TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

47’nci Birleşim

28 Şubat 2016 Pazar

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 28 Şubat mağdurlarını saygıyla selamladığına ve demokratik siyasete yapılan her türlü müdahaleyi reddettiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yaşar Kemal’i saygıyla andığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, AK PARTİ Grubunun, Cumhurbaşkanının herhangi bir eleştiriye veya hakarete maruz kaldığında kurucu genel başkanı olması nedeniyle söz hakkı olduğuna ilişkin konuşması

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor’un, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

4.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

5.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını ve 26 Şubat 1992 tarihinde yaşanan Hocalı katliamını kınadığına ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’in, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 28 Şubatın yıl dönümünde, 2 Mayıs 1999’da seçilmiş bir başörtülü milletvekiline had bildirme şeklinde adı konmamış darbeyi de hatırlatmak istediğine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Türkiye’nin içinde bulunduğu en önemli sıkıntının terör olduğuna ve PKK’yla yapılan görüşme iddialarıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Hükûmetin soru önergelerine yanıt vermediğine veya geç yanıt verdiğine ve milletvekillerine verilen denetim yetkisinin tam olarak kullanılmasını sağlayacak bir önlem alınıp alınmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 28 Şubatı açık bir darbe süreci olarak tarif ettiklerine, doğrudan ya da dolaylı olarak demokrasiye yapılan her türlü darbe girişimine karşı olduklarına ve Yaşar Kemal’in ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tutarlı bir şekilde bütün darbelere karşı çıkmak gerektiğini düşündüklerine ve Nusaybin’de polis aracına yapılan saldırıda şehit olan polise Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediklerine ilişkin açıklaması

13.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’ya görevinde başarılar dilediğine, 28 Şubat darbe sürecine, sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerde yaşananları da darbe olarak algıladıklarına ilişkin açıklaması

14.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, bütçe görüşmelerinin ülkemize hayırlar getirmesini temenni ettiğine, 28 Şubat postmodern darbesinin yıl dönümüne, tüm darbe girişimlerini kınadığına ve sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yerlerde terörle mücadele edenlere kolaylıklar, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği kararı tanımadığına ve saygı duymadığına yönelik ifadelerinin demokrasiyle bağdaşır olmadığına ilişkin açıklaması

16.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, bütün mahkeme kararları gibi Anayasa Mahkemesi kararlarının da eleştirilebileceğine ve Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili kararının sınırlarını aşan, yetki gasbı yapan bir karar olduğuna ilişkin açıklaması

 

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği kararı tanımadığına ve saygı duymadığına yönelik ifadelerinin kuvvetler ayrılığını tanımamak anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

18.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği kararı tanımadığına ve saygı duymadığına yönelik ifadelerinin kabul edilemez olduğuna ve bağımsız olarak görevini yapması gereken yargının baskı altında olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, sokağa çıkma yasağı uygulanan İdil’de Şırnak Milletvekili Ferhat Encu’nun da bulunduğu eve yönelik bir baskın olduğuna, bu olayı duyurmak için ulaşmaya çalıştıkları İçişleri Bakanının ve Bakanlık yetkililerinin telefonlarına çıkmamalarını kınadığına ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine, HDP Grubu olarak sırtlarını bir tek halka dayadıklarına ve herkesin düşüncesini özgürce ifade etmesini sağlayan dik bir duruşları olduğuna ilişkin açıklaması

 

28.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Parlamentoda herkesin uymakla mükellef olduğu kaideler olduğuna, Cumhurbaşkanının da eleştirilebilir olduğuna ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin PKK’ya, IŞİD’e destek olduklarını iddia ettiğine ilişkin açıklaması

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Genel Kurulun kişisel düşünceler üzerinden değil İç Tüzük’e göre yönetilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

34.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tel Abyad’da IŞİD saldırısının tamamen kırıldığına dair bir haber aldıklarına ve bunun sınır güvenliğimiz açısından son derece önemli bir gelişme olduğuna ilişkin açıklaması

40.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

42.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhurbaşkanına yönelik eleştirilere karşı doğrudan AK PARTİ grup başkan vekillerine söz verilmesinin Anayasa’yı ihlal anlamına geleceğine ilişkin açıklaması

43.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119)

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRK DİL KURUMU

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Adana Milletvekili Tamer Dağlı’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine nedeniyle konuşması

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhurbaşkanına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasına şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

28 Şubat 2016 Pazar

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

II.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 28 Şubat mağdurlarını saygıyla selamladığına ve demokratik siyasete yapılan her türlü müdahaleyi reddettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün 28 Şubat. Bundan tam on dokuz yıl önce siyasi tarihimize kara bir leke düştü. Ben, buradan, 28 Şubat mağdurlarını saygıyla selamlıyorum ve adı ne olursa olsun, sivil siyasete, demokratik siyasete yapılan her türlü müdahaleyi reddediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ülkemin siyasi tarihinin bir daha asla karartılmamasını diliyorum ve öyle olacağına da inanıyorum.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere başlamadan önce, bugünün özelliğinden dolayı, sisteme giren ilk 12 milletvekili arkadaşıma birer dakika söz vereceğim.

Grup başkan vekili arkadaşlarımın söz hakkı bakidir.

Sayın Erdoğan….

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

28 Şubat 1997’de Türkiye’nin yaşadığı o talihsiz günlerin sonucu olarak Türkiye’de bugün, maalesef, ehil kadrolar tasfiye edilmiş ve birçok, başka hak etmeyen insanlar görevlere gelmişlerdir. Bu bakımdan, Türkiye'nin normal demokratik süreç içerisinde bir hayat sürebilmesi için bundan sonra demokrasiye yapılacak her türlü müdahaleye karşı bütün aklıselimin hep birlikte olması gerekmektedir.

Ben, yeniden, 28 Şubatta yaşananları kınıyorum ve Türkiye'nin yeni bir 28 Şubat yaşamaması için üzerimize düşen görevi hep birlikte yapmamız gerektiğine inanıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tor…

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor’un, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Ben de 28 Şubatın bu yıl dönümünde bu antidemokratik uygulamaları kınıyorum. Ancak şunu da belirtmek de fayda var: Bu antidemokratik uygulamalardan ders alarak iktidarın da daha hoşgörülü, daha makul yaklaşması, daha adil olması gerektiğini düşünüyorum. Bu vesileyle, bir daha Türkiye'nin 28 Şubatları yaşamaması, bir daha hiçbir şekilde antidemokratik uygulamalara meydan vermemesini diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şimşek…

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Darbelerden ve ihtilallerden en büyük zararı gören bir siyasi partinin mensupları olarak darbeci zihniyetin tamamını kınıyoruz. 28 Şubat ve benzeri girişimleri yapanların tamamının da yargı önüne çıkarılmasını istiyoruz. Ne hazindir ki bugün, maalesef, 28 Şubattan şikâyetçi olanların, 28 Şubatı yapanlarla ilgili hiçbir adli işlem başlatmadıklarına da şahit oluyoruz. Bunu da şiddetle kınıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Aksu…

4.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

28 Şubatın yıl dönümünde, ben de, Parlamentoya yapılan girişimleri kınıyorum. Antidemokratik uygulamaların bir daha yaşanmamasını diliyorum. Ancak bu tür darbe girişimlerini araç yaparak iktidar gücü elde edilmesini de, 27 Nisanları da ayrıca kınıyorum. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin açık olmasının, açık olmasının devamının sağlanmasının hayati önemi haiz olduğunu ifade ediyorum. Demokrasinin bizim için bir yaşam tarzı olduğunu da ifade ederek saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Aydın…

5.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını ve 26 Şubat 1992 tarihinde yaşanan Hocalı katliamını kınadığına ilişkin açıklaması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Darbe literatürüne “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubatı biz de kınıyoruz fakat 28 Şubattan çıkaracağımız en büyük ders, iktidar olanların, erki elinde bulunduranların kutuplaştıran, ötekileştiren, karşı tarafı yok sayan bir uygulama hevesine kapılmamasını dilerim, temenni ederim.

Öte yandan, Hocalı’daki katliamı da kınıyoruz. Bundan ta yüz yıl önce, yaklaşık, Hınçak ve Taşnak çeteleri tarafından özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde yapılan mezalimin bir yenisini, bir postmodern bağlamında yapılmışını da Hocalı’da gördük. Dolayısıyla, geçmişte olduğu gibi, emperyal güçlerin, ülkemiz üzerinde, özellikle sınır olduğumuz jeostratejik öneme sahip bölgelerimizde hesaplarının olduğunu bir kez daha bu mezalimle yaşadık. İnşallah, budan sonra bu tür mezalimler özellikle soydaşlarımıza bir daha reva görülmez. Biz de bu konuda inşallah gerekli adımları atarız diyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Koçdemir…

6.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’in, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım,

28 Şubatta toplumun iradesine, millî iradeye olan müdahaleyi kınıyorum. Fakat 28 Şubat sonrasında da semboller üzerinden kamuoyu oluşturularak toplumun esas meselelerinin gölgelendirilmesinin sona ermesini, tahdit edilmemiş, tahrik edilmemiş, tehdit edilmemiş ve tahrip edilmemiş bir iletişim ortamı içinde, gerçek demokraside, bizim, çocuklarımızın ve torunlarımızın kendisini en iyi şekilde gerçekleştirdiği bir Türkiye’yi birlikte yaşamaya vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kavakcı…

7.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 28 Şubatın yıl dönümünde, 2 Mayıs 1999’da seçilmiş bir başörtülü milletvekiline had bildirme şeklinde adı konmamış darbeyi de hatırlatmak istediğine ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

28 Şubatın yıl dönümünde, uzantısı olan, 2 Mayıs 1999 -adı konulmamış- darbesini de bugün hatırlatmak istiyorum. Bir milletvekilinin, seçilmiş bir milletvekilinin şahsında, Türkiye’de ona oy veren kadın-erkek, başı örtülü-başı örtülü olmayan birçok insana karşı başlatılmış had bildirme kampanyası, 2 Mayıs 1999’da başlayan had bildirme kampanyası 23 Haziran 2015’te ancak, başı örtülü olmayan milletvekilleriyle ve erkek milletvekilleriyle beraber başörtülü milletvekillerinin de ant içmesiyle bitmiştir. Bugünlerin tekrar yaşanmaması için dua ediyorum ve elimizden geleni yapacağımızı belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Aydın…

8.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Türkiye’nin içinde bulunduğu en önemli sıkıntının terör olduğuna ve PKK’yla yapılan görüşme iddialarıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, Türkiye'nin içinde bulunduğu en önemli sıkıntı terör. Sık sık Genel Kurulumuzda PKK’yla yapılan görüşmeler gündeme geliyor ve tartışılıyor. Şimdi, bu iddialar üzerine şu soruları yöneltiyorum:

“Oslo görüşmesi” olarak bilinen buluşmadan dönemin Başbakanının haberi var mı? Örgütün eylemlerinden MİT’in haberi var mı? Varsa bu eylemler güvenlik güçlerine bildirildi mi? Güvenlik güçlerinin KCK’ya yönelik yapacağı operasyonlar önceden MİT’in içerisindeki bazı güçler tarafından örgüt mensuplarına bildirildi mi? KCK’nın Türkiye tarafından taraf olarak kabul edilmesinde MİT’in rolü var mı? Öcalan ile örgüt arasındaki iletişimde MİT herhangi bir rol üstlendi mi? KCK’nın kuracağı ileri sürülen devlet sınırlarıyla ilgili MİT’in bilgisi var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akın…

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Hükûmetin soru önergelerine yanıt vermediğine veya geç yanıt verdiğine ve milletvekillerine verilen denetim yetkisinin tam olarak kullanılmasını sağlayacak bir önlem alınıp alınmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Milletin bize verdiği denetim yetkisini kullanarak vermiş olduğumuz soru önergeleri Hükûmet tarafından ya hiç yanıtlanmıyor ya da süresi ve gündemi geçtikten sonra yanıtlandırılıyor. Bu soruların yanıtlandırılmasını sağlamak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının görevidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 24’üncü Yasama Dönemi faaliyet raporunda yer alan bilgilere göre 24’üncü Dönemde 8.635 sözlü soru önergesi verilmiş, bunlardan sadece 2.134 adedi yani yüzde 25’i yanıtlandırılmış, yüzde 75’ine yanıt verilmemiş. Aynı dönemde 68.784 yazılı soru önergesi verilmiş, bunların da 13.970 adedi süresi içinde yanıtlanmış, geri kalan yanıtlandırılmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı olarak halkımızın milletvekillerine verdiği denetim yetkisini tam olarak kullanmasını sağlayacak bir önlem alacak mısınız, yoksa “AKP Hükûmeti denetimden hoşlanmıyor, kendisini her şeyin üzerinde görüyor, biz de bu anlayıştayız, denetime gerek yoktur.” görüşünde misiniz?

BAŞKAN – Sayın Gözgeç…

10.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 28 Şubat antidemokratik uygulamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Sayın Başkan, evet, bugün 28 Şubat, milletin oylarıyla seçilmiş başörtülü milletvekilimize “Dışarı! Dışarı!” sesleri hâlâ kulaklarımızda. Bin yıl süreceği söylenen o günlerden başörtülü-açık ayrımı olmadan, milletin temsilcisi olarak Mecliste yer aldığımız bugünleri yaşamanın onurunu yaşıyoruz. 28 Şubat her ne kadar başörtüsüne karşı olsa da aslında başörtüsü ve kadın üzerinden Türkiye'nin gelişmesine karşıdır.

Darbelerden ve darbe anayasasından hepimiz şikâyetçiyiz. Bu nedenle, yeni bir anayasa yapılmasında tüm partilerin hep birlikte hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim sayın milletvekilleri.

Grup başkan vekillerinden söz almak isteyen…

Sayın Özel, buyurun.

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 28 Şubatı açık bir darbe süreci olarak tarif ettiklerine, doğrudan ya da dolaylı olarak demokrasiye yapılan her türlü darbe girişimine karşı olduklarına ve Yaşar Kemal’in ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Herkese günaydınlar diliyoruz.

28 Şubat, Türkiye tarihinde gerçekten çok önemli yıl dönümlerine denk geliyor. Örneğin 12 Eylül darbecisi Kenan Evren’in Genelkurmay Başkanı olduğu tarihtir 1978’de. 1996’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda “Öğrenci Harçlarına Hayır” pankartı açan 12 öğrencinin gözaltına alınıp tutuklandığı tarihtir ve 17-25 Aralık operasyonundan sonra Rıza Zarrab’ın serbest bırakıldığı tarihtir ve 1997’de Millî Güvenlik Kurulunun muhtıra verdiği ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun…

Açıkça ifade etmek isteriz ki doğrudan ya da dolaylı olarak demokrasiye yapılan her türlü darbe girişimi, her türlü istikamet verme, her türlü dayatmanın karşısında olan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, o tarihte yaşananların bir daha yaşanmaması gerektiğini ümit ediyor, o günü açık bir darbe süreci olarak tarif ediyor, o dönemde mağdur olan tüm siyasetçilerin, o dönemde mağdur olan tüm gazetecilerin, tüm öğretim görevlilerinin, tüm iş adamlarının bir daha böyle şeylerin yaşanmayacağı bir Türkiye’de birlik ve beraberlik içinde, demokrasiye, düşün hayatına katkı sağlamalarını ve bundan sonra Türkiye'nin hiçbir şekilde demokrasiden uzaklaşmamasını ümit ediyoruz. Meclisin burada yapacağı bir öz eleştiri var.

Tabii, 28 Şubat süreci ve devamına bakıldığında Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucuları o süreçten sonra bir başka parti yapılanması içine gittiklerinde bir gömleği çıkarmaktan bahsetmişlerdi. 28 Şubat yeni gömlek sahiplerine mi, gömleğinde ısrar edenlere karşı mı yapılmıştır? Bugün burada Adalet ve Kalkınma Partisi 28 Şubat sürecine direnenlerin partisi mi, yoksa 28 Şubatla evrilenlerin ve onun üzerinden başka bir siyasi yöne yönelenlerin partisi midir? Onu siyasi tarihçilere, onu sosyologlara, onu bu konuda analiz yapacak bilim adamlarına bırakıyoruz.

Biz, kim olursa olsun, düşüncelerini açıkladı diye, gazetede yazı yazdı diye, siyasi fikrinden dolayı kimsenin fişlenmeyeceği ve özgürce iktidara geldilerse iktidarı teslim alacakları, yerel yönetimde görev yapıyorlarsa görevlerini sürdürecekleri, gazete köşelerini koruyacakları bir Türkiye ümit ediyoruz. Bu Meclis bir öz eleştiri yapmalıdır. Örneğin Cengiz Çandar, Nazlı Ilıcak, Umur Talu, Ali Bulaç 28 Şubatın mağdur gazetecileridir ama bugün benzer baskıların daha fevkinde baskılar hissettiklerini, bugün o günlerden daha kötü günler yaşadıklarını kendileri ifade ediyorlar. Bu açıdan herkes bir düşünsün. İktidar gücü ele geçirildiğinde baskı kurmak, karşı tarafı toplumsal hayatın, basının, düşün hayatının dışına itmeye çalışmak, o gücü kullanmak aynı zamanda bir başka darbe değil midir?

Son olarak Sayın Başkan, 28 Şubat bir başka yıl dönümü -en yenisi- daha. Anadolu’nun binlerce yıllık kültüründen beslenen, yazdığı romanlar dünyanın birçok diline çevrilen büyük bir ustayı, cumhuriyetimizle yaşıt, edebiyatımızın ulu çınarı Yaşar Kemal’i geçen sene tam da bugün kaybetmiştik. Diliyle, duruşuyla, insan sevgisiyle hepimize başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteren o koca yürekli büyük insanı, onun çağları aşan gür sesini unutmayacağız. “İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.” diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

II.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yaşar Kemal’i saygıyla andığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Sevgili ve Sayın Yaşar Kemal’i sevgiyle anıyoruz, saygıyla anıyoruz, kitapları bize emanettir diyoruz.

Buyurun Sayın Akçay.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tutarlı bir şekilde bütün darbelere karşı çıkmak gerektiğini düşündüklerine ve Nusaybin’de polis aracına yapılan saldırıda şehit olan polise Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Başkanım, tekrar hoş geldiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bütün arkadaşlara günaydın diliyorum.

Bugün, 28 Şubat 1921, konuşmamın girizgâhına Türkiye Büyük Millet Meclisinde ilk bütçenin kabul tarihi olarak da bir hatırlatma yaparak başlamak istiyorum ve bugün de yine bir bütçeyi görüşüyoruz.

Ve 28 Şubat, “darbe” kavramıyla özdeşleşmiş bir günde değerli milletvekili arkadaşlarımız da görüşlerini ifade ediyorlar. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak “En kötü demokrasi en iyi ihtilalden daha iyidir.” diyen merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in sözünü hatırlıyoruz ve bütün darbelere tutarlı bir şekilde karşı çıkmak gerekir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat… Şimdi 28 Şubatı zikredip de 27 Nisanı zikretmemek olmaz. 27 Nisan darbesine de inşallah hep beraber bir hatırlatma yapar, o konuda ortak görüşler oluştururuz. Ve darbelerin ürünleri olan kesimlerin de darbe karşıtı söylemleri ne derece samimidir, onu da ayrıca tartışmak gerekiyor çünkü bu darbe karşıtlığında, zannederim, noksan olan en önemli husus asgari bir tutarlılık. Bu asgari tutarlılığı ilkeli bir şekilde sağlamak gerekir ve bütün darbelere karşı çıkmak gerekiyor.

Şimdi “Anayasa’yı tanımıyorum.” derse bir cumhurbaşkanı, bir başbakan veya bir bakan, bir yetkili; bu darbe değil midir? Bu kesinlikle bir darbedir. Bunlara da karşı çıkmak gerekir. “Ben Anayasa’ya uymayacağım ama Anayasa’yı bana uydurun.” demek de bir darbedir, darbe girişimidir. Dolayısıyla buna, geniş kapsamlı, ilkeli ve tutarlı olmaya dikkat ederek hep birlikte karşı çıkmamız gerekir.

Yine, maalesef terör saldırıları devam ediyor ve Nusaybin’de polis aracına saldırı yapıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. 1 polisimiz şehit ve 2 polisimiz de yaralı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerken yaralı polislerimize de acil şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.

Bir an evvel bu terör belasını millet olarak topyekûn yok etme azmiyle hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Demirel…

13.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’ya görevinde başarılar dilediğine, 28 Şubat darbe sürecine, sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerde yaşananları da darbe olarak algıladıklarına ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başarılar diliyorum size de.

BAŞKAN – Çok teşekkürler.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sizin oturumunuza da ilk kez katıldığım için yeni görevinizde başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

Ben de aynı duygularla size başarılar diliyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Evet, 28 Şubat darbesiyle ilgili, bugünün 28 Şubat olmasından kaynaklı… Gerçekten o süreçleri çok yakinen hem bilen… Bu darbe sürecinde özelde kadınlara ilişkin, başörtüsünden kaynaklı, üniversitelerden atılmasını sağlayan ve başörtüyü… “Kadına yönelik şiddet” olarak ifade edilen ve kadının iradesini yok sayan yaklaşımla bir darbe süreci yaşadık. Bu darbe süreci, aslında, bir de bütün hak ihlallerinin ortaya çıktığı, aynı zamanda, Sincan’a tanklar ve toplarla girildiğini gördüğümüz bir süreçti.

Bu ülke birçok darbe sürecini yaşayan bir ülke ama şu anda bile bu geçmiş darbeleri kınadığımızı ve kabul etmediğimizi ifade ederken hâlâ günümüzde şehirlerimizde, illerimizde, ilçelerimizde tanklarla toplarla halkın üzerine ateş açılan bir süreci yaşıyoruz. Yani şu an yaşanan 2016 yılında da bir darbe süreci olduğunu bir kez daha ifade ediyorum. Çünkü tankların topların ve ağır silahların, halkın üzerine, Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, İdil’de, Derik’te ateş açtığını görüyoruz. Bu da bir darbe sürecidir, bu da bir hak ihlalidir. Yani siyasetçilerin yapması gerekenlerin üzeri örtülerek siyasetin soruna çözüm bulması gerektiği bir yerden bakmanın ötesinde askerî darbelerle ya da tanklar, toplarla halkları katletmek, bu da aynı zamanda, 2016 Türkiye’sinde bu süreçte yaşanan bir durumdur. İnsanları vahşet bodrumlarında yakmak ve gerçekten cenazelerini bütün illere yayarak insanların, halkın kendi cenazesine bile ulaşmasını engelleyen bir durum da aslında bir darbe sürecidir. Biz bunu bu şekilde algılıyoruz, bu darbelerin hepsini bir bütün olarak kınadığımızı ifade ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın İnceöz.

14.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, bütçe görüşmelerinin ülkemize hayırlar getirmesini temenni ettiğine, 28 Şubat postmodern darbesinin yıl dönümüne, tüm darbe girişimlerini kınadığına ve sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yerlerde terörle mücadele edenlere kolaylıklar, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben de önümüzdeki bütçe görüşmelerinin ülkemize ve milletimize her şeyden önce hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Tabii, bugün 28 Şubat, 28 Şubat postmodern darbenin on dokuzuncu yılı. Ben bu vesileyle, bundan önceki dönemlerde özellikle 27 Mayıs ihtilali, 12 Mart muhtırası, yine, 1980 ihtilali ve yakın zamanda yine tanıklık etmiş olduğumuz 27 Nisan e-muhtırası, Gezi eylemleri, 17-25 Aralık operasyonları da dâhil olmak üzere millet iradesini, demokrasiyi askıya alacak şekilde, demokrasiyi kesintiye uğratacak şekilde, demokrasiyi inkıtaya uğratacak şekildeki tüm darbe girişimlerini bugün tekrar, bir kez daha kınadığımı özellikle belirtmek istiyorum.

Bu darbe girişimleri ülkemizde sadece insan kaynaklarını israf etmekle kalmıyor, ekonomiyi, sosyal, siyasal, demokrasi de dâhil olmak üzere her alanı kesintiye uğratan, israf eden ve bir ülkenin gelişimini, değişimini, dönüşümünü on yıllarca geriye atacak şekildeki girişimlerdir. Bu anlamdaki tüm darbeleri özellikle kınadığımı, aslolanın millet iradesinin olması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

28 Şubat gerçekleştirildiğinde 28 şubat zihniyetinin bin yıl süreceği söylenmişti. Ama çok şükür ki sağduyulu milletimiz, geçmiş döneminden ders almış, birçok acılar yaşamış olan milletimiz, aslolanın millet iradesi olması gerektiğini bir kez daha göstermiştir.

Ben, özellikle, 28 Şubatta insan kaynağımızın nasıl israf edildiği noktasına da bir vurgu yapmak istiyorum. Evet, 28 Şubat, özellikle eğitim alanında, özellikle de kadınlarımız arasında çok önemli bir eşitsizliğe sebep olmuştur; toplumu kadınlar arasında başörtülü-başı açık şeklinde, kendisini eşitsizliğe itecek şekilde de bir sonuç doğurmuştur. Tabii ki bu sonucun özellikle de birçok hanım kardeşimizin, kızlarımızın okuldan, eğitim hakkından yoksun olmasına sebep olmuş ve bu da çok önemli bir insan kaynağının israfıdır.

Ben bu anlamda, tekrar, 28 Şubat vesilesiyle tüm darbeleri kınadığımı, tarihimize bunların bir kara leke, demokrasimize bir kara leke olarak geçmiş olduğunu belirtiyorum. Bir daha ülkemize, milletimizin rızası hilafına gerçekleşmeyecek şekilde, bu iktidarımız döneminde, demokratik anlamda hak ve özgürlükler noktasında atılan tüm adımların önümüzdeki dönemde de ülkemizi çok daha ileriye taşıyacağı noktasında emin olmamız gerektiğini söylüyorum. Egemenlik, bilakayduşart milletindir ve bundan sonra da bu şekilde devam etmesi için biz parlamenterlere çok önemli görevler düşmektedir.

Ben, bu vesileyle, Doğu, Güneydoğu Anadolu’da sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı illerde, güçlü bir şekilde terörle mücadele eden tüm vatandaşlarıma, polisimize, askerimize de kolaylıklar diliyorum. Şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum. Türkiye’nin bu toprakları, ülkemizin bu toprakları kolay kazanılmadı, bundan sonra da bu coğrafyada topraklarımızın birlik, beraberliğinin muhafazasını temin etmenin hiç de kolay olmadığı, yaşadığımız terör olayları nedeniyle de bir kez daha ortadadır. İnşallah, bu mücadelede de, haklı mücadelesinde de, meşru mücadelesinde de, hukuki anlamda yürüttüğü mücadelesinde de milletimiz kazanacaktır; aslolan millet iradesidir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28 Şubata karşı duruşunu yürekten alkışlıyorum. Aslında, bugün Divanın bu görüntüsü 28 Şubata verilecek en büyük cevaptır diyorum ve gündeme geçiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ben kısa bir açıklama yapacaktım efendim.

BAŞKAN – Sisteme girmemişsiniz herhâlde.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Girdim efendim.

BAŞKAN – Daha sonra, çalışmamızın ileriki safhalarında size söz veririm, şimdi gündeme geçiyorum Sayın Yaşar.

Sayın milletvekilleri, bugün Meclisi 3 kadın yönetiyor, hep birlikte hepimize iyi çalışmalar diliyoruz. (Alkışlar)

Gündemimize göre 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün ikinci tur görüşmelerini yapacağız.

İkinci turda Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (x)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (x)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, bu turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir.

İkinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına; Mehmet Günal, Antalya Milletvekili; Arzu Erdem, İstanbul Milletvekili; İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekili; Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına; Ziya Pir, Diyarbakır Milletvekili; Müslüm Doğan, İzmir Milletvekili; Erol Dora, Mardin Milletvekili; Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili; Kadri Yıldırım, Siirt Milletvekili.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına; Mustafa Savaş, Aydın Milletvekili; Şahap Kavcıoğlu, Bayburt Milletvekili; Recai Berber, Manisa Milletvekili; İsrafil Kışla, Artvin Milletvekili; Yusuf Beyazıt, Tokat Milletvekili; Tamer Dağlı, Adana Milletvekili; Atay Uslu, Antalya Milletvekili; Ayşe Keşir, Düzce Milletvekili; Alpaslan Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili; Osman Boyraz, İstanbul Milletvekili; Mehmet Erdoğan, Gaziantep Milletvekili; Sabri Öztürk, Giresun Milletvekili; Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili; Hasan Basri Kurt, Samsun Milletvekili; Suat Önal, Osmaniye Milletvekili; Necip Kalkan, İzmir Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına; Aykut Erdoğdu, İstanbul Milletvekili; Sibel Özdemir, İstanbul Milletvekili; Serkan Topal, Hatay Milletvekili; Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili; Ayşe Gülsün Bilgehan, Ankara Milletvekili; Mustafa Tuncer, Amasya Milletvekili; Burcu Köksal, Afyonkarahisar Milletvekili; Tanju Özcan, Bolu Milletvekili ve Bülent Öz, Çanakkale Milletvekili.

Şahıslar adına, lehinde, Salih Çetinkaya, Kırşehir Milletvekili; aleyhinde, Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan başlıyoruz. İlk konuşmacı Antalya Milletvekili Mehmet Günal’dır.

Süreniz 23 dakikadır.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

28 Şubatı yeterince konuştu arkadaşlarımız ama ben, kalkınca sabah sabah yine şehit haberleriyle uyanmanın üzüntüsü içerisindeyim. Öncelikle, bugünküler başta olmak üzere tüm şehitlerimize ve Hocalı’da kaybettiklerimize Allah’tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum.

İkincisi, Sayın Başkan kurumları sayarken başta -benim de bugün üzerine söz aldığım- “Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu…” dedi ama ben de dönüp baktım, Sayın Maliye Bakanımız var, ilgili Bakanımız yok.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İlgisiz bakanlar var. Bakanlar da ilgisiz, Hükûmet de ilgisiz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Evet, yani doğal olarak Hazineden sorumlu Bakan olarak yurt dışına gidiyor ama biz yukarıda -Komisyon Sözcümüz burada- 9 defa mı değiştirdik Sayın Koçer? Yani, bakanların durumuna göre mareşalin de üzerinde yıldızlama yapıyoruz Plan ve Bütçe Komisyonunda, o gündem değişikliğinde 8-9 defa bakanlıkları değiştirdik bakanların programına göre.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kendi bütçesini ciddiye almayan bir Hükûmet var.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Mehmet Bey, Maliye Bakanımız orada.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Teşekkür ederim. Ben ekonomi bürokratıyım, hangi bakanın nereye baktığını biliyorum, merak etmeyin yani. Ayrıca para-banka hocasıyım, o kurumların hepsini biliyorum, kime bağlı olduğu da sizin Başbakanlık genelgesinde yazıyor zaten, merak etmeyin.

Şimdi, orada şunun için söyledim: Maliye Bakanı onun yerini tutamaz. Yani, hem şahıs olarak tutamaz -eski Maliye Bakanı olduğu için söylüyorum- hem de kurum olarak tutamaz, herkesin sorumluluğu var. Sayın Ağbal kusura bakmasın, ben dün de söyledim ama ben ne Sayın Ağbal gibi ne Sayın Başbakan gibi -onu da ekleyebilirim önceki gün yaptığı konuşmadan sonra- ne diğer bakanlar gibi ne Sayın Bostancı gibi hamaset yapmayacağım siz ne kadar tahrik ederseniz edin, ben bir durum tespiti yapıyorum. Bugün burada olması çok şık olurdu. Bütçe bir defa görüşülüyor. Bu sene iki defa görüştük, geçici bütçe de oldu ama bu istisnai bir durum, böyle çok sık yaptığımız bir şey değil. Onun için o programların kaydırılması gerekirdi. Bunu yaparken arkadaşlarımız da o programa göre ayarlama yapıyorlar, kaydırmaca yapabiliyorlar, kurumları ayarlayabiliyorlar. Bakalım, Sayın Ağbal kendisiyle ilgili konulara bile tam cevap vermiyor ki Sayın Şimşek’le ilgili olana nasıl cevap verecek bilmiyorum yani defalarca sorduğumuz sorular ortada kalıyor, onun için bakacağız. Şimdi konuştuğumuz şeylerde cevap verirken olursa…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sizin istediğiniz cevapları vermiyorum, onun için bozuluyorsunuz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bak, dayanamadı hemen, dedim ben size, Mehmet Şimşek’in yerini tutamaz yani o olsa sonuna kadar susar, hiç konuşmazdı, hatta bazen cevap bile vermez, susar, beceriklidir.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Susmak mı iyi, konuşmak mı tartışılır.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Cevap vermek önemli. Susacak tabii ama yeri geldiğinde sorulan sorulara cevap vermek gerekir.

Bunu şunun için söyledim, en baştan söyleyeyim: “Ben onlar gibi yapmayacağım.” dememin nedeni Milliyetçi Hareket Partisinin en temel ilkesi “Önce ülkem ve milletim, sonra partim, sonra ben.” diyen bir anlayışa sahiptir. Onun için, gerçekten, burada, bu bütçeden yapıcı sonuçlar çıkaracaksak, hepimizin amacı ülkemizin ileri gitmesiyse, sorunların çözülmesiyse o zaman bu soruları da tartışacağız, bizim görüşlerimizi de alacaksınız. Önceki gün Sayın Başbakan öyle diyordu: “Dinliyoruz.” Tamam “Dinliyoruz.” ama dikkate almıyorsunuz. Ya bazen dinlemeye bile tahammül kalmıyor.

Gelin, bugün -mademki öyle diyorsunuz, madem 28 Şubat konuşuyorsunuz- bu popülizmi bırakalım. Ben önce bazı durum tespitleri yapacağım, sonrasında da çözüm önerilerimizle ilgili bazı şeyler söyleyeceğim.

Değerli arkadaşlar, bütçedeki temel şey, burada bir bütçe yaptığımız zaman bir hedefe oturtuyoruz, makroekonomik dengelere oturuyor. Önce, başlıyor arkadaşlarımız, uzunca bir süre talepleri alıyorlar yatırımlarla ilgili; sonra elimizdeki imkâna bakıyoruz; sonra da buna göre önce bir orta vadeli program ve mali plan çıkıyor, sonrasında da buna uygun bir bütçe tasarısıyla Meclise geliyor Hükûmet. E peki, eğer şimdi -hani “ilk düğmeyi yanlış iliklediğiniz zaman…” derler ya- baştan koyduğunuz hedefler yanlışsa bunun hangisini tutturacaksınız? Yani düğmeyi yanlış bağladığımız zaman aşağıya kadar doğru gitme şansı yok ki.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Tamam da yanlış olduğu nereden belli Sayın Günal?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi işte onu tartışacağız, yanlış mı, değil mi; yani söylenen rakamlar ne kadar doğru, nedir, ne değildir.

Şimdi, burada, değerli arkadaşlar, çok fazla kavram kargaşası yaratılarak millete pembe masal anlatılıyor. Ya, “Biz bunun üzerinden siyaset yapalım.” demiyoruz. Bunu kabul etmediğiniz takdirde çözemezsiniz, sorunu kabul etmeden çözüm bulunmaz. Ha, “Eksiğimiz var, şunu da yapalım.” demek ayrı bir şey, “Biz zinhar hiçbir şeyi yanlış yapmıyoruz, her şey doğru.” demek ayrı bir şey. Onun için diyoruz ki: Bizim de görevimiz -bize muhalefet görevi vermiş millet- o yanlışları, eksikleri size söylemek, daha doğru bir şekilde bütçe yapılmasını sağlamak, doğru politikaların uygulanmasını sağlamaktır. E baştan, bakıyoruz, bütün bakanlar aynısını yapıyor, Sayın Ağbal da dâhil, sunuşunu da yaptı. Dünyadaki toplam büyüme, gelişme… Giriş kısmına baktım, sadece bütün söylemeye çalıştığı şu: “Vallahi, dünya küçülüyor, biz de o kadar büyüyebildik, fazla büyüyemedik.” Ama bizim eş değer olduğumuz ülkeler var. Biz kimle kıyaslayacağız? Gelişmekte olan ülkelerle. Gelişmekte olan bir ülke olarak mukayesemizi onlarla yapmamız lazım. Bakıyoruz, “2002’de şöyleydi, 2015’te böyle.” Ya kardeşim, 2002 geçti, kaçıncı bütçeyi yapıyoruz. Ha, onu yaparken de doğru yapın. Yani, “doğru yapın” derken, mukayeseyi analitik bir şey yaptığınız zaman buna eşit dönemlerle bakmak lazım. On üç yıl geçmiş, on dördüncü yıldayız dediniz. Önceki gün polemik konusu da yapıldı burada Sayın Bostancı’yla, ben de karşılık verdim bir kısmına. Geçmişe dönük bakalım. Nereye bakmamız lazım? Türkiye ile gelişmekte olan ülkelerin ortalamasını alalım. Geçmiş on üç yıla bakın, AKP’yle ilgili olan on üç yıla bakalım. Ortalamada, 1990-2002 arasındaki ortalamamız, Türkiye ile gelişmekte olan ülkeler arasında -0,4 puan, yüzde olarak baktığınız zaman. Ama on üç yıllık AKP iktidarına baktığınız zaman -1,5 yani 1 puandan daha fazla bir arada fark var. Yani, Türkiye ortalamada daha az büyümüş benzer ülkelerden. Şimdi, bunu kalkıp bir başarı masalı gibi anlatmak ayrı. Ha, “Şundan oldu, bundan oldu, şu sıkıntı vardı, kriz vardı, arkasından yaptık, yapamadık.” değil, ona itirazımız yok, beraber yapalım diyoruz zaten. Seçim oldu, Hükûmet kuruldu. O zaman, biz muhalefet görevimizi yapacağız, bir dahaki seçime kadar iktidar da iktidar görevini yapar.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ama beraber o zaman kuralım…

MEHMET GÜNAL (Devamla) - O zaman bunu, oturacağız… Defalarca söyledim, sayın bakanlar da biliyor. Birinci döneme bakıyorsunuz, 2003-2007’ye bakıyoruz, aynı mukayeseye göre biraz daha dünyadaki likiditeden dolayı kısmen başarılı, 0,7 puan var ama ikinci döneme baktığımız zaman -2 puan gelişmekte olan ülkelerle ortalama büyüme farkımız var. Demek ki büyümemizde bir sorun var. Yani içeriğini, niteliğini ayrıca tartışacağız ama rakam olarak da bir sorun var. E, dönüp bakıyoruz, kişi başına gelir açısından baktığımız zaman da 2002’de bu gelişmekte olan ülkelerle kat olarak baktığımız zaman 2,27 kat, onların kişi başına geliri ortalamasına bizimkini bölünce. 2008’de 2,11 kata düşmüş, 2014’te 1,94 kat yani 2,27’den 1,94’e düşmüş. Önümüzdeki sürece baktığımız zaman daha vahim bir durum var çünkü açıklanamıyor değerli arkadaşlar bu hedefler, onun için söylüyorum. Onuncu Kalkınma Planı’na bakıyorsunuz, dün söyledim, 2015 yılı, 2011’de koyduğunuz hedeflere bakıyoruz ve OVP’ye bakıyoruz, maalesef, bu sene dolar bazından hedef dahi koyamadı arkadaşlarımız. Niye? Çünkü düşüyor. O zaman, işte, geçmişte bunun havasını attığınız zaman kur farkından faydalanırsanız kur zararı geldiği zaman da gizlemek zorunda kalıyorsunuz. Yani her şeyi açıkça konuşmamız lazım, bunların mukayesesinin reel rakamlarla yapılması gerektiğini… “Şu alanlarda yaptık, şu alanlarda yapamadık.” demek lazım. Zaman zaman, Sayın Erdoğan Başbakanken de söylüyordu yani “İşsizliği düşüremedik, düşürecek babayiğit varsa gelsin.” diye. Peki, neden düşmediğini tartışmamız lazım, büyümemizdeki sorunu tartışmamız lazım. Bakın, dokuz yıldır bütçe yapıyoruz hepsinde de birinci öncelikli konu dışa bağımlılığın azaltılması, ithalata bağımlılığın azaltılması, yerli girdilere dönülmesi, yerli enerji diyoruz. Hâlen daha, öncelikli programa bakın, 64’üncü Hükûmet Programı’na bakın, koyduğunuz acil eylem planlarına bakın aynı şeyler duruyor arkadaşlar. Bunu çözmek zorundayız. İşte, Rusya krizi tetikledi, bir anda sağdan soldan doğal gaz aramaya başladık, yeni ihracat pazarları arıyoruz; Antalya da en çok etkilenen illerden birisi olduğu için turizmdekilere bakıyoruz, tarımdakilere bakıyoruz; bunları düşünüp önceden önlem almamız gerekiyor, değişik pazarlarda hem turizm olarak hem ticaret olarak, tarımsal ticaret olarak bunları önceden düşünmemiz ve bağımlılığımızı azaltmamız, çeşitlendirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla, burada bu 2016 hedefleri de 2018 hedefleri de tutarsız olduğu için şimdiden kadük hâle gelmiştir. Bunu üzülerek söylüyorum yani 2023 hedeflerini ilk defa devlet dokümanlarına geçiren, planlara, programlara geçiren bir partinin mensubu olarak 2023 hedeflerinden bu kadar uzaklaşmış olmamızdan dolayı memnun değilim. Söylememin nedeni, bunu bir an önce kapatalım, bunlarla ilgili yapısal önlemleri alalım diye böyle konuşuyorum değerli arkadaşlar. Bundan muzdaripiz, bu hedeflerden uzaklaşmamamız lazım, dönüp bununla ilgili birtakım çalışmalar yapmamız lazım.

Şimdi, bakıyoruz, bir taraftan, büyüme neden böyle? Hedeflerimiz niye tutmuyor? Şunu söyleyeyim: Yarım puan yaptığınız zaman -Sayın Maliye Bakanı konuşmasında hesaplamalarını da bize vermişti ama şimdi vaktim yok- yani, yüzde 4 hedefliyorsunuz, yüzde 3,5’a düştüğü zaman buradan alacağınız vergiyi nereden alacaksınız? Yani, hedefleriniz gerçekçi değilse -örnek olarak söylüyorum- şöyle oluyor: Ekim ayında geliyor -Sayın Bakan şimdi ilk defa yapacak, Sayın Şimşek çok yaptı- OVP’yle beraber bir açıklama yapıyor: “Yıl sonuna kadar şu kadar bütçe açığımız var, vatandaşa yüklen.” O ne? ÖTV, özel iletişim vergisi, bunların üzerinden zam yapıyoruz -yani, tüketim üzerinden alınan- vatandaşın tüketiminden zam yapıyoruz. Bakın, geçmiş yıllarda bir sürü örneği var. Hedefiniz tutmadığı zaman vatandaşın sırtına yüklenirsiniz. Biz de diyoruz ki: Doğru hedefleme yapalım. Gelirleri doğru toplayalım; harcamaları yerinde yapalım. Akıntı olan yerleri, kaçak olan yerleri denetleyelim; oralardan daha düzgün bütçe yapalım. Bütçenin esası budur: Elimizdeki imkânları en etkin şekilde verimli alanlara kullanarak ülkemizin gelişmesini, kalkınmasını sağlamak. Onun için biz bu konularda kaygı duyuyoruz.

Şimdi, büyümenin niteliğinde sorun varsa; tüketime dayalı, ithalata dayalı bir büyüme anlayışımız varsa; konuta, inşaata dayalı bir büyüme anlayışımız varsa bunu değiştirmek zorundayız. Siz, kalkar, bunu söyledi diye Sayın Babacan’a ceza keserseniz… Örnek söylüyorum, ben mecazi olarak söylüyorum: Sayın Başbakana o zaman Sayın Başbakan olan Sayın Erdoğan’ın neler söylediğini biz biliyoruz, yani “faiz lobisi”, “vatan haini” dendiği zaman -burada ben size gösterdim, yeni milletvekili arkadaşlarımız var- yandaş gazetede büyük boy manşet oldu üçü birden, yan yana konuldular, şimdi zamanım olmadığı için, başka konulara değineceğim için söylemiyorum ama. Dolayısıyla, doğru söyleyeni dokuz köyden kovmamamız lazım.

Mehmet Şimşek Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiği zaman Sayın Bakana sorduk “Vergi affından yana mısınız, değil misiniz?” diye; kendisi bilgi verdi, dedi ki: “Orada bir tane madde var -hani, şu, iş adamlarından çok az bir vergi alarak vergilerini öteleme işi vardı- biz Maliye Bakanlığı olarak buna karşıyız, bizim mutfağımızdan çıkmadı.” Milletvekili arkadaşlarımızın bir üstüne yürümediği kaldı, yani AKP milletvekili arkadaşlarımızın. Sayın Bakanın söylediğine Komisyon üyesi arkadaşlarımız ret verdiler. Şimdi, böyle olmaz. Yani, ben söylemedim onlara. Bakın, Sayın Babacan ile Sayın Şimşek’in söylediklerini söylüyorum. Haklı olarak diyorlar ki: “Yapısal önlemler almamız lazım. Bu şekliyle devam edemez, sürdürülebilir değil.” Peki, bunları dinlemezsek ne olur? İşte, işsizlik hâlâ yüzde 10,5 olur. 2002’yle mukayese ediyordunuz, oraya gelince duruyor. 10,3’tü, kriz sonrası olmasına rağmen, mukayese edilen yıl doğru olmamasına rağmen hâlâ geldiğimiz noktada her türlü manipülasyona, tanıma rağmen yüzde 10,5. O zaman bir yapısal sorun var demektir. İşte, o nedir? İthalata bağımlı, tüketime dayalı, inşaata dayalı ekonomi yaparsak böyle olur. Doğrudan yatırım diyoruz, bakıyoruz, çoğu devralmaya, bankalarla, AVM’lerle ilgili. Yani, tamam, portföy yatırımı değil ama aldığınız hisse senetleri mevcut şeylerin hissesiyse, yeni bir yatırım yapmıyorsanız… Dün de sordum, sayın bakanlara bir daha soruyorum: Bana 1 milyar doların üzerinde 2000 yılında bir otomotiv -adını söylemiyorum- markasının yaptığı yatırımdan sonra Türkiye'de 1 milyarlık bir doğrudan yeni yatırım söyleyin. Varsa özür dileyeyim. Yani, dolayısıyla, bunları kabul etmek zorundayız. “Yatırım ortamını iyileştireceğiz.” diye her maddede koyuyoruz, her programda koyuyoruz, her planda koyuyoruz ama netice itibarıyla olmuyor. Biraz sıcak para çekiyoruz, biraz körfez sermayesi geliyor… Geçici olan şeyler, sürdürülebilir olmayan şeyler evet bazen baskılamaya yarar ama netice itibarıyla bunları çözemeyiz.

Değerli arkadaşlar, aynı şekilde, enflasyona bakıyoruz. Daha önceki gün, birkaç gün önce TÜSİAD Başkanı toplantıda söylüyor, bir uluslararası toplantıda: “2016 yılı zor bir yıl olacak.” Enflasyonla ilgili hedefler yine gerçekçi değil. Merkez Bankası bile burada OVP ve bütçe hedefleri açıklandıktan sonra revize etmek zorunda kalıyor. 5 diyoruz; 7,5; 8; 8,5; 9 oluyor. Şimdi, hedefin ne olduğundan ziyade, hedefi sürekli tutturamayan bir hedefleme olursa o zaman inandırıcılığınız kalmaz. Merkez Bankası açısından en önemli şey güvenilirlik, inandırıcılıktır. Ne oluyor o zaman? Not açıklıyor, hâlâ aynı düzeyde duruyor. Niye? Açıklanan hedeflere uluslararası kuruluşlar inanmıyor. Bu şekliyle enflasyonu… Tamam, şöyle bir cinlik yapılıyor: “Efendim, biz 5 diyelim de 7,5’a razıyız, 8’e razıyız.” diyorlar herhâlde ama o zaman da kredibiliteniz, inanılırlığınız kayboluyor. Ne yapmamız lazım? Daha sağlıklı yapmamız lazım. E, bir taraftan hâlâ önceki gün Sayın Cumhurbaşkanı -yine topa girmiş, herhâlde Yiğit Bulut’un, Danışmanı Cemil Bey’in yönlendirmesiyle mi oluyor, tam bilemiyorum ama- yine faizle ilgili açıklama da yapmış.

Değerli arkadaşlar, faiz bir sonuçtur. faiz bir neden değildir. Yani siz sıcak paraya bağımlı olursanız, düşük kur, yüksek faize dayalı ekonomiyi yıllarca sürdürür bunu iyi zannederseniz hem işsizliği düşüremezsiniz hem ithalata bağımlı hâle gelirsiniz hem de faizi vermeye muhtaç hâle gelirsiniz. Niye gelsin adam siz fazladan faiz vermezseniz? Bunun doğru olduğunu söylemiyorum bakın; o bir sonuç. O faizin düşürüleceği ortam söylediğimiz yapısal önlemlerdir. Makro ihtiyati tedbirlerle, mikro tedbirlerle bunu düşüremezsiniz. Merkez Bankasının eğer birinci madde olarak görevlerine yazarsanız “fiyat istikrarıdır temel hedefi” diye onun tek silahı vardır, o da faizdir. Ortam müsait olmayınca düşüremez; günah keçisi ilan etmenin bir anlamı yok. Ha, oradan popülist bir şey yapalım “Efendim, vallahi, Cumhurbaşkanı, Başbakan faiz düşsün istiyor Merkez Bankası düşürmüyor…” Bu, çok ucuzcu bir şeydir. Onun altyapısını yapmamız lazım. Neler yapmamız lazım? Burada kalkıp da “Efendim, biz borcu düşürdük, 100 milyarlık İşsizlik Sigortası Fonu’nun parasını düşüp net kamu borcunu şu kadara düşürdük.” mukayese edip hava atmak değildir. Ya o paraları oraya biriktirmeyeceksiniz veya işsizin lehine veya işsizliği azaltma lehine programlarda kullanacaksınız. Bir süre almayın dedik. Bakın “Turizmde teşvik verin.” diyoruz; yazın kışın çalışmayan tesislerde istihdam teşviki… Alın oraya verin. GAP’a verdik, aktif iş gücü programlarına verdik. Ya da bir süre kesmeyin diyoruz Sayın Bakan. 100 milyar birikmiş, ne yapacaksınız, kime ödeyeceksiniz o parayı? Ha, ne işe yarıyor? Eskiden böyle -Halk Bankası eski Genel Müdür Yardımcımız bana bakıyor- onlar gidip Ziraat Bankası, Halk Bankası kamu kâğıtları alıyordu ki biraz hani faizi düşürelim ihalelerde diye şimdi İşsizlik Sigortası Fonu’nun parasıyla kamu kâğıtları alıyoruz, bir. İki: Bir de dediğim gibi kamu net borcundan düşerken 100 milyar daha borcumuz az gözüküyor; özeti bu. Ama para orada duruyor; bizim değil işsizlerin parası o, sadece hazine yönetiminden sorumlu devlet bunun. Bunları doğru değerlendirmemiz lazım.

Peki, onu yapması gereken hazine yapıyor mu, yapmıyor mu? Soruyoruz hazineye: Bir sürü taahhütte bulunuyorsunuz. “Şu kadar borcumuz var.” diyorsunuz ama bu taahhütlerimizin riski nedir? Sadece şehir hastaneleriyle ilgili, birtakım uluslararası yatırımlarla ilgili verdiğiniz garantilerden, üstlendiğimiz muhtemel risk nedir? Yok, onlar da işin içerisinde yok. “Şu kadar borcumuz var.” Peki, özel sektör borcu ne olacak, vatandaşın borcu ne olacak? Onlar da yok.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu işler biraz üzerinde durmamız gereken şeylerdir. Sadece “Kamu borcunu şuraya düşürdük, iç borcumuz azaldı.” diyerek bu işten sıyrılamayız. Bakın, 14’üncü yılına girdiğiniz iktidarlarınız döneminde tüketici kredisi borçları 134 kat artmış, kredi borcu; kredi kartı borçları 17 kat artmış.

MUSTAFA SAVAŞ (Aydın) – Güzel bir şey ama.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Güzel bir şey de ödenmeyenleri de sen biliyorsun Sayın Savaş.

Yani ödenemeyenlerin artışını da koyduğunuz zaman vatandaşın tüketici kredisi borcu -miktarını da söyleyeyim de- 2,3 milyardan 300 milyarın üzerine çıkmış. Şimdi bunları tüketim toplumu yapıyoruz ama ödeme gücü nedir, ne değildir? Kredi kartı borçları 4,3 milyar liradan 77 milyara çıkmış. Peki, bankalara toplam borcu ne olmuş? 6,6 milyardan toplamda ikisini toplayınca da 382 milyara çıkmış vatandaşın borcu. Şimdi, biz diyoruz ki: Devlet... Neyle harcıyor vatandaş? Neyle destekliyor büyümeyi? Tüketerek. Peki, bunu nasıl ödeyecek?

Eğer yakında Türk usulü bir “mortgage” krizi çıkarsa bankalar çok büyük sıkıntıya düşer dedim. Ondan da kastettiğim şu: Konut kredileri patladığı zaman, konut sektörü patladığı zaman, bankaların elinde, şişirilmiş fiyatlarla ipotekten geri aldıkları konutlar kalacak. Farklı bir versiyon Türk usulü. Bunun önlemini almak lazım. ”Olmaz, olmaz.” demeyin. Vatandaşın ödeme gücü düştüğü zaman neyle ödeyecek bunları?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Borç yiğidin kamçısıdır!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Heveslenip alıyor. Veriyoruz kredi kartını, veriyoruz kredileri, alıyorlar.

Dolayısıyla, buradan size sesleniyorum. Bunların hepsi rakam olarak burada var, ama…

Bir şeyler daha hatırlatacağım. Sayın Bakan yok ama, BDDK Başkanı, SPK Başkanı burada.

Değerli arkadaşlar, Halk Bankasıyla ilgili olay patladığında, 17-25 Aralıkta, bir baktım, tekrar arşivlere girdim, SPK da, BDDK da uyarmış, zinhar, diyorlar ki: Efendim, bankacılık sektörüne zarar veriliyor, bu tip yayınların yapılması bankanın itibarını zedeliyor. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “İtibarın Korunması” başlıklı 74’üncü maddesinde falan filan diye başlıyor ve diyor ki: “Aksi takdirde kanun ile verilen görev ve yetki çerçevesinde işlem yapılacağı hususunun hatırlatılmasında yarar görülmüştür.” SPK da, BDDK da halka açık şirketler olduğu için böyle bir açıklama yapıyor. E, Komisyonda tartıştık, sayın bakanlar bana henüz cevap veremediler. Niye İş Bankasıyla ilgili böyle bir şey yapmıyorsunuz? Niye Bank Asyayla ilgili hâlen -daha önceki gün, bir önceki gün konuşuluyor da- “Devredeceğiz.” diyorsunuz, halka açık şirket değil mi bunlar? İçindeki bir grubun varsa cezası, çeker.

OKTAY VURAL (İzmir) - Manipülasyon yapıyorlar, manipülasyon.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Veya İş Bankasıyla ilgili, CHP’yle hesabınız varsa onları söylersiniz ama çalışanların var, vatandaşların var, İş Bankası sittin senedir borsada işlem gören lokomotif hisselerden bir tanesi. Şimdi, CHP’yle hesabınız üzerinden İş Bankasının yıpranmasına niye müsaade ediyorsunuz? BDDK, SPK böyle bir şeyi niye yayınlamıyorsunuz? Halkbankla ilgili yayınlamıştınız. Yani adı Yiğit Bulut ya da Recep Tayyip Erdoğan olunca o kanun onlara işlemiyor mu ben merak ediyorum yani. Aha burada, arkadaşların basın açıklaması elimde, Aralıktaki o olaydan sonra yaptıkları basın açıklaması elimde duruyor, 25 Aralık günü uyarmış. Konuştuk, Komisyonda da konuştuk, bunları böyle yapma şansımız yok. E, arkasından, geçen sene aralık ayında, yine ocak ayında geldiğimizde, bütçeden sonra, bu yayınları suç olmaktan çıkaran, Bank Asyayla ilgili yapılan dedikoduları suç olmaktan çıkaran kanun teklifini, maddesini buraya getiren kimdi, korumak amacıyla? Yine Adalet ve Kalkınma Partisi.

Değerli arkadaşlar, gelin bunların böyle üstünü örtmeyelim, Sayıştayın denetimlerinden kaçmayalım. Hep birlikte yapısal önlemleri alacak bir şey yapalım. Buradaki kayıkçı kavgalarına lütfen bir son verin. Burada büyük sorumluluk iktidara düşer, bir daha söylüyorum. Edibali “Taç giyen baş akıllanır.” diyor, daha alttan alır. Eğer derdimiz sorunları çözmekse hep birlikte gelin ister Plan ve Bütçe Komisyonunda yapalım isterseniz diyorum Anayasa Komisyonu gibi ekonomik ve sosyal önlemlerle ilgili ayrı bir komisyon kuralım, öncelikli olan ne varsa getirin, içeriğine itirazlarımızı söyleyelim ve hızlı bir şekilde Meclisten geçirelim. Aksi takdirde, bırakın 2023’ü, on beş sene, yirmi sene sonra bile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ek süre verelim.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - …bu açıkları eğer kapatamazsak maalesef bunları yapma şansımız olmayacak. Hep birlikte inşallah bunları başarırız diyorum. Eğer dinlemezseniz aynı sorunlar devam edecek, önümüzdeki bütçede yine konuşuyor olacağız diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, başlangıçtaki hoşgörünüzü bana da göstermenizi bekliyordum, yarım saat 28 Şubat yapıldı ama… Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Ne yapayım? Ne yapsaydım? Ne istediniz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir şey demedim, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Ben de kabul ettim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Çok hoşgörülüydünüz bugün ama bize gelince olmadı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Mardin Nusaybin’de PKK’nın hain saldırısında 1 polisimiz şehit olmuştur, 2 polisimiz de yaralanmıştır. Şehidimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve televizyonları başında bizleri izleyen aziz Türk milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Devletin bütçesi nedir ve gelir kaynakları nelerdir? Eminim aziz milletimiz bunu merak etmektedir. Devlet bütçesini oluşturan kalemler şunlardır: Vergi gelirleri, mal ve hizmet satışı gelirleri, KİT ve kamu bankaları gelirleri, kurum kârları, kira gelirleri, diğer teşebbüs ve mülkiyet gelirleri, faiz gelirleri, kişi ve kurumlardan alınan paylar, para cezaları, diğer çeşitli gelirler, taşınmaz satış gelirleri, diğer sermaye satış gelirleri.

Bunlardan da anlaşılacağı gibi, devlet bütçesi iktidar partisinin kendi gelirlerinden oluşmamaktadır, iktidarın harcadığı para da kendi parası değildir; vatanımızın sahipleri olan aziz milletimizin hak sahibi olduğu paralardır. Bu sebeple -ağır vebal anlamına gelen- milletimizin fakirin, yetimin, öksüzün de hakkının bulunduğu bütçelerin kullanımının doğru ve amacına uygun yapılması gerektiğini hepimiz bilmekteyiz. Bunu temel alarak konuşmama başlamak istiyorum.

Afet, sözlükte başa gelen büyük felaket, kusur, hastalık, musibet anlamına gelmektedir. Afet, günlük dilde ise çok beklenmeyen üzücü olay, yangın, sel, kuraklık, deprem, salgın hastalıklar gibi olaylar için kullanılmaktadır. Afetler çoğunlukla insan iradesi dışında gelişir fakat kendi iradesi dışında gelişen bu olaylara karşı gereken tedbirleri alması gereken de hükûmettir. İşte, hükûmet, millî menfaatleri doğrultusunda bu tedbirleri yine aziz milletimiz için almak zorundadır. Yüce Allah “Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” diye buyurur.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet tedbir, önlem ve yapılması gerekenleri yerine getirmez ise kaybedeceğimiz her bir canın da vebali yine kendilerinindir. Depremler, sel, maden ocaklarının çökmesi, şiddetli fırtına ve yangın gibi feci olaylarda ölen ve yaralananlar üzerinde insanların kasıt ve ihmalleri yok ise kaderdir ancak kaderin bu kısmında kasıt veya ihmali olan kişiler suçlu ve sorumludur.

Doğal afetlerin doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu maddi ve manevi kayıplara bakıldığında, afet yönetimi günümüz dünyasında titizlikle yapılmamaktadır. Ülkemizde afet planlaması ve yönetimi konusunda bilinçlenmenin arttığını söylemektesiniz ancak afetler konusunda artışlar da devam etmektedir. 17 Ağustos Gölcük depremini, 12 Kasım Düzce depremini, Soma’yı, Ermenek’i, Çaycuma’yı, Ayamama Deresi felaketini, Samsun’daki sel felaketini yaşamış bir ülkeyiz biz. Bu sebeple hepimizin kanayan yarası olan, titizlikle çalışılması gereken bir kurumun bütçesi üzerine görüşüyoruz. Ne yazık ki bu konuları facialardan, afetlerden önce değil, sonra konuşmaktayız. AFAD da, iktidar partisi gibi, riski yönetmek yerine krizi yönetmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkücü kardeşlerimizin Türkmeneli’de yaşayan Türk kardeşlerimiz için başlattığı yardım çalışmalarına AFAD gerekli desteği vermemiştir, verdiği sözleri tutmamıştır; tamamen kendi imkânlarıyla her türlü tehlikeye rağmen yardımlarına devam eden ülkücü gençlerimizi yalnız bırakmıştır, zor durumda olan Türkmen kardeşlerimizi de kaderine terk etmiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi, iktidar partisi geçici çözümleriyle anı kurtarmaya devam etmektedir, vermiş olduğu sözleri de tutmamaktadır; kurumları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktadır ve bu durum bizleri artık şaşırtmamaktadır. Buradan, Türkmen Dağı’nda şehit olan kardeşlerimi rahmetle anıyorum, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum, aziz Türk milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz doğal afetleri sıkça yaşamakta, sürekli olarak da afet riski altında bulunmaktadır. Doğal afetlerde hayatını kaybedenlerin sayısının geçen yıla oranla yaklaşık 2 kat artarak 19 bin kişiye ulaştığı belirtilmektedir. Depremlerde insan kaybı açısından dünyada 3’üncü sırada olan ülkemizde her yıl ortalama büyüklüğü 5 ile 6 arasında değişen depremler yaşanmaktadır. Can kayıplarının yüzde 50’sini depremler oluşturmaktadır. Kent planlaması ve arazi kullanım düzenlemeleri, yapı ve altyapı deprem riskinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

İktidar partisinin “kentsel dönüşüm” adı altında yapmış olduğu çalışmaların usule uygun yapılmaması, olası depremlerde daha çok can ve mal kaybına sebebiyet verecektir. Kentsel dönüşümün temel ilkesi kamu yararıdır. Bir yerin kentsel dönüşümü demek o yeri altyapısına kadar değiştirmek demektir. Evleri yıkıp daha yüksek ve modern evler yapılmasının adı kentsel dönüşüm değildir elbette. Dahası, milletimizin uğraşıp didinerek ömrü boyunca biriktirdiği parayla aldığı evini hâlihazırda oturduğu muhitten yeni bir ev almasına olanak vermeyecek kadar düşük bir bedelle elinden alıp evinden çıkarıyorsanız, ev sahibini kendi evinde oturması için binlerce lira borçlandırıyorsanız ve yaptığınız evlerin altyapısı sağlam değilse kesinlikle kentsel dönüşüm değildir. Şimdi, soruyorum iktidar partisine: Kentsel dönüşümü üst gelir grubunun altyapı yoksunu daha lüks konutlarda oturması için mi yapıyorsunuz, yoksa milletimiz depreme dayanıklı, daha konforlu evlerde yaşasın diye mi? Kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme çevirerek ülkemizin afetlerden ve afet risklerinden kurtarılması mümkün değildir.

İstanbul’un risk alanı ilan edilen yerlerine bakıldığında, İstanbul’un otoyollarına ve gelişmiş caddelerine cepheli, değeri yüksek yerler olduğu görülmektedir. Riskli alan ilan edilen yerlerin bir mahalle büyüklüğünde bile olmaması, kafalarda soru işareti oluşturmaktadır. Örneğin, İstanbul Gaziosmanpaşa ve Esenler’de riskli alan ilan edilen yerler, daha çok TEM Otoyolu’na, çevre yollarına yakınlığıyla göze çarpmaktadır. Ayrıca, riskli alan ilan edilen birçok bölgeye yakın yerlerde hazine arazileri de bulunmaktadır, bu da oldukça manidardır. Bu, riskli alan ilan edilen bölgelerin büyük konut projelerine daha uygun hâle getirilmesini sağlamaktadır. Yasa kapsamında riskli alan ilan edilen bölgeler ise toplu konut projelerine açılmaktadır.

Görüldüğü gibi, iktidar partisinin zihniyeti, doğal afetleri önleyici tedbirler yerine “afet sonrası yardım” adı altında geçici rahatlamayı sağlayarak rant politikalarını devam ettirmektir. Kentsel değil, rantsal dönüşüme örnek olması açısından İstanbul E-5 üzeri Topkapı’da bulunan Avrupa Konutları Projesi’ni örnek vermek istiyorum. Büyük kısmı boş, yerleşim olmayan, konut bulunmayan 36 dönümlük arazi üzerinde bulunan 2-3 iş yerinden alınan karot örnekleriyle tüm 36 dönüm riskli alan ilan edilmiştir.

Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın imzasını taşıyan yüksek emsal artışlı kentsel dönüşüm uygunluğu sonucu devasa bir konut projesi ortaya çıkmıştır. Her bir dairenin 1 milyon liraya satıldığı bu proje, kime ve neye hizmet ediyor, kime rant sağlamıştır? Dönemin 17-25 kahramanlarından biri olan Bakan Bayraktar rüşvet ve yolsuzluk iddialarını soruşturmak üzere kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi soruşturma komisyonuna ne demişti, hafızalarımızı tazeleyelim mi? “Her şeyi Erdoğan’ın onayıyla yaptık.” demişti. Ben, eski bakanın ne demek istediğini anladım, sizler de eminim ki anlamışsınızdır.

Yine, yapılan çalışmalara göre azımsanmayacak oranda fırtına, sel, heyelan, iklim kaynaklı afetler, ülkemizde ciddi rakamlarda can kaybına sebebiyet vermektedir. Bu gibi doğa olayları, farklı amaçlarla alınmış yer seçimi kararları ve bu kararlara hizmet eden mühendislik verilerinden yoksun imar planları, ranta dayalı hızlı, düşük nitelikli plansız kentleşme ve sosyoekonomik politikaların sonucudur. Bu da sosyal ve ekonomik yıkımlara dönüşmektedir.

Ayrıca, daha önce belirli bir sayı sınırında tutulmasına rağmen, AFAD’a bir yıl gibi kısa bir sürede 7 bin personel alımı yapılmıştır. Milletimiz için bu kadar önemli olan bir kuruluşa yapılan alımların hangi şartlarda ve nasıl yapıldığı, bu personelin nerelerde kullanıldığı ve nasıl eğitildiği konusunda ne yazık ki bir netlik bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, iş kazalarında Avrupa’da lider, dünyada ise 3’üncü sıradadır. İş kazalarının en fazla yaşandığı sektör ise maden ve taş ocaklarıdır. 2002 yılında iktidar olan, övünerek Türk milletinin huzurunda oturan bu iktidar, on iki senede yani 2014 yılında aziz milletimizi iki maden faciası ile karşı karşıya bırakmıştır. Soma’da 301 kişi, Ermenek’te 18 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu durum, madenlerde meydana gelen kazalara karşı yeterli tedbirlerin alınmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Maden kazaları bir doğal afet değildir, tedbirlerin alınmamasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde iş güvenliği konusunda yeterli ve özenli çalışmalar yapılmamaktadır. Kazalar bir afet değildir, ihmal ve tedbirsizliğin sonucudur.

Bugün hâlâ gerekli önlemler alınmamaktadır. Standartlara uymadığı için geçici olarak kapatılan maden ocakları bir bir tekrar açılmaktadır. Bu, demek oluyor ki ülkemizde 13.500 olduğu tahmin edilen maden ocaklarında çalışan yaklaşık 200 bin kişinin hayatı hiçe sayılmaktadır. Çabuk unutuyoruz biz, o kara ve vahim günleri. Hatırlayın yitip giden kömür karası bulaşmış bedenleri. Hatırlasak ne olacak ki, iktidar partisi “Bunlar olağan şeyler, bu tür kazalar bu mesleğin kaderinde var.” demediler mi?

Şimdi, gelelim ülkemizin başındaki bir diğer afete: AKP Hükûmeti. Ülkemizi on dört yıldır tek başına yöneten AKP Hükûmeti, uyguladığı yanlış politikalarla milletimizi ve devletimizi uçuruma doğru itmektedir. On dört yılda yoksulluk artmıştır, milletimiz fakirleşmiştir, işsizlik baş edilmez hâl almıştır. Yandaşlar ise rant elde etme beklentilerinin karşılığını almıştır, almaya da devam etmekteler. Doğal afetler, Hükûmetin rant kapısı olmuştur. Devlet bütçesinin en büyük kaynaklarından biri olan vergi borçları yüzünden milletimiz zor durumdadır. Milletimizin borçları gün geçtikçe artmaktadır. Ailelerimiz kazandıklarının yarısından fazlasını, borçlarını ödeyebilmek için ayırmak zorunda bırakılmıştır. Üniversite mezunu gençlerimiz işsizdir, Hükûmet, asli görevlerini yerine getirmemektedir. Ülkemiz, dış borçlar ve israflar nedeniyle ağır bir ekonomik krizden geçmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2002 yılında tarımdan geçimini sağlayanların sayısı, 7 milyon 458 bin iken, 2015 Ekim aylarında bu sayı 5 milyon 473 bine kadar düşmüştür. Ülkemiz, tarım ülkesi olmasına rağmen, iktidarın yanlış politikaları yüzünden on dört yılda yaklaşık 2 milyon çiftçinin toprağını terk etmesine neden olmuştur. Bu da demek oluyor ki daha uzun süre et ve süt ürünlerini pahalıya yiyeceğiz, dışarıdan daha çok tarımsal ve hayvansal ürün satın alacağız.

Her gün oluk oluk kan kaybediyoruz, her gün cami avlularından, bayrağa sarılı şehit naaşlarını kaldırıyoruz. Ülkemiz, yapılan vahim hataların karşılığını mermi, bomba, mayınlar ve düşmanlıklarla almaktadır. Dün atılan yanlış adımlar bugün bizlere ihanet olarak dönmektedir. İktidar partisi ne söylerse söylesin, hangi bahaneye sığınırsa sığınsın, Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en kötü günlerini yaşamaktadır. Milletimize korku imparatorluğu uygulanmaktadır. Bizler, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türk'ün mührünü tarihin alnına vuran aziz ecdadımız için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız, her türlü çileyi çekmeye hazırız fakat aziz Türk milletimize yakışır bir yaşam sürmeleri adına elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Bizler, Azerbaycan'daki, Doğu Türkistan'daki, Türkmeneli'deki, Bayır Bucak'taki Türklük gurur ve şuurunun son ferdimize kadar davacısı olduk, olmaya da devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizde 3 milyona yakın Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır ve iktidar partisi, Suriyeli sığınmacılar için 8 milyarlık bir harcama yaptığını söylemektedir ancak devlet bütçemizden yapılan bu harcamalar usulüne uygun olarak yapıldı mı, bilmiyoruz.

İktidar partisi tarafından, kadının kıymetinin çok konuşulduğu lakin bilinmediği şu dönemde, mülteci kamplarından kaçarak fuhuş bataklığına saplanan Suriyeli kadınların dramı hepimizi derinden etkilemektedir. Aile kurumunu tehdit altına alan ve çok eşliliğe neden olabilecek şekilde parayla evlilikler yapılmaktadır. Çocuk denilecek yaştaki Suriyeli sığınmacılar, çocuklar 3 ila 5 bin lira karşılığında satılmaktadır.

Bugün, hepimizi tehdit altına almış olan, maddi ve manevi yıkımları ağır olan terör konusuna da değinelim. Alınan Suriyeli sığınmacılar, bir terör örgütü mensubu mudur; PKK'lı mıdır, IŞİD’li midir? Hükûmete soruyorum, bunun denetimini yapıyor musunuz? Ben cevabını biliyorum, siz de Ankara patlamasının failini tanımlarken aslında cevabını vermiş oldunuz. Hükûmet değil midir sorumlu olan?

Değerli milletvekilleri, Abdullah Gül döneminde Cumhurbaşkanlığı ödeneği 199 milyon iken Recep Tayyip Erdoğan döneminde bu tutar 434 milyona çıkmıştır, yetmemiştir, 545 milyon olmak üzere yeniden düzenlenmiştir. İşsizliğin, fakirliğin, geçim sıkıntısının olduğu dönemde ak saray için ayrılan bu bütçe çok büyük bir bütçe değil midir?

Milletimiz bizim için kutsaldır. Millî ve manevi değerlerimiz de ilkelerimizdir. Ne milletimizin menfaatlerinden ne manevi değerlerimizden taviz vermedik, vermeyeceğiz. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak cumhuriyetimize “enkaz” dedirtmeyiz. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak aziz şehitlerimize “kelle” dedirtmeyiz. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak bebek katiline “sayın” dedirtmeyiz. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatanımızı böldürmeyeceğiz, bin yıllık kardeşliğimizi bozdurmayacağız, dağılmayacağız, yıkılmayacağız.

“Kimse söndüremez tüter bu ocak,

Adı Türk’tür bu vatanın Türk kalacak.”

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı olarak Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman konuşacak.

Buyurun Sayın Büyükataman. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Büyükataman, süreniz yirmi iki dakika.

Buyurun.

İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, on dört yıldır büyük bir Meclis çoğunluğuna sahip tek başına iktidar olan AKP tarafından yönetilmektedir. On dört yıllık zaman zarfında AKP tarafından 13 bütçe yapılmış, sonuç değişmemiş, sosyal ve ekonomik hedefler umut vadetmemiştir. Bütçelerin inandırıcılığı ve samimiyeti rakamlarla, oranlarla, dibi görünmeyen sözlerle sağlanamayacaktır. Burada asıl önem taşıyan, asıl öncelikli olan, bütçenin arka planındaki siyasi iradenin tutum ve kapasitesidir. Bütçe, ciddiyeti yansıtmadıktan, vizyona sahip olmadıktan, sosyo-ekonomik meselelere neşter vurmadıktan sonra sıradanlığa mahkûmdur. Hepsinden önemlisi bütçe, toplumsal gerçekleri kavramalı, insanımızın ihtiyaç ve beklentilerini cevaplandırmalıdır. Ne var ki, bugüne kadar teşekkül ettirilen bütçelerde, sosyal ve ekonomik bir ufuk çizilememiş, insanımızın yüzünü güldürecek derinlikli bir tedbir geliştirilememiştir. Devlet çarkının dönmesi, ekonomik dişlilerin çalışması amacıyla hayati bir işlevi olan bütçenin, kaynakların dağılım ve bölüşümünde en zorda bulunan toplum kesimlerini gözetmediği de ortadadır.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının faaliyetleri ve AKP hükûmetlerinin Türk dünyasına bakışıyla ilgili değerlendirmede bulunmak istiyorum. Hepimizin malumudur ki, AKP’nin Türk’e ve Türk’le ilgili her konuya bakışı ne yazık ki sakattır. “AKP’den önce herkes Türk’tü, AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk.” gibi absürt yaklaşımların, AKP içerisinde istisna olmadığını biliyoruz. Bu ucube sözlerin sahibi, şu an AKP’nin milletvekilidir. Milletimizin AKP’den sonra ne olduğu konusunda AKP zihniyetinden bir açıklama gelmemiştir ama biz biliyoruz ki, bu, açık seçik bir bölücülüktür. Ne yazık ki, AKP kendisini Türk kültür ve tarihini bir türlü içine sindiremeyen kompleksli, sakat zihniyetten kurtaramamıştır. Böyle bir zihniyetin hâkim olduğu Hükûmetten, elbette Türklük için bir şey yapmasını, Türk’ün davasına hassasiyet göstermesini bekleyemeyiz.

