “Selçuklu” diyoruz, konuşuyoruz. Bizim milletimizin, önemli Batılı sosyal bilimciler, tarihçiler tarafından da ortaya konan bir gerçekliktir ki, ortaya koymuş olduğu en büyük başarılarından biri “coexistence” yani bir arada var olma, bir arada yaşama kültürüdür.

Biz burada her gün “78 milyon insan” dediğimizde aslında elbette Türkleri kastediyoruz, Kürtleri de kastediyoruz, farklı etnik temellerden gelen insanları da kastediyoruz. Farklı mezheplerden gelen -Alevi’si, Sünni’si ne şekilde adlandırırsak- vatandaşlık, aidiyet bağıyla bu ülkeye bağlı herkesi kastediyoruz ve herkes eşittir, azizdir, değerlidir.

Sayın Baluken’in dediğine gelince. “Masayı devirdiniz, kalktınız, çözüm süreci bittikten sonra bütün bunlar oldu.” diye. Hayır, bizim titizliğimiz, bizim özenimiz, bizim gayretimiz bu ülkede bir insanın burnu kanamasın, bu ülkede kardeşlik bitmesin, bu ülkede beraber var olalım, beraber yaşayalım, beraber bu ülkeyi ileri taşıyalım, büyütelim, ekmeğimizi çoğaltalım diyeydi, bizim gayretimiz bundandı. Ve bu ülkede daha evvel söylenmeyen, dile getirilmeyen her şeyi bu iktidar dile getirdi, bu iktidarın kurucu genel başkanı, şimdiki Cumhurbaşkanımız dile getirdi ve “baldıran zehri” kavramını kattı literatüre. Ve fakat bir noktaya kadardı, elbette ondan sonra da gerekli cevabı verdik. O saatten sonra artık sürecin adı terörle mücadele sürecidir.

Teşekkür ederim. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

Size de iki dakika veriyorum.

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugüne kadar AKP iktidarının adına -çeşitli- “açılım”dı, “barış”tı, vesaire diyerek en sonunda “çözüm süreci” dediği süreci bir çözülme süreci olarak, hatta bir ihanet süreci olarak kabul ettik ve yıllardır binlerce kez uyarıları yaptık ve bu uyarıların tamamında da haklı çıktık.

Şimdi “İmralı Tutanakları” diye bir kitap yayımlandı. Ve ben bu kürsüden de yanılmıyorsam on beş gün evvel “İktidardan cevap bekliyoruz. Bir itirazınız var mı, yok mu söylemelisiniz.” demiştim. Çünkü, çok önemli. Bu, İmralı’da Kamu Düzeni Müsteşarı vesaire, Öcalan’la birtakım heyetlerin konuşmaları tutanak şeklinde yurt dışında yayınlandı, basında yer aldı. Şimdi artık kitaplar da Türkiye’ye geldi ama iktidar kanadından çıt yok, tık yok. Orada, 21 Mart 2013 tarihinde Nevruz’da Diyarbakır Meydanı’nda “Öcalan’ın bildirisi” diye okutulan bildirinin aslında AKP iktidarıyla birlikte kaleme alındığı ayan beyan ortaya çıkıyor. İtiraz edilmediği için doğru kabul etmek mecburiyetindeyiz. Yani, bu tekzip edilmedi, bir açıklama yapılmadı, inkâr da edilemedi. Orada Kamu Düzeni Müsteşarının düştüğü durum zavallı bir durumdur. Türkiye Cumhuriyeti’nin ne hallere düşürüldüğü…

Ayrıca, şimdi 28 Şubat… 5 Şubatta Başbakan Mardin’de yine bir 10 maddelik… Sembolik anlamı var. Kendince herhâlde 28 Şubatta Dolmabahçe’deki 10 maddelik mutabakatı… Burada gerçi Akdoğan “Mutabakat değildir.” diyor ama o bir mutabakattır. Ona nazire yaparcasına, aslında, söylediği motamot aynı sözleri 11 Şubatta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Hemen tamamlıyorum Sayın Başkan.

11 Şubatta, Hollanda dönüşü, 5 Şubatta açıkladığı Mardin…

BAŞKAN - Bir dakika verelim Sayın Akçay’a, tamamlasın.

Tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mardin’de 5 Şubatta açıkladığı 10 maddelik -kendince- birtakım eylem planını 11 Şubatta tevil etme gereği duyuyor. Diyor ki… Sayın Başbakan diyor bunu: “Bakın, dikkat ederseniz bu 10 maddenin içerisinde ‘mücadele’ kelimesi, kavramı yok. Biz onu -terörle mücadele, vesaire- özellikle koymadık.” Aman ne marifet yapmışlar. O zaman ne açıkladın sen? Terörden bizar olmuş milletimiz, Sur’da, Cizre’de, Şırnak’ta, her yerde, Ankara’nın göbeğinde, İstanbul’da terör belasından perperişan olmuş vatandaşımız, birtakım kelimeleri, kavramları tevil etmekle meşgul. 63 akil adam vardı; vatandaşı bu çözüm sürecine ikna etmek için kullanıldı ve değerlendirildi. Hiçbir tanesi gidip de dağa, teröriste “Silahı bırak.” demedi bunların.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Akçay’ın, Değerli Başkanın kullanmış olduğu “İmralı notlarının AKP iktidarıyla birlikte kaleme alındığını düşünüyorum.” cümlesini reddediyorum.

CELAL ADAN (İstanbul) - İmralı notları değil, Diyarbakır’daki şey…

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz Sayın Çakır.

Sayın Adan, konuşacak mısınız?

CELAL ADAN (İstanbul) - Evet.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Diyarbakır’da 21 Martta okunan bildirinin sadece Öcalan’la değil, AKP iktidarıyla birlikte kaleme alındığı o tutanaklardan anlaşılıyor. Bir itirazınız da olmadı bugüne kadar. O konuda yetkililer bir açıklama yapsın bakalım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Doğru değil.

BAŞKAN - Sayın Adan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, sözlerinin sonuna kadar arkasında olduğuna ilişkin açıklaması

CELAL ADAN (İstanbul) - Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ben, tarih önünde, inandığım konuları dile getirdim. Söylediklerimin sonuna kadar arkasındayım.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Adan, bu açıklamanız benim açımdan çok yeterli bir açıklama değil. Açıkçası, bir kez daha, sizi bu konuda eleştirdiğimi ifade etmek istiyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son söz Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Parsak’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Parsak, süreniz on yedi dakikadır.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında HSYK, Adalet Akademisi ve Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, hukukçu bir milletvekili olarak Türkiye'nin her köşesinde adaleti tesis etmek üzere görev yapmakta olan hâkimlerimizi, cumhuriyet savcılarımızı, avukatlarımızı, bürokratlarımızı, müdürlerimizi, memurlarımızı, kâtiplerimizi, mübaşirlerimizi, gardiyanlarımızı, velhasıl, koskoca bir adalet ordusunun tüm neferlerini de bu vesileyle saygılarımla selamlıyorum.

Bütçeyle ilgili görüşlerimizi açıklamadan önce, bugün yaşanan Anayasa’nın yenilenmesi tartışmaları hakkındaki değerlendirmelerimizi de kısaca paylaşmak isterim.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, öteden beri istikrarlı ve tutarlı bir şekilde, birilerinin siyasi projeleri için değil, milletimizin gerçek ihtiyaçları için Anayasa’nın yenilenmesinden yanayız. Bu çerçevede, Anayasa Uzlaşma Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan 4 siyasi partinin uzlaşma anlayışı içinde çalışması gerektiğini düşünüyoruz. Nitekim, daha üç gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanı İsmail Kahraman Bey’in mektubuna Sayın Genel Başkanımız tarafından verilen cevapta da şu hususlar ifade edilmiştir: “Maalesef, yeni dönemde kurulan Komisyon henüz çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi safhasında Milliyetçi Hareket Partisi dışında meydana gelen tartışma ve tutumdan dolayı esasa girilememiş olması beklentilerimizi karşılamamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak tam bir mutabakat zemini oluşmadan anayasa hazırlığının sonuç vermeyeceğini, verse bile kapsayıcı olmayacağını düşünüyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak anayasanın azami mutabakat çerçevesinde çıkarılmasını teminen Cumhuriyet Halk Partisi nezdinde girişimlerinizin sonuç vermesini ve ikna edilmesini anayasa konusunda toplumsal mutabakatın temini için gerekli gördüğümüzü ifade etmek isterim. Bu mülahazalarla Milliyetçi Hareket Partisinin, 4 partinin oluşturacağı anayasa uzlaşma komisyonunda anayasa çalışmalarının sonuçlandırılması için olumlu çabalarını ve katkılarını sürdürmeye kararlıyız.” Böyle seslenmişti üç gün önce Sayın Genel Başkanımız.

Bu düşüncelerden hareketle, yüce Meclis kürsüsünde son olarak -bu bağlamda son olarak- vurgulamak isterim ki Anayasa Uzlaşma Komisyonunu el birliğiyle -deyim yerindeyse- “anayasa zıtlaşma komisyonu” hâline getiren partilerin kaprislerini bir kenara bırakarak Anayasa Uzlaşma Komisyonunun yeniden toplanmasını sağlaması ve ülkemizi yakından ilgilendiren hayati konuların onun bunun siyasi ihtirasına bırakılmadan kurulacak olan bu masada ele alınması gerekmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, konumuza gelecek olursak. Adalete güven özellikle de son yıllarda âdeta yerlerde sürünmektedir ve hiç şüphesiz bu durumun en önemli sorumlusu, en baştaki sorumlusu, adından başka bir yerinde adalet göremediğimiz Adalet ve Kalkınma Partisidir. Öyle ki şu anda görüşmekte olduğumuz bütçe kanunu tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonundaki müzakereleri esnasında Türkiye’nin yargıya güven endeksinde yüzde 30’larda olduğunun hatırlatılması üzerine, Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ, güven ile memnuniyetin farklı şeyler olduğunu, ancak her iki kıstasta da olumsuz bir noktada olduklarını alenen itiraf etmek durumunda kalmıştır.

Öte yandan, Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin verdiği bir kararla ilgili olarak “Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar, kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim. Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum.” şeklindeki sözleri yürütmenin yargıyı kendisinin bir parçası olarak gördüğünün ne yazık ki en net ispatlarından birisi durumundadır. Doğum kontrolünden kürtaja, futboldan tütün kullanımına, Amerika Kıtası’nın keşfinden sanat eleştirmenliğine, fıkıhtan inşaat mühendisliğine birçok konuda ne yazık ki gerekli gereksiz laf eden Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili de yorum yapmaması elbette düşünülemezdi. Anayasa’ya sadakat noktasında namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş birisinin Anayasa Mahkemesinin kararları hakkındaki bu yorumu Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan olarak görev yapacağı günlerden korkusunun bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti adına sav oluşturan ve karar veren, hâkim ve savcıları doğrudan ilgilendiren HSYK, bu görev ve yetkileri bakımından üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir yapıdır. Nitekim bu Kurulun yapısı sık sık tartışma konusu olmuştur. En son 2010’da gerçekleştirilen Anayasa değişikliklerinde Milliyetçi Hareket Partisinin tüm uyarılarına rağmen Kurulun yapısıyla oynanmış, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının siyasallaştırılması hedeflenmiş ve bugün yaşanılan sorunların âdeta temelleri atılmıştır. Söz konusu Anayasa değişikliğinden hemen sonra ise AKP âdeta ava giderken avlandığı gerçeğiyle afallamış ve kendi yaptığı değişikliğin üstünden henüz çok kısa bir süre geçmesine rağmen HSYK’nın yapısının yeniden değiştirilmesi arayışlarına girişmiştir. Nihayet 2011 yılında kurulan 24’üncü Dönem Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında ise yine aynı AKP, savunduğu 2010 değişikliğinin, hayata geçirdiği 2010 değişikliğinin hatalı olduğunu yine kendisi kabul etmek durumunda kalmıştır. HSYK bu süreçte siyasi vesayet girişimlerinden bir türlü kurtarılamamış ve yargıdaki siyasallaşma, 17-25 Aralık başta olmak üzere, kamuoyunca yakinen takip edilen pek çok dosyada açık seçik ortaya çıkmıştır. Yani, deyim yerindeyse balığın baştan kokmasının ardından tuz da kokmuş, kokuşturulmuştur. AKP zihniyeti kendilerini doğrudan ilgilendiren bu tür olaylarda yargıya müdahale etmeyi âdet hâline getirmiş, ihtiyaç duyulduğunda davalara bakan hâkim ve savcılar değiştirilmiş, yüce Türk milleti adına değil AKP adına karar veren bir yapı oluşturulmaya çalışılmıştır. AKP, birçok olayda mahkemelerin savcısı olduğunu ilan etmiş, bununla da yetinmeyerek bu davaların hâkimi de olmaya çalışmıştır. AKP’nin savcılık ve hâkimliğini yaptığı bu davalardaki adaletsizlikler bugün açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Adli yargıda durum böyleyken idari yargıda da ne yazık ki durum çok farklı değildir. Bugün gelinen noktada idari yargıda da siyasi tahakküm gayretleri hız kesmeden devam etmekte ve idarenin işlemlerini iptal etmeye yönelik karar verecek mahkeme çok azaltılmış vaziyettedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, adaletsizlik sadece HSYK’da değil, Adalet Akademisinde de kendisini göstermektedir. Bugün iktidar partisi adına söz alan bir milletvekili Adalet Akademisindeki yatak sayısından bahsederek aslında AKP’nin konuya bakış açısını ortaya koymuştur. Oysa Adalet Akademisinden beklentimiz daha çok yatak değil daha çok adalettir.

Kıymetli milletvekilleri, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumunda da sadece adaletsizlik değil, bunun yanı sıra ne yazık ki beceriksizlik de söz konusudur. Ülkemizde ceza infaz kurumlarının üçte 1’inde iş yurdu bulunmamakta, iş yurdu bulunan ceza infaz kurumlarında ise büyük yapısal sorunlar ve personel eksiklikleri gözlenmektedir. Hükümlü ve tutukluların meslek ve sanat öğrenmeleri konusu önemsenmemekte, Hükûmetin “mış” gibi yaptığı bir başka alan daha ne yazık ki karşımıza çıkmaktadır.

Sayın milletvekilleri, tanık ve tarafların yeterince dinlenemediği on saniyede sona eren duruşmalara, hâkim ve savcıların mesai sonrası evlerinde ve hatta hafta sonları adliyede çalışmalarına devam etmesine rağmen ülkemizde hâkim ve savcıların hâlen çok fazla iş yükü bulunmakta ve bu iş yükü fazlalığı çözülemez bir kördüğüme doğru gitmektedir. Günümüzde Yargıtayda bekleyen derdest dosya sayısı 1 milyona dayanmış, tüm yargı mercilerindeki toplam derdest dosya sayısı 3 milyona ulaşmıştır. Türkiye, yargıdaki iş yükü açısından Avrupa 1’inciliğini kimseye kaptırmamakta, bu konuda kendisine en yakın olan Fransa’yı bile 3’e katlamaktadır.

Adaletin tesisi noktasında, az önce ifade ettiğim kurumsal sorunların yanı sıra, adaletin kendisinin tecelli ettirilmesi noktasında görevli kamu çalışanlarına bile uğramadığı ne yazık ki bilinmektedir. Can güvenliği bulunmayan, aile birliği muhafaza edilmeyen, maddi sıkıntılar içerisinde yaşayan, kariyeri siyasi baskılar altında olan ve yapabileceğinin çok çok üzerinde bir iş yükünün altında ezilen yargı mensuplarının üretken olması ve sağlıklı karar verebilmesi takdir edersiniz ki ne yazık ki mümkün değildir. Hâkim ve savcıların can güvenliği tehdidi altında çalışmaları, yoğun ve stresli bir iş yaşamı olmalarına rağmen yıpranma payı kapsamında erken emeklilik hakkı tanınmaması, erkek hâkim ve savcıların askerlik görevleriyle ilgili bir düzenleme yapılmaması da dikkat çeken bir başka husustur. Yargı mensupları ekonomik olarak geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Almış oldukları ücretler günümüz koşullarında ve özellikle riskli bölgelerde görev yapanlar için yetersiz ve komik bir seviyededir. Hâkim ve savcıların tayin işlemlerinin gereğince yapılmaması, aile birliklerinin sağlanmaması, özelde çalışan eş yanına tayin hakkı verilmemesi, belli bir kıdeme kadar yeşil pasaport verilmemesi gibi hususlar yine önemli özlük hakları kısıtlamaları arasında yer almakta olup yargı mensuplarının idareyi mahkemeye vermeleri gibi trajikomik olaylara yol açmaktadır. Sonuç olarak, yargı mensupları adalet dağıtmak bir yana kendileri için adalet beklemektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, diğer taraftan yargı bağımsızlığının ve yargı kararlarının uygulanabilirliğinin kuvvetle sağlanması bakımından adli kolluk kuvvetlerinin gerçek manada hayata geçirilmesi de gerekmektedir. Bir diğer taraftan, adliyelere ilişkin güvenlik zafiyetlerinin yine yargının bir ayağı olan avukatlar mağdur edilmeyecek şekilde giderilmesi haklı olarak beklenmektedir.

Daha önce verdiğim ve sırf muhalefet milletvekili olmamdan dolayı hâlâ Plan Bütçe Komisyonunda bekletilen kanun teklifimde yer alan mübaşirlerin genel idare hizmetleri sınıfına dâhil edilmesi sorununun da bir an önce çözülmesi gerekmektedir. Adalet personeli için yargı hizmetleri sınıfının oluşturulması ve personelin görev tanımı dışındaki çalışmalara son verilmesi gibi konular da çözüme kavuşturulması gereken sorunların başında gelmektedir. Kamu avukatları ile hukuk müşavirlerinin sorun ve talepleri dikkate alınarak özlük haklarının ve istişari nitelikte verdikleri görüşlerin idare tarafından uygulanması sonucu ortaya çıkan durumlardan sorumlu tutulmaları gibi hususlarda da gerekli düzenlemeler behemehâl yapılmalıdır. Saygın ve kariyer grubu bir meslek olan avukatlık mesleği ülkemizde dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek muamele ve uygulamalarla karşı karşıya bırakılmıştır. Serbest avukatların, vergi ve sosyal güvenlik başta olmak üzere, yaşadığı yüzlerce sorunun bir an önce ve aciliyetle çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu konuda Adalet Bakanlığı Türkiye Barolar Birliğiyle kapsamlı ve çözüme odaklı çalışmalar yapmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, hepimizin gördüğü üzere yargının sorunları sadece yargıya aktarılan bu bütçeyle çözülebilecek konular değildir. Her şeyden önce yargı adalet gibi kavramları doğru anlamak ve ona göre uygulama yapmak büyük önem taşımaktadır. Yani, Başbakanın oğlu ile Mehmet amcanın oğluna aynı hukuk uygulanıyorsa adalet var demektir, baklava çalan ile devletin parasını çalanlara aynı hukuk uygulanıyorsa adalet var demektir. Yoksa, bakan çocuklarının dosyalarına bakan hâkim ve savcıları anında değiştirmek adalet değildir.

Kendi atadığın hâkimin, kendi atadığın savcının adaletsiz davrandığını, bir kumpasın ürünü olduğunu savunmak da adalet değildir.

Dünürün, müteahhitlerin bütün maden arazilerini parsellerken İsçehisarlı mermer üreticisinin maden ruhsatını Başbakanlıkta gerekçesiz olarak iki yıl bekletmek de adalet değildir.

Afyonkarahisar’da perişan olmuş kiraz üreticisinin, Orman ve Su İşleri Bakanının her gün övündüğü sel taşkın koruma tesislerine rağmen, tarlası sel altında kalan patates üreticisinin desteklemelerini seçimden sonraya bırakıp yolsuzluktan bakan çocuklarının evlerindeki kasalardan çıkan paraları hapisten çıkar çıkmaz faiziyle ödemek, işte, bu da hiç adalet değildir.

Nüfusu 2 binin altında olan ve 49’la en fazlası Afyonkarahisar’da bulunan toplam 559 belde belediyesini yasayla kapatıp siyasi planlarla ve farklı hesaplarla kanunlar üzerinde oynayarak vatandaşların yaşam alanlarının darmadağın edilmesi de adalet değildir.

Yüz binlerce çiftçinin can damarı olan şeker fabrikalarını özelleştirme kapsamına alarak yatırımsız bırakıp millete küfür eden yandaş iş adamlarının vergi borçlarını affetmek de adalet değildir.

Millî eğitim camiasında mahkeme tarafından göreve iade edilen şube müdürlerinin mahkeme kararlarını aylar geçmesine rağmen uygulamayıp değiştirdiğin hâkimin oğlun için verdiği kararı saniyesinde uygulamak da ne yazık ki adalet değildir.

Tıpkı mübaşirlerde olduğu gibi, sırf muhalefet milletvekili olmamdan dolayı hâlâ beklettiğiniz kanun teklifimde yer alan sağlıkçılara 60 bin kadronun verilmemesi de adalet değildir.

Kamu hizmetlerini adım adım taşeronlaştırıp, kamu çalışanlarının iş güvencesini sulandırıp mübaşirlerin hizmet sınıfını değiştirmemek de adalet değildir.

Partiline “AK kıyaklar” yapıp senden olmayan bürokratı, askerin, polisin aylarca giremediği, öğretmenlerini bile geri çekmek zorunda kaldığın Hakkâri’ye, Şırnak’a “geçici görevlendirme” adı altında sürmek de adalet değildir.

Terörü, teröristi Habur’da törenle karşılayıp rahatsız olmasınlar diye Atatürk portrelerini indirirken Cumhurbaşkanını hazır olda selamlamayan herkesi Cumhurbaşkanına hakaretten yargılamak da adalet değildir. (MHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bravo!

MEHMET PARSAK (Devamla) – Hükûmet üyeleri, terörün siyasi uzantılarıyla Dolmabahçe’de mutabakat imzalarken bir zamanlar kucak kucağa olduğun üvey kardeşlerinle bir olup Ülkü Ocaklarını organize suçlardan yargılamaya kalkışmak da adalet değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Ülkü Ocakları demişken, mensubu olmaktan gurur duyduğumuz Ülkü Ocaklarına son günlerde Gazi Üniversitesinde yapılanlar da adalet değildir.

Daha dün Bengütürk TV’nin TÜRKSAT yayınından çıkarılarak susturulmaya çalışılması da hiç ama hiç adalet değildir.

Peki, nedir adalet? Adalet, en kısa ifadesiyle, mülkün temelidir ve o mülk, yaygın olarak anlaşıldığı üzere, kupon araziler değildir, devlettir ve adalet ancak Milliyetçi Hareketin iktidarında yeniden mülkün yani devletin temeli olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini bir kere daha saygılarımla selamlıyor, her şeye rağmen, bütçenin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip Dolmabahçe mutabakatından bahsederken “terörün siyasi uzantıları” demek suretiyle grubumuzu kastetmiştir, sataşmıştır.

BAŞKAN – Buyurun.

Size iki dakika söz veriyorum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

19.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dolmabahçe mutabakatının 10 maddesini dün bu kürsüden okudum. O 10 maddenin hiçbir yerinde, atfedildiği gibi bu ülkeye veya bu ülkede yaşayan halklara ihaneti çağrıştıracak hiçbir şey olmadığını, aksi fikri olanın gelip burada 10 maddeyle ilgili görüş belirtebileceğini söyledim. 10 maddede, bu ülkeyi bölme adına, bu ülkede bir paranoya oluşturma adına hiçbir şey olmadığını; tam tersine, Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’deki temel kimlik, inanç, ekoloji, kadın, ekonomi, güvenlik, bütün sorunları içeren bir demokrasi manifestosu olduğunu ifade ettim. Bugün de aynı şekilde o söylediklerimi buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Dolmabahçe mutabakatı sayesinde iki buçuk yıl boyunca bir tek gencin bile canını kurtarmışsak bu siyaseten bizim için en büyük erdemdir, zaten siyasetin anlamı da budur. Siyaset, birtakım hamasi söylemler üzerinden yaşanan sorunlara, can kayıplarına sırtını dönerek onun üzerinden siyasi rant devşirme sanatı değildir. Dediğim gibi, iki buçuk yıllık süre içerisinde ne kadar canı kurtardığımız işte bugün içerisinden geçtiğimiz acı süreçte de bir kez daha ortaya çıkmıştır. O nedenle, Dolmabahçe mutabakatıyla ilgili bizim savunamayacağımız veya farklı şekilde atfetmeye göz yumacağımız hiçbir husus yoktur.

Burada terörün siyasi uzantılarıyla ilgili söyleme de gelince: Onu, merak etmeyin, tarih yazacak, insanlık yazacak. Bu ülkede savaş dışında, kan dışında, göz yaşı dışında, inkâr, asimilasyon, imha dışında yüz yıldır sorunu yaratanlar tarih önünde, insanlık önünde hak ettikleri şekilde yazılacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Baluken konuşması sırasında Dolmabahçe süreciyle ilgili kendi açıklamasını yapmakla birlikte, tabii, bizim bu konudaki görüşümüzün tam zıttı bir görüş atfederek ifade etti. Müsaade ederseniz, iki dakika…

BAŞKAN – Peki, yeni sataşma olmasın Sayın Akçay.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İki dakika da size söz veriyorum.

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bize göre, bu Dolmabahçe hadisesini veya çözüm süreci konusunu bir yanlış okuma söz konusu. Yani, bu çözüm süreciyle başlayan, ondan sonra Dolmabahçe’yle bir mutabakat olarak ilan edilen, sonradan iktidarın da çark edip “Bu bir mutabakat değildir.” dediği fakat ne olduğunu da bir türlü açıklayamadığı 10 maddelik açıklamaya kadar gelen süreç sonunda bugüne kadar yaşadıklarımız, âdeta, milletin burnundan fitil fitil getirilen bir süreç olmuştur. Ve bu süreci, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükûmet yetkilileri, bu konunun uzmanları tarafından da açıkça itiraf edildiği, izah edildiği, beyan edildiği üzere, terör örgütünün silah ve cephane depolamakla, şehirlerin altına tünel kazmakla ve kendi örgütlenmesini geliştirmekle, bunu tahkim etmekle kullandığı ayan beyan ortaya çıktı. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir, bunu söyleyen biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz; daha bu süreçler başladığında “Yapmayın, etmeyin, terör örgütü asla silah bırakmaz, bu eşyanın tabiatına aykırıdır, yarın bunların bedelini ülke olarak çok ağır öderiz.” dedik. Oslo’da MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş -tutanaklar yayımlandı- “Bütün metropolleri patlayıcılarla döşediğinizi biliyoruz.” diyor. Biliyordunuz da aradan geçen beş altı senede ne yaptınız? Göz yumdunuz. Kim yumdu? AKP iktidarı göz yumdu, bu ülkeyi yönetenler göz yumdu, görmezden geldiler ve maalesef, ülkemizin içinde bulunduğu bu netameli durumda iktidar çok büyük ölçüde pay sahibidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

Sayın milletvekilleri, şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubundadır…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 60’a göre bir söz talep etmiştim Sayın Başkan, çok kısa bir açıklama için.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Parlamentoda dört aydır Kürt sorunuyla ilgili bir kısır döngü yaşandığına ve bütün siyasi partilerin bu konuyu tam bir polemik noktasına getirdiklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Dört aydır üzülerek bir durumu gözlüyoruz, izliyoruz, bazen parçası oluyoruz. Parlamentomuzda dört aydır Kürt sorunuyla ilgili kısır bir çekişme, bir kısır döngü yaşanıyor. Bütün siyasi partiler, bu konuyla ilgili, işi tam bir polemik noktasına getirdiler. Parlamentonun zamanını israf etmekten başka hiçbir işe yaramayan -dört aydır- hiçbir sonuca ermeyen bir süreç, maalesef, yaşanıyor. Orada vatandaşlarımız canını, malını kaybederken bu Parlamentonun içinde bulunduğu bu hâl iyi bir hâl değildir. Bu polemikler -yok, onu dedi, bunu dedi; şöyle oldu, böyle oldu- bu Parlamentoya yakışan bir durum da değildir.

Önerimizi yineleme gereği hissettim. Gelin, bu konuda, başta iktidar partisi samimiyse, diğer siyasi partiler de iyi niyetliyse...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Altay.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – ...Parlamentoda eşit temsille bir toplumsal barış ve mutabakat komisyonu kuralım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hemen kuralım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İyi niyet varsa, samimiyet varsa bu sorunun başka bir çözüm şansı ve çaresi yoktur Sayın Başkan.

Burada dört aydır yapılan iş milletle dalga geçmektir, akan kanı buradan seyretmektir, daha çok kan akmasına yol açmak, vesile olmaktır. Bu anlamsız “Sen şunu dedin.”, “Sen bunu dedin.” tartışmaları artık bitirilmelidir. Bu bölgedeki yaşanan duruma Türkiye Büyük Millet Meclisi artık el koysun.

Daha önce söylediğim bir sözü tekrar söylüyorum: Bir kısım arkadaşlar çıkıp taziye diliyor, bir kısım arkadaşlar çıkıp temel hak ve özgürlüklerin gasbı ve ihlalinden söz açıyor, dem vuruyor; olan orada kaybettiğimiz canlara oluyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve çağırıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Altay.

Şimdi, söz sırası…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, 60’a göre söz isteyebilir miyim, İç Tüzük 60’a göre?

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, sayın grup başkan vekilleri söz istiyorlar dolayısıyla sizi bekletmek durumunda kalıyorum.

Buyurun Sayın Baluken.

14.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay’ın dile getirdiğini, önerdiğini önemsediğimizi ifade etmek üzere söz aldım.

Biz, bu sorunun, diyalog ve müzakere kanalları açık tutularak eşit yurttaşlık temelinde, yeni bir demokratik anayasayla birlikte çözüleceğine inanıyoruz. Bunun dışındaki bütün yöntemler doksan yıldır zaten başvurulan ve sorunu daha da fazla büyüten yöntemlerdir. Nitekim, son otuz yılın tamamına baktığımızda “Ev ev temizlik yapacağız.”, “Çıbana neşter vuracağız.”, “Terörün belini bükeceğiz.”, “Son teröristi öldürünceye kadar şunu yapacağız.” şeklinde devreye konan savaş konseptleri üzerinden bugüne gelinmiştir.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Öyle diyen kimse yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O nedenle, Meclisin bu sorunu ele alması, bu sorunla ilgili komisyonlar kurması, bununla ilgili özel oturumlar düzenlemesi ve buna bir çare araması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Baluken.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …son derece önemli bir öneridir, Halkların Demokratik Partisi olarak başından beri biz bu sorunun Mecliste ele alınması gerektiğini ifade ediyoruz. Gelinen süreç itibarıyla da farklı bir seçeneğe sahip olmadığımız kanaatindeyiz. “Masayı AKP mi devirdi, HDP mi devirdi?”, “Savaşı PKK’mi başlattı, bilmem devlet mi başlattı?” Uzun süredir kısır bir döngü şeklinde bu tartışmalarla burada mesai tüketiyoruz. Ortada bir realite var, yakılan yıkılan, viraneye dönüşen kent merkezleri var; her gün her ile kaldırılan, defnedilen cenazeler var; bir ateş var, “Bu ateşle ilgili bir çıkış, bir siyasi hamle nasıl yapabiliriz?” üzerinde bu Meclisin yoğunlaşması gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Buyurun Sayın Akçay, size de söz verelim.

15.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Altay’ın bu yapılan tartışmalarla ilgili hususları… İşte, “dört aydır polemik, kısır çekişme” diyor. Şimdi bu, tartışma ve polemikse, kısır çekişmeyse kendileri de bu tartışmaların içerisinde yer alıyorlar. Sanki farklı bir pozisyonu varmış izlenimini yaratmak için zannediyorum söylüyor. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tekrarladığı bir husus. Tabii, icra makamında devletin kurumları var, en başta da Hükûmet var.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar “Mecliste kurulsun.” diyor ama kurulurken de… Mesela, Anayasa’yla ilgili görüşlerini ifade ediyor açık bir şekilde, biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak ifade ediyoruz, HDP ifade ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – AKP zaman zaman belirtiyor, zaman zaman çark etmekle birlikte, o da iyi kötü Anayasa’yla ilgili görüşlerini belirtiyor. Fakat, bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi net bir şekilde görüşünü de doğrusu ifade etmiş değil yani, ne şiş yansın ne kebap, biraz da ortadan giderek net bir tutum belirtmiş de değil. Yani, çözüm sürecinin nesine karşı? Çözüm sürecinde rol almak istiyor, bizim anladığımız bu CHP’nin tutumundan. CHP’nin de içinde bulunduğu, işte bu adını “Kürt sorunu” olarak koydukları sorunda bir rol almak istiyor. İtirazı… “Bu, Mecliste yapılmadı; bu, gizli kapaklı, işte İmralı’da, Oslo’da yapıldı.” diyor. Sadece biraz yöntemine karşı, hadisenin özüne karşı olmadığı da anlaşılıyor.

Bir kere, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz…

Son ifademi söyleyebilir miyim?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, bütün grup başkan vekillerine iki dakika söz verdim, lütfen tamamlayınız.

Yarım dakika daha veriyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çok teşekkür ediyorum.

Biz, bu sorunu bugüne kadar “Kürt sorunu” olarak da tanımlamadık, bundan sonra da böyle bir sorun tespitimiz yoktur. Biz, hadiseyi öncelikle bir terör sorunu bağlamında ele alıyoruz.

Şimdilik söyleyeceklerim bunlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Buyurun Sayın Çakır.

16.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptıkları açıklamaları ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her şeyden önce, ben de burada yapılan tartışmaları çok anlamlı bulurum; her parti grubunun yapmış olduğu, her milletvekilinin görüşlerini beyan etmek suretiyle yapmış olduğu tartışmayı anlamlı ve yararlı buluruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tabii, tabii!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Fakat esas olan tartışmadır, tartışalım bir taraftan ama tartışıyoruz derken diğer taraftan terörle mücadele bekletilecek, ertelenecek, tehir edilecek değildir.