Nitekim, Hükûmet, Arap ülkelerinin sorunlarına gösterdiği ilgi ve alakanın yüzde 1’ini, Türk dünyasının ve Türkiye dışında yaşayan Türk kardeşlerimizin meselelerine göstermemektedir. AKP’nin nezdinde Türkmen kardeşlerimiz, Barzani ve çapulcularına gösterilen değerin yüzde 1’ine dahi muhatap olamamaktadır. Bugün, ülkemize iltica eden Türkmen kardeşlerimiz acil dışındaki sağlık hizmetlerinden yararlanmaktan mahrum kalırken Suriye’den gelen Arap göçmenlere çalışma izni ve sınavsız üniversite öğrenimi verileceğini Başbakan Davutoğlu büyük müjdelerle duyurmuştu. Bilinmelidir ki hiç kimse, Türkmenleri sindiremeyecek, varlık ve birlik yolundan ayıramayacaktır. Biz, tüm Türkmen kentlerini ve Türkmen kardeşlerimizin durumunu yakından takip edip gerekli notlarımızı kararlılıkla alıyoruz.

Yeri gelmişken Ülkü Ocaklarımızın kurduğu Türkmen evine bu kardeşlerimizin tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere verdiği insanüstü mücadele dolayısıyla huzurlarınızda Türk milliyetçileri adına teşekkür ediyorum. Tarih, Ülkü Ocaklarının bu güzel hizmetlerine en temiz sayfalarında elbette yer verecektir.

AKP, her alanda aldatma ve kandırma siyasetine devam etmektedir. AKP Bursa teşkilatı, “Aşımı paylaşıyorum” kampanyasıyla Bayır Bucak Türkmenlerine yardım toplamış ancak toplanan yardımlar Diyarbakır’da dağıtılmıştır. Yardımların kime gittiği ise belli değildir. Her ne kadar bu durum bizim için sürpriz değilse de bu olay kamu vicdanını ciddi şekilde rahatsız etmiştir.

Değerli milletvekilleri, 1990’lı yıllarda Demirperde’nin yıkılmasıyla Türk dünyasının önüne yeni ufuklar açılmıştı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan Türk devletleri bağımsızlıklarını dünyaya ilan etmişti. Bağımsızlık ilanının dünyada duyulması, bütün Türk illeri gibi Türkiye’mizde de çok büyük bir sevince vesile olmuş, bir anda Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk dünyası heyecanını ortaya koymuştu.

Bu bağlamda, soydaşlarımızla ilgilenecek kurum ve kuruluşlar hayata geçirildi. TİKA, bu amaçla 12 Mayıs 2001 tarihinde kurulmuş, başlangıçta da çok önemli çalışmalara imza atmıştı ancak 2002 sonu itibarıyla, AKP’nin tek başına iktidarıyla beraber TİKA’da çok büyük bir eksen kayması olduğunu görüyoruz. TİKA, önce kuruluş amacı dışına çıkarılarak hedefleri tamamen değiştirilmiştir. Türk dünyası dışında bir yardım kuruluşu hâline getirilmiştir. TİKA, AKP iktidarında Afrika, Latin Amerika ve Filistin gibi çeşitli yerlere ulaşarak faaliyet alanını o bölgelere yöneltmiştir.

Orta Doğu ve Afrika'da gerçekleştirilen proje sayısı Balkanlar, Kafkasya ve Türkistan Türk Cumhuriyetlerinde gerçekleştirilen projelerin çok üstündedir. Projelere yatırılan paralar heba olmakta, projelerin takibi sağlıklı yapılmamaktadır. Örneğin, Makedonya'da yapılan arı yetiştiriciliği işine ne kadar para harcanmıştır? Bu işin akıbeti ne olmuştur? Ne yazık ki görünen odur ki, TİKA, dünyaya açılırken Türk dünyasını neredeyse yüzüstü bırakmıştır. Türk'ün taleplerine, sorunlarına ilgisiz kalmıştır.

TİKA'nın yurt dışında desteklediği sivil toplum örgütlerinin hedefleri ve faaliyetleriyle ilgili ciddi soru işaretleri vardır. TİKA tarafından desteklenen sivil toplum örgütleri denetlenmekte midir? Faaliyetleri kontrol altında mıdır? Filistin ve Gazze'ye, Afrika'daki birçok ülkeye “açılımlar” adı altında çok büyük yardımlar, yatırımlar yapılmıştır. O bölgelere yardımlar yapılmasın demiyoruz, insani olarak tabii ki yapılacaktır ancak TİKA'nın isminin gereği olarak biraz da Türk dünyasına yardım yapması gerekmez miydi?

Bugün Suriye, Irak, Doğu Türkistan, Ahıska, Kırım ve Azerbaycan Türkleri çok büyük sıkıntı ve zorluklar içerisinde hayat mücadelesi vermektedirler. Ahıska Türkleri, 1948 yılında Stalin'in emriyle, Rusya'nın birçok yerlerine dağıtılarak sürgüne gönderilmişti. Yıllar sonra vatanlarına dönüş izinlerine Gürcistan'ın Avrupa Konseyine verdiği taahhüt neticesinde hak kazanılmıştır. Soruyoruz: Kaç aile, Türklerin öz vatanı olan Ahıska'ya dönebilmiştir? TİKA bu masum insanlara nasıl bir yardımda bulunmuştur? Bölgelerine dönüşlerine neden destek olmamıştır?

Kırım Türkleri de aynı zulme uğramıştı. Daha sonra Kırım bölgesine geri dönüşe izin verildi. Dönüşte TİKA marifetiyle o zamanlar 3.500 aileye ev ve toprak alındı. Bölgeye dönüş teşvik edildi ancak AKP iktidarıyla beraber maalesef teşvik devam etmemiştir, kesilmiştir. Kırım'a, ana yurtlarına Türkler dönemediler, çok az sayıda dönüş oldu ve dönüş zorlukları da ne yazık ki hâlen devam ediyor.

Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında 25-26 Şubat 1992 tarihlerinde Azerbaycan Türklüğü, tarihin ibretle kaydettiği zulüm ve saldırılara maruz kalmıştı. Rusların destek ve kışkırtmasıyla harekete geçen Ermeni çeteler masum canlara kastetmiş, insanlık değerlerini yok saymışlardır. Dost ve kardeş ülke olan Azerbaycan'ın egemenlik hakları ihlal edilmiştir. Türk toprakları, Rus ve Ermeni saldırganlığıyla kirletilmiştir. Hocalı'da katledilen, Türklüktür. Hocalı'da hedef alınan, Türk'ün hayat ve varlık haklarıdır. Hocalı'da etnik temizlik yapanlar hâlâ işbaşındadır. Hocalı'da yuva yıkan, yurt yakan, eziyet ve işkenceleri bir yöntem olarak kullanan zalimler emellerinden hâlâ vazgeçmiş değiller.

Sözde Ermeni soykırım şakşakçılarının Hocalı'yı ağızlarına almaması, 1 milyon soydaşımızın, kardeşimizin mağduriyetine gözlerini yummaları Türk'ün yaşadığı mağduriyetlerde sıklıkla karşımıza çıkan bir ikiyüzlülüktür. Bu 1 milyon Azerbaycan Türkü şu anda ne yapıyor? Bu konular, TİKA'nın faaliyet alanına girmemekte midir? Dünyanın her tarafına, sivil toplum kuruluşlarına, Bileşmiş Milletlere, Hocalı katliamı, 1 milyon Azerbaycan Türkünün dramı TİKA ve Dış Türkler Başkanlığınca anlatılamaz mı? Bu vesileyle, Hocalı'da vefat eden soydaşlarımıza bir kez daha Cenab-ı Hak’tan rahmet ve manevi huzurlarında saygıyla eğiliyorum.

Yine, Doğu Türkistan bugün kan ağlıyor, her gün onlarca insan Çin zulmüne maruz kalıyor. Uygur bölgesi Türklerin öz vatanı olmasına rağmen göçe zorlanıyorlar. Haksız şekilde suçlamalarla hapis cezaları veriliyor, soydaşlarımız haksız yere idam ediliyor. Çin, Uygur nüfusunun davranışlarını ve inançlarını şekillendirmek için eşi benzeri görülmemiş işkenceler uyguluyor. Doğu Türkistan'ın sürgündeki lideri Rabia Kadir Hanımefendi, dünyanın her tarafına rahat bir şekilde gidiyor -Japonya'ya gidiyor, ABD'ye gidiyor- gelemediği bir tek yer var, orası da Türkiye'dir. Neden izin verilmiyor, bunu da hâlâ anlayabilmiş değiliz.

Başbakanlığa bağlı, müsteşarlık düzeyinde bir kamu kurumu olarak 6 Nisan 2010 tarihinde kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, yurt dışındaki vatandaşlarımız, soydaş ve akraba topluluklarımız ile Türkiye’de öğrenim gören uluslararası burslu öğrencilerimize yönelik çalışmaları koordine etme, bu alanlarda verilen hizmetleri ve yapılan faaliyetleri geliştirme görevini üstlenmiştir. Çalışmalarıyla, gerek yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla gerekse soydaş ve akraba topluluklarla ilişkileri güçlendirmesi, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha yakın ilişkiler tesis etmesi beklenen kuruluş ne yazık ki görevini layıkıyla yerine getirememektedir.

Türkler, Türkistan dışında, Avrupa devletlerinde de çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Bugün Avrupa’da 4 milyonun üzerinde Türk yaşamaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan soydaşlarımızın en önemli sorunu, Türk kimliğinden uzaklaşma tehlikesidir. Birçok soydaşımız, Türkçemizi ne yazık ki konuşamıyor, eksik konuşuyor. Ayrıca, bulundukları ülkenin dilini de iyi konuşamıyorlar, eğitimleri de ne yazık ki çok yetersiz. Türkiye olarak, orada yaşayan insanımızın her türlü sorunuyla ilgilenmek bizim görevimiz olmalıdır. Fakat durum hiç de öyle değildir. Türk gençleri vatanını tanımamakta, ülkesinin tarihini, dilini, kültürünü, örf ve adetlerini maalesef yeterince bilmemektedir. TİKA gibi, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı da faaliyet alanından Türk dünyasını çıkarmaya çok istekli görünmektedir. Bu yıl yurt dışından gelen öğrencilerden kaç tanesi Türk dünyasındandır?

Değerli milletvekilleri, Türk dünyası, bugün kendisini Türkiye tarafından yüzüstü bırakılmış hissetmektedir. Yeni Osmanlıcı hülyalar kuran iktidar, Irak’taki, Suriye’deki Türk kardeşlerimizi korumaktan acizdir. Çok uzağa gitmeye gerek yok, hemen yanı başımızda, tarihî Türk yerleşimleri olan Halep’te, Şam’da, Lazkiye’de, Türkmen Dağı’nda yaşayan Türk kardeşlerimiz kendi kaderlerine terk edilmiş durumdadır. Halep’te, kuzey kırsalında yaşayan 100 binlerce soydaşımız, IŞİD, PYD ve İran-Rusya destekli Esad kuvvetlerinin kuşatması altındadır.

Süleyman Şah Türbesi’ni bulunduğu yerden teröristlerle koordine kurarak kaçıran ve bunu büyük bir başarıymış gibi sunan, bu Hükûmettir. Kobani'deki PKK'Iılara yardım için sınırlarını açan, bu Hükûmettir. Peşmergeyle gurur duyan, sıra geceleri düzenleyen Hükûmet, aziz Türkmen varlığını görmezden gelmek için elinden geleni yapmış ve yapmaya da devam etmektedir.

Elbette, bünyesinde "PKK, terör örgütü değildir." diyen milletvekilini barındıran bu Hükûmetin Suriye'de, Irak'ta Türk varlığını korumasını beklemek safdillik olur. "Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu." söyleminden "Yardımların daha iyi, daha sağlıklı yapılabilmesi için bu sözleri sarf ettim." tarihî çarkının sahiplerinin Türk varlığının korunması adına işlem tesis etmesini beklemek safdillik olurdu.

AKP Hükûmetinin Gazze'yle ilgili haklı hassasiyetinin, komşu ülkelerdeki muhaliflere sergilediği ilginin birazını Türkmen kardeşlerimize göstermesi milletimizin en bariz ve haklı beklentisidir.

AKP’nin önümüzdeki yıllarda küresel güçlerin iktidar mücadelesine tanıklık edecek Türkistan coğrafyasını tamamıyla yok sayması, TİKA'nın bu bölgedeki faaliyetlerinin aksaması ve hatta durma noktasına gelmesi, devletimizin stratejik menfaatlerine derinden aykırılık teşkil etmektedir.

Öte yandan, Türkiye'nin Türk dünyasıyla ilişkileri tanzim edecek bürokrat sorunu da vardır. Bürokratlar, bölgeyi tanımayan, ahbap çavuş ilişkisiyle atanmış ve Türk dünyasına ilgisiz kişilerdir. Türk dünyası konusunda Dışişleri ile bahsi geçen kuruluşların birçok kez tenakuza düştükleri bilinen bir gerçektir. Siyasi mülahazalarla, yetişmiş kadrolar bu kurumlardan tasfiye edilmiştir.

AKP, Türk dünyasında Türk partilerini bölmek için ne yazık ki para harcamaktadır, Türkiye'de olduğu gibi Türk dünyasında da bölücülük yapmaktadır. AKP iktidara geldiğinde bir ülke hariç tüm Balkan ülkelerinde tek Türk partisi olmasına rağmen AKP’yle birlikte her ülkede 4 Türk partisi kurulmuş, Türk toplulukları ne yazık ki AKP eliyle bölünmüştür.

Dünyanın birçok ülkesinde ofisleri bulunan TİKA, Türkçe kurslar açan Yunus Emre Enstitüsü, Musul ve Kerkük'ü utanç verici bir şekilde dışlamıştır. TİKA, kuruluş amacı dışında faaliyet göstermektedir. TİKA, Türk dünyası için kurulmuştur ancak mesaisinin ve bütçesinin önemli bir kısmını Afrika'da harcamaktadır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı olan adını Türk'e alerji duyan AKP Hükûmetinin değiştirmesi ve “Türk”ü isminden kaldırması yakındır diye düşünüyoruz.

Diğer taraftan, TİKA üzerinden yapılan kontrol dışı para hareketleri vardır. Bu paraları kim, nereye harcadı belli değildir. TİKA nereye kaç para harcadı, çıkıp burada Hükûmet bunun hesap vermelidir.

Değerli milletvekilleri, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının öğrenci getirme projesi tüm soydaşlarımızı incitmiştir. Getirilen öğrenciler karma olarak getirilmekte, soydaşlarımıza pozitif ayrımcılık yapılmamaktadır. Türk dünyasından getirilen öğrencilerle ilgilenilmemekte, gelen öğrenciler sokaklarda kalmaktadır. Birçok kez, bu kurumun getirdiği öğrencilere üniversitelerdeki ülkücü öğrenciler sahip çıkarak evlerinde barındırmıştır. Bunların örneği çoktur.

Türk dünyasından getirilen öğrencileri seçme sistemi nasıldır? Öğrenci seçme işi, karşı devletin inisiyatifine bırakılmakta ve gelen öğrencilerin kim olduğunu ne yazık ki kimse bilmemektedir. Mesela bu yıl Romanya’dan kaç öğrenci getirilmiştir? Bunların kaçı Türk'tür? Diğer taraftan, Gagavuz elinden getirilen öğrenciler devletin öğretmenini gönderemediği vilayetlere gönderilmiştir. Öğrenci gönderilecek olan vilayetler neye göre seçilmektedir? Her işinde olduğu gibi, AKP, ne yazık ki bu konuda da gayriciddidir.

Değerli milletvekilleri, vakıfların amacı nedir? Vakıflar, genel anlamda toplumda yardımlaşmayı, dayanışmayı yeşertmek amacıyla kurulur. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde AKP iktidarı tüm kavramların ve kurumların içini boşalttığı gibi, vakıfların da içini boşaltmıştır. Türk-İslam medeniyetinin temel taşlarından birisini oluşturan vakıflarımız, ne yazık ki AKP hükûmetleri dönemindeki yozlaşmadan nasibini almıştır. Çeşitli isimlerle Hükûmete yakın insanlar tarafından kurdurulan vakıf müesseselerimiz yolsuzluk için bir araç hâline getirilmiştir.

Buna en güzel örnek Sayın Cumhurbaşkanımızın oğlu tarafından yönetilen TÜRGEV'dir. Bu sözde vakıf, belediyeleri ve bakanlıkları âdeta emri altına almış, istediğini yaptırmakta, istediği kararları anında aldırmaktadır. Bu çürümüş, kokuşmuş yapıları denetlemesi, kontrol altında tutması gereken Vakıflar Genel Müdürlüğümüz ise ne yazık ki restorasyon skandallarıyla ismini gündeme getirmektedir.

Hukuk devletlerinde, demokrasilerde idarenin iş ve işlemleri, denetime tabidir yani şeffaflık ve hesap verebilirlik, demokrasinin olmazsa olmazlarından birisidir. Ancak AKP iktidarları döneminde bunlardan bahsetmek mümkün değildir.

Diğer taraftan, AKP döneminde gayrimüslim cemaat vakıfları konusunda ilk defa 2003 yılında AB uyum yasaları çerçevesinde düzenleme yapılmıştır. 2008 yılında çıkarılan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’yla cemaat vakıfları, istisnai statüden çıkarılmış, Medeni Kanun'a göre kurulan diğer vakıfların statüsüne getirilmiştir. Aslında Anayasa'mız ve Türk Medeni Kanunu'muz "Belli bir cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz." demektedir. Buna rağmen AKP'nin yaptığı düzenlemelerle, Lozan Anlaşması'yla verilen sınırlı ve istisnai haklar bu anlaşmanın da hilafına genişletilerek ve mütekabiliyet şartı aranmaksızın gayrimüslim cemaat vakıfları diğer vakıflarla aynı statüye getirilmiştir. Dolayısıyla, ülkemizde çoğunluğu teşkil eden Müslüman kesimin dinî amaçlı, cemaat amaçlı vakfı yok iken gayrimüslim, Hristiyan ve Yahudi vatandaşların cemaat amaçlı vakfı her türlü hakka sahip kılınmıştır.

AKP Hükûmeti, kilise vakıflarına, sinagog vakıflarına pozitif ayrımcılık getirmiştir. Bunu İslami hoşgörüyle izah etmenin imkânı yoktur. Bu, açık bir şekilde boyun eğmedir, Lozan’ı Türkiye zararına delmektir. "Azınlıklara haklarını vermek boynumuzun borcudur." diyorsunuz, olmayan haklarını zorlama yorumlarla veriyorsunuz. Peki, Müslümanların haklarını aramak kimin boynunun borcudur? Kilise vakıfları için bu kadar düzenleme yapıyorsunuz da ceddimizin kurduğu vakıfların haklarını niye aramıyorsunuz? Neden Lozan Anlaşması'nın gereği olan mütekabiliyet şartını aramadan tek taraflı tasarrufta bulunuyorsunuz? Daha da önemlisi, bu hakkı kendinizde nasıl buluyorsunuz? AKP tarihe, okul kapatan, cami yıkan, kilise açan bir iktidar olarak geçecektir. Kurduğunuzu iddia ettiğiniz yeni Türkiye'nizde cumhuriyetin kazanımlarını, kurşunla, kanla kazandıklarımızı iade etme hakkını size kim vermektedir? Yeni bir ülke ancak ve ancak bir bağımsızlık savaşıyla kurulur. Yanlış dış politikanız yüzünden Türkiye, böyle bir mücadeleyle muhatap olmaya doğru gitmektedir. Bu mücadelede havaalanında dantelli çarşaflarla liderlerini bekleyenler -geçmişte olduğu gibi- arazi olacak, Türk milliyetçileri ise…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – …namusunu elbette ki koruyacak ve kefensiz kahramanların yanındaki yerini alacaktır.

BAŞKAN – Sayın Büyükataman, teşekkür ederim.

İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Konuşmama son verirken yüce heyetinizi en derin saygı ve hürmetlerimle bir kez daha selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Büyükataman.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı olarak Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy konuşacak.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezini içeren bütçe görüşmeleri hakkında söz almış bulunuyorum.

Konuşmama elbette ki temel önerilerimizi, tavsiyelerimizi yaparak başlamak isteriz fakat öncelikle “Bu kurumların manası nedir ve ne için kurulmuştur?”a dair birkaç tespitte bulunmak istiyorum müsaadenizle.

Cumhuriyeti kuran akıl, kurucu akıl imparatorluğun son döneminde çok önemli okullarda yetişmiş bir kurmay akıldı ve savaşın tecrübesiyle, cepheyle, kanla, barutla kitabı bir arada tutabilecek de bir erdeme sahipti. Çanakkale cephesi dâhil, kurucu iradenin okuduğu kitapların derkenarlarına bakıldığında, bugün itibarıyla “Bizim zamanımız yok, kitap okuyamıyoruz.” gerekçesinin ne kadar boş olduğunu görüyoruz. İşte bu akıl, dünyanın o zaman içerisinde bulunduğu şartlardan genel anlamda geleceği görerek milliyetçi düşünceyle bir millî devletin kaçınılmaz olduğunu görür ve malum mücadelelerden sonra cumhuriyet ilan edilir. İlan edilmekle sınırlı kalmayarak cumhuriyeti var edebilecek taşıyıcı sütunlar üzerine birtakım kurumlar, kuruluşlar inşa edilir. Bunların başında Türk Dili Tetkik Cemiyeti ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gelir. Bu ana sütunlar o dönemin dünyasına, millî devletin kuruluş gerekçesini ve Türk kültürünün müktesebatını izah etme noktasında referans kaynaklarını oluşturur. Bununla da sınırlı kalınmaz, bu kurumlara ilave olarak zaman içerisinde Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Musiki Muallim Mektebiyle beraber bir millî Türk terbiyesi üzerine eğitim programları geliştirilir.

Bu kapsamdan hareketle, o dönemde zamanın ruhunu ifade etmek adına, Büyük Atatürk’ün, bizim yaptığımız işlerin temelinde, cumhuriyetin temel çıkış noktasının kültür olduğunu ifade eden “Yurttaşlarım, az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.” sözü aslında bunun bir ifadesidir ve pek çok kamu kuruluşumuzda eskiden var olan “Cumhuriyetin temeli kültürdür.” sözünden hareketle o dönemdeki kültür politikalarını belirler.

Bu çalışmalar ve zaman içerisinde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin de Ankara’ya kurulması, cumhuriyetin temel ilkelerinin referans kaynağı olan, vizyonu tamamlayan aklı inşa eder.

Bunu yaparken bütçe neydi? Bunu yaparken o sınırlı kaynaklarla sınırsız bir Türk kültürü vizyonu ortaya koyan, Türk dünyası vizyonu ortaya koyan anlayış neydi? Neydi Macar müzikolog Bela Bartok’u Türkiye’ye davet ederek Macar-Türk musikisi arasındaki ilişkiyi, pentatoniği araştırmak üzere Çukurova’da, Toroslarda onları misafir edip araştırmak ve bu konuda bir misyon ortaya koymak? Bu bir ufuktu, bu bir anlayıştı, bu bir vizyondu. Bu ufkun, bu vizyonun, bu ruhun olabilmesi için her zaman için paranın gerekli olmadığını da gösteren bir ifadeydi. Sınırlı kaynaklarla bunun heyecanını duyarak işte o Onuncu Yıl Marşı’nı yazdırabilecek ruhu ortaya koyabilmekti.

Geliyoruz bu ruhun temelini oluşturan kaynaklardan cumhuriyet tarihinin değişimlerine. Karşımıza bir “yeni Türkiye” ibaresi çıkıyor ve kurucu iradeyi ve cumhuriyetin temel referans kaynaklarını yok sayma ve itibarsızlaştırma ve kavramların içini boşaltmak üzerine bir “yeni Türkiye” kavramı. Bu “yeni Türkiye” kavramının ne idüğüne dair baktığımızda karşımıza bir Graham Fuller çıkıyor, onun “Yeni Türkiye” kitabı. Bakıyoruz, diyor ki: “Cumhuriyet fay hattı üzerine kuruldu ve o fay üzerinde yanlış yerde, cumhuriyeti buradan başka yere taşımalıyız.” Bunun adına, çok dilli, çok kültürlü, çok kimlikli, federatif bir devlete dönüştürme gibi, biraz da İslami garnitür, sos atma gibi bir yaklaşım; kitabının özeti bu. Bir adım sonra, bakıyoruz David Philips raporlarına, birtakım partilerin kuruluş gerekçeleri, anlamlı gelen 28 Şubat sürecinin mağduriyetleri üzerinden inşa edilen yaklaşımlar ve bir düşünce dünyasının teşekkülü.

Elbette, bu on dört yıldır iktidar partisi konumunda olanları bu manada eleştirme hakkımız olduğu kadar yaptıkları olumlu işleri de destekleme erdemini her zaman Milliyetçi Hareket Partisi göstermiştir. Fakat, bugün özeline geldiğimizde ve bu kapsamda söz aldığımız konuyla alakalı kurum ve kuruluşların serencamına baktığımızda içler acısı bir durum içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu içler acısı durumda kurumların, kendi müfredatları içerisinde vizyonlarını ve misyonlarını anlattıkları kuruluş gerekçeleriyle mütenasip olmayan ve o kurucu iradedeki ruhu hiç hissettiremeyen atıl konumda olduklarını görüyoruz. Bu ataletin aslında aynı zamanda kuruluş felsefesinden uzaklaşmaktan kaynaklandığına dair de endişelerimizin olduğunu ifade ediyoruz.

“Kuruluş felsefesi” denilince, “Mustafa Kemal” denilince, “bağımsız Türkiye”, “Türk ülküsü” denilince akla hemen dün konuşmalarını yaptığımız Diyanet bütçesinde ifade edilen Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşu geliyor. Bu vizyon aynı zamanda Diyanet İşleri Kurumunu kurmuştu arkadaşlar ve o dönem yabancı akımlar üzerinden etki altına giren anlayışı Türk aklı üzerine, Türkistan medeniyeti üzerine inşa eden Mâtürîdî aklını referans alan bir din anlayışıyla bir aydınlanmış Türk rönesansını ifade ediyordu cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal ve o dönemin din adamları. Onları saygıyla anıyoruz.

“Mustafa” kelimeleri özellikle benim dünyamda çok anlam ifade ediyor. Bir tanesi Peygamber Efendimiz (AS), manevi gök kubbemizin banisi, manevi gök kubbemizin mimarı, insanlık âleminin yeryüzündeki efendisi olarak kabul ettiğimiz Hazreti Peygamberimiz; diğer Mustafa, Mustafa Kemal Atatürk, millî, bağımsız ve temeli Türkistan felsefesine dayanan cumhuriyet Türkiyesi’nin, millî devletin kurucusu. Milliyetçi Hareket Partisi bu iki Mustafa’yı birbirinin ötekisi olarak asla görmez ve Türk siyasetini bu iki tahterevalli üzerine kurgulanmış bir anlayış üzerinde yürütenlere de der ki: Mustafalar Ankara üzerinde ifade edilebilirse, millî devletin banisi Mustafa Kemal Anıttepe’de, manevi gök kubbemizin temsilcisi olarak o estetize edilmiş Kocatepe Camisi Kocatepe’dedir. Anıttepe ile Kocatepe arasına çekilmiş bir halatı ne zaman inşa edersek -ki bu Milliyetçi Hareket ilkeleriyle olacak bir anlayıştır- o zaman Türkiye Cumhuriyeti, devleti ve milletiyle kalıcı bir misyonla sonsuza kadar var olacaktır. Bu kapsamdan hareketle, işte buna hizmet edebilecek ve Mustafaları birbirinin ötekisi yapmayan anlayışla büyük Türk ülküsüne hizmet edebilecek, temel referans kaynaklarını Türk kültüründen alarak hizmet etmesi gereken bu kurumlara şu soruları sorarak başlamak istiyorum; eğer kurumların yetkilileri bizi takip ediyorsa, en azından kurumun bağlı olduğu siyasi temsilcilerin de not almasını istirham ederim: Kurum Türkiye'nin kültür politikalarının belirlenmesinde herhangi bir işleve şu an sahip midir veya Türkiye'nin bir kültür politikası var mıdır daha geniş anlamda? Dünya Türkolojisi’ndeki gelişmeleri ne ölçüde bu kurumlar takip etmekte ve ülkemize taşıma çabaları adına nasıl bir yöntem takip etmekte ve üniversitelerle, diğer kurumlarla olan münasebetleri nelerdir? Türk devlet ve topluluklarıyla olan ilişkilerde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun veya bağlı kurumların herhangi bir işlevi var mıdır? Türk dünyasıyla ortak projeler yürütülmekte midir, yürütülüyorsa ne aşamada? Soru önergesi vermiyorsun, kürsü konuşması yapıyorsun diyebilirsiniz. Biraz bu soruları sorarak ben alan açıp cevap vermek istedim.

“Kültürel diplomasi” kavramı son zamanlarda sık kullanılıyor değerli milletvekilleri. Evet, doğrudur, kültürel diplomasinin gerekliliği noktasında da bir devlet aklı Yunus Emre Enstitüsünü oluşturdu ve bunu kuranlara, kuruluş gerekçesine saygı duyuyoruz. Başında da çalışkan bir Türkolog hocamız vardı, sağlık nedeninden dolayı ayrılmış. Kültürel diplomasiyi kavrama adına dokunuşlar gerekiyor. Siz bu dokunuşları elbette ki ülkenin dış politikasına göre yapmaya çalışacaksınız ama özellikle kendi hinterlandınız olan Türk dünyasıyla olan münasebetlerde ortak müştereklikleri ifade etmek adına neredesiniz? Mesela, Özbekistan’la, özellikle Rusya’yla uçak düşürme krizinden sonra gerginleşen birtakım ilişkiler var. Özbekistan’la olan ilişkilerde neler yapılabilir kültürel dokunuşlar adına? Yani biz, Özbekistan’ı referans kaynağı alan Türk dünyasının şairlerinden, yazarlarından, düşünürlerinden, fikir adamlarından, mütefekkirlerinden birtakım isimleri tespit ederek Türkiye'de onun adına düzenlenecek toplantılarla bir kültürel diplomasi dokunuşunu Türk dünyasında yaparak başlayamaz mıyız? Kısa ve uzun vadeli bilim politikası noktasında bu kurumlar neler düşünüyor? Kuruluş felsefesindeki vizyona uygun ve onu zamanın ruhuna giydirerek neler yapabiliyor? Türk kültür havzasının envanteri, bu alana ilişkin olarak Türkiye’nin bilgi açığı had safhadayken kurumun başında Türkoloji’yle alakası olmayan, Fars filolojisi uzmanı bir akademisyenin bulunması da bu konuda çok manidar gelmekte bize.

Türklük bilim felsefesi olmayan bir devletin ve o devleti temsil ettiğini ifade eden Hükûmetin, bir şekliyle, bu memleketi yönetmesi mümkün değil. O zaman, bir gün bir şey söyler, öteki gün başka bir şey söyler; fikrî takip ve doğrultu tutarlılığını bir türlü ortaya koyamaz. Bu kapsamda da bugünkü politikalardaki anlık değişimlerin ve söylemlerdeki günübirlik değişimlerin sebebi, arkasında bir felsefenin olmamasıdır. Felsefesi olmayan hiçbir işin, arkadaşlar, asla pratiği olmaz. Çok sınırlı sayıda doktora tezi basmak, uygun gördüğü toplantılara maddi destek sağlamak dışında Türk kültürünün temel kaynaklarının dilimize kazandırılması noktasında maalesef bu kurumlarda hiçbir çalışma göremiyoruz.

Kurumun, dünyadaki örneklerinde olduğu gibi bağımsız bir bilim akademisi hüviyetine sahip olması gerekir arkadaşlar. Yani bazı kurumlar, siyasetin arka bahçesi hâline getirerek, siyasetin ortaya koyduğu temel tezlerin referans kaynaklarını oluşturuyor maalesef. Bu tür kurumlar, özellikle cumhuriyetin varlığını kültürel temeli olarak ifade eden Bilimler Akademisi, Sovyet Bloku’nda dahi kendine özgün bir üslubu varken Türkiye’de buraların arka bahçe hüviyetiyle düşünülmesi bu manada üzücü bir durumdur.

Türkoloji araştırmalarının merkez ülkesi konumunda olan Türkiye’de ciddi bir Türkoloji kütüphanesi, bilgi ve belge arşivi maalesef yoktur. Oysa gerek oryantalizm çalışmalarında gerekse bu kapsamda değerlendirilen Türkoloji çalışmalarında, başta İngiltere olmak üzere ve Amerika’da çok önemli merkez kütüphanelerin olduğunu ve bizlerin hâlâ temel kaynaklarımızı gidip oralardan almak durumunda kaldığımızı görüyoruz. Bu kapsamda bu enstitülerde Batı, kendi hedef kitlesi olan ülkelerin temel dinamiklerini tespit etmekte ve kültürel antropolojik, folklorik, filolojik özellikleri ile eylem planlarını ortaya koymaktadır. İşte, yüz yıllık bir vizyonun arka planıyla Büyük Ortadoğu Projesi’ne giren yeni Lawrence’lerin, Orta Doğu’da, bugün “Deniz altında iki balık birbirinden ayrılmışsa mutlaka aralarından uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.” sözünü hatırlatıyor Kızılderililerin.

Kızılderililerden tutunuz Kafkaslara, Orta Asya’ya, Ulanbator’a kadar folklorik, kültürel pratiklerini araştıran İngiltere’deki School of Asian and African Studies’de bir müddet çalışmalarda bulundum, yaptıkları tezleri Büyük Britanya İmparatorluğu’nun veri tabanına nasıl aktardıklarını da ulusal arşivlerinde gözlemleme şansım oldu. 1946 yılına ait Türk Dil Kurumunun çalıştayını ve toplantısını takip ederek hangi kelimelerin karşılığına hangi kelimelerin teklif edildiğini rapor eden İngiliz istihbaratının ve dönemin komiserinin raporlarını görme imkânı buldum.

Evet, büyük devlet olmak bunları gerektiriyordu. Mustafa Kemal bu ülküyle yola çıkmıştı. Bu kapsamda Gagavuzlardan bahsetmişti. Bu kapsamda Bakü’de Türkoloji Kurultayı’nı düzenletmişti. Türk Dil Kurultayı orada düzenlenmişti. “İki devlet bir millet” anlayışını ortaya koyacak Türk dünyası vizyonunun temellerini atmıştı. Ama biz, kuruluş vizyonunu “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini sıradanlaştıran, itibarsızlaştıran, o kadar tecrübeden sonra ifade edilen bu tespitleri âdeta statüko olarak gören bir anlayışla, sıfır sorun ve ritmik dış politika ve ritmik anlayış ve proaktif anlayışlarla bugün hangi hâle getirdiğimizi bu kürsüde defalarca söyledik ve hâlipürmelalimiz ortada. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün bu tecrübelerin üzerinden tekrar kuruluş felsefesine zamanın ruhunu, idrakini giydirerek dönmesinin gerekliliği kaçınılmaz bir gerçektir.

Türk boylarının tarihi, sözlü kültürü, sanatına ilişkin Türk Destanları Projesi büyük bir vizyon projesidir. Bu destan projeleri harekete geçirildiğinde sanatın, sinemanın, tiyatronun referans kaynağı olarak, ortak değerler üzerinden Türk dünyası vizyonunu ortaya koyan bir sinema filmi dahi bizim ülkemizde henüz çektirilememiştir. Hollywood’un, Pentagon’un ve Beyaz Saray’ın birlikte çalıştığını, Amerikan Menkul Kıymetler Borsasının birlikte çalıştığını Amerika tarihini biraz okuyan ve politik vizyonu görenler çok iyi anlarlar. “Neden acaba?” sorusuna baktığımızda, sinemalar ve alt kültür kodları üzerinden müştereklikler nasıl ifade edilir? Evet, bizde sinemalar veyahut da diziler kısmen keşfedildi ama nasıl keşfedildi? Tarihin mutfağından günümüze referanslar gösterilerek birtakım sistemleri ve siyasal görüşleri destekleyebilecek uygulamalar veya henüz varlığı yokluğu tartışılmakta olan devletin derin ve dehliz odalarını, vadinin turplarında, kurtlarında -kurban olsunlar kurtlara- derinliklerinden devlet yönetimi ve diplomasiyi anlayanlar, birtakım tarih dizilerinden hanlık ve hakanlıkla başkanlık rüyası görüp buralara referans göstermekle bunları görebiliyoruz ama bunları, toplumun tamamını bütünleştirici, kolektif kimlik inşa edici, Türk dünyası vizyonunu ortaya koyucu bir anlayışla göremememizin üzüntüsünü yaşıyoruz.

Buradan teklif ettiğimiz bir başka husus: Türkiye’de Türk kültürü, dili ve tarihiyle ilgili faaliyet gösteren kurumların belli bir koordinasyon dâhilinde ortak hedefe doğru gitmeleri gerektiğine ve bu konuda ortak bir vizyon yayınlamaları gerektiğine inanıyoruz. Bu kapsamda, TİKA’nın, Yunus Emrenin, yüksek kurumun ve onun alt kurumlarının, bir arada, ne yaptıkları konusunda değerlendirmeler yaparak temel ilke ve ülküler doğrultusunda hareket etmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Eğer Türk akademisinin yani Kazakistan Türk Akademisinin girişimleri olmasa ortak Türk tarihi meselesi gündemimize bile gelemiyor maalesef.

Türkiye, Türk tarihi, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarıyla sınırlı değildir arkadaşlar. Bu kapsamda, cumhuriyetin kuruluşunda rehber olan ve “Benim fikir babam.” denilen Ziya Gökalp “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan/Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Türklere, Turan.” demiştir ve her Türk’ün, her milliyetçi ülkücü Türk’ün, her vasat Anadolu insanının ruhunda ve kültürel kodlarında bir Turan ülküsü vardır. Bu kapsamdan hareketle, Türkoloji’nin sorunları veya bilim politikası denen bu problemleri sadece masa, sandalye, müfredat, ders kitabı, anıların sohbetlerde tazelendiği dar ölçekli toplantılara indirgemek bu alana yapılacak en büyük kötülüktür.

Türk dünyasının büyük dilcisi Profesör Doktor Tofik Hacıyev yakınlarda vefat etti, Allah rahmet eylesin. Tofik Hacıyev Hoca Yüksek Kurumun da aynı zamanda üyesidir fakat vefatıyla ilgili bilgiye ben rastlayamadım orada.

Bir başka konu: En azından bugün kurumların web sayfalarının güncellenmediğini gördüm. Web sayfalarına bakıldığında, hangi dönemde kim üye olmuş, kim vefat etmiş, kim emekli olmuş, kim ne yapıyor, bununla ilgili malumatlar bile yok. İşi gayriciddiye mi alıyorlar, yoksa bu konuda ben yanlış sayfalara mı baktım, bilemiyorum. Kamu kurum ve kuruluşlarında, özellikle bizim millî devlet olmamızın temel referanslarını oluşturan bu tür kurumlarda görev yapan arkadaşlar ve görev yapan arkadaşları denetleyen arkadaşlar lütfen sorumluluğunun bilincinde olsun.

Ben bu kapsamdaki ifadelerimi tamamlıyorum, saygılar sunuyorum.

Kalan otuz saniyemle ilgili, Sayın Başbakan Yardımcımız Akdoğan buradalar mı? Sayın Akdoğan az önce buradaydı. Acaba Dolmabahçe görüşmeleri Cumhurbaşkanının bilgisi dışında mı oldu, içinde mi oldu, onu soracaktım en azından vakti olursa değerlendirir diye. Ama diğer Başbakan Yardımcımız bu anlattığımız konulara, hem müktesebatı olduğu ideoloji hem mensubu olduğu önceki partisi açısından çok vâkıf. Umarız, bu eleştirileri dikkate alır; hizmete, eyleme koyma fırsatı bulur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Açıkça şunu söylemek istiyorum: Katılmadığım bir yığın yanlar ve yönler var konuşmanızda ama özgün bir konuşmaydı, ayrıca teşekkür ederim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Hepsine katılsaydınız biz şükrederdik zaten.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Katılsaydınız burada olurdunuz zaten.

BAŞKAN – Duymadım, duymamazlığa geliyorum.

Evet, şimdi, Halkların Demokratik Partisi grup konuşmalarına geldik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, o konuşmaya geçmeden önce yerimden pek kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği kararı tanımadığına ve saygı duymadığına yönelik ifadelerinin demokrasiyle bağdaşır olmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Biraz önce, ilk başta zatıaliniz, sonra bütün gruplar, çok sayıda milletvekilimiz 28 Şubatla ilgili doğru tespitler yaptı, tespitlerde ortaklaşıldı. Tespitlerin en ortak tarafı da demokrasinin olmazsa olmazlarından bir tanesi olan kuvvetler ayrılığı ve Meclisin tam bağımsız olarak görevini yapması ve hiçbir kurum, kişi veya yapı tarafından yönlendirilmemesi, ne yürütme organına ne yasama organına dolaylı ve doğrudan bir müdahalenin kabul edilemez olmasıydı. Aynı iradeyi bir kez daha tekrar etmek isteriz.

Ancak, görüşmelerin sürdüğü sırada Sayın Cumhurbaşkanı İstanbul’da havaalanında basın mensuplarına yaptığı bir açıklamada, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı tanımadığını, bu kararı doğru bulmadığını ve saygı duymadığını ifade etmiş. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen, alt mahkemenin verdiği tahliye kararını da yanlış bulduğunu söyleyip, “Kararında direnmesi gerekirdi.” demiş. Meselenin gazetecilik faaliyeti olmadığını, bunun bir casusluk faaliyeti olduğunu söylemiş.

Şimdi, yasama organının veya yürütme organının dokunulmazlığı ve dışarıdan etki altında kalmaması kadar, diğer organ olan yargının da bağımsızlığı söz konusudur ve Anayasa’da teminat altındadır ve açıkça ifade eder ki hiçbir kişi, kurum ve merci yargı organına telkinde bulunamaz, yargı yetkisini kullanma şeklini eleştiremez, tartışamaz. Ve bu kapsamda, Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa’daki bu yasaklamadan bağımsız değildir, bu yasaklamadan ari değildir. Kaldı ki ülkenin Cumhurbaşkanı olarak kuvvetler ayrılığını tesis ve kuvvetler arasında uyumu sağlamakla da görevlidir, Anayasa’nın kendisiyle ilgili maddeleri gereğince. Kendisinin, Anayasa Mahkemesi gibi ülkenin en üst yargı kuruluşu, kaldı ki o kuruluşa yargıçların nasıl, ne şekilde, hangi yöntemlerle atandığı, kimler tarafından atandığı da ortadayken, yapmış olduğu bu yaklaşım demokrasiyle bağdaşır değildir. 28 Şubattaki darbe girişiminin ruhu, mantığı “Elimdeki güç, kuvvet bana, yasamaya ve yürütmeye bunu yaptırmaya imkân verir.” nasıl diyorsa, şimdi kendi elinde bulundurduğu güç ve yetkiyle yargı üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküm, yaptığı eleştiri ve devletin başı olarak bu kararı tanımadığını söylemesi aynı derecede vahamet içermektedir.

Biz de devletin başı olmasına ve şahsının uygulamalarına değil ama makamına duyduğumuz saygıya rağmen onun bu açıklamalarını tanımıyoruz, reddediyoruz, kınıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sayın Turan, yerinizden açıklama mı yapacaksınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Özgür Bey’in çok heyecanla ifade ettiği konuya ben de izin verirseniz birkaç cümle eklemek isterim.

BAŞKAN – Buyurun.

16.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, bütün mahkeme kararları gibi Anayasa Mahkemesi kararlarının da eleştirilebileceğine ve Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili kararının sınırlarını aşan, yetki gasbı yapan bir karar olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Türkiye'de Anayasa Mahkemesi kararları da diğer mahkemelerin kararları da bütün siyasilerin, bütün hukukçuların kararları da tartışılabilir, eleştirilebilir. Kararların eleştirilebilir olması başka bir şeydir, o kararın verilmesinden sonra uygulanması başka bir şeydir. Sayın Cumhurbaşkanımız Anayasa Mahkemesi kararını eleştirmiştir, biz de eleştiriyoruz ama onun ötesinde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl eleştiriyorsun? Memnuniyet duydun ya geçen gün.

BAŞKAN – Sayın Özel…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir dakika… Bir dakika…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Geçen gün teşekkür ettin, memnuniyet duydun.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben hiç müdahale etmedim. Böyle bir anlayış olabilir mi Sayın Başkan?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl eleştiriyorsun?

BAŞKAN – Sayın Özel, duymuyorum. Bakın, onlar sizi dinledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç ağzımı açmadım, dinledim Özgür Bey, lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki.

Canım, “Biz de eleştiriyoruz.” deyince…

BAŞKAN – Tamam Sayın Turan, ben sizi dinliyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakınız, Anayasa Mahkemesinin son kararında yerel mahkemenin kararına âdeta atıfta bulunarak, onun yerine geçerek ceza hukukçusuymuş gibi davranmalarını ben de eleştiriyorum.

Kişilerin, bizim anlayışımıza göre, tutuksuz yargılanmaları esastır. Kim olursa olsun, mahkeme kararı verilinceye kadar tutuksuz yargılanmasını isteriz. Bunu söyledim, onu söylüyorum yine. “Yerel mahkemenin kararı ne kadar saygınsa…” dedim, aynı şeyi söylüyorum. Siz yerel mahkemenin kararını burada kürsüye çıkıp yerden yere vuracaksınız, hâkimlere olmadık hakaretler yapacaksınız ama -tırnak içerisinde- sevindiğiniz bir karar alınca da alkışlayacaksınız. Bunu doğru bulmadığımı söylüyorum, yine aynı şeyi söylüyorum.

Sadece Can Dündar değil, kim olursa olsun, kendisiyle ilgili hüküm kesinleşinceye kadar tutuksuz yargılanması esastır. Bunu defaatle söylüyorum ama Anayasa Mahkemesinin yerel mahkeme kararıymış gibi davranmasının, delillerin içine…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – “Mış” gibi davranabilir, Anayasa Mahkemesinin onun gibi davranma yetkisi var.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yok öyle bir yetkisi, nereden çıktı? Hayret bir şey!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen saygılı olalım.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anayasa Mahkemesine…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Daha iddianamesi bile okunmamış.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Anayasa Mahkemesine bu yetkiyi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Devam mı etseydi tutukluluk hâli?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

BAŞKAN – Ben sizi dinliyorum Sayın Turan, ben sizi dinliyorum.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anayasa Mahkemesine bu yetkiyi veren irade AK PARTİ iradesidir.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Hiç öyle bir şey değil, hiç alakası yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu Mecliste, Anayasa Mahkemesine, referandum sonucunda bunu veren AK PARTİ’dir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiç öyle bir şey yok.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ne alakası var? Meclis vermiştir bu iradeyi ya! Haşa ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çatlasanız da öyle patlasanız da öyle. “Hayır.” dediniz siz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Senin talimatınla mı hareket edecek?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Referandumda Anayasa Mahkemesinin bu konudaki yetkilerinin revize edilmesini AK PARTİ hayata geçirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tüm, özgürlükle ilgili, insan haklarıyla ilgili adımları atarken arkamızda yoktu arkadaşlarımız.

Bakınız, hiç kimsenin tutuklu yargılanmasını istemeyiz -onu bir daha söylüyorum- fakat “Mahkeme, ilahî bir hükümdür, eleştirilemez.” denmesini de doğru bulmuyorum. Anayasa Mahkemesinin kararı, sınırlarını aşan, yetki gasbı yapan bir karardır ama kişilerin tutuksuz yargılanmasını istemek başka bir şeydir.

Aynı şeyi bir daha söylüyorum, ısrarla altını çiziyorum: Kişiler hakkında yerel mahkeme kararını vermemiştir, kesinleşmemiştir, ne beraat ne hüküm yoktur. Kararı hep beraber bekleyeceğiz. Ama Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararını eleştirme hakkımız da var diye düşünüyorum. Kaldı ki hâlâ iddianameyi okumayan, dosyanın içeriğini bilmeyen insanların çok ciddi iddialara rağmen bir şey yokmuş gibi davranmasını ibretlik buluyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, söz konusu davayla ilgili olarak burada bir görüşme yapma ve beyan açıklama durumuna izin veremeyeceğimi bildirmek isterim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey yok Sayın Başkan.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Cumhurbaşkanı nasıl yapıyor?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Cumhurbaşkanına serbest ama.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz, bitmedi daha sözüm.

Bunu bildirmek isterim ama şunu da rica ederim: Anayasa’nın 138’inci maddesi veya ifade özgürlüğüne karşı gösterdiğimiz yakın ilgiyi herkesi düşünerek teşmil etmenizi de rica ederim. Yani bu konudaki kısıtlama, 138’deki kısıtlama veya ifade özgürlüğünün genişliği konusunda birbirimize olan yakınlığımız noktasında bir değerlendirme ve yorum yapılmasına ben de karşıyım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Daha net bir ifadeyle söylüyorum: İfade özgürlüğü herkes içindir. Ben böyle düşünüyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Kesinlikle.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akçay, bu konuyla ilgili mi konuşacaksınız?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani benzeri bir konu efendim, müsaade ederseniz ben ifade edeyim.

BAŞKAN – Yalnız, söylediğim hassasiyete uymanızı rica ediyorum. Ama buyurun siz de, dinleyelim sizi de.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önceden yazılı olarak mı versek acaba?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği kararı tanımadığına ve saygı duymadığına yönelik ifadelerinin kuvvetler ayrılığını tanımamak anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Öncelikle, biraz evvelki hatırlatmanıza katılarak sözlerime başlayacaktım. Tabii, konuyu da sorunca, doğrusu, biraz tereddüt de ettim.

Şimdi, biraz evvel 28 Şubatla ilgili konuşmalar yapılırken bir hususu özellikle vurgulamıştım: Tutarlı olma gereği. Herkesin bu tür değerlendirmelerini yaparken tutarlı olma mecburiyeti var. Bunun asgari bir siyasi şart olduğunu düşünüyorum.

AKP Grup Başkan Vekili Sayın Turan’ın sözlerini, bir hukukçu olduğunu da bildiğimden, yadırgadığımı da ifade ediyorum. Ne demek yani “Anayasa Mahkemesine bu yetkiyi AKP verdi?” Yani, burada bir parti devleti zihniyetine sahip olunduğu ortaya çıkıyor ki Adalet ve Kalkınma Partisini bu zihniyetten bir an evvel kurtulmaya davet ediyorum. Hakikaten, maalesef “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir parti devletine dönüştürülmüştür.” dahi denilebilir, bunun tartışması ayrıca yapılır.

Bir Cumhurbaşkanı “Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum.” diyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Uymuyorum.” demiyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zaten saygı duyduğunu bu ülkenin, devletin kurumlarına saygı duyduğunu hiç ifade etmedi.

Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, eğer siz “Anayasa Mahkemesinin kararına saygı duymuyorum ve uymuyorum.” derseniz, aslında siz kendinize de saygı duymadığınızı göstermiş olursunuz böylelikle. Asgari tutarlılık… Siz bu Anayasa’ya göre seçildiniz ve bu anayasaya uymak zorundasınız ve saygı da duymak zorundasınız. Devletin başı olarak eğer, siz bu asgari saygıyı ve uymayı yapmazsanız, o zaman biz başkalarının hukuksuzluğundan, anarşiden, terörden nasıl şikâyet edeceğiz. Yani, eline silahı alıp teröristler yolgeçen hanına döndürmüş. Çukur kazanlara hak mı verdirecek? O zaman kendi mazeretlerini ortaya koyuyorlar. Hatırlayalım lütfen: Ne zaman bir eleştiriye sahip olsalar kamuoyunda, ya Başbakandan ya Cumhurbaşkanından referanslar çıkararak gerekçelerini oluşturmuş durumdalar. Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti’ne, kurumlarına, kurallarına darbe üstüne darbedir ve anarşiye, hukuksuzluğa cesaret vermektedir, kuvvetler ayrılığını tanımamaktır ve bir devletin başı olma, Cumhurbaşkanı olma şuurunu taşımamak demektir. Bu Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanının kesinlikle görüş ve yorum yapmaması gerekir yani bunu kamuoyunda herkes tartışabilir belki ama Sayın Cumhurbaşkanının tartışmamasında fayda var. Bu da geniş toplum kesimlerinde, Sayın Cumhurbaşkanının kendisine duyulacak, duyulması gereken saygıda ve kendisinin bu sözlerinin, verdiği demeçlerin, beyanatların dikkate alınıp ciddiye alınmasında da ciddi bir müşkülat çıkarmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanının bu açıklamalarını doğru bulmadığımı ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim izin verirseniz?

BAŞKAN – Peki.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yaşar, söz istiyorsunuz, vereceğim size de.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Siz de mi istiyorsunuz Sayın Demirel?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Tamam, size de söz vereyim, sonra Sayın Yaşar’a, sonra Sayın Turan’a söz vereceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman biz de isteyelim, Yaşar’a niye söz veriyorsunuz?

BAŞKAN – Bir şey söylemek istiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman hepimiz bir şeyler söyleyelim.

BAŞKAN - Ben şunu anlayamıyorum arkadaşlar, biraz önce söyledim, tekrar etmek istiyorum: Kendimize geldiği zaman sonsuz bir ifade özgürlüğü savunucusu oluyoruz ama bir başkası olduğu zaman ifade özgürlüğünü inanılmaz derecede kısıtlıyoruz. Neden? Neden?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bir tur daha yapalım o zaman!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok acımasızsınız, çok!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Demirel.

18.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili verdiği kararı tanımadığına ve saygı duymadığına yönelik ifadelerinin kabul edilemez olduğuna ve bağımsız olarak görevini yapması gereken yargının baskı altında olduğuna ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aslında, dün de bu kürsüden ifade ettik yani bugün Can Dündar’ın, Erdem Gül’ün tahliyesini Cumhurbaşkanının bu şekilde ifade etmesini kabul etmiyoruz. Ve bu tahliyelerle ilgili AYM’deki -ben dün de ifade ettim, bugün de söylüyorum- 17 üyenin 10’u Sayın eski Cumhurbaşkanı, Başbakanlık yapan Abdullah Gül tarafından belirlenmiş, atanmış üyelerdir. Bunların hepsini düşündüğümüzde bugün, haksız hukuksuz, hak ihlali yapılan gazetecilerin, düşünce özgürlüğünü ifade eden siyasetçilerin cezaevinde tutuklu olması zaten Türkiye için bir ayıptır. Hani, bunu böyle görmek gerekiyor. Bugün, Can Dündar ve Erdem Gül için tahliye kararı gerçekten sevindirici bir karardır. Bunu darbe olarak değerlendirip işte, manşetlere bunu bu şekilde ifade ederek aktarmak gerçekten Türkiye’nin ayıbıdır, böyle söyleyelim.

Sadece Can Dündar ve Erdem Gül değil, dün de buradan ifade ettik, ben bir kez daha ifade edeceğim: Beritan Canözer JINHA muhabiri; benim yanımdaydı ve basın açıklaması yapıyorduk, hemen akabinde, ayrıldıktan sonra “heyecanlanmış” düşüncesiyle gözaltına alınıp tutuklandı. Burada dün ifade edilirken de işte, basın kartı olmadığı, basıncı olmadıkları söylendi ama biz tek tek isimlerini buradan ifade etmek istiyoruz: Azadiya Welat Yayın Yönetmeni Rohat Aktaş Cizre’de katledildi. Yine, Mazlum Dolan, daha Fatma Ateş’i yaralıyken Sur’dan çıkardığı an itibarıyla ben telefonda kendisiyle görüştüm. Yaralı bir şekilde, Fatma Ateş’in hastaneye götürülmesi sağlanırken onu taşıyanlardan birisiydi Mazlum Dolan ve Fatma Ateş’in ailesiyle birlikte tutuklandı, cezaevine gönderildi. İsimlerini sayacağımız -32, 34’tü- gazetecilik ve siyasi özgürlük, basın özgürlüğünü gerçekleştirmek için düşüncelerini ve bütün yaşananları kamuoyuna yaymaya çalışan basın emekçilerinin 34’ü tutukluydu, isimleri burada, dün arkadaşlarımız da ifade etti, ben de tek tek buradan sayabilirim. 2 kişi çıktı ve bu arkadaşların çıkması Türkiye'de darbe olarak ifade ediliyor. Peki, o Anayasa Mahkemesi üyelerini de darbeci olarak düşünüyorsanız -o zaman onları da Abdullah Gül atamıştı- bu darbe kime karşı yapıldı? Yoksa, AKP Hükûmetinin kendi içerisinde, partinin kendi içerisinde bir çatlaklık mı söz konusu?

Ben bunu dün de ifade ettim yani Sayın Cumhurbaşkanı konuşurken ifade ederken mahkemelere bu kadar baskı yaptığını bir kez daha söylemiş oldu ve kanıtlamış oldu. Biz, bunu asla kabul etmeyeceğimizi, yargının bağımsız olarak görevini yapması gerektiğini defalarca ifade ettik ama ne yazık ki yargı bağımsız değil ve yargı, siyasetin, iktidarın, Hükûmetin baskısı altında şu anda görevini yerine getiriyor. Tutuklu gazeteci ve tutuklu belediye başkanlarımızdan ve siyasetçilerimizden bunu çok net olarak biliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yaşar, siz bir söz istiyorsunuz, nedir, öğrenebilir miyim nedenini?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Efendim, daha önce de söz istemiştim; sadece sisteme geç girdiğim için zaman bulamadım.

BAŞKAN – Buyurun.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bence önemli gördüğüm bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sisteme girmemişsiniz yalnız. Sisteme girin, daha sonra değerlendireceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, benim, Sayın Turan’ın açıklamalarından sonra söz talebim oldu. Şimdi Sayın Turan’dan sonra tekrar söz istediğimde, bir kez daha...

BAŞKAN – Onu görmedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer uygun görürseniz, tekrar şey olmasın.

BAŞKAN – Tamam, uygun görürüm ama şimdi bütün grup başkan vekillerine süre kısıtlaması yapmadım.

Şimdi ikişer dakika söz vereceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ben açıklama için değil de Erkan Bey’in söylemi üzerine söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Özel’e yerinden iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, Anayasa'nın 138’inci maddesinin ikinci fıkrası Sayın Cumhurbaşkanını doğrudan etkiler. “Hiçbir organ, makam, merci...” Biraz önce de söylediğim gibi, sonunda “...tavsiye ve telkinde bulunamaz.” diyor. Kendisi diyor ki: “Aslında, onlarla ilgili kararı veren mahkeme, kararında direnebilirdi.” Ve sonra son bir şey söylüyor: “Şimdi yola çıkıyorum, bundan sonra ortalık biraz daha karışabilir.”

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Afrika’dayken Türkiye'de neler olacak onu göreceğiz ama açıktan, alt mahkemeye, verilen karara yapılacak olan itirazla ilgili vereceği karar noktasında bir telkin var. “Ortalık karışabilir.” diyor, bir cumhurbaşkanının ağzına hiç yakışacak sözler değil. Sayın Bülent Turan’ın “Bu irade AK PARTİ iradesidir, AKP iradesidir.” dediği cümleyi reddediyoruz. Bir irade varsa, referandumu kastediyorsa, o halk iradesidir. O referandum sürecine giderken, Cumhuriyet Halk Partisi, içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının da olduğu maddeleri desteklediğini, ayrılarak getirildiği takdirde burada kabul oyu vereceğini… Ama, AKP’nin şimdi kendisinin de çok şikâyet ettiği, zehrin etrafını örtecek şekerlemelerden biri olarak kullandığı bu Anayasa Mahkemesi hakkının içinde HSYK düzenlemesi vardı. Şimdi “Ellerimiz kırılsaydı, yapmasaydık.” diyorlar. O günlere gidip de “Bizim söylediğimiz, irademiz.” demesi sadece ve sadece konuyu saptırmadır. Bizim de desteklediğimiz bir maddeydi, ayırmayı kabul etmediler ki HSYK düzenlemesi gibi maddeleri orada geçirebilsinler. Ama, Allah’ın sopası yok, kişilere de partilere de varlığını böyle gösteriyor bu dünyada, kafaya böyle pat, pat vuruyor HSYK kararında. (CHP sıralarından alkışlar) Sizler de “Elimiz kırılsaydı da bizi kandırmasaydılar.” diyorsunuz.

Bu yüzden, bundan sonraki süreçte de herkesin tutarlılık içinde ve halk Meclisinde konuştuğunun farkında olarak, Meclisi de vatandaşı da yanıltmadan beyanda bulunmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Evet, herkes tutarlı olmak zorunda, gerçekten katılıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – En başta da Cumhurbaşkanı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan, iki dakika.

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; polemik yapmak değil derdim. MHP’nin kıymetli grup başkan vekilinin “parti devleti olması” iddiasından dolayı söz almak istedim ama aynı iddiayı Özgür Bey tekrar etmiş oldular.

Söylediğim açık ve net, her mahkeme kararı Anayasa Mahkemesine gider, tartışılır. Sayın Cumhurbaşkanımıza her gün, defaatle kürsüden, mitingden olmadık hakaretleri yapan arkadaşlar, “diktatör” diyenler, bir daha gördük ki Cumhurbaşkanımızı mahkeme kararını bile eleştiremeyecek hâle getiriyorlar; bu bir.

İkincisi: Nasıl bir diktatör ki mahkeme kararını uygulatamıyor, tabiri caizse. Yani, siz “diktatör” diyeceksiniz ama size rağmen mahkemeler karar verecek. Aslında, bu bile başlı başına bir çelişkidir ama halkımız kimin diktatör olduğunu, kimin elinde olduğunu görüyor.

GARO PAYLAN (İstanbul) – “Tanımıyorum.” diyor, daha ne desin?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Benim orada ısrarla anlatmaya çalıştığım, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkına sahip olunulmasını AK PARTİ siyasi iradesi ortaya koymuştur diyorum, burada devletle ilgili bir şey söylemiyorum.

Söylediğim şeyi tekrar ediyorum: 12 Eylül referandumunda tüm partiler karşımızdayken büyük bir risk alarak milletimize paketi götürdük, milletimizin kabulüyle beraber tabii ki yasalaştı. Teknik ayrıntıya niye gireyim burada?

Ama, şunu herkes biliyor: O referandumda sadece Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru değil, başka haklar da vardı toplumu ilgilendiren. Biz bunu göğüsledik, biz bunu taşıdık, yüzde 58’e yakın oy aldık. Almasaydık geçecek miydi buradan?

O yüzden, mesele burada AK PARTİ iradesi değil, AK PARTİ’nin risk alarak ortaya koyduğu usulle beraber tabii ki millet iradesidir.

O yüzden, ben, bu konuyu düzeltiyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.13

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon, yerinde.

Hükûmet, yerinde.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubunun konuşmalarına geldik.

İlk konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

HDP GRUBU ADINA ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir yıl önce bugün Kürt yazarı Yaşar Kemal’i kaybettik. Buradan vefatının 1’inci yıl dönümünde kendisini saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi konum, jeopolitik açıdan avantajlar sağlamaktadır fakat aynı şekilde riskler de barındırmaktadır. Söz konusu riskleri okumadan hem içte hem de dışta geliştirdiği politik tutum sonucu “komşularla sıfır sorun” politikasının “sıfır komşu” politikasına evrilmesi, ihracatta ve ekonomide tıkanmayı beraberinde getirmiştir. Her ne kadar Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Şimşek -burada olmasını arzu ederdik ama yok- ihracattaki tıkanmayı Türkiye’nin ticaret ortaklarındaki siyasal belirsizliklere bağlasa da esas sorun, Türkiye’nin dış politikasının en dibi görmesinden kaynaklanmaktadır. Eğer Sayın Şimşek’in ifade ettiği gibi olsaydı Ruslar bugün domates de yemezdi, tavuk da yemezdi; oysa hem tavuk hem domatesi ve diğer gıda maddelerini Türkiye’den değil, başka alternatif ülkelerden ithal ediyorlar, bizim de ihracatımız böylelikle biraz daha düşmüş oluyor.

Jeopolitiği ve komplike bir biçimde küreselleşen dış politikayı okuyamayan ya da bize göre yanlış değerlendiren iktidar, iç politikada kendi oluşturduğu uzun vadeli ekonomik hedeflerden de sapmıştır. Şimdi dış politikadan hızlı bir şekilde iç politika konularımıza geçelim.

2013’te oluşturdukları kalkınma planında 2018 için 1,3 trilyon dolar millî gelir hedeflenmiş ve seçmene de, bizlere de bu şekilde bu açıklanmıştı; biz de sevinmiştik, ne güzel. E, ne oldu? Açıkladığınız en son orta vadeli programda millî gelir hedefini 854 milyara revize etmiş durumdasınız. Hayırlı olsun. Bu da bize göre iyi bir rakamdır, tutturabilirsek ne âlâ. Yine, 2018 için, burada, eksi 450 milyar dolarlık bir revize var, onu da belirtmek gerekiyor.

Yine, kişi başı gelir 16 bin dolar olarak belirlenmişti fakat, şimdi, aradan iki buçuk üç sene geçmeden 16 bin rakamının 6’sını bir basamak sağa tarafa kaydırmak suretiyle, sıfırı da bir basamak sola kaydırmak suretiyle 16 bini 10.600 yaptınız. Hayırlı olsun(!)

İhracat hedefinden hiç bahsetmeye gerek yok. 277 milyarlardan 192 milyara kadar düşürdünüz. Devam etmek de istemiyorum o konularla ilgili, o rakamlarla zaten her şey ortada. Doğrusu, yüzde 40’lara varan revizyonlar sonrası yeni rakamları neye göre belirlediniz, bunu da bilmek isterdim ya da iki üç sene önce o rakamları belirlerken hangi fantezilere uydunuz da o rakamları elde ettiniz, bunu da bilemiyoruz. Ama velhasıl, bunu açıkladınız ve şimdi bu eksi yüzde 40’lara varan revizyonlarla birlikte halkı ve seçmeni ne kadar yanılttığınızı bir kere daha görmüş olduk. Bunlara rağmen çıkıp da “Türkiye’yi ekonomik alanda en iyi biz yönetiriz.” diyorsunuz hâlâ, bu da hayırlı olsun(!)

Maliye politikamız: “Mali disiplin uyguluyoruz.” diye her fırsatta bunu söylüyorsunuz. Kemal Derviş’in 2000’lerde, 2001’lerde, 2002’lerde Türkiye’ye getirmiş olduğu bu uygulama sizler tarafından da 2007’lere kadar -gerekliydi- doğru bir şekilde uygulandı; biz de sizleri alkışladık o zamanlar, bugün de geriye bakınca yine alkışlıyoruz. Büyük bir başarıydı gerçekten, hakkınızı vermek lazım ama 2008’den itibaren değişen makroparametrelerle birlikte belki de o mali disiplinden birazcık vazgeçmek gerekiyordu, belki farklı kurallı maliye politikalarına geçmek gerekiyordu. Ben biliyorum ki, bürokratlar arasında bunu o zamanlar dillendiren vardı ama onların bazıları şu anda, maalesef, gerekli yerlerde değiller artık. Bu benim düşüncem ama tabii ki Hükûmetin karar vermesi gereken bir konu. Onlar ister o şekilde devam eder ister öbür şekilde, ya başarılı olurlar ya da başarısız olurlar, bunun da hesabını elbette ileride seçmene verirler.

Şimdi, çok fazla teoriye de girmek istemiyorum, her zaman sizler de istatistiklerle konuşmalarınızın altını çiziyorsunuz, ben de bazı istatistikleri vermek istiyorum. Fakat, sizin gibi her zaman AK PARTİ dönemini 2002’den bugüne kadar bir dönem olarak görmek istemiyorum, doğru da olmaz, AK PARTİ dönemini 2’ye ayırmak lazım: Bir, 2002-2007 arası; bir de 2008’den bugüne kadar gelen süreç. Niye? Çünkü makroparametreler değişmiştir, her değişimde de yeni bir dönem başlar.

Bu bağlamda, elimde bir tablo var, bu tablodaki veriler TÜİK, IMF ve TEPAV vakfının hesaplamalarıdır. Burada bir, ortalama büyüme oranıyla birlikte volatilite oranını da, vereceğim size; ikinci olarak ortalama cari açık ve üçüncü olarak ortalama tasarruf oranı. Şimdi, ortalama büyümeyle birlikte volatiliteyi de görmek lazım. Niye? Eğer volatilite oran olarak ortalama büyümeden daha fazlaysa istikrarlı bir büyüme ülkede söz konusu değildir; dip de yapabilirsiniz, tavan da yapabilirsiniz ama bu istikrarlı değildir. Dolayısıyla, ortalama büyümeyi her zaman volatiliteyle birlikte görmek lazım. 1980-1990 arası ortalama büyüme 4,68; volatilite 3,42; idare eder. 1991-2000 arası büyüme 2,91; volatilite 5,43 yani büyümenin çok çok daha üstünde, Türkiye'nin o 1990’larda neler yaşadığını hepimiz biliyoruz, katastroftu. 2002-2007 arası büyüme 6,79; volatilite 1,81 yani bütün dünyanın ulaşmaya çalıştığı ama ulaşamadığı bir rakam, alkışlıyoruz. Ama, 2008-2014 yılları arasına bakarsak büyüme 3,27; volatilite 4,82 yani büyümenin çok çok üstünde; bu, hayırlı bir gidişat değildi, onun sonuçlarını da bugünlerde görüyoruz.

Cari açık -çok fazla girmek istemiyorum- 2008-2014 yılları arası yüzde 6’ları buldu. Bu da 1980’lerden beri hiç görmediğimiz bir rakam yani 2008-2014 arasındaki rakamı söylüyorum, hiç görmediğimiz kocaman bir rakam var orada. Diğer senelerde, diğer dönemlerde bu rakam bunun çok çok daha altında, hatta sizin 2002-2007 yılları arasındaki rakamınız müthiş bir rakam; yine kutluyorum sizleri.

Dün, Sayın Bakan Lütfi Elvan burada bir açıklama yaptı, dedi ki: “Bizim ekonomik hedeflerimize ulaşabilmemiz için yurt içi tasarruf oranının yüzde 20’lere ulaşması lazım.” Doğrudur, katılıyoruz; hatta bana göre yüzde 20’nin de üzerinde, en azından yüzde 22-23’lerde olması lazım ki Türkiye’deki ekonomik büyümeyi içeriden destekleyebilelim. Yoksa yüzde 20 ya da şu anda olduğu gibi yüzde 14 küsurlardaysa içeriden bir büyüme mümkün değil, dışarıdan zaten şu anda mümkün değil. Kaçtayız? Dün kendisi “yüzde 15” dedi ama benim elimdeki rakam 14 küsur herhâlde ya da 15, çok önemli değil, oralardayız. Nasıl çıkarmak istiyor Sayın Elvan bu rakamı yüzde 20’lere? Kendisi, dün, maliye politikalarıyla bunu açıkladı, maliyecilerin eline 3 tane araç vermiş “Bununla yurt içi tasarrufu siz yüzde 20’lere çıkartın.” Nedir bu araçlar? Birincisi: ”Bireysel emeklilikte bir değişiklik, yeni bir uygulama olacak.” diyor: İkincisi: “Emlak almak isteyen insanlar emlak almadan önce belli tasarruflarda bulunursa onu teşvik edeceğiz.” Üçüncüsü de buna benzer bir şekilde bir “çeyiz projesi” var. Bunlar olabilir, yani bunlar maliyenin, maliye politikasının elindeki araçlardır, yapabilirsiniz. Fakat elimde 2013 senesinde Merkez Bankası tarafından yapılmış olan bir değerlendirme var: “Yurtİçi Tasarruflar ve Bireysel Emeklilik Sistemi: Türkiye'deki Uygulamaya İlişkin Bir Değerlendirme.” diyor. Orada, baktık, diyor ki: “Bireysel emeklilikle ilgili düzenleme optimal bir şekilde uygulanabilirse bu, tasarruf oranına yüzde 1-1,5 civarında etki yapabilir.” Bu, 2013’te söylenen bir rakamdır. 2013’te de bizim ekonomik durumumuz bugünden çok çok daha farklıydı, o zaman öyle optimum rakamlar söyleyebiliyordunuz ama bugün geldiğimiz durumda onun herhâlde revize edilmesi lazım, yüzde 1,5’lardan belki 0,5’lere kadar düşürmek gerekiyor.

Şimdi, bu tasarruf oranı nedir, ona çok kısa, düz mantıkla da bir açıklama getirmek istiyorum, diyor ki: “Yurt içinde bulunan insanlar, haneler bankadaki hesaplarına –çok düz mantıkla anlatıyorum- gelirlerinin, maaşlarının bir kısmını yatırsınlar.” Şimdi, asgari ücret 1.300 lira olmadan önce, yani 950 liralardayken insanların, çalışanların yüzde 45’i ya asgari ücret ya da asgari ücrete yakın bir maaş alıyordu. Şimdi, 1.300’e çıktı, bu yüzde 45 oranı çok çok daha bunun üstüne çıktı ve biz diyoruz ki o insanlara, zar zor geçinen insanlara, evine yarım kilo kıyma götüremeyen insanlara: “Sen paranın bir kısmını bankaya yatır, dolayısıyla maliyecilerin maliye politikalarına hizmet et, tasarruf oranı yüzde 20’lere çıksın.” Mümkün değil. Merkez Bankası bireysel emeklilik sistemiyle bunun yüzde 1-1,5 artacağını söylüyor, hadi yüzde 16-15,5’ler olsun, diğer politikalarınızla bunu yüzde 16-17’lere kadar çıkarın ama yüzde 20’nin üzerine çıkmanız mümkün değil. Bir de hele hele Türkiye’yi tüketim ekonomisine dayalı bir sisteme getirdiyseniz bunlar hiç ama hiç mümkün değil.

Burada, şunu açıklamakta fayda var: Normalde bu tür politikalar para politikasıyla yapılır ve çok hızlı bir şekilde sonuç alırsınız. İşte, faizler yukarı, aşağı inince görüyoruz piyasalarda neler oluyor. Bu yurt içi tasarruf oranı da aslında para politikasıyla yapılır fakat Sayın Cumhurbaşkanı bir açıklama yapıyor, diyor ki: “Faizler düşsün.” Öte taraftan, Hükûmet yetkilileri diyor ki: “Biz yurt içi tasarrufu çıkartacağız.” Bu aslında bir çelişkidir yani Sayın Cumhurbaşkanı ile Hükûmet arasında büyük bir çelişkidir. Şimdi, sayın bürokratların önüne koydular bunu “Bu çelişkinin içinden nasıl çıkabiliriz; haydi, bulun bakalım bir çözüm.” Onlara da yazık günah değil mi yani sadece maliye politikalarıyla sizin yurt içi tasarrufu yüzde 20’lerin üzerine çıkarmanız mümkün değil, boşuna uğraşmayın. Ha, “Desteleyeceğiz işte, yüzde 0,5 falan elde etmek istiyoruz.” diyorsanız o ayrı, onu da açıklayın bize.

Şimdi, bu konuyu da kapatmak istiyorum, bir dakikam kaldı, oysa özellikle yurt dışında yaşayan Türkiyelilerle ilgili söyleyeceklerim vardı ama onu herhâlde soru önergesi olarak Sayın Bakana yöneltirim.

İşte, burada SPK’dan ve BDDK’dan bürokratlar var. O konuyla ilgili de söyleyeceklerimin bir kısmını bırakıyorum. Sadece, Bankacılık Kanunu’nda itibarın korunmasıyla ilgili bir düzenleme vardır. Saraydan bir danışman, Sayın Yiğit Bulut çıkmış geçenlerde, işte, bundan birkaç ay önce İş Bankasıyla ilgili burada, söylemlerde bulunuyor. Yani o söylemler… Kanunda “…bir bankanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar verebilecek bir hususa kasten sebep olunamaz ya da bu yolla asılsız haber yayılamaz.” deniliyor. Sayın Yiğit Bulut’un yaptığı tam da budur. Ben SPK’dan ve BDDK’dan bu konuda ses çıkarmalarını isterdim, oysa o danışmanla ilgili ne buradan ne Hükûmet tarafından ne mahkemeler, savcılar tarafından hiçbir şey yapılmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA PİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, herhâlde bu kadardı. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Pir.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının 2016 yılı bütçesi hakkında, Halkların Demokratik Partisi Grubunun görüş ve önerilerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Bütçeler, çok önemli siyasal, ekonomik ve yönetsel belgelerdir, her şeyden önce hükûmetlerin faaliyetlerine meşruiyet kazandırırlar. Bütçeler, aynı zamanda sosyal sınıflar arasındaki dengenin sağlanmasında ve toplumsal huzurun tesisinde büyük önem arz ederken buna karşıt olarak da kapitalist modernitenin ekonomik ve mali yönetsel araçlarının temelini oluştururlar. Ayrıca, siyasal iktidarların emek, demokrasi, sosyal hak ve özgürlükler, insan hakları, farklı etnik kimlikler, inanç grupları ve farklı cinsiyetlere karşı da eşit yaklaşımları konusundaki duruşlarının en önemli göstergeleridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğimiz gibi AFAD, afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa bağlı olarak 2009 yılında kurulmuş ve kurulduğu günden itibaren, kriz alanlarında toplumsal tartışmaların merkezine yerleşen bir kurum olarak anılagelmiştir.

Siyasal iktidarın iflas eden dış politika hamleleri sayesinde, maalesef, başat sorunlarımızdan biri hâline gelmiş olan bir trajedi yani mülteci sorunu da bu kurumun faaliyet alanlarından biridir. AFAD bu konuda çeşitli raporlar hazırlamıştır. Bu raporlardan bazıları “Suriyeli Misafirlerimiz Kardeş Topraklarında”, “Suriye’den Türkiye'ye Nüfus Hareketleri”, “Kardeş Topraklarındaki Misafirlik,” “Türkiye'deki Suriyeli Kadınlar” gibi raporlardır.

Peki, bu raporlar sonucunda AFAD’ın ortaya koyduğu somut bir stratejisi var mıdır? AFAD’a bağlı mülteci kamplarının durumu ve şeffaflık sorunu hakkında Meclis olarak bilgilendiriliyor muyuz? Toplumsal etkileri hâlâ devam eden Van depremleri sürecindeki sıkıntılar ve depremzedeler için toplanan yardımların dağıtımındaki adaletsizlik konusunda bahsi geçen kuruma herhangi bir yaptırım uygulanmış mıdır? Soma faciasındaki yetersiz müdahale ve toplanan yardımların nereye gittiğinin belirsizliği hakkında kurum içerisinde muhatap alınacak bir sorumlu bulunabilmiş midir? Peki, Karadeniz Bölgesi’ndeki sel felaketleri konusundaki yetersizlik ve Türkiye’nin her bölgesine dair bütüncül bir afet planlamasının yokluğu hakkında, siyasal iktidarın bu kurum hakkında herhangi bir tasarrufu var mıdır?

Bu kurum veya eşdeğerlerinin bu gibi yetersizliklerini sıralamaya kalksak sanırım bir iki yasama yılını tamamen bu işlevsiz kurumlara ayırmamız gerekecek.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, Türkiye mültecilerin kaldığı ve geçiş yaptığı bir ülkedir. Yaşanan bu göçler Orta Doğu’daki iç savaşlardan, Türkiye’deki çatışmalı ortam ve genel olarak da yoksulluktan kaynaklıdır. Buna rağmen, Türkiye'nin uzun yıllar, mültecilere dair kapsamlı ve evrensel hakları içeren bir yasası olmamıştır. Bu alandaki ilk yasal düzenleme, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’yla yakın zamanda gerçekleşmiştir. Ancak, bu yasada coğrafi sınırlama konulmuş, Türkiye’ye sığınan kişiler açısından “Avrupalı” ve “Avrupalı olmayan” ayrımı devam ettirilmiştir. Ayrıca, yasayla düzenlenen eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi hakların uygulanmasında çözülmeyi bekleyen birçok sorun vardır. Bu hayati konu hakkındaki yasal çözümsüzlük hâli, Kobani’den, Şengal’den ve Suriye’nin birçok yerindeki insanlık dışı savaştan kaçarak Kıta Avrupası’na gitmeye çalışan on binlerce insanın kendi kıyılarımızda trajik bir biçimde can vermesine ve bu vicdan kanatan durumun ülkenin uluslararası kamuoyunda basiretsiz ve çaresiz gözükmesine yol açmıştır.

Yine, aynı yetkin ve belirgin bir göçmen politikasının yokluğu, ülkedeki mültecilerin ucuz iş gücü olarak görülmesini ve ülke genelinde siyasal iktidarın yıllardır ateşini harladığı nefret söyleminin bu insanlar üzerine salınmasını da ortaya çıkarmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AFAD’ın sayfasında yer alan bilgiye göre, 25 Ocak 2016 itibarıyla AFAD’a bağlı barınma merkezlerinde 269.366 Suriyeli yaşamaktadır. 2,5 milyondan fazla sığınmacının yaşam mücadelesi verdiği ülkemizde sığınmacıların yalnızca onda 1’inin bu kamplarda barınması ve binlercesinin büyük kentlerde, kış şartlarında dilenciliğe terk edilmesi, hepsinden garibi, siyasal iktidarın “Kardeşlerimize kucak açtık.” söylemi başlı başına bir sorun olarak ortada durmaktadır. Ancak, bu sorun, özellikle Suriye sınırındaki kampların durumu düşünüldüğünde iyice kritik bir hâl almaktadır.

16 Ağustostan bugüne kadar hukuki mesnetten yoksun olarak ilan edilen ve 29/01/2016 tarihi itibarıyla toplamda 338 günü bulmuş olan sokağa çıkma yasaklarıyla birçok il ve ilçe siyasal iktidar tarafından, maalesef, çatışmalı alana dönüştürülmüştür. 1 Ekim ve 13 Kasım tarihlerinde Nusaybin’de ilan edilen sokağa çıkma yasakları çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Kente giriş ve çıkışların tamamen engellendiği ilçenin girişindeki, AFAD’a bağlı çadır kent, görgü tanıklarının beyanlarına ve sivil toplum kuruluşlarının raporlarına göre, kolluk kuvvetlerince mühimmat deposu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Konuyla ilgili defalarca soru önergesi verilmiş olmasına rağmen hiçbirinden cevap alınamamıştır. Nihayet, aralık ayı sonunda kamp tamamen tahliye edilerek sakini olan Ezidiler Midyat’taki kampına taşınmışlardır. AFAD Başkanlığınca 2014’te yayımlanan rapora göre, Nusaybin’deki kampın kapasitesi 5.040 iken Midyat’taki kampın 3.048’dir. İç savaştan ve şiddet ortamından kaçan insanların yerleştirildiği yerlerde yeni bir savaşın çıkarılması ve bu insanların tekrar şiddetle burun buruna gelmeleri, uluslararası standartların da ihlali anlamına gelmektedir.

Suriye’de iç savaşının patlak verdiği dönemdeki sığınmacı akınını karşılamak için özellikle Hatay, Urfa ve Antep’te kurulan kamplara sivil toplum örgütlerinin, basın mensuplarının, milletvekillerin girmelerine manidar bir biçimde müsaade edilmemiştir. Bu süreçte, AFAD kamplarının Suriye’deki rejime karşı savaşan cihatçı güçlerin barınağı olduğu basına defalarca yansımış; bu duruma dair, kurum tarafından da tatminkâr bir açıklama yapılmamıştır.

Ve ne yazık ki Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Hükûmetin ötekileştirici ve ayrımcı politikalarını araç hâline getirmiştir ve bu şekilde faaliyetlerine maalesef devam etmektedir.

İlki 23 Ekim, ikincisi 9 Kasım 2011’de gerçekleşen Van depremleri, AFAD’ın bir propaganda aygıtına dönüşmesinin gözlemlendiği olaylar dizisidir. Öncelikli amacı afetlerin önlenmesi olan AFAD, ilk depremin ardından riskli binaların tespiti için yardım teklif eden TMMOB’nin talebini reddetmiş, ardından, 9 Kasımda gerçekleşen 5,6 şiddetindeki ikinci deprem sonrasında Bayram Oteli’nin çökmesi neticesinde 24 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu süreçte, AFAD büroları eski vali yardımcısı ve kaymakamlar üzerinden örgütlenmiş ve AKP teşkilatı gibi çalışmış; yardımlar, il genelindeki ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçlarına göre değil, partizanlıklara göre dağıtılmıştır. Kolluğun doğrudan müdahil olduğu bu süreçte halkın inisiyatifiyle toplanan yardımlar, yerlerine, maalesef, ulaştırılamamıştır. Örneğin, Gevaş’tan kortej hâlinde gelen kamyonlardan 2’sine el konulmuştur. Belediyelere gönderilen yardımlara da el koyan ekipler, bu adaletsiz dağıtımda ısrar etmişlerdir.

Van depremzedelerinin iskânı için, TOKİ marifetiyle, acele Edremit yolunun üstüne inşa edilen yapılar, mimari facia olmalarının yanında, temel yapıdan yoksun oldukları için hâlen iskân edilebilir konumda değillerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden felaketi sonrasında yaşananları da hâlâ unutmuş değiliz. Soma faciası gerçekleştikten tam üç saat sonra olay yerine gelen bir kurumdan söz ediyoruz. Risk yönetmeye değil kriz yönetmeye çalışan, onu da eline yüzüne bulaştıran bir kurum var karşımızda.

Çok iyi hatırlayacağınız gibi, ilk açıklamada, facia sonrasında toplanan paranın 46 milyon 500 bin TL olduğu belirtilirken AFAD Başkanlığı tarafından 16 Temmuz 2014’te yapılan bir diğer açıklama uyarınca, banka hesaplarına yatırılan toplam miktar -Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından 24/7/2014 tarihinde yapılan 903 bin TL’lik yardım da dâhil- 47 milyon 126 bin 449 TL olarak ifade edilmiştir. Fakat Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’na göre yapılan bir başvuru neticesinde, toplanan miktarın 5 milyon 389 bin 681 TL’nin üzerinde olduğu yani toplamda kampanya hesaplarında 52 milyon 516 bin 130 TL’nin biriktiği açıklanmıştır. Soma maden faciasında yakınlarını kaybeden ailelere 156 bin TL’lik yardımın bu bütçe üzerinden sağlandığı hesaba katıldığında, aradaki 5 milyon 389 bin 681 TL’lik farkın nereye gittiği bilinmemektedir.

Değerli milletvekilleri, 2015 Ağustos ayında Hopa’da gerçekleşen sel felaketinde 8 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmış ve ciddi maddi hasar meydana gelmiştir. Sel riskinin odalar ve STK’lar aracılığıyla, özellikle ekolojik kıyım, dere yataklarındaki yapılaşma gibi unsurlarla olası bir felakette bilançonun ağırlaşacağı defalarca belirtilmiş olmasına rağmen, AFAD ne bu riski yönetebilmiş ne de facia gerçekleştikten sonra can kaybını önleyerek görevini ifa edebilmiştir. Bu felaket sonrasında önlemlerin alındığı söylenmesine rağmen, maalesef, yeterli olmamış, Kasım 2015’te selin tekrar vurduğu Artvin’de 3 vatandaşımız daha hayatını kaybetmiştir.

Normal hayatı durduran veya kesintiye uğratan, acil müdahaleyi gerektiren kriz hâlleri olan acil durumlar ve toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan kaynaklı olaylar olan afetler, kamu idaresinin önemli bir iştigal alanını oluşturmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Bir dakika daha süre rica ediyorum.

BAŞKAN – Ek süre veremiyorum çünkü diğer arkadaşlara haksızlık olur diye düşünüyorum.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Tamam, peki efendim, teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Daha sonraki bir konuşmanızda toparlarsınız. Bana anlayış gösterdiğiniz için ben de size teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütçesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının ismindeki “Yurtdışı Türkler”den kastedilen, anlaşıldığı kadarıyla, yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarıdır. Dolayısıyla, bu Başkanlık, Türkiye vatandaşı olan ve farklı etnisitelere mensup tüm yurttaşlarımızı kapsıyor olmalıdır. Dolayısıyla, öncelikli önerimiz, Başkanlığın adının tüm yurttaşlarımızı kapsayacak biçimde “Yurt Dışında Yaşayan Türkiye Vatandaşları” şeklinde olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının resmî olarak belirlenmiş amaç ve faaliyetlerine baktığımızda Başkanlık çalışmalarının yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkelerde maruz kaldıkları ayrımcılık ve hak ihlallerine karşı hukuki ve sosyal proje desteklerini kapsadığı belirtilmektedir. Tabii, buradan hareketle bazı sorular sormak gerekiyor. Başkanlık, yurt dışında Türk etnik kimliğinden olan yurttaşlarımızın, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerin çok kültürlü atmosferi içerisinde kimlik ve kültürlerini yaşatabilmeleri yönünde çalışmalar yaparken örneğin yurt dışında yaşayan, ana dili Türkçe olmayan vatandaşlarımızın da bulundukları ülkelerin çok kültürlü atmosferi içerisinde kimlik ve kültürlerini yaşatabilmeleri yönünde çalışmalar yapmakta mıdır? Cevabımız “Hayır.”dır. Dolayısıyla, Başkanlığın ifade ettiği amaçlar, sadece ana dili Türkçe olan vatandaşlarımızı kapsamaktadır. Başkanlığın yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza ilişkin fiilî çalışmaları bütün vatandaşlarımızı kapsamadığı ortadadır.

Temmuz 2015’te hazırlanan projeyle yurt dışında yaşayan Süryani gençlerin Türkiye'yi ziyaret etmeleri kapsamında Kurum Başkanı Sayın Kudret Bülbül Mardin Midyat’ta yaptığı konuşmasında “Farklılıklarımızın zenginlik olduğunu unutmuştuk ancak son yıllarda farklılıkların bize katkı sağladığını anladık ve korkularımızı aştık; korkularımızı aştıkça normalleştik, normalleştikçe rahatladık; rahatladıkça da Süryani’si, Kürt’ü, Arap’ı, Sünni’si, gayrimüslimi, Alevi’si, laikiyle yani Türkiye'nin tüm insanlarıyla birlikte Türkiye olduğunu fark ettik.” biçiminde son derece olumlu ifadeler kullanmıştır. İşte, bizim tahayyül ettiğimiz, arzuladığımız Türkiye budur. Sayın Başkanın ifadelerine katılmakla birlikte belirtmeliyiz ki devlet kurumları söylem düzeyini hızla aşmalı ve bu söylemleri fiilen uygulayarak konuya yüzeysel yaklaşmadıklarını göstermelidir.

Bu bağlamda, ülkemizin en kadim halklarından olan Müslüman olmayan yurttaşlarımızın yaşadıkları önemli bazı sorunlara ve özellikle vakıf meselelerine değinerek konuşmamı sürdürmek istiyorum.

Hepimizin bildiği gibi, gayrimüslim yurttaşlarımıza ilişkin azınlık vakıflarına ait taşınmazlara el konulması meselesi uzunca bir süredir Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen önemli sorunlardan birisidir. Türkiye cumhuriyetinde azınlıkların dinsel, toplumsal ve kültürel yaşamlarını sürdürmelerinde merkezî önem taşıyan kurumların büyük çoğunluğu Osmanlı döneminde kurulmuş cemaat vakıflarıdır.

Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte 1936 yılında tüm vakıflara mülklerini beyan etme ve tapuya kaydettirme zorunluluğu getirilmişti. 1936 yılından sonra da azınlık vakıfları gerek satın alma gerekse bağış yoluyla gayrimenkul edinebilmiş ve bu taşınmazları tapuya kaydettirmişlerdir ta ki Yargıtay 1974 yılında azınlık vakıflarının mülk edinmelerini yasaklayan kararı verene dek. Ancak, 1974 tarihli Yargıtay kararıyla bu beyannameler vakfiye olarak kabul edilmeye başlanmış ve bu tarihten sonra cemaat vakıflarının yeni mal edinmeleri engellenmiş, Yargıtayın bu kararına istinaden peş peşe açılan davalar neticesinde, Ermeni, Rum, Süryani, Keldani ve Musevi cemaat vakıflarına ait yüzlerce taşınmaza el konulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aradan geçen süre zarfında azınlık vakıflarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açtıkları davaların da etkisiyle, 2003, 2008 ve 2011 yıllarında olmak üzere, AK PARTİ hükûmetleri döneminde azınlık vakıflarıyla ilgili bazı olumlu yasal düzenlemelerin de gerçekleştirilmiş olduğunu vurgulamak durumundayız. Ancak, bu düzenlemeler azınlıklara ait mazbuta alınmış vakıfları içermediği gibi, el konulmuş taşınmazlar meselesine de kapsayıcı çözümler üretememiştir.

Değerli milletvekilleri, bugün azınlık vakıflarının yaşadığı en önemli ve acil çözülmesi gereken sorunlardan birisi de vakıfların seçim yönetmeliği meselesidir. Azınlık vakıflarının yönetim kurullarının seçimini düzenleyen yönetmeliğin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yaklaşık üç yıldır iptal edilmiş olmasına karşın, görev zamanları dolmuş vakıf yöneticileri birçok idari sıkıntı yaşamaktadırlar. Aslında yapılması gereken, azınlık vakıflarının sorunlarını kökten çözecek kapsamlı yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Zira, azınlık vakıflarının karşı karşıya kaldığı sorunlar bir yönetmelikle çözülebilecek nitelikte değildir. Seçim yapma hakkı, siyasi ilişkilere ve konjonktüre bağlı olarak dönem dönem azınlık vakıflarının elinden alınıp daha sonra geri verilmektedir. Somut olarak görüldüğü gibi, seçim yönetmeliği üç yıldır iptal edilmiş olmasına karşın henüz yenisi yapılmamıştır.

Değerli milletvekilleri, Vakıflar Kanunu’ndaki geçici 11’inci maddenin mevcut şekli ve uygulaması da azınlık vakıflarının kimi sorunlarının çözümü bakımından oldukça yetersiz kalmaktadır. Geçici maddede azınlık vakıflarına yapılacak taşınmaz iadelerinin 1936 Beyannamesi’ne kayıtlı olması şartına bağlanması önemli mülkiyet hakkı ihlallerine ve mağduriyetlere yol açmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir diğer önemli konu, Süryani halkı için çok önemli ve kutsal değeri olan bin altı yüz yıllık tarihî Mor Gabriel Manastırı Vakfına ait el konulmuş toplam 30 parsel araziden şu ana kadar sadece 12 parsel arazi Mor Gabriel Vakfına iade edilmiştir, geriye kalan 18 parsel ise büyük çabalara rağmen hâlâ iade edilmiş değildir. Haksız bir biçimde el konulmuş olan bu arazilerin bir an önce Manastır Vakfına iade edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Mardin’in en ihtişamlı yapılarından birisi olan ve hâlen Kültür Bakanlığı il müzesi olarak kullanılan Süryani Katoliklere ait patrikhane binası da hak sahiplerine teslim edilmelidir. Netice itibarıyla, azınlık vakıf mülkleriyle ilgili olarak yurttaşlarımızın talebi şudur ki: 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup olmamasına bakılmaksızın, 1912 tarihinden itibaren azınlık vakıflarının ellerinden alınmış bulunan taşınmazların, mazbuta alınmış vakıflar ve üçüncü şahıslara satılmış taşınmazlar da dâhil olmak üzere, hiçbir şart ileri sürmeden ilgili vakıflara iade edilmesidir.

Diğer önemli bir soruna da değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Heybeliada Ruhban Okulu 1844 yılında açıldı. Ayrıca, Heybeliada Ruhban Okulu bu ülkenin bir kurumudur. Okulun teoloji bölümü, İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğünün 12 Ağustos 1971 tarihli gizli yazısıyla 9 Temmuz 1971 gününden itibaren geçerli olmak üzere kapatıldı. Okul, kapatıldığı tarihte, yüksekokul olarak değil, 625 sayılı Yasa’nın iptal edilmemiş olan ve Lozan Antlaşması’nın 40 ve 41’inci maddelerine atıf yapan 25’inci maddesinde belirtilen bir azınlık okulu olarak eğitim vermekteydi. Lozan Antlaşması’nın 40’ıncı maddesine göre, gayrimüslim azınlıkların dinî ayinlerini icra etmeleri ve her türlü okul ve benzeri eğitim ve öğretim kurumları açmaları serbesttir. Okulun yeniden açılmasına engel olarak askerî ve dinî eğitimin devlet tarafından yapılmasını öngören Anayasa’nın 24’üncü ve Yükseköğretim Kanunu’nun 3’üncü maddesi gerekçe gösterilmiştir. Oysa, Heybeliada Ruhban Okulu, Lozan Antlaşması gereğince bir azınlık okulu olarak eğitim vermekteydi.

Ayrıca, Heybeliada Ruhban Okulunun Türkiye ile Yunanistan arasındaki karşılıklılık ilkesine göre açılıp açılmamasına ilişkin değerlendirmeler hukuki değildir. Karşılıklılık prensibi, bildiğiniz gibi, 2 ülkenin kendi vatandaşlarına değil, birbirlerinin vatandaşlarına uygulamaları gereken bir ilkedir.

Sürem yetmediği için birçok konuyu geçmek zorunda kaldım fakat yine de bu duygularla hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı olarak Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Diyarbakır Milletvekili.

BAŞKAN – Diyarbakır.

Geçen dönemde kalmışım, siz Diyarbakır Milletvekili olmuşsunuz bu dönem.

Süreniz beş dakikadır Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün tarihî bir gün, 2 önemli tarihin yıl dönümü. Birincisi, Türkiye demokrasi tarihinde bir utanç abidesi olarak duran postmodern bir darbenin, 28 Şubat darbesinin yıl dönümü. Halkların Demokratik Partisi olarak bir kez daha bu darbeyi açık bir şekilde kınadığımızı ifade ediyoruz.

Bir diğer yıl dönümü de 28 Şubat 2015 tarihinde, bu militarist cumhuriyeti demokratik bir cumhuriyete evriltmek üzere çözüm süreci boyunca yapmış olduğumuz bütün çalışmalarımızı özetlediğimiz Dolmabahçe mutabakatının kamuoyuna açıklandığı günün yıl dönümü. Demokratik cumhuriyeti sağlayacak olan Dolmabahçe mutabakatını da buradan yine HDP olarak selamladığımızı ifade etmek istiyoruz.

28 Şubatın o utanç verici kararlarını burada okuyacak değilim, bu Meclise o haksızlığı yapmak istemiyorum. Her biriniz eminim ki o utanç sayfalarında, maddelerinde neler yazıldığını biliyorsunuz ama Dolmabahçe mutabakatındaki o 10 maddelik demokrasi manifestosunu buradan mümkün olduğunca özetlemeye çalışayım. Hangi milletvekili o mutabakatın hangi maddesine karşı çıkıyor, gelip buradan ifade etsin isteriz. Türkiye’yi tamamen demokratikleştirecek militarist bir cumhuriyet yerine demokratik bir cumhuriyeti önceleyecek, Kürt meselesi, Alevi meselesi, inançlar meselesi, kadın özgürlüğü, ekoloji, ekonomi meselelerinin tamamını çözecek o manifestonun maddeleri şunlardı:

1) Demokratik siyasetin tanımı ve içeriği.

2) Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması.

3) Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri.

4) Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına yönelik baskılar.

5) Çözüm sürecinin sosyoekonomik boyutları.

6) Çözüm sürecinde demokrasi-güvenlik ilişkisinin kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması.

7) Kadın, kültür ve ekoloji sorunlarının yasal çözümleri ve güvenceleri.

8) Kimlik kavramı, tanımı ve tanımlanmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi.

9) Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması.

10) Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa.

Değerli arkadaşlar, gördüğünüz gibi, Türkiye’yi demokratikleştirecek bir manifestoyu reddeden AKP Hükûmeti, maalesef, 28 Şubat darbecileriyle ortaklaştığı için, yeni bir darbe hukukunu devreye koyduğu için bugün her türlü sorunu yaşamaya devam ediyoruz.

Bugün, AKP, gladyo yapılarıyla, Ergenekoncularla, darbecilerle kol kola Türkiye'nin temel politikalarını ele almaktadır. Bugün, Doğu Perinçek gibi bir anlayış ve zihniyet, AKP Hükûmetinin, Kürt meselesi başta olmak üzere temel politikalarına yön vermektedir. Yine, aynı darbeci mantığın özellikle bir saray darbesiyle beraber güçlendirildiğini ifade etmek istiyoruz. Yani, bugün geldiğimiz aşamada, demokratik cumhuriyet teklifini reddeden AKP, 28 Şubat darbesini saray darbesiyle güçlendirilmiş bir darbe konsepti şeklinde sahaya sürmektedir. O nedenle, sokağa çıkma yasakları hukuksuz bir şekilde uygulanıyor. O nedenle, her gün gençlerin ölümüne neden olacak. Toplumsal gösteri hakkına müdahale ediliyor. O nedenle, basın özgürlüğü üzerinde âdeta terör estiriliyor. Bütün bunlar bu darbeci mantığın yansıması.

Bakın, iki gün önce açılış konuşmasında, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün Parlamentonun iradesini yok sayan o açıklamasını ifade etmiştim. AKP’li yetkililer körü körüne çıkıp o açıklamayı savundular ama bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi bile o açıklamayı tekzip etmek zorunda kaldı ama tekzip ettiği saatte de “Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum. Mahkemenin de tanımaması gerekir.” diyerek yeni bir darbenin 28 Şubatta devreye girdiğini açık bir şekilde ilan etti. Alın size darbe işte. Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorsan, “Saygı duymuyorum.” diyorsan, mahkemeye çağrı yapıyorsan, bunun adı “Ak 28 Şubat darbesi”dir, bu kadar nettir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, bütçe konuşmasında Başbakan Davutoğlu şunu demişti: “Artık Tayyip Erdoğan efsanevi lider, yeni lider benim.” Biz de öyle olmasını umardık. Yani, efsanevi; biraz geçmişte kalan, kendi alanını belirleyen, siyasete müdahale etmeyen demekti ama görüyoruz ki bu tanım kesinlikle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …doğru bir tanım değil, hâlâ siyasete müdahale ediyor…

BAŞKAN – Sayın Baluken, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …hâlâ darbeci anlayışla mahkemelere talimat veriyor, hâl⠓Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımayın.” demeye devam ediyor. Bu yol, yol değildir.

BAŞKAN – Sayın Baluken, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu darbeci anlayıştan uzaklaşıp bir an önce Dolmabahçe mutabakatına geri dönmenizi temenni ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biraz evvel hatip konuşmasında bizim, darbeyle, darbe zihniyetiyle -28 Şubat da dâhil olmak üzere- iş birliği ettiğimizi ve saray darbesiyle yine bu iş birliğinin devam ettiğini, 28 Şubatta da aynı zihniyetin ortaya konulduğunu söylemek suretiyle Hükûmetimize ve grubumuza sataşmada bulunmuştur, sataşmadan söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakika.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bakın, ben öncelikle, bu kürsüden, özellikle bizim bugüne kadar darbelere karşı diklenmeden dik durmuş, millet iradesini öne çıkarmış ve milletimizin rızası hilafına hiçbir şekilde, hiçbir işin içerisinde bulunmayacağımızı deklare etmiş ve darbeleri -Sarıkız, Ay Işığı, Yakamoz, 27 Nisan e-muhtırası da dâhil olmak üzere, 28 Şubat süreci de dâhil olmak üzere- bizzat da yaşamış birisi olarak bu ithamları topyekûn reddettiğimizi özellikle belirtmek istiyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Beraat etti onlar Hanımefendi, beraat ettiler.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ne alakası var? Beraat etti onlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Ve ikinci bir itirazım da şuna olacak ki biraz evvel de konuşmalarınızda vurguladığınız şekilde, baskı ve tehditlerle kazanılan belediyelerin imkânlarıyla kazılan çukurlara, yollara bombalar döşeyenlere, barikat kuranlara, ayrım yapmadan askeri, sivili öldüren eli kanlı teröristlere yönelik operasyonları da bir darbe olarak beyan etmenizi özellikle kınadığımı belirtiyorum. Bunların hepsi bir akıl tutulmasıdır, özellikle söylüyorum. Biraz evvel, oturulan yerde de aynı ve benzer ifadeler kullanıldı; bu, terörle mücadeledir ve siviller zarar görmesin diye söylenmektedir.

Özellikle, Sayın Cumhurbaşkanımızın Anayasa Mahkemesi üzerinden verilmiş karardaki ifadesi de aynen şöyle, okuyorum: “Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sessiz kalırım ama onu kabul etmek durumunda değilim.” Bakın, bu kürsüde…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Daha sonrasını da, devamını da oku.

GARO PAYLAN (İstanbul) – “Tanımıyorum.” diyor, devam et.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – “Verdiği karara uymuyorum ve saygı duymuyorum.” diyor.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Anayasal darbe yapıyorsunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Haksız mı arkadaşlar? Sonuna kadar haklı, söylediği ifadeye aynen de katılıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Anayasal darbe yapıyor Tayyip Erdoğan, Tayyip Erdoğan anayasal darbe yapıyor. “Uymuyorum.” deme hakkı yoktur, herkes uyacak mahkeme kararlarına.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Şunun için katılıyorum: Yerel mahkeme daha kararını vermeden Anayasa Mahkemesi bu konuda kararını verecek, ondan sonra da gelip burada darbe ve darbe zihniyetlerini savunacaksınız; buna da cumhurun başı olarak Cumhurbaşkanının da, bizim de sessiz kalmamızı bekliyorsanız, yanılıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Anayasal darbeyi savunmayın, savunmayın anayasal darbeyi.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Her türlü darbeyle ve darbe zihniyetiyle mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Darbesavar AKP!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Darbeseversiniz, darbesever!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Evet, Anayasa Mahkemesinin kararını ben de şu bakımdan eleştiriyorum: Daha yerel mahkeme karar vermeden, esastan ilgi kurmadan Anayasa Mahkemesinin bu kararı vermiş olması açıkça bir müdahaledir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnceöz, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, konuşması sırasında, işte, açılan çukurlarla ilgili yürütülen terörle mücadele konseptini bir darbe olarak tanımladığımız şeklinde açık bir sataşmada bulunmuştur.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Evet, tutanaklarda var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşmadan, 69’dan söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

İki dakika…

Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin Sayın Baluken.

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sürem yetmemişti ama okuyayım, bakın: “Anayasa Mahkemesi bu şekilde karar vermiş olabilir. Karara sadece sessiz kalırım ama onu kabul etmek zorunda değilim, verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.” Sen saygı duymuyorsan Cumhurbaşkanı olarak, 78 milyonun saygı duymasını ya da kabul etmesini nasıl beklersin?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – İfade özgürlüğü çerçevesinde görüşünü açıklıyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz de söylüyorsunuz, o söyleyince mi suç oluyor?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - “Anayasa Mahkemesinin kararına ben uymuyorum.” demek açık bir darbe değil midir? Eğer, sulh ceza mahkemesi o karara direnmiş olsaydı Anayasa Mahkemesinin verdiği karar boşa çıkacaktı. Yani mahkemeye çağrı yapıyor, “Anayasa Mahkemesinin kararına niye direnmediniz?” diyor. Bunun adı açık bir darbedir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Çok doğru diyor, değil mi? Hukuk olsaydı bunların hiçbirisi olmazdı.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Yargıya bu şekilde müdahale açık bir darbe zihniyetidir. Biz buradan açık şekilde vurguladık. 28 Şubatçılarla kol kola yürümüyor musunuz? Ergenekon’la, gladyoyla, Doğu Perinçek ve çevresiyle çeteleriyle, kol kola savaş yürütmüyor musunuz? Açıkça ortada.

Bakın, Sayın Arınç’ın dün yaptığı açıklamalar var, diyor ki: “Biz kokteyllere gittiğimizde ‘Allah bize sabır versin.’ der, iki kişi bir köşeye çekilir, bize bakışlarını izlerdik.” Peki, ne yapıyordunuz yani siz? Niye içinize sindiriyordunuz? Niye bugüne kadar yasal düzenleme yapmadınız? Siz, “Allah sabır versin.” diye sabır çektiğiniz insanları şu anda genelgelerle güçlendiriyorsunuz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – O, Bülent Arınç’ın açıklaması, şu anki konuyla ne alakası var?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bakın, cadı avını önceleyen o genelgelere bir tek “irtica” kelimesi eklendiğinde siz de o darbenin hedefi olacaksınız. Şu anda darbe sizin açınızdan da bir tek kelimenin ucunda, o genelgelere irtica yazıldığı an sizin açınızdan da artık çok geç olacak. Diğer taraftan, 7 Haziran seçimine yapılan darbe ortada yani özetle, karargâh darbesine saray darbesi eklenmiştir; Cumhurbaşkanının bu iki açıklamasıyla da tescillenmiştir. Bütün darbeleri buradan kınıyoruz, kabul edilemez buluyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Baluken, bahsettiğiniz konuları sizin gelmediğiniz bir aşamada biz konuştuk, bütün grup başkan vekilleri bu konuda söz de aldı, tekrar gündeme getirmemenizi rica ediyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, sadece tutanaklara geçsin diye özellikle söylemek istiyorum, yeni bir sataşmadan söz almayacağım.

Söylediklerinin hepsini reddettiğimizi belirtiyoruz, darbelere bugüne kadar duruşumuz çok net bir tavırdır. “7 Haziran sonrası yeni bir darbe zihniyeti, vesaire…” demek suretiyle bu iddiaları da reddettiğimizi özellikle belirtiyoruz. 7 Haziran sonrası ne olduğu milletimizin gözü önünde cereyan etmiştir ve 1 Kasıma giden bir süreç olmuştur.

Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim, konuyu kapatıyorum çünkü bu konu konuşuldu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından ben de bir hususu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İki gün önce de bu darbe anlayışını burada ifade ettiğimizde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün Parlamentonun yetkisi dâhilinde olan, Hükûmet ve Başbakana direkt mesaj içerikli olan erken seçim yetkisini kullanmayla ilgili iradesini ortaya koyduğumuzda da AKP’li grup başkan vekilleri bu şekilde, bilinçsiz bir şekilde savunmuşlardı. Bakın, bugün ortaya çıkan durumda Cumhurbaşkanının kendisi bile onu savunamayacak bir duruma gelmiştir.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Açıktır, Parlamentonun iradesi üzerinde, demokratik siyasetin iradesi üzerinde karargâh artı saray vesayeti vardır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kandil’in vesayetini anlat sen, Kandil’in.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hiçbirini kabul etmiyoruz, Sayın Kalın’ın da bir cümlesini cımbızlayarak konuşmanızı burada yersiz görüyorum.

BAŞKAN – Bu konuyla ilgili artık konuşmamanızı rica ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı da zaten sessiz kaldığını bu konuda söyledi, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmeniz gerekir diyorum ve geçiyorum.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Saray, 28 Şubat 2016’ta anayasal darbe yapmıştır, kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun dördüncü konuşmacısı…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Saray, 28, Şubat 2016’da anayasal darbe yapmıştır, kayıtlara geçsin.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – CHP darbelerinden bahset beyefendi. İkna odalarını kuran sizsiniz.

BAŞKAN – Hiç duymuyorum...

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Darbeyi savunuyorsunuz, darbeyi savunuyorsunuz, darbeyi savunuyorsunuz!

BAŞKAN – …Sayın Mehmet Emin Adıyaman’dır, Iğdır Milletvekili.

Buyurun, süreniz yirmi dakika…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz hukukçusunuz. hukukçu olarak “Tanımıyorum, duymuyorum.” sessiz kalmak mıdır?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Halkın, milletin vekili olun, sarayın vekili olmayın.

BAŞKAN – Duymuyorum çünkü duymak istemiyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Duymuyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın Adıyaman, bir dakika…

Çünkü bu arkadaşımız Meclisin düzenini bozuyor Sayın Filiz Kerestecioğlu, o yüzden duymuyorum, duyarsam yaptırım yapmak zorunda kalacağım.

Teşekkür ederim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen ikna odalarını anlat, onları anlat sen; 28 Şubatçı seni, hadi!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hangi arkadaş Sayın Başkan? Sayın Başkan, bizden mi?

BAŞKAN – Laf atan arkadaş. Hayır, sizden değil. Sizden olursa zaten...

Buyurun Sayın Adıyaman, süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum...

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ne demek istediniz Sayın Başkan, ayrı bir uygulama mı yapacaksınız?

BAŞKAN – Sizden olsa onu da söylerim canım. Ondan korkmam, söylerim; onu da söylerim, korkmam.

Yeniden başlatacağım sürenizi.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Meclisin düzenini bozmuyorum Sayın Başkan, anayasal darbeyi kayıtlara geçiriyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne kadar saygısız bir adamsın ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Saygısız sensin!

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yeter ya, yeter ya!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Yeter be, darbeyi savunuyorsun bana!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kim darbeyi savunuyor?

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sus, otur yerine!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sen sus, sen otur yerine!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yeter ya, bir kere söyledin!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bana ne yapacağımı söyleyemezsin! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Saygılı ol be! (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, birbirleri üzerine yürümeler)

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş, sesinizi lütfen ayarlayın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika, bakın, buraya yürümeyin arkadaşlar, işin tadını kaçırmayın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Engin Bey, ikide bir bağırıyor ya, yeter.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen de sakin ol, sen tecrübelisin, o daha yeni.

BAŞKAN – On dakika ara veriyorum; Sayın Adıyaman, sizden de özür diliyorum, sonra çağıracağım sizi kürsüye.

Kapanma Saati: 14.51

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif DOĞAN TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, acil bir gelişme var, İç Tüzük 60’a göre yerimden bir dakikalık bir söz talebim var.

BAŞKAN – Bir dakikalık bir söz vereyim size yerinizden.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, sokağa çıkma yasağı uygulanan İdil’de Şırnak Milletvekili Ferhat Encu’nun da bulunduğu eve yönelik bir baskın olduğuna, bu olayı duyurmak için ulaşmaya çalıştıkları İçişleri Bakanının ve Bakanlık yetkililerinin telefonlarına çıkmamalarını kınadığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, az önce oturuma ara verdiğinizde Şırnak Milletvekilimiz Ferhat Encu bize ulaştı, şu anda kendisi sokağa çıkma yasağının, ablukanın olduğu İdil ilçesinde bulunuyor. Ferhat Encu’nun bulunduğu eve yönelik bir baskın olmuş, orada hem milletvekilimize hem de evde bulunan hane halkına yönelik fiziki darp ve hane halkına yönelik gözaltı süreci işletilmiş; biz bu anlayışı kınıyoruz. Bunu duyurmak için, bunu engellemek için İçişleri Bakanı ve Bakanlık yetkililerine ulaşmaya çalıştık, telefonlarımıza çıkmadılar; bu anlayışı da kınıyoruz.

İşte, “darbeci anlayış” derken zaten bunu kastediyoruz. Yani, bir zamanlar Başbakan Erbakan’ı Başbakanlıktan istifa ettirmek zorunda kalan, Başbakana, milletvekillerine, belediye başkanlarına, halkın seçilmiş iradesi olmasına rağmen cezaevinin yolunu gösteren, partiye kapatma davası açan zihniyetle bugün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Söyleyin, kayda geçsin, bir dakika dedim çünkü.

Buyurun söyleyin, duyuyorum ben sizi, kayda da geçer.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama biz duyamıyoruz Sayın Başkan. Genel Kurul duyamıyor Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre, yani grup başkan vekili olarak önemli, acil bir konuda açıklama yapıyorum.

BAŞKAN – “Bir dakika” dedim, siz de acil durumu söylediniz ve devam ediyorsunuz. “Bir dakika” dedim size Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi, bugüne kadar Başkan…

BAŞKAN – Buyurun devam edin diyorum size.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, başkan vekillerinin ya da Meclis Başkanının bugüne kadarki tutumları siyasi parti grupları adına grup başkan vekilleri söz almışlarsa ve talep ettikleri sürede kelamını dile getirememişlerse toparlaması açısından bir süre tanınır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hiç kesildiğini görmedik şimdiye kadar.

BAŞKAN – Efendim?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kesildiğini görmedik.

BAŞKAN – Şimdiye kadar bütün grup başkan vekillerine, bu görevi yaptığım için Sayın Baluken, son derece hassas davrandığımı en iyi bilenlerden biri sizsiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İşte, rica ediyorum bu konuda da…

BAŞKAN – “Yerimden açıklama yapacağım.” dediniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Toparlayacağım.

BAŞKAN – Bir dakika verdim size ve bir dakikanız bitti, lütfen toparlayın. Söylediniz de, Sayın Bakan da burada.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, mikrofonu açarak toparlamaya eğer izin verirseniz toparlayayım. Yani, bundan çekinmenize gerek yok.

BAŞKAN – Peki, açalım.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, burada her bir grup başkan vekili, almış olduğu oy kadar siyasi partinin temsilcisi olarak halkın iradesini yansıtıyor. Dolayısıyla, bir dakika, iki dakika, bilmem yarım dakikanın pazarlığını burada yapmak yakışık almaz.

BAŞKAN – Siz yapıyorsunuz, ben yapmıyorum. Siz söyleyeceğinizi söyleyin süre bitmeden lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O yüzden, yani bu tarz durumlarda özellikle grup başkan vekillerine yönelik daha esnek olmanızı tavsiye ediyoruz; beklentimiz o.

“Darbeci anlayış” derken, tam da bunu kastediyorduk. Yani, bir zamanların başbakanını, milletvekillerini, belediye başkanlarını cezaevine göndermeyle tehdit eden, partiyi kapatmayla tehdit eden anlayış, bugün de aynı şekilde işte milletvekilini darbediyor, milletvekilleri dokunulmazlıkları üzerinden tehdit ediyor, partiyi kapatma üzerinden tehdit ediyor. Bu darbeci anlayış ayyuka çıkmıştır. Bunun karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz, milletvekilimiz de dimdik duruyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Tekrar ediyorum Sayın Baluken, özellikle size: Ben, grup başkan vekillerinin söz taleplerine karşı, diğer grup başkan vekili arkadaşlarım da bilir, son derece hassas ve esnek davranırım. Bunu bana hatırlatmanıza hiç gerek yoktu diyorum ve…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Uzatmıyorsunuz ama robot değiliz biz, “Bir dakika” deyince bir dakikada biten bilgisayar programı yüklü değiliz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı olarak Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman’ı kürsüye davet ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Adıyaman.

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna ilişkin konuşacağım ancak konuşmama geçmeden önce bugün 1’inci ölüm yıl dönümü olan büyük edebiyatçı, ilerici, barış ustası Sayın Yaşar Kemal’i saygıyla anıyorum, mekânı cennet olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu ve ona bağlı kurumlara ilişkin bütçe yasa tasarısında kamu kaynaklarından belli bir kaynak ayrılarak huzurumuza bu bütçe kanunu içerisinde bir düzenleme getirilmiş bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, öncelikle şunu belirtmek isterim: Elbette, biz, Halkların Demokratik Partisi olarak Türkiye’de var olan, bir arada yaşayan ve yüzyıllardır kendi kimlikleriyle, kendi dilleriyle, kendi kültürleriyle gerek Anadolu’da gerek Mezopotamya’da varlığını devam ettiren halkların ve bu halkların dilleri, kültürleri, tarihinin araştırılması ve bu kapsamda Türk kültürü, Türk dili ve Türk tarihinin de araştırılmasını uygun buluyoruz. Bu konuda bir sıkıntımız yok ve Türkçe’nin ortak dil olarak kullanılması bizi oldukça mutlu eder ancak mesele sadece Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun isminden kaynaklı veya bundan ibaret değil.

Dil, Tarih ve Kültür Kurumu işlevi itibarıyla kurulduğu günden bu yana yaptığı faaliyetlerle esasen gerçekten bilimsel anlamda Türk diline, Türk kültürüne ve Türk tarihine gerçek manada, bilimsel manada bir araştırma zemini hazırlayan, bu alanda çaba gösteren bir kurum mudur; yoksa 90 yıldır tekçi bir anlayışla devam eden, tek bir etnisite üzerinden bu ülkeyi ve bu ülkede yaşayan tüm halkları asimilasyona tabi tutan, bunu dizayn eden, bir ideolojik perspektif sunan bir kurum mudur? Aslında tartışılması gereken budur. Elbette gönül isterdi ki Türk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu gibi bu topraklarda yaşayan diğer halkların da kendi kültürlerini, kendi dillerini, kendi tarihlerini araştırabilecek, bunu gün yüzüne çıkarabilecek, tarihle olan bağlarını oluşturabilecek benzer kurumlara sahip olma imkânı sağlanmış olsaydı. Maalesef belli bir etnik kimliğe dayalı yani Türk etnik kimliğine dayalı böyle bir kurumlaşmanın dışında bu ülkede yaşayan hiçbir kimliğe, hiçbir kültüre ve hiçbir tarihe yer verilmemekte. Verilmeyi bırakın bir tarafa, bu kurumlar eliyle oluşturulan teorilerle bu ülkedeki halklar yok farz edilmektedir. Yani, örneğin, Güneş Dil Teorisi, tezine göre, bu ülkede, Kürtlerin dağ Türkleri olduğu, isimlerinin “kart, kurt” olduğu yutturmacası, safsatası yıllar boyunca Kürtlere aşılatılmaya, Kürtler buna inandırılmaya, kendilerinin inanmadığı bu safsata teoriyle Kürtler asimile edilmeye çalışıldı.

Değerli arkadaşlar, buraya az önce de çıkan hatip arkadaşlar ısrarla kuruluş felsefesinden, kuruluş ruhundan bahsetti. Açıkçası şunu kürsüde bir netliğe kavuşturmamız gerekir: Bu ülkeyi kuran Meclis 1921 Meclisi midir, yoksa Lozan Antlaşması’ndan sonra 1924’te âdeta sivil ana darbeyle kurulan 24 Meclisi midir? Bunu bir netleştirmemiz gerekiyor; bir.

İkincisi: Birileri Atatürk’ün ismini kullanarak etnik Türk milliyetçiliğini, Türk şovenizmini yıllarca kafamıza âdeta çivi çakar gibi çakmaya çalışır. Öncelikle, 1923 öncesi Atatürk ile 1923 Lozan sonrası Atatürk hangi Atatürk’tür? Birileri bize gerçek Atatürk’ü burada ifade etmelidir. Eğer, gerçek Atatürk 1924 öncesi Kurtuluş Savaşı’nın öncülüğünü yapan ise -Türkiye'deki Kürt’üyle, Laz’ıyla, Arap’ıyla, Çerkez’iyle tüm halkları tam da bu Mecliste- 20 Nisan 1920’de bu Meclisi toplarken kullandığı fikir, düşünce ve ideolojisi ortaya konmalı. Eğer buysa Atatürk -ki biz bu olduğuna inanıyoruz- bakın Türk milliyetçiliğine karşı çıktığı bir konuşmasını size okuyayım. Değerli arkadaşlar, Kastamonu Milletvekili Yusuf Kemal Bey -sonraki soy ismiyle Tengirşenk- Mecliste 1 Mayıs 1920 günü aynen bu kürsüye çıkıp sağlık sorunlarıyla ilgili bir konuşmasında, tamamen Türk vurgusu, Türk sağlığı, Türk çocukları, özcesi Türk kimliği üzerinden bir konuşma yapıyor ve 1 Mayıs 1920’de bu konuşmaya karşı çıkan Sivas Mebusu Emir Paşa söz alıp aynen şunu söylüyor: “Yusuf Kemal Beyefendi hazretleri irâd-ı kelâm ettiği sırada, yalnız sıhhatlerinin muhafazası lüzumunu Türklere hasretmiştir ve bunu kesinlikle reddediyorum. Bu Meclis sadece Türklerden teşekkül etmemiştir.” Özet geçiyorum.

Arkadaşlar, Meclisteki bu tartışma üzerine, yani bu Meclisin kuruluşundan tam on gün sonra, Atatürk söz alır ve bu kürsüye çıkar, bu tartışmayı bitirmek için şunu söyler: “Bu vatanda, Çerkez, Çeçen, Kürt, Laz ve daha birtakım kabîl-i İslamiye vardır. Bunları hariçte bırakacak, tefrikaya bahis olacak söz söylenmemelidir. Bendeniz bu mesele hakkında uzun söz…” Özür diliyorum, bu Sivas Mebusunun sözüydü, Atatürk şunu söylüyor: “Efendiler, meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla, bir iki noktayı arz etmek isterim. Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir fakat hepsinden mürekkep anasırı İslamiye’dir.” der, Türkçülüğü, Türk etnisitesine dayalı bir anlayışı bizzat bu kürsüden reddetmiştir.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – İslamiyeti öne çıkarıyor.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, millet kavramını eğer ırkçı, etnik temelde tarif ederseniz, tıpkı Anayasa’nın 66’ncı maddesindeki “Vatandaşlık bağıyla Türk devletine bağlı olan herkes Türk’tür.” anlayışını dayatırsanız, evet ırkçı, belli bir etnisiteye dayalı bir tarif yaparsınız ama dünya ölçeğinde millet kavramı belli bir etnisite üzerinden tarif edilmez. Bizim, Halkların Demokratik Partisinin savunduğu da zaten budur. Biz, Anadolu ve kürdistandaki tüm halkların ortaklaştığı bir millet anlayışından; hepsinin eşit, özgür ve gönüllü beraberliğine dayalı bir millet anlayışından bahsediyoruz. Dolayısıyla, 66’ncı maddedeki Türklük kavramı ucube, anlaşılmaz, aslında tam da inkârcı bir tarifi, bir yorumu ortaya koyar.

Değerli arkadaşlar, 66’ncı maddeye göre, Türk olmayan bir insanın salt vatandaşlık bağıyla Türk olabileceğini nasıl hayal edebiliriz, nasıl düşünebiliriz? Mesela, onun damarlarındaki kanı değiştirip asil kan mı yapacağız? Mesela, onun bütün varlığından, bütün tarihinden, bütün geçmişinden, kültüründen feragat ettiği sonucunu mu çıkaracağız? Elbette çıkarmayacağız. Salt gerçekle uzlaşmayan, gerçekle denk düşmeyen bir etnik kimlik tarifi ancak çatışmayı doğurur, ancak ayrımcı, asıl bölücü zihniyeti doğurur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şunu söyleyebilirsiniz: Evet, 1923 Lozan Antlaşması’na göre Atatürk’ün -şu anda elimde onlarca yazışması var- Kürtlerden, kürdistandan, Çerkezlerden ve diğer halklardan bahsettiği konuşmaları var. Dolayısıyla, 1923 Lozan Antlaşması’na kadar, Kurtuluş Savaşı’nı veren bu Mecliste Kürtler de Çerkezler de Lazlar da Türkler de kendi aidiyetleriyle, kendi kimlikleriyle, kendi tarihleriyle, kendi geçmişleriyle vardır ve gönüllü bir Meclistir. Dolayısıyla, eğer kalkıp bu kürsüden “1923’e yani Lozan Antlaşması imzalanıncaya kadar bu tarif, bu niteleme yapıldı ama Lozan Konferansı imzalandıktan sonra biz hem Kürtleri hem Türk olmayan diğer unsurları aldattık.” denilirse bence bu yüreklice bir itiraf olur. Ama eğer böyle değilse, o zaman, herkesin bu kürsüden dile getirdiği kurtuluş ruhuna bu Meclis dönmek durumundadır. Yoksa kurtuluş ruhunu Türkiye kurulduktan, Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra, 1924’te kurulan İkinci Meclisin aldığı tekçi, ötekileştirici, inkârcı ve bu anlayış üzerine inşa olmuş Anayasa’ya dayalı bir tarifi yapamayız.

Değerli arkadaşlar, bu hususa değindim ama geldiğimiz nokta, günümüzde de bu geçmiş süreçten farklı bir süreç değil. Adalet ve Kalkınma Partisi 7 Haziran seçimleri öncesinde, tıpkı az önce tarif ettiğim gibi, 1923 sürecinde kardeşlik edebiyatı üzerinden, kardeşlikten nasıl dem vuruyorduysa ve sonuçta hedef Lozan idiyse, AKP’nin de hedefi; “7 Haziranda yani yüz yıl sonra bir kez daha Kürtleri kandırabilir miyim? Kürtler üzerinden başkanlık sistemini elde edebilir miyim?” Ama aradan yüz yıl geçti ve yüz yıl sonra Kürtler bir daha kanmadı, kandırılamaz da artık, dolayısıyla 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin hedeflediği başkanlık sisteminin önünü kesmiş oldu.

Bugün Kürtlere işte, reva görülen bu, tıpkı Lozan sürecinin elde edilişi gibi bir sonucun başkanlık adına elde edilmemesidir. Zaten AKP ve Sayın Cumhurbaşkanı da bütün söylemlerinde yeni Türkiye’den bahsediyor. “Yeni Türkiye’yi kuruyoruz ve yeni Türkiye kurulurken -tıpkı 1920’li yıllardaki gibi- Kürtleri nasıl yedekleriz, oyları nasıl devşiririz, başkanlık sistemini nasıl inşa ederiz.” hesaplarıyla başlanan bir süreç ama 7 Haziranda tabii, bu süreç, bu hayal çökünce işte bedeli Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur’da yaşanan vahşettir.

Değerli arkadaşlar, elbette Kürtler de Lozan’da tıpkı Türk kardeşleri gibi İslami unsur olması itibarıyla azınlık statüsünü kabul etmemiştir, elde de etmemiştir. Eğer Lozan Konferansı’nın tutanaklarını samimiyetle incelersek Lozan’daki müzakerelerin temelindeki şey, bir, Müslüman unsurlar yani Kürtler, Türkler, Çerkezler gibi unsurlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hocam, Gürcüler de var.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Diğer taraftan -yani hakları güvence altına- asli unsur olarak varsayılmayan, azınlık statüsünde sayılan Müslüman olmayan unsurlardır. Nitekim, İsmet İnönü, Rıza Nur gibi o dönemin heyetleri Lozan Konferansı’nda “Biz Kürtlerin ve Türklerin ortak temsilciyiz.” der. Yani 1923 Lozan müzakereleri sürecinde, müzakerelerin taraftarı olan Batılı devletlerin orada hak ve hukukunu korumak istediği kesimler Müslüman olmayan unsurlar. Müslüman olan unsurların kendi arasında birbirine üstünlük taslayacağı, birbirine asimilasyonu, inkârı, reddi dayatacağının hesabını o gün kestirmek, o gün böyle bir ideolojiyle, böyle bir psikolojiyle hareket etmek elbette düşünülemezdi. Ama, dediğim gibi, Lozan sonrası, Türk etnik kimliğine dayalı, belki İttihat ve Terakkinin iktidarı ele geçirmesiyle günümüze kadar bu süreç devam ediyor. Peki, bugün değişti mi? Bugün de değişmedi. Yeni Türkiye kurulurken, Sayın Cumhurbaşkanının tarif ettiği yeni Türkiye’yi inşa ederken aynı zihniyetin, aynı düşüncenin bu kez siyasal İslam’la cilalanmış süslü bir şekli, boyutu önümüze konmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP’nin hatipleri, hatta Sayın Başbakan özellikle kürdistandaki bütün konuşmalarında Fekiye Teyran’ın, Melaye Ciziri’nin, Ahmedi Hani’nin ruhunu taşıdıklarını ifade ederler ama Ahmedi Hani’nin, Fekiye Teyran’ın ya da Melaye Ciziri’nin, Ali Hariri’nin torunlarının dillerine pranga vurma gibi bir hakkı da kendilerinde görürler. Salt sembolik olarak Ahmedi Hani’nin, Fekiye Teyran’ın, onlarının ruhunu dile getirip ama onların torunlarına hakkını, hukukunu, tarihini, dilini öğretme hakkını, öğretme fırsatını vermemektedir.

Bir halk, bir millet ancak kendi tarihiyle anlam ifade eder. Bilim üretebilmesi, sanat üretebilmesi, topluma katkı sağlayabilmesinin biricik yolu kendi ana diliyle düşünebilme, kendi ana diliyle eğitim görebilme ve o ana diliyle değerler yaratmasıdır. Siz bir dili yasaklarsanız, bir toplumun tarihle olan bağlarını koparırsanız ve onu köksüzleştirirseniz tıpkı kökleri derinde olmayan yüzeysel bir ağacın en ufak bir rüzgârda sallanıp düşmesi gibi bir durumdur. Siz Kürt halkının, Kürt çocuklarının kendi tarihini öğrenme hakkını, şansını vermiyorsunuz ama milyarlarca lira Türk Dil Kurumuna, Türk Tarih Kurumuna aktarabiliyorsunuz. Ne güzel ama hiç olmazsa onun çeyreği kadar da Kürtlerin, Çerkezlerin, Arapların, yani kardeş diğer halkların kendi tarihlerini, kendi kültürlerini, kendi geçmişlerini öğrenebilme adına, onlar adına oluşacak kurumlara aktarabilirsiniz; bunun için bir anayasa değişikliği de gerekmiyor.

Değerli milletvekilleri, zamanım kısıtlı ama son kez şunu söyleyeyim: Sayın Cumhurbaşkanı, az önce grup başkan vekilleri de dile getirdi… Ben hukukçuyum, Anayasa’nın 138’inci maddesinin son fıkrası açıkça şunu söyler: Yargının verdiği kararlara Meclis -bizler dahi- yürütme ve idare uymak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanı geçmişte “Anayasa’yı kabul etmiyorum, sistem değişmiştir.” dedi.

BAŞKAN – Sayın Adıyaman, teşekkür ederim.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Şimdi, fiilen bu düşüncesini bu sefer mahkemeleri de ekleyerek Anayasa’yı ihlal ettiğini bir kez daha itiraf etmiş oldu.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tekrar teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun son konuşmacısı Siirt Milletvekili Sayın Kadri Yıldırım olacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu hakkında söz almış bulunuyorum.

Öncelikle şunu söyleyeyim: Tarihten ders alınmadığı takdirde iyisiyle de kötüsüyle de tarih tekerrür ederek karşımıza her an çıkabilmektedir.

Türk Dil Kurumu, ilk olarak Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932 yılında Atatürk’ün talimatıyla kurulmuş, yani seksen dört yıl önce. Adı, 1934 yılında Türk Dili Araştırma Kurumu, 1936 yılında da Türk Dil Kurumu olmuş ve bugün bu isim devam ediyor. Bugün, 40 asıl üyeden oluşuyor ve çoğunluğu üniversitelerdeki Türkolog hocalardan meydana geliyor. Tabii 3 kez isim değişikliği yaşandığına göre, benim önerim, 4’üncü kez değiştirilip bunun adı “Türkiye dilleri kurumu” olsun ve bu 40 kişilik Türkolog kadrosunun içerisine Türkiye’de değişik dilleri konuşan, değişik inançlara sahip olan kimliklerin ve inançların mensupları da -başta Kürtologlar olmak üzere- orada yer alsınlar. Çünkü, Türkçe bilmeyen bir Kürtoloğun nasıl ki Türkçe hakkında ahkam kesmeye hakkı yoksa, Kürtçe bilmeyen Türkologların da Kürt dili hakkında ahkam kesmeye hakları yoktur. Niye bunu söylüyorum? Örneğin, Türk Dil Kurumunun ve Türk Dil Kurumu adına çalışanların “Kürt” kelimesine verdikleri anlam üzerinde biraz düşünecek olursak bu söylediklerimin doğruluğu ortaya çıkıyor. Bakın, Profesör Doktor Tuncer Gülensoy “Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü” adıyla bir kitap yazıyor ve Türk Dil Kurumu da bu kitabı kendi yayınları arasında çıkarıyor. Orada geçen “Kürt” kelimesinin karşılığı olarak verilen anlamlara bakın. Bir: “Kayın ağacı; bundan yay, kamçı ve değnek yapılır.” İki: “Kerestelik ağaç.” İşte, arkadaşlar, bu zihniyet Kürt’ü hep ağaç olarak, maalesef, görmüştür ve seksen dört yıl sonra Türk Dil Kurumunun son baskısında “Kürt” kelimesinin anlamı olarak, karşılığı olarak bakıyoruz: “Ön Asya’da yaşayan bir topluluk.” Allah'a şükür bir ağaç topluluğu olmaktan bir insan topluluğu olmaya terfi ettirdiler nihayet seksen dört yıl sonra da olsa.

Şimdi, bakın, evvela, eğer bu Türk Dil Kurumunda çalışanlar, Türkler hakkında da bayağı eser yazan Cahiz’inin -ki kendisi Abbasiler döneminde yaşamış bir ediptir, dilcidir ve Türklerle ilgili risaleleri de vardır- eserlerine baksalardı “Kürt” kelimesinin karşılığını belki insafa gelip Türk Dil Kurumu sözlüğüne kaydederlerdi. Gerek Cahiz gerek ondan sonra gelen âlimler, başta da Şerefhan Bitlisi olmak üzere ve en son da Hacı Halife “Cihannüma” adlı eserinde “Kürt” kelimesinin “cesur, kahraman” anlamına geldiğini kaydediyorlar.

Şu anda size bir kitap göstereyim. Kitabın adı “El-Hediyyetü’l Hamidiyye fil-Lügatil-Kurdiye” Yusuf Ziyaeddin Paşa tarafından yazılmış ve Sultan Abdülhamit’e hediye edilmiş. Bu kitapta da Yusuf Ziya Paşa, “Kürt” kelimesinin karşılığına “…”(x) yani, “cesur” ve “gayretli” anlamlarını vermiş, dolayısıyla bu ahkâm kesilmeden önce bu eserlere bakılsaydı daha iyi olmuş olurdu.

Şimdi, Türk Dil Kurumunun görevlerine baktığımızda birincisinde deniliyor ki: “Türkçenin söz ve anlam yapısını korumak.” Sonra, başka, ikinci bir maddede “Türkçenin ticari hayatta, kitle iletişim araçlarında, eğitim ve öğretim kurumlarında ve sosyal hayatın diğer alanlarında kullanılmasını sağlamak. Hani bazen söyleniyor “Ey Kürtler, siz ne istiyorsunuz?” İşte bu iki maddede Türk dili için söylenenleri biz de Kürt dili için istiyoruz, fazla da istediğimiz bir şey yok. Eğer bin yıllık kardeşlikten bahsediyorsak bu kardeşlik bunu gerektiriyor. Eğer Ahmed-i Hani’nin ruhundan, anlayışından bahsediyorsak, tıpkı Başbakanımızın Mardin’de bahsettiği gibi, Ahmed-i Hani’nin ruhu ve anlayışı da bunu gerektiriyor. Zira, Ahmed-i Hani Mem û Zîn’de mutlaka ama mutlaka bu dile bir resmî mührün vurulması gerektiğini ısrarla vurguluyor. Dolayısıyla, evet, etrafında bir araya gelelim Ahmed-i Hani’nin ruhu ama Kültür Bakanlığı yayınları arasında çıkan Mem û Zîn’in içeriğinden de haberimiz olsun, onun içeriğiyle de amel edelim. Sonra, Sultan Selahaddin Eyyubi’nin ruhundan bahsedildi yine aynı konuşmada ve aynı yerde. Bakın, Sultan Selahaddin Eyyubi Şam’da ve Mısır’da kurmuş olduğu medreselerde Kürtçe’nin Sorani lehçesiyle eğitim vermiştir. Selahaddin Eyyubi’nin ana lehçesi Sorani’dir. O zaman madem bu ruh etrafında bir araya gelmemizi istiyorsunuz o zaman gelin Selahaddin Eyyubi’nin vermiş olduğu bu ana dilli eğitim hakkını siz de verin. Aksi takdirde, inanın, öbür dünyada Hani de Selahaddin Eyyubi de yakanıza yapışacak, bu dünyada onların torunları olarak biz de yapışmaya devam edeceğiz bu hak verilinceye kadar. Sonra, Birleşmiş Milletler Barcelona Dil Hakları Bildirgesi var, yani oraya sunulan ve Chomsky, Mandela gibi ünlülerin de imzaladığı, 1996. Bakın, bunun 10’uncu maddesinde deniliyor ki: “Bütün halklar eşit dil haklarına sahiptir.” 24’üncü maddede deniliyor ki: “Bütün halklar yaşadıkları bölgelerde okul öncesinden üniversiteye kadarki tüm eğitim kademelerinde kendi ana dillerinde eğitim alma hakkına sahiptir.” Yatıralım masaya isterseniz Barcelona Dil Bildirgesini isterseniz Mem û Zin’i isterseniz Selahaddin Eyyubi’yi isterseniz Medine Sözleşmesi’ni. Zira Medine Sözleşmesi’nde de Hazreti Peygamber (ASV) Yahudilere de, müşriklere de ve bunların dışında kalan etnik ve inanç mensuplarına da ana dille eğitim hakkını verdi ve bu hakka dayanarak Yahudiler, kendi kiliselerinin bitişiğinde Beytü’l Midras, yani “ders evi”, yani “eğitim evi” adı altında medreseler, dershaneler kurdular ve orada İbraniceyi ana dille eğitim olarak kullandılar. O zaman yatıralım masaya onu da. Hangisini kabul ediyorsanız onu yatıralım. Barcelona Dil Bildirgesi diyorsanız onu, Mem û Zin’i diyorsanız onu, Selahaddin Eyyubi’yi diyorsanız onu ve Medine Sözleşmesi’ni diyorsanız onu. E peki, bunun dışında ne kaldı? Eyn-el-meferr? Nereye kaçılacak yani? Nereye kadar ve nereye kadar? Evet, şimdi, Saidi Nursi’yi de masaya yatıralım. İsterseniz onu hakem kabul edelim artılarıyla eksileriyle. Kendisi, kendi ifadesiyle “Ben Kürdistan’da Medrese’t-üz Zehra adıyla bir üniversite kurmayı düşünüyorum. Bu üniversite Kahire’deki Ezher Üniversitesinin kız kardeşi olsun. Ve burada 3 tane dili eğitim dili yapacağım. –Kendi formülasyonuyla söylüyorum- Lisan-ı Arabi vacip, lisan-ı Türki lazım, lisan-ı Kürdi caiz kılmak gerekir.” diyor. Yani üniversitede bu 3 dil birlikte olacak. Hadi onu hakem kabul edelim.

Ama ne yaptılar? “Saidi Nursi delirmiş.” dediler, İstanbul’da tımarhaneye tıkadılar, 3 doktor ayarladılar, 1 tane de reis başlarına diktiler bu 3 doktorun. “Saidi Kürdi hakkında deli raporu çıkarın.” dediler ki başta Kürtler olmak üzere kimse ne dediğine aldırmasın. 3 doktor insafsızca imzaladılar raporu, delilik raporu. Heyet reisi gitti, biraz sohbet etti ve çıktığında şunu itiraf etmek zorunda kaldı: “Eğer Saidi Kürdi de deli ise bu memlekette akıllı bir tane adam kalmamış.” dedi. Bunu itiraf etmek zorunda kaldı. Onu yatıralım hakem olarak masaya.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Abdülhamit döneminde.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, Abdülhamit döneminde. Onu da söyleyelim.

Sonra, Türk Dil Kurumunun ötesinde Türk Tarih Kurumuna bakıyorum, zaman az. Arkadaşlar, Türk Tarih Kurumunun görevi, sadece resmî ideolojinin kendisine dikte ettiği ve şunları yazacaksın söyleyeceksin, şunları yazmayacaksın, söylemeyeceksin dediklerini yazmaktan veya yazmamaktan, söylemekten veya söylememekten ibaret bir kurum değil Türk Tarih Kurumu.

Bakın, 1071 yılında, Kürt Türk kardeşliğinin dönüm noktalarından birisi, Malazgirt Savaşı’nda… Ki bunu niye söylüyorum? Daha evvelki Türk Tarih Kurumunun Başkanı “Tarihte Kürtler ve Türkler” başlığıyla bir sempozyum düzenledi -yarım yamalak kaldı çünkü kulağı çekildi- ve orada şunu söyledi basın açıklamasında: “Biz, 1071 yılında Anadolu’ya geldiğimizde Kürtler vardı Anadolu’da”

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Bizans da vardı.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Vardı, Bizans da vardı. Kürtler de vardı. Zaten Alparslan ve güçlerinin mücadele ettiği kesim Bizanslılardı. Ve ne oldu? “O sırada Kürtler vardı.” dediği kesim o günkü isimleriyle, resmî isimleriyle Amid yani Diyarbakır ve Meyafarakini yani Silvan’da hüküm süren Mervani hanedanı vardı, Kürt hanedanı. Bir konuşmamda daha söylemiştim, 10 bin seçkin asker sundu Alparslan güçlerine Mervani hanedanı. Bu askerlerin hepsi de Diyarbakır’ın surlarını ve Silvan’ın etrafını koruyan seçkin Kürt askerleriydi ve Malazgirt Savaşı bu sayede kazanıldı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kafatasını mı ölçtün, nereden biliyorsun hepsinin Kürt olduğunu?

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Kaynaklarda yazıyor. Size kaynakların adını söyleyeyim…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Söyleme biliyoruz kaynakları.

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Hangi kaynak o, hangi kaynak?

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Tarihîqu İbni ebu'l Heyca, Kürt yazar. İkincisi Türk yazar, Sıbt İbnü'l Cevzî, eserinin adı “Miratüz Zaman”. Size havale ediyorum. Türkmen yazar, Türk yazar. Biri Türk yazar, biri Kürt yazar. Orada açık ve net olarak yazılıyor. Ben asla ve asla bir akademisyen olarak indi konuşmam; belgeli, vesikalı olmadığı sürece ağzımdan tek laf duyamazsınız.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Kürtçe biliyor musunuz?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Hocam, Selahaddin Eyyubi’nin kardeşlerini sayar mısınız?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, konuşmacıyı dinliyoruz.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Ve ikinci dönüm noktası, Yavuz Sultan Selim zamanında, artılarıyla eksileriyle, Yavuz’un eksileri de var, artıları da var. Alevilerle ilgili ve o zamanki tabirle Kızılbaşlarla ilgili kabul edilmesi mümkün olmayan eksileri var.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Tarihi niye yargılıyorsun ya? Sen kim bizi yargılamak kim ya? Hayret bir şey!

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Ama artıları da inkâr ve ihmal edilmemeli. Bu artılarından bir tanesi de İdrisi Bitlisi’nin -ki Başbakanımız onun ruhuna da atıfta bulundu- girişimiyle Kürt aşiretlerine neredeyse bağımsız sayılabilecek bir statü hakkını verdi Kürt beylikleri olarak ve bu Kürt beylikleri medreselerini kurdular, camilerini kurdular, talebe yetiştirdiler, ana dilleriyle eğitim yaptılar. Gelin, onu da masaya koyalım hakem olarak.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Profesör Ahmet Burhan Hocanın da kitabını koyun, Sınır Dilleri Teorisini de koyun.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, bunları da masaya yatıralım. Yani bilmiyorum bunların dışında hakem olarak kimi kabul edeceksiniz?

Ve biz yeri geldiğinde iftihar ettiğimizi bas bas, bağıra bağıra söylediğimiz Selçukluları söyledim size, Osmanlıları söyledim; bunları örnek alıyorsanız yatıralım.

Ha, şu da var: Tarih kitaplarında Türklerin atalarının üçüncü kategorisi olarak geçen Moğollar da vardır ama onları masaya yatırmayalım; onların ne size faydası olmuş tarihte ne bize faydası olmuş. Dolayısıyla onları müşterek olarak bir tarafa bırakalım.

Ve maalesef ne zaman, hangi tarihte ana dilde eğitim veya cüzi bir statü talebinde bulunmuşsak Kürt uleması ve meşâyihi dâhil, idamdan kurtulmamışlar. Alın size Şeyh Abdusselam Barzani. 1907 yılında Duhok’ta Şeyh Nur Muhammed Birifkâni’nin evinde toplanılıyor. 7 maddelik bir vesika yayınlıyor ve bu vesikanın bir nüshasını da Babıali’ye gönderiyor. Ne var? 7 madde var onun içerisinde. Hepsini okumayacağım, zamanım yok. Bunlardan bir tanesi ana dille eğitimle alakalıdır, bir tanesi de “Valiler, hâkimler, savcılar, kaymakamlar Kürtçe bilen, mümkünse mahallî olarak Kürtlerin içinde oturanlardan olsun.” dedi. Fakat Şeyh Abdusselam Barzani’yi o zamanki zihniyet -yani 1907 zihniyeti- 1914 yılına kadar takip etti ve dirisini veya ölüsünü getirene büyük ödüller vadetti. En sonunda Şeyh Abdusselam Barzani o günkü Musul Valisi ve Diyarbakırlı bir Kürt olan Süleyman Nazif’in emriyle idam ediliyor. Ondan sonra aynı zindana atılan Şeyh Nur Muhammed Birifkâni de ölüyor, cenazesini bile Duhok’a göndermeyi engelliyor. Niye? Çünkü orada eğer Duhok’a cenazesi götürülürse Kürtler bu cenazeyi ziyaret edecekler, orada toplanacaklar, başımıza başka işler açacaklar gibi… Evet, bakın, Şeyh Muhammed Nur’un cenazesi bu endişeyle Musul’da kimsesizler mezarlığına defnedildi. Saidi Nursi’nin Urfa Balıklıgöl’de gömülü olan cenazesi -mezarı en fazla 1,5 metre- çok görüldü ve onun da korsanvari bir şekilde cenazesi oradan çıkarılarak, hâlâ da bilemediğimiz bir yerlerdedir.