Ortadaki gerçek çok açık ve çırılçıplaktır: Meri ve meşru düzene karşı bir kalkışma vardır; tabiatıyla, meri ve meşru düzen, siyasal otorite, bu kalkışmaya karşı gereğini yapmıştır, yapmaktadır, yapacaktır.

Tek bir yol var: Silahları bırakmak. Elbette Sayın Baluken eksik, yanlış beyan etti. Son terörist öldürülünceye kadar değil, son silah bırakılıncaya kadar ve ülke dışına çıkılıncaya kadar mücadele devam edecek. Ondan sonra da 2013 yılı Nisanında neredeyse oradan bakılacaktır.

Son bir şey de Sayın Akçay’a, Başkanıma, İmralı tutanakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakır, buyurun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; “tutanak” diye bir şey yok çünkü tutanak tutulmuyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Tutanak var tabii ki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Devletin de var tutanağı.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Dolayısıyla orada söylenen, yazılan şeyler birilerinin sanrıları, belki hezeyanları, belki görüşleri. Bundan ibarettir, ortada bir tutanak yok. Fakat somut bir şey var, o da Öcalan’ın söylemiş olduğu şey. Kime? PKK’ya. Ne demişti? “Silahları bırakın.” Bıraktılar mı? Hayır.

Mesele bu kadar açık ve sarihtir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Altay, sayın hatip bizi bekliyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam, çok özür dilerim.

Ben, açık sataşma var aslında, oradan söz isteyeceğim ama en azından tutanaklara geçmesi bakımından şunu söyleyeyim.

BAŞKAN – Tutanaklara geçsin.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Akçay, bizim her konudaki tutumumuz fevkalade nettir. Önce onu söyleyeyim; bir.

Biz kan akmasın istiyoruz Sayın Akçay, kan akmasın istiyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Biz akmasını mı istiyoruz Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, öyle anlıyorum, bu konuşmanızdan öyle anlıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yanlış anlıyorsunuz! Reddederim!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Biz, kan akmasın istiyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Lütfen, dikkat edin!.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, ne söylediğimi bilerek söylüyorum. “Çözüm sürecinde rol almak istiyorlar galiba.” diyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bühtan ediyorsun!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Eğer çözüm olacaksa alırız elbette.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – E, tamam onu söyleyin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bunu söyle!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ama siz bu çözümsüzlükten beslenmek istiyorsanız buyurun beslenin! (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Reddederim! Sözlerinize dikkat edin! “Kan dökülmesini siz istiyorsunuz.”

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Öyle şey olur mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ne bu o zaman?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Böyle düşünüyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan böyle bir şey olmaz!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Böyle olur.

BAŞKAN – Sayın Akçay, rica ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tutumlarını net belirlesinler. Ülkenin üniter yapısında sorunu nasıl çözeceklerini açıkça ortaya koysunlar. Öyle suçlayarak, iftira atarak olmaz!

BAŞKAN – Sayın Altay ifade etti Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Lütfen sözünüzü geri alın!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hiçbir sözümü geri almam.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sözünüzü geri alın!

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bizim tutumumuz belli.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Aynen reddediyorum sizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Terör örgütü PKK’nın adı terör örgütüdür, Türkiye’nin de bir Kürt sorunu vardır! Vardır, bu kadar basit! (CHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Kürt sorunu yoktur, Kürt sorunu bize göre yoktur.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yoktur!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Size göre mi tutum alacağız? Ne münasebet!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz size göre mi tutum alacağız?

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Keresticioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Tutumu belli değil”, “Çözüm sürecinde rol almak istiyor.” Ne biçim bir laf?

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - “Bir komisyon kuralım.” dedim ben, ne var bunda?

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Biz katılmayacağız o komisyona!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Gelmezsen gelme! Allah Allah!

BAŞKAN – Sayın Altay, Sayın Akçay lütfen…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sen de gelmezsen gelme! Sana mı uymak zorundayız!

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Uyma canım! Ben düşüncemi söyledim ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sen düşünceni söylemiyorsun bühtanda bulunuyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ben düşüncemi söyledim, sen konuşmanı bir incele de ondan sonra konuş!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ben mi inceleyeyim?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Tutanağı iste, konuşmanı incele!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Siz de inceleyin, ben de inceleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Akçay lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok, farklı pozisyon izlenimi vermek istiyormuş…

BAŞKAN – Sayın Altay, sayın hatip kürsüde, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Allah Allah… Yeter ya!

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bizim bir politikamız var, size mi uyacağız!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bizim de var!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Varsa yürü git!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Herkes işini yapacak.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Eğer susarsanız ben de konuşmaya başlayacağım.

Sevgili halkımız, ben, bugün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesiyle ilgili konuşmak üzere söz aldım ama az önceki konuşmalar üzerine de bir iki söz söylemek istiyorum çünkü şunu aylardır aslında burada görüyorum: Her kürsüye çıkan ölümler karşısında, farklı cenahlardan ölümler karşısında üzüntülerini dile getiriyor ama üzüntüleri dile getirmek aslında yakınlara ait olan bir şeydir. Yakınlar ağlarlar, yakınlar yas tutarlar; onlar bunu zaten gayet iyi beceriyorlar burasıysa çözüm yeridir. Yani çözmesi gereken bu sorunu birileri varsa onlar da biziz, buradaki milletvekilleri, yoksa hiçbir işlevimiz zaten burada yok. “Geçmişte şu, şunu dedi; bu, bunu dedi.”lerle de geleceğe atılacak bir adım yok. Bu çözüm süreci gerçekten, keşke, yıllarca, aylarca, neyse, devam etseydi ve tek bir insan ölmeseydi.

“Terörle mücadele.” diyorsunuz. 1990’lı yıllardan beri bu sorun var, daha öncesinden beri var, 1980’li yıllardan beri var. O zaman da aynı şeyler söylendi. Bakın, altı ay önce 200 küsur yıl ceza isteyen savcı, Muş Vartinis’te yakılan 9 kişiyle ilgili olarak bugün beraat istedi ve mahkeme beraat kararı verdi. Neden? Çünkü Ergenekon, derin devlet küllerinden uyandırıldı, savaş kararı alındı. Böyle bir şeyi hak etmiyor bizim ülkemiz. Gerçekten çözüm Parlamentodadır, buna katılıyorum, kesinlikle buradan bir komisyon çıkmalıdır ve ilk önce de Sur’a gitmelidir beraber. Artık bunları reddetmekten vazgeçin. Kürt halkının taleplerinden, haklarından yana olmak, tıpkı tüm diğer halkların olduğu gibi, hepimizin boynunun borcudur. Söylemek istediğim bu. (HDP sıralarından alkışlar)

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına gelince, en son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Bir kadın bakanlığının kurulması gerekiyor. Önce, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü kadın bakanlığına dönüştürülsün diye biz mücadele ettik. Ancak, maalesef, gerçekleşen şey ayrı bir bakanlık yerine bu Genel Müdürlüğün tamamen işlevsizleştirilmesi ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığının kurulması oldu.

Kadınlar dünyanın yarısıyız ve ciddi biçimde ayrımcılığa uğruyoruz. Buna rağmen kadınları birer birey olarak değil sadece aile içerisindeki var oluşlarıyla ele almak bu ayrımcılığı derinleştiriyor. Bu, aynı zamanda, bu alanda verilen mücadelelerin de, uluslararası metinlerin de rafa kaldırılmasıdır. Yani, AK PARTİ iktidarının yıllardır uyguladığı politikalara göre, bu ülkenin yarısını oluşturan, binlerce sorunla karşı karşıya olan kadınlar yoktur aile vardır; Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi yoktur, İstanbul Sözleşmesi yoktur. Sakın “Vardır; biz bunlara uyuyoruz.” demeyin çünkü dünyada gelişmemiş ülkeler dışında hiçbir ülkede kadınlar sadece aile politikaların içerisine hapsedilerek ele alınmazlar. Aileyi, çocukları, özürlü ve yaşlı hizmetlerini, Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı altında toplamak kadın politikasının ve mücadelesinin yok edilmesidir.

Bugün maalesef, AKP, kadınların başına gelen her felaketi, cinsel ve fiziki şiddetten ekonomik sorunlara kadar her felaketi ailenin dağılmasının sonucu olarak görüyor; oysa bırakınız hayalinizdeki o mutlak ve mükemmel ailenin korunmasını, kadının kurtuluşu olarak görmeyi bunu, İstanbul Sözleşmesi, ailedeki güç eşitsizliklerinin kadın-erkek eşitliğinin önünde bizatihi engel olduğunu söylüyor ve kadınların güçlendirilmesi, ayrımcılıkların yok edilmesi için yükümlülükler getiriyor. Peki, siz böyle düşünmüyorsanız ve bu sözleşmeyi uygulamayacaksanız neden imzaladınız o zaman? Tepemizdeki birinin “Hukuka uymam.” dediği gibi, siz de nasılsa zaten buna uymayız, olur biter mi diyorsunuz?

Bu arada, ben, evet, aslında o kişiyle ilgili de konuşmak istemiyordum çünkü şunu belirtmek istiyorum: Evet, insanlar saygıyı hak ettikleri ölçüde gerçekten saygı görürler. Ve ben de bir hukukçuyum, hukukun hiç de öyle her kuralına uyulması gerektiğini hayatım boyunca düşünmedim, bundan sonra da düşüneceğimi zannetmiyorum ama kendisi her cenahtan, her kesimden insana hakaretler edip de sonra sürekli hakaret davaları açan bir kimsenin de ve kendisinden sürekli konuşturmak isteyen bir kimsenin de aslında konuşmaya çok da değer olmadığını düşündüğüm için konuşmak istemiyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hakaret ediyorsunuz, hâlâ hakaret ediyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesi Türkiye’nin hazırladığı dönemsel rapora ilişkin bazı sorular soruyor; diyor ki …

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Çok ayıp! Hiç yakışmadı size bu hitap.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Çok yakıştı, çok yakıştı.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Size yakıştı, doğru; valla haklısınız o zaman.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Çünkü gerçekten yakışmayan sözleri eden bu devletin başında olan insan. Asıl size yakışacak olan nedir, biliyor musunuz?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Dünya saygı duyuyor, bütün dünya saygı duyuyor.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – “Bu kişi…” Sayın Cumhurbaşkanımızdan bahsediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, karşılıklı konuşmayalım. Sayın hatibe müdahale etmeyelim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hak ettiğine hak ettiği değeri vermektir, gerçekten eleştiri kabiliyetine sahip olmaktır çünkü buraya bunun için seçildik bizler, biat etmek için seçilmedik; bizler kimseye biat etmiyoruz, etmek zorunda da değiliz.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Cumhurbaşkanımıza yapılan saygısızlığı destekliyor musunuz?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – O kültür sizde var, Kandil’e biat ederek o kültür sizde var, tamam mı?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Cumhurbaşkanına “o kişi” denilmez.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet, CEDAW Komitesi “Tahsis edilen mali kaynaklar nelerdir?” diye soruyor ve aynı zamanda diyor ki: “İller düzeyinde ve yerelde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaktan sorumlu kuruluşlar hangileridir?”

Bütün bunlara cevabımız ne olacak? “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, ŞÖNİM yönetmelik taslağından doğan sorumlulukları yerine getirmemiştir, kadının adı dahi Bakanlıktan silinmiştir, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü işlevsizleşmiştir. Bakanlık yalnızca inayete, sosyal yardımlara dayalı bir politikayı kendine iş edinmiştir ve ne pahasına olursa olsun aileyi korumak istemektedir.” Herhâlde cevaplarımız bunlar olacak Komiteye.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Bakan orada oturuyor Hanımefendi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Şimdi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesinin neredeyse tamamını sosyal yardımlar oluşturuyor. Bakanlığın 2016 bütçesinin yalnızca 9,5 milyon lirası Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne harcanıyor. 15 milyar 222 milyon lira Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün bütçesini oluşturuyor. Bu Genel Müdürlüğün bütçesi 2014’ten bu yana azalırken Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün bütçesi de yaklaşık yüzde 50 oranında arttı. Bu, Hükûmetin sosyal yardım politikasıyla doğrudan ilişkili.

Kadınları yok sayan Hükûmet politikaları ve bütçe, bir başka cenahta da hakları yok sayıyor. Ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? İnsanların normal çalışmalarının sonucu elde etmeleri gereken insanca ücretleri, emekli maaşlarını, kıdem tazminatlarını vermek, sağlık güvencelerini sağlamak yerine bunlardan kısarak sosyal yardımlara ayırıyorsunuz. Sosyal güvenlik ve sosyal korumayı sürekli aşındırıyorsunuz, vatandaşları sosyal yardımlara muhtaç hâle getiriyorsunuz. Diğer yandan bu sosyal yardımlar bile aslında tarafınızdan siyasallaştırılıyor. Yardımlar direkt AKP’yle ilişkilendiriliyor. Hatırlarsınız, 1 Kasım seçimlerine beş gün kala Meclis Başkanlığı görevinde bulunan İsmet Yılmaz “Eğer koalisyonlara bu ülkeyi muhtaç ederseniz, o zaman evlatlarınıza iş bulmak zor olur, engellimize bakabilmek çok zor olur, yoksulumuza kömür dağıtabilmek çok zor olur.” demişti. Hani hep diyorsunuz ya “Yüzde 50 oy aldık biz, yüzde 50 oy aldık.” diye. İşte, insanları yardım ekonomisine bağlayarak elinde olanı da kaybedeceği korkusunu yaşatmanın sonucudur bu.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Silahla almadık oyları, çalışarak aldık biz; gönülleri fethederek aldık, gönülleri.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Benim hayatta hiç silahım olmadı Hanımefendi; bilmiyorum, buradaki çok insanın vardır eminim.

Yoksulluk sosyal yardımlarla maskeleniyor. Ama kadınların ev işine harcadıkları zamanı daraltarak bakım emeğini toplumsallaştıracak, eşitliği güçlendirecek mahalle kreşleri, hasta bakımı, engelli, yaşlı bakım hizmetlerine bütçe ayırmak yerine sermayeye para kazandıran dev projelere, savaşa kaynak ayrılıyor. Çok iyi biliyorsunuz, eğitime, sığınaklara, iş, barınma sorunlarına harcanacak bütçe yıllarca askerî harcamalara ayrıldı. Birleşmiş Milletler denetiminden sakınmak için güvenlik harcamaları büyük oranda kamufle edildi ama hâlâ millî gelirdeki payı çok büyük. Bu yıl da askerî ve güvenlik harcamaları belirgin biçimde arttı. Kadınlara ayrılan 9 milyon demiştim, “milyar” değil “milyon”, Millî Savunma Bakanlığına 26 milyar lira, Millî İstihbarat Teşkilatına 1,6 milyar, Emniyet Genel Müdürlüğüne 20,2 milyar, Jandarma Genel Komutanlığına 8 milyar, Adalet Bakanlığına ise 10,3 milyar, bunlardan bile düşük.

Evet, AK PARTİ’nin 2016 bütçesi bir savaş bütçesidir.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Devletin görevi bireyin güvenliğini sağlamaktır; o yüzden tabii ki.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Bir laf atmayın ya!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bir sus ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Güvenlik, özgürlükle gelir; güvenlikle gelmez.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Çıkın, oradan cevap verin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Savaşa ayrılan bütçe Türkiye'de sosyal korumaya, çocuklara, engellilere, kadınlara ve adalete ayrılan toplam bütçeden çok daha fazla.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sizi savunuyor, sizi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ayrıca, Türkiye bir istihbarat ve polis devleti artık. Gizli hizmet giderleri olarak yani örtülü ödenekten ise yalnızca ocak ayında 103 milyon 432 bin lira kullanılmış, yalnızca ocak ayında. “Geri durmayın, kırın geçirin.” emriyle yüzlerce insanın, bedeninin tanınmayacak hâle getirilerek öldürülmesinin bedeli bu gizli hizmet giderleri. Savaş bütçeleriyle mi kuracaksınız arzu ettiğiniz mutlu aileleri? Kadınları güçlendirmek bir yana, kadına yönelik şiddeti her alanda artıran savaş bütçeleri ve politikaları o mutlu aileye dahi -tırnak içinde- asla izin vermez ama yürütülen özel savaş konsepti sebebiyle yaşamını yitiren 93 çocuk, 94 kadın da maalesef Bakanlığın ilgi alanına girmiyor belli ki. Belli ki kadınların öldürüldükten sonra soyulması, fotoğrafların özel harekâtçı olduğu tahmin edilen birtakım kişiler tarafından basına sızdırılarak kadın bedenlerini aşağılamanın…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teröristlerin yaptıklarından bahsetsen bir de.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Kadınlar, konuşmayın bari! Kadın bedeninin çıplak sergilenmesinden bahsediyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Aa! Sayın Başkan, müdahale eder misiniz? Sayın Başkan, müdahale edin.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – PKK’nın yaptığına da bir şey söyleyin. PKK’ya da bir şey söyleyin. Rica ediyorum…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bari siz konuşmayın! Cinsel şiddet uygulayarak alçaltmaya çalışmanın bir savaş taktiği…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahalenizi bekliyoruz, “Kadınlar konuşmayın.” diyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – …olarak kullanılması da Aile Bakanlığını hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Müdahale etmeniz lazım, “Kadınlar konuşmasın." dedi. Siz bu konuda çok hassassınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın hatibi dinleyelim lütfen.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – O zaman hassasiyetiniz tek taraflı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu cinsel suçlar uluslararası ceza mahkemesine göre savaş suçudur. Birleşmiş Milletlerin 1325 sayılı Kararı’na göre -barış ve güvenlik kararıdır bunun adı- tüm devletler kadınlara karşı cinsel şiddet içeren savaş suçlarından sorumlu olanların yargılanmasını ve dokunulmazlıklarına son verilmesini sağlamakla yükümlüdür. Savaşın evlerimizden çatışma bölgelerine… Bedenlerimizi ve benliğimizi işgal eden bu erkek egemen yüzüne karşı ne yaptı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı? Duvarlara özel harekâtçılar cinsel şiddet içeren sözleri yazarken bunlarla ilgili bir açıklama yaptı mı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Söylediğinizi kulağınız duyuyor değil mi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bölgedeki çocuklar, aileler ne yiyorlar ne içiyorlar? Bununla ilgili herhangi bir şey yaptı mı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kulağınız duyarak söylediğinize inanmıyorum gerçekten.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2015 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre -bakın, burada örgütler falan yok, Dünya Ekonomik Forumu açıklamış, biraz dinleyelim bakalım ne diyor- iş gücüne katılımda kadınlar 131’inci sırada Türkiye’de, ücret eşitliğinde 82’nci; eğitimde, cinsiyet eşitliğinde 105’inci, Mecliste kadın temsiliyetinde 86’ncı, bakanlık pozisyonlarında 139’uncu sırada yer alıyor. Rapora göre, Türkiye’de bir kadının kazandığı 1 Amerikan dolarına karşılık aynı işi yapan bir erkek 2,5 dolar kazanıyor; 1 dolara karşı 2,5 dolar, hani fıtratımızda eşitlik yok ya, bu da onun sonucu. Kadınların toplumdaki bu eşitsiz konumunu değiştirmenin tek yolu bunun için bütçe ayırmaktır. Biz böyle bir siyaseti maalesef bütçede göremiyoruz.

2015’te tamamlanan bir proje var Birleşmiş Milletler Ortak Programı’yla tamamladığımız. 11 pilot ilde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme çalışması yaptınız ve burada Sayın Maliye Bakanı varken toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeden bahsettiğimde, kendisi de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeye çok duyarlı olduklarını ifade etmişti. Peki böyleyse, 2016 bütçesinde niye toplumsal cinsiyete duyarlı herhangi bir çalışma yoktur? Biz kadınlar için ne ayrıldığını neden kalem kalem o bütçede göremiyoruz? Böyle bir bütçe kadınlar ile erkekler arasında eşitsizlikler olduğunu bilerek hazırlanır. Kamu harcamalarının ne kadarının kadınlar lehine yapıldığını denetler, bu kalemleri artırmayı hedefler. Ne var ki dediğim gibi bu bütçede bunu göremiyoruz. Zaten bu anlayışı yaptığımız bazı komisyon toplantılarında da görüyoruz. Ne zaman kadınlar lehine bir gündem olsa orada mutlaka erkekler de olmalı diyerek sanki bir eşitsizlik yokmuş ve biz her iki cinse de aynı fırsatları tanıdığımızda eşitliği sağlamış olacağız sanılıyor. Örnek verirsem, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda engelli kadınların sorunlarıyla ilgili bir alt komisyon kurulmasını önerdik. Kabul gördü bu, ancak olmadığımız bir toplantıda “Bu Komisyon niye sadece engelli kadınları ele alıyor, erkekleri de ele alması lazım.” diyerek değişiklik önerilmiş. Şimdi bu, sorunun nasıl yanlış anlaşıldığını gösteren şeylerden birisi.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Evet, ben önerdim. Doğrusu da bu, doğrusu da bu. Dünya kadınlardan oluşmuyor, erkeklerden de oluşuyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Şimdi, bu, sorunun nasıl yanlış anlaşıldığını gösteren şeylerden birisi. Arkadaşlar, Kadın Erkek Eşitliği Komisyonunun anlamı, bu alanda kadınların ayrıca, yani fazladan yaşadığı sorunları gidermektir. Çünkü, engelli kadınlar da tıpkı erkekler gibi, diğer kadınlar ile erkekler arasında olduğu gibi, sokağa çıkabilme, işe girme, cinsel saldırılara maruz kalma konusunda çoklu ayrımcılıklar yaşıyorlar.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Komisyonun adına bakarsanız, her iki tarafın eşitliği de söz konusu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tabii ki engelli erkeklerin de sorunları var ve Türkiye’de milyonlarca engelli var. Ancak, bunun için yapmanız gereken, örneğin, engelleri kaldırma bakanlığı kurmaktır; kalkıp, herkesi aynı torbaya koymak, doldurmak değil, bu alanda kadın-erkek tüm engellilerin ortak sorunlarını ele almaktır. Amerika, Kanada, İsveç, İrlanda gibi pek çok ülkede engelli bireyler doğumlarından itibaren ulusal veri tabanlarında kayıt altına alınıyor ve bu veri tabanı tüm kurumlar tarafından koordinasyonlu olarak kullanılıyor. Böylece, engelli birey hayatı boyunca sağlık, eğitim, mesleki gelişimi açısından izleniyor. Türkiye’deyse gerekli destek ancak kendisi ister ve tırmalarsa olabiliyor ve rapor çıkarmak için sürekli hastanelere gidiyor, hastaneye gidene kadarsa toplu taşımayla, kamu binalarıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Nitekim, Sayıştay da raporunda sportif faaliyetlere katılan engelli oranı, engellilerin eğitime katılma oranları gibi verilerin yetersiz olduğunu Bakanlığa açıkça belirtiyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yapısı tıpkı torba yasalarınızda olduğu gibi -süt izni ile jandarma uzman çavuşları hani nasıl bir araya getirdiniz- herkesi bir araya torba torba toplamış bir yapı olduğu için aslında Türkiye’de çok önemli bir çoğunluğu ifade eden ve hepimizin de sözde en değerli varlıklarımız olduğunu iddia ettiğimiz çocuklar da bu Bakanlığın içerisinde yer alıyor yani onlarla ilgili de söz etmemiz gerekiyor bu bütçe dâhilinde. Biz nasılsa “Kabul edenler… Etmeyenler…”, “Edenler… Etmeyenler…” denilerek hızlı ileri demokrasi anlayışıyla zaten oylamalar yapacağımız için çocukları da bu aradan çıkarabiliriz, fazla söze gerek yok. Çocuklar ne yapmak ister arkadaşlar? Oyun oynamak ister. Bunun için park, bahçe, oyun alanı gerekir. Ne isterler? Sevdikleriyle güvenli bir ortamda savaşsız, korkmadan yaşamak isterler. Bunun için barış gerekir. Ne yapmak isterler? Bilgiye, geliştirici, ana dillerinde ve özgür bir eğitime ulaşmak isterler. Bunun için bilim, teknoloji, özgür düşünce gerekir. Bunlar var mı? Hayır, yok. O zaman çocukları boş verelim değerli milletvekilleri, onları boş sözlerle oyalamayalım çünkü hepimiz biliyoruz ki tek tip düşünce ve otoriter eğitim modelleriyle sadece faşizm yaşar, çocuklar yaşamazlar. Aslında çocuk ile hapishane sözlerinin yan yana gelmemesi gerekirken çocuklara yakıştırdığımız da suç ve hapishaneler olur maalesef.

Şimdi, en yakıcı konulardan biri -aslında sürem çok azaldı- şiddete maruz kalan kadınlar ve 6284 sayılı Yasa. Evet, bu alanda gerçekten kadınlar çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar, sığınaklar yetersiz. Genel bütçe taslağına baktığımızda konukevlerinde kalan kadınlar için ayrılan harçlıklar ne kadar biliyor musunuz? Büyükşehirde bir yıllık 5.500 lira. 5.500 lirayı siz onlarca, yüzlerce ya da binlerce, fark etmez, kadın arasında paylaştıracaksınız hatta paylaştırmayacaksınız, herkese vermeyeceksiniz, koşul getireceksiniz vermek için de. Ve kadınlar gelecekleriyle ilgili endişe duyuyorlar, sığınaklardan çıktıkları zaman nereye gideceklerini, nerede çalışacaklarını bilmiyorlar ve bu konuda endişe duyuyorlar.

Bir dakika isteyebilir miyim çünkü tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Diğer konuşmacının hakkından veririm size ancak Sayın Kerestecioğlu.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tamam, iki dakika olsun Sayın Kerestecioğlu’na. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki. Sayın Altan Tan’ın hakkından iki dakika size veriyorum.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

Evet, kadınlar ne diyor biliyor musunuz? “Birinci çocuğumu doğurdum ancak çocuklarımız olmaya başlayınca yardımları onayladılar, öncesinde onaylamadılar.” Benim komşum 5 çocuk yaptı ve -benden iki yaş küçük- nedenini sorduğumuz zaman “Devletten biraz daha yardım alabilmek için.” diyor.

Ayrıca, eşini kaybetmiş kadınlar için sunulan sosyal yardım programlarından boşanmış kadınlar yararlanamıyorlar. Böylece, boşanmak isteyen kadınlar yalnızca şiddet görecekleri korkusuyla değil, sosyal ve ekonomik güvenceden de yoksun oldukları için evliliklerini sürdürmeye mecbur bırakılıyorlar. Yalnız yaşayan kadınların ise zaten hiç hükmü yok, onların herhangi bir ihtiyaçları zaten olamaz bu ülkede.

Şimdi, malumunuz, bir başka konu annelik izni ertesi yarı zamanlı çalışmayı getirmek. İzne ayrılan kadınların yerlerine ise özel istihdam bürolarından kısa sürelerle güvencesiz koşullarda kiralanan işçileri istihdam etmek.

Evet, maalesef LGBTİ’ler hiçbir şekilde zaten aile ve sosyal güvenlik politikalarında yer almıyor, translar nefret cinayetine maruz kalırken iş bulamadıkları için çoğu trans birey muhtaç durumda ve şiddete açık durumdayken devlete bağlı bir tane dahi LGBTİ sığınağı bulunmuyor. Ve biz maalesef, yine, Adalet Bakanı da burada, bir cezasızlıkla ve haksız indirimlerle karşı karşıyayız. Nevin gibi, Çilem gibi kadınlar bu indirimlerin yanından geçemiyorlar kendini savunurken ama erkekler, maalesef, o indirimleri alıyor ve bu yüzden biz, erkek adaleti değil, gerçek adalet diyoruz yıllarca.

Evet, başta kadınlar olmak üzere bütün hakları gasbedilenler, yıllardır olduğu gibi bugünden sonra da verdikleri mücadeleyle bunların hesabını sorarlar. Demokrasi içinde, özgürlükler içinde başkaca bir yol yoktur. Bugün ise bu bütçeye yapacağımız en koyusundan mor bir ret oyu vermektir.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Çocuklara yakıştırdığınız bir şey daha vardı, onu söylemeyi unutunuz Sayın Vekilim. Dağa kaçırıp küçük çocukları ellerine silah verdiniz, onu da söyleseydiniz!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, zabıtlara geçmesi için birkaç cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Satır, buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kadın haklarından ve kadın hassasiyetinden bahsedeceğini düşündüğümüz sayın vekil konuşmasını yaparken kadın milletvekillerine dönerek “Siz susun kadınlar.” dedi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Efendim!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bu konuda kendisini şiddetle kınıyorum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ne desin? “Konuşun” mu desin?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – “Bari siz dinleyin." dedi, “Siz susun." demedi.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bütün kadın derneklerine zabıttaki bu cümleyi paylaşacağımızı ve aleniyet…

BAŞKAN – Filiz Hanım böyle bir cümle kullanmadı Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kullandı. Bir saniye… Başkanım, bir saniye…

BAŞKAN – Ben tutanakları isteyeceğim ama böyle bir cümle kullanmadı.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Başkanım müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Kadınlar, siz susun." dedi, anında ben yazdım. Kendisini kınıyorum.

Ayrıca kadın hassasiyeti olduğuna inandığım sizin de bu konuda müdahale etmediğinizi fark ettik, hissettik. Bu anlamda sizi de göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Satır, ben tutanakları isteyeceğim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Efendim, hepimiz burada dinledik, bize dönerek “Kadınlar, siz susun.” dedi.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Biz de dinledik canım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hepimiz dinledik, bir tek sen mi dinledin?

BAŞKAN – Peki, tutanakları isteyeceğim ama Filiz Hanım da öyle bir şey söylemediğini ifade ediyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Pek dinlemiş gibi görmedik seni, durmadan sataştın.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bu ayıp da Filiz Hanım’a yeter. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tutanakları isteyeceğim, varsa böyle bir cümle Filiz Hanım’a söz veririm, ben de gerekli açıklamayı yaparım Sayın Satır, hiç merak etmeyin.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bu ayıp Filiz Hanım’a yeter, bir daha “Kadın...”, “Kadın…” demesin.

BAŞKAN – Kadın konusunda duyarlılığımı biliyorsunuz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Efendim, lütfen dikkatli dinleyin.

BAŞKAN – Eğer böyle bir cümle kullanılmışsa ben de açıklama yaparım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale ettim ama siz uyarmadınız, anında müdahale edip uyarmadınız.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yetti ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ya anladım da ben böyle bir şey…

BAŞKAN – Sayın Satır, lütfen, rica ediyorum…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama bakın…

BAŞKAN - Ben tutanakları isteyeceğim diyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Efendim, müsaade edin biz biraz...

BAŞKAN – Tutanakları isteyeceğim, varsa böyle bir şey konuşuruz daha sonra.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama böyle bir şey yok ve kınıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İftira…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.46

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Elif Doğan TÜRKMEN (Adana), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, bir önceki oturumda İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu’nun yapmış olduğu konuşmaya istinaden Sayın Belma Satır, Sayın Kerestecioğlu’nun sözlerinde kadınlara “Sus.” dediğini, bu konuda benim de bir uyarı yapmamı istediğini söyledi. Ben de tutanakları inceleyeceğimi, buna göre karar vereceğimi ifade etmiştim.

Şimdi, tutanakları aldım, okudum, Sayın Kerestecioğlu şöyle söylüyor: “Belli ki kadınların öldürüldükten sonra soyulması, fotoğrafların özel harekâtçı olduğu tahmin edilen birtakım kişiler tarafından basına sızdırılarak kadın bedenlerini aşağılamanın…” diyor ve karşı taraftan bir söz var, Sayın Kavakcı Kan’ın bir sözü var: “Teröristlerin yaptıklarından bahsetsek.” diyor ve Sayın Filiz Kerestecioğlu da: “Kadınlar, konuşmayın bari; kadının, kadın bedeninin çıplak sergilenmesinden bahsediyorum.” diyor. Dolayısıyla burada kötü bir niyet olmadığı anlaşılmıştır Sayın Satır. Sayın Kerestecioğlu bir kadın olarak kadınlara yapılan uygulamada kadınlar olarak aynı tepkiyi vermenizden bahsettiği için böyle bir kelime kullanıyor.

Ben şimdi Sayın Kerestecioğlu’na da yerinden söz vereceğim, bir açıklama yapma ihtiyacı var sanırım bu konuda, kendisini de dinleyelim.

Teşekkür ediyorum.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani ben bu anlamda kendimden, kendimi tanıtmaktan bahsetmek istemiyorum. Hani, yıllardır özellikle bu Meclisin içerisinde de aslında erkek egemenliğinin olduğunu, eril bir dilin olduğunu ve kadınların ne kadar çok konuşması gerektiğini vurgulayan bir insanım. O nedenle, burada söylediğim, gerçekten, kadın bedeninin çıplak teşhiri ve ona işkence yapılmasıydı ve bana oradan sataşmada bulunan arkadaşlara “Bari siz bunu yapmayın, yani kadınlar olarak siz bunu yapmayın ve bana destek verin.” anlamında aksine söylediğim bir şeydi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz de öyle algıladık.

BAŞKAN – Evet.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yoksa zaten ben kadınlara kendi konuşma hakkımdan dahi veririm, yeter ki kadınlar burada daha fazla konuşsunlar, hiçbir zaman böyle bir niyetim olmadı.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Satır, size de söz veriyorum, buyurunuz.

18.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekiline ve size açıklamanızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Yalnız, ben yine aynı kanaatteyim. Burada bir yaman çelişkiyle karşı karşıyayız. Burada bir kadın milletvekili konuşmacının söylediğini kabul etmek zorunda değil, itiraz etmiş olabilir, buna vereceği cevap “Beni dinleyin, izah edeyim.” olabilirdi, başka bir cümle olabilirdi, “Kadınlar sussun.” dedi.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Demedi işte ya!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ben yine aynı kanaatteyim.

Teşekkür ediyorum hassasiyetiniz için.

BAŞKAN – O niyetle söylemediğini ifade etti Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Açıklama yaptığı için teşekkür ediyorum.

Ayrıca, benim uyarımdan sonra devreye girip bir şeyler yapsaydınız daha çok memnun olurdum.

Teşekkür ediyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ya, durmadan tahrif ediyor tutanakları!