Evet, arkadaşlar, mesele demek ki Müslüman olup olmamakta değil. Müslüman olan Kürtler, şeyhler, ulema da bu taleplerde bulundu, idam edildi, cenazeleri korsanvari götürüldü; İslami davayı birinci sıraya koymayan, seküler yapıyı ön plana çıkaranlara da aynı şey uygun görülüyor. E, size ne İslami kimliği olanlar yarıyor ne seküler kimliği olanlar yarıyor. E, size üçüncü bir kişilik nereden götürelim ve nereden getirelim karşınıza dikelim?

Sözümü son olarak, Selahaddin Eyyubi’nin sözüyle bitirelim. Bakın, Kudüs fethedildiğinde ve ilk cuma namazı kılındığında hatip çıkıyor hutbeye ve şöyle başlıyor: “…”(x)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – “Hamdolsun O Allah’a ki, İslam’ı Kürtlerle aziz kıldı.” Ve Selahaddin Eyyubi ona şöyle dedi: “Keşke şu cümleyi de ekleseydin: ‘...’(x)” Yani “Hamdolsun O Allah’a ki Kürtleri de İslam’la aziz kıldı.”

Dolayısıyla, arkadaşlar, Kürtleri, İslamiyet’i, öbür inançları falan bir tarafa bırakalım; verilmesi gereken haklar neyse onları verelim; biz sağ siz selamet, öyle diyelim ve öyle Allah’a ısmarladık diyelim. (HDP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Ayrışalım değil mi?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Buyurun, talebiniz nedir Sayın Akçay?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 60’ıncı maddeye göre Sayın Başkan, yerimden kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

Süre vermeyeceğim, İdris Baluken kızıyor sonra.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce kürsüde konuşan Sayın Adıyaman konuşması sırasında Anayasa’nın 66’ncı maddesiyle ilgili olarak “ırkçı, inkârcı ve ucube” gibi birtakım tanımlamalarda bulundu. Buna ilişkin olarak şunu söylemek isterim: Bu, aslında, özünde tam bir Türklüğe, Türk millî kimliğine hakarettir. Ve kendisini de ırkçılıkla itham ediyorum. Anayasa’mızda yazan “Türk milleti” ifadesi hiçbir etnik kimliğin adı değil, milletimizin tarihî, hukuki, siyasi ve kültürel adını, kimliğini ifade eder ki, bir şerefin sembolüdür. Tabii biz “Türklükle karşımıza gelmeyin, karşıma gelmeyin.” diyen liderleri de tanıyoruz.

“Millet” tasada, kıvançta ortak, yüzlerce yıl kader birliği yapmış, çok sayıda ortak değerleri olan, ortak yaşama iradesi olan bir topluluktur. “Millet” imal edilmiş suni bir varlık değildir. Tarihimiz bir, vatanımız bir, bayrağımız birdir, devletimiz birdir.

Efendiler, bu milletin adı “Türk milleti”dir. Vatanımız Türkiye’dir. Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bayrağımız Türk Bayrağı’dır. Müziğimiz türküdür. Dilimiz Türkçedir. Bunları ifade etmeyi uygun buldum.

Söz verdiğiniz için teşekkür ederim.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Adıyaman…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Efendim, sayın grup başkan vekili ismimi zikrederek ve beni kınayarak sataşmış oldu.

BAŞKAN – Sizin isminizi mi söyledi, Sayın Yıldırım’ın mı?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Irkçılıkla suçladı, evet.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet.

BAŞKAN – Ben hocanın ismini söyledi zannettim de o yüzden.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ama bu ifadeye yönelik olarak Sayın Adıyaman, çünkü 66’ncı maddeyi ırkçılıkla itham ettiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, elbette milletin tarifi, genel, soyut tarifi üzerinde belki bütün milletvekilleri anlaşabilir, burada sıkıntı yok. Dünyanın pek çok yerinde genel anlamda “millet” kaderde, tasada, kıvançta, tarihî ve kültürel birliktelik, ortak coğrafya gibi. Ama hiçbir yerde “millet” tarifi belli bir etnik kimliği…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Beyefendi, Türk milleti etnik bir grup değildir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Belli bir etnik kimliğin diğer kimlikler üzerindeki tahakkümüne dayalı bir “millet” tarifi yoktur. Eğer böyleyse o zaman “millet” kavramı belli bir etnisiteye dayanır. Eğer 66’ncı maddedeki Türk kimliğini biz sadece vatandaş olanlar için tarif ediyorsak o zaman Türkmenler nereden soydaşımız olur, Kazaklar nereden soydaşımız olur veya Kırgızlar nereden soydaşımız olur veya Trakya’daki Türkler? Çünkü onlar vatandaş değil, o zaman bizim milletimizden değillerdir demektir ama eğer millet üzerinden tarif ediyorsak, o Türk milleti ise Türkçe konuşan, Orta Asya’dan göç edip Anadolu’yu mekân seçmiş, vatan seçmiş bir etnisiteden bahsediyorsak evet, o zaman doğrudur, Trakya’daki Türkmenler de Türk soyudur -ki soydaş deniliyor- o zaman Kürtleri kapsamıyor, Gürcüleri kapsamıyor, Arapları kapsamıyor, Çerkezleri kapsamıyor, diğer etnik yapıları kapsamıyor demektir. Bu tarifi bu şekilde net koyalım. Yoksa hem Türk etnisitesini, Türk etnik kimliğini biz “millet” kavramı olarak bütün diğer aidiyetlere dayatacağız hem tarihimizi Ergenekon’a dayatacağız, Orta Asya’ya, Kazakları, Kırgızları… Veya en basitinden, Suriye’deki Kürtleri düşman göreceğiz ama oradaki Türkmenleri soydaş göreceğiz. Böyle bir “millet” kavramını kim tarif edebilir, kim anlatabilir?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ya, bütün Batı’da var. Bir bak Allah aşkına, bir millet tarihi oku ya!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Onun için, “millet” kavramını Türklük üzerinden tarif edersek Sayın Başkanın elbette ifade ettiği şey…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani Türklükten mi vaz geçeceğiz?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Ama o zaman da şu olmaz: Siz Türkiye’de Türk olmayan unsurların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – …hiçbirini 66’ncı maddeye göre değiştiremezsiniz, Türkleştiremezsiniz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkanım, istirham ediyorum.

BAŞKAN – Bir dakika müsaade eder misiniz, Sayın Bostancı’ya söz vereceğim, sonra sizi dinleyeceğim.

Buyurun Sayın Bostancı, nedir talebiniz?

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, biraz önce Sayın Yıldırım’ın yapmış olduğu konuşmaya ilişkin yerimden bazı açıklamalar yapmak ve bu ülkedeki insanların kardeşliğine ilişkin itirazlarımızı, yani Sayın Yıldırım’ın ifade ettiği görüşlerin aksine, kardeşliği konusunda yapıp edilenlere dair anlayışımızı ve bu çerçevede söylemine itirazlarımızı ifade etmek amacıyla bu yerimden sözü talep ettim.

Bu ülkedeki insanların kardeşliğini temenni etmek, talep etmek yetmez. Bunu gerçek kılmak için de demokrasiyi ve özgürlükleri tahkim etmek gerekir. Esasen Türkiye’nin yaptığı budur, bizim de siyasi heyet olarak, muhalefet, iktidar, hep birlikte yapmaya çalıştığımız budur. Anlayışlarımız arasındaki farklılıkları bir kenara bırakıyorum.

Bu ülkedeki insanların kardeşliğini tehdit eden, onları hasım kılan ve kardeşlik esasında bu demokratik zeminde halledilebilecek, karşılıklı müzakereyle, görüşmelerle Meclisin asli anlamına uygun bir tarzda halledilebilecek konuları bir probleme, bir krize dönüştüren terördür. Türkiye otuz yıldan bu yana tam da etnik kökenli bir terörle mücadele etmektedir. Kardeşliğe meydan okuyan, bu meselelerin demokratik zeminlerde çözülmesi önünde engel oluşturan terördür. “Kürt meselesi” dediğimiz ve üzerinde çokça konuştuğumuz konulara ilişkin meşru, bu ülkedeki insanların kardeşliğini esas alan yaklaşım çerçevesinde çözümlenmesinin de önündeki en büyük engel terör örgütüdür.

Dolayısıyla, her kim demokratik zemini güçlendirir, buradaki özgürlükler perspektifinden süreçlere katkı yaparsa problemlerin çözümüne de katkı yapar. Bunu belirtmek istedim öncelikle.

İkincisi; Saidi Nursi’nin uzun hayatından Sayın Yıldırım’ın ifade ettiği anlamda etnik kimlikçi yaklaşıma delil teşkil edecek herhangi bir anlam, herhangi bir eylem, herhangi bir ifade çıkartılamaz. Hayatı üzerine yapılan çeşitli çalışmalar vardır. En son İletişim Yayınlarından çıkan, 2 kişinin yapmış olduğu çalışma vardır, ona da bakılabilir. Dolayısıyla böyle bir delil çıkmaz Saidi Nursi’nin hayatından.

Üçüncü olarak tarihle bugün arasında bağ kurarken bu bağ kurma işinin çok dikkatli ve ihtimamlı yapılması gerektiği açıktır. Etnik kimlikçi her tasavvur esasen tarihi yağma ve talan eder, bundan da kaçınmak gerekir. Tarihi kendi şartları içerisinde okumak gerekir; kelimelerin bile tarihi vardır, duyguların bile tarihi vardır. Dolayısıyla, geçmişte ne oldu, bugün ne yapıyoruz, sanki aradan o kadar zaman geçmemiş, insanların anlayışları, yaklaşımları değişmemiş, bütün bunları ıskalayarak bir tarihsel zaman çöküntüsü yapıp böyle zamanı birbirine bağlamak çok yanlıştır. O çerçevede, bu yağma ve talan anlamına gelebilecek bugünkü ulusçu, etnikçi, siyaseti tahkim edecek tarzda tarihi okumayışını hem tarihselciliğe uygun bulmam, tarihî yaklaşıma uygun bulmam hem de bu ülkedeki insanlara, insanlığa karşı haklı ve yerinde bir iş olarak görmem.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan…

Size de söz vereceğim Sayın Yıldırım.

BAŞKAN - Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, konuşmacı sataşmadan cevap verirken… Benim konuşmamın ana merkezi ve ekseni Anayasa’nın 66’ncı maddesine getirilen yorumla ilgiliydi, ona atıf nedeniyleydi, oysa konu bağlamından çıkarılarak cevaplandırıldı. Sataşmadan dolayı iki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sizin şahsınıza ve grubunuza yönelik herhangi bir şey söylenmedi Sayın Akçay ve işin içinde akademisyenler olduğu için de güzel bir tartışma yapıyoruz ama bir yerde bir noktayı koymak gerekiyor çünkü gündemimiz belli. Sizin şahsınızla ilgili hiçbir şey söylenmedi, grubunuzla ilgili de hiçbir şey söylenmedi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, Sayın Başkan, elbette şahsımızla ilgili hiçbir sataşma yok.

BAŞKAN – Sayın Akçay, bakın, herkes yerinden konuşuyor, size de yerinizden söz vereyim, Sayın Yıldırım’a da söz vereceğim. Bu tartışmayı burada noktalayalım, başka bir zeminde saatler boyunca tartışmaya ben de varım, lütfen. Siz konuşun Sayın Akçay, sonra Sayın Yıldırım’a vereceğim, noktalayalım çünkü belli tespitler anlatılmaya başlandı. Gündemimiz var, çok yararlandım ben kendi adıma.

Buyurun.

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu tartışmalar özellikle, yeni anayasa çalışmalarının yapıldığı… Yıllardır Türk milletine bir etnik merkezli siyaset anlayışından kaynaklanan bir etnikçilik, etnik ayrım dayatılmaya çalışılıyor. Buraya çıkan pek çok hatip tarafından veya başka platformlarda, milleti tarif ederken neredeyse 36, 27 etnik gruptan falan bahsetmeye başlanıyor. Bu, hukuki anlamda, kültürel anlamda en azından ne kadar… Yani pek çoğunun iyi niyetli olduğunu da söyleyebiliriz, fakat sürekli etnisiteye vurgu yapmak resmen bölücülüktür. Yani bundan özenle kaçınmak lazım. Sürekli etnisiteye vurgu yapmak da ırkçılıktır, bunu herkes bir bilsin. Yani birtakım yerlerde, olmayan kavramlara ırkçılık atfediliyor ama asıl ırkçılık, etnikçiliktir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O nedenle, Anayasa’nın 66’ncı maddesi burada. Anayasa bir hukuk metnidir, buna göre bir belirleme yapmıştır ve doğrudur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zaten Anayasa’nın diğer maddelerinde, 10’uncu maddesinde ırkçılık açıkça reddedilmiş ve yasaklanmıştır. Ceza kanunlarımızda yasaktır. Dolayısıyla, hiç öyle afaki… Hem ırkçılık yapacak hem ırkçılık atfedecek doğru kavramlara.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Buna dikkat etmek gerekir. Millî birlik ve beraberliğimiz açısından, ortak değerlerimiz açısından bu fevkalade önemlidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Yıldırım, talebiniz nedir?

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Geçebilir miyim?

BAŞKAN – Siz talebinizi söyleyin bana.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Naci Bostancı Bey, benim Saidi Nursi’yle alakalı bir değerlendirmemi -belki benim eksik ifademden kaynaklanmış olabilir- benim kastetmediğim şekilde bir değerlendirme…

BAŞKAN – O zaman şöyle yapalım Sayın Yıldırım, hep yerinden söz verdim size de mikrofonu açayım, siz de bu konudaki düşüncelerinizi rahatlıkla mikrofondan söyleyin.

Buyurun.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Mümkünse, şeye hitaben…

BAŞKAN – Hiçbir arkadaş kürsüye gelmedi.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Yok yok, sataşmaya falan mahal vermeyeceğim.

BAŞKAN – Ben size süre de kısıtlamayacağım, iki dakika da vereceğim yerinizden. Tarihî ve sosyolojik bir tartışma yapıyoruz. Başka bir gerginlik sonucuna varmasın. Hepimizin faydalandığı bir süreç oldu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burası konferans salonu değil Sayın Başkan, Genel Kurul burası.

BAŞKAN – İki dakika süre vereceğim size ve noktalıyorum artık.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Tamam.

BAŞKAN – Buyurun.

25.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, ben, Saidi Nursi’nin öncelikle etnik bir amaçla Medresetüzzehra Üniversitesinde bu dilleri okutmak istediğini söylemedim. Bakın, bu milliyetçilik Saidi Nursi’ye göre ikiye ayrılır, kendisi ifade ediyor, kategorize ediyor: Müspet milliyetçilik, menfi milliyetçilik. Niye bunu söylüyorum? Çünkü, bazen biz de, bazen MHP de, bazen öbürleri de milliyetçilik kavramı üzerinden suçlanıyor. Milliyetçilik ayrı bir şeydir, ırkçılık ayrı bir şeydir. Hazreti Peygamber’in karşı çıktığı, taassup olarak ifade edilen “...”(x) diyor yani “Irkçılık üzerine ölen bizden değildir.” O ırkçılık ama müspet milliyetçilik ayrı bir şeydir yani milletini sevmek -bu hangi millet olursa olsun- onun dilini sevmek, onun mazlumiyetini dile getirmek ayrı bir şeydir, etnik kimlik üzerinde ırkçılık veya menfi milliyetçilik yapmak ayrı bir şeydir. Bu iki kavramı birbirinden ayırmamız lazım çünkü Hazreti Peygamber’in karşı çıktığı ırkçılık, menfi milliyetçilik zaten “...”(x) diyor. Yani “Ne Arap’ın Arap olmayana ne Arap olmayanın Arap’a ne siyahın beyaza ne beyazın siyaha üstünlüğü yok, hiçbirisinin öbürüne karşı üstünlüğü yoktur.” diyor. Bu üstünlük taslayanlar ırkçılık yapmış olur ama bu renklerin ve bu milletlerin mazlumiyetini savunanlar ırkçılık yapmamış olur. Bilakis, Saidi Nursi’nin şu çok güzel bir ifadesi var, onunla bitiriyorum sözümü kesmezseniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Diyor ki: “Fikrî milliyet hürriyetin bedelidir yani hürriyet fikrî milliyetten doğuyor yani bir insanda milletine karşı, milletinin muhabbetine karşı bir duygu yoksa o milletin hürriyeti ve özgürlüğü için de bir risk taşıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Eğer uygun görülürse bu konuda bir panel düzenleyeceğim Sayın Baluken. Meclis olarak bir panel düzenleyeceğiz, dışarıda tartışırız.

Şimdi diğer konuşmalara ve gündeme devam edelim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bu konuyla ilgili bir şey mi söyleyeceksiniz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet, evet, bu konuyla ilgili.

BAŞKAN – Sayın Baluken, yeteri kadar tartıştık.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Partimize sataşmalar da oldu, çok kısa bir iki hususu belirteyim.

BAŞKAN – Sayın Baluken, rica edeyim, daha sonra söz alsanız çünkü yeteri kadar konuşuldu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yani, ırkçılıkla…

BAŞKAN – Buyurun peki.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – …etnik milliyetçilikle suçlanan bir grubun sözcüsü olarak…

BAŞKAN – Ama cevap verdi Sayın Yıldırım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, Kadri Bey kendi şahsına yönelik olan duruma cevap verdi.

BAŞKAN – Peki, tamam, size de verelim, buyurun. Açayım mikrofonu. Kısmıyorum, sıralamıyorum, kızıyorsunuz sonra.

26.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yani, bu konuda tartışmayı derinleştirme gibi niyetimiz yok ancak Anayasa’nın 66’ncı maddesi üzerinden herkesi Türk kabul eden bir tanımı bütün siyasi partilere dayatma anlayışını asla kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz. Bu konuda her 4 siyasi partinin farklı görüşleri, farklı önerileri olabilir. Bu, biliyorsunuz, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda görüşülen en önemli sorun alanlarından biri. AKP Hükûmeti hem 24’üncü Yasama Döneminde hem de bu 26’ncı Yasama Döneminde anayasa masasını devirmemiş olsaydı siyasi partiler orada çok daha detaylı tartışmalar yapabilirlerdi. Biz Halkların Demokratik Partisi olarak, bir vatandaşlık tanımı üzerinden bizi zorla Türkleştirmeye çalışan bir anlayışı doğru bulmuyoruz. Zorla bir etnik tanım dayatması, rızaya dayanmayan bir etnik tanım dayatması zaten doksan yıldır yaşadığımız sorunların tamamıdır. Bunun, ya bir kapsayıcı olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı tanımı üzerinden ya da illa ki bir etnisiteye vurgu yapıyorsa, Anadolu, Mezopotamya, Türkiye, kürdistan coğrafyasındaki bütün halkları içerecek şekilde birtakım vurgularla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunu söylerken asla ırkçılık yapmıyoruz, asla etnik milliyetçilik yapmıyoruz, her iki ırkçılığı ve etnik milliyetçilik tanımını da reddediyoruz.

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Irkçılığın âlâsını yapıyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kürt’ün ya da Kürtçenin üzerinde bir baskı varsa, Laz’ın, Lazcanın, Çerkez’in, Çerkezcenin üzerinde bir baskı varsa bunu dile getirmek ırkçılık değil, tam tersine ırkçılığa ya da etnik milliyetçiliğe karşı çoğul kimliği, çoğul demokratik anlayışı savunmaktır diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup adına konuşmacılarına geçiyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisinin ilk konuşmacısı Aydın Milletvekili Sayın Mustafa Savaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır Mustafa Bey.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA SAVAŞ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerinde Hazine Müsteşarlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz ekonomi yönetiminin en önemli aktörlerinden biri olan Hazine Müsteşarlığının ekonomik istikrarın sağlanmasındaki ve sürdürülmesindeki rolünün oldukça önemli olduğunu belirtmek isterim.

Ayrıca, Hazine Müsteşarlığı, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması ve finansal istikrarın korunması hedefleri doğrultusunda ekonominin tüm aktörleriyle iş birliği içerisinde kamunun mali varlık ve yükümlülüklerini yönetmektedir.

Değerli milletvekilleri, küresel ekonomiye ilişkin risklerin ve belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde Türkiye ekonomisi istikrarlı bir şekilde büyümeye devam etmektedir. Son on üç yıllık dönemdeki reformlar sayesinde Türkiye ekonomisi makroekonomik istikrarı sağlamayı başarmıştır. Siyasi istikrarla birlikte hayata geçirilen reformlar, kamu maliyesinde sağlanan disiplin ve bunlarla uyumlu para politikaları, Türkiye'nin küresel kriz sonrası dönemde, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeden pozitif yönde ayrışmasını sağlamıştır.

Geçtiğimiz yıl kasım ayında gerçekleştirilen seçim sonrası kurulan 64’üncü Hükûmetimizin ortaya koymuş olduğu program, AK PARTİ hükûmetlerinin reformlar noktasında ne kadar kararlı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Değerli milletvekilleri, 1993-2000 döneminde ortalama olarak yüzde 3 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, 2003-2014 döneminde ortalama olarak yüzde 4,8 oranında bir büyüme performansı sergilemiştir.

Küresel piyasaların oldukça kırılgan olduğu bir ortamda Türkiye ekonomisi 2015 yılının Ocak-Eylül döneminde yüzde 3,4 oranında büyümüştür. Yılın son çeyreğinde siyasal istikrarın sağlanmasıyla birlikte 2015 yılının tamamında büyümenin yüzde 4 oranında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Ülkemiz ekonomisinin son on üç yıllık performansına bakıldığında büyümenin istihdam yarattığı, yoksulluğun azaldığı, gelir dağılımının iyileştiği görülmektedir. Küresel ekonomide özellikle gelişmiş ülkelerde istihdam piyasasında sorunlar hâlâ devam ederken Türkiye’de istihdam 2007 yılı sonundan 2015 yılı Eylül dönemine kadar 6,9 milyon kişi artmıştır, aynı dönemde Avrupa bölgesinde ise yaklaşık 3,3 milyon istihdam kaybı yaşanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bir zamanlar 3 haneli seviyelere kadar çıkan aşırı yüksek enflasyon dönemleri artık çok geride kalmıştır. Tüketici fiyatları enflasyonu 2002 yılında yüzde 29,8 seviyesinden 2015 yılında yüzde 8,8 seviyesine kadar gerilemiştir. Önümüzdeki dönemde uygulanacak sıkı para ve ihtiyatlı maliye politikaları ile yapısal reformların etkisiyle enflasyonun 2016 yılında yüzde 7,5, 2018 yılında ise yüzde 5 seviyelerine gerilemesini öngörüyoruz.

Hükûmetlerimiz öncesinde ülkemizde borç sürdürülebilirliğine ilişkin ciddi endişeler yaşanmaktayken kamu dengeleri ve kamu borcu açısından artık uluslararası alanda örnek gösterilen bir ülke hâline geldik. 2002 yılında merkezî yönetim bütçesi vergi gelirlerinin yani toplanan 100 liranın 85,7’si faiz ödemeleri için harcanırken bu oran bugün yaklaşık yüzde 13’e gerilemiştir. Bu da faiz bütçesinden hizmet bütçesine geçildiğini çok net bir şekilde göstermektedir. Dolayısıyla, bütçemizin kalitesinde de önemli bir iyileşme yaşanmış, yatırımlar ve sosyal harcamalar için daha fazla mali alan oluşturulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisinin son yıllarda güçlü bir yükseliş eğilimi yakalamasında ve ekonominin gelişmesinde büyük katkısı olan Hazine Müsteşarlığı, önümüzdeki dönemde de bugüne kadar olduğu gibi ekonomik istikrarın sürdürülmesi ve mali disiplinin devamı yönünde faaliyetlerini kararlılıkla sürdürecektir.

Hazine Müsteşarlığının 2016 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Savaş.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun ikinci konuşmacısı Bayburt Milletvekili Sayın Şahap Kavcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Değerli Bakanım, kıymetli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BDDK bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına konuşmak için söz almış bulunmaktayım.

28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden tam on dokuz yıl geçti. Askerlerin seçilmiş hükûmeti devirmek için başlattıkları bu süreç devlet ve toplum üzerinde büyük tahribatlara yol açtı. Postmodern bir darbe olmanın yanı sıra hırsızlık düzeni olan 28 Şubatın sorumluları, o zamanların bir kısım siyasileri, “beşli çete” diye andığımız bir grup, diğer kuruluşlar, medya ve askerlerdir. Askerler verdikleri brifinglerle medya, yargı ve sivil toplum örgütü kisvesi altındaki kuruluşları cadı avına hazırlayarak Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birini başlatmış oldular. Seçilmiş hükûmet karanlık güçlerin oyunlarıyla düşürüldü. Bunu fırsat bilen Türkiye düşmanları el konulan bankaların aracılığıyla milyar dolarları hortumlayarak ceplerini doldurdular. Bunun ispatı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Darbeleri Araştırma Komisyonunun 28 Şubatın Türkiye ekonomisine maliyetini yaklaşık 148 milyar dolar olarak açıklamasıdır. Sonuç olarak rahmetli Erbakan ile toparlanan ülke ekonomisine büyük bir darbe vuruldu, Anadolu sermayesinin önü kesildi.

Bu vesileyle 54’üncü Hükûmetin Başbakanı, ömrünü davamıza adamış merhum Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamızı da rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, o dönemlerde bankacılık sektörümüz yıllarca süregelen denetimsizlik, otoritesizlik, siyasi belirsizlik gibi nedenlerle birçok krize maruz kalmıştır. 1999 yılında kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ancak 2000 yılında faaliyete geçmiştir ve 28 Şubatın hediyesi Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerini bir anda kucağında bulmuştur.

Bakınız, 1997 ile 2002 yılı arasında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na 22 banka devredilmiştir ve bu bankaların devlete maliyeti 30 milyar TL; o günkü faiz, vergiler ve reel sektöre etkisiyle 100 milyar doların üzerinde bir maliyet oluşturmuştur. Düşünebiliyor musunuz, 2003 yılına kadar 30 civarında banka tasfiye ya da iflas şeklinde elden çıkarılırken, 2003 yılından sonra güçlü siyasi iktidarlarla yani güçlü AK PARTİ iktidarlarıyla yabancıların iştahını kabartır bir hâle gelmiştir. 2002 öncesinde kamu bankalarının görev zararlarının zamanında ödenmemesi, yönetimlerindeki zayıflıklar, özel sektörün devleti ve patronlarını fonlaması gibi nedenlerle tüm bankaların mali yapıları bozulmuş durumdaydı. 2001 yılı içerisinde sadece görev zararı nedeniyle kamu bankalarına menkul kıymete bağlı olarak kaynak aktarımı eski parayla 25 katrilyondur. Yine aynı dönemde, batan bankaların yanında sermaye ihtiyacı doğan kamu bankalarına yine nakit dışı kâğıt yoluyla 3 katrilyon -eski parayla- sermaye, nakit yoluyla da 326 trilyon -yine eski parayla- kaynak aktarılmıştır. Bakın, günümüzde bu kamu bankaları artık hazineye para aktarır duruma gelmiştir. Özel sektör bankalarının yabancılar tarafından satın alınmasıyla ülkeye döviz girişi sağlanmış, kamu bankalarının kârları ve halka arzı yoluyla hazineye önemli kârlar aktarılmıştır. Sadece Halkbankın bu süreçte hazineye aktardığı para eski parayla 15 katrilyondur.

Sayın milletvekilleri, size bazı rasyoları da belirtmek istiyorum. 2002 yılında Avrupa Birliği ülkelerinde banka aktiflerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 259 iken, bizim yüzde 60’tı. Şu an 2015 yılı itibarıyla yüzde 130’un üzerine çıkarak dünyadaki tüm bankaların ilgisini çekmiştir ve en son, dünyanın aktif büyüklükteki en büyük bankası Commercial Bank of China Limited Türkiye’de bir banka satın alarak sektöre girmiştir. Bu da Türkiye’deki bankacılık sektörünün takdire şayan bir durumudur.

Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyor, 2016 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavcıoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun üçüncü konuşmacısı olarak Manisa Milletvekili Recai Berber konuşacaktır.

Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA RECAİ BERBER (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinde Sermaye Piyasası Kurulunun bütçesi ve sermaye piyasalarına ilişkin grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi, yüce heyetinizi ve bizleri ekranları başında izleyen sevgili vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Yoğun ve özverili çalışmalar sonucunda bu tasarının Genel Kurula gelmesini sağlayan Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımıza, başta Maliye Bakanımız olmak üzere bütün bakanlarımıza ve emeği geçen bütün görevlilere ayrıca çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün 28 Şubat. Sabahtan beri de birçok kimse değerlendirmelerde bulundu. On dokuz yıl önce ülkemiz maalesef cumhuriyet tarihinin son postmodern darbesini yaşadı. Dün de bu darbenin en önemli muhatabı olan dönemin Başbakanı Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamızın vefatının yıl dönümüydü. Bugün “28 Şubat bin yıl devam edecek.” diyenleri, darbecileri hatırlayan yok ama bu darbelerin bizzat kendisine, kendi iradesine yapıldığını düşünen ve bunu bilen milletimiz 3 Kasım 2002’de o dönemi bir daha açılmamak üzere kapatmış ve tarihe gömmüştür. O dönemden bu yana AK PARTİ iktidarlarının gerçekleştirdiği sessiz devrim sayesinde de o dönemin artık hiç eseri kalmamıştır ama o dönemin muhatabı, savunan adam, büyük mücahit Erbakan Hocamızı rahmetle, minnetle, şükranla milletimiz anmaya devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bu neden çok önemli? Çünkü bir ülkede iki şey yoksa ülkede iki şey yoksa orada sermaye piyasası da piyasa ekonomisi de olmaz, olamaz. Hele sermaye piyasalarının gelişimi tamamen o ülkede bir, demokrasinin olması; iki, hukukun, hukuk düzeninin olmasına bağlıdır. Eğer bunlar rafa kalkmışsa ki, o dönemde, maalesef her ikisi de rafa kaldırıldı; vurgunlar, soygunlar… Sonuç: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu milletin yaşadığı en büyük siyasi, ekonomik kriz. Bu ekonomik krizin milletimize yaşattığı çöküntü ve krizi… İşte AK PARTİ hükûmetleri ilk döneminde onarım ve restorasyonla o dönemi gerçekleştirdi.

Değerli arkadaşlar, tabii, 2008 yılında da biliyorsunuz, dünya, belki 1929 bunalımından bu yana en büyük krizi yaşıyor ve o kriz döneminden sonra, dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde başlayan bu kriz, gelişmekte olan ülkeleri ve şu anda da bütün dünyayı etkilemeye devam ediyor. Ancak özellikle krizin merkez üssü Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) aldığı genişlemeci politikalar sonucunda Amerika Birleşik Devletleri toparlandı. Geçtiğimiz yıl, 2015’te yaklaşık yüzde 2,5 civarında büyüyeceği tahmin edilen ABD ekonomisinin 2016’da 2,6 büyümesi bekleniyor. Özellikle avro bölgesindeki gelişmeler de son dönemde yapılan genişleme politikalarıyla yeniden bir büyüme ivmesine girmiş durumda. Geçtiğimiz yıl 1,5, belki bu yıl, 2016’da 1,7 büyümesi hedefleniyor ama esas dünya ekonomisinin son yıllardaki kriz döneminde büyümesinin ivmesini sağlayan gelişmekte olan ülkeler oldu. Gelişmekte olan ülkeler son yıllarda dünya büyümesine yüzde 3,5 civarında katkı sağlarken, özellikle 2014-2016 katkı ortalaması 2,5’lara düştü. 2014 yılında 4,6 büyüyen gelişmekte olan ülkelerin 2016 yılında, inşallah 4,3 büyümesi bekleniyor.

Değerli arkadaşlar, özellikle çevremizdeki jeopolitik nedenlerle Türkiye de bundan çok ciddi anlamda etkileniyor ancak sermaye piyasalarımızla ilgili şunu söylemek istiyorum: 2012’de yaptığımız çok ciddi değişiklikle önemli bir ivme kazandık. Gerçekten sermaye piyasaları hem derinlik anlamında gelişti hem de -SPK’yı buradan kutluyorum- kanundan sonra yapılan düzenlemelerle bugün AB uyum sürecinde en önemli noktaya geldik. Bugün Türkiye'de sermaye piyasalarında arz edilen bütün menkul kıymetler artık Avrupa borsalarında da arz edilebilecek hâle geldi, kabul edildi. Bu da Türkiye açısından çok önemli bir gelişme ve aşama. Özellikle şirketlerimizin kredilerin ötesinde doğrudan doğruya birtakım kaynaklara, uzun vadeli kaynaklara, maliyetsiz kaynaklara ulaşması açısından sermaye piyasaları çok önemli. Bunun gelişmesini daha da sağlamamız gerektiğini düşünüyorum, bu konudaki enstrümanların daha da geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla sermaye piyasaları önümüzdeki dönemde Türkiye açısından da çok önemli olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECAİ BERBER (Devamla) – Ben 2016 bütçemizin de hayırlı olmasını diliyorum, SPK’ya da buradan tekrar teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Berber.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı olarak Artvin Milletvekili Sayın İsrafil Kışla konuşacak.

Buyurun Sayın Kışla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Vakıf, Allah rızasını kazanmanın dışında hiçbir karşılık beklemeden elindekini ihtiyaç sahibiyle paylaşmak, başka bir deyişle karşılıksız yardım etmek davranışı üzerinde şekillenen kurumsal bir yapıdır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, günümüzde yöneticileri hayatta kalmamış, Selçuklu ve Osmanlı döneminde kurulmuş yaklaşık 52 bin mazbut vakfın yaşatılmasını sağlarken aynı zamanda mülhak ve cemaat vakıflarıyla yeni vakıfların da kuruluş, dağılış, denetim işleyişini takip etmektedir.

Allah rızası için kurulan vakıflar topluma sunduğu hizmetlerini yıllar hatta yüzyıllar boyunca yaşatabilmişlerdir. AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde her alanda olduğu gibi üzerinde hassasiyetle durduğumuz, önem verdiğimiz kurumlardan biri de vakıflar olmuştur. Köklü bir geçmişe sahip olan Vakıflar Genel Müdürlüğümüz bu ihtişamlı ve kutlu emanete sahip çıkmak ve onu gelecek nesillere aktarmak için yoğun bir gayret sarf etmiştir. 2003-2015 yılları arasında yaklaşık 4.500 vakıf eserinin restorasyonu yapılmıştır. Bu sayede de ülkemiz ekonomisine 2 milyarın üzerinde yatırım yapılmış, 76 bin kişinin istihdamı sağlanmış, 625 milyon TL kümülatif kira geliri elde edilmiştir. 2003 yılı öncesinde yılda 5-6 vakıf eseri ancak restore edilebilirken bugün yılda 500’e yakın vakıf eseri restore edilebilmektedir.

Bugün ülkemizin sınırları dışında kalmış vakıf eserlerimize de tek tek el uzatılmaya çalışılmıştır. Öncelikle Kıbrıs, Bosna Hersek, Kosova, Bulgaristan ve Yemen olmak üzere Osmanlı izlerinin olduğu ülkelerde öncelikle vakfiyelerin ortaya çıkartılması, yurt dışı vakıf eserlerinin envanterinin tespit edilmesi, vakıf kültür varlıklarının projelendirilmesi ve onarılması için çalışmalar başlatılmıştır. Bugün ülkemizin sınırları dışında kalan Osmanlı vakıflarının izleri sürülmeye devam etmektedir. 2010 yılında Yemen’de, 2012 yılında Kırım’da, 2013 yılında da Macaristan’da vakıf envanter çalışması bitirilmiştir.

Bugün binlerce vakfımızın vakfiyelerinde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla 20 binin üzerinde ihtiyaç sahibi aile gıda yardımıyla desteklenmektedir. Muhtaç engelliler için 556 bin lira takriben 5 bin engelliye yardım yapılmakta, ilköğretim ve ortaöğretim çağındaki 15 bin öğrenciye de burs verilmektedir. Vakıflar Kanunu’nda yapılan değişiklikle yükseköğrenim öğrencilerine de burs verilmeye başlanmıştır. 2014-2015 yılları arasında da 5 bin öğrenciye aylık 200 TL burs verilmeye başlanmıştır.

Vakıf gayrimenkulleri yapım karşılığı kiralama, onarım karşılığı kiralama ya da kat karşılığı inşaat gibi yöntemlerle değerlendirilmektedir. Hazine bütçesinden hiçbir katkı almaksızın kendi gelirleriyle restorasyonları gerçekleştirilmekte, hayır hizmetleri sürdürülmektedir. Bugün, 571 adet taşınmazın kat karşılığı verilmesiyle vakıflara 4.393 adet gayrimenkul sağlanmıştır. 239 taşınmaz yapım karşılığı kiralama modeliyle, ayrıca da 220 vakıf eserinin de yine aynı yöntemle onarımı sağlanmıştır.

Ecdadımızın bizlere miras bıraktığı eserlerle ve ecdadımızla gurur duyuyoruz. Allah mekânlarını cennet etsin, bizlere de o ecdada layık torunlar olarak, hayırla yâd edilmeyi Rabb’im nasip etsin. Bugün faaliyet gösteren 4.993, 5 bine yakın yeni vakıf ve yeni kurulacak vakıflarla da gelecek nesillere güzel eserler ve güzel hizmetler bırakmayı Rabb’im nasip etsin.

Ecdadımızın bu vakıf ruhunu yeni nesillere güzel bir şekilde aktarmak, vakıf ruhuna sahip çıkacak nesiller yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Hiçbir beklentisi olmadan, sırf Allah rızasını kazanmak için imkânını, zamanını, ilmini, emeğini, servetini vakfedecek nesiller yetiştirmeliyiz. Hizmetten zevk alan nesiller yetiştirmeliyiz. Kendi çıkar ve menfaatiyle değil, hizmetlerinden istifade eden ve yüzünü güldürdüğü insanların sevinciyle mutlu olan nesiller yetiştirmeliyiz.

Bu hususta, vakıf medeniyetiyle ilgili en azından okullarda müfredata bir ders konularak okutulmasının doğrusu faydalı olacağını düşünüyor, vakıflara hizmet edenlere teşekkür ediyor, 2016 Vakıflar bütçesinin hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kışla.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Sayın Yusuf Beyazıt konuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Beyazıt.

AK PARTİ GRUBU ADINA YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde ikinci konuşmacı olarak söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Vakıf, kişinin kendisine ait taşınır ve taşınmaz mallarını, helal kazançlarını, emeklerini, kendisine göre kutsal gördüğü bir gayeye hasretmek olarak tanımlanır. Vakıfta Allah rızası, insan sevgisi ve kamu yararı vardır.

İnsanlık var olduğundan beri toplumsal yardımlaşmaya ihtiyaç duymuş, bu duygu değişik toplumlarda değişik şekilde tezahür etmiş, bizim kültürümüzde vakıflar olarak kendisini göstermiştir. İslam’la beraber tüzel kişilik kazanan vakıflar, Selçuklu döneminde külliyelere, medreselere, hanlara, hamamlara ve kervansaraylara vücut vermiş, Osmanlılar zamanında da bir medeniyet olarak altın çağını yaşamıştır.

Değerli milletvekilleri, kadim bir medeniyetin sonucu olarak dünya medeniyeti hâline gelen vakıflarla ilgili bazı örnekler vermek istiyorum. Anadolu’nun, Balkanların, kısaca Osmanlı’nın gittiği bütün coğrafyada nerede bir tarihî han, hamam, kervansaray, çeşme, mescit, darületfal, darüleytam, darülaceze, bimarhane, sebil, çeşme, medrese, külliye, çarşı, hastane görürseniz biliniz ki vakıflar eliyle yapılmıştır. Hepsinin bir hayratı ve bir akarı vardır. Hepsi bir abide, hepsi bir şaheserdir. Tezhibiyle, tezyiniyle, hüsnühatlarıyla, kündekâri kapılarıyla, el dokuması halıları, kilimleriyle, şamdanlarıyla, tombaklarıyla, el yazması Kur’an-ı Kerimleriyle en büyük zenginliklerimizdir.

Ecdadımız daha İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi çıkmadan insan kişiliğini koruyan vakıflar kurmuşlardır; yün vakıfları bunun en güzel timsalidir. Bir vâkıf yaşlı kadınlar aç açık kalmasınlar diye bir vakıf kuruyor, aradaki zararı vakıf tazmin ediyor. Hayvan haklarını daha dünya bilmezken bizim ecdadımız göçmen kuşları koruyan, onlara yem veren vakıflar kuruyor. Hasta leylekleri tedavi eden vakıflar kuruyor. Kedilere “darülmiyav”, köpeklere “darülhavhav” diyerek, kuş evleri yaparak hayvanlara ne kadar sevgi ve özen gösterdiğini gösteriyor. Sadaka taşları, sadaka vakıfları kuruyor. Hayır sahipleri sadakalarını gecenin karanlığına terk ediyor, ihtiyaç sahipleri de ihtiyacı olan parayı oradan alıyor, ne alan vereni biliyor ne de veren alanı. Öksüzleri koruyan vakıflar kuruyor. Çocukları pikniğe götüren vakıflar kuruyor. Evlenemeyen kızların çeyizlerini ödeyen vakıflar kuruyor. Hizmetçi kadınların kırdığı kapları ödeyen, hizmetçi kadınlar zarar görmesinler diye vakıflar kuruyor.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu anlayışın devamı olarak, vakfiyelerinde eğitim şartı bulunan vakıfların gayelerini gerçekleştirmek üzere Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi kurulmuştur, bunu dikkatinize sunmak isterim. Bu vakfın kurucusu, Mimar Sinan Vakfı, Fatih Sultan Mehmet Vakfı, 2 tane de hanım sultan olan Nurbanu Valide Sultan ile Hatice Sultan Vakfıdır. Bu üniversite, geleceğin Mimar Sinanlarını, geleceğin hat sanatı ustalarını ve geleceğin hukukçularını yetiştirecektir.

Vakıf, insanın yalnızlık ve yabancılık çektiği modern dünyada ona yalnız ve yabancı olmadığını hatırlatmaktır; fakirin gülen yüzü, zenginin var oluş gayesidir. En önemlisi, vakıf şifadır, bazen açlığa, bazen yalnızlığa, bazen zamana, bazen hastalara.

Bu anlayışla, İstanbul’da, yine bir hanım sultan adına Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi kurulmuştur. Bu üniversitenin kurucusu ise Osmanlı’nın kurduğu mazbut vakıflardan birisi olan Bezmiâlem Valide Sultan Vakfı, Silahtarağa Vakfı ve cennetmekân II. Abdülhamit Sani vakfıdır. Bu üniversite İbni Sina gibi hikem sahibi hekimler yetiştirecektir.

Değerli kardeşlerim, Fatih’in vakfiyesindeki bir cümleyi size söylemek isterim: “Mazaallah, herhangi bir gıda vaki olduğu zaman, böyle bir hâl karşısında ehlierbaba silah verile.” diyerek hayvan haklarına yine bir kez daha dikkat çekmektedir.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve tüm kurumların bütçelerinin ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı olarak Adana Milletvekili Tamer Dağlı konuşacak.

Buyurun Sayın Dağlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletimizin ve ülkemizin kalkınmasını, gelişmesini geciktiren 28 Şubat ve benzeri darbe girişimlerini kınıyor, millet iradesinin yüce ve yegâne temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, bulunduğu coğrafyadan dolayı, doğal afetler ve terör eylemleriyle sık sık karşı karşıya gelmektedir. Bunun yanında, dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumların da kaderini kendi kaderi olarak gören ülkemiz hiçbir acıya duyarsız kalmamaktadır. Çok sayıda can kaybına ve büyük çaplı maddi kayıplara yol açan afetler ve eylemler anında ve bilinçli müdahale etme gerekliliğini de ortaya koymaktadır.

İşte, bu amaçla, 2009 yılında çıkarılan bir yasayla Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kurulmuştur. AFAD üstlendiği misyon ve zarar azaltma, hazırlık, müdahale, iyileştirme evrelerinden oluşan bütünleşik afet yönetim sistemiyle, deneyimli ve bilgili kadroları, son teknoloji ürünü ekipmanlarıyla olası bir afete karşı mümkün olabilecek hazırlığın en kapsamlısını gerçekleştirmektedir.

2011 yılında yaşadığımız Van depremi AFAD’ın ne kadar önemli bir kurum olduğunu ortaya çıkarmıştır. Deprem meydana geldiği anda hızlı bir şekilde harekete geçen AFAD 3.200 personelini anında, yirmi dört saat içerisinde deprem bölgesine sevk etmiş ve hızlı müdahalesiyle 252 vatandaşımızın sağ olarak göçük altından çıkarılmasına vesile olmuştur. Aynı zamanda, yine, yirmi dört saat içerisinde 9 bin çadır, 25 bin battaniye, 4 bin soba da depremzedelere ulaştırılmıştır. Sadece depremin hemen ardından yapılan çalışmalar değil, Van’ın yeniden inşasında AFAD’ın üstlendiği sorumluluk da takdire şayandır.

Düzenlediği yardım kampanyalarıyla Suriye, Somali, Myanmar, Filistin ve Balkan ülkelerinde yaşanan felaketlere de el uzatan AFAD, dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumlara destek olmayı sürdürmektedir.

AFAD, ülkelerinde uğradıkları zulüm yüzünden kaçmak zorunda kalan Suriyeli kardeşlerimize verdiği hizmetle de, deyim yerindeyse, göğsümüzü kabartmaktadır. İnsani ve vicdani görevini yerine getirerek 2,6 milyon Suriyeliyi misafir eden Türkiye, AFAD aracılığıyla 26 geçici barınma merkezi kurdu. Bu merkezlerde 300 bin Suriyelinin sadece fiziksel değil, psikolojik ihtiyaçları da giderildi. Hâlen de bu sosyal sorumluluğu yerine getirmektedir.

Birleşmiş Milletlerin 2015 yılında AFAD tarafından kurulan geçici barınma merkezlerine en iyi kamu hizmeti ödülü vermesi elbette boşuna değildir. Geçici barınma merkezlerinde sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığı aracılığıyla ücretsiz olarak yerine getirilmektedir. Bugüne kadar da bu misafirlerimize tedavileri için 330 bin ameliyat, 11,5 milyon poliklinik hizmeti verilmiştir. Avrupa ülkelerinin aksine, Suriyeli kardeşlerimiz arasında din, dil, ırk, eğitim ayrımı yapmadan 9 milyar dolarlık insani yardım gerçekleştirilmesi Türkiye'nin insani ve vicdani sorumluluğa verdiği önemi göstermektedir.

Yine, terör örgütü PKK ve uzantılarının temizlenmesi ve kamu düzeninin tesis edilmesi için yapılan operasyonlar nedeniyle sokağa çıkma yasağı uygulanan il ve ilçelerimizde AFAD Kızılayla beraber vatandaşlarımıza gıda yardımı yapmıştır. Ayrıca, bu bölgemizdeki terörden zarar gören gençlerimizin eğitim ve psikolojik desteğini de yine AFAD aracılığıyla vermekteyiz. Aynı zamanda, geçen hafta Sur’da yine terörle mücadelede meydana gelen göçükte de ilk müdahale AFAD tarafından yapılmış ve 4 askerimiz göçük altından yaralı olarak çıkarılmıştır. Orada da 3 şehidimiz olmuştur. Ben bu vesileyle yine şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, terörü ve teröre destek verenleri kınıyorum, sırtını teröre dayayanlara da şunu söylüyorum: Her ne kadar PKK’ya “terörist” diyemiyorsanız da, bu ülkenin yıkılmasına, bu ülkenin zarar görmesine destek veriyorsanız da şunu bilin ki biz bu ülkenin onarımını, bu ülkenin yücelmesini sonuna kadar sağlayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAMER DAĞLI (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum, Allah’a emanet olun diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın hatip konuşurken bizi ve partimizi kastederek bazı ithamlarda bulunmuştur. Sataşmadan söz hakkı istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – PKK’yı kastetti.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – PKK’yı kastetti.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Nerede dedi?

BAŞKAN – Sayın Demirel, sayın hatip dedi ki: “Sırtını teröre dayayanlar, terörün destekçileri olanlar…” Siz niye üstünüze alındınız bunu?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – “Terör” dedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kabul ediyor musunuz?

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Niye üstünüze alınıyorsunuz ki?

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Her “terör” lafını niye üstünüze alıyorsunuz ki?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Niye üstünüze alınıyorsunuz ya!

ORHAN KIRCALI (Samsun) – O siz misiniz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bu siyasetçiler kimdir? Bu sözler kimlere söyleniyor Sayın Başkan?

BAŞKAN – Eğer üstünüze alındıysanız buyurun iki dakika vereceğim size söz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bu siyasetçiler kimlerdir yani bu siyasetçiler kimdir, kime söyleniyor şimdiye kadar?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Niye üstünüze alınıyorsunuz ya?

BAŞKAN – O zaman soracaksınız, açıklama yapacak.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tamam, açıklamasını bekliyorum, kimi kastederek söyledi.

BAŞKAN – Tamam, kimi kastediyorsunuz, soralım bakalım.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Geneli lanetliyor, geneli.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Yarası olan gocunur ya.

TAMER DAĞLI (Adana) – Ben sırtını teröre, PKK’ya ve PYD’ye dayayan kimse onları kastediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Tamam, bravo!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Kimdir yani söylesin, açık söylesin kim olduğunu.

BAŞKAN – Yapılacak bir şey yok Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – O zaman açık söylesin, kim olduğunu söylesin, saklamasın yani. O zaman niye saklıyor, niye imalarda bulunuyor?

BAŞKAN – O, onun sorunu, ona bir şey söyleyemem.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – O yüzden biz de konuşma hakkımızı kullanacağız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama siz onlara karşı, sırtını PYD’ye veya teröre dayayanlara karşı söz mü istiyorsunuz?

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Kabul ediyorsunuz o zaman, söz isteyerek kabul ediyorsunuz.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Söyledi işte, “Sırtını terör örgütlerine dayayanlara söylüyorum.” dedi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Kimi kastettiğini söylesin. Burada bizi kastetmiyorsa biz söz hakkı kullanmayacağız.

BAŞKAN – Üstünüze niye alınıyorsunuz Sayın Demirel?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır, kimi kastettiğini söylesin o zaman, açıkça söylesin.

BAŞKAN – O onun takdiri, ona söyle diye ısrar edemem ki.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tamam, o zaman biz de söz hakkı talep ediyoruz.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - “Terör” deyince niye ayağa kalkıp zıplıyorsunuz.

BAŞKAN – Tamam, siz de “Sırtını PYD’ye dayayanlara karşı…”, o lafı kendi üstünüze aldıysanız PKK’yı ve terörü savunuyorsanız ve onu konuşacaksanız buyurun gelin iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Ha, buyur konuş. Bu bir belgedir, bu bir belgedir.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Onu konuşmayacağım, ben ne demek istediğimi söyleyeceğim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Başkanım, teröre destek verenler bu kürsüde konuşamaz.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Kabullenmiş oldu Sayın Başkan. PKK’ya desteği kabullenmiş oldular.

BAŞKAN – Hadi iki dakika konuşun bakalım şimdi.

Bakalım ne olacak, merak ettim ne diyecek?

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Adana Milletvekili Tamer Dağlı’nın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Bu bir belgedir.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, terörü savunanlar kürsüde nasıl konuşacak?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Sayın Başkan, susturacak mısınız, yoksa…

BAŞKAN – Tamam, sayın milletvekilleri, bir susar mısınız, konuşmacı kürsüde, lütfen.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Susmuyoruz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Terörü savunanlar kürsüde konuşamaz Sayın Başkan. Teröre sırtını dayayan kürsüde konuşamaz. Terör adına burada konuşma yapamaz Sayın Başkan.

MEHMET METİNER (İstanbul) – “PKK’ya ve PYD’ye dayamıyoruz.” diye söylesin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşmacı üstüne alınmış, yapacak bir şey yok, dinleyeceğiz. Lütfen…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ama sizin tanımlamanız çok sakıncalı yani sizin öyle tanımlamanız çok sakıncalı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Terör adına nasıl konuşma yapacak burada!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Sayın Başkan, bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ağzına alamazsın onların ismini.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – …AKP Hükûmeti bu sözleri bize söyleyerek açık söylüyor, “HDP” diyor, “HDP”.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – “HDP” demedi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Sayın hatip burada konuşurken niye ifade etmiyor peki? O zaman net olarak ifade etsin. Kime söylüyor?

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – “Sırtımı PKK’ya dayamıyorum.” de.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Hayır, ben şunu söyleyeceğim, onu değil, şunu söyleyeceğim. Şu anda Sur’da 200’e yakın çocuk ve kadın göçük altındadır.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Yalan, yalan söylüyorsun. Şimdiye kadar söylediğiniz her şey yalan çıktığı gibi bu da yalan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Burada konuşurken şunu ifade etti: Çocuklar ve kadınlar göçük altında kaldı. Şimdi, şu anda Sur’da 200 çocuk ve kadın tank, top ve ağır silahlarla göçük altındadır.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Doğru söylemiyorsun.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Kendi kurmacanız, uydurmanız, yalan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Son haberlere bakın…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Bakıyoruz, hep bakıyoruz. Yüzünüz bile kızarmıyor konuşurken!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - ...“Yalan.” dediniz, Cizre’de de “Yalan.” dediniz.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – “Sırtımızı PKK’ya dayamıyoruz.” diye söyleyin Sayın Konuşmacı.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Cizre’de “Yalan.” dediniz, bütün 172 kişi…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Teröristin cenazesine giden vekilin hesabını versene sen!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - …göçük altında kaldı ve yakılarak ikinci bir Madımak ortamı sağlandı.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – 28 can verildi, onların hesabını versene! Ankara bombacısının hesabını versene!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Yakılarak bütün 7 il ve ilçelere dağıtıldı, cenazeler kömür hâlde dağıtıldı. Bunların hepsi sivil insanlardı.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – “Sırtımızı PKK’ya dayamıyoruz.” diye söyleyin!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Burada hepsinin ismini tek tek ifade ettik. Siz, bu halka… Bu halkın iradesiyle seçilen, 6 milyon oyla seçilen ve gelen, burada demokratik siyaseti savunan insanlara bunu söyleyemezsiniz. Biz demokratik siyasetin gerçekleşmesi için bugün burada mücadele veriyoruz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kandil siyaseti yapma!

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Yalan söylüyorsun!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Bugün yaptığınız, 28 Şubat darbesinin daha da ötesidir. Bugün sizin yaptığınız, aynen aynı darbenin bir ürününü 2016 yılında hayata geçirmektir. Bugün Silopi’de, Cizre’de, Sur’da uyguladığınız tam da 28 Şubat 1997’de uygulanan darbedir. Sur’da tankların ne işi var? Sur’da topların ne işi var? O evleri kimin… PKK’nin mi, HDP’nin mi tankları topları evleri yıkıyor?

HASAN TURAN (İstanbul) – 28 Şubatı organize eden figürân olarak sizi kullanıyor şimdi. 28 Şubatçıların yeni figüranları sizsiniz!

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – 28 Şubat zihniyeti sizin zihniyetiniz, aynı zihniyet.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Evleri tanklar ve toplarla yıkan kimdir? AKP Hükûmetinin, ordunun ele geçirdiği bir darbedir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – …ve bu darbeyle halkın başına yıkmaya çalışıyorsunuz.

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Demirel.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – 28 canın hesabını ver önce sen!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Hepinizi kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Kahrolsun PKK!

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Kahrolsun PKK!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yargılanacaksınız!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Kim yargılanacak göreceğiz, göreceğiz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Göreceğiz, siz yargılanacaksınız! Vatana ihanetten yargılanacaksınız!

BAŞKAN – Sayın Enç…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – 1997’de nasıl gördükse yargılananları, bugün de tarih bize yargılananları gösterecektir!

BAŞKAN - Sayın Demirel…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Tarih de yargılayacak sizi, bu ülke de yargılayacak!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hâlâ PKK’yı savunuyorsun ya!

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Halk görüyor, bir daha seçilemeyeceksiniz. Hepiniz bittiniz, son kez kandırdınız!

BAŞKAN – Müsaade ederseniz bir şey konuşmak istiyorum.

Sayın Dağlı konuşmasında dedi ki: “Sırtını PYD’ye dayayanlar ve terörü savunanlar.” Size ısrarlı bir şekilde sordum: “Bunun için cevap mı vereceksiniz, üstünüze mi alındınız?” dedim, siz de ısrarlı bir şekilde geldiniz, konuştunuz.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Evet, alındı.

BAŞKAN – Şunu söylüyorum ve kimseye söz vermeyeceğim: Sayın milletvekilleri, bu kürsüde terörü destekleyenler, sırtını PYD’ye veya PKK’ya dayayanlar bir daha asla, en azından benim idaremde konuşmayacaktır, bunu bilmenizi isterim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben yerimden söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN – Efendim?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yerimden söz hakkı talep ediyorum, İç Tüzük’e göre.

BAŞKAN – Ne gerekçeyle?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – 60’a göre.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre yerimden söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Bir dakika.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, niye HDP Grubu olunca bir dakika oluyor, diğerlerine sınırsız oluyor?

BAŞKAN – Pardon, özür dilerim, tamam.

Grup başkan vekili olduğunu bir an unuttum, alışmışım geçmişten.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Pek unutmuş gibi durmuyorsunuz.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine, HDP Grubu olarak sırtlarını bir tek halka dayadıklarına ve herkesin düşüncesini özgürce ifade etmesini sağlayan dik bir duruşları olduğuna ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, az önce kürsüden konuşan hatip hem grubumuza bakarak hem de ifade ettiği sözler üzerinden “siyasetçiler” diyerek bizi kastederek ifade ettiği için ben cevap hakkı istedim ve sataşmadan dolayı cevap hakkı istedim.

Biz sırtımızı halkımıza dayıyoruz ve 6 milyon insanın, halkın oylarıyla seçilmiş bir partiyiz. Demokratik siyaset yapmak için buradayız.

BAŞKAN – Çok güzel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bunu defalarca burada ifade ettik ama ben kürsüye çıkarken ki amacımı söylememe rağmen sizin hem kapanışta hem de kürsüye çıktığım zamanki ifadelerinizi kabul etmiyorum Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanakları isteyeceğiz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bunlara tutanaklardan tekrar bakacağız.

Sizin buna ilişkin yorum yapma ya da herhangi bir durumu değerlendirme gibi bir durumunuz söz konusu değil.

Ben konuşan hatibin söylemleri ve bize sataşması üzerine söz talep ettim ve siz de söz talebime “Olur.” dediniz, verdiniz ama bunu farklı bir yere çekerek, farklı bir anlam biçmeye çalışarak bu sorunu biz çözemeyiz. Yani, biz HDP Grubu olarak demokratik siyasetin burada gelişmesi ve sırtımızı nereye dayadığımızı da çok net biliriz. PYD’nin bize ihtiyacı yoktur, PYD Suriye’de siyaset yapan bir partidir ama biz de Türkiye’de Türkiye halklarıyla birlikte 6 milyon insanın oyunu almış bir siyasi partiyiz…

BAŞKAN – Elbette.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - …ve Parlamentoda grubu olan bir siyasi partiyiz.

BAŞKAN – Elbette.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Biz siyasetimizi burada, Mecliste söylemlerimiz üzerinden dile getiririz.

Sadece o değil; hatip ifade ederken AFAD’la ilgili, Sur’la ilgili, yaşananlarla ilgili de bir kısım bilgiler verdi ama o bilgilerin doğru olmadığını da ifade ederek aslında bir kısım düzeltmelere gitmek istedim çünkü bizzat orada yaşayan biri olarak bunların nasıl geliştiğini biliyorum. Bunları da ifade ederek yaşadığımız siyasal süreç üzerinden Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de evlerin nasıl yıkıldığını, kim tarafından yıkılıp yakıldığını biliyoruz. Kimsenin tankı, topu yok ki. Kimin var? Bir tek devletin tankı, topu var ve bu tankla, topla binalar yıkıldı. Bunları ifade etmeye çalıştık. Oysa, bırakın AFAD’ın girmesini sağlamak, orada şu anda sokağa çıkma yasağı var, bunu ifade etmeye çalıştım Sur için. Şu anda abluka var, sokağa çıkma yasağı var ve oradaki insanların yaşam tehdidi içerisinde olduklarını ifade etmeye çalıştım. Yoksa, biz HDP Grubu olarak çok net ifade ediyoruz ki sırtımızı bir tek halkımıza dayarız ve burada demokratik siyaset yapan, herkesin demokratik ve özgürce düşüncesini ifade etmesini sağlayan dik bir duruşumuz vardır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de bu açıklamanızdan dolayı size teşekkür ederim.

Bundan evvelki konuşmacının “terör örgütü ve PYD’ye sırtını dayayanlar” şeklinde bir ifadesi oldu. Siz söz istediniz, ben de size “Özellikle sizin grubunuzun adını zikretmedi, bu konuda neden sataşmadan dolayı söz istiyorsunuz?” diye ısrarlı bir şekilde sordum birkaç kez, siz “Konuşacağım.” dediniz. Ben zannettim ki bizi kastederek yani sizin grubunuzu kastederek böyle bir şeyin olmadığını ve sırtınızı -biraz önce söylediğiniz gibi- halkımıza dayadığınızı açıklayacaksınız fakat farklı bir cevap verdiniz. Ben onun üzerine tepki gösterdim.

Çok mutlu olurum, herkes çok mutlu olur, sırtınızı halkınıza dayıyorsunuz. Elbette ki burada demokratik siyaset, sivil siyaset için uğraşıyoruz. Bu açıklamayı yaptığınızdan dolayı size teşekkür ediyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, ben orada ifade ettim…

BAŞKAN – Ben burada konuşurken HDP’yle ilgili hiçbir şey söylemedim, sadece terör örgütüyle ilgili düşüncemi açıkladım.

Tekrar teşekkür ediyorum açıklama yaptığınız için Sayın Demirel.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili şimdi biz tutanakları istiyoruz.

BAŞKAN – Tabii.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sizin Genel Kurulu yönetme dışında, bir siyasi partiyi herhangi bir şekilde zan altında bırakacak bir yorum yapmaya hakkınız yok.

BAŞKAN – Böyle bir şey yapılmadı. Buyurun, tutanakları inceleyin, ne gerekiyorsa yapalım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tutanakları inceledikten sonra da kimin sırtını teröre dayayıp dayamadığı meselesini de netliğe kavuşturacağız.

BAŞKAN – Tamam, buyurun inceleyin tutanakları.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O söz hakkımızı saklı tutuyoruz.

BAŞKAN – Ondan sonra, burada, serbest kürsü, konuşuruz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam, yeter artık!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ben ifade ederken de orada da aynı şeyleri söyledim ama çok sataşma olduğu için anlaşılmadı.

BAŞKAN – Neyse, tamam, açıklığa kavuşturdunuz şimdi her şeyi, problem ortadan kalktı.

Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Eyvah eyvah! Sempozyumda mıyız, panelde miyiz, Mecliste miyiz belli değil.

BAŞKAN – Panel, panel, panel Sayın Altay.

Buyurun Sayın Bostancı.

28.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, siyasi partileri zan altında bırakmamak herkesin dikkat etmesi gereken bir temel ilke. AK PARTİ Hükûmeti, AK PARTİ iktidarı belli yerlerde teröre karşı bir mücadele veriyor; devlet güçleri marifetiyle veriyor, hukuk esasında veriyor. Bu mücadeleyi çarpıtmak, oradaki terör örgütünün varlığına yönelik kalkan anlamına gelebilecek, insanların zihninde böyle bir şüphe uyandırabilecek diskurlarla “Kadınlara, çocuklara yönelik, halka yönelik katliam yapılıyor.” demek asla kabul edilemez. HDP 6 milyon insandan oy almıştır, meşruiyetini buna borçludur, halka dayalı siyasetini bu çerçevede yapmak durumundadır; 25 milyon oy almış AK PARTİ’ye karşı da çok daha dikkatli bir dil kullanmak lüzumu açıktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani, sataşmadan söz isteyeceğim.

BAŞKAN – Ne gibi bir sataşma yaptı?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – HDP’nin verdiği bilgilerin terörle mücadeleyi tamamen çarpıttığını ifade etti Sayın grup başkan vekili açıkçası karşıdan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir izlenim doğuruyor!

BAŞKAN – İzlenimi giderici bir konuşma yapar o zaman Sayın Baluken.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bakın, dün gece itibarıyla Rakka’dan ve Türkiye sınırından, Akçakale’den Tel Abyad’a yönelik bir IŞİD saldırısı gerçekleşti. Türkiye’deki, Türkiye sınırındaki 10’a yakın noktadan ve Rakka’dan içeri giren IŞİD çeteleri, orada Rojava halkının elde etmiş olduğu kazanımları tamamen boğmaya yönelik çok vahşi bir saldırı gerçekleştirdiler. Bütün ülkelerin bu yaşanan hadiseyle ilgili net kayıtları var, bunlar yakında da dökülecek. Yine, Rojava yönetimiyle konuştuk, Türkiye sınırından IŞİD çetelerinin geçmesiyle ilgili bilgileri de uluslararası arenaya taşıyacaklar.

Cumhurbaşkanının özellikle bugün havaalanında yapmış olduğu açıklama da çok manidar. Tel Abyad’ın yüzde 70’inin IŞİD kontrolüne geçtiğini söylüyor. Anladığım kadarıyla, organize edip planladığı saldırıyla ilgili yanlış bilgiler akmış kendisine. Şunu ifade edeyim: Şu anda, Tel Abyad’da o vahşi IŞİD çeteleri tamamen temizlenmiş durumda, Tel Abyad’ın bu vahşi saldırıdan korunmasını da biz büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz.

Burada özellikle, IŞİD, El Nusra ve AKP ilişkisine yönelik defalarca söylediğimiz hususlarla ilgili duruşumuzu net olarak koruyoruz. Geçmişte ifade ettiğim bilgileri tekrar edecek değilim ama önümüzdeki kısa bir süre içerisinde kimin terör örgütleriyle iş birliği içerisinde olduğu, kimin terör örgütlerinin diğer ülkelerdeki operasyonlarını yürüttüğü net bir şekilde ortaya çıkacak. Umarım, onlar uluslararası arenada da paylaşıldığı zaman siz buraya çıkıp bu kürsüden bize cevaplar verirsiniz.

Çok fazla merak etmeyin, beklemeyin, az kaldı diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Cumhurbaşkanına ilişkin elinde hiçbir belge, bilgi olmaksızın “Tel Abyad’da IŞİD’in yapmış olduğu saldırıyı planlayan, organize eden” gibi son derece talihsiz, yakışıksız bir üslupla konuşmuştur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – IŞİD’i mi savunuyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Bu açık bir sataşmadır, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına bir sataşmadır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – IŞİD’e sataşmadan mı söz istiyor Sayın Bostancı? Ben öyle anladım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bir Vekil olarak bu çerçevede söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Cumhurbaşkanına…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika…

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhurbaşkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Türkiye, IŞİD’i bir terör örgütü olarak görüyor, koalisyon güçleriyle birlikte Suriye’ye yönelik yaklaşımı belli.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O yüzden sınırları açıyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Üstelik, bir ateşkes anlaşması var, El Nusra ve IŞİD hariç. Devletin bu konudaki tavrı da belli.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kabul ettiniz mi ateşkesi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Tel Abyad’da IŞİD bir saldırı başlatmış. Sayın Baluken, insan biraz haddini bilmeli. “Planlayan, organize eden Cumhurbaşkanı.” gibi bir laf size yakışıyor mu?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Her şey yakışır ona, her şey!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Kendi varlığınızı ve meşruiyetinizi 6 milyon oya bağlıyorsunuz. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, saygılı bir dille konuşmanız gerekmez mi? Siz bu saygısızlığı yaparsanız siz kendinize saygı bekleyebilir misiniz? Dikkat edeceksiniz. Öyle rastgele, uluorta “IŞİD’le iş çeviriyorlar, iş yapıyorlar.” tarzındaki konuşmaları şiddetle reddediyorum. Cumhurbaşkanına ilişkin çeşitli konulara yönelik eleştiriler yapabilirsiniz ama belli bir üslup, belli bir dikkat içerisinde çünkü hepimiz eğer meşruiyetimizi halka borçluysak… O insan atamayla oraya gitmedi, halkın oylarıyla gitti, sen de dikkat edeceksin, herkes dikkat edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IŞİD’e ilişkin doğru dürüst bilgisi olmayan, ne Zerkavi’den ne Zevahiri’den ne Bağdadi’den, bu adamların ne yaptığından haberi olmayanlar bir IŞİD efsanesi, iki tane cümleyle IŞİD efsanesi oluşturmaya ve burada AK PARTİ’yi töhmet altında bırakmaya çalışıyorlar. Bütün bunları şiddetle reddediyorum.

Bizim Suriye’de tek yaklaşımımız vardır, mazlumların ve masumların yanındayız. Bunu dünya âlem biliyor, siz de biliyor olmalısınız.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, sizi dinliyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın grup başkan vekili saygısızlık yaptığımı ifade ederek bir açık sataşmada bulundu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Yaptın.

SELİM DURSUN (Sivas) – Yarın gelecek, belgelerle açıklayacaksın, göreceğiz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Yapmadınız mı saygısızlık, öyle mi iddia ediyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun.

Sayın Baluken, saygısızlık yapmadığını açıklayacak herhâlde, sataşmadan dolayı söz istedi.

SELİM DURSUN (Sivas) - Özür mü dileyeceksin?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – O zaman “Cumhurbaşkanına saygısızlık yapmadım.” deyin.

BAŞKAN – Buyurun.

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet, görebildiğim kadarıyla Sayın Başkan, siz milletvekillerine ve siyasi partilere saygısızlık yapmayı bir hüner olarak kabul ediyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Saygısızlık senin mesleğin.

BAŞKAN – Laf atmayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, burada gelip birtakım iddiaları ortaya koyarken Suriye’de ateşkesin devreye girdiğini söyledi. Herhâlde Başbakanı çok takip etmiyorsunuz Sayın Grup Başkan Vekili, o ateşkesi bu ülkenin Başbakanı “Tanımıyoruz.” dedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öyle demedi, öyle demedi, çarpıtma.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – “Tanımıyoruz.” açıklamasından saatler sonra IŞİD Tel Abyad’a Türkiye sınırından ve Rakka’dan girerek saldırılarda bulundu.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Hayır ya, hayır.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Doğru söylemiyorsun.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Yalan konuşuyorsun, yalan.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Aynı Başbakan, “El Nusra’ya, Ahrar el-Şam’a yönelik bir tehlike belirdiğinde hemen ortaya çıkıp “Angajman kurallarını biz işleteceğiz, Azez’i düşürmeyeceğiz.” dedi, değil mi?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Doğru söylemiyorsun.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Aynı Cumhurbaşkanı –“Azez’i düşürmeyeceğiz.” üzerinden politika belirleyen bir Başbakanla aynı şekilde davranan bir Cumhurbaşkanı- hatırlıyorsam Kobani sürecinde de “Kobani düştü düşecek.” diyerek beklentisini dile getirmişti.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çarpıtıyorsun, çarpıtıyorsun.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şimdi, bütün bunlar ortada “Kobani düşecek, Azez düşmeyecek. Biz Suriye’deki ateşkesi kabul etmiyoruz.” deyip Tel Abyad’a yönelik saldırıların âdeta önünü açacak açıklamaların hepsi ortada. Bunların hepsi ortaya çıkacak diyoruz, daha fazla da konuşacağım ama açığa çıksın öyle konuşacağım. Bana buraya cevap vermeye geldiğinizde, Sayın Davutoğlu’nun hangi yetkiye, hangi göreve dayanarak Suriye’deki ateşkesi kabul etmediğini açıklamak zorundasınız.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yanlış, yanlış.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz kendisini Türkiye’nin Başbakanı olarak biliyoruz ama kendisinin yapmış olduğu açıklama Suriye’deki savaşta olan herhangi bir örgütün yapması gereken açıklama. İşte, bu söylemimizde kimin hangi örgütün uzantısı, hangi terör örgütünün siyasi uzantısı olduğu hakkında net bilgi veriyor.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Terörü desteklemediğinizi açık açık söylesene. Söylesene, açık açık söyle.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Türkiye büyük bir devlet, bunu anlayacaksınız ama çok geç kalacaksınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kimin geç kaldığını göreceğiz. Merak etmeyin, süreç işliyor, o çeteleriniz bir bir temizleniyor, merak etmeyin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yerimden bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

Arkadaşlar, sayın milletvekilleri; grup başkan vekiliniz söz istedi, lütfen...

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Baluken Sayın Başbakanın ifadelerini çarpıtmıştır. “Biz Suriye’de gerçekleştirilen ateşkesten memnunuz.”, Sayın Başbakanın açıklaması budur. Eğer, Türkiye’ye yönelik herhangi bir saldırı olur ise angajman kurallarının çalıştırılacağıdır, bu, Türkiye’nin hakkıdır.

Suriye’deki ateşkesin dışında tutulan iki kesim vardır; bunlardan birisi IŞİD’dir, birisi El Nusra’dır, anlaşma böyledir ve esasen, koalisyon güçleri de bunlara yönelik ateşe devam edecektir. Zaten, İncirlik de bu çerçevede kullanılıyor ve koalisyon uçakları burada. Sayın Baluken, Suriye’deki ateşkesi de çarpıtıyor, Sayın Başbakanın konuşmalarını da çarpıtıyor ve orada hayali bir dünya kurmaya çalışıyor. Bunu şiddetle reddediyorum. Durumu, keyfiyeti halkımıza bu şekilde bildirmek istiyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan söz istediler.

Sayın Akdoğan, buyurun.

30.- Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu konuda Hükûmetin tavrı bellidir. Cenevre görüşmelerinde, devam eden bütün görüşmelerde Türkiye’nin tavrı da çok açık ve nettir. Burada, Türkiye, bu süreçte -biliyorsunuz, birtakım taraflar var, görüşmeler yapılıyor- bir taraf değildir bir kere.

İkincisi, yapılan açıklama, terör örgütlerine bu ateşkesin geçerli olmadığı yönündedir. PYD de YPG de bizim için terör örgütüdür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye’ye dönük bir tehdit oluşması hâlinde Türkiye kendi ulusal güvenliğini angajman kuralları çerçevesinde savunma hakkına sahiptir. PKK ne kadar teröristse DAİŞ de o kadar teröristtir, DAİŞ ne kadar alçaksa YPG de PKK da o kadar alçak birer terör örgütüdür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sizin görüşünüzdür o, dünyada hiç kimse katılmıyor ona. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, Sayın Bakanın belirttiği hususlar kendi kişisel görüşüdür, siyasi partisinin görüşleridir.

BAŞKAN – Sayın Baluken, artık bundan sonra bir konuşma yapmayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Onun dışında, şu anda, AKP, IŞİD, El Nusra dışında PYD’yi terör örgütü olarak tanımlayan herhangi bir devlet de yoktur. (AK PARTİ sıralarından “Biz varız.” sesleri, gürültüler)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tamam, Bakan açıklamasını yaptı.

Son konuşmayı Sayın Altay’a vereceğim ve görüşmelerimize geçeceğiz.

Buyurun Sayın Altay.

31.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Parlamentoda herkesin uymakla mükellef olduğu kaideler olduğuna, Cumhurbaşkanının da eleştirilebilir olduğuna ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin PKK’ya, IŞİD’e destek olduklarını iddia ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bugün son iki saattir Parlamentonun çalışma düzeni biraz şaşmış görünüyor. İstemeyerek de olsa bunda sizin de yönetim tarzınızın etkisi olduğunu da düşünmüyor değilim. Önce şunun altını çizmemiz lazım: Bu Parlamento kimsenin vatanseverliğinin, hukuka saygın olup olmama noktasındaki tutarlılığının sınanacağı, test edileceği yer değil, kimsenin elinde böyle bir terazi de yok. Ancak, bir şey var: Bu Parlamentodaki herkesin ve bu Parlamentodan ya da sandıktan çıkmış herkesin uymakla mükellef oldukları kaideler var, kurallar var, başta Anayasa var.

Böyle baktığımız zaman, yarım saattir Sayın Cumhurbaşkanına saygınlık, Sayın Cumhurbaşkanına saygı gösterme zorunluluğundan bahsediliyor, Sayın Cumhurbaşkanının tartışılmamasının gereğine işaret ediliyor; biz de onu istiyoruz, bizce de Cumhurbaşkanı tartışılmamalı. Ama, Cumhurbaşkanı kendisini tartıştırmak için âdeta her gün bir formül, bir yol arıyor, yol çıkarıyor kendine. Yüzde 52’yle değil, yüzde 98’le bile seçilmiş olsa Cumhurbaşkanının “Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum.” demek hakkı ve haddi değildir, bunun altını çizmeliyiz. Burada demokrasi var, burada diktatörlük yok, bu demokrasi sonsuza kadar yaşayacak, bunun altını çizmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Anayasal bir kurumdur Anayasa Mahkemesi. Müteaddit defalar Cumhurbaşkanının bu yüce Meclisin kendisine ayak bağı olduğunu söylediğini biliyoruz, yargının kendisine ayak bağı olduğunu söylediğini biliyoruz. İşine gelirse Sayın Cumhurbaşkanı, bu ülkede yasama da olacak, yargı da olacak, siz de paşa paşa buna uyacaksınız, buna uyduğunuzu, uyacağınızı beyan edeceksiniz. Ali kıran baş kesen değildir Cumhurbaşkanlığı halk oyuyla seçildim diye; böyle bir şey yok, bunu asla kabul etmiyoruz.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Anayasa’ya göre başkomutandır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Edebe gelince, terbiyeye gelince, siyaset, hep söylüyorum, öncelikle bir nezaket ve vicdan işidir ama siyasetçilere edep konusunda, saygı konusunda örnek olması gereken biri varsa öncelikle o Sayın Cumhurbaşkanıdır. Milletin cibilliyetiyle, terbiyesiyle, yok “Ananı al git.” bilmem şu bu diyen bir üslupla konuşan Cumhurbaşkanının hak ettiği saygıyı görmesini de kimse beklemesin.

İkincisi, “Cumhurbaşkanı eleştirilmez.” diye bir şey yok. Bu Parlamentoda bu cumhuriyeti kuran Atatürk eleştiriliyor, Cumhurbaşkanı da kim oluyor? Elbette onu da eleştireceğiz ve Cumhurbaşkanına “diktatör” sıfatını yakıştırmak hakaret değildir, bir siyasi eleştiridir ve siz bunu kabul edeceksiniz.

Sayın Tamer Dağlı’nın terör örgütlerine destek noktasına, sırtını terör örgütüne dayama noktasına gelince: HDP’yi bilmem ama ben Tamer Dağlı’nın konuşmasından kastettiğinin 62’nci ve 63’üncü Hükûmet olduğunu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yazıklar olsun size, yazıklar olsun!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin gerek PKK’ya gerek IŞİD’e dayanak olduklarını, destek olduklarını, yardım ve yataklık yaptıklarını buradan iddiayla söylüyorum, söylemeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde bunun hukuki delillerini de ortaya koyacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Halüsinasyon görüyorsun! Halüsinasyon görüyorsun!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Cumhurbaşkanının…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, benim de Cumhurbaşkanım. Sen onun avukatı mısın? Benim de Cumhurbaşkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine ilişkin olarak söylediği bir eleştiridir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Son söz dediniz Başkanım.

BAŞKAN – Hakaret ettin, etmese… Toparlayacaksınız zannettim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kim hakaret etti?

BAŞKAN – Siz. Sataşmadan dolayı söz istiyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sizin böyle bir hüküm vermeye hakkınız yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Böyle bir hüküm veremezsiniz ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Benim Sayın Cumhurbaşkanına “diktatör” demem; bu bir siyasi eleştiridir.

BAŞKAN – Gruba… Gruba…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biz eleştirilmez demedik, saygıdan bahsettik, saygıdan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kesinlikle hayır, benim konuşmamı “hakaret” diye niteleyemezsiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Eleştirilmez” demedik, elbette Parlamento eleştirir. Biz saygılı bir üsluptan bahsettik.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hakaret etmeyeceksin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Altay diyor ki: “Biz diktatör” diye eleştireceğiz. Zaten eleştiriyorlar, dile getiriyorlar ama yetmiyor, “Bunu siz kabul edeceksiniz.” diyor. Bu tahakkümdür Sayın Altay, tahakkümdür.

BAŞKAN – Sataşmada bulundunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Aynada kendilerini görüyorlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, edersin etmezsin, edersin etmezsin; ben böyle söylüyorum.

BAŞKAN – Tamam teşekkür ederim.

Siz de sataşmada bulundunuz, hakaret de değil, tamam.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır Başkanım.

Tutanaklara geçecek şekilde biraz önceki sözünüzü geri alacaksınız, yoksa usul tartışması talep ederim.

BAŞKAN – Tamam, sataşmada bulundunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşmada değil, siyasi eleştiride bulundum, evet.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Hakarette bulundu!

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Hakarette bulundu!

BAŞKAN – Bakın, Sayın Altay, birbirimize böyle dayatmada bulunmayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı herkesin Cumhurbaşkanıdır, kimse onun avukatı değildir.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Altay… Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz burada onu eleştiririz; bundan doğal ne var?

BAŞKAN – Tamam, peki, bir dakika… Sayın Altay, siz düşüncenizi açıkladınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buradaki herkes düşüncesini mikrofonlarda belli kurallar çerçevesinde açıklamak zorunda.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam, sorun yok, evet.

BAŞKAN – Bana dayatmada bulunmayın “Sözünüzü geri alacaksınız.” diye.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Talep ediyorum, talep ediyorum.

BAŞKAN – Ben sadece size şunu söylüyorum, bakın…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sizi çalışma usullerine uymaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Ben size diyorum ki, hakaret değil, dil sürçmesi…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam, oldu bu kadar, bu kadar. “Dilim sürçtü” dersiniz olur biter.

BAŞKAN – Sataşmada bulundunuz diye söz aldı diyecektim. Lütfen, kimse kimseye dayatmada bulunmasın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dayatma yapmıyorum Başkanım. Kabul ettiniz, bitti mesele.

BAŞKAN - Bak, konuşuyoruz, konuşarak anlaşırız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama, tamam, “Hakaret ettiniz.” diyemezsiniz ki bana.

BAŞKAN - Konuşarak anlaşırız.

Lütfen, bağırıp çağırmayalım. Sesimizi yükseltince de daha çok dinlenir olacağımız kanısına kimse kapılmasın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nezleyim, sesim duyulmuyor diye bağırıyorum Başkanım.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına yedinci konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Atay Uslu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AFAD bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Kriz yönetiminde üç aşama söz konusudur. Bir: Riskin yönetimi. İki: Krize müdahale. Üç: İnsani yardım. 1999 Marmara depremi, Türkiye’nin afet yönetimine bakış açısını değiştirmiş, âdeta bizim için milat olmuştur. Marmara depremi sırasında kurtarma, yardım faaliyetlerinde büyük bir koordinasyon eksikliği ortaya çıkmıştır. Arama kurtarma ekipleri günler sonra çalışmaya başlayabilmiş. Pek çok insan aylarca enkazın altından çıkarılamamıştır. 250 kilometre ötedeki deprem bölgesine ilgili bakanlar ve Başbakan ulaşamamıştır günlerce. Deprem sonrası bir yıl geçmesine rağmen insanlar hâlâ çadırlarda yaşamıştır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Bir yılda inşa edildi oralar. Hayret bir şey!

ATAY USLU (Devamla) – İki yıl geçmesine rağmen Dünya Bankasından kredi alınamadığı için inşaatlar sona erdirilememiştir.

Bu felaket sonrası yeni bir afet paradigmasının hayata geçirilmesi zorunlu olmuştur ve AFAD kurulmuştur. Van depremi AFAD’ın ilk ciddi sınavı olmuştur. Başarıyla bu sınavı da geçmiştir AFAD. O dönem Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, depremden dört buçuk saat sonra Van’a ve Erciş’e gelmiştir, krizi yerinde yönetmiştir. Kurulan 75 bin çadır ilk üç ay içinde kaldırılmış, yerine 175 bin kişinin yaşadığı konteyner kent kurulmuştur. Bir yıl sonra, eksi 20 derece olan soğuğa rağmen 15 bin konut, on beş ay sonunda da 25 bin konut afetzedelere teslim edilmiştir. Bu başarı milletimizin başarısıdır, bu başarı devletimizin başarısıdır, bu başarı kurumların başarısıdır.

Tabii ki afetlere müdahale edilen sıfırıncı dakika çok önemli…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Kürsüden açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı bir dakika…

Sayın milletvekilleri… Sayın Özel, arkadaşınızı bir susturabilir misiniz lütfen.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Açıklama yapacağım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin sayın konuşmacı, devam edin.

AYHAN GİDER (Çanakkale) - Kürsüde konuşmacı var ya! Ayıp ya!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sayın Başkanım, böyle bir usul var mı? Orada kürsüde hatip konuşuyor!

AYHAN GİDER (Çanakkale) - Sen nereden çıktın ya! Hayırdır ya! Nereden geldin? İlk defa mı Meclise geliyorsun sen?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz önce grup başkan vekiliniz kurallara göre bu Mecliste davranmamız gerektiğini söyledi. Lütfen…

Sürenize ekleyeceğim, devam edin, ekleyeceğim.

ATAY USLU (Devamla) - Sayın Başkan, sürenin başa alınmasını istiyorum.

BAŞKAN – Sürenize ekleyeceğim bir dakika.

Devam edin.

AYHAN GİDER (Çanakkale) - Herhâlde ilk geldin sen Meclise, Genel Kurula!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Bir dakika… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Altay…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Bir açıklama yapacağım.

AYHAN GİDER (Çanakkale) - Otur yerine, otur yerine!

BAŞKAN – Sayın konuşmacı sürenizi yeniden başlatacağım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.26

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif DOĞAN TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Atay Uslu’yu tekrar kürsüye çağırıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Kaldığı yerden devam ettirin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Baştan başlatılacak.

BAŞKAN – Baştan başlayacağız.

Teşekkür ederim Sayın Özel.

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Aslında, ben hem bundan önceki Suriye olaylarında hem de Van depreminde görevliydim. Ben AFAD’la ilgili anlatacaklarımı onlara dayanarak anlatıyorum. Biraz önce anlattım ama tekrar ifade etmek istiyorum.

Marmara depremi sonrası Türkiye bir paradigma değişikliğine gitti ve Van’da bir başarı elde edildi. Dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dört buçuk saat sonra Vana geldi Erciş’e geldi, krizi yerinde yönetti. Biz ilk üç ayda 75 bin çadır kurduk, 175 bin kişinin yaşadığı konteyner kentlere geçildi üç ayın sonunda, bir yılın sonunda eksi 20 derece olan havada, soğuklukta 15 bin konut inşa ettik, bu, 15’inci ayın sonunda da 25 bin konut oldu, afetzedelere teslim edildi. Dediğim gibi, bu başarı milletimizin, devletimizin ve Türkiye’nin başarısıydı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, afetlerin sıfırıncı dakikasını planlamak kadar, daha önemli bir husus, risk yönetimi, kriz yönetimi yerine risk yönetimi. Yani, yaraları sarmaktan daha önemlisi yara almamak. Bununla ilgili de AFAD çalışmalar yapıyor. “Afete Hazır Türkiye” projesi çerçevesinde 5 milyon öğrenciye afet eğitimi verdi. Yine, kentsel dönüşüm çalışmalarımız bir risk yönetimi çalışmasıdır.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; diğer bir husus insani yardım hususu. Bugün dünyanın en çok insani yardım yapan ülkelerinin başında geliyoruz. Artık, yardım alan bir Türkiye değil yardım eden bir Türkiye var. 5 kıtada 54 ülkeye insani yardım ve acil yardım yapan bir ülkeyiz.

İnsani yardım konusu gündeme gelince önemli konu Suriyeli vatandaşlar, sığınmacılar. Savaştan ve zalim Esad’ın zulmünden kaçan Suriyeli kardeşlerimize biz sadece kapılarımızı açmadık, gönlümüzü de açtık. Şu an Türkiye’de 2 milyon 650 bin insanı misafir ediyoruz. Kobani’de, Ayn el Arap’da meydana gelen çatışmalar sonunda, 150 bin sığınmacıyı yetmiş iki saat içerisinde Türkiye’ye kabul ettik. Zalim rejim, etnik kökenleri nedeniyle oradaki kardeşlerimize kimlik kartı bile vermemişti. Biz, kimlik kartlarına ve kimliklerine bakmadan, hem sınırımızı açtık hem gönlümüzü açtık. Ben o süreçte de görevliydim. O mazlumlar o geçişte bizden bir şey istediler, dediler ki: “Bizim tek varlığımız ineklerimiz ve koyunlarımız, onları da alır mısınız?” Hıfzısıhha, sağlık gerekçesiyle kabul edilmedi. Konuyu ilgili bakana, ilgili bakan da Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’na iletti. Sayın Başbakanımız o gece bize bir talimat verdi, dedi ki: “Suriyeli kardeşlerimizin ineklerini ve koyunlarını hemen satın alın, paralarını peşin ödeyin, ardından, sağlık denetimi sonunda, o hayvanları kesin, etlerini de misafirlerimize ikram edin.” İşte, kriz yönetimi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, insani bakış; işte, lider; işte, büyük Türkiye.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan hakları konusunda, mülteci hakları konusunda biz bu durumdayken Avrupa şu anda âdeta panikte. Cenevre Sözleşmesi’ne uymak yerine kapılarını kapatarak Akdeniz’in dünyanın en büyük mezarlığı hâline gelmesine sebep oluyorlar ve içeride de, Avrupa’nın içinde de sığınmacı düşmanlığı had safhaya ulaşmış durumda.

Almanya’da geçen yıl sığınmacı merkezlerine 800 saldırı oldu, Galler’de kırmızı bilezik takılıyor, Norveç’te kutuplara yerleştiriliyor, Danimarka’da sığınmacıların değerli eşyalarına el konuluyor, hatta Belçika Göç Bakanı Yunan meslektaşına “Gelenleri denize dökün gitsin.” diyor. Evet, bunun neresinde vicdan, neresinde hukuk var? Bugün hakikaten Avrupa vicdan, hukuk, insan hakları kavramları açısından Orta Çağ Avrupası’nın da gerisindedir. İspanya, sadece 130 mülteciyi kabul edeceğini söylüyor, Fransa’da yalnızca şu anda 19 mülteci kabul edilmiş durumda resmî olarak; oysa her gün Türkiye’de 150 Suriyeli çocuk doğuyor, yaklaşık 100 bin nüfuslu Kilis halkı 120 bin Suriyeli kardeşimizle birlikte yaşıyor. Bu yüzden Kilis’i Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriyoruz. Kilis, fazlasıyla hak ediyor, bu anlamda Kilis dünyaya ders veriyor. Onlar mültecilerin ceplerine ve paralarına göz dikerken, biz mültecilerin gözlerine bakıyoruz. Avrupa olaylara sayılarla bakarken, biz mültecileri saymıyoruz, biz mültecileri seviyoruz çünkü insan varsa rakamların anlamı yoktur. Biz inanıyoruz ki bir insanın ölümü insanlığın ölümüdür, bir insanının kurtuluşu tüm insanlığın kurtuluşudur.

Kriz ve insani yardım konularında başarılı koordinasyon çalışmaları yapan Türkiye’nin ortak eli, “soft power” yumuşak gücü AFAD bütçesinin yeryüzüne ve insanlığa iyilik ve güzellikler getirmesini diliyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akçay, sizi dinleyeyim; nedir talebiniz?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı aradan önceki konuşmasının başında “Marmara depreminde insanların aylarca enkaz altında kaldığını” söyleyerek… Bir düzeltme ihtiyacı vardır; 57’nci Hükûmet…

BAŞKAN – Buyurun yerinizden.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Niye yerimden olsun efendim?

BAŞKAN – “Düzeltme” dediniz “sataşma” demediniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yok, biz sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – Şimdi bu, bir sataşma değil, yanlış söylediğini ifade ediyorsunuz. Size yerinizden mikrofonu açıyorum; düzeltin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Neyse…

BAŞKAN -Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sataşma mı düzeltme mi, tabii, bunu tartışmayla zaman kaybetmeye gerek yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim anlayışınıza.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Çok teşekkür ederim, sağ olun.

Şimdi, 17 Ağustos depremi, 17 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, dünya çapında çok önemli bir hadisedir -Marmara depremi- ve Marmara depremi en az 5-6 ili; İstanbul, Bursa, Sakarya, Bolu, Düzce, Eskişehir, Zonguldak gibi büyük sanayi merkezlerinin bulunduğu bir yeri vurmuştur ve 20’nci asrın en büyük doğal afetlerinden, felaketlerinden birisi olarak da kayıtlara geçmiştir. 57’nci Hükûmet de, söz verdiği gibi, bütün çalışmaları, konutları da zamanında teslim etmiştir, çadırlar zamanında kurulmuştur, öyle, aylarca bir enkaz altında kalma kesinlikle söz konusu değildir. Fakat bundan cesamet olarak çok daha küçük etkisi olan Van depreminde mevcut iktidarın, zamanın Hükûmetinin gösterdiği beceriksizlik de kayıtlara geçmiştir. Şöyle mukayese edelim: Marmara depreminde bir doktor düşünün; canla başla, gece gündüz demeden ameliyatlar yapıyor ve hamile eşinin ameliyatını en sona bırakan doktor, sıra eşine geldiğinde de maalesef hem eşini hem çocuğunu kaybetmiş. Van depreminde ise Hükûmetin gönderdiği çadır, battaniye ve prefabrik malzemeler ihtiyaç sahiplerinin eline değil, büyük ölçüde, PKK terör örgütünün eline geçti ve dağlara gönderildi. TOKİ’nin yaptığı 4 bin konut da üç yıl sonra ancak hak sahiplerine teslim edildi. Yani bunları bilerek konuşmak lazım, bütçe tespiti yaparak konuşmak lazım. Öyle afaki, propagandaya yönelik konuşmalarla hâlâ bu felaketler üzerinden halkı kandırmaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir, doğrusu benim söylediklerimdir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına sekizinci konuşmacı olarak Düzce Milletvekili Ayşe Keşir konuşacak.

Buyurun Sayın Keşir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. AFAD bütçesi için grubum adına söz almış bulunuyorum.

Bugün, günün önemiyle de ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. 28 Şubat darbesinin 19’uncu yıl dönümü. Bu yüzden konuşmama “Allah bir daha ülkemize 28 şubatlar yaşatmasın.” diyerek başlıyorum. Sadece başörtülü olduğu için, eğitim başta olmak üzere en temel insan hakları elinden alınmaya çalışılan kızlarımızı, onların anne ve babalarını bir tek taş dahi atmadan, bir tek cam dahi kırmadan haklı mücadele veren bu insanları saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

O günlerde çağdaşım tüm diğer başörtülü kadınlar gibi çalışma hayatında, sosyal hayatta ayrımcılığı tecrübe etmiş bir kardeşinizim. Dün bu zulmü uygulayan ve/veya sessiz kalan kimilerinin bugün AK PARTİ’ye kadın hakları dersi vermeye kalkmasını da hayretle izlediğimi ifade etmek istiyorum. Kadınlar, 1934’ten bu yana seçme hakkına sahipken gerçek anlamda seçilme hakkını tam anlamıyla ancak 2015 yılında elde edebildi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu olmak üzere, o kara günlerin acılarını üzerimizden atmamızda emeği geçen, bu mücadele uğruna her türlü bedeli ödeyenlere bu vesileyle bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, bildiğiniz gibi Düzce Milletvekiliyim. Düzce, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 yılı depremlerinden kısa bir süre sonra, 9 Aralıkta 81’inci ilimiz oldu. Düzce’de ve ülkemizde yaşanan bütün afetlerde hayatlarını kaybedenleri anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum. 12 Kasım depreminde Düzce, Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, Gümüşova, Kaynaşlı ve Yığılca’da toplam 710 vatandaşımız hayatını kaybederken 2.678 kişi de yaralandı. 12 Kasım depreminde konutların yüzde 81’i, iş yerlerinin yüzde 87’sinin hasar görmesiyle Düzce il merkezinin tamamen yıkılması hâlâ hafızalarımızda. Şehrim, depremin hemen ardından yaşadığı travmayı, maddi, manevi kayıpları telafi etmek için çok çabaladı. 1999 yılında afet bölgesine dahi ulaşmak hayli zaman alıyordu. Afetle mücadele yeterince etkin değildi. Afet yönetiminde dağınık bir yapı vardı. Bu sebeple, yaraların sarılması uzun sürdü ve oldukça meşakkatliydi.

AK PARTİ döneminde yeni bir afet yönetim modeli uygulanmasıyla afet ve acil durumlarla mücadelede daha etkin, hızlı, risk analizini temel alan, daha bütüncül, kapsamlı ve insan odaklı çalışmalarla afetten korunmamız sağlanıyor.

Geçtiğimiz hafta sonu Aile Bütünlüğü Araştırma Komisyonu olarak Kilis ve Şanlıurfa’yı ziyaret ettik, Öncüpınar Kampı’nı ziyaret ettik. Kilis Valiliği başta olmak üzere, AFAD, ilgili bakanlıklar ve sivil toplum örgütü çalışanlarıyla bir araya geldik. Marmara, Düzce ve Van depremleri başta olmak üzere, pek çok afet bölgesinde çalışmış biri olarak afet çalışanlarının ve ailelerin yaptığı fedakârlığı da ayrıca önemsediğimi ifade etmek istiyorum. Konuk olduğum konteynerlerin birinde ev sahibi Fatma ve çocuklarıyla sohbet ettik. Kendileri burada sunulan imkânlardan çok memnun olduklarını, tek sıkıntılarının geride bıraktıkları aileleri olduğunu ifade ettiler. Biz kadınlar gözyaşlarımızı bir nişane gibi taşırız. Fatma’yla aynı dili konuşamadık ama gözyaşlarımızla anlaştık. İki farklı kültürden gelen iki kadın olarak baba acısını ve özlemini gözyaşlarımızla andık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın gelişmiş pek çok refah ülkesi, Suriyeli savaş mağdurları konusunda ne yazık ki sınavı veremediler. Türkiye sadece kamplar için yaklaşık 10 milyar dolar kaynak kullanırken dünya ülkelerinin toplam harcaması 500 milyon doları dahi bulamadı. Bu da bize göstermektedir ki milletlerin büyüklüğü, yürekleri ve vicdanlarının büyüklüğüyle ölçülür. Bu vesileyle tüm AFAD çalışanlarını kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum.

2016 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Keşir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Sayın Alpaslan Kavaklıoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Kavaklıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bir dünya markası olan güzide kuruluşumuz Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Bilindiği gibi, TİKA, soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte Orta Asya’da yeni kurulan Türk cumhuriyetlerine destek olmak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kazanımlarını ve tecrübelerini aktarmak amacıyla 1992 yılında kurulmuştur.

İlk yıllarda bu kardeş ülkelerin kurumsal kapasitelerinin artırılması için daha çok teknik yardım faaliyetlerinde bulunulmuştur. Sonrasında, dünyadaki gelişmeler, uluslararası talepler ve ülkemizin politikaları doğrultusunda Balkanlar, Orta Doğu, Afrika, Güney Asya, Pasifik Adaları ve Latin Amerika’ya kadar açılmış ve proje alanları da genişletilmiştir.

2002’den 2015’e on üç yıllık süreç içerisinde yurt dışı ofis sayısını 12’den 50’ye çıkartmayı başaran TİKA’ya hükûmetlerimiz döneminde verilen ödenekler 10 kat artırılarak 2015 yılında 221 milyon TL olarak gerçekleşmiştir; proje ve faaliyet sayısı da 15 bine yaklaşmıştır. Verilen bu önem ve desteklerle bugün TİKA dünyada 150’den fazla ülkede proje uygulayan, gelişmiş ülkelerin bile gıpta ettiği marka değeri olan örnek bir küresel kuruluş hâline gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; son yıllarda TİKA tarafından hayata geçirilen proje ve faaliyetlerin sektörel dağılımına baktığımızda, sosyal yapılar ve hizmetlerin ilk sırada olduğunu görüyoruz. Bu durum Hükûmetimizin insan odaklı diplomasi anlayışının doğrudan bir sonucu ve yansımasıdır. Bu minvalde, daha önceki yılarda olduğu gibi, 2014 ve 2015 yıllarında da TİKA eğitim altyapılarının kurulması ve desteklenmesine yönelik olarak onlarca projeye imza atmıştır. Bu alanda, TİKA eliyle dünyanın dört bir yanında okullar, eğitim tesisleri inşa ediliyor, kütüphaneler ve laboratuvarlar kuruyoruz. Orta Asya’nın en büyük ve en modern okulu Kırgızistan’da faaliyetine devam etmektedir.

Sağlık sektörü de TİKA’nın öncelik verdiği bir diğer alandır. Bu kapsamda hastane ve sağlık klinikleri inşa ediyor, sağlık kuruluşlarına tıbbi donanım desteği sağlıyor ve sağlık personelini eğitiyoruz. Gazze’de 150 yataklı Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesi inşaatı tamamlanmış olup tıbbi donanımın tamamlanmasını müteakip Filistin’in en büyük hastanesi olarak hizmet vermeye başlayacaktır.

Yine, Kosova’da işitme engellilere destek veren, Batı Afrika’da Ebola salgını olduğunda yardıma koşan, Afrika’da STK iş birliğiyle gönderilen gönüllü doktorlarla binlerce insanı katarakt ve fistül hastalıklarından kurtaran bir kurumdur TİKA. Benzer şekilde, Somali’de, Pakistan’da, Filistin’de, Nijer’de ve daha pek çok ülkede, ülkenin en yüksek kapasiteli ve modern eğitim ve sağlık tesislerini inşa ediyoruz.

Başta Afrika olmak üzere, dünyanın farklı bölgelerinde sağlıklı içme suyu teminine yönelik olarak su kuyuları açıyor, su şebekeleri inşa ediyor ve yüz binlerce insanı temiz suyla buluşturuyoruz.

Değerli milletvekilleri, restorasyon çalışmalarıyla tarihî ve kültürel mirasımıza, ecdat yadigârına sahip çıkıyoruz. Yüzlerce yıl önce inşa edilmiş, yok olmaya yüz tutmuş camileri, medreseleri, köprüleri canlandırıyoruz.

Dost ve kardeş ülkeler olarak gördüğümüz onlarca ülkenin öğretmenlerini, doktorlarını, polislerini, hâkim ve savcılarını, diplomatlarını Türkiye’de eğitiyoruz.

TİKA’nın gerçekleştirdiği bu projeler sadece hedef ülkelerin kalkınmasına destek olmuyor, bizim ülkemiz için de çok önemli geri dönüşümleri beraberinde getiriyor. TİKA’nın projeleri vasıtasıyla ülkemizin kamu diplomasisi etkinliği ve yumuşak gücü artıyor, ülkelerle olan sınırlı diplomatik ilişkilerimiz stratejik ortaklıklara dönüşüyor, dış ticaret hacmi artıyor, Türk özel sektörü yeni pazarlara açılıyor, ülkemizin, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası platformlardaki nüfuzu, itibarı artıyor.

Değerli milletvekilleri, TİKA’nın başarısı Hükûmetimizin vizyonunu ve buna paralel olarak dünyaya erişim gücünü yansıtmaktadır. Tarihî köklerimiz, kültür ve medeniyet birikimimizle büyük bir devlet olduğumuzun şuurunda olarak ufkumuzu geniş tutmaya ve buna uygun projeler üretmeye devam edeceğiz.

Bu görüş ve düşüncelerle bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavaklıoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Osman Boyraz konuşacak.

Buyurun Sayın Boyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TİKA bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri seyreden aziz milletimizi en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Bugün 28 Şubat, millete yapılan postmodern darbenin yıl dönümü. Bu vesileyle 28 Şubatla ilgili birkaç söz söylemeden edemeyeceğim.

Siyasi geçmişimizde eşsiz acılar ve zulüm karşılığıyla yer alan 28 Şubat, aklımızı, ruhumuzu donduran soğuğuyla hatırlanacaktır. 28 Şubat, milletin özgür iradesi ve helal oylarıyla iş başına getirdiği 54’üncü Hükûmeti irtica gibi gülünç bir gerekçeyle ve militarist bir baskıyla görevden uzaklaştırmıştır. Yüz binlerce insanımızı mağdur eden 28 Şubat darbesi, her eve ateş, her göze yaş, her kalbe de hüzün düşürmüştür. Milletin servetinden önce umudu, hayali ve geleceği çalınmıştır.

Kısaca, 28 Şubat denilince aklıma gelenleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Darbenin modernini yaptık, ilkelini istiyor.” diyen komutanlar; Genelkurmay brifinglerine koşa koşa giden gazeteciler ve sonrasında özenle atılan manşetler; brifingleri ayakta çılgınca alkışlayan yargı üyeleri; fişlemeler, ikna odaları, görevine son verilen memurlar; okul kapısında gözyaşı döken öğrenciler; hiçbir şeyden habersiz geleceği karartılan körpe yavrular, kısacası bin yıl sürmesi planlanan vesayet ve baskı dönemi.

Evet, Türkiye’de bu döneme kadar bir çok askerî darbe oldu. Bu darbeler tüm topluma zarar verse de doğrudan hedef aldığı kişiler siyasi başaktörler oldu; başbakanlar, bakanlar, gazeteciler, gençlik liderleri gibi. Ancak, çok az darbe var ki 28 Şubat da öyle darbeydi, 12-13 yaşında, kendi hakkını savunamayacak, itiraz edemeyecek, sorgulayamayacak çocukları bile potansiyel tehlike olarak gördü ve o yaşlarda verilmiş kararlarından dolayı hayatları karartılmaya çalışıldı.

Darbelerin siyasette bıraktığı en büyük iz ise zihinlerimizde yerleştirdiği “Asker ne der?’’ korkusudur. Bu korkuyla, AK PARTİ dönemine kadar askerî müdahalelere dur denilmediği gibi, onlarla hesaplaşma yoluna da maalesef gidilememiştir. Ancak millet iradesi dışında hiç bir güce ram olmayan AK PARTİ, askerî ve her türlü vesayetle mücadele ederek, toplumu edilgen ve nesne gören anlayışa inat, toplumu etken ve siyasetin öznesi hâline getirerek, millet iradesini alaşağı etmeye çalışanlara dur demiştir.

Umarım demokrasilerde balans ayarının tankla, topla, tüfekle yapılamayacağını, millet iradesiyle yapılacağını herkes anlamıştır.

Bugün saygın ve kalıcı bir demokrasiye sahip olmak için ve asla o günleri bir daha yaşamamak için eşit, özgürlükçü yurttaşlık anlayışını tesis eden, devlet ile millet kucaklaşmasını sağlayan, en geniş toplumsal uzlaşmayı temsil edecek, bireyin devlete karşı özgürlüklerinin genişletilmesini sağlayacak ve herkesin ve her kesimin “benim anayasam” diyebileceği yeni bir anayasayı çıkarmak bu Parlamentonun öncelikli görevi olmalıdır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, kimileri masayı terk ederek, yeni anayasa yazımından kaçarak bu süreci durduracağını hayal edebilir. Ancak toplum; sokakta, STK’larda, üniversitelerde, hülasa her yerde anayasa değişikliğini konuşuyor ve bu sürecin hiçbir siyasi parti tarafından durdurulamayacağını, halka rağmen siyaset yapılamayacağını biliyor ve görüyoruz. Bu sebeple, siyaset yapan bizlerin de bu gerçeği göz ardı etmemesini temenni ediyorum.

Tabii, burada özellikle TİKA’yla ilgili bir şeyler ifade etmek istiyorum; değerli ağabeyimiz, bir önceki konuşmacı ifade etti. Yalnız, geçen yıl nisan ayında Dünya Kadastro Çalıştayı’nda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının düzenlemiş olduğu bir programa ben de katılmıştım. Orada Angola Cumhuriyeti’nin Bakanı bir ifadede bulunmuştu: “AK PARTİ’nin başarılı olması için dua ediyoruz, kendi inancımız doğrultusunda." demişti. Doğrusu ben de şaşırmıştım. “Kendi inancımız doğrultusunda başarılar diliyorum.” dediğinde, sorduğumuzda “Niçin böyle bir duada bulundunuz.” dediğimde aynen şunu ifade etmişti: “Siz diğer beyaz insanlara benzemiyorsunuz. Onlar bizim ekmeğimizi çalmaya geldiler, siz ise ekmeğinizi paylaşmaya, muhabbetinizi paylaşmaya geldiniz.” demişti. Herhâlde TİKA’yı bundan daha iyi özetleyecek bir durum yoktur diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boyraz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Osman Bey’in konuşmasının son kısmını dikkatle dinledik. Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu adına orada bulunan ve kendisine böyle bir iltifat aktarılan birisinin, bunu partisi değil de devleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti adına alması, olumlaması ve buraya taşıması daha şık olurdu. O kanaatin o şekilde oluşmuş olması bizi memnun eder ama bu parti devleti anlayışını kınıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, bu da bir düşüncedir, saygı duyacağız.

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Zaten devlet adına ifade ettim ben.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiç bile. “AK PARTİ” dedin.

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına şimdi de Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığıyla ilgili bütçe görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, TİKA, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir yüz akı kuruluşudur. 1999’dan beri çok ciddi çalışmaların yürütüldüğü, Birleşmiş Milletlere bağlı 190 civarında ülkenin 150’sinde faaliyet gösteren ve bunların 48’inde de temsilciliği olan bir kuruluşumuz. Tabii, bu kuruluşumuz, ecdat yadigârı ülkelere ayrı bir önem vermiş, ecdat yadigârı eserlere ayrı önem vermiş, Bosna’dan tutun Afrika’ya kadar, Orta Asya’ya kadar. Tabii, buralarda sadece bu eserlerin restorasyonuyla kalmamış. Bunlar, buralarda sağlıktan ekonomiye kadar, tarıma kadar birçok alanda da faaliyet göstermiş.

2005 yılında Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Moğolistan’a gider. Karakurum şehrinde bulunan Orhun Abideleri’ni, kalıntılarını gezerken orada Bilge Kağan’ın ve Kültigin’in Göktürk Kitabeleri’nin kaplumbağa fresklerinden ayrılmış ve kırılarak üçe bölünmüş olduğunu görür ve TİKA’ya talimat verir. Orhun Abideleri’yle ilgili hemen bir müze kurulması ve bu kitabelerimizin koruma altına alınması, tarihteki geleceğinin yaşatılması kararını verir.

Tabii, yol da yok. Karakurum şehrinden Orhun Abideleri’nin bulunduğu alana da 46 kilometrelik Bilge Kağan kara yolu yapılması talimatı verir ve yıl 2008, Sayın Cumhurbaşkanımızın davetiyle, ben o gün Moğolistan Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı sıfatıyla, yine Hayati Yazıcı Bakanımızla, yine Milliyetçi Hareket Partisinden Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, yine bizim birçok heyette yer alan bürokratımızla Moğolistan’a gittik ve Orhun Abideleri Müzesi’ni açtık.

Tabii, biz Sayın Başbakanımızla gittiğimizde 2008 yılında, önce Türkmenistan’a gittik. Türkmenistan’da bir olayla karşılaştım. Gaziantep fıstığını gördüm orada ve Türkmenistan’da, “Antep fıstığı” denilen Gaziantep fıstığıyla ilgili tarımsal bir çalışmayı da TİKA’nın yürüttüğünü gördüm. Burada, tabii, gurur duydum. Oradan geldikten sonra, şimdi, tekrar, 2014 yılında, yine, şimdiki Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı sıfatıyla gittiğinde, Bilge Tonyukuk Anıtı ve etrafındaki çalışmalarla ilgili talimat verir ve o çalışmalar da 11 kilometrelik yolla tamamlanır.

2010 yılı, Kosova’ya gittik. Mamuşa şehrine bağlı Suşitsa köyü… Evet, rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un köyü. Orada bir camiyle karşılaştık. Mehmet Akif Ersoy okulunu gördük ve o caminin Mehmet Akif Ersoy’un babası Tahir Efendi için 1861’de yaptırıldığını ancak 1999’da Sırplar tarafından yakıldığını gördük ve ben, bunu, şimdiki TİKA Başkanımız Serdar Çam Bey’e restorasyonu için rica ettim. Huzurlarınızda kendisine çok teşekkür ediyorum. 2014 yılında o da tamamlanmış ve faaliyete geçmiş.

Değerli arkadaşlar, Moğolistan’ın dışında, Kosova’nın dışında, Bosna’nın dışında Balkanlarda, Orta Asya’da, Orta Doğu’da, Afrika’da, dünyanın neresine gitseniz ata yadigârı bu tür eserleri saymak bayağı bize gurur verir. Tabii, biz de ne yaptık? Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur ile Gaziantep’i kardeş şehir yaptık ve arkasından Orhun Abideleri’nin bire bir, tıpatıpını Gaziantep’te kalenin civarında müzesinin canlı restorasyonunu yaptık, açık alanda sergiledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ben, TİKA’nin bütçesine vereceğiniz destekten dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on ikinci konuşmacı olarak Giresun Milletvekili Sabri Öztürk konuşacak.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SABRİ ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının 2016 yılı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Büyük ülke olma ideali kendi sınırları dışında da etkin olmayı, küreselleşen dünyada söz sahibi olmayı gerektirir. Bunun için etkili diplomasi, güçlü diaspora ve etkin lobi faaliyetleri gerekmektedir. Bilindiği gibi, Balkanlardan Orta Doğu’ya, Avrupa’dan Orta Asya’nın en ücra köşelerine kadar, kısacası dünyanın birçok yerinde ortak tarih, kültür veya dil birliğiyle bağlı olduğumuz 200 milyonu aşkın soydaş ve akraba topluluğumuz var. Ayrıca, 60’lardan sonra göçlerle dünyanın dört bir yanına uzanmış, yurt dışında yaşayan 5 milyonu aşkın vatandaşımız var. İşte bu insanlarımız için 2010 yılında Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, bulundukları ülkede ayrımcılığa, ırkçılığa uğramadan, insan onuruna yakışır bir şekilde, mutlu, huzurlu yaşayabilmeleri için Başkanlığımızca çalışmalar yapılmaktadır. Vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkelerdeki yabancı düşmanlığı, İslamofobya, Gençlik Daireleri tarafından ellerinden alınan çocuklarımız, aile birleşimi, eğitim gibi çeşitli sorunlarına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

Yine, yurt dışında yaşayan gençlerimize yönelik Evliya Çelebi Gençlik Köprüleri, Eğitim ve Akademik Destek, Herkes İçin Adalet, Aktif Yurttaşlık ve Eşit Katılım gibi programlar yapılmaktadır. Bu programlarla ülkemiz ile yurt dışı gençlerimiz arasında tarihî ve kültürel bağlarımızın geliştirilmesi, gençlerimizin öz kültürlerine bağlı kalarak, başarılı bireyler olarak bulundukları ülkelerde yetişmeleri amaçlanmaktadır.

Yine, dünyanın birçok yerinde bulunan soydaş ve akraba topluluklara yönelik Mevlâna Kültürel Etkileşim, Gençlik Gelişim, Kültürel Envanter Destek, Bölgesel Araştırmalara Destek, Türkiye Mezunları İletişim ve İşbirliği gibi programlar yapılmaktadır. Bu programlarla da Türkiye'nin tarihi ve kültürüyle soydaşlarımızın buluşturulması, mensup oldukları ülke ile Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Gençlik Köprüleri Programı kapsamında dünyanın birçok yerinden gençlerimiz Türkiye ve Türkçe temalı gezilerle Türkiye'nin tarihi ve kültürüyle buluşmuştur.

Yine, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın karşılaştıkları insan hakları ihlalleri, yönetime katılım, ayrımcılık gibi konulardaki hukuki sorunlarının çözümü için hukukçuların eğitimine yönelik programlar düzenlenmiştir.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız tarafından kurulan, 7 ülkede 450 STK’ya eğitimler verilmiş, projelerine maddi destekler sağlanmıştır.

Başkanlık tarafından geliştirilen akademi programlarıyla, kültürel ortaklığımızın bulunduğu ülkelerin bürokratları, STK temsilcileri, medya çalışanları ve akademisyenlerinin Türkiye'deki muhataplarıyla bir araya gelmeleri sağlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, Başkanlık tarafından verilen Türkiye Burslarıyla ülkemizin uluslararası çekim merkezi hâline gelmesi ve ülkeler arası ekonomik, sosyal, kültürel iş birliğinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Türkiye Bursları için 2015 yılında 182 ülkeden 155 bin başvuru yapılmış, ancak kontenjan 5 bin olduğu için 5 bin öğrenciye burs verilebilmiştir. Hâlen ülkemizde 153 ülkeden 15 binden fazla öğrenci eğitim görmektedir. Türkiye burslusu olarak eğitim gören öğrencilerin sosyal, kültürel ve akademik gelişmelerine katkı sağlamak; sivil toplum, lobicilik, medya gibi alanlarda bilgi ve farkındalıklarını arttırmak; yine, öğrencilerin Türk kültür ve medeniyetiyle Türkiye’nin küresel vizyonu hakkında bilgilendirilmeleri için Uluslararası Öğrenciler Akademisi programları uygulanmaktadır. Bu öğrenciler, ülkelerinin en başarılı öğrencileri olduğundan Türkiye’de eğitim gördükten sonra ülkelerine döndüklerinde Türkiye’nin bir dostu olarak kamu diplomasimize de katkıda bulunuyorlar.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının şüphesiz sayabileceğimiz daha birçok yararlı çalışmaları mevcuttur. Süre sınırlı olduğu için ancak bu kadarını anlatabiliyoruz.

Özetle, geçmiş devlet büyüklerimiz tarafından ifade edilen, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar soydaşlarımız ve akraba topluluklarla bağlarımızın bugün çok daha güçlü olduğunu, bu çalışmalar sayesinde ülkemizin büyük Türkiye ideali yolunda hızla yürüdüğünü söyleyebiliriz.

2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Hakan Çavuşoğlu konuşacak, Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı bütçemizin hayırlara vesile olması temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 28 Şubat. Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen bu darbeyi gerçekleştirenleri kınıyorum. Dönemin mağdurlarının ahının kendilerini kıyamete kadar takip edeceğini de ifade etmek istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, kurulduğu 2010 yılından itibaren yaptığı çalışmalar, geliştirdiği projeler ve yurt dışında yaşayan 5 milyonu aşkın vatandaşımızın yanı sıra medeniyet coğrafyamızdaki soydaş ve akrabalarımızla kurduğu iletişimle yüz akı kurumlarımızdan bir tanesi olan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı çok önemli bir görevi ifa etmektedir.

Sayın milletvekilleri, ülkemiz 780 bin kilometrekareden ibaret olsa da tarihin bize yüklediği sorumluluk bu sınırları aşan bir hinterlanda işaret etmektedir. Türkiye’yi yönetmek üzere yola çıkan, iddialı ve güçlü bir Türkiye tasavvuru olan hiç kimse Türkiye’nin gönül sınırlarını 780 bin kilometrekarelik coğrafyaya hapsedemez. Bu bakış açımız sadece tarihin bize yüklediği sorumluluğun gereği olmayıp aynı zamanda Balkanlarda, Kafkaslarda, Orta Doğu’da her sabah gözlerini açtığında yüzünü Türkiye’ye dönerek ellerini semaya açıp bu ülke için dua eden insanlara karşı da bir sorumluluğun gereğidir.

Sayın milletvekilleri, Balkan coğrafyasında doğmuş, büyümüş bir arkadaşınız olarak şu hususu özellikle size hatırlatmak isterim: Tarihin bir tecellisi olarak bugün bu ay yıldızlı bayrağın altında olamayıp başka devletlerin egemenliği altında kendilerini tarihin bir bekçisi olarak kabul eden soydaşlarımız ve akrabalarımız Türkiye’de sorumluluk makamında bulunan herkesin ağzından çıkan sözlere dikkat kesiliyor, Türkiye’de olup bitenlere belki de bizden daha fazla duyarlılık gösteriyorlar. Bu nedenle buradan birileri Suriye’deki vahşet ortamından kaçarak Türkiye’nin şefkatine sığınan kardeşlerimizi geri göndermekten bahsettiğinde onların yüreğine kan damlıyor. Buna mukabil “Ülkemizin kapısı da milletimizin gönlü de size sonuna kadar açıktır. Biz asla sizleri kendimizden farklı görmüyoruz.” denildiğinde ise bu insanların hepsi yeniden doğuyor.

Siz AK PARTİ Türkiye’de seçim kazandığında Gostivar’da, Saraybosna’da, İskeçe’de, Gazze’de insanların eline Türk Bayraklarını alarak sokağa taşan sevinç çığlıklarının nedenini hiç kendinize sordunuz mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Evet, AK PARTİ, iktidara geldiğinden bu yana soydaşlarımızı ve akrabalarımızı asla bu ülkenin vatandaşlarından farklı görmedi, bundan sonra da farklı görmeyecektir.

Bakınız, bugün Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve benzeri kuruluşlarımız sayesinde soydaş ve kardeşlerimizin binlerce yavrusu okullarımızda eğitim görmeye; Rodos’ta, İstanköy’de ve daha birçok yerde unutulmuş 60’lı, 70’li yaşlarındaki büyüklerimiz Türkiye’de ağırlanmaya, yıkılmaya yüz tutmuş ecdat yadigârı eserler tekrar nazlı bir edayla boy göstermeye, Türkçemiz oralarda yeniden yankılanmaya başlamıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, biz sadece ülkemiz dışında yaşayan kardeşlerimiz için değil, bulundukları ülkelerde uygulanan baskı, sindirme ve asimilasyon politikaları nedeniyle yabancı ellerde tutunamayıp ana vatan gördükleri Türkiye’ye sığınan kardeşlerimizin de sorunlarına ve taleplerine duyarsız kalmadık.

Bakınız, sayın milletvekilleri, Bulgaristan’da 1989 yılında uğradıkları asimilasyon politikaları nedeniyle binlerce soydaşımız Türkiye’ye göç ederken her türlü haklarını, bu arada sosyal güvenlikleri bakımından tüm çalışmalarını da bırakmak zorunda kaldılar. Bu nedenle bu soydaşlarımızın emeklilikleri zayi oldu. Birçoğu elden ayaktan düşmüş, yaşı ilerlemiş, çalışamaz durumdaki bu kardeşlerimiz yıllarca önceki hükûmetler nezdinde çare aradılar ancak bütün kapılar yüzlerine kapandı. Buna karşılık önceki Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın duyarlılığıyla AK PARTİ iktidarı döneminde 3201 sayılı Yasa’ya eklenen geçici maddeyle bu soydaşlarımızın emekli olmalarının yolu açılmıştır. Bunun sonucu olarak yaklaşık 36.000 soydaşımız emekli olarak yeniden hayata tutunmuştur. Yaptıklarımızı, soydaşlarımızı rahatlatan oturma izni, konut avanslarının geri ödenmesi gibi birçok örneklerle çoğaltabiliriz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bugün ay yıldızlı bayrağın gölgesinde özgürce yaşayıp, havasını teneffüs edip suyundan içtiği hâlde ona “Zalim.” diyebilecek kadar alçalanlar olabilir ama unutulmamalıdır ki Türkiye’ye hiç gelmediği ve hiç görmediği hâlde onun için canını feda edecek milyonlarca soydaşı vardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle 2016 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çavuşoğlu.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Rahmetli Özal’ı da ansaydın, kapıyı o açtı, onun sayesinde girdiniz içeri.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on dördüncü konuşmacı olarak Samsun Milletvekili Sayın Hasan Basri Kurt konuşacak.

Buyurun Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, millî iradenin temsilcisi kıymetli milletvekilleri; sizleri hürmetle ve saygıyla selamlıyorum.

2016 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hazırlamakta olduğumuz bütçemizin milletimize hayırlar getirmesini diliyorum.

Bugün, demokrasiye balans ayarı verme işgüzarlığı içerisinde milletin iradesine, tarihine ve gerçekliğine karşı topyekûn bir kalkışmanın 19’uncu yıl dönümünü yaşıyoruz. Bu Meclis çatısı altında müşahhas hâle gelmiş millet iradesini vesayet altına almak için, bundan on dokuz sene önce Ankara sokaklarında milletin üzerine tankları yürüttüler. 27 Mayıs ve 12 Eylülde olduğu gibi milletin meşru iktidarını yok sayıp sözde aydın, sözde üniversite hocası, sözde sendika, sözde meslek kuruluşu, sözde birçok akademisyen tarafından demokrasiye darbenin alkışlandığı bir günü yaşadık. “Postmodern” tanımlaması altında da bu darbeyi sevimlileştirmeye çalışan, bu darbenin günün şartlarında gereğini savunan birçok televizyonu, birçok haber kanalını bu ülke yaşadı. Şükürler olsun ki milletimiz bu fetret devrinden yine kendi iradesiyle çıkmasını bilmiştir. 28 Şubatın acıları ve hukuk dışı uygulamaları geride kalmıştır. Milletimizin iradesiyse bugün dimdik ayaktadır.

Milletimiz, Anadolu ve Rumeli topraklarında bin yıllık tarihine sahip çıkmış ve darbecileri, darbe sevicileri tarihin çöplüğüne gömerek hiçliğe mahkûm etmiştir. 28 Şubat, sadece siyasal alanda yapılmış bir darbe değil, Türkiye’nin dünya üzerindeki varlığına da kasteden bir darbeydi; Türkiye’yi içine kapatan, Özal’ın getirmiş olduğu yüksek açılımların önünü kapatan, dünyanın yeniden dizayn edildiği bir dönemde Türkiye’yi kendi iç işleriyle meşgul edip kendi içine kapatan bir süreçti. Bugün de buna benzer şeyleri yapmaya kalkanlara karşı AK PARTİ iktidarı o günkü oyunlara gelmeyecek, milletimiz de inşallah, AK PARTİ’ye vermiş olduğu destekle bunu her zaman gösterecektir. 7 Haziran ve 1 Kasımın anlamı, aslında 28 Şubatın da bir nevi rövanşı anlamına gelir.

Mustafa Kemal, Türk Tarih Kurumunun kuruluşunda şu düsturu bir görev olarak vermişti: “Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Anadolu tarihinin insanlık tarihi içindeki yeri şu dört temelde ele alınması gerekiyor: Tarihî ve coğrafi süreklilik; işte, bin yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Zaman ve mekân idraki; yani, bulunduğumuz çağın gereği neyse buna göre kendi millî birliğimizi, millî bütünlüğümüzü korumak için yapmamız gerekenler. Çevresinde bulunan medeniyet havzalarıyla etkileşim; işte bizim, bugün, sadece Avrupa Birliğiyle değil, hem Çin’le hem Hint hem de Rus bölgeleriyle etkileşim içerisinde yürütmüş olduğumuz geniş dış politika.

Tarih şuurundan yoksun bir bakış açısıyla ne ortak bir dil kurulabilir ne de kültürel sürekliliğimiz sağlanabilir. Kendi tarihî hakikatinden ve bilimsel gerçeklikten ayrılmadan yazılmayan bir tarih ancak yalan ve yanlıştan ibarettir. Kendi tarihini yazmayan toplumlarsa o tarihin öznesi değil, ancak başkaları tarafından yazılmış bir tarihin nesnesi hâline gelirler.

Henüz eğitim sürecinin ilk safhalarından itibaren kendi medeniyet birikimini tarihin edilgen bir nesnesi olarak gören bir anlayışın etkisi altında yetiştirilecek nesillerin geleceğe dair söyleyecek bir sözleri, yaşamakta olduğumuz çağa dair bir iddiaları asla ve asla mümkün olmayacaktır.

Bizim medeniyetimiz kurucu bir medeniyettir. Süleyman Şah da Ertuğrul Gazi de Anadolu’ya, burayı yurt edinmek, yeni bir medeniyet kurmak için geldiler. Onun karşısında ise Moğol barbarlığı yıkıcı bir iradeyi temsil ediyordu. Selahattin Eyyubi yine bu coğrafyada kurucu bir iradenin temsilcisiydi, Haçlıların yıkıcı iradesine karşı kurucu bir iradeyi temsil ediyordu. Fatih ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk yine bu kurucu iradenin temsilcileri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Biz eğer kurucu bir iradeyle yolumuza devam etmek istiyorsak tarihimizi çok daha iyi noktalara taşımamız gerekiyor.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Sayın Suat Önal konuşacak.

Buyurun Sayın Önal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırma Merkezi bütçeleri üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Atatürk Kültür Merkezi, Anayasa’nın 134’üncü maddesi gereği, kültürümüzü bilimsel yoldan araştırmak, incelemek, bir bütünlük içerisinde yaymak ve yayımlamak amacıyla 1983 yılında kurulmuş, 2 Kasım 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kurumun kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları yeniden düzenlenmiştir. Türk kültürünün araştırılmasına, tanıtılmasına ve yayılmasına katkı sağlayan bu kurum, 2015 yılında 14’ü ulusal, 11’i uluslararası olmak üzere toplam 25 bilimsel etkinlik gerçekleştirmiş ve 15 bilimsel etkinliğe de katılım sağlamıştır.

Yine, 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yeniden yapılandırılan Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk ilke ve inkılapları, Millî Mücadele dönemi, öncesi ve sonrasıyla dönemin bütün değerlerini içeren çalışmalar yapıp yayımlamaktadır. Bu kapsamda, 2015’te, 100’üncü Yılında Çanakkale Savaşları Uluslararası Kongresi; Çanakkale Valiliği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Avustralya Monash Üniversitesi iş birliğiyle Çanakkale’de düzenlenmiştir.

Söz konusu Atatürk Araştırma Merkezi ve Çanakkale olunca, her zaman gururla andığımız ecdadın Çanakkale ruhunu Atatürk şöyle ifade ediyor: “Size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz; öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelimeişehadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanıhayran ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Savaşı’nı kazandıran bu yüksek ruhtur.”

Değerli milletvekilleri, işte Türk’üyle Kürt’üyle, Laz’ıyla Çerkez’iyle, tüm etnik unsurlarıyla bir ve beraber olarak dinimübin uğruna, vatan uğruna, bayrak uğruna canlarını ve kanlarını feda ederek Çanakkale ruhuyla bize bu cennet vatanı emanet eden ecdada karşı bir sorumluluğumuz var. Biz de bugün aynı ruhla ülkemizin birlik ve bütünlüğünü muhafaza etmek ve ülkemiz üzerine haince hesap, plan yapan ve bizleri bölüp parçalamaya niyetlenen hainler ile onların iş birlikçilerine karşı yekvücut olmak zorundayız.

Şunu çok iyi biliyoruz ki Alparslan’ın 1071’de Malazgirt Zaferi’yle Anadolu’yu İslam coğrafyasına dâhil ettiği tarihten beri Anadolu üzerinde haince hesap yapanlar her dönemde var oldu ve günümüzde de var olmaya devam etmektedirler.

Bugün yavrusunu şehit veren eli öpülesi anaların, babaların yürekten söyledikleri “Vatan sağ olsun.” sözleri, Çanakkale destanı sonrasında Bilecik İstasyonu’nda oğlu Hüseyin’i askere uğurlayan o asil annenin duygularıyla aynı. O anne ki oğlunu son bir kez daha kokluyor ve şöyle diyordu evladına: “Hüseyin, dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, ağaların sekiz ay evvel Çanakkale’de şehit oldu, yatıyor. Bak, son yongam sensin, minarelerden ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıpka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma. Haydi oğul, yolun açık olsun.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUAT ÖNAL (Devamla) – Evet, o ananın gönülden söylediği gibi dünyadaki tüm masumların umudu olan milletimizin, güzel ülkemizin yolu ve bahtı açık olsun.

2016 mali yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Önal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun son konuşmacısı İzmir Milletvekili Sayın Necip Kalkan olacak.

Buyurun Sayın Kalkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NECİP KALKAN (İzmir) – Sayın Meclis Başkanım, değerli milletvekilleri…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Meclis Başkanı olacak adamdın ağabeyim sen!

BAŞKAN – Olur inşallah!

NECİP KALKAN (Devamla) – Sayın Başkanım, sizden bir ricam var.

BAŞKAN – Buyurun.

NECİP KALKAN (Devamla) – Herkese tek kurum, beş dakika süre; bana iki kurum, yine beş dakika süre. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Beş daha, beş daha!

NECİP KALKAN (Devamla) – Rica etsem iki dakika daha ilave edelim, sonra konuşunca olmaz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Süre gidiyor, süre gidiyor!

BAŞKAN – Yapamam, eşitsizlik olur, adaletli olmaz.

Buyurun.

NECİP KALKAN (Devamla) – Peki.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ama süreyi baştan başlatalım Sayın Başkan.

NECİP KALKAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun 2016 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki bir ülkeye saygınlık kazandıran zenginliklerden en önemli olanı o ülkenin tarihine kök salmış kurumların varlığıdır. İşte, bizim gurur duyduğumuz iki tane kurumumuz var: Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu. Türkiye Cumhuriyeti’nin seksen beş yılına tanıklık etmiş iki kurumdan bahsediyoruz.

Sayın Başkanım, değerli Meclis üyeleri…

MUSA ÇAM (İzmir) – Milletvekilleri…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Milletvekilleri, ağabey.

NECİP KALKAN (Devamla) – Alıştım şeyden, kusura bakmayın.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ticaret Odasından alıştınız tabii.

NECİP KALKAN (Devamla) – Türk Tarih Kurumu, 1930 yılında toplanan Türk Ocaklarının VI. Kurultayı’nda bizzat Atatürk’ün talimatıyla, Afet İnan Hanımefendi’nin verdiği önergeyle kurulmuştur. Kurumun çekirdeğini Afet İnan, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mükrimin Halil Bey gibi Türk toplumunun seçkin şahsiyetleri oluşturmuştur. Kurumun amacı, Türk tarih ve medeniyetini bilimsel yollardan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve toplumdaki tarih bilincini geliştirmektir.

Biraz evvel Sayın Yıldırım’ı dinledim. Kendi bakış açısıyla Türk Tarih Kurumunu ve Türk Dil Kurumunu anlattı, kendine göre anlattı. Onu cankulağıyla dinledim. Cankulağıyla dinledikten sonra şu karara vardım: Bu Türk Dil Kurumuna ve Tarih Kurumuna değil seksen beş sene, yüz seksen beş sene, bin seksen beş sene sahip çıkmak zorundayız. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Değerli Türk Tarih Kurumu kuruluşundan bu yana ilmî toplantılar yaptı ve Türk Tarih Kurumu yaptığı bu ilmî toplantılarla, inanın, dünyada sayılı kurumlardan biri hâline geldi.

Gelelim Türk Dil Kurumuna -vakit kalmadığı için- ben Allah aşkına hepinize soruyorum: Dışarı çıktığınızda birbirinize sorun, bugün konuştuğumuz Türkçeyi kaç kelimeyle birbirimizle konuşuyoruz. Bir sorun Allah aşkına, hatırınıza bir gelsin. Dışarı çıktığımızda tabelaları okuyamıyor isek -ben dedeyim- dedenin dediğini torun anlamıyor ise Türkçenin başına felaketler gelmiş demektir. Bu Türkçemizi temiz bir dille anlatmak zorundayız, temiz bir Türkçe konuşmak zorundayız. Biraz evvel mesaj çektim İzmir’den seyretsinler diye, bir sanayici arkadaşım dedi ki: “Başkanım, muhakkak söyle.” Söyleyeceğim konu da şu: Eğitimin temeli temiz bir Türkçe, ticaretin temeli temiz bir Türkçe. E, şimdi, maşallah, çıktık, tabelalarda İngilizce… Bu, bilgisayar lisanı… Bakın, bütün bunlardan kurtulmanın yolu temiz bir Türkçeyi sahiplenmek. Bunu sahiplenen biziz, bunu sahiplenen AK PARTİ Hükûmetinin uygulamalarıdır. Ben sizden rica ediyorum, Türkçemize…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – “…”(x) diyorlar. Yapmayın, etmeyin ya!

NECİP KALKAN (Devamla) – Doğru değil mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Değil ya! İngilizce mi bizim dilimiz?

NECİP KALKAN (Devamla) – Olur mu canım?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – “…”(x) dense olur mu ya?

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, lütfen Genel Kurula hitap edin.

NECİP KALKAN (Devamla) – Ben, tabii, çok kısalttığım için rahat konuşamadım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Mesaj çekmek” yerine “ileti” yollasaydınız belki anlaşılırdı!

NECİP KALKAN (Devamla) – Ben, temiz bir Türkçeye ihtiyacı olan bir Türkiye’nin ferdi olarak Türk Tarih Kurumuna ve Türk Dil Kurumuna ve çalışanlarına saygılar sunuyorum. Bütçesi hayırlı, uğurlu olsun diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalkan.

Böylelikle, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup konuşmaları da sona ermiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalara sıra geldi.

İlk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu.

Buyurun Sayın Erdoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on altı dakika.

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye makroekonomisinin en önemli kuruluşları olan Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bütçeleri üzerine konuşacağım ama gördüğüm kadarıyla… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, lütfen…

Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde, lütfen sessiz ve sakin olalım.

Buyurun Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Türkiye ekonomisini, hepimizin gelirlerini, harcamalarını, geleceğini ilgilendiren bu kurumları temsil eden bakanlar, ne yazık ki bu kadar önemli bir günde, bütçenin görüşüldüğü günde Bakanlar Kurulu sırasında ve Komisyon sırasında değiller…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sırayla geliyorlar ama.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - …gerek Maliye Bakanı gerekse Mehmet Bey. Eğer çok acil bir durum varsa bir şey diyemiyorum ama bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurumsal kimliğine saygıdır, burada olmaları gerekiyordu.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Maliye Bakanı burada Sayın Vekilim, gelir birazdan.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – O zaman, gelip dinleyecek Beyefendi, yani burada olması fiziken burada olması anlamına geliyor.

Şimdi, beraber Türkiye ekonomisinin şu durumuna bir bakalım nereye geldik diye: Değerli arkadaşlar, bizim kronik bir sorunumuz var, katma değeri yüksek üretim yapamıyoruz ve gelirimizden daha fazla harcıyoruz, tasarruf açığımız var. Bu yüzden sürekli borçlanıyoruz. Bu geçmişte böyleydi ama bu dönemde ne oldu, AKP döneminde ne oldu? Bu borç aşırı şekilde yükseltildi değerli arkadaşlar. Önce bir millî muhasebeye bakalım, bizim bir millî muhasebemiz var, yani AKP’nin, CHP’nin, HDP’nin değil, bir millî muhasebemiz var; burada kabaca “Uluslararası Yatırım Pozisyonu” denilen bir tablo var, Merkez Bankası çıkarıyor. Burada görebiliyoruz, bu Uluslararası Yatırım Pozisyonu tablosunda Türkiye’nin diğer devletlerdeki bütün varlıkları, hep 2002 yılı referans kabul ediliyor ya, 2002 yılında bizim bütün ülkelerdeki varlıklarımızın toplamı -yani yurt dışındaki şirketlerimiz, dövizlerimiz- 62 milyar dolarmış ve bunun karşılığında da bizim yükümlülüğümüz 148 milyar dolarmış ve net pozisyon olarak bizim bütün dünyanın uluslarına Türkiye olarak 85 milyar dolar borcumuz varmış. Geldik 2015 yılına, varlıklarımız 62 milyar dolardan 217 milyar dolara çıkmış. İyi bir şey varlıklarımızın artması. Kötü olan yükümlülüklerimiz, 148 milyar dolardan 602 milyar dolara bizim diğer uluslara yükümlülüğümüz, borcumuz artmış ve net olarak, şu an itibarıyla, en son tablo itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Vekilim, geldi Bakanımız.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Hoş geldi Sayın Bakan, hoş gelmiş, çağrımız işe yaramış.

…hepimizin dünyanın diğer uluslarına 375 milyar dolar yükümlülüğümüz var değerli arkadaşlar, 375 milyar dolar. Bu nasıl oluyor biliyor musunuz? İşte, siz daha fazla tüketirseniz, başka ulusların tasarruflarını alırsanız ve kendiniz tasarruf etmezseniz ülkeniz, bu şekilde, diğer ülkelere borçlanır. Bunun çok acı ve çok ağır sonuçları var.

Şimdi, geliyoruz; bakanlar buraya çıkıyor, birtakım rakamlar anlatıyor “Türkiye ekonomisinin gerçeği bu mudur?” diye. Arkadaşlar, Türkiye’de bankalarda toplam mevduat var; bizim servetimizin durumunu göstermesi açısından önemli. Ne kadar yüksek mevduatımız varsa o kadar iyi.

Bakın, 2002 yılında 128 milyar lira mevduatımız varmış; bugün 1 trilyon 147 milyar lira. Ne güzel, mevduatımız artmış, demek ki bu mevduat artışı iyi bir şey ama, dönüyoruz, daha kötü bir şey var: Yurt içi krediler. “Yurt içi kredi” dediğimiz şu: Bakkal, esnaf, şirket sahibi, bunların borçlanması var ya, 32 milyar lira borcumuz varmış, kredi borcumuz. Bugün geldiğimiz noktada, 1 trilyon 455 milyar lira borçlanmış bizim halkımız; kredi kartları ve tüketici kredileri, yani geniş halk yığınlarının borcu. 2002 yılında, o lanetlenen, küçük düşürülen… Bu yıl da bu halkın, tüketici kredilerine ve kredi kartlarına 6,4 milyar lira borcu var. Şu gün, geldiğinizde, yeni parayla 1 trilyon 455 milyar lira -eski parayla ifadesini bilmiyorum çünkü katrilyonun 1.000 katını tam hatırlayamıyorum- korkunç bir borçluluk içerisindeyiz. Bu nasıl oluyor? Şimdi, AKP’nin, medya gücüyle, sizde yarattığı algı nedir? “Korkunç büyüdük, nefis bir ekonomi.” değil mi? Değerli arkadaşlar, bir ekonominin en temel göstergesi büyüme oranlarıdır. Büyüme oranlarına bakıyorsunuz, cumhuriyet tarihinin en kötü Hükûmetlerinden biri. Peki, büyüme oranları ne zaman düşüyor? 1980’den sonra, liberal ekonomi politikalarının uygulandığı yıllardan itibaren Türkiye’de büyüme oranları çok düşüyor. En yüksek ne zaman? Mustafa Kemal Atatürk yönetiminde; en yüksek büyümemizi burada gerçekleştiriyoruz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, burada Maliye Bakanı var. Değerli arkadaşlar, elimde bir tablo var. Kalkınma Bakanlığının haftalık ekonomik veriler setine girin, bu tabloyu göreceksiniz. Halka nasıl anlatıyorlar, biliyor musunuz? Diyorlar ki: “2002 yılında brüt kamu toplam borç stokumuz -yani, Türkiye'nin kamusunun iç ve dış borç stoku- 257 milyar lira. 2015’e geldiğimizde, bu, 734 milyar oldu. Ama, bir dakika, 734 milyar borcumuz var ama bizim varlığımız var.” “Nerede varlığımız var?” diyor; “Merkez Bankasında varlığımız.” diyor. Kamunun borç stokundan düşüyorlar, Merkez Bankasındaki varlık. Ben Maliye Bakanına soruyorum: Merkez Bankasındaki varlıklar kamuya mı ait? Değil arkadaşlar. Özel bankaların munzam karşılıkları var ya -mesela Garanti Bankası getiriyor, biraz yatırıyor; Yapı Kredi getiriyor, munzam karşılığını yatırıyor- bunu kamu net borcundan düşüyorlar. Ne kadar biliyor musunuz? 406 milyar borçtan düşüyorlar.

İkincisi: İşsizlik Fonu. Kimin bu para? İşsizin. Hukuki olarak, kanunen bu borç özerk bir fonun ama getiriyor, kamunun parasıymış gibi 90 milyar bir de bunu düşüyor, ediyor 500 milyar dolar. Bunu düştükten sonra diyor ki: “Bir de kamu varlıkları var.” Onu düşebilir, detayına bakmak lazım. 734 milyar liralık borcu 143 milyar dolar gösteriyor. Sonra diyor ki: “2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 61,5’u borçluyduk, 7,6’ya düşürdük.”

Değerli arkadaşlar, şimdi, çıkacak bu Maliye Bakanı, Sayın Beyefendi, diyecek ki: “Bu, Avrupa Birliğinin uluslararası finansal standartlarına, IMF’in finansal standartlarına dayanıyor.” Ben uluslararası denetçiyim. O finansal standartlar ilkeyi koyar. Varlık sizin değilse bunu koyamazsınız çünkü bu varlık kamuya ait değil, kamu borçlarından düşürülemez. Türkiye'nin borçları 734 milyar liradır. Muhasebenin algı oyunuyla bu sakladıkları 500 milyar var ya, yarın öbür gün başımıza bela olacak ve o zaman Yunanistan’dan da beter duruma düşeceğiz.

Bakın, Türkiye ekonomisinin durumuna biraz devam edelim. Şimdi, eskiden ne yapılırdı? Cumhuriyetin bütün hükûmetleri tarafından aslan gibi vergi toplardık, otoyol yapardık, havalimanı yapardık, köprü yapardık.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – O zaman da gider faiziyle öderdik.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Görüyorsunuz, Maliye Bakanı bana laf atıyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Ne yapalım yani?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Genel Başkana bile laf attı.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Dün Ahmet Davutoğlu ne demişti?

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Şimdi, bakın, Maliye Bakanına sorayım… Daha önce vergilerle yapardık, şimdi yeni bir model geliştirdiler. Yap-işlet-devret modeli ve kamu özel iş birliği modeli diye bir model geliştirdiler. Eğer bir devletin finansman imkânları kısıtlıysa iş adamlarını çağırıyor, şeffaf ve rekabetçi bir ihale yapıyor. “Bunu sen yap, finansmanını sen bul, benim bulduğum şartlarda. Belirli bir süre işlet, sonra bana devret.” diyor, tamam mı? Peki, Türkiye'de bunu yaparken ne yapıldı? Finansmanına garanti verildi, işletmesine garanti verildi, bir sürü yolsuzluk iddiası var. Ya, parayı Ziraat Bankası veriyor, garantiyi Devlet Hava Meydanları veriyor, niye Mehmet Cengiz işletiyor arkadaşlar? Taş attı da kolu mu yoruldu? Üstelik konuştuğumuz projeler onlarca milyar dolarlık ve daha da kötüsü devlet muhasebesinde bunu göstermiyorlar, normalde koşullu yükümlülük olarak bunu göstermeleri lazım. Ne yapıyorlar? “Kardeşim, borcu ve garantiyi Devlet Hava Meydanları verdi, o özel bir KİT.” diyorlar. Kime ait bu KİT? Hazine Müsteşarlığına ait. Ne demek yani? Hazine garantisi. Görebiliyor musunuz bütçesinde? Nasıl inanacaksınız bu bütçeye? Sayıştay raporu yok, muhasebesi hileli, olmaz arkadaşlar, doğru bir şey değil yapılan işler.

Şimdi, geliyoruz, Türkiye’de bir büyük gelir algısı yaratıldı, değil mi? Arkadaşlar, gelir ve servet dağılımı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun sitesine girin, görün. Türkiye’de demin bahsettiğim 1,4 milyar liralık mevduatı var ya, yarısı 1 milyon lira ve üzeri hesap bakiyesinde olanlarda. Yani mevduatın yarısı milyonerlerin, halka düşen bir şey yok, gelir dağılımı korkunç bir şekilde bozulmuş durumda. Birçok kişi diyor ki: “Türkiye’de nüfusun yüzde 1’i servetin yüzde 54’üne sahip.” Bu konuda istatistiki araştırmalar var, hiç güvenilmez olan Devlet İstatistik Enstitüsünün Gini katsayısına bakıyorsunuz hiçbir şey göremiyorsunuz. Bize diyecekler ki: “Siz bu Hükûmetin istatistiklerine güvenemiyor musunuz?” Vallahi gördüğümüz şeylerden sonra hiçbir şeyinize güvenemiyoruz değerli arkadaşlar.

Şimdi, geldik, hep böyle bir 2002 paranoyası, hep böyle bir 2002 algısı. Değerli arkadaşlar, sonuç olarak Türkiye ekonomisinin geldiği yerde millî servetimiz yabancıların eline geçti. En kritik, en stratejik sektörlerimiz, sigaradan tutun cep telefonu şirketlerine kadar, havalimanlarından başlayın madenlerimize kadar en çok gelir getiren kurumlarımız yabancılara satıldı. Bir taraftan aşırı borçlanma, diğer taraftan en yüksek gelir getiren tekel nitelikli stratejik kurumlarımızın yabancıların eline geçmesi Türkiye ekonomisinin geleceğinin çok karanlık olduğunu gösteriyor. Bazen Hükûmet bize sert konuştuğumuzu söylüyor. Artık size sert konuşma dönemi değil, size tavsiyelerde bulunma dönemi çünkü Türkiye’nin başı büyük bir belaya doğru gidiyor. Bu durumdan nasıl kurtulacaksınız: Öncelikle tam demokrasiyi sağlamak zorundasınız. Demokrasi ile ekonomi at başına gider, dünyada bakın, zengin ülkelerin demokrasilerinin kalitesinin yüksek olduğunu göreceksiniz. Nasıl yapacaksınız bunu? Bir kere bu tek adam görüntüsünden kurtulmak durumundasınız. Bunu sizin anlatmanız gerekiyor. Biz anlattığımızda bozuluyorsunuz, üzülüyorsunuz. Gideceksiniz, Recep Tayyip Erdoğan’a tek adam görüntüsü vermemesi gerektiğini bir şekilde anlatmak zorundasınız.

İkincisi: Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı, en önemli konu. Hukukuna ve yargısına güvenilmeyen hiçbir ülkede yatırım yapılmaz. Nasıl olacak bu? Cumhurbaşkanı çıkıp da “Ben Anayasa Mahkemesinin kararını takmıyorum.” demeyecek. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü bu darbe olarak anlaşılabilir. Çünkü söyleyen Türkiye Cumhuriyeti’nin yürütmesinin başındaki kişidir. Aynı şeyi tersinden düşünün: Anayasa Mahkemesi Başkanı çıksa “Ben bu Cumhurbaşkanını takmıyorum, saygı duymuyorum.” derse ne hissedersiniz?

SALİH CORA (Trabzon) – Öyle diyor zaten.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Hayır, bunu demiyor. Öyle diyorsa çok büyük saygısızlık ediyor, o zaman ona da müdahale ederiz.