BAŞKAN – Sayın Satır, inanın kasti bir şey yoktu, Sayın Kerestecioğlu da ifade etti, benim de kanaatim bu şekildedir. Yoksa kadınlar konusunda her birimiz bir diğerinden daha fazla duyarlı değildir, hepimiz aynı duyarlılığı tabii ki gösteriyoruz; kadın meselesi hepimizin en ince noktasıdır, en hassas noktasıdır. Dolayısıyla Filiz Hanım da açıklamasını yapmıştır, benim de kanaatim bu şekildedir.

Teşekkür ediyorum size de.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bir cümleniz için teşekkür ediyorum: “Her birimiz aynı kanaatteyiz.” Buna imza atıyorum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yeter, niye bu kadar uzatıyorsun, Allah aşkına ya!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kadın önceliğinde siz biz değil, her birimizin aynı noktada olmamız lazım…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Çıplak kadın bedenine sataşma olmaz, ayıptır!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kadın haklarını sadece siz değil hepimiz savunuyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Hepimiz.

Tamam Sayın Satır, bundan sonra da kadın meselesinde herkesten aynı duyarlılığı bekliyoruz tabii ki.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bana “provokatör” diyen grup başkanınızı da ayrıca kınıyorum.

Teşekkür ediyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yeter artık!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sürekli bir kınama Sayın Başkan, sanıyorum beni herhâlde başka birisiyle karıştırmak istiyorlar…

BAŞKAN – Filiz Hanım, hiç problem değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …şu anda hoşlanmadıkları birisiyle ama oraya gelmeye hiç niyetimiz yok, yani gerçekten bizim söylemimizi bilenler biliyor.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, daha önceki oturumlarda Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan Celal Adan’ın konuşma metniyle ilgili tutanağı aldım. Orada grubumuzun milletvekilleri kastedilerek “80 PKK’linin gelmesine öncülük ettiniz.” gibi bir cümle var. Ben, bununla ilgili açıktan grubumuza yönelik bir suçlama var, ona cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Baluken, kapatılan geçmiş birleşimlerde olduğu için, size İç Tüzük 58’e göre söz vereceğim.

Siz burada değildiniz Sayın Adan konuştuğunuz zaman. Dolayısıyla ben de zaten görüşlerimi ifade etmiştim, sonuçta 80 milletvekili içerisinde ben de varım tabii ki. Ben görüşlerimi ifade etmiştim ama siz burada olmadığınız için ben 58’e göre size sataşmadan söz vereceğim.

Buyurun Sayın Baluken.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 58 olmaz Başkan, 58, geçen birleşim; geçen oturum ama bu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ham tutanağın düzeltilmesiyle ilgili talep bu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olur Başkan, sen konuş da usul olarak söylüyorum ben yani.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, tutanağın düzeltilmesiyle ilgili.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, 58’e pek uymadı ya…

19.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, tabii bu son derece talihsiz bir açıklama. Şunu ifade edeyim değerli arkadaşlar: Öncelikle biz HDP olarak burada bulunan 4 siyasi partinin başvurduğu mercilere başvurarak, orada ilgili incelemelerden geçerek, sonra da HDP kimliği tescillenmiş olarak halkın önüne çıktık ve halk bize HDP kimliğimizden dolayı oy vererek buraya milletvekili olarak gönderdi. Yani siz YSK’ya nasıl başvurduysanız biz de HDP adına başvurduğumuz için “HDP’li milletvekiliyiz.” diyoruz. PKK adına başvursaydık gelir burada onu da söylerdik, onu da ifade edeyim. Dolayısıyla, bu konuda kendi düşüncesine göre farklı tanımlamaları biz zerre kadar önemsemiyoruz.

Diğer açıdan, şimdi bakın burada şöyle bir mantık hatası var yani yerme amacıyla yapılmış bir şey: Bunu doğru kabul edersek PKK’nin burada 80 milletvekili var anlamına geliyor. 80 milletvekilinin çıkması için oy veren 6 milyon PKK’li insan var demek. Bir de bize oy vermeyen 500 bin-1 milyon PKK’liyi de dâhil ederseniz 7 milyon seçmene tekabül ediyor. Bunu aileleriyle birlikte ele aldığınızda 12 milyonluk muazzam bir kitleye tekabül ediyor. Yani 12 milyon insan, 7 milyon seçmen ve 80 milletvekili olan bir örgüte de terör örgütü diyorsunuz. Hani, şimdi neresinden toparlayalım? Yani aslında cevap vermeye bile değmez ama bu tarz mantık hataları içerisinde bile aslında kendi fikrinize hizmet etmiyorsunuz diyorum.

Diğer taraftan, bugün bir AKP’li milletvekili, buradan ismini zikretmeyeceğim, sosyal medyadan bir paylaşımda bulunmuş, yine aynı konuyla alakalı.

Sayın Başkan, toparlayabilir miyim? Ek süre…

BAŞKAN – Peki, toparlayın Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diyarbakır’da Sur için yapılan bir duyarlılık çağrısını, Eş Başkanımızın yaptığı bir duyarlılık çağrısını bir isyan çağrısı olarak nitelemiş ve “Dökülecek kandan Demirtaş sorumludur.” gibi bir şey ortaya atmış. Şimdi, o milletvekilini buradan bir kere kınıyorum. Eş Başkanımızın, kurumlarımızın yaptığı çağrı tamamen demokratik bir kitle eylemselliği çağrısıdır.

İkincisi: O etkinlikte kan döküleceğini nereden biliyor acaba? Böyle bir hazırlık mı var, böyle bir provokasyon hazırlığı mı var?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – 6-7 Ekimden olmasın Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yarın o demokratik etkinlikle ilgili bir tek damla kan dökülürse biz o zaman bu tarz verilere dayanarak AKP’nin bunu bilinçli bir provokasyon olarak planladığını ve hayata koyduğunu söyleme durumunda kalırız. Bu tarz paylaşımlara herkesin dikkat etmesi lazım.

Biz demokratik siyaset yapmak için buradayız. Demokratik etkinlikler için de bugüne kadar yaptığımız çağrıları ve burada yaptığımız çalışmaları yapmaya devam ediyoruz.

Teşekkür ederiz. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – 6-7 Ekim tarihlerindeki çağrı…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O da demokratik çağrıydı.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – 50 tane insan öldü. O da demokratik miydi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sizinkiler provoke etti. Biz araştıralım dedik, siz karşı çıktınız. Niye gelmediniz?

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Yarın yine kan akıtacaksınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Niye araştıralım deyince oy vermediniz? 10 defa önerge getirdik buraya.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Geliyor, getiriyorsunuz, yine kendi bildiğiniz gibi yapıyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Zaten demokrasi kendi bildiğimiz gibi yapmaktır ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Akçay, buyurun.

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, tabii, bizim konuşmacımızın konuşmasının bağlamı Sayın Baluken’in bahsettiği şekilde değil. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak daha önce de hangi partiye olursa olsun, oy verdiği partiyi tercihi nedeniyle bütün seçmenlere saygımız olduğunu, dolayısıyla HDP’ye oy veren seçmene de bu tercihi nedeniyle saygılı olduğumuzu birkaç defa deklare etmiş bir partiyiz. Dolayısıyla, seçmeni hiç karıştırmayalım konuya, bir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Seçilmeden gelmiyoruz ki, ne demek o ya?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İkincisi, Sayın Başkan, İç Tüzük 58’e göre söz vermek acaba doğru oldu mu, onu bir değerlendirirseniz sevinirim. Çünkü, yer alan bir beyanını, eğer Sayın Baluken kendisine ait bir beyanı düzeltmek isteseydi 58’e göre alacaktı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - 58’e göre de bugün alamaz.

BAŞKAN - Peki, orada bir düzeltme yapıyorum Sayın Akçay. Fakat, yani, İç Tüzük 58’e göre değil, Sayın Baluken 69’a göre söz istemiş, oradan kendisine söz hakkı verdim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yani, sorun yok, ona bir itirazımız yok.

BAŞKAN - Peki, peki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkürler, sağ olun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Çakır, buyurunuz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Kan dökmek, provokasyon, Sayın Baluken’in sözlerinde olduğu gibi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Yani, çok ayıp ediyorsun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sosyal medyaya girdiğimizde bir gayya kuyusuna giriyoruz. Ve Pandora’nın kutusu açılır o zaman. Gerçekte onlara ait midir, değil midir, kimdir, nedir bilmiyoruz. Bunları kürsüye taşımayı çok sağlıklı bulmuyorum. Eğer öyle olursa bunun önünü alamayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz Sayın Çakır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci söz, Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan’a aittir.

Sayın Altan Tan, süreniz on sekiz dakika. İki dakikanızı Filiz Hanım’a vermiştiniz.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) - Evet, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçenin bu faslında Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Anadolu Projesi, Doğu Karadeniz Projesi ve Konya Ovası bölümleriyle ilgili söz almış bulunuyorum. Ancak bu konuyla ilgili görüşlerimi sizlere arz etmeden önce, biraz önceki tartışmayla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

Biliyorsunuz, Muş Varto’da ölü yakalanan, yani, ele geçirilen bir kadın cesedi çırılçıplak teşhir edildi. O dönemdeki Muş Valisi bu konuyla ilgili bir soruşturma, araştırma başlattı ama maalesef Vali görevden alındı. Daha sonra, bu tip, benzer olaylar birkaç kez tekrarlandı.

Şimdi, keşke, işte “Bunu anlatacağınıza bir de teröristlerin yaptıklarından bahsedin.” diyen kişi Sayın Merve Kavakcı’nın kız kardeşi olmasaydı. Yani, bu Mecliste en büyük haksızlığa uğrayan geçmişteki milletvekili kardeşlerimizden birisi.

Değerli arkadaşlar, kim olursa olsun, önce yanlışa bir “Yanlış.” demek lazım. Bu, doğru bir hareket mi? Böyle bir şey herhangi bir dine, mezhebe, ideolojiye, fikre, siyasi düşünceye göre tasvip edilebilir mi? Bunun cevabı, tahmin ediyorum, vicdan sahibi herkes tarafından “Hayır, hayır, hayır.”dır. Bunu noktalıyorum.

Yine bu Güneydoğu Anadolu Projesi’ne başlamadan evvel, Sayın Bakan, hemşehrimiz, Cevdet Bey de burada, onu görünce bir şeyi de hatırlatmak istiyorum, ondan sonra konuya geçeceğim.

Şimdi, masalarımıza Rize, Erzurum, Artvin yaylalarıyla ilgili birer harita bırakılmış. Burada, yapılan çalışmalarla ilgili değişik bilgiler var ve Ovit Dağı Kış Turizm Merkezi ve Ovit Tüneli’yle de ilgili, Rize İkizdere ile Erzurum İspir arasındaki yolla alakalı da bir güzergâh var. Şimdi, Sayın Bakanım, bu Ovit Tüneli Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun tüneli; 14,7 kilometre. Gerekli miydi, değil miydi, oradan günde ne kadar araç geçecek, 1 katrilyon TL’nin üzerinde bir yatırım yapılıyor; bu başka bir tartışma.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Karadeniz’i GAP’a bağlıyor.

ALTAN TAN (Devamla) – Dün de bunu konuştuk ama ben Sayın Bakana şunu hatırlatıyorum: Bingöl Milletvekili, Diyarbakır Milletvekilliği de yaptı. Diyarbakır-Bingöl yolu Tapantepe denilen mevkide bir tünel meselesi var. Karayolları Diyarbakır Bölge Müdürlüğü 3 sefer “Buraya bir tünel yapılsın ve o şekilde geçilsin, hem güzergâh kısalacak yaklaşık 7-8 kilometre hem de kış şartlarında daha iyi bir geçiş olacak.” dedi ama maalesef üç yıldır bu sorun aşılamadı. Bunu söyleyip şimdi esas mevzuya geçiyorum, ilgilerini istirham ediyorum. Yani, hiç olmazsa 14,7 kilometre değil de 1,7 kilometre, Bingöl-Diyarbakır arasında da bitsin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Güneydoğu Anadolu Projesi yani kısaca GAP, eski Başbakan, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “GAP’ı gaptırmam.” dediği meşhur proje ve benim çocukluğumdan beri, gözümü açtığımdan beri duyduğum, işittiğim, dinlediğim bir proje. Peki, nedir bu? 22 tane hidroelektrik santral, 19 baraj, topluca, daha ufak tefek birimlerle beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yatırım projesi olarak takdim edilen proje. Burada şu an geldiğimiz noktada bir muhasebe yaparsak bize elli yıldır söylenilen şu: Bu Güneydoğu Anadolu Projesi biterse Güneydoğu Anadolu’nun -eski tabirle- makûs talihi yenilecek ve şu kadar kilovatsaat elektrik üretilecek, şu kadar milyon hektar, 1 milyon 800 bin hektar alan sulanacak -18 milyon dönüm, dekar- ve 3 milyon 800 bin kişiye iş imkânı sağlanacak. Bu, devletin bütün raporlarında böyle yani benim icat ettiğim, benim söylediğim bir rakam değil. Niye bunu söyleme ihtiyacı hissediyorum? Çünkü 3 milyon 800 bin kişi çok müthiş bir rakam. Normalde, 1 kişi, bölge şartlarında, eşi ve ortalama 3 çocuğuyla beraber 5 kişilik bir ailenin geçimini sağlayacak olursa bu yaklaşık 19-20 milyon nüfus demek ve 3 milyon 800 bin nüfusun içerisinde projeye sonradan eklenen Suruç yukarı sulama hattı da yok, bununla beraber 4 milyon kişi. Şimdi, 20 milyon kişiye iş imkânı olacak; bu, devletin bütün raporlarında var, çok güzel. Şu an bölgede yaşayan nüfus 8 milyon yani bu GAP denilen bölgenin içinde yer alan vilayetlerde bugün itibarıyla yaşayan nüfusun toplamı 8 milyon; bu, 20 milyona çıkacak yani bölgeye 12 milyonluk bir nüfusun daha gelmesi demek. Gerçekten heyecan verici bir proje.

Peki, bu elli yılın sonunda ne oldu? Geldiğimiz noktada, AK PARTİ’nin iktidara geldiği tarih itibarıyla bu barajların yüzde 80’e yakın bir kısmı bitmişti; Keban Barajı, Karakaya Barajı, Atatürk Barajı, böyle silsile hâlinde büyük barajlar ve onlarca da -işte, biraz evvel saydığım- hidroelektrik santral ve diğer yapılar. Bunların yüzde 80’e yakını bitmişti, barajların, su tutulmuş; mesela, Keban’da kırk sene evvel tutulmuş, yeni değil. Ama, sulama kanallarının maalesef o tarih itibarıyla ancak yüzde 14’ü bitirilebilmişti. Hükûmet, büyük bir özeleştiriyle, büyük bir açık yüreklilikle o tarih itibarıyla bunları anlattı kamuoyuna ve dedi ki: “Biz söz veriyoruz, bunlar en kısa zamanda bitirilecek. Döndük dolaştık, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla bu kanalların ancak –bendeki bilgilere göre eksik olabilir, fazla olabilir, devletten aldığım bilgiler bunlar, DSİ’den- yüzde 24’ü bitirilebildi ve daha hâlâ bu kanalların büyük bir kısmı bitirilemedi, sulama yapılamadı. Ama, yaklaşık kırk yıldır, hatta kırk yıldan fazla -işte Keban Barajı’nın ilk açıldığı tarihler, Süleyman Demirel’in ilk Başbakanlığı döneminde- elektrik üretimi devam ediyor, elektrik alınıyor ama tarlalara su -hâlâ genel bir ifadeyle- yüzde 75 verilemiyor ve şu ana kadar bu barajlara harcanan barajdan daha fazla bir miktar yani ekonomik değer olarak dolar bazında, euro bazında elde edilmiş bulunuyor. Peki, ne zaman bitecek bunlar? Niye bitmiyor? Bunları sorduğumuz vakit, yine bundan beş altı sene evvel, yeni bir hedef ortaya konuldu ve denildi ki: “Bu kanallar 2014 yılında bitecek.” “2014 yılında bitecek.” denilen kanallar, bugün 2016, daha hâlen -ben bölge milletvekillerimize de bakıyorum yani bir itiraz varsa buyurup söylesinler- Viranşehir-Derik arasında ana kanal bekliyor, bitirilemedi. Güvenlik gerekçeleri ortaya konuldu: “Efendim, şöyle oluyor, böyle oluyor.” Değerli arkadaşlar, dağ başında yapılan bu barajların tamamı peki nasıl bitti? Yani, dağdaki barajın bitmesine güvenlik sorunu engel olmadı da Urfa, Mardin, Diyarbakır ovalarındaki kanalların bitmesine niye güvenlik engel oldu? Dargeçit’e özel karakollar kuruldu, özel birlikler kuruldu, özel askerî güçler konuşlandırıldı ve o baraj, yüzde 90 oranında baraj gövdesi bitti. En zor şartlarda, yani bu itiraz edilen ve gerekçe gösterilen şartlar içinde yapıldı, hâlen de yapılıyor. Onun için, değerli arkadaşlar -burada defalarca bunu anlattım- bütün bir bölgeyi, ardından Türkiye'nin demokratik, demografik ve ekonomik yapısını, ardından bütün bir Yukarı Mezopotamya’yı, Suriye, Irak ovalarını ve siyasetini etkileyecek, nüfusu 8 milyondan 20 milyona çıkaracak bu proje, bana göre, kasıtlı derin güçler tarafından engelleniyor. İki sebep olabilir değerli arkadaşlar bununla ilgili, yani bu kastın ötesinde iki sebep olabilir. Birini anlattım, biri güvenlik, işte tekrar tekrar söyledim, bütün bu dağ başındaki barajların bile yüzde 85’i en kötü şartlarda, tırnak içinde, bitirildi.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Silvan Barajı...

ALTAN TAN (Devamla) – Yüzde 85 diyorum. Bakın “Silvan.” diyorsunuz, kabul, 15’in içine koyun Sayın Fakıbaba.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Niye bitirilmiyor!

ALTAN TAN (Devamla) – Bakın, burada gelip bunu sizin konuşmanız lazım. “Ey Hükûmet, arkadaşlar bunu yapın.” Yani itiraz sizden gelince ben daha da üzülüyorum, üzülüyorum.

Şimdi Urfa’da bir güvenlik sorunu var mı? Peki, Urfa’nın bütün tali kanalları niye bitmedi? Bakın ben de bölgeyi yani karış karış demeyeyim de adım adım biliyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Altan, Hilvan ilçesinde içme suyu yok.

ALTAN TAN (Devamla) – Evet, Mahmut Tanal Bey Hilvanlı.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Hilvan’ın içme suyunu yaptık, özel kaynak getirdik; haberin yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İçme suyu yok hâlâ.

ALTAN TAN (Devamla) – Suruçlu milletvekillerimiz var, çıkıp söylesinler.

İkinci sebep şimdi, değerli arkadaşlar, birinci sebebi geçelim, ikinci sebep, yani sebep olabilecek gerekçe nedir? Efendim “Devletin parası yok.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 8 kilometre Sayın Altan, 8 kilometre.

ALTAN TAN (Devamla) – Peki, devletin parası yoksa bugün üçüncü boğaz köprüsü rekor denilecek bir hızla devam ediyor ve üç günde 1 televizyonlarda Sayın Bakan çıkıyor, diyor ki: “Nisan ayında, mayıs ayında, haziran ayında, ağustos ayında bütün çevre yollarıyla beraber bitiriyoruz.” bir.

İki: Körfez Geçişi. Ben bir kontrol mühendisi gibi Bursa’ya ne kadar arabalı vapurla giderken -oradan -Darıca Topçular’da takip ediyorum- uçakla Diyarbakır’a giderken -haftada 2 sefer, giderken gelirken- kontrol ediyorum, bakıyorum böyle, ne oldu. Hızla gidiyor. Hayır, güzel, yani yanlış demiyoruz.

Üç: Üçüncü havaalanı, işte Avrupa’nın en büyük havaalanı; 1.800 kamyon çalışıyor, 180 kepçe ve ekskavatör çalışıyor. Rakam veriyorum. Kore’den, Çin’den o kamyonları kullanabilecek şoförler getirildi, özel eğitim almış şoförler getirildi. Peki, kardeşim, bu tünelleri, sulama tünellerini niye bitirmiyorsun? Çık, bir şey anlat! Sayın Bakanım da burada, çıksın, desin ki: “Para yok.” “12 milyar dolar.” lazım diyorlardı -bunlar kayıtlarda var- 12 milyar dolar. Peki, bu 12 milyar dolar yok mu Türkiye Cumhuriyeti’nde?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Altan Bey, terörün otuz beş yıldaki maliyeti 1,5 trilyon dolar. Bu, GAP’ı on kere bitirir, on kere bitirir.

ALTAN TAN (Devamla) – Değerli Kardeşim, tamam ama, ben affınıza sığınarak bir espri yapayım: Ben Şişhane’den bahsediyorum, siz Gümüşhane’den bahsediyorsunuz, başka bir şey söylüyorsunuz yani. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Yok, çok iyi örtüşüyor da size öyle geliyor.

ALTAN TAN (Devamla) – Bakın, bunları anlatıyorum ben; bakın, güvenliği de söylüyorum, parayı da söylüyorum, öbür yatırımları da anlatıyorum, bunların hepsini anlatıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cengiz’in silinen borçlarıyla olmuyor mu Altan Bey?

ALTAN TAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, biz tatminkâr bir cevap bekliyoruz, tatminkâr bir cevap. Bu devlet sadece Suriye’den gelen mülteci kardeşlerimize -kardeşlerimiz; Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Müslim’iyle, gayrimüslimiyle- 10 milyar dolar para harcadı yani bu devletin parası yoksa çıkıp onu da söyleyin, deyin ki: Vallahi, 12 milyar doları bulamadık, onun için bekliyoruz.” Biz, size nereden, nasıl bulabileceğinizi, onu da söyleyelim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu GAP meselesini bir kenara koyduktan sonra dönelim Doğu Anadolu Projesi’ne, Doğu Karadeniz Projesi’ne ve Konya Ovası’na. Yine bölgedeki barajlardan Konya Ovası’na su götürme projeleri vardı eski Adalet Partisi dönemlerinde. Bunların etütleri, fizibiliteleri; bin kilometreye yakın bir mesafede kanallarla Konya Ovası’na su götürülecek. Peki, bugüne kadar Konya Ovası’yla ilgili ne yapıldı? Karadeniz’in şu haritası verilmiş -çok güzel, renkli- bir saate yakındır bakıyorum. Benim de böyle harita merakım var -bütün dünya, Türkiye- yazıhanem, ev böyle haritalarla dolu. Peki, değerli arkadaşlar, Karadeniz’e bu kadar yatırım yapıldıysa… Son 31/12/2015 tarihi itibarıyla -Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi rakamları var, girin İnternet’e, önünüze gelecek- bütün Karadeniz göç veriyor. Rize dâhil, 2 Başbakan çıkardı, 1 Cumhurbaşkanı; Rize dâhil bütün Karadeniz illeri göç veriyor. Sadece Giresunlu olup da yani Giresun nüfusuna kayıtlı olup da İstanbul’da oturanların sayısı 495 bin, Ordu 490 bin, Sivas 730 bin, Kastamonu 540 bin. Peki, bu insanlar niye gidiyor bu kadar renkli, güzel projeler yapılıyorsa? Hâlen, Konya göç veriyor, bu kadar elektrikli trenler, sanayi, yatırım ve desteğe rağmen. Ve, yine, Urfa -Sayın Fakıbaba’yla beraber bunları konuşalım, karşılıklı- bölgenin en hızlı gelişen ili Gaziantep’le beraber, nüfus artışı ve doğum oranı en fazla olan, kısmen göçün durduğu ama yine, 31/12/2015 tarihi itibarıyla, Urfa’nın şu an, nüfusu 47 bin artmasına rağmen, eksi 10 bin göç oranı var yani aldığı göç, verdiği göç yine eksi 10 binde; bu 47 bini nüfus artış oranıyla sağlamış. Diyarbakır’da eksi göç 20 bin yine aynı tarihte; aldığı göç 36 bin, verdiği göç 56 bin. Gaziantep bile…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Adana da öyle, Adana da veriyor efendim.

ALTAN TAN (Devamla) - İşte, tek tek sayıyorum, istiyorsanız hepsini sayayım ezberimde olduğu kadar. Bir imtihan edersiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Tan, Urfa’da cezaevini artırıyorlar, genişletiyorlar kapasitesini!

ALTAN TAN (Devamla) – Ya, siz Urfa’da iman kuvvetiyle nüfusu artırıyorsunuz, yoksa göçte eksidesiniz.

Nüfus artışıyla oluyor bu, doğumla oluyor. Gaziantep bile şu an eksi göçte değerli arkadaşlar. Bölgenin en sanayileşmiş ili hâlen eksi göçte; yani verdiği göç aldığı göçten daha fazla, verdiği fazla.

Şimdi, bütün bunları niye anlatıyorum? Değerli arkadaşlar, Doğu Karadeniz de, Doğu Anadolu da, İç Anadolu da, Güneydoğu Anadolu Bölgesi de neticede doğru düzgün bir proje, doğru düzgün bir kalkınma bir hesap kitabıyla bir şekle sokulmak zorunda. Eğer bütün bu renkli, boyalı, cilalı program ve vaatlere rağmen hâlâ buralarda iş eksiye gidiyorsa demek ki doğru yapılmayan veya eksik yapılan -doğru yapılmayan dediğimiz vakit çok kızıyor arkadaşlarımız- bir şeyler var.

O zaman, ne yapmak lazım? Doğu Anadolu’yu fazla anlatmadım, Doğu Anadolu zaten çöktü. Yani Iğdır’dan başlayın, Kars, Ağrı, bütün bir Erzurum… Şu an Erzurum’un nüfusa kayıtlı olan nüfusundan fazla dışarıda Erzurumlu var, Sayın Erzurum Milletvekilimizin rakamları var.

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) – O şimdinin değil, bakın, şu an tersine göç başlıyor merak etmeyin.

ALTAN TAN (Devamla) – Yok, şu anki rakamları veriyorum size, 31/12/2015 rakamı, bunlar da TÜİK’in, Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları, daha yeni bir rakam da yok yani bugün gelen bir rakam yok.

Şimdi, konuyu toparlarsak değerli arkadaşlar, ciddi bir bölgesel kalkınmaya ihtiyaç var bütün bu bölgelerde. Bölgesel barışa ihtiyaç var. Dış politikanın çevrede, Irak’la, Suriye’yle, bütün ülkelerle doğru düzgün bir zemine oturtulma mecburiyeti var. Bakın, iktidara gelindiği vakit Suriye sınırındaki bütün mayınlar kalkacaktı, ne oldu? Şimdi, beton duvarlar örülüyor. Bizde bir kadının çocuğu küçük abdestini yapıyormuş -tırnak içinde anlatayım- diyorlar ki: “Bir muska yazan var, git düzeltsin.” Gidiyor, bir muska yazdırıyor sözde -bu uyduruk muskacılardan birisi- getiriyor, o muska takıldıktan sonra çocuk büyük abdestini de yapmaya başlıyor. Dönüyor, yalvarıyor, diyor ki: “Kurban olayım, bunu geriye döndür.” Ne olur, mayınları kaldırmadınız, bari bu demir perdeleri kaldırın, eskiye döndürün, razıyız.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kavakcı Kan.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sayın konuşmacı ismimi zikrederek -Merve Kavakcı’nın kardeşiyim- benden bahsetmiştir, müsaadenizle cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kavakcı Kan, isterseniz yerinizden mikrofonu açalım, cevap vereceksiniz çünkü sataşma değil aslında.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sitem, sitem. Sataşma ayrı bir şey, sitem ayrı bir şey.

BAŞKAN – Dolayısıyla, mikrofonu açalım, yerinizden cevap verin.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın konuşmacı “Keşke, Merve Kavakcı’nın kardeşi de burada ‘Teröristlerin yaptığına bir şeyler söyleyin.’ demeseydi.” dedi.

Sayın Kerestecioğlu konuşmalarında “Kadınlar, konuşmayın bari! Kadın bedeninin çıplak sergilenmesinden bahsediyorum.” dediklerinde, ben “Teröristlerin kadınlara yaptıklarından bahsedelim.” diye söylemiştim, bunun üzerine bu sözü ifade etmişti.

Burası kimsenin kimseye ders verme yeri değil. Yani “Konuşmayın bari!” diye tepeden inmeci, bir üniversite hocası edasıyla, bir oryantalist edayla kimsenin kimseye bu şekilde konuşma hakkı yok, öncelikle onu söyleyeyim.

İkinci olarak da ben de Diyarbakır’a gittim, ben de Şırnak’a gittim, ben de Fatma nineyi dinledim, orada farklı insanlarla konuştum ve teröristlerin yaptıklarını, kadınlara yaptıklarını dinledim. Onun için, tek taraflı olmamamız lazım. Kadın bedenini kim kullanıyorsa, kadınları kim kullanıyorsa, kadınlara kim eziyet ediyorsa onlara karşı toplu olarak bir duruş sergilememiz gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tan, buyurun.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, benim konuşmamda hiçbir sitem ve saygı dışı bir ifade yoktu.

Kayıtlara geçmesi itibarıyla söylüyorum, çırılçıplak soyulan ve teşhir edilen bu kadınlara yapılan muameleyi sayın konuşmacı onaylıyor mu, onaylamıyor mu? Aha, işte bu kadar, başka bir şey de söylemiyorum.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Biraz evvel söyledim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, İçişleri Bakanı bile soruşturma açtı, neyi savunuyorsun? Yani illaki bakan mı söyleyecek?

BAŞKAN – Sayın Kavakcı Kan, tamam, anlaşıldı.

Sayın Kerestecioğlu, sizin de sanırım bir söz talebiniz var, Sayın Erzurum Milletvekilinin bir söz talebi var, dinleyeceğim sizi.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şimdi, ben yukarıdan bir tavırla söylemedim. Yukarıdan bir tavır hiç bana göre bir şey değil. Asıl orada söz etmek istediğim şey, kadın dayanışmasıydı. Bari siz kadınlar bunu yapmayın yani beni bu sıralardan alkışlayan insanlar, onlara konuşmayın dediğim için alkışlamadılar. Kadın dayanışması gösterin, bari bir çıplak kadın bedeninin teşhirinden bahsederken kadınlar olarak siz buna destek verin ve karşı çıkmayın demek istedim. Ben bunun çok net anlaşıldığını düşünüyorum ama hâlâ da anlaşılmıyorsa yapabileceğim bir şey yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, Sayın Kerestecioğlu, anlaşıldı bence.

Sayın Ilıcalı, sizin neyle ilgili söz talebiniz var?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Efendim, bununla ilgili. Sayın Altan Tan’la aynı komisyondayız birbirimizi tanıyoruz. Ben orada GAP’la ilgili bir bağlantı yaparken terörle, maliyetle, anlayış kabiliyetimi küçültücü bir ifade kullandığı için orada incindim ve açıklama yapmak istiyorum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Burada sana sataşma yok, bir şey yok, hiçbir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı, sataşma yok ama lütfen.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ama Sayın Bakanımız…

Şunu sadece söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, kayıtlara geçsin.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Yani ben sadece şunu söyleyeyim: Burada bütçe görüşüyoruz, devletin gelirleri var, giderleri var, bunlara göre yatırım bütçesi oluşuyor. Otuz beş yılı geçen -o oturumda da Sayın Başbakan Yardımcımız Numan Bey açıkladı- terörün maliyeti 1,5 trilyon dolar. Bu maliyet, GAP’ın maliyetiyle karşılaştırıldığında kaç tane GAP, kaç tane DAP yapardı, bunu dedim, başka yere çekip anlayışımın sanki zayıf olduğu iması oluştu, bunu sayenizde düzelttim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Ilıcalı.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Van Milletvekili Sayın Bedia Özgökçe Ertan.

Sayın Ertan, sizin süreniz yirmi dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizi dinleyen, izleyen değerli halkımız; başlarken, bu ülkede adaletin, insan onuru ve hukukun üstünlüğü esas alınarak tesisini diliyor, hukukun uygulanmasının kişiler için değil, kişilerin hizmetinde değil, tüm insanlık için, adil ve eşit yaşam için herkesin uyması ve saygı göstermesi gereken bir üst yapı olduğunu hatırlatarak başlamak istiyorum. Bütçenin adaletin tecellisi için sadece araçlardan biri olduğunu unutmamak gerekir. Esas olan, bu ülkede hukukun üstünlüğünün korunmasıdır.

Adalet Bakanlığı bütçesinin mali tablosuna bakıldığında, adalet harcamalarının ve kaynaklarda artışın olduğunu söylemek mümkün ancak yeterli değil. Bu gerçek, uluslararası rapor ve araştırmalarda sıklıkla karşımıza çıkıyor. Özellikle, her 100 bin kişiye düşen hâkim ve savcı sayısı Avrupa ortalamasının oldukça altındadır. Bu nedenle, mahkemelere ödenek artırımı yapılması ve daha fazla hâkim, savcı istihdam edilmesi için çalışma yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye yargısının uzun zamandır devam eden en önemli problemlerinden biri ve hatta yargılama sorunlarının merkezindeki problem, yargılama sürecinin uzunluğudur. Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna sadece bu sebeple Ekim 2014’ten beri 7 binin üzerinde şikâyet başvurusu yapılmış durumda. Bildiğiniz gibi, tutuklama tedbiri en son başvurulması gereken bir tedbir iken, Türkiye’de ilk başta uygulanan yöntemdir.

Bugün itibarıyla yani 1 Mart 2016 itibarıyla tutuklu sayısı 26.426 ve ceza infaz kurumlarında tutulan mevcutlu sayısı 179.044’tür. Bu sayılara en son 8 Şubatta, komisyon çalışması sırasında bakmıştık, o zaman sayı 176 bindi. Bakın, daha bir ay bile olmamışken 3 bin kişi artmış durumda.

Tutuklama ise bir kişiyi özgürlüğünden mahrum etmeyi haklı kılacak temellerden ve delillerden yoksun olan gerekçelerle veriliyor ne yazık ki.