SALİH CORA (Trabzon) – Milletin iradesine aykırı davranıyorlar.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bunu diyemezsiniz. Devlet yönetmek çok ciddi bir iştir. 80 milyonun...

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Biz müdahale etmiyoruz, demokratız.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Salih kardeşimin nezaketini biz biliyoruz.

Şimdi geliyoruz, bu toplumsal gerginliği azaltmak zorundasınız değerli arkadaşlar. Bu kadar şiddetin boy gösterdiği bir ülkede bir ekonomik kalkınma bekleyemezsiniz. Bütün fonlarınızı güvenliğe şey yaptığınızda kendi şehirlerinizdeki bu görüntüyle iyi bir ekonomik görüntü veremezsiniz.

Ve arkadaşlar, uluslararası ilişkilerimizi restore etmek zorundayız biz. Kavgacı bir ülke görünümümüz var, herkesle kavga ediyoruz. “Ey Sisi!”, “Ey Esad!”, “Ey Obama!”, “Ey Putin!”, “Ey AB!”, “Ey ABD!”, yahu bu dilden kurtulmak zorundayız değerli arkadaşlar. Hani bir Donald Trump var ya Amerika’da, hepimiz sinir oluyoruz değil mi bu adama.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Haksızlığa boyun mu eğelim?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bu Donald Trump’ın aynı görüntüsünü emin olun yurt dışında Tayyip Bey için hissediyorlar; bakın, bunu uyarı için söylüyorum, aynı görüntü, böyle görülüyor. Biz bu ülkenin ana muhalefetiyiz ama biz de bu ülkenin bir parçası olarak anılıyoruz, gördüğümüzde üzülüyoruz. Bu durumu düzeltmek zorundasınız.

Arkadaşlar, ekonomik gelişmeyi istiyorsanız yaratıcılığı özendiren bir millî eğitim politikası yaratmak zorundasınız çünkü yaratıcı zekâdan inovasyon çıkıyor. Bakın, bu dokunmatik telefonlar, yeni işletim sistemleri... Hani o “çapulcu” denen, aşağılanan, “gezici”, “çapulcu”, “darbeci” denilen, yok sayılan gençlik var ya, onlarla barışmalısınız çünkü o gençlerimiz, sizin gençlerinizle birlikte o inovasyona dayalı üretimi, yüksek katma değerli üretimi yapmazsa hiçbir şey yapamayız.

Bakın, bir 4+4+4 eğitim sistemi getirdiniz, berbat durumdayız arkadaşlar, çok kötü durumdayız. Millî Eğitimin verilerini Millî Eğitim bütçesinde anlatacağız ama Millî Eğitimin doğrudan ekonomiye etkisi var.

Enerji ve ulaştırma altyapısını ucuzlatmak zorundayız. Her şirketin telefon, elektrik, doğal gaz faturaları yolsuzluk ve kötü yönetimle… Ki defalarca anlattım milyarlarca dolar yolsuzluğu, son derece yüksek. Bu yüksek maliyetlerle bizim şirketlerimiz başka şirketlerle rekabet edemiyorlar, bu yüzden de işçi ücretleri düşürülüyor. Biz ucuz iş gücünü, niteliksiz iş gücünü… İnsanımızı ezerek bir büyüme modeline geçmiş oluyoruz, bunu yapamazsınız.

Değerli arkadaşlar, görüyorsunuz bir üçüncü havalimanı… Büyük büyük anlatıyorsunuz, kim ödeyecek bunların parasını?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Yap-işlet.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – “Yap-işlet”, bakın ne kadar güzel diyor. Yap-işletle sanıyor ki başkası ödeyecek, o uçağa binen ödeyecek. O uçağa binen normalde vergi vererek yaptıracağı şeyi her uçağa binerken ödeyecek; şimdi 15 euro, on yıl sonra yaklaşık 40 euro olacak.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ayrı bir oturup tartışalım Sayın Vekilim. Ayrı ortamda tartışalım Sayın Vekilim.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Oturup konuşalım yani emin olun ben de isterim, keşke iktidar-muhalefet medeni ilişkiler kurabilsek daha iyi bir ülke olur.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Marmaray’ı kim ödediyse onu da…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bakın, kamu-özel iş birliği şehir hastaneleri meselesi var. Ya, arkadaşlar, hiç vicdanınız sızlamıyor mu? İnşaatın yapım maliyeti, 2 kirası… Devlet bu yapana kira ödeyecek, adam 400 milyon liraya yapmış iki kira karşılığında, iki yılda alacak parasını. Sağlık Bakanlığına soruyoruz biz bunu, diyor ki: “Efendim, ihale yaptık, böyle çıktı.” E, berbat ihale yapmışsın, berbat bir ihale yapmışsın demektir yani bu kadar beceriksiz ihale yapmışsın demektir. Yani, böyle bir şey olabilir mi? İki yıllık kirasına şehir hastanesi yapılabilir mi? Sağlığın özelleştirilmesindeki berbatlığı da sağlık bütçesinde değerlendireceğiz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yirmi beş sene ödemesi devam edecek.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, siz iyi bir ekonomi istiyorsanız yolsuzluktan, adaletsizlikten, haksızlıktan arındırılmış ekonomik bir altyapı kurmak zorundasınız. Bunun için de altyapı reformları yapmak zorundasınız. Yapabilir misiniz?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Yaptık, yaptık.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Halk görüyor.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Yapamayacaksınız çünkü yapmanızın önünde yapısal, genetik engelleriniz var. Bunun en önemlisi 17-25 Aralık gibi, bütün dünyanın kamuoyuna mal olmuş yolsuzluklarla hesaplaşmanız gerekiyordu, bunu yapabileceğinizi sanmıyorum, daha berbatı “reform” diye yutturmaya çalışacaksınız da çok iyi bir ana muhalefet var karşınızda, hatırlatıyorum.

Son süreye geldim, sayın bakanlar burada yok, kendilerinin keyfî çok yerinde ama…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Bakan burada.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – …ekonomi bürokrasisi berbat durumda, çalışma koşulları, ücretleri, seçim sistemleri ekonomi bürokrasisi kalitesizleşirse devlet kalitesizleşir. Hükûmetin kalitesiz olduğunu biliyoruz, Hükûmetin niteliksizliği üzerinde hemfikiriz ama devlet kalitesini bozmamaya çalışmak zorundalar. Bugün ben ekonomi bürokrasisinin… Ya, 4 tane yurt dışı eğitimli uzman aynı odada oturuyor, 3 sandalye var çünkü Hazine Müsteşarlığında… Hazine Müsteşarının odası yeterince büyük, bakanın yeterince büyük, kendi ücretleri yüksek… Ama sürünüyorlar. Maaş zamlarında, hiçbir ek, maaş zammı yok. Reel büyümeyi de koyduğunuzda maaşlar geri gitti. Bunlar devletin kökleridir. Bu devlet bürokratlarına sahip çıkmak zorundasınız. Bu bütçeye “ret” oyu vereceğiz çünkü bütün bu kaygılarımızı gidermiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğdu.

Cumhuriyet Halk Partisi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre yerimden söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Genel Kurulun kişisel düşünceler üzerinden değil İç Tüzük’e göre yönetilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, demin, bir önceki oturumda grup başkan vekilimiz ile aranızda geçen diyaloğa ait tutanakları inceledim. Görebildiğim kadarıyla, grubumuza yönelik bir sataşmadan dolayı söz isteyen grup başkan vekilimizin söz talebini, ucuz bir kurnazlıkla başka bir mecraya çekmeye çalışarak HDP üzerinden bir zan oluşturmaya çalışmışsınız.

BAŞKAN – Sözlerinize dikkat edin lütfen konuşurken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Özetle, kendinize göre dile getirdiğiniz düşüncelerle HDP’yi teröre destek veren bir siyasi parti konumuna çekmeye çalışmışsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Doğru… Doğru…

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar, bir dakika… Bir dakika…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Terör” ve “teröre destek sunma” kavramlarını zaman zaman burada tartışıyoruz yani bu konuda siyasi partilerin mevcut pozisyonunu bugün de kürsüden tartıştık. Yani, bu konuda herhâlde bir hassasiyet içerisindesiniz; bunu, olumlu karşılıyoruz. Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, adam kayırma; bu tarz uygulamalarla ilgili hassasiyetlerin de olması gerekiyor. Bütün bu konularda en rahat parti olan siyasi parti olmamıza rağmen yine de tabii Meclis Genel Kurulunu yönetirken tartışmaları kişisel düşünceleriniz üzerinden değil, İç Tüzük’e göre yönetmeniz gerektiğini, tartışmaları başka yöne çekme çabanızın doğru olmadığını ifade etmek istiyorum.

Kim üzerine alınır bilemem ama Halkların Demokratik Partisi olarak yolsuzlukla, hırsızlıkla, katliamla, teröre destekle özdeşleşen siyasi partilerden seçilmemiş Meclis başkan vekillerinin yönettiği Meclis pratiği temenni ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baluken, hayatımda siyasi kurnazlık nedir bilmem, zaman zaman öğrenmek isterim ama öğrenemem. Hiç kalbim kötü olmadı, bunu en iyi bilenlerden biri de sizsiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben bilmiyorum.

BAŞKAN – Ben bilginize sunuyorum sadece.

Bu kadarla bırakıyorum çünkü ben kendimin ne olduğunu biliyorum, zihnimin ve kalbimin ne kadar açıklıkta olduğunu da biliyorum. Bu konuda vicdanım son derece rahat.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ikinci konuşmacısı olarak İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir’i kürsüye davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımamak yönündeki açıklaması, aslında gücünü ve yetkilerini Anayasa’dan alan Cumhurbaşkanı için gerek kendisini gerekse Anayasa Mahkemesini inkârıdır. Cumhurbaşkanı tarafından bugün yapılan bu açıklama oldukça manidardır ve ikinci bir 28 Şubat sivil darbesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu yüce Meclisin Anayasa’yla belirlenmiş en temel görevi bütçe yapma yetkisi ve hakkıdır, yürütme organı olan Hükûmete halkın ihtiyaçları doğrultusunda harcama yetkisi vermektir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin vermediği bir yetkiyi Hükûmet kullanamaz. Bu temel anayasal görevimizi yerine getirirken hepimiz bu yüce millete karşı büyük sorumluluk duymalıyız.

Ana muhalefet partisi milletvekilleri olarak bütçe görüşmelerinin başladığı günden itibaren yoğun, sıkıştırılmış çalışma ve mesai saatlerine rağmen bakanlık ve kamu kurumlarının bütçe görüşmelerine katılarak temsil ettiğimiz vatandaşlarımızın talepleri ve ihtiyaçlarını karşılayacak hakkaniyetli, kamu ve toplum yararını gözeten etkin gelir harcama yapısının oluşması için büyük bir çaba sarf ettik. Ancak bu bütçe görüşmelerinde iktidar milletvekillerinin bütçe etkisi konusunda anayasal sorumlulukla hareket etmediklerini, Hükûmet bütçesi üzerinde hiçbir öneri, ödenek teklifi yönünde bir sorgulama ve tasarrufta bulunmadıklarını gördük.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk kurulan önemli kurumlarından biri Evkaf Umum Müdürlüğü yani Vakıflar Genel Müdürlüğüdür. Vakıflar Genel Müdürlüğünün misyonu, tarihî, kültürel değer varlıklarımızı ve tarihî miraslarımız olan vakıfları amaçlarına uygun yaşatmak, vakıf ve medeniyetini çağdaş bir anlayışla geleceğe taşımaktır. Bizim de elbette en büyük sorumluluğumuz bu kutsal tarihî servetlerimizi korumak ve gelecek nesillere taşımaktır. Vakıflar Genel Müdürlüğü aynı zamanda günümüz koşullarında kurulan vakıfların kuruluşunu, denetimini gerçekleştirmek, yasaların kuruluş amaçlarına uygun olup olmadıklarını denetlemek durumundadır. Ancak asli görevleri kâr amacı gütmeden yardım ve dayanışmayı güçlü kılmak amacıyla faaliyette bulunmak olan vakıflar, AKP iktidarı döneminde birçok diğer kamusal kurumda olduğu gibi bulunmuş oldukları faaliyetlerde son derece tartışmalı hâle gelmişlerdir. Vakıflar genel Müdürlüğünün sorumluluğunda olan son dönemde kurulan birçok vakfın denetimi konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Mali yapılarında bir saydamlık, şeffaflık ve açıklık yoktur.

Değerli milletvekilleri, özellikle son on dört yılda iktidarın yandaşı olan, iktidarın telkiniyle kuruluna birçok vakfın, Millî Eğitim Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının, Kültür Bakanlığının görev alanları olan özellikle eğitim, sağlık, yurt, yükseköğretim faaliyetleriyle âdeta bakanlıkların ve yerel yönetimlerin fon ve kaynaklarını alarak, kamu arsa ve arazileri tahsis edilerek faaliyette bulunduklarını görüyoruz. Geçmiş yılların merkezî yönetim bütçe giderlerine baktığımızda dernek, birlik, kurum, kuruluş, sandık gibi kâr amacı gütmeyen kuruluşlara 2006 yılında 13 milyon 460 bin lira transfer yapılmış, bu rakam yaklaşık 70 kat artarak 2015 yılında 873 milyon 540 bin lira şeklinde gerçekleşmiştir. Bugün tartıştığımız 2016 bütçe giderlerine baktığımızda ise bu kâr amacı gütmeyen kuruluşlara sadece 2016 Ocak ayında 262 milyon lira transfer yapılmış. Devlet bütçesinden kaynak aktarılan bu kuruluşlar hangileridir? Ayrılan ödeneklerin bu kuruluşlar aracılığıyla nerelere harcandığı denetleniyor mu?

Evet, özellikle son yıllarda ön planda olan, hepimizin malumu, Yönetim Kurulunda Cumhurbaşkanının oğlunun da bulunduğu TÜRGEV Vakfı başta olmak üzere, Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Yeşilay Vakfı gibi kimi vakıflar açık bir şekilde desteklenmektedir. Bazı kamu ihalelerinde, şart olarak, bu vakıflara bağış adı altında kaynak aktarılması, kamu arsa, arazilerinin tahsis edilmesi gibi iddialar sürekli gündeme gelmektedir.

Ayrıca, bu iktidar döneminde, Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti tanınan vakıflara baktığımızda, TÜRGEV, İsmailağa Camii İlim Hizmet Vakfı, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Geliştirme Vakfı, İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı, Abdullah Gül Üniversitesi Destekleme Vakfı gibi benzeri vakıflar karşımıza çıkmaktadır. Özellikle son on dört yılda eğitim ve sağlık alanlarında kurulan vakıfların kurdukları vakıf üniversitelerinin yapıları tartışmalıdır. Vakıf statüsüyle bütün muafiyetlerden yararlanan, bütün kamu kaynaklarını kullanan bu kuruluşlar özel eğitim vermektedirler ve vakıf kavramının kendisiyle çelişmekte olan faaliyetler yürütmektedirler. Ben bir akademisyen olarak baktığım zaman üniversite sayılarına, 2003-2015 yılları arasında kurulan 117 üniversitenin 56’sı devlet üniversitesi, 61’i vakıf üniversitesi ve katıldığım Plan Bütçe Komisyonunda Milli Eğitim Bakanını dikkatlice dinledim ve yakın tarihte bildiğiniz üzere tam bir kaosa dönüşen eğitim sistemimizin iktidara yakın, iktidar telkiniyle kurulacak vakıflara ve özel sektöre devredileceğini dinledik kendisinden.

Değerli milletvekilleri, birçok kez Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak Genel Kurulda ve Plan Bütçe Komisyonunda bu konuyu dile getirdik ve önergeler verdik. Bildiğiniz üzere, TÜRGEV, İnsani Yardım Vakfı, Yeşilay Cemiyeti, Birlik Vakfı gibi vakıflar ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında özel protokoller imzalanmaktadır ve imzalanan bu protokoller sonucunda bu saydığım vakıflar belli ayrıcalıklara sahip olmaktadır. Örneğin, TÜRGEV’e ait yurtlarda kalan öğrencilerin iş, yaşam, kültür, sanat gibi gelişimlerini sağlayacak kurslar düzenlenecek ve bu eğitimleri verecek eğitmenlerin ücretleri de Millî Eğitim Bakanlığının bütçesinden karşılanacak ve bütün mali yükümlülüğü Millî Eğitim Bakanlığı üstlenecek ve bütün vatandaşların, hepimizin katkısıyla oluşturulan bütçemizden TÜRGEV’e kaynak aktarılacaktır.

Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığının eğer böyle bir bütçesi mevcut ise bu bütçeyi ayrıcalıklı vakıflara ayırmak yerine bu iktidar döneminde on üç yılda 12 kez değişen eğitim sistemimizde hiç önemsenmeyen özellikle devlet okullarında okuyan öğrencilerin sanatsal, kültürel, sportif, sosyal gelişimleri yönünde harcaması gerekmez mi?

Millî Eğitim Bakanlığının okullara yeterli bütçe ayırmadığını hepimiz biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin uyguladığı sosyal demokrat belediyecilik anlayışıyla okulların boya badana, altyapı harcamaları Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından karşılanmaktadır.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Çok yanlış biliyorsunuz; Millî Eğitim Bakanlığı…

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Malumunuz Yeşilay Derneğinin yanı sıra yönetim kurulunda yine AKP iktidarına yakın isimlerin yer aldığı Yeşilay Vakfı mevcuttur ve vergi istisnası, kamu kurumlarına ait taşınmazların kırk dokuz yıllığına bedelsiz tahsisi, Sağlık Bakanlığı bütçesinden 15 milyon liranın Yeşilay Vakfına aktarıldığını görüyoruz.

Diğer taraftan, İstanbul olmak üzere birçok büyükşehrimizde vakıfların bulunduğu alanlardaki açık alanlar kafe, otopark, ticarethane şeklinde kiralanmakta; bu da yine Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetim eksikliğini ortaya çıkarmaktadır.

Bir diğer konu ise restorasyon konusu; bu noktada da, bildiğiniz üzere birçok yapı çizgi film kahramanı Sünger Bob şekline dönüştürülmüştür.

Son olarak değerli milletvekilleri, genel olarak vakıflara ne kadar kaynak aktarılıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir, teşekkür ederim.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Yani toparlayın lütfen, ek süre veremem çünkü.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Tamam.

Vakıflara ne kadar kaynak aktarılıyor? Bu kaynakların çerçevesi, bütün gelir ve harcama kalemleri açık ve hesap verebilir, şeffaf, hakkaniyetli şekilde belirlenerek, açıklanarak…

Bu yüce Mecliste tartışılmadan onaylandığı için biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine “hayır” diyoruz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, polemik olmasın diye yerimden bir söz isteyebilir miyim, konuyla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Anlamadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın konuşmacı, az önce, konuşmasında Cumhurbaşkanımızın Anayasa Mahkemesi kararını eleştirmesinden yola çıkarak “Bir darbe girişimidir.” dedi.

BAŞKAN – Yerinizden söz mü istiyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet, lütfen.

BAŞKAN – Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sabahtan beri aynı konuyu defaatle görüştük ama görüyorum ki konuşmacı arkadaşımız ya dinlememiş ya da bu polemik tarzını seviyor.

Bakınız, Anayasa Mahkemesi kararını Sayın Cumhurbaşkanımız eleştirmiştir. Ancak buradan yola çıkarak “Bu bir darbe girişimidir.” demek öncelikle darbe ifadesinin çok ucuzlatıldığı anlamına gelir. Yapılan, bir mahkeme kararı eleştirisidir. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sessiz olalım lütfen.

Devam edin Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın CHP Grubunu uyarırsanız Sayın Başkan, sürekli konuşuyorlar, biz de konuşabilelim zaman zaman.

BAŞKAN – Dinliyorum ben sizi, duyuyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şikâyet ediyor resmen: “Öğretmenim, çok konuşuyorlar.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımızın nasıl seçildiğini biliyoruz; çok büyük bir oy çoğunluğuyla beraber, bu milletin kahir ekseriyetiyle beraber en önemli makama gelmiş bir insan. Bir eleştirisinden yola çıkarak “Darbe girişiminde bulunuyor.” demeyi insafla, izanla bağdaştıramadığımı ifade etmek istiyorum.

Onun dışında, Anayasa Mahkemesine karşı muhabbetlerini politik gündeme göre değiştirmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, Sayın Baykal’ın, bırakın mahkeme kararını eleştirmeyi, daha mahkeme kararını vermeden önce, CHP Genel Başkanı sıfatıyla grupta yaptığı konuşmada, 30 Nisan 2007, Deniz Baykal şöyle diyor: “Anayasa Mahkemesi ‘367’ye gerek yok.’ derse ülke çatışmaya gider.”

Bakın, daha karar bile yok, karar eleştirisi bile yok, büyük bir tehdit var, darbeyse budur darbe. Dolayısıyla siz eleştireceksiniz ama sizin dışınızdaki kişiler eleştirdiği zaman bunu darbe olarak nitelendireceksiniz. Bu, insafsızlık diye düşünüyorum.

Onun ötesinde, yine, Sayın Kılıçdaroğlu’nun…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – O bir tespitti.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sabret, sakin ol.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İyi de, tespit başka bir şey.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Size de laf söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Turan, bana anlatıyorsunuz, devam edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sabahtan beri her şeyi söylediler, iki cümle söyledik, insaf, bir durun.

BAŞKAN – Siz devam edin, ben dinliyorum sizi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakınız, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da çok uzun bir konuşması var. Mahkemeye, burada söylemekten utanacağım ifadeler kullanıyor; ne meşruiyeti kalıyor ne tanınması kalıyor ne “meşru kalmaz…” her şeyi söylüyor. Şunu demek istiyorum: Siz mahkeme kararını eleştireceksiniz, bu bir eleştiri olarak değerlendirilecek, Sayın Cumhurbaşkanı eleştirince bu darbe olacak. Bunu doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – En tepedeki adam…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sabredin, sakin olun.

Onun dışında, Sayın Başkan, Cumhurbaşkanımız Anayasa Mahkemesi kararından sonra, ilgililerin cezaevinden çıkmasından sonra, yerel mahkemenin o karara uymasından sonra bunu söylemiştir. Hangi kararı etkilemiştir bununla ilgili? Var mı etkilenen bir karar? Hani, her gün “diktatör” diyorlar, ağır eleştiride bulunuyorlar ya. Ben de diyorum ki, nasıl bir diktatörlükse Anayasa Mahkemesi bu karara uymuyor, bu talebe uymuyor. Onun ötesinde, yerel mahkeme bu Anayasa Mahkemesi kararına uyuyor. Ben, o yüzden milletimizin irfanına, izanına bir daha sığındığımızı ifade etmek istiyorum. Ortada bir mahkeme eleştirisi vardır, buna saygı duymak gerektir diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, enteresan bir durum oldu. Sayın Bülent Turan söz istedi, daha sözüne başlamadan diğer grup başkan vekilleri de hemen sisteme girdiler. Ne söyleyeceği belli değil yani tedbirlerini aldılar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Efendim, domino taşı etkisi başlayınca...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, söylediği konuyu belirttikten sonra girdik.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel.

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bunun iki sebebi var. Bunların bir tanesi, bugünkü bu darbe girişimi, ikinci 28 Şubat darbesine karşı grupların söyleyecek çok sözü var ama bütçe görüşmeleri sırasında, biraz da o görüşmeleri aksatmamak adına -İç Tüzük belki belli şartlarda zorlanabileceği hâlde- biz böyle fırsatları bekliyoruz, Bülent Bey bundan yararlandığı anda bizim de bu darbe girişimini kınamak için böyle bir şeye ihtiyaç var.

Ha, “Nereden biliyorsunuz?” Biz, Bülent Bey’e cevaben değil.

BAŞKAN – Ay, espri yaptım, boş ver. Sen söyleyeceğini söyle, takılma ona.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Cumhurbaşkanının durumunu meşrulaştıracak ama bu konudaki en enteresan saptama şudur: Başbakanın gruplara dağıtılan konuşması var ya –konuşma saatine kadar ambargolu olan, içeride bekleyen ki çok normal- tam konuşmaya başlarken dağıtıldı. İlk sayfasını bir açın bakın, diyor ki: “Buradaki bazı sataşmaları, eleştiriyi aşan hakaretleri üzüntüyle dinledim.” Bir gün önceden bastırmışlar. (CHP sıralarından alkışlar ve gülüşmeler) Şimdi, ondan, bunlar Parlamentoda oluyor böyle şeyler.

Şunu söyleyeyim: Şimdi, Sayın Bülent Turan ne derse desin. Bir kere halkın seçmesi farklı bir anlam yüklemez, o zaman Kenan Paşa’yı da halkın seçtiğini, Hitler’i de halkın seçtiğini söyleriz. (CHP sıralarından alkışlar) Oy oranındaki yüzde 53’ü söylerseniz, Kenan Evren’in aldığı 93’ü, Hitler’in 94’ünü söylerler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Devam edin siz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer ana muhalefet partisi liderinin 2007’de yaptığı bir grup konuşmasında söylediği bir şeyi söylerseniz, size Cumhurbaşkanının yetkilerini, sorumluluklarını ve yeminini hatırlatırlar -bir ana muhalefet liderinin söylediği bir söz başka bir şeydir- devlette kuvvetler ayrılığının ve kuvvetlerin birbiriyle uyumunun ve devletin kurum ve kuruluşları arasında varsa bir uyumsuzluk, onu gidermek üzere ant içmiş olan birisinin ettiği yemini ve tarafsızlığı hatırlatırlar.

Teşekkür ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baluken…

36.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün bu konuda kürsüden de Cumhurbaşkanının söylemiş olduğu cümleleri okumuştuk. Bakın, çok açık bir şekilde, Cumhurbaşkanı “Ben Anayasa Mahkemesinin verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum…”

Şimdi, bunun ötesine geçen başka bir sözü var, orada da diyor ki: “Ceza mahkemesi kararında direnmiş olsaydı, Anayasa Mahkemesinin vereceği karar boşa çıkmış olacaktı.” Yani, açık bir şekilde Anayasa Mahkemesinin kararlarına mahkemelerin uymamasını da telkin ediyor yani burada yargıya açık bir müdahale var. Oysaki aynı Cumhurbaşkanı bakın 2010 yılında aynen şunu söylemiş: “Hukuk sistemine biz inanmazsak, biz güvenmezsek başkalarının inanmasını bekleyemeyiz.” E, biz de bunu söylüyoruz zaten. Şimdi, hukuk sistemine Cumhurbaşkanı inanmazsa, Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımazsa “Ben bunları kabul etmiyorum.” derse o zaman 78 milyondan nasıl böyle bir şey bekleyebilir? Bu yönüyle açık bir darbe olduğu ortadadır.

Diğer taraftan, bakın, 2005 yılında Orhan Pamuk’la ilgili açılan davada da şöyle demiş: “Yargı, yürütme ve yasamadan bağımsız. Yürütme yargıya karışamaz.” diye net cümleler kullanmış. Şimdi, kendisi hem yürütmeye karışıyor hem yasamaya karışıyor, bir de yetmedi, işte, 28 Şubatın yıl dönümünde yargıya karışıyor.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Yürütmeye karışacak tabii, yürütmenin başı değil mi Cumhurbaşkanı?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Burada açık işte, bizim dile getirdiğimiz bir saray darbesi süreci var.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Yürütmenin başı kim, bilmiyor musun?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Yani, Parlamento iradesinin üzerinde, kuvvetler ayrılığı ilkesinin üzerinde, yargının bağımsızlığı üzerinde…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Konuşacak tabii. Bakanları kim atıyor?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …eğer bir Cumhurbaşkanı görüş belirtip bu konuda hukuksuzluk yapılmasını telkin ediyorsa burada -çok nettir, hiç tartışmaya mahal yoktur- açık bir darbe pratiği vardır.

Ben özellikle Sayın Başbakanın bütçe konuşması sırasında biraz umutlanmıştım doğrusu. Çünkü kendisi, yani Cumhurbaşkanının pozisyonunu “efsanevi lider” olarak tanımlamıştı. Yeni liderin hem Başbakan hem Genel Başkan olarak kendisi olduğunu söylemişti. “Efsanevi” derken, biraz geçmişe atıf, “efsunu olan”, işte, bu “diğer işlere karışmayan” bir anlam ifade ediyor sanmıştım. Ama belli ki böyle bir anlam yok, yani Cumhurbaşkanı hem yasamaya hem yürütmeye hem yargıya aynı şekilde müdahale etmeye devam edecek gibi duruyor; bu, son derece tehlikeli bir yaklaşım.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Cumhurun başkanı, karışacak.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hatta, o gün Sayın Başbakan konuşurken bir hususu da merak etmiştim: Yani, Cumhurbaşkanı efsanevi liderse demek…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Dünya lideri, dünya.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bundan sonra siyasi lider Sayın Davutoğlu, Abdullah Gül’ün de pozisyonunu belki açıklar da bizler de siyaset yürütenler olarak en azından “Siyasi lider kimdir?” pozisyonunda kendi muhatabımızı biliriz diye düşünmüştüm, o eksik kaldı.

BAŞKAN – Toparlarsanız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Yani şu anda, evet, AKP açısından siyasi lider Erdoğan mı, Davutoğlu mu, yoksa Gül mü bilmiyoruz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Sana ne!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Beni şundan dolayı ilgilendiriyor.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Biz biliyoruz kim olduğunu, Türk halkı biliyor, herkes biliyor.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Senin liderin kim?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ben muhalefet partisi adına siyaset yürütüyorum.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Apo mu senin liderin?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Dolayısıyla, hangi siyasi liderin konuşmasını dikkate alacağımı takip etmek zorundayım, o yüzden beni yakından ilgilendiriyor.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Salih Müslim mi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Yani, sabahtan beri bu konuyu tartışıyoruz arkadaşlar, söylenecek her şey söylendi. Ara vereceğiz, ilerleyeceğiz. Lütfen biraz daha hassas olalım, özen gösterelim, lütfen.

Buyurun Sayın Akçay.

37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Rica ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bazı arkadaşlar darbe teşebbüsünden bahsediyor. Ne darbe teşebbüsü kardeşim! Bu açık, darbe üstüne darbe, darbe üstüne darbedir; hem de bu kaçıncı darbedir. Şimdi “Sistem değişti, bunu bana uydurun.” diyor. İki maddelik bir anayasa yapmış kendisine. “Madde 1: Erdoğan her zaman haklıdır. Madde 2: Erdoğan’ın haksız olduğu durumlarda 2’nci madde geçerlidir.”

Bakın, bugün genellikle Sayın Cumhurbaşkanının şu sözü tartışılıyor: “Ben bu karara saygı duymuyorum ve karara uymuyorum.” En az onun kadar vahim bir cümle daha var, ağır ceza mahkemesinin de bu karara uymaması gerektiğini söylüyor engin hukuk anlayışıyla! Şimdi, siz ceza mahkemesinin hâkimi olarak kendinizi bir düşünün. Bakalım hâkimler nasıl algıladı bunu, bir baskı olarak algılamadı mı? Bu yöndeki beyanlar yargıya müdahale ve suç sayılan bir talimattır. Bir ülkede aklı başında bir devlet adamı mahkemelerin bağımsız olduğunu, yargı kararlarına uymak gerektiğini, saygı duymak gerektiğini… Hukukun üstünlüğüne, hukuk devleti ilkesine atıf yapması gerekirken, devletin başı olan Cumhurbaşkanı, maalesef, Anayasa’da belirlenmiş görevlerine aykırı tutum ve davranışlar içerisindedir. Bu, görüş belirtme değil. Bir Cumhurbaşkanı devletin başı olarak böyle bir görüş belirtemez. Bu, açıkça darbedir. Kınıyorum ve telin ediyorum. Buna karşı her türlü mücadeleyi vereceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, darbe yöntemiyle işbaşına gelmiş Kenan Evren ile “O da seçimle geldi.” denilerek Recep Tayyip Erdoğan arasında bir benzeştirme yapılmıştır. Bu, bırakın AK PARTİ’yi, halkın iradesine, demokrasiye karşı bir sataşmadır. Bu çerçevede 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden vereyim isterseniz, hep yerinden konuşuldu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Peki, yerimden konuşayım.

BAŞKAN – Yerinizden konuşun lütfen.

38.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, bu konu sık sık gündeme getiriliyor. “Falan da seçimle geldi, filan da seçimle geldi, Kenan Evren de yüzde 92’yle iktidara geldi.” diyorsunuz. Kenan Evren yüzde 92’yle Anayasa’yı kabul ettirdi, onun altına da kendi adını koymuştu; hatırlarsınız, dönemin atmosferini de bilirsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz de benzer taktik izliyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kenan Evren’in desteklediği “horoz partisi” iktidar olamadı, bir; hatırlayın. İki; Kenan Evren ikinci bir defa halkın karşısına çıksaydı bırak yüzde 92’yi, o küsuratı bile alamazdı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sizinkinin de başına gelecek…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Recep Tayyip Erdoğan 2002’den beri her seçimi kazanmış bir liderdir, her seçimi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2002, 2004, 2007, 2009, 2011, 2013… 2014’te de yüzde 52’yle Cumhurbaşkanı olmuş. Nasıl ikisini benzeştirirsiniz? Halk mı her defasında darbe yaptı Sayın Özgür?

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, söz talebim var, lütfen.

BAŞKAN – Şimdi konuştunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şimdi Sayın Naci Bostancı Cumhurbaşkanına sataşmadan dolayı söz aldı.

BAŞKAN – Evet.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben de Cumhurbaşkanının bugün yaptığı bir açıklamada tam anlayamadığım, tam kavrayamadığım bir şeyi Sayın Bostancı’ya sormak istiyorum.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Konuştun ya, konuştun.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Siz anlayamazsınız ki zaten.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Çünkü, Cumhurbaşkanına her sataşma yapıldığında Cumhurbaşkanı adına söz talep edip cevap veriyor.

BAŞKAN – Ne var bunda? Ne mahzuru var?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cumhurbaşkanı bugün havaalanında giderken “Ben birkaç gün olmayacağım, ortalık karışabilir.” demiş. Şimdi ben bunu merak ediyorum: Nedir “Ortalık karışabilir.” dediği şey? Bir darbe mi olacak? İç savaş mı gelecek?

BAŞKAN – Sayın Baluken, siz şimdi Sayın Bostancı’ya…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İnsanlar mı ölecek? Yani…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ama, Sayın Başkan, lütfen bir…

BAŞKAN – Siz Sayın Bostancı’ya “Niçin Cumhurbaşkanı lehinde söz aldınız?” bunu mu sormak istiyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Cumhurbaşkanımız geldiğinde kendisine sorarız ne demek istediğini?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şunu söylüyorum: Bakın, Sayın Bostancı bugün defaatle Sayın Cumhurbaşkanına yapılan her sataşmaya cevap verdi. Demek ki böyle bir rolü ve misyonu var.

BAŞKAN – E, var çünkü eski kurucu Genel Başkanı. (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

Buyurun, dinliyorum sizi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – E, tamam, ben de eğer böyle bir misyonu var ise… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ülkenin Cumhurbaşkanı, ülkenin; hepimizi bağlar, sizi de bağlar söyledikleri, Anayasa Mahkemesini de bağlar, Meclisi de bağlar.

BAŞKAN – Duymuyorum arkadaşlar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, bir dinleyin arkadaşlar.

BAŞKAN – “Eğer böyle bir misyonu varsa…”

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Basın kuruluşlarına yeterince yansımamış, belki açıklamıştır, biz görememişizdir. Demiş ki: “Ben Afrika’ya gidiyorum, işte, yurt dışına gidiyorum, birkaç gün içerisinde işler karışabilir.” Ben de diyorum ki Sayın Bostancı, bu yetki ve görev üzerine, hani Sayın Cumhurbaşkanının burada ne söylediğini bize açıklayabilir mi? Bir darbe mi olacak? Bir iç savaş mı çıkacak? İnsanlar mı ölecek? Bunu bilme hakkımız var.

Yine, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Dinliyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Cumhurbaşkanının açıklamalarına göre AKP grup başkan vekillerinin burada avukatlığa soyunması ya da görüş değiştirmesini de ibretle takip ediyorum. Bakın ben Sayın Erdem Gül ve Can Dündar tahliye edildiğinde buradaydım. AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Bey tahliyeleri büyük bir memnuniyetle karşıladığını ifade etti ama bugün her ağzını açtığında hak gasbından, yetki gasbından bahsediyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Baluken, bana konuşun, oraya döndüğünüz zaman duymuyorum çünkü.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Erdoğan’a göre mi düşünüyorsunuz, yoksa olgulara göre mi düşünüyorsunuz, bunu da sormak hakkımız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben biraz önce…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan yerimden…

BAŞKAN – Hayır, kapatıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır kapatmayın Başkanım, bakın…

BAŞKAN – Ben biraz önce “Kurucu Genel Başkanı” dediğim zaman bir ses yükseldi. Yalan mı?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Şu anda değil Başkanı, şimdi, şu anda Cumhurbaşkanı, herkesin Cumhurbaşkanı!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir cümle…

BAŞKAN – Bir dakika…

Peki, şu soruyu da soruyorum o zaman size, bunu bir düşünün ve ara vereceğim…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır lütfen ama.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Tarafsız ol!

BAŞKAN – AK PARTİ’nin, Adalet ve Kalkınma Partisinin Cumhurbaşkanına karşı tarafsız olması gerektiğine dair nerede bir hüküm var? Hiçbir yerde yok.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Tarafsız ol!

BAŞKAN – Birleşime 45 dakika ara veriyorum, Serkan Topal’la devam edeceğiz.

Kapanma Saati: 19.22

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmacıları dinliyorduk.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Serkan Topal’ı dinleyeceğiz.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar).

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakıyorum, AKP milletvekilleri şu an dışarıda. Gerçeklerle görüşmekten herhâlde kaçtılar.

Evet, bir olay gerçekleştikten sonra, yaptığı hatalar ve eksikliklerle olaylardan daha fazla kendinden bahsettiren AFAD, AKP Hükûmetine bağlı bir zihniyetle yönetilmektedir.

AFAD’ın sahadaki emekçilerine diyecek bir lafım yok, hepsine teşekkür ediyorum, alınlarından öpüyorum.

Soma’da Bakanınız Taner Yıldız’ın beyaz gömleği kirlenmesin diye gösterilen çabanın ve telaşın onda 1’ini ocaktaki işçilerimiz için göstermeyen AFAD yetkilileri, hiç kusura bakmasınlar, siz AKP’yi mi, darda kalanları mı kurtarıyorsunuz sorusunun da muhatabıdır.

Biz, Soma’yı unutmadık. Size “Bırakın, bari biz içeri girip arkadaşlarımızı kurtaralım!” diye haykıran o işçinin yakınının çığlığı, bugün de bizim çığlığımızdır. O gün orada emeği geçen Sayın Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel’in emeğinden de Soma’ya selam gönderiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AKP, peşkeş çeksin, sömürüyü artırmak için çalışma saatlerini uzatsın, üç kuruş maaşa, insanca olmayan şartlarda işçi çalıştırılmasına izin versin, kontrol etmesin, taşeronu baş tacı yapsın, sonra ocak çöktüğünde de AFAD çaresiz kalsın…

Sayın Bakan, Soma katliamı sonrası toplanan bağışlar kimler tarafından nereye harcandı? Bunu bilmek istiyoruz. Lütfen, burada açıklayalım.

Konu bütçeden açılmışken, sizin getirdiğiniz bütçe kanunu tasarısının (E) cetvelinin 85’inci maddesinde bakın aynen şöyle diyor: “Acil yardımların yapılması amacıyla tefrik edilen ödenekler Başkanlık bütçesine gider kaydedilmek suretiyle özel hesaba aktarılır. Özel hesaptan yapılan harcamalar 5018 sayılı Kanun ile 4734 sayılı Kanundan müstesnadır.” Ne demek müstesnadır? Yani Sayıştay denetiminden kaçırılmak istenen bir kanun maddesidir. Doğru mudur? Yani sizler buna “evet” derseniz, milletin parasının peşkeş çekilmesine “evet” demiş olacaksınız.

Bakın, 2004 yılında sizler bununla ilgili bir kanun çıkardınız, özel hesapları kapatıp yürürlükten kaldırdınız. Hatta bununla övündünüz. Hatta hatta o zaman “Özel hesaplar, yolsuzluk kaynağıdır, hesabı verilmeyen paradır.” dediniz. E şimdi ne oldu? E cetvelinin birçok maddesinde özel hesap var. Hadi, buyurun, gelin, açıklamasını yapın burada.

Bakın, 2013 yılında Muhasebat Genel Müdürlüğünün kesin hesap bütçesinde kuruma ayrılan 927 milyon 18 bin; bir E cetveli marifetiyle 1 milyar 222 milyon 760 bin lira yedek ödenekle para aktarılmıştır. Bu yedek ödenekle ayrılan kısım da size milletimizin, milletvekillerinin yetki vermediği kısımdır.

Siz, milletin parasını afetten, kaostan, kandan, gözyaşı üzerinden bile rant kapıları açmasını çok iyi bilirsiniz, bu konuda mahirsiniz. Tabii, doğal felaketler olabilir ancak doğacak zarar ve can kaybını önlemek de sizin görevinizdir, Hükûmetin görevidir. Eskiden sel baskınlarıyla yüz yüze kalan bir ülkeydik, şimdi ise siyasetinizle millete her gün afet yaşatmaya başladınız. Büyük depremleri yaşayan bir ülkeydik, şimdi canlı bombaları doğal karşılamaya başladınız. Su baskını, çığ, heyelan sıklıkla olurdu bu ülkede, şimdi onlardan daha sık şehit cenazelerini doğal karşılamaya başladınız. Ama biliniz ki, biz, bunları doğal karşılamıyoruz. Ülkemizde sokakta tekmeleriyle çocuk öldürenler için “Emri ben verdim.” diyen sizler, kalkıp “Suriye’nin demokrasiye ihtiyacı var.” diye komik duruma düşüyorsunuz. Götürmeye çalıştığınız demokrasiyi biz gördük, cansız bedenlerden gördük, silahlardan gördük.

Bakın, sığınmacılar bizim misafirimizdir, eyvallah, diyecek bir lafımız yok. Onlar için otelleri kapattınız, hastaneleri kapattınız, iyileşenlerin bazıları tekrar savaşa Suriye’ye gidiyor. Siz, devletin imkânlarını onlar için seferber ederken kendi vatandaşlarınız için bunu niye sağlamıyorsunuz? Yani benim Yayladağı’daki, benim Kırıkhan’daki, benim Defne’deki, Antakya’daki, İskenderun’daki vatandaşımın işsizliğine neden çare bulamıyorsunuz? Benim yeşil kartlı vatandaşım sıraya girecek, para yatıracak, hastaneye gidecek, yoğun bakımda yatak bulamayacak, sonra ölecek; bunun müsebbibi sizlersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Yardım ederken benim vatandaşımı mağdur ediyorsunuz. Yani benim vatandaşımın bunlardan, devletin imkânlarından, ödediği vergiden yararlanması için sığınmacı mı olması gerekiyor? Size soruyorum.

Şimdi, bazen diyorsunuz ki: “Biz ustalaştık.” Evet, ustalaştınız. Ustalaştınız, felaketleri bu ülkeye davet etmede ustalaştınız, ülkemizin bütün sınırlarının giriş kapılarına şu levhayı asmakta ustalaştınız: Turiste “Dur!”, yatırımcıya “Dur!”, barış isteyene “Dur!” 180 derece dönmeyi iyi biliyorsunuz ya, El Kaide’ye, kandan beslenen teröre, PKK’ya, IŞİD’e “Geç!” diyorsunuz, değil mi? (CHP sıralarından alkışlar) Ustalaştınız, ustalaştınız. Sokaklara şiddet ve korkuyu yaymakta, bu levhayı asmakta ustalaştınız. Maalesef, ustalaştınız, çocuklarımızın artık giremeyecekleri şehirler inşa etmeye çalışıyorsunuz, ustalaştınız bu konuda. O kadar ustalaştınız ki insanların yatak odalarına girip mezhebinden cinselliğine kadar fişlemeye başladınız, bu konuda ustalaştınız.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Çok çocukça! Çocukça, çocukça!

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Ayıp, ayıp! Gerçekten ayıp ya!

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Hangi ülkeden bahsediyorsun sen?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Bu kadar şehit haberi geliyor, tahammül ediyorsunuz, ülkemize her gün IŞİD tarafından atılan havan toplarına tahammül ediyorsunuz, Türkiye’yi soyan bakanlarınıza tahammül ediyorsunuz ama demokratik hakkını kullanarak özgürce sizi eleştiren öğrencilere tahammül edemiyorsunuz. Acısını yüreğinde haykıran şehit yakınlarına bile davalar açtınız. Sizin ne bu halka ne bu ülkeyi seven millete tahammülünüz kalmadı ama bizim de, bu milletin de size tahammülümüz kalmadı, bunu da bilmenizi istiyorum.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – 1 Kasımda halk kararını verdi, 1 Kasımda.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Orta Doğu’da aldığınız tavra, savaşı körükleyen dilinize, milleti ikiye, üçe bölen politikalarınıza tahammülümüz kalmadı.

Ülkemiz için selden de, depremden de, kasırgadan da daha büyük felaket, aslında en büyük afet AKP Hükûmetidir. (CHP sıralarından alkışlar) AKP Hükûmetinin felaketlerinin yarattığı tahribatı 1 AFAD değil, 10 AFAD elli yılda düzeltemez.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Hangi ülkeden bahsettin acaba?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, sadece…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Dinliyorum sizi.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Tutanaklara girmesi bakımından söyleyeceğim, cevap vermeyeceğim. Artık hatibin bu tür konuşmaları hakikaten komik olmaya başladı.

“AK PARTİ Hükûmetleri kandan ve savaştan besleniyor.” demek suretiyle El Kaide, PKK terör örgütlerine destek vermek ve biraz evvel kaldırdı… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Duymuyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bunların hiçbirini kabul etmediğimizi, terör örgütleriyle nasıl mücadele ettiğimizi ve on üç yıldır milletimizin bize vermiş olduğu vize de bunun en güzel örneğidir diyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı olarak Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’yü dinleyeceğiz.

Buyurun Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Grisesun) – Sayın Salim Uslu’ya da teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Rica ederiz.

CHP GRUBU ADINA EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı bütçe tasarısının TİKA -Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı- ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı bölümü üzerinde söz aldım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bütçe yapmanın amacı, elbette ki denetimi sağlamak, halktan toplanan vergilerin harcama kalemlerini görmek, kurumların çalışmasını belli durumlarda denetlemek üzerine oluşturuluyor.

Şimdi, TİKA ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklarının devletin kurumlarından ikisi olduğunu ve… Bugün, halktan toplanan vergilerin bu kurumlara aktarılacağı bütçe görüşmelerini yapıyoruz.

Şunu söylemem lazım TİKA konusunda: Hakikaten TİKA’nın bazı, bizlerin de hoşuna giden projeleri var. Özellikle bazı restorasyon çalışmalarını ben de yerinde gördüm ve emeği geçenlere de bu konuda teşekkür ediyorum.

Ancak tabii ki TİKA’nın kuruluş felsefesine baktığımız zaman, özellikle Sovyet Rusya dağıldıktan ve Türki cumhuriyetler kurulduktan sonra, özellikle oralarda çalışma yapmak amacıyla kurulmuş olan TİKA’nın bugün bu amacının tamamen dışına çıktığını hepimiz görüyoruz. Bugün TİKA maalesef ki Afrika’ya, özellikle Afrika’ya sıkışmış kalmış. O kuruluş amacındaki hizmet anlayışının ise yakın bir geçmişte kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları ile kurtarılmaya çalışıldığı bir süreci yaşıyoruz. Ancak açık söyleyeyim, bu iş başarılı biçimde gitmiyor.

Şimdi, komisyonda dinliyoruz, Sayın Başbakan Yardımcısını dinliyoruz, kurumun temsilcilerini bazı toplantılarında dinliyoruz, az önce AKP milletvekillerini dinledik; hep aynı lafları duyuyoruz. Özellikle TİKA konusunda deniyor ki: “50’nin üzerinde ülkeye ofis açtık, Tanzanya’da, Bangladeş’te, Cibuti’de, Kolombiya’da hatta, Latin Amerika’da ofisler açtık, çok büyüdük, yatırımlar yaptık.” Tebrik ediyoruz ancak şunu söylememiz lazım Sayın Başbakan Yardımcısı: Kolombiya’da Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı ofisi açtınız ve bundan dolayı alkış istiyorsunuz, alkışlanmayı istiyorsunuz, tebrik görmeyi istiyorsunuz. Peki, o zaman ben size başka bir soru sorayım: Kolombiya’da ofis açtınız diye alkış istiyorsunuz ya, 200 binin üzerinde Türk’ün yaşadığı Yunanistan ve Batı Trakya’da TİKA’nın hiçbir faaliyeti olmamasından dolayı biraz yüzünüz kızarıyor mu? (CHP sıralarından alkışlar) Kolombiya’da ofis açtınız, alkış istiyorsunuz, Batı Trakya’da 200 bin Türk’ün yanında hiç yoksunuz. Dahasını söyleyelim: Kenya’da Çad’da, Namibya’da ofis açtık…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Açmasın mı oralara?

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Açsın, destekliyoruz, açsın, açmasın demiyoruz. Olaya niçin bu açıdan bakıyorsunuz? Açın, oralarda da açın ama şunu söyleyeyim: 1 milyondan fazla Türk’ün ve Müslüman’ın yaşadığı Bulgaristan’da da biraz faaliyette bulunun, orada da bir şeyler yapın. Yani…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Yapıyoruz.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Yapıyorsunuz! En son yapılan da Bulgaristan’la gelinen noktada bizim Burgaz Konsolosumuz “persona non grata” yani istenmeyen adam, İstanbul’un Bulgaristan Konsolosu “persona non grata”, istenmeyen adam! (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, TİKA’nın faaliyetleri böyle mi yürüyecek?

Başka bir şey daha söyleyelim: Bu kadar büyük yatırımlar, bu kadar büyük çalışmalar yapıyorsunuz; sınıra 20 kilometrede Cisr-i Mustafapaşa vardır, bugünkü adı Svilengrad’tır; ben, bundan beş ay önce o zamanki TİKA’dan sorumlu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a da şunu söyledim: Sınırımıza 20 kilometre mesafede beş yüz yıllık tarihi olan Mimar Sinan’ın yaptırdığı köprü var, burayı restore edelim dedim, bir tane cevap gelmedi bana. Güzel, Namibya’da ofis açmışsınız, tebrik ediyoruz, daha da fazla ülkede açın ama TİKA’nın açılımına bakın, “Yurtdışı Türkleri”nin açılımına bakın ve kuruluş amacına bakın. Dünyanın dört bir noktasına gidin, dağılın ama kuruluş amacınızı da kaybetmeyin, unutmayın.

Başka bir şey daha var, az önce dinliyorum: “Büyük devlet olmanın gereğidir TİKA.” diyor. Evet, TİKA, büyük devlet olmanın gereğidir ama büyük devletsek, eğer TİKA’yı da büyük devlet olmanın gereği bir kurum hâline getirmek istiyorsak o zaman Yunanistan’da ofisiniz olacak, Bulgaristan’da ofisiniz olacak, milyonlarca Müslüman’ın, Türk’ün yaşadığı Çin’de ofisiniz olacak, Rusya’da ofisiniz olacak. Namibya’da, Çad’da, Cibuti’de ofis açmanıza alkış bekliyorsunuz ya, tebrik bekliyorsunuz ya, tebrik ediyoruz ama buralarda da çalışmanız olmamasından dolayı biraz da utanmanızı istiyoruz. Bunu söylemeye de hakkımız var herhâlde.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bugün gerçekten Afrika’ya sıkışıp kalan bir TİKA anlayışını görüyoruz. Elbette çalışmaları, komşuluk hukukuna, soydaşlığa, biraz daha bu çalışmaların kapsamı içerisine getirmek zorundayız ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Şimdi, bakın, TİKA’da ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurumunda bürokrat seçimlerini doğru yapmak zorunlu çünkü başarının getirisi buradan geliyor. Siz bir hastaneyi yönetmek isterseniz doktor atamanız lazım hastanenin başına, avukat atayarak ya da bir mühendis atayarak hastaneyi yönetmeniz mümkün değil ya da bir inşaat yapacaksanız, bir bina dikecekseniz, inşa edecekseniz başına bir mühendis, mimar getirmeniz lazım. Doktoru o binanın başına getirirseniz o bina büyümez. Aynı durum TİKA için de geçerli. TİKA’da da eğer kurum içerisinde yetişmiş veya dış politikayı gerçekten tecrübesiyle sabit, ortaya koyamayacak kişilerle çalışıyorsanız; sizin yanınızda senelerce görev yapmış, “Ya bu, benim müdürümdü, özel kalem müdürümdü, bu, benim yanımdaydı, oradaydı, buradaydı.” deyip kurumların başına insan getiriyorsanız, o zaman maalesef ki başarılı sonuçlar alamıyorsunuz. Hele de dış politikada bu kadar kötü bir dönemden geçip bürokrat tercihlerinde de yanlış adımlar attığınız zaman işte sonuç ortaya bu şekilde çıkıyor.

Şimdi, bizim birkaç önerimiz var, o önerimiz de şu: Gerçekten, bugün özellikle, TİKA’ya ayrılan bütçeye baktığımız zaman ya da Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklarına ayrılan bütçeye baktığımız zaman çok büyük meblağlar gönderilmiş olan kurumlar. Halkın vergileri bunlar ya. İşçinin, emeklinin, çocuğun cebindeki paralar buraya gidiyor ve bunlarla manevi tatminimizi de gerçekleştirmek istiyoruz haklı olarak, geçmişten gelen eserlerimize de sahip çıkmak istiyoruz, ama bir noktada da ülkenin maddi geleceğine de yaptığımız yatırımların hizmet olarak dönmesini istiyoruz. Yaptığımız çalışmalar, hem bizim manevi duygularımızı tatmin edecek hem de aynı zamanda gelecek noktasında belki, Türkiye’ye özellikle ihracat olarak belki müteahhitlik faaliyeti olarak dönecek yatırımlar yapmak zorundayız ve bugün için de kuruluş felsefesini de değerlendirerek TİKA’nın biraz daha doğru çalışmalar yapmasını diliyorum.

Bu kapsamda, bütçeye ret oyu kullanacağımızı belirterek Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köprülü.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına şimdi, Ankara Milletvekili Sayın Ayşe Gülsün Bilgehan konuşacak.

Buyurun Sayın Bilgehan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 yılı bütçesi üzerinde partim adına söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama Türkiye Büyük Millet Meclisini ve cumhuriyeti kuran, yıkılmış bir imparatorluktan yepyeni bir devlet yaratan ve dünyada hâlâ en büyük markamız olan eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, şükran ve rahmetle anarak başlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunu yapmaya gerek duydum çünkü sanırım, Atatürk’ü en iyi değerlendirmesi gerekenlerin başında kadınlar gelmelidir. Tek kadınla evlilik ilkesi, evlenmede yaş sınırı, medeni nikâhın asıl kabul edilmesi, evlenecek kadının evlilik rızasını evlendirme memuru ve tanıkların huzurunda bizzat açıklaması, erkeğin kadını tek taraflı olarak boşama hakkının kaldırılması -hani o “Boş ol, boş ol…”- ve evlilik birliğinin şartların varlığı hâlinde mahkeme kararıyla sonlandırılabilmesi gibi kadınların hak kazanımları, 1926’da Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden Medeni Yasa’nın kabulüyle gerçekleşmiştir.

Bizim doksan yıl önce elde ettiğimiz bu haklara 21’inci yüzyılda, coğrafyamızda yaşayan kadınların büyük bir bölümü hâlâ sahip değil biliyor musunuz? Bu yüzden, kuruluş amacı Atatürk değerlerini yaşatmak olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunda, öncelikle, açıkçası, bir kadın ağırlığı görmek isterdim. Örneğin, bir araştırma yapılabilir. Neden 1935’te Meclisteki kadın sayısında dünyada 2’nci, bugünse 105’inciyiz? Neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kadının yaşam hakkını koruyamadığı için ikinci kez Türkiye’yi mahkûm etti? Bizden başka bir ülke yok bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mahkûm ettiği. Neden kadının çalışma hayatına katılımında OECD ülkelerinin arasında sonuncuyuz?

Yüksek Kurumda kadın gücünü aradım. Bütçeye sunulan faaliyet raporuna göre, kurum personeli arasında cinsiyet dağılımı gayet adil; 48 personelin 25’i kadın, 23’ü erkek, gayet iyi görünüyor ama burada bir sorun var -başka alanlarda olduğu gibi kadınlar bu sorunla karşılaşmışlar, cam tavana çarpmışlar- kurumda tek bir kadın başkan yok. Atatürk Kültür Merkezinin 20 kişilik Bilim Kurulunda 3, Araştırma Merkezinde 2, Türk Dil Kurumunda sadece 1 kadın görev almış. Profesör Afet İnan’ın kurucuları arasında bulunduğu Tarih Kurumunda ise hiç kadın yönetici yok. Bu saygın Divana bakınca durum da belli oluyor zaten.

Tabii, aslında, bugün sözünü ettiğimiz bu kurumun, Atatürk’ün vasiyetinde yer alan kurumlarla hiçbir ilgisinin kalmadığını biliyoruz. Atatürk, en tabii miras hakkı olarak gelirlerinin bir bölümünü, çok önemsediği 1931’de kurulan Türk Tarih Kurumu ve 1932’de kurulan Türk Dil Kurumuna bağışlamıştı. Bu kurumlar o yıllarda kendi yöneticilerini kendileri seçen özerk bilim kurumlarıydı, 82 Anayasası’yla dönüştürülen devlet dairelerine benzemiyorlardı. Biz bu kürsüden her bütçe döneminde, bu konuda bir Anayasa düzenlemesi yapılmasını ve kurumların, kurucusunun iradesi doğrultusunda bağımsız hâle getirilmelerini önerdik. 2002’den beri bu Mecliste istenildiğinde hangi yasal değişikliklerin nasıl kolayca kabul edildiğini biliyorum. Pek çok madde değişti ama tıpkı Yükseköğretim Kurulu gibi bu kurumların statüsü de nedense özenle korundu.

Bundan önceki yıllarda, bugün kendilerinden özür dilenen Ergenekon ve Balyoz mağdurlarının bile cezaevinde bu kurumlardan daha fazla, Atatürk’le ilgili eser ürettiklerini biliyoruz. Bu yıl gözümüze çarpan etkinliklere bakınca: “Abdürreşid İbrahim Bilgi Şöleni” -kendisi, İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınmasını sağlayan kişidir- “Miryokefalon Zaferi’nin 839’uncu Yıl Dönümü Kutlamaları”, “Yörük Obasından Ödemiş Ovası’na Uluslararası Birgi Sempozyumu”, “Geçmişten Günümüze Türklerde Mezar Taşı Sözleri Konferansı”. İlginç konular olduklarına şüphe yok, hiçbir itirazım da yok ama Atatürk’le ilgili cumhuriyet tarihinden tek bir sempozyum var, o da Azerbaycan’da düzenlenmiş. Oysa, örneğin, gerek özel kanallarda ama özellikle bir kamu kuruluşu olan TRT’de zaman zaman vatandaşları öfkeden çıldırtan, Atatürk’e hakaret dolu programlar konusunda, görevi Atatürk ilkelerini korumak olan bu kurumlar ne yapmaktadırlar? Suç duyurusunda mı bulunuyorlar, TRT’yi kınayan açıklamaları mı var, yoksa daha önemlisi, çarpıtılan tarihî gerçeklerin doğrularını mı ortaya koyuyorlar?

Bu arada, esrarengiz bir konu da var. 2000-2013 yılları arasında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmedi. 2011 yılında yayımlanan 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27’nci maddesi uyarınca hazırlanan Uluslararası Barış Ödülü Yönetmeliği 12/3/2013 tarihli ve 28585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmeliğe göre, sonu 0 ve 5’le biten yıllarda ödül verilecekti. Daha sonra Yüksek Kurum tarafından 19 Mayıs-29 Ekim 2014 tarihleri arasında aday gösterme sürecinin başlayacağı belirtildi. Açıklamaya göre, 23 Nisan 2015 tarihinde ödüle layık kişinin ya da kurumun ismi açıklanacaktı, 19 Mayıs 2015’te de ödül töreni gerçekleşecekti ama o gün bugündür bu ödülden haber yok. Gerçekten merak ettim, Sayın Bakana sormak istiyorum -gerçi yeni katıldı Hükûmete ama- acaba 2015 yılında Uluslararası Barış Ödülü’nü verecekleri bir lider bulamadılar mı?

Değerli milletvekilleri, ana muhalefet partisi olarak, Meclisin bütçe hakkının kullanılmasında engeller olduğunu belirttik. Bu kurumla ilgili olarak da bütçe tasarısına eklenen bir maddeyle, Türk Tarih Kurumuna yakın tarih araştırması yapmak üzere ayrılan paranın özel hesaba aktarılabileceği belirtiliyor. Bu özel hesaptaki para, Kamu İhale Kanunu ve Mali Denetim Kanunu’ndan istisna tutuluyor yani bir bölümü Atatürk’ün özel hesabından gelen kaynakların hangi amaçlar için kullanıldığını bilmek mümkün görünmüyor.

Bu şartlarda Atatürk’ün aziz hatırası ve manevi mirasının milletimizin kalbinde olduğu gerçeğini hatırlatarak yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgehan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun altıncı sıradaki konuşmacısı Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’dir.

Buyurun Sayın Tuncer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı bütçe görüşmeleri kapsamında kısaltması “ATAM” olan Atatürk Araştırma Merkezi bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sırf gerçekleri ve bilinenleri yayınladıkları ve halkı bilgilendirdikleri için talimatla tutuklanan ve Anayasa Mahkemesinin hukuka ve vicdana uygun kararıyla tahliye edilen Can Dündar ve Erdem Gül’e “Aramıza hoş geldiniz.” diyor, bu karara imza atan Anayasa Mahkemesi yargıçlarına teşekkür ediyor, hâlen tutuklu olan gazetecilerin ve basın mensuplarının da bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını diliyor, Cumhurbaşkanının bugünkü açıklamasını, hukuk devletine yaptığı darbe girişimi açıklamasını ise kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak amacıyla, Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı olarak, 17 Ağustos 1983 tarihinde 2876 sayılı Kanun’la kurulmuştur. Atatürk’e ve Atatürk’ün kurumlarına karşı yapılan 12 Eylül darbesi sonrasında, Atatürk tarafından kurulan ve maddi manevi desteklenen Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu âdeta lağvedilmiş ve yerine Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu oluşturulmuştur.

Değerli milletvekilleri, “İsim değişikliğinden ne olur ki?” diye sorabiliriz. İlk bakışta normal bir değişiklik gibi de geliyor ancak hukuki statülere ve uygulamaya bakıldığında büyük farklılıkların ortaya çıktığını görmekteyiz. Öncelikle belirtmek isterim ki bizzat Büyük Atatürk tarafından kurulan kurumları sözde daha geliştireceğiz bahanesiyle ortadan kaldırmak, aslında, Atatürk’ün iradesini ve vasiyetini ortadan kaldırmaktır. Atatürkçü düşünceyi ve Atatürk’ün izlerini milletin iradesinden silmeye çalışmaktır ki bunun başarılması mümkün olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Büyük Atatürk tarafından kurulan Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları, hiçbir siyasi iktidara tabi olmayan, siyasi iktidarların müdahalesine kapalı olan ve tamamen bağımsız bir biçimde bilim üreten ve bilim üretenleri destekleyen birer kuruluştur. Bu kurumların bütçesi Atatürk zamanında bizzat Atatürk tarafından, sonrasında ise Atatürk’ün kendi el yazısıyla bıraktığı vasiyeti üzerine Türkiye İş Bankasındaki hisseleri tarafından karşılanmaktaydı. 12 Eylül darbesi sonrasında ise bu iki kurum yerine getirilen,Atatürk Araştırma Merkezi ile Atatürk Kültür Merkezini de kapsayan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ise Cumhurbaşkanının himayesinde Başbakanlığa bağlanmıştır. Kurumun Başkanı ve yönetimi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili bakanlıkça seçilmektedir. Yani, Atatürk zamanında tamamen bağımsız ve siyasi iradenin etkisinden uzak olan kurum şimdi ise tamamen siyasi iradenin güdümü altına sokularak bağımlı bir kurum hâline dönüştürülmüştür. Nitekim, kurulduğu günden bugüne kadarki faaliyetlerine bakıldığında, hatta “atam.gov.tr” adresli İnternet sitesi incelendiğinde kurumun ne kadar etkisizleştirildiği, âdeta atıl bir kurum hâline dönüştürüldüğü çok net görülmektedir.

1983 yılında kurulan ve bugün itibarıyla 33 yaşında olan Atatürk Araştırma Merkezinin otuz üç yıllık faaliyetlerine baktığımızda -ki İnternet sitesinden alınmıştır- 1987, 1991, 1995, 1999, 2003, 2007 ve 2011 yıllarında olmak üzere otuz üç yılda sadece 7 defa Uluslararası Atatürk Kongresi düzenlediğini görmekteyiz. Kurum âdeta dört yıllık kalkınma planı hazırlar gibi dört yılda bir kongre düzenleyebilmektedir ve bu 7 kongrenin 4 tanesini de Ankara’da düzenleyerek âdeta “Dostlar alışverişte görsün.” sözünü doğrulamıştır. O kadar etkisiz ve faaliyet yapmayan bir kurumdur ki toplum arasında tanınmamakta ve halk tarafından bilinmemektedir.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisten ve sizlerin huzurundan Atatürk Araştırma Merkezi Başkan ve yöneticilerine soruyorum: Otuz üç yılda sadece 7 adet kongre düzenleyeceksiniz yani dört yılda bir kongre yapacaksınız, halk arasında hiç tanınmayan bir kurum hüviyetine bürüneceksiniz, hatta İnternet sitenizde hâlâ beş, altı ay önceki duyurular olacak, İnternet sitenizi dahi güncelleme yaptırmayacaksınız, “ATAM” isimli dergiyi yılda 3 defa yayımlayabileceksiniz ve düşük tirajda yayımlayacaksınız ancak her yıl yüce Meclisten bütçe talep edeceksiniz, hem de özel bütçe isteyeceksiniz. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Hiç mi “Biz bu bütçeyi hak etmiyoruz.” demiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, 1983 yılında, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil ve Türk Tarih Kurumu yerine kurulan Atatürk Araştırma Merkezine kurulduğu tarihte 13 adet görev yüklenmiştir ancak 2 Kasım 2011 tarihinde yayınlanan 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kurumun görevleri 11 maddeye düşürülmüştür. Çıkarılan görev maddesi ise şudur: “Toplumun her kesiminin Atatürkçü düşünce, Atatürk ilkeleri ve inkılapları konularında aynı görüş, inanç ve düşüncede birleşmesini sağlayacak açık, kesin ve temel kavramları ortaya koymak üzere bilimsel araştırmalar yapmak, Atatürkçü düşüncenin yerleşmesini ve yayılmasını sağlamaktır.”

Değerli milletvekilleri, 1980 darbesi sonrasında dahi ortadan kaldırılmayan toplumda Atatürkçü düşünceyi yerleştirme ve yayma görevi, maalesef, AKP iktidarı döneminde 2011 yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle görev kapsamı dışına atılmıştır. Oysa bu yüce Meclise düşen görev, ülkeden Atatürk’ün izlerini silmeye yönelik ve başkanlığı getirmeye yönelik çalışmalar yapmak değil, başta Türk Dil ve Türk Tarih Kurumu olmak üzere darbe hukukuyla pasifleştirilen ve ortadan kaldırılan tüm kurumları tekrardan bağımsız ve özerk olarak yeniden kurmaya yönelik çalışmalar yapmak, hatta darbe hukukuna dair tüm izleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Ancak, üzülerek görmekteyiz ki, cumhuriyetin kuruluşunun 93’üncü yılında artarak Atatürk’ün şahsına ve kurduğu cumhuriyete, ilke ve devrimlerine karşı her türlü eleştiri ve saldırılar yapılmaktadır, ve iktidar partisi bunlar karşısında sessiz kalmaktadır. Misal vermek gerekirse, âdeta AKP’nin basın ve yayın organı gibi hareket eden TRT’de çok kısa süre önce yayınlanan bir programda, Atatürk, İsmet İnönü ve o dönemlere dair açıkça iftiralarla dolu yayın yapılmış, bu yayın karşısında AKP sessiz kalmış, Hükûmet ise ne yayını yapan sunucu ne de TRT Genel Müdürü hakkında bir işlem yapmamıştır, hatta programa ve Genel Müdüre sahip çıkılmıştır. Bu tür yanlış ve yanlı tutumlardan geri dönmek, Türk milletinin ve cumhuriyetimizin lehine olacağı gibi, toplumsal uzlaşmayı ve huzuru da sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Büyük Atatürk’ün kurtuluş mücadelesini başlattığı, ilk tamimi yayınladığı ve “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” sözünü söylediği güzel Amasya’mın bir milletvekili olarak buradan yüce Meclise ve milletimize tekrar söylüyorum ki: Büyük Atatürk, ne senden vazgeçeriz ne de eserlerinden.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tuncer.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal konuşacak.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür Merkezi bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikli olarak, edebiyatımızın büyük ustası Yaşar Kemal’i, ölüm yıl dönümünde, saygı ve rahmetle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Dünyaca bilinen romanı İnce Memed’de, İnce Memed, ağayı öldürmeye gittiğinde ağa der ki: “İnce Memed, beni öldürsen ne işe yarar? Bir başka ağa gelir.” Bunun üzerine İnce Memed “Olsun, başka bir İnce Memed daha gelir.” der. İşte, buradan, bozuk düzenin karşısında durabilen tüm yürekli İnce Memedlere selam olsun.

Bugün Anayasa Mahkemesi kararını tanımayıp kendi hukukunu yaratmaya kalkan bu ülkenin Cumhurbaşkanını kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ve tam 28 Şubatta bunu bir sivil darbe olarak nitelendiriyorum.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Allah Allah! Kimsiniz ki Cumhurbaşkanını kınıyorsunuz!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Atatürk Kültür Merkezi, kurucu önderimizin adını taşıyan, kültürümüzün araştırılması, incelenmesi ve millî kimlik ve bilincin güçlenmesi için bilimsel faaliyetler gerçekleştiren bir kurumdur. Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin toplam bütçenin binde 5’ini bile bulmadığı ülkemizde AKP iktidarı ne yazık ki birçok alanda olduğu gibi kültür ve sanat iş kolunda da siyasi kadrolaşma yapmaya çalışmaktadır.

İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, cumhuriyetin simgesi, İstanbul Taksim’de Avrupa’nın en büyük opera binası. Hani, 2008’de yurttaşlarımıza kapılarını kapatan ve hâlâ açılmayı bekleyen kültür merkezimiz. Burayı açmamanızın sebebi ne? Acaba “Atatürk” adına olan tahammülsüzlüğünüz mü? 2007’de yıkıma kalkıştınız, İstanbul 2 No.lu Teftiş Kurulu kültür varlığı olarak tescil etti, yıkım yapılmadı. 2008’de özgün bir biçimde, aslına uygun restorasyon yapılması için ihaleye çıkarttınız ama 2008’den beri ne yazık ki hâlâ kapıları kapalı.

Birileri “Doksan yıllık enkazı kaldırdık.” diyor. Sizin o enkaz dediğiniz cumhuriyetin harcı da, temeli de sağlamdır, yıkmaya kimsenin gücü yetmez. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Bravo(!)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Ama şunu söylüyoruz: AKP iktidarının sona erdiği gün sizden kalan enkazı temizlemek de bizim boynumuzun borcudur. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Çok beklersiniz, çok.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Burada devletin bütçesini konuşuyoruz. Peki, milletin bütçesi nasıl, hiç onu merak ediyor musunuz? Çiftçiler isyanda, işçiler isyanda, emekliler isyanda, emeklilikte yaşa takılanlar isyanda, üniversite sıralarında dirsek çürütüp, yıllarca okuyup işsiz kalan üniversiteli gençlerimiz isyanda.

Biliyoruz ki önümüzdeki aylarda şeker yasasını geçirmek istiyorsunuz Meclisten. Bu yasayla hem sağlığımızı tehdit altına sokacaksınız hem de pancar ekicilerini bitireceksiniz, onların bütçesi umurunuzda mı?

Süt üreticileri, seçim bölgem Afyonkarahisar’da sütün kilosunu 90 ile 95 kuruş arasında satıyorlar ve mart ayında 88 kuruşa düşeceği söyleniyor. “Yemde KDV’yi kaldırdık.” dediniz, 42 liradan satılan yem 45-46 liraya yükseldi. Süt üreticilerinin sattığı sütün fiyatı düşüyor ama yemin fiyatı yükseliyor, bu işte bir yanlışlık yok mu? Yakında ne yazık ki süt üreticileri ineklerini kesmek zorunda kalacaklar, onların bütçesi sizin umurunuzda mı?

Patateste geçen yıl “mildiyö” hastalığı nedeniyle rekoltede düşüklük yaşandı, rekolte düştü. Bununla ilgili zararların karşılanması için önerge verdim bu Meclise, umurunuzda oldu mu? Ve rekolte düştüğü hâlde şu anda patates üreticileri hâlâ zararda, o patatesler depolarda çürümeye terk edildi, satamıyorlar. Ve bu yıl aynı patates üreticileri -hastalık olmayacağını, rekoltenin düşmeyeceğini varsayın- bu yıl üretilecek olan, rekolte düşüklüğü yaşanmayacak olan bu patatesleri nasıl satacaklar? Hiç düşündünüz mü onların bütçelerini?

MUSA ÇAM (İzmir) – Patatesleri Tuğrul Bey’e gönderelim, Tuğrul Bey’e.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Patatesten bağırın, iyi bağırıyorsunuz.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Sultandağı ilçemiz var Afyonkarahisar’da; hani, sizin teşekkür etmediğiniz tek ilçe, Cumhuriyet Halk Partisinin 1’inci çıktığı ilçe. İşte o ilçede “tadiki” adıyla tescil edilen Sultandağı kirazımız var. Kiraz üreticilerimiz bu kirazdan dolayı zararda, onların bütçesi umurunuzda mı? Ve o kiraz üreticileri kiraz ağaçlarını sökme noktasına geldi çünkü zarar ediyorlar, para kazanamıyorlar, ama sizin umurunuzda mı?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Söz aldığın kurumla bunların ne alakası var?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Şimdi, şu fotoğraflara bir bakın, bunlar Dinar’da TOKİ konutlarında yaşayan yurttaşların kaldığı yerler.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Söz aldığın kurumla bunların ne alakası var?

BAŞKAN – Sessiz olalım lütfen.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bunlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bunlar kentsel dönüşüm kapsamında evleri yıkılıp arazileri istimlak edilen insanlar ve karşılığında, Dinar’ın en ücra köşesinde, 2+1, 63 metrekare kullanım alanı verilmiş, sobalı dairelerde yaşayan, doğru dürüst altyapısı ve ışıklandırması olmayan konutlarda yaşamaya mahkûm edilmiş insanlar. Bunlara “45.700 liradan vereceğiz.” dediğiniz konutları bugün 63 bin liradan vermek istiyorsunuz ve yarın sözleşme için son günleri. Bu sözleşmeyi imzalamazlarsa evlerden atacağınızı söylüyorsunuz. Nerede kaldı sizin insanlığınız? Nerede kaldı halkçılığınız, nerede kaldı milleti düşünmeniz?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hayır, niye bağırıyorsun böyle!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bu insanların bütçesi umurunuzda mı sizin? 75 yaşında, merdiven silerek geçinmeye çalışan insan var bunların içinde. Günlüğü 30 lira yevmiyeden çapaya gidip evine ekmek getirmeye çalışan insanlar var bunların içinde ve hepsi dar gelirli yurttaşlar. Hepsine ilişkin belgeler de TOKİ’ye ulaşmış durumda ve bu insanlar 63 bin lirayı ödeyemeyecekleri için şu anda sokakta kalma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Peki, onların bütçesi umurunuzda mı? Burada devletin bütçesini düşünüyorsunuz, sarayın örtülü ödeneğini düşünüyorsunuz...

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Saray maray yok, orası külliye, külliye; öğrenemediniz mi şunu ya?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – ...günlük 1,5 trilyon lira harcanılan saray için bütçe ayırıyorsunuz, peki bu insanlar için bütçeyi neden kullanmıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Öğrenemediniz şunu! Külliye orası külliye; öğren, öğren, külliye orası.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bu insanların bütçeleri umurunuzda mı? Dinar’da 110 konut sahibi, TOKİ sahibi insanı sokağa atmakla tehdit ediyorsunuz, onların bütçeleri sizin umurunuzda mı? Lütfen onları da düşünün.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

MUSA ÇAM (İzmir) – Tuğrul Bey cevap verecek bunlara. Değil mi Tuğrul Bey, cevap vereceksiniz değil mi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, 60’a göre kısa bir söz talebim olacak.

BAŞKAN – Duymuyorum Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre yerimden kısa bir söz talebim olacak.

BAŞKAN – 60’a göre, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tuğrul Bey sıkışırsa cevapta başka partiye geçiverir!

MUSA ÇAM (İzmir) – Öyle mi!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Cevapta sıkışırsa başka partiye...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii ya. Tuğrul Bey cevap veremeyecek gibi olursa başka partiye geçiverir!

MUSA ÇAM (İzmir) – Özgür Bey diyor ki: “Tuğrul Bey sıkışırsa başka partiye geçer.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen... Sayın Baluken konuşuyor.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Tel Abyad’da IŞİD saldırısının tamamen kırıldığına dair bir haber aldıklarına ve bunun sınır güvenliğimiz açısından son derece önemli bir gelişme olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, şu anda bütün Türkiye bizi izliyor. O nedenle, bize ulaşan bir bilgiyi bütün halkımızla paylaşmak istedik.

Bugün gün içerisinde de Genel Kurul toplantılarında ifade ettiğimiz Tel Abyad’daki (Gre Spi’deki) IŞİD saldırısıyla ilgili önemli bir gelişme var. Tel Abyad’da (Gre Spi’de) Arap, Kürt, Türkmen, Asuri, Süryani, Ermeni, Şii, Sünni, Hristiyan ve diğer inançlara mensup halklara yönelik IŞİD saldırısı şu anda aldığımız habere göre tamamen kırılmıştır. Tel Abyad (Gre Spi) tamamen özgür bir şekilde, vahşi IŞİD çetelerinin saldırıları karşısında dimdik ayaktadır. Bu, bizim sınır güvenliğimiz açısından da son derece önemli bir gelişmedir. Biz Halkların Demokratik Partisi olarak, bu vahşi, barbar çete örgütlerine karşı Rojava halklarının yanında olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Bugün Sayın Cumhurbaşkanı da Tel Abyad’ın yüzde 70’inin IŞİD’in elinde olduğunu belirtmişti. Sanırım danışmanları hem kendi temennilerini hem de Sayın Cumhurbaşkanının temennilerini bir bilgi olarak kendisine aktarmışlar. Yani, bu konuda doğru bilginin, düzeltici bilginin bu olduğunu ifade ediyorum. Özellikle, AKP grup başkan vekillerine de Sayın Cumhurbaşkanına iletilen bu yalan yanlış bilgiyle ilgili son gelişmeleri hızla iletmelerini ve bu konuda Türkiye’nin dış politikadaki itibarını sarsacak bu yalan yanlış ya da temenni bilgilerle hareket edilmemesi gerektiği hususunu hatırlatmak isterim.

Teşekkür ederim.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Allah razı olsun!

HİLMİ BİLGİN (Sivas) - İdris Bey, niye gerek duydun buna ya?

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sekizinci konuşmacısı Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sadece bağırmadan konuşun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Allah aşkına bağırma. Sakin sakin, yavaş yavaş.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sakinim, sakin.

BAŞKAN - Mikrofona gelmeden konuşmaya başladınız Sayın Özcan.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, bu akşam, tabii, Türk Dil Kurumuyla ilgili birkaç şey söyleyeceğim muhakkak ama ondan önce, şu malum tartışmayla ilgili benim de söyleyeceklerim var.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İstersen girme sen oraya.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Eksik kalır.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Elbette, ben söylemezsem eksik kalır.

Değerli milletvekilleri, bugün gerçekten Türkiye açısından son derece vahim bir durum yaşandı.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – O, sana göre vahim, sana göre vahim.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ne diyor? “Uymuyorum, tanımıyorum… Saygı da duymuyorum.” Neye göre söylüyor bunu? Ne için söylüyor? Anayasa Mahkemesinin kararına karşı söylüyor.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yeni bir şey söyle Tanju Bey.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı alışıldık üslupla şunu deseydi, “Ben bu kararı beğenmiyorum ama saygı gösteriyorum.” deseydi, biz de bunu saygıyla karşılardık. Hukukçu olarak bizlerin de beğenmediği çok sayıda karar ortaya çıkıyor.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sabahtan beri aynı şeyleri söylüyorsunuz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ama bu kararlar çıktıktan sonra ne diyoruz? İnanmasak bile o kararın doğruluğuna, “Saygı duyuyoruz.” deme erdemini gösteriyoruz. Tabii, bu erdemi Sayın Cumhurbaşkanından göstermesini beklemek bizim için lüks mü olur, bunu da bilmiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Tabii, biraz önce bir oyuncu değişikliği yapmış AKP Grubu, grup başkan vekillerini değiştirmiş.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – “Oyuncu” deme, oyuncu değil.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – E, biz soru sorduk da o soruya cevap yok.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Demek ki saraydan “Biz tatmin olduk, biz tatmin olduk.” cevabı gelmemiş. Muhtemelen de şu anda koridorda, saraydan gelen telefonun ucundaki kişiden, muhtemelen Sayın Kalın’dan fırça yemekle meşgullerdir.

BAŞKAN – Kişisel sataşmaya yer vermeyin Sayın Özcan, lütfen.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, ben sizleri, ben AKP Grubunun grup başkan vekillerini ilk kez bu kadar biçare hâlde gördüm.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Allah Allah!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ya, arkadaşlar, neyini savunmaya kalkıyorsunuz?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Hakaret etme, hakaret etme!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Böyle bir şey var mı? “Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum, uymuyorum, saygı da göstermiyorum.” diyor.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aynen öyle… Aynen öyle…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Devamında daha ağır bir şey söylüyor. Hani kaymakamlara bir talimat vermişti ya, “Bırakın mevzuatı falan.” demişti. Şimdi, Türkiye'nin yargıçlarına, adalet dağıtmakla görevli olan hâkimlerine “Uymayın bu tür kararlara.” diyor.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Doğru söylüyor.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, kusura bakmayın, daha hafif bir cümle bulamıyorum da, bu cümlelerin sahibine sadece “Yazıklar olsun.” demek düşer bize. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sana yazıklar olsun! Sana yazıklar olsun, sana sana!

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sana yazıklar olsun!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ve ben şunu da açık söylüyorum size: Sayın Cumhurbaşkanının, ama demeden, fakat demeden, dilim sürçtü deyip Türk milletinden derhâl özür dilemesi gerekiyor.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Anayasa Mahkemesinin kararına saygı duymuyor.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Bu ülkenin Cumhurbaşkanına “Yazıklar olsun.” diyemezsin.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Derhâl özür dilemesi gerekiyor. Ayıptır bunlar, ayıptır.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Bu ülkenin Cumhurbaşkanına “Yazıklar olsun.” diyemezsin.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ayıptır, ayıptır.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Diyemezsin… Diyemezsin…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı ayıptır ve hiçbir bahaneye sığınmadan da özür dilemek zorundadır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, Türk Dil Kurumuyla ilgili düşüncelerimi ifade etmek için buraya çıktım; ancak, neyini ifade edeyim bunu da bilmiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıya laf atmayın.

Sayın Konuşmacı, siz de şahsiyatla uğraşmayın lütfen. Lütfen, konunuza gelin.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sayın Başkan, bu ülkenin Cumhurbaşkanına “Yazıklar olsun.” diyemez.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – İçi boşaltılmış bir kurumdan bahsediyoruz. Misyonunu kaybetmiş, misyonu kaybettirilmiş bir kurumdan bahsediyoruz.

Arkadaşlar, şunu söylemeyeceğim, hepiniz herhâlde biliyorsunuz. Türk Dil Kurumu Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş, bunu herhâlde bilmeyen AKP milletvekili yoktur.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Hakaret etmeden konuş!

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Peki, Mustafa Kemal Atatürk Türk Dil Kurumunu niye kurmuş?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Hakaret etmeden konuş! Ne demek? Küçümsüyor musun?

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Hani bu akşam bir tartışma vardı, birkaç saat önce bir tartışma vardı, ırkçı ve faşist bir yaklaşım çerçevesinde bunu kurduğunu iddia edenler vardı.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Küçümsüyor musun? Ne demek o yani? Ne demek o?

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Arkadaşlar, siz Atatürk’ü hiç anlamamışsınız, ulus devlet anlayışını hiç içinize sindirememişsiniz, gerçekten ne olduğunu kavrayamamışsınız.

Arkadaşlar, Türk Dil Kurumu ne için kurulmuş? Ulus devlet anlayışını pekiştirmek için, bir; dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türk dilini yabancı kelimelerden arındırıp mümkün olduğu kadar saf bir dil hâline getirmek için kurulmuş.

Şimdi diyorsunuz ki arkadaşlar: “Irkçı ve faşist bir anlayışla kurulmuş.” Arkadaşlar, biz de diyoruz ki: Ulus devlet anlayışının tezahürü olarak kurulmuş, güçlendirmek için kurulmuş.

Bakın, bunu size enteresan bir örnekle anlatacağım. Türk Dil Kurumunun başına ilk getirilen kişi kim Türkiye’de?

KADİM DURMAZ (Tokat) – Agop Dilaçar.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Evet, kimdir? Dilâçar.

Agop Dilâçar, etnik olarak Ermeni kökenli bir vatandaşımız. Doğru mu? Mustafa Kemal Atatürk bunu bilecek kadar da ülkeyi tanıyan bir lider, değil mi? Bu kurumun başına Ermeni kökenli bir vatandaşımızı getiriyor. Ne için getiriyor? Irkçı bir anlayış içerisinde olsa bunu yapar mıydı? Böyle bir şey olabilir mi veya ırkçı bir anlayışla kurulsa… Ki o günlerde ırkçılık, faşizm dünyada egemen olmaya başlamış -1930’larda- sen Ermeni kökenli bir vatandaşı Türk Dil Kurumunun başına getiriyorsun. Çünkü, Atatürk’ün anladığı anlamda Türklük, ulus devlet anlayışının bağlayıcı unsuru. O anlamda bunu yapıyor ve sağ olsun Agop Bey de bunu bildiği için bu kurumun başına geçiyor ve uzun yıllar onurlu bir şekilde görev yapıyor.

Evet, sayın milletvekilleri, “Bugün itibarıyla, bu kurum, amacına uygun, misyonuna uygun faaliyet göstermiyor.” diyoruz.

Gerçi Sayın Başbakan Yardımcısı Tuğrul Bey bunu dinlemiyor. Sayın Tuğrul Bey, siz bunu dinlemeyecekseniz, neyi dinleyeceksiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Siz Genel Kurula doğru hitap edin Sayın Tanju Özcan.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Başka işiniz yok ki, siz sadece Türk Dil Kurumundan sorumlu Başbakan Yardımcısısınız.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap eder misiniz lütfen.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Size “Sayın Türkeş” demiyorum. Rahmetli babanız -katılırız fikirlerine, katılmayız ama- Türkiye’de Türk siyasetine önemli bir damga vurmuş, saygın bir kişilik. O yüzden size sadece “Tuğrul Bey” diye hitap ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen Genel Kurula doğru hitap edin ve şahsiyatla uğraşmayın.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Bu noktada AKP’yi yadırgamıyorum, bence de doğru yapmışlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, ayar mı veriyorsun?

BAŞKAN – Tüzük’ü aç oku! Aç oku Tüzük’ü!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sizin gibi, kusura bakmayın ama, siyasi bir döneğe başka verecek kurum bulamamışlar, sadece bu kurumu vermişler Türkiye’de bu kadar önemli kurum varken.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Allah Allah!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ben size o zaman da söylemiştim, demiştim ki: Sayın Tuğrul Bey -Sayın Türkeş demiyorum ısrarla- kuru bir koltuk uğruna davanızı, ideolojinizi satıyorsunuz, kuru bir koltuk uğruna. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Hakaret etme! Bakanımıza öyle bir laf söyleyemezsin! Buraya konuş, buraya.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - İşine bak sen, işine! İşine bak sen!

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Hakaret etme Bakana!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Konuşacakların bittiyse in!

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Hakaret etme Bakana.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Gerçekten bu kuru bir koltukmuş. Başbakan Yardımcısı oluyorsunuz ama size bağlanan sadece Türk Dil Kurumu; başka hiçbir sorumluluğunuz yok, başka hiçbir göreviniz yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Sayın Hatip, konuşmanız bittiyse, Bakanımıza sataşmayın, lütfen buyurun.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Bu noktada ben sizi yadırgamıyorum. Siz geçmişte de siyasi dönekleri alıp, kullanıp kullanım süresi dolduktan sonra kenara koymayı alışkanlık hâline getirmiş bir zihniyetsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Çok boş konuşuyorsun, boş!

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Bu anlamda ben sizi yadırgamıyorum.

Arkadaşlar, Türk Dil Kurumundan konuşuyoruz, Türkiye’nin yöneticileri, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan Türkçeyi doğru kullanamıyor. Arkadaşlar, Türkçede “Ha” diye bir harf yok. Ce-Ha-Pe değil Ce-He-Pe, Me-Ha-Pe değil Me-He-Pe, Ha-De-Pe değil He-De-Pe. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – AKP değil, AK PARTİ.

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – PKK’yı da söyle. Hadi, Pe-Ke-Ke de.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Dolayısıyla, bunu bile bilmeyen, özellikle Türkçeyi kirleten bu insanların Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmesinden ben gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nin bir milletvekili olarak utanç duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Arkadaşlar, son olarak şunu söyleyeyim: Bakın, Cumhurbaşkanının sizlere bir talimatı vardı, dedi ki size “Osmanlıcayı öğrenin, Osmanlıcayı.” Ama ben bu konuda Sayın Doğan Kubat dışında hiçbirinizin çalıştığını görmüyorum. Önümüzde günler kısa. Seçim gelir, Sayın Cumhurbaşkanı sizi kaçak saraya davet eder, Osmanlıca konusunda mülakat yaparsa hepiniz sınıfta kalırsınız. Aklınızı başınıza toplamanızı tavsiye ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, biraz evvel, konuşmacı, hatip, “oyuncu değişikliği”, “Grup başkan vekilleri biçare.” gibi ifadeler kullanmak suretiyle bizzat şahsıma sataştığı gibi grubuma da sataşmıştır, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı söz istiyor, gerekçesini de söyledi.

Buyurun Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım ve değerli milletvekili arkadaşlar; biraz evvel hatibin konuşmasındaki “oyuncu değişikliği”, “Grup başkan vekillerini hiç bu kadar biçare görmedim.” şeklindeki ifadelerini hakikaten bu Meclisin mehabetine, nezaketine hiçbir şekilde yakıştırmadım, kendileri bunu yakıştırıyorsa kendilerine diyecek bir şey yok. Ama, birilerini hafife almak, bu grubu hafife almak, milletvekillerini hafife almak, grup başkan vekillerini hafife almak suretiyle kendi sözlerine ağırlık kazandıracağını düşünüyorsa son derece yanıldığını özellikle belirtmek istiyorum. Bu ağırlık bu şekilde kazandırılamaz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bunun dışında, belki bundan sonraki hatipler de benzer ifadeleri kullanmak üzere bu kürsüye çıkacaklar ve Sayın Cumhurbaşkanımızın söylemiş olduğu sözler üzerinden eleştirilerde bulunacaklardır. Onun için, burada, özellikle bu sözlerin bir “darbe” olarak nitelendirilmesi aslında, bütün geçmişte yapılan darbeleri ne kadar hafif, ne kadar niteliksiz, yaşanmış acıları ne kadar yok saydığının bir kez daha göstergesidir bu ifadeler. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Onun için, bu sözleri şiddetle reddettiğimizi…

Biz itirazımızı şurada yapıyoruz: Bakın, Anayasa’nın 19’uncu maddesini açın, okuyun, eğer burada bir hak ihlali varsa, evet, doğrudur, buradan bir karar verilebilir ama Anayasa’nın 26’ncı maddesine, 28’inci maddesine göre daha iç hukuk yolları tüketilmeden, yargılama yapılmadan, 26 ve 28 göz önüne alınmaksızın eğer bir karar veriliyorsa işte, burada, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar eleştirilir ve asıl burada bir darbe var mı diye düşünülmesi gerekir diye düşünüyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Aynı şeyle biz de söz istiyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) –Sayın Başkan, biraz önceki hatip bana “siyasi dönek”…

BAŞKAN – Sayın Özel’e bir söz vereyim, size de söz vereceğim.

Sayın Özel, sizi dinliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli grup başkan vekili, arkadaşımızın yaptığı konuşmadaki…

BAŞKAN – Önce, grubunuzdaki arkadaşlara rica eder misiniz biraz sussunlar, sakin olsunlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Arkadaşlar, biraz sessiz olalım.

BAŞKAN – Grup başkan vekiliniz konuşuyor.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın grup başkan vekili, hatibimizin kürsüde kullandığı bazı ifadelerin gruplarına sataşma niteliğinde olduğunu söyledi; cevap hakkı verdiniz, onu kullandı ama kullanırken hem grubumuza hem söz alan arkadaşımıza ağır sataşmalarda bulundu.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ağır neresi burada?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Aynı kapsamda cevap hakkını kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeleri neydi? Ne dedi grubunuza?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Darbeleri hafife alma, çekilen acıları anlamama, hissetmeme” gibi…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynen öyle!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - … Cumhuriyet Halk Partisiyle bağdaşmayacak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika, durabilir misiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Arkadaşlar, özür dilerim de yani bu konuda hakikaten bazılarınızın…

BAŞKAN – Sayın Özel, benimle konuşur musunuz lütfen?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki. Konuştum efendim; gerekçem odur.

BAŞKAN – Siz mi söz alacaksınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben söz istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sağ olun.

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Değerli arkadaşlar, öncelikle, bir kez şunu söyleyelim: Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki her hatip ve her milletvekilimiz diğer parti gruplarına, o partilerin tüzelkişiliklerine, onları temsil eden grup başkan vekillerine saygılı davranmaktadırlar. Bu konuda, eğer kullanılan ifadelerde bu konuda bir eksiklik olduysa sorumluluk şahsıma aittir; bunu buradan özellikle ifade edeyim.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Özür dilesin, özür!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ancak, kürsüde kullanılan ifadelerin, eleştirilerin doğrudan şahısla uğraşmadığı ama o ifadelerin neyi kastettiğini de birazcık düşünmek gerekiyor. Söylenen şu: “O kadar ağır bir yükün altındasınız ki…” diyor.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ya, size ne!

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul)- Sana ne ya!

MEHMET METİNER (İstanbul) – Size ne bizim yükümüzden?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bunu söylerken sizin acziyetinizi, güçsüzlüğünüzü tarif etmiyor; asla yapmaz. Yükün ağırlığı, başka bir tarafta, işlenen kusurun büyüklüğünden kaynaklanıyor. Tarafsız olması gereken, tarafsız olsa en üst düzeyde saygıyı ilk başta bizden görecek olan, bu konuda namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş bir Cumhurbaşkanı çıkıyor…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sizin saygınızı isteyen yok. Saygısızlık yapmayın sadece.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …yurt dışına gitmeden önce son cümlesinde de “Ben gidiyorum, buralar birazcık karışacak.” diyor. Bakın, Meclis karıştı.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Siz karıştırıyorsunuz, siz!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Biraz önce Sayın Baluken’in soruları, bizim sorularımız, yarın Türkiye’de olacak şeyler… Ne karışacak Türkiye'de? Ve özellikle şunu söylüyoruz: Tarafsızlık yemini olan, kendisine Anayasa’nın 105’inci maddesinin sağlamış olduğu sorumsuzluk hâlini suistimal eden bir Cumhurbaşkanı, kendi yetkilerini de yani varlığını, ona duyulması gereken saygıyı, her şeyi, Cumhurbaşkanlığının hem şahsına verdiği hem de o makamın cumhuriyetin kuruluşundan beri taşıması gereken o bütün ağırlığa rağmen, tutuyor ve şunu söylüyor: “Ben Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum, buna uymayacağım.”

SALİH CORA (Trabzon) – Sizin Cumhurbaşkanına saygısızlığınız, millete olan saygısızlıktır.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aynen, tanımıyoruz. Aynen tanımıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Anayasa Mahkemesini tanımamak Anayasa’yı, doğrudan kendisini tanımamaktır.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne diyorsa o kardeşim! Ne diyorsa arkasındayız.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – O ifadeleri yok hükmündedir. Kendisi de bizim için hiç hükmündedir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Ona saygı duymak da bir seviye gerektirir, seviye. Ona saygı duyabilmek de bir seviye gerektirir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş de söz istedi sataşmadan dolayı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Efendim, “Siyasi dönek” dedi, ondan dolayı…

BAŞKAN – Evet, “siyasi dönek” dediği için.

İki dakika size de söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

10.- Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Tanju Özcan Bey…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Tanju, Tanju, adıyla mütenasip!

BAŞKAN – Sayın Metiner…

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekilinin Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun önemli bir kurum olmadığını düşünüp bunun bir bakana bağlı olmasını yeterli görmemesini garipsediğimi söylemek istiyorum öncelikle, bir.

İki: Tanju Özcan Bey, babamla ilgili çok güzel sözler söyledi, sağ olsun ama onun babası, ondan önceki nesil rahmetliye çok sataşmıştı. Demek ki benim bugün siyaseten ne yaptığımı da ancak Tanju Bey’in çocukları anlayacak. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Son olarak da, Türk Dil Kurumunun ilk Başkanı Sâmih Rif’at’tır, Agop Dilâçar ilk Genel Sekreterdir ve hiç Başkanlık yapmamıştır.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sessizlik olduğu zaman size söz vereceğim Sayın Baluken.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, demin AKP Grubu adına konuşan sayın grup başkan vekili bu karara darbe diyenlerin darbeleri ne kadar önemsemediğini…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hafife aldıklarını ve acıları yok saydıklarını…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …ve o dönem yaşanan acılara ne kadar kayıtsız kaldığını” ifade ederek bunu bir darbe olarak tanımlayan grubumuza da açık bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – İki dakika…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özcan, sizi sonra dinleyeceğim.

Buyurun Sayın Baluken.

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Aslında, oturum kapanmadan bir açıklama istemiştik ama grup başkan vekillerinden hâlâ hiçbir açıklama gelmedi. Yani, Cumhurbaşkanını bu kadar ateşli bir şekilde savunurken yaptığı açıklamalarla ilgili de bizi bilgilendirecek, Genel Kurulu bilgilendirecek bazı açıklamaları yapmanız gerekir.

“Şimdi ben gidiyorum, Türkiye karışacak, ortalık çalkalanacak!” derken ne kastediyor merak ediyoruz?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Anlamadınız mı? İşte bunu kastediyor herhâlde!

ALİM TUNÇ (Uşak) – Merak etmeye devam edin!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Yani ne kastediliyor? Bir hafta boyunca ne yaşanacak?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Anlayamadınız mı hâlâ?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - İnsanlar mı ölecek, darbe mi olacak? Hükûmet mi düşecek? Bu ortalığın çalkalanması ne anlama geliyor?

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Fitneciler fitne üretmeye devam edecek!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bakın, biz başından beri bir saray darbesi olduğunu söylüyoruz. 7 Hazirandan itibaren halk iradesine yapılan darbeden sonra binlerce insan öldü. Yani, sadece sokağa çıkma yasaklarının olduğu yerde 500’e yakın sivil insan yaşamını yitirdi.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Terörist onlar.

SALİH CORA (Trabzon) – Terörist…

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Çatışmalı süreçlerden kaynaklı binlerce insan yaşamını yitirdi. Bütün bunları siz bir acı olarak görmüyor musunuz? Türkiye âdeta bir taziye evine döndü. Yani, darbenin bedel ödeten, ölüme neden olan, insanların önüne ağır acılar getiren o süreciyle ilgili ortada bir şey yaşanmıyor değil, en âlâsı yaşanıyor, her gün yaşanıyor. O nedenle, bu kullanmış olduğunuz cümleleri kesinlikle reddediyoruz. Bir saray darbesi olmuştur. Yürüyen savaş da bir vatan savaşı değil, bir saray savaşıdır. Bu saray savaşında halk çocukları yaşamını yitiriyor, yoksul Anadolu çocukları yaşamını yitiriyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, Reza Zarrab 7,5 trilyona yeni bir villa aldı, 7,5 trilyona ama saray savaşında yaşamını yitiren askerlerin evlerine bakın! Şu insanların evlatlarını ölüme gönderiyorsunuz, Reza Zarrablar lüks içinde yaşıyor. Sizin çocuklarınız, zengin çocukları, Bakan çocukları… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bombacıyı gönderene söyle!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hepsini söylüyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hepsi yoksul halk çocukları… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bombacıyı gönderene söyle!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sizin çocuklarınız, Reza Zarrab’ın çocukları nerede? Dolayısıyla, bu saray savaşına, saray darbesine karşı çıkmaya devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın Özcan’ı dinleyeceğim şimdi Sayın İnceöz.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – PKK’nın Allah belasını versin!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kim ki bu ölümlere sebep olmuşsa Allah onun belasını versin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Allah onun belasını versin kim ki bu ölümlere sebep olmuşsa! Utan, bak, şu resme bakarken utanıyor musun?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kimse, her kimse Allah onun belasını versin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bak, saraya bak, bir de buna bak! Utan, utan! Kendi çocuklarınızı gönderin.

BAŞKAN – Karşılıklı bela okuyorsunuz, ayıptır, gerçekten ayıptır arkadaşlar ya! Yani, gerçekten ayıptır, karşılıklı bela okuyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Oradan geliyor Başkanım!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Çok yiğitseniz siz gidin. Halk çocuklarını ölüme gönderip burada kahramanlık yapacaksınız ha!

BAŞKAN – Milletvekiliyiz biz ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunuyoruz.

Sayın Özcan, buyurun.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan sataşmadan dolayı söz alarak benim hiç söylemediğim sözleri bana atfen, söylemişim gibi değerlendirdi. Mesela, kurumun ben önemsiz bir kurum olduğunu söylemişim, hiç öyle bir şey söylemedim. Babamla ilgili, babamın siyasi duruşuyla ilgili değişik sözler söyledi. En sonunda da ben Agop Dilâçar’ın…

BAŞKAN – Hayır, hayır… Sizin babanızla ilgili bir şey söylemedi.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, müsaade ederseniz… Sayın Agop Dilâçar’ın kurumun başkanı olduğunu söylemediğim hâlde, benim bu konuyu bilmediğimi, başkanı olduğunu söylediğimi ifade etti.

BAŞKAN – Size söylemedi onu.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Bana söyledi efendim. Sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – Size söylemedi ama onu. Sayın Türkeş’in söylediği hiçbir şey size doğru değildi.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, ismimi de defalarca zikrederek söyledi.

BAŞKAN – Gel, iki dakika konuş, gel, hadi!

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Yani… Ama, lütfeder gibi yapmayın bunu.

BAŞKAN – Gel, sataşmadan konuş, gel!

12.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasına şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, öncelikle bu tavrınızı kınıyorum yani lütfeder gibi, böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN – Tamam, onu da kabul ettim, hadi!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sataşma var ortada.

BAŞKAN – Tamam, kabul ettim, tamam.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Lütfen… Bundan sonra daha tarafsız bir yönetime davet ediyorum.

BAŞKAN – Tamam.

İki dakika.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben “Kurum önemsiz.” demedim, “Kurumun bağlı olduğu kişi bizim nazarımızda önemsiz bir adam.” dedim. Ben bunu söyledim, lafı hiç evirip çevirmeye gerek yok. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sen ne dersen de, milletin nazarına bakacağız!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – İkincisi: Benim babamla ilgili güzel bir tespitte bulundu, doğrudur.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Millet önemsiz millet, sizin nazarınızda millet önemsiz!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Benim babamın hayatı, siyasal anlamda rahmetli babanızla, babanızın siyasal anlayışıyla mücadeleyle geçti, bu da doğrudur.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sizin nazarınızın ne önemi var?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ama babam hiçbir zaman şunu söylemedi rahmetli Türkeş’le ilgili, siyasal olarak karşısında durduğu rahmetli Türkeş’i en azından tutarlı bulduğu için her zaman saygıyla andı, arkasından da Fatiha okumayı bildi. Ama siz bana diyorsunuz ki, Sayın Bakan bana diyor ki: “Benim bugün ne yapmaya çalıştığımı Tanju Bey’in çocukları anlayacak.” Sayın Bakanım, benim bir tane oğlum var. Emin olun, otuz yıl sonra, yirmi yıl sonra, o da bugün Meclis kürsüsünden size hitap ettiğim gibi sizi anacak.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Hiç çabalama!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Tanju Bey, o top 90’a gitti, çabalama!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Diyecek ki: “Rahmetli Türkeş’in oğlu Tuğrul Bey siyasal anlamda dönekti; AKP tarafından kullanıldı, kullanıldı!” (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinize dikkat edin. Temiz bir dil kullanın ve şahsiyatla uğraşmayın!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – “AKP tarafından kullanıldı, vakti zamanı gelince de kullanım süresi dolduğunda da köşeye konuldu.” (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özcan, şahsiyatla uğraşmayın lütfen!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Çok saygısız bir adamsın sen ya!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Özür, özür, özür!

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Özür, özür!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ben üzülüyorum, ben gerçekten üzülüyorum. Siyasal anlayışı anlamında hiçbir zaman benimsemediğim rahmetli Türkeş’in oğlunun, bu kadar tutarsız davranması, kuru bir koltuk için davasını, ideolojisini satmasını içime sindiremiyorum. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sözlerini geri alsın Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sayın Özcan, çok ayıp yaptığınız, gerçekten! Şahsiyatla uğraşıyorsunuz!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Özür! Özür!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Kendisini gerçek anlamda ayıplıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sayın Başkan, özür dilesin!

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, açıklama yapsın, özür dilesin!

BAŞKAN – Sözün bittiği yerde şahsiyatla uğraşmak başlar. Gerçekten, bu Meclise yakışmayan sözler, şahsiyata yönelik hakaretler görüyoruz. Bunlar, bu kürsüden söyledikleriniz, gerçekten, yarın çocuklarımızın elinde bir belge olacak, buna dikkat edelim, buna dikkat ederek bu kürsüyü kullanalım, lütfen…

Geçmişteki tutanakları hepimiz okuyoruz, böyle bir dil var mı orada, böyle bir dil var mı geçmişteki tutanaklarda? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sizin söyledikleriniz de geçecek. “Hadi gel, iki dakika konuş bari.” diyen Meclis Başkanı var mı?

BAŞKAN – Örnek olsun hepimize.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Kendi söylediklerinizi de okuyun.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz de okuyun, tarafsız yönetin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, biraz evvel, HDP grup başkan vekili konuşmasında tüm ölümlerden…

BAŞKAN – Söylediğiniz hiçbir şeyi duymuyorum; yerinize geçin, mikrofonunuzu açıyorum.

Gerçekten, geçmiş tutanakları boş vakitlerimizde okumak gerekiyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz de okuyun, “tarafsız yönetim” ne demek görün.

BAŞKAN – Buyurun.

Nedir talebiniz?

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, sataşmadan söz isteyecektim ama yerimden de birkaç cümleyle cevap verebilirim.

Öncelikle, Parlamentodaki tüm milletvekili arkadaşlarımıza: Hakikaten, burada çok yoğun bir şeklide milletimizin beklemiş olduğu bütçeyi geçirme gayreti içerisindeyiz. Bu görüşmeler sırasında zaman zaman tabii ki sıcak anlar yaşanacaktır, tansiyon yükselecektir ama ne olursa olsun -bir siyasetçinin en büyük sermayesi sözleridir, kelimelerdir- kelimelerin bu kadar insafsız, bu kadar hoyratça ve birbirimize hakaret edecek şekilde kullanılmasının ben Mecliste, millet kürsüsünde hiçbir parlamentere yakışmadığını özellikle belirtmek istiyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Âşık Mahzuni’nin sözlerini hatırlatın Sayın Başkan.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sizin biraz evvel söylediğinize aynen katılıyorum. Eğer, eldeki malzeme biterse sadece şahıslarla uğraşıldığını görüyoruz. Bugün, bu kürsüde söylenen sözlere baktığımızda malzemenin ne kadar eksildiğini, azaldığını, yok olduğunu görüyoruz ki Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsıyla uğraşmaktan başka bir malzeme yok olsa gerek ki konuşulacak, her kürsüye çıkan şahsını ortaya koyuyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şahsıyla kim uğraşıyor ya?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şahsıyla değil, hukuka kastıyla uğraşıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yaptığı açıklamalarla uğraşıyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şahsından bize ne!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bakın, şunu özellikle söylemek istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili eleştiri yapabilirsiniz ama eleştiri yaparken hakaret, tahkir edici ifadeler kullanmayı ben doğru bulmuyorum. Elbette ki eleştirilebilir, hepimiz eleştirilebiliriz ama eleştiri sınırlarını aşarak, taşarak hakaretvari cümleler kurmanın hiçbir parlamenter, milletvekili arkadaşımıza yakışmadığını; hele hele ki biz grup başkan vekillerimizin sözlerimizle, eylemlerimizle, davranışlarımızla çok daha örnek olmamız gerektiği kanaatindeyim. Biraz evvel, bir önceki hatibin “biçare” vesaire şeklindeki aşağılatıcı, küçültücü ifadelerini hakikaten yakıştırmıyorum.

Cumhurbaşkanımızdan, halkımızın, milletimizin yüzde 52 oyunu almış bir kişiden bahsediyoruz. Cumhurun reisi, milletin, devletin en başındaki insan. Ona söylenen sözler, aslında kendisine destek vermiş olan milletimize yapılan hakaretleri de içermektedir.

BAŞKAN – Toparlar mısınız lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bu anlamda her birimiz milletle olan kavgamıza bir son verirsek emin olun, bu Parlamentoda çok daha güzel işler yapacağımızı ve Meclisin mehabetine uygun davranacağımızı özellikle belirtmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gerçekten siyaset yapma biçimi hakaret etme, şahsiyetle uğraşma biçimine dönüşmüş; gerçekten bunu düşünmemiz gerekiyor. Burada hangi partiye ait olmanız önemli değil, benim burada yönetici konumunda olmam hiç önemli değil; hepimizin birey olarak, milletvekili olarak şu dilimize biraz hâkim olması gerektiğini düşünüyorum, lütfen.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Cumhurbaşkanı da diline dikkat etsin.

BAŞKAN – O da onun içine giriyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, sayın grup başkan vekili özellikle diğer hatiplerin Cumhurbaşkanının şahsiyetiyle ilgilendiğini ve buna yönelik hakaretler söylediğini ifade etti. Onunla ilgili ya kürsüden ya yerimden bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Çok iyi niyetli bir konuşma yaptı Sayın Baluken.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Size göre öyle.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Vallahi hiç sataşmaya da mahal vermedim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz öyle bir şey yapmadık yani.

BAŞKAN – Efendim?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz Cumhurbaşkanının şahsiyetiyle ilgili burada herhangi bir hakarette bulunmadık.

BAŞKAN – Zaten sizinle ilgili bir şey söylemedi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ama, bizi de zan altında bıraktı.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Şimdi, Sayın Baluken, siz, Cumhurbaşkanının şahsiyetiyle ilgili herhangi bir hakarette bulunmadığınızı söylüyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bir açıklamaya ihtiyaç var, evet.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederiz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır, bir açıklama yapmam lazım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

İki dakika…

41.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, kayıtlara geçmesi açısından tabii bunları ifade etmemiz gerekiyor. Sayın grup başkan vekili bizim Cumhurbaşkanının şahsiyetiyle uğraştığımızı ifade etti. Kesinlikle böyle bir durum yok.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Metiner ne oldu?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ağabey, Allah sizi ıslah etsin! (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, tamam, bir şey demeyin, gergin zaten. Tamam… Tamam…

MEHMET METİNER (İstanbul) – O aramızdaki bir hukuktu, sizi ilgilendirmez.

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Bağırınca korkutacak mısın?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne korkutması ya!

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Ne bağırıyorsun?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Atilla Bey’le konuşuyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz Sayın Cumhurbaşkanının yargıya, siyasete, Parlamentoya yönelik müdahalelerine ağır siyasi eleştiriler getiriyoruz. Devreye koyduğu uygulamalarla ilgili partimizin görüşlerini ifade ediyoruz. Demin, burada, kürsüde ben konuşma yaparken bir tek… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Bekleyeyim isterseniz.

BAŞKAN – Ara vermiyorum belgelensin diye.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ya, boşu boşuna gerilmesin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, belgelenmesi gereken şu: “Allah sizi ıslah etsin." diye geldi Mehmet Metiner, tutanaklara da geçsin.

BAŞKAN – Ben buradan daha iyi görüyorum Sayın Kerestecioğlu. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

AHMET YILDIRIM (Muş) - Söz hakkımız gasbedildi ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Burada ara verilmeyecekse nerede ara verilecek

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yerlerinize geçer misiniz lütfen.(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize geçer misiniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, kavga çıkıyor, ara vermeyecek misiniz? Bazıları Cumhurbaşkanının verdiği talimatı yerine getirmek istiyor.

BAŞKAN – İdare amirleri nerede acaba?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şu anda, gürültüden dolayı ara verin o zaman.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ara verin lütfen.

BAŞKAN – On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.21

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Son konuşmacı olarak…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, benim bir söz talebim vardı, yarıda kesilmişti.

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum size.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Deminki oturuma ara vermeden önce söz istemiştim. AKP adına konuşan sayın grup başkan vekili, bizi de kastederek Cumhurbaşkanının şahsiyetiyle ilgili hakaretlerde bulunduğumuzu söyledi. Biz, söylediğimiz bütün sözlerin arkasındayız. Cumhurbaşkanının şahsiyetine yönelik herhangi bir hakaret ağzımızdan çıkmış değil ama Cumhurbaşkanının kendi yetkisi dışında olan konularla ilgili gerek açıklamaları gerekse pratik uygulamalarıyla ilgili buradan ağır siyasi eleştiriler yöneltiyoruz, yöneltmeye de devam ederiz. Temennimiz, kendisinin bu alanlara müdahale etmemesidir.

Ben kürsüden konuşurken Reza Zarrab’ın şahsiyetiyle ilgili uğraştım. Kendisinin 7,5 trilyonluk yeni bir villa aldığını ama yoksul halk çocuklarının da ölmeye devam ettiğini söyledim.

Ayrıca, AKP grup başkan vekillerinin de şunu bilmesi gerekiyor: Biz, Cumhurbaşkanı açıklamalarına göre düşünmek, açıklama yapmak zorunda değiliz.

Yani demin, ben, Sayın Bülent Turan’ın buradaki açıklamasına da atıf yaparak ilk gün Erdem Gül ve Can Dündar’ın tahliyesinden duyduğu memnuniyeti ama Cumhurbaşkanının açıklamasından sonra da bunu “bir hak gasbı”, “yetki gasbı” olarak değerlendirdiğini ve bunu niçin yaptığını da sormuştum.

Bizim duruşumuz nettir. Şahsiyetle işimiz yoktur. Siyasi olarak yanlış gördüğümüz şeyleri eleştirmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz talebimiz var efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekilinin ithamından dolayı bir ufak açıklama yapmak istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Özgür Özel, buyurun.

Bir dakika…

42.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhurbaşkanına yönelik eleştirilere karşı doğrudan AK PARTİ grup başkan vekillerine söz verilmesinin Anayasa’yı ihlal anlamına geleceğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Yani söz vermek için bir dakika izin istiyorsanız, onda sıkıntı yok. Ama süreyi bir dakikayla sınırlıyorsanız, bu kabul edebileceğimiz bir şey değil.

BAŞKAN – Hayır, bir dakika veriyorum çünkü Sayın Baluken’e de bir dakika verdim. Lütfen, anlayışla karşılayın.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, özellikle şunu söylemek isterim: Hükûmete yapılan sataşmalar sırasında eğer salonda hiçbir Hükûmet üyesi yoksa, o zaman Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın grup başkan vekillerine, partilerinin üyesi olmaları sıfatıyla bir söz hakkı düştüğünü kabul edebiliriz. Ama, bütçe görüşmeleri gibi, kanun görüşmeleri gibi Hükûmet temsilcilerinin bulunduğu yerde Hükûmete yapılan eleştirilerde grup başkanlarına söz verilmesi, hele hele Anayasa gereği tarafsızlığı zorunlu olan bir Cumhurbaşkanıyla ilgili eleştirilerde de doğrudan iktidar partisi grup başkan vekillerine söz verilmesi, aslında, yüce Meclis çatısı altında, Anayasa’yı karşılıklı ve sizin onayınızla da bir ihlal anlamına gelir.

Bundan sonra -daha önce Ahmet Bey’le de benzerini tatbik ettik- böyle bir durum olduğu takdirde, diğer grupların tarafsız olması gerektiğini düşündüğümüz Cumhurbaşkanına sataşmasından dolayı iktidar partisi grubu söz alırsa bizim de söz hakkımız vardır. Ama Cumhurbaşkanına karşı kullanılacak…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Zaten hakareti siz yapıyorsunuz, kim cevap verecek? Sayın Cumhurbaşkanı burada yok, kim cevap verecek?

BAŞKAN – Dinliyorum sizi, devam edin lütfen.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Öyle şey mi olur? Bu mantık dışı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mantık tabii…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Hiç de mantıklı değil. Böyle bir mantık olamaz.

BAŞKAN - Sayın Deligöz, lütfen…

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Şunu çok net olarak söylemek isteriz: Cumhurbaşkanı Anayasa’ya göre tarafsızdır. Kendisinin her gün yaptığı ihlaller bir yana ama Cumhurbaşkanına bir eleştiri yöneltildiğinde bu eleştiriye karşı iktidar partisi grubunun doğrudan ve doğal olarak söz talebinin karşılanması hem iktidar partisinin hem sizin, sessiz kalırsak da bizlerin bu Anayasa’yı ihlal suçuna ortak olmamız manasına gelir.

Bu yüzden, bu konudaki tutumunuzu bundan sonra hep beraber buna göre yeniden ele almamız gerektiğini düşünüyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Turan…

43.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kıymetli grup başkan vekilinin tekrar tekrar dile getirdiği hususu, son kez olması ümidiyle, bir daha ifade etmek istiyorum. Dün ne demişsem bugün de aynı şeyi söylüyorum; duruşum, tavrım net ve yerinde.

Ben hukukçu kimliğimle tutuksuz yargılamaların istisna olduğunu düşünüyorum. Kişilerin masumiyet karinesi olduğunu düşünüyorum. Kim olursa olsun, hakkında hüküm kesinleşinceye kadar hep masum olduklarına inanıyorum. Bir kimse cezaevinden çıktığı için de ona üzülmem. Dolayısıyla, kişilerin o gün bırakılmasından sonra yaptığım açıklamanın ne olduğu ortada. Ama devamında şunu söyledim: Anayasa Mahkemesi kendisinin yetkilerinin dışında bir karar vermiştir. Yerel mahkemenin kararının beklenmesi lazımdır. Bunu söyledim. Bunda farklı olan ne var? Aynı şeyi bir daha söylüyorum: Can Dündar hakkındaki iddialar çok vahimdir. Casusluk dünyanın her yerinde suçtur. Bu vahim iddiaların bir an önce yetkili mahkemesince karara bağlanması gerekir dedim. Anayasa Mahkemesinin kararı esasa ilişkin bir karar değildir. O kararı verecek olan ceza mahkemesidir, ceza mahkemesinin yargıçlarıdır. Bunu bekleyelim dedim. Bu iddiadan yola çıkarak da Hükûmetin yıpratılmasının doğru olmadığını ifade ettim. Aynı şeyi bir daha söylüyorum.

Teşekkür ediyorum.

II.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, AK PARTİ Grubunun, Cumhurbaşkanının herhangi bir eleştiriye veya hakarete maruz kaldığında kurucu genel başkanı olması nedeniyle söz hakkı olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben de bir şey söylemek istiyorum. Kendime de bir dakikalık bir süre verdim.

Elbette Hükûmet adına yapılan eleştirileri, Sayın Özel’in de söylediği gibi, bir parti grubunun üyeleri olması bakımında AK PARTİ’li grup başkan vekilleri savunma noktasında olabilirler. Evet, Cumhurbaşkanının da tarafsızlığı söz konusudur. Ancak, şunu da unutmamak gerekiyor: Cumhurbaşkanı herhangi bir şekilde bir eleştiriye veya bir hakarete maruz kaldığında, AK PARTİ’nin, Kurucu Genel Başkanı olması nedeniyle söz hakkı vardır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Öyle bir şey yok Sayın Başkan.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Öyle bir şey yok ya!

BAŞKAN – Benim yorumum arkadaşım, müsaade edin, bitireyim.

Ayrıca da hiçbir belgede, ne Anayasa’da ne İç Tüzük’te Adalet ve Kalkınma Partisinin Cumhurbaşkanına karşı tarafsız olması gerektiği ve zorunluluğu diye bir hüküm de bulunmamaktadır. Ben de meseleye bu açıdan bakıyorum.

Teşekkür ederim.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Efendim, seçildikten sonra bütün Türkiye'nin Cumhurbaşkanı.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Seçildikten sonra bağımsız olmak zorundadır.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bütün Türkiye'nin Cumhurbaşkanı olması lazım, seçildikten sonra öyledir.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun son konuşmacısı, Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Öz.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan Türk Tarih Kurumunun 2016 bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan Komisyonda Türk Tarih Kurumunun 2015 yılındaki Yurt Dışındaki Tarihî Türk Eserlerinin Tespiti Projesi’nden bahsetmişti. İşte o yurt dışında, Kâbe’yi korumak için Osmanlı’nın yaptığı bir kale vardı. “Ecyad Kalesi yıkılıyor.” diye Türkiye dünyayı ayağa kaldırmıştı. 3 Kasım 2002’de AKP iktidara geldi, 28 Kasım 2002’de Suudi Kralı Ecyad Kalesi’nin yerine dikilecek binaların temelini attı. Artık Türkiye’de Kralın dostları vardı fakat ne yazık ki bu dostluklar Ecyad Kalesi’nin yıkılmasını engelleyemedi. Şimdi, Suudi uçakları semalarımızda. Kâbe’yi korumakla başlayan yolculuktan sınırlarımızı korumaya geldiğimiz nokta ibret vericidir.

Arkadaşlar, sınırlarımız içerisindeyse Çanakkale Kilitbahir Kalesi’nin restorasyonu yaklaşık beş yıldır bitirilememiştir. Tabii bu projeyi Kültür Bakanlığı yürütüyor ama sınırlarımız içerisinde oluşunun, tarihimiz açısından öneminin göz önünde bulundurulması bakımından, Kurumun bu tarz projelere destek vermesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Kurumun 2015 yılında 115 kişiye burs imkânı sağladığı, 2016 yılında ise 60 kişiye daha burs verilmesinin planlandığı belirtiliyor. Kurumun bütçesinin 10 milyon 233 bin lira öngörüldüğünü söylüyor Sayın Bakan.

Arkadaşlar, peki, Kurumun mali yapısı nasıldır? 2014 yılı Sayıştay raporlarında 127 milyon 515 bin Türk lirası tutarındaki bütçe gelirlerinin tamamı İş Bankası hisse senetlerinden elde edilen iştirak gelirleri, mevduat faiz gelirleri, yayın, satış ve diğer gelirlerinden oluşmaktadır. Kurumun 2014 yılı net geliri 153 milyon 489 bin TL, 2014 aktif toplamı 900 milyon 594 bin TL olarak raporlanmıştır. Bu kurum ticari bir kurum değildir, bankalarda mevduat tutup faiz geliri elde ederek Türk tarihine ve kültürüne hizmet edemez. Gelirlerinin neredeyse tamamı İş Bankası tarafından Atatürk’ün vasiyet ettiği hisse gelirlerinden sağlanmakta olmasına rağmen, Kurumun parasının ne kadarı Atatürk’ün kurduğu İş Bankasında kıymetlendirilmektedir, o da ayrı bir tartışma konusudur.

Değerli milletvekilleri, ilk kez 2013 Yılı Bütçe Kanunu’nun E Cetveli’nde, Kuruma, özel hesap yoluyla bütçe dışı, denetim dışı harcama yetkisi verilmiştir. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlara aktarılabilir nitelikte 2 bin TL başlangıç ödeneği konulmuş, bu ödeneğe 13 milyon TL’lik ödenek eklenmiş ve tamamı harcanmıştır. 2014 yılı kesin hesabında da manzara aynıdır. Başlangıç ödeneği bin TL, eklenen ve harcanan ödenek 40 milyon TL’dir. Kurumun, bu 40 milyon dışındaki harcamaları ise 21 milyon 260 bin TL’dir. Bu para, kâr amacı gütmeyen birtakım kuruluşlara aktarılan paradır. Kimdir bu “birtakım kuruluşlar”, bunu açıklamanızı bekliyoruz. Kurumun bütçe ve muhasebe sistemi içinde yapılacak bu tür harcamalar için neden özel hesaba ihtiyaç duyulmuştur? Türk Eğitim Vakfı kuruluşundan bugüne 223 bin 600 öğrenciye, Çağdaş Eğitim Vakfı ise her yıl yaklaşık bin öğrenciye burs veriyor. Türk Tarih Kurumunun elindeki bütçeyle 115 öğrenciye değil, her yıl 1.000-2.000 öğrenciye burs vermesi gerekmez mi? Kurumun, tarihini, kültürünü, 1923 aydınlanma devriminin ve cumhuriyetin faziletlerini bilen, genç cumhuriyetin kuruluş felsefesine bağlı kuşakların yetiştirilmesine daha fazla katkı sunması gerekmektedir.

Arkadaşlar, Kurum, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” olarak kurulmuştur. Emperyalizmin ordu içerisindeki iş birlikçileriyle tezgâhladığı 12 Eylül gerici faşist darbesiyle bu dernekler kapatılarak Türk Tarih Kurumu olarak yeniden oluşturulmuş, özerkliği zedelenmiş ve bilimsel yapısı dejenere edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Kurumun misyonu web sayfasında “Türk ve Türkiye tarihini çağdaş sosyal bilim anlayışıyla araştırmak ve yaymak; bu alandaki araştırmaları desteklemek ve toplumdaki tarih bilincini geliştirmektir.” der. Fakat bugün üzerinde konuştuğumuz kurumlar, Atatürk’ün Türk tarihine ve kültürüne sahip çıkmak adına vasiyetinde korunması için özel önem verdiği kurumlar maalesef değildir. Her fırsatta “Biz ülkeyi askerî vesayetten kurtardık, sivilleştik.” diyenler, bugün 12 Eylül faşizminin darbe yasalarının üzerinde oturarak hükûmet etmeye çalışmaktadırlar.

Büyük Atatürk “Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” demiştir. Türk devrimini boşa çıkarma misyonuyla hareket eden ve tarihî gerçekleri ters yüz etmek üzere emperyalizmden beslenen kimi tarihçilerin Cumhuriyet Dönemi ve Atatürk üstünden sürdürdükleri yalanlara Türk Tarih Kurumunun sessiz kalması kabul edilemez. Mustafa Kemal Atatürk kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin bir gün bu yalanlara alet olacağını, bu yalanların esiri olacağını düşünmüş müdür? (CHP sıralarından alkışlar) 2002’den günümüze Atatürk’ü yok sayanların Kuruma atanmasına, Kurumun bağlı olduğu makamda oturanlar tarafından tekrarlanan yalanlara Türk Tarih Kurumunun sessiz kalması, bu da düşündürücüdür. Kurumun, Atatürk’ün bağımsızlık ruhunu ve çağdaşlaşma idealini kırmak zorunda olduğunu bilen emperyalistler tarafından desteklenen, Cumhuriyet Dönemine ilişkin olarak sistematik bir biçimde sürdürülen yalana dayalı tarih yazıcılarına karşı cumhuriyet dönemine atfedilen yalanları boşa çıkaracak yayınlara imza atması, bu konuda çalışan akademisyenleri ve yazarları desteklemesi, kurucusuna olan Mustafa Kemal Atatürk’e olan borcudur diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu bütçeye ret oyu vereceğimizi belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öz.

Böylelikle Cumhuriyet Halk Partisi grup konuşmaları da sona ermiştir.

Şimdi şahıslar adına konuşmalar bölümüne…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

Biraz önce siz konuşmadınız galiba, size de bir dakika süre vereyim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Onun için değil Sayın Başkan da biraz evvel eğer yanlış anlamadıysam “Sayın Cumhurbaşkanının tarafsız olmak gibi bir mecburiyeti yoktur.” şeklinde…

BAŞKAN – Hayır, öyle demedim, “Grubun Cumhurbaşkanına karşı” dedim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamam Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Rica ederim.

Ben teşekkür ederim.

Evet, şimdi şahıslar adına konuşmalara geldik.

Şahsı adına konuşacak ilk milletvekili, lehinde olmak üzere, Kırşehir Milletvekilimiz Salih Çetinkaya.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 merkezî yönetim bütçesi lehinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; 1 Kasım seçimlerini hep beraber yaşadık. 1 Kasım seçimlerinde AK PARTİ güven tazeleyerek Meclise gelmiştir. 7 coğrafi bölgemizin tamamında, 81 şehrimizin 63’ünde, 970 ilçemizin 740’ında, 396 beldemizin 290’ında 1’inci olan AK PARTİ’mizin ve AK PARTİ hükûmetlerinin hazırladığı 14’üncü bütçe görüşmelerini gerçekleştiriyoruz. Milletten aldığımız bu yetkiyi millet lehine kullanmaya devam edeceğimizi belirtmek istiyoruz.

Bütçenin, kalkınmaya, birliğimize ve dirliğimize vesile olmasını temenni ediyor, hayırlı olmasını diliyorum. “Bismillah” diye başladığımız bütçenin bereketli olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bu bütçede ahilik vardır. Tabii, Kırşehir Milletvekili olunca ahilikten bahsetmemek, Ahi Evran Veli’yi anmamak olmaz diye düşündüm. Başbakanımız ve Genel Başkanımızın sürekli belirttiği gibi, ahilik, aslında herkesin uyması gereken, uyulduğu takdirde sorunlarımıza çözüm olacak, birçok meseleyi kökünden çözebilecek, bizim geçmişimizden gelen ve yaşayan değerler bütünüdür. Kırşehir’de doğmuş ve tüm dünyaya mal olmuştur. Ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefalı olan; gözü, gönlü ve kalbi tok olan; alçakgönüllü, büyüklük ve gururdan kaçınan; herkese iyilik yapan, iyilikleri güzellikleri isteyen, yapılan iyilik ve yardımları asla başa kakmayan; hakka, hukuka hak ölçüsünde riayet eden; insanların işlerini içten, gönülden ve güler yüzle yapan; Yaradan’dan dolayı tüm yaratılanları hoş gören, hata ve kusurları daima kendi nefsinde arayan, hak için hakkı söyleyen ve hakkı söylemekten asla korkmayan bir anlayışla çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Bu vesileyle, Ahi Evran Veli’yi rahmet ve minnetle anıyorum.

Evet, sayın milletvekilleri, 7 Haziran seçimlerinden sonra, 1 Kasıma kadar olan süreçte işte bu ilkelerle biz öz eleştiri yaptık, vicdan muhasebesi yaptık. Eğer uzlaşı Ahilik olursa, Ahi Evran olursa aslında çözülemeyecek hiçbir hadise yok.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmeleri esnasında bir hususu belirtmeden geçmeyeceğim. Bizler halkın oyuyla seçilen kişiler olarak bu aziz millete karşı sorumluyuz. Milletvekillerinin yaptığı iş ve eylemlerde Anayasa, yasalara uygun hareket etmesi, en azından yaptığı yemine sadık kalması gerekir. Terörist cenazelerine gitmek, teröristi ve terörü haklı çıkarmak adına algı operasyonları yapmak milletimizin vicdanını ve şehitlerimizin aziz hatırasını rencide etmektedir. Bu nasıl bir iştir? Hangi vicdana sığar? Gittiğimiz her yerde milletimizin talebi nettir ve açıktır. Teröre ve teröriste destek veren kim varsa hukuk önünde hesap vermelidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Başbakanlık genelgesini eleştirenler var, ben bunu da çok yadırgıyorum. Kanuna bağlı, devletine bağlı hangi memur böyle bir genelgeden çekinir değerli arkadaşlar? Herkesin bunu desteklemesi lazım. Eğer siz doğru işler yapıyorsanız, sizin böyle genelgelerden asla rahatsız olmamanız lazım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – 28 Şubatta da o genelgeler vardı.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Evet, 28 Şubatın direneni bizleriz, dik duranı bizleriz Değerli Baluken. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gömlek çıkardınız siz, gömlek.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – İşte onun dik duranı Recep Tayyip Erdoğan’dır, Necmettin Erbakan’dır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gömlek değiştirdiniz siz, gömlek değiştirdiniz.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Gömlek değiştirmedik.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yapma ya, yapma!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gömlek değiştirdiniz, Erbakan’ı sattınız.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Hiçbir zaman gömlek değiştirmedik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kurucu Genel Başkanınızın beyanı; gömlek değiştirdi.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın lütfen.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Son olarak şunu söylemek istiyorum, Yunus’un deyişiyle…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “O gömleği çıkardık biz.” dedi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Erbakan’ı ağzınıza almaya hakkınız yok.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, Yunus’un deyişiyle size sesleniyorum: “Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.”

Değerli arkadaşlar, eğri insanlardan doğru işler çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O yüzden olmuyor!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Aynen, doğru söylüyorsun!

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Eğri insanlardan doğru işler çıkmaz. Sizin söylediğiniz sözler dosdoğru olacak, dosdoğru duracaksınız, dik duracaksınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Giderken öyle yaptı, giderken öyle yaptı.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Doğru yerinde durur, eğri belasını bulur.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Eğri belasını bulur.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Biz, Cumhurbaşkanımızla gurur duyuyoruz, Başbakanımızla gurur duyuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onların da doğum günüydü geçtiğimiz günlerde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Aferin!

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – İyi ki varsın Erdoğan, iyi ki varsın Davutoğlu diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çetinkaya.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Saraya 2.023 çocukla gidiyor Cumhurbaşkanınız.

SALİH ÇETİNKAYA (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sarayda kutlayacak doğum gününü 2.023 çocukla.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah hiçbir siyasetçiye böyle bir ihtiyaç hissettirmesin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, Hükûmet adına yapılacak konuşmalar bölümüne geldik.

Hükûmet adına ilk konuşmacı Başbakan Yardımcısı Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş olacaktır.

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bünyesinde yer alan kurumların 2016 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarının görüşülmesi vesilesiyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan anayasal bir kuruluş olup sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde Türk dili, tarihi ve kültürü ile Atatürk ve eseri üzerinde özgün bilimsel araştırmalar yapmak ve yapılmasını sağlamak misyonu doğrultusunda çalışmalarına devam etmektedir. (Gürültüler)

Orada bilmeyenler var, onun için oraya doğru söylüyorum.

Değerli üyeler, sizlere Yüksek Kurum ve diğer kurumların yaptığı faaliyetlerden ve 2016 yılı bütçesiyle gerçekleştirmeyi planladığı projelerin bazılarından söz etmek istiyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, hiçbir şey duyulmuyor, hiçbir şey anlaşılmıyor, hiçbir şey duyamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen bir dakika müsaade edebilir misiniz.

Sayın Bakan duyulmuyor, evet çünkü çok gürültü var salonda ve bir uğultu var. Lütfen konuşmacıya saygılı davranalım ve Sayın Bakanın konuşmasını yapmasına hassas davranalım.

Buyurun Sayın Bakanım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Peki efendim.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Biraz yüksek sesle Sayın Bakan, enerjik olun biraz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) - Bütünleşik Bilgi Sistemi: Bilgiye daha hızlı ve güvenli erişimin sağlanması, tekrarlı veri girişinin engellenmesi, kurumsal işlem süreçlerinin bilişim altyapısına entegre edilmesi ve tüm kurumsal uygulamaların tek noktadan yürütülebilmesini amaçlayan Bütünleşik Bilgi Sistemi, Yüksek Kurum bilişim altyapısı üzerinden 2013 yılında kullanıma açılmıştır. 2015 yılında olduğu gibi 2016 yılında da yeni modüller eklenerek sistemin işlevselliği artırılacaktır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, 2015 yılında, Bütünleşik Bilgi Sistemi kapsamında Türk Dil Kurumu tarafından daha geniş kitlelere hizmet verebilmesi amacıyla Android ve iOS sistemleri için geliştirilen mobil sözlük uygulamaları, sosyal ve beşerî bilimler alanında çalışma yapan bursiyerlerin ortak bir platform üzerinde toplanarak bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerine katkıda bulunmalarını ve kurumlarımızdan burs alan bursiyerlerin takip ve koordine edebilmesini sağlayan burs sistemi, paydaşlarına 7/24 hizmet veren zengin bir veri deposu oluşturan ve aynı zamanda sosyal ve beşerî bilimler alanında çalışma yapan akademisyenlerin ortak bir platform üzerinde toplanarak bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerine katkıda bulunmalarını sağlayan araştırmacı bir bilgi sistemi geliştirilen uygulamalardan bazılarıdır. Yüksek Kurum bünyesindeki kurumların Türk dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde gerçekleştirdiği kongre, seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinliklerin yürütülmesine katkı vermekte ve etkinliklerin eş güdümünü sağlamaktadır.

Burs faaliyetleri: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesinde yer alan kurumlar amaç ve ilkelerine uygun konularda eğitim gören yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile doktora sonrası araştırmacılara burs imkânı sağlamaktadır. 2015 yılında 130 lisans, 93 yüksek lisans, 89 doktora ve 7 doktora sonrası olmak üzere toplam 319 burs verilmiştir. 2016 yılında 130 lisans, 91 yüksek lisans, 41 doktora ve 10 doktora sonrası araştırma bursu olmak üzere toplam 272 bursiyere daha destek verilmesi planlanmaktadır.

Bilimsel toplantılar: Yüksek Kuruma bağlı kurumlarımız amaç ve hedeflerine uygun konularda yurt içinde ve yurt dışında konferans, bilgi şöleni, söyleşi, çalıştay, kongre, kurultay gibi etkinlikler yürütmekte, destek ve katılım sağlamaktadır. Bu kapsamda 2015 yılında 88 ulusal ve uluslararası bilimsel etkinlik düzenlenmiş, desteklenmiş ve katılım sağlanmıştır. Yüksek Kurum ve bünyesinde yer alan kurumların 2015 yılında gerçekleştirdiği faaliyetlerinde kalkınmada öncelikli bölgelerdeki üniversiteler ve yeni kurulan üniversitelerle iş birliğine önem verilmiştir, 2016 yılında da önem verilmeye devam edilecektir. 2016 yılında ulusal ve uluslararası toplam 35 bilimsel etkinlik gerçekleştirilmesi ve çeşitli etkinliklere destek ve katılım sağlanması planlanmaktadır.

Kitap ve süreli yayınlar: Yüksek Kuruma bağlı kurumlarımız amaç ve hedeflerine uygun konularda yapılan araştırmaları yayımlamak amacıyla kitap ve süreli yayınlar hazırlayarak toplumun yararına sunmaktadır. 2015 yılında 142 yeni kitap ve 22 süreli yayın olmak üzere toplam 164 yayın hazırlanmıştır, 2016 yılında da yayınlanmaya devam edecektir.

Ücretsiz yayınlarımız: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesinde yer alan kurumlarca yurt içinde ve yurt dışındaki üniversitelere, halk kütüphanelerine, kamu kurum ve kuruluş kütüphaneleri ile kişilere ücretsiz yayın dağıtılmaktadır. Kurumlarımızca 2015 yılında üniversitelere, kütüphanelere ve kamu kurumlarına yurt içinde ve yurt dışında toplam 105.276 adet eser, 23.488 adet süreli yayın ücretsiz dağıtılmıştır. 2016 yılında da ücretsiz eser dağıtılmasına devam edilecektir.

Kütüphane faaliyetleri: 2016 yılında kurumların ihtisas kütüphaneleri bağış, satın alma ve kaynak değişimi yoluyla daha da zenginleştirilecektir.

Projeler:

Türk Diliyle İlgili Yabancı Dillerdeki Temel Eserlerin Türcüme Edilmesi Projesi: Yurt dışında Türklük bilimi alanında yayımlanmış çok bilinen yabancı dillerin yanı sıra daha az bilinen yabancı dillerde kaleme alınmış eserler ile dil bilgisi, dil ilişkileri, edebiyat, halk bilimi alanlarındaki önemli eserlerin Türkçeye çevrilmesini sağlayarak bu alanlarda yapılacak çalışmalara katkı sağlamayı ve eserlerin daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmasını hedeflemektedir. Proje kapsamında bugüne kadar 8 eser yayımlanmış, 17 makalenin çevirisi tamamlanmış olup 18 eser ve 43 makalenin de çeviri çalışmalarına devam edilmektedir.

Türkiye Türkçesinin Köken Bilgisi (Etimolojisi) Sözlüğü Projesi: Türkiye Türkçesinin güncel söz varlığında yer alan sözcüklerinin köken bilgisi araştırmalarını yapmayı amaçlamaktadır. Proje kapsamında, sözcüklerin kökenleri, eldeki en eski kaynaklardaki biçimlerine, bunların tarih boyunca geçirdikleri değişmelere, varsa ilişkide bulunulan dillerdeki biçimlerine kadar uzanılarak değerlendirilecek, aynı gelişmeleri gösteren benzer yapıdaki ögelerle koşutluk kurularak temel sözcüğün kökeninin aydınlatılması hedeflenmektedir.

Türk Dil Kurumunun Farklı Kültürlerin Temel Düşünce, Bilim ve Sanat Eserlerini Türkçeye Çeviri Hareketi Projesi: Yurt dışında bilim, sanat ve kültür alanında yayınlanmış çok bilinen yabancı dillerin yanı sıra daha az bilinen yabancı dillerde kaleme alınmış çok sayıda eser bulunmaktadır. Çok çeşitli dünya dillerindeki temel eserlerin Türkçeye çevrilip topluma sunulmasıyla, bilinenlerin bilinmesi ve bunun ardından bilinmeyenlerin düşünce ürünü olarak konulması hedeflenmektedir.

Türk Tarih Kurumunun Kütüphane ve Arşiv Materyallerini Sayısallaştırma Projesi’yle, 2013 yılında sayısallaştırılan 1.257 nadir eserin dijital kopyasının Kütüphane Programı üzerinden görüntülenebilmesi ve indirilebilmesi sağlanmış olup 2015 yılında 1.089 nadir eserin dijital kopyası erişime açılmıştır. Bu hizmet sonucunda araştırmacıların söz konusu eserlerin dijital kopyalarına uzaktan erişimi sağlanarak kullanımı yaygınlaştırılmış ve nadir eserlerin kullanımından dolayı uğradığı tahribat önlenerek eserlerin orijinallerinin gelecek nesillere aktarılması sağlanmış olacaktır. 2015 yılında, 1931-1999 yılları arasındaki kütüphane demirbaş defterine kayıtlı ve koleksiyonda yer alan ancak Kütüphane Programı’nda bulunmayan eserlerin kayıtları Kütüphane Programı’na aktarılmıştır. Kütüphane koleksiyonunda yer alan tüm süreli yayınların kayıtlarının incelenerek bibliyografik kayıt düzeltme, eşleştirme, materyal güncelleme çalışmaları sürdürülmektedir.

Türk Tarih Kurumunun Kütüphanede Mevcut Olan El Yazmalarının Restorasyonu ve Muhafazası Projesi kapsamında, 2016 yılında, geçmişten bugüne kalan el yazması eserlerin restorasyonu ve uluslararası standartlara uygunluğu sağlanarak kültür ve sanat mirasının gelecek nesillere aktarılması hedeflenmektedir.

Avusturya-Habsburg Sınır Mücadelesinde Hırvatistan’ın Rolü, Phaselis Antik Kentinde Bulunan Yayınlı Yayınsız Hellence Yazıtlarının RTI Metodu ile Değerlendirilmesi ve Batman İli Hasankeyf İlçesi Kültür Envanteri Projeleri 2016 yılında devam edecektir.

Türk Tarih Kurumunun Yurtdışındaki Tarihî Türk Eserlerinin Tespiti Projesi: Çok geniş bir zaman ve mekâna yayılan Osmanlı tarihi boyunca yapılmış, bugün sınırlarımız dışındaki çeşitli ülkelerde kalmış, her biri insanlığın ortak kültür mirasının bir parçası olan taşınmaz kültür varlıkları envanterinin hazırlanması, rölövelerinin ve öncelikli olanlarından başlanmak suretiyle restorasyon projelerinin yapılması, yapılan çalışmaların bir veri tabanında toplanarak Türk kültürünün yaşatılması ve tanıtılmasına katkıda bulunulması amacıyla yürütülen bir projedir.

Atatürk Araştırma Merkezince, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve bugünlere gelişinde liderlik yapmış Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun “En büyük eserimdir.” dediği Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yönleriyle araştırılmasına, tam ve doğru şekilde anlaşılmasına katkıda bulunmak, cumhuriyetin kuruluş ve gelişme sürecindeki olayların bugüne olan etkilerini ve geleceğini şekillendirmedeki olası rollerini bilimsel yaklaşımla irdelemek, bunun sonucunda elde edilen bilgi, belge, yorum ve sentezleri Türk ve dünya kamuoyuna sunmak amacıyla VIII. Uluslararası Atatürk Kongresi gerçekleştirilmiştir.

Atatürk Kültür Merkezince, kültürümüzü genç kuşaklara aktarmada çağımızın en büyük keşiflerinden olan sinemanın tekniğinden yararlanma ve böylece kültür varlıklarımızın kuşaklara, Türk vatandaşlarına ve yabancılara tanıtılıp sevdirilmesi ve benimsetilmesi amacıyla “Türk kültürü” ana başlığı altında Geçmişten Günümüze Türk Güreşi ve Geleneksel Halk Oyunları belgeselleri ile Anadolu Ulu Camileri albümü ve tanıtım filmi yapılmıştır.

Kazı ve yüzey araştırmaları: Türk tarihini ve Türkiye tarihini aydınlatmaya yarayacak belge ve malzemeyi toplayarak bilimsel çalışmalara destek vermek isteyen arkeologlara Türk Tarih Kurumunca maddi destek sağlanmaktadır. 2015 yılında 26 kazı ve yüzey araştırmasına 241.765 lira maddi destek sağlanmıştır. 2016 yılında 65 kazı ve yüzey araştırmasına maddi destek verilmesi planlanmaktadır.

Yeni yerleşke yapımı: Yerleşke inşaatıyla ilgili hazırlanan 48.725 metrekare kapalı alana sahip proje 2015 yılı yatırım programına dâhil edilmiş olup tesis bina inşaatına başlanmasıyla söz konusu taşınmazın kesin tahsisi yapılacaktır. Başbakanlıktan inşaat izni alınmış ve avan proje ihalesi yapılmış olup proje yüklenici firma tarafından kuruma teslim edilmiştir. Yerleşke inşaatına bir an önce başlanabilmesi için gerekli çalışmalar devam etmektedir.

10 Kasım Atatürk’ü anma töreni: Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 77’nci yıl dönümü münasebetiyle Ankara Ticaret Odası Congresium’da Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımlarıyla bu anma gerçekleştirilmiştir.

Evet, kısaca, ben, bize bağlı kurumların yaptığı konularla ilgili bilgi arz etmiş oldum.

Bir iki dakikam var, izin verirseniz bununla da ilgili çok kıymetli milletvekili arkadaşlarımın sorduğu birkaç soru vardı, onlara da cevap vereyim.

Burcu Köksal Hanımefendi’nin konuşmasına baktığımda, bizim bir mandıra işletmeciliği yaptığımız iddiası vardı, kurum Başkanına sordum, mandıra işletmeciliği yok Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kapsamında. Onun için süt, süt ürünü ve bir de patates plantasyonu da yok, onları nereden çıkarttı bilmiyorum ama bize tekrar cevap verirse onunla ilgili bilgi arz edeceğiz.

Diğer arkadaşımız, gene Cumhuriyet Halk Partisinden, ismini hatırlamakta zorlanıyorum, hiç gelip gitmemiş herhâlde Meclise.

ATİLA SERTEL (İzmir) – O Afyon’un özel sorunlarıydı efendim.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ya, kendi konuşmalarıyla, sonra seçim bölgesiyle ilgili konuşma yaptı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Onun kendi konuşmalarıyla ilgili tutanakları okumasını tavsiye ediyorum çünkü ağzından çıkanı kulağı duymuyor besbelli.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ama siz sordunuz mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Ha, şimdi, ciddi bir tane bulduğumuz soru var, ona cevap vereyim. Gülsün Bilgehan Hanımefendi söylemiş: “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü neden verilmedi, ödül verilmeye değer kimse gerçekten bulunamadı mı?” diye. Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine yönelik hukuki boşluk 2/11/2011 tarihinde 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle giderilmiş olup bu Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanan Yönetmelik’le ödülle ilgili esaslar ve ödülün verilme şartları belirlenmiştir. Yönetmelik’in 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının ç) bendi: “Ödüle layık aday bulunmadığı yıllarda ödül verilmez.” hükmünü amirdir. Konunun bu çerçevede ele alınmasının, başka boyutlara çekilmemesinin daha iyi olacağını ben mütalaa etmekteyim çünkü Atatürk’ün isminin aldığı bir barış ödülünü illa vereceğiz diye zorlama yaparak birine vermemizin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Bu “Atatürk Kültür Merkezi binası yıllardır neden bitirilemedi?” gibi bir soru vardı gene. O da bu patates plantasyonu gibi, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu üst kurum olmak üzere Bakanlığımıza bağlı dört kurumun tam adı şöyledir: Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Atatürk Araştırma Merkezi. Konuşmada sözünü ettiğiniz bu çok amaçlı salon olan binayla kurumumuzun hiçbir alakası yoktur. Çeşitli il ve ilçelerde -ne yazık ki- kurumumuzla aynı adı taşıyan irili ufaklı çok sayıda salon bulunmaktadır. Başbakanlık Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı bir salon değil, bir kurumdur.