Uzun yargılama süresinin bir diğer nedeni, mahkemelerin iş yükünün fazla olması; öte yandan, hâlihazırda çalışan hâkim, savcı ve personel sayısının yetersiz olması geliyor. Böyle olunca da dosyalar birikmeye, davaların görülme süresi uzamaya ve tutukluluk hâli de bir cezaya dönüşmüş oluyor.

Bunun dışında, hâkim, savcı ve personelin eğitim düzeyinin yetersiz olması, ara buluculuk, uzlaşma, tahkim gibi alternatif çözüm yollarının etkin kullanılmaması ve yine, hâkim savcılıkta uzmanlaşmanın bulunmaması tutukluluk hâllerini uzatan diğer sebeplerdir.

Bu, çoğu yapısal faktörler yine yapısal çözümlerle giderilebilir durumdadır. Örneğin, bilirkişi sisteminin gözden geçirilmesi, kamu hizmeti cezalarının etkin olarak kullanılması ve denetimli serbestlik uygulamasının teknolojik imkânlar da dâhil edilerek kapsamının genişletilmesi olarak sayabiliriz.

Türkiye adalet sistemine dair bir diğer önemli sorun cezasızlık sorunudur. Cezasızlık, âdeta bir politika ve kültür hâline gelmiştir. Yargı sisteminde cezasızlık politikası aynı zamanda sistematik de olduğundan Türkiye yargısının bağımsız, hukuka uygun olduğunu söylemek de neredeyse imkânsızdır. Özellikle kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti davalarında sıklıkla işleme konulan cezasızlık politikası şiddeti ve cinayetleri önlemeyen, bilakis artıran ve özendiren bir hâl almış durumdadır. Şiddeti ve cinayetleri önlemeye dönük onlarca yasamız ve uluslararası sözleşme olmasına rağmen uygulama yasalara aykırı, uygulama mantalitesi erkeği koruyan tarzdadır.

Bir diğer cezasızlık alanı da özellikle 1990’larda Kürt coğrafyasında ağır hak ihlalleriyle insanlığa karşı suçlarla kendini göstermiştir. Yıllarca insan hakları savunucularının uğraşları sonucu davası ancak açılan davalarda bir bir beraat kararları veriliyor. 1992-1994 yıllarında İlçe Jandarma Komutanı olarak görev yaptığı Mardin Derik ilçesinde 13 sivilin yargısız infazla öldürülmesi ve kaybedilmesiyle suçlanan Musa Çitil hakkında 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenmesine rağmen Mayıs 2015’te beraat etti. Bir diğer dava, Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Görümlü’de 6 köylünün kaybedilmesiyle ilgili suçlanan davada Mete Sayar yine temmuz ayında beraat etti. Yine, 1993-1995 yılları arasında Şırnak’ta 21 sivilin öldürülmesi ve kaybedilmesi suçlarıyla yargılanan ve hakkında 5 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen Jandarma Kıdemli Albay Cemal Temizöz kasım ayında beraat etti. Ve en son, bugün 1 Mart 2016 tarihinde Vartinis’te yirmi iki yıl önce 7 çocuk, 1 hamile kadın ve 1 koca evde kilitlenip diri diri yakıldıktan sonra açılan dava bugün itibarıyla sanıklar hakkında beraat kararı verilmesiyle sanıklar, katiller aklanmış durumdadır.

İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda komutanların özellikle Dolmabahçe mutabakatından sonra teker teker beraat ettirilmesi, Sayın Davutoğlu’nun Van’ın orta yerinde beyaz Toroslar dönemine geri dönülmesi tehdidinin zaten devrede olduğunu ve bugün de bunun işletildiğini açıkça gösteriyor. Bugün bu kararın verilmesi hiç tesadüf değil. Bugün Sayın Davutoğlu’nun o sözlerini çok daha iyi anlıyoruz. Daha iki gün önce, Millî Savunma Bakanlığının Adalet Bakanlığına hazırlayıp sunduğu taslağın içeriğini okuduğumda bir kere daha anladım ki, doğu ve güneydoğuda yani bugün, güvenlik güçlerinin suç işlediği Kürt illerinde askerler her istediğini yapabilecek, yargılanmaları ise mümkün olamayacaktır. Bugün o illerde istediği gibi suç işleyen silahlı güçlerin, bir cesaretle, yargılanmama, soruşturulmama cesaretiyle açıktır ki, cezasızlık vaadiyle suç işlediklerini görüyoruz. Söz konusu taslakla, işlenen suçların bir zırha dönüştürüleceği anlaşılıyor. Bu suçları soruşturmanın önündeki en büyük bariyer bizatihi yasanın kendisiyle, yasal düzenlemeyle getirilmek isteniyor. Bunun anlamı, silahlı güçlere “Siz istediğinizi yapın, ben sizi koruyacağım, soruşturulmasına izin vermeyeceğim, arkanızda ben varım.” demiş oluyorsunuz. “İstediğiniz gibi öldürün, topla tüfekle öldürün, kafalarına sıkın, diri diri yakın, kan kaybından ölsün gençler, çocuklar, kadınlar; siz öldürün yeter ki, ben arkanızdayım.” demiş olacaksınız. “Cenazeleri parçalayın, öyle ki cenazenin bir parçası Urfa’dan bir parçası Mardin’den çıksın. Cenazeleri çıplak soyun, teşhir edin, arkanızda ben varım.” demiş oluyorsunuz. Vartinis vakasında bugün beraat kararı verilmesinin motivasyonu işte anlaşılmış durumda. Cinayetleri hem koruyor hem de ilerisi için soruşturulmama garantisi verilmiş oluyor. Bu hâliyle, karşı duran, muhalif olan herkese karşı işlenen suçları yasa yoluyla sistematik hâle getirmiş olacaksınız. 1990’lı yıllarda uygulanan buydu, şimdi de uygulamayı yasal düzenlemelerle koruyacak duruma getirmek istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bunun adı asla hukuk değil, asla hukuk devletinde güven içinde yaşıyoruz demek değil; bunu anlamak ve görmek gerekiyor.

Yeri gelmişken hatırlatayım ki, barışın elçisi Sayın Tahir Elçi’nin tüm dünyanın gözü önünde katliyle ilgili soruşturmada aylardır tek bir ilerlemenin olmaması şu an için etkili soruşturma yapılmadığını gösteriyor. Bu demektir ki burada katiller korunuyor ve katiller korunuyorsa bu dosyanın da cezasızlıkla sonuçlanacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

Bir diğer cezasızlık alanı da partimiz HDP’nin seçim kampanyaları süresince uğradığı saldırılar karşısındaki cezasızlık problemidir. Oradaki soruşturmadaki isteksizlik zaten göze çarpıyordu. Üç buçuk ay boyunca seçim çalışmalarımıza karşı 122 saldırı oldu. Seçim bürolarımız yakıldı, yağmalandı, bombalandı, Diyarbakır’ın orta yerinde mitingimiz bombalandı, insanlar hayatlarını kaybettiler, yaralandılar. Bu suçlarla ilgili etkili soruşturma yapılmadı.

Sayın Bakan Komisyon çalışması sırasında oradaki soruşturmalarla ilgili “Hâkimler takdir haklarını kullandılar.” demişti ama Sayın Bakan, olaya genel perspektiften bakmak zorundasınız. Partimize yönelik saldırıların sistematik bir yanı vardı ve bütün yurtta eş zamanlı olarak başlatılan saldırıların arkasındaki kumanda merkezine hiç dokunulmadı, oraya dokunmak bile istemediniz. Saldırıyı gerçekleştirenlere ödül gibi cezalar verilerek cesaretlendirmiş oldunuz. Öte yandan, partimizde çalışan yönetici, gönüllü, eş başkanlar hakkında yüzlerce gözaltı ve tutuklama kararları çıktı.

Değerli milletvekilleri, Adalet Bakanı yine Komisyon toplantısında AİHM’deki davaların, başvuruların ve Türkiye aleyhine kararların azaldığıyla övünmüştür ancak Sayın Bakan, bu bilgi yanlış, zira 28 Ocak 2016’da yayınlanan 2015 yılı AİHM başvuru ve karar istatistikleri bu durumun tam aksini söylüyor. Yıllık rapora göre, mahkemede bekleyen başvuruların 8.450’si Türkiye’ye ait. Türkiye, bu sayıyla Ukrayna ve Rusya’dan sonra geliyor. 2015 yılında, Türkiye, hakkında en çok karar açıklanan 2’nci ülke oldu. AİHM’in açıkladığı 823 kararın 116’sı Rusya, 87’si Türkiye’ye ait. Türkiye’ye dair açıklanan bu 87 kararın 79’unda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en az bir maddesinin ihlal edildiği belirlenmiştir. Türkiye, 2015 yılında en çok adil yargılanma hakkını ihlal etmekten ceza aldı ayrıca, Avrupa Konseyi üyesi 47 ülke arasında hakkında mahkemenin en fazla ifade özgürlüğü ihlaline hükmettiği ülke oldu. Bu ihlal karnesiyse Türkiye, AİHM’e giden başvuru sayısını azaltmak için başlattığı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun, ne başvuruları ne de ihlalleri azaltmakta çok da etkili olmadığını ispatlamış oldu. AİHM’e başvuru sayısının bu kadar yüksek olması ne kadar sorunluysa AİHM kararlarının uygulanmaması da başka bir sorun alanıdır. Cizre’de yaralanan yurttaşlarımızla ilgili tedbir kararlarının hayata geçirilmemesi ve hafif yaralı olanların dahi yaşamlarını yitirmesi Türkiye’nin uluslararası sözleşmeleri âdeta askıya aldığının en son örneğidir.

Değerli milletvekilleri, ifade özgürlüğü alanında birkaç cümle etmemiz gerekiyor. İfade özgürlüğünü sekteye uğratan olgulardan biri olan gazetecilere verilen hapis cezalarında âdeta bir rekor var. Köşe yazarları makaleleri ya da sosyal medya paylaşımları nedeniyle hapis cezası almış ya da tutuklanmıştır. Hükûmet üyeleri her ne kadar “Gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklanan gazeteci yoktur.” şeklinde bir iddia ileri sürse de, özellikle Can Dündar ve Erdem Gül vakasında -tabii herkes de bunun nasıl olduğunu biliyor- neyse ki Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla bu yanlıştan dönülmüş oldu. Tabii, bu karar güzel ama hâlâ Türkiye’de basın özgürlüğü olduğu anlamına gelmiyor.

Kürtlerin yaşadıklarını haber yapmaya çalışan gazeteciler sokağa çıkma yasaklarının ilk gününden beri bölgede canı pahasına gerçekleri yansıtmak için çalışıyor. Bu çalışmalarının karşılığını kelepçeyle gözaltına alınma ya da tutuklanma olarak algılıyorlar. Hepinizin bildiği gibi, Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği kararın hemen ertesi günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının TÜRKSAT’a gönderdiği hiçbir bağlayıcılığı olmayan ve dilekçe niteliğindeki yazı sonucu IMC TV karartılmıştır. Bu sansür, basın özgürlüğünün yanı sıra halkın haber alma özgürlüğü ile hakikati bilme hakkının da gasbı niteliğindedir.

Bir diğer önemli konu da çocuk adalet sistemi konusudur. Türkiye’de çocuk adalet sistemi ne yazık ki çocukların korunması ve desteklenmesini temel alan bir nitelikten uzaktır. Bu husus hak savunucularınca da sıklıkla dile getiriliyor ve çözüm önerileri sıralanıyor. İstatistiklere göre, 2015 sonunda hapis durumda olan 2.374 çocuğun 1.705’i tutukludur, yani yüzde 71’i tutukludur. Bu veriyi nasıl okuyalım? Cezaevi koşulları büyükler için bile oldukça ihlal barındırmaktayken çocukları koruduğunu ve desteklediği kim iddia edebilir? Çocuklar önleyici hizmetlerden faydalanamıyor, son çare olması gereken özgürlüğünden mahrum bırakmaya öncelikli olarak başvuruluyor. 2015 AB İlerleme Raporu’nda da çocuk adalet sisteminin yetersizliğine dikkat çekilmiştir. Çocuk mahkemeleri tüm illerde kurulmadığı için bu illerde çocuklar yetişkin mahkemelerinde yargılanmıştır. Rapora göre, 2014-2015 dönemindeki protestolarda yaklaşık 300 çocuk yakalanmış, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi terör suçlamasıyla yargılanmakta ve uzun tutukluluk sürelerine maruz kalmaktadır.

Çocuk hakları savunucuları her fırsatta çocuk cezaevlerinin kapatılması talebini yenilerken, Adalet Bakanlığının Komisyondaki sunuşunda, çocuk ceza infaz kurumlarının yapımına hız verildiğinin belirtilmesini büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum. Çocukları ve gençleri cezalandırmak yerine onları koruyacak bir adalet sisteminin inşası elzemdir. Sonuç olarak, çocukların tutuklanması ve cezalandırılmasına alternatif kurumların yeterli düzeyde ve tüm illeri kapsayacak şekilde oluşturulması için yeterli kaynak ayrılmalıdır.

Cezaevleri ne çocuklar ne de hastalar için uygun olmamakla birlikte, içindeki nüfusu topluma kazandırmak konusunda da maalesef yetersizdir. Mahpusların toplumsallaşmasının ve cezaevinden sonra sosyal hayata uyum sağlayabilmelerinin en önemli ayağı meslek edindirme programlarıdır. Tutuklu ve hükümlülere özellikle hapishaneden çıktıktan sonra bir meslekte kullanabileceği ve piyasa karşılığı olan becerilerin kazandırılması gerekir. Bu becerileri geliştirebilecekleri eğitim ve faaliyetler için ihtiyaç olan kaynakları ayırmak da devletin bir yükümlülüğüdür. Maalesef devlet, bu mahpuslara ilişkin bu yükümlülüğü de şarta bağlamış ve iyi hâlli olmayan mahpusları bu imkânlardan, bu haktan mahrum bırakmaktadır. Cezaevlerinde açılan meslek edindirme kurslarının rehabilitasyon ve toplumsallaştırma amacında olabilmesi için iyi hâl şartı aranmaksızın bütün mahpusları kapsaması gerekiyor.

İyi hâl şartını karşılayan mahpuslar ceza infaz kurumları bünyesinde açılan iş yurtlarında veya özel sektörle yapılan anlaşmalar kapsamında günlük ücretler karşılığında çalışabiliyorlar. Bu, olumlu bir adım olmakla birlikte verilen günlük ücret çok düşük olduğu için hapishanelerde kurulan bu iş ilişkisi âdeta emek sömürüsüne dönüşmüş durumdadır. Şöyle ki, ceza infaz kurumları, Tutukevleri ve İş Yurtları Kurumunun sağladığı bilgilere göre 2014 yılında çırak, kalfa ve ustalara sırasıyla 7 lira, 7,5 lira ve 8 lira gündelik ödenmiştir; bu da iş yurtlarında çalışanların emeklerinin karşılığını alamadığını göstermektedir.

Kurumun Faaliyet Raporu’na göre giderlerinin yarısından fazlasını yargı teşkilatı binaları ve tesislerin bakımı, onarımı, yenilenmesi, yapımı ve tefrişi için harcamaktadırlar. Ceza infaz kurumları ile adliyelerin inşaatına bu denli yüksek bütçe ayrılmasının kurumun esas amacı olan tutuklu ve hükümlülerin meslek edinme ve sosyalleşmesini olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz.

Değerli milletvekilleri, konuşmam boyunca saydığım her husus Türkiye’de yargının bağımsız olmadığının bir göstergesidir. Ülkede adaleti tesis etmesi gereken kişi ve kurumlar verdikleri kararlarla siyasi baskı altında kaldıklarını açıkça ortaya koymuşlardır. Uluslararası Adalet Projesi’nin haziran ayında yayımladığı Hukukun Üstünlüğü Endeksi de bu görüşlerimizi ispat eder niteliktedir. Bu endekse göre, Türkiye, hukukun üstünlüğü alanında 102 ülke arasında 80’inci sırada yer alıyor. Özellikle devlet gücünün denetimi başlığında ülkenin hâli içler acısıdır. Yasama ve yargının tayin ettiği sınır, bağımsız denetim, sivil toplum denetimi, görevi kötüye kullanmaya yönelik yaptırımlar gibi kategorilerden oluşan bu başlıkta 95’inci sıraya gerilemişiz. Aynı endekse göre temel haklar alanında da 96’ncı sırada yer alıyoruz. Bu kötü karne Türkiye'de adaletin tesis edilmediğini, kuvvetler ayrılığı ilkesinin göz ardı edildiğini, kısaca Adalet Bakanlığının görevini layıkıyla yapmadığını ve ayrılan kaynakları etkin kullanmadığını göstermiştir. Bu bütçeye bizler karşı çıkıyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgökçe Ertan.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına son konuşmacı Bitlis Milletvekili Sayın Mizgin Irgat.

Sayın Irgat, süreniz yirmi dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizi izleyen değerli vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Evet, sabahtan itibaren aslında iktidar partisi ve muhalefet partilerinin çokça tartıştığı, çok önemli bir başlığı konuşuyoruz, Adalet Bakanlığının bütçesi; Türkiye Adalet Akademisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, ceza ve infaz kurumları ile tutukevleri hakkında ben de partim adına konuşma yapacağım.

Fakat konuşmama geçmeden önce, bu sabah saat beş buçukta yani sabahın en erkeninde, vekili olduğum Bitlis Norşin ilçesinde, eş başkanımızın da içinde olduğu 5 partili kişinin gözaltına alındığı, gözaltına alınırken de, sadece gözaltına alınmadığı, evlerinin tarumar edildiği, en kutsal kitap Kur’an-ı Kerim’in dahi yerlere atıldığı, çocuklara hakaret edildiği ve apar topar Bitlis iline götürülerek gözaltına alındığı haberini aldım ve bu haberle birlikte Genel Kurula bu şekilde geldim.

Yani aslında “Darbeler dönemi geride kaldı.” diyoruz ya, hiçbir şey geride kalmadı. Darbeler dönemi AKP iktidarıyla devam ediyor. Polis, yargı, artı AKP iktidarı, geçmişten devraldığı sistematik işkence, adil yargılanma hakkının ihlali, temel hak ve hürriyetlerin askıya alınması suretiyle uygulamaları bir kat daha artırmış ve bu anlamda aslında dile getirdiği programın da, Davutoğlu’nun da dile getirdiği hiçbir programın coğrafyamızda, özellik Kürt coğrafyasında hiç de uygulanmadığına şahit olduk.

Yani ben konuşmaları dinlerken, sanki adalete ilişkin tüm sorunlarımız halledilmiş, cezaevleri boşaltılmış, tecrit ortadan kalkmış, bağımsız hâkim ve savcılar görev başındalar gibi bir hissiyat uyandırılmaya çalışılıyor. Oysa öyle bir şey yok. Ne bağımsız hâkim, savcılar var iş başında ne tecrit ortadan kalkmış durumda ne de temel hak ve özgürlükler şu anda hakkıyla uygulanmış durumda.

Evet, partimiz HDP’ye, üyelerimize ve partimize dönük, 7 Hazirandan sonra -sistematik bir şekilde- ve öncesinden de devam eden şiddet politikalarından hiç hız kesilmemiştir ve hiçbir kesintiye uğramamıştır. Bu anlamıyla Bitlis’te 2 vekiliyle iktidar olan partimiz HDP’nin çalışmaları sekteye uğratılmakta, özellikle üyeler ve başkanlarımız üzerinden HDP saldırıya uğratılmaktadır.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanının bir açıklaması vardı, hepimizin dehşetle izlediği: “Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım ama tanımam, saygı da duymam.” Şimdi, ben buna çok şaşırmadım, en çok Adalet Bakanımıza şaşırdım. Kendisi de aynı şeyi söyledi.

Bekir Bey, siz bir hukukçusunuz. Sizin herhangi bir siyasetçi ya da diğer siyasetçiler gibi yorum yapma hakkınız yok. Sizin kararlara hukuk penceresinden bakmanız ve bu anlamda tarafsızlığınızı ve hukuka olan bağlılığınızı her cümlenizde ifade etmeniz gerekir.

Yine, bütçe görüşmelerinde, 15 Şubatta size sorulan bir soru var, tutanaklarda mevcut. Bizim milletvekillerimizin, başvurularımızın kabul görmediği yani aylardır hiçbir milletvekilimizin hiçbir cezaevine gidemediği noktasındaki eleştirisine siz bir itirafla cevap verdiniz, dediniz ki: “Evet, 40’ıncı madde gereği, söz konusu görüşmelere ben izin vermiyorum.” Hayır, söz konusu yönetmelik size böyle bir hakkı tanımıyor Sayın Adalet Bakanı. Dolayısıyla da biz bu tutumunuzun derhâl, ivedilikle değişmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu konuya girmişken İmralı tecrit sisteminden de bahsetmek gerekiyor çünkü orada da bilerek ve isteyerek görüştürülme yapılmıyor. 27 Temmuz 2011 tarihinden itibaren Sayın Abdullah Öcalan’ın hiçbir avukatı kendisiyle görüşme gerçekleştirememiştir. Hakeza, kendisiyle daha önce görüşen heyetimiz ve ailesi kendisiyle görüşmeyi gerçekleştirememektedir. Size soruyoruz: Sayın Öcalan yaşıyor mu? Yaşıyorsa bizler ziyaretine neden gidemiyoruz? “Koster bozuk.” bahanesiyle siz, bu görüşmelerin siyaseten verildiği noktasındaki eleştiriden kurtulamayacaksınız. Burada bir karar var elimde. Öcalan kararı, Hükûmetin görüşmeleri sağlaması, görüşme sağlarken elindeki araç ve gereçlerini buna uygun hâle getirmesi noktasına işaret eder. Dolayısıyla da koster bozuksa gemi getireceksiniz, gemi bozuksa helikopter hazır edeceksiniz ama kendisinin avukatları ve ailesiyle görüşmesine engel olamazsınız. Dolayısıyla da burada çok ciddi hak ihlalleri söz konusudur.

Biz İmralı Cezaevinin sıradan bir cezaevi olmadığını zaten biliyoruz. İmralı Cezaevi, Sayın Öcalan’ın on bir yıl boyunca tek başına tutulduğu ada hapishanesinde düşman hukukuyla yönetilen ve statüsüz bir noktada, uzun süredir aslında tartışmalara konu olan bir yer. Ardından, AİHM kararları, CPT raporları doğrultusunda kendisinin yanına 5 kişi götürülmek suretiyle söz konusu tecrit geri alınmaya çalışıldı. Fakat giden 5 kişi de İmralı Cezaevinin aynı tecridine tabi oldu. Çünkü onların da görüşmelerinde, avukat görüşmesinde bir yetkili vardı. Hukukçular çok iyi bilir, müvekkil-avukat görüşmesi hiç kimsenin duymayacağı, dinlemeyeceği bağımsız bir yerde gerçekleşir ama Sayın Öcalan’ın görüşmelerinin tamamında bir görevli hazır bulunduruldu ve yanına giden 5 kişide, aynı şekilde bütün görüşmeler tutanak altına alındı ve bunun adına da “avukat ve müvekkil görüşmesi” denildi. Dolayısıyla, İmralı’da yaşanan hukuk başka hukuk, bizim kitaplarda okuduğumuz hukuk başka hukuk. Dolayısıyla da biz şu anda Türkiye’nin genelinde F tipi, M tipi, L tipi, hangi tip derseniz deyin ve İmralı Cezaevi dâhil olmak üzere, hepsinin bir bütünel gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İmralı Cezaevinin acilen kapatılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü söz konusu ada, bahsedilen ve Türkiye’nin imzacı olduğu sözleşmelerin tamamına aykırılık teşkil etmektedir.

Dolayısıyla da orada, yanına CPT raporları sonucu gönderilen 2 mahpus vardı; Nasrullah Kuran, Çetin Arkaş. Kendilerinin, kısa bir süre önce, gece yarısı, apar topar, haber verilmeksizin, şiirlerini, defterlerini yanına almaksızın Silivri Cezaevine sürgünleri gerçekleşti. Bu konudaki yasa metinleri açık; imzacı olduğumuz, sözleşmeci olduğumuz maddelere baktığımızda, sürgünün bir insan hakkı ihlali olduğu açıkça tespit edilmiştir. “Mahpus da olsa, tutuklu da olsa ailesine haber verir, bu anlamıyla, makul bir süre tanıyarak kişinin naklini gerçekleştirirsiniz.” der uluslararası yasalar ve bizim yasalarımız. Ama Nasrullah ve Çetin gecenin bir yarısı -çünkü İmralı’da tutuluyor, onlara her şey mübah- sabaha karşı Silivri Cezaevine getirildiler ve bitmedi, şu an Silivri Cezaevinde İmralı sistemi uygulanmakta yani kendileri, avukatlarına “İmralı” cümlesi kullandığı anda oradaki görevli “Görüşme bitmiştir, görüşmeye devam edemezsiniz.” uyarısı yapıp görüşmeyi sonlandırmaktadır. Sayın Bakanın, dolayısıyla da bütün vekillerimizin ve tüm Türkiye’nin bu haksız uygulamaları çok iyi bilmesi ve dinlemesi gerekmektedir. Dolayısıyla da biz buradan, tekrar, söz konusu cezaevlerinin gözden geçirilmesini ve bu haksız, hukuksuz uygulamaların bir an önce bitmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın Öcalan kendi görüşleriyle, barışa verdiği payeyle ve kendi manifestosuyla, şu anda tartıştığımız ve günler boyunca da tartışacağımız Kürt sorununun çözümü noktasında çok önemli bir aktördür. İmralı Adası’nda başlatılan müzakere çalışmalarının yeniden devreye girmesi ve bu anlamıyla sorunun barışçıl temelde çözümü noktasında tarafların, otoritelerin devreye girmesi gerekmektedir diye düşünüyorum.

Şimdi, bizim en önemli sorunumuz aslında kuvvetler ayrılığı. Kuvvetler ayrılığı teorisinin ardındaki dürtü, John Locke ve Montesquieu’dan bu yana hep, devlet yönetme gücünün tamamının bir kişi veya bir grup kişi elinde toplanmasının mutlakiyete yol açma korkusundan gelmektedir. Dolayısıyla, bugün çokça tartıştığımız, ileride belki biraz daha tartışacağımız kuvvetler ayrılığı noktasında bence Türkiye adalet sisteminin yeniden kendini gözden geçirmesi gerekmektedir.

Bugün Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara verilen tepkinin gerekçesi nedir? “Ben bu hukuku, bu kararı tanımıyorum.” refleksinin arkasında olan şey “Kuvvetler ayrılığını tanımıyorum.” demektir aslında yani mutlakiyet rejimini savunmaktır aslında.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Var yani değil mi, kuvvetler ayrılığı var?

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bizler Anayasa Mahkemesinin bu kararını eleştirirken bir gün sonra açıklanan bir karar var, Roboski kararı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Esasa ilişkin konuştu, esasa.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bitiriyorum, zamanıma müdahale etmeyin.

Roboski kararı, yarısının çocuk olduğu 34 kişinin 2011 yılında F16 uçaklarıyla paramparça edildiği bir dava. O görüntü hepimizin gözünün önünde, katırlarıyla birlikte teşhis edilemez durumda olan o cesetler. Ne dedi Anayasa Mahkemesi? Reddetti. “Bu kararı da tanımıyorum.” diyecek misiniz? “Bu karar da yerinde değil.” diyecek misiniz? Hakeza, sokağa çıkma yasakları. Tedbir talepleriyle yapılan hiçbir başvuru kabul edilmedi.

Sokağa çıkma yasaklarının gerekçesine baktığımızda ise, hiçbir hukuki dayanağı olmayan… Çünkü, Anayasa’nın 13’üncü maddesi bunu ortadan kaldırır. Sadece ve sadece bir idari kararla alınan söz konusu kararlardan dolayı burada günlerce tartıştık. Fotoğraflarını gösterdik, oranın sembolü Taybet ananın günlerce sokak ortasında kalan bedeninin teşhir edildiği ve hakeza, Cizre’de, Varto’da bu savaşın kadın bedeni boyutundan nerelere ulaştırıldığı, çocuk, yaşam hakkı, sağlık hakkı, seyahat hakkı, aklınıza gelen tüm hakların altüst edildiği sokağa çıkma yasaklarına dair Anayasa Mahkemesinin ret kararına hiç kimse hiçbir şey demedi. Yani, demek ki doğru bir karar verdi, demek ki bu kararı tanıyorsunuz, demek ki bu karar yerinde bir karar, hukuka uygun bir karar.

Dolayısıyla da biz ayrımcı politikaların Adalet Bakanlığı politikalarından da çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrımcılık bir insanlık suçudur, nerede olursa olsun -eğitimde, sağlıkta, adalette, Mecliste- ayrımcılık yapmak bir suçtur. Dolayısıyla burada söz konusu kararlara karşı eleştirilerimizi yaparken hukuk ve adalete bağlılıktan, hakkaniyete bağlılıktan ödün vermememiz gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, Türkiye Adalet Akademisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ilişkin bir şeyler söylemek istiyorum. Türkiye Adalet Akademisi Avrupa Birliğine uyum sürecinde adalet alanında eğitim, araştırma görevlerini yürütmek üzere hâkim ve savcı adaylarını eğitmek, yetiştirmek, entelektüel bilgi, hukuki bilgi alanında dağarcıklarını açmak ve bu anlamda onları mesleğe hazır hâle getirmek üzere kurulmuş bir akademi. Ama akademiye net bir şekilde baktığımızda, çalışma programına baktığımızda aslında hiç de öyle şeyler yapmadığını çok net görürüz. Orada yetiştirilen hâkim ve savcıların iktidarın politikalarına, reflekslerine, duruşuna uygun bir tarzda yetiştirildiğini, reflekslerinin ona göre uygulandığını ve bu anlamıyla bir çalışma yürütüldüğünü çok net bir şekilde göreceğiz. Dolayısıyla da Türkiye Adalet Akademisini bahsedilen belgelerdeki, bu konuda İsveç Kalkınma Ajansı, İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Enstitüsü, Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlarla ortak eğitim programlarının sonuç raporlarından da görmekteyiz. Burada eğitim aldığı iddia edilen hâkim ve savcıların vermiş olduğu kararlara baktığımızda hiç de öylesi bir eğitimden geçmediklerini net görüyoruz. Çünkü öyle bir eğitim, öyle bir vizyon orada verilmiş olsaydı bugün adalet sistemindeki bu eksiklikleri yaşamıyor olacaktık. Biraz daha adil, bağımsız kararları görecektik ve bu kadar adil yargılanma hakkının ihlal edildiği uzun tutukluluk sürelerinin aslında devrede olmadığını görecektik ve Türkiye de, Rusya’dan sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkûm olan ikinci ülke olma statüsünde de olmayacaktı. Demek ki Adalet Akademisi böyle bir işlev görmüyor; devlete, Hükûmete bağlı, iktidara bağlı bir hâkim ve savcı yetiştirme akademisi olarak görev almaktadır.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna baktığımızdaysa gerçekten içler acısı bir durum var. Sürgüne uğramayan, yeri değiştirilmeyen hâkim ve savcı kalmadı. En ufak eleştiri getiren, Hükûmete aykırı bir karar veren hâkim ve savcılar yerlerinden yurtlarından edildi, hatta meslekten çıkarıldılar. Bunlardan, tutuklanan hâkim ve savcılardan birkaç tanesi, bir zamanlar hak adalet adına -sözüm ona- KCK operasyonlarını yürüten kişilerdi. Çok iyi hatırlarsınız, sabaha karşı yapılan operasyonlarla, korsanvari bir şekilde, içinde 46 avukatın olduğu, gazetecilerin, siyasetçilerin olduğu yüzlerce insanı cezaevine atan hâkim ve savcılar da, “Bir gün adalet herkese lazım.” sözünü hatırlatır derecesinde kendileri de adalet önünde mağdur oldular. Evet, ben kendilerinin de mağduriyetini buradan eleştiriyorum bir hukukçu olarak, bir milletvekili olarak. Yapılanların doğru olmadığını dile getiriyorum. Eleştirmek, muhalif olmak bence suç değildir. Dolayısıyla da kendilerinin yaşadığı ihraç, sürgün, meslekten çıkarılma kararlarının tamamının siyasi bir gerekçeyle verildiğini çok net görmekteyiz.

Şimdi önümde bir fotoğraf var, İlhan Çomak. İlhan Çomak, tam yirmi bir yıldır cezaevinde.

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) – Suçu ne?

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Kendisi, Aziz Yıldırım, Balyoz davası sanıkları gibi, hakkında Yargıtay kararının onandığı ama yeniden yargılama kararının verildiği bir kişi fakat şu an adını saydığım kişiler dışarıda, İlhan ise içeride. Neden içeride? Evet, oradan bir ses geldi: “Suçu ne?” Tam da kimliği yani Kürt davasından yargılanıyor olması gerekçesiyle kendisi ısrarla tahliye olmuyor. Duruşması 12 Nisan 2016 saat 13.30’da Çağlayan Adliyesi 4. Asliye Ceza Mahkemesinde. Diliyoruz ve umuyoruz ki İlhan’ın içeride geçirdiği son duruşma olur. Kendisinin özgürlüğe giden… Bu mahkemede özgürlüğün kendisine verilmesini ve bu anlamda, haksız hukuksuz yere şu an içeride tutulan, İnfaz Yasası’nın ayrımcı politikaları gereği… Aslında, ona da zaman kalsaydı biraz değinmek isterdim, infaz rejimindeki uygulamalar da maalesef eşit değildir. Bu noktada, biz, kendisi gibi hasta tutsakların, içeride tutulan hasta tutsakların tamamının bir an önce ailelerine kavuşturulması ve özgürlüklerine kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz.

Adli tıp kurumlarının raporlarına mahkûm olmuş ve savcı, hâkimlere de bu raporların takdir yetkisinin tanındığı hasta tutsakların, mahpusların içeride tutulma zulmüne son verilmesi gerekmektedir.

Abdülsamet’i İzmir’den hatırlıyorum; 40 kiloya düşmüş, gözleriyle, elleriyle bize el sallayan Abdülsamet Çelik’i buradan anmak istiyorum. Kendisi hayatını kaybetti. Kanser tedavisinin maalesef son aşamasında tahliye edildi yani aslında, ölmek üzereyken dışarı çıkarıldı. Biz, içeride kalan hasta mahpusların ölmeden, bir an evvel ailelerine, çevrelerine kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu temelde, bütçeyi bu anlamıyla eleştiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Bu bütçe, savaş bütçesidir, bahsettiğimiz sorunlara cevap vermemektedir.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Irgat.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına, lehte, Kırklareli Milletvekili Sayın Selahattin Minsolmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Minsolmaz, süreniz beş dakika.

Buyurun.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın bütçesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, bilindiği üzere, sosyal hizmetler ve yardımlara ilişkin ulusal düzeyde politika ve stratejiler geliştirmek, uygulamak, sosyal ve kültürel dokudaki aşınmalara karşı aile yapımızın ve değerlerin korunarak gelecek nesillere sağlıklı biçimde aktarılmasını sağlamak üzere kurulmuş bir bakanlıktır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız kuruluş amacının gereği olarak toplumun tüm kesimlerini, hak temelli hizmet anlayışıyla bu kesimleri her türlü ihmal, istismar ve dışlanmadan korumaya, mağduriyetlerini gidermeye çalışmaktadır.

Aile toplumun temelidir. Sosyal istikrar ve güvenin korunması, aile ve yapısının sağlıklı bir şekilde, aidiyet ve sorumluluk bilinciyle geliştirilmesi ve gençlerin hoşgörü ve paylaşma gibi değerlerle, birbirlerine ve nesillere bunun aktarılarak sağlıklı bir aile ortamında yetiştirilmesi temel hedeflerimizdir. Sorunlar karşısında bireylerin destek aldığı ve kendisine sığındığı ilk yapı her zaman aile ve yine ailenin içinde bulunduğu çevre olmuştur. Ancak çeşitli sebeplerle ortaya çıkan sorunlar ve zorunluluklar ailelerimizin ve bireylerin çözüm bulmada yetersiz ve desteğe muhtaç olduğu bazı noktalara gelebilmektedir. Bu nedenle, ailenin korunması ve aile değerlerinin desteklenmesi sosyal politikalarımızın temel önceliğidir.

İktidarımız döneminde ülkemiz sosyal politikalarda büyük gelişmeler katetmiştir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız 6’ncı büyük bütçeye sahip olup hizmet bakanlıkları arasında Millî Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığından sonra 4’üncü sıradadır. Ayrıca, 2015 yılından 2016 yılına 6 milyar 550 milyon Türk lirası tutarında yüzde 36’lık bir artış öngörülmüştür.

Ülkemizde iktidarımız döneminde yoksullukla mücadelede dikkate değer bir başarı elde edilmiş ve sosyal yardımlara ayrılan kaynaklarda büyük artışlar yapılmıştır. 2002 yılında sosyal yardım ve hizmetlere 1,3 milyar lira kaynak ayrılmışken bu rakam 2015 yılında yaklaşık 28,5 milyar Türk lirası olarak gerçekleşmiştir. Değerli milletvekillerinin bu rakama dikkatini çekmek isterim.

Saygıdeğer milletvekilleri, engelli ve yaşlılarımıza yönelik hizmetler hususunda bazı önemli hususlara dikkat çekmek istiyorum.

Ülkemiz, 2007 yılında Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülkeler arasında yerini almış olup, 2010 yılında engelliler için pozitif ayrımcılık anayasal güvence altına alınmıştır.

Sayın milletvekilleri, ayrıca dikkat çekmemiz gereken başka bir husus da ülkemizdeki refah düzeyinin yükselmesi ve sağlık hizmetlerinin daha düzenli ve sistemli hâle dönüşmesiyle yaşam kalitesinin artması ve ortalama insan yaşam süresinin ülkemizde artmasıdır.

Nüfusun yaşlanmasında doğurganlık oranının azalmasının da payı vardır. Nüfus projeksiyonlarına göre, 2050 yılında ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sinin 65 yaş ve üzeri olması tahmin edilmektedir. Bu durum, yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarına uygun hizmetlerin planlanmasını zorunlu hâle getirmiştir. Bu nedenle ihtisaslaşmış kuruluşlara öncelik verilmiş olup, yüksek standartlarda hizmet veren kuruluşların sayısının artırılması Hükûmetimizce hedeflenmektedir ve dolayısıyla, umutevleri ve yaşamevleri ile gündüzlü bakım evlerinin yaygınlaştırılması önümüzdeki dönemde de Hükûmetimizin devam ettireceği politikalardan olacaktır.

Bu bağlamda, 65 yaşın üstündekiler ve çalışamayacak durumda olan ya da iş bulamayan engellilere bağlanan 2022 sayılı Kanun kapsamındaki aylıklar, yine yüzde 200 ila yüzde 300 oranında artırılmıştır.

Gururla söylemek gerekir ki ülkemiz Birleşmiş Milletler raporunda insani gelişmişlikte 9’uncu ülke olarak yer almıştır ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2023 vizyonumuza doğru tarihsel yürüyüşünde, mutlu birey ve güçlü aileden oluşan müreffeh bir toplum olması yönündeki özverili çalışmalarını takdirle karşılamaktayız.

Bu itibarla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın 2016 yılı bütçesinin Bakanlığımıza, milletimize, ülkemize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Minsolmaz.

Sayın milletvekilleri, şimdi sıra Hükûmet adına yapılacak konuşmalara gelmiştir.

Üç sayın bakan seksen dakikalık süreyi kendi aralarında paylaşmışlardır.

İlk konuşma, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Sema Ramazanoğlu’na aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, süreniz otuz dakikadır.

Buyurun.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI SEMA RAMAZANOĞLU (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın bütçesini sunmak, Bakanlık faaliyetleri, hedefleri hakkında bilgi vermek üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın bütçesi milletimize, devletimize hayırlı uğurlu olsun. Emeği geçenlere de buradan teşekkür ediyorum.

Ayrıca, bu seksen dakikalık sürenin paylaşılmasında otuz dakikayı, beş dakika fazla süreyi bana verdikleri, aynı zamanda birinci konuşmacı olarak beni aralarında takdir ettikleri için Adalet Bakanımız Sayın Bekir Bozdağ’a ve Kalkınma Bakanımız Sayın Cevdet Yılmaz’a da teşekkür ediyorum. Pozitif ayrımcılık düşüncelerinden dolayı da tekrar, huzurlarınızda sizlerin adına teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak sosyal yardımlar ve sosyal hizmetlerle başlayan sosyal politika uygulamalarını beş yıllık kısa bir süre içerisinde toplumun tüm kesimlerine yaymayı başardık. Sürekli değişimin yaşandığı, insan ihtiyaçlarının her geçen gün biraz daha arttığı dönemleri yaşıyoruz. Bu süreçte aile ve sosyal politikalar alanında yürütülen hizmetlerin kurumsal kimliğini güçlendirmek için çalışıyoruz. Bölgemizde yaşanan savaşlar, göç, kentleşme, yoksulluk gibi temel konular sosyal politikaların aile merkezli uygulanmasını zorunlu hâle getirmiştir.

Yerinde ve etkin hizmet üretmek, yeni hizmet modelleri kurmak ve geliştirmek için 2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız kurulmuş, tüm hizmet birimleri tek çatı altında toplanmıştır. Türkiye'nin 2023’e doğru tarihsel yürüyüşünde mutlu birey ve güçlü ailelerden oluşan müreffeh bir toplum oluşturmak için çalışıyoruz. Zamanın ruhunu yakalayan, değişimi yönetebilen, dönüşümü gerçekleştiren, sosyal riskleri önleyici, sosyal politikalar geliştiren ve uygulayan bir bakanlık olmayı hedefledik. Bu çerçevede, aile ve sosyal politikalar alanında hizmetlerimizi iyileştirmeye, yeni politikalar geliştirmeye, ortaya çıkan sosyal sorunlara ve risklere çözümler üretmeye devam ediyoruz. Sosyal politikalarda aileyi merkez alıp aile değerlerini koruyarak kadın, çocuk, engelli, şehit yakını ve gazilerimizle birlikte tüm vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırıyoruz. Vatandaşlarımızın arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin eşit, adil ve hak temelli hizmet anlayışıyla toplumun tüm kesimlerini kuşatıyoruz. Her türlü ihmal, istismar ve dışlanmadan insanımızı korumaya ve mağduriyetleri gidermeye uğraşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, ekonomide yaşanan iyileşme, artan millî gelirle birlikte aile ve sosyal politikalar alanında büyük bir değişimi yaşamaya devam ediyoruz. Son iki yılın ortalamasına baktığımızda, Bakanlığımız bütçesinin 6’ncı sırada yer alması milletimiz adına sevindiricidir.

Bu dönemde yoksullukla mücadelede dikkate değer bir başarı elde edilmiş, sosyal yardım ve sosyal hizmetlere ayrılan kaynaklarda büyük artışlar olmuştur. 2002 yılında sosyal yardım ve hizmetlere 1,3 milyar Türk lirası kaynak ayrılmışken bu rakam 2015 yılında yaklaşık 28,5 milyar Türk lirası olarak gerçekleşmiştir.

Dünya genelinde yoksulluk değeri günlük 4,3 dolar olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde 4,3 doların altında yaşayan toplum kesimi oranı 2002 yılında yüzde 30,3 iken 2014 yılında bu oran 1,62’ye indirilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yani UNDP 2013 İnsani Gelişmişlik Raporu’nda Türkiye, insani gelişme açığını en hızlı kapatan 9’uncu ülke olmuştur, son on yılda orta insani gelişmişlik düzeyinden yüksek insani gelişmişlik düzeyine çıkmıştır. OECD tarafından 2014 yılında yayınlanan raporda, gelir dağılımını en ciddi iyileştiren ülkelerden biri olduk. Bu başarıların bölgemizde ve dünyada yaşanan ekonomik krizlere, sosyal çalkantılara rağmen elde edilmesi kayda değerdir. Tüm bu gelişmeler bile Hükûmetimizin tek başına bir başarı öyküsüdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu kaynaklarıyla yapılan sosyal yardım programlarının tamamına yakını Bakanlığımız Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü bünyesinde birleştirilmiştir. Bu programların başında şartlı eğitim yardımı gelmektedir. Bugün, çocuklarımızın eğitimine ciddi katkılar sağlayan programdan yaklaşık 2 milyon hane yararlanmaktadır. Ayrıca, ödemelerin annelere yapılmasıyla kadınların güçlendirilmesi, sosyal hayata katılmaları konusunda olumlu geri dönüşler alınmıştır.

Dünyada az sayıda ülkenin yürütebildiği, bütün vatandaşlarımızı 2012 yılında sağlık güvencesine kavuşturan genel sağlık sigortası uygulamasını hayata geçirdik.

Eşi Vefat Eden Kadınlara Düzenli Nakdî Yardım Programı başlatılmıştır. 2015 sonu itibarıyla, yaklaşık 295 bin kadınımız aylık 250 Türk lirası düzenli nakdî desteğe kavuşturulmuştur ki bu kadınlar hiçbir geliri olmayan ve sosyal güvencesi olmayan kadınlarımızdır.

Muhtaç Asker Ailelerine Yardım Programı’yla eşi ya da oğlu askere gittiği için gelirden mahrum kalan 101 bin asker ailesine aylık 250 Türk lirası tutarında düzenli yardım ödemesi yapılmaktadır.

Yine, 2015 yılında, Muhtaç Asker Çocuğu Yardımı, Öksüz ve Yetim Yardım Programı hayata geçirilmiş, aylık 100 Türk lirası tutarında düzenli ödeme yapılmaya başlanmıştır.

Diğer taraftan, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal gelişmesini desteklemek üzere doğum yardımlarını başlattık. 1’inci çocuk için 300, 2’nci çocuk için 400, 3’üncü ve sonraki çocuklar için 600 Türk lirası tutarında doğum yardımını yapmaktayız.

2014 yılında, geri dönüşüm çalışmaları kapsamında istihdam yardımları başlatılmış ve sosyal yardım istihdam bağlantısı sayesinde Bakanlığımızdan yardım alan 48 bin vatandaşımız İŞKUR tarafından işe yerleştirilmiştir.

2011 yılı Ekim ayından itibaren hayata geçirilen Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemi’yle yoksul vatandaşlarımıza yapılan sosyal yardımlara ilişkin tüm işlemler elektronik ortamda yapılmakta ve otomatik olarak muhasebeleştirilmektedir. Bu süreçte, sosyal yardımların transferinde büyük kolaylıklar sağlanmış, PTT’yle iş birliği içinde Sosyal Yardım Kartı Projesi hayata geçirilmiş, 2,1 milyon kişiye kart teslim edilmiştir. Bilgi çağının gereği olarak sosyal yardımların bilgi iletişim teknolojileriyle sunulması zorunluluk hâline gelmiştir.

Hükûmetimiz, yoksul vatandaşlarımıza güvenli İnternet erişimini ücretsiz olarak sağlamaya yönelik çalışmalara başlamıştır. Orta vadede, yoksul vatandaşlarımızın bilgi toplumuna dönüşüm sürecine katılımı sağlanacak ve yoksulluğun nesiller arası aktarımının engellenmesinde önemli sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Sosyal yardımları bir lütuf olarak değil, her vatandaşımız için bir hak olarak görüyoruz. Bu çerçevede, 64’üncü Hükûmetimizin Eylem Planı’nda, sosyal yardım kanunu çıkarılarak sosyal destek ve hizmetlerin hak temelli olarak bütünleşik bir şekilde sunulduğu bir sosyal destek sistemi kuracağımızı ilan ettik. Bu kapsamda, Asgari Gelir Desteği Modeli temelinde mevzuat ve bilişim altyapısı çalışmalarına devam ediyoruz.

Kalkınma Bakanlığıyla iş birliği içinde “İnsani Gelişmeye Geçiş Stratejisi” adıyla ülkemizin ilk Ulusal Yoksullukla Mücadele Strateji Belgesi hazırlıklarını sürdürmekteyiz.

2016 yılı içinde ülkemize ilk defa mahalle, ilçe ve il düzeyinde sosyal riskleri alt boyutlarıyla birlikte ölçen Sosyal Uyum Endeksi çalışmalarını tamamlayacağız.

Hanenin problemlerini ve risklerini belirleyen ve ilgili kurumlarla koordineli şekilde sorunlara müdahale edilmesini sağlayan Vaka Yönetim Sistemi ise tamamlanmıştır.

Sosyal politikalarda aileyi merkez alan bir Hükûmet olarak ailelerimizin konut sahibi olmalarını destekliyor, evliliği ve çocuk sahibi olmayı teşvik ediyoruz. Bu amaçla, çeyiz hesabı ve devlet katkısı, konut tasarrufu hesabı programlarını başlatıyoruz. Bu tasarruf hesabında paralarını biriktiren vatandaşlarımıza Bakanlığımız bütçesinden devlet katkısı yapılacaktır. Ayrıca, bu yıl başlattığımız yeni bir programla, şehit yakını, gazi, yaşlı ve engelli vatandaşlarımızı ücretsiz seyahat haklarından yararlandıran işletmelerimize devlet desteği ödemeleri başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadim medeniyetimizin bizlere en büyük mirası ailedir. Toplumun temel taşı olan ailenin korunması ve güçlendirilmesi temel politikamızdır. “Güçlü aile, güçlü Türkiye” anlayışıyla aile ve toplum hizmetlerindeki çalışmalarımıza hız verdik. Aileye yönelik hizmetlerin daha sağlıklı bir zemine oturtulabilmesi için AR-GE çalışmalarını önemsiyoruz. Son on iki yılda aile konusunda 33 araştırma yapılmış, sonuçları basılı olarak ve İnternet ortamında paylaşılmıştır. Ayrıca beş yılda bir tekrarladığımız “Türkiye Ergen Profili”, “Türkiye Aile Yapısı” araştırmalarıyla ülkemizde yaşanan değişim ve muhtemel problem alanları tespit edilmektedir.

Bakanlık olarak ailelerimize yönelik yaygın eğitim programları uygulayarak çeşitli konularda ailelerimizin bilinç ve sorun çözme kapasitelerini yükseltmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda, bugüne kadar Evlilik Öncesi Eğitim Programı’yla 283.850 vatandaşımıza, Aile Eğitim Programı kapsamında ise 422.567 vatandaşımıza eğitim verilmiştir.

Aile Sosyal Destek Programı, kısaltılmış adıyla ASDEP’le Bakanlığımızın hizmet sunum anlayışında yeni bir dönem başlatıyoruz. ASDEP projesiyle her ailenin bir sosyal danışmanı olacaktır diye hizmetimize başladık ve dört hafta önce bu projemizi başlattık. Yaklaşık 1.000 ile 1.500 aileye 1 sosyal danışman düşecek şekilde uygulamalarımızı sürdürüyoruz. ASDEP'in bütün unsurlarıyla hayata geçmesiyle sosyal hizmete muhtaç tüm vatandaşlarımıza ulaşılarak sorunlarının çözülmesi sağlanacaktır. Proje kapsamında, ilk etapta 1.500 aile danışmanını istihdam edeceğiz, Maliye Bakanlığımızdan kadro onayını aldık. ASDEP’le sosyal risk haritaları oluşturulabilecek ve Bakanlığımızın sağladığı sosyal yardımların amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı yerinde, etkin bir şekilde denetlenecektir. Ayrıca, ASDEP kapsamında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki terör nedeniyle mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza yönelik psikososyal ve rehabilitasyon destek çalışmaları da sürmektedir. Yapılan çalışmalarda yaklaşık 15 bin hanede bulunan 100 bin vatandaşımıza ulaşılmıştır.

Türkiye Afet Müdahale Planı’nda Bakanlığımıza psikososyal destek hizmet grubu ile ayni bağış, depo yönetimi ve dağıtım hizmet grubu sorumluluğu verilmiştir.

Suriyeli misafirlerimiz için de psikososyal destek hizmetleri yerel düzeyde il müdürlüklerimizin koordinatörlüğünde yürütülmektedir. Psikososyal destekle birlikte, barınma, eğitim, sağlık, gıda gibi konular başta olmak üzere, nakdî yardımlar da yapılmaktır. Bölgesel göç ve mültecilerle ilgili etkin hizmet üretmek için Bakanlığımız bünyesinde Göç Dairesi Başkanlığını kurduk. Özellikle kadınlar, çocuklar, engelliler ve yaşlılara yönelik sosyal politika uygulamalarını daha etkin hâle getirmeyi planlıyoruz.

Bakanlık olarak Roman vatandaşlarımıza yönelik toplumsal hayata katılımı destekleyen sosyal politika uygulamalarını hayata geçiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çocuklar milletimizin istikbalidir. Bu sorumluluk duygusuyla çocuklarımıza sahip çıkıyor, onları en değerli hazinelerimiz olarak görüyoruz. Çocuk hizmetlerinde geliştirdiğimiz projelerle model ülke hâline geldik. 20-25 çocuğa bir bakım elemanının hizmet ettiği günlerden, bugün 5 çocuğa 3 bakım elemanının hizmet ettiği günlere geldik. “Geleceğimiz için önce çocuk, çocuklarımız için de önce aile.” diyoruz. Bu amaçla, çocuk politikamızın temel eksenini aile yanında bakım olarak belirledik. Son on iki yılda, kuruluş bakımından aile yanına döndürülen çocuk sayısı 11.085’e, koruyucu aile yanında bakılan çocuk sayısı ise 520’den 4.615’e ulaşmıştır. Aile yanında bakımı mümkün olmayan, kuruluş bakımına almak zorunda kaldığımız çocuklarımız içinse yurt modelinden ev tipi bakım modeline geçiş sürecini başlatmış bulunuyoruz. Hizmet dönüşümünü yüzde 90 oranında tamamladık. Çocuk evi sayımız 1.057’ye, hizmet verdiğimiz çocuk sayımız ise 5.366’ya ulaşmıştır.

Bu süreçte, çocuk destek merkezleri yeni bir hizmet modeli olarak devreye girmiştir. Bu kuruluşlarda suça sürüklenen, suç mağduru olan, madde bağımlısı veya sokak geçmişi olan çocuklarımıza rehabilitasyon ve psikoterapi uyguluyoruz. 2015 yılı sonu itibarıyla, 67 çocuk destek merkezinde 1.241 çocuğa hizmet verilmektedir.

İstihdam konusunda ise Bakanlığımız, bugüne kadar kamu kurum ve kuruluşlarımızda 42.279 çocuğumuzu işe yerleştirmiştir.

Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiş bir ülke olarak Bakanlığımız, çocuk haklarına özel bir önem atfetmektedir. Bakanlığımız koordinatörlüğünde 2013-2017 yıllarını kapsayan Türkiye Çocuk Hakları Strateji Belgesi hazırlanmış ve 2013 yılında yürürlüğe girmiştir.

2016’da ise Çocuğa Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nın kesinleştirilmesi, hayata geçirilmesi ve takibinin yapılması sağlanacaktır. Ayrıca, kuruluşlarımızda kalan çocuklarımızdan ailelerinin yanına dönmeleri uygun olanlar için sosyal, ekonomik destek uygulamasıyla ailelerinin yanına döndürülmelerine devam edilecektir.

Ebeveyn bakımından yoksun Suriyeli çocuklara yönelik aile odaklı bakım hizmetlerinin geliştirilmesi de planlarımız arasındadır.

Kadının insan haklarının ve toplum statüsünün güçlendirilmesi, kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi, şiddet ve istismarın ortadan kaldırılması Bakanlığımızın kadın politikalarının temelini oluşturmaktadır. Bu kapsamda, kadın alanında Anayasa ve Anayasa düzeyinde önemli düzenlemeler gerçekleştirdik. Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde yapılan değişikliklerle kadın-erkek fırsat eşitliği ilkesi güçlendirilmiştir. “Şiddete karşı sıfır tolerans” anlayışı içerisinde yürüttüğümüz tüm çalışmalarımıza bundan sonra da kararlılıkla devam edeceğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. Bu anlayışla, 2016-2019 yıllarını kapsayan Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı tüm tarafların iş birliği ve koordinasyonunda hazırlanarak 2016 yılı içerisinde uygulanılmaya başlanılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; sürdürülebilir kalkınmanın öznesi konumunda olan kadınların güçlendirilmesinde kadınların istihdama katılımının artırılması, kadın girişimciliğin desteklenmesi ve kadın yoksulluğuyla mücadele temel çalışma alanlarını oluşturmaktadır.

64’üncü Hükûmet Eylem Planı’nda yer verdiğimiz, doğum nedeniyle ücretsiz izinde geçen sürelerin derece, kademe ilerlemesinde değerlendirilmesi uygulamalarını başlattık.

Memurlar için doğuma bağlı yarı zamanlı çalışma, kısmi süreli çalışma haklarının düzenlenmesi, kreş yardımı ve başta organize sanayi bölgeleri olmak üzere, iş yerlerinde kreşlerin yaygınlaştırılması hayata geçirilecektir. Bu konuda hukuki düzenlemeleri tamamlamış bulunmaktayız.

Şiddet önleme ve izleme merkezleri ŞÖNİM’ler ise şiddetle mücadelede yakın dönemde faaliyete geçirdiğimiz önemli kuruluşlarımızdandır. ŞÖNİM’ler, şiddetin önlenmesi için koruyucu ve önleyici tedbirler uygulayarak yedi gün yirmi dört saat destek ve izleme hizmetleri vermektedir. Bu konuda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri ve Millî Savunma Bakanlığıyla protokoller yapılmış ve personellere eğitimler verilmiştir.

Yapılan tüm çalışmalarda geçmiş deneyimlerden faydalanarak geleceğe yönelik beklentilerimizi karşılamak öncelikli hedefimizdir. Engelli vatandaşlarımızın hayatın her alanında yer alabilmeleri için, hak temelli bir bakış açısıyla kapsamlı faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu amaçla, 2010 yılında engelliler için pozitif ayrımcılığı anayasal güvence altına aldık, 1500 maddelik engelliler hukukunu oluşturduk.

Sosyal hayata fiziksel çevreyle bilgi ve hizmet sunumundaki tüm engellerin ortadan kaldırılması için erişilebilirliği tüm vatandaşlarımız için evrensel bir insan hakkı olarak görüyoruz. Bu amaçla, ülke genelindeki 87 yatılı bakım ve rehabilitasyon merkezi, 156 özel bakım merkezi, 40 yaşlı yaşam evi, 5 gündüzlü bakım merkezi, 131 huzurevi, yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezleriyle hizmet vermekteyiz.

Engellilerimiz için umutevleri projesini hayata geçirdik. 2015 yılı itibarıyla, 111 umut evinde 468 engelliye bakım hizmeti verilmektedir. Hizmetlerde yapılan iyileştirmeler sonucu, 2002 yılında 30 engelliye 1 bakım elemanı düşerken, 2015 yılında 6 engelliye 1 bakım elemanı düşmektedir. 2015 yılı sonunda, evde bakım hizmeti için 4 milyar 378 milyon 200 bin Türk lirası ödeme yapılmıştır. 2015 yılında, 25 engelsiz yaşam merkezi açtık. Önümüzdeki dönemde de yeni merkezler açmaya devam edeceğiz.

Engellilerimizin toplumsal yaşamda etkin yer almalarını sağlayan en önemli faktörlerden biri de istihdama katılmalarıdır. Bu amaçla İşe Katıl Hayata Atıl Projesi’yle iş koçluğu sistemi ülkemizde uygulanmaya başlanmıştır. Engelli atamalarımız geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da devam etmiştir ve etmeye devam edecektir. Şubat 2014’te yapılan kanun düzenlemesiyle engellilerimizin iş gücü piyasasına kazandırılmasını teşvik amacıyla vergi muafiyeti, hazine desteği ve sigorta prim desteği alanlarını kapsayan korumalı iş yerleri uygulaması başlatılmıştır.

Şehit yakınları ve gazilerimiz milletimizin bizlere birer emanetidir. Bunu en önemli sorumluluğumuz olarak görüyor, her türlü iyileştirmeleri süratle hayata geçiriyoruz. Bakanlık olarak yurt içindeki ve yurt dışındaki şehitliklerimize de sahip çıkıyor, bakım ve onarım çalışmalarını gerçekleştiriyoruz.

Vatandaşlarımızın hizmetlerimizden daha yaygın şekilde yararlanabilmeleri için bilgi ve iletişim çağının gereklerine uygun olarak çağrı merkezlerimizi etkin bir biçimde kullanıyoruz. Alo 183 Aile, Kadın, Çocuk, Yaşlı ve Engelli Sosyal Destek Hattı ile Alo 144 Sosyal Yardım Hattı aracılığıyla da sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından yürütülen hizmetlere hızlı erişim sağlanmaktadır.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına anında ve yerinde müdahale edebilmek için müşavirlik ve ataşelik kurma çalışmaları başlattık, ilkini Almanya’nın Düsseldorf kentinde kurduk.

Sosyal politikalar alanında her geçen gün yenilenen gelişmeleri takip etmek ve yeni politikalar üretmek amacıyla 2016 Yılı Yatırım Programı’nda yer alan araştırma, AR-GE ve destek projelerimizden bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlar, Yaşlı Destek Projesi (YADES), Aile Eğitim Projesi, Boşanma Süreci Danışmanlığı Programı Eğitimi, Türkiye’de Ergen Profili İleri İstatistik Analizi, Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması, Aile Sosyal Destek Projesi yani ASDEP projesi, Aile Bilgi Sistemi ve Sosyal Politikada Dönüşüm Programı’dır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken sosyal yardım ve hizmetlerin vatandaşlarımıza ulaştırılmasında emeği geçenlere, bu konuda inisiyatif alan kişi ve kuruluşlara, desteklerini esirgemeyen gönüllülerimize, sponsorlara ve tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

2016 mali yılı bütçemizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, siz değerli milletvekillerimize hizmet sunduğumuz tüm vatandaşlarımız adına şükranlarımı arz ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sürenizin beş dakikasını kullanmadınız, 2 sayın bakan size beş dakika fazla süre vermişlerdi, ben tekrar o beş dakikayı sayın 2 bakana iade edeceğim. İki buçuk dakika size, iki buçuk dakika size sayın bakanlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.21

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Elif Doğan TÜRKMEN (Adana), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Hükûmet adına yapılacak olan konuşmalara devam ediyoruz.

İkinci konuşmacı, Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, GAP, DAP, KOP, DOKAP Bölge Kalkınma İdarelerinin 2016 yılı bütçeleri vesilesiyle karşınızdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarken kurumlarımızın bütçelerinin hayırlı olmasını diliyorum, emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Kalkınma Bakanlığımız nispeten yeni bir bakanlık, 2011 yılında kuruldu. Devlet Planlama Teşkilatının elli yıllık birikimi üzerine kurulmuş bir bakanlık. Bazı milletvekili arkadaşlarımız bunu eleştirdiler “Niye kapandı, niye yeni bir bakanlık kuruldu?” diye, o açıdan izah etme ihtiyacı hissediyorum. Devlet Planlama Teşkilatının da misyonu kalkınmaydı aslında. Planlama dediğiniz bir yoldur, yöntemdir, asıl amaç kalkınmayı sağlamaktır, sosyoekonomik gelişmeyi sağlamaktır. Bu anlamda, Devlet Planlama Teşkilatının misyonu adı hâline geldi diyebiliriz. Kalkınma Bakanlığının kuruluşuyla, bir taraftan, eskiden Devlet Planlama Teşkilatının yaptığı ne varsa aynısını, belki daha fazlasını çeşitlendirerek yapıyoruz; diğer taraftan, yepyeni birtakım programları da hayata geçirmiş durumdayız.

Kalkınma Bakanlığının iki temel fonksiyonu var: Bir tanesi hükûmete müşavirlik, uzun vadeli planlar, stratejiler, programlar hazırlamak, ulusal düzeyde, bölgesel ve sektörel düzeyde; diğer taraftan ise uygulamaya dönük, yenilikçi bazı programlar geliştirmek. Bu kapsamda da son on yıl, on üç yıl içinde çok önemli yeni programlar başlattık. Bunlardan bir tanesi KÖYDES’tir. Diğeri, SUKAP dediğimiz Su, Kanalizasyon ve Altyapı Programı’mızdır. SODES dediğimiz, Sosyal Destek Programımızı hayata geçirdik. Cazibe Merkezleri diye bir yeni program oluşturduk belli illerimiz için. Bölge kalkınma idareleri kurduk GAP’a ilave olarak. Doğu Anadolu Bölgesi için DAP Bölge Kalkınma İdaresini kurduk, Doğu Karadeniz için DOKAP Bölge Kalkınma İdaresini kurduk ve yine Konya Ovası için KOP İdaremizi kurduk. Bunun yanı sıra, yine son on üç yıl içinde kalkınma ajanslarını kurduk, onlar da Kalkınma Bakanlığımızın şemsiyesi altında kurumlar ve bu kurumlarla birlikte yerel aktörleri de kalkınma sürecine dâhil eden yeni mekanizmaları devreye sokmuş olduk. Dolayısıyla bugün, Kalkınma Bakanlığımız çok daha geniş bir çerçevede, bir taraftan stratejiler yapan, diğer taraftan da uygulamaya dönük, icraata dönük programlar geliştiren, bunlara destek olan bir bakanlık.

Bir diğer önemli işlevimiz ise yatırım programını koordine etmek; bütçe sürecinde, bir taraftan bütçenin geneli, makro dengeleriyle ilgili çalışmak, diğer taraftan da özellikle yatırım programının genel koordinasyonunu sağlamak. Bu konuda da çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Bu kapsamda, “kalkınma” kavramını da biraz açmak isterim müsaadenizle. Bazen, kalkınma sadece ekonomi olarak anlaşılıyor. Böyle olmadığını özellikle vurgulamak istiyorum. Kalkınma, ekonomiden daha geniş bir kavram. Nitekim, bizim bir Ekonomi Bakanlığımız var, bir de Kalkınma Bakanlığımız var; ikisi ayrı bakanlıklar. “Kalkınma” kavramı elbette ekonomiyi içerir, ekonomi kalkınmanın çok önemli bir unsurudur ama kalkınma ekonomiden ibaret değildir, ekonominin yanı sıra sosyal boyut vardır; fırsat eşitliği, gelir dağılımının iyileştirilmesi, sosyal refahın artırılması, en az ekonomik gelişme kadar önemli bir boyuttur, insan odaklı bir kalkınma anlayışının da olmazsa olmaz unsurudur.

Sosyal boyut yeter mi? Yetmez. Bir de çevresel boyut var 3’üncü ayak dediğimiz. Bu da nesiller arası dengeyi ifade eder yani sadece bugünkü nesil için adalet değil, nesiller arası adalet; sahip olduğumuz varlıkları, tabiatı, sahip olduğumuz sermayeyi gelecek nesillere de aktarabilme boyutudur. Bu da gerçekten kalkınmanın, sürdürülebilir kalkınmanın olmazsa olmaz bir unsurudur.

Bu saydığım 3 unsur, uluslararası alanda da kabul görmüş, Birleşmiş Milletlerin üzerinde durduğu hadiselerdir ama buna ben 4’üncü bir boyut daha ilave edilmesi gerektiğini her fırsatta vurguluyorum, o da yönetişim boyutudur. Bütün bunların yanına mutlaka demokrasiyi, hukuk devletini, katılımı koymamız lazım. Tam anlamıyla bir kalkınma, ekonomik, sosyal ve çevresel boyutun yanı sıra yönetişim boyutunu da içermek durumundadır. Bu çerçevede, demokrasiyle kalkınma arasında çok güçlü bir bağ olduğunu burada ifade etmek isterim. Adaletle de kalkınma arasında çok güçlü bir bağ var, özgürlükle de kalkınma arasında güçlü bir bağ var. İşte, “Adalet mülkün temelidir.” diye güzel bir sözümüz var, adalet aynı zamanda kalkınmanın temelidir, özgürlük aynı zamanda kalkınmanın temelidir. Dolayısıyla, bu kavramlarla kalkınmaya baktığımızı özellikle ifade etmek istiyorum. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletlerin 2030 kalkınma hedefleri var, onları biz de paylaşıyoruz, oluşumuna da katkıda bulunduk ve şu anda ülkemizin politikalarına da bunları entegre etme gayreti içindeyiz. Bin Yıl Kalkınma Hedefleri vardı biliyorsunuz, onlar 2015 yılı itibarıyla yani geçtiğimiz yıl itibarıyla sona ermiş oldu. Şimdi bütün dünya için, 2030 sürdürülebilir kalkınma hedefleri söz konusu. Bu hedeflerle ilgili olarak da gerek Kalkınma Bakanlığımız gerekse Türkiye İstatistik Kurumumuz çalışmalar yürütüyor. Bu hedefleri, hem politikalarımıza entegre ediyoruz hem de nasıl izleyeceğimize ilişkin çalışmalar yapıyoruz. 17 tane ana amaç var, 169 hedef var, 200’ün üzerinde gösterge var; bütün bunlarla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte önümüzdeki dönemde 2023 hedeflerimizi daha ötelere taşıyıcı çalışmaları da başlatma aşamasındayız. Şu anda Onuncu Plan dönemindeyiz, gelecek sene on birinci planın hazırlıklarına başlayacağız. Bu çerçevede 2023 artık, orta vadeli bir hedefe dönüşecek; on birinci planımızın aşağı yukarı plan ufku hâline gelmiş olacak. Bu sebeple, 2030 veya 2035 hedef yılı alarak yeni bir perspektif plan çalışmasını bu yıldan itibaren başlatıyoruz. Bu çerçevede, dünyadaki trendleri, analizleri ortaya koyacağız; Türkiye'nin uzun vadeli perspektifini yeniden ortaya koyacağız ve on birinci planımızı bu uzun vadeli yeni perspektif plan çerçevesinde yenileyeceğiz, gözden geçireceğiz.

Bu kapsamda Onuncu Planımızla ilgili de birkaç şeyi müsaadenizle ifade etmek isterim. Onuncu Plan, Meclisimizin onayıyla yürürlüğe girdi biliyorsunuz ve şu anda yürürlükte. Bu planda da bir yenilik yaptık, 25 tane dönüşüm programı tayin ettik. İlk defa bir planın içinde uygulamaya ilişkin kritik başlıkları ortaya koyduk. Bunlar daha sonra ayrıntılı yol haritalarına dönüştürüldü. Sayın Başbakanımız bunları bütün toplumla paylaştı ve şu anda bunların hayata geçirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütüyoruz.

Buralarda da vizyonumuz şu, çok açık ve net, iki temel amacımız var: Bir tanesi, Türkiye’yi yüksek gelir grubu ülkeler ligine çıkarmak. Şimdi, dünyada dört tane gelir grubu var; düşük gelirli ülkeler var, alt orta gelir grubu var, üst orta gelir grubu var, yüksek gelir grubu var. Türkiye, şu anda üst orta gelir grubunda -kişi başına gelir olarak söylüyorum- bir ülke. Planımızın amacı, Türkiye’yi yüksek gelirli ülkeler ligine taşımak. Bu artık Türkiye için mümkün, bu eşiğe gelmiş durumdayız. İşte, bazen tartışıyoruz ya, şu “orta gelir tuzağı” dediğimiz hadise, ona düşmeden Türkiye’yi üst gelir grubuna, yüksek gelir grubuna taşımak en temel amacımız, vizyonumuz.

Diğer taraftan, insani kalkınma, az önce bahsettiğim insani kalkınma bakımından da yine dört grup var; düşük insani kalkınma, orta insani kalkınma, yüksek insani kalkınma ve en yüksek insani kalkınma şeklinde. Aile Bakanımız da az önce söyledi, şu anda biz yüksek insani kalkınma grubundaki ülkeler içindeyiz. Burada da hedefimiz en yüksek insani kalkınma grubuna terfi etmek. İnşallah onu da başaracağız 2023 vizyonumuz çerçevesinde. Bir taraftan kişi başına gelirde 13 bin dolar gibi bir eşik değer var, onu aşıp yüksek gelir grubuna geçmek, diğer taraftan da insani gelişmişlikte eğitim ve sağlık başta olmak üzere ortalama ömür, okulda geçirilen süre, beklenen okullaşma gibi göstergelerde iyileşme sağlayarak en yüksek insani gelişme grubuna ulaşmak da yine temel hedeflerimiz arasında.

Değerli milletvekilleri, kolay bir dünyada yaşamıyoruz. Bu, ülkelerin yarıştığı bir dünya. Küresel ortama baktığınız zaman, son yıllarda oldukça önemli sorunlarla yüz yüze kaldığımızı, meydan okumalarla yüz yüze kaldığımızı görüyoruz. En gelişmiş dediğimiz ekonomilerin son yıllarda düştüğü durumu hep birlikte izliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nden Avrupa Birliğine, Japonya’ya ve bu kriz nedeniyle ülkelerin çok ciddi anlamda borçlandığını, halkların, toplumların çok ciddi bedeller ödediklerini görüyoruz. Öğrencilerin burslarının düşürüldüğü, daha fazla onlara yüklenildiği, çalışan kesimler üzerinde çok ciddi baskıların oluştuğu bir dönemden geçiyor dünyamız ve normalleşmeye çalışıyor dünya. Bu ortam içinde ekonominizi büyütmeniz, geliştirmeniz gerçekten kolay değil. Son dönemlerde Çin’de dahi büyüme hızında ciddi bir düşüş oldu, eskiden çift haneli büyüyen Çin ekonomisi şu anda yüzde 6’lardan, 7’lerden bahsetmeye başladı. Bununla ilgili dahi dünyada endişeler var, böyle bir ortamdayız. Diğer taraftan emtia fiyatlarında ciddi düşüşler oldu dünyada petrol başta olmak üzere. Bu da yine gelişmekte olan ülkelerin görünümünü olumsuz etkiliyor. Bizim için olumlu belki, hani petrol ithal ettiğimiz için olumlu bir unsur ama bir taraftan da komşularımız başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerdeki pazarı daraltıyor ve genel anlamda gelişmekte olan ülkelerin görünümünü de olumsuz yönde etkiliyor. Bundan da biz dolaylı yoldan etkileniyoruz.

Bütün bunların yaşandığı bir ortamda Türkiye olarak tedbirlerimizi almak durumundayız. Bu kapsamda da son yıllarda önemli bazı çalışmalar yaptık, az önce Onuncu Plan’dan, dönüşüm programlarımızdan bahsettim. Burada da iki temel stratejiyle dünyadaki bu gelişmelere karşılık veriyoruz. Bir tanesi iç tasarruf oranlarımızı arttırmak yani dünyaya daha az muhtaç hâle gelmek. Türkiye’de sermaye maalesef tam arzu ettiğimiz düzeyde değil, sermaye birikimi tam arzu ettiğimiz düzeyde değil. İç tasarruflarımız yetersiz olduğu için dış dünyanın tasarruflarıyla yatırımlarımızı finanse etmek durumunda kalıyoruz. Bu da tabii cari açık gibi bir sorun çıkarıyor karşımıza, dış borçlanma gibi bir sorun çıkarıyor. Dolayısıyla, iç tasarruf oranlarımızı artırıp sağlam kaynaklarla yatırımlarımızı finanse etme yolunda son dönemde önemli politikalar uyguluyoruz. Az önce bahsettiğim dönüşüm programlarının özünde de aslında bu tasarruf oranlarını artırma meselesi vardır. Son dönemde bunun sonuçlarını da görüyoruz. 2014 yılında iç tasarruflarımızın millî gelire oranı yüzde 15’e kadar yükseldi. Geçtiğimiz yıllarda yüzde 13’lere kadar gerilemişti. 2015’teki değer ise yüzde 15,6’lara kadar çıktı. Önümüzdeki yıllarda bunun artarak devam etmesini bekliyoruz. Bu, cari açığın azalması demek aslında, iç tasarrufların artması. İkincisi tabii, artan tasarruflarımızı daha üretken alanlara yönlendirmek. Bu çerçevede de içeride tasarruflarımızı artıracak birtakım reformlar, İstanbul finans merkezi, bireysel emeklilik sisteminin güçlendirilmesi, katılım bankacılığı birçok enstrümanla tasarruflarımızı artırırken, diğer taraftan da yatırım ortamını iyileştirerek Türkiye’yi daha cazip bir ülke konumuna yükseltmeye çalışıyoruz. “İkili stratejimiz var.” demiştim; biri ihtiyacımızı azaltmak, diğeri cazibemizi artırmak. Cazibeyi nasıl artırırsınız? Yatırım ortamını iyileştirerek, bürokrasiyi azaltarak, bu reformlarla bütün dünyadan nitelikli insanlar için ve sermaye için, gelip yatırım yapacak, doğrudan yatırım yapacak sermaye için şartlarınızı iyileştirerek yaparsınız. Bu yönde de reformlarımızı yapıyoruz ve buna cevap veriyoruz.

Bugünkü ortamda etrafımızdaki jeopolitik gelişmeleri düşünün, dünyadaki krizi değerlendirin, karşı karşıya kaldığımız çok yönlü terör saldırılarını değerlendirin, bütün bunlara rağmen Türkiye ekonomisi yoluna devam ediyorsa, reformlar yapmaya devam ediyorsa, bunda en kritik faktör siyasi istikrar. Türkiye, çok şükür, 1 Kasım seçimleriyle siyasi istikrarını pekiştirdi, öngörülebilirliğini artırdı. Ekonominin düşmanı belirsizliktir. Belirsizlik olan ortamda uzun dönemli planlama yapamazsınız, yatırım yapamazsınız. 1 Kasım seçimleriyle birlikte 2019 yılına kadar bir başka seçimin de olmadığını düşündüğümüzde, ciddi anlamda siyasi belirsizlik azalmıştır ve ekonomi de bu anlamda çok daha uygun bir ortama kavuşmuş durumdadır. Bu siyasi istikrarı reformlarımızla birleştirdiğimiz zaman, yapısal reformlarla birleştirdiğimiz zaman, Türkiye dünyada pozitif ayrışabilme imkânına sahip ender ülkelerden biri olacaktır.

Dünyada krizin olduğu dönemler, “yakınsama” dediğimiz, gelişmiş ülkelerle farkı kapatma anlamında da bir fırsat oluşturmaktadır aslında. Herkesin kötü olduğu bir ortamda siz nispi olarak iyi olursanız aradaki farkı kapatırsınız. Dolayısıyla, bu dönem, Türkiye’nin farkı kapatması için ciddi bir imkân sunuyor. Bu imkânı yapısal reformlarla mutlaka değerlendirmek durumunda.

Bu çerçevede de 4 başlığın ben öne çıktığını düşünüyorum:

Bir tanesi, Avrupa Birliği. Avrupa Birliğiyle ilgili bütün siyasi partilerimiz aslında iş birliğiyle, güç birliğiyle hızlı adımlar atmak durumunda.

İkincisi, az önce bahsettiğim yatırım ortamına ilişkin, iş ortamına ilişkin reformlarımız; burada da yine Meclisimizin desteğine ihtiyacımız var.

Üçüncüsü, yeni anayasa; demokratik standartlarımızın oturduğu, gerçekten çok daha ileri, demokratik bir ülke hâline gelmemizi sağlayan anayasamız, ekonomik geleceğimiz bakımından da son derece önemli, kritik bir husustur.

Dördüncüsü de bu Meclisimizi ilgilendiren bir husus; İç Tüzük. Ben şimdi, otururken kabaca bir hesap yaptım yani belki daha ince hesap yapılabilir ama Meclisimizin bir saat çalışması aşağı yukarı 600 bin TL’lik bir maliyet, bir saatlik çalışması yani yılda 150 gün çalıştığını düşündüm, günde on saat çalıştığını varsayarak böyle bir hesap çıkardığımız zaman. Geç kalan kanunların ülkeye getirdiği maliyeti hiç saymıyorum burada, başka, dolaylı maliyetleri saymıyorum; doğrudan Meclisimizin bir saatlik çalışması 600 bin lira civarında bir maliyet. Bu da bize şunu gösteriyor aslında -ben burada bir milletvekili olarak konuşuyorum aynı zamanda- hep birlikte, bütün siyasi partilerle İç Tüzük konusunu da mutlaka ele almalıyız diye düşünüyorum. Meclisimizi nasıl daha verimli çalıştırırız, hem daha nitelikli kanunlar üretmede hem de daha hızlı çalışmak noktasında neler yapabiliriz; tabii ki bütün partilerin konuşma haklarına da sonuna kadar riayet ederek bunu nasıl başarırız; bunun üzerinde de hep birlikte durmalıyız diye düşünüyorum.

Burada şu noktanın da altını çizmek isterim: Siyasi partiler olarak çok farklı fikirlerimiz olabilir, farklı olmasak zaten farklı siyasi partiler de olmazdık ama belli noktalarda birleşmesini de becerebilmeliyiz. İşte, bu noktalar, bence AB, yapısal reformlar, Anayasa ve İç Tüzük konuları, partilerimizin daha yakın diyalog içinde olması gereken konulardır ve kalkınmamıza da büyük destek verecek konulardır diye altını çizmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede büyümeyle ilgili kısa bir değerlendirme yapayım. Bazı arkadaşlarımız büyümede son dönemlerde performansımızın arzu edilen seviyede olmadığı yönünde eleştiriler yönelttiler; buna şöyle cevap vereceğim: Erhan Bey, değerli milletvekilimiz, son dönemlerde, 2007 sonrasında performansın düştüğüne ilişkin bir fikir ortaya koydu. Bakın, bunu ölçerken dünyayla birlikte bakmak durumundayız, dünyanın gidişatını görmek durumundayız. Makroekonomik tahminler yaparken elbette o günkü ortamdaki dünya ve ülke koşulları çerçevesinde tahminler yapıyorsunuz ama şartlar her zaman değişebiliyor, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği şekillerde küresel ortamda değişiklikler yaşanabiliyor ve o kapsamda bütün dünyayı etkiliyor bu ve Türkiye’nin 2009 sonrası gösterdiği ekonomik performans, küresel ortamı düşündüğünüzde hiç de küçümsenecek bir performans değil. Bunu neyle ölçebiliriz? Dünya hasılasından aldığımız pay arttı mı azaldı mı 2009 sonrasında, buna bakarak rahat bir şekilde ölçebiliriz.

Bakın, satın alma gücü paritesine göre, 2009 yılında dünyadan aldığımız pay yüzde 1,29. 2015’te bu 1,39’a çıkmış. Yani satın alma gücü paritesine göre geriye gitmemiş gelirimiz, dünyadaki payımız daha ileri gitmiş. Nominal olarak baktığımızda da 1,03’ten 0,98’e nispi bir gerileme var, çok da fazla olmasa da bir nominal… Özellikle bu dolar kurundaki değişimin burada ciddi bir etkisi olduğunu ifade edebilirim ama satın alma gücüne göre baktığımızda hiç de geriye gitmemiş durumdayız, aksine daha ileri gitmiş durumdayız.

Yine, 2003-2015 döneminde dünyanın ortalama büyümesi yüzde 4 olmuş, Türkiye’nin ortalama büyümesi yüzde 4,7 olmuş. Bakın, bütün bu dönem boyunca dünyadan daha hızlı büyümüşüz, bu da payımızı doğal olarak artırmış. Avrupa Birliğiyle mukayese ettiğimiz zaman, kişi başına gelirimizin satın alma gücüne göre Avrupa Birliği ortalamasına oranı 2002 yılında yüzde 35’miş, 2015’te yüzde 54’e çıkmış. Neredeyse 20 puana yakın, Avrupa’yla aramızdaki farkı kapatmışız. Biz buna kalkınmada “convergence” diyoruz, yakınsama. Gelişmiş ülkeler ile Türkiye arasındaki farkı belli bir oranda kapatmış durumda. Elbette bu yeterli değil, elbette daha fazlasını yapmak durumundayız ama bu performans hiç de fena değil. Özellikle, ben de burada siyasi bir polemik yapayım, sizin partinizin iktidar ortağı olduğu dönemde yani 1999-2002 döneminde Türkiye'nin ortalama büyümesi, yanlış hatırlamıyorsam, yüzde 0,8; yüzde 1 bile değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kontrol edebilirsiniz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Bakan, Adalet Bakanının yerine mi konuşuyorsun, Kalkınma Bakanının yerine mi konuşuyorsun? Yeni anayasa, başkanlık… Yani Kalkınma Bakanlığı konuşuluyor, Adalet Bakanlığı konuşulmuyor. Karıştırdın mı, yanlış metin mi verdiler, ne yaptılar?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dünya ihracatı içindeki payımıza da yine 2009-2014 döneminde baktığınız zaman 0,81’miş; 2014’te 0,83’e çıkmış. Bu, Birleşmiş Milletler rakamı. Yani burada da geriye gidiş yok. Belki ihracatımız nominal olarak düşüyor olabiliyor ama dünya ihracatı da dolar bazında düşüyor. Dolayısıyla, bu çerçevede baktığınız zaman dünyadaki payımız aslında aşağı yukarı korunuyor diye söyleyebilirim.

Cari açık, son dönemlerde en iyi haberler aldığımız alanlardan bir tanesi. Türkiye büyümeyi başardı, enflasyonu düşürdü, birçok dengesini kurdu ama cari açık, bizim tabii en temel meselelerimizden biri. Burada ne olmuş diye baktığınızda, 2015 yılında özellikle yüzde 4,4-4,5 civarına kadar gerilediğini tahmin ediyoruz, henüz tam rakamlar yayınlanmış değil ama gelen rakamlardan gördüğümüz.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Kaç milyar lira olduğunu söyle?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Birkaç yıl öncesinde bu, yüzde 10’lar civarındaydı. Biz burada makro ihtiyati tedbirlerle, yapısal reformlarla, çeşitli çalışmalarla bu noktaya geldik. Tabii, burada, düşen petrol fiyatlarının da elbette bize katkısı var, onu da inkâr edecek değiliz ama bu kısa vadeli bir hadise, biz buna bel bağlamıyoruz. Sonuçta, bizim orta, uzun vadede cari açık için öngördüğümüz politika, yapısal reformlardır, yurt içi katma değeri yüksek alanlarda üretimi artırmaktır, teknolojinin daha fazla ticarileşmesidir, eğitim sistemimizin daha fazla beceri kazandırıcı niteliğinin güçlenmesidir, mesleki eğitimin güçlenmesidir, girişimciliğin, yenilikçiliğin geliştirilmesidir. Bu politikalarla ileride çok daha sağlıklı bir baza bunun oturacağını söyleyebilirim.

Ayrıca, finansmanın kalitesinin de düzeldiğini söyleyebilirim. 2015 yılına baktığınızda, kısa vadeli kaynakların azaldığını, kısa vadeli borçlanmanın eksiye gittiğini, uzun vadeli borçlanmanın ve doğrudan yatırımların payının arttığını görüyorsunuz ve bu da net hata noksanında da yine yüzde 30 civarında -net hata noksanının- finanse ettiğini görüyorsunuz cari açığı. Finansman kalitesinin de yükseldiğini söyleyebilirim.

İstihdama baktığımız zaman 2009 sonrası dünyada bu alanda en başarılı ülkelerden biri Türkiye oldu. Bakın, 2 milyon 353 bin kadın, 3 milyon 651 bin erkek yeni iş imkânına kavuştu 2009 sonrasında. 6 milyona yakın yeni istihdam üretti ekonomimiz. Bu, hiç küçümsenecek bir rakam değil, ileride inşallah çok daha iyi rakamlar görürüz. Az önce dediğim gibi, kalkınma ekonomiden ibaret değil.

Gelir dağılımına baktığımızda da AK PARTİ’nin çok ciddi anlamda gelir dağılımını düzelttiğini görüyoruz. Elbette burada da yine almamız gereken mesafeler var ama büyüme ile gelir dağılımını eş zamanlı iyileştiren ender ülkelerden biri olduğumuzun da burada altını çizmek isterim. En yüksek gelir grubu olan yüzde 10’luk dilim ile en düşük gelir grubu dilimi arasında kaç kat fark vardı? Kat olarak söylüyorum: 2002’de 18,3 kat fark vardı, 2014’te bu 11,8’e düştü. Yine, yüzde 20’lik dilimlere baktığınızda 8,1 kattan 6,9 kata düştü. Gini katsayısı 0,44’ten 0,38’e düştü. “En zengin” dediğimiz yüzde 20’lik en üst tabakanın toplam gelirden aldığı pay yüzde 50’den yüzde 45’lere geriledi. Bunlar hep bu dönemde sağlanan başarılar.

Yoksulluk oranlarında yine ciddi düşüşler sağlandı. Günlük harcaması 4,3 dolar olan nüfusun toplam nüfusumuza oranı yüzde 30’un üzerindeyken 2014 yılında bu, yüzde 1,6’ya kadar geriledi. Bu, muazzam bir başarıdır ve bunu sıfırlamak temel amaçlarımızdan bir tanesi.

2015 yılında her şeye rağmen yüzde 4 büyüdük. Bakın, bu kadar küresel kriz, jeopolitik riskler, terör hadiseleri, 2 tane genel seçim; bütün bunlara rağmen Türkiye ekonomisi yüzde 4 büyümeyi başardı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, Erhan Bey’e söyleyeyim, o tahmin işlerini de bilir, yaptığı bir değerlendirmede “Yılbaşında yüzde 2 bile büyüyemeyiz.” demişti, gördüğünüz gibi tahminlerde yanılmak mümkün ama olumlu bir yanılgı bu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vatandaşın cebine ne para girdi Sayın Bakan?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Yüzde 2 değil, yüzde 4 büyüme gerçekleşti. Bundan sonra da…

ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Bakan, yüzde 1’lik büyüme petrol fiyatlarındaki düşüşten geldi.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bakın, istihdam artışımız: Son çeyrekteki istihdamın bir önceki yılın aynı çeyreğine göre oranı 831 bin yeni istihdam oluşturdu ekonomimiz. Cari açığımız 32 milyar dolara düştü, yüzde 4,5’lar civarında. Finansmanın kalitesi iyileştirildi. AB tanımlı borç stokumuz yüzde 33’ün altına geriledi geçen yıl, bu da çok büyük bir başarı, Avrupa Birliğinde yüzde 90’lara yaklaşıyor.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Fakir fukara sayısı nasıl Sayın Bakan?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – İşte, birçok ülkede gerçekten devlet, kamu, tabiri caizse boğazına kadar borçluyken Türkiye çok farklı bir yerde.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sosyal yardım alanların sayısı nasıl?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Şimdi, çok az vaktim kaldı, GAP’a ilişkin birkaç şey söyleyeyim. Altan Bey gerçi yok, sorular sordu, geçen yıl da aynısını yapmıştı, cevabını dinlemedi, keşke burada olsaydı.

Sulama yatırımlarına biz öncelik verdik. Bakın, bizden önce, 1994-2002 döneminde sulama yatırımlarının GAP içindeki payı yüzde 13’ken bizim dönemimizde, 2003-2015’te bu yüzde 24’e çıktı, son yıllarda yüzde 26’ya yükseldi. Rakam olarak söyleyeyim: 2002 yılında sulamaya verilen ödenek -GAP için söylüyorum- 84,6 milyonken 2015 yılında 1 milyar 205 milyon; bu, sulamaya verdiğimiz açık desteği gösteriyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakanım, kapasitenin yüzde 80’i duruyor hâlâ, yüzde 80’i.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Aksine, bakın, Diyarbakır Milletvekili olduğu için Altan Bey, söylüyorum, orada bizim Silvan Barajı’mız var, 240 bin hektar alanı sulayacak ama sürekli bir şekilde terör saldırılarına uğruyor. Lütfen bu konularda da Diyarbakır milletvekilleri olarak sahip çıkın, bu yatırımlarımıza saldırı olmasın, Diyarbakır sulansın, çiftçimiz gelirini artırsın, gençler istihdam imkânlarına kavuşsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Suruç Tüneli’ne 1 milyar civarında yatırım yaptık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, Sayın Bakanım, Urfa’da terör mü var? Urfa’da terör yok, Urfa’yı niye yapmıyorsunuz?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Hilvan’ın içme suyunu götürdük, isale hattı bitti.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Urfa’da terör yok, niye Urfa’yı yapmıyorsunuz?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Urfa Suruç’a sadece 1 milyar TL yatırım yaptık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Bozova’da yok, Siverek’te yok, Hilvan’da yok, Viranşehir’de yok.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Hilvan’a içme suyunu götürdük, ağ bağlantıları kurulacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Vaktim dolduğu için daha fazla devam edemiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, bence biraz daha süre verin, Urfa’yı da Sayın Bakanımız anlatsın.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Tekrar bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Bakan konuşması sırasında gurubumuza yönelerek 1999 yılına ilişkin olarak açık bir sataşmada bulunmuştur. 69’a göre sataşmadan söz istiyoruz ve ben de grup başkan vekili olarak bir dakikalık bir açıklama istiyorum, ayrı bir konuda.

BAŞKAN – Peki Sayın Akçay.

Sayın Usta mı konuşacak?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet, Erhan Usta.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Usta, iki dakika size kürsüden söz veriyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Bakan, tabii 2011 hedeflerini konuştuk. Küresel kriz 2008, 2009’da yaşandı. 2011 hedefleri, adı üzerinde, 2011 yılında konuldu. Şimdi, 2011 yılında hedef koyuyorsunuz, ondan sonra çıkıyorsunuz “2009’da efendim şunlar oldu, bunlar oldu, dolayısıyla hedefler tutmayabilir.” diye mazeret üretiyorsunuz. Böyle bir şey olmaz, anlatabiliyor muyum? Ben neyi verdim? Ben, seçim beyannamesiyle ilgili 2011’deki hedeflerinizin nasıl tutmadığını anlatıyorum, siz bana 2009’daki krizi söylüyorsunuz. 2009 krizi oldu, yaşandı. Sonra, bu kriz herkese var, sadece bize değil. Ben o yüzden neyle veriyorum? Gelişmekte olan ülkelerle mukayese yapıyorum. Küresel kriz başka ülkeler için geçerli değil mi, sadece Türkiye için mi geçerli? Bana, dünya hasılasından aldığımız payı veriyorsunuz. Bunun hiçbir geçerliliği yok. Niye yok? Çünkü, bizim rakip ülkemiz dünyanın tamamı değil, bizim rakiplerimiz gelişmekte olan ülkeler, ben onunla olan performansa bakarım. Büyümesini tamamlamış, gelişmesini tamamlamış, nüfusu yaşlanmış Avrupa Birliği ülkeleriyle niye bizi mukayese ediyorsunuz? Elbette yüzde 1 büyüme oralara, onlara yetiyor, onlar hiç büyümeseler de yetiyor, gelirleri 50 bin dolar. Ben geliri 8-10 bin dolar olan bir ülkeyim ve benim emsallerim füze gibi çıkıyor, beni onlarla mukayese et. Onlarla mukayese ediyorum, onlarla mukayese ettiğim zaman geldiğimiz durum ortada, tekrarlamayacağım.

“Finansman kalitesi düzeldi.” diyorsunuz. 30-32 milyar dolar açık var bu yıl, cari açık var; sadece 11 milyar doları düzgün, açıklanabilir kalemlerle finanse ediliyor, yaklaşık 10 milyar dolar net hata noksan, bir 11-12 milyar dolar da rezerv erimesiyle finanse ediliyor. Türkiye, tarihinde ilk kez, 2 defa üst üste rezerv erimesiyle cari açığını finanse etti. Ülke kötüye gidiyor diyorum, ben burada siyasi polemik peşinde değilim. “Cari açık azaldı.” diyorsunuz. Nasıl azaldı cari açık? Az önce rakamlarını verdik, altını ve enerjiyi düzeltin, bizim cari açığımız 2015 yılında 2014’e göre millî gelir olarak yüzde 1,4 kötüleşti. Yani bunu nasıl söyleyebilirsiniz?

Gelelim 57’nci Hükûmet dönemine. 57’nci Hükûmet döneminde ortalama büyümesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Bitirebilir miyim Sayın Başkan, çok kısa ilave bir şey yapacağım.

BAŞKAN – Sayın Usta, tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) – Bakın, 1990’lı yılların sıkıntısını aldı 57’nci Hükûmet. Ortalama büyümesi üç yılın 2,2’dir; 2,2’dir bakın o dönemin büyümesi. Ama, o döneme analiz olarak bakmak lazım. Biz size yüzde 6,2 büyüyen bir ekonomi devrettik, şimdi “Yüzde 4 büyüme çok şükür iyi.” diyorsunuz. Bir de benim 2… Evet, ben mart ayında 2 tahminini yaptım ama şu anda büyümemiz zaten 4 filan olacak değil. Bakalım göreceğiz, inşallah olur, ben bu milletin bir ferdi olarak olmasını isterim. Ama şu anda IMF’nin 3,2; bizim tahminimiz de 3-3,5 arası bir şey. Bunun 1 puanı, hiç kimsenin öngörmediği petrol fiyatlarındaki düşmeden kaynaklanıyor. Size ben Plan ve Bütçe Komisyonunda sordum, hesabını veremediniz ama Hazine Müsteşarlığı 0,7 dedi. Uluslararası çalışmalarda 1 puanı buradan geliyor. Bu hesapta yoktu. Onu düştüğünüz zaman göreceksiniz bizim tahminimiz tuttu mu, tutmadı mı? Dolayısıyla, böyle yani olur olmaz şekilde, dünya… Efendim, Avrupa Birliğine “convergence” tamam, hedefimiz oraya yönelik olacak ama performansı, gelişmekte olan ülkelerle, bizimle aynı kategoride olan ülkelerle ölçmemiz gerekiyor. Bunun haricinde yaptığınız hiçbir şeyin bence bir geçerliliği yoktur. Oradaki performansınızın da ne olduğunu zaten ortaya koydum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Sayın Akçay, buyurunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tanal.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan konuşması sırasında -eğer yanlış anlamadıysak- Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir saatlik maliyetinin 600 bin lira olduğunu ifade etti. Öyle mi Sayın Bakan?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ona yakın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesine bakıyoruz 2016 yılı itibarıyla 840 milyon 29 bin lira. Bu rakamı hangi kriterlere göre buldunuz yani bunun bir hesabı yapıldı mı, nedir? Bu bütçe ödenekleri olarak nasıl hesaplandı? Kalkınma Bakanlığı olarak bu 600 bin liralık -bir saat- maliyeti nasıl hesapladınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Sayın Bakan konuşurken bana bakarak yani aslında sataşmada bulundu. Sataşmada bulunarak Urfa’da yatırım yaptığını söyledi ama ben izninizle 60’ıncı maddeye göre bu konuda söz istiyorum mümkünse. Yerimde isterseniz…

BAŞKAN – Sayın Tanal, Sayın Bakan herkese baktı, bir tek size bakmadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Ama Mahmut Bey'e daha farklı baktı.

BAŞKAN – Sayın Bakan gözlerini kapatarak konuşamaz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, “Urfa” dedi, Urfa. Dedi ki: “Diyarbakır milletvekillerine sesleniyorum, Diyarbakır’da terör var lütfen terörü durdurun, yatırım yapalım.” Ben bu arada dedim ki: Şanlıurfa’da terör yok, Urfa’da yatırım yapmıyorsunuz. Onun üzerine mesele. Ben hemen söyleyeyim.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Viranşehir’de sulama yok, Ceylânpınar’da yok, Bozova’nın bir kısmında yok, Hilvan’ın bir kısmında yok. Hatta ben Sayın Bakana gittim Hilvan ilçemiz baraja 8 kilometre uzaklıkta hâlâ Hilvan’ın içme suyu yok dedim. Yani, ayrıca Şanlıurfa’nın turistik yerlerinde tuvaletler yok, Şanlıurfa’nın turistik yerlerine giden yollar üzerinde tabelalar yok, dinlenme yerleri yok; Urfa merkezde otoparklar yok. Geçmişteki Büyükşehir Belediye Başkanımız burada. O dönem orada valilik yapan... Bunların hepsi eğer yatırımsa Şanlıurfa’ya bütçeden ne kadar pay ayırdınız Sayın Bakanım, bana söyler misiniz bir zahmet bunu.

BAŞKAN – Peki Sayın Tanal, teşekkür ederim, sözleriniz tutanaklara geçti, belki Sayın Bakan cevap verir sorunuza.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben teşekkür ederim, sağ olun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bakan konuşması sırasında HDP’li Diyarbakır milletvekillerine Silvan Barajı’na sahip çıkması ve terörü önlemesi gerektiğini söyledi. Bu, açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Peki Sayın Baluken.

Buyurun size iki dakika söz veriyorum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

22.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan bir ara Diyarbakır’dan da milletvekili seçilmişti ama anladığım kadarıyla çok ilgilenme fırsatı olmamış, biraz ilgilenme şansına sahip olsaydı HDP’nin, Silvan Barajı’na açık bir şekilde karşı olduğunu, orada Goderne Vadisi’ndeki tarihsel ve kültürel mirasın tamamen bu barajla yok edilmek istendiğini, gerek bitki açısından gerekse yaşayan diğer canlı türleri açısından oradaki flora ve faunanın dünyanın hiçbir yerinde olmayacak kadar ender bir yer olduğunu savunduğunu bilirdi. Dolayısıyla, bizim Silvan Barajı Projesi’ne sahip çıkma gibi bir durumumuz asla zaten söz konusu olamaz.

Diğer taraftan, gelen saldırılarla ilgili tedbir almak bizim işimiz değil. Biz iktidar mıyız, biz AKP’nin güvenlik bekçisi miyiz? Siz bölgesel politikalarda ülke içerisinde farklı birtakım ülkelerin, güçlerin güvenlik bekçiliğini yapabilirsiniz ama HDP halkın demokratik siyasi iradesini temsil eden bir siyasi partidir.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Terörü karıştırma.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Orada her türlü sorundan sorumlu olan iktidar partisi olarak sizlersiniz. Dolayısıyla, bu konularla ilgili burada konuşurken daha dikkatli davranmanızı öneriyorum.

Diğer taraftan, birçok veri verdi. Yani ben hepsine girmeyeceğim ama bu kalkınma verilerini göstermesi açısından -hani demokrasi, adalet, özgürlük, hepsiyle özdeşleştirdi- sadece 2012 yılında 23 milyon yardıma muhtaç insan varken 2014 yılında bu sayı 30,5 milyona çıkmışsa buradaki kalkınmanın nerelere geldiğinin takdirini size bırakıyorum.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Nereden çıkarıyorsunuz bunları?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisinin de özellikle bu HES, karakollar, güvenlik barajları konusunda da artık ana muhalefet partisi olarak gereğini yerine getirmesini, AKP’nin talan siyasetine karşı mücadeleyi bir tek HDP’ye bırakmamasını özellikle buradan belirtiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Zaten berabersiniz.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Merak etme, zaten yapıyor, elinden geleni yapıyor.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Baluken, bizim Diyarbakır başta olmak üzere bölge ahalisinin yaşadığı sorunlara duyarsız kaldığımızı itham etmek suretiyle açık bir sataşmada bulundu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Tanal cevap verecek efendim.

BAŞKAN – Peki.

Sayın grup başkan vekili görevlendirdi, sonunda aldınız söz hakkını.

Buyurun Sayın Tanal.

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkürler ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tabii Sayın Bakan Şanlıurfa’yla ilgili yatırımları söylerken… Gerçekten Şanlıurfa’ya baktığımız zaman Şanlıurfa’da şehrin merkezinde -şu anda aramızda milletvekili olarak bulunan 2 büyükşehir belediye başkanımız var- İmar Kanunu 37’nci maddesi ve 44’üncü maddesi uyarınca imarla ilgili o kadar yapı ruhsatı verilirken alınan ve toplanan otopark paraları var. Bu otopark paralarıyla bölgede ücretsiz otopark yapılması gerekirken hâlen otopark yapılmadı. Siz, Bakanlık olarak belediyeye para da göndermediniz. Şanlıurfa’da otopark yok.

Şanlıurfa’da engelli vatandaşlarımız sokağa çıktığı zaman, tuvalet ihtiyaçlarını giderebilecekleri bir tuvalet yok yani Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı burada, Türkiye’de en fazla engellinin bulunduğu yer Şanlıurfa ama engellilerin sokağa çıkamadığı yer Şanlıurfa. Niçin? Tuvalet yok, kaldırımlar engellilere göre değil.

Aynı zamanda, turistik olan bölgelerle ilgili yollarda tabela yok, turistik yerlerde tuvalet yok, dinlenme tesisleri yok ve havayoluyla İstanbul-Urfa en pahalı ücret, Ankara-Urfa en pahalı ücret. Bu açıdan baktığımız zaman, Urfalıları siz orada gerçekten… Tamam, milletvekili çıkarıyorsunuz, belediye başkanlığını alıyorsunuz ama Urfalılar bunu hak etmiyor ki.

Aynı şekilde, Hilvan ilçesi, baraja 8 kilometre. Allah’tan korkmuyor musunuz? Yıl 2016, hâlen içme suyu yok.

Bakın, sayın büyükşehir belediye başkanımız burada ve sürekli kendisiyle de bu konuda istişare ediyoruz.

Şunu da kabul etmek lazım: Urfa’da belediyeye ait belediye otobüsleri yok değerli arkadaşlar, halk otobüsleriyle çalışılıyor ve fiyatlar da ayrıca çok çok yüksek.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Olur mu? Olur mu?

MAHMUT TANAL (Devamla) - Şunu kabul etmek lazım: Urfalılar mağdur. Siz, Bakanlık olarak Urfalılara bütçeden ne kadar pay ayırdınız? Bunu bir açıklar mısınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bu kadar yalan olmaz!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bunları milletvekilleri bilmiyor, biz bilmiyoruz, Parlamento bilmiyor. Bilgi vermenizi istirham ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

İBRAHİM HALİL YILDIZ (Şanlıurfa) – Sayın Tanal, cesaretin varsa Şanlıurfa’da aday ol CHP’den. En son 2002’den önce gittin Urfa’ya herhâlde.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dahaki dönem aday, Urfa adayımız, Urfa.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan orada, izin al, konuş.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, Sayın Tanal konuşmasında, Urfa bağlamında politikalarımızı anlatırken sataşmada bulunmuştur.

İzin verirseniz…

BAŞKAN – Sayın Çakır, sayın bakanlar burada, eleştiriler Sayın Hükûmete ve sayın bakanlara yapıldı.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Yok efendim. Sayın Başkan, isim de zikretmek suretiyle, bir başka büyük şehir belediye başkanımıza…

MAHMUT TANAL (İstanbul)- Yok, isim söylemedim.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - …sataşmada bulunulmuştur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara bakın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O eski başkan; yenisi burada, yenisi.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Urfa Büyükşehir Belediye Başkanına istinaden yaptı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O değil efendim, yenisi burada.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Açıklamanın doğrusunu yapsın izin verirseniz Ahmet Eşref Fakıbaba.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Celalettin Güvenç var Sayın Başkanım, Celalettin Güvenç esas Belediye Başkanı.

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Tanal, bir saniye lütfen. Duyamıyorum Sayın Çakır’ı.

Sayın Çakır, Sayın Fakıbaba açıklama mı yapacak?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Evet efendim.

BAŞKAN – Yerinden…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Efendim yerinden değil, sataşmadan dolayı kürsüden.

BAŞKAN - Kürsüden, peki.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Urfa’ya tuvalet yaptınız, kalkınma hamlesi(!)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Fakıbaba. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

24.- Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize saygılar sunuyorum.

Şanlıurfa yaşanabilir bir şehir, yeşiliyle, kaldırımlarıyla, yoluyla, otoparklarıyla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, biz kendi dönemimizde sadece Topçu Meydanı’nda bin araçlık kapalı otopark, Cumhuriyet Meydanı’nda yine bin araçlık, yeni açılan müzenin orada bin araçlık… Ve orada sayısızca tuvaletler, engelliler için sayısızca var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunların resimlerini samimi olarak…

Sayın Mahmut Tanal Bey, benim çok sevdiğim de bir arkadaşım. Demek ki, Mahmut Bey sadece Siverek’e giderken hemen o yolun başından geçip de gidiyor. Yani halka dokunmak farklı bir şey arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Belediye başkanları halka dokunan insanlardır, siyasetçiler halka dokunan insanlardır. Biz görev icabı gittiğimizde her hafta sonu halkımızla beraberiz, halkımıza soruyoruz: Ne emriniz var? Ne isteğiniz var? Acaba sizler için ne yapabiliriz? Sizin mutluluğunuz için ne yapabiliriz?

Bakın, benim kendi dönemimde -Allah şahittir- en azından 3 bin araçlık otoparklık yer yapılmıştır, adlarını veriyorum: Topçu Meydanı, Cumhuriyet Meydanı ve yeni yapılan, Türkiye'nin en büyük –Kültür Bakanımıza buradan özellikle teşekkür ediyorum- müzesinin olduğu yer de belediyemiz tarafından yapılmıştır arkadaşlar ve sayısız tuvaletler vardır. Ama siz de hak verirseniz ki belirli yerlerde, tarihî yerlerde kalkıp da ortaya bir tuvalet koyamazsınız. Yani nasıl koyacaksınız bu tuvaletleri? Onun için, Şanlıurfa yaşanabilir bir kenttir, Şanlıurfa Avrupa’dan ödül almış bir kenttir.

Bakın, burada bütün arkadaşlarıma sesleniyorum: Yerel yönetimler çok önemlidir arkadaşlar, yerel yönetimin amacı halkı mutlu etmektir, ayrım yapmadan Kürt’ü, Türk’ü, Arap’ı kucaklayan bir yönetim şeklidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Bu bağlamda, çok samimi olarak söylüyorum, bana sordukları zaman “Sen nesin?” dediklerinde ben diyordum ki “Ben hem Kürt’üm hem Türk’üm hem Arap’ım.”

BAŞKAN – Sayın Fakıbaba, tamamlayın lütfen.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Ben samimi söylüyorum, bütün insanları kucaklamak, orada oy veren vermeyen bütün insanları kucaklamak belediye başkanının ve siyasetçilerin en büyük görevidir.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fakıbaba.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben “Engelliler sokağa çıktığı zaman tuvalet ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri tuvalet yok.” dedim. Sayın hatip bana bu şekilde sataşarak beni yalancı durumuna düşürdü. Ben söz almak istiyorum; bir.

BAŞKAN – Sayın Tanal, size sataşmadı, “Sayın Tanal beni çok seviyor.” dedi, bu bir sataşma değil.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, sataştı, “Çok seviyorum.” dedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, benim söylediğimin dışında, söylemediğim bir şeyi söyledi. O açıdan, bu anlamda bir sataşma söz konusu…

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen, rica ediyorum.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – “Mahmut Bey’i çok seviyorum.” dedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın…

BAŞKAN – Bir sataşma yok ama Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, bakın, gayet rahat ben size şunu söyleyeyim: Parlamentoda Sayın Başkan dedi ki: “Otopark yaptım.” İmar Kanunu’nun 37’nci maddesi, İmar Kanunu’nun 44’üncü maddesi diyor ki: “Belediye başkanları imar ruhsatı verdiği zaman, o alan otoparka uygun değilse, Otopark Yönetmeliği’nin 5’inci maddesi uyarınca ücretsiz otopark yapmak zorundadır.”

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, orada konuşsun, hiç fark etmez!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkana hodri meydan diyorum! Ücretsiz otopark o kanuna göre nerede yaptınız? Bana bir tane gösterin, ben burada milletvekilliğinden istifa edeceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki Sayın Tanal.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Otur yerine! Böyle bir usul yok! Yeter ya, usandık senden ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kanuna göre ücretsiz otopark yaptığını göstersin, burada milletvekilliğinden istifa edeceğim. Hodri meydan diyorum ben! O kadar açık, net.

BAŞKAN – Peki, sözleriniz tutanaklara geçmiştir.

Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, sonra…

Sayın Bakan bir açıklama yapmak istiyor.

Buyurunuz Sayın Bakan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok vaktinizi almadan, sadece bir bilgi sorulduğu için, sadece bu kamu yatırım programında olan Şanlıurfa yatırımlarımızı söylüyorum: 2002 yılında 114 milyon, 2014, 2015 yıllarında takriben 1 milyar Türk lirası, yıllık. Daha fazla söze herhâlde gerek yok diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Belediyenin gelirleri de dâhil mi?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Hilvan’ın içme suyuyla ilgili olarak da isale hattı ulaşmış durumda, şehir içi şebekesindeki problemlerden dolayı şu anda verilemiyor. Haftalarla ölçülebilecek bir süre içinde inşallah Hilvan o suya kavuşacak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakanım, belediyenin gelirlerini mi söylüyorsun yoksa?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim, son cümle, bitiyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ya otur kardeşim, yeter ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakanın bu açıklamaları, bakın, yatırım anlamında gönderdikleri o paralar doğrudur ancak -orada valilik yapıp şu anda Kahramanmaraş Milletvekili olan Sayın Güvenç burada- bakın, yollar evrak üzerinde yapılmış gösterildiği hâlde o yollar yapılmamış.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, bunu niye konuşturuyorsunuz, böyle bir usul yok ya! Bu hasta demek ki ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O paralar nereye gitti? Onların bir hesabını versinler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim, sorularınız kayıtlara geçti.

Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından bir hususu ifade etmek istiyorum. AKP Hükûmetinin özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı illere yönelik ayırmış olduğu ödeneklerin aslan payı karakollara, kalekollara, HES’lere ve güvenlik barajlarına gitmiştir. Şimdi Kalkınma Bakanlığı bütçesinin görüşüldüğü bir tartışma ortamında, iktidar partisini temsilen buraya, kürsüye çıkılıp Urfa’yla ilgili kalkınma hamlesi olarak yapılan tuvalet sayısının ifade edilmesini kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Milyon dolarlık tünellerin, üçüncü havaalanlarının, üçüncü köprülerin havada uçuştuğu bir yerde Urfa’ya yapılan tuvalet sayısı üzerinden bir kalkınma zihniyetini ortaya koymak her şeyden önce ciddiyetsizliktir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Teşekkür ederim.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Şimdi ne alakası var bu konunun ya!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1) Adalet Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Adalet Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Hükûmet adına üçüncü ve son konuşmacı Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, süreniz yirmi sekiz dakika.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2016 yılı bütçe görüşmeleri münasebetiyle huzurlarınızdayım. Hepinizi şahsım, Adalet Bakanlığı mensupları, yargıda görev yapanlar, yargı görevi yapanlar adına saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde hem yasama hem yürütme hem de yargı hukukla bağlı ve hukukun çizdiği sınırlar içerisinde hareket etmekle yükümlüdür. Hükûmetlerimiz döneminde hukuk devletini güçlendirmek bakımından çok ciddi adımlar atılmıştır. Öncelikle hak arama yolları çoğaltılmıştır. Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru imkânının getirilmesi, Kamu Denetçiliği Kurumunun oluşturulması, yine, İnsan Hakları Kurumunun kurulması, İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığının kurulması bunlardan sadece bazılarıdır.

Ayrıca, hak aramanın önünde bulunan pek çok engel hükûmetlerimiz döneminde ortadan kaldırılmıştır. Yüksek Askerî Şûranın ihraç kararlarına yargı yolunun açılması, kamu görevlileri hakkında uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolunun açılması, hâkim ve savcıların meslekten ihracına karşı yargı yolunun açılması bunlardan bazılarıdır. İnsanlar AK PARTİ hükûmetlerine kadar “Haksızlığa uğradım.” diyerek mahkemeye müracaat etme hakkına dahi sahip değildi. Meslekten ihraç edilen insanlar -asker olsun, hâkim, savcı olsun- ekmeği elinden alındığı hâlde “Bana haksızlık yapıldı.” deme hakkına bile sahip değildi. Bu haklar, hukuk devletinin gereği olarak hükûmetlerimiz döneminde yapılan Anayasa değişikliğiyle sağlanmıştır.

Öte yandan, yine, yapılan Anayasa değişikliğiyle, soruşturma engeli, kovuşturma engeli bulunan 12 Eylül 1980 darbesinin önündeki engeller kaldırılarak bu ülkede darbe yapmış ve darbede başarılı olmuş darbeciler ilk defa normal, demokratik bir düzen içerisinde yargı önüne çıkarılmış, millet adına onlardan hesap sorulmaya başlanmıştır. Yine, 28 Şubat 1997 postmodern darbesini yapanlar da yargı önüne yine bu dönemde çıkmıştır. Bunlar son derece önemli, hukuk devletinin gereği olan tarihî adımlar, tarihî reformlardır.

Devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler tamamen kaldırılmıştır. Ayrıca hem Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin görev tanımı içerisinde “askerî hizmetin gereklerine göre karar verme” ilkesi kaldırılmıştır; artık hukuk devletinin gereklerine göre karar verecek bir anlayışı oraya da koymuş durumdayız.

İnsan hak ve hürriyetleri alanında da son derece önemli adımların atıldığını, buradan, ifade etmek isterim. Bunları tek tek sayıp vaktinizi almak istemem ama şunu ifade etmekte fayda görüyorum: Gerek hukuk devletini güçlendirmek gerek insan hak ve hürriyetlerini, kâmil manada, ülkemizin her alanında her bir birey için hayata tam geçirebilmek için Türkiye'nin mutlaka yeni bir anayasa yapmaya ihtiyacı vardır.

Mevcut Anayasa’ya baktığınız zaman, 2’nci maddesi cumhuriyetin niteliklerini düzenliyor ve burada insan haklarına saygılı bir devletten bahsediliyor. Devletimizi insan haklarına dayalı bir devlet hâline getirebilmek için mutlaka anayasanın yeniden yapılması lazım.

Anayasa’mızın başlangıcını okuduğumuz zaman, orada, bu Anayasa’nın sözü ve ruhuyla geçerli olduğunu ve sözüne, ruhuna sadakatle her bir satırının uygulanması gerektiğini ifade ediyor. Çok önemli bu. Anayasa 17 defa değiştirilmiş; pek çok maddesi, pek çok fıkrası değişmiş; insicam da bozulmuş. Daha iyi olsun diye adımlar atılmış ama bir defa, şunu net görmemiz lazım: Bu Anayasa’yı biz değiştire değiştire hukuk devletini tam anlamıyla inşa edemeyiz. Biz bu Anayasa’yı değiştire değiştire insan hak ve hürriyetlerini tam anlamıyla teminat altına alamayız. Biz bu Anayasa’yı değiştire değiştire ülkemizi modern, demokratik hukuk devletlerinin sahip olduğu, yeni özellikleriyle, pek çok yönüyle mükemmel olan bir anayasa hâline getiremeyiz çünkü bu Anayasa’yı değiştirmek bu Anayasa’nın ruhunu öldürmek anlamına gelmiyor. Bu ruh duruyor burada. İstediğiniz kadar değiştirin, o ruh orada durduğu sürece ne oluyor, netice alamıyorsunuz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Değiştirmeyelim, değiştirmeyelim, gayet güzel!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için, bu ruhu tamamen tedavülden kaldırıp öldürmek, bir daha hortlamaması için de yeni anayasayla üzerini kapatmak gerekmektedir. Bunu yapmadığımız sürece, bu Anayasa’yla her zaman yeni şeylerle karşılaşma imkânımız vardır.

Darbe yasaları hukukumuzda çok. Pek çok genelge, yönetmelik vardı ve bunların pek çoğu hükûmetlerimiz döneminde yürürlükten kaldırıldı, yasalarda da pek çok değişiklik yapıldı ama bilmemiz lazım ki darbe yasalarının anası 1982 Anayasası’dır. Eğer darbe yasalarından hukukumuzu temizleyelim diyorsak öyleyse gelin, bu işin anası olan Anayasa’dan işe başlayalım. Önce onu tarihe havale edelim, ondan sonra diğer adımları atalım. Eş zamanlı yapalım. Ayrı bir komisyon kurulsun, o komisyon darbe yasalarıyla ilgili çalışmalar yapsın, onu hayata geçirelim. Diğer bir komisyon da Anayasa üzerinde çalışsın ve yeni bir anayasa yapma şerefini bu Parlamentoya, bu millete hep beraber yaşatalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye, normal zamanlarda, herkesin ve her kesimin kendini hür ve demokratik hissettiği bir ortamda yeni anayasa yapma imkân ve fırsatını bugüne kadar maalesef bulamamıştır. Olan imkân ve fırsatları da doğru bir şekilde değerlendirememiştir. Sanki yeni anayasa yapmak sadece darbe yapan generallere ve onların emir erlerine mahsus bir özellikmiş gibi duruyor çünkü tarihe baktığımız zaman böyle bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu tabuyu da hep beraber ancak bu Parlamento yıkabilir. Yeni anayasayı darbeciler değil, millet yapar dememiz lazım. Darbecilerin Anayasası’yla değil, milletin anayasasıyla yeni dönemde Türkiye'nin yol alması gerektiğine inandığımı buradan bir kez daha ifade etmek isterim.

Saygıdeğer milletvekilleri, insan hakları konusunda, hükûmetlerimiz döneminde atılan atımlar çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki görünümümüzde de önemli değişiklikler olduğunu görüyoruz. 31 Aralık 2012 tarihinde 16.876 olan derdest başvuru sayısı, 31 Ocak 2016 tarihi itibarıyla yaklaşık yüzde 50 oranında azalarak 8.650 olmuştur. Yine, geçen yılın aynı ayına göre derdest başvuru sayısı bin dosya azalmıştır. 2012 yılında 117 ihlal kararı verilmesine karşın, 2015 yılında verilen ihlal kararı bugüne kadar en düşük seviyeye inerek 79 olmuştur. Bunlar bizim attığımız önemli adımların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına yansımasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, adaletin doğru tecelli etmesi, milletimizin adalete olan güveninin artması, yargının verdiği kararlardan memnuniyetin üst düzeye çıkması bakımından da son derece önemlidir. Anayasa’nın 138’inci maddesi “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” demektedir. Bu çok açık bir biçimde, yargı görevi yapanlara, tarafsız ve bağımsız vazife yapma sorumluluğunu yüklemektedir.

Vicdan bağımsızlığı çok tartışılmaktadır. Kamuoyunda, gazetelerde, siyasetin dilinde, herkeste ve her kesimde “Benim vicdani kanaatim budur.”, “Ben, vicdanımın üzerinde baskı kabul etmem.”, “Ben böyle düşünüyorum, böyle inanıyorum.” diyen insanlara hep rastlarız. Ama hukuk devleti vicdani kanaatlerle işleyen bir devlet değildir. Hukuk devletinde vicdan başıboş bırakılmamıştır, vicdan bir yere bağlanmıştır. Nereye bağlanmıştır? Bizim Anayasa’mıza göre çok açık Anayasa’ya, hukuka ve kanuna bağlanmıştır. Bizim vicdanımız herhangi bir kişinin suçluluğu hakkında kanaat sahibi olabilir, biz ona inanmış olabiliriz ama önümüzdeki dosya suçluluğuna vicdanen inandığımız bir kişinin mahkûmiyetine yeter kesin delilleri içermiyorsa vicdanımız ne derse desin bizim orada beraat kararı vermemiz gerektiği bu Anayasa’nın emridir. Eğer vicdan Anayasa, yasa ve hukuka bağlı hareket etmezse kine, öfkeye, nefrete, düşmanlığa, siyasete, ideolojiye, esen rüzgâra bağlı olarak hareket eder ki o zaman böylesine bir vicdandan adalet de beklemek mümkün olmaz. O yüzden, vicdan bağımsızlığını hiçbir yere bağlı olmamak değil, vicdan bağımsızlığını sadece Anayasa, yasa ve hukuka bağlılık, bunun dışındaki bütün bağlılıkları ret olarak görmemiz ve öyle değerlendirmemiz lazım.

Türkiye’de yargı konusundaki tartışmalara geriye dönük baktığımız zaman, “paralel devlet yapılanması” dediğimiz bir yapılanmanın yargı içerisinde az da olsa belli sayıdaki uzantılarının Anayasa ve yasalara sadakat dışında başka saiklerle hareket ettiğine dair herkesin bir kanaati var. O zaman, bizim, yargının bağımsız ve tarafsızlığını temin için bu konuda Parlamento olarak hepimizin beraber hareket etmesinde büyük fayda olduğuna inanıyorum. Bağımsız olmayanlar, vicdanlarını başkalarının emrine tahsis edenler ve ona uymayı ibadet zannedenler idarede de başka yerde de doğru kararlar tesis edemezler.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hâkimleri kim aldı, o hâkimleri?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Biz bunu söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Buradan bir örnek vermek istiyorum: Meşhur davalardan bazıları; Ergenekon, Balyoz davaları Türkiye’de çok tartışıldı, çok konuşuldu, ülke ikiye bölündü.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Onun başsavcısı nereye gitti şimdi?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Savcı kimdi, savcı? Ergenekon’un savcısı kimdi?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Yarısı “Bunlar suçlu.” dedi, yarısı “Bunlar suçsuz.” dedi, yargılamayı yapanlar veya bu davalarda taraf olanlar birbirlerini itham ettiler ve Türkiye bir noktaya geldi. Sonunda, bu davaların yeniden görülme imkânı doğdu, bu arada heyetler değişti. Ben hepinizin vicdanına sesleniyorum: İstanbul’da görev yapan bir mahkeme, ağır ceza mahkemesinin başkan ve üyeleri çok kalitelidir, birinci sınıftır, iyi yetişmiştir. Şimdi, bir mahkeme düşünün, dosya aynı, deliller aynı; ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis cezaları veriyor. Sonra, heyet değişiyor mahkeme kalktığı için, yeni bir heyet dosyaya bakıyor, bu sefer, bakın, o heyet de bir başka karar veriyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - O heyeti siz atadınız.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Nedir o karar? Hepsine beraat.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Kimin zamanında oluyor Sayın Bakan?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Allah aşkına hepinize soruyorum: Anayasa aynı…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O davanın savcısı Sayın Cumhurbaşkanıydı.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …yasalar aynı, dosyalar aynı, heyet değişmesi hâlinde…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hükûmet de aynı, Hükûmet. Hükûmetin sorumluluğu yok mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …2 tane mahkemenin kararı arasında... Birisinin yüzde 100 suçlu gördüğüne, öbürü yüzde 100 beraat dediği zaman Parlamento olarak, partiler olarak hepimizin bunu sorgulaması lazım gelmez mi?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hükûmet de aynı. Hükûmetin sorumluluğu yok mu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu gücü sizden alıyorlardı.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Efendim, dün öyleydi, bugün böyledir, değil. Bakın, bizim bu gibi konularda birlikte hareket etmemiz lazım. Ben onun için diyorum ki: Bu kararı veren heyetlerden birisi hukuka da, Anayasa’ya da ihanet etmiştir, doğru hareket etmemiştir. Ama hangisi etmiştir, onu bilemeyiz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, sorumluluk sizin, sorumluluk sizin.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, incelemeler, soruşturmalar devam ediyor ama bunu kalkıp Hükûmetin üzerine yıkmak da fevkalade yanlış olur.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Sayın Bakan, her iki mahkemeyi atayan da sizsiniz, siz, sizin Adalet Bakanınız.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - O nedenle, bakın, bizim yargıya güveni aşağıya çekecek adımları atanlara karşı da hep beraber ortak tavır koymamız lazım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O dönem “Terör örgütü.” diyordunuz siz, “Terör örgütü.” diyen sizdiniz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Hükûmeti dövmek için, Hükûmeti yıpratmak için yanlışı yapanları görmezsek hata ederiz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, siz göremediniz, siz, biz gördük. Sayın Bakan, biz başından beri gördük.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Takdir hakkı mahkemelere aittir ama takdir hakkı layüsellik anlamına gelmez. Elmaya armut dediğinizde bu takdir olmaz, bu başka bir şey olur. O nedenle diyorum ki: Yargıyla ilgili konularda elbette hükûmetlere dönük sözler söyleyeceğiz ama yanlışlar konusunda da muhalefet ile bizim birlikte hareket etmeye ciddi ihtiyacımız var. Beraber hareket edelim çünkü yargı hepimize lazım, adalet herkese lazım.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Biz söylediğimizde inanmadınız Sayın Bakan, söylediğimizde inanmıyordunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Size çok lazım, size.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Buradaki yanlışlıkları birlikte düzeltebiliriz, Anayasa’yı birlikte değiştirebiliriz, eksiklikleri, yanlışlıkları birlikte ortadan kaldırabiliriz.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Söylediğimizde inanmıyordunuz; “Adalet yok.” diyorduk, “Hukuk yok.” diyorduk Sayın Bakan. Söylüyorduk biz bunları.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için de ben bu noktada yargıyla ilgili konularda bütün partileri birlikte hareket etmeye açıkça davet ediyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Söylüyorduk Sayın Bakanım, siz dinlemiyordunuz Sayın Bakanım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Size kaç sefer uyarıda bulunduk, kaç sefer müracaat ettik. Hangi talebimizi nazara aldınız?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıda bizim yol haritamız Yargı Reformu Strateji Belgemizdir. Yayımladık, bu belge çerçevesinde önümüzdeki dört yıl içerisinde hangi adımları atacağımızı kamuoyuna ilan ettik ve ayrıca bunu takvimlendirdik. Ne zaman yapacağız, onu da ilan ettik.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, biz orada gaz yiyorduk, gaz! Sayın Bakan, coplanıyorduk orada biz!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Önümüzdeki süre içerisinde önemli çalışmalarımız olacaktır. Bugüne kadar pek çok kanunlaşma çalışmalarını yaptık ve yeni çalışmaları da bununla beraber yapacağız. Bildiğiniz gibi, Türk Ceza Kanunu’nu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nu, Ticaret Kanunu’nu, Borçlar Kanunu’nu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nu yeniledik. Bu dönemde Noterlik Kanunu, bilirkişilik kanunu, kişisel verileri koruma kanunu, adli yardımlaşma kanunu gibi çok önemli yasa tasarıları üzerinde çalıştığımızı ve Meclisin huzuruna getireceğimizi buradan ayrıca ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu iki gün içerisinde Anayasa Mahkememiz çerçevesinde yaşanan tartışmaya da burada değinmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi elbette Anayasa’ya uygunluk denetimi yapacak, Anayasa gereği kendisine verilen bireysel başvuru görevini de Anayasa ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde yerine getirecektir. Bu, Anayasa Mahkemesinin anayasal görevidir ama bireysel başvurularla ilgili Anayasa’nın kurallarını buradan ben size okumak istiyorum: Anayasa’ya göre “Bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” “İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.” Bu, kanun hükmü; ilk ikisi Anayasa hükmüydü ve “İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.” Bu Anayasa ve yasa hükümlerine göre bireysel başvurularda, Anayasa Mahkemesi idari ve yargısal başvuru yolları tüketilmemiş konuda bireysel başvuruları kabul edemez, inceleyemez ve karara bağlayamaz. Yargılama sürerken yapılan bireysel başvuruları ön incelemede kabul edilmezlik kararı verip usulden reddetmesi tartışmasız bir kuraldır. Kabul kararıyla bireysel başvuruyu esastan ele alan Anayasa Mahkemesi kanun yolunda gözetilmesi gereken hususları gözetemez. Yani, kendisini ilk derece mahkemesi yerine koyup dosyada ilk derece mahkemesinin yapması gereken vazifeyi yapamaz, kendini temyiz mahkemesi yerine koyup Yargıtayın yapması gereken görevleri, incelemeyi yapamaz. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemesinde eğer bunu yaparsa o zaman ilk derece mahkemesi veyahut da yüksek temyiz mahkemesi gibi bir konuma kendisini getirmiş olur. Anayasa Mahkemesinin önceden verdiği bazı kararlar ile son ihlal kararına baktığımızda kanun yolu tüketilmeden, hatta iddianame okunmadan ve yargılama da başlamadan bireysel başvuruyu incelemiş ve ihlal kararı vermiştir.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Esasa ilişkin karar vermiyor Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onu da söyleyeceğim, izniniz olursa.

Başvuruyu karara bağlarken ilk derece mahkemesi gibi hareket etmiş, ilk derece mahkemesinin gözetmesi gereken hususları gözetmiştir.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Senin keyfine göre karar vermeyecek herhâlde!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, karar elimde.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi sadece kişi hürriyeti ve güvenliği bakımından hak ihlali vermiş olsa esasa girmiş demem çünkü o ayrı bir konu, tutuklamayla ilgili bir konu ama diyor ki kararın, hükmün “c” kısmında: “Anayasa’nın 26 ve 28’inci maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine…” Neye göre karar verdin? Daha mahkeme bu konuda iddianamesini okumamış, savunmayı almamış, delilleri değerlendirmemiş, bir karar vermemiş. Belki mahkeme yargılama yapacak, beraat verecek. Nereden biliyorsun? Bilmiyorsun. Belki mahkûmiyet verecek, belki basın özgürlüğü kapsamında değerlendirecek, belki iddianamede olduğu gibi casusluk kapsamında değerlendirecek, diğer isnatları doğru görecek.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Bakan, Adalet Bakanı sensin ya, biz şikâyet edeceğiz bunlardan, sen şikâyet ediyorsun, Adalet Bakanı sensin.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama bunlara dair ilk derece mahkemesi daha bir inceleme yapmadan Anayasa Mahkemesinin “İfade ve basın özgürlüğü hakkının ihlali var.” demesi çok net bir şekilde esas incelemesi yapmasıdır, ilk derece mahkemesinin yerine kendini koymasıdır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Cumhurbaşkanı niye karışıyor? Cumhurbaşkanının yorum yapması doğru mu?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakan, belki de savcı dava açtıracaktır, “Dava açtırabilir.” demek gerekiyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hepimiz hukukçuyuz, çok açık, çok açık bir şekilde…

Kaldı ki bakın, bu mahkeme yargılamayı bitirdikten sonra…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – O atananları doğru atamamış…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …eğer mahkûmiyet kararı çıkarsa dosya muhtemeldir ki yeniden Anayasa Mahkemesinin önüne gelecek mi? Gelecek.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kim atadı, üyeleri kim atadı Sayın Bakan?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, Anayasa Mahkemesi önüne gelmesi muhtemel bir konuda daha işin başında ihsasıreyde bulunmuştur.

MURAT EMİR (Ankara) – Önüne zaten gelmiş, dosyanın içinde var o.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bütün bunlara baktığınız zaman, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’da yer alan kurallar ile yasada yer alan kuralları göz ardı ettiğini görüyoruz. Yoksa, içtihatla Anayasa Mahkemesinin sadece alan genişletmesine bir şey demiyoruz, tutuklamayla ilgili içtihatla alan genişletti, AİHM de aynısını yaptı, ona itiraz etmiyorum ama işin esasına girmesi fevkalade yanlış olmuştur, Anayasa Mahkemesi bunu yapma hak ve yetkisine kesinlikle mevcut Anayasa’mıza göre sahip değildir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Kızılan şey tutukluluk.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Adalet Bakanı adaletten yana olmalı, adaletli olmalı.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben adaletten yanayım, adaletten yanayım. Sadece benim dediğim gibi karar verdiği veya vermediği için değil, doğru olanı uygulaması gerekir.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Adalet Bakanı adaletten yana olmalı, Anayasa mahkemesini eleştirmemeli.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben onun için de doğru olanı…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Doğru değil Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …Anayasa’yı okuyarak hatırlatıyorum ve onun için diyorum ki buna herkesin uyması lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – MİT tırlarıyla ilgili hakkınızda fezleke düzenlendiği zaman kanun değiştirmediniz mi?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Adalet Bakanı adaletli olmalı, adaletten yana olmalı.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın eleştirileri üzerine de çok değerlendirmeler yapıldı.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Eleştiri değil, tanımama, tanımama. Eleştiri ayrı; tanımama ayrı, kabul etmeme ayrı, çok fark var.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, bakın, Cumhurbaşkanı herkes gibi görüşlerini açıklama, eleştirilerini yapma hak ve yetkisine sahiptir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Nasıl sahiptir Sayın Bakan, nasıl sahiptir? Bütün yargı kararlarına mı itiraz edecek?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Nasıl Cumhuriyet Halk Partisi, nasıl Halkların Demokratik Partisi, nasıl Milliyetçi Hareket Partisi veya AK PARTİ kendi görüşlerini açıklıyorsa, eleştiri hakkını kullanıyorsa bu ülkenin Cumhurbaşkanı da eleştiri hakkını kullanabilir.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Emir olarak algılıyorlar Sayın Bakan, emir olarak algılıyor mahkemeler.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Demokratik bir haktır eleştiri hakkı. “Mahkemeler eleştirilemez, kararlar eleştirilemez.” diye bir şey olmaz. Mahkemeleri ve kararları kutsamayın, onlar eleştirilebilir kararlardır. (CHP sıralarından gürültüler)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Bakanı dinleyelim lütfen sayın milletvekilleri.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanı da eleştiri hakkını kullanmıştır, bu da demokratik bir haktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Emir olarak algılıyorlar Sayın Bakan, bu ülkede, emir.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hâkim ve savcı sayıları hükûmetlerimiz döneminde önemli ölçüde artırılmıştır. Son on üç yılda hâkim ve savcı sayısı yüzde 57 oranında artırılmıştır. 2016 Şubat ayı itibarıyla adli ve idari yargı teşkilatında toplam 14.712 hâkim ve savcı görev yapmaktadır. Bu sayının, yargı teşkilatının iş yükü göz önünde bulundurulduğunda daha da artırılması gerektiği çok açıktır çünkü AB ortalaması 100 bin kişiye 20 hâkim düşüyor, Türkiye’de bu rakam şu an itibarıyla 13 civarındadır, bizim, rakamlarımızı da oraya taşımamız gerekmektedir.

Hâkim ve savcıların eğitimi, yetiştirilmesi son derece önemli bir vazifedir. Bu amacı temin için Türkiye Adalet Akademisi kurulmuştur. Adalet Akademisinde yurt olarak kullanılan yerde hâkim ve savcı stajyerlerinin kalması zorunlu değildir. Hâkim ve savcı stajyerlerinden isteyenler burada kalabilirler, sayısı da sınırlı. O sayı dolduktan sonra diğerleri de başka yerlerde, evlerde veya başka yerlerde kalıyorlar. Sanki, burada, Adalet Akademisinde herkesin bir yurtta kalması zorunluymuş gibi bir kanaat ortaya konuldu, yok böyle bir şey. Hâkim ve savcı adayları “Hepimize yer verin.” diyorlar ama verecek yerimiz yok, keşke imkân olsa da onlara da yer verebilsek, yok öyle bir şey.

Adayların her hâlinin takip edildiği, kaydedildiği, gözlendiği konusu, iddiası tamamen bir iftiradır. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir.

Önümüzdeki günlerde hukuk eğitimi başta olmak üzere hâkim, savcı ve avukatların yetiştirilmesi dâhil bu konularda çok önemli adımları atacağımızı, Parlamentodan geçmesi gereken konuları huzurlarınıza getireceğimizi buradan açıkça ifade etmek isterim.

Hükûmetlerimiz mahkeme sayılarında da ciddi artışlar sağlamıştır. 2002 yılında 3.581 olan adli yargı mahkeme sayısı 2016 yılı başında 6.131’e, 146 olan idari yargı mahkeme sayısı ise 206’ya yükseltilmiştir. Yani mahkeme sayısı adli yargıda yüzde 71, idari yargıda yüzde 41 oranında artırılmıştır.

20 Temmuz 2016 itibarıyla yargı alanında çok önemli bir reformu fiilen hayata geçiriyoruz, bölge adliye mahkemeleri ile bölge idare mahkemeleri göreve başlamış olacak 20 Temmuz 2016’da. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu dün aldığı bir kararla 15 yerde daha önce kurulmuş bulunan bölge adliye mahkemelerinin ilk aşamada 7 yerde; 8 yerde daha önce kurulmuş olan bölge adliye mahkemelerinin yine ilk aşamada 7 yerde kurulmasına ve daha sonraki aşamalarda…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Faaliyete geçmedi, atananların hepsi emekliye ayrıldı Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …hâkim ve savcı sayımız dikkate alınarak adli yargıda 8 yer, idari yargıda, diğer bir yerde atamaları yapacak faaliyet başlayacaktır, bunu da burada ifade etmek isterim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İstanbul’da atadıklarınız emekliye ayrıldı, daha çalışma yok.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Kapatılan bölge adliye mahkemesi yoktur, kapatılan bölge idare mahkemesi de yoktur. Şu anda atama yapılmayanlara önümüzdeki yıllar içerisinde atama yapılacak ve faaliyetlerine başlayacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargının iş yükünün azaltılması konusunda da çok ciddi adımlar attık. Önümüzdeki dönemde de gerek ara buluculuk müessesi gerek uzlaştırma müessesi gerek ön ödeme müessesi ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını daha iyi bir şekilde hukukumuzda uygulamak için adımlar atacağız. Olanları etkinleştireceğiz, kapsamını genişleteceğiz. Yeni bir usulü de ceza muhakemesine kazandırmayı düşünüyoruz, basit yargılama usulü dediğimiz bir usul. Bununla ilgili çalışmalarımız da son noktaya geldi. İnşallah...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, iki dakika...

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz bitti.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Değerli Bakan açıklamaları yaparken... “Ergenekon, Balyoz davalarının ben cumhuriyet savcısıyım.” diyen o dönemin Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı ve o dönem, o mahkeme heyetlerinin hepsinin başında Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı Sayın Bakandı ve o dönem bu heyetlerin hepsini değiştiren Sayın Bakandı.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, Sayın Tanal her dakika söz alma imkânına mı sahip? Böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen, rica ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O dönem bu kürsüde biz bu davaların suni olduğunu söylediğimiz zaman “Onlar terör örgütüdür, siz de terör örgütüne destek veriyorsunuz.” diyen Bakandır.

BAŞKAN – Peki Sayın Tanal, tamam, sözleriniz tutanaklara geçti; lütfen, rica ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken...

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye...

Buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanaklara geçmesi açısından ben de bir hususu ifade etmek istiyorum.

Sayın Bakan konuşması sırasında, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararının gerekçesi olmadan açıklanamayacağını ifade etti ancak burada verilen karar bir iptal kararı ya da yapılan itiraz sonucu alınmış olan bir iptal olayı değil. Bir ihlal kararı var ve ihlal kararının açıklanmasıyla da ilgili, gerekçe sunulmasıyla ilgili bir şart yok. Tabii, burada şöyle bir ikircikli yaklaşım var: Aynı mahkemenin, Roboski katliamı, sokağa çıkma yasakları, siyasetçilerin tutuklanmasıyla ilgili vermiş olduğu kararlarda hep Sayın Bakanı ve AKP’li Kabine üyelerini ve yetkililerini “Yargı bağımsızdır, yargının verdiği kararları tartışamayız.” pozisyonunda buluyorduk, şimdi bu şekilde açıklamalar yapmalarını manidar buluyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki Sayın Baluken, sözleriniz tutanaklara geçmiştir.

Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi, şahıslar adına son konuşmacı, aleyhinde olmak üzere, Diyarbakır Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş’a aittir.

Sayın Erdoğmuş, süreniz beş dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli bakanlarım, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım, muhterem misafirler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, hukukla ilgili bir geleneğimiz var. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatip kürsüde. Sayın Tanal, rica ediyorum kendi aranızda konuşmayınız, hatibi dinleyelim.

Buyurun Sayın Erdoğmuş.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Hukuk geleneği, insanlığın bir mirasıdır ve insanlık tarihiyle yaşıttır. Adalet pratiğimiz ise tamamen farklı bir uygulamadır. Hukuk geleneği ile adalet pratiğimiz arasındaki çelişkiye bugün burada vakit olmaması nedeniyle değinmek istemiyorum. Sayın Bakanım, adalet pratiğimiz çok net bir şekilde şu anda bir dayanıklılık testinden geçmektedir. Eğer bu dayanıklılık testinde adalet pratiğimiz tahkim edilmezse şimdiye kadar yaşanan adaletle ilgili, yargıyla ilgili, hukukla ilgili güven konusu tırmanacak. Çünkü, esas olan yargıya güvendir, eğer yargıya güvenle ilgili sağlam adımlar atılmazsa bizim şu anda “reform” diye belirlediğimiz ve anlatmaya çalıştığımız çabalarımız da beyhude olacak. Bakınız, ben izninizle Muhyiddin Arabi’nin adaletle ilgili tanımını buradaki hazırunla paylaşmak istiyorum. Muhyiddin Arabi Rahimehullah diyor ki: “Bir toplumun sağlıklı olabilmesi için, ona sağlam toplum diyebilmemiz için, nasıl ki bir bünyede kalbin sağlam olması, sıhhatli olması o bünyenin sıhhatine delalet ediyorsa, adalet de toplumun sağlığına ve sıhhatine delalet eder. Eğer toplumda itidal yoksa, eğer toplumda istikamet yoksa, eğer toplumda güven yoksa, eğer toplumda düşmanlık, kin ve nefret hâkim ise o toplumun hasta olduğu organı kalbidir ki buna da adalet diyoruz.” V e şöyle bitiriyor sözünü: “Adliilahî yani Allahuteala’nın sıfatlarından biri olan ‘adl’ sıfatının tecelligâhı işte toplumun kalbidir.”

Sayın Bakanım, buyurun, Türkiye toplumunun bugün fotoğrafını önümüze alarak, sağlıklı olup olmadığını, mutedil olup olmadığını, müstakim olup olmadığını birlikte burada değerlendirelim. Toplum şu anda bir cinnet geçiriyor. Düşmanlıklar had safhaya ulaşmış. Ülkemizin her tarafına, doğusuna batısına, kuzeyine güneyine cenazeler gidiyor, yurdumuz bir acılar diyarı oldu.

HALİL ETMEYEZ (Konya) – Sayenizde, sayenizde.

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Çözümü belli.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Bütün bunların içerisinde eğer biz adaletten, pratik adaletten, yargının bağımsızlığından, yargının tarafsızlığından, hukukun üstünlüğünden, hukuk devletinden hâlen bahsedeceksek bunları da lütfen dikkate alalım.

Bakınız, henüz sona yaklaşmadık. Allah korusun, bugünümüzü bize aratacak önümüzde çok yakın vahim olaylara gebe bir zaman dilimi bizi bekliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Tehdit ediyorsun bir de bak!

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Yarından tezi yok, Sayın Bakanımdan talebim, buyurun, adaletin tecellisi için Sur’da yarın bir müdahale yapılsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Sayın Valimize bir çağrıda bulunulsun.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Silahlarını bıraksınlar, hiçbir şeye gerek yok!

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – HDP yetkilileri, partimiz yarın için üzerine düşen o sağduyu çağrısını yapsın ki yarın bir katliam…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, lütfen ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Başkanım, süre bitti…. Bakanı konuşturmuyorsunuz ya! Bakana “Süre bitti.” diyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş…

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – …bir sıkıntı olmasın diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğmuş.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Ben, hepinizi bu temennilerle selamlıyor ve inşallah diyorum ki yarın bizim kardeşliğimiz için, insanımız için…

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Adalete uyun, adalete!

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş…

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – …barışımız için bir milat olacak diyorum.

Hepinize selamlar… (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğmuş.

Sayın milletvekilleri, dördüncü turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine on dakika süreyle soru sormaları için hak tanıyacağım. Geri kalan on dakika da Sayın Bakanlara aittir.

Şimdi sırasıyla sayın milletvekillerine yerlerinden söz veriyorum.

Sayın Tanal, buyurunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2002 ile 2015 yılları arasında kadın cinayetlerinden kaç kişi hüküm giymiştir?

Soru 2) 2002 ile 2015 yılları arasında kadına şiddetten dolayı kaç kişi ceza almış ve şu anda yargılamaları devam etmektedir?

Soru 3) 2002 ile 2015 yılları arasında kaç kişiye iyi hâl ve saygın tutum, haksız tahrik ve benzeri gerekçelerle cezadan indirim yapılmıştır?

Soru 4) Kadına karşı şiddet ve tecavüz, cinayetten yargılanarak ceza alan kaç kişi ceza bittikten sonra aynı suçu işlemiştir?

Soru 5) Kadına karşı cinayetlerin, tecavüzlerin ve şiddetin önüne geçmek adına bakanlık olarak hangi hukuki çalışmaları yapmaktasınız?

Soru 6) Türkiye’de 2002 ile 2015 yılları arasında kaç kadın sığınma evlerine müracaat etmiştir? Türkiye’de kaç tane kadın sığınmaevi bulunmaktadır?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öz…

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sorum Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımıza olacak.

Sayın Bakan, Çanakkale’de 2014 yılı Mayıs ayında 6,4 şiddetinde bir deprem olmuştu ve Eceabat ilçemizin Berhamlı köyünden Sezai Meriç, Büyük Anafarta köyünden Muharrem Tezel, Küçük Anafarta köyünde de Ömer Hançer ve Şerafettin Doğan isimli yoksul vatandaşlarımızın evleri yıkılmıştı. Akabinde AFAD kendilerine çadır vermiş, 2014 kışını bu çadırda geçirmişler. Yerlerinde ziyaret ettim, o şekilde yaşamaları gerçekten zor. 7 Haziran seçimlerinden sonra kurumunuz nezdinde 4 mağdur vatandaşımız için girişimde bulunmuştum. Çanakkale İl Müdürlüğümüz de talebi yerinde görerek Bakanlığa iletmiş olmasına rağmen konteynerler verilmedi. Kaldı ki 2015 kışını da çadırda geçirdiler. Bu 4 hemşehrimize barınmaları için konteynerleri vermek adına konuyla ilgilenmenizi, incelemesi ve bu konteynerleri vermenizi rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakanlar, Uşak’ta çevre yolu yapılmaktadır. Kayağıl köyü, Muharremşah köyü, Eskisaray köyü, Bölme, Ovademirler, Yavu ve Çarıkköy’den ve de Ortaköy’den geçmektedir. Buradaki yaşayan çiftçilerimizin arazisinden geçmektedir çevre yolu. Maalesef arazilerden geçiyor, geçtikten sonra da herhangi bir istimlak işlemi yapılmasına rağmen köylülerin hak ettikleri istimlak bedelleri ödenmemiştir. Köylülerimiz, çiftçilerimiz ciddi şekilde mağdur durumdadır. Bu işlemin bir an önce, istimlak işleminin ve ödemenin bir an önce yapılmasını rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Kalkınma Bakanlığına. İzmir, Türk ekonomisine en fazla katkı veren kentlerin başında gelmektedir. Bir yatırım cennetidir. Ancak İzmir en az teşvik alan 1’inci bölgede yer alması nedeniyle diğer bölgelerdeki bazı illere göre daha az teşvikten yararlanmaktadır. Örneğin, İzmir’in ilçesi Kemalpaşa 1’inci bölge desteklerinden yararlanıyorken Manisa’nın ilçesi Turgutlu 2’nci ve 3’üncü bölge desteklerinden yararlanmaktadır. Hâlen boş olan organize sanayi bölgeleri 4 ve 5’inci bölge teşvik sistemi kapsamına alındığından yatırım artacaktır. Bu bağlamda teşvik sistemi değişmeli, İzmir’in potansiyelini engelleyen bu adaletsizlik giderilmelidir. Bu konuda desteklerinizi bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Seyfettin Yılmaz? Yok.

Sayın Koçdemir.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Yılmaz, coğrafi gelişmişlik farklarını azaltmaya yönelik programlar uygulanıyor ancak il içi gelişmişlik farkları giderilemiyor. Devlet Planlama Teşkilatının yaptığı ilçelerin gelişmişlik sıralamasında Bursa’nın 6 ilçesi ilk 100 içinde yer alırken Harmancık 551’inci, Keles 607’nci, Büyükorhan ise 717’nci sıradadır. Büyük maliyetlere yol açacak bu durumun telafisi için çalışma yapıyor musunuz?

Sayın Bozdağ, devlet geleneğimizde meşruiyetin kaynağı adalettir. Oysa son yıllarda yargıya duyulan güven sürekli düşüyor. Bu gidişle yüzde 20’nin de altına düşecek gibidir. Yüzde 65’lik bir kesim yargının siyasallaştırıldığı kanaatindedir. En çok güvenilen 3’üncü kurum olan Anayasa Mahkemesinin kararları bile itibarsızlaştırılmaktadır. 10 milyonu icra olmak üzere, 18 milyon davanın olduğu ülkemizde ciddi tehlike arz eden bu durumun normalleşmesi için ne yapılmaktadır?

BAŞKAN – Sayın Sertel.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, Türkiye’de mahpus sayısı 2000 yılında 49 bindi, 2016 yılında bu rakam 180 binli rakamlara ulaştı. On beş yıl içinde 4 kat artış var ve Türkiye’de mahpus sayısı açısından Avrupa Konseyi ülkeleri arasında 1’inci sıradayız ne yazık ki. Şimdi Türkiye’de 2014 yılı rakamlarına göre -2015’i elde edemedim- 360 hapishane, yaklaşık 160 bin mahkûmun olduğu Türkiye’de 1.250 ring ve 35 hapishane ambulansı var. Yani 128 mahpusa 1 ring, 4.571 mahpusa 1 hapishane ambulansı düşüyor. Beni cezaevinden sıkça arayanlar, örneğin Maltepe Açık Cezaevinde, 400 kişilik cezaevinde bin kişiden fazla kişinin kaldığını, Kırşehir Açık Cezaevinde kapasitenin 268 olduğunu ama mahkûm sayısının 470’i geçtiğini ve insanların yerlerde yattığını, tuvalet önlerinde yattığını söylüyorlar.

Şimdi, soruyorum Sayın Bakan: Denetimli serbestliği iki yıla çıkarmayı düşünüyor musunuz? Af, indirim düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sertel, süre gidiyor, o yüzden sözünüzü kesmek durumunda kaldım.

Buyurun Sayın Çakırözer…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Grup Yorum bileti sattığı, anmalara katıldığı için bir taş dahi atmamasına rağmen cezaevine konulan ve beş yıldır Kırıkkale F Tipi Cezaevinde hükümlü bulunan Erkin Kocaman’ın durumunda kaç üniversite öğrencisi vardır? Yeniden yargılanmaları mümkün müdür?

TCK 299 Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla hakkında soruşturma açılan kaç yurttaşımız vardır; kaçı davaya dönüşmüştür?

Eskişehir’in Alpu ilçesinde kurulması planlanan Ulusal Raylı Sistemler Araştırma ve Test Merkezi 2010 Haziranından beri beklemektedir; URAYSİM’e pay ayrılmış mıdır?

Cumhuriyetin ilk temyiz mahkemesinin kurulduğu Eskişehir’imize bir bölge idare ya da bölge adliye mahkemesinin kurulması düşünülmekte midir?

Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül kararına getirilen eleştirilere bakınca, bireysel başvuruyu sınırlamayı düşünmekte misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arslan.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakan Sema Ramazanoğlu’na soruyorum:

1) Denizli’de 2003-2015 döneminde 2022 sayılı Kanun kapsamında 65 yaş aylığı ve evde bakım aylığı düzenli olarak ödenen hane sayısı kaçtır? Ödenen tutar toplamda ne kadardır?

2) 2015 yılında Denizli’de ve Türkiye genelinde 2022 sayılı Kanun kapsamında sayılan nedenlerle aylığı kesilen hane sayısı kaçtır? Aylıkların kesilme gerekçelerine göre sayısal dağılım nedir?

3) Bakanlığınız 2022 sayılı Kanun’da muhtaç, yaşlı ve engelliler ya da yakınlarına bağlanan aylıkların kesilmesine yol açan haneye giren kişi başına gelir ölçütünün kaldırılmasına yönelik bir kanun tasarısı getirecek midir?

Bir sorum da Kalkınma Bakanına: Denizli Çardak Organize Sanayi Bölgesi yıllardan beri yatırım beklemektedir; özel teşvik içine alınarak yatırım yapılması sağlanmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ederim.

İlk sorum Adalet Bakanına: Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesini ve kararlarını tanımadığını ifade etti. Peki, yarın cezaevlerindeki bütün hükümlüler ve tutuklular mahkeme kararlarını tanımadığını belirterek isyan ederse ne yapacaksınız?

Paralelci hâkim, savcı sayısı kaçtır? Bunlardan kaçını AKP Hükûmeti göreve almıştır?

Taahhüdü dolayısıyla cezaevine girecek olan vatandaşlarımızın sorununu çözecek bir çalışmanız var mı?

Denetimli serbestlikle ilgili sürenin artırılması hususunda bir çalışmanız var mı?

Diğer sorum Kalkınma Bakanına: TÜİK Muğla ilimizi Türkiye’nin en güvensiz ili olarak ilan etmeyi nasıl başarmıştır?

Son sorum Aile Bakanına: Suriyelilere aile başı kaç TL ödenmektedir? Ödeme yapılan aile sayısı kaçtır? Bu ödemeler ne zamana kadar devam edecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

İlk 2 sorum Adalet Bakanına. 1’inci sorum: 28 Şubat darbesinden ceza alan ve yargılanan, şu anda cezaevinde yatan kimse var mıdır?

2’nci sorum: Mersin Tarsus Alifakı köyüne 10 bin kişilik bir cezaevi yapılmıştır. Bu cezaevinin Adana Adliyesi Adalet Komisyonuna bağlanacağı konusunda yerel medyada haberler çıkmaktadır. Bu doğru mudur? Eğer böyleyse bunun mutlaka değiştirilmesi ve Mersin’e bağlanması gerekmektedir çünkü Mersin sınırları içerisinde yapılmıştır.

3’üncü sorum Kalkınma Bakanımıza: Türkiye’nin yönetim sistemi yapacağınız hangi hizmetleri bugüne kadar engelledi?

Kalkınan Türkiye'de devletten sosyal yardım alan kişi sayısı kaçtır?

Bir de, Suriyelilerin yoğun göç aldığı belediyelere, özellikle büyükşehir ve ilçe belediyelerine devletten mutlaka İller Bankası kanalıyla artı ödenek verilmesi gerekmektedir. Çünkü sadece Mersin’de 300 bin Suriyeli insan yaşamaktadır ama belediyeye bununla ilgili artı bir ödenek gelmemektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Tüm’e söz vereceğim.

Sayın milletvekilleri, Sayın Tüm sisteme giremiyor, herkesten önce gelip talep etti sisteme giremediği için, bir problem var çünkü, bundan kaynaklı yani bizimle alakalı bir şey değil. Sisteme giremediği için ilk başta söz talebi olan vekillerimizden birisi. Onun için söz veriyorum.

Buyurun Sayın Tüm.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim sayın Başkan.

Sorum Adalet Bakanına: 17-25 Aralık soruşturmasında adları geçen 4 eski bakanla ilgili yapılan eleştirilere savcılıklar, kamu görevlilerinin onur, şeref ve saygınlıklarına saldırıldığı gerekçesiyle dava açmaktadır. Bu dava da Balıkesir Edremit Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Başkanı Çağdaş Alkan ve arkadaşlarına açılmıştır. Buradan Bakana soruyorum: Adı bilinen 4 bakan dışında AKP iktidarlarında bakanlık yapmış herhangi bir bakana örneğin Sayın Bülent Arınç’a veya Sayın Ali Babacan’a “hırsız” diye hakaret eden kimse olmuş mudur? Bununla ilgili savcılıkların açtığı bir kamu davası var mıdır? Adları kamuoyunca bilinen bu 4 eski bakan AKP iktidarı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın bakanların söz hakkından alıyorsunuz Sayın Tüm.

Sayın Yılmaz, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok az bir vakit olduğu için çok kısa kısa cevaplamaya çalışacağım.

Sayın Yiğit, İzmir teşviklerini sormuştu. Geçmişteki teşvik sistemimizde alanlar vardı, hiç alamayanlar vardı. Yeni, daha kompleks sistemimizde ise bütün illerimiz bir şekilde teşvik alıyorlar. Bölgesel teşvik dışında genel teşvik, büyük ölçekli projeler, stratejik yatırımlar, 5’inci bölge teşvikleri gibi teşviklerden İzmir ilimiz de en geri kalmış bölgemiz kadar faydalanıyor. İzmir gibi illerimizin işte böyle daha stratejik sektörlere yoğunlaşmasını, hem İzmir’imize hem ülkemize daha fazla katkıda bulunmasını bekliyoruz.

Sayın Koçdemir SEGE’yle ilgili sordu, ilçelerle ilgili. Bu konuda yeni bir çalışma başlattık, illeri yenilemiştik, ilçelerin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyini bu yıl içinde tamamlayacağız. Buna bağlı olarak illeri de tekrar yenileyeceğiz. Bu yıl bu çalışmamızı yenileyeceğiz. O çalışmamız, biraz dediğiniz gibi, üzerinden zaman geçti.

Sayın Çakırözer, Eskişehir URAYSİM’le ilgili beni ilgilendiren bir soru sordu. Bir test merkezi bu. Başlangıçta daha küçük ölçekliydi, sonra ölçeği oldukça büyüdü. Dolayısıyla, yeni bir analiz yapma, değerlendirme yapma ihtiyacı çıktı ortaya. Onu da sonuçlandırmak üzereyiz. Bu yatırım programı hazırlıkları sırasında muhtemelen bu çalışmayı bitirmiş, tamamlamış olacağız.

Sayın Arslan, Denizli Çardak’la ilgili bir soru yöneltti. Burayı, tabii, Sayın Bakanımız daha yakından mutlaka bilir ama burada Bilim, Sanayi Bakanlığımız ve sanayi odasıyla hep birlikte bir çalışma yürütülüyor ve buraya yeni yatırımcı talepleri de var bildiğimiz kadarıyla. İnşallah, gelişmiş bir organize bölge hâline getireceğiz.

Bu güvensiz il hadisesi soruldu. Bazı turistik bölgelerimizde bana göre de TÜİK’in bir öz eleştiri yapması lazım. Yaz nüfusu çok yükseliyor ama oranlar hesaplanırken kişi başına hesaplanıyor. Bundan doğan bir problem var diye düşünüyorum. Yeni çalışmalar esnasında bu eleştirileri dikkate alacağız.

Diğer taraftan, Sayın Şimşek yönetim sistemimizle ilgili “Neyi engelledi?” dedi. Şunu söyleyeyim: Yani, bugün için AK PARTİ’nin sağladığı siyasi istikrar nedeniyle istikrarsızlığın bedelini yeterince göremiyoruz ama bu garanti bir istikrar değil, yarın bozulabilecek bir istikrar. Nitekim, 7 Haziran sonrası ülkemizin içine girdiği durumu hep birlikte gördük. İstikrarı garanti edecek demokratik bir sistem geleceğimiz adına, kalkınmamız adına da çok çok önemli diye düşünüyorum. Belediyelere katkı anlamında bir sorunuz oldu, onda size katılıyorum. Belli bir ölçeğin üstünde bir nüfus varsa buna bir şekilde bir destek sağlanmalı. Nitekim, geçen yıl kendi nüfusunun yüzde 10’u üstünde misafiri olan illerimize özel bir ödenek AFAD kanalıyla gönderdik. Önümüzdeki dönemde de benzer çalışmalar yapılabilir.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın Ramazanoğlu, size söz verelim.

Buyurun.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI SEMA RAMAZANOĞLU (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Mahmut Tanal’ın sorusuna cevap veriyorum. 2016 Şubat ayı itibarıyla toplam 137 konukevi 3.442 kapasiteyle hizmet vermektedir. Bakanlığımıza bağlı kadın konukevi sayısında 2002 yılından bugüne kadar yüzde 106’lık, kapasitesinde ise yüzde 160’lık bir artış sağlanmıştır. Bakanlığımıza bağlı kadın konukevlerinde 2015 yılında 18.562 kadın ve 9.199 çocuk olmak üzere toplam 27.761 kişi hizmet almıştır.

Yine, Sayın Tanal’ın diğer bir sorusu: Eşe ve çocuklara karşı yapılan şiddete bağlı olarak bu eylemlerden şu andan itibaren 2.490 kişi ceza infaz kurumlarında bulunmaktadır; 330’u tutuklu, 2.160 kişisi hükümlüdür.

MHP Milletvekili Sayın Erdoğan’ın sorusu: Suriyelilere yönelik kamplarda psikososyal destek programı uygulamaktayız ve yeni programlarımız da var.

Sayın Bülent Öz’ün sorusu: Çanakkale ilinde 2014 yılında olan bu deprem sonucunda Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğümüze gerekli talimatları verdik çünkü benim bakanlığımdan önceki süreçte olmuş. Durum incelenerek gerekli yani bütün barınma imkânları en iyi şekilde onlara sağlanacaktır.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Suriyelilere ne kadar para veriyorsunuz ayda?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI SEMA RAMAZANOĞLU (Denizli) – Suriyelilere bugüne kadar yaklaşık 10 milyar dolar harcadık.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Aile başına, aile?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI SEMA RAMAZANOĞLU (Denizli) – Aile bazında Birleşmiş Milletlerin kamplarda kalanlara verdiği bir harçlık kısmı var, bir de Türkiye olarak biz de bir kısım veriyoruz onlara, gıda şey…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Bakan, açıklama yaptınız “1.300 lira aylık veriyoruz.” dediniz.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Bakan, bu bütçenin hiçbir yerde detayı yok; bakın, bugün çok araştırdık.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Türkiye’de 17 milyon yoksul insan var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI SEMA RAMAZANOĞLU (Denizli) – Üç buçuk yıldır yaklaşık 10 milyar dolar harcadık.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Türkiye’de 17 milyon yoksul insan var, onlara aylık bağladınız mı?

BAŞKAN – Sayın Bozdağ’ın süresinden gidiyor.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI SEMA RAMAZANOĞLU (Denizli) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Buyurun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; denetimli serbestlikle ilgili konuda şu anda bir çalışmamız yok. Bildiğiniz gibi, şartlı tahliyesine bir yıl kala kişilerin denetimli serbestlik yoluyla infazı devam ediyor. Bu uygulamaya göre, bugün on sekiz ay hapis cezası alan birisi içeride bir gün, iki gün, bilemediniz en fazla bir hafta bir durum değerlendirmesi yapılana kadar kalıyor, sonra denetimli serbestliğe ayrılıyor. Eğer biz bu süreyi iki yıla çıkarırsak o zaman otuz altı ay hapis cezası alan bir vatandaşımız içeri hiç girmeden veya bir gün, iki gün, belli bir süre kaldıktan sonra denetimli serbestlik yoluyla infaz işlemi yapılacak. Bunun anlamı şu: Üç yıla kadar hapis cezaları cezasız kalacak demektir. Yani, böyle bir şeyi yapalım mı yapmayalım mı? Herkesle ben konuştuğumda, üç seneye kadar hapis cezası alan birisi hiç içeri girmesin, hiçbir ceza yatmasın deniyorsa o ayrı bir konu ama baktığınız zaman, toplumun şikâyet ettiği pek çok suçun da bu kapsamda olduğunu biz değerlendiriyoruz. O nedenle, denetimli serbestlik süresini artırma yönünde bir çalışmamızın olmadığını burada ifade etmek isterim.

Tabii, Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili konuda şu ana kadar Bakanlığımızca kovuşturma izni verilen dosya sayısı 1.845’tir. Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük hakaretlere baktığınızda, ben okuyamıyorum bile, yüzüm kızarıyor, sinkaflı cümleler, kelimeler; bir düşünce açıklaması değil, tamamen küfür ve hakaret, büyük bir kısmı da sinkaflı. Ben isteyen milletvekillerimize o şeyleri verebilirim. Yüzü kızarmadan arkadaşlarımızın okuyabileceğini zannetmiyorum. Küfretme özgürlüğü kimsenin olmamalıdır.

Ayrıca, bölge idare mahkemesi ve bölge adliye mahkemelerinin Eskişehir’de kurulmasına ilişkin bir hazırlığımız yok yani en azından şu aşamada Eskişehir’de bunların kurulması söz konusu değil, onu ifade etmek isterim.

Tarsus Cezaevi kampüsünün Adana’ya bağlanacağına ilişkin bir soru vardı. Böyle bir çalışma yok, böyle bir düşünce de yok, biz bunu daha önce de ifade ettik. Tarsus’ta zaten ağır ceza mahkememiz var dolayısıyla oraya bağlı olarak görevini devam ettirecek. Yani, o bir şehir efsanesine döndü. Yok, yok, yok. Böyle bir çalışma da yok.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ederiz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – 28 Şubat davasında şu anda cezaevinde tutuklu bulunan kimse bulunmamaktadır ancak yargılama devam ettiği için de ceza alan kimse yok. Yargılama bittikten sonra ancak bu konuda bir şey söyleyebilirim.

Cezaevlerinde şu anda ambulans ve ring araçlarına ilişkin sorular soruldu. Cezaevi ring araçları ODTܒyle yapılan protokol çerçevesinde soğutması olan da araçlar. Bu konuda yeteri kadar ring aracı var, bir. İkincisi: Ambulans olarak da cezaevlerinde, şu anda Ankara, İstanbul, İzmir cezaevlerinde bir hastane diyebileceğimiz yerler var. Onun dışında, bütün cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere bakan aile hekimlerimiz var. Ambulans ihtiyacı olduğu zaman 112’den istifade ediliyor ve bugüne kadar herhangi bir ambulans sıkıntısı kesinlikle yaşanmamıştır. Bunu da buradan özellikle ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Bakanım.

Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, şimdi sırasıyla dördüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

24) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  435.512.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                           117.394.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      10                                     Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri                                                         24.246.745.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                          24.799.651.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               16.163.446.925,01

Bütçe Gideri                                                                                                                                                    16.090.988.142,70

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                     137.891,99

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                72.255.034,13

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                                    341.640,17

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

32) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                               1.953.290.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                                  857.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                             54.431.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                            2.008.578.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                 1.256.282.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         774.303.980,33

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                            366,54

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                              481.978.386,21

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

32.75) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1) Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  383.926.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               1.308.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               385.234.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    281.587.800,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         205.522.992,29

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                76.064.807,71

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.34) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                      4.094.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               1.197.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      06                                     İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                                                                                 80.312.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                                 85.603.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                                 1.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                    84.702.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                        900.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                            85.603.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                      68.029.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                           58.920.943,05

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                  9.108.056,95

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                                  68.029.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                                45.785.510,43

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.54) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                                  225.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      06                                     İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                                                                               108.310.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          108.535.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                                 1.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  107.929.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                        605.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          108.535.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)    CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                      71.220.000,00

Bütçe Gideri