Saygıyla arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan... Şöyle, yerimden de olur yani...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel, açıklama mı yapacaksınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bugün sizi de üzdük ama tabii, çok yoğun bir gündü.

BAŞKAN – İyiyim ben, iyiyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben, Sayın Bakanın açıklamalarını dikkatle dinledim, Atatürk Kültür Merkezi konusundaki dikkatine de teşekkür ederim ancak Burcu Hanım o konuda şöyle söyledi: Tam bu konuyu almışken, Atatürk Kültür Merkeziyle ilgili, İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi binasıyla ilgili şikâyetleri ve kendi de duyduğu bir rahatsızlığı bu fırsatı bulmuşken ifade etti; bir kez bunun altını çizelim.

BAŞKAN – Pardon, onu Burcu Hanım değil, Sibel Hanım söyledi, Sibel Özdemir söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, Burcu Hanım...

BAŞKAN – Evet, evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burcu Hanım efendim -Atatürk Kültür Merkezi- Sayın Bakan da öyle hatırlıyor, Burcu Köksal.

BAŞKAN – Siz mi söylediniz?

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Ben söylemedim.

BAŞKAN – Peki, tamam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sonra, ikinci bir husus da şu: Tabii, bütçe görüşmeleri sadece bütçe ve rakamlar değil. Bütçe görüşmeleri -sayın liderlerimizin de yaptığı gibi- önü para, arkası söz ama bütünü bir siyaset. Sevgili Burcu Köksal da kendi bölgesinin sorunlarını dile getirirken patatesten, şeker pancarından ve bir mandıradan bahsetti. Tabii, Sayın Bakanın bu işi, dönüp de bürokratlara “Bizim mandıra nerede?” diye sorması da bu bütçe görüşmelerinde hoş bir seda olarak kaldı.

Teşekkür ediyoruz, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Kültür Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1) Türk Dil Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1) Türk Tarih Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına ikinci konuşmayı Başbakan Yardımcısı Sayın Yalçın Akdoğan yapacak.

Buyurun Sayın Bakan, süreniz otuz dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sizleri ve sizlerin şahsında aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

2016 yılı bütçe görüşmelerinin başarılı bir şekilde geçmesini temenni ediyor, hazırlanan bütçenin ülkemize, milletimize, kurum ve kuruluşlarımıza hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Konuşmamın hemen başında, 2016 bütçe tasarısının hazırlanmasında emeği geçen Maliye Bakanlığımıza, Plan ve Bütçe Komisyonumuza, tüm bakan arkadaşlarıma, milletvekili arkadaşlarımıza, bürokrat ve uzmanlarımıza şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Birçok milletvekili arkadaşımız burada söz aldılar ve eleştirileriyle, yorumlarıyla, uyarı ve değerlendirmeleriyle bütçeye katkı sundular. Ben, hiçbir parti ayrımı gözetmeksizin, eleştiri ve değerlendirmeleriyle bize katkı sağlayan, görüşleriyle zenginlik katan arkadaşlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımın sorumluluk alanında olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçelerini değerlendirmek üzere huzurlarınızdayım. Bu kurumlarımızın her biri geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye’nin yüz akı kurumlardır, milletimizin iftihar kaynağıdır. Her biri hem yurt içinde hem yurt dışında Türkiye’yi başarıyla temsil ediyor, Türkiye’nin adından övgüyle söz ettiriyorlar. Bu kurumların her birinin ortak özelliği, kamu diplomasisi, insani diplomasi, kültür diplomasisi alanlarında faaliyet göstermesi, doğrudan insan odaklı bir misyona sahip çıkmasıdır. Bu değerler “yumuşak güç”, “ince güç” ya da İngilizce tabirle “soft power” olarak adlandırılıyor.

Bugün bölgemiz siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkla, çatışmalarla, savaşlarla, insani krizlerle çalkalanıyor. Bu çalkantının içinde unutulan şey insandır yani insan ıskalanmaktadır ve aslında çok büyük insani krizler yaşanmaktadır. Türkiye, insanlık testinden geçilen bu zor zamanlarda ortaya koyduğu vicdani duruşla bölge halklarının saygısını, sevgisini, empatisini kazanıyor. Bu bakımdan, TİKA, AFAD, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar gerçekten çok değerlidir. Türkiye, bu kurumlarımız eliyle yaptığı çalışmalar sayesinde dünyanın birçok yerinden övgüyle, saygıyla, sevgiyle tepkiler almaktadır. Savaşlarla, zulümlerle, emperyalist duygularla hareket eden ülkeler mazlum halklar tarafından eleştirilirken Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı, umudun, vicdanın sembolü olarak görülüyor çünkü Türkiye, özellikle son birkaç yıldan bu yana ortaya koyduğu insani diplomasiyle dünyanın yegâne delikanlı sesi olmuştur; vicdanın, insanlığın sesi olmuştur. Hükûmetimiz de gücünü, icazetini bu aziz milletten, hamiyetperver milletimizden almaktadır ve tarihî sorumluluğun gereğini yerine getirmektedir. Kaldı ki, söz konusu olan hakkı savunmaksa, hakkı haykırmaksa, insan onuru ve haysiyetiyse her türlü eleştiriye rağmen hakkı savunmaya, hakkı haykırmaya, insan onuru ve haysiyetini savunmaya devam edecektir; Türkiye'nin medeniyet birikimi bunu gerektirir, Türkiye'nin tarihî sorumluluğu bunu gerektirir, aziz milletimizin kültürel değerleri, hoşgörüsü, insani hasletleri ve hassasiyetleri bunu gerektirir.

Birileri eleştiriyor diye, insanlığın, insan onurunun, hakkın, hukukun, vicdanın karşısında durmamız söz konusu olamaz. Yanı başımızda insanlar katledilirken, insanlar açlıktan, susuzluktan kırılırken buna sessiz kalamayız. Mazlumlar kapımızı aşındırırken buna kayıtsız kalamayız ve kalmıyoruz da. TİKA, AFAD, YTB, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz bu yönde üstün çabalar harcıyor, köklü medeniyetimizin, tarih sorumluluğumuzun icbar ettiği misyonu üstleniyorlar. Bu süreçte, gelişmiş ülkeler, ekonomik krizleri bahane ederek kalkınma yardımlarını azaltırken Türkiye nerede bir mazlum varsa onunla ekmeğini paylaştı, gidilemeyen yerlere cesaretle gitti, imkânlarını hiçbir ayrım gözetmeden insanlığın hizmetine sundu. 2003 yılında 85 milyon dolar resmî kalkınma yardımı yapan Türkiye'nin, 2014 yılındaki resmî kalkınma yardımları 3 milyar 591 milyon dolara ulaşmıştır. Resmî kalkınma yardımının gayrisafi millî hasılaya bölünmesiyle hesaplanan milenyum hedefi gerçekleşme düzeyi on yıl önce binde 1 iken 2014 yılında bu rakam binde 4,5 olarak hesaplandı. En az gelişmiş ülkelere yapılan yardım 1,5 milyar doları aştı. Bu oranlarla, Türkiye, gayrisafi millî hasılaya oranla dünyada 1’inci, toplamda ise dünyada 3’üncü ülke oldu. “Komşusu açken tok yatmama” şuuruyla dünyanın her yerine cömertçe şefkat elimizi uzatıyoruz.

İşte ülkemizin göz bebeği kurumlarından olan TİKA yani Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığımız, 2015 yılı itibarıyla yirmi dördüncü yılını tamamladı. 2002’den 2015’e kadar geçen on iki yıllık süreçte TİKA’nın ofis sayısını 12’den 50’ye, toplam proje ve faaliyet sayısını 2 binlerden 18 binlere çıkardık. TİKA, şu anda 150’den fazla ülkede faaliyet gösteriyor yani ofisi olmayan -50 ülkede ofisi var- 150 ülkede faaliyet gösteriyor. Bu gelişme TİKA’nın bütçesine de yansıdı, 2002 yılında başlangıç ödeneği yaklaşık 22 milyon lira iken 2015 yılında 221 milyon lira bütçe gerçekleşmesine ulaştı. Birtakım ofisler açıyoruz, Irak ve Hırvatistan’da da inşallah ofis açılması için çalışmalar devam ediyor.

Türk medeniyetinin en eski yazılı kaynakları olan Moğolistan’daki Orhun Yazıtları’nı, Bilge Tonyukuk Anıtları’nı koruma altına aldık, müzeler inşa ettik. Türkmenistan tarihî Merv şehrinde yer alan Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Alparslan’ın türbesinin bulunup yeniden inşa edilmesi için çalışmalara başladık. Kazakistan’da yapılan arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan Tunç Devri, Hun ve Göktürk devirlerine ait tapınak, mezar ve yerleşim merkezlerinin kalıntılarını koruma altına aldık.

Orta Asya ve Balkanlardaki soydaşlarımız ve kader birliği yaptığımız kardeşlerimiz için eğitim alanında büyük yatırımlar yaptık. Makedonya Kocacık köyünde cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün babasının doğduğu ve yaşadığı evi Anı Evi olarak hazırladık. Karadağ’da Adriyatik’in en büyük İslam kültür merkezi olan Selimiye Camisi ve Kültür Merkezi’ni tamamladık. Tarım, turizm, mesleki eğitim, temel eğitim, tıp, maliye, hukuk gibi birçok alanda dost ve kardeş ülkelere yardımcı oluyoruz. Eğitim önemli. Bu kapsamda 2014 yılında 69 okul inşaatı, onarımı ve 134 okul donanımı, tefrişatı gerçekleştirilmiştir dünyanın dört bir tarafında.

Aynı şekilde, sağlık projelerinde 2011-2014 yılları arasında TİKA eliyle 50’ye yakın hastane, sağlık merkezi inşa ettik, 110’a yakın hastane ve sağlık merkezinin ise onarımı ve donanımı gerçekleştirildi. Yaklaşık 3 bin sağlık personeline eğitim verdik. Afrika ülkeleri başta olmak üzere 28 adet ambulans temin ettik. Yani sınırlarımızın ötesinde bu vatanın, bu milletin selameti için toprağa düşen şehitlerimizin şehitliklerine de sahip çıkmayı bir görev biliyoruz. O şehitler ki bu milletin onurudur, o topraklardaki tapularımızdır. Dünyanın dört bir yanında şehitliklerimiz var. En son Myanmar’da şehitliğimizi tamamladık. Geçenlerde Sırbistan’daydık. Şimdi bazıları “Niye Sırbistan’a elinizi uzatıyorsunuz, faaliyet yapıyorsunuz?” diyebilir. 30 bin askerimiz Sırbistan’da şehit olmuş. Ziyaretimizde bir an önce buraya şehitlerimizin manevi hatırasına hürmeten şehitlik yapılması gerekir diye gereken talimatları verdim.

Dünyanın dört bir yanında kriz çıktığında oraya TİKA’yla, AFAD’la sivil toplum kuruluşlarımızla önce Türkiye ulaşıyor. İsrail saldırılarıyla büyük mağduriyet yaşayan Filistinli kardeşlerimizin yardımına önce biz koştuk. Ebola salgınının kasıp kavurduğu Batı Afrika’ya önce biz ulaştık. Dünyanın kendi kaderine terk ettiği açlık, kıtlık, kuraklık, salgın hastalıklar, terör ve siyasi istikrarsızlık yüzünden yok olmaya yüz tutan Somali’ye önce biz elimizi uzattık. Sadece 2002-2013 yılları arasında toplam 1.046 su kuyusu açtık, 2014 yılında 130 adet su kuyusu açtık. Binlerce kişiye yaptığımız hastaneler tedavi imkânı sundu. Güney Doğu Asya’da Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşanan insani drama öncelikle biz müdahale ettik. Sırbistan’da orman yangını ve toprak kayması sonucu evlerini kaybeden Sırp ve Boşnak ailelere konut hibe ettik. 2014 yılında Bosna-Hersek ve Sırbistan’da meydana gelen sel felaketinden etkilenen bölgelerin yaralarının sarılması için yine yardım elimizi uzattık.

Diğer bir kurumumuz olan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütün yurt dışındaki vatandaşlarımızın meseleleriyle ilgileniyor. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, yabancı düşmanlığından İslamofobiye, gençlik daireleri tarafından ellerinden alınan çocuklarımızdan aile birleşimindeki sıkıntılara ve eğitime kadar çok çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar.

YTB tarafından hazırlanan mali destek programları ve doğrudan faaliyetlerle, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı her alanda destekliyoruz. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın kendi kimliklerini, kendi kültürlerini koruyarak onları bulundukları ülkelerde daha etkin hâle getirmek için birçok program yürütüyoruz. Bu programlardan bazıları: Ayrımcılıkla mücadele, aktif yurttaşlık ve eşit katılım, herkes için adalet, çift dilliliği teşvik, eğitime akademik destektir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız Türkiye’deki işlemlerinde birtakım hukuki ve idari sorunlar yaşıyorlardı. Bu sorunları aşmak için de YTB eliyle bir paket hazırladık. Yurt dışında yaşayan vatandaşların pasaport harçlarının 100 avroya düşürülmesi, dövizli askerlik bedelinin 6 bin avrodan bin avroya düşürülmesi, yurt dışında yaşayan vatandaşların Türkiye seyahatlerinde yüzde 20 oranında aile indiriminden faydalanması gibi 6 düzenleme. Yani seçimden önce ne söz verdiysek hepsini hayata geçiriyoruz.

Biliyorsunuz, 2011’de yapılan milletvekili seçimlerinde katılım düzeyi sadece yüzde 5’ti, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 18’e çıktı, 7 Haziran seçimlerinde yüzde 37’ye, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 45’e ulaştı. Bütün bu faaliyetlerde YTB gerçekten önemli bir rol oynadı.

Gençlik Köprüleri Programı, Evliya Çelebi Gençlik Köprüleri Programı… 2015 yılında 1.500 öğrencinin bu programlara katıldığını söyleyebiliriz. Yurt dışı vatandaşlar araştırma destek bursları verildi, hukuk eğitim programları düzenlendi. Birçok program var. Ben sadece başlıklarını söyleyeyim: Akademi programları, Bürokrasi Akademisi… Balkan Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Buluşması. 3 adet, farklı kıtalara dönük, Balkan ülkeleri, Orta Doğu ve Afrika düşünce kuruluşlarını Türkiye’de bir araya getirdik. Oraların kurumsal kapasitelerini geliştirmek için gerçekten YTB çok önemli faaliyetler yürüttü. Kırım Tatar Tarihî Eserleri Envanteri Projesi’ni yaptık, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü Sözlü Tarih Çalışması tamamlandı. 2014-2015 ileri düzeyde Türkçe eğitim programları düzenlendi.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Kırım elden gitti ama.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) – Türkiye-Lübnan Dostluk Köprüsü, Lübnan’da Türk Varlığı ve Osmanlı Mirası Raporu hazırlandı. Şu anda, Türkiye Bursları kapsamında, 153 ülkeden yaklaşık 16 bin uluslararası öğrenci 55 farklı şehirde 105 üniversitemizde öğrenim görüyorlar. Sadece 2015 yılında 182 ülkeden yaklaşık 155 bin başvuru aldık, 5 binini burslandırdık. Şu anda 4 bin uluslararası öğrencinin katılımıyla bir mezuniyet töreni de düzenlendi.

Diğer kurumumuz –hızlı hızlı geçiyorum süre daraldığı için- (AFAD) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı. Burada doğru birtakım değerlendirmeler de yapıldı muhalefet partilerimiz tarafından yani afet olduktan sonra süreci, krizi yönetmekten önemli olan riski yönetmektir, öncesinde yönetmektir. AFAD’ın son dönemdeki bütün stratejisi de aslında bunun üzerine kurulmuş durumda.

AFAD, artık felaketler başa geldiğinde müdahalede bulunan afet yönetim politikalarını geride bıraktı. Şu anda afetleri henüz gerçekleşmeden önlemeye çalışan Afet Risk Yönetim Sistemi’ni uyguluyoruz. Zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme evrelerinden oluşan ve Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi olarak adlandırılan yeni bir modeli benimsemiş durumdayız. Bu modelle, afet öncesi hazırlık, planlama ve risk azaltma çalışmaları, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri, erken uyarı ve kesintisiz haberleşme projeleriyle afet zararlarını en aza indirmeye çalışıyoruz.

Ülkemizi afet anında sıfırıncı dakikaya hazırlıyoruz; tüm bakanlıklarımızın katılım ve destekleriyle Türkiye Afet Müdahale Planı’nı hazırladık ve bunun il operasyon afet müdahale planlarını da tamamladık. Afet Yönetim ve Karar Destek Sistemi’ni hayata geçirdik, Afet Geçici Kent Yönetim Sistemi’yle afetzedelere yönelik yardımları organize edebileceğimiz Elektronik Yardım Dağıtım Sistemi’ni hayata geçirdik, Mekânsal Bilgi Sistemi’ni hayata geçirdik, Olay Komuta Sistemi’ni hayata geçirdik. Tüm bunlar, gerçekten, işte afet riskini en aza indirmek açısından çok önem taşıyor. Deprem Erken Uyarı ve Ön Hasar Tahmini Projesi’ni başlattık, Kesintisiz ve Güvenli Haberleşme Sistemi’ni hayata geçirdik, çadır stokumuzu artırdık ve Türkiye’yi afetselliğine göre 15 bölgeye ayırdık, 27 lojistik merkez kurma çalışmalarına başladık.

2015 yılının ilk 11 ayında 1.327 afet ve acil durum olayına 6.721 personelle müdahale ettik, 9.068 vatandaşımızı sağ olarak kurtardık, Allah rahmet eylesin, ölen 636 vatandaşımızın cenazelerini yetkililere teslim ettik.

Türkiye Afet Yönetimi Çerçeve Belgesi’ni hazırladık. Bütünleşik afet tehlike haritalarının hazırlanmasıyla ilgili de çalışmalar devam ediyor. Coğrafi Bilgi Sistemi ile Birleştirilmiş Türkiye Heyelan Envanteri’ni çıkardık. Şimdi, Türkiye’nin deprem haritasını güncelliyoruz. Yani gelişen teknolojiyle, yeni sismik haritalarla nasıl bir Türkiye deprem haritasının olması gerektiğine dair çalışmaları sürdürüyoruz. Türkiye Deprem Veri Merkezî’ni hayata geçirdik. Ulusal sismik ağların geliştirilmesi kapsamında Almanya Yerbilimleri Araştırma Merkezi ile Doğu Marmara’da denizin çevresinde deprem aktivitesinin izlenmesine toplamda 7 adet derin kuyu sismometre ağı kurulması amacıyla uluslararası proje tamamlandı. Projeyle olası Marmara depremine ilişkin en küçük sismik hareketler takip ediliyor.

Soma kazazedelerinden bahsedildi. Yardım kampanyasında -bu rakamları vermeyecektim ama çok gündeme geldiği için- 53 milyon 153 bin 46 lira 2 kuruş destek birikti ve bunlar ailelere eşit şekilde paylaştırıldı.

Van depreminde 13 çadır kent, 35 konteyner kentte toplam 200 bin vatandaşımızı misafir ettik. Hak sahipleri için TOKİ eliyle 17.489 konut, köylerimizde de evini yapana yardım sistemiyle 7.592 konut olmak üzere, toplamda 25.081 konut inşa ettik. 47 kilometreden içme suyu getirdik ve Van’ın da topyekûn içme suyu sorununu çözdük ve Van’ın inşası için devletin harcadığı para 5,3 katrilyondur, 5,3 milyar lira para harcanmıştır.

Bugün afetlere dünden daha hazırlıklı olduğumuzu söyleyebiliriz.

Şu anda, Türkiye'de 285 bin Suriyeli sığınmacı var, 10 ilimizde 26 geçici barınma merkezinde kalıyorlar. Toplamda yaklaşık 2,7 milyon Suriyeli kardeşimizin Türkiye'de misafir edildiğini söyleyebiliriz. Tabii, hemen sınırın karşı tarafında kurulan 10 tane çadır kent var, buralarda da yaklaşık 120 bin Suriyelinin olduğunu söyleyebiliriz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de 9.416’sı Bayır Bucak’tan gelen, toplam 59.129 Türkmen kardeşimiz bulunuyor. Suriye’den gelen Türkmenlerin tamamı 23.704 kişidir. Buna ek olarak 9.075 Iraklı Türkmen de AFAD barınma merkezlerinde kalmaktadır.

Eskiden Türkiye, yardım yapılan ülke konumundaydı, bugün dünyanın her ülkesine yardım yapan ülke konumuna geldi. 51 ülkeye, afet ve acil durumlarda insani yardımda bulunduk, arama kurtarma ekipleri gönderdik. AFAD’ın koordinasyonunda son dönemde 500’den fazla yurt içi ve yurt dışı insani ve acil yardım faaliyeti inşa edildi.

Irak’ta yaşanan insani kriz nedeniyle, sıfır noktasında, AFAD İnsani Yardım Dağıtım Merkezi üzerinden bugüne kadar 80 binden fazla gıda kolisi, yüzlerce ton kuru gıda, yaklaşık 9 bin çadır, 354 konteyner, 25 bin battaniye, muhtelif barınma malzemesi, hijyen malzemesi, bebek maması, ilaç ve tıbbi malzemeden oluşan 762 tırlık insani yardım malzemesi -başta Türkmenler olmak üzere, Ezidi, Kürt, Arap- ihtiyaç sahibi bütün kardeşlerimize gönderilmiştir ve Kuzey Irak’ta bildiğiniz gibi 35 bin kişi kapasiteli 3 barınma merkezi kurduk. Burada hem Türkmenler kalıyor hem Ezidiler kalıyor hem Araplar kalıyor.

Gazze halkının maruz bırakıldığı hayat şartlarının insani kriz boyutuna ulaşmasıyla birlikte AFAD harekete geçti. 2011 yılından beri 43,5 bin ton un yardımı yapıldı. Yani dünyanın çok farklı ülkelerine yapılmış yardımlar var. Bütün bunlarla Türkiye'nin dünyada insani yardımlarda, kalkınma yardımlarında ilk sıralarda yer alması üzerine mayıs ayında dünyada ilk defa Birleşmiş Milletler bir insani zirve düzenliyor. Mayıs ayında, inşallah, İstanbul bu zirveye ev sahipliği yapmış olacak.

Vakıflar Genel Müdürlüğü çok önemli faaliyetler yapıyor. Camiler, mescitler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, imaretler yani ecdadımızdan kalan ne kadar vakıf eser varsa ecdat yadigârı eserleri onarıyoruz; ecdat yadigârı topluluklara sahip çıkıyoruz hem soydaşlarımıza hem yurt dışındaki vatandaşlarımıza. Bütün bunların hepsini bir emanet olarak görüyoruz ve hepsine sahip çıkıyoruz.

Bildiğiniz gibi, vakıflar bünyesinde 52 bin mazbut vakıf var Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen. Bütün bunlara, vakıf ruhuna uygun bir şekilde, vakıf amaçlarına, kuruluş amaçlarına uygun bir şekilde faaliyetler yapmaya çalışıyoruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüz eliyle 2003-2015 yılları arasında, il ve bölge ayrımı yapmaksızın, yaklaşık 4.500 vakıf eserin projeleri çizilmiştir, onarımları tamamlanmıştır. Birkaç örnek vereyim: 2015 yılında Edirne Hasan Sezai Dergâhı, İstanbul Beşiktaş Küçük Mecidiye Camisi, Edirne Büyük Sinagogu, Edirne merkez Kazasker Salih Mescidi, Muş merkez Ulu Camisi, Malatya Arapgir Şakirpaşa Camisi, Adıyaman merkez Abuzer Gaffari Türbesi, Kocaeli Gebze Çoban Mustafa Paşa Camisi ve Külliyesi, Mardin Nusaybin Zeynel Abidin Camisi ve Türbesi, Bolu Dörtdivan Merkez Camisi, Afyonkarahisar Şuhut Ulu Camisi, Şanlıurfa Harran İmam Bakır Türbe ve Mescidi, Bursa Osmangazi Tahtalı Camisi gibi önemli eserlerin restorasyonları gerçekleştirildi. İnşallah, şimdi, terör örgütünün âdeta katlettiği tarihî eserleri, bölgede, güneydoğuda kurşunlanan -Kurşunlu Camisi başta olmak üzere- ne kadar tarihî eser varsa, ister cami olsun ister kilise olsun, bunları da bir an önce, ivedilikle tekrar restore edeceğiz. Van depreminde tamamen yıkılan merkezdeki Aşağı Norşin ve Hafiziye Camilerinin yeniden inşa çalışmaları tamamlandı.

15 kalemden oluşan kuru gıda paketlerini 81 il merkezinde 20.315 ihtiyaç sahibi aileye dağıtıyoruz. Eyüp İmareti’nden 2 bin kişiye her gün sıcak yemek veriyoruz. Bunun gibi birçok faaliyet var.

Muhtaç aylığı 556 lira, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz muhtaç ailelere veriyor. Öğrenci bursları, ilk ve ortaöğrenim bursları… 15 bin öğrenciye ayda 60 lira burs veriyor. Üniversite öğrencisi, 5 bin öğrencimize yükseköğrenim bursu veriyoruz 200 lira olmak üzere. Bütün bunlar yani ecdadın emaneti olan vakıflarımızın asli fonksiyonlarına uygun bir şekilde… Sosyal devlet olarak biz bugün fakire fukaraya, garip gurebaya yardım ediyoruz. Sağlık hizmetleri vesaire hepsi aslında sistemin içerisinde devlet tarafından karşılanıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü de aslında zorlanıyor, yani yardım yapma vesaire konusunda ama buna rağmen bütün bu bahsettiğimiz alanlarda birtakım faaliyeteler içerisinde.

Tabii, vakıflara ait vakfiye, berat, hüccet, ferman gibi belgeler var, bunlarla ilgili arşiv çalışmaları da devam ediyor. Vakıfların Halı Müzesi var, Hat Sanatları Müzesi; bunlarla ilgili birtakım çalışmalar da var.

Yurt dışında da var, yani ecdat yadigârı vakıf eserler yurt dışında da var, onları da ihya etmeye çalışıyoruz. Bosna-Hersek, Saraybosna İsabey Hamamı’nın restorasyonu tamamlandı, hizmete açıldı. Bosna-Hersek Foça Alaca Camisi’nin rekonstrüksiyonu yani yeniden ihya edilmesi çalışmaları. Makedonya Manastır’da bulunan Haydar Kadı Camisi’nin restorasyonu. Kosova Cakova'da bulunan Küçük Medrese ve Hadım Süleyman Ağa Kütüphanesi’nin restorasyon çalışmaları devam ediyor. Bosna-Hersek Saraybosna’daki öğrenci yurdu inşaatı da devam ediyor.

Ayrıca, Kosova’da 5 Osmanlı vakıf eseriyle ilgili çevre düzenleme projeleri hayata geçiriliyor. Yine, Kosova’da 6 vakıf camisinin projeleri, Makedonya’da 3 vakıf camisinin projeleri çizilme safhasında.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Lefkoşa Dükkânlar Önü Camisi’nin restorasyon ihalesi ile Kıbrıs Lefkoşe Selimiye Camisi, Gazimağusa Lala Mustafa Paşa Camisi, Girne Hazreti Ömer Türbesi’nin proje hazırlama ihaleleri de önümüzdeki dönemde yapılmış olacak.

Sürem azaldığı için gündeme getirilen birkaç konuya da vurgu yapmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi bazı eleştiriler geldi: “TİKA Türk dünyasından yüzünü çevirdi; Araplarla ilgileniyor, Afrika’yla ilgileniyor.” Şimdi bu, doğru bir yaklaşım değil. Şimdi, birazdan anlatacağım Türk dünyasıyla ilgili neler yapıldığını. Ama şöyle bakmamız lazım: Biz, biraz önce dediğim gibi, ecdat yadigârı topluluk, tarihî eser, ne varsa sahip çıkıyoruz; bu, Afrika’da da olabilir, Balkanlarda da olabilir, Kafkaslarda da, her yerde olabilir. Burada sadece ecdat yadigârı olması, Türk olması da gerekmiyor; bir mazlumun, mağdurun ihtiyacı varsa… Yani, Somali’de açlıktan ölmek üzere olan bir çocuğa elbette biz yardım elimizi uzatacağız veya Sudan’da veya Myanmar’da şehitlik yapacağız, Sırbistan’da yapacağız. Şimdi Türk dünyasında yapılan projeler. 1992-2002 yılları arasında Türk dünyasına TİKA’nın yaptığı proje 2.200; bizim dönemimizde 6.500’ü geçmiştir, 3 kat bu projeler artmıştır.

Balkanlarda Makedonya, Kosova, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’da yaşayan etnik Türk topluluklarının ötesinde, Etiyopya’daki Harar Türklerinden, Moğolistan’ın Başkenti Ulanbatur’a bin kilometre uzaklıkta yaşayan Duha Türklerine ve Hoton Türklerine; Sudan’da, Libya’da, Lübnan’da, Ürdün’de Türk kimliğini sürdüren topluluklara da TİKA’nın vizyonu çerçevesinde yardım elimizi uzattık. Yani, nerede Türk varsa, soydaş varsa, akraba topluluk varsa, onun da ötesinde, mazlum, mağdur varsa oraya TİKA elini uzatmıştır.

Gagavuz Türkleri, eğitim projeleri uyguluyoruz. Sarı Saltuk’un varisi Dobruca Türklerine, bütün okullarına Türkçe sınıfı açıyoruz. Kosova Türklerine 26 milyon avro destek sağladık. Balkanlar ve Doğu Avrupa Türklerine 180 milyon avroluk destek sağladık. Kırım Türklerine yönelik bin konut projesi tamamlandı. 25 binden fazla insanı temiz suya kavuşturan su sağlama projeleri, 233 proje gerçekleştirildi 30 milyon dolarlık. Kırım’daki Türk varlığına yönelik Zincirli Medrese ve Hacı Giray Han Türbesi gibi restorasyon faaliyetlerini yaptık.

Ahıska Türkleri, bakın, aylardır bu konuyla uğraşıyorum. En son, Ukrayna’da çatışma bölgesinde kalan yaklaşık 3 bin Ahıska Türkü’nü Türkiye’ye getirme ve iskân etme kararı aldık Bakanlar Kurulunda. Ukrayna’dan ilk aileler geldi, ben kendim gittim, karşıladım. Erzincan’da Üzümlü ilçesine yerleştirdik, dubleks dairelere ve her türlü ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bir çalıştay yaptık, dünyanın neresinde Ahıska Türkü varsa hepsinin temsilcisi geldi ve Türkiye’ye teşekkür ediyorlar. Hepsine kapılarımız açık. Aslolan, Gürcistan’daki asıl topraklarına dönmeleridir, bunun için de diplomatik çabalarımız sürüyor ama Türkiye’de yaklaşık 20 bin Ahıska Türkü var, onlara da kucağımızı açmış durumdayız.

Türkmenistan’da, Sultan Alp Arslan’ın mezarının bulunması, türbesinin yapılması; Kırgızistan’da, Oş şehrinde 850 kişilik Kırgız Türk Dostluk Lisesi ve poliklinik inşası; Bişkek’te ekmek fabrikası yapımı; Kazakistan’da arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan Türk tarihine ait kalıntıların korunması; Uluslararası Türk Akademisine basın merkezi kurulması; Azerbaycan’da Bakü Türk Anadolu Lisesinin modernizasyonu; Özbekistan’da kemik iliği nakli merkezi, plastik cerrahi operasyonları; Türkmenistan’da Ahıskalıların Vatana Geri Dönüş Projesi çerçevesinde verilen idari, mali, teknik destekler; Moğolistan’da Bilge Tonyukuk kara yolu inşası, Bilge Tonyukuk Anıtı çevre düzenlemesi, Türk Anıtları Projesi, Orhun Müzesi yapımı, Duha, Tuva, Hoton Türklerine yapılan yardımlar, Moğolistan Tuvalarının Dil ve Kültür Birikimlerini Derleme Projesi; Makedonya’da Yörük Türklerinin Su İhale Hattı Projesi’yle yüz yıllık sorunu çözüldü, İshak Çelebi Camisi restorasyonu, Üsküp Çocuk Acil Kliniği inşası… Yani, “Türk dünyası Türklerle ilgilenmiyor, TİKA yüzünü çevirdi.” dendiği için bunları okuyorum. Kosova’da yapılanlar; Kırım’da, Bosna-Hersek’te yapılanlar; Kırım’ın 14 köyünde 25 binden fazla insanı temiz suya kavuşturan su sağlama projeleri, Kırım Tatar dilinde eğitim veren millî mekteplerin yenilenmesi, kapasite artırımı; Moldova Gökoğuz Yeri Başkanlık Komitesi İdari Binası’nın yenilenmesi, yaşlılar huzur evinin yenilenmesi, Gagavuzya Kıpçak kasabası çocuk kreşinin yeniden inşası; Etiyopya’da Harar Türklerine altyapı eğitimi ve sağlık desteği…

“Buralara yardım yapıyorsunuz da ne oluyor?” Biz insani, vicdani, ahlaki bir duruşun gereği olarak bunları yapıyoruz ama bunlar elbette Türkiye'nin dış politikasına katkı sağlıyor. Bakın, sadece Etiyopya’yla ihracatımız 4 kat arttı. Bütün bu ülkelerle ikili ilişkilerimiz arttı. Uluslararası kuruluşlarda Türkiye'ye verilen destekler arttı ve Türkiye'ye karşı bu insanlar, mazlum halklar yani “Başım sıkıştığında yardım elini uzatacak bir ülke var, bir kardeş halk var.” diye düşünmeye başladılar. Bunlar çok önemli.

Bazı ülkeler sayıldı “TİKA niye orada ofis açmıyor?” Arkadaşlar, biz ofisi canımızın istediği yerde açamıyoruz. Bu, ülkeler arası anlaşmayla oluyor, o ülkelerin kabul etmesiyle oluyor. Birtakım ülkelerle bu temaslarımız sürüyor, Yunanistan da bunlardan bir tanesidir. İkili bir anlaşma yapılabilirse, Yunanistan devleti kabul ederse TİKA ofisi açılabilecek. En son Yunanistan’daki görüşmede bu konuyu yine gündeme getirdik. Ama, burada, bu ülkelerde yani ofisimiz olmayan ülkelerde de biz büyükelçilik üzerinden benzer faaliyetler yürütüyoruz ve elimizden gelen katkıyı yapmaya çalışıyoruz.

“Romanya’dan ne kadar öğrenci geldi?” diye soruldu. 40 öğrenci bulunuyor, bunların 10 tanesi Türk soyludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) – Diğer Bakanımızdan süre alayım.

BAŞKAN – Öyle mi? Peki, tekrar açalım süreyi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yarın Anadolu Ajansı Editör Masası’nda anlatırdınız, kırk beş dakika dinliyoruz her sabah.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) – İnşallah. Yani dinliyorsanız daha hararetli konuşurum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Keşke siz de bizi dinleseniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) – Ülkemizde öğrenim gören Moldovalı öğrenci sayısı daha fazla olmakla birlikte Gagavuz Yeri’nden toplam 39 öğrenci burslu olarak okuyor. Gagavuz dilinin yaşatılması için 15.070 adet ders kitabı bastırıldı. Gagavuzca, Rusça, Romence Dilsel Terimler Sözlüğü Projesi’ne destek verildi, bunun gibi birçok faaliyet…

1992 yılından bugüne kadar Türk dünyasından 22.278 öğrenci burslandırıldı. Hâlihazırda 4.166 öğrenci burslu olarak Türkiye'de devam ediyor, bunlar 26 ilde okuyorlar. Onun ötesinde, Gençlik Köprüleri projeleri, Genç Liderler Programı vesaire gibi birtakım projeler var.

Şimdi, bu Türkmenlerle ilgili değerli arkadaşlar, bakın, biz gece gündüz bu meseleyle uğraşıyoruz yani ister Hristiyan olsun, Ezidi olsun, Arap olsun, Sünni olsun, Alevi olsun, Türk olsun, Kürt olsun, ayırt etmeden herkese kucağımızı açtık, kapımızı açtık.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yapma ya! Sayın Bakan, yapma ya, etme eyleme ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) – Ama Türkmenler bizim canımızdandır, kanımızdandır ve gece gündüz onların meseleleriyle uğraşıyoruz. Irak ve Suriye Türkmenlerine yardım çalışmaları kesintisiz sürüyor. Zaho Derebun, Duhok Şariya, Zaho Berseve’de Türkmenlerin de barınması amacıyla 34.500 kişilik 3 kamp kuruldu. İslâhiye’de 9.107 Irak Türkmeninin her türlü ihtiyacı gideriliyor. Hatay Yayladağı, Gaziantep İslâhiye, Osmaniye Cevdetiye, Malatya Beydağı, Hatay Güveççi’de kamplarımızda 23.641 Suriye Türkmen’i bulunuyor. 22.495 araçla 1 milyar 258 milyon lira tutarında insani yardım gerçekleştirilmiştir. 450 tır yardım gönderilmiştir. Bakın, medyadan takip ediyorsunuzdur, hemen hemen her gün teşkilatlarımız, sivil toplum örgütlerimiz kimi 50 tır, kimi 100 tır hazırlamış ve onları biz yolcu ediyoruz. Bunların çoğu Bayır Bucak Türkmenlerine giden yardımlardır.

İstanbul ve deprem meselesiyle ilgili birtakım şeyler gündeme getirildi. Burada 850 personelin aynı anda görev yapacağı merkezler oluşturulmuştur. Haberleşme sisteminin güçlendirilmesi ve yedeklenmesi yapılmıştır. Afet ve Acil Durum Müdahale Planlaması yapılmıştır. Bütün kurumların hangi görevi yapacağı, depremden önce hazırlık aşamasında, müdahale aşamasında ve depremden sonra ne yapacaksa bunların eylem planları hazırlanmıştır. Halkın bilinçlendirilmesiyle ilgili İstanbul’da 1 milyon kişiye eğitim verilmiştir, toplamda 5 milyon kişiye eğitim verilmiştir. 962 kamu binası güçlendirilmiştir; 772 okul, 43 hastane, 59 poliklinik, 44 idari bina, 28 yurt binası, 16 sosyal hizmet binası olmak üzere 962 binada güçlendirme çalışması yapılmıştır; 233 bina ise yıkılmıştır, yeniden yapılmıştır.

“AFAD’a 7-8 bin personel alındı.” dendi. Bu kesinlikle doğru değil. AFAD personel sayısı: Farklı üç kurum, biliyorsunuz, birleştirildi AFAD kurulurken. Bunların birleştirilmesi ve illerde özel idare bünyesinde bulunan taşra teşkilatlarının AFAD’a bağlanmasından ibarettir bu sayı. Yani yeni eleman alınmamıştır. 81 ildeki taşra teşkilatlarıyla birlikte AFAD’daki toplam personel sayısı da 5.508’dir.

Onun ötesinde birtakım afetlerden bahsedildi. Artvin ili Borçka, Hopa, Murgul, Arhavi ilçeleri. Buraya da ilk başta 3,7 milyon acil yardım gönderilmiştir. Ardından da 35 milyon lira ödenek gönderilmiştir. Burada tabii, yani zaman zaman bu miktar artıyor, yani “Başta şu kadar bütçeye konuyor ama sonradan niye bu kadar artıyor?” gibi şeyler var. Aslında, muhalefet partilerinden milletvekillerimiz de bazen talepte bulunuyorlar. İşte heyelan oldu, sel oldu, şu kadar destek istiyoruz vesaire gibi. Tabii objektif kriterlerle raporlanma sonucunda AFAD buralara yardım gönderiyor. 5902 sayılı Kanun’un 23’üncü maddesine göre Afet ve Acil Durum Faaliyetleri Ödeneği, Maliye Bakanlığıyla birlikte çıkarılmış olan Afet ve Acil Durum Harcamaları Yönetmeliği esaslarına göre kullanılıyor. Bu da Sayıştayın denetimine tabidir.

Burada başka meseleler de var ama birazdan soru-cevapta muhtemelen gündeme gelebilir.

Gerçekten, değerli arkadaşlar, bunlar Türkiye’nin göz bebeği olan kurumlardır. Mazlumlara, mağdurlara sahip çıkmaktadır, dünyanın dört bir yanında Türk Bayrağı’nı dalgalandırmaktadır, Türk milletine büyük bir sempati, muhabbet oluşmasına sebep olmaktadır.

Bundan dolayı, ben, bütün bu çalışmalarından dolayı bu kurumlarımıza çok çok teşekkür ediyorum. Katkılarınızdan dolayı sizlere de çok teşekkür ediyorum.

Bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sağ olun, var olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi, Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal konuşacak.

Süreniz yirmi beş dakika.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2016 yılı merkezî yönetim bütçesi üzerinde Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu bütçeleri bağlamında açıklamalar yapmak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum. Biliyorsunuz, bu üç kurumumuz da ekonomi yönetiminde önemli görevler üstlenen kurumlarımızdır. Özellikle 2002 sonrası ekonomi alanında yapılan birçok yeniliğe, reforma bu kurumlarımız öncülük etmişlerdir. Ekonomide sağlanan başarılarda da kurumsal olarak bu kurumlarımızın çalışmaları önemli rol oynamıştır.

Ben, bugün, burada, özellikle Hazine Müsteşarlığı bütçesi bağlamında birkaç hususu sizlerle paylaştıktan sonra gün içerisinde ekonomiyle ilgili yapılan birtakım değerlendirmelerle ilgili kendi değerlendirmelerimi yapacağım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere, Hazine Müsteşarlığı kamu pay sahipliğinden kaynaklanan görevleri çerçevesinde, kamu sermayeli kuruluşların ve işletmelerin kurumsal yönetim ilkeleriyle uyumlu bir şekilde faaliyeti için gerekli çalışmaları yürütmektedir.

Hazine Müsteşarlığı, başlangıç ve erken aşama girişim şirketlerinin finansmana erişimlerinin kolaylaştırılması ve üst fonlara kaynak aktarılması yoluyla girişim sermayesi fonlarının desteklenmesi konularında da çalışmalar yürütmektedir.

Hazine Müsteşarlığı aynı zamanda sigortacılık sektörünün ve özel emeklilik sisteminin geliştirilmesini hızlandırarak sektörün yurt içi tasarruflarının büyümesine daha fazla katkı vermesi yolundaki çalışmalarına devam etmektedir. Bu çerçevede, bireysel emeklilik sisteminin geliştirilmesi amacıyla uygulamaya konulan devlet katkısı teşvikinin ardından oto-katılım yani otomatik katılım uygulamasının geliştirilmesi ve fiil ehliyetine sahip olmayan kişilerin de bireysel emeklilik sistemine katılabilmesinin kolaylaştırılması çalışmalarını yürütmektedir.

Hazine Müsteşarlığı 2016 yılı bütçesi için teklif edilen ödenek tutarı 73,2 milyar TL’dir. Söz konusu tutarın 56 milyar liralık kısmı faiz ödemeleri için öngörülmektedir. 2016 yılı bütçe teklifinde yer alan 8,7 milyar TL cari transferler ödeneğinin 4,9 milyar TL’si KİT’lere yapılacak görev zararı ödemeleri ve kamu sermayeli bankalara yapılacak gelir kaybı ödemelerinden, 3,1 milyar lirası bireysel emeklilik sistemi devlet katkısı ödemelerinden ve 560,1 milyon lirasıysa yurt dışına yapılan transferlerden oluşmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gün içerisinde hem ekonominin geneline ilişkin olarak birtakım değerlendirmeler yapıldı hem de bütçemizle ilgili birtakım değerlendirmeler yapıldı. Ben de bu konularda Hükûmetimizin, Bakanlığımızın görüşlerini sizlerle ayrıca paylaşmak istiyorum. Birtakım rakamlar paylaşıldı, nominal rakamlar verildi ama bu rakamların ekonominin gelişimi içerisindeki nispi önemi konusuna çok fazla değinilmedi. Ben bugün özellikle bu konulara girmek istiyorum.

Biliyorsunuz, ülkeleri ekonomik gelişmişlik düzeyine göre gruplarlarken, gruplama yapılırken “alt orta gelir sınıfı ülkeler”, “üst orta gelir sınıfı ülkeler” ve “yüksek gelir sınıfı ülkeler” şeklinde bir ayrıma tabi tutuyoruz. Türkiye, bu bakımdan bakıldığında, on yıllar boyunca alt orta gelir sınıfı içinde yer alan bir ülke olmuştur, ekonomik olarak. Dolayısıyla, 2004 yılına geldiğimizde, 2000’lerin başında yapılan çalışmaların da katkısını yadsımamak lazım, bunlarla beraber 2004 yılından itibaren Türkiye üst orta gelir grubu ülkeler arasına girmeyi başarmıştır. Türkiye'nin kişi başına geliri 2004 yılında dolar olarak 5.060 dolarken 2015 yılı itibarıyla kişi başına millî gelirimiz 9.300 dolar civarındadır.

Türkiye 1990’dan 2002 yılına kadar Avrupa Birliği ve ABD’ye kıyasla kişi başına gelir farkında hiçbir iyileşme kaydedememiştir. Size çarpıcı olması için birkaç rakam vermek istiyorum. Ülkeleri karşılaştırırken kişi başı millî gelirleri karşılaştırırız, dolar cinsinden. Varsayalım ki 1990 yılının başında Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına millî gelir 100 olsun. Peki, AB 100 iken biz kaçız? Yaklaşık olarak 34 düzeyindeyiz. Yani onlarda kişi başına millî gelir 100 liraysa, bizde 34. Kaçta? 1990 yılında. Değerli arkadaşlar, peki, 2002 yılına geliyoruz, aradan yaklaşık olarak on iki-on üç yıl geçmiş; bu, Avrupa’yla, AB’yle Türkiye arasındaki makas ne olmuş? Daralmış mı? Bir ilerleme kaydetmiş miyiz? Ekonomik olarak Avrupa’ya yaklaşmış mıyız? Hayır, yerinde saymışız. Yani 2002’ye geldiğimizde AB bölgesinde kişi başına millî gelir gene 100 iken biz kaçtayız? 35’teyiz. 1990’da kaçtaydık? 34’teydik. Yani hemen hemen yerinde saymışız. Peki, 2002’de AB 100, Türkiye 35. Peki, 2015 yılında neredeyiz? Şimdi, geliyorum, veriyi 2014 için söyleyeyim: Avrupa Birliği yine 100, Türkiye 53 yani 35’ten 53’e gelmişiz. Yani Avrupa’yla ekonomik gelişmişlik olarak, gelir düzeyi olarak, kişi başı millî gelir olarak oldukça yakınlaşmışız. Yeter mi? Yetmez, daha da fazla bu yakınlaşmayı sağlamamız lazım. Ama burada birtakım rakamları verirken ülkelerin dönemler itibarıyla nispi olarak gelişmesini de mukayese etmek lazım. 1990’la 2002 arasında hemen hemen aynı millî gelir düzeyinde, makas olarak, kalırken AK PARTİ hükûmetleri döneminde önemli bir iyileşmenin gerçekleştiğini görüyoruz.

Bir de tek başına büyüme oranlarına bakmak da yetmez. Yani bir ülkede kalkınmayı ileriye dönük taşıyan temel altyapılar var: Eğitim, sağlık, altyapı, ulaştırma. Buralarda neredesiniz? Eğer buralarda iyiyseniz ülke ileriye dönük olarak kalkınır. Kamu yatırımları, eğitimde, sağlıkta yaptığınız iyi şeyler ileride üretimin verimliliğini arttırır, toplumun büyüme potansiyelini yukarıya çeker. Hep 2002 yılını mukayese yaptığımız zaman eleştiri alıyoruz ama ne yapalım, 2002’de geldik, hâlâ buradayız yani arada bir kesinti olmadığı için karşılaştıramıyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Peki, geçen senenin millî geliri ne kadar, kişi başına?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bakın, AK PARTİ hükûmetleri döneminde sadece kişi başına millî gelir veya büyüme oranları artmamış, aynı zamanda bu dönemde çok ciddi anlamda, bütçe üzerinden, bu ülkenin kalkınmasına katkı sağlayacak harcamalar yapılmış, yatırımlar yapılmış.

2002 yılında -mecburen söylemek zorundayım- üniversite sayısı 76, şimdiyse 81 vilayette 183 üniversite var. Bu ne demektir?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ama işsiz hepsi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Siz, gençliğinize artık yüksek öğretimde daha geniş bir erişim imkânı veriyorsunuz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – 90 tane iletişim fakültesi var, hepsi işsiz. Ziraat mühendisleri işsiz, gıda mühendisleri işsiz, öğretmenler atanamıyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Dolayısıyla kalkınmada en önemli bileşenlerden bir tanesi, sizin beşeri sermayenizin, eğitime tabi nüfusunuzun eğitime, yüksek eğitime erişimdir. 294 bin yeni derslik yapmışız.

2002’de 26 havalimanı vardı, şimdi 55 tane aktif havalimanı çalışıyor. İstanbul Atatürk Havalimanı’nın da yapımı devam ediyor. Bunları sakın kendi başına bir yatırım olarak söylediğimi düşünmeyin. Bütün bu yatırımlar ülkemizin ileriye dönük kalkınmasına ve büyüme potansiyelinin artmasına katkı yapan… Bölünmüş yol bütün cumhuriyet boyunca 6 bin kilometre yapılmış, şimdi, AK PARTİ hükûmetleri döneminde 3 kat daha fazla bölünmüş yol yapmışız.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Bütün cumhuriyet boyunca yaşanmayan sorunları yaşattınız millete.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Yani 18 bin kilometre ilave yol yapmışız. Eskiden bölünmüş yol deyince sadece 6 vilayet vardı, şimdi bu 75’e çıkmış.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Mukayeseye bak ya, bütün cumhuriyet boyunca…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – 24 milyon vatandaşımıza yüksek hızlı tren seçeneği sunduk.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Kaçıncı cumhuriyeti kuracaksınız?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bunu çok uzatabilirim. Yani uzattıkça da…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Siz geldiğinizde Türkiye Yontma Taş Devri’ndeydi!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahalede bulunmayalım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Bombalar yerleştirilmedi cumhuriyet yollarının altına, sizin yaptığınız yolların altına bombalar döşendi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Geldiğimizde bankalar batmıştı. Bütçenin…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yolsuzluktan dolayı. Yapılmış olanın 100 katı yolsuzluk var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bakın, çok güzel şeyler söylüyorsunuz. Gene birkaç rakam vereyim arkadaşlar, bunu bilmekte fayda var, rakamları unutuyoruz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – 2002’de doğan çocuklar 15 yaşında ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – 2002 yılında yani AK PARTİ Hükûmeti devraldığında bir bütçe vardı.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen neredeydin 2002 yılında ya, devlet memuru bile değildin ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Ya, bu bütçe ne kadardı, 119 milyar liralık bir bütçe vardı, 119 milyar lira. Peki, bunun ne kadarını faize veriyor idik, 51 milyar lirasını faize veriyorduk. Yani her yüz liralık kamu harcamasının 43 lirasını sadece faize harcıyorduk. Peki, 2002 yılında faize 51,7 verirken bu ülkenin yatırımlarına ne kadar harcıyorduk? 119 milyar liralık bütçe, unutmayın…

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Borç ne kadardı, borç?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – …yatırıma sadece 7,9 milyar lira, bunu unutmayın; 7,9; tutuyorum.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Şimdi ne kadar faize veriyoruz Sayın Ağbal?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Peki, bu ülkenin sağlık harcamalarına ne kadar 2002’de para harcamışız; 13,5 milyar lira, bunu da bir tarafta tutalım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Huzur bırakmadınız ülkede ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Peki, bu ülkenin eğitim giderlerine 2002 yılında ne kadar harcama yapmışız; 11,9 milyar lira.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Eğitim çıktımız nedir ama, eğitim çıktımız nedir yani çocuklar ne durumda?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Şimdi, topluyorum, bakın topluyorum; sağlık, eğitim, yatırım; üst üste topluyorum, kaç lira buluyorum; 33,33 milyar lira. Faize ne kadar gitmiş; 51,7 milyar lira. 51,7 mi büyük; 33,3 mü büyük? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Her şey rakam değil Sayın Bakan. Eğitim kalitemiz nerede, eğitim kalitemiz nerede?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Dolayısıyla, AK PARTİ hükûmetlerinin devraldığı bütçe bir faiz bütçesiydi, faiz bütçesiydi, vatandaşa hizmet eden bir bütçe değildi. Peki, bugüne gelelim, bir de bugünü, rakamları görelim. Bugün durum ne? Bütçemiz 119 milyar liradan 570 milyar liraya çıkmış, biz yaklaşık 5 kat kamu harcamalarını artırmışız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Enflasyonu düşelim, enflasyonu.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Peki, faiz kaç lira? Demin ne demiştim? 2002 yılında TL olarak 51,7 milyar liraydı. Peki, 2016 yılında faiz ne kadar? 56 milyar lira. Enflasyonu düşün yani 2002’deki 51,7 milyar lirayla 2016’daki 56 milyar lirayı yan yana koyun, aslında reel olarak faizi nereden nereye getirdiğimizi çok rahat görürsünüz. Zaten onun için –demin demiştim ya- her 100 liranın 43 lirasını biz faize harcıyorduk, şimdi sadece 9,8 lirasını faize veriyoruz. Yeter mi? Bu da fazla, bunun da daha aşağı gelmesi lazım.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Borcumuz ne kadar, borcumuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – İnşallah biz de -hani diyoruz ya muasır medeniyete ulaşacağız diye- göreceğiz ki bir gün bu faiz harcamaları iyice aşağıya gelmiş.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Bakan, Bayburt en fakir il seçildi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Peki, geliyorum, şimdi deminki hesabı tekrar yapalım: 7,9 milyar liraydı yatırım, şimdi 80 milyar lira yatırım bütçemiz var, unutmayalım. Sağlık harcamalarına 2016’da ne kadar harcıyoruz? 95 milyar lira, onu da tutuyoruz. Eğitim giderleri 109 milyar lira. Şimdi toplayalım: Sağlık, eğitim ve yatırım; üçünü de beraber topladığım zaman 284 milyar lira yapıyor yani 570 milyar liralık bütçenin 284 milyar lirasını sağlığa, eğitime ve yatırıma harcıyoruz. Peki, 570 milyar liraydı toplam bütçe, bu durumda bunun üçü 284 milyar lira. Faiz ne? 56 milyar lira. Yani faize verilen paranın 5 katını yatırıma, sağlığa, eğitime veriyoruz. Bu, işte, milletin bütçesi diyeceğimiz bütçe böyle bir bütçe olabilir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Aykut Erdoğdu’ya sataşma anlamında değil, kendisiyle daha önce konuştum.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – İkinizden birisinde eksiklik var yani.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Kendi söylediğini not aldığım için söyleyeceğim. Kendisi kürsüde konuşurken “Hukukuna ve yargısına güvenilmeyen hiçbir ülkeye yatırım yapılmaz.” demişti, altına imza atarım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sıcak para hariç.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Peki şimdi bakalım: 1984 yılından 2002 yılına kadar Türkiye’ye gelen doğrudan yatırım tutarı 14,8 milyar dolar, unutmayalım. Peki, 2003’ten 2015’e kadar Türkiye’ye gelen doğrudan yatırım tutarı ne kadar? 165 milyar dolar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 14,8 mi büyük, 165 mi büyük?

Arkadaşlar, dolayısıyla, değerlendirmeleri yaparken önceki… Gönül ister mi, keşke 1990’lı yıllar da bu ülkenin kalkındığı yıllar olsaydı, bankalar o dönemde soyulmasaydı. O dönemde…

MUSA ÇAM (İzmir) – Siz o zaman bürokrattınız, ülkeyi siz yönetiyordunuz o zaman, bürokrattınız. Yapmayın, etmeyin eylemeyin. Maliye Bakanlığında değil miydiniz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Hayır, değildim. O zaman sizlerin de dâhil olduğunuz kadrolar bu ülkeyi yönetiyordu ve biz o faiz bütçesine dönüşmüş… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Siz de Bakanlıktaydınız, niye uyarmadınız, neden yapmadınız Sayın Bakan? Niye yapmadınız?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bakın, ekonomi bilenler bilir, niye bu faiz bütçe içinde bu kadar yer tutuyor? Bunu belirleyen değişik faktörler var. Bunlardan bir tanesi, sizin borcunuzun miktarı. Eğer borcunuz miktar olarak yüksekse tabii ki yüksek faiz ödersiniz, bu doğal değil mi? Zaman zaman bazı arkadaşlarımız burada gelip şu anda kamu borç stokunun tutarını söyleyip bu tutar üzerinden eleştiri getiriyorlar, ben de bir ekonomi bürokratı olarak hayretle karşılıyorum. Önemli olan şudur: Bakın, bugün OECD ülkelerinde, Avrupa ülkelerinde hep karşılaştırırlar, bir ülkede, faize ödenen para ile o ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasını karşılaştırırlar. Birkaç tane rakam vereceğim: Türkiye, 2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 15’ini faize veriyordu. Bakın, 100 liralık millî gelirin 15 lirası faize gidiyordu. Şimdi kaç lira oldu? Bu yüzde 2,9’a düştü arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Peki bu nasıl oldu -şimdi ekonominin diliyle konuşalım- bu nasıl oldu? Borç tutarı nominal olarak artıyor, artmasına rağmen nasıl bu kadar aşağıya doğru gelir? Bir: Millî gelir büyüdü.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nasıl büyüdü?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Arkadaşlar, daha büyük bir millî gelirle biz bu ülkeyi yönetiyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Borçlanma ve varlık satışıyla.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halk bunun farkında mı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – İki: Arkadaşlar, bir ülkede enflasyon yüzde 62’yse…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Müdahale etmeyeyim diyorum ama her tarafı yanlış.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – …ve siz reel olarak yüzde 25 faiz ödüyorsanız, evet, sizin faiz faturanız yüksek olur. Doğru mu? Bu kadar basit.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – 2002’deki LIBOR neydi, 2015’te nedir?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Arkadaşlar, hesap ortada.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, yok, onu da söyle.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Bakanım… 2003 sonuna kadar 135 milyar faiz ödendi.

BAŞKAN – Lütfen, konuşmacıya müdahale etmeyelim Sayın Milletvekili.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bakın, Türkiye OECD tablosunda ilk defa normal bir yere geliyor.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – On dört yılda 649 milyar TL faiz ödediniz, faiz. Onu da söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir de gün içerisinde… Bakın, AK PARTİ hükûmetleri döneminde kamu maliyesi alanında, kamu borç yönetimi alanında önemli reformlar yapıldı. Herkes bunu bugün kabul ediyor, içeride de, dışarıda da Türkiye’de kamu hesaplarının ne kadar şeffaf olduğunu herkes takdir ediyor. Bugün Eurostat’a da veri gönderebiliyoruz, OECD’ye de veri gönderebiliyoruz. Eskiden, Türkiye, OECD tablolarında birçok bölümde verisi gelmeyen bir yer olurdu.

Şimdi, burada, yine gün içerisinde “Koşullu yükümlülükler -biraz teknik bir konu ama cevap vermek zorundayım- devlet muhasebesine yansıyor mu?” şeklinde bir eleştiri oldu. Önemli bir eleştiri. Yani, ben de şuna yürekten katılıyorum: Vatandaştan aldığımız 1 kuruşun dahi hesabını vermeliyiz, şeffaf olmalıyız, hesap verebilir olmalıyız ve yetimin hakkını asla hayduda kaptırmamalıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Burada hiçbir sorun yok, burada hiçbir sorun yok.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayıştay raporları?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Şimdi, Hazine Müsteşarlığı tarafından verilen garantiler ve borç üstlenim taahhütleri muhasebe hesaplarına yansıtılıyor ve düzenli olarak da raporlanıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Üçüncü havalimanını gösterin, özür dileyeceğim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Diğer taraftan, devam ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Üçüncü havalimanını bana gösterin o muhasebede.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Devam ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yok ama Sayın Maliye Bakanı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Diğer taraftan, Maliye Bakanlığınca hazırlanan ve 2015 yılı Temmuz ayında Resmî Gazete’de yayınlanan Kamu Özel İş Birliği Uygulamalarının Muhasebe İşlemleri Tebliği çerçevesinde, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerince kamu-özel iş birliği modeli çerçevesinde yapılan yatırım ve hizmetlerin muhasebe işlemleri düzenlenmiştir. Yani ben Müsteşarken bu çalışmalara başladık o zaman. İstedik ki bu kamu-özel iş birliği projeleri çerçevesinde yapılan bütün taahhütler ilk andan itibaren muhasebe kayıtlarına yansısın çünkü sonuç itibarıyla, bunlar ileride bütçeye yüklenim olarak gelecek. Onun için, burada da gerekli düzenlemeleri yapmak suretiyle şeffaflığı ve hesap verilebilirliği sağladık.

Yine, 2016 yılında ekonomik büyümeye ilişkin olarak birtakım değerlendirmelerde bulunuldu. Evet, tabii ki hepimiz biliyoruz ki 2015 yılı, küresel anlamda, krizden sonraki en sıkıntılı yıl olmuştur. 2016 yılına ilişkin genel anlamda beklentiler olumlu olmakla birlikte son dönemde ortaya çıkan birtakım küresel gelişmeler ve veriler 2016 yılına ilişkin de birtakım riskleri beraberinde getirmekte fakat Türkiye'mizin, küresel anlamda gelişmekte olan ülkeler içerisinde olumlu yönde ayrışmasını sağlayan birtakım kazanımlarımız var, birtakım gelişmelerimiz var. Özellikle 1 Kasım seçimlerinde Türkiye’de güçlü bir siyasi iktidarın çıkmış olması, Hükûmetin çıkmış olması, bugün dışarıda, finans piyasalarında Türkiye'nin önemli bir artısı olarak görülüyor.

Öyle bir Hükûmet ki sadece siyasi istikrarı sağlamakla kalmıyor aynı zamanda güçlü bir reform programına da sahip. Biliyorsunuz, daha Hükûmeti kurar kurmaz hemen bir eylem planı açıkladık; üç aylık, altı aylık ve bir yıllık ve bu süreçte de yapacağımız her bir reformu takvime bağladık. Dedik ki: “Şu vadede bunu yapacağız, bir yılda bunu yapacağız.” Şu anda bunları birer birer Meclisimize getiriyoruz, Komisyonumuzdan geçiyor, Genel Kurulumuza geliyor. İnşallah, güvenceli esneklikle ilgili yasal düzenleme de yakında Genel Kurula gelecek.

Dolayısıyla, 2016 yılında Türkiye'nin hedef olarak belirlemiş olduğu yüzde 4,5 büyüme oranını destekleyen siyasi sebepler bulunmaktadır. Güçlü bir Hükûmet vardır, gündemine hâkimdir, piyasalar tarafından olumlu karşılanan bir ekonomik reform programına sahiptir ve bunları da söylediği takvimde gerek Meclisten gerek Bakanlar Kurulundan birer birer çıkarabilmektedir. İnşallah, bunlar büyüme açısından Türkiye’yle ilgili olumlu gelişmelerdir.

Yine, tüketim, yatırım bağlamında da özellikle sabit sermaye yatırımlarında… Yatırımcılarla biz sürekli olarak görüşüyoruz, sanayicilerimizle görüşüyoruz, ihracatçılarımızla görüşüyoruz, kısa ve orta vadede, özellikle siyasi istikrarın sağlanmış olmasından, Hükûmetin önemli bir reform programını peyderpey hayata geçirmesinden dolayı son derece memnunlar. Dolayısıyla, inşallah, 2016 yılında özellikle özel sektör tarafından yapılacak sabit sermaye yatırımlarıyla da büyümeye güçlü bir destek verilecek.

Biliyorsunuz, 2016 yılında Avrupa Birliği pazarı özellikle iç talebin artması bağlamında herkes tarafından olumlu gelişmelerle ifade edilmektedir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği pazarı Türkiye için önemli bir pazardır, 2016 yılına ilişkin büyüme hedeflerimiz konusunda net ihracata katkı yapacağını düşünüyoruz. Günbegün de Avrupa pazarında ihracatçılarımız daha fazla orada ürün satmak suretiyle ihracattan kaynaklanan büyümeyi de inşallah gerçekleştirecekler.

Yine, büyümeye önemli katkı sağlayacak unsurlardan bir tanesi tasarrufların artırılması. Bireysel emeklilik sistemiyle yaptığımız düzenlemeyi inşallah 2016 yılında yaygınlaştırmak suretiyle, otomatik katılım sistemini getirmek suretiyle de tasarruflar noktasında da önemli bir yeni düzenlemeyi Meclisten geçirmiş olacağız.

Yine, iş gücü piyasasının etkinleştirilmesiyle ilgili önemli reform gündemlerimiz var. Demin ifade ettim, güvenceli esneklikle ilgili Komisyondan düzenleme geçti, Genel Kurula yakında gelecek.

Daha sonra kıdem tazminatıyla ilgili olarak bütün sosyal taraflarla birlikte çalışmak suretiyle…

MUSA ÇAM (İzmir) – Savaş çıkacak, savaş çıkacak! Yapmayın Sayın Bakan!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Hani, bu ülkenin kalkınmasını, rekabetçi olmasını istiyorsak piyasalarımızı da mutlaka daha etkin, daha verimli bir yapıya kavuşturmak zorundayız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Kıdem tazminatını geçelim, Bayburt’a gelelim biraz, Bayburt’a!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bayburt her bakımdan inşallah önümüzdeki dönemde daha da büyüyecek, daha da yatırımlar alacak.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Bayburt Bayburt olalı böyle işkence görmedi!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – 81 vilayetimiz ne alıyorsa Bayburt onu alacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Oraya değil, buraya söyle, buraya. Bayburt’u biz biliyoruz. Bayburt Bayburt olalı böyle Bakan görmedi!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, ekonomiyle ilgili yapılan değerlendirmelere saygı duyuyorum. Tabii ki birtakım riskler mevcut bu global ekonomide, global ekonomi kaynaklı birçok risklere sahip fakat şunu kabul edelim ki gelişmekte olan ülkeler içerisinde Türkiye bugün her bakımdan önemli avantajlara sahiptir.

Bu sözlerimle konuşmamı tamamlıyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Erdoğdu, sizi dinleyelim. Nedir?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Maliye Bakanı konuşması sırasında, “Sataştı.” demek istemiyorum…

BAŞKAN – Sataşmadı zaten.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ama rakamlar, ya sizin rakamlarınız yanlış…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sataşmadı.

BAŞKAN – Çünkü, neden sataşmadı?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bana ait olmayan fikirleri, bana aitmiş gibi…

BAŞKAN – “Sataşmıyorum, böyle algılamayın.” dedi size, o yüzden söylüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben de 69’da birinci fıkranın ikinci hükmünden istiyorum. Bana ait olmayan fikirler atfettiğini demek istiyorum ki muhabbet bozulmasın.

BAŞKAN - Ama “Sizin düşüncelerinize katılıyorum.” dedi zaten.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hayır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, o konuda değil, o konuda değil.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – “Altına imza atıyorum.” dedim.

BAŞKAN – “Altına imza atıyorum.” dedi, “Sizin düşüncelerinize katılıyorum.” dedi, “Sataşmıyorum.” dedi…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yani çıkmasın mı?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hayır ama benim düşüncelerimi bana…

BAŞKAN - …ama yerinizden söz vereyim size. Sataşma yok çünkü burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ama yok sataşma. Şimdi, lütfen…

MUSA ÇAM (İzmir) – Kinayeli sataşma var, kinayeli, kinayeli.

BAŞKAN - Yani Tüzük’ü uygulamamak veya ters uygulamak zorunda bırakmayın beni. Şimdi Sayın Özel söz isteyecek, ona sataşmadan söz vereceğim Grup Başkan Vekili diye, o da sana söz verecek. Sorun çözülmüş olacak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle takdir ederseniz olur.

BAŞKAN – Devamlı böyle yapıyoruz zaten. Tüzük’ün böyle altından girip üstünden çıkıp bir şekilde hallettik bu sene.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, hiç uzatma niyetinde değiliz de şimdi, Sayın Bakanın bahsettiğiniz kısımdaki ifadesi öyle.

BAŞKAN – Ben Aykut Erdoğdu’yu dinledim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hayır, dinlemediniz ki efendim.

BAŞKAN – Dediğim gibi, yöntemi de biliyorum. Siz isteyeceksiniz, Grup Başkan Vekilisiniz diye ben size vereceğim, siz Aykut Bey’e vereceksiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, öyle bir şey demiyorum.

BAŞKAN – O yüzden böyle gideceğine şöyle gidelim.

Buyurun, iki dakika.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bundan önce bir şey söyleyeyim de efendim: Ben sataşmadan istemeyecektim. Bana ait olmayan fikir…

BAŞKAN – Tamam, iki dakika, buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hepinize iyi geceler arkadaşlar.

Sataşmadan istemememin sebebi, çok gergin zaten, bir sataşma yok. “Bana ait olmayan fikirlere atfedildi.” demek için, ek bir açıklama yapmak için…

Sayın Maliye Bakanı diyor ki: “Nominal rakamlar üzerinden anlattı.” Yahu, Sayın Maliye Bakanı, anlattığınız her şeyi siz de nominal rakamlardan anlattınız. Bu nominal rakamlar işinize gelmediği zaman hep reel rakama dönüyor. Bu ekonomi iki yönlüdür, muhasebe gibidir. Aynı miktar borç aynı miktar alacak doğurur. Şimdi, Maliye Bakanı buraya geliyor, bir tarafını anlatıyor, siz de eksik bilgileniyorsunuz, sanıyorsunuz ki Türkiye ekonomisi çok iyi durumda. Değil. Anlatmaya çalışıyoruz ki hep beraber bilelim, önlem alalım diye. Aslında, Maliye Bakanının da buraya gelip iki yönünü birden bize anlatması lazım ki -milletin iradesini- parti farkı gözetmeksizin durumu görelim diye. Vallahi, öyle bir anlattı ki AB 100, hâlâ 100, AB sıfır büyüme… E, AB’de durgunluk var ama sıfır büyüme yok. Tek tek hangisine cevap vereyim bilmiyorum.

“2002’de geldik…” Şunu söylüyoruz: 2002’de ağır bir kriz yaşadık ama siz de bilirsiniz ki bir kriz olduğu tarihte olmaz. 2002 krizi 1990’lı yılların sonucudur, maliyeci olarak bilirsiniz.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Dünyada kriz yoktu 2002’de.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bu haksızlığı etmeyin. Önceki döneminden başlayan… Bankalar bir günde batmaz mesela.

Üniversite sayısı artmış diyorsunuz, içerik ortada. Betona indirirseniz millî eğitim politikasını hâlimiz ortaya çıkar.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Bankalar niye batar bir anlatsana bize.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – “26 havalimanı vardı, 55 yaptık.” Yahu hepsini sattınız, hiçbiri sizin değil. Üstelik bir Atatürk Havalimanı’na en az 30 tane Hakkâri Havalimanı yapılıyor. Bunları anlatmak istemiyorsunuz. Yatırım değeri olarak bakın.

Faize ödenen paralardan bahsediyorsunuz hiç LIBOR’dan bahsetmiyorsunuz, o dönemki uluslararası koşullardan bahsetmiyorsunuz, bugünkü faiz oranından bahsetmiyorsunuz. Aldığınızda yüzde 29’du, yüzde 1.500 diye anlatıyorsunuz. Yazık, böyle bir bilgi yok.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Bankaların içi niye boşaltılır bir anlatsana.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Eğitim ve sağlıkta verdiğiniz rakamlar yine nominal rakamlar. Bir tek doğrudan yatırımlarla alakalı… Arkadaşlar, doğrudan yatırım iyi bir şeydir ama memleketi yabancıya peşkeş çekmek kötü bir şeydir. Bununla gurur duyulmaz. Bankaları, sigara şirketlerini, her şeyi yabancıya sattık. İstihdam yaratmıyor, katma değer sağlanmıyor. Bununla gurur duymayalım. Buna üzülelim, endişelenelim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, teşekkür ederim.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Efendim, ben teşekkür ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir şey daha söyleyeyim: Sataşmadan dolayı söz almadığınızı biliyorum ama o zaman size bir dakika yerinizden söz vermek durumundaydım, Özgür Özel ayağa kalkmasaydı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çok yormayacağız ama haklı olduğumuzu düşünüyoruz.

İyi akşamlar.

BAŞKAN – Peki, tamam.

Sayın milletvekilleri, ikinci turdaki konuşmalar…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz yerimizden…

BAŞKAN - …tamamlanmıştır deyip Sayın Akçay’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Akçay.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Maliye Bakanının açıklamalarını dikkatle izledik. Ben herhangi bir sataşmadan da söz almıyorum fakat bazı görüşlerimi ifade etmek itibarıyla…

BAŞKAN – İki dakika lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, on dört yılda bütçenin 5 kat arttığından bahsetti Sayın Bakan. Doğrudur, 5 kat rakamsal olarak artmıştır. Tabii, bir de bunu gerçek, reel anlamda enflasyondan arındırarak ifade etmekte de fayda vardır.

Bir de sizden evvelki on dört yılda da bütçenin nereden nereye geldiğini de tabii, dönemsel olarak mukayese edince en azından kırk elli yıllık periyotlar hâlinde, biraz daha anlamlı olur.

Şimdi, bilhassa sıkıntı… 2007-2008 krizinden sonra kamu harcamalarının rasyonalizasyonu programı yapmıştır Hükûmet. Ondan sonra, gelirlerin iyileştirilmesi programı yapmıştır, bu çalışmaları… Demek ki kamu harcamaları rasyonel değil ki böyle bir program yapma ihtiyacı duymuştur ve gelirlerin iyileştirilmesi ihtiyacı vardır, ona göre program geliştirmeye çalışmıştır. Bilhassa gelirlerin ekonominin ihtiyaçlarına göre ayarlanması sorunu vardır çünkü maalesef, Türkiye’de bütçe gelirleri daha çok konjonktüre bağlıdır. Bu yapısal sorunların çözülmesi gerekir.

Bir de bir önceki Maliye Bakanı Sayın Şimşek döneminde de yöneltmiştim, o da doğruluğunu kabul etmişti, AKP döneminin yıllık faize ödediği tutar, 2013-2015 yılları arasında yıllık 50 milyar lira iken bu 57’nci Hükûmetin yıllık ortalama faiz ödemesi 37,7 milyar liradır. Bu rakam itibarıyla, AKP döneminde kamunun faiz ödemelerinin yıllık ortalama rakamı, her ne kadar dönemsel olarak yıllar itibarıyla bütçe içerisindeki faiz ödemeleri azalmışsa da rakamlar itibarıyla, rakamlar üzerinden baktığımızda, yüzde 12,6’lık bir artış gösterdiği de Maliye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …kaynakları tarafından kabul edilen bir durumdur.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akçay, sağ olun.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

 

A) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Hazine Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Hazine Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1) Sermaye Piyasası Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sermaye Piyasası Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU (Devam)

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1) Atatürk Araştırma Merkezi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Atatürk Araştırma Merkezi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı