TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  46’ncı Birleşim

                                                                                        27 Şubat 2016 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- YOKLAMA

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, ekli listede isimleri belirtilen ülke parlamentoları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolar arası dostluk grupları kurulmasına ilişkin tezkeresi (3/530)

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 119

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Erzincan Milletvekili Serkan Bayram’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

7.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Atila Sertel’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

21.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

22.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

23.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

25.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Necmettin Erbakan’ı ölümünün 5’inci yıl dönümünde rahmetle andıklarına ve Deniz Gezmiş’in doğum gününü kutladıklarına ilişkin açıklaması

2.- Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Necmettin Erbakan’ın ölümünün 5’inci yıl dönümüne ve Deniz Gezmiş’in idam kararının Mecliste onaylanmasında o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin de katkısı olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, bütün partilere Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerinde kara bir leke olarak duran idam cezalarının hukuki altyapısını kaldırma çağrısında bulunduğuna ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının halkların özgürleşmesini savundukları için idam edildiklerine, düşünce özgürlüğüne olan baskının ortadan kaldırılmasını talep ettiklerine, Mecliste herkesin eleştirilerini ve değerlendirmelerini yapmakta özgür olduğuna, Sur’da üç aydır süren sokağa çıkma yasağı ve ablukanın kaldırılması için Avrupalı parlamenterlerin çağrıda bulunduklarına ilişkin açıklaması

7.- Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İzmir Milletvekili Atila Sertel’in ve İzmir Milletvekili Musa Çam’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Sur’da üç aydır süren sokağa çıkma yasağı ve ablukanın kalkması için sivil toplum örgütleri ile Avrupa parlamenterlerinin devreye girdiğine ve Parlamentonun görev alarak bu sorunu bir an önce çözmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

27 Şubat 2016 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

“Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, ekli listede isimleri belirtilen ülke parlamentoları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolar arası dostluk grupları kurulmasına ilişkin tezkeresi (3/530)

25/02/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca, ekli listede isimleri belirtilen ülke parlamentoları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında Parlamentolar Arası Dostluk Grubu kurulması Genel Kurulun tasvibine sunulur.

                                                                            İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                   Başkanı

26’ncı Yasama Döneminde Kurulacak Olan Parlamentolar Arası Dostluk Gruplarının Listesi

Ek: Liste

1)           ABD

2)           Afganistan

3)           Almanya

4)           Arjantin

5)           Arnavutluk

6)           Avustralya

7)           Avusturya

8)           Azerbaycan

9)           B.A.Emirlikleri

10)        Bahreyn

11)        Bangladeş

12)        Belarus

13)        Belçika

14)        Benin

15)        Bolivya

16)        Bosna Hersek

17)        Botsvana

18)        Butan

19)        Brezilya

20)        Bulgaristan

21)        Burkina Faso

22)        Cezayir

23)        Cibuti

24)        Çek Cumhuriyeti

25)        Çin

26)        Danimarka

27)        Dominik Cumhuriyeti

28)        Ekvador

29)        Endonezya

30)        Estonya

31)        Etiyopya

32)        Fas

33)        Fildişi Sahili

34)        Filistin

35)        Finlandiya

36)        Fransa

37)        Gabon

38)        Gambiya

39)        Gana

40)        Gine

41)        Guatemala

42)        Güney Afrika

43)        Güney Kore

44)        Gürcistan

45)        Hırvatistan

46)        Hindistan

47)        Hollanda

48)        Irak

49)        İngiltere

50)        İran

51)        İrlanda

52)        İspanya

53)        İsveç

54)        İsviçre

55)        İtalya

56)        İzlanda

57)        Jamaika

58)        Japonya

59)        Kamerun

60)        Kanada

61)        Karadağ

62)        Katar

63)        Kazakistan

64)        Kamboçya

65)        Kenya

66)        Kırgızistan

67)        KKTC

68)        Kolombiya

69)        Komorlar

70)        Kongo Demokratik Cumhuriyeti

71)        Kosova

72)        Kostarika

73)        Kuveyt

74)        Küba

75)        Letonya

76)        Litvanya

77)        Liberya

78)        Lübnan

79)        Mauritius

80)        Macaristan

81)        Madagaskar

82)        Makedonya

83)        Maldivler

84)        Mali

85)        Malta

86)        Meksika

87)        Moğolistan

88)        Moldova

89)        Moritanya

90)        Mozambik

91)        Namibya

92)        Nepal

93)        Nijer

94)        Nijerya

95)        Norveç

96)        Oman

97)        Özbekistan

98)        Pakistan

99)        Panama

100)      Paraguay

101)      Peru

102)      Polonya

103)      Portekiz

104)      Romanya

105)      Ruanda

106)      Senegal

107)      Seyşeller

108)      Sırbistan

109)      Singapur

110)      Slovakya

111)      Slovenya

112)      Somali

113)      Sri-Lanka

114)      Sudan

115)      Suudi Arabistan

116)      Şili

117)      Sierra Leone

118)      Tacikistan

119)      Tanzanya

120)      Tunus

121)      Türkmenistan

122)      Uganda

123)      Ukrayna

124)      Uruguay

125)      Ürdün

126)      Venezuela

127)      Yemen

128)      Yeni Zelanda

129)      Zambiya

BAŞKAN – Evet, oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün birinci turdaki görüşmeleri yapacağız.

Birinci turda Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kamu Denetçiliği Kurumu, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye İnsan Hakları Kurumu bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118) (x)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 119 (x)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir. Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika ile tamamlanacaktır, cevap işlemi için de yine on dakika süre verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyacağım. Birinci turda söz alan gruplar ve sayın milletvekilleri:

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Celal Doğan, İstanbul Milletvekili; Mithat Sancar, Mardin Milletvekili; Meral Danış Beştaş, Adana Milletvekili; Nimetullah Erdoğmuş, Diyarbakır Milletvekili; Ayhan Bilgen, Kars Milletvekili.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ahmet Demircan, Samsun Milletvekili; Haydar Ali Yıldız, İstanbul Milletvekili; Mücahit Durmuşoğlu, Osmaniye Milletvekili; Fatih Şahin, Ankara Milletvekili; Reşat Petek, Burdur Milletvekili; Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili; İshak Gazel, Kütahya Milletvekili; Kasım Bostan, Balıkesir Milletvekili; Fatma Benli, İstanbul Milletvekili; Emrullah İşler, Ankara Milletvekili; Serkan Bayram, Erzincan Milletvekili; İmran Kılıç, Kahramanmaraş Milletvekili; Hacı Ahmet Özdemir, Konya Milletvekili; Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili; İbrahim Aydemir, Erzurum Milletvekili; Ahmet Gündoğdu, Ankara Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Musa Çam, İzmir Milletvekili; Özgür Özel, Manisa Milletvekili; Elif Doğan Türkmen, Adana Milletvekili; Murat Emir, Ankara Milletvekili; Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili; Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili; Şenal Sarıhan, Ankara Milletvekili; Ahmet Tuncay Özkan, İzmir Milletvekili; Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili; Atila Sertel, İzmir Milletvekili; Barış Yarkadaş, İstanbul Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Edip Semih Yalçın, İstanbul Milletvekili; Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili; Oktay Öztürk, Mersin Milletvekili; Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili; Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Şahıslar adına lehinde Nevzat Ceylan, Ankara Milletvekili; aleyhinde Kadri Enis Berberoğlu, İstanbul Milletvekili.

Şimdi, birinci turda seksen dakikalık konuşma süresi var; milletvekilleri, gruplar kendi aralarında konuşma sürelerini sınırlandırmışlar.

İlk konuşmacıyı kürsüye davet ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Celal Doğan.

Süreniz on beş dakikadır.

Buyurun efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA CELAL DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına, grup adına konuşmak üzere söz aldım. Yüce heyetinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı makamı, Başbakanlık makamı, daha doğrusu devletin tepesindeki bütün makamlar, gerçekten çok zor emeklerle, demokrasinin geçirdiği çok ciddi evrelerdeki süreçlerden sonra oluşmuş değerli kurumlardır. Bu nedenle, bu kurumlarla ilgili düşünceleri serdederken mümkün olduğu kadar itinalı olmakta büyük fayda görüyorum. Ancak makamları temsil edenlerin de bulunduğu makamların gereğini yapmaları da onların en doğal görevleridir. Maalesef, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı müessesesinin bugünkü 12’nci Cumhurbaşkanına kadar geçirmiş olduğumuz bütün safhaları çok büyük krizler ve sıkıntılarla geçmiştir. Hemen hemen 3-4 tane Cumhurbaşkanının seçimi dışındakilerin hepsi, çok büyük krizlerin olduğu ortamda Cumhurbaşkanlarının seçilme şansı doğmuştur, daha doğrusu seçilebilmiştir.

1921 Anayasası’nda Cumhurbaşkanlığı müessesesi yoktur, Meclis Başkanlığı müessesesi vardır, devlet başkanlığı görevini deruhte eden de Meclis Başkanıdır ve devlet başkanlığı sıfatını kesbetmiştir. 1923 Anayasası’yla Cumhurbaşkanlığına evrilen, daha doğrusu cumhuriyete evrilen rejim, Cumhurbaşkanlığı müessesesini ihdas etmiştir ve o zamandan sonra da veraseten intikal eden devlet başkanlığı sıfatı seçimle verilir hâle gelmiştir. Bu nedenle, seçimle gelen ilk cumhurbaşkanından bugünkü 12’nci Cumhurbaşkanımıza kadar çeşitli anayasalarla muhatap olan cumhurbaşkanlarının seçimini size kısaca özetlemek istiyorum.

Ben, 1977’de de bu Parlamentoda bulundum. O zaman bu Parlamentoda bütçe görüşmelerinde genel başkanların konuşma süresi sınırsızdı yani Sayın Ecevit, Sayın Demirel, Sayın Erbakan altı saat, sekiz buçuk saat konuşurlardı ve Türkiye’nin bütün envanteri o gün o bütçede ele alınırdı ama maalesef, son zamanlarda gördüğüm kadarıyla genel başkanların konuşması dahi bir saatle sınırlandırılmış ve bir yıllık bilançoyu bir saate sığdırma zorunluluğu doğmuştur. Gönül isterdi ki, yine, bu bütçe görüşmelerinde, ülkenin bütün meselelerinin tartışılacağı bir bütçede konuşma süreleri bu kadar kısıtlı ve dar olmasın.

Şimdi, ilk seçilen Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili tarihte geçen birtakım anılardan size bahsetmek istiyorum. Mustafa Kemal, cumhuriyetin ilanından on beş dakika sonra Cumhurbaşkanlığına verilen bir tezkereyle seçilmiştir. Seçen rakam sayısı da 187’dir yani o günkü Parlamentoya 200’e yakın milletvekili katılmamış, Cumhurbaşkanı, mevcutların oy birliğiyle seçilmiştir. Ama o gün de cumhuriyetin ilanının çabuk olduğu, hızlı olduğu, tartışılmadan Meclise getirildiği gibi birtakım tartışmalar bir tarafa bırakılarak ilk Cumhurbaşkanı, Sayın Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

Bilahare Mustafa Kemal, dört dönem bu Anayasa’yla Cumhurbaşkanı olduktan, 1938 yılında rahmete erdikten sonra, işte asıl seçimlerden birisi de, krizin tartışıldığı seçimlerden birisi de 1938’deki seçim olmuştur. Sebebi de şudur: 1938 yılında Mustafa Kemal, İsmet Paşa’yla helalleşmeden vefat etmiştir. Hatta İsmet Paşa’nın Mustafa Kemal’i ziyareti konusunda birkaç tane talebine rağmen İsmet Paşa’ya yapılacak suikast nedeniyle ziyaret vaki olmamıştır. Bunları şunun için anlatıyorum: “Acaba Mustafa Kemal’den sonra kim cumhurbaşkanı olma şansına ve sıfatına sahip olacaktır?” konusu, o günkü Türkiye’nin en büyük gündemlerinden birisidir.

Çankaya’daki bir yemekte İsmet Paşa, dış politikaya Mustafa Kemal’in direkt müdahaleleri üzerine ve bira fabrikasındaki bir ekonomik tartışmadan dolayı da şu sözleri sarf ederek: “Bu ülke ne zaman Çankaya’daki yönetimden kurtulacaktır?” şeklinde bir ibare kullanmıştır, sene 1938’dir, tek partili dönem söz konusudur, karşıdaki şahıs Mustafa Kemal’dir, öteki de savaş arkadaşı İsmet Paşa’dır. İsmet Paşa’nın “Türkiye -bu devlet daha doğrusu- ne zaman Çankaya yönetiminden kurtulacaktır?” lafı üzerine Mustafa Kemal’in sözü aynen şudur: “Sizi oraya da bu kudret getirmiştir.” 1938, şimdi 2016’dayız.

Dün burada, bütçe görüşmelerinde, zaman zaman Türkiye'nin Çankaya’dan, daha doğrusu Beştepe’den yönetildiği, saraydan yönetildiği lafı üzerine çok büyük infial gösterdiniz. Şimdi sormak istiyorum açıkçası: “Yeni Türkiye, ileri demokrasi…” Bir tek fert çıksın desin ki: “Türkiye, şu anda Beştepe’den, külliyeden yönetiliyor.” Bu lafı söyleyecek ben bir tek milletvekili göremiyorum. “O despotluktu, o diktatörlüktü, o tek şeflik dönemiydi…” Bugün, açıkçası yeni Türkiye'nin ileri demokrasisinde bu sözü sarf edecek bir milletvekili bulamıyoruz. Bunu sarf edin diye söylemiyorum. Bunu sizin grubunuzun Beştepe’ye karşı bir reaksiyonu olsun diye de söylemiyorum.

Sebebi de şu: Biraz sonra belki konuşmanın sonunda geleceğim. Parlamenter demokratik rejimin oluşmasında hiçbirimizin doğru dürüst bir emeği yok; işlenmesinde büyük bir emeği yok; işlevsel olarak bizim buraya gelmemizde büyük bir emeğimiz yok. Çünkü bu Parlamentonun oluşumundan, büyük çapta genel başkanların iki dudağı arasına sıkışan bir anlayışın teşekkül ettirdiği Meclisten bundan fazla bir tavır beklemek doğru değildir. Belki konuşmamın sonunda başkanlık sistemi, parlamenter demokratik sistem, partili cumhurbaşkanı meselesini de tartışacağız, ama gönül isterdi ki… Dün savaşın içinden çıkmış 2 arkadaşın birbirine karşı olan bu kadar sadakatine, birbirine dostluklarına, kader birliğine rağmen, meseleye müdahil olduğunda bir Başbakanın tavrının ne olduğu, İsmet Paşa şahsında açıkça görülüyor. İsmet Paşa’yı beğenmeyebiliriz, eksikleri olabilir, yanlışları olabilir. Tek parti dönemindeki yanlışlıkları bir tarafa koyarsanız, açıkça şudur, görevine müdahalelerde maruz kaldığı muamelede verdiği cevap şudur: O, Mustafa Kemal bile olsa karşı tavrı koyabilmiştir.

Yani şunu söylemek istiyorum: Dün Sayın Başbakanımızı burada bir saat dinledik, sabırla ve sebatla dinledik. Her terör meselesinde, her şiddet dilinde elini Halkların Demokratik Partisi Grubuna uzattı, ağır hakaretlerin de en büyüğünü yaptı ama grup başkan vekilinin konuşmasına tahammül etmeden toplantıyı terk etti.

Bu nedenle sözlerimin başında dedim ki: “Makamlar çok değerlidir. Cumhurbaşkanı da hepimizin Cumhurbaşkanıdır, Başbakan hepimizin Başbakanıdır ama oradaki görevi ifa edenlerin de bu muameleleri yaparken başkasına göstermesi gereken saygıyı, beklediği saygıyı göstermesi gerekir.” Saygıyı göstermeden gittiği zaman da maalesef çok büyük bir kırgınlık yarattı bende. Ben bundan sonra açıkçası Halkların Demokratik Partisinin grup başkanına da söyledim; eğer bundan sonra Başbakanın tavrı bu olursa yaptığı konuşmalar da dinlememeyi tercih ederim, şahsım olarak dinlememeyi tercih edeceğim. Onun için başbakanların da, cumhurbaşkanlarının da geldikleri makamdaki gereken davranışları Parlamentodan esirgememesi gerekir.

Çok güzel bir Anadolu lafı vardır: “Taç giyen baş akıllanır.” Şimdi, biz Sayın Tayyip Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanımızı tanıyoruz; yapısını, jargonunu biliyoruz. Dedi ki: “Yapısında bu var.” Cumhurbaşkanı da olsa jargonu değişmiyor, Başbakanınız olsa değişmiyor. Biraz sonra, son altı aylık konuşmalarından çıkarttığım birtakım özetler var, yüce Meclisin huzuruna getirmek de istemiyorum ama mealen birkaç şey söyleyeceğim. İsterdim ki Ahmet Davutoğlu, hepimizin “Ahmet Hoca” dediği, hepimizin Ahmet Hoca derken de hoşuna gittiği mülayim insan, onun da taç giyerken aslında biraz uslanması demeyelim de mülayimliğinin daha devam etmesini beklerken, demek ki bu Başbakanlıkta bir keramet, daha doğrusu bir problem var. Kim Başbakan oluyorsa ya celalleniyor ya hiddetleniyor veyahut da kullandığı terminoloji, kendisinin geçmişine pek uygun düşmüyor. O nedenle Ahmet Hoca’nın dün grubumuza, bize müteallik söylediği lafları, gösterdiği davranışı da esefle karşıladığımı yüce heyetinize arz etmek istiyorum.

Şundan buraya gelmek istiyorum: Değerli arkadaşlarım, askerî vesayet dönemlerindeki cumhurbaşkanlarının seçimi gerçekten bir züldür, bir zulümdür. Her bir cumhurbaşkanı seçimi, özellikle Faruk Gürler dönemi, Cevdet Sunay dönemi, Cemal Gürsel dönemi, Kenan Evren dönemi, her birisi en azından beşer, yirmişer tane senaryo çıkarsanız, hepsi Oscar’a aday olsa bunların hepsi birincilik alır. Bu nedenle, askerî dönemlerdeki cumhurbaşkanlarının seçimini aslında vakit olsa da her birini teker teker ele alsak, irdelesek; hiç olmazsa gelecekteki kuşaklara sivil siyasi demokrasiye olan sadakatimizin artmasını sağlayacak bir anlayışla olması gerektiğini de ortaya koyan örnekler olduğu için bu konuda onların da tek tek irdelenmesi gerekir.

Lafımın, İsmet Paşa’yla, isterseniz, noktalayayım o kısmını: İsmet Paşa… O dönemin Genel Sekreteri Bozok tarafından bir şifahi vasiyetname kamuoyuna yayınlanmıştır, daha doğrusu deklare edilmiştir. Şunu söylemiştir: “Mustafa Kemal, benimle konuştuğunda, ‘İsmet Paşa’nın herkesi kucaklama şansı yoktur, Mareşal Fevzi Çakmak’ın Cumhurbaşkanı olmasını arzu ediyorum.’ demiştir.” Bu düşüncesini de rahmetli Celal Bayar’a açmıştır. Celal Bayar’ın lafı şu olmuştur: “Müteaddit defalar ben Mustafa Kemal’le görüştüm. Asla ve kata böyle bir izlenim edinmedim. Bu nedenle bu düşüncenin doğru olmadığı kanaatindeyim.”

Uzun lafın kısası, o gün yine bildiğiniz gibi Kurtuluş Savaşı’yla gelen güçler, cihetiaskeriye devrede. Her zamanki gibi 1. Ordu komutanları hep aktiftir, bu dönemde de aktifler. Fahrettin Altay, Ankara’ya gelir, Genelkurmay Başkanını ziyaret etmek istediğini söyler Fevzi Çakmak’a. Onun üzerine Asım Gündüz, Sayın Fahrettin Altay ile Fevzi Çakmak’ı görüştürür. Ordu komutanının görüşü aynen şudur: “Efendim, bizim talebimiz, ordunun talebi, İsmet Paşa’nın Cumhurbaşkanı olmasıdır.” Karargâh toplanmıştı, Genelkurmay Karargâhı. Onun Meclise bırakılması gerektiğini, bu yetkinin Mecliste olduğunu, bu nedenle karışmayacaklarını söylemesine karşın Fahrettin Altay ısrar etmiştir. Bütün gösterdikleri gerekçeleri rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak makul bulmasına karşın bunun Parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyler. Kısacası, sonunda, Fahrettin Altay’ın değil ama Mareşal Fevzi Çakmak’ın da Celal Bayar’la müşterek vermiş oldukları önerge sonucu İsmet Paşa, 2’nci Cumhurbaşkanı olarak Cumhurbaşkanlığına seçilir.

Bundan kastım şu: O en zor dönemlerde, birbirlerine gelecekte ve geçmişte siyasi rakip olan, ülkenin koşullarını takdir eden devlet adamları Mareşal Fevzi Çakmak ve Celal Bayar, vermiş oldukları müşterek önergeyle İsmet Paşa’yı Cumhurbaşkanlığına getirmişlerdir.

Yeri gelmişken arz edeyim size: Aslında gördüğüm bir eksikliği de arz etmek istiyorum bu konuda, gerçekten, siyasette büyük çapta cumhurbaşkanlığında uzlaşma konusundaki eksiklerinin yanında siyasette uzlaşmayı da unutmuş durumdayız. On üç-on dört yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda. Bana muhalefet partilerinden bir tek kişinin vermiş olduğu bir kanun teklifini burada kanunlaştırdığınızı gösterirseniz şapka çıkartacağım.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Üç tane teklif geçmiş.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Amacım şu, hayatımda hep bunu denedim, on beş yıl belediye başkanlığı yaptım, rahmetlik Özal’la başlayan Tayyip Erdoğan’la noktalanan süreçte hiçbir başbakanın bir ekşi yüzünü görmedim. Bütün taleplerimi götürdüğümde kendi partisinin talepleri gibi o Gaziantep’e ilgi gösterdiler. Bugün ortada bir marka şehir, bugün Gaziantep, eğer Anadolu’daki şehirlerin bir ışığıysa, sanayinin merkeziyse geçmişteki bütün siyasilerin, daha doğrusu, genel başkanların katkısının olduğu bir çaba sonucudur.

Değerli arkadaşlarım, bir başka konuya geçmek istiyorum buruda müsaade ederseniz. Son, ne Gürler kaldı ne bilmem Cemal Gürsel’i konuşabildik ne başkalarını konuşabildik ama bugün hiç olmazsa, en son Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili üç beş laf etmek gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın özelliği, kendine mahsus bir jargonu var ama biraz önce söyledim, kullanmış oldukları siyasi literatüre baktığımızda gerçekten gerginliğin dışında, germenin dışında, parçalamanın dışında, birbirimize düşürmenin dışında bir lisan görmedim. Cumhurbaşkanının lisanının hepimizden daha çok ipek gibi olması gerekir. “Cumhur” dediğiniz bütün halkın reisidir. Hepimizin başının tacıdır. Hepimizi birleştirmesi gereken insanın…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Terörü destekleyen partiye vekillik yapıyorsun, hâlâ Cumhurbaşkanına laf söylüyorsun.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Anlayamadım?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Terörü destekleyen partilere vekillik yapıyorsun, hâlâ Cumhurbaşkanına laf ediyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Doğan.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Siyasette arkalara oturup ahkâm kesen senin gibi çok adam gördüler bu Parlamentoda. O yüzden bugün varız, yarın yokuz. Onun için siyasetçi olarak görevini yap, gel burada cevap ver.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Celal ağabey, sakin ol.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğan.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Efendim?

BAŞKAN – Süreniz dolmuştur.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Bir dakikayla bitireyim.

Cumhurbaşkanları hepimizi temsil etmek ve cumhuru birleştiren kurumların başıdır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Açın mikrofonu.

BAŞKAN – Sayın Doğan, bir saniyenizi alacağım.

Sayın milletvekilleri, şu anda belirlenmiş 41 sayın konuşmacımız var. Dolayısıyla, ben herkese adil davranmak adına süreyi uzatmayacağım. O şekilde, siz bitirin yerinizde, tutanaklara da geçiyor.

Buyurun.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Cümleyi şöyle bitiriyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan, kırk bir dakikaya karşılık vatandaş dinlesin yani ne olur? En son kırk dakika uzar yani ne var?

CELAL DOĞAN (Devamla) – Hayır, ben o bir dakikayı Başkana bağışlıyorum, şimdi ona zaten ihtiyacımız yok.

BAŞKAN – Sayın Doğan, ben süreyi uzatmayacağım, lütfen siz tamamlayın konuşmanızı o şekilde isterseniz.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Başkanım, olay şu: Bu ülkenin etrafında ateş yanıyor, ülke ateş çemberinde. Yarın ülkenin başında ciddi bir savaş ortamı olduğunda hangi parti liderinin, hangi önde gelen insanların koşa koşa Köşk’e gideceğini merak ediyorum. Çünkü, vasıf, birleştirici olmaktır, ayrıştırmak olmamalıdır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Mardin Milletvekili Mithat Sancar olacaktır.

Buyurunuz Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli üyeler; bütçe dolayısıyla bütçe üzerinde söz almış bulunuyoruz. Öncelikle, Meclis Başkanlığı, sonra Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu bütçeleri üzerindeki görüşlerimizi sizlerle paylaşacağız.

Öncelikle, yarın 28 Şubat. Onu bir hatırlatmakta fayda var. 28 Şubat, Türkiye darbeler tarihinin de kara günlerinden biri, Türkiye siyasi tarihinin, demokrasi tarihinin kara günlerinden biri.

Darbelerin ilk hedefi, Meclis olur her zaman; halk iradesini bastırmak ve vesayet makamlarının, kurumlarının halk iradesinin üstüne tahakküm kurmalarını sağlamaktır. Bu, 1960’ta başlayan bir süreç, 1971,1980, böyle devam ediyor ve 28 Şubat, bunlardan bir tanesi, bu zincirin bir halkası.

Darbelerin asıl mantığının ne olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Darbeler sadece kendilerini hukuk kurallarıyla kabul ettirmezler, aynı zamanda bir zihniyeti yerleştirirler. O zihniyet, bir tarafı ya da karşı tarafı düşman gören zihniyettir. “Muhalif” kavramı, darbe zihniyetinde mevcut değildir; kendisine itiraz eden, kendisine karşı çıkan, tehlikeli gördüğü her kesimi düşman ilan eder. Düşman ilan ettiği kesimlerin haklarını, gerektiğinde bütünüyle ortadan kaldırır; sadece haklarını değil, fiziksel varlıklarını da ortadan kaldırmayı göze alacak kadar bir düşman hukuku, bir savaş zihniyeti yaratır.

Maalesef, Türkiye’nin darbelerden kurtulma mücadelesi çok da başarılı olmuş değil. Bu konuda, Meclis bütçesi konuşulurken, özellikle Meclisin, bugüne kadar darbe hukukunu ve anlayışını temizleme, bundan kurtulma, Türkiye’yi, Türkiye toplumunu bu zihniyetten kurtarma konusunda başarılı olmadığını teslim etmemiz gerekiyor. İki açıdan başarılı olamamıştır, birincisi: Darbe hukuku, 1970’ten bu yana, bu sistemin, hukuk düzenimizin her tarafına sinmiş durumdadır, her tarafında varlığını sürdürmektedir. Bunları temizleyecek, ülke hukukunu darbe kanunlarından, düzenlemelerinden arındıracak bir iradeyi bugüne kadar göstermemiş olmak, hem bu Meclis hem bundan önceki Meclislerin bir ayıbı olarak not edilmelidir. Bundan bir görev çıkarmak gerekiyor, Meclis, en kısa zamanda darbe hukukunu temizlemek için mutlaka harekete geçmeli, ön almalı, inisiyatif almalıdır.

Ancak, darbelerden kurtulmak, sadece onların hukuk kurallarını temizlemekle olmuyor, darbe zihniyetinden de kurtulmak gerekiyor. Bakın, Meclisin kendi içinde işlettiği mekanizmaları dün konuştuk. Muhalefet şerhinin neden eklenmediği konusunda arkadaşlarımız yeterince doyurucu gerekçelerle durumu sizlerle paylaştılar. Sadece o değil, iktidarı eline geçiren, Türkiye’de, darbe zihniyetinin yarattığı pek çok alışkanlığı ve uygulamayı sürdürmektedir. Sürdürmektedir, çünkü bu şekilde yönetmek işleri kolaylaştırmaktadır. Muhalifi susturmak, karşıt gördüğünüz kişileri düşman ilan etmek, onlara karşı hukuk ve demokrasi kuralları çerçevesinde değil düşman hukuku çerçevesinde hareket etmek işleri kolaylaştırır görünüyor ama eninde sonunda yine aynı uygulamalar bu toplumun tamamının refahını da, huzurunu da, özgürlüğünü de kısıtlıyor, ortadan kaldırıyor; daha da kötüsü, zihinleri zehirliyor. Bu zehrin kimi, ne zaman, nasıl bulacağını öngörmek kolay değil. Bugün “Bana dokunmaz.” diyenler, “Bu zehir bana bulaşmaz, beni etkilemez.” diyenler yarın bundan pekâlâ daha önceki dönemlerde olduğu gibi etkilenebilirler.

Şunu hatırlatmak için bu girişlerin hepsini yaptım: Sadece dün muhalefet şerhi bağlamında yapılan tartışmalar değil, bizim önergelerimizle ilgili Meclis Başkanlığının tutumu da aynı mantığı sürdürmek anlamına geliyor. Herhangi bir sözü, yazdığımız herhangi bir eleştiriyi “kaba ve yaralayıcı söz” diye niteleyip önergelerimizi geri yollayabiliyor. Oysa, böyle bir yetki ne Anayasa’da tanınmıştır ne de İç Tüzük’te vardır. Bu yetkiyi kullanmak, Meclis Başkanının kendini Meclis iradesinin üstünde görmesi anlamına geliyor. Oysa, Anayasa’nın 83’üncü maddesi çok açıktır. Burada her türlü eleştiriyi, en sert, en ağır eleştiriyi yapma hakkınız vardır. Suçlama da yapabilirsiniz. “Kaba ve yaralayıcı söz”ün kapsamı ise ancak açık kişisel hakaret, nefret söylemi, kin söylemidir; bunun dışında başka herhangi bir eleştiri, bir suçlama, bir itham bu çerçevede değerlendirilemez. İade edilen her önerge 28 Şubat zihniyetinin devamıdır, 12 Eylül zihniyetinin devamıdır, 12 Martın devamıdır, hepsinin devamıdır.

Fişlemeler, kamu görevlilerinin fişlenmesi belki de en çok şurada, şu sıralarda oturan AKP milletvekillerinin canını yakmıştır, onların temsil ettiği topluluğun, sosyolojinin canını yakmıştır ama pekâlâ, çok rahat bir şekilde bugün fişlemeler de gündeme getirilebilmektedir. Karşı tarafa “hain” demek, her eleştiriyi “vatana ihanet” diye nitelemek yine darbe zihniyetlerinin bir ürünüdür ve bugün de aynen sürdürülmektedir. Benim size önerim: Darbelerle yüzleşelim. Bunu yapması gereken kurumların başında Meclis geliyor. Ama, yapılacak iş, sadece darbe hukukuyla uğraşmak değildir. Öncelikle onu yapmamız lazım. Daha da önemlisi, yeni darbe ürünü uygulamaların ve kuralların ortaya çıkmaması için darbe zihniyetinin kendisiyle yüzleşmemiz gerekiyor, kendimizi darbe zihniyetinden arındırmamız, kurtarmamız gerekiyor.

Şimdi, dün Sayın Başbakanı dinledik. Sadece Sayın Başbakan değil, aslında pek çok konuşmada, hem Hükûmet yetkililerinin hem de iktidar partisi yetkililerinin konuşmalarında rakamlar sıralanır. Bütçe konuşmalarında rakamların art arda telaffuz edilmesinde bir yanlışlık yoktur elbette, neler yapıldığı o rakamlarla anlatılmak istenir. Bize duble yollardan, elektrik üretiminin artışından, tüketiminin artışından söz edildi, barajlardan söz edildi, daha pek çok şeyden söz edildi ama atlanan başka rakamlar var, onları size hatırlatalım. Bu rakamlar, insani gelişme, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğüne ilişkin rakamlardır. Dün bunlardan hiç söz etmedi Sayın Başbakan. Mesela -2016 raporları için söylüyorum- Türkiye, Global Demokrasi Endeksi’nde artık, karma ülkeler, hibrit ülkeler kategorisinde yer almaktadır.

Dört kategori ülke var: Biri tam demokrasi, diğeri kusurlu demokrasi, biri hibrit demokrasi ülkeler yani karma ülkeler, daha açıkçası, otoriter rejimler ile demokrasi arasında duran ülkeler. Bir kısmı endekse göre yönünü kusurlu demokrasiye çevirmiş, biraz gelişme gösterirse belki otoriter rejim ya da karma rejimden kurtulur, kusurlu da olsa demokrasiye doğru yol alır. Ama Türkiye, endekslere göre yönünü bu karma gruptan otoriterliğe doğru çevirmiştir, gidişatı otoriter rejimler kategorisindedir. Mesela Demokrasi Endeksi’nde 165 ülkeyle ilgili sıralama yapılmış, tasnif yapılmış, Türkiye 84’üncü sırada yer almaktadır 165 ülke içinde. Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 106’ncı sıradaydı 2010 yılında. Bakın, 2010 yılından bugüne geldiğimizde, 199 ülke içinde 142’nci sırada. Bizim üstümüzde bu endekste daha özgür ülke olarak yer alan ülkeleri sayarsak pek çok açıdan küçümsediğiniz ülkelerin özgürlük ve demokrasi sıralamasında Türkiye'nin üstünde yer aldığını göreceksiniz.

Başka endeksler de var. Mesela, Yolsuzluk Algıları Endeksi’nde 178 ülke içerisinde Türkiye 2010 yılında 56’ncı sıradaydı, bugün 168 ülke arasında 66’ncı sıraya gerilemiş. Gerçi daha sıralayabilirim. Mesela Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurularda Türkiye, Rusya ve Ukrayna’yla beraber en alt sırada yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ihlal tespit ettiği başvurular sıralamasında Türkiye, Rusya’yla birlikte en alttadır. İnsan hakları konusunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal eden ülkeler içinde Rusya’yla birlikte 1’inciliği paylaşmaktayız.

Yine, “Dünya Adalet Projesi” diye bir kuruluşun yaptığı endeks var, Hukukun Üstünlüğü Endeksi bu. Bizim “Hukuk Devleti Endeksi” de diyebileceğimiz bir çalışmadır bu. Türkiye 102 ülke arasında 80’inci sıradadır.

Bütün bunlar ne anlama geliyor? Bütün bunların ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmama gerek yok. Aslında bu endekslere bakmamıza da gerek yok, bu endekslere atıf yapmamıza da gerek yok, gözümüzün önündeki gerçeklere bakmamız yeterlidir. Basın özgürlüğü konusunda yaşananlar ortadadır. Hapisteki gazeteciler, onları bir kenara bırakın, orada bir tartışma… Bir kenara bırakın dediğim şunun için: Elbette çok önemlidir ama durmadan oradaki istatistikleri ve verileri farklı göstermek için çeşitli algı operasyonları yapılıyor, “Yok efendim, şu gazeteci terör örgütü üyeliğinden içeri alınmıştır, haber yapma nedeniyle değil.” deniliyor. Kolaydır biliyorsunuz… Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 80’inci sıradadır, yargı bağımsızlığı da buna dâhildir. Yargı bağımsızlığının en kötü olduğu son 20 ülke arasındayız 100 ülke içinde. Bu sayılan, bu endekse giren ülkeler içinde son 20’deyiz. Dolayısıyla, yargının bağımsız olmadığı, tarafsızlığının zaten söz konusu bile edilemeyeceği pek çok örneğin bulunduğu bir ülkede, bir gazeteciye yaptığı haber için terör örgütü üyeliğinden dava açmak hiç zor değildir. Eğer susturmak istiyorsanız, o zaman, basınla ilgili hukuk hükümlerini değil, işte Terörle Mücadele Kanunu’nu uygularsınız, onu da terörist olarak tasnif edersiniz, uluslararası kuruluşlara da “Bakın, bunlar teröristtir. Aslında terör faaliyetlerinden yargılanıyorlar ama kendilerini gazeteci olarak gösteriyorlar…”

Hadi, onu geçtik, arka arkaya kapanan televizyonlar, baskı altında olduklarını arada bir de olsa itiraf eden yayın kuruluşları ve en son IMC televizyonunun TÜRKSAT’tan çıkarılması. Diyecekler ki: “Bununla Hükûmetin ne ilgisi var?” Bunu diyenlerin gerçekten samimi olmasını isterim; bilirler ki, evet, Hükûmetin doğrudan sorumluluğu vardır. Bu ortamı yaratan Hükûmetin kendisidir. Bir savcının bir yazısı üzerine, ticari bir kuruluş olmasına rağmen TÜRKSAT, televizyonları sırayla bir günde kendi yayın ağından çıkarabiliyor, TÜRKSAT’tan yayın yapma imkânı ortadan kaldırılabiliyor. Türkiye’de ulusal yayın yapma imkânı sadece TÜRKSAT’a üye olmakla mümkündür. Bunun dışında bir yayın imkânı olmadığına göre, oradan çıkardığınız anda sansürü ve basın özgürlüğüne baskıyı doğrudan doğruya gerçekleştirmiş oluyorsunuz.

Türkiye, İnsan Hakları İhlalleri Risk Endeksi’nde de aşırı risk grubunda yer alan 10 ülkenin ardından yüksek risk grubunda. Kimlerle yarışıyoruz İnsan Hakları İhlalleri Risk Endeksi’nde? Bakın, bizim hemen altımızda yer alan ülkelere yani hemen üstlerinde yer aldığımız ülkelere bakalım, onlar, Suriye, Sudan, Kongo, Pakistan, Somali, Afganistan, Irak, Myanmar, Yemen ve Nijerya. Şu an bunlarla yarışıyoruz. Tabii ki dileğimiz Türkiye'nin bundan sonraki endekslerde risk grubunda değil, insan haklarının güvence altında olduğu ülkeler grubunda yer almasıdır. Ama bu gidişle varacağımız yer, şimdi, biraz önce saydığım aşırı risk grubundaki ülkeler kategorisidir, yani Sudan’la, Suriye’yle, Yemen’le, Afganistan’la, Pakistan’la aynı grupta yer alacağız.

Değerli milletvekilleri, burada saydığım verilerin hepsinin yüzde yüz güvenilir yöntemlerle çalışan kuruluşların raporları olduğunu iddia edecek değilim ama burada çok çeşitli kuruluşlardan, on yıllardır, kimisi altmış yıldır, kimisi yetmiş, seksen yıldır bu çalışmaları yürüten kuruluşlardan çıkan raporlar. Akademide bunlarla ilgili yöntem açısından, başka açılardan da bazı tartışmalar yürütülür ama genel kabul gören bir nokta vardır: Buradan çıkan raporlar ülkelerin insani gelişme, basın özgürlüğü başta olmak üzere özgürlük, demokrasi açısından karnelerini belirlemede önemli bir fikir verici ölçüttürler yani bunlara bakarak fikir alabilirsiniz. Mesela bu raporlar 2000’li yıllarda ya da 1990’lı yıllarda, kendini muhalif olarak niteleyen muhafazakâr, hatta daha da liberal İslamcı kuruluşlar tarafından da kullanılmıştır, bu raporlara atıf yapılmıştır. Günümüze kadar da işine geldiğinde bu raporlara atıf yapar her kesimden araştırmacılar ve düşünce kuruluşları.

Bir ayna olması ihtimalini düşünerek bu raporları burada hatırlatıyorum. Türkiye özellikle 2016’nın ilk iki ayında sokağa çıkma yasakları dolayısıyla, bu endeksleri yapan kuruluşlar yanında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Yüksek Komiserliği başta olmak üzere üyesi olduğumuz kuruluşların, taraf olduğumuz sözleşmelerin organlarının raporlarında çok kötü ifadelerle yer almaktadır. Yine, Avrupa Birliği ilerleme raporunda da aynı eleştirilerin yer aldığını görmekteyiz.

Evet, bütçe, Hükûmete kamu harcamaları için yetki veren, Meclisin yetki verdiği bir kanundur. Bu yetkiyi niçin kullandığını denetlemek de Parlamentonun varlık nedenidir. Bu yetkiyi çıkardığınız anda Parlamento diye bir şey kalmaz.

Şunu sormak gerekiyor, bütün milletvekillerinin bunu sormasını özellikle istirham ediyorum: Bu para bizim hangi ihtiyaçlarımızı karşılamak için kullanılıyor? Verilen bu yetki demokrasimizi, insan haklarını, özgürlüklerimizi, hukukun üstünlüğünü daha da ilerletmek için kullanılmıyorsa bu paranın hakkı, halktan alınan vergilerin hakkı verilmemiş olur. Bu paranın başka işlere harcanması, silaha, TOMA’ya, hapishaneye, daha fazla baskı araçlarına harcanması bu hakkın istismarıdır. Bu halkın bu paraları kendisine baskı için harcanması hâlinde helal etmeyeceğini de mutlaka bildirmek isterim. Kim ki bu paralarla herhangi bir baskıya, bir şiddete maruz kalırsa, hakları, özgürlükleri gasbedilirse bu paraları size, onu kullanan kamu görevlilerine, Hükûmete haram edecektir. Helal harcama özgürlük içindir, insan onuru içindir, demokrasi içindir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

Şimdi söz sırası Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a aittir.

Sayın Beştaş, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüşmekte olduğumuz 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Kamu Denetçiliği Kurumu üzerinde grubumuzun önerilerini ve görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, bütçe görüşmelerine dair başka eleştirilere, zaman kısıtlı ve daha geniş tartışma olanaklarının olması gerektiği yönündeki eleştirilere katılıyorum ama bu kısıtlı süre içinde temel başlıklar hâlinde, biz de bu başlıklar, mahkemeler ve kurumlar hakkındaki görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Buna gelmeden önce, dün muhalefet şerhimizin basılmamasına ilişkin Meclisin, Meclis Başkanlığının ve Bütçe Komisyonunun kararının, daha doğrusu Komisyon Başkanının tutumunun ve bunun, muhalefet şerhimizin fiilen kitaptan çıkarılmasının, kesinlikle, tam anlamıyla bir sansür olduğunu; bütçe kanununun, muhalefet şerhleri olmadan basılan o bütçe kanununun, o kitabın tümüyle sakat olduğunu, aslında tam olarak tekemmül etmediğini; muhalefetin görüşlerini yansıtmayan, sadece Hükûmetin görüşlerini yansıtan bir kitabın, bir tasarının, kanunun hiçbir önemi olmadığını önemle belirtmek istiyorum.

Anayasa ve İç Tüzük’e göre, söz konusu kısıtlılık, kesinlikle, Anayasa’nın 83 ve devamı maddelerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve bizzat bizim Meclis İçtüzüğü’ne aykırıdır. Bu yorum, hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran bir yorumdur ve siyaset alanının, milletvekillerinin, Parlamentonun en özgür tartışma alanı olması gerekirken, burada vatandaşın, halkın tartışmalarını, görüşlerini ifade olanaklarının çok daha ötesinde, geniş bir tartışma olanağı bulmamız gerekirken, siyasetin doğasında bu varken, bizim Yargıtayda, mahkemelerde “ifade özgürlüğü” kapsamında kabul edilen kavramların muhalefet şerhimizde olduğu gerekçesiyle basılmaması Meclisin artık bir sansür uyguladığını, muhalefetin sesini kıstığını, denetim yetkisini elinden aldığını açıkça ortaya çıkarmıştır.

Biz herhalde şunu yapmak zorunda kalacağız: Bütçe kanunu görüşmeleri sırasında sürekli bunu ifade edeceğiz ama Mecliste, yasama organında, halkın iradesini temsil eden en üst kurulda düşüncelerimizi ifade etme olanakları elimizden alınırsa, korkarım ki, bunu mahkemeler önüne götüreceğiz ve diyeceğiz ki: “Biz halkın vekilleri olarak Mecliste görüşlerimizi, bütçe kanunu tasarısı hakkındaki görüşlerimizi, muhalefetimizi bastıramadık çünkü kaba ve yaralayıcıymış. Kaba ve yaralayıcı olduğu için -tırnak içinde söylüyorum- bizim, muhalefetin Hükûmeti denetim yetkisi elinden alınmıştır.” Burada, Parlamentoda düşünce ve ifade özgürlüğünün, olayları nitelemenin sınırlandırıldığı, sansür uygulandığı 2016 Türkiyesi’nde hak ve özgürlükleri nasıl tartışacağız, halkımızın, kamuoyunun takdirine sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayıştayla ilgili birkaç hususta öncelikle görüşlerimizi paylaşmak istiyoruz. Tabii, Sayıştayın varlık nedeni ve amacına ilişkin uzun uzun anlatımda bulunmayı tercih ederdim fakat süre itibarıyla bunu geçiyorum. Tarihsel gelişim içinde devlet gelirlerinin toplanmasına ve giderlerinin yapılmasına izin verme yetkisi yani bütçe hakkı parlamentolara verilmiştir. Parlamentolar da bütçe görüşmeleri aracılığıyla yürütme organına verdikleri yetkilerin, kendi koydukları ilke ve sınırlar içinde uygulanıp uygulanmadığını bütün ayrıntılarıyla denetleme ihtiyacı ve hatta zarureti içinde olmuşlardır. İşte, tam da bu ihtiyacın neticesinde parlamento adına görev yapan uzman ve tarafsız kurumların kurulması gerekliliği hasıl olmuştur. Sayıştaylar işte tam da bu tarihsel gelişim ve ihtiyacın ürünüdür. Günümüzde kamu iktisadi kuruluşlarının, her türlü kamu fonunun özelleştirme işlem ve faaliyetleri, çevre sorunlarının denetimi gibi konular artık sayıştayların doğal denetim alanları içinde yer almaktadır. Hâlihazırda sayıştayların hemen hepsi, kamu kaynaklarının nasıl harcandığı, harcamaların mevzuata uygun olup olmadığı, ne kadar harcandığı gibi klasik sorulara yanıt aramayı sürdürmektedirler. Ancak, bunun yanı sıra, bu kadar harcanmalı mıydı, istenilen hedefe ulaşıldı mı gibi sorulara cevap aramak da sayıştayların gündemindedir.

Fakat son yıllarda, maalesef, birçok alanda olduğu gibi, Sayıştayın da sınırlı denetim imkânı elinden alınmaya çalışılmaktadır. Bu açıdan, 6085 sayılı yeni Sayıştay Kanunu’nda yapılan değişikliklerle iktidar partisi, Sayıştay Yasası’nın en önemli maddesi olan, tüm kurumların denetiminde kritik rol oynayan, “Performans denetimi” bölümünde yer alan ve hesap verme sorumluluğunu pekiştiren ilkeyi ortadan kaldırmıştır. Hâliyle, yapılan bu değişiklik Sayıştay denetçilerinin görevlerini de sınırlamıştır. Bu da Sayıştayın yerindelik denetimi yapamayacağı, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak veya ortadan kaldıracak kararlar alamayacağı anlamına gelmektedir.

Yine, mevcut Hükûmet, Sayıştay denetimini en aza indirgemek adına yasal düzenleme faaliyetlerini devam ettirmiş, 4/7/2012 tarihinde çıkarılan bir torba yasayla Sayıştayın, iş ve işlemlerin etkinliği, ekonomik verimliliği ve benzeri gerekçelerle uygun bulunmadığı yönünde görüş ve öneri içeren denetim raporu düzenlemesini tümüyle yasaklamıştır. Bu kapsamda, Sayıştayın performans denetimi yapamaması, kamu kaynaklarının verimli, etkin ve ekonomik kullanılıp kullanılmadığı konusunda Meclise rapor sunamaması hedeflenmişti fakat Anayasa’ya aykırılık teşkil eden bu hüküm Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Ancak yine de torba yasayla öngörülen bu tutum 2012 yılı Ekim ayında Sayıştayın kamu kurumlarının 2011 yılı çalışmalarıyla ilgili hazırladığı raporu Meclise yeni yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle sunmamasında vücut bulmuş, böylece kamu kurumları ilk kez bir yılı denetimsiz geçirmiştir. Bir sonraki bütçe döneminde de tartışmalar devam etmiş, 2013 yılında Sayıştay raporlarını Meclise göndermişse de Sayıştayın kamu kurumlarıyla ilgili inceleme ve görüş yapmasına olanak sağlayan mali tabloların büyük bölümü Sayıştaya verilmediğinden Sayıştay görüş belirtememiştir. Bu bütçe dönemine de yasaya aykırı olarak fiilen denetimsiz girilmiştir. Hükûmetin tüm bu yaklaşımlarına rağmen, Sayıştayca yapılan sınırlı denetimle dahi birçok yolsuzluk haberi kamuoyuna yansımış ancak ne yazık ki basın sansürü sebebiyle bunlar özgürce tartışılamamıştır.

Bu konuda iki örnek vermek isterim. Örneğin, Sayıştay, geçtiğimiz yıl bakanlıklar, kamu idareleri, düzenleyici ve denetleyici kurullar, üniversiteler, belediyeler ve kamu işletmelerinin de aralarında bulunduğu 157 kurumu denetledi. 2013 yılı denetim raporları Meclise sunulduktan ve ilgili kurumlara gönderildikten sonra Sayıştayın web sitesinde eylül ve aralık aylarının son günlerinde yayınlandı. Meclis adına devlet kurumlarında bağımsız denetim yapan Sayıştay raporları, ihalelerde, kamu harcamalarında ve hizmet alımlarında yaşanan usulsüzlüklerin en azından bir bölümünün ortaya çıkmasını sağladı. Muhalefet olarak geçtiğimiz bütçe dönemlerinde sıklıkla kısaltılmış, kesilmiş, kırpılmış diye itiraz ettiğimiz raporlardaki kısıtlı bilgiler dahi, AKP’nin 2023 vizyonunda hedeflediği “Yeni Türkiye”yi ne biçim bir yolsuzluk batağına sapladığının, emekçinin cebine nasıl göz koyduğunun açık ispatıdır. İşte, bizzat Maliye Bakanlığı, yedek ödenekten aktarılan 38 milyar 364 milyon lira yerine, kanunlara aykırı olarak sadece başlangıç ödeneği olan 949 milyon lirayı kamuoyuna açıklamıştır. Üstüne üstlük, kiraya verilen kıyı alanlarında mevzuata aykırı yapı ve tesisler inşa edildiği, işgaller olduğu, mevzuata aykırı yapıların yıkılamadığı da yapılan saptamalar arasındadır.

Yine, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonunda başrollerde izlediğimiz Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan döneminde, ihracatçı birlikleri müşterek hesabından harcama yapıldığı ve bu harcamaların Bakanlığın mali tablolarında gösterilmediği denetim raporlarında tespit edilmiştir.

SGK’nın mali disipline, Sağlık Uygulama Tebliği’ne, kanunlara uymadığı, başta vakıf üniversiteleri olmak üzere kamu hastaneleri birliği ve kamu üniversitelerine bağlı resmî sağlık hizmeti sunucularına yersiz ödemeler yaptığı ortaya çıkmış, usulsüzlük yapan işverenlere idari para cezaları uygulanmadığı tespit edilmiştir.

Sayıştay denetiminde daha çok ayrıntı var. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı sağlık tesislerinde aşırı fiyatlandırma yapıldığı tespit edilmiştir. Fiyatların aşırı olduğunu ifade ediyorum ama sizin de takdir etmenizi istiyorum bir iki örnekle. Örneğin, bazı kamu hastanelerinin SGK’ya 1,27 liralık iğne ucunu 3,2 liraya; 1,5 liralık eldivenin 3 tanesini 15 liraya fatura ettiği tespit edilmiştir. Buna herhâlde sadece “aşırı fiyatlandırma” demek çok basit kalır. Bunu Meclisin takdirine ve değerlendirmesine sunuyorum. Buna ilişkin, emin olun, o kadar çok örnek var ki… Bu sınırlı denetime rağmen Sayıştayın ortaya çıkardığı yolsuzlukların ve bu fiyatlandırmanın, bütçeye ilişkin çelişkilerin, çok güçlü bir şekilde, aslında, Türkiye yurttaşlarının tartışmasına ve tartışmaya açılmasına ihtiyaç olduğunu önemle belirtmek istiyorum.

Yine, 301 madencinin öldüğü Soma Anonim Şirketinin patronu Alp Gürkan’ın devlete “kömür” diye 780 bin ton taş satarak -taş, yanlış duymadınız- 49 milyon lira aldığı da bu raporlar sayesinde ortaya çıkmıştır. Sayıştay denetçilerinin TKİ’nin sosyal yardımlaşma vakıfları üzerinden yoksullara verilen kömür yardımlarında yapılan usulsüzlüklere dair tespitleri çok ayrıntılı elimizde var -hepinizin bilgisi dâhilindedir, eminim- buna da bir bakmanızı, göz atmanızı önemle öneririm.

Yine, Sayıştayın Meclise sunduğu Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu’nda, bazı bakanlıklarda yasaya aykırı özel hesaplar bulunduğuna, bu hesaplardan yapılan harcamaların muhasebeleştirilmediğine ve kamu idarelerinin mali tablolarında gösterilmediğine dair saptamalar yer almıştır. Yine, Sayıştay tarafından yapılan değerlendirmelere göre, bu hesaplar içerisinde işçi ücretlerinden ceza olarak kesilen paraların toplandığı banka hesabı da bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu konuda, dediğim gibi, örnek sayıları çok fazla, geçiyorum diğer kurumlara. Fakat bu anlattığım verilerin, Sayıştay denetimi sınırlandığı hâlde, bu konuda özel bir çaba gösterildiği hâlde yapılan denetimlerde ortaya çıktığını önemle belirtmek istiyorum.

Şimdi, Anayasa Mahkemesine ilişkin, şüphesiz, Erdem Gül ve Can Dündar kararına ve sokağa çıkma yasağı kararlarıyla, yasaklarıyla ilgili verdikleri kararlara ve geçmişte 367 ve devamı birçok tartışmaya tanıklık ettik. Ama genel satır başlarıyla şunu söylemek istiyorum: Anayasa Mahkemesi de diğer bütün yargı erkleri gibi, mekanizmaları gibi maalesef, yapılan yasal değişiklikler ile müdahalelerle şu anda Cumhurbaşkanlığının ve Hükûmetin büyük oranda denetimi altındadır.

Şöyle bir ülkede yaşıyoruz: Dün değil önceki akşam, basın-yayın özgürlüğü, düşünce, ifade özgürlüğü hakkında Gül ve Dündar kararını veren ve doğru bir karar veren Anayasa Mahkemesi, bir gün sonra Roboski davasını reddediyor; Roboski davasında, 34 insanın Türk savaş uçakları tarafından bombalanan, katledilen davada, 2 tane vekâletin geç intikal etmesi sebebiyle ret kararı veriyor. Sokağa çıkma yasaklarında tedbir kararlarını redde dair oluşturduğu gerekçeye, gerçekten istirham ediyorum, bütün vekil arkadaşlar baksınlar. O AYM kararı ile valiliğin sokağa çıkma yasakları kararları arasında bir fark bulsunlar, ben bulamadım. Aynı gerekçelerle kimlikleri, yaralı olup olmadıkları, nerede oldukları, çıkıp çıkamayacaklarına dair bir tartışmayla yaşam hakkının ihlaline sebep olan bir Anayasa Mahkemesinden söz ediyoruz. Ve Anayasa Mahkemesi, gerçekten, bu ülkede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giden başvuruları engellemek adına bireysel başvurunun kabul edildiği ama son merhalede... İşte, dün saraydan Cumhurbaşkanı sözcüsünün “Henüz beraat etmediler, dava devam ediyor...” Hemen Dündar ve Gül kararından sonra sosyal medyada korkunç bir tepki furyasına tanık olduğumuz ve tarafları kutuplaştırmanın had safhaya vardığı ve mahkeme üzerinden bu tartışmaların yapıldığı, üyeler üzerinden, kim tarafından atandığı, kime yakın olduğu üzerinden tartışıldığı bir dönemde, bir siyasi atmosferde yaşıyoruz.

Ben Anayasa Mahkemesi hakkında şunu söylemek istiyorum ki: Dündar ve Gül kararıyla aldığı alkışı kesinlikle hak etmiyor, ben de bir hukukçu olarak asla bunu takdir etmiyorum. Şüphesiz karar olumludur, Dündar ve Gül’e yapılan kesinlikle büyük haksızlıktır, geçmiş olsun diyorum ama bu, Roboski’de, sokağa çıkma yasaklarında, yaşam hakkı ihlallerinde, işkence uygulamalarında verdiği kararları asla aklamaz; bu, kararlarının siyasi niteliğini, siyasi arka planını asla ortadan kaldırmaz ve Anayasa Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olduğunu asla söyleyebilecek durumda olmadığımızı önemle belirtmek istiyorum.

Yargıtay Başkanlığı hakkında bütçe değerlendirmesi yapılırken doğrusu, yargı bütçesinin Adalet Bakanlığı bütçesinden ayrı tutulması gerektiği yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı bağlamında önemlidir. Tabii, ben büyük bir lüksten söz ediyorum yani imkânsız bir şeyden; bütçe ayrılsın, Adalet Bakanlığına bağlı olmasın, talimat almasın ama içinde yaşadığımız manzara… Hele hele, dün Sayın Başbakanı dinledikten sonra -gerçekten dehşetle dinledim- yani disiplini, saygıyı tekçiliğe indirgeyen, bir ana muhalefet genel başkanını ve partimizi bu kadar üstten, sadece oy almak üzerinde değerlendiren o konuşmayı böyle bire bir dinledikten sonra, demokrasinin denetim yollarının, yargı bağımsızlığının, tarafsızlığının, hele hele temel hak ve özgürlüklerin, denetim mekanizmalarının kurulması gerektiği yolundaki taleplerimizin ne kadar uçuk kaldığını bir kez daha maalesef gördüm. Bu nedenle, Yargıtay Başkanlığında da, Anayasa Mahkemesinde de, diğer bütün kurumlarda da aslolan, işte bunların gerçekten kuvvetler ayrılığı çerçevesinde denetim görevlerini, erklerin tarafsızlığını ve ayrılığını yaşama geçirmemizdir.

Konuşmamın başında da ifade ettiğim gibi, biz halkın vekilleri olarak Hükûmeti denetleyemiyoruz, denetim hakkımız elimizden alınıyor. Yargıtay zaten diğer -aynen Anayasa Mahkemesinde ifade ettiğim gibi- atamalarla, görevlendirmelerle, bütçelerle, tümüyle iktidara bağımlı hâle getirilmiş. Peki, burada demokratik bir yaşamın, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin ve gerçekten -bütçe sebebiyle- o Adalet Bakanlığı bütçesinden ayrık olmasının önemini anlatmamın bir anlamı var mı, emin değilim. Şu nedenle söylüyorum bunları; Yargıtayın iş yükünün azaltılması, bu konuda geç adaletin adalet olmadığı yönündeki yargılar Türkiye gündeminin en önemli başlıklarından biri olagelmiştir ama şunu asla unutmayalım: Yargıtay, pek çok zaman devlet aklını temsil eden bir organ olarak faaliyet göstermiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesini Kürt halkı arasında, Kürt illerinde gidip sormanızı ve görmenizi öneririm. Herkes 9. Ceza Dairesini ezbere bilir, kararlarını ezbere bilir. 1990’lı yıllarda avukatlık yaptığımda, herkes 9. Ceza Dairesinin ne kadar korkunç kararlara imza attığını bilirdi. Bugün, 10’uncu maddeyle görevli özel yetkili mahkemeler kaldırıldığı hâlde 9. Ceza Dairesi hâlâ niye var? Bunu da iktidar buradayken özellikle gündeme getirmeleri için söylemek istiyorum.

Sürem kalmadı, bu nedenle ayrıntılara giremiyorum.

Kamu denetçiliğiyle ilgili de şunu söylemek isterim, Anayasa Komisyonunda söyleme olanağım olmuştu, sayın denetçi de burada: Gerçekten kıyamet koparken, yüzlerce insan ölürken, katledilirken, kadınların çıplak bedenleri teşhir edilirken, 3 aylık bebekler ve anne karnındaki bebeler, ceninler katledilirken kamu denetçisi neden bu incelemeyi yapmadı? Şu ana kadar neyi bekliyor, bunu da kendilerine sormak istiyorum ve tüm Meclisi selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Beştaş.

Söz sırası, Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş’a aittir.

Sayın Erdoğmuş, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır sizin.

HDP GRUBU ADINA NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Cenab-ı Allah’ın önümüzdeki süreçte hepimize kardeşlik şuuru içerisinde bir arada yaşamayı nasip etmesini niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında, dinî inançla ilgili hepinizin bildiği ama tekrarında bir beis görmediğim birkaç hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Malumunuz, dinî inanç yani inanç dünyamız, coğrafyamız ilk insanın tarihiyle yaşıttır. İlk insan olan yani “Hazreti İnsan” olan Hazreti Âdem, ayrıca ilk peygamberdir. Bildiğiniz gibi, ilk insana Yüce Allah 10 sayfalık bir sözleşme, bir metin indirir ve onunla, insanlığın o ortak değerler etrafında buluşmasını temin eder ve beniâdem yani Hazreti Âdem’in çocuklarının hemen ilk kuşağında, Habil ile Kabil arasında bu sözleşmeyle ilgili bir çatışma çıkar. Biz buna, insanlık tarihindeki ilk kardeş kavgası, ilk kardeşlik çatışması diyoruz. Kabil avcıdır, Habil de toplayıcıdır; Kabil’in sözleşmeyi reddetme karakteri var, Habil de sorumluluğunun gereği olarak ölüm pahasına, ölümü pahasına o sözleşmeye bağlılığını ilan eder ve bu şekilde dinler tarihi süregelir.

Yine malumunuz, dinler tarihinde dinler arasındaki problemler, çatışmalar, aslında ayrı dinlerin problemi ve çatışması değil -buraya lütfen dikkat ediniz- dinlerin karşı dinle mücadelesi var yani her dinin kendi diniyle mücadelesi var. Mesela Ali Şeriati buna “Dine Karşı Din.” diyor. İslam tarihinde bunu biraz daha net görebiliriz. Hazreti Peygamber (SAV) Efendimiz’in vefatından sonra artık, yavaş yavaş o ihtilafın yani “eddin” dediğimiz hakiki din ile insanların kendi geleceklerinin teminatı olarak, dünyevi hayatlarının bir geçim kaynağı olarak, siyasi yaşamlarının bir dayanağı olarak geliştirdikleri din arasında çatışmalar süregelmiş.

Ben, İslam tarihindeki ihya ve tecdit hadiselerine girmek istemiyorum. Yalnız, konumuz Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili, bütçesiyle ilgili, konumuyla ilgili, onunla ilgili partimizin görüşlerini beyan etme hususundan ibaret olduğundan bu kısa beş dakikalık süremi de ona ayırmak istiyorum.

Görüşlerimi beyan ederken öncelikle Diyanet mensuplarını bunun dışında tutuyor ve huzurlarınızda hepsine, istisnasız saygılarımı sunuyorum. Ancak, Diyanet dediğimiz zaman -ben de bir Diyanet mensubu olarak- bir madalyona benzetebiliriz. Bu madalyonun iki yüzü var değerli arkadaşlar; bir yüzünde resmiyet var, otorite var, otoriteye bağlılık var, suskunluk var ve dolayısıyla Diyanet-siyaset ilişkisinin problemleri var. Yani, Diyanet-siyaset ilişkisinin sınırlarını çok iyi belirlemek gerekiyor çünkü bu sınırlar çok hassas. Eğer bu hassas sınırlar belirlenmez, tayin edilmezse o zaman -açık söyleyeyim- dine yazık etmiş oluruz. Madalyonun bir yüzü bu, fazla ayrıntısına gitmiyorum. Eminim ki şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarında oturan sayın milletvekili arkadaşlarımızın da iktidara gelmeden önce en çok eleştirdikleri husus buydu, yani Diyanetin, siyasetin kontrolünde olması; daha açık bir ifadeyle, devletin, dini, Diyanet kanalıyla, Diyanet vasıtasıyla kontrol etmiş olmasıdır. Bu, kabul edilemez, iktidar kimin olursa olsun.

Bugün, Diyanet İşleri Başkanlığı kurum olarak sizlerin siyasi dünya görüşlerinize ters düşmese de sizin bu gerçekle ilgili tutumunuzun değişmemesi gerekiyor değerli arkadaşlar. Bu madalyonun bir yüzü. Sürem çok kısa, fazla değinemeyeceğim.

Madalyonun diğer yüzü var değerli arkadaşlar. O diğer yüzünde de ötekiler var yani Diyanetin ötekileri var, diğer inanç grupları var, diğer dinler var; Hristiyanlar var, Museviler var ve yine Aleviler var, Ezidiler var.

Bakınız, sadece, Ezidilerle ilgili yaşanan bir hadiseyi örneklemek ve sizinle paylaşmak istiyorum.

Malumunuz, Şengal’de, IŞİD saldırıları sonucu Ezidiler çok büyük bir katliama uğradılar ve Diyarbakır’da onlar için bir kamp kuruldu. O kampı ziyaret eden bir Adalet ve Kalkınma Partisi heyetinin temsilcisinin rivayetini sizinle paylaşmak istiyorum, ismi ben de mahfuzdur, isterlerse onu da arz edebilirim. Dedi ki o arkadaşımız: “Biz Ezidi kampına gittik, oradaki tehcir edilen, göçe zorlanan insanları ziyaret ettik. Ziyaretimiz esnasında ezanışerif okundu, ‘Allahuekber’ denince bir Ezidi çocuk, takriben 7 yaşlarında bir çocuk koşarak kendisini annesinin kucağına attı ve annesi mahcup bir şekilde ‘Allahuekberi duyunca bizi kesmeye geliyorlar.’ şeklinde algılıyor, kusura bakmayın.” dedi. İsim verebilirim size. Bizim bugünkü manzaramız budur değerli arkadaşlar.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Senin sayende oldu bu.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Birleştirici olun, birleştirici.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – İzniniz olursa sözlerimi tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

Buyurun Sayın Erdoğmuş.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ayrılık tohumları atmaya, fitne tohumları atmaya kimsenin hakkı yok.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Sonuç olarak bakınız, temel kaynaklarımız Kitap ve sünnettir. Kitap’ta öncelik farzlardır, sünnet de Hazreti Peygamber Efendimiz’in yoludur. Bugün, bu yolun yolcuları olarak yolu şaşırmış, yolu kaybetmiş ve sünneti âdeta takip edemez bir duruma gelmiş İslam dünyası.

Yine farzlarda… Ben bir örnekle sözlerimi bitirmek istiyorum: Biliyorsunuz ki Kitap’ta esas olan farzdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Farz da iki kısma ayrılır; farzıayn, farzıkifâye. Şu anda bölgede iki farzla ilgili iki problemi arz etmek istiyorum. Birincisi, farzıkifâye dediğimiz zaman akla cenazeler, definler, kefenler gelir.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Senden öğrenmeyeceğiz farzı. Boş versene ya! Allah Allah…

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Eğer, şu anda defnedilememiş cenazeler varsa…

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Senden öğrenmeyeceğiz farzıaynı, farzıkifâyeyi; biz biliyoruz onları.

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş, süreniz doldu, lütfen toparlayın.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – …kefenlenmemiş ölülerimiz varsa, namazı kılınmamış cenazeler varsa bir farzın terk edildiğini görüyorum.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Şehitleri de söyle bir kere ya, şehitleri de söyle! Askeri, polisi de bir kere rahmetle an ya, şurada!

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Farzıaynla ilgili de son dönemlerde, bölgedeki camilerde cuma namazında birtakım problemler yaşanıyor. Bakınız…

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş, süreniz dolmuştur, lütfen toparlayın. Lütfen…

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum.

Cami cemaatinin cuma namazında camiyi terk ettiğine şahit oluyoruz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yalan söylüyorsunuz, yalan söylüyorsunuz! Daha dün Van’daki merkez camisi hocası buradaydı ve sizin yalanlarınızı, gelip burada… Hatta, eski bakanlarımıza da anlattı. Yapmayın!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, tamam, anlaşıldı.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Saygılı olun biraz ya, ayıp! Saygılı olun biraz.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Yakışmıyor, yakıştırmıyorum ben size.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Erdoğmuş, lütfen, siz de toparlayınız.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yapmayın! Yalan söylüyorsunuz!

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Ben size yakıştırmıyorum sadece bu kadarını söylüyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Cemaatin camiyi terk etmesi olmaz, yalan söylüyorsunuz.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Yakışmadı bu. Bu size yakışmadı.

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş, lütfen… Lütfen…

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Biz de sana yakıştıramıyoruz Sayın Konuşmacı, Sayın Vekil.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Sözlerimi tamamlıyorum. Cuma namazında camide hutbelerden rahatsız olan cemaatler, yavaş yavaş şu anda basına yansıyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Allah bilir, tehdit ediyorsunuzdur. Allah bilir, tehdit ediyorsunuzdur.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Bir sahabenin sözüyle huzurlarınızdan ayrılıyorum. Enes bin Mâlik, Emeviler döneminde şöyle hitap eder o günkü mümin topluluğa ve sahabelerden hayatta olanlar var, der ki: “Hazreti Peygamberden namazın dışında hiçbir eser artık, ortada kalmadı ama siz, namaza da yaptığınızı yaptınız çünkü Emeviler döneminde camilerde…

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş, tamam…

Yeter artık Sayın Erdoğmuş, lütfen...

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – …ehlibeyte hakaret ediliyordu.” (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam. Olmadı, olmadı!

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, anlaşıldı, anlaşıldı.

BAŞKAN - Sayın Erdoğmuş, lütfen…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Arkadaşlar, sakin olun, bu sözlerin hepsini PKK’ya söylüyor, camilerin hedef alınmadığını söylüyor…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erdoğmuş.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Sözlerimi tamamlayamadan hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Kürt çocuklarını dağa yolladınız!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Propaganda olmaz burada. Kandil’de ver hutbeyi, Kandil’de devam et!

BAŞKAN – Sayın Erdoğmuş, sayın milletvekilleri; herkesin ne kadar süreyle konuşacağını sizin kendi içindeki anlaşmanıza göre gruplar bize bildirmiş durumda. Dolayısıyla, sözlerinizin bitimini süreye göre ayarlarsanız siz de rahat edersiniz, bitirirsiniz, biz de rahat ederiz ve böylece verimli bir çalışma ortamı sağlamış oluruz.

Söz sırası, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’e aittir.

Sayın Bilgen, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin süreniz on beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben öncelikle bir hatırlatmada bulunmak istiyorum, o seçim meydanlarında bize salladığınız Kitap’ta -hani bizim partimiz dinsiz, dindarlar sadece sizde ya- müminlerle ilgili… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Dinleyin şimdi, bakalım cevap verebilecek misiniz?

…müminlerle ilgili diyor ki: “Onlar bütün görüşleri dinler, en güzeliyle amel ederler.” Ama, bir de münafıkları tarif ediyor: “Onlar da seslerini yükseltirler, bağırırlar ki gerçekler ortaya çıkmasın, başkasının sesi duyulmasın diye.” (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sizin yaptığınız gibi.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Tercih sizin… Tercih sizin…

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) - O sensin işte!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ben iki ahlakı tarif ettim. Eğer o Kitap sizin için bir şey ifade etseydi bana cevap yetiştirmeye çalışmazdınız. Şimdi dinlersiniz… Dinleyin şimdi, dinleyin, dinleyin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Peki, dinleyin.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Münafıkça konuşuyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ben de Hocalı katliamıyla birlikte, bir başka katliamın…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sabah akşam burada bağırıyor çağırıyorsunuz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana)- Ya, sus be!

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ayıptır ya!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Sayın Metiner, dinle! Ben senin sözünü hiç kestim mi şimdiye kadar?

Sayın Başkan, susturacak mısınız, ben mi susturayım?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana)- Sayın Başkan, müdahale edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyelim.

Sayın Bilgen, siz de Genel Kurula hitap edin, şahsiyatla uğraşmayalım lütfen.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bir dini kullanmadığınız kalmıştı.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ben Kur’an’dan bir hatırlatma yapıyorum, siz, tam o Kur’an’daki tarife uygun tepki veriyorsunuz, ayıp ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Daha neden bahsedelim size?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Genel Kurula hitap ediyor Sayın Başkan. AKP’yi uyarın, niye bizi uyarıyorsunuz!

BAŞKAN – Ben sizi de uyarıyorum, herkesi uyarıyorum, sayın milletvekilleri diyorum.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Kur’an’dan bahsediyorum. Daha ne var sizin için? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Peki, bağırın siz, siz bağırın! Size yakışanı yapın siz, bağırın! Bağırabildiğiniz kadar bağırın!

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen müdahale etmeyelim.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Belki gerçekleri böyle örtersiniz. Ama, azıcık ahlakınız olsa dinlersiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Nerede o ahlak!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ahlak dersi vermeyin!

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sen bizlere ahlak dersi veremezsin!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Sayın Başkan, süreme ekleyeceksiniz sanırım.

BAŞKAN – Sayın Bilgen, lütfen buyurun.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Çünkü, engellendi, konuşamıyorum.

BAŞKAN – Buyurun, siz konuşun.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Takdir sizin.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Hayır, konuşmadı. Nerede konuştu Sayın Başkan?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Daha konuşmasına başlamadı ki Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Orayı susturun o zaman.

BAŞKAN - Siz bırakırsanız, hatibiniz konuşacak. Müdahale etmeyin, lütfen müdahale etmeyin. Hiç kimse müdahale etmesin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Niye Metiner’e söylemiyorsun!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bugün bir yıl dönümü daha aynı zamanda. Roboski’de 34 çoğu çocuk sivilin hayatını kaybetmesinin üzerinden tam elli ay geçti. Bir tek kişi yargılanmadı, bir tek ciddi soruşturma yok yani meşhur ifadeyle faili meçhul. Suçları neydi? Sınırda 50 lira kazanabilmek için, karın kışın içerisinde benzin taşımak, şeker taşımak, çay taşımaktı.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Kaçakçı kaçakçı!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Kaçakçıydı, evet, doğru ama başka kaçakçıların yargılanamadığı bir ülkede onlar 50 lira için bedelini hayatlarıyla ödediler. Annelerinin kucaklarına başka bir kol, başka bir ayak bırakıldı ama kimse yargılanmadı.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sen, Kandil’in Roboskilerini de gör o zaman.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Devlet kaçakçıları uçaklarla mı vuruyor bu ülkede?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu kadar patlayıcı, silah nereden?

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Uçaklarla mı vuruyor kaçakçıları devlet? 15 yaşındaki çocuğu uçakla vuran bir devletin milletvekili olarak utanmanız lazım ya!

MEHMET METİNER (İstanbul) – Onlarca Kürt’ü katlettiniz be!

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen… Lütfen, sayın milletvekilleri…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Dinleyin, dinleyin Sayın Metiner, hoşunuza gitmeyecek başka şeyler de var. Şimdi dinleyin, ben konuşma içeriğimi değiştireceğim. Değiştireceğim konuşma içeriğini, dinleyin.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Sayın Vekil, bu kadar patlayıcı silah nasıl giriyor memlekete?

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bakın Hanımefendi, bakın… Halep’i kim bombaladı? Niye IŞİD bombaladı demiyorsunuz Halep’i? Niye Nusra bombaladı demiyorsunuz? PYD bombaladı demiyorsunuz. Çünkü, Halep’i ancak elinde uçağı olanlar bombalar değil mi? Çünkü, bakıyorsunuz şehir harap olmuş, “Bu, ancak uçaklarla bombalanır.” diyorsunuz. Peki, Halep söz konusu olduğunda “Bunu ancak uçağı olan devlet yapar.” diyorsanız, niye Cizre’deki camiye, Sur’daki camiye baktığınızda “Ya, burada top mermisi var, burada tank mermisi var.” niye diyemiyorsunuz?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Camiyi yakıp bir de suçlama!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Yoksa, siz de, Çiller gibi örgütün helikopterlerinin mi camiyi bombaladığını düşünüyorsunuz? Öyle mi acaba, olabilir.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Camiyi yakıp da yıkıp da sonra da suçlama.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Olabilir, sizden öncekiler öyle yaptılar.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Doğru konuş orada!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ha, bakın onun çözümü bellidir. Medeni ülkelerde komisyon kurarsınız, gider, araştırır. O komisyon araştırma önergesiyle kurulmuşsa burada zaten çoğunluk sizde, İnsan Hakları alt komisyonuyla kurulmuşsa yine çoğunluk sizde; gider, inceler, araştırır bir rapor sunar, kamuoyuyla paylaşır, kamuoyu da öğrenir. Eğer örgüt yapmışsa çıkarız, burada hep birlikte kınarız camiye kim zarar veriyorsa. Ama, başka bir şey çıkarsa siz de manevra yapmayacaksınız, yan çizmeyeceksiniz. Var mısınız böyle bir komisyonun kurulmasına? Neden içeriye koşturup ellerinizi kaldırıp bu komisyonların kurulmasını engelliyorsunuz? Bir eksiğiniz mi var, bir ayıbınız mı var? Oraya gitmekten niye utanıyorsunuz? Ama “Alt komisyon kurulsun.” diye gündeme getiriyoruz, CHP milletvekilleri öneriyor, sizin vekilleriniz diyor ki: “Can güvenliğimiz yok.” Sizin canınız çok değerli çünkü, bizim canımız çok değerli.

HASAN TURAN (İstanbul) – Hiç kınadınız mı, örgütü kınadınız mı?

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Orada çocuklar ölüyor, kadınlar ölüyor, asker ölüyor, polis ölüyor, onların canının hiçbir değeri yok, ama sizin, bizim canımız çok değerli, biz oraya gidemiyoruz ama buradan ahkâm kesiyoruz. Kimin yaktığına dair, kimin bombaladığına dair her gün gazetelerinizde ahkâm kesiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Hazreti Ömer’le ilgili meşhur misaldir: Hutbeye çıkar, hutbe okumaya çalışır, hutbe okumaya çalışır.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ayhan bunlardan bahsetme, bunlar seni aşar!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ama cemaat dinlemez Nurettin Bey, cemaat dinlemez. Derler ki: “Ey Ömer -üzerindeki entari, hani sizin vekilleriniz erkeklere giydiriyorlar ya, entari, Hazreti Ömer de entarisiyle çıkıyor, Halife, 2’inci Halife- vallahi seni ne dinleyeceğiz ne de itaat edeceğiz, ta ki üzerindeki entarinin hesabını verene kadar.” Ömer dönüyor…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ayhan, Ömer’den bahsetme…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Vallahi, senin hoşuna gideni bahsetmek gibi bir görevim yok. Sen, kimin hoşuna gideni söyleyeceksen burada gelip söylüyorsun zaten. Ben kendi bildiğim doğruyu, vicdanımın sesini söylüyorum Nurettin Bey. Ha, ben kendi vicdanımın sesini söylüyorum.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Hazreti Ömer’den bahsetme!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Hazreti Ömer’le ilgili hikâyeden niye rahatsız oluyorsun? Bırak herkes dinlesin, vekilleriniz de öğrensinler. Rahatsız olma bundan.

“Vallahi ne dinleriz ne itaat ederiz, ta ki üzerindeki elbisenin hesabını verene kadar.” diyorlar. O da oğluna dönüyor. Oğlu Abdullah kalkıyor diyor ki: “Beytülmalden benim payıma düşen ile babamın payına düşeni birleştirdik ve babama, Halifeye elbise böyle çıktı.” Hadise bu.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Oğlan İtalya’da!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Beytülmal ile siyasetin meşruiyeti arasındaki ilişki bu, hesap sorma hesap verme ahlakı bu, şeffaflık bu. Bırakın entariyi, bırakın elbiseyi dün Başbakan ana muhalefet liderine diyor ki “Kasetle gelen Genel Başkan.”

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yanlış mı söyledi?

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Şimdi, orada hiç olmazsa bir ahlak var, kaset çıktığında istifa ediyorlar ama sizinle ilgili “tape”ler çıkıyor hiçbir şey olmamış gibi “montaj” diyerek, “uydurma” diyerek…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynen öyle.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - …“darbe yapıyorsunuz” diyerek üzerine yatıyorsunuz. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) Ee, şimdi arada bir fark var ama kaldı ki dünyanın her yerinde özel hayatın gizliliği diye bir şey var. Eğer bir ülkede bir siyasi partinin ya da başka bir siyasi partinin -MHP de biliyorsunuz benzer bir mağduriyet yaşadı- genel başkanının özel hayatı, yatak odası kayda alınıyor ve yayınlanıyorsa orada Başbakana düşen görev özür dilemektir, utanmaktır. Onun kendisini ilgilendiren, ailesini ilgilendiren boyutu onunla ilgilidir ama bu ülkenin istihbarat birimleri varsa, güvenlik birimleri varsa iki şey söz konusudur demokratik ülkelerde; birincisi, ya o istihbarat birimlerinin, güvenlik birimlerinin o kaydın alınması ve yayınlanmasında payı var mı diye araştırılır, etkin ve ciddi bir araştırma yapılır ya da ihmali var mı diye en azından bir cezalandırma yapılır. Şimdi, ikisi de yok ve siz çıkıyorsunuz, kürsüden “Kasetle gelen Genel Başkan” diye laf atabiliyorsunuz. Bu, işte siyasetin sorumluluk algısıyla ilgili bir şey.

Başka bir vaka daha anlatayım isterseniz, bir vaka daha anlatayım; bu da çok hoşunuza gitmeyecek çünkü hırsızlıkla ilgili. Mahzunoğullarından Fatıma… Meşhur hikâyedir, Mahzunoğullarından Fatıma’nın hırsızlık yaptığı iddia ediliyor, yargılanacak ve cezası da malum. Peygambere geliyorlar, diyorlar ki: “Ya, bu ünlü bir aile, şöhretli bir aile, hatırlı bir aile, itibarlı bir aile dolayısıyla hırsızlık cezasını buna uygulamasak, buna özel bir durum uygulasak.” Peygamber ne cevap veriyor? “İtalya’ya doktoraya gönderin.” demiyor. Diyor ki: “Kızım Fatıma bile olsa yargılanacak ve cezasını görecek.” diyor. Aldınız mı cevabınızı?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz öyle bir gelenekten geliyoruz, merak etmeyin.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, buna da “yasa önünde eşitlik” diyorlar, modern hukuk böyle diyor, hoşunuza gitse de gitmese de.

Çalınan parayla hayır olmaz, şaibeli parayla vakıflara hayır yapamazsınız.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Peygamber katline ne diyor, kan dökenler için ne diyor, onu anlat.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ve daha fecisi tirajı sıfıra yakın gazetelerde tetikçi kalemşorlar tutarak muhalefet partisine hakaret ettireceksiniz, sonra da… Bu gazeteleri nasıl ayakta tutuyorsunuz? Kamu bankalarından aktarılan reklam giderleriyle.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz öyle mi yapıyorsunuz?

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Peki, bizim buna rızamız var mı? Böyle bir demokrasi olur mu? (HDP sıralarından alkışlar) Yani bu gazetelerin tirajları kaç, nasıl ayakta duruyorlar bu gazeteler? Yani bir izahı var mı bunun? Peki, bu bankalar bu reklamları bu gazetelere aktardığı gibi, mesela muhalefet yapan gazetelere aktarıyor mu? Yok böyle bir şey. Ama devir sizin devriniz, tercih sizin, sonuçlarına katlanacaksınız tabii. Ama dünya böyle yapmıyor. Mesela Amerika’da Peace Institute var -Barış Enstitüsü- Amerikan dış politikasını eleştirmek için kurulmuş bir enstitü. Dışişleri Bakanlığı para veriyor ki Amerikan politikasını eleştirsin diye. Almanya’da bütün partilerin vakıflarına -sizin haberiniz olmayabilir ama böyle vakıa- para aktarılıyor, ister Hükûmette olsun ister muhalefette olsun. Almanya’nın çıkarları için, parti ayrımı gözetmeksizin -ister komünist parti ister Hristiyan demokrat, sosyal demokrat- bu partiler uluslararası çalışma yürütsünler diye fon aktarılıyor.

Şimdi, gelelim bizim İnsan Hakları Kurumuna. II. Mahmut Dönemi’nin meşhur bir Bekri Mustafa fıkrası vardır, biliyorsunuz, Bekri Mustafa’ya sormuşlar: “Abdestsiz namaz olur mu?” diye. Bekri Mustafa da “Biz kıldık, oldu.” demiş. Şimdi, bizim İnsan Hakları Kurumumuz tam böyle. Dünyada Paris Prensipleri diye bir şey var. Bu kurumlar kurulurken kurul nasıl oluşuyor, yeterince bağımsız mı, Hükûmete, devlete rağmen insan haklarıyla ilgili duyarlılığına halel gelmeyecek kişiler nasıl seçiliyor; ölçü bu. Cenevre’de de bir akreditasyon merkezi var. Yani bu kurulu kuran ülkeler, bu kurumları oluşturan ülkeler gidiyorlar Cenevre’ye başvuruyorlar, diyorlar ki: “Bizim kurumumuz sizin evrensel standartlarınıza uyuyor mu, Paris Prensiplerine uyuyor mu, uymuyor mu?” Peki, biz başvurduk mu? Başvurmadık, başvuramayız, başvurmaya yüzümüz yok çünkü bizde kurulun üyelerini Başbakan, Hükûmet, Cumhurbaşkanı atıyor; bizdeki sistem böyle. Şimdi, siz “Biz yaptık oldu.” mantığıyla bu kurumları kurarsanız, vallahi, ne dünya ciddiye alır ne Türkiye kamuoyu.

Ülkede, sokakta insanlar ölüyor. 200 tane tavuk ölse bir başka ülkede insan hakları kurumları onunla ilgili bir inceleme başlatırlar, bir çalışma yürütürler; Meclisteki insan hakları komisyonu bir şey yapar değil mi, milletvekilleri bir şey yapar “Bu 200 tavuk niye öldü? Kim öldürdü?” diye bir çalışma yapar herhâlde ama bizde ne yazık ki bu kurumların böyle bir şey yapma şansı yok. Çünkü biz bu kurumları oluştururken, değerli milletvekilleri, bırakın üyelerini Hükûmete bağlı olarak atamayı, başkanlarını kendilerinin seçebileceğine dair bile güven taşımıyoruz, onun için de başkanlarını da biz atıyoruz. İnsaf yahu! Yani dünyanın en saygın kurumlarından birini kurduğunuzu iddia edeceksiniz, sonra da o kurulun üyelerinin -ilkokul çocukları bile sınıf başkanlarını seçiyorlar- onların kendi başkanlarını seçebileceğine biz inanmıyoruz. Başkanı, yetmiyor, başkan yardımcılarını da biz belirlemeye kalkıyoruz. Şimdi, eğer ayıbınız varsa, insan haklarıyla ilgili zaaflarınız varsa o zaman “Her yeri ben dizayn edeyim, her yeri ben düzenleyeyim ki bu kurumlar sakın ola ki hakka, hakikate dair bir çalışma yapmasınlar, iktidara rağmen bir gerçeğin ortaya çıkartılmasına dair sorumluluk almasınlar.”

Değerli milletvekilleri, biraz önce diğer konuşmacılarımız da söyledi. Bir televizyon kanalı, IMC TV Survivor yayınladığı için değil -Sayın Cumhurbaşkanıyla çok iyi geçinip televizyon kanalları kuranlar ve hani Survivor yayınları yapanlar var ya, onlar gibi değil- evlilik programları yaptığı için falan da değil, sadece muhalif yayın yaptığı için savcının ihbarıyla…

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Terör, terör!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Şimdi, ona da geleceğim sabrederseniz göreceksiniz.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Terör terör, muhalif değil.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Sabredin göreceksiniz.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Türkiye'nin kalbine hançer vurmaya çalışıyorlar.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Tabii, tabii, sabret anlayacaksın şimdi.

Savcı sadece ihbarda bulunuyor. Savcı iddia makamıdır, değil mi? Biz öyle biliyoruz yani bize kitaplarda -değil mi Naci Hocam- öyle öğretiyorlar, iddia makamıdır. Savcı TÜRKSAT’a yazı yazıyor, sadece bu kadar. Yargılama yok, savunma yok, denetleme yok, hiçbir şey yok. Sonra TÜRKSAT’ın Pazarlama Müdürü karar veriyor ve lisans iptal. Buyurun… Şimdi, gerekçe ne? Terör propagandası. Değerli arkadaşlar, siz yaptığınız iyi şeylerden de habersizsiniz. Yine, sizin Hükûmetinizin zamanında terör propagandası suç olmaktan çıkarıldı, bunun yerine aslında ondan daha feci yorumlanan bir şey getirildi, “Örgütün üyesi olmamakla birlikte amacına uygun hareket etmek.” diye bir şey yani dolayısıyla savcı hangi hukukla ve yargılama olmaksızın bir televizyon kanalını nasıl kapatıyor? Buna dair durumu size havale ediyorum.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Düşünce suçudur, düşünce!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ama, başka bir suç işliyorsunuz, daha vahim bir şey var: Bu yetki, anayasal bir kurum olan RTÜK’e ait; bu yetki, lisans iptali yetkisi RTÜK’e ait. Anayasal kurumların…

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Suistimal ediyor.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ya, suistimal ediyor diye başkası mı o hakkı kullanacak? Böyle bir hukuk devleti olur mu?

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Milleti zehirliyorsunuz, gençleri zehirliyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama lütfen hatibin insicamını bozmayalım.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – E, o zaman “zehirlemek” diye ceza yasalarımıza bir şey koyun, siz de o zehri temizleme görevini yapın oturduğunuz yerden kendi kalemşorlarınızla. Ama, bir şeyi anlayın, bakın, diyorum ki: RTÜK’ün yetkisini başkası kullanıyor. Niye? RTÜK’te başka partiler de var. Yani, nispeten aslında insan hakları kurumlarının oluşması gerektiği gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN BİLGEN (Devamla) – …oluşmuş kısmen. Dolayısıyla orada…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Zaman verin zaman, çok zaman çalındı.

BAŞKAN – Ben daha süreyi uzatmayacağımı daha önce de söyledim. Herkese aynı şekilde davranacağım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama, Sayın Başkan, engellendi, engellendi!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Sayın Başkan bitirmeme…

BAŞKAN – Hayır, takdir bizim Sayın Bilgen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, Sayın Başkan, kötü emsal oluşturuyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Bilgen, sözlerinizi lütfen tamamlayın.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Sayın grup yönetimi, bunu engelleyen bir şey yapmadınız. Sayın Başbakan dün de burada ahlak dersi veriyordu değil mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bakın başka biri de engellenir o zaman. Kötü emsal teşkil ediyorsunuz.

BAŞKAN – Müdahale etmeyin Sayın Yıldırım.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, sözü kesildi ama!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ya, bir buçuk iki dakika konuşamadı Sayın Başkan.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bizim partimiz konuşurken “Susturun onları.” diyordu. Takdir sizin.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, konuştu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Konuşmadı!

BAŞKAN – Bu tür sataşmalara dönük olarak ben de defalarca ikazımı yaptım. Lütfen.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bu kadar engellenmeye rağmen, bu kadar sataşmaya rağmen…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, peki, biz de aynı şekilde mi konuşturalım başkasını?

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Meclis sizin, görev sizin, devir sizin! O şekilde yapın.

BAŞKAN – Herkese aynı şekilde davranıyorum Sayın Bilgen, herkese…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Nerede aynı şekilde davranıyorsunuz? Oradan bağırıyor, bizi uyarıyorsunuz ya!

BAŞKAN - …tüm konuşmacılara, lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Esasen bütün konuşmaları dinlemek ve cevap vermemek üzerine bir yaklaşıma sahiptik fakat Ayhan Bey, sanıyorum biraz da kendisine buradaki laf atmalar dolayısıyla hayli provokatif bir konuşma yaptı ve Başbakanı, AK PARTİ Grubunu suçlayan, bu kaset meselelerinin de içinde geçtiği sataşmalarda bulundu. Bu çerçevede 69’a göre iki dakika söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, tam olarak ne dedi, onu alabilir miyim, lütfen? Grubu ilzam eden…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, yani CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’na ilişkin olay dolayısıyla Sayın Başbakanın burada dile getirdiği eleştiri bağlamında, mukabil bir hırsızlık iddiasına ilişkin ahlaki tavırda bulunmadığı iddiasında bulundu.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, lütfen iki dakikalık süre vereceğim ama yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan, iki dakikasını yediler, vermiyorsunuz!

BAŞKAN - Lütfen, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sizin tavrınızı protesto ediyorum! (HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Kusura bakmayın, grup başkanına varsa böyle bir şey, bütün grup başkan vekillerine…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sizin tavrınızı protesto ediyorum! Ayıp ama ya!

BAŞKAN – Sizin yaptığınız ayıp!

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Senin yaptığın ayıp! Sizin ki ayıp!

BAŞKAN - Lütfen, müdahale etmeyin!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hak ihlal ediyorsunuz, hak kullandırtmıyorsunuz, hak kullandırtmadınız!

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; öncelikle şunu belirteyim: Burada hangi gruptan arkadaş konuşursa konuşsun tabii ki görüşlerini anlatacak. Bu oturduğumuz yerden laf atma, cevap verme zaman zaman hepimizin yaptığı işler ama bu abartıldığında aslında konuşmacının da adrenali yükseliyor ve bir mantıki insicam içerisinde konuşmaya çalışırken biraz kastını da aşan konuşmalar olabiliyor, geneli için söylüyorum. Buna lütfen hepimiz dikkat edelim arkadaşlar, önce bunu belirteyim.

Sayın Ayhan Bey bu kaset meselelerine girdi ve bunun üzerinden bize ahlak dersi vermek istedi ama kaset işine giren ahlaksızlarla kol kola girdiklerini unuttu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ahlak, sadece başkalarına söylenen bir iş değildir, size de yükümlülük getirir ama en kolayı başkalarına ahlak dersi vermektir; bunu yapmamak lazım.

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Siz de vermeyin ahlak dersi, siz de vermeyin bize. Siz de verecek durumda değilsiniz!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu hırsızlık, uğursuzluk meseleleri dünyanın en kolay dedikodu ve söylenti tarzıdır, hele ki siyasette.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Doğru ama!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ne doğru?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Doğru tabii ya! “Tape”ler var “tape”ler, milyonlar izledi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu konulara ilişkin iktidar-muhalefet ilişkisi içerisinde böyle polemikçi bir üslupla değil, hukuk temelinde bakmak lazım. Hukuk temelinde bakarsanız bütün bu işler hukuki süreçlerini tekemmül etmiştir ama siz hâlâ bir bardak suda fırtına koparmaya çalışıyorsunuz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hangi hukuki süreçler?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Adamların günahı yoksa niye istifa ettirdiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın hatip konuşurken bizim konuşan arkadaşımızı ve grubumuzu ifade ederek, kasetle ilgili, bizim de onlarla kol kola girdiğimizi ifade etti ve direkt bizim partimize yönelik bir sataşmada bulundu. Söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Sayın Bilgen, buyurun.

2.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “İktidar ateşten gömlek giymektir, elinizde bir avuç kor taşımaktır.” Böyle benzetiyor sizin de, benim de değer verdiğim referans odaklarımız ama iktidar aynı zamanda tahammül göstermeyi bilmektir. Muhalefet yanlış yaparsa günahının bedelini kendisi öder; toplum takdir eder, beğenir, beğenmez, oy verir, vermez, cezalandırır, neyse ama iktidar yanlış yaparsa, iki mesaide çalışıp evine helal lokma götürmeye çalışan işçinin parasını birilerine peşkeş çekerse, denetletmezse, izletmezse, yargılatmazsa onun bedelini bütün bir ülke öder. Bakın, dün bize “Siyaset bilimi başarıdır.” diyerek Mülkiyedeki ilk ders notlarından bahsettiniz. Ben de Mülkiyeliyim. Ama Sayın Bostancı, o, Machiavelli’nin siyaset felsefesi. Ben sizden Machiavelli’nin başarıya endeksli siyasetini değil, arrivizmi değil, “Hedefe ulaşmak için her yol meşrudur.” siyasetine dair örnekler vermeyi değil, etik değerlere dair hatırlatmalar yapmanızı tercih ederdim çünkü sizin ihtiyacınız olan o, belki hepimizin ihtiyacı olan o. Çünkü, değerlerin artık bu dünyada hiçbir karşılığı yok, hedefe ulaşın da nasıl ulaşırsanız ulaşın; gazetecileri besleyin, korkutun, kaygılandırın ama başarılı olun. İktidarda olmak çok büyük bir marifet değil, aslında ağır bir yük, ağır bir vebal, ağır bir sorumluluk ama o sorumluluğu kaldıramazsanız ve iktidar olmanın olgunluğuyla hesap verme ve hesap sorulmasına dayalı bir siyaset yürütmezseniz sonra kendi düşen ağlamaz. Takdir sizin.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aslında bütçenin ilk günü Meclisin yerleşik uygulamalarına saygılı ve uygun şekilde gitmek gerekiyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu nedense -grup başkan vekillerinin iradesi dışında olduğu açık çünkü oradan o tekzibi dinledik- bu teamüllere uygun davranmadılar, sataşmalar oldu. Grubumuzu hiç ilgilendirmemesi gereken bir konuda da nedense Sayın Naci Bostancı grubumuzu, Sayın Genel Başkanımızı ve dün pek de Başbakana yakıştırmadığımız bir üslupla ifade edilen kelimeleri tekrarladı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Size herhangi bir şey söylemedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu konuda grubumuz adına cevap hakkını kullanmak isteriz.

BAŞKAN – Sayın Özel, söz vereceğim, bir saniye.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Meclisimizin İç Tüzük’ü açık, Meclisimizin teamülleri açık; bütçe görüşmelerinde birbirimizin görüşlerine katılmak zorunda değiliz ama saygıyla herkesin, ne kadar aykırı bir fikir olursa olsun, yerinde dinlemesi, kürsüdeki hatibin insicamını bozmaması, hangi gruptan olursa olsun, görüşlerine katılalım, katılmayalım, bu saygıyı azami derecede göstermesi gerekiyor. Eğer, zaten gruba ya da şahsa yönelik bir sataşma olursa ki bu da aslında bütçe uygulamalarında çok sık rastlanan bir şey değil, velev ki çok ciddi bir sataşma olursa onu da bizler takdir ederiz, gerek gördüğümüzde zaten o sataşmadan dolayı da söz veririz. Ne olursunuz, hangi gruptan hangi sayın konuşmacı olursa olsun tüm milletvekillerimizin saygıyla konuşmacıyı dinlemelerini istirham ediyorum.

Sayın Özel, size de iki dakikalık bir süre veriyorum. Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize iyi çalışmalar diliyoruz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak.

Zaman zaman söylüyor “Meclisi İnternet’ten de olsa takip ediyorum.” diye; inşallah, Sayın Başbakan Meclisi takip ediyordur. Dün, grubunun söz atmayacak, yerinden konuşmayacak disiplinli bir grup olduğunu söyledi; kendi talimatıyla bunun yerine geldiğini söyledi, CHP Grubunun laf attığından şikâyet etti. Tutanakları hem Naci Bey'e verdim hem özel kalemine gönderdim; dün grubundan 7 milletvekili laf atarken CHP’den bir tek milletvekili laf atmış ama o, yazık, sanıyor ki kendi grubu kendisini dinliyor, CHP Grubu da dinlemiyor falan. Yani, herhâlde çok utanmıştır dün o söylediklerinden ama dün çok utanacak şeyler de söyledi.

Biraz önce burada ifade edildi, bir genel başkana dönüp “Ben kaset oyunlarıyla gelmedim." dedi. Oysaki orada o olaylar yaşanırken Milliyetçi Hareket Partisine büyük bir kumpas kuruldu, Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanına kuruldu; bunlar yaşanırken Başbakan bugünkü Cumhurbaşkanıydı, kendisi sorumlu makamlardaydı. Bir soruşturma yapıp bunu ortaya çıkarmak yerine, kimin gözlüğünü böyle takıp o filmleri izlediğini hepimiz gördük.

Sonra, 17-25 Aralık süreci… Ne dediniz? “Kumpas, montaj, parayı paralelciler koydu.” Bugün gelinen noktada kumpas olmadığı, montaj olmadığı bilimsel verilerle ortaya çıktı. Hadi parayı paralelciler koymuştu, avukatları başvurdular, parayı faiziyle geri aldı sizinkiler. Hani parayı paralelciler koymuştu? Bugüne kadar geldiğimiz noktada gerçekten Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ya, benim haremime girmişler, mahremime girmişler, bunları kaydetmişler, beni kandırdılar.” dediğini duymuyor musunuz, görmüyor musunuz? Şimdi, onun ne manaya geldiğini, bugün ortaya koyduğunuz yaklaşımın ne kadar ahlaktan, siyasi nezaketten uzak olduğunu görmüyor musunuz? Hadi dün bir acemilikle liderlik pekiştireceğim diye ona sarıldı, siz nasıl bunu tekrar ediyorsunuz?

Saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun söz talepleri bitmiştir.

İkinci sırada, birinci tur üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi sayın konuşmacılarına söz vereceğim.

İlk söz sahibi, Samsun Milletvekili Ahmet Demircan olacaktır.

Sayın Demircan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin ve bundan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna ait tüm milletvekillerinin konuşma süreleri beş dakikayla sınırlanmıştır.

Buyurun, sürenizi açıyorum.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde söz almış bunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle bundan beş yıl önce vefat eden Millî Görüş lideri, kabinesinde bakanlık yapmaktan onur duyduğum 54’üncü Hükûmetin Başbakanı Profesör Doktor Necmettin Erbakan’ı rahmetle anıyorum.

Yine aynı şekilde, Hocalı katliamında hayatını kaybeden kardeşlerimizi de rahmetle anıyorum.

Bundan on dokuz yıl önce millet iradesine yapılan 28 Şubat darbesini ve bütün darbeleri de kınıyorum, lanetliyorum.

Milletimiz, darbelerin, vesayetlerin, ekonomik krizlerin tarihi olan eski Türkiye’den kurtulma, yeni Türkiye’yi inşa etme imkânını, fırsatını on dört yıllık AK PARTİ iktidarıyla yakaladı. Bu on dört yıl içinde üç alanda çok ciddi değişim ve dönüşüm başladı ve kararlılıkla devam etmektedir. Bu alanlar zihniyet, hizmet ve sistem alanıdır. Zihniyetteki dönüşüm “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” özdeyişinde ifadesini bulan “hâkim devlet” anlayışı yerine “hadim devlet, hizmetkâr devlet” anlayışını esas alan, insanı merkeze koyan milletin adamı olma anlayışıdır.

Hizmet alanındaki dönüşümü burada anlatmaya zamanımız yetmez. Ancak sistem alanındaki dönüşüm ise maalesef, Parlamentodaki bütün partilerin millete vaadi olmasına rağmen, yeterince hızlı yürümüyor; üzülerek söyleyelim, engelleniyor. Bu ayak sürüme, ipe un serme, maalesef, milletimizi, daha yapıldığı günden beri meşruiyetinden içeriğine tartışılan darbe anayasasıyla yönetilmek mecburiyetinde bırakıyor.

Değerli milletvekilleri, milletimizi bu darbe anayasasına mahkûm etmeyelim. Buna hakkımız yok. Tarih önünde bu vebal hepimizin boynunda asılı kalır. Temsilî demokrasinin iki uygulaması olan başkanlık sistemi ve parlamenter sistemi tartışalım. Neden kaçılıyor ki? Başkanlık sistemi milletimizin tabına, kültürel kodlarına, ihtiyaçlarına en uygun sistemdir. En azından biz böyle olduğuna inanıyoruz. Siz de parlamenter sistemin uygun olduğuna inanıyor olabilirsiniz. Gelin, millete, ülkenin ve devletin sahibine anlatalım ama masayı terk etmek de ne oluyor? Şunu diyorsanız, mevcut sisteme, darbecilerin yaptığı anayasaya göre oluşmuş olan bu sisteme “parlamenter sistem” diyorsanız yanılırız. Darbe anayasasının oluşturduğu bu sisteme bir ad aransa önerilebilecek olan en yakın isim olsa olsa “darbementer sistem” olur. Bu sistem darbe ürünüdür.

Değerli milletvekilleri, muhalefetin, başkanlık sistemine bu kadar katı bir şekilde karşı çıkmasını anlamaya çalışıyorum. Bende oluşan kanaat o ki: “Bu sistem, başkanlık sistemi gelirse biz asla icrada, Hükûmette yer alamayız.” Öyle ya tek başına yüzde 50’yi bulmak çok uzak. “2014’te çatı denemesi yaptık, o da tutmadı.” Geriye… “Bu darbe ürünü Anayasa sayesinde bakarsınız bir imkân doğar, belki de bir koalisyon da olsa iktidarın bir tarafında yer alabiliriz.” diye düşünüyor olunabilir. Böyle bir düşünceyle milleti koalisyonlara mahkûm etmek haksızlık olur.

Arkadaşlar, koalisyon hükûmeti -ben içinde bakanlık yaptım, koalisyonun ne olduğunu biliyorum- direksiyonuna birden fazla şoförün oturduğu otobüs gibidir. O otobüsün nasıl gideceği, ilk virajda nasıl kazayla yoldan çıkacağını sizler, milletimiz çok iyi biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, milletimizi bu darbe anayasası sisteminden kurtarmak yeni bir anayasayla olacaktır.

Cumhurbaşkanlığı, milletimizin ve devletimizin en üst temsil makamıdır, milletin gözbebeğidir. Bu makam ve mekânlar milletindir. Bu makamlara ve bu makamda milletin verdiği yetkiyle görev yapanlara saygısızlık millete yapılmış olur. Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında nezaket ölçüsünden uzak saldırı ve hakaret, bilinmelidir ki millete yapılmıştır. Seçim sonuçlarını bir de bu açıdan değerlendirirseniz diyorum, millet kem sözü sahibine iade etmeyi sandıkta bu şekilde ifade ediyor olmasın.

Bu makamlara gelmek büyük bir onurdur. Bu aziz millet kadirşinastır; kendi değerlerine inanan ve sahip çıkanı gözünden tanır, sözünden tanır, yaptığından tanır. Kısaca millet, millet adamlarını, millî olanı çok iyi bilir. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan millet adamıdır ve millîdir; ülkesini ve milletini sever, millet de onu sever.

Bu açıdan hadiseyi değerlendirmenizi diliyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demircan.

Şimdi, söz sırası İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız’a aittir.

Sayın Yıldız, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun, beş dakikalık süreniz başladı.

AK PARTİ GRUBU ADINA HAYDAR ALİ YILDIZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, izzetli milletimizi ve milletimizin büyük teveccühüyle seçtiği, ömrünü milletine, hizmetine adayan, en üst düzeyde medeniyet ve tarih şuuruyla milletimizin birliğini temsil eden, güçlü ve büyük yeni Türkiye'nin lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadar cumhurbaşkanlığı görevini ifa eden ve ebediyete irtihal eden bütün cumhurbaşkanlarını ve ölümünün yıl dönümünde merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ı rahmetle anıyorum.

2016 yılı bütçemizin ve bütçe görüşmelerinin hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük ve güçlü bir devlettir. Ve millî birliğin sembolü, en büyük, yüksek makamı olan Cumhurbaşkanlığı bütçesi de bu makama yakışan büyüklükte bir bütçe olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her milletin ve her devletin bir tarihi vardır. Milletimiz ve devletimiz köklü medeniyet ve devlet geleneği olan, dünyanın en eski millet ve devletlerinden biridir. Bütün sistemlerin temel amacı adaleti sağlamak, toplumun huzur ve refahıdır. Söz ehli der ki: “Kendi hayallerini kuramayanlar başkalarının hayallerini yaşarlar.” Bugün için yeni bir anayasa milletimizin ortak bir talebi hâline gelmiştir. Toplumun bütün kesimlerinin taleplerini ve beklentilerini, ihtiyaçlarını karşılayacak, toplumun birliğini tesis edecek, toplumsal huzur ve refahı sağlayacak yerli ve millî bir anayasa ihtiyacı, zarureti hasıl olmuştur. Bazı hukukçular yeni bir anayasayı ancak asli kurucu iktidarın yapabileceğini, milletin veya milletin temsilcilerinden oluşan Meclisin yeni bir anayasa yapamayacağını ileri sürmüşlerdir. Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin olduğuna göre, elbette ki bu Meclis, bizler milletin temsilcisi olarak yeni bir anayasayı yapma yetkisine ve gücüne sahibiz. Esas olan, milletin iradesidir, millî iradedir.

Yeni anayasa çoğulcu bir anlayışla insan onurunu, milleti, hukukun üstünlüğünü, temel hak ve özgürlükleri esas alarak kadim medeniyet değerlerimizi taşıyacak, toplumun bütün kesimleri bu anayasada kendisini bulacaktır. Milletin yapacağı yeni anayasa ruhuyla, diliyle milletimizin tarihini, inanç ve medeniyet değerlerini taşıyan bir toplumsal sözleşme olacaktır. Binlerce yıllık devlet geleneği olan milletimizin kadim medeniyet değerlerini referans alan anayasa, Türk tipi, yerli ve millî anayasa olacaktır.

Türkiye’de parlamenter sistem artık ömrünü tamamlamış, defalarca darbelere, krizlere, koalisyonlara sebep olmuştur. 10 Ağustos 2014 tarihinde Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte aslında sistem resen ve fiilen başkanlık sistemine geçmiştir. Yapılacak olan, mevcut durumun başkanlık sistemi olarak anayasal çerçevesini belirlemek olacaktır. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet anlayışıyla bugüne kadar bağımsızlık ve kurtuluş destanları yazarak bu topraklarda var olma mücadelesini birlik ve beraberlikle vermiş olan bu millet, aynı anlayışla, üniter devlet yapısını muhafaza ederek başkanlık sistemini de başarıyla uygulayacaktır. Halk tarafından seçilmiş bir başkan etrafında bütünleşme ve birliği sağlamak daha kolay olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başkan, millî birliği temsil eder. Başkanlık sistemi, sağlayacağı mutlak istikrar ortamıyla Türkiye’yi yaşadığımız krizlerden, risklerden koruyacaktır. Fren ve denge mekanizmasıyla hak ve özgürlükler teminat altına alınacaktır. Yapılması gereken, bu milletin medeniyet değerlerini, geleneğini, tarihini taşıyacak Türk tipi, millî başkanlık sistemini medeniyetimiz kokan, tarihimiz kokan, toprağımız kokan, millet kokan, yerli ve millî bir anayasayla ihdas etmektir.

Her şey Türkiye için. Yaşasın büyük ve güçlü Türkiye! Yaşasın yeni Türkiye! Yaşasın milletimiz!

Yüce heyetinizi ve milletimizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldız.

Söz sırası Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’na aittir.

Sayın Durmuşoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2016-2018 dönemi bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce, ufku ve cesaretiyle Türkiye'nin önünü açan eski başbakanlarımızdan Sayın Profesör Doktor Necmettin Erbakan'ı vefatının 5’inci yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Ayrıca, Hocalı katliamında hayatlarını kaybedenleri de rahmetle anıyorum.

2016-2018 dönemi Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın hayırlı olmasını diliyor, Meclisimizin siz değerli üyelerine bundan sonraki yoğun ve yorucu çalışmalarınız için başarılar diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclis bütçe teklifi hakkındaki değerlendirmelere geçmeden önce, önemli gördüğüm bazı faaliyet ve projelerden bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Meclisimiz gazi bir Meclis olup milletimiz adına yasama ve denetim faaliyetlerini yürütmekte ve milletimizi temsil görevini yerine getirmektedir. Milletimizin beklentileri doğrultusunda özgür, sivil ve günümüz Türkiyesi’ne yakışır yeni bir anayasanın kabulü konusu Meclisin bu dönem yürütmeye çalışacağı en önemli çalışmalardan biri olacaktır. Bildiğiniz üzere, aynı şekilde yasama ve denetim faaliyetlerinin de daha etkin gerçekleştirilmesini sağlamak gayesiyle Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin katılımıyla İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu kurulmuş, bir süre çalışılarak önemli mesafeler alınmıştı. Yeni dönemde bu konunun da üstesinden gelebileceğimizi ümit ediyorum. İnanıyorum ki Meclisimiz inşallah ortak aklı, diyalog ve konuşma kanallarını kullanarak, ülkemizin demokratik birikimini harekete geçirerek sorunlarımızı çözecektir.

Millî iradenin temsil yeri, demokrasimizin kalbi olan yüce Meclisimiz, geçmiş yasama dönemlerinde çok önemli yasama faaliyetleri yanında, temsil ve tanıtım faaliyetlerini de başarıyla gerçekleştirmiştir.

Dünyada diplomasi, yürütme organının yanı sıra parlamentoların, uluslararası teşkilatların ve hatta sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı çok aktörlü bir alana dönüşmüştür. Ülkeler arası ilişkilerin gelişiminde parlamenter diplomasinin rolünün her geçen gün arttığının farkında olarak ikili ve çok taraflı ilişkilerimizin güçlendirilmesine katkıda bulunmak amacıyla, Meclisimiz de diğer ülke parlamentoları, parlamenter asambleler, uluslararası kuruluşlar ve dostluk gruplarıyla yoğun faaliyetlerine devam etmektedir. Bu çalışmalar neticesinde temas kurduğumuz ülke sayısı sürekli artmaktadır.

İdari teşkilatça gerçekleştirilen bazı önemli faaliyet ve projelere özellikle değinmek istiyorum.

Bir taraftan, demokrasimizin kalbi olan Meclisimizin fizikî ve teknik altyapısı güçlendirilirken diğer taraftan da bu yüce kurumda görev yapmakta olan personelin birikim ve donanımlarını artırmak için sürekli çaba gösterilmektedir.

Meclisimizde engelli milletvekillerimiz ile ziyaretçilere hareket kolaylığı sağlayacak düzenlemeler yapılmış, özel hizmet bankosu açılmıştır.

Meclisimize emanet edilen tarihî mirasın korunması, yaşatılması ve tanıtılması için yürütülen çalışmalar devam etmektedir.

Sunulan hizmetlerde çevreye duyarlılık ve kaynakların etkin kullanılmasına özen gösterilmekte ve bunun sonucunda Kalite Yönetim Sistemi, Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi, Çevre Yönetim Sistemi ve Enerji Verimliliği Yönetim Sistemi gibi uluslararası standartlar uygulanmaktadır.

Meclis Mobil Uygulaması, Sağlık Harcamaları Bilgi Sistemi, Tutanak Fihristi Projesi, Komisyonlar Portalı, Medya Arşiv Hizmetleri ve benzeri pek çok uygulama geliştirilerek kullanıma sunulmuştur.

Meclis Basımevinin baskı teknolojileri yenilenmiş, dijital baskı sistemine geçilmiştir.

Vatandaşlarımızın Meclisimizi ziyaret etmesini ve tanımasını sağlamak amacıyla başlatılan halk günü uygulaması başarılı bir şekilde devam etmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisini tanıtmak amacıyla 8 dilde -İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Rusça, Almanca, Kazakça ve Çince- tanıtım kitapları hazırlanmıştır.

Ayrıca, istiklal mahkemeleri projesi kapsamında, zabıtlar, karar defterleri ve bazı belgeler yayımlanarak tarafların hizmetine sunulmuştur.

Meclisin çocuklara yönelik tanıtımını yapmak ve millî egemenlik, demokrasi, kanun yapım süreci, milletvekili seçimi, 23 Nisan kavramlarını çocuklara uygun içeriklerle anlatmak amacıyla “TBMM Çocuk” markası oluşturularak ilk kez Meclis çocuk İnternet sitesi hazırlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, daha sayamadığım birçok hizmetin ve tüm genel giderlerin karşılığı olarak Meclise 2015 yılında 763 milyon 216 bin TL ödenek verilmiş olup yıl sonu itibarıyla yapılan aktarmalar ve eklemelerle birlikte bu ödeneğin yüzde 91’i harcanmıştır.

Sayın milletvekilleri, sözlerime son verirken kurumlarımızın 2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, bu kutsal çatı altında birlikte çalıştığım başta Başkanlık Divanı üyesi arkadaşlarım olmak üzere, siyasi partilerin grup başkanları ve başkan vekillerine, komisyon başkanları ve üyelerine, tüm milletvekillerine, başta Genel Sekreter olmak üzere tüm idari teşkilat personeline teşekkür ediyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz de size teşekkür ediyoruz Sayın Durmuşoğlu.

Söz sırası Ankara Milletvekili Fatih Şahin’e aittir.

Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Bütçe Yasa Tasarısı üzerinde, Sayıştay Başkanlığının bütçesi üzerinde fikirlerimi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçeler belirli bir dönemde elde edeceğiniz tahminî gelirlerin ve tahminî giderlerin tamamını gösteren, Parlamento tarafından yürürlüğe konan belgelerdir. Parlamento, bütçeyi çıkarmakla mükellef olduğu gibi, bütçenin nereye kullanıldığını Sayıştay Başkanlığı marifetiyle de denetlemektedir. Türk Sayıştayının derinliği cumhuriyet öncesi döneme, 1862 yılına dayanmaktadır. Sayıştay yüz elli dört yıllık geçmişiyle ülkemizin en köklü kurumlarından biridir. Sayıştay, Anayasa’da “Yargı” başlığı bölümünde düzenlenmiş anayasal bir kurumdur. Türkiye Büyük Millet Meclisi vatandaş adına kamu gelirlerini toplama ve harcama yetkisini yürütme organına verir. Sayıştay Başkanlığımız da bu yetki doğrultusunda raporlamalarını yapar ve uygunluk bildirimleri aracılığıyla devlet ve millet adına denetim görevini yerine getirir.

AK PARTİ tek başına iktidar olmasıyla birlikte kamu mali yönetimi, bütçe ve muhasebe alanında reform çalışmalarına başlamış ve hız kesmeden bu çalışmalarını bugüne kadar sürdürmüştür. Kamu mali yönetimi ve denetim alanında yapılan reformları başlıklar hâlinde kısaca ifade etmek isterim: 2004 yılında Anayasa’nın 160’ıncı maddesinde yapılan değişiklikle askerî malların denetimindeki kısıtlamalar kaldırılmış ve Sayıştayın askerî malları hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksınız denetlemesinin önü açılmıştır. 2005 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle mahallî idarelerin denetiminin doğrudan Sayıştay tarafından yapılabilmesi imkânı getirilmiştir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu uygulamaya konulmuştur. Siyasi partilerin mali denetiminin Sayıştay tarafından yapılmasını sağlayan 6216 sayılı Kanun yürürlüğe konulmuştur. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Sayıştaya devredilmiş ve denetim tek çatı altında toplanmıştır. Kamu kaynağı kullanan kuruluşların Sayıştay tarafından denetiminin kapsamı AK PARTİ iktidarları döneminde genişletilmiştir. 832 sayılı Kanun yalnızca uygunluk denetimi yapmaya imkân verirken 6085 sayılı Kanun’la Sayıştay yalnızca uygunluk denetimi yapmaktan ziyade performans ve mali denetim yapar hâle gelmiştir. 6085 sayılı Kanun’la raporlama fonksiyonu güçlendirilerek kamuoyuna açıklama zorunluluğu getirilmiştir.

Tüm bu reformlar doğrultusunda hesap verilebilir, dünya standartlarında bir denetim süreci işlemeye başlamıştır. Kamu harcamalarında verimlilik sağlanarak israf önlenmiş, kalkınmamızın hızlanması ve sürdürülebilir bir kalkınmanın gerçekleşmesinin önü açılmıştır. Devlet-vatandaş ilişkisinde güven duygusu oluşmuş, saydam bir bütçe gelir-gider denetim mekanizması bina edilmiştir.

Bütçenin giderlerinin vatandaşa şeffaf olarak sunulması kalkınmanın ve gelirin tabana yayılmasının birincil şartıdır. Daha önce kesin hesaplar Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmezken 6085 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte 2012 yılından itibaren raporlar Meclise ve ilgili mercilere Sayıştay tarafından gönderilmeye başlanmıştır. 2014 yılı denetim programı dâhilinde Sayıştay Başkanlığı tarafından 6 genel rapor, 482 kurum raporu, 74 KİT raporu, 77 siyasi parti denetim raporu ve 911 yargılamaya esas rapor olmak üzere 1.550 adet rapor ilgili mercilere sunulmuştur.

Sayıştayın ve denetçilerin bağımsızlığı Anayasa Mahkemesinin kararıyla güvence altına alınmıştır. Sayıştayın Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapması, denetim görevini millet adına yaptığının en açık göstergesidir. Plan ve Bütçe Komisyonu tutanaklarına bakıldığında hem iktidar partisinin hem de muhalefet partilerinin Sayıştay raporlarından azami ölçüde istifade ettiğini görebilmekteyiz. Bu da Sayıştay Başkanlığımızın gerek yasama gerekse denetim konularında Parlamentoya sunmuş olduğu katkının en açık göstergelerinden bir tanesidir.

Artık, milletimiz adına büyük bütçeler yapan bir Türkiye var. Gelirini, giderini öngörebilen, şeffaf ve denetlenebilir, kamuoyunun her an ulaşabileceği bir saydamlıkla yürütülen bir denetim mekanizması var.

Sözlerimi sonlandırırken 2016 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize ve Sayıştamıza hayırlar getirmesini temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şahin.

Burdur Milletvekili Reşat Petek.

Buyurun Sayın Petek, söz sırası sizde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA REŞAT PETEK (Burdur) – Sayın Başkan ve terör örgütleriyle mücadeleye destek veren değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, sözlerime başlarken heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Anayasa Mahkemesi, 27 Mayıs 1960 kanlı darbesinden sonra 61 Anayasası’yla sistemimize girmiştir. Bugüne kadar da birtakım değişikliklerle görevine devam etmektedir. Anayasal birtakım kurumların, egemenlik yetkisi kullanma alışkanlığı, kendilerini yasa koyucu yani bu yüce Meclis yerine koyucu tavırları, hukukumuzda ve sistemimizde hep tartışılagelmiştir. Bunlardan bir tanesi de maalesef Anayasa Mahkemesidir. Bildiğiniz gibi, sadece kanunların, tüzüklerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu denetleme Yüce Divanın görevleri. Anayasa ve yasalarla belirlendiği hâlde durumdan vazife çıkararak kendini yasa koyucu yerine koyup uygulamaları olmuştur, bunların pek çok örnekleri var, biliyoruz. Bunlardan 367 kararını ifade edebiliriz. “411 el kaosa kalktı.” manşetleriyle yüce Meclisimize hakaret edilerek Anayasa Mahkemesine taşınan anayasa değişikliğini, yetkisi olmadığı hâlde esastan inceleyerek iptal kararı vermesi örneğini de hatırlatabilirim. Yine, daha en yeni, 2010 referandumunda milletin oylarıyla kabul edilen anayasa değişikliğini esastan inceleyip bazı maddelerini iptal etmesi de Anayasa Mahkemesinin kendisini yasa koyucu yerine koymasını ve diğer bir ifadeyle Anayasa hükümlerini açıkça çiğnediğini örnek karar olarak gösterebiliriz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Anayasa Mahkemesi, son olarak, gündemde olan basın mensuplarıyla ilgili bir karar verdi. Biliyorsunuz, 2010 Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesine kişi hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınması yolunda bireysel başvuru yolunu getirdik. Bu konuda hem özgürlük hakkının ihlal edilmemesi için Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değişiklikler yaparak, diğer taraftan, buna rağmen bir hak ihlali olursa bireysel başvuruyla Anayasa Mahkemesinde bunun düzeltilmesi yolu açıldı.

Tabii, burada, dün 2 kişinin -2 basın mensubunun- tahliye edilmesini bütün grup başkan vekillerimiz müştereken kutladılar, tebrik ettiler. Biz de buna katılıyoruz, hayırlı bir karar ihlal kararı verilmesi ama gözümüzden kaçan bir şey var: Bakın, Anayasa Mahkemesi, yetkisi olmadığı hâlde, aynı anda basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti yönünden de yani Anayasa'nın 26 ve 28’inci maddeleri yönünden de inceleme yaptı. Hâlbuki, burada iç hukuk yolları tükenmedi. Anayasa'da açıkça ifade edildiği üzere, kanuni denetim yani temyiz denetimi dahi olmadan, yargılama sonuçlanmadan ifade özgürlüğü konusunda karar vermesi doğrudan -hukuki tabir olarak söylüyorum- bir yetki ve görev gasbıdır. Konusu olmayan bir hususta karar vermiştir maalesef. Bunun da Anayasa'ya ve hukuka uygun olmadığının burada altını özellikle çizmek istiyorum.

Pek çoğunuzun belki bilmediği yaşanmış bir gerçeği burada ifade edeyim, o da şu: Bakın, Türkiye Cumhuriyeti’nde Anayasa Mahkemesi, bırakın kanun iptal etmeyi arkadaşlar, Anayasa maddesini bile iptal etmiştir. Bilmiyorum bu konuda araştıran oldu mu. 1977 yılında verdiği kararla 61 Anayasası’nın 137 ve 138’inci maddelerinin bazı cümlelerini bile iptal etme cüretini gösteren yani “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesini çiğneyip kendini yasa koyucu, Anayasa koyucu veya değiştirici yerine koyarak karar veren bir mahkemeyle de karşı karşıyayız.

Müesseseler eğer kendine Anayasa ve kanunların tanıdığı sınırda çalışırsa ne güzel ama hukukun ve Anayasa'nın çizdiği sınırları taşarsa, o zaman bu yüce Meclisin verdiği yetkilerin dışına çıktığı için savunulamayacak bir duruma geldiklerini ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı bütçesi milletimize hayırlı olsun. Anayasa Mahkemesi bütçemiz de milletimize ve Anayasa Mahkemesine hayırlı olsun diyorum. Ama, burada bütün milletvekillerimiz olarak “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesini, bu ilkeyi uygulama makamının, bu yetkinin sadece bu yüce heyete ait olduğunu, Anayasa’nın 6’ncı maddesindeki “Bu yetkiyi anayasal yetkili organlar kullanır.” ilkesini behemehâl yeni anayasada değiştirmemiz gerektiğini ve cumhuriyetin kuruluş yıllarında olduğu gibi yine asıl görev ve yetkinin millet adına bu yüce Mecliste olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Petek.

Söz sırası Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’a aittir.

Sayın Tunç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Yargıtay bütçesiyle ilgili bölümünde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Hukuk devletinin ön şartı, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini teminat altına alan bir yargı sisteminin varlığına bağlıdır. Son on dört yılda, ülkemizde, hukukun üstünlüğünün tesisi anlamında, öncelikle temel kanunlarımızın çağdaş hâle getirilmesi anlamında önemli çalışmalar yapıldı; Ceza Kanunu’muz, Ceza Usul Kanunu’muz, Borçlar Kanunu’muz, Ticaret Kanunu’muz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’muz, hemen hemen bütün temel kanunlarımız yenilendi, çağdaş hâle getirildi. Tabii, adli hizmetlerin yerine getirildiği fiziki mekânlar da adalet sarayı ismine uygun hâle getirilerek bu konuda da önemli ilerlemeler sağlandı.

Tabii, yargı hizmetlerinin görüldüğü mekânlar önemli, mevzuatın yenilenmesi önemli ama bu mevzuatı uygulayacak, bunu yorumlayacak yargıçların, hâkimlerin, savcıların konumu da önemli. Tabii, bu noktadaki eksikliklerimizi ülke olarak hep beraber yaşıyoruz, özellikle yargının bağımsız ve tarafsız olması noktasında hepimiz bunu her toplantıda söylüyoruz ancak bugüne kadar bu konuda başarı sağladığımızı söyleyemiyoruz çünkü yargı maalesef geçmiş dönemlerde birilerinin arkabahçesi yapıldığı gibi, yine yakın dönemde de belli ideolojiye mensup kişilerin arkabahçesi hâline getirilme çabalarını görüyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yapma. Siz neredeydiniz o zaman Yılmaz Bey? Kucak kucağa değil miydiniz?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – AK PARTİ olarak biz buna karşıyız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yapma, etme eyleme ya! Kucak kucağaydınız daha düne kadar.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Tabii, geçmişte sizin Bakanınız söyledi, “5 bin tane hâkim aldım. Kendi örgütümden almayıp da başka bir yerden mi alsaydım.” diyen Adalet Bakanlarını gördük.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Canciğer kuzu sarmasıydınız, canciğer!

MUSA ÇAM (İzmir) – Düne kadar aynı yataktaydınız.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bunun olmaması gerektiğini söylüyorum. AK PARTİ olarak yargı bağımsızlığının tam anlamıyla tesisinden yanayız ve bu anlamdaki çabalarımıza da muhalefetin destek vermesini istiyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

Yargının hızlı ve etkin işleyebilmesi için bir diğer önemli husus, hâkim ve savcı sayısıdır. Hâkim sayısı anlamında Avrupa Konseyi standardı 100 bin kişiye 20 hâkimdir. Türkiye’de 2002’de 100 bin kişiye 7 hâkim düşüyordu, bugüne kadar yapılan çalışmalarla 100 bin kişiye 13’e çıktı, şimdi 2019 hedefimiz 100 bin kişiye 20 hâkim yani Avrupa standardını yakalamak için çalışıyoruz.

Yine, Yargıtaydaki ağır iş yükü hepimizin malumu. Bunu ortadan kaldırmak için daire sayıları, üye sayıları artırıldı. Tabii, bu da beraberinde Yargıtayın yeniden yapılanmasıyla ilgili ihtiyacı beraberinde getirdi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yılmaz Bey, Pensilvanya’ya gittiniz mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bunun için de yeni Yargıtay Kanunu taslağıyla ilgili çalışmalar devam ediyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Pensilvanya’ya gittiniz mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yerel mahkeme kararlarının yarısından fazlasının bozulduğunu görüyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hocayla fotoğraf var mı?

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocayla fotoğraf var mı, hocayla?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hocanın eteğini öpüyordu.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Onama oranına baktığımız zaman, hukuk dairelerinde yüzde 38, ceza dairelerinde yüzde 42. Tabii, bu da yerel mahkemelerdeki adli kalitenin yükseltilmesi ihtiyacını beraberinde getiriyor. Bununla ilgili de 64’üncü Hükûmet Programı’nda önemli tedbirler var; hukuk eğitiminin güçlendirilmesine yönelik tedbirler, yargıda meslek içi eğitimle ilgili çalışmalar, bilirkişilik kanunuyla ilgili çalışmalar, alternatif uyuşmazlık yöntemlerinin devreye sokulması -bunun yasası çıkmıştı, uygulamaya başladı- ara buluculuk, vatandaşlarımızın mahkemeye gitmeden hakkına daha çabuk kavuşabilmesi, daha ucuz yoldan kavuşabilmesi için ara buluculuk müessesi, cezada uyuşmazlık müessesi. Tüm bunların devreye girmesi durumunda yargının daha hızlı işlemesi anlamında önemli ilerlemeler sağlanacaktır.

Tabii, yargıdaki iş yükü, Yargıtayın özellikle devreden dosyalara baktığımız zaman 300 binlerin, 200 binlerin üzerinde dosya var. Bunu ortadan kaldıracak tarihî adım da istinaf mahkemelerinin devreye girmesidir. İstinaf mahkemeleriyle ilgili kanun 2004 yılında yasalaştı ancak çeşitli nedenlerle yürürlüğe girememişti. 20 Temmuz 2016 tarihinde istinaf mahkemeleri devreye giriyor ve bunu da Yargıtayın iş yükünü azaltacak ve Yargıtayın gerçek anlamda içtihat mahkemesi olmasını sağlayacak önemli bir adım olarak görüyoruz.

Yine, bireysel başvuruyla ilgili kararlarda da Anayasa Mahkemesinin esasa girmeden, Yargıtayın yetki alanına girmeden kararlar vermesi gerektiğini düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yeni Yargıtay binasıyla ilgili çalışmalar var ve Yargıtay bütçesinin geçen yıla oranla yüzde 35 oranında arttığını da düşünecek olursak, bunu da Yargıtayın ihtiyaçlarının giderilmesi anlamında olumlu bir gelişme olarak görüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle 2016 bütçesinin ve Yargıtay bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tunç.

Söz sırası Kütahya Milletvekili İshak Gazel’e aittir.

Sayın Gazel, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sürenizi başlatıyorum.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSHAK GAZEL (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama, vefatının 5’inci yılı münasebetiyle, eski Başbakanlarımızdan ve benim ve milyonlarca kişinin üzerinde emeği olduğuna gerçekten inandığım Profesör Doktor Necmettin Erbakan’ı anarak başlamak istiyorum. Erbakan Hocanın hayatı incelediğinde herhâlde çıkarılacak en büyük ders siyasetin meşru ve barışçıl sınırlar içerisinde gerçekleştirilmesinin önemidir. O, hayatı boyunca sivil siyaset dışında bir yöntem benimsememiş ve tavsiye etmemiştir. Nitekim, Refah Partisinin kapatıldığı gün, kapatma olayı haksız bir şekilde cereyan etmiş olmasına rağmen yaptığı basın açıklamasında bu olayı tarihin seyri içerisinde bir nokta mesabesinde bile önemi haiz olmayan bir olay olarak değerlendirip o dönem, 28 Şubat ortamında, kitlelerin, Refah Partisine gönül vermiş milyonlarca insanın sokağa çıkmasını engellemiş ve büyük bir devlet adamı örneği göstermiştir. Erbakan Hocanın o günlerde yapmış olduğu bu tavsiyenin anlamı ve ne kadar önemli olduğu 2013 yılının Mayıs ayından beri ülkemizde cereyan eden olaylar göz önünde bulundurulduğunda bir kere daha anlaşılmaktadır. Azimli bir dava adamı, öncü bir lider, bereketli bir okul olan Erbakan Hocayı rahmetle anar, mahşerde buluşmayı ümit ederim. Ruhu şad, mekânı cennet, davası muzaffer olsun.

Değerli milletvekilleri, devletin egemenliğine dayanan hukuki faaliyetleri üç grupta toplanır: Yasama, yürütme ve yargı. Yargılama erki ve mahkemelerin bağımsızlığı, klasik demokrasilerin en büyük, en temel ilkelerinden birisidir. AK PARTİ olarak adaleti mülkün temeli ve hukuk devletinin esası olarak görmekteyiz. Bizim için adalet, hukukun üstünlüğüne dayalı, herkesin güven duyduğu, her türlü güç odağından bağımsız, tarafsız, vatandaşın taleplerine hızlıca cevap veren bir yapıda olmalıdır. İktidarımız boyunca da bu ilkeleri göz önünde bulundurarak uluslararası standartlarda ve demokratik usullerde işleyen bir yargı sisteminin oluşturulması için gerekli adımları atmış bulunuyoruz. Bu anlamda idari yargı da kamu gücüyle donatılmış imtiyazlı idarenin yargısal denetimi ve bireylerin hak ve özgürlüklerinin etkili bir şekilde korunması için gerçekten önemli bir görev ifa etmektedir.

Ağır işleyen yargı sistemi nedeniyle toplumda önemli bir duyarlılık oluştuğunun farkındayız. Bunu çözmek için geçmişte gerekli adımları attık, Yargıtayın ve Danıştayın daire sayısını ve üyelerini artıran adımlar attık. Bu anlamda istinaf sistemi de Hükûmetimizce atılmış çok önemli bir adımdır. Bu konuda Adalet Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmaların çok önemli bir aşamaya geldiğini de memnuniyetle takip etmekteyiz.

Ancak istinaf sistemi tek başına tüm sorunları çözecek sihirli bir değnek değildir. Öncelikle idare ile vatandaş arasında uyuşmazlığa yol açan etkenlerin azaltılması ve çıkan uyuşmazlıkların yargıya intikal etmeden çözümü yollarının etkin bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Türk idari yargı sistemi açısından da yeni bir çözüm yolu olarak dava dışı ve dava içi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin tartışılması ve daha fazla zaman kaybetmeden yasal altyapı çalışmalarının tamamlanarak hayata geçirilmesi bir zorunluluktur.

Günümüzde idari uyuşmazlıkların alternatif çözüm yollarıyla çözümlenmesi yolunda dünyanın birçok yerinde mevcut uygulamalar ve çalışmalar yakından takip edilmektedir. Örneğin, Almanya’nın Bavyera eyaletindeki idari yargıçlara tanınan uzlaştırma yetkisi buna çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Burada görev yapan idari yargıçların uzlaştırmacı hâkimler ve uyuşmazlık çözücü hâkimler olarak ayrılması ve kürsü hâkimlerinin uzlaşmayla çözümlenebilecek davalarda dosyayı uzlaştırmacı hâkime göndererek çözülmesini sağlayabilmesi ülkemiz açısından da örnek alınacak bir model olabilir.

İdare hukuku alanındaki uyuşmazlıkların alternatif yollarla çözülmesine ilişkin olarak Avrupa Komisyonu ile Danıştay ortak çalışmalar yürütmektedir. Bu kapsamda Ankara’da ve Antalya’da çeşitli sempozyumlar gerçekleştirilmiştir. Kurumsal yapısını çağın gereklerine, uluslararası standartlara, alanındaki çağdaş gelişmelere uygun olarak güçlendiren Danıştay, lider ülke vizyonuyla da birlikte uluslararası alanda daha aktif ve etkin faaliyetlerde bulunarak ülkemizi en etkili şekilde temsil etmektedir. Uluslararası Yüksek İdari Yargı Mercileri Derneği dönem başkanlığını yürüten Danıştay, tecrübesini dost ve kardeş ülkelerle paylaşmaktadır. Kabuğunu kıran ve dış dünyaya açılan Türk Danıştayı belli bir kesimin veya ideolojinin arka bahçesi olmaktan çıkarak insanı temel alan yapıyı benimsemiş, yargıya erişimin kolaylaştırılması, zaman kaybının önlenmesi için de çeşitli çalışmaları yürütmektedir.

2016 bütçesinin de hayırlı olmasını temenni ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gazel.

Söz sırası Balıkesir Milletvekili Kasım Bostan’a aittir.

Buyurun Sayın Bostan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA KASIM BOSTAN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlığın 2016 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, kökleri çok eskiye uzanan kadim bir devlet geleneğine sahiptir. Millet olarak bizler, her zaman sağduyunun, soğukkanlılığın, itidalin, en önemlisi de hakkın, hukukun, adaletin yanında olduk. Ecdadımızdan aldığımız mirasla, atalarımızdan, kadim devlet geleneğimizden, zengin medeniyetimizden aldığımız ilhamla her zaman büyük devlet refleksi gösterdik. İşte bu vasfımızdan dolayı, içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, özgür ve istikrarlı bir devlet olarak yolumuzda kararlılıkla ilerliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin büyük bir ülke, güçlü bir devlet olmasından rahatsızlık duyan çevreler bölgesel meselelere olan ilgimizi farklı yerlere çekerek Türkiye’yi hedef hâline getirmeye gayret gösteriyorlar. Hiç kimsenin endişesi olmasın; Türkiye akılcı, adaletli, hakkı ve hukuku gözeten tavrıyla, tarihinden aldığı miras ve misyonla en doğru politikaları savunmaya ve uygulamaya devam edecektir. Türkiye vakur, ne yaptığını bilen, kendi çıkarlarını da, kardeş halkların çıkarlarını da gözeten bir anlayışla kararlı, azimli şekilde yoluna devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık genel olarak ilk elden hizmet üretilen kurumsal bir yapıya sahip değildir. Devletin birçok ana fonksiyonunun birimler şeklinde teşkilatlandırıldığı, bilgiyi toplayan, konsolide eden ve bu bilgileri Başbakana ve Bakanlar Kuruluna sunan ve üst makamların değerlendirmesini sağlayan ve Hükûmet programını takip eden bir teşkilat yapısına sahiptir. Başbakanlık, bir yönüyle yürütmenin en önemli organı olan Başbakan ve Bakanlar Kuruluna hizmet sunarken diğer yönüyle Türk devlet yapılanması gereği idari teşkilatlanmanın en tepesinde yer almakta ve merkezî yönetimin odağında bulunmaktadır.

Başbakanlığın temel işlevlerinden birisi de Hükûmet programlarının hayata geçirilmesinde gördüğü koordinasyon görevidir. Kamu kesimindeki düzenleme, iş ve işlevlerin Hükûmet önceliklerini yansıtması ile bu öncelikler çerçevesinde tutarlılığının sağlanması Başbakanlığın gözettiği hususlardandır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kapsamda, 2015 yılında çeşitli konulara ilişkin 1.215 adet kararname sonuçlandırılmış, 98 adet kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin Resmî Gazete’si ise İstiklal Savaşı’nı yürütmek üzere Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi tarafından 7/10/1920’de tesis edilmiştir. 2015 yılında, 357 günlük, 77 adet de mükerrer olmak üzere toplam 434 sayı Resmî Gazete yayımlanmıştır.

Yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kodifiye edilen mevzuat, Başbakanlık İnternet sitesinde yer alan Mevzuat Bilgi Sistemine aktarılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletlerin, milletlerin ve fertlerin haklarını, milletlerarası ilişkileri belgeleyen ve ispatlayan arşivler, devlet ve millet hayatının devamlılığını ifade ve ispat eden temel kurumlardandır.

Osmanlı arşivinde 100 milyon civarında belge, 370 bin defter bulunmaktadır. Ayrıca, Osmanlı hinterlandındaki 40’a yakın bağımsız devletin tarihine ait bilgi ve belgeler de yine bu arşivimizde yer almaktadır.

Bu tarihî ve kültürel rolün yanı sıra, arşivler Avrupa Birliği müktesebatından olan bilgi edinme hakkı ve haber alma özgürlüğü gibi konuların da temelini oluşturmaktadır.

Arşiv kataloglarının İnternet üzerinden taranabilmesi sağlanmış, belgelerin dijital ortama artarımı çalışmaları hızlandırılmıştır.

Bu çerçevede, 2015 yılında, 2 milyon 239 bin 555 adet belgenin tasnifi tamamlanmış, 4 milyon 815 bin 307 belge/defter görüntüsü elektronik ortama aktarılmıştır. 18 milyon 13bin 821 belge/defter görüntüsü sayısal ortama, 4 milyon 380 bin 160 belge/defter görüntüsü mikrofilme olmak üzere toplam 22 milyon 393 bin 981 belge dijital ortama aktarılmıştır. 2015 yılı sonuna kadar araştırma hizmetlerinden yararlanan toplam araştırmacı sayısı 63.980 kişi olmuştur. 2015 yılı içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir dakika verin Başkanım.

MUSA ÇAM (İzmir) - Devam et, devam et.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostan, süreniz dolmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Verin efendim, ilk kez vekilimizi dinliyoruz kürsüde, verin bir dakika, demokrasi böyle bir şey efendim, ne olacak?

BAŞKAN – Demokrasi adaleti gerektiriyor aynı zamanda, adil olmak durumundayız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ee, tamam, ihtiyaç duyan herkese verirsiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Konuşun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstifade ediyoruz Başkanım.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bostan, siz konuşun.

KASIM BOSTAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık bütçesi 2016 yılında, 2015 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 39 oranında artarak 1 milyar 295 milyon 211 bin TL olarak teklif edilmiştir.

MUSA ÇAM (Devamla) – Başkan vermese de biz sizi dinliyoruz Sayın Bostan.

KASIM BOSTAN (Devamla) - Sözlerime son verirken, 2016 yılı Başbakanlık bütçesinin devletimize ve millet hizmeti için hayırlara vesile olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostan.

Söz sırası İstanbul Milletvekili Fatma Benli’ye aittir.

Sayın Benli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bütçesi hakkında konuşmak için söz aldığım Kamu Denetçiliği Kurumu, dünyadaki yaygın ismiyle de “ombudsmanlık”, aslında AK PARTİ’nin insanı yücelt ki devlet yücelsin anlayışının en temel tezahürlerinden bir tanesi. Çünkü Kamu Denetçiliği Kurumu özellikle bizler için önemli, zira Meclise bağlı. Bizler, Meclis üyeleri tarafından üyeleri seçiliyor. İdareyi denetleyen özel bütçeli bir kurum olması hasebiyle de farklılık arz ediyor.

Ombudsmanlık aslında idarenin her türlü eylem ve işlemlerini, bunun dışında, tutum ve davranışlarını hem hukuk hem hakkaniyete uygunluk yönünden inceleme, araştırma ve önerilerde bulunma görevini haiz. Sonuçta yöneten ve yönetilenlerin bulunduğu her yerde sorunların bulunması kaçınılmaz. Bu noktada her insan iyi yönetilmeyi hak ettiği için ombudsmanlık kurulması söz konusu olmuştur.

Dünyada ilk defa İsveç’te ombudsmanlık 1700’lü yıllarda kurulsa da aslında Osmanlı’daki kadılık sisteminden değinildiği, kadılık sisteminden ilham alındığı ifade edilmiştir. Daha sonra da Birleşmiş Milletlerdeki Paris İlkeleri ve Avrupa Konseyindeki tavsiye kararları çerçevesinde ombudsmanların sahip olması gereken ilkeler üç aşağı beş yukarı belirlenmiştir. Günümüz itibarıyla da 140’tan fazla ülkede ombudsmanın varlığına rastlamak mümkündür. Türkiye'de ise ancak 2006 yılında ombudsmanlık yasasının kurulduğunu, ilk önce Cumhurbaşkanı tarafından geriye gönderildiğini, daha sonra Anayasa Mahkemesince, bizatihi Anayasa'da yer alması gereken bir madde olması hasebiyle geri çevrildiğini ve ombudsmanlığın ancak 2012 yılında yasalarımıza yerleştiğini görmek mümkün ancak bu vesileyle en azından bu kadar değerli bir görevi ifa etmekte olan, insan hakları konusunda gerçekten çok ciddi bir önem ifa eden ombudsmanlığın anayasal bir güvence altına konulması söz konusu olmuştur.

Aslında ombudsmanlığın temelinde yönetimin birey adına denetlenmesi ve birey ile yönetim arasındaki dengenin gözetilmesi, bunlar arasındaki engellerin kalkması yatmaktadır. Bu noktada ombudsman, bireyler ile devlet arasındaki köprü görevini üstlenmekte ve mesafeleri kaldırarak bireylerin uğradıkları mağduriyetleri çok daha kısa sürede, çok daha kolay bir şekilde çözme imkânına sahip olmaktadır. Ki kurumun daha da fazla güçlenmesi gerektiğini ifade eden, bu noktada önerilerde bulunan Avrupa Birliği ilerleme raporlarında da ombudsmanların da özellikle son dönemdeki tavsiye kararlarındaki uygulanma oranlarının çok fazla artmasının oldukça olumlu olduğu ifade edilmiştir. Sonuçta, Kamu Denetçiliği Kurumu yani ombudsmanlık idarenin bir parçası olmayıp bağımsız ve tarafsız bir niteliğe sahiptir, bu nedenle de özel bütçesi vardır; Anayasa’ya eklenen ek maddeyle kurulması da ona ekstra bir güvence sağlamaktadır.

Aslında ombudsmana güvence sağlamak zorundayız, zira ombudsmanlık bizatihi idareye karşı şikâyetleri incelemektedir; idarenin aksayan, işlemeyen, kusurlu olan yanlarını ortaya çıkartıp bunların düzeltilmesi için çaba göstermektedir. Bireyleri öncelikle uzlaşması için bir araya getirmekte, bu gerçekleştirilemediğinde, çözüm bulunamadığı zaman ise tavsiyede bulunmaktadır. Akabinde verdiği kararları hem kamuoyunun bilgisine sunarak hem de bizatihi Mecliste raporlaştırarak daha fazla yaygınlaştırılmasını ve bundan sonra diğer kurumların da aynı şekilde hukuk ve hakkaniyete uygun olarak, iyi yönetim ilkesi içerisinde davranmalarını sağlamaktadır. Bu noktada, ombudsmanın birey ile devlet arasındaki en iyi iletişim kanallarından biri olduğunu söylemek mümkündür. Sonuçta, insanlar bizatihi kendilerini ilgilendiren konularda idareye başvurma ve idarenin işlemleri hakkında da daha fazla söz sahibi olma imkânına sahiptir. Ombudsman ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu gibi eşitlikle, insan haklarıyla ilgili olan bağımsız kurumlar da bizlere bu imkânı sağlamaktadır.

Bu noktada, kurumu diğer denetim organlarından ayıran en önemli özelliği hukuk denetimi dışında hakkaniyet denetimi yapması, ayrıca iyi yönetim ilkelerine uygunluk konularında da idareye önerilerde bulunduğunu söylemek mümkündür. Bu noktada, insan odaklı bakış ve anlayışa sahip olması ve insanların hiçbir bedel ödemeksizin, herhangi bir prosedürle uğraşmaksızın ombudsmana müracaat etmesi bu kurumun yetkinliğini artırmaktadır ki sadece son bir sene içerisinde kuruma yapılan başvuru sayısının 6.055 olması, bunun çok ciddi bir kısmının kabul edilmesi ve idare ile bireyler arasındaki bağlantının sağlanması, kurumun çok daha iyi çalışmalar gerçekleştirebileceğini göstermektedir.

Kuruma başvurunun ücretsiz olması, özellikle posta yoluyla başvuru ya da çok rahatlıkla faks yoluyla müracaat edilmesi de kurumun etkinliğini artırmaktadır.

İşin doğrusu, ombudsmanlık hakkında söylenmesi gereken çok fazla şey var ancak sürenin kısıtlılığı buna imkân sağlamıyor. Onun için, sadece son cümle olarak söylemek istediğim şey, Meclisin takdirine sunulan bütçeyle ombudsmanların faaliyetlerinin çok daha etkin olarak sağlanması mümkün olacaktır.

Bu noktada, takdirinize sunulan bütçenin insan haklarını koruma ilkesi adına, hem ombudsmanlık kurumumuza hem de ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Benli.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.36

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Bir önceki oturumda Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmacıların sözleri devam ediyordu.

Şimdi söz sırası, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’e aittir.

Sayın İşler, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın birinci turunda yer alan kurumlardan Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu münasebetle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, İngilizce ve Fransızca dillerinde “intelligence” kelimesiyle ifade edilen ve anlamı “akıl, zek┠olan “istihbarat” kelimesinin Türkçe karşılığı “haber alma”dır. Günümüz çağdaş dünyasında ise istihbarat “Devlet tarafından belirlenen ihtiyaçlara karşılık olarak çeşitli kaynaklardan derlenen haber, bilgi ve dokümanların işlenmesi sonucu elde edilen ürün.” olarak tanımlanmaktadır.

İstihbarat faaliyeti devletlerin geçmişlerinde olduğu gibi bugünleri ve geleceklerini de etkileyen önemli ve öncelikli unsurlardan biridir çünkü devletler bu faaliyeti, hedef devlet, örgüt, grup veya kişilerin imkân ve kabiliyetlerini ortaya çıkarmak, muhtemel hareket tarzlarını önceden tespit etmek için yürütür. Sağlıklı istihbarat üretebilen devletler geleceği daha net görebilir, muhtemel sorunlar hakkında önceden bilgi sahibi olabilir ve açık gerçeklere ulaşabilir. Tüm bu sonuçlar sadece haber, bilgi ve belgenin toplanmasıyla elde edilemez. Belirli bir sistematik içinde hepsinin işlenmesi gerekir. Doğru değerlendirilmeyen haber, bilgi veya belge bir devleti yanıltıcı sonuçlara ve kararlara götürebilir. Bu nedenle, elde edilen ham bilgi, tasnif, kıymetlendirme, yorum ve yayım aşamalarından geçirilerek değerlendirilmeli ve işlenmelidir. Tüm bu faaliyetler kesintisiz süren bir çalışmadır ve dört temel aşamadan oluşur.

Bir: İstihbarat ihtiyaçlarının tespiti ve toplama çalışmalarının yönlendirilmesi. İki: Haberlerin toplanması. Üç: Haberlerin işlenmesi. Dört: İstihbaratın yayımı ve kullanılması. Ancak, bu dört aşama sağlıklı bir şekilde yönetilebilirse başarılı bir istihbarat elde edilebilir.

Çağımızda özellikle büyük devletler istihbarat çarkının düzenli işlemesi görevini, kurmuş oldukları istihbarat örgütlerine vermekte, bu örgütlerin daha verimli çalışabilmesi için her türlü maddi ve siyasi desteği sağlamaktadır. Büyük Türkiye Cumhuriyeti de gelişmiş devletlerdeki gibi çağdaş bir istihbarat örgütü kurulması gerekliliğinden yola çıkarak 6 Ocak 1926 tarihinde Millî Emniyet Hizmeti Reisliğini kurmuştur. Bu kurum, duyulan ihtiyaçlara bağlı olarak birkaç kez küçük yapısal değişiklikler geçirmiş ve 1965 yılına kadar ülkemizin istihbarat faaliyetini yürütmüştür. 22 Temmuz 1965 tarihinde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen 644 sayılı Kanun’la devletin millî güvenlik politikasının hazırlanmasıyla ilgili her konudaki istihbaratın tek elde toplanabilmesi amacıyla Millî İstihbarat Teşkilatı kurulmuştur. Teşkilatın görevi, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, anayasal düzenine, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan gelecek mevcut ve muhtemel tehditler hakkında bilgi toplamak, önlem almak ve gerekli durumlarda ilgili makamları uyarmaktır. Kanunla, kurumun bir müsteşar tarafından yönetilmesi ve müsteşarın kanun ile belirlenen görevlerin yerine getirilmesinde Başbakana karşı sorumlu olması öngörülmüştür. On dokuz yıl süreyle 644 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda faaliyetlerini yürüten kurum, değişen ve gelişen koşullar ışığında yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duymuş ve bu doğrultuda 1 Kasım 1983 tarihinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu çıkartılmış ve bu kanun 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 2016 yılı bütçesi 1 milyar 636 milyon 803 bin Türk lirası olarak belirlenmiştir. 2015 yılına oranla yüzde 47’lik bir artış söz konusudur. Bu artış, giderlerin yükselmesi ve teşkilat için inşa edilmekte olan yeni hizmet binasından kaynaklanmaktadır. Ülkemiz içinde ve yakın coğrafyamızda son dönemlerde yaşanan hadiseler ve sıkıntılar güçlü bir istihbarat örgütünün önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Partimizin, Millî İstihbarat Teşkilatının ülkemizi iç ve dış her türlü tehditle başarıyla mücadele etmeye devam edeceğine olan inancı ve güveni tamdır. Kuşkusuz, Millî İstihbarat Teşkilatının gücü toplumumuzdan göreceği destekle daha da artacaktır.

Millî İstihbarat Teşkilatının 2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın İşler.

Söz sırası, Erzincan Milletvekili Serkan Bayram’a aittir.

Sayın Bayram, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SERKAN BAYRAM (Erzincan) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmeleri kapsamında, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Her devlet millî varlığına, bekasına ve güvenliğine yönelik tehditlere karşı gerekli tedbirleri almak durumundadır. Millî güvenlik, devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomi dâhil bütün menfaatlerin ve ahdî hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması hususunda son derece önem arz etmektedir.

Önemli görev ifa eden Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğimizin 2015 mali yılında kurum bütçesi 22 milyon 575 bin TL’yken 2016 yılı itibarıyla 25 milyon 702 bin TL olarak belirlenmiş olup yaklaşık yüzde 13,8 oranında artış göstermiştir. Bizim hep söylediğimiz gibi, birileri konuşuyor, AK PARTİ yapıyor çünkü her şey millet için, her şey Türkiye için.

Değerli milletvekillerimiz, ülke ve millet olarak kritik günlerden geçtiğimiz bu dönemde millî birliğimizin ne denli önemli olduğunu belirtmek isterim. Bütün bunlarla birlikte, vatanımıza ve milletimize zarar verenler olmaktadır. Birliğimiz ve beraberliğimiz konusunda olumsuz davranış sergileyenler geçmişte hep karanlıkta kalmıştır.

Yeni dünya liderimiz, devlet başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın üç gün önce muhtarlarla yapmış olduğu toplantıda belirtmiş olduğu üzere, birileri ne yapıyor; gidiyor, Ankara’daki alçak eylemle 28 kişinin kanına giren teröristin sözüm ona taziyesinde boy gösteriyor; bir başkası Mecliste bu alçaklığa sahip çıkıp devleti suçlamayı sürdürüyor. Böyle milletvekilliği, böyle siyasetçilik, böyle siyaset adamı olmaz arkadaşlar. Dünyanın hiçbir yerinde sivilleri hedef alan intihar bombacılarına sahip çıkan siyasetçi, siyasi parti ve milletvekili göremezsiniz. Türkiye’de bu işlerin artık bir düzene girmesi gerekiyor. Bölücü örgütün sözcülüğünü yapmak dışında hiçbir işe yaramayan, hiçbir Meclis faaliyetinde bulunmayan bir partiye, milletvekillerine ne bu milletin ne de bizlerin tahammül etmek gibi bir gayreti olamaz, böyle bir zorunluluğu da olamaz.

Demokratik bir ülkede ifade özgürlüğü vardır ama insanları öldürmek için silah taşıma özgürlüğü yoktur. Bu özgürlük kesinlikle terör örgütüne yardım, yataklık, sözcülük anlamına gelemez. Arabasıyla terör örgütüne silah taşıyan, örgütün sığınaklarında teröristlere canlı kalkanlık yapan, evini teröristlere tahsis eden, terör örgütünün her eyleminde ön safta yer alan milletvekili, milletvekili değil, teröristin ta kendisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Meclisimizin önümüzdeki günlerde bu konuda milletimizin hissiyatını karşılayacak tedbirleri alacağına inanıyorum. Meclisimize gönderilen bu fezlekeler Mecliste karşılığını bulmalıdır diye düşünüyorum. Bu fezlekelere karşı tüm milletvekilleri bence sağduyulu davranıp gereğini yapmalıdır.

Evet, arkadaşlar, devlet başkanımızın da dediği gibi, yeni bir anayasa yapmak nasıl bu Meclisin boynunun borcuysa bu kişilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması da bu Meclisin boynunun borcudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, partimizi ve milletvekillerimizi kastederek “alçak” ifadesini kullandı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teröre “alçak” dedi Sayın Başkan, hayır, iyi dinleyin.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani, buna, özellikle…

ERKAN HABERAL (Ankara) – Burada sataşma yok Başkan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, açık bir şekilde Mecliste yer alan siyasetçilerin alçakça… Not almışım yani. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Demirel’i dinliyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sataşmadan dolayı söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni sataşmaya meydan vermeyelim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi gerekçeyle veriyorsunuz Sayın Başkan?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Hakaretten başka bir şey yapmadı ki.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi ifade için Sayın Başkan, onu öğrenebilir miyiz?

BAŞKAN – Sayın Turan, onun kararını ben veriyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi ifade için Sayın Başkan?

ERKAN HABERAL (Ankara) - Parti ismi kullanmadı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, hangi ifadeyse söylemeniz lazım, hangi ifade için?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aranızdaki çekişmeleri Meclise alet etmeyin arkadaşlar.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Erzincan Milletvekili Serkan Bayram’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, AKP Hükûmeti ve devlet kendisinin çözemediği, iktidarın çözemediği sorunların yumağını getirip sanki biz iktidardaymışız gibi HDP’ye yükleyen, HDP’li milletvekillerine yükleyen bir durum söz konusudur.

Diyarbakır katliamını, Suruç katliamını, Ankara katliamını, katliamları sıraladığımızda bitmeyen bir süreç söz konusudur. Bu kadar katliamı gerçekleştiren ve bunun önüne geçemeyen bir Hükûmetin, bir devletin, bir iktidarın, çözemediği ve yalan yanlış bilgilerle kamuoyunu yanılttığı bir süreçte getirip bunun faturasını sanki iktidarda, sanki Hükûmette HDP yer alıyormuşçasına HDP’ye yüklemesi kabul edilecek bir durum değildir.

Ben tekrar söylüyorum: Peki, cemaatle iş birliği yaptığınızda -az önce bize ifade ettiniz “Kol kola geziyorlar.” diye- Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti: “Ben bu davanın savcısıyım.” Cemaati kastederek “Ne istediniz de size vermedik?” diye ifadede bulundu, “Ne istediniz de yapmadık?” diye ifade de bulundu. Bunları söyleyen siz ve sizin partinizdir. Getirip bunu, bu yaptıklarınızı, bu söylediklerinizi muhalefet partisine yüklemek, gerçekten vicdana, ahlaka ve hukuka uymaz. O yüzden, yaptıklarınızın hepsi size geri dönecektir tabii ki. Katliamlar yetmezmiş gibi cenazelerini -kömür hâline getirilmiş şekliyle- toprağa gömen aileler, mutlaka bir gün bunun hesabını buradan soracaktır, Hükûmetten soracaktır, iktidar partisinden soracaktır diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Neye cevap verdi Sayın Başkan?

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Söz sırası, Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’a aittir.

Sayın Kılıç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır sizin de.

AK PARTİ GRUBU ADINA İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerinde grubum adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Vefatının seneidevriyesinde, ilim, fikir, siyaset, devlet ve dava adamı olan Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamızı rahmetle yâd ediyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocam, o sizi reddediyor ama.

İMRAN KILIÇ (Devamla) – Görevi, İslam dininin temel kaynaklarına dayalı doğru ve güzel bilgiyle toplumu din konusunda aydınlatmak, inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmek olan Diyanet işleri Başkanlığı 3 Mart 1924’te kurulmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşundan itibaren yürüttüğü hizmetlerde doğru bilgiyi, güzel ahlakı ve İslam’ın 2 sahih kaynağı olan Kur'an ve sünneti esas almış, bunun yanında tarihin imbiğinden geçen geleneği, Müslümanların on beş asırlık tecrübesini, günün gelişen ve değişen şartları çerçevesinde çağın ihtiyaç ve beklentilerini göz ardı etmeyen bir anlayışı benimsemiştir.

Sadece yurt içinde değil, yurt dışında da dinî ve manevi değerleri her fırsatta topluma anlatma, öğretme ve rehberlik etme görevini üstlenen Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün 100’ü aşkın ülkede yurt dışı teşkilatlarıyla din hizmetlerini yürütmektedir. Başkanlık, Dinimübiniislam’ın rahmet yüklü mesajlarını toplumumuza ve tüm insanlığa ulaştırmak, insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlamak, müminlere yeni ufuklar açmak ve manevi derinlikler kazandırmak amacıyla çalışmalarına devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; din duygusu, insanlık tarihiyle başlayan ve doğuştan gelen bir duygudur. İnsandaki din duygusunun silinmesi imkânsızdır. İlmin sınırı genişledikçe bir yaratıcının varlığına dair kesin deliller de bu oranda çoğalmaktadır. Dikkat edilirse çağımızda din hizmetine ve din olgusuna yapılan atıflar tüm dünyadaki yerini ve gücünü korumakta, dünyanın modern açılımına rağmen bu tutum ve görüntü devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt içi ve yurt dışı din hizmetlerinin yürütülmesinde din görevlilerinin çok büyük bir payı vardır ve bu sorumlulukları artarak devam etmektedir. Ülkemiz tarihinde, millî mücadele yıllarındaki tablo ve cumhuriyetimizin kuruluşundaki proje, din görevlilerimizin toplumdaki sosyal yapılarını ortaya koyma açısından önemli olduğu gibi, bunlar ihtiyaç hâlinde onların başarılarını gösteren belge ve kanıtlardır.

Ülkemizin aydınlık dolu yarınlarının inşasında din görevlilerimize önemli hizmetler düştüğünü bir kez daha vurguluyor, gayretlerini takdir ve iftiharla izliyor; emeği geçenlere minnet, ahirete göçenlere rahmet diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıç.

Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Özdemir, sizin de süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ben de saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Biliyorsunuz, Türkiye’de 4 konuda herkes fikir sahibidir ve bu konuları herkes bilir. Birisi spor, bir diğeri siyaset, öteki yarım olmak şartıyla uçuk tıp çünkü hepimizin kafasında hemen her hastalık için bir ilaç vardır ve din. Din konusunda da hemen herkesin mutlaka bir fikri vardır.

Bu kürsüde benden önce konuşanların pek çoğunun Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuduklarını, hadisler okuduklarını, Hazreti Ali’ye atıflarda bulunduklarını göğsüm kabararak, iftiharla seyrediyorum. “İşte milletin Meclisi böyle olmalı, milleti temsil edenler milletin değerleriyle özdeş konuşmalar yapmalı.” diye. Ama izninizle ben de Hazreti Ali’den bir anekdotla bu konuyu değerlendirmek istiyorum. Hazreti Ali Kûfe’de hutbe okurken aşağıdan laf atıyor Hariciler, bir ayetikerimeyi okuyorlar. Burada çok okunduğu için ben de orijinalini izninizle okuyayım:

(Hatip tarafından Yusuf Suresi’nin 40’ıncı ayetikerimesinin okunması)

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Hazreti Ali ayete karşı çıkacak değil ama kastedilen şeyin ne olduğu belli. Şu sözle cevap veriyor: “…”(x) Evet, doğru bir söz, ayet, Allah kelamı, buna itirazım yok ama “…”(x) Bununla batıl kastediliyor, hak değil. O bakımdan, burada okunan ayetlerde, burada okunan hadislerde mana doğru ama bağlamından koparılarak bir başka yere monte edildiği için maksat yanlıştır. Dolayısıyla, burada ciddi bir hata, ciddi bir yanılgı ve yanıltmaca içerisine giriyoruz.

Münazara eskiden bir ilim dalıydı ve okutuluyordu medreselerde ve münazarada aslolan gerçeğe ulaşmaktı fakat münazarada gerçeğe ulaşmaktan başka maksatlar ön plana çıkarılırsa o da bağlamından koparılmış olur ki hakikaten sıkıntılıdır.

Cumhuriyet devleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti hudayinabit bir devlet değildir yani durup dururken 1923 yılında ortaya çıkmış bir devlet değildir. Nitekim, bugün Türk ordusu 5.000’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyor ki kökleri ile bağlarını sağlam kurmak açısından doğru bir yaklaşımdır. Dolayısıyla, biz de Diyanet İşleri Başkanlığının köklerini aradığımızda bunun kökeninin Hazreti Peygamber devrine kadar gittiğini biliyoruz ve 120 kadar sahabenin -benim tespitlerime göre- Hazreti Peygamber’in müftüleri olarak daha sağlığında bu faaliyeti icra ettiklerini görüyoruz.

Dolayısıyla, teşkilat olarak değil ama teşkilatlanma anlamında Diyanet teşkilatının varlığı Peygamber dönemine dayanır. Müslüman olduktan sonra Türkler de bu kurumu almışlardır çünkü din konusunda, din gibi hassas bir konuda hemen herkesin fikir beyan etmeye kalkışmasının önüne geçmek, din işlerini tanzim etmek başlı başına bir devlet meselesi ve teşkilat hususu olarak görülmüştür. Selçuklularda bu durum böyle olduğu gibi, Osmanlılarda da bu durumun böyle olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, cumhuriyete geçilirken Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kuruma ihtiyaç duyulmuş ve bu kurum korunmuştur. Elbette, bir kurumu aldığınızda üzerinde oynama yapamazsınız, değişiklik yapamazsınız, iyileştirmede bulunamazsınız anlamına gelmiyor. Şimdi, Diyanete karşı çıkanların bir çelişkisine de işaret edelim; Cumhuriyete, cumhuriyetin kurucu değerlerine ve cumhuriyetin müessesine duyulan saygı, onun kurduğu Diyanet İşleri teşkilatına duyulan saygısızlıkla maalesef örtüşmüyor. Diyanet İşleri Başkanlığını da bu devleti kuran kişilik, kimlik, algılanan her neyse, o kurmuştur ve buna bir ihtiyaç vardır.

Ben, hakikaten, fedakârca hizmet eden, sabahleyin gün doğmadan camilerini açan ve gece yarılarına kadar bu hizmeti ifa eden, gecesini gündüzüne katan, toplumun var olduğu bütün olaylarda hazır bulunan Diyanet mensuplarını gönülden tebrik ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özdemir.

Söz sırası, İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’ya aittir.

Sayın Kaynarca, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 yılı Radyo Televizyon Üst Kurulu bütçesiyle ilgili söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Radyo Televizyon Üst Kurulu, düzenlemelerin ve denetlemelerin radyo, televizyonlarla ilgili yapıldığı ve 1994 yılında kanunla kurulmuş bir kuruluştur ve 2011 yılında yayıncılık mevzuatı yeniden yenilenmiştir. Avrupa Birliği normları ve sektörün de dile getirdiği görüşler dikkate alınarak 6112 sıra sayılı Kanun 3 Mart 2011 itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Türkiye'nin karasal sayısal yayın standardı, sayısal televizyon frekans planları da hazırlanmış, analog televizyon yayıncılığından karasal sayısal televizyon yayıncılığına geçiş ve uygulama planı gerçekleştirilmiştir. Radyo frekanslarının tahsisi televizyon ihalesinden bağımsız hâle getirilmiş, 2015 yılında da ilgili yönetmelik değişiklikleri hazırlanmıştır. Yayıncılıkta kullanılan 61 ile 69 arasındaki kanallar 2015 yılı içerisinde sorunsuz olarak boşaltılmış ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna devredilmiştir. Dünyada da bu şekilde olmuştur ve boşaltılan frekanslar 4,5G mobil haberleşme hizmetlerine tahsis edilmiştir.

Radyo ve televizyon yayınları, iletildikleri ortama göre karasal, kablo ve uydu ortamında yapılan yayınlar olmak üzere üç farklı bölümdedir ve ülkemizde kablo ortamında 161, uydu ortamında 429 ve yine karasal yayınlarda da 240 televizyon ile 1.042 radyo kuruluşu lisans başvurularını gerçekleştirmiştir. Tabii, bu sektörle ilgili kanal ve frekans kullanımı bedeli olarak da devlete 2011 yılından bu yana 162 milyon TL aktarılmıştır.

RTÜK’ün 6112 sayılı Kanun ve uluslararası anlaşmalara göre radyo ve televizyonları denetleme yetkisi vardır. Bu çerçevede, tüm kanallar, 93 televizyon, 60 radyo yedi gün yirmi dört saat boyunca kesintisiz denetlenmektedir. Aslında, izlenmektedir ve bir anlamda da yeni teknolojiyle birlikte bu sayı da artırılmıştır.

Bir başka hizmete gelince, o da iletişim merkezidir. İletişim merkezinin yanı sıra, web, e-posta ve mobil uygulamalarıyla birlikte izleyicilerin şikâyetleri bir şekilde toplanmakta ve 2015 yılındaki rakamları vermek istiyorum ben bu anlamda; 1908 radyo ve televizyon değerlendirme raporundaki genel şikâyetlerde 1.469 ceza kararı var, yüzde 63’ününse reklamlar olması oldukça dikkat çekicidir.

Yine, kamuoyunda epey tartışıldı, Yüksek Seçim Kurulunun verdiği cezalarla ilgili, buna özellikle işaret etmek istedim çünkü yasanın verdiği yetki gereği seçim dönemlerinde bütün sorumluluk Yüksek Seçim Kuruluna aittir. Dolayısıyla, yasa gereği RTÜK sadece rapor hazırlamakla yetkilidir ve bunu Yüksek Seçim Kuruluna iletir. Bazen, hazırlanan raporun tersinde de kararlar çıktığı açıktır. Vatandaşlarımız, RTÜK İletişim Merkezine yayınlarla ilgili görüş ve düşüncelerini iletebilmektedir. Ben bu konuda şikâyet rakamlarının oldukça çarpıcı olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Mesela, 2015 yılında 121 bini aşkın şikâyet var, yüzde 24’ü dizilerle ilgili, yüzde 22’si yarışmalarla ilgili -ki beceri ve direnç yarışmalarını gösteriyor- yüzde 11’i reklamları kapsıyor. Yine, bunların genel ahlak, manevi değerler ve ailenin korunması ilkelerine aykırılık prensipleri çerçevesinde de ele alındığına dikkat çekmek isterim.

Yine, RTÜK’ün kamuoyu araştırmaları yaptığını da belirtmek istiyorum. Avrupa Konseyinin medya alanındaki çalışmalarını Türkiye’yi temsilen takip yetkisi de RTÜK’e aittir.

Görev ve sorumluluk alanlarını kısaca paylaşmaya çalıştığım RTÜK’ün 2016 yılındaki bütçe rakamı 247 milyon TL olarak öngörülmüştür.

Ben tabii, kısa başlıklarla geçmeye çalıştım. Bütçenin hayırlı olmasını, ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaynarca.

Söz sırası, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’e aittir.

Sayın Aydemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sürenizi başlatıyorum.

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubumuz adına Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü özel önemi haiz bir kurum, ülkemizin dünyaya açılan penceresi, kurumun kendisini tarifi içerisinde, dünyayı izleyen, Türkiye’yi anlatan bir müessese, bilgi çağında küresel gerçekler ve değerler kapsamında gerçekçi bir Türkiye portresi oluşturma adına tanıtım ve bilgilendirme gayretindeki nadide bir kuruluş.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizin dünya ölçeğinde bütün değerleri bağlamında okunması fevkalade önemlidir. Ne ki bu durumun küresel bir dille anlatılması ve böylelikle asrın idrakine takdimi çok daha mühimdir. Zira, bu sayede yedi düvelin yıllara sari menfi algı oluşturma gayretleri bertaraf edilebilecektir.

İçinde bulunduğumuz vasat üzerinden hâli tarif etmekte fayda görüyorum. İç ve dış mihraklarca sahnelenen hain senaryolara figüranlık edenlerin dezenformasyon gayretleri ehli vicdan herkesin malumudur ve yine biliniyor ki maksat “AK” dava marifetiyle ülkemizde kaydedilen sosyal ve ekonomik reformların önünü kesmektir. Gaye, önce insan odaklı hizmet felsefesini yok etmek, demokratikleşme ve özgürlük adına atılan tarihî adımları itibarsızlaştırmaktır. Amaç, tarihe kazınmış kardeşlik vizyonumuzu karalamak, Çanakkale’den Kafkaslara, Yemen’den Balkanlara kadar kayda geçmiş yürek frekansımızı hafızalardan silmektir. Ve tabii, bu güzel ülkeyi, ülkemizi, Türkiye’mizi kan ve gözyaşı haritası şeklinde vizyona taşımak, acıların adresi olarak göstermektir. Hülasa, sahnelenen iftira ve karalama kampanyasıdır. İşte tam da bu noktada geleceğin Türkiye’sini muhkem temeller üzerine inşa ettiğimiz bu dönemde, Türkiye’nin doğru anlatılması, ülkemiz hakkında bilgi kirliliğine yol açan aktarımların önlenmesi büyük önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri köklü değişim ve öncelikli dönüşüm programlarıyla yeni Türkiye idealinde kararlı ve istikrarlı bir yönetim sergilemektedirler. Kamu vicdanında destek bulan reformların hayata geçirildiği bu süreçte, Türkiye’nin dünyaya doğru sunumu ve böylelikle ülkemizin küresel dilde tarif bulması hepimizin ortak amacı olmalıdır. Hükûmetimizin bu noktadaki temel vurgusu çok açık, çok net, çok berraktır. Türkiye’nin, muhteşem mazisi, muhterem konumu ve muasır vizyonu ile küresel dile en gerçekçi bir şekilde aktarılması, anlatılması ve tercüme edilmesini öngören bir anlayış. Türkiye'nin ifade ettiği yüksek haysiyet, vicdan ve irfan örgüsünün küresel bazda seslendirilmesini hedef alan bir tarz.

İktidar olduğumuzdan bu yana hayata geçirilen yatırımlar ve çağdaş reformlarla yeni Türkiye hedefinde imani bir kararlılık gösteren hükûmetlerimizin dünyada gıptayla izlenen tasarrufları içine kapanık bir ülkeyi bugün artık dünyada gündem oluşturan, söz sahibi olan bir konuma kavuşturmuştur. Sergilenen ve takdir bulan bu politikalar ülkemiz adına çağdaş bir ufuk hareketidir, Türkiye sinerjisinin dünya vizyonunda hak ettiği ölçüde ifadesidir ve tabii, Türkiye değerlerinin küresel idrake söylettirilmesi “Lider Ülke Türkiye” adresine varma adına tarihî bir seferberlik, tarihî bir adım ve tarihî bir açılımdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu babda, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüz çağdaş bir yapılanmaya kavuşturulmuş, bilgi teknolojisinin gerekleriyle donatılmış ve ülkemizin küresel boyutta doğru tarifi, değerlerinin doğru takdimi ve kaydettiği çabaların doğru teşhisi bağlamında özel bir konuma eriştirilmiştir. Çağın gereklerine uygun bilgilendirme atılımlarıyla, bugün artık Asya'dan Avrupa'ya, Afrika'dan Amerika'ya adından söz ettiren bir Türkiye vardır. İslam coğrafyasında, Türk dünyasında konumu, vizyonuyla referans olan bir Türkiye vardır.

On dört yılda AK PARTİ hükûmetlerinin ortaya koyduğu muasır yönetim anlayışı ve üslubuyla Türkiye dünyaya kendini yeniden hatırlatmış, küresel hafıza yeniden canlanmış ve ülkemiz dünya gündeminin ön sözüne girmiştir. Türkiye adına böylesi bir “AK” süreci başlatan ve ülke adına küresel boyutta “AK” bir sayfa açanlara minnet ve şükranlarımızı sunmayı bir borç biliyorum.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüz özelinde, 2016 yılı bütçesinin hayırlı olması temennisiyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydemir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına son söz Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’ya aittir.

Buyurun Sayın Gündoğdu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İnsan Hakları Kurumunun 2016 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşülmesi vesilesiyle grubum adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlarken “Bir gün mesele Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye’dir.” diyerek; yine, bilim adamlığını, rektörlüğü, “Ordu göreve” pankartının altında yürüyerek yasakçılığıyla övünenlere “Bir gün başörtülülere selam duracaksınız.” diyerek bugünleri işaret eden Erbakan Hocama Allah’tan rahmet diliyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hoca sizi reddetti, reddetti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gömleği değişti, gömleği.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, insan haklarını “devlet”, “vesayet”, “millet”, “eşit yurttaşlık” kavramlarıyla ele almamız lazım. Bunun için kısaca, 1920’den bugüne kırılma noktalarını başlıklarıyla, pozitif ve negatif, sizlerle paylaşmak istiyorum: Yıl 1920 ve 21, millet, hem orduyu hem devleti hem de hükûmeti kuruyor. Yıl 1925, Takriri Sükûn Kanunu’yla CHP dışında parti bırakılmıyor. Böylece yirmi altı yıl tek parti dönemi; seçim var, seçenek yok. Yıl 1950-60 arası, çok partili hayata geçiyoruz ama 50’de, 54’de ve 57’de CHP seçimleri kaybedince 1960’ta darbe oluyor ve 61 Anayasası yapılıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – CHP’yle ne ilgisi var ya darbenin! Adam gibi size teslim ettik.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - 1961 Anayasası’nda millete rağmencilik kurumsal olarak Anayasa’daki yerini alıyor. O güne kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir.” sözü ve arkasından bu sözü yerine getirmek üzere Meclis yetkiliyken 61’de “Belli kurullar eliyle yürütülür.” denilerek Meclis devre dışı bırakılıyor. 71 darbesi, 80 darbesi, 82 Anayasası… Bugün bile Kenan Paşa’nın cenazesine itibar etmeyenlerin hâlâ onun anayasasına sarılıyor olmasını da dikkate almak lazım.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Siz sarılmışsınız.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Yıl 1997 28 Şubat, darbe; eğitim, çalışma ve siyaset hakkının gasbedildiği dönem. Kanunda ve Anayasa’da Şapka Kanunu olmasına rağmen kanunlarda ve Anayasa’da başörtü yasağı olmayıp sadece yönetmelikle bu hakların gasbedildiği dönem. 2007, 367 garabeti; 2010, referandum ve paradigma değişimi, devletin milletinden milletin devletine geçiş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hırsızlıklara geçiş, hırsızlıklara. Yolsuzluklara geçiş. Sen öyle dersen, ben de böyle derim.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Bugün gazetecilerle ilgili Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı biz anayasa metnine koyarken, bugün bayram edenler o gün “hayır” diyorlardı. Yıl 2013, otuz yıl arkasında kimin olduğunu konuştuğumuz terör meselesinin özgürlük boyutuyla asimilasyonu kaldırma, hakları verme, eşit yurttaşlık adına ilerlemeler. Yıl 2014, halk ilk kez doğrudan Cumhurbaşkanını yani başkanını seçiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Meclis Başkanı, halk başkanı mı seçti, Cumhurbaşkanı mı seçti? Düzeltsene bunu.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Yıl 2015, 7 Haziran seçimlerinden sonra, silahları gömmesi gerekenler, yeniden silaha sarılıyorlar ve Türkiye’de Mecliste siyaset yapması gerekenler, terör örgütüne sırtını dayayarak yeniden kaosa davetiye çıkarıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Halk kimi seçti, neyi seçti? Anayasa’yı çiğniyor ya!

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Onun için insan haklarını böyle ele almak lazım. EMASYA Protokolü’nün kaldırılmasından cumhuru hizaya çeken Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun değişmesine, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesine kadar dikkate almak lazım. Bugün Allah’a hamdediyorum bu Meclis, dün, milletin seçtiği milletvekiline derin devlet adına had bildiren bir Meclisken, bugün millet adına millet iradesine sahip çıkan ve zalime karşı koyan bir Meclis konumuna gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zalim kim, zalim? Kime karşı koyuyor ya?

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Elbette çözüm sürecinin özgürlükler boyutunu bir cümleyle söylüyorum. Dün devlet şefkat eliyle özgürlükleri veriyordu, bugün kudret eliyle teröristlere, çukur siyasetçilerine hak ettiği işlemi yapıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye “hendek” diyemiyorsun? “Hendek” desene, hendek. Hendek niye demiyorsun?

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Sayın Kılıçdaroğlu’nu da tebrik ediyorum, grup toplantısında 29 canımıza kasteden teröristin taziyesine gideni ülkeye ihanet ettiği için uyarması dolayısıyla.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo. Evet. Sizi de uyarıyoruz, senin milletvekilin de gitti, Yasin Aktay da gitti. Sizi de uyarıyoruz.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Umuyorum CHP’den katılanları da kapsar bu söylem ve çukur siyasetine komple karşı çıkarsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gündoğdu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizi de uyarıyoruz. Senin milletvekillin de gitti, niye onu söylemiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubumuza çok açık sataşmalar oldu, detay istiyorsanız verebilirim, 7-8 tane var.

BAŞKAN – Tam olarak ne dedi Sayın Özel, gerçekten ben kaçırmış olabilirim yani varsa verin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – En sondan gelelim, Genel Başkanımızın taziye konusunda bu davranışı doğru bulmadığını ifade ederken “CHP’den katılanları da kapsar.” diyerek sanki…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

İki dakika veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Ahmet Bey bu kürsüye ilk çıktığında sarı kravatı o kadar tepki aldı ki -geçmişindeki sendikacılığına yapılan çağrışımdan- bugün farklı bir renk tercih etmiş ama ben, gönül rahatlığıyla, onun takamadığı kravatı taktım bugün. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Ahmet Bey’e şunu hatırlatmak lazım: 1950 seçimlerinin akşamında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye herkes “Ne yapacaksınız, seçimi kaybettiniz?” diye sorduğunda bir şüphe vardı. “İktidarı devredecek misiniz?” diye soruyorlar. Dedi ki: “Bu benim en büyük yenilgim şüphesiz ama Türkiye demokrasisinin en büyük zaferidir.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bilgisayar da yoktu, teknoloji de yoktu!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ve bir saat içinde seçim sonuçlarından sonra devir teslimin talimatını verdi. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin ülkenin demokrasiye geçiş sürecindeki yüz akıdır, övünç kaynağıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

7 Haziran gecesi seçim sonuçlarını görünce kararan, dört gün dili tutulan Başdanışman Burhan Kuzu’ya “Millet kaosu seçti.” mesajı attıran, Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’na “Başkan seçseydik bu kaos, bu terör olmazdı.” dedirten, altta Dağlıca katliamının, saldırısının şehit haberleri akarken üstüne “400 vekil alınsaydı bunlar olmazdı.” diyen ve bunları yapıp da bir seçim sonucunu beğenmeyip bir başka seçime doğru korku imparatorluğu, seçmenin beyninin altına korku aşılayarak iktidar arayıp, iktidarı bırakamayan biz değiliz elhamdülillah. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Gündoğdu, hayırdır?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Doğrudan ismimi vererek sataşmada bulundu, hem kravat hem sarı sendikacılık kavramıyla… Müsaade ederseniz… İsmim, kravatım, icraatım, eski genel başkanlığım dâhil… 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gündoğdu, iki dakika veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

6.- Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Grup Başkan Vekili, değerli arkadaşlarım; sarı kravatı da her gün değil yeri geldiğince -senin olduğu gibi benim de birden fazla kravatım var- takmaya devam edeceğim. Sarı sendikacılık ithamınızla ilgili…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi de köleliği getiriyorsun değil mi?

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Dinlemesini bil.

“Sarı” kavramıyla ilgili yandaşlık ya milletten yana taraf olmaktır…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sermayenin Meclis temsilcisi!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, lütfen…

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - …ya da darbeden yana taraf olmaktır. Ya İbrahim’in yanında yer almaktır ya Nemrut’un yanında yer almaktır.

ATİLA SERTEL (İzmir) - İmzaladığın sözleşmeler yüz karası!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Baban kurdu bu cumhuriyeti değil mi! Bu ülkeye demokrasiyi baban getirdi!

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Tek parti diktatörlüğüyle on sekiz yıl bu milletin ezanının Türkçe okutulduğu dönemleri hem değişmez lider hem parti başkanı dönemlerini çok iyi biliyoruz.

ATİLA SERTEL (İzmir) - İmzaladığın sözleşmeleri çıkar.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Ama sarılıkla ilgili bir şey söyleyeyim: Dört yıl önce, bugün mensubu olduğum partimin bakanlarının toplu sözleşmede öğretmene ek ödemeyi vermediği kesinleştiği an…

ATİLA SERTEL (İzmir) - Sarı sendikacısın, sarı!

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - …Türkiye geneli iş bırakma eylem kararı aldık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ne oldu? Sonra ne oldu? Sonra bakanı kürsüye çıkardınız, kürsüden konuşturdunuz, kürsüden!

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Güven Park’taki eyleme sizin milletvekiliniz Sayın Tanal katıldı. O günün esprisini söylüyorum: Tanal bizimle halay çekti ve arkasından dedi ki: “Keşke bugün Genel Başkanım burada olsa, Ey Tayyip Erdoğan, sosyal taban örtüşmesi olarak yüzde yüz senden olanlar bile sana eylem yapıyor diyebilse.” demişti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sonra ne oldu? Sonra milletvekili yaptılar seni.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Yardımcı arkadaşım da demişti ki: “CHP’nin de sorunu bu, sizde bu kadar akıllı olanlar milletvekilliğinden öteye gidemiyor.” Milletten yana, halktan yana tarafız, bütün renkler bizim ama farklı renk giyip de çukur siyasetçilerine “arkadaş” diyenleri de bu millet asla unutmayacak.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gündoğdu.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Çalışanları sattın!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Sayın Başkan, az önce bundan önceki konuşmasında “Türkiye'de siyaset yapması gerekenler” diye bize hitaben…

BAŞKAN – Nasıl efendim, Sayın Demirel? Bir dakika…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Türkiye'de “siyaset yapma” adına gelenlerin aslında çukur siyaseti yaptıklarını ve aynı zamanda, CHP’nin Genel Başkanının da partimizin milletvekiline yönelik yaklaşımını ifade ederek partimize sataşmıştır. Bundan dolayı 2 dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika veriyorum size de. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

7.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aslında, kimin nasıl siyaset yaptığı biraz sonra vereceğim tabloda ortaya çıkacaktır.

Bugün sizin malum gazetenizin başlığına baksanız aslında “26 Şubat yüksek yargı darbesi” diye ifade edilen Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliyesini bir darbe olarak nitelendiren anlayışı çok net olarak görebilirsiniz. Bugün AKP içerisindeki bu çatlağın, çelişkinin AYM’deki yaşananlarla bağlantısını kurmak bence sizin daha iyi gözden geçirmeniz gereken bir durumdur. Kendilerinin istemediği bir karar çıktığında bunun sonucunu bir “darbe” olarak ifade eden AKP Hükûmeti ve iktidar nedense bundan hiçbir zaman için de ders çıkarmıyor.

Çok net söylüyorum: AYM üyelerini kim belirledi? 17 tane AYM üyesi var, bunları kim belirledi, çok nettir. Eski Başbakan, eski Cumhurbaşkanının belirlediği 10 üye çoğunlukta olan üyelerdir. Ne oldu bu sistem değişti de, eski AKP’li olarak ifade edilen Abdullah Gül’ün, eski Cumhurbaşkanının seçtiği üyelerin çoğunlukta olduğu bir AYM nasıl olur da paralel oluyor ya da “Kumpas kuruluyor.” diye ifadede bulunan bir yapı söz konusudur?

Şimdi, biz sormak istiyoruz: AKP içerisinde bir çatlak mı var yoksa AKP kendi gölgesinden mi korkmaya başladı?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Başbakan cevap verdi size.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Sizin milletvekilimize söyleyecek sözünüz yoktur. Sizin, önce, bu ülkeye yapmış olduğunuz darbelerin hesabını sormanız ve bunun sonucunu tüm Türkiye halklarıyla paylaşmanız gerekiyor diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Gündoğdu konuşmasında tekrar cevaba ihtiyaç duyacak sataşma ve hakaretlerde bulundu; söz istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Ne dedi Sayın Gündoğdu tekrar ikinci konuşmasında?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Darbeleri savunmak” dedi efendim; daha ne desin yani? Daha ne desin? Bizi darbeleri savunmakla itham etti.

BAŞKAN – Sayın Özel, ben tabii, İç Tüzük’ün gereğini yapıyorum da… Ben bir daha söz vereceğim size.

Yalnız sayın milletvekilleri, lütfen istirham ediyorum, gerçekten bütçenin insicamını bozmadan...

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Adam bütçeyle ilgili konuşmuyor ki!

BAŞKAN - Güzel bir şekilde başladık, çok değerli konuşmacılar çok güzel ifadeler kullanıyor katılalım katılmayalım…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Bütçeyle ilgili konuşan yok ki!

BAŞKAN - …ama sataşmadan da biraz daha böyle cari bir şekilde bir bütçe yapabilirsek memnun olurum diyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bütçe üzerinde konuşsunlar, bütçeyle ilgili konuşsunlar sataşmayalım.

BAŞKAN - Sayın Özel, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden iki dakika daha süre veriyorum.

Buyurun.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Adam insan hakları için çıkmış Cumhuriyet Halk Partisine saldırıyor!

BAŞKAN – Buyurun.

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bütçenin ne demek olduğunu, bütçe müzakerelerinin hangi titizlikle, hangi ciddiyetle yürütülmesi gerektiğini biliyoruz. Birazdan konuşmacılarımızı da dinleyeceksiniz, sabahtan beri tutumumuz da ortada. Ama tabii, öyle yaklaşımlar oluyor ki iktidar partisi adına beş dakika şurada kürsüyü bulmuşsunuz, burada hiç olmazsa, sizden seçmenlerinizin beklediği, Türkiye’nin beklediği birtakım şeyleri dile getirin. Geçmişte görev yaptığınız -nasıl helallik aldınız bilmiyoruz- bizim bildiğimiz eski üyeleriniz sizin yaptığınız sözleşmelerden, o sözleşmelerin sonucunda kendilerinin elde etmeyi umdukları hakları elde edememelerinden, sizin siyasete terfinizden ama kendilerinin hâlâ o açlık, sefalet günlerinde kalıyor olmalarından fevkalade rahatsızlar. Bununla ilgili biz, sizin partimize yaptığınız sataşmalardan sonra siyasi bir gönderme de içerecek renkle ilgili, kravatla ilgili, geçmişte yaşamış olduğunuz bir diyalogla ilgili bir şey söyledik ama armut dibine düşüyor. Böyle bir eleştiriye karşı dahi ağzınızdan çıkanı kulağınızın duyamayacağı, insicamınızın bozulduğu, vücut kimyanızın bozulduğu bir konuşma yapıyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin teröre, terör örgütlerine karşı ilişkilenme biçimi, bizlerin onları kınamamız, insanlık suçu kabul etmemiz, buralarda hiçbir eksiklik olmadığını biliyorsunuz. Kendiniz söylüyorsunuz Genel Başkanımızın tavrını, ondan sonra hâlâ daha bir şeyler ima etmeye çalışıyorsunuz.

Bunun yanında bugün buraya çıkıp da Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşacak milletvekillerinden göreceğiniz şudur: İçi dolmuş, etkin, söylemi güçlü, üslubu doğru, halkın beklediği muhalefeti yapacağız size ama siz maalesef, iktidar olma sorumluluğunu taşımak yerine, sizi bu koltuklara taşıyanlara diyet borcunuzu ödemek için âdeta muhalefete muhalefet etme kudretsizliğini gösteriyorsunuz.

Kınıyoruz sizi. (CHP sıralarından alkışlar)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır’a söz verdim Sayın Gündoğdu.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, HDP Grup Başkan Vekili Sayın Demirel, “yaptığınız darbeyle” demek suretiyle bizi darbeci olarak göstermiştir, açık bir sataşmadır, 69’a göre söz istiyorum.

Ve dahi, eğer izin verirseniz, yine, CHP Grup Başkan Vekili Sayın Özel de “Diyet borcu ödüyorsunuz.” diyerek bizim meşru, belki de anamızın ak sütü kadar meşru olan hakkımıza halel getirecek bir bühtanda, sataşmada bulunmuştur. Bunun için de sataşmadan söz istiyorum 69’a göre.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika veriyorum ama lütfen bu son olsun.

Bir daha sataşmadan söz vermeyeceğim. Lütfen sayın milletvekilleri…

Sayın Çakır, siz de yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Çakır, dört dakika olmalı. Yani hakkınızı arayın, sayın mevkidaşım.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – İki dakika sonra ineceğim Sayın Özel, ondan sonra tekrar çıkacağım.

BAŞKAN – İki dakika, iki…

Buyurun.

9.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim. Zaten Özel on saniyemi aldı.

Evet, yani “diyet borcu” lafı Sayın Özel’in rutin polemiklerinden birisidir. Bizim -oradan ifade ettiğim şeyi bir daha ifade edeyim- anamızın ak sütü kadar helal, meşru hakkımız olan, çünkü kaynağı millet olan bir vergi olduğu için ve millet seçtiği için tablo bu kadar berraktır, bunu söylemeye bile hacet yoktur. Hep tekrar ediyorum, bir daha söyleyeyim, izahtan varestedir.

Sayın Demirel’in dediğine gelince, darbe yaptığımızla ilgili… Değerli arkadaşlar, herhâlde, kayıtlara geçsin diye söyleyeceğim; biz bildik, klasik darbeleri değil, postmodern darbeleri de tasfiye ettik. Yani 1960’lı yılların başında olan… Hani vardı ya Türkiye’nin siyasi geleneğinde sonu sıfırla biten her on yılda 1 darbe, biliyorsunuz, ondan sonra o değişti, sonu âdeta 7’yle biten ortalı yıllarda da darbe olmaya başladı. Biz klasik darbeleri tasfiye ettiğimiz gibi, postmodern darbeleri de tasfiye ettik ve inşallah bu milletin evlatları bir daha darbe marbe görmeyecek.

Öte taraftan, yine Sayın Özel’in iki gündür söylemiş olduğu bir şey var. 7 Haziranda şu oldu, şu tarihte bu oldu, şunda bu oldu. Değerli arkadaşlar, bir hayallerimiz vardır, rüyalarımız vardır, sanrılarımız vardır, bir de somut, reel gerçekler vardır. Bugün bu ülkenin karşılaştığı, geldiği en somut, en müşahhas, en reel gerçeklik 1 Kasımda bu ülkede bu partinin iki kişiden birinin oyunu almak suretiyle yüzde 50’yle iktidara gelmesidir, gerisi lafügüzaftır. Yel kayadan ne aparır, Sayın Özel?

Teşekkür ederim, saygılarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçsin diye bir cümle söylememe müsaade edin.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Neye göre?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) - MEMUR-SEN’in yetkili olduğu günden bugüne memur maaşlarında en düşük artış yüzde 450’dir. MEMUR-SEN’in üye sayısı 900 binin üzerindedir. AK PARTİ’nin on üç yıllık iktidarı sonunda oyu yüzde 49,5’tur.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bakanlar devreye giriyor, müsteşarlar devreye giriyor, öyle üyen arttı senin.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) - CHP’li arkadaşlar bizim ücretlere kazandırdığımız için değil, referandum, ortak akıl mitingleri, başörtüsü, din eğitimi gibi duruşlarımızdan rahatsız olduğu için böyle yapmaktadırlar. Biz sendikacılığı “beşli çatı içerisinde yer almak” anlamamıştık, siyaseti de öyle anlamıyoruz.

Tutanaklara geçsin, istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu, kayıtlara geçmiştir.

Böylece Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna ait konuşmalar tamamlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, grubumuzla ilgili konuşmalar başlamadan önce yerimden pek kısa bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Necmettin Erbakan’ı ölümünün 5’inci yıl dönümünde rahmetle andıklarına ve Deniz Gezmiş’in doğum gününü kutladıklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu tartışmalara daha fazla devam edecek değiliz. Kimin argümanının ne olduğu, kimin ne durumda olduğu ortada.

Ben Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bugün konuşmalar başlamadan önce grubumuzdaki tüm hatiplerimiz ve tüm grubumuz adına öncelikle 54’üncü Hükûmetin rahmetli Başbakanı Sayın Necmettin Erbakan’ı ölümünün 5’inci yılında -Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak- rahmetle anıyor, ülkeye yapmış olduğu hizmetler için kendisine bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Bugün bir ölüm yıl dönümü olduğu gibi, bir doğum yıl dönümü de. Bugün Deniz Gezmiş’imizin doğum günü. 12 Mart cuntacılarının idama yolladığı, yaşasaydı bugün 69 yaşında olacak büyük bir devrimcinin, Can Yücel’in deyimiyle: “Türkiye’de devrim maratonunun en güzel 100 metresini koşan bizim Deniz”in doğum günü. Bugün hâlâ 25 yaşında olan Deniz, emperyalizme ve gericiliğe karşı Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana sürdürdüğümüz bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin meşalesidir. Buradan altını çizerek söylemek isterim ki bizler bugün kendi idam sehpasını kendi ayağıyla deviren Deniz’in mücadele ruhunu, Türkiye sevgisini, halkların kardeşliğine duyduğu bağlılığı aynı şekilde savunmaya devam ediyoruz. Ve bugün gençlik kollarımızın attığı bir “tweet”i paylaşarak sözlerimi bitiriyorum: “Vatan onu parsel parsel satanların değil, uğruna darağacına tekme atanlarındır.”

Saygılar sunuyorum.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz, İzmir Milletvekili Musa Çam’a aittir.

Sayın Çam, süreniz dokuz dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Tam da Sayın Özel’in belirttiği gibi içi dolu konuşma bekliyoruz inşallah konuyla alakalı olarak.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi grubumuz adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Grup başkan vekilimizin söylemiş olduğu gibi, önceki dönem başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı rahmetle anıyoruz ama rahmetli Necmettin Erbakan bugün hayatta olmuş olsaydı, gömlek çıkardığınız için, reddimiras ettiğiniz için sizi kabul etmeyeceğinin altını çizmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, sevgili Deniz Gezmiş, savaşsız, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya hayaliyle vermiş olduğu o mücadele, bir tek insanın saçının teline zarar vermeksizin yapmış olduğu o mücadele sonucunda idam sehpasına gitmiş ve o sehpayı kendi tekmesiyle devirmiş, bizim için önemli bir liderimizdir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Çam, idam fermanında CHP’nin imzası var mıydı, açıklar mısınız?

MUSA ÇAM (Devamla) – 69’uncu yaş gününde ve aramızdan ayrılışının 44’üncü yılında bir kez daha rahmetle ve sevgiyle anıyorum kendisini.

Değerli arkadaşlar, bugün burada 2016 yılının bütçesini, 2014 yılının da kesin hesabını görüşüyoruz. Tabii ki ben Sayın Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde konuşacağım. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 Ağustos 2014 tarihinde seçimle Cumhurbaşkanı oldu arkadaşlar. Milletvekilliğinden ve AKP Genel Başkanlığından 27 Ağustos tarihine kadar istifa etmedi ve Sayın Erdoğan AKP kongresine hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan hem de AKP Genel Başkanı olarak katıldı. Oysa, bizim Anayasa’mıza göre, açık ve net bir şekilde, aday olduğu, seçildiği andan itibaren milletvekilliği düşer ve siyasi partiyle olan bütün ilişkileri de aradan kopar arkadaşlar. Anayasa’mız çok açık ve net bir şekilde ama gelin görün ki daha ilk seçildiği günden itibaren Anayasa’yı çiğneyen, onları yere atan bir Cumhurbaşkanıyla karşı karşıyayız. Dünyanın hiçbir ülkesinde seçilmiş bir Cumhurbaşkanı hem Başbakan hem de bir siyasi parti genel başkanı gibi davranamaz ama ne yazık ki bizim ülkemizde Sayın Recep Tayyip Erdoğan bunları yaptı arkadaşlar. Yetmedi, 7 Haziran seçimlerine giderken ettiği yemini çiğnedi. Seçimlerden önce temel atma ve açılışları bahane ederek yaklaşık 40 ilde yaptığı mitinglerde AKP’ye oy istedi: “Başkanlık sistemini getirecek misiniz? 400 milletvekili verecek misiniz?” diye vatandaştan ve seçmenlerden oy istedi arkadaşlar. Bir Cumhurbaşkanı bir siyasi parti genel başkanı gibi meydan meydan dolaşıp partiye oy isteyebilir mi? Ama Recep Tayyip Erdoğan yaptı bunları.

Bakın, Sayın Erdoğan kendi döneminde burada yaparken, Cumhurbaşkanlığı kampanyasını yaparken sadece TRT’de yirmi dokuz saat, AKP otuz saat, CHP beş saat, MHP yetmiş dakika, HDP on sekiz dakika kullandı. TRT dâhil bütün televizyonlarda Recep Tayyip Erdoğan yüz otuz sekiz saat, AKP iki yüz otuz sekiz saat, CHP otuz altı saat, MHP yirmi bir saat, HDP altı saat kullandı arkadaşlar. Bu adalet midir? Bir Cumhurbaşkanı devletin televizyonlarında, diğer televizyonlarda çıkıp bir siyasi partinin propagandasını yapabilir mi arkadaşlar? Ama bu ülkede yapıldı. Peki bu ülkenin savcısı, Yüksek Seçim Kurulu, adaleti yok mu? Bilim adamları bir bildiri yayınladılar diye ertesi gün linç kampanyası yapılıyor, hakkında her türlü soruşturma açılıyor ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı yasaları, kanunları, İç Tüzük’ü çiğniyor, yerlerde süründürüyor, hakkında bir tek karar yapılmıyor arkadaşlar, bir tek soruşturma açılmıyor. Peki, bu ülkenin savcıları, yargıçları, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu nerede ve ne zaman görev yapacak arkadaşlar? Bunları burada söylemek istiyoruz.

Bakınız, seçim bitti. Bütün bu kampanyalara rağmen halk dedi ki: “Ben senin on üç yıllık iktidarına son veriyorum. Sana 258 milletvekili ve yüzde 40 oy veriyorum.” Bugüne kadar seçimden on gün, on beş gün sonra hükûmeti kurma görevi verilirken tam otuz iki gün görev vermedi arkadaşlar, otuz iki gün görev vermedi Sayın Ahmet Davutoğlu’na, oyaladı.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Ee CHP kaçtı.

MUSA ÇAM (Devamla) – Görev verdikten sonra da Cumhuriyet Halk Partisi üzerine düşeni yaptı, ülke sorumluluğu içerisinde görüşmeler yapıldı arkadaşlar. Bu görüşmelerin sonunda da hükûmet kurulmadı. Ondan sonra ne yapılması gerekiyordu? O Cumhurbaşkanı, görevi ve yetkiyi ikinci partiye vermesi gerekirken, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına Hükûmeti kurma görevini vermedi. Neden? Eğer Cumhuriyet Halk Partisi MHP’yle, HDP’yle veya HDP’nin dışarıdan desteğiyle bir azınlık hükûmetini tek başına kurmuş olsaydı 17-25 Aralığın bütün yolsuzluk dosyalarını tek tek buraya getirecekti ve bugün belki de Recep Tayyip Erdoğan elleri kelepçeli mahkemelerde olacaktı veyahut da cezaevinde olacaktı arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Hayal bunlar, hayal!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Rüya görüyorsun, rüya!

MUSA ÇAM (Devamla) – İşte bunların önünü kesmek için Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na görev verilmedi ve Türkiye’de gladyo, sarayın gladyosu devreye girdi, Suruç’tan başladı, Ankara’yla ve 1 Kasıma kadar öyle gitti arkadaşlar. Türkiye’deki terör olaylarının önemli bir noktası saray gladyosu tarafından yapılmış ve onlar tarafından başlatılmış bir oyundur. İnsanları “Seçim mi, geçim mi, hayat mı?” arasında 1 Kasıma götürdünüz. 1 Kasım sonuçları onun üzerine alınmış bir sonuçtur.

Değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir Cumhurbaşkanı yok. Bakın, 2014 yılında seçildikten sonra… Bütçenin rakamları açık ve net. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan önceki dönemlerde Sayın Sezer sekiz yılda 197 milyon lira harcamış, Sayın Abdullah Gül -sizin Cumhurbaşkanınız, oy verdiğiniz, seçtiğiniz- yedi yılda 746 milyon lira harcamış, Sayın Recep Tayyip Erdoğan 2,5 milyar lira para harcamış arkadaşlar. Bu, fakirin fukaranın, yetimin parasıdır arkadaşlar. Nereye gitti bu paralar? Bu paralar nereye gitti arkadaşlar? İşte gördüğünüz gibi kaçak saray, kaçak saray arkadaşlar.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Millî saray, millî.

MUSA ÇAM (Devamla) – Şimdi soruyoruz burada, diyoruz ki: Şu kaçak sarayı kaça yaptınız?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Milletin sarayı, milletin.

MUSA ÇAM (Devamla) – Vatandaşın parasını açıklayın, söyleyin diyoruz. Açıklayamıyorsunuz, kaç para harcadınız bunu söyleyemiyorsunuz. Bu para yetimin, fakirin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, 2019’da seçim var, çalışın siz gidin.

MUSA ÇAM (Devamla) – Düşünün, bir ülkenin Cumhurbaşkanı hem kaçak sarayda hem kaçak villalarda oturur mu arkadaşlar ya? (CHP sıralarından alkışlar) Düşünün, dünyanın neresine gidersek gidelim kaçak villa, kaçak saray…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasıma gel, 1 Kasıma, sandığa gel!

MUSA ÇAM (Devamla) – İzmir’in Urla ilçesinde, arkadaşlar, vatandaş bir tek göz oda yapamazken Cumhurbaşkanı kaçak villalar yapıyor arkadaşlar. Bu kabul edilebilir bir iş midir?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Yıksın belediye başkanınız.

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Yıkacağız, yıkacağız, merak etme.

MUSA ÇAM (Devamla) – Ve bizler nereye gidersek gidelim, bunları hak etmiyoruz arkadaşlar. İşte, Türkiye'nin geldiği bu noktadır ve kaçak saraylar, kaçak villalarla, bununla beraber…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasıma gel, 1 Kasıma; ne oldu? Çalışın, 2019’da seçim var.

MUSA ÇAM (Devamla) – Yetmez! Geçtiğimiz hafta Bulgaristan’da bir gazete bir yayın yapıyor, diyor ki: Bilal Erdoğan… “Bulgaristan’da Hak ve Özgürlükler Partisinin eski Genel Başkanına ayda 1 milyon lira verilecek ve Bulgaristan’da bir örgütlenme yapılacak.” Suriye’yi karıştırdınız, şimdi Bulgaristan’ı karıştıracaksınız arkadaşlar, şimdi orayı karıştıracaksınız. Peki, her ay 1 milyon dolar hangi paradan gidiyor? Örtülü ödeneklerden ve gizli hesaplardan gidiyor arkadaşlar. O nedenle burada Cumhurbaşkanlığına ayrılan pay, denetlenmesi ve kontrol edilmesi gereken bir bütçedir. Ama, ne yazık ki geçen yıl yapılan bir torba kanunda binde 5 oranında bir pay aktarılarak örtülü ödenek Başbakanınki gibi 2 milyara çıktı arkadaşlar. O nedenle bunları kabul etmiyoruz ve reddediyoruz.

Ve buradan söylüyoruz Recep Tayyip Erdoğan’a: Ey Recep Tayyip Erdoğan, ağacı büyüten biziz, kesen sen. Hukuku koruyan biziz, katleden sen. Gençlerin kurşunlarla yaralanmasına “Kıymayın.” diyen, feryat eden biz; onlara emir veren, “Destan yazdılar.” diyen sen.

BAŞKAN – Sayın Çam, lütfen yaralayıcı sözler kullanmayalım.

MUSA ÇAM (Devamla) – Hırsızı takip eden biziz, takdir eden sen. Evladımıza “Haramdan uzak dur.” diyen biziz, Bilal Erdoğan’a “Evdeki euroları, dolarları sıfırla.” diyen sensin.

BAŞKAN – Sayın Çam, temiz bir dil kullanmanızı talep ediyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yalan söylüyorsun Musa Bey, yalan söylüyorsun.

MUSA ÇAM (Devamla) – Ey Recep Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarına çıktın, elinde Kur’an, dilinde bin bir yalan… Kursağında haram olan bu bütçeye bizler kırmızı kart gösteriyoruz arkadaşlar.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi güle güle.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 2019’a hazırlanın 2019’a.

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 2019’da hazırlan gel. Çatı gelsin, çatı. 1 Kasıma gel. Ya, bir seçim kazanın bari. Bir tane seçim kazanamadınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bir dakikanızı alacağım.

Sayın milletvekilleri, özellikle İç Tüzük’ün 66’ncı maddesi görüşülen konudan ayrılınmamasını, İç Tüzük’ün 67’nci maddesi, Genel Kurulda yapılan konuşmalarda temiz bir dil kullanılmasını, kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmemesini düzenlemektedir. Yine, İç Tüzük’ün 65’inci maddesinde Genel Kurulda söz kesmek, şahsiyatla uğraşmak ve çalışma düzenimizi bozucu hareketlerde bulunmak yasaklanmıştır. Görüşmelerin sağlıklı ve verimli yürütülebilmesi, gerginliklere imkân tanınmaması için tüm milletvekillerimizden, konu dışına çıkılmaması ve temiz bir dil kullanılması konusunda hassasiyet göstermelerini rica ediyorum.

Yine, özellikle devlet kurumlarını itham eden, sanki suç açık işlenmiş gibi -mahkeme kararıyla sabit bir şekilde yansıtılan- bu tür ifadelerin doğru olmadığını düşünüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siz şu anda İç Tüzük'ü ihlal ediyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Cumhurbaşkanımızı da pekâlâ tenkit edebilirsiniz ancak ağır eleştiriyi aşacak şekilde ithamlarla hiç kimse takim edemez. Sayın milletvekilleri, bakın, Anayasa’nın 104’üncü maddesi çok açık: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder.” Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkomutanlığını temsil eder. Hem devletin başı hem milletin yüzde 52’siyle tek başına seçilen Sayın Cumhurbaşkanımıza lütfen beyanlarımızı kullanırken ithamdan uzak, iftiradan uzak, onu yaralayıcı ve onunla birlikte milletimizi yaralayıcı -milleti temsil ettiği- sözlerden kaçınmanızı tavsiye ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Bunların hepsi belgeli Başkan, belgeli bunların hepsi; yargı kararları var, yargı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Mahkeme kararı var.

BAŞKAN – Her birimizin dikkat etmesi lazım. Eleştirebiliriz ama bunların her biri sabit suç isnadı şeklinde ve özellikle de bir algı operasyonuyla Sayın Cumhurbaşkanımızı halkın nezdinde karalayamazsınız da. Halkımız da bunu kabul etmez. Bunu bilmenizi istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Zaten kabul etmiyor, sandığa gömüyor her zaman ya! Halk sandığa gömüyor. On bir seçimdir sandığa gömüyor ya! Yetmiş yıldır iktidar yüzü göstermiyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Bostancı, buyurun sizi dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Musa Bey, yapmış olduğu konuşmada, 1 Kasım seçimlerine doğru gidilirken olup bitenleri “saray gladyosu, onun entrikası çerçevesinde olaylar” olarak tanımlamış, 1 Kasım seçimlerinin meşruiyetine ve AK PARTİ iktidarının buradaki teşekkülüne ilişkin haksız, yersiz isnatlarda bulunmuştur. 69’a göre sataşmadan söz talep ediyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, açıklama yaptı zaten.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Musa Bey sendikacılıktan gelme, o yüzden sesi yüksek çıkıyor, meydanlara hitap ediyor. Tabii, burada mikrofon var, böyle çok bağırmaya da gerek yok, insanlar sakin bir şekilde sözlerini, meramlarını anlatabilirler ama dikkat ediyorum, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu içinde, Sayın Cumhurbaşkanımıza ilişkin en ateşli konuşmaları yapan kişileri bir sıralama yapsak herhâlde Musa Bey başlarda gelir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Evet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Geçenlerde de böyle bir konuşma yapmış. Ben de bunun Sayın Erdoğan’a ilişkin bir negatif aşkın temsili olduğunu söylemiştim. Öyle söylemiştim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – O size göre Hocam, siz öylesiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Halkımız, biliyorsunuz “Aşkla nefret arasında incecik bir çizgi var.” derler. Şimdi, bakın, bu çizgi nasıl oluşuyor…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah yazdıysa bozsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ben, Sayın Musa Bey’in geçenki konuşmasından örnekle söyleyeyim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sizinki pozitif aşk herhâlde!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ben, Musa Bey’e “Siz, Sayın Erdoğan’ı negatif aşkla seviyorsunuz.” dediğimde öfkelendi, kızdı ve “Benim sevdiğim lider Atatürk’tür.” dedi. Dediniz mi?

MUSA ÇAM (İzmir) – Dedim. Sonuna kadar.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sayın Erdoğan size Atatürk’ü hatırlatıyor Musa Bey. Benim söylediğim bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte negatif aşk bu. Negatif aşk bu. Mesela şöyle dese anlarım: Ben, Sayın Kılıçdaroğlu’nu seviyorum. İkisi de yaşıyor, hayatta. Sayın Deniz Baykal’ı seviyorum. Bunu da anlarım. Ama doğrudan, bodoslama Atatürk’ü hatırlayınca…

MUSA ÇAM (İzmir) – Varlığımızı ona borçluyuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …düşünüyorum ki, evet, Sayın Erdoğan, bu ateşli Musa kardeşimize Atatürk’ü hatırlatıyor. Ben daha ne diyeyim, ne diyeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Keşke sizin de aklınıza gelse.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Değerli arkadaşlar…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bitirmedi daha Sayın Çam.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Sakin ol Musa Bey, senin konuşmaların üzerinden gidiyorum.

Bakın, belgeli tek gerçek var gerisi spekülasyon: Sayın Cumhurbaşkanı oraya kendisini atamadı Musa Bey, millet gönderdi ve millete saygılı olacaksınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Saygılarımla.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çam.

MUSA ÇAM (İzmir) – Çok değerli hocamız benimle, zımnen, gizli olan, Sayın Cumhurbaşkanının bir aşktan bahsetti.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Lütfen Sayın Çam, dikkat edelim, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beş dakika verin…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – İtiraf edin aşkı, lütfen.

11.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSA ÇAM (İzmir) – Değerli arkadaşlar, şunu söylememiz gerekiyor: Dün Sayın Başbakan da burada söyledi, Genel Başkanımız da söyledi. Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel bir sözü var, “Benim iki büyük eserim var: Biri Türkiye Cumhuriyeti devleti, biri de Cumhuriyet Halk Partisi. Her ikisine sonsuza kadar bağlıyım.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim de, hem cumhuriyetimizin kurucusu hem de partimizin kurucusu Sayın Mustafa Kemal Atatürk’ün, onun çizdiği yolda sonuna kadar yürümek bizim görevimizdir ve ona saygıda kusur etmemiz de asla söz konusu olamaz.

Siz, ona ve onun silah arkadaşına “iki ayyaş” diyebilirsiniz, bunu söyleyebilirsiniz. Ama o iki insan, asla ve asla iki ayyaş insan değil…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Öyle bir şey yok.

MUSA ÇAM (Devamla) - Bunu söyleyen milletvekilleriniz var. Bunu söyleyen arkadaşlarınız var sizin içinizde. Mustafa Kemal Atatürk’ü ve İsmet İnönü’yü işaret ederek “iki ayyaş” diyorlar.

Ama o iki ayyaşın yaptığını sizler on üç yıldır, arkadaşlar, yok pahasına satıyorsunuz ve peşkeş çekiyorsunuz. Bunu bilmeniz gerekir arkadaşlar.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Aşk olsun…

MUSA ÇAM (Devamla) - Dolayısıyla, bizim, burada, fakirin fukaranın, yetimin parasını kullanan Sayın Cumhurbaşkanının yapmış olduğu hukuksuzlukları dile getirmek asli görevimizdir arkadaşlar. Bu para 11 milyon emeklinin, 25 milyon çalışanın, engellinin, çiftçinin, köylünün, esnafın, fakirin fukaranın, yetimin parasıdır. O paranın nereye harcandığını bizden çok sizin denetlemeniz gerekirken siz görevinizi yapmıyorsunuz. Muhalefet partisi milletvekilleri olarak bizler bunu yapmak zorundayız, bu bizim görevimizdir.

HİKMET AYAR (Rize) – En büyük hakem millettir. Millet hakemliğini yapıyor.

MUSA ÇAM (Devamla) - Bunu yapmazsak o zaman biz görevimizi yapmamış oluruz ki büyük bir haksızlık ve büyük bir adaletsizlik yapmış oluruz. Biz görevimizi sonuna kadar yapacağız ve bunu yapmakta da kararlıyız. Her kuruşun… Yetimin hakkını, kul hakkını korumak kollamak bizim görevimizdir diyorum saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aferin Musa, aferin!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Atatürk’ün söylediği iki büyük miras; biri cumhuriyet, biri devrimlerdir Musa Bey.

HİKMET AYAR (Rize) – Millet yapıyor o hakemliği, millet.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çam.

Cumhuriyete, devlete, millete olan bağlılığını, bağımlığını burada her milletvekili gibi siz de ifade ettiniz. Yalnız, şunu da unutmamak gerekir ki devletin başı Cumhurbaşkanıdır, bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini de Sayın Cumhurbaşkanı temsil eder. O yüzden, ifadelerimizi makul düzeyde kullanırsak memnun olurum diye düşünüyorum.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel’de. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özel, sizin süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir grup başkan vekilinin bütçede Meclis bütçesini konuşması, meseleye verdiğimiz önem ve grubumuzun bu konudaki iradesini ortaya koyma amaçlıdır.

Bugün Meclis bütçesini ve kesin hesabını görüşeceğiz. Meclisler o ülkenin dış dünyaya karşı aynasıdır. Aynı zamanda, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin, eşitliğin teminatı olması gereken bu çatı hem Anayasa’ya hem kanunlara uyma konusunda en azami gayreti göstermesi gereken ve sütte leke olabilir ama bu saydığımız temel değerler üzerinde Mecliste leke olmaması gerekir. Ancak, üzülerek ifade etmek zorundayız ve kendi payımıza da bundan büyük sıkıntı duyuyoruz ki Meclis artık taşeron sistemin, emek sömürüsünün ve angaryanın merkezi, âdeta başkenti hâline gelmiştir. Kimseye sormayın, gözümüzün önünde çalışan stenograf arkadaşlara, kavas arkadaşlara, arada dışarı çıktığınızda size çayı getiren arkadaşlara, güvenliğimizi sağlayan polislere sorun. Burada Anayasa’nın 18’inci maddesi açıkça diyor ki: “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.” Bunun Türkiye’deki pek çok alanda ihlal edildiğini biliyoruz ama en temel ihlal alanı çalışanlarımız açısından Meclis çatısının altıdır. Yüz akı, örnek olması gereken Meclisimiz, personel rejimi açısından tam bir yüz karası durumdadır. Hemen çay ocağında 3 çaycı çalışıyor kulisimizde, 3 çaycı arkadaşımızın 3’ünün de maaşı farklı, 3’ünün de kadro durumları farklı, 3’ünün de özlük hakları farklı, 3’ünün de emekli maaşına bu işin yansıması farklı. “Kadrolu”, “sözleşmeli” ve “taşeron” diye üç farklı çeşit personel Mecliste çalışıyor. Eşit işe eşit ücret anlayışı temelinden daha burada sıkıntıya uğruyor.

Milletvekili danışmanları, gruplarımıza tahsis edilmiş olan danışmanlar, kıdem yönünden, İşsizlik Sigortası yönünden ve iş güvencesi yönünden hiçbir haktan faydalanamıyorlar. İşten çıkarılmaları milletvekilinin ya da grup yöneticisinin iki dudağının arasında. Biriken kıdem tazminatı yok. Yeni bir iş arayana kadar da İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yararlanamaz durumdalar.

Servis “22.00’den geç”e kadar çalışırsak oluyor. Bana dışarıda arkadaşlar -saat dokuz buçuk falan- diyorlar ki: “Aman Vekilim, biraz daha uzatın da servis versinler bize, yoksa Eryaman’a kadar kendi imkânlarımızla gideceğiz.” Oysa saat 18.00’den itibaren her türlü gecikmede servisi versek ne kaybederiz? Bu Meclis bundan tasarruf etmekle ne kazandığını düşünüyor?

Bazı personel genel idari hizmetler kadrosundayken 96 tane personel aynı işi yapıyor, ancak yardımcı hizmetler kadrosunda hâlâ daha kadro için terfi bekliyorlar.

Ve taşeronun en utanç verici şekli bu çatı altında. Değerli vatandaşlarımız görseler inanamazlar. Sizler açısından normalleştiyse çok kötü. Guantanamo’yu hatırlatan, o utanç hapishanesini hatırlatan tek tip kıyafetler giydirilmiş taşeron işçiler var. Milletvekiliyle karşılaştığında duvar dibine gidiyor. Cumhurbaşkanına ve cenazeye yapılması gereken cephe selamını vermesini öğretmiş birisi. İki elini yanına koyuyor, önüne bakıyor. Sosyal ilişki kurmak istiyorsunuz, korkuyorlar. “Asansöre gel, bin kardeşim.” diyorsun, “Binemem efendim.” diyor. Bunu kim yasaklıyor? Böyle insanlık dışı bir yaklaşımla taşeron işçilerin üzerinde kurulan bu sosyal alanlardan tecrit mekanizması neyse bu ayıp hepimizindir, bunu derhâl ortadan kaldıracak tedbirleri almamız lazım. Kraldan çok kralcılar var Meclis bürokrasisinde, gerekirse onlara bu konuda en net talimatların verilmesi lazım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve sendika, uzun süredir AKP bunu engellemeye çalışıyordu. Şimdi bir başka şey var, biraz önce kravat polemiğini yaşadığımız değerli arkadaşlarımız kendi sendikalarını Meclise dayatıyorlar, İdare Amiri olmanın da verdiği taktik avantajla ve daire başkanları, tüm amirleri uyarıyoruz, burada ve İstanbul kampüsünde: Bu işlere bu şekilde girmeyin. Bu işlerle uğraşmak Anayasa’nın 51’inci maddesine, özgürce sendika seçme hakkına tamamen aykırıdır. Bu yüzden, bu işlere girenler ileride bunun hesabını verirler.

Meclisteki polisler… Deneyim önemli, hepiniz biliyorsunuz, gözümüzün içinden, bakarak bir şeyleri anlıyorlar. Her türlü tehlikeyi erken sezmeye, mesai mefhumu gözetmeksizin çalışmaya alışmışlar. Bir yasa değişikliği yaptınız, Meclisteki polislere verilen 800 liralık ek ödeme kalktı, Cumhurbaşkanlığı korumalarına ve Başbakanlık korumalarına tahsis edildi. Şimdi, bir de Ankara saldırısından sonra, Meclis daha iyi nasıl korunur? Emeğin hakkını verin, onların daha önce ellerinden almış olduğunuz haklarını verin, liyakate önem verin, bu işe siyaseti alet etmeyin herkes görevini dört dörtlük yapar.

Peki, bu kadar tasarrufla Meclis ne sağlıyor, para mı sağlıyor? Bu tasarruf ne işe yarıyor? O zaman, Meclis Başkanına sormak lazım: Müşavir kadroları var dünya kadar, şişkin ama biliyoruz ki Meclis Başkanının 3 tip danışmanı var; danıştıkları, danışmadıkları ve tanışmadıkları. (CHP sıralarından alkışlar) O tanışmadığı müşavir kadrolarını boşaltsınlar, emekçinin alın terinin hakkını versinler. Bu konuda üstümüze ne düşerse yapmayı düşünüyoruz.

Meclis lojmanları… Meclisteki kreş sokağın ötesinde. 5 yaşında, 6 yaşında sabiler annelerinin elinde yağmurda karşıdan karşıya geçecek. Lojmanlar boşaldı, “Tahsis edin.” dedik, olmadı; A, B Blok olmadı. Soruyorum buradan, açıklansın: Lojmanlara mantolamayı kaç paraya yaptırdınız? Mantolamadan kaç gün sonra 5 blok lojmanı yıktırdınız? Mantolama yapılıp içinde oturulmadan yıkılan lojmanlardan bahsediyorum.

Mecliste atamalarda liyakat sistemi tamamen terk edildi. Artık tek bir sistem var: Siyasi yakınlık, siyaset. En yetkin personeller, başkan yardımcıları siyasi tavır belirtmedikleri için ya da kendinize uygun görüş vermedikleri için görevlerinden kızak görevlere çekiliyorlar. Arkalarında sistemin onların yerine yetiştirdiği kişi yerine, yok, taa Kütüphane’den, oradan, buradan uzman olarak Kanunlar Kararlara atamalar yapılıyor ve bu yüzden de o liyakat sistemiyle dikine yükselme umuduyla size, bize eşitlikçi hizmet etmeye çalışanlar da bu mobbingin sonunda görevi bırakıyorlar.

Meclisi Türkiye'yi yönettiğiniz gibi yönetiyorsunuz. Onu da beğenmiyoruz, bunu da beğenmiyoruz; Meclis bütçesine de Türkiye bütçesine de “ret” oyu veriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Söz sırası Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’e aittir.

Sayın Türkmen, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayıştay Başkanlığı bütçesi üzerinde söz aldım. Söze başlamadan önce, Deniz Gezmiş’i sevgi ve saygıyla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, vatandaşın ödediği vergilerle toplanan kamu gelirlerinin nerelere harcandığını ve usulüne uygun harcanıp harcanmadığını belirlemek amacıyla kamu idarelerini denetleyen Sayıştay, hepimizin bildiği gibi bu önemli görevi Meclis adına yapmaktadır. Sayıştay bütçesiyle ilgili görüşlerimi belirtmeden önce, yaşadığımız süreç hakkında kısa bir özet yapmak istiyorum.

Ne yazık ki ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, toplumsal ve siyasal iklim her geçen gün biraz daha bozulmaktadır. Bu bozulmanın ilki, demokrasinin temeli olan kuvvetler ayrılığı prensibinin ortadan kalkmasıdır. Yasama, yürütme ve yargı erkleri tamamen tekelleşerek tek güç odağına dönüşmüştür.

Yasamadan yargıya, yürütmeden bütün kamu yöneticilerine, medyadan iş adamlarına kadar herkesin, ne diyecek diye beklediği, baskı ve zulümden çekindiği, fiilî tek adam yönetimi vardır. Toplumun tüm kesimleri, üzerindeki baskı ve otoriteyi iliklerine kadar hissetmektedir. Devletin başı, en yetkili adam, oldu tek adam. Önce tarafsızlık kavramının içi boşaltıldı, sonra tamamen yok edildi. Adalet, hukuk, eşitlik, özgürlük yandaşlar için hak, vatandaş için hayal oldu.

Devletin bütün kurumları birer parti kurumuna dönüşerek iktidar partisinin yörüngesine oturdu. İş adamları vergi cezaları, teftişlerle baskı altına alındı, muhalif kim varsa her türlü baskıyla sindirildi, cezaevine konuldu. Sosyal medyada yapılan eleştirilere dahi tahammül kalmadı ve savcılar sosyal medyada cadı avına başladı. Sosyal yardımlar bile tehdit unsuru olarak kullanıldı. Devletin tepesinin en yüksek tondan kullandığı öfke, şiddet ve had bildiren dil birlikte yaşama iradesinin altını dinamitledi ve herkesi ayrıştırdı. Yaratılan korku imparatorluğu toplumu baskı altına aldı. Komşunun komşuya tahammülü kalmadı.

Doğu ve güneydoğuda adı konmayan bir savaş, şehir merkezlerine inen terör var. Hemen her gün gelen şehit haberleri ailelerle birlikte toplum vicdanında da kapanılmaz yaralar açtı. En çok şehit veren illerin başında gelen Adana’da şehit törenlerine, taziye ziyaretlerine yetişemez olduk.

Eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmakta bile parası olanlar ve olmayanlar diye ayrıldık.

Ekonominin durumu ortada. Devlet, şirketler, vatandaşlar borç batağında; ülkede yoksulluk, yolsuzluk, usulsüzlük had safhada. İşte bu durumdayken de Hükûmetin öngörüsüz yaklaşımları, yanlış dış politikalarıyla yalnızlaşan bir ülkeyiz.

Değerli milletvekilleri, önemli olan tek başına bütçe yapmak değil, yaptığınız bütçenin özellikle harcama kalemlerinin denetlenmesi ve bu harcamaların Anayasa ve yasalara uygun olup olmadığının belirlenmesi. Denetim iktidarın yörüngesinde olmamalı. Ancak bütçesini görüştüğümüz Sayıştay da dâhil olmak üzere her türlü denetim mekanizması diğer kurumlarda olduğu gibi iktidarın baskı ve yönlendirmesi altındadır. Meclisin denetim ve karar alma görevleri hiçe sayılmaktadır. Türkiye’de hiyerarşik denetim, mali denetim, Sayıştay denetimi farklı tanımlamalarla kısıtlanmakta, çeşitli kanun ve yönetmelik değişiklikleriyle Sayıştay denetiminden yüzde 50’den az kamu payı olan kuruluşlar çıkarılmakta, 2002-2013 yılları Sayıştay denetim raporları Meclise dahi gelmemektedir. Bu yapı her türlü hırsızlığa, istismara ve yolsuzluğa çanak tutan bir yapıdır.

Ülkemizin yolsuzluk konusundaki karnesine her geçen gün yeni kırıklar eklenmektedir. Uluslararası Şeffaflık Örgütünün 26 Ocak 2016’da açıkladığı 2015 Yılı Dünya Yolsuzluk Algı Endeksi Raporu’na göre 168 ülke arasında yolsuzluk konusunda en kötü gerilemeyi yaşayan Türkiye ne yazık ki 2’nci sıradadır. “Siyasetçiler ve yandaşları devlet kurumlarını gasbederek güçlerini artırma ve yolsuzluklarını kapama eğilimindedir.” diye rapor açıkça yazmıştır. Ve bir şey daha var raporda, hiçbir denetlemeden geçmeyen örtülü ödeneğin AKP döneminde 17 kat arttığına dair.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay yüksek bir denetim kurulu olmanın yanı sıra bir hesap mahkemesidir. Son yıllarda Sayıştayın Meclise gönderdiği raporlar kuşa çevrilmiş, bilgi, veri eksikleriyle dolu raporlar hazırlanmıştır. Plan Bütçe Komisyonu üyelerimizin dile getirdiği gibi, 24 belediye şirketinin denetlendiği raporun tamamı yarım sayfadır. AKP iktidarında açık, şeffaf, hesap verebilir bir kamu yönetimine siyasi baskı ve yönlendirmeden uzak, sağlıklı işleyen bir denetim mekanizmasına kavuşmamız imkânsızdır. Denetim görevini yapmayan Sayıştay için de bütçe ayrılmasının bir anlamı yoktur.

Konuşmamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Yaptıkları işin doğruluğuna inanan insanlar çalışmalarının denetlenmesinden, karşı fikirler ortaya atılmasından ve tercihleri üzerinden münakaşa yapmaktan zevk alırlar.” Bunu yaşamadığımız AKP tarafından hazırlanan ve Komisyonun yok sayıldığı bir Sayıştay bütçesine “Hayır.” diyeceğimizi belirtiyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkmen.

Söz sırası Ankara Milletvekili Murat Emir’e aittir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz aynı şekilde yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin bütçesi üzerinde partimizin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Ben de sözlerime başlarken Türkiye devrimci mücadelesinin liderlerinden Deniz Gezmiş’i ve antiemperyalizm mücadelesinde, bağımsız Türkiye yolunda emek veren, can veren herkesi saygıyla selamlıyorum.

Onlar 12 Marttan sonra düzmece iddianamelerle, bugün herkesin hukuksuz olduğunu kabul ettiği iddialarla yargılandılar ve idam edildiler. Onlar Anayasa’yı ortadan kaldırmak suçunu işlemediler ama Anayasa bugün bir şekliyle ilga edilmekte ve bazı hükümleri yok sayılmaktadır, açık bir biçimde bunu görüyoruz.

Bunun bu bütçeyle ilgili olan kısmı 6’ncı maddedir değerli arkadaşlar. 6’ncı maddeyle aslında millî iradeye, Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan bir yetki bir şekliyle geniş bir biçimde Maliye Bakanına devredilmektedir ve bu açık bir Anayasa ihlalidir. Bu Anayasa ihlalini 2015 bütçesinde de yaptınız. Biz bunu Anayasa Mahkemesine götürdük ancak hâlâ bir sonuç çıkmadı. Dolayısıyla, sizin bir şekliyle bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu görüp bunu düzeltmenizi bekliyoruz, bu şekliyle Anayasa’ya açıkça aykırılığını ifade etmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, yargının siyasallaştığı, hâkimlerin, mahkemelerin miting meydanlarından, muhtar toplantılarından emir aldığı bir dönemden geçiyoruz. Aynı şekilde, Cumhurbaşkanının ve AKP iktidarının Anayasa Mahkemesiyle ilişkisi geçici bir mevsimsel aşk dışında oldukça sorunlu olmuştur.

Biliyorsunuz, 2010 Anayasa değişikliğine kadar AKP iktidarı Anayasa Mahkemesinden sürekli şikâyet etmiştir. Ve 2010 Anayasa değişikliğinden sonra Anayasa Mahkemesinin yapısını Abdullah Gül’ün atamaları dolayısıyla değiştirebileceklerini düşündükleri için de ilk aylarda, ilk yıllarda rahat bir oh demişlerdir. Ama aslında şu ortaya çıkmıştır ki, AKP’nin de Sayın Cumhurbaşkanının da Anayasa Mahkemesiyle sorunu, aslında hâkimlerin nitelikleriyle, dünya görüşleriyle bağlı değildir; aslında Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP hukuk tanımak istememektedir.

Bakınız, burada “millî irade” kavramını sürekli kullanıyorsunuz. Millî irade deyince sadece yüzde 49,5’u anlıyorsunuz. Millî irade, Meclisteki çoğunluğa indirgenemez. Millî irade, ulusal egemenliğimizi ifade eder. Evet, egemenlik kayıksız şartsız milletindir ama asıl sorun bu egemenliği kimin, nasıl kullanacağıdır. Anayasa’mızın 6’ncı maddesi açık, millet, egemenliğini anayasal organlarıyla, yasama, yürütme ve yargı eliyle kullanır.

Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi bir karar verince “Bu kararı siz nasıl verirsiniz? Herkes sınırını bilsin.” demek geçersizdir, anlamsızdır. Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere herkesin sınırlarını bilmesi gerekmektedir. Siyasetin sınırı Anayasa’dır, hukuktur. Ancak biz son süreçte de daha önce de Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı sizlerin açık bir biçimde karşı çıktığınızı, hatta çoğu defa da eleştiri sınırını geçecek ve Anayasa Mahkemesini neredeyse aşağılayacak derecede yorumlar yaptığınızı biliyoruz.

Bakınız, anayasalar aslında iktidarı, siyasal iktidarı sınırlamak için yazılırlar. Siyasi iktidar sınırlandığı ölçüde demokratikleşir. Lord Acton “Güç yozlaştırmaya eğilimlidir, mutlak güç ise mutlaka yozlaştırır.” demektedir. Yine, Alman faşizmini yaşamış büyük Anayasa hukukçusu Kelsen, anayasaların iktidarları sınırlamak amacıyla yapıldığını söylemiştir. Dolayısıyla, siz, millî irade savlarıyla Anayasa'yı çiğnemeye ve Anayasa'yı sürekli ihlal etmeye devam edemezsiniz, etmemelisiniz.

Millî irade söylemleriyle ve millî iradeden kaynaklı olarak da sürekli aklandığınızı söylüyorsunuz. 17-25 Aralık yargılamalarından nasıl kurtulduğunuzu siz unutmuş olabilirsiniz ama biz unutmadık ve unutturmayacağız. O süreçte sulh ceza hâkimlikleri ihdas ettiniz. Sulh ceza hâkimlikleri, biliyorsunuz, mahkemelerin tutuklama, sorgulama gibi işlemlerini yapmakla yetkilendirildi ve sonrasında sulh ceza hâkimliklerini, Sayın Adalet Bakanının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 1. Dairesinin dörtte 3 dengesini bozmak şekliyle özene bezene atadığı hâkimler yoluyla siz atadınız. Anayasa Mahkemesinin sulh ceza hâkimliklerinin kuruluşunu iptal etmesini beklerdik ama maalesef Anayasa Mahkemesi bunu gerekli görmemiştir. Gerekçesinde de “Evet, burada ‘tabii hâkim’ ilkesi geçerlidir çünkü sulh ceza hâkimliklerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hâkim atamıştır.” demiştir. Ancak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 1. Dairesi yani sulh ceza hâkimliklerine hâkim atayan 1. Dairesi, sonuç olarak, Adalet Bakanının müdahalesiyle 2 üyenin yer değiştirmesi sonucunda dörtte 3 oranında tamamen siyasal iktidarın eline geçmiştir.

Benim burada vaktim yetmediği için ayrıntılarıyla daha sonra... 1. Dairenin seçe seçe nasıl hâkim atadığını anlatmaya vaktim yok ama şunu bilin: 17-25 Aralık yargılamaları asla aklanmamıştır ve o mahkemelerin verdiği kararlar asla hukuki değildir.

Sözlerime son verirken, bu bütçeye kırmızı kart göstereceğimizi ve “hayır” diyeceğimizi bildirir, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Emir.

Söz sırası Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’a aittir.

Buyurun Sayın Aldan. (CHP sıralarından alkışlar)

Yedi dakikalık sürenizi başlatıyorum.

CHP GRUBU ADINA ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Yargıtay ve Danıştay bütçelerine ilişkin görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım.

Aslında, Türkiye’de yüksek yargıyı konuşurken 12 Eylül 2010 öncesi ve sonrasını değerlendirmeye tabi tutmak lazımdır. 12 Eylül 2010 tarihindeki referandum, Türkiye’de yargının tamamıyla yürütmenin emrine girdiğinin tescillendiği bir gündür. Bir örnek vereyim: 2010 referandumundan önce Yargıtayda 250 üye vardı, Danıştayda 95 üye vardı; 2011’deki HSYK değişikliğinden sonra Yargıtaydaki tabloyu değiştirmek için sayı 387’ye çıkarıldı, Danıştayda ise 155’e. Bu seçilenlerin hemen hemen yüzde 99’u cemaat mensubu yargıçlardı. Daha sonra, 2014 yılında yani 17-25 Aralık sürecinin hemen sonrasında, şubat ayında yapılan değişiklikle, bu sefer kardeşler arasında savaşta kavram değişti, üstünlük savaşı başladı ve yapılan değişiklikle yine sayı artırılarak, Yargıtayın, Danıştayın yapısını değiştirme adına, Yargıtayın üye sayısı 516’ya, Danıştayın üye sayısı 195’e yükseltildi. Dünyanın hiçbir ülkesinde yüksek yargıda bu kadar insan çalışmaz, bu kadar yüksek yargı üyesi bulunmaz. Tabii, bütçeyi konuşacağız ama anlaşılan o ki gerek Yargıtayda gerek Danıştayda kamu düzeni ve güvenliğe ayrılan payın artırılması dışında bütçe gelirleri anlamında herhangi bir ek katkının olmadığını görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Henry Thomas Buckle şöyle bir laf ediyor: “Suçu toplum hazırlar, suçlu işler.” Aslında, yargı mercileri sonuç yerleridir. Toplumsal yapıdaki birtakım bozukluklar suç olarak yansır ve yargı bunu bir sonuca bağlar.

Temelde Türkiye'nin son yıllarına baktığımız zaman, bakmayın böyle hava atmalara, asmalara, kesmelere, ekonomideki o gelişmişliğe, demokrasi söylemlerine; Türkiye'nin bir gerçeği vardır, Türkiye’de yargının yükü artmaktadır. Mutlu olan, insanı mutlu olan, refah içindeki bir toplumda suç işleme oranı niye artsın? Bunun birtakım etkenleri vardır; öncelikle ekonomik tablo, işsizlik, geçim derdi suçun ana etkenlerinden biridir. Türkiye’de bugün yoksulluk en temel noktalarından bir tanesidir.

İki: Yolsuzluk ve yanlış ekonomik politikaların getirdiği sonuçlar, kafalardaki kavram kargaşalığı. Bir yandan ahlak abidesi kesileceksin ama siyasette ve ticarette en büyük ahlaksızlığı yapacaksın. İşte, bu da temel bir çelişkidir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Üç: İnsanlar neoliberalizm ile yeniden muhafazakârlaştırma hareketinin arasına sıkıştırılmıştır, ne yapacağını bilemez durumdadır; moral değerlerini yitirmiştir Türk insanı.

Göçün yarattığı bir tablo da vardır. Kentin varoşları ne yazık ki suç işleme merkezleri hâline getirilmiştir, kontrol kaybedilmiştir. Kontrolün kaybedildiğinin örneklerini bugün Diyarbakır’da, şurada, burada net bir şekilde görüyoruz zaten.

Dört: Bir diğer nokta, yanlış ve rezil eğitim politikasıdır. Türkiye’deki insanlar eğitimden yoksundurlar. Eğitimde fırsat eşitliği yoktur. Paranız varsa o kadar eğitiminiz vardır, paranız yoksa eğitimsiz sürünmeye mahkûmsunuz demektir.

Ve son olarak toplumsal barış… Bu kadar kutuplaşmanın olduğu bir toplumda elbette ki suç yaratılır, suç oluşur. Bunu engellemenin hiçbir yolu da yoktur.

Değerli milletvekilleri, hâkimler ve savcılara ilişkin olarak Danıştay ve Yargıtay geçmiş dönemlerde not verirlerdi. Bunun için de ilk derece mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcılar kararlarını vermede özen gösterirlerdi. Ne yazık ki bu kaldırıldı. Şimdi, fütursuzca, abuk subuk, ön yargılı, siyasi düşünceyi doğrudan karara yansıtan kararlar vermekten hâkim ve savcılar çekinmiyorlar. Buna bir dur demek lazımdır, yeniden not sistemi getirilmek durumundadır.

Bir diğer nokta, bu 516 ve 195 sayısını azaltmak adına birtakım projelerin hayata geçirilmekte olduğunu görüyorum, geçirilmeye çalışılacağını duyuyorum. Öncelikle bölge adliye mahkemelerini kurup beğenmedikleri yüksek yargı üyelerini oraya doldurma gibi bir mantık var. Bir diğer mantık, Anayasa’ya açıkça aykırı olduğu hâlde buradan bir yasa çıkarıp Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürüyemeyeceğini göre göre bazı tasfiye etme girişimleri var. Bu konuda hukuk dışına çıkılmamasını özellikle rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, yargıdan silah olur mu? Evet, Kaleşnikof silahtır, tabanca silahtır ama bugün günümüzde yargı da bir silahtır artık, hem de kalleş bir silahtır. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü güveneceğiniz bir mercidir yargı, yargıya güvenirsiniz ama sizi bugün yargı arkadan vuruyor. Niye? Yargı yürütmenin tekelindedir.

Son sözüm bu konuda şu: Yönetirken adaletli davranmak lazımdır. Yönetirken adaletli davranmayanlar yönetimden düştükleri zaman gerçekten aradıkları adaleti bulamayacaklarını da bilmek durumundadırlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ve gün öyle bir gündür ki yargı -klasik sözle bitirelim- herkese lazımdır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aldan.

Şimdi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Akar, buyurun, sizin de süreniz yedi dakikadır.

Lütfen Sayın Akar, sizden dolu bir konuşma bekliyoruz inşallah.

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, dün Başbakan konuştu, bugün de bana Başbakanlık bütçesi üzerine konuşmak nasip oldu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Farz oldu, farz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bugün görüştüğümüz bütçe Başbakanlık bütçesi, doğru, ama bu ülkede bir Başbakan var mı, yok mu, bu bir tartışılır arkadaşlar, değil mi?

Sürem yedi dakika. Bakın, bu Başbakan böyle giderse gelecek dönemki Başbakanlık bütçesini konuşurken bir dakikalık bile konuşma ihtiyacı olacağını düşünmüyorum.

Şimdi, bütçeye girmeden, Sayın Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığından Başbakanlığına uzanan hikâyesine bir bakalım hep birlikte. AKP hükûmetleri döneminde para kasalarıyla, ayakkabı kutularıyla sıfırlama işlemleri yapılırken Sayın Davutoğlu’nun da bütün komşularımızla ilişkilerimizi sıfırladığını hep birlikte görüyoruz. Bakın, Sayın Başbakan Ekim 2013’te dış politikayı altı temel ilkeye dayandırıyor. Bir: Güvenlik ve özgürlükler arasında denge. İki: Komşularla sıfır sorun. Üç: Çok boyutlu bir dış politika. Dört: Proaktif bir bölgesel politika. Beş: Yepyeni bir diplomatik tarz. Ve altı: Ritmik diplomasi. Bunları siz duymamışsınızdır, merak da etmiyorsunuzdur ama bu, Başbakanın söylemi Dışişleri Bakanlığı döneminde.

Geldiğimiz noktaya baktığımızda durumumuza güler misiniz, ağlar mısınız? Bir şeyi başarmış -sayesinde- dost, müttefik, komşu, ne varsa hepsini sıfırlamış arkadaşlar. Dün “Bu coğrafyada özne olacağız.” diyordu ama görüyorum ki bu coğrafyada sıfat bile olamayacak duruma getirmişler durumu.

Dışişleri Bakanlığında ilklere imza atan Sayın Davutoğlu, Başbakanlığı döneminde de ilklere imza atmaya devam ediyor. Bakın, bunları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Doksan iki yıllık cumhuriyet tarihinde ilk kez toprak kaybettik arkadaşlar, ilk kez toprak kaybettik. Neden bahsettiğimi biliyorsunuz, değil mi? Süleyman Şah Türbesi’nden bahsediyorum. 22 Şubat 2015 gecesi yanına da askerleri alarak gece yarısı kahramanlık hikâyeleri yazıyordu saraydan önce basın açıklaması yapabilmek için. Şimdi merak ediyorum, o kahramanlık hikâyelerini yazarken paydaşı, ortağı kimdi? Şimdi çıksın, Türkiye Cumhuriyeti’ne bunu anlatsın diyorum.

Bitti mi? Hayır bitmedi. Tarihte ilk kez yetkilerini devreden Başbakanla karşı karşıyayız arkadaşlar. Dün ekonomi konseyi kurulmuş 50 kişilik, içinde bakanlar var, adalet konseyi kurulacak, eğitim konseyi kurulacak, enerji… Nerede? Kaçak sarayda kurulacak. Bakanlar var ama Başbakan yok içerisinde arkadaşlar. Boşuna demedim “Gelecekte böyle bir konuşmaya ihtiyaç olmayacak.” diye. Yaptıklarınız ortada.

17-25 Aralıkta beraber yürüttüğünüz cemaat tarafından aldatıldınız. Suriye’de can dostunuz Esad tarafından aldatıldınız. Yardım ve yataklık yaptığınız terör örgütü tarafından 358 güvenlik görevlimiz şehit edildi, PKK terör örgütü tarafından da aldatıldınız. IŞİD’in aldığı canlardan sonra televizyon programlarına katıldınız, bu kızgın çocukların katliamlarından sonra oylarınızın yüzde 4 arttığını söylediniz. Doğru, IŞİD tarafından da aldatıldınız. Mitinglerde “Beyaz Toroslar gelir!” dediniz. Son Ankara patlamasındaki aracın rengini merak ediyorum ama Genel Başkanım siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz dediğinde de alınıyorsunuz. Peki, bu bütün bu saydıklarımı “CHP yaptı.” mı diyeceksiniz? Dün Sayın Davutoğlu “CHP’nin ayak oyunları.” diyordu bu kürsüde, ben de diyorum ki “Sayın Davutoğlu, bunlar sizin ayak oyunlarınız mı acaba, merak ediyorum.” Doksan iki yıllık tarihimizin her dönemine sahip çıkıyoruz ama on üç yıllık Hükûmetiniz döneminde yaptıklarınızı reddimiras yapıyorsunuz.

Başka başarılarınıza da bakmak istiyorum. Bakın, ülkemizde terör var mı? Var. Eskiden 1 terör örgütü vardı, sayenizde 2 tane oldu(!) Ülkemizde işsizlik var mı? Var. 10,4; 6 milyon işsiz var. İşçi sınıfının problemleri var mı? Var. Sayenizde işçiler asgari ücretli köle hâline dönüştürüldüler. Çiftçilerimizin problemleri var mı? Var. Emeklilerin problemleri var mı? O da var. Yüzer lira verdikleri için, yıl içinde 100 lira zam yaptıkları için emeklilerin problemlerini çözdüklerini düşünüyorlar. Esnafın problemi var mı? Var. Memurun problemi var mı? O da var. “3600” dedik biz, siz “3000’e yeter.” dediniz. Peki, ülkede yoksulluk var mı? Var. 17 milyon yoksulumuz var. Peki, yolsuzluk var mı bu ülkede? E, o da var. Yolsuzluk rakamını bize sormayın, biz tahmin yürütüyoruz ne kadar yolsuzluk yapıldığına dair. Dün de Başbakan dedi ki Genel Başkanımıza: “Tahminlerle söylüyorsunuz.” Ama yolsuzluk rakamını en iyi bilenin, en net bilenin kaçak sarayda oturduğunu da hepimiz biliyoruz arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) “Kaçak saray” diyorum çünkü sizden öğrendik. Abdullah Öcalan’a “İmralı” diyorsunuz, PKK’ya da “Kandil” diyorsunuz, biz de “kaçak saray” diyoruz, bunu da sizden öğrendik. Peki, vatandaşın borcu var mı? Var. 2002’de 6,5 katrilyon, bugün geldiğimiz noktada 382 katrilyon lira borcu var vatandaşın. İş kazaları var mı? Var. Tebrik ediyorum, Avrupa’da 1’inci yaptınız, dünyada 3’üncü yaptınız ölümlü iş kazalarında Türkiye’yi. Peki, bunlar var da Başbakan dün ne anlattı burada, bunlarla ilgili bir şey anlattığını duyanınız var mı?

Bir de olmayanlara bakalım. Mesela, bu ülkede adalet var mı? Yargı var mı bu ülkede, yargı? O da yok değil mi? Sakın Anayasa Mahkemesinin verdiği kararın bu ülkede yargı olduğu için doğru karar olduğunu zannetmeyin. Çünkü o, Abdullah Gül’ün Tayyip Erdoğan’a doğum günü hediyesiydi arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Devam ediyorum. Demokrasi var mı? Yok. İfade özgürlüğü var mı? O da yok. Basın özgürlüğü var mı? O da yok. Tarafsız bir cumhurbaşkanı var mı bu ülkede? O da yok. Bu ülkede Başbakan var mı? O da yok. Hadi, bunlar tamam. Vatandaşın can güvenliği var mı bu ülkede? O da yok. Hangi başarı öyküsünden bahsediyorsunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasım var, 1 Kasım, sandığa gömüldüğünüz tarih.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bakın, 7 Hazirandan sonra “Ülkeye kaos gelecek.” dediniz, geldi mi? Geldi, bildiniz, doğru söylediniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasım var, sandığa gömüldüğünüz tarih. 11 seçimdir sandığa gömüldünüz, neticeler ortada.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bu kaosun adı da “AKP”dir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasım var, konuş, 1 Kasım.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Son olarak şunu söylemek istiyorum: “Basın ve ifade özgürlüğünde…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sandığa gömüldünüz ya.

HAYDAR AKAR (Devamla) - …Avrupa ülkelerinden geri değiliz.” diyor Sayın Başbakan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Konuştun, konuştun sandığa gömüldün.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Sayın Başbakan size buradan seslenmek istiyorum: Bu ülkede siz ne kadar özgürseniz, özgür Başbakansanız basın da o kadar özgürdür diyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda netice var, sandığa bak.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hâlâ öğrenemedin şu konuşmayı Haydar(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sandığa bak abi, 11 seçimdir kaybediyorsunuz ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Yetkilerini devreden Başbakan.” diyerek Genel Başkanımıza sataştı. Onun için, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan, lütfen, iki dakikada yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Süreniz iki dakika.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmelerinin kendine has usulüyle ilgili olarak suhuletle, sakinlikle süreci götürmeye çalışıyoruz.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Osman öyle yapıyor!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben “1 Kasım” dedim sadece.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Birçok CHP’li arkadaşımızın da buna riayet ettiğini görüyorum ancak bağırmaktan başka…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Osman… Osman’ı söylüyor!

BÜLENT TURAN (Devamla) - …polemikten başka hiçbir özelliği olmayan Haydar Bey… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Osman bağırıyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) - …yine usulü bozdu, yine Osman Bey’i tahrik etti, yine bağırmaya hak ettirdi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de sana cevap vereceğim.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek makul insanların tavrı değil. Ben, Meclise geldiğim gün, Haydar Bey bunları söylüyordu, yine bunları söylüyor.

Bu millet, sarayın kaçak olup olmadığını, bu ülkede Başbakanın, Cumhurbaşkanımızın yetkilerinin ne olduğunu çok net idrak etti, dersini çok net verdi, sizin sevinmenize imkân vermeden, tekrar 1 Kasımla bütün taşları yerine oturttu.

Ben, naçizane şunu söylerim: Yeni argümanlar üretin, yeni söylemler geliştirin, muhalefet aynı şeyi on dört yıl tekrar edip aynı oyu almak değildir. Biz şikâyetçi değiliz, tekrar “kaçak” deyin, tekrar bizim aramızda fitne çıkarmaya çalışın, tekrar aynı üretimlere devam edin ancak dün Sayın Başbakanım cevabını verdi, biz, Kurucu Genel Başkanımızın bizim partimize on dört yıl liderlik yapmasını gururla savunuyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Alkış geliyor, alkış.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bunun yanında (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Başbakanımızın anayasal haklarının ne olduğunu, Cumhurbaşkanımızın anayasal haklarının ne olduğunu da çok iyi biliyoruz. Zaman zaman uygulamadaki hatalardan dolayı diyoruz ki: “Bu sistem adı konmayan bir yarı başkanlık, gelin, beraber bunu çalışalım.” ama anlamaktan imtina ettiğinizi görüyorum. Biz, şikâyetçi değiliz…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Şamil Bey’e söyleyeceksiniz, Şamil Bey’e…

BÜLENT TURAN (Devamla) - Siz böyle yaptıkça, biz, bir on dört yıl daha bütçe yapmaya devam ederiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akar, buyurun.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Şamil Bey’e söyle.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - On dört yılda…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataşmadan söz istiyorum. Herhâlde her birini tek tek söylememe gerek yok, sadece Osman yeter.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Başkanım, isim söylemedim, ben “1 Kasım” dedim sadece.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir dakika, ne dedi de yani?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Osman’ı tahrik ettiğimi söylüyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, “1 Kasım” dedim, başka bir şey söylemedim.

BAŞKAN – Tamam, bir daha tahrik etmeyecekseniz buyurun, iki dakika süre veriyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ne demişiz?

BAŞKAN - Lütfen Sayın Akar bir daha Osman Bey’i tahrik etmeyelim.

Buyurun.

13.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet arkadaşlar, Osman’ı tahrik etmedim, Osman durduğu yerde tahrik oluyor zaten. Niye tahrik oluyor biliyor musunuz? Sadece bir talimatla gelmiş buraya, bağırıp çağırıp insanların insicamını bozmak için görevlendirilmiş bir arkadaşımız.

BAŞKAN – Hiçbir milletvekili talimatla hareket etmez Sayın Akar, lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hareket etmem, şimdi cevap vereceğim Başkanım.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi sataşmadan söz verirsiniz.

Şimdi, şunu söylüyor geliyor buraya: “Köyü gezin, kahveyi gezin, orayı gezin, burayı gezin.” Osman’ın yaşı kadar ben oraları gezdim, hâlen köyde oturuyorum, biraz sonra bunları söyleyecek.

Biraz evvel bütçeye değinememiştim, şimdi bütçeye değinmek istiyorum, zamanım kalmadı ama söylediklerimin tümü bir gerçekti arkadaşlar. Türkiye'deki dinamiklerin hiçbir problemini çözmediniz ve bu problemler devam ediyor. Hep beraber, eğer çözme niyetiniz varsa, sermayeye hizmet edeceğinize, faiz lobisine hizmet edeceğinize… Niye “faiz lobisine” diyorum? Çünkü sizin on iki yıllık, on üç yıllık döneminizde 657 milyar lira faize ödenmiş, geri kalan yirmi iki yılda 132 milyar faize ödenmiş. En büyük faiz lobisi sizsiniz.

Ama bir gerçek var, 2014, 2015 ve 2016 yılında örtülü ödeneğe sadece bin lira koymuşsunuz arkadaşlar. Nasıl bir planlama Sayın Bakanım? Örtülü ödeneğe sadece bin lira koymuşsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Daha önce nasıldı? Senin iktidarda olduğun dönemde nasıldı?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bakın, Başbakanlığın genel hizmetler dâhil on ayrı kalemine 1 milyar 285 milyonluk bir ödenek ayrılmış. Ama örtülü ödeneğin rakamı sadece bin TL. Sadece 2015’te harcadığı rakam ne biliyor musunuz arkadaşlar? 1 milyar 280 milyon TL, örtülü ödenekten 2015 yılında Başbakanın harcadığı. Koydukları ödenek bin lira, harcadığı rakam 1 katrilyon 280 trilyon lira, harcadığı rakam. Bu rakam tam 12 kat artmış döneminizde.

Kısacası, döneminizde örtülü işleri artırmışısınız arkadaşlar. Yolsuzluğun, Türkiye'de sıkıntıların niye arttığını tahmin edebiliyor musunuz? Örtülü ödenekler artmış Osmancığım, artmış.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) - Sataşma var Osman.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Şahsıma sataşma var.

BAŞKAN – Bir dakika, ne dedi Sayın Bak?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Talimatla gönderilmiş milletvekili” dedim, ben söyleyeyim, o hatırlayamaz, o hatırlayamaz, ben söyleyeyim söylediğimi.

OSMAN AŞK BAK (Rize) – Talimatla burada oturduğumu, bir görev yaptığımı söyledi. Bu doğru değil, düzeltmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim, Haydar Bey’le de yeni bir polemiğe girmeyelim.

14.- Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – “Yüzde 49,5…”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “49,5…” Mahalle, köy geziyorsun Osman(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Tabii, ben gerçekleri söylüyorum oturduğum yerden. “1 Kasım” diyorum, rahatsız olmayın ya, niye rahatsız oluyorsunuz? Benim söylediğim cümle sadece “1 Kasım sonuçları ne oldu?” Onu söylüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben 80 bin oyla geldim Osman, sen kaç oyla geldin? 1 oyla geldin, 1; Tayyip’in oyuyla.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Bakın, ben 14 yaşımdan beri siyasetin içindeyim, 14 yaşımdan beri.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Kahveleri geziyorsun, kahveleri(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Meclis üyeliği yaptım, Federasyon Başkanlığı yaptım…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İyi yaptın Osman(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - …özel sektörde çalıştım, sokak sokak seçim kampanyalarında bulundum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ben seni hiç görmedim(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Öyle dediğiniz gibi değil. Biz sokaklarda yetişip büyüdük geldik. Ben işçi çocuğuyum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ben senin çocukluğunu biliyorum(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Bir şey daha ifade edeyim: Bakın, şunu unutmayın: 2002’de seçim kaybettiniz, 2004’te kaybettiniz…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İstikrar, istikrar(!)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Olsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaybettik, ne oldu?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - …2007’de kaybettiniz…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sana ne?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - …2009’da kaybettiniz…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sana ne?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sana ne bunlardan ya? Sen işine bak.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - …2011’de kaybettiniz, 7 Haziran da biz gene 1’inci olduk, 1 Kasımda sandığa gömüldünüz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tam beş yıldır bunu söylüyorsun Osman; başka bir şey söyle, dinleyeceğim, söz.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Ya, arkadaş, bakın, 11 tane seçim oldu, 11; aradaki referandumları da sayalım; ya, arkadaş, biraz çalışın ya, çalışın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beş yıldır bunu söylüyorsun Osman, beş yıldır aynı cümleleri kuruyorsun. Şu Osman’ın beş yıllık konuşmalarının tutanaklarını getirin bana.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Ben sadece neticeyi söylüyorum. Bakın, burada söylediğiniz şeyler var ya “Şöyle oldu.”, “Böyle oldu.”; “Şunu yaptı.”, “Bunu yaptı.” Ya, vatandaş bunları dinlemiyor, bunları dinlemiyor ya. Ne yapıyor? Sandığa gidiyor, kim ona hizmet ediyor, kim onunla beraber, kim onun derdini anlıyor; ona oy veriyor. Sonra…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kim boş konuşuyor?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Ya, Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir araya geldiniz, toplandınız, şöyle oldu, çatı oldu, bilmem ne oldu; ya, hepinizi sandığa gömdü adam ya, Sayın Cumhurbaşkanı hepinizi sandığa gömdü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, güreşte bir tabir var: Adam olimpiyat şampiyonu ya, 11 defa şampiyon ya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Gel, amatör küme kulüplerinin problemlerini çözelim.” dedim Osman…

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Uzanamazsınız, onun sıkleti değilsiniz, rakibi değilsiniz, onu ağzınıza almayın. Onu millet yukarıya yolladı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nereye yolladı? Kurtulamayacak Osman.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - …Cumhurbaşkanı yaptı. “1 Kasımda netice…” Ben başka bir şey söylemiyorum, söylediğim bu.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Osman’ın beş yıllık tutanaklarını getirir misiniz? Farklı bir şey söylüyor mu Osman beş yıldır?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Haydar’ınkini de getirsinler Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen kısa…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, burayı “Sayın Haydar şov” yapmaktan çıkaralım lütfen.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Özel’e söz verdim.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, sataşmalar olduğunda söz alıp grup adına kürsüden cevap vermek falan gerekiyor ama öyle bir konuşma ki bu konuşma için kürsüye kadar gidip dönmekte harcayacağımız enerjiye, zamana acırız. (CHP sıralarından gülüşmeler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp Sayın Başkan!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok net bir şey söyleyeyim, gruba sataşma olduğunda ne olduğunu algılayabilmek için, bazen emin olmadığımız durumlarda tutanak isteriz, çok acil isteriz; sekiz, on dakikası vardır en azından, Osman Bey’in konuşması için tutanak isteyince kavas hemen cepten çıkarıp veriyor, çünkü beş senedir sürekli aynı konuşmayı yapıyor.

Çok teşekkür ediyorum efendim.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Siz de beş senedir hep kaybediyorsunuz!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz…

BAŞKAN – Sayın Bak, bir saniye…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Konuşmam için cevap vermek için gidip gelmeye değmeyeceğini ifade etti…

BAŞKAN – Tamam, siz de cevap vermeye gerek görmüyorsunuz.

Teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, ben de cevap vermeye gerek görmüyorum, çünkü millet cevabını 1 Kasımda verdi! Evet, milletimiz 1 Kasımda cevap verdi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, lütfen cevap versin!

BAŞKAN – Başbakan Yardımcımız Sayın Lütfi Elvan’ın bir söz talebi var.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, biraz önce konuşmacı olan sayın milletvekilimiz bizlere yönelerek, örtülü ödenek için bin lira ayrıldığını ifade etmiş, “Bu nasıl ödenek? Bu uygulama nasıldır?” şeklinde bir soru yöneltmiştir.

Bu örtülü ödenek uygulaması iz bedeli uygulamasıdır, bizim zamanımızda başlamış bir uygulama da değildir. Kendi arkadaşlarının milletvekili olduğu dönemlere, bizden önceki iktidar dönemlerine bakarsanız o dönemlerde de iz bedeli üzerinden bir ödenek ayrıldığını göreceksiniz. Bu yıllardan beri devam ediyor ve geleneksel hâle gelmiş, çünkü ne kadarlık bir harcama yapılacağı tahmin edilmediği için böyle bir uygulama yapılmaktadır.

İkincisi, bu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’yle ilgili olarak sürekli kaçak ifadesi kullanılıyor. Şimdi, bununla ilgili olarak, değerli arkadaşlar, 13/08/2010 tarihinde 1/10.000 ölçekli nâzım imar planı kabul edilmiştir ilgili yerel yönetim tarafından, yine 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı keza kabul edilmiştir ve 8/10/2014 tarihinde yapı kullanma izin belgeleri alınmıştır.

Kısacası şunu söylemek istiyorum…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, senin haberin yok, Adalet Bakanı doğruladı burada!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sürecin isterlerse tabii detayını da anlatabilirim ama bu binanın, bu külliyenin iskan ruhsatı alınmıştır yani bu bina kaçak değildir. Bu bağlamda, hizmet binalarının kaçak olduğu yönündeki iddialar asılsız ve hukuki mesnetten uzaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çam.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakan benim söylediklerime binaen kaçak sarayla ilgili açıklama yaptı.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hiç alakası yok Sayın Başkan, böyle bir şeyden…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

MUSA ÇAM (İzmir) – Şunu söylemek isterim: Sayın Bakanın vermiş olduğu oturma raporunu her belediyeden almak mümkündür. Ancak, Atatürk Orman Çiftliği tamamen sit alanıdır ve yargı bu konuda kararı vermiştir ama Ankara Büyükşehir Belediyesi iskan iznini vermiştir. Bu ayrı bir konudur. Orası bir sit alanıdır ve oraya imar izni almak mümkün değildir ama oturma raporu verebilir bir belediye başkanı, her türlü riski üzerine alır, imzalar onu, oturma raporunu verebilir.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Dava sonuçlandı, yürütmenin durdurulması isteminin yürütmesi durduruldu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bu oranın yasal olduğu anlamını taşımaz. Dolayısıyla, orayla ilgili yargı kararı var. Bizim için aslolan yargı kararıdır. Yargı kararı ortada dururken “Oranın meşru oturma raporunu, iznini aldık demek.” anlamını taşımaz. Bunun da kayıtlara geçmesini istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bekir Bozdağ’ın kabul ettiği tutanakları getirtelim Musa Bey.

BAŞKAN – Sayın Çam…

Evet, Sayın Bakan, mikrofon açık, çok kısa bir şekilde bitirelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Çok kısa olarak şunu ifade etmek istiyorum: Üst yargı kararları da tamamen Cumhurbaşkanlığı lehine, o bina lehine, külliye lehine kararlardır. (CHP sıralarından “Bu doğru değil!” sesleri)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu doğru değil!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Evet, kararlar bu yönde alınmıştır. Bununla ilgili detay bilgileri de verebiliriz. Verebiliriz detay bilgileri de.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Özel, bu kararlar doğru.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bekir Bozdağ kabul etti burada, Bekir Bozdağ kabul etti!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Değerli arkadaşlar, bakınız, bununla ilgili 27 dava açılmıştır. Bu davaların 24’ü yine Cumhurbaşkanlığı Külliyesi lehine sonuçlanmıştır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, özellikle 5’inci İdare Mahkemesi kararıyla ilgili herhâlde bir ifade kullanıyorsunuz. Yani burada…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Başkan kendisini korumayla ilgili hakkı mahfuz olmak üzere konunun içeriğine yönelik tartışmalara girmekten uzak tutulmuştur İç Tüzük’e göre. Ben bunu size hatırlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Doğrudur, ben konunun içeriğine girmiyorum ama…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğrudan içeriğe giriyorsunuz.

BAŞKAN – …bu tartışmalar sıkça yapıldığı için, buna ilişkin zaten ilgili bakan da Hükûmet adına da söz aldığı için benim diyeceğim bir şey yok. Ama lütfen, bizim de bu ülkenin varlığını, birliğini, cumhuriyeti temsil eden, devletin başı olan Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili ifadelerimizi kullanırken hiçbir maddi gerçeklik ifade etmemesine rağmen birtakım beyanlardan da kaçınmamız gerekir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Söz sırası Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’a aittir.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli kâtip üyesi arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım ve emekçi arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Buradan saygıyla selamlamam gereken bir, daha doğrusu iki insan daha var, bunlardan biri, Türkiye’de en uzun koşu olan devrimin en etkili 100 metresini koşmuş olan arkadaşım Deniz Gezmiş. O aslında yaşamaya devam ediyor. Doğduğu gün, her zaman yaşayacağı gün olarak önümüzde duruyor.

Bir diğeri de Sayın Erbakan. Kendisiyle komşuluk yaptım. Burada siyasetçiler olarak -İstanbul’da komşumdu- ondan aklımda kalan iki şey var: Birisi, emperyalizme karşı duruşu, bir diğeri de çok nazik bir insan oluşu, herhangi bir insanı kırmaktan korkuşu. Bu iki tavrın da bize örnek olmasını düşünüyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, ben insan hakları alanında kurumsal olarak karşımıza çıkan iki yapı hakkında konuşmak üzere görev almış bulunuyorum. Bunlardan birisi Kamu Denetçiliği Kurumu, bir diğeri ise İnsan Hakları Kurumu.

Bildiğiniz gibi, 1987 yılında Avrupa Birliğine yapılan tam üyelik başvurusunun ardından 2000’li yılların ortalarına doğru bu kurumların kurulması konusunda çalışmalar başladı. Ben de burada bulunan bazı arkadaşlarım gibi bu çalışmaların ürünü olan ilk İnsan Hakları Danışma Kurulunda görev almış, fakat daha sonra bu kurulun ne denli işlevsiz olduğu ve ne denli yapma bir tarzla yapılandırılmış olduğunu görerek de Başkan ve bir grup arkadaşımla birlikte istifa etmiş olan bir arkadaşınızım. Gerek Kamu Denetçiliği Kurumunun gerekse insan hakları kurumlarının bir gereksinim olduğu ve bu gereksinimin insan hakları mücadelesinin bir ürünü olduğu, ülkemizde var olan yasaların insan haklarını korumak için yeterli olmadığı ya da kurumların yeterli olmadığı aşamalarda mutlaka ve mutlaka koruyucu bazı kurumlara da gereksinim olduğu saptamasından ortaya çıktı.

Şimdi, 13 Kasım 2009 tarihli bir konuşmaya atıf yapmak istiyorum. Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay o tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda şu saptamayı yapıyor, diyor ki: “Bu konuda, koruyucu kurum olarak bağımsız bir ayrımcılıkla mücadele komisyonu oluşturmalıyız; bağımsız ve sivil bir ulusal insan hakları kurumu oluşturmalıyız; Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’nin Seçmeli Protokolü’nün onaylanmasını takiben bağımsız bir ulusal önleme mekanizması oluşturmalıyız ve bağımsız kolluk şikâyet mekanizması oluşturmalıyız.” 2009 yılından bugüne geldiğimizde, bugün hâlâ İnsan Hakları İnceleme Komisyonumuzun alt komisyonunda yeni bir insan hakları ve eşitlik kurumu tartışıyor olmamız ve söylenilen bu dört ayrı başlığa rağmen, bütün bu dört ayrı başlığın aynı tasarının içinde, aynı yasanın içinde yer almış olması, ayrı ayrı başlıklar olarak, ayrı ayrı yasal düzenlemeler olarak yapılmıyor oluşu Türkiye’de insan hakları konusundaki sorunların uzun zaman devam edeceğini gösteriyor.

Sevgili arkadaşlar, “Kamu denetçisi toplum vicdanının sesidir.”, konuşma metnime böyle bir başlık koymuşum: “Kamu denetçisi toplum vicdanının sesidir.” Neden sesidir? Çünkü kamu denetçisi, yasalar üzerinden değil, mevcut mevzuat üzerinden değil, aynı zamanda genel ahlak kuralları üzerinden, gelenekler üzerinden ve bireyin o toplumdaki özel yaşamı içindeki durumu üzerinden değerlendirme yapar. Bu değerlendirme çok değerlidir fakat ne yazık ki zaman çok kısa. Arkadaşlarımızın vermiş olduğu elimizdeki rakamlara bakarak birkaç değerlendirmeyi size sunmak istiyorum. Kamu Denetçiliği Kurumu 2012 yılında kurulmuş, haziran ayı içinde biz hem İnsan Hakları Kurumunu oluşturmuşuz 2012’de hem de Kamu Denetçiliği Kurumunu oluşturmuşuz.

Şimdi, bakınız, Kamu Denetçiliği Kurumuna 2015 yılında kaç başvuru olmuş: Yaşam hakkı ve işkence konusunda 71 başvuru olmuş, ifade özgürlüğü konusunda 2 başvuru olmuş, kişi hürriyeti ve güvenliği konusunda 19, düşünce ve inanç özgürlüğü konusunda 10, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü konusunda -yani, bunların hak ihlali diye anlaşılmasını rica ederim lütfen- 1 başvuru olmuş, cinsiyet ayrımcılığı konusunda ise sadece 5 başvuru olmuş. Bu, şu demektir arkadaşlar: Kamu Denetçiliği Kurumu çalışmamış ya da çalışamamış. Kamu Denetçiliği Kurumuna doğrudan çatmak istemiyorum. Bir şikâyet varsa o şikâyete göre inceleme yapması gerekiyor, İnsan Hakları Kurumu gibi resen, genel ihlaller üzerinde de çalışması gerekmiyor. Şu durum, kamuoyunun Kamu Denetçiliği Kurumundan haberdar olmadığını, böyle bir hakkını kullanabilme noktasında bilgisizliği sebebiyle herhangi bir girişimde bulunamadığını da gösteriyor. Bu, aynı zamanda, idarenin Kamu Denetçiliği Kurumunu ortaya çıkarmadığı, öne çıkarmadığı, tanıtmadığı gerçeğini de bize gösteriyor.

Şimdi atlayarak İnsan Hakları Kurumuna geçmek istiyorum. İnsan Hakları Kurumunun Kamu Denetçiliğinden farkı, genel olarak ulusalüstü sözleşmeleri de esas alan, kendi hukuk sistemimizi de esas alan, insan haklarına aykırı…

Bir dakika daha verebilir misiniz lütfen, bitireyim sözlerimi.

BAŞKAN – Zaman var zaten, süreniz devam ediyor. Veremiyorum çünkü herkese aynı uygulamayı yaptım. Siz bir konuşun Sayın Sarıhan.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Bitirmiş olacağım.

Şimdi, İnsan Hakları Kurumunun hangi olaya resen baktığına bakalım: Şu birkaç gün önce 17 Şubattaki patlama olayına mı, 5 Hazirandaki HDP mitingi sırasında gerçekleşen olaya mı, 10 Ekim olayına mı, Suruç’a mı ya da Artvin’deki olaylara mı? Hiçbiri hakkında bir raporun herhangi bir biçimde Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne ya da kamuoyunun önüne gelmediğini görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Bu, ciddi bir eksikliktir sevgili arkadaşlarım. Böyle bir ayrımı madden güçlü bir destekle, parasal destekle daha tanınır, bilinir, işe yarar ve çalışır hâle getirmek gerekir.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Sarıhan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Pozitif ayrımcılık yapabilirsiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kadınlara sizin dışınızda herkes söz veriyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ya, adil olmak gerekiyor, herkes için aynı uygulamayı yaptığım için.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) - Aksi hâlde, hiçbir şekilde biz bir para ayırmayalım, kurumları da kapatalım.

Bu bütçeye kırmızı kart gösteriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sarıhan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Necmettin Erbakan’ın ölümünün 5’inci yıl dönümüne ve Deniz Gezmiş’in idam kararının Mecliste onaylanmasında o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin de katkısı olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün Necmettin Erbakan Hocamızın vefat yıl dönümü. Sabahleyin anmıştık kendilerini. Ben tekrar Allah’tan rahmet diliyorum.

Aynı şekilde, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının da bugün idamının yıl dönümü.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Hayır, Deniz Gezmiş’in doğum günü.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Özür diliyorum, doğum günü.

Ben de aynı şekilde şunu hatırlatmak için söz aldım: Çıkan her CHP’li arkadaş, ısrarla, haklı olarak belki, Deniz Gezmiş’in doğum gününden yola çıkarak onu anıyorlar, ben de bundan keyif alıyorum. Belki idam edilmeseydi şu an bu sıralarda vekillik yapıyor olacaktı.

Her darbeden sonra çok ciddi siyasi bedel ödendi. Sadece 1960 değil, 1970’ten sonra da, 1980’den sonra da, 28 Şubattan sonra da çok ciddi bedel ödendi. Bazen idam oldu, bazen sürülme oldu, bazen başörtüsü oldu ama her darbeden sonra ciddi bedel ödendi fakat şu yanlış anlama olmasın diye, bir algı yanlışı olmasın diye revize etmek istiyorum: Deniz Gezmiş’in idamı, biliyorsunuz, yine o zamanki yasama faaliyetlerine tabi. İdam kararını veren mahkeme uygulama bulması açısından o kararın mutlaka Meclisin onayı gerekiyor. O onayın zabıtlarını aldırdım, arkadaşlara verebilirim. O zamanki 30’dan fazla CHP’li milletvekilinin evet oyu var, 100’den fazla vekilin de katılmaması, koridorda oturması var. Dolayısıyla, CHP’li vekiller, o zamanki vekiller bugünkü arkadaşlar kadar hassas olsalardı, iyi niyetli olsalardı bugün Deniz Gezmiş asılmamış olurdu diye düşünüyorum.

Ben tekrar saygıyla anıyorum kendisini.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Çünkü onlar iktidar partisine giden sağ kökenli milletvekilleriydi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir şey söylüyor arkadaş, cevap ver, bir şey söylüyor.

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben söyleyeceğim, ben yani muhatabınız benim, özür dilerim de…

Şimdi, hem bekleyip bekleyip Deniz Gezmiş’in doğum gününü ve rahmetli Erbakan’ın Hakk’ın rahmetine kavuşmasıyla ilgili duyguları paylaşması güzel, orada bırakılsaydı şık olurdu. Sonra öyle bir yere girdi ki… Zaten tarihî bilgi eksiklikleri var. Doğru, orada İnönü’nün tarihî tavrı önemlidir, bunu görün. O gün yoklamaya girmeyenlerin çok kısa süre sonra partiden ayrılıp bambaşka bir partiye geçmeleri söz konusudur. Cumhuriyet Halk Partisinin grup tavrında hiçbir sıkıntı yoktur. Bundan besleniyorsanız eğer, o zaman Sayın Numan Kurtulmuş’a şöyle sorayım da kendisi cevap versin, kendisine bizzat sataşayım.

BAŞKAN – Lütfen sataşmadan konuşalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugün Erbakan’ın ölüm yıl dönümü ve Erbakan’a Adalet ve Kalkınma Partililer “Numan’ı genel başkan adayı yapma, başka düşük profilli bir adayı yap. O durumda senin hapsini ev hapsine çevirelim.” diye bir şey teklif ettiklerini siyaset arkadaşlarınızla paylaşmıştınız, Parlamentoyla da paylaşmayı düşünür müsünüz? (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bakanım.

Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, derdim sataşmak değil, tebrik ediyorum arkadaşları. Diyorum ki bu hassasiyet eski CHP’lilerde olsaydı asılmamış olurdu. Elimde belge var. Dedikleri gibi değil, katılmayan 100’den fazla CHP’li vekil var.

BAŞKAN – Meramınız anlaşılmıştır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne “evet” diyor, ne “hayır” diyor, dışarıda bekliyor, 32’si “evet” diyor. Ama “evet” derken bunlar CHP’li. Keşke Özgür Bey kadar onlar da hassas olsalardı da buna vesile olmasalardı diyorum, iyi bir şey söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söylediğinizin gerçekle bağdaşır tarafı yok da… Numan Bey söylesin.

BAŞKAN – Evet, meramınız anlaşılmıştır.

Başbakan Yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş’un mikrofonunu açıyoruz.

Buyurun.

5.- Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, bütün partilere Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerinde kara bir leke olarak duran idam cezalarının hukuki altyapısını kaldırma çağrısında bulunduğuna ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Deniz Gezmiş konusuyla ilgili konuşmamda söyleyecektim ama sırası gelmişken ifade edeyim. Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerinde Türkiye’deki idam cezaları hâlâ bir kara leke olarak duruyor. Geçmişte bu idam cezalarına kim imza atmışsa atmış ama sonuçta bugün Türkiye’de bir Büyük Millet Meclisi var. Gerçekten Adnan Menderes’in idam cezasından rahatsızsak, gerçekten 12 Eylüldeki idam cezalarından rahatsızsak, Deniz Gezmiş’in idam cezasından rahatsızsak, haydi, buyurun, 4 parti burada Meclis olarak bütün idam cezalarının hukuki altyapısını kaldıralım ve Türkiye’de demokratikleşme konusunda büyük bir adım atalım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru, doğru! Haydi, buyurun! Bunlar reddediyor, reddediyor bunlar!

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) - Özgür Bey’in söylediği konuya gelince, ben böyle bir konuyu ilk sefer şimdi sizden duyuyorum. Böyle bir konu hiçbir şekilde benim bulunduğum hiçbir mecliste dile getirilmedi, dolayısıyla böyle bir konuya ilk sefer vâkıf oldum. Benim siyasi mücadelem bellidir, fikirlerim bellidir ama herhangi bir şekilde, hele idamlar üzerinden bir polemik yapmayı asla doğru bulmam, siyaseten şık bulmam. Dolayısıyla, bu teklifimi bir kere daha söylüyorum yani cevaben verilmiş bir şey değildir: Türkiye’de Adnan Menderes’in de, diğer idam cezalarının da hepsi Türkiye hukuk sistemi bakımından önemli bir kara lekedir, bu Meclis isterse bunu ortadan kaldırabilir.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Mikrofonu açalım arkadaşlar ama bitirelim Sayın Özel lütfen.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz, Sayın Bakanın içinde bulunduğu Kabineye veya AKP’nin 1’inci, 2’nci, 3’üncü hükûmetlerine neler söylediğini, sonra ne şartlarda bu göreve geldiğini biliyoruz. Ama, biz, Recai Kutan’ın bu konuda şahitliği olduğunu, Recai Kutan’ın bu konuyu dile getirdiğini, sizin de bu konudan haberdar olduğunuzu biliyoruz. Ümit ederiz, bu konu açıklığa kavuşur.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Ben bilmiyorum, siz nasıl biliyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama, Bülent Bey’den de biraz önce Genel Kurula verdiği belgeyi resmen talep ediyoruz. Oylama sonucu olmayan bir yoklama belgesini oylama belgesi gibi ibraz etmektedir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Lütfen, kendisinden talep ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayrıntılı vereceğim Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Lütfen, talep ediyorum hemen.

BAŞKAN – Evet, konu yeterince açıklığa kavuşmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Durum anlaşıldı Sayın Başkan, veremiyor.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası İzmir Milletvekili Ahmet Tuncay Özkan’a aittir.

Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; eğer idam cezasını koalisyon Hükûmeti kaldırmasaydı siz beni asmıştınız. (CHP sıralarından alkışlar) Ergenekon yargılamaları sırasında Silivri’de ilk kez hâkim karşısına çıktığımda, “Sizi Deniz hakkında kararı veren Ali Elverdi yapmak istiyorlar.” Çünkü sivil mahkeme karar vermemiştir, zorla sıkıyönetim mahkemesine, Ankara’ya taşınmıştır dava ve zorla asılmıştır; siz bizi asmış olurdunuz. Çok şükür ki dünyanın konjonktürü ve Türkiye'nin daha önceki koalisyon hükûmetleri bu idam cezasını kaldırdı ve bu konuşmayı yapmak için –alnımıza yazılmış herhâlde, takdiriilahi- bugün buradayız.

Ben Cumhuriyet Halk Partisi adına güvenlik bütçesi üzerine konuşmak üzere geldim. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletten alındığı kesindir ama meşruiyetin temeli hukuktur. Eğer adalete ve hukuka inanmıyorsanız, bu egemenlik sözü boşta kalır. Hukuk üretmeyen toplumlar, ilkel toplumlardır, onlar faşisttir. Faşizme dayanarak iktidar sürdürmek isteyenler yok olur giderler. Allah’a çok şükür bu çatı hep açık. Ben, matbaasında babası işçi olan bir işçi çocuğuyum. Buraya gelir, oturur, bütçe görüşmeleri izlerdim. Burada saatler süren tartışmaların sonunda çok değişik polemikler gördüm, o günlerden bugünlere çok şey öğrendim. İlk kez bu kürsüye çıkarken inanır mısınız biraz böyle heyecansız, biraz böyle ruhsuz çıktım çünkü şu: Pek çok şey, içi boş tartışmalardan ve bir kayıkçı kavgasından öteye gitmiyor.

Arkadaşlar, bu yolculuğun sonunda gideceğimiz bir yer yok. Eğer bu ülkenin güvenliğini, siyasetini, adaletini, özgürlüğünü ve barışını sağlayamazsak… Silivri 10.500 kişilik bir toplama kampı, oyuncuların, orada bulunan aktörlerin değişmesi orayı bir şey yapmaz. Önemli olan şey, Silivri’yi kökünden kaldırabilecek, siyasetin cezalandırma mekanizmasında siyaseten katli ortadan kaldırabilecek, egemenliğin kaynağıyla meşruiyetin kaynağını karıştırmayacak bir bilincin yerleşmesidir. (CHP sıralarından alkışlar) Birbirimizle konuşmak zorundayız.

Karanlık günlerimin dostlarından biri Sayın Necmettin Erbakan’dır. Cezaevine düştüğüm an bana avukatını yollamıştır, “Ben Tuncay Bey için ne yapabilirim?” diye sormuştur. Kendisine çok teşekkür ettim. Binlerce mektup aldım partisinin kadın ve gençlik kollarından. Cumhuriyet mitingleri sırasında, o insanları kızdırdığımı, korkuttuğumu o mektuplardan öğrendim, hepsine “özür dilerim” diye karşılık yazdım. Bugün, burada yaptığımız şeyler de pek çok insanı kızdırıyor ve korkutuyor. Gelin, birbirimizle konuşabilme mesafemizi kaybetmeyelim. Birbirimizle Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşmazsak, bu ülkenin sorunlarını burada çözmezsek bir adım sonrası yoktur.

Bakın, şurada, 500 metre ötede bir bomba patladı. Bu ülkeyi vatan yapan bütün can veren, ruh veren şehitlere, ölmüş vatandaşlarımıza rahmet diliyorum ve bu ülkenin daha demokratik, daha adaletli, daha özgür, daha barış olması için gençliğinin baharında bir gül dalına asılarak yok edilen Deniz’i de, arkadaşlarını da, ağabeylerim gibi gönlümde sakladığım, sevdaları bende tazecik, sıcacık olan fidanları da buradan saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

O oylama Mecliste işaretle yapılmıştır, ad okunarak yapılmamıştır; orada kimin kim olduğu belli değildir ama bunun efsanesi yürümüş gitmiştir. Ben Abdullah Öcalan dâhil hiç kimsenin asılması için asla ve asla bu Meclisten bir karar çıkmasını istememişimdir geçmişte de çünkü idam cezasını bir sonuç olarak görmemişimdir ama idam bir insanlık suçudur, devletler daha kötü suçlar işler, idamdır o. Bana sormuşlardır: “Çocuğuna tecavüz etseler ne yaparsın?” Ben ona her türlü kötülüğü yapmak isterim ama devlet beni engellemek için vardır.

Bugün, Millî İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili bütçeyle ilgili iki üç kelime daha söyleyip, süreyi kullanıp inmek istiyorum.

MİT’in ne yaptığını bilmiyoruz, Millî Güvenlik Kurulunun da ne yaptığını bilmiyoruz, bütçesini denetleyemiyoruz. Ben bir komisyonda üyeyim. Sayın Bakanımız geldi, en aydınlatıcı bilgileri verdi, çok teşekkür ederim; Sayın Komisyon Başkanı gerçekten adil davrandı, hakkaniyetli davrandı, Emrullah Bey çok güzel bir rapor hazırladı, çok teşekkür ederim. Ancak, yetmez. Sayın Bakanım, şimdi soruyorum, Komisyon toplantısı sırasında size sordum; İmralı’daki görüşmeden, kitapçıktan bahsettim, “Bunlar doğru mudur?” dedim. Doğruluğunu belgeleyen bir şey gördüm kitapta. Sayın Bakanım -buna siz de ulaşabilirsiniz- İmralı demeyeyim, Abdullah Öcalan’la görüşme. “Bu görüşmelerin yasal zemini yok.” diyor. Yasal zemini olmayan, meşru olmayan bir şeyi nasıl yaptınız? Şu yasa çıksın… Bakın, bir görüşme notu var, 18 Mart 2013, bir yasadan bahsediyor ve Meclis o görüşmeden sonra 17 Nisan 2014’te yasayı çıkarıyor. Sayın Bakanım, size bunu sunacağım.

Şunu demek istiyorum: Ulusal güvenlik politikalarını akılcı, gerçekçi, uygulanabilir ele almak zorundasınız. Ayrıca, “ulusal güvenlik” ve “istihbarat” kavramlarını duygusallıktan uzak, herkes için üretmek zorundasınız. Burada “O HDP’li”, “O MHP’li”, “O CHP’li.” diye bakamazsınız, sokaktaki vatandaş da öyle çünkü, burası onun yansıması. Onun can güvenliği sizin güvenliğiniz değil mi? Para istiyorsanız para verelim, kadro istiyorsanız kadro verelim. Buraya gerçekle gelin çünkü gerçekliğini yitirmiş bir güvenlik politikası stratejisi var. Gelin, hep beraber gerçeği bulalım, bu ülkenin geleceğini kurtaralım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Söz sırası Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Sayın Kuşoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, sizin süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesiyle ilgili olarak söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı laik devlet mekanizmasının en önemli kurumlarından bir tanesidir -laik devlet mekanizmasının bakın- ve Diyanet İşleri Başkanlığı toplumu, inançları, ibadeti, ahlak konularını aydınlatmak üzere kurulmuş bir kurumdur, böyle bir görevi vardır ve cumhuriyetimizin ilk ve en temel kurumlarından bir tanesidir. Çok önemli bir kurumdur, dolayısıyla, Diyanet İşleri Başkanlığının lüzumsuz yere yıpratılmasını, siyasi polemiklere alet edilmesini doğru bulmuyoruz, öncelikle bunu belirteyim.

(Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun alkışlaması)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ancak, maalesef, içinde yaşadığımız ortam nedeniyle -kentleşme gibi, başka sebepler vesaire- devletin, devlet mekanizmasının iyi çalışmadığı bir dönemdeyiz, devlet ve devlet kurumlarında çok fazla sıkıntının olduğu bir dönemdeyiz. Toplumda da benzeri sıkıntılar var, toplumun ahlak olarak en düşük seviyede olduğu bir dönemi yaşıyoruz, çok fazla sıkıntı var. Kimlikler maalesef… Toplum katında belki kimliklerin bilinmesi, ayrışması hoş görülebilirken devlet katında maalesef kimlikler ortaya konuluyor. Etnik kimliklere göre, mezheplere göre, inançlara göre devlet, devlet kurumları vatandaş olarak görmesi gereken kişileri gruplara ayırıyor, maalesef ona göre hizmet veriyor, devlet hizmeti kimliklere göre yapılıyor. Bu çok büyük bir yanlışlık, büyük bir sorun, sıkıntı.

Böyle bir dönemde tabii ki Diyanet İşleri Başkanlığının -ki görevleri arasında toplumun ahlakı da var- çok daha aktif olarak çalışmasını arzu ediyoruz, çok daha aktif olmasını arzuluyoruz. Devlet mekanizması içerisinde insanların kimliklerinden dolayı işe alınmadığı, terfi ettirilmediği, sıkıntılar yaşadığı bir dönemi yaşıyoruz, toplumda aynı şekilde, o ayrışmalar nedeniyle sıkıntılar yaşıyoruz. Biraz önce, iktidara mensup bir değerli hatip “Dinimübiniislam’ın mesajlarını iletmesi gereken bir kurumdur.” dedi ya Diyanet İşleri Başkanlığına, aynen ben de ona katılıyorum, Dinimübiniislam’ın mesajlarını iletmesi gereken bir kurum olmasını istiyoruz Diyanet İşleri Başkanlığının ama Diyanet İşleri Başkanlığı maalesef, zaman zaman çok kötü fetvalar veriyor. Diyanet İşleri Başkanlığı zaman zaman siyasal İslam’ın, bakın, İslam’ın değil… İslam bir dindir -elhamdülillah Müslüman’ız çoğunluğumuz- ama siyasal İslam bir ideolojidir, siyasal ideolojidir. O siyasal ideolojinin maalesef arka bahçeliğini yapıyor, karıştırıyor. Bunu asla arzu etmiyoruz, bu çok büyük bir yanlışlıktır hem toplum için hem Türkiye Cumhuriyeti için hem de İslam için çok büyük bir yanlışlıktır, maalesef bunu yapıyor, siyasete alet oluyor.

Arkadaşlar, bakın, ahlak canlılar arasında sadece insan için geçerlidir ve ahlak, iradi bir kavramdır, iradenizle ancak ahlaklı olursunuz, iradeyle ahlaklı olunur, bunu bilmemiz lazım ama maalesef bu konularla ilgili olarak eksiğimiz var. Bir de “İslam ahlakı” diye bir kavram var. Bütün bunlar bir araya gelince Diyanet İşleri Başkanlığının bu konularda çok daha hassas olması gerekiyor. İşte, o biraz önce değerli arkadaşımın söylediği Dinimübiniislam’ın mesajlarını iletmesi gerekiyor, o sorun ortaya çıkıyor. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu mesajların iletilmesini özellikle istiyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığını gerçekten cumhuriyetin, laikliğin, demokrasinin vazgeçilmez bir kurumu olarak görüyoruz. Zaman zaman otomobil konuları, lüks otomobil konuları gündeme geliyor, zaman zaman bütçesi gündeme geliyor, bunları gündeme getirmiyoruz ama Diyanet İşleri Başkanlığı yeter ki görevini yapsın.

Bir de, müsaade ederseniz -bunlar görevleriyle ilgili konulardı, biraz hassas konulardı- bir kamu kuruluşu olarak Diyanet İşleri Başkanlığına bu bütçe sırasında bakmak istiyorum. Hukuki ve idari işiyle ilgili olarak da bazı sıkıntılar var maalesef. Mesela 2014 yılında başlangıç ödeneği 5,4 milyarken harcaması 5.7 milyar olmuş, 300 milyon lira daha fazla harcamış. 2015’te başlangıç ödeneği 5,7 ama 6 milyar harcamış, yine 300 milyon lira fazla harcamış. Bu sene de, 2016’da da 6 milyar 482 milyon lira istenmiş, mutlaka fazla harcanacak. Daha gerçekçi bir bütçe yapmaları lazım, daha gerçekçi bir ödenek talep etmeleri lazım diye düşünüyorum ama bunun sebebi -ben bir Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak Sayıştay raporlarından takip ediyorum- Diyanet İşleri Başkanlığının kurum olarak maalesef hesapları incelenemiyor. “Diyanet İşleri Başkanlığına ilişkin denetimlerimiz, hazırlanması gereken temel mali raporların düzenlenememesi sebebiyle bütçe giderleriyle taşınırlara ait işlemlerin mevzuata uygunluğuna dönük olarak gerçekleştirilmiştir.” Yani kısmi bir rapor yazılmış, inceleme yapılabilmiş, denetim yapılabilmiş, sadece o konularla ilgili rapor düzenlenebilmiş. Bundan sonraki dönemlerde daha hassas davranması gerekiyor bir kamu kuruluşu olarak Diyanet İşleri Başkanlığının.

Diyanet İşleri Başkanlığının hesaplarının Diyanet Vakfıyla asla karışmaması gerekiyor. Diyanet Vakfı maalesef Diyanet İşleri Başkanlığına destek olması gereken bir kurum olması gerekirken tam tersine, köstek olan, Diyanet İşleri Başkanlığına sıkıntı çıkaran, maalesef bu yolsuzluklar, usulsüzlükler, hukuksuzluklarla ilgili olarak bütün olayların kaynağı olan bir yer olmuş durumdadır vakıf. Vakıf ve Diyanet İşleri Başkanlığının bütçelerinin kesinlikle ayrılması lazım, kadrolarının kesin ayrılması lazım. Bu hac ve umre hesaplarının, özellikle hac, umre ve kurban hesaplarının, yurt dışından özellikle gelen taleplerin doğru dürüst muhasebeleştirilmesi lazım, ayrışması lazım. Birbirine giriyor, merkeze intikal ettirilmiyor ve büyük yanlışlıklar yapılıyor, bu yüzden kurum ve maalesef inançlarımız büyük sıkıntıya giriyor, çok önemli bir konu.

Enteresan bir rapor var, ondan da -sürem bitti- kısaca bahsedeyim. Türk Diyanet Vakfı Sendikasının raporu -bulamadım ama- din adamlarının özellikle bu dönemde itibarlarının düştüğü… Yüzde 43 oranına düşmüş. Din hizmeti sunan kişilerin kürsüden anlattıklarıyla yaptıklarının aynı olması gerektiğini kamuoyu söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bazı müftülüklerin gerçek anlamda görevlerini aksattıklarından, yapmadıklarından bahsediyor ve bazı din adamlarının bir partinin temsilcisi gibi davrandıklarını söylüyor bu anket.

Bütün bunlardan sonra, daha doğru dürüst bir Diyanet İşleri Başkanlığının olmasını diliyorum.

Bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

Şimdi söz sırası İzmir Milletvekili Atila Sertel’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Sertel, süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ATİLA SERTEL (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de Deniz Gezmiş’i doğum gününde sevgi ve saygıyla anıyorum.

“En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim,

O, onun en güzel yüz metresini koştu.

En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...

En hızlısıydı hepimizin,

En önce göğüsledi ipi...

Acıyorsam sana anam avradım olsun,

Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!”

Can Yücel, Deniz Gezmiş’i bu mısralarla anlatıyor ama Deniz Gezmiş’i burada bize sağlanan süre içerisinde anlatmak mümkün değil. İdam sehpasına çıktığında “Yaşasın tam bağımsız demokratik Türkiye!” diyerek taburesine tekme vuran ve bağımsız Türkiye’nin neferi olarak aramızdan ayrılan Deniz Gezmiş hâlen 25 yaşında.

Sevgili arkadaşlar, RTÜK bütçesiyle ilgili konuşma için karşınızdayım.

Hangi kuruluşu ele alırsak alalım, ne yazık ki her kuruluşta bir yozlaşma, her kuruluşta bir siyasallaşma ve her kuruluşta bir liyakat dışı davranış görüyoruz, karşımıza çıkıyor. Ben KİT kurulundayım. KİT kurulunda alt komisyon üyeleriyle birlikte denetlemeye gittiğimizde bütün kurumlarda bir çürümüşlük karşımıza çıkıyor. Dedi ya dün Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu: ”Devlette liyakat sistemini çökertirseniz aslında siz devleti çökertirsiniz.” Ne yazık ki yapılan her kötü uygulama Türkiye Cumhuriyeti devletine darbe vuruyor.

RTÜK ne yapmış arkadaşlar, nasıl bir uygulama içerisinde? Size buradan bazı rakamlar vererek RTÜK’ün neler yaptığını sergilemek istiyorum: RTÜK; Ulusal TV’ye 154 ceza kesmiş, Halk TV’ye 88, Show TV’ye tam 102 ceza kesmiş; 17-25 Aralık sonrasında, hani bir zamanlar övgüler düzüp Amerika seyahatlerinde önünde diz çöktüğünüz Fethullah Gülen Cemaati’ne ait kanallara ceza üstüne ceza yağdırmış. Önceleri Samanyolu TV’de iktidara övgüler düzülürken ve iktidarın yolunun açılmasında bu kanallar kullanılırken son 17-25 Aralık sonrası bu kanala 183 kez ceza kesilmiş, ardından bu kanal ve o kanala ait bütün kanallar TÜRKSAT’tan çıkarılmış.

Sevgili arkadaşlar, RTÜK’te Halk TV’yi 3 uzman izliyor. Diğer kanalları birer uzman izliyor, Halk TV’yi 3 uzman izliyor. Halk TV’nin aslında reyting oranını yükseltiyorsunuz. İzlediğiniz ve ceza yazdığınız komik, trajikomik olaylardan biri nedir biliyor musunuz? Gezi olayları sırasında kameranın gösterdiği alanda bir vatandaşın sigara içtiğini gören RTÜK uzmanları, Halk TV’ye ceza kestiler. Ekran karartıyorsunuz. En son, IMC TV’yi kapattınız; üstelik, haksız ve hukuksuz kapattınız, savcılık kararıyla kapattınız, mahkeme kararı olmaksızın kapattınız, TÜRKSAT’tan çıkarttınız. Her ay 22.500 dolar bedel ödeyen IMC TV’yi susturdunuz ve muradınıza erdiniz.

Sayın Bakanım burada. Geçmişten tanıdığım ve siyasi yaşamının bir bölümüne, hakikaten, mağdur olduğu kesimine de çok üzüldüğüm ve içten içe destek verdiğim Sayın Bakan gitmiş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karun oldu şimdi.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Ama, o Bakanla çok uzun muhabbetlerimiz sırasında, basın ve ifade özgürlüğü konusunda çok nutukları birbirimize karşılıklı konuşmuştuk. Gün oldu devran döndü, o da belli sıralarda yerini aldı ve IMC TV’nin susturulmasına, savcılık kararıyla, faşist bir kararla TÜRKSAT’tan atılmasına o da göz yumdu. Göz yumacak elbette çünkü bazı insanlar koltukları için yaşarlar, bazı insanlar gerçekten, demokrasi, özgürlük ve onur için yaşarlar; aradaki fark budur.

Sevgili arkadaşlarım, RTÜK’ün yanı sıra TRT’yi anlatmak isterdim ama sürem bir dakika otuz üç saniye kalmış. Buradaki vekillerimiz kusura bakmasınlar, hiçbiri, 100’ünü toplasanız 1 Bilal Erdoğan etmezler. Çünkü Bilal Erdoğan yapıyor atamaları, bütün kamu kurum, kuruluşlarında. İbrahim Eren diye Genel Müdür Yardımcısı… 35 yaşında bir genel müdürü 2013 yılında atayan, Kartal İmam Hatip Lisesinden sınıf arkadaşı İbrahim Eren’i, TRT Genel Müdür Yardımcılığı koltuğuna oturtan, İtalya’da öğrenim gören sevgili evlat. Bu evlat, 35 yaşındaki arkadaşını genel müdür yapıyor ve 2 katrilyon civarında bir bütçeyi teslim ediyor. İbrahim Eren, 35 yaşında ve devlet memurluğu yapmamış. İnceledim, Başbakanlıkta müşavir olarak kadrosu görülüyor, başmüşavir olarak. Oysaki TRT’nin Genel Müdür Yardımcısı olabilmesi için en az on iki yıl memur olarak çalışması lazım. Bir günlük memuriyeti yokken atama yapılıyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İlla yaşlı ataması lazım, yozlaşması lazım!

ATİLA SERTEL (Devamla) – Yaşla değil, kanunla ilgili söylüyorum sevgili kardeşim.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Yozlaşması lazım.

ATİLA SERTEL (Devamla) – On iki yıl çalışması lazım.

Amasya Akyazı köyünü hatırlayın, 46 nüfusa düşmüş köyü, İbrahim Şahin’in köyü. 11 kişi bu köyden, TRT’de çalışıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hepsi çok yetenekli!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Doğuştan televizyoncu onlar Atila Bey!

ATİLA SERTEL (Devamla) – Bu kadar vicdansızlık olmaz.

Amasya Akyazı köyünden o 45 kişiye selam söylüyorum, İbrahim Şahin gitmeseydi herhâlde Amasya Akyazı köyü kapatılmış olur ve hepsi TRT’de çalışıyor olurdu.

Saygılar, sevgiler. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı…

MUSA ÇAM (İzmir) – Amasya’ya dokundu! Sizin seçim bölgeniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …“Buradan 100 vekili toplasanız bir Bilal Erdoğan etmez.” diyerek milletvekillerine yönelik bir tahkirde bulunmuştur. Bu açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

Lütfen, iki dakika süre veriyorum, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocam, seçim bölgenize de dokundu!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grup başkan vekili de değil, ailenin başkan vekili ya!

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Atila Sertel’in 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; eleştiri yapılır, “Şu yanlış, bu yanlış yapıldı.” diye iddialar ortaya konulabilir ama bu muhakeme ve mukayeseleri yaparken dikkatli bir dil kullanmak, sanki nezaketli konuşuyormuş gibi yapıp ondan sonra buradaki vekilleri tahkir etmek uygun bir yaklaşım değil Sayın Sertel. Birtakım dedikodular ve söylentiler üzerinden gidiyorsunuz. Kim, nereye, nasıl atanmış?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adam denetmen orada ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Türkiye’de milyonlarca kamu görevlisi var. Hangisinin, nereye, nasıl atandığına ilişkin hepsinin kaynakları vardır, yasalarla ilgili zemini vardır, birçok unsuru vardır. Siz bir örnek olayı alıyorsunuz, bilgisi sizde menkul, ne ölçüde dedikodu ve söylenti olduğu karışık…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Hocam, denetmen, TRT denetmeni ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Buradaki insanların o iddiaya ilişkin bir araştırma yapıp ne olduğu hususunda tahkik etme imkânlarının bulunmadığı bir zamanda, bir örnek olay üzerinden hareketle “100 vekil 1 Bilal Erdoğan etmiyor.” diyebiliyorsunuz. Bakın, atamanın yanlış olduğunu iddia edebilirsiniz Sayın Sertel ama burada sizin kastınız… Sadece atamayı eleştirmekle iktifa etmiyorsunuz, buradan AK PARTİ’nin kolektif yapısına ilişkin de incitici ne çıkartabilirim diye bir zekâyla davranıyorsunuz, yanlış olan bu. Böyle bir mukayeseyi çok çirkin, çok yakışıksız buluyorum. Bu dilin kirli bir dil olduğuna dikkat çekiyorum.

Durumu arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu sataşmaya karşı söz hakkım doğdu 69’a göre. Dedikodu yaptığımı söylüyor, ben denetmenim. Lütfen, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Sertel, bir defa, burada olmayanlarla ilgili lütfen daha dikkatli bir dil kullanalım.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Hayhay.

BAŞKAN – İç Tüzük zaten bize emrediyor, şahsiyatla uğraşma yasağı var. Tenkit edebiliriz, eleştirebiliriz ama hiç kimseyi tahkir ve takim etme hakkımızın olmadığını ben de söylemek istiyorum.

Lütfen, temiz bir dil kullanmak şartıyla, iki dakika, sataşmadan size de süre veriyorum. Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. (CHP sıralarından alkışlar)

16.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkan, ben kimseye sataşmıyorum, hayatım boyunca da sataşmadım, gerçekler neredeyse orada oldum.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Bizim 1 vekilimiz sizin bütün vekillerinize bedel.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Ben TRT’nin denetlemesindeyim. TRT’nin denetlenmesinde de bu sorulara cevap verdiler. O cevaplara istinaden ben burada konuşuyorum.

Bakın, TRT, gerçekten, neresinden tutsanız lime lime, neresinden baksanız korkunç bir tablo karşınızda. Yani İbrahim Eren’i bir kenara koyayım çünkü nasıl atandığına yasal olarak siz muhatapsınız ama TRT her yıl bu ülkede, bu halkımızdan 802 milyon TL yani 802 trilyon para topluyor elektrikten. Aynı TRT 601 milyon da bandrol topluyor. Bu TRT’nin toplam bütçesi 1 milyar 640 milyonmuş geçen sene ve harcanan parayı söylüyorum arkadaşlar -Naci Bey, siz de iyi dinleyin, ben Amasya’yı savunacaksınız zannettim siz Bilal Erdoğan’ı savundunuz- 603 trilyon, yandaş şirketlere…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ne dediğimi anlamamışsınız Sayın Sertel.

ATİLA SERTEL (Devamla) - …oraya çıkan yandaş kişilere bu para peşkeş çekilmiş; “dizi filmler” adı altında, “konuklar” altında.

Jöleli Yiğit Bey’in… Burada olmayan isim verdim ama, “jöleli” diyeyim, anlarsınız…

LÜTFİYE SELVA ÇAM (Ankara) – Lütfen sataşmayın.

BAŞKAN – Sayın Sertel… Sayın Sertel, lütfen… Lütfen temiz bir dil kullanın.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Tamam, vermeyeyim.

Ne kadar para kazandığını TRT’den sordum, bana “Efendim, biz, ona direkt vermiyoruz. Onun kuruluşuna veriyoruz, o oradan payını alıyor.” diye yanıt verildi. Ben hiçbir şeyi kafadan afaki atmıyorum. Ben önümde TRT’den gelen yanıtlar üzerinden konuşuyorum.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Tamam, KİT Komisyonundasınız…

ATİLA SERTEL (Devamla) - Bakın, TRT o kadar yandaş kuruluş olmuş ki Ahmet Davutoğlu’na 2.490 dakika, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na 381 dakika, Sayın Devlet Bahçeli’ye 70 dakika, Sayın Figen Yüksek Dağ ile Demirtaş’a 18 dakika ayırmış seçim sathında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Kaç miting yaptı?

ATİLA SERTEL (Devamla) – Sayın Ahmet Davutoğlu’na 41,5 saat, Sayın Kılıçdaroğlu’na 6 saat, Sayın Devlet Bahçeli’ye 2 saat, Sayın Figen Yüksek Dağ ile Demirtaş’a 18 dakika ayırmış seçim süresinde.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Serbest piyasa…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) -İyi de kaç miting yaptı?

ATİLA SERTEL (Devamla) – TRT sizin eserinizdir. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… Sayın Başkan…

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son söz İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’a aittir.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ne zamandan beri söz talebim var ama.

BAŞKAN – Sonra vereyim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bir bakın, ne zamandan beri var.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yarkadaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım.

Sayıştayın Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 yılı Performans Denetim Raporu’nda kurumla ilgili ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Bu eleştirileri buradan tek tek saymaya vaktim yetmez. Ancak öyle ki Sayıştayın raporunda kurumun web sayfasındaki “misyon” kısmının bile idarenin kuruluş amaçlarına uygun olmadığı belirtilmiş olmasın rağmen, bu sayfa hâlâ güncellenmemiştir. Sayıştay “Kurumun belirlenen amaçlarına ulaşıp ulaşmadığı tespit edilememiştir.” demiştir. Şimdi kurumun amacının ne olduğunu söyleyeceğim.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün görevi, kamuoyuna ve ilgili makamlara aydınlatıcı bilgi akışını sağlamaktır. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bunu yapmak yerine, faaliyet zararı her geçen gün artan ve iktidarın bir yayın organı hâline dönüşen Anadolu Ajansını besleme aracı hâline gelmiştir. Elimde kurumun bütçesini gösteren bir rapor var; bunu gazeteci arkadaşlarımıza da gösterelim; buranın kameraları yanlış düzenlendiği için böyle göstermek zorundayım. Anadolu Ajansına Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesinden ayrılan kaynakta iki yıl öncesine göre yüzde 50’nin üzerinde artış var. 2013’te Anadolu Ajansına 112,5 milyon, 2014’te ise ek ödeneklerle birlikte 140 milyon lira aktarılıyor; bunu şöyle gösterelim. Âdeta bir dipsiz kuyu hâline dönüştürülen Anadolu Ajansına aktarılan miktar 2015’te ise 170 milyon liraya çıkıyor. 2015 yılı dâhil edildiğinde, Anadolu Ajansına son dokuz yılda devletin kasasından 892 milyon 350 bin lira ödeme yapılıyor. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün tek misyonunun AKP’nin yayın organı hâline dönüşen, muhaliflerin tek satır haberine dahi yer vermeyen Anadolu Ajansını ayakta tutmaya dönüştüğü görülüyor.

25 Ağustos 2015’te Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Basın Kartı Yönetmeliği de bir garabet olarak önümüzde duruyor. Gazetecilik meslek örgütlerinin görüşü dahi alınmadan oluşturulan bu yönetmelik Basın Kartları Komisyonunda önemli değişiklikler yapıyor; Kurumun Genel Müdürlüğüne, üyelerin sayısının yarısından fazlasını aktarma yetkisi veriliyor, üye sayısı 13’ten 15’e çıkarılıyor ve bu arada gazetecilik meslek örgütlerinin tamamı -onların isimlerini de söyleyeceğim- örneğin, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Federasyonu, İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası bu kuruldan dışarı atılıyor, muhalif gazetecilerin hiçbirine sarı basın kartı verilmiyor.

Sayın milletvekilleri, basın ve yayına ilişkin sorunlar ne yazık ki bunlarla ilgili değil, sadece bunlarla sınırlı değil. Bakın, size bir tablo daha; elimde, iktidarınızın yarattığı kara bir tablo var. Şöyle bir göstereyim, yukarıdaki arkadaşlarımıza da: Ali Konar, Beritan Canözer, Erdal Süsem, Erol Zavar, Ferhat Çiftçi, Feyyaz Irmak, Gurbet Çakar, Gültekin Avcı, Hamit Dilbahar, Hatice Duman, Hidayet Karaca, Kâmuran Sunbat, Kenan Karabil, Mazlum Dolan, Mehmet Baransu, Mesut Aslan, Mikail Barut, Mikdat Algül, Yusuf Keskin, Mustafa Gök ve ismini saymaya zamanımın yetmediği tam 32 kişi. Bunlar, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest kalmasıyla birlikte sayıları 32’ye düşen gazeteciler.

MEHMET METİNER (İstanbul) – El insaf!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Ülkemiz, uluslararası kuruluşların araştırmalarına göre, hapisteki tutuklu gazetecilerin sayısının en üst olduğu bir yerde görünüyor. Bu gerçeğe rağmen, Mehmet Metiner “El insaf!” diyebiliyor.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ya, sen o paralelcileri gazeteci olarak nasıl tanıyorsun ya!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – “El insaf!” demek yerine, “Basın özgürlüğü kırmızı çizgimizdir.” diyenlerin bunun gereğini yerine getirmesi gerekiyor.

Bakın, Silivri Cezaevinde tam doksan iki gün boyunca Can Dündar ve Erdem Gül’e olmadık eziyeti yaptınız. Anayasa Mahkemesinin kararıyla birlikte 2 gazeteci özgürlüğüne kavuştu. Ancak Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasının ardından, Bülent Arınç’ın “troliçe” dediği ahlaksızlar hemen harekete geçti, Can Dündar’ın önümüzdeki salı günü yeniden gözaltına alınacağını ve Fethullah Gülen Cemaati bağlamında yapılacak bir operasyonda tutuklanacağını yazdılar.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Barış, senin bu paralel severliğin nereden geliyor?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Bunlardan birinin Cumhurbaşkanlığında danışman olduğunu da tespit etmiş bulunmaktayız. Umarım, Can Dündar’a ilişkin böyle bir komplo kurmaya kalkmazsınız çünkü bu komployu kurarsanız bunun da altında kalır, tükürdüğünüzü yalamak zorunda kalırsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Sizi şimdiden uyarıyorum. Basın-yayına ilişkin, Anadolu Ajansına aktarılan 892 milyon lirayı gösterdim.

Bakın, bir gazete daha; adı “Korkusuz” Sözcü gazetesinin yayın organlarından, o grubun yayınlarından. Bu gazete 50 binin üstünde satıyor ama iktidar yandaşı olmadığı için, kaçak saraya yağcılık yapmadığı için, Ahmet Davutoğlu’nu alkışlamadığı için Basın İlan Kurumunun gelirlerinden mahrum bırakılıyor.

Bir skandalı daha anlatmak istiyorum, Korkusuz’dan korkmayın dedikten sonra. Atilla ağabey anlattı ama ben de değinmeden geçemeyeceğim. Önceki gün IMC TV’nin yayınlarını haksız ve hukuksuz bir biçimde, yetkiniz olmadığı hâlde kapattırdınız. RTÜK denetimindeki bir kanalın, savcılığın keyfî ve faşizan anlayışıyla, ekranlarını siyaha düşürdünüz, artık bu yanlıştan vazgeçin. Medyadan ve gerçeklerden bu kadar korkmayın diyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Demirel, sisteme girmişsiniz. Sisteme giren çok arkadaş olduğu için ben soru-cevap için girdiler diye düşündüm, bakamadım size.

Şimdi mi konuşmak istiyorsunuz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Peki, kısa bir söz veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının halkların özgürleşmesini savundukları için idam edildiklerine, düşünce özgürlüğüne olan baskının ortadan kaldırılmasını talep ettiklerine, Mecliste herkesin eleştirilerini ve değerlendirmelerini yapmakta özgür olduğuna, Sur’da üç aydır süren sokağa çıkma yasağı ve ablukanın kaldırılması için Avrupalı parlamenterlerin çağrıda bulunduklarına ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan. Çoktan sisteme girmiştim, birkaç defa da seslendim ama fark etmediniz.

BAŞKAN – Fark edemedim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Birkaç şey söylemek istiyorum ben de.

Özelde, Deniz Gezmiş’in doğum günü olan bugünde kendisini ve onurlu mücadele yürüten tüm arkadaşlarını saygıyla anarak başlamak istiyorum. Denizler, Yusuflar, Hüseyin İnanlar -idam edilirken söyledikleri son sözleri de Parlamentoda ifade etmek istiyorum, belki çok dile getirilmedi- ne talep ediyorlardı? Türk ve Kürt halkının kardeşliğini talep ediyorlardı. Ta, o yıllarda düşünceleri uğruna, Türk ve Kürt halkının kardeşliği için, bunu savundukları ve halkların özgürleşmesini savundukları için idam edildiler.

Evet, idam kalktı Türkiye'de ama ne yazık ki hâlâ düşüncelerini ifade ettikleri için siyasetçilerimiz cezaevlerinde ve idamın yerine geçen ağırlaştırılmış müebbetle yargılanarak cezaevlerinde ömür boyu tutulmak ve bu da aslında idamın karşılığı olarak ifade edilen bir sistemle yargılanıyorlar. İşte, hep beraber bunları, siyasetçilerin özgürce düşüncelerini ifade etmeleri için ifade ve düşünce özgürlüklerine olan baskının da ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz ve onun için mücadele ediyoruz.

Şu anda, burada dün yapılan konuşmalarda, özellikle bütçe görüşmeleri içerisinde Cumhurbaşkanlığının bütçesine ilişkin de değerlendirmeler yaptık, dün Parlamentoda bütün partilerin temsilcileri. Bugün de hakeza bütün kurum ve kuruluşlarımıza ait bütçe görüşmelerinde kendi düşüncelerimizi ifade ettik ve Cumhurbaşkanlığına dair de bütçe görüşmelerindeki düşüncelerimizi ifade ettik. Ayrılan payı ve bunun nasıl harcanması gerektiğini ve şu anki sistemi eleştirdik, muhalefet partileri olarak bunu eleştirdik. Eleştirme hakkına da sahibiz ve kürsü özgürlüğümüzü kullandık ama ne yazık ki Sayın Cumhurbaşkanı bugün bize ağza alınmayacak sözler ifade ederek, sanki bu ülkede herkesin Cumhurbaşkanı olmadığını tekrar yineleyip “Beni orada arkadaşlarım savundu.” diyerek AKP’li bir genel başkan edasıyla ifadelerde bulunmuştur. Bunu kabul etmediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Burada herkes eşit bir şekilde eleştirilerini de değerlendirmelerini de yapmakta özgürdür. Bu Parlamento kürsüsü, özgür bir şekilde düşüncelerimizi ifade etmek için kullanılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, ben tamamlayacağım, bir şeyle toparlayacağım, bir dakika sadece.

BAŞKAN – Evet, toparlayın, tamamlayın lütfen.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İkinci şeyi bir kez daha ifade ediyorum: Evet, idam kalktı; evet, ağırlaştırılmış ömür boyu müebbet var. Aynı zamanda, şu anda Cizre’de daha önceden yapıldığı ve yaşanıldığı gibi bir katliam söz konusudur. Şu an Sur’da bir katliamın gerçekleştirilme aşamasında olan bir durumu bir kez daha Parlamentoya ifade etmek istiyorum. Neden? Bugün yani üçüncü ayını dolduran bir ablukadan söz ediyoruz. Sur’da sokağa çıkma yasağı üçüncü ayını dolduruyor ve kadınların, çocukların yer aldığı bir yerde bir katliamdan bahsediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Demirel, lütfen toparlayın.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Biz Parlamento olarak burada sessiz kalırken Avrupa parlamenterleri Sayın Davutoğlu’na çağrıda bulunuyor ve hemen, derhâl, 37 parlamenter, bu sürecin tekrar Cizre’ye dönüşmemesi için derhâl ablukanın kaldırılmasına dair çağrıda bulunuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bu çağrının bence bugün Genel Kurulda da ele alınıp ve buna ilişkin çağrıların yinelenmesi gerektiğini tekrar ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

Pekâlâ tenkit etme hakkı var herkesin ama lütfen, siz de bilirsiniz ki hiç kimseyi tahkir etme ya da başka türlü mahkûm etmeye hiçbirimizin hakkı yoktur diye düşünüyorum ben de.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bizi Cumhurbaşkanı mahkûm ediyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Siz de onun sözcülüğünü yapıyorsunuz. Sur da, Cizre’de aynı tabloları gösteriyor yani.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, yorum yapmayın!

BAŞKAN – Ne demek?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Niye taraf tutuyorsunuz ya?

BAŞKAN – Ben İç Tüzük’e göre konuşuyorum Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Hayır, niye? Biz ne yaptık burada?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Cumhurbaşkanının “alçak” demesi normal mi?

BAŞKAN – Evet, herkes temiz bir dille konuşmak zorunda.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ne dedik burada yani?

BAŞKAN – Kaba, yaralayıcı sözler kullanmaması gerekiyor.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama yaralayıcıyı kendisi kullanıyor yani.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Cumhurbaşkanına söyleyin onu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Cumhurbaşkanı “alçak” diyor bizim grubumuza, nasıl böyle bir şey olabilir yani!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Biz onun için müdahale etmedik yani.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sizin bunu kınamanız lazım, milletvekillerine böyle bir şey diyebilir mi!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Milletvekillerinin kürsü özgürlüğüne “alçak” diyor. Yani, bunu kınamanız gerekirken…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kürsü dokunulmazlığına dışarıdan müdahale ediyor.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’a aittir.

Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on altı dakikadır.

MHP GRUBU ADINA EDİP SEMİH YALÇIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesinin görüşülmesi dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Çukur mu demesi lazım?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Alçak sensin!

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Çukur mu demesi lazım? Ben “alçak” falan demedim, ne demek alçak?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen! Kürsüde konuşmacı var, lütfen!

Buyurun Sayın Yalçın.

EDİP SEMİH YALÇIN (Devamla) – Türkiye 7 Haziran seçimlerinden sonra büyük bir terör sarmalına girmiş, başta PKK olmak üzere, terör örgütlerinin kanlı eylemleri o günden bu güne yükselen bir seyir takip etmiştir. Hâl böyleyken, Türkiye’yi hâlâ soğuk savaş döneminin anlayışıyla yönetenler, dış politikamızı sorunlar yumağına dolamış, ülkemizi bütün komşularıyla itilaflı veya düşman durumuna düşürmüştür. İktidar, bütün bu yaşanan kaosun sorumluluğunu üzerinden atmakla kalmamakta, Sayın Erdoğan’ın da yönlendirmesiyle, neredeyse bütün iktidar sözcüleri yaşanan sorunların merkezine mevcut parlamenter sistemi koymaktadırlar. Hep bir ağızdan, çarenin sistem değişikliğine gidilmesinde olduğu, maalesef, ısrarla sorgulanmaktadır.

Sizlerin de yakinen bildiği gibi, AK PARTİ, 2002 ve 2007 seçim bildirgelerinde parlamenter sistemin devamından yana olduğunu ilan ederken, sonradan başkanlık sistemini tartışmaya açmıştır. Milletimiz can ve mal emniyeti, egemenlik ve bütünlük, devletimiz beka derdindeyken, Sayın Erdoğan ve emrindeki AKP iktidarı başkanlık telaşındadır. Yani bir anlamda, koyun can derdinde, kasap et derdindedir. Eğer başkanlık sistemi sihirli bir değnekse, bu zaten fiilen Sayın Cumhurbaşkanının elindedir, kendisi bütün erkleri elinde bulundurmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı, seçildiği günden beri Anayasa’yı bile bile çiğnemekte eline aldığı bu yetkiyle, bir taraftan da sorumsuz olduğunu ifade ederek meşru olmayan yetkiler kullanmaktadır. Bu durumda Türkiye’nin sorunlarını çözmek için daha neyi beklemektedir?

Değerli arkadaşlar, dünyada pek çok başkanlık sistemi örneği -sizlerin de yakinen bildiği gibi- mevcuttur. Afganistan’dan Sudan’a, İran’dan Brezilya’ya, Uganda’dan Arjantin’e kadar elli civarında ülke başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Latin Amerika’daki başkanlık sistemleriyse diktatöryal özellikleriyle, maalesef, öne çıkmaktadır. Yine, dünyada parlamenter modelle yönetilen demokratik ülke sayısı başkanlıkla yönetilenden daha çoktur. İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya, Hindistan, Avustralya gibi ülkeler parlamenter demokrasiyle yönetilen ülkelerdir. Ayrıca, herhangi bir ülkedeki demokrasinin seviyesi ile başkanlık sistemi arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu gösteren hiçbir delil, hiçbir bilimsel veri yoktur.

Yeri gelmişken bu konuda, gerçekten, ilmî sonuçlarla ortaya konulan bazı gerçeklerin Global Politika ve Strateji isimli bir düşünce kuruluşu tarafından yapıldığını görüyoruz. Bu kuruluşun ortaya koyduğu sonuçlar oldukça önemlidir. Yapmış oldukları araştırma sonrasında ülkelerin yönetim modelleri hakkında çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlara göre hepsini değil ama bir özetini arz edeceğim.

ABD istisna olmak üzere, başkanlık sistemi uygulayan birçok ülkenin gerek demokrasi gerek ekonomi gibi birçok gelişmişlik göstergelerinin dünya sıralamasında gerilerde kaldığı ortaya çıkmıştır. Mesela, bütün demokratik ve ekonomik gelişmişlik göstergelerinde dünya sıralamalarının sonlarında yer alan Orta ve Güney Afrika ülkelerinin büyük çoğunluğu başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Buna karşılık, dünya sıralamalarında Norveç, Hollanda ve Avustralya gibi ilk sıralarda yer alan Avrupa ve Asya Pasifik ülkelerinin çoğunluğu parlamenter sistemle yönetilmektedir. Dolayısıyla, başkanlık sistemi uygulayan ülkeler genel olarak dünya sıralamalarında geridedir. ABD örneği buna istisna teşkil etmektedir. Dünya genelinde parlamenter sisteme sahip ülkelerin bütün gelişmişlik göstergeleri açısından daha başarılı oldukları artık tespit edilmiştir.

Dünya genelinde yine ekonomik-siyasi iş birliklerine dayanan uluslararası ve ulusüstü örgütlere üye olan ülkelerin yönetim sistemleri değerlendirildiğinde NATO, G8, G20 ve AB gibi güçlü birlikleri oluşturan ülkelerin büyük çoğunluğunun parlamenter sistemle yönetildikleri görülmektedir. Dünya ölçeğindeki indekslere bakıldığında, parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde demokrasi ve hukuk anlayışının başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelere göre çok daha ileri seviyede olduğu yine bu araştırmadan anlaşılmaktadır.

Söz konusu araştırma çerçevesinde analiz edilen “hukun üstünlüğü”, “demokratik gelişmişlik”, “bireysel özgürlük” ve “basın özgürlüğü” indekslerinde de parlamenter sisteme sahip ülkeler dünya genelinde daha başarılıdır. Ülkeler, ekonomik gelişmişlik yönüyle değerlendirildiğinde de benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır. Ülkelerin refah düzeyleri ve ekonomik gelişmişlik indekslerinin analizleri, parlamenter sisteme sahip ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyelerinin başkanlık sistemine sahip olan ülkelere göre çok daha iyi durumda olduklarını çok net bir şekilde ortaya koymuşlardır.

Özellikle ekonomik yönde ciddi zorluklar içerisinde bulunan Orta ve Güney Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünya genelinde başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerin büyük çoğunluğu ekonomik gelişmişlik açısından dünya sıralamasında çok gerilerde kalmaktadır. Ülkelerde yaşayan insanların yaşam kalitesini belirleyen faktörlerden birisi de, bildiğiniz gibi, sosyal hayat düzenleridir.

Araştırma kapsamında incelenen “insani gelişmişlik”, “toplumsal gelişmişlik” ve “sosyal sermaye” indekslerine göre parlamenter sisteme sahip ülkelerde yaşayan insanlar, başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerde yaşayan insanlara göre çok daha iyi imkânlara sahiptirler.

“Eğitim düzeyi”, “sağlık hizmetleri” ve “güvenlik” indekslerinin analiz sonuçlarında yine parlamenter sistemle yönetilen ülkelerin bariz üstünlüğü çok net bir şekilde görülmektedir.

Bu sonuç, parlamenter sisteme sahip ülkelerde vatandaşlara sağlanan sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetlerinin kalitelerinin başkanlık sistemine sahip olan ülkelerdekine göre çok daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. O hâlde, ülkelerin iyi yönetim ilkeleriyle yönetilmeleri ve siyasi istikrara sahip olmaları da ülke başarısını gösteren diğer önemli faktörler arasında yer almaktadır.

Araştırma çerçevesinde analiz edilen “iyi yönetim ve ülke kırılganlık” indeksi verileri, parlamenter sisteme sahip ülkelerin başkanlık sistemine göre çok daha iyi konumda bulunduğunu da çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Parlamenter sisteme sahip olan ülke yönetimlerinin büyük çoğunluğunun siyasi ve politik istikrara sahip oldukları ve ülkelerin iyi yönetim ilkeleriyle yönetildiği de görülmüştür. Buna karşılık başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerin büyük çoğunluğunun siyasi ve politik istikrarsızlık içinde bulundukları ve ülke yönetimlerinin de büyük sorunlarla karşı karşıya oldukları ortaya çıkmaktadır.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, dünya gerçeği budur. Bu gerçeğin yanı sıra size iki konuyu arz etmek suretiyle kürsüden ayrılacağım. Bu gerçeklere rağmen, mevcut Hükûmet veya AKP iktidarı, ısrarla, Mustafa Kemal Atatürk ve Alparslan Türkeş'in fikir ve uygulamalarını da başkanlık sistemine geçiş için gerekçe göstermeye çalışmaktadırlar. Bununla ilgili olarak size çok net olarak birkaç hususu ifade etmek istiyorum.

Atatürk'ün başbakanlarından Ali Fethi Okyar, anılarına yer verdiği “Üç Devirde Bir Adam” adlı eserinde Atatürk'ün ülkede her şeye hâkimken parlamenter sistemden vazgeçmediğini çok net bir şekilde ifade etmiştir. Okyar, çıkan olaylar üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkasının kapatılmasından sonra Atatürk'ün, Meclis Başkanı Kâzım Özalp Paşa'ya bir yemekte şöyle söylediğini bize anlatıyor: "Siz Meclis Reisi olarak halkla daha yakından temasta idiniz. Bilhassa inkılap kanunlarının günlük hayata ne derece yerleşmiş olduğunu siz benden daha yakından bilmek imkânına sahiptiniz. Benim eskiden beri parlamenter sistemin bütün müesseseleriyle kurulması fikrinde olduğumu bilirsiniz. Beni daha açık şekilde ikaz etmeniz icap etmez mi?” diyor.

Atatürk döneminde Cumhurbaşkanı sıfatıyla fiilen Başbakanlık görevini de üstüne alması gerektiği yolunda tartışmalar da, saygıdeğer milletvekilleri, yapılmıştır. Ama o günlerde Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak “Şaşarım o efendilerin aklı perişanına. Hep biliyoruz ki memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri de budur. Biz öteden beri böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim aynı yola gitmekliğim, yeniden devlet hayatında tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir?” şekliyle çok net görüş beyanındadır.

Eğer bu da yetmiyorsa son olarak, Mustafa Kemal Paşa’yla ilgili 27 Eylül 1930’daki bir görüşünü, bir açıklamasını arz edeceğim. Şöyle söylüyor: “Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz tarzda reisicumhurlukla başvekâleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.” Bütün bu tarihî gerçeklerin ışığında denilebilir ki Atatürk sahip olduğu güce rağmen başkan olmaya, tek adamlığa asla tevessül etmemiştir.

Merhum Alparslan Türkeş’in başkanlık sistemini savunduğu yıllarsa 1960’lı yılların sonuna tekabül etmektedir. Doğrudur, başlangıçta bunu savunmuştur. “Dokuz Işık”ta yer alan başkanlık sistemi lehindeki açıklamanın temelinde, senatonun kaldırılması talebi ve tek meclisli bir sistemin istenilmiş olması yer alır. Ancak 1980’de senato kaldırılmış, Türkiye tek meclise dönmüştür. Merhum Başbuğ Türkeş de 1997’deki vefatına kadar bir defa olsun başkanlık sistemi dememiştir. Daha da önemlisi, Demirel ve Özal’ın kendi iktidar dönemlerinde konjonktürel sebeplerle dile getirdikleri başkanlık sistemi lehindeki isteklerine karşı çıkmış, destek vermemiştir. Siyasi hayatının sonuna kadar başkanlık sistemini ağzına almamış, bu tür çıkışlara iltifat etmemiştir. Merhum Türkeş’in bu husustaki fikirlerinin değişmesinde o dönemde giderek büyüyen bölücülük tehlikesi karşısında demokratik parlamenter sistemin ve çoğulculuğun birlik ve bütünlüğün devamı açısından elzem olduğunun ortaya çıkması fevkalade önemli bir etken olmuştur.

Son olarak, merhum Başbuğ Türkeş’e atfen 1977 yılı basımlı "Gönül Seferberliği" adlı kitabındaki ifadesini aktarıyorum: "Milliyetçi Hareket Partisinin yolu hukukun üstünlüğünü esas alan, çok partili, demokratik, parlamenter, hürriyetçi nizamdır." şeklinde ifade etmiştir.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Anayasa Komisyonunun çalışmalarını sürdürmesinden yanayız. Ancak komisyonda AKP tarafından başkanlık sistemi üzerinde ısrarını, Anayasa değişikliği tartışmalarını başkanlık sistemine endekslemesini doğru bulmuyoruz. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili, Türkiye'nin güvenliğiyle, birlik ve bütünlüğüyle ilgili başlıkların öncelikli olarak ele alınmasını öneriyoruz.

AKP'nin önerdiği başkanlık sisteminde, başkana yönelik yargı atamaları da dâhil, bütün yüksek kamu görevlilerini atama yetkisi düşünülmektedir. Bu yeni Anayasa çalışmaları çerçevesinde yargı erklerini tek çatı altında toplama niyeti de başkanlık modelinin altyapısını tamamlama gayesine bizce matuftur. Dolayısıyla, AKP’nin bu teklifi yasama, yürütme ve yargı gücünü başkanın elinde toplamaya meyletmektedir yani gidecek istikamet bu olacaktır. Dolayısıyla, gerek Anayasa görüşmelerinde gerekse bu görüşmeler sırasında AKP’nin teklifi başkanlık sistemi açısından değerlendirildiğinde tam bir denetimsizlik ve tam bir dengesizlik yaratacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi bu görüş ve düşünceler içerisindedir.

Konuşmamı hepinizi saygıyla selamlayarak bitiriyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yalçın.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.43

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurun Sayın Kalaycı, sizin de süreniz on altı dakikadır. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Sayıştay Başkanlığı ve Kamu Denetçiliği Kurumunun bütçe ve kesin hesapları üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Topluma ve kamu yönetimine örnek uygulamalar sergilemesi beklenen Türkiye Büyük Millet Meclisinde tam aksine, kötü yönetimin tüm örnekleri görülmekte olup keyfîlik, partizanlık, ayrımcılık ve savurganlık had safhadadır. Yasama faaliyetleri sağlıklı ve verimli bir şekilde yapılmamaktadır. Tasarılar etki analizleri olmadan görüşülmektedir. Onca verilen söze rağmen sıkça başvurulan torba kanun uygulaması hukukun güvenlik ilkesini, dahası hukukun kendisini altüst etmiş bulunmaktadır.

Meclis, denetim fonksiyonunu da gerçekleştirememektedir. Gündem dışı konuşmalara güncel ve tatminkâr cevaplar verilmemektedir. Araştırma komisyonu raporlarının genel görüşmesi yapılmamaktadır. Sözlü soru uygulaması etkisizdir. Dilekçe Komisyonu raporları, Sayıştay raporları, Kamu Denetçiliği Kurumunun faaliyet raporları Genel Kurulda görüşülmemektedir.

Milletvekillerinin yürütmeye yönelik eleştiri içeren araştırma ve soru önergelerinin Meclis Başkanlığınca çeşitli bahanelerle sansüre tabi tutulması asla kabul edilemez. Meclis Başkanlığının bulunduğu makam her şeyden önce tarafsızlığı şart koşmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının araştırılması için verdiği önergeye İç Tüzük hükümlerine göre işleme alınabilir görüşü vermesi üzerine Kanunlar ve Kararlar Başkanının görevden alınması Meclis Başkanının yanlı tutumunun yöneticiler ve personel üzerindeki politik baskısının açık örneğidir.

Yeniden düzenlenen Meclis Teşkilat Kanunu’yla emekli ikramiyesi artırılarak personele emeklilik dayatması yapılmış, emekli olmayanların norm fazlası sayılarak gönderileceği tehdidiyle çalışanlar genç yaşta emekli olmaya zorlanmışlardır. Çok sayıda yönetici şahsa bağlı kadroya alınarak atıl bırakılmış, yıllarca hiçbir görev verilmeyerek bankamatik memuru hâline getirilmiştir. Yöneticilik görevlerine dışarıdan atamalarla Meclis çalışanlarının önleri tıkanmakta, şevkleri kırılmakta, çalışma motivasyonları düşürülmekte, iş barışı bozulmaktadır.

Partilerin Meclis grubunda ve milletvekillerinin yanında çalışan danışman ve yardımcı personelle ilgili farklı ve haksız uygulamalar bulunmaktadır. Özellikle açıktan atananların iş güvencesi bulunmamakta, iş sonunda tazminat alamamakta, ortada bırakılmaktadırlar. Herkesin hakkı olan, çalışmasının karşılığı her çalışana verilen kıdem tazminatının danışmanlara verilmemesi büyük haksızlık ve eşitsizliktir. Bu arkadaşlarımıza kıdem tazminatı hakkı mutlaka verilmeli, ayrıca tecrübelerinden yararlanılmasının yolları bulunmalıdır.

Önceki yasama döneminde benim de alt komisyon üyesi olarak görev aldığım Teşkilat Kanunu görüşmelerinde, yardımcı hizmetler sınıfında çalışan personelin aynı unvana sahip ve aynı işi yapan emsalleri olması gerekçesiyle genel idare hizmetleri sınıfına alınmasına karar verilmiş, bu amaçla Başkanlık Divanına personelin sınıf değişikliklerini yapma yetkisi verilmiştir. Bu konuda alınan karar ve verilen sözler mutlaka yerine getirilmelidir.

Mecliste 4/C statüsünde çalışan personel de aynı işi yapan, aynı hizmeti yürüten emsallerinin sahip oldukları mali ve sosyal haklara sahip olmaksızın istihdam edilerek mağdur edilmektedir. O nedenle adaletli bir yaklaşım gösterilerek 4/C’liler kadroya alınmalıdır. Böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tüm kamu kurumlarına örnek bir davranış sergilenmelidir.

Mecliste görev yapan emniyet teşkilatı çalışanlarının da ekonomik hakları tekrar teslim edilmelidir. Mecliste görev yapan polislerimizin bir ek ödemesi mutlaka olmalıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir nevi kölelik sistemini andıran uygulamayla taşeron çalıştırması asla kabul edilemez bir durumdur. Taşeron çalışanları tüm kamuda olduğu gibi Mecliste de âdeta bir alt sınıf muamelesiyle çalıştırılmakta, psikolojik ve sosyal olarak ayrı bir çalışan grubu oldukları tüm ağırlığıyla kendilerine hissettirilmektedir. Emek sömürüsü sona erdirilmeli, taşeron işçilere yönelik bir statü iyileştirilmesi için Meclis öncü olabilmelidir. Bilerek ve isteyerek Anayasa’daki milletvekili yemin metnini okumayan ve dolayısıyla yemin etmiş sayılmayan birine personel çalıştırma imkânı verilmesi keyfî ve hukuk dışı bir uygulamadır. Yine, eski Meclis Başkanlarına Mecliste oda verilip üç personel tahsis edilmesi uygulamasının da hiçbir izahı olamaz.

Meclis Başkanlığı, iyi fizibilite edilmeden kampüs içinde yıkımlar ve inşaatlar yapmakta, kamu kaynaklarının hebasına yol açmaktadır. Yeşil alan yapılacağı açıklamasına rağmen yıkılan lojmanların yerine otopark yapılmıştır. Eski personel binası yenilendikten kısa bir süre sonra yıktırılmış, yerine yaptırılan binaya projede olduğu hâlde basımevi yerleştirilmemiş ve matbaa için ayrı bir bina yapılmıştır. Bahçe Restoran’ın yanı sıra, önemli masraf edilerek yapılan Millî Egemenlik Meşalesi de yıkımdan nasibini almıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihî kimliğine uymayan, alışveriş merkezine benzetilen, kimliksiz ve kişiliksiz yeni bir halkla ilişkiler binası yapılmıştır. Meclis Başkanının verdiği bilgiye göre 170 milyon liraya mal olan, Meclisin mimari dokusuna uymayan bu binaya koruma kurulları acaba nasıl onay vermiştir? Yeni halkla ilişkiler binası açılınca boşaltılan binalar çürümeye terk edilmiştir. Ismarlama raporla binanın kullanımının ekonomik olmadığı öne sürülerek yıkım kararı alınmıştır. Binanın yıkımından vazgeçilerek iyi bir fizibilite yapılmalı, ihya edilmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, keyfî, kayırmacı, ayrımcı, savurgan ve hukuk dışı uygulamalara meydan verilmemeli ve Meclis Başkanlığı faaliyetlerinin denetiminin milletvekillerince yapılmasını sağlayacak bir sistem mutlaka oluşturulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde, idarenin işlem ve eylemleri ile tutum ve davranışlarını incelemek ve idareye önerilerde bulunmak için Kamu Denetçiliği Kurumu kurulmuştur. Ancak, kurum organlarının oluşumunda iktidar partisinin kesin partizan ve yanlı tutumu kurumun tarafsızlığına daha baştan gölge düşürmüştür. Kurumun, idarenin işleyişiyle ilgili konularda resen harekete geçebileceğine dair herhangi bir hüküm yoktur. Hâlbuki, herkesin idarenin kötü işleyişiyle ilgili başvuru yapması her zaman söz konusu olamayabileceğinden, diğer pek çok ülkede tanınan bu yetkinin kuruma verilmemesi, kendisinden beklenen faydayı sağlaması açısından önemli bir eksikliktir.

Tavsiye niteliğinde kararlar alan kurumun bugün için etkin olduğu söylenemez. Binbir çeşit haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, ayrımcılığa imza atan yargı kararlarını, yasaları, hatta Anayasa'yı bile takmayan AKP Hükûmetinin, kurumca verilen tavsiye kararlarına layıkıyla uyması hâliyle beklenemez.

Kamu Denetçiliği Kurumu etkin hâle getirilmeli, kurumca verilen tavsiye kararları mutlaka dikkate alınmalı ve bu kararlara uyulup uyulmama konusunda idare içerisinde kimin karar vereceğine dair düzenleme yapılmalıdır.

Her geçen gün iş yükü artan kurumun görevlerini daha iyi yerine getirebilmesi için, önem taşımayan veya dayanaktan yoksun olan ya da önemli bir zarar söz konusu olmayan şikâyet başvuruları hakkında kabul edilemezlik kararı verilebilmeli, bunun için yasal dayanak oluşturulmalıdır. Ayrıca, şikâyetlerin ara buluculuk yoluyla çözümlenmesi ve kurumun yerinde inceleme yapabilmesine ilişkin gerekli düzenlemeler de yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının kullanımına katkılar sunması gereken çok önemli bir anayasal kuruluşumuzdur. Sayıştay, kamu kaynakları üzerindeki denetim yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapmaktadır.

Kamu maliyesi reformunun temelini oluşturan ve 2003 yılında çıkarılan 5018 sayılı Kanun’da, Sayıştay tarafından yapılacak uluslararası standartlara uygun dış denetime ilişkin hükümler de yer almıştır ancak bu kanuna uyumlu bir Sayıştay Kanunu yedi yıl sonra çıkarılmıştır. AKP, Sayıştay Kanunu’yla ilgili düzenlemeyi yıllarca geciktirmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de destek ve katkı verdiğimiz 6085 sayılı Sayıştay Kanunu 2010 yılında çıkarılmış ancak AKP iktidarı bu kanunu bir türlü hazmedememiştir, bu kanunu çıkardığına bin pişman olmuştur. Sayıştaya âdeta savaş açmış, denetimden kaçmaya, hesap vermemeye, Sayıştayı etkisiz hâle getirmeye ve susturmaya dönük peş peşe girişimlerde bulunmuş, Sayıştay Kanunu’nda değişikliklere başvurmuştur. Kamu kaynaklarının kullanımında yıllardır performans denetimi yapan Sayıştay, AKP’nin teklifiyle yüzeysel performans ölçümü yapan bir kuruma indirgenmiştir.

Sermayesindeki kamu payı yüzde 50’nin altında olan şirketleri Sayıştay denetiminden kaçırmak için 2011 yılında yapılan değişiklik Anayasa Mahkemesinden dönmüş, 2013 yılında yine benzer bir düzenleme yapılmış, yine Anayasa Mahkemesinden dönmüştür. AKP iktidarı yine aynı amaçla geçtiğimiz günlerde yeni bir düzenleme yapmıştır. AKP, 2012 yılında çıkardığı 6353 sayılı torba Kanun’la da Sayıştayı tümüyle işlevsiz ve etkisiz hâle getirmeye yönelik, darbe niteliğinde operasyon yapmıştır. Sayıştay denetimini göstermelik bir hâle dönüştüren, denetimin bağımsızlığını bitiren bu düzenleme de Anayasa Mahkemesinden dönmüştür. Anayasa Mahkemesince iptal edilen kanunun yarattığı travmanın etkisi geçmeden, 2013 yılında daha ağır bir kanun teklifi gündeme getirilerek Sayıştay üzerinde baskı oluşturulmuştur. AKP, denetimden kaçmak, Sayıştayı Hükûmetin arka bahçesi hâline getirmek için elinden geleni yapmıştır. Sadece bu durum bile AKP’nin gocunduğu ve saklamak istediği hususlar olduğuna açıkça işaret etmektedir. Nitekim, 17-25 Aralık sürecinde kamuoyuna yansıyan ses kayıtları da bu durumu ortaya koymaktadır. Bir AKP grup başkan vekili ile Başbakan Özel Kalem Müdürü arasında geçen ses kaydında, Sayıştay raporlarının çok berbat olduğu, raporlarda müthiş şeyler olduğu, bu raporlar gelmiş olsaydı Mecliste kendilerini duman edecekleri ve ileride de mahkemelerde süründürülecekleri ifadeleri dikkat çekicidir.

Sonuç itibarıyla, Sayıştay AKP iktidarının yoğun baskısı altında görev yapmaktadır. Sayıştay denetim raporları, içeriği daraltılmış, kamu zararına ilişkin tespitleri ve ekleri çıkarılmış olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmektedir. Şu garabete bakın ki Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştayın raporları, kamu zararına yol açan uygulamalarla ilgili tespitleri Türkiye Büyük Millet Meclisinden saklanmakta, Türk milletinden gizlenmektedir.

Bugüne kadar yaptığı düzenlemeler ve uygulamalar şunu net bir şekilde ortaya koymaktadır ki AKP Hükûmeti şeffaflıktan, denetimden ve hesap vermekten kaçmaktadır, denetlenmekten ödü kopmaktadır ancak korkunun ecele faydası yoktur; hangi kanunu çıkarırsanız çıkarın yaptıklarınızın hesabını elbet bir gün vereceksiniz. Kapalı kapılar ardında yapılan ihale pazarlıkları, otel erzak kapısından alınanlarla yapılan gizli görüşmeler, babalar gibi yapılan satışlar, Oferler, Ogerler, Ali Dibolar, Deniz Feneri, TÜRGEV, Rıza Sarraf, 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu unutuldu ya da unutulacak sanmayın.

“İmar değişiklikleriyle sağlanan rantlar, rüşvet dişlileri, ihale öncesi dağıtılan ihaleler, oluşturulan rüşvet havuzları, gemicikler, villalar, kamu bankalarından verilen damat kredileri, akaryakıt kaçakçıları, gümrük kaçakçıları, hayalî ihracat ve kara para aklamaları, ayakkabı kutuları, para sayma makineleri, sıfırlanan milyarlar” gibi adlarla gündeme gelen tüm iddiaların üzerini örttük, kurtulduk zannetmeyin. Tüm yolsuzluk iddialarıyla ilgili hesap eninde sonunda sorulacaktır. Bundan kurtulmak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bugün hayatın her alanında ahlaki yozlaşmayı değişik türevleriyle görmek ve karşılaşmak doğal bir akış gibi algılanmaya başlanmıştır ve en tehlikelisi de budur. Milliyetçi Hareket Partisi ahlaki yozlaşmanın önlenmesini ve yolsuzluklarla mücadeleyi, millî siyaset anlayışının temel unsuru olarak görmektedir. Toplumsal barışı ve demokratik sistemin varlığını tehdit eden, devlet kurumlarına olan güveni sarsan ve toplumsal tahribata neden olan ahlaki kirlilik ve yolsuzluklarla kararlı ve etkin bir mücadele için temiz siyaset, temiz yönetim, temiz toplumun tesisi artık kaçınılmaz hâle gelmiştir. Ülkemiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinden başlayan temizlik iradesiyle temel ahlak yasalarının altyapısını oluşturmalı ve girişimlere vakit kaybetmeden başlanmalıdır. Siyaset kurumunun faaliyetlerini ahlaki süzgeçten geçirecek, siyasete etik bir temel ve form kazandıracak siyasi ahlak yasası Meclisten acilen çıkarılmalıdır. Kamu vicdanının kabul edeceği şekilde milletvekili dokunulmazlıkları makul esaslara bağlanmalıdır. Yolsuzluklarla ve bölücülükle ilgili milletvekili dokunulmazlıkları acilen kaldırılmalı, fezlekeler derhâl işleme konulmalıdır. Yolsuzluklarla topyekûn mücadele edilmeli, yolsuzlukların önlenmesi ve takibi amacıyla yolsuzlukla mücadele kurulu oluşturulmalıdır.

Bütçelerin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalaycı.

Şimdi söz sırası Mersin Milletvekili Oktay Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

On altı dakikadır süreniz, başlatıyorum, buyurun.

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüş ve önerilerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu kabulü temeline dayanan demokrasi fikri çoğunlukçu anlayıştan çoğulcu anlayışa doğru gelişme gösterirken milletin bu egemenliği Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organların eliyle kullanacağı ilkesi kabul edilmiş, bu organları da egemenliğin veya iktidarın kullanılmasında birbirini dengeleyecek ve denetleyecek şekilde paylaşacağı bir kuvvetler ayrılığı prensibi benimsenmiştir. Bu prensipte yasama, yürütme ve yargı olarak adlandırılan kuvvetlerin devlet erkini paylaşarak kullanmasının yanında hukukla bağlı olması prensibi de kabul edilmiştir. Bu sistemde organlar bir taraftan hukukun üstünlüğü ilkesiyle sınırlanırken diğer taraftan iktidarı paylaşarak kullanmak suretiyle birbirlerini dengeleyip frenleyeceklerdir. İşte çağdaş bir devlette kabul gören bu iki ilkeye “kuvvetler ayrılığı ilkesi” ve “hukuk devleti ilkesi” adı verilmektedir. “Kuvvetler ayrılığı” ilkesinde yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında bir denge ve fren mekanizmasından bahsedebilmek için artık yasama ve yürütme arasındaki siyasal etkileşimin ortaya çıkardığı ilişkiden çok, üçüncü erkin, yani yargının bağımsız bir şekilde bu iki siyasal erki yargısal açıdan denetlemesi, çağdaş, hürriyetçi bir devlet bakımından önem arz etmektedir. Bu sebeple yasama ve yürütme erkleri arasındaki ayrılık veya ilişki bakımından, hangi hükûmet modeli benimsenirse benimsensin, eğer bir ülkede hürriyetçi bir demokrasiden bahsedeceksek yargı organının bağımsız ve tarafsız bir şekilde diğer iki siyasal organ karşısındaki denetim işlevini sağlamak en vazgeçilmez unsur olarak kabul edilmektedir.

Diğer yandan, “hukuk devleti” ilkesindeyse, egemenliği paylaşan ve kullanan erklerin hukukun üstünlüğüyle bağlı olması, bir devletin “hukuk devleti” olarak nitelendirilmesi bakımından önem arz eden bir husustur. “Hukuk devleti” veya “hukukun üstünlüğü” ilkesi önceleri “kanunilik” prensibiyle aynı anlamda kabul edilirken, günümüzde “hukukun üstünlüğü” denilince artık “Anayasa’nın üstünlüğü” anlaşılmaktadır. “Anayasa’nın üstünlüğü” prensibiyse, birinci boyutuyla egemenliği paylaşan ve kullanan organların bu yetkilerini Anayasa’nın koyduğu esaslar çerçevesinde kullanması zorunluluğunu ifade ederken ikinci boyutuyla da normlar hiyerarşisi gereği kanunların da Anayasa’ya uygun olması gerektiğini ifade eder. Bu anlamda Anayasa’ya uygunluk sadece kanunlar bakımından değil, diğer tüm hukuk kaynakları ve alt normlar bakımından da gereklidir.

Bilindiği gibi devlet, tüm bu normlardan teşekkül eden ve faaliyetlerini bu normlara göre gösteren hukuki bir organizasyondur. Dolayısıyla, tüm yasal faaliyetlerinin de Anayasa’ya uygun olması gerekmektedir. Aksi hâlde devlet düzeniyle o devletin tüm unsurlarına hayatiyet kazandıran temel belge yani Anayasa çatışıyor demektir. Bu çatışma ise şüphesiz milletin zarar görmesi ve bireyin Anayasa’daki hak ve hürriyetlerine tanınan güvencelerin zarar görmesi demektir. Ayrıca “Anayasa’nın üstünlüğü” ilkesi yasama ve yürütme erki arasındaki siyasal ilişki gereği, demokrasiyi sayısal çokluk olarak gören bir anlayışın Mecliste bu çoğunluğun Anayasa’ya aykırı kanunlar çıkarması ihtimalini de yargısal bir denetimle sınırlamaktadır. İşte, egemenliği Anayasa’nın koyduğu esaslara göre millet adına kullanan yasama ve yürütme erkinin bağımsız ve tarafsız bir yargı tarafından denetlenmesi ve tüm hukuk kaynaklarının Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi hususundaki esas görev Anayasa Mahkemesinindir. Bu esas, hukuk devleti olabilmek bakımından hukukun yani anayasanın üstünlüğünün teoriden pratiğe dökülmesi gerekliliğini sağlama zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.

Ülkemizde Anayasa Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu Anayasa yargısı hukuk devletinin gelişiminde son ve en önemli aşama olarak tanımlanmalıdır. Bu önem yasama ve yürütmenin anayasal sınırların dışına çıkmasının önlenmesinin yanında, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin yasama ve yürütme karşısındaki güvencesinin sağlanması anlamını da taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin pratik teminatıdır. Yasama yetkisinin kullanımında ciddi bir denetleme ve inceleme mekanizmasıdır. Yargıyı yürütmenin baskısına karşı koruma altına alırken, bireyi de yasama ve yürütme karşısında hak ihlallerinden koruma makamıdır. Ancak, hemen belirtmek gerekir ki yasama ve yürütme erkini kullanan organlar kadar yargı erkini kullanan organların da hukukla ve anayasanın üstünlüğü ilkesiyle sınırlı ve bağlı olduklarını da unutmamaları gerekir. Bu anlamda, yargı organlarının, seçilmiş organların siyasi takdir yetkisine müdahaleden imtina edecek şekilde kendisini sınırlamak yerine yorum yoluyla yetkilerini genişletmeyi tercih etmeleri gibi doktrinde “yargısal aktivizm” denilen uygulamaların da demokrasiyi millî irade boyutuyla zedelemesi bakımından, yargının bağımsızlığına yapılan müdahaleler ile yargının siyasallaştırılması çabaları kadar tehlikeli bulduğumuzun da altını çizmek isterim.

Bu genel çerçeveyi çizdikten sonra hukuk devleti ilkesiyle kuvvetler ayrılığı ilkesinin pratik teminatı olarak adlandırdığımız Anayasa Mahkemesi bakımından durumun içler acısı olduğunu söylemek zor değil. Her şeyden önce, Sayın Cumhurbaşkanı Başbakan iken toplumun önüne çıkıp “Tam bir icraat yapacağız, karşımıza ‘kuvvetler ayrılığı’ diye bir şey çıkıyor, bize engel oluyor.” diyebilmiştir. Bu beyan, bu ülkenin devlet başkanının ağzından çıkmış ve hiçbir zaman kamuoyuna unutturulmaması gereken, mevcut iktidar dönemindeki kuvvetler ayrılığı ilkesine bakışı trajikomik bir şekilde gözler önüne seren en çarpıcı örnektir. Öte yandan, AKP iktidarları döneminde Hükûmet ile Anayasa Mahkemesi arasındaki gerilimin hiç bitmediği de bir gerçektir. AKP iktidarlarının sayısal çoğunluk mantığıyla yaptığı kanunlar Anayasa Mahkemesince her iptal edildiğinde Hükûmet, Anayasa Mahkemesini suçlamakta, Anayasa Mahkemesinin Başkan ve üyelerini “Siyaset yapacaksa cübbesini çıkarması gerekir.” diyerek kamuoyunda siyasal bir tartışmanın içine çekerek itibarsızlaştırmaktadır. Yine, Anayasa Mahkemesi Başkanının bir polemik havasında Hükûmete cevap mahiyetinde beyanlar verdiği de gözlemlenmektedir. Tüm bunlar az önce gerekleriyle birlikte anlattığımız kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin hâkim ve işler olduğu bir ülkede yaşanmaması gereken manzaralar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının kendileri tarafından getirildiğiyle övünen AKP iktidarı, değişik kademedeki sözcüleriyle Anayasa Mahkemesinin hak ihlaline karar verdiği hoşa gitmeyen her kararından sonra yine yargı kararlarını siyasal alana çekerek sonuçlarını düşünmeden eleştirebilmektedir. Dahası, tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanlığı makamının sözcüsü daha dün 2 gazetecinin tahliyesine ilişkin kararla ilgili “Takipçisi olacağız.” diyerek beyanat verebilmektedir. Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin teminatı olan Anayasa Mahkemesinin ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkesinin bu kadar siyasallaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda hukukun bir gün herkese lazım olacağı gerçeği karşısında mevcut iktidarın bu zihniyetinden vazgeçmesini, toplumun vicdanı anlamına gelen yargının sığ, siyasal çekişmelerin içerisine çekilerek itibarsızlaştırılmasının toplumdaki adalet anlayışına vereceği zararın bir gün kendilerini de vuracağını hatırlatmak isterim.

Öte yandan, konuşmamın Yargıtay ve Danıştayla ilgili kısmı da en az Anayasa Mahkemesiyle ilgili kısmı kadar bizi iç karartıcı bir tabloyla karşı karşıya bırakmaktadır. Yargı en temel algıyla toplumun vicdanıdır. Adalet mülkün temelidir. Bir toplumda adalete olan inanç ne kadar yaygınsa ve adaletin sağlandığı duygusu ne kadar hâkimse o toplum hayatı o kadar kaliteli ve sıhhatli, onu sağlayan devlet o kadar güçlü ve dirayetli olmaktadır. AKP iktidarı döneminde bir dönem adalet sağladığını söyleyerek mağdur edenlerin sonradan mağdur durumuna düşerek “adalet” diye bağrışması yargının nasıl siyasi iktidarın oyuncağı hâline getirildiğinin çarpıcı bir örneğidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sürecin hangi döneminde olursa olsun mağdur edilenlerin kimliklerinin farklı olması yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığının gerekliliğini savunmamıza olan yaklaşımımızı değiştirmeyecektir. Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, o veya bu grup, ideoloji veya kişi için eğilip bükülmeden, herkesin vicdanının ortak malı olarak sahiplenilecek en temel varlığımızdır. Aksi hâlde, ne yaşanacak bir ülke ne o ülkenin sunacağı huzurlu bir yaşam ne de birlikte yaşama ülküsüne inanmış onurlu bireylerden bahsedemeyiz.

Yargının tarafsızlığı ve siyasallaştırılmasının önüne geçilmesi bakımından en önemli nokta, yüksek yargı organlarına üye seçimi sistemidir. Bu konuda, detaya girmeden şu temel öneri getirilebilir: Mevcut yapıda Anayasa Mahkemesi ile Danıştaya yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanının etkinliği, liyakatin bertaraf edilerek yapıldığı izlenimi vermekte, acil olarak yüksek yargının üye seçiminde liyakati esas alan bir yapının oluşturulması; bu bağlamda, liyakat bakımından eş değerde olan kişiler arasından kura yöntemiyle atama yapılması düşünülmelidir. Bu durumda, herhangi bir şahıs, liyakatsiz üyelerin atanmasından ya da taraflı hareket edilmesinden sorumlu tutulamayacağı gibi, kasıtlı bir biçimde yargıda kadrolaşma hareketlerinin de önüne geçilmiş olacaktır.

Bu bağlamda, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması ve siyasallaştırılmasının önüne geçilmesinin yanında, yargıya olan güvenin sağlamlaştırılması, bireyin yargıdan murat ettiği sonuca en kısa sürede ulaşabilmesi, en adil şekilde yargılanmasının önünü açacak tedbirlerin de süratle getirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, Yargıtay ve Danıştayın iş yükünün azaltılması önem arz etmektedir. Bu mahkemelerin karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri bakımından birkaç somut başlığı burada dile getirmek istiyorum.

Yargıtay açısından konuyu ele alacak olursak:

Yargıtay ağır iş yüküyle karşı karşıyadır. Yargıtaya gelen yıllık iş sayısı 1 milyonu aşmaktadır. Bu nedenle, incelemeler uzun sürmekte ve adil yargılanma hakkı ihlal edilmektedir. Yargıtayda üye ve daire sayısı siyasal kaygılarla kontrolsüz bir şekilde artırılmış, bu artış, birçok konuda farklı kararlar çıkmasına neden olarak, Yargıtayın içtihat birliği sağlama işlevini olumsuz manada etkilemiştir. Artık Yargıtay, içtihat oluşturma işlevinden çok, dosya sayısı bakımından senelik iş yükünü eritmeye çalışan bir yargı organı hâline gelmiştir.

Aynı konuda birden fazla daire uygulaması yerine, çok üyeli ve kendi içerisinde kontrollü iş bölümü bakımından tek daire uygulamasına geçilmesi gerektiğini buradan öneriyoruz.

Ağır iş yüküyle baş edilebilmesi toplumun adalet beklentisinin karşılanması ve içtihat oluşturan bir kurum olabilmesi için gelen iş sayısının mutlaka azaltılması gerekmektedir. Bu amaçla istinaf mahkemeleri sağlıklı bir şekilde kurulmalı, her dosyanın istinaf ve temyiz mahkemesinin önüne gelmemesi için kararların kesinlik sınırı artırılmalı, ayrıca alternatif uyuşmazlık çözüm yolları -ön ödeme, uzlaşma, ara buluculuk vesaire- getirilmeli, mevcut olanlara işlevsellik kazandırılmalıdır.

Ayrıca, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi hâlinde, mevcut mevzuata göre, adli yargı denetiminin kendi içerisinde ikiye ayrılması söz konusu olacaktır. Yargıtayın mevcut işleyişine göre zaten daireler arasında var olan karar farklılıklarına yeni farklılıklar ve adaletsizlikler ekleme ihtimali oldukça yüksektir. Bunu önlemek için bölge adliye mahkemelerinin yargı denetimini yapması ve Yargıtayın yalnızca bir içtihat mahkemesi olarak işlevini yürütmesi için gerekli çalışmaların derhâl yapılmasından yanayız.

Yargıtaydaki bu kontrolsüz sayısal artışın diğer bir olumsuz sonucu da tetkik hâkimleri bakımından gerçekleşmiş, sırf, gereken sayıda hâkimi almak adına tecrübesiz ve kürsü deneyimi olmayan hâkimler tetkik hâkimi olarak atanmıştır. Bunun temel sebebi, tetkik hâkimliğine ilişkin atanma kriterlerinin özensizce belirlenmiş olmasıdır.

Yargıtay çalışanlarının seçiminde, alımında ve dağıtımında liyakat ve iş gerekleri mutlaka gözetilmelidir. Yargıtayda uygulanan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, süre bitmedi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Süre dolmadı.

BAŞKAN – Pardon, ben bitti diye… Süreniz var.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Benim üç dakikam…

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aktarabilirler efendim, grubun hakkıdır, bir sonraki konuşmacıya aktarır.

BAŞKAN – Nasıl takdir ederseniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bitti mi süre?

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Benim zamanım var mı Sayın Başkan?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Üç buçuk dakika var.

BAŞKAN – Üç buçuk dakikanız var.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Devam ediyorum.

BAŞKAN – Tamam, devam edin efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, yani teknik bir hatadır herhâlde.

BAŞKAN – Teknik bir arıza oldu, evet.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Ya, bu da bizi buluyor herhâlde.

BAŞKAN - Buyurun…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, bir dakikası gitti yalnız.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Danıştay için ortaya koyacağımız tespitler, “vicdan yolsuzluğu” dediğimiz hadise bakımından çok çarpıcıdır. Buradan Hükûmete bu konuda bazı sorular yönetmek istiyorum:

Danıştay üye kadro sayısı, 195 olmasına rağmen boşalan üyelikler nedeniyle hâlihazırda 180 üye görev yapmakta olup 15 üye seçiminin hâlen neden yapılmadığını merak ediyoruz.

Danıştay daireleri, iş yoğunluğu nedeniyle çift heyet yapmasına rağmen, boş üyeliklere seçim yapılmamasının haklı bir nedeni var mıdır?

2010 Anayasa değişikliğiyle HSYK’da değişiklik yapılarak, öncelikle Danıştay ve Yargıtaydaki iş yükünün azaltılması hedeflenmesine rağmen, temyize gelen dosyalar neden kısa sürede sonuçlanmamaktadır?

Danıştayda başsavcılık ve daire başkanlığı seçimlerinin uzun sürede yapılamamasının nedeni merak edilmektedir.

Danıştay Başkanının iktidar partisinin İstanbul’da düzenlediği Fetih Programı’na katılması, yargının bağımsızlığı ilkesi bakımından baktığımız vakit doğru bir davranış mıdır?

2010 Anayasa değişikliğiyle, kıdem ve liyakate bakılmaksızın, özellikle “paralel” diye adlandırılan hâkimlerin üye seçimiyle bozulan teamül ve meslek etiğinin düzeltilmesi için neler yapılmak istenmektedir, merak ediyoruz.

2802 sayılı Yasa’da 5 artı 5 formülü olarak bilinen bir değişiklikle, Danıştay ve Yargıtay üyelerinin üyelik sıfatının sona erdirilip taşraya atamasının yapılıp yapılmayacağı, böyle bir düzenleme yapılacaksa hangi nedenlere dayanılarak yapılacağı sorularının cevaplanması gerekmektedir.

Tüm bu tablo, AKP iktidarları dönemindeki yargıya müdahale ve siyasallaştırma çabalarının hâlâ iktidara yetmediğinin ve tüm hızıyla devam ettiğinin açık örneği ve çarpıcı sorularıdır. Ancak asıl önemlisi, milletin yargıya olan güveni her dönemkinden çok daha azdır ve giderek de azalmaktadır. Yargıya ilişkin “çözüm” diye getirilen her yenilik daha başka sorunlara yol açmaktadır. AKP iktidarının bir an önce kuvvetler ayrılığı ilkesini engel gören gayrihukuki zihniyetinden kurtulmasını ve bir gün yargı önünde hesap verme durumunda kalacağını, hukukun kendilerine de lazım olacağını unutmamaları gerektiğini, dün yargılayanların nasıl ki bugün yargılanan oldukları gerçeği gün gibi ortada iken bunun unutulmamasını tavsiye etmekteyiz.

Sözlerimi tarihten bir kıssayla bitirmek istiyorum. Kanuni Sultan Süleyman, aynı zamanda süt kardeşi olan Yahya Efendi’ye sorar: “Bir devlet hangi hâlde çöker?” “Sultanım, bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de ‘Neme lazım.’ deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler, bunu söylemeyip sussa işte devlet o zaman çöker.”

Bugüne baktığımız vakit, Kanuni Sultan Süleyman, Yahya Efendi bulundukları günden bugüne sanki işaret etmişler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Şimdi söz sırası, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Sayın Erdoğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on altı dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nın Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve MİT Müsteşarlığı bölümleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 2016 bütçesinin memleketimize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Tabii, Başbakanlık hakkında işin neresinden başlayacağımızı bilemiyorum. Bütçe görüşmelerindeyiz. Dün Sayın Başbakanı burada hep birlikte dinledik. Her şeyin hesabını verebileceklerini, hesabını veremeyecekleri hiçbir şeyin olmadığını sıkça ifade ettiler ancak hiçbir şeyin hesabını da vermediler.

AKP döneminde örtülü ödenek kullanımının katlanarak artması, Sayın Başbakanın dün yaptığı konuşmayla ne kadar da komik duruma düştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Madem hesabı verilemeyecek hiçbir şey yok, neden hesabı sorulamayacak fonlardan bu kadar büyük paralar harcıyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, örtülü ödenek, keyfîliği örtmek için konulmamıştır, örtülü ödenek savurganlığı gizlemek için konulmamıştır, örtülü ödenek, sorumsuz makamları fonlamak için konulmamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı, bugüne kadar örtülü ödenekten kaç lira harcamıştır, bunu gerçekten merak ediyoruz. Önceki Cumhurbaşkanı, yedi senelik Cumhurbaşkanlığı boyunca ne kadar harcama yapmıştır, bunu merak ediyoruz. Yine, Sayın Cumhurbaşkanının, Başbakanlık görevinden ayrılmadan birkaç gün önce örtülü ödenek hesabından 100 milyon Türk lirası çektiği doğru mudur? Doğruysa, görevden ayrılırken böyle bir durum etik midir?

Diğer yandan, Sayın Davutoğlu, hukuken AKP Genel Başkanı, 64’üncü Hükûmetin Başkanı ve Başbakan gibi gözükmektedir. Ancak, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, Başbakanın sorumlulukları kendisinde kalmak üzere yetkileri gasbedilmektedir. Ortaya çıkan her ciddi olayda biz Hükûmetten ve Başbakandan bir açıklama beklerken olayın ciddiyeti, büyüklüğü, küçüklüğü, hiçbir şey, hiçbir kriter olmadan, bakıyoruz, Başbakan baypas edilmiş, olaya Sayın Cumhurbaşkanı fiilen el koymuş!

Öbür taraftan, bakıyoruz, AKP’nin kurucu Genel Başkanı olan, yıllarca Başbakanlık yapmış Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanı, AKP’nin içinden çıkmış bir insan; bir tarafta da AKP Genel Başkanı Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Başkanlığındaki 64’üncü Cumhuriyet Hükûmeti. Sanki ortada bir koalisyon var gibi. Öyle ki, Hükûmetin kurulmasının üzerinden aylar geçti ve uzun zamandır gündemde olmasına rağmen, konuşulmakta olan valiler kararnamesi bir türlü çıkarılamıyor. Neden acaba?

Yine, Sayın Başbakan, hepimizi heyecanlandıran bir Başbakanlık genelgesi yayımladı. “Bundan böyle kamuda hiçbir görev üç aydan fazla vekâletle yürütülmeyecek.” dedi. Tam dedik ki bin yılın başında doğru bir iş yapılıyor ama yine olmadı. Başbakan-Cumhurbaşkanı çekişmesinin bir sonucu olarak kararnameler zamanında çıkarılamadı. Yine, işi ehline vermek yerine “Senin adamın mı atanacak, benim adamım mı atanacak?” kavgasına düşüldü, Sayın Başbakan, geri adım atmak zorunda, genelgeyi geri çekmek zorunda kaldı. Yani, şöyle bir bakıyoruz, 1 Kasımdan sonra tek başarısı, Kabinedeki yerini korumak olan Başbakanın esip gürlemesi ve “AKP’nin yeni lideri benim.” demesi, âdeta kara bir mizah hâline geldi.

Ankara’nın göbeğinde bomba patladı, kriz toplantısını yine Cumhurbaşkanı yaptı. Sayın Başbakan, Allah aşkına, bakanlar kime bağlı, MİT kime bağlı, Genelkurmay kime bağlı, Millî Güvenlik Kurulu kime bağlı? Böyle bir kriz olunca ne zaman siz olaya müdahil olabileceksiniz?

Bir de şöyle bir durum var: Böyle ciddi bir olay olunca hemen bir yayın yasağı kararı çıkıyor. Yani, insan düşünmeden edemiyor, bunca olayı engelleyemeyenler, olaylar hakkında kamuoyunun bilgi edinmesini niçin engelliyorlar? Ayrıca, bu kadar ciddi olayların istihbaratını yapamayan İçişleri Bakanı ile MİT Müsteşarı, bu yayın yasakları gelince olayla ilgili gelişmeleri nasıl takip edecekler, hiç düşünmüyor mu bu kararları alanlar?

Sayın milletvekilleri, yine, bakıyoruz, Suriye sınırında angajman kuralları gereğince bir uçak düşürülüyor. Bu uçakla ilgili olarak, daha düşürülen uçağın milliyeti bile belirlenmeden, bir yandan Başbakan bir yandan da, her zaman olduğu gibi, Sayın Cumhurbaşkanı “Uçağın düşürülmesiyle ilgili talimatı ben verdim.” açıklaması yapma konusunda yarışıyorlar.

Sayın Başbakan, hem size hem Sayın Cumhurbaşkanına sormak istiyorum: Madem siz angajman kuralları gereğince düşürülen uçağa talimat verecek derecede her olayı bütün ayrıntılarıyla, detaylarıyla çok yakından takip edebilecek kadar olaya hâkimsiniz, Suruç’ta bomba patlarken neden haberiniz olmadı, Ankara Garı’nda bomba patlarken neden haberiniz olmadı, Sultanahmet’te bomba patlarken neden haberiniz olmadı, Devlet Mahallesi’nde, Meclisin dibinde bomba patlarken neden haberiniz olmadı? Sizin göreviniz, bu bombalar patladıktan sonra rol kapma yarışına girmek midir; yoksa sizin göreviniz, bu olayları önlemek ve bu olayları önleyemediyseniz bu olaylarda ihmali olanlardan hesap sormak mıdır?

Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanının başkanlık sistemi getirilmesi, kendisinin başkan olması hayaliyle yanıp tutuştuğunu artık cümle âlem bilmektedir. Ancak, Sayın Cumhurbaşkanının arzu ettiği Anayasa değişikliği hâlihazırda gerçekleşmemiştir ve kısa vadede gerçekleşmesinin de kolay olmadığı açıkça ortadadır. Dolayısıyla, size hatırlatmak istiyorum: Siz hâlâ Başbakansınız, o da Cumhurbaşkanı. Bu bakımdan, Türkiye’de bir iki başlılık görüntüsünün ülkemize, milletimize ve size faydası yoktur. İçeride de, dışarıda da çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bu kritik süreçte davul birisinin, tokmak birisinin omzunda, elinde olmaz. Türkiye bu şekilde yönetilemez. Lütfen, yetkilerinize ve Anayasa’ya sahip çıkınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin içeride ve dışarıda çok ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemdeyiz. İçerideki ve dışarıdaki tehdit değerlendirmesini yapması gereken bir kurumumuz var, aslında görevi bu, ancak bu kurum yani Millî Güvenlik Kurulu, maalesef, Türkiye’nin gündemiyle uğraşmak yerine, sanal gündemlerle Türkiye’yi meşgul etmektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada yaşanan olağanüstü gelişmelerin olduğu bir dönemde, Millî Güvenlik Kurulu toplantılarından kamuoyuna yansıyan açıklamalar, Türkiye’nin gerçeklerini milletimize açıklayabilecek nitelikte değildir.

Görüyoruz ki yine bir kafa karışıklığı var. Bugün ve yarınla ilgili değerlendirmeler yapılırken de Hükûmetin ve Millî Güvenlik Kurulu üyelerinin bu kafa karışıklığından derhâl kurtulmaları lazım. Dün 28 Şubat kararlarıyla yeteneksiz kadroların Türkiye’nin başına bela olmasının önünü açan Millî Güvenlik Kurulu, bugün de bir kişinin almış olduğu yanlış kararları haklılaştırma mercisi konumuna gelmektedir. Bu manada “çözüm” adlı ihanet süreciyle ilgili Millî Güvenlik Kurulunun ortaya koyduğu tavır nedir? Kuzey Irak’ta ve Suriye’de Türkiye’nin millî menfaatlerine büyük zarar veren oluşumlar ve gelişmeler meydana gelirken Millî Güvenlik Kurulunun ortaya koyduğu tavır ne olmuştur?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında, AKP Grubu adına seçilen konuşmacılar ve konuşmacıların yaptıkları konuşmaların içeriği birlikte değerlendirildiğinde, AKP’nin hâlâ terörle mücadele mi edilecek yoksa müzakere masası yeniden mi kurulacak ikilemi arasında olduğu açıkça görülmüştür. Dün burada Sayın Bostancı “Çözüm süreci yanlış değildi. Hayatını kaybeden teröristleri şeytanlaştırmayız.” dedi. Eline silah alıp güvenlik güçlerine doğrultan, masum insanlara hayatı zindan eden teröristlere atfen “Oradakiler suçludurlar. Polisi, askeri şehit eden hariç, eline silah verilip oraya gönderilen, orada hayatını kaybedenlere biz merhamet duyarız, onların ölümünden memnun olmayız.” ifadelerini kullandı. Sayın Bostancı hem teröristlerin elinde silah olduğundan bahsediyor hem merhametten bahsediyor. Bu, nasıl bir çelişkidir? Yine, güvenlik güçlerimiz eli silahlı teröristlerle mücadele etmektedir. Sayın Bostancı, eli silahlı teröristlere güvenlik kuvvetlerinin çiçek vermesini mi beklemektesiniz? (MHP sıralarından alkışlar) Sayın Bostancı, Allah aşkına, çözüm sürecinin yanlış olduğunu görmek için altı ayda verilen 326 şehit kâfi gelmemekte midir? Yine, GATA’yı dolduran gazilerimiz yeterli gelmedi mi size? Melanet süreç içerisinde göz yumduğunuz bombaların şehit ettiği 326 güvenlik görevlisi, bu sürecin sonucunu size hâlâ gösteremedi mi? Bir taraftan teröristin taziyesine katılan bazı şahıslar için fezleke hazırlatarak şov yapacaksınız, diğer taraftan teröristlere acıyacaksınız ve hâlâ çözüm sürecine geri dönüş sinyalleri vereceksiniz; bu ne perhiz bu ne lahana turşusu Sayın Bostancı! Biz hangi AKP’ye inanalım, hangi tavrınıza inanalım, siz hangi taraftasınız?

Diğer yandan, dünkü bir konuşmayı daha dikkatlerinize sunmak istiyorum. Burada şahsı adına konuşan AKP milletvekili Sayın Miroğlu, HDP’ye dönerek “HDP’li dostlarımıza da şunu tavsiye ediyorum: Siz eğer tekrar müzakere masasına dönülmesini istiyorsanız, muhatabınızı müzakere masasına dönmesin diye zayıflatmak için başvurduğunuz şiddet ve terör eylemlerinden bir an önce vazgeçin.” diyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Masa hazır.” diyor yani!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - O zaman, evet, her şey konuşulabilir, bu Meclis çatısı altında da konuşulur, başka mekânlarda da, başka oturumlarda da konuşulur. Bu, ne demektir, neyin çağrısıdır? Yeniden mi çözülme süreci, yeniden mi teröristlerle müzakere?

Allah aşkına, değerli arkadaşlar, bir yandan “Sonuna kadar terörle mücadele.” diyeceksiniz, bir yandan da el altından zeytin dalı uzatacaksınız. AKP’nin bu ikilem içinde kalmasının, şu anda terörle mücadele eden kahraman güvenlik güçlerimizi de, onların mücadele azmini de, moral, motivasyonunu da olumsuz etkileyeceğini unutmayın arkadaşlar. Bu, göz göre göre ihanettir. Her defasında “Kandırıldık.” diyerek sıyrılamazsınız. Bu yanlışların sonu hayra alamet değildir. Hadi sizi geçtim, ne işiniz varsa görün ama bu gidiş Türk milletini de Türk devletini de sıkıntıya sokar.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde son dönemde yaşadığımız olaylarla ilgili olarak Hükûmetin gerekli koordinasyonu sağlayamadığı bir gerçektir ancak bunun ötesinde uygulanan yanlış politikalar, kararsızlıklar ve istihbarat eksikliği de maalesef bir realitedir.

Bakınız, Hükûmet, önce Suriye’deki yangına körükle gitti, sonra da Suriye’den kapımıza kim geldiyse “Hepsini kucaklıyoruz.” diyerek kapıları açtı, sınırları kaldırdı ve ülkemize milyonlarla ifade edilen sayıda mülteci geldi. Bu mültecilerin ülkemize gelişi sırasında herhangi bir kriter de belirlenmedi. Kapımıza dayanan herkesin beyanı doğru kabul edildi, esas alındı. Sonuç ortada, Ankara Garı’nda bombayı patlatanlar Suriye’den gelenler, Sultanahmet’te bombayı patlatanlar Suriye’den gelenler, Devlet Mahallesi’nde bombayı patlatanlar Suriye’den gelenler. Olayların hemen ardından “Bu olayları yapanlar Suriye’den gelenler.” açıklaması yapılıyor ama en sonunda da olayı gerçekleştiren 1 katilin 2 kimliğinin 2 isminin olduğu ortaya çıkıyor.

Şimdi, biz de ismini zikretmek bile istemediğimiz bu katil örneğinden yola çıkarak MİT’e ve Hükûmete soruyoruz: Türkiye’ye gelen bu tip mülteci kılıklı ne kadar PKK’lı, ne kadar PYD’li vardır? Bunlar buraya gelirken, ellerini kollarını sallaya sallaya ülkemize girerken, kendilerine kendi beyanları doğrultusunda mülteci kimlikleri düzenlenirken bizim istihbaratımız, bizim devletimiz neredeydi? Bunlar kendi beyanlarına göre Türkiye’den mülteci kimliği alırken bizim jandarmamız, bizim polisimiz neredeydi? Niçin oradan gelen herkese evliya muamelesi yapıldı.

Ayrıca, mülteci kimliği verilen başka terör elemanları da var mıdır PKK’lı, PYD’liler dışında? Yine, bu şekilde ülkemize başka ülkelerin istihbarat elemanlarından da sızma olmuş mudur mülteci kimliği alarak?

Değerli milletvekilleri, buradan şu sonuç çıkmasın… Biz elbette devletimize güvenmek istiyoruz, elbette ki devletimizin güvenlik güçlerine itimat etmek istiyoruz. Aksi takdirde ne bizim ne de milletimizin huzur içinde hayatını idame ettirmesi mümkün değildir. Ancak sözde çözüm süreci boyunca İmralı’daki bebek katiliyle yaptığı görüşmeleri Almanya’da kitap olarak yayımlanan ve yayımlanan bu kitapla ilgili bugüne kadar bir tekzip bile yapmayan MİT’e nasıl güveneceğiz? Kendi tırlarını Adana’dan sınıra kadar götüremeyen MİT’e nasıl güveneceğiz? Teröristler Türkiye’ye mülteci gibi gelirken onları tespit edemeyen MİT’e nasıl güveneceğiz? Şehirlere binlerce hendek kazılırken, tonlarca bomba yerleştirilirken, binlerce tuzak kurulurken bunları göremeyen MİT’e nasıl güveneceğiz?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ona sadece Erdoğan güveniyor. Sır küpü! Sır küpü!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Teröristler şehirlere yerleşirken, teröristler kimlik kontrolü yaparken, teröristler kendi sözde mahkemelerini kurarken, göremeyen, duyamayan MİT’e nasıl güveneceğiz?

İnşallah, temenni ediyoruz, bundan sonra Ankara Garı’ndaki, Sultanahmet Meydanı’ndaki, Devlet Mahallesi’ndeki manzarayla yeniden karşılaşmamak için bütün kamu kurumları ve Hükûmet aklını başına alır ve gerekli tedbirleri aklıselimle alır; bundan sonra aklıselim hâkim olur, gerekli tedbirler zamanında alınır ve yeniden vatan hainlerini sevindirecek, aziz Türk milletini üzecek yeni görüntülerle karşılaşmayız.

Bu duygularla yüce heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Bütçenin yeniden hayırlı uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı, dün buradaki müzakerelerde çözüm süreci ve terörle yürütülen mücadele çerçevesinde söylediğim sözleri bağlamından saptırarak tekrar etmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi sözleri efendim? Efendim, hangi sözler?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Bu çerçevede, 69’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. Ben de dinledim de…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de bilelim.

BAŞKAN - Sayın Bostancı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bunların hepsini tutanaklardan aldım Sayın Başkan.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

17.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; tutanaklardan alınanlar okundu, arkasına da kendi yorumu ve sözleri eklendi.

Mesele şudur: MHP’li arkadaşlar çözüm sürecine karşılar, terörle mücadeleye “Evet.” diyorlar. Pozisyonunuz bu ve halktan oy alıyorsunuz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Kim?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz.

HDP’liler “Çözüm süreci doğruydu, terörle mücadele yanlış.” diyorlar, onlar da orada oturuyorlar, onlar da halktan oy alıyorlar.

CHP’liler muhtemelen, bu konuya ilişkin, her iki konuyu da mütalaa ediyorlar ama kategorik olarak teröre karşı olduklarını deklare ediyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nereden gelirse gelsin karşıyız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sataşıyorsunuz bize değil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Şimdi, böyle bir toplumsal gerçeklik içerisinde…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sizin pozisyonunuz ne?

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocam siz, peki siz neredesiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AKP?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar ortadalar!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kendi pozisyonunu buradan anlatacaksın, kendi pozisyonunu!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …iktidar olan, bu ülkede yaşayan herkesin hakkını hukukunu korumakla…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendinden eminler, kandırılmaya müsaitler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …ve bu ülkedeki insanları kucaklamakla mükellef olan bir iktidar, elbette halkı kucaklayacak çözüm süreciyle, terörle de mücadele edecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teröristleri değil, teröristleri değil! Teröristleri kucaklama!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bizim yaptığımız budur. Devlet, hukuk çerçevesinde davranır, hukuk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, Başbakan dedi ki: “Safınızı belirleyin.”

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hukuk, isteklerin etkisi altında kalmamış bir akıldır. Fantezilerle, siyasi spekülasyonlarla değil, doğrudan doğruya nesnel kriterlerle davranır. O yüzden biz, teröristleri şeytanlaştırmayız ama terörle, bu milletin can ve mal emniyetini sağlamak için hamasi nutuklar atanlardan daha iyi mücadele ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakan dedi ki, “Safını belirle.” Ya teröristten yanasın ya da terörle mücadeleden.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Açık açık söyle, terörle mücadeleden yanayım de. Ne methiye düzüyorsun teröristlere? Ne medet umuyorsun ya? Safını belirle safını, çözümcü kardeş, iki gözüm, çözümcü kardeş!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Efendim, yine sataşmadan dolayı söz istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisine, tavrımız ile adımızı zikretmek suretiyle sataşmada bulunmuştur.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Milleti kucaklayalım Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teröristi kucakladık, kucağa oturdun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teröristleri değil, onlarla zaten mücadele ediyoruz.

OKTAY VURAL (İZMİR) – Biz “teröristleri” diyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Müsaade ederseniz, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay, iki dakika süre veriyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – PKK hendek kazarken neredeydiniz Sayın Bakan?

BAŞKAN - Lütfen sayın milletvekilleri, konuşmacının insicamını bozmayalım.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Görmediniz mi? Hiç mi görmedin?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen.

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak millet bekasını oya tahvil etmeyiz, böyle de bir kaygımız yoktur. Önce bunu bileceksiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Oy sizin olsun.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Şimdi, Sayın Bostancı, şu elimde tuttuğum tutanak, 14 Şubat 2014 tarihli yani tam iki yılı az geçen süre içerisindeki bir tutanaktır ve bu kürsüden dile getirilmiştir, kısa bir pasaj okumak istiyorum size: “Madde 3” diyorum, AKP’nin oluşturduğu paralel yapıları sayarken -14 Şubat 2014- “Üçüncü paralel yapıya geliyorum; KCK var, KCK. KCK, geleceğimizi ve yakın geleceğimizi tehdit eden en önemli paralel yapılanmadır. Bunu görmediğimizi mi zannediyorsunuz, yoksa siz görmüyor musunuz? Bunun baş sorumlusu AKP’dir. PKK-AKP iş birliğiyle, 2005'ten bu yana, Oslo görüşmeleriyle -MİT'i de kullanarak- KCK yapılanmasıyla ülkemizin bazı bölgelerinde paralel yapılanma oluşturuldu. Bu MİT Hakan Fidan hadisesinde ve KCK operasyonlarından sonra Adalet Bakanı…” Bozdağ’ın konuşmalarını yeri geldiğinde ifade ederiz. Efendim, “KCK’ya sızmış bir MİT elemanı var.” Ben de dedim ki: “Bin KCK’lı, MİT’e sızmış.” Saptırmayın. “KCK'yı kim yönetiyor? Abdullah Öcalan. Öcalan'ın KCK'yı İmralı'dan yönettiğini yargının tespit etmesinden korkuyorsunuz.” diyoruz ve “Bu korkunuzda haklısınız, beraber yürüdünüz, kol kolasınız; yarın, KCK, PKK’dan hançeri yediğinizde dert yanacaksınız, ‘Ne istediniz de vermedik?’ diyeceksiniz.” dedik ve dediklerimiz de aynen çıkmıştır. Çözüm süreci belası, ülkeyi yangın yerine çevirdi, bunu artık görmeniz lazım. (MHP sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Demirel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel’e söz verdim Sayın Özel, lütfen…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, Sur’dakini bakanlar görmemiş mi? Nasıl olmuş o hendekler?

BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Bostancı konuşurken partimizin ismini de anarak HDP’nin çözüm sürecindeki durumuna ve halktan nasıl oy aldığına dair sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun.

Size de iki dakika süre veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ahmet Yıldırım konuşacak.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sadece isminizi zikrettim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

19.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, sayın grup başkan vekilinin, her çıktığında, bütün muhalefet partilerini topyekûn eleştirmeksizin oturduğu çok az konuşması vardır. Bakın, Sayın Bostancı -hani ben samimiyetinize inanırım ama bu samimiyetinizi daha fazla açığa çıkarabilmeniz için- dün ben bu kürsüdeyken şu Meclisin onurunu, gururunu inciten ve şurada oturan vekilinizin gırla hakaretine dair bir cümleniz olmadı.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sen Cumhurbaşkanına iftira ettin.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Geleceğim. Ya, bir dakika arkadaşım, bir dakika. Geleceğim.

BAŞKAN – Sayın Koacabıyık, lütfen…

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Bütün söylediklerim aynen geçerli.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bakın, Naci Hocam, bütün tahriklerine rağmen aynı üslupla cevap vermedim. Bu kürsüde sonuna kadar eleştiri hakkımızı kullanacağız ama bugüne kadar hiç kimseye hakaret etmedim, bütün edilen hakaretlere rağmen asla hakareti öncelemedik.

Bakın, bağlamından koparılarak konuşmalarımız… Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak burada, bu ülkede yapılmış en büyük kamu kampüsünün bütçesinin kaynağını sormaktan daha evla ne olabilir? Ama, arkadaşınız sataşarak “Tapusunu almadı.” diyor. Ya, böyle bir şeyi iddia eden mi oldu? Cumhurbaşkanına dair -bakın, önümde kayıtlar var, dünkü konuşmaları çıkardım- Allah aşkına, söylediğim her şey “Bakın, eğer oradan girerseniz ben de bu iddiaları dile getiririm.” dedim. Cumhurbaşkanı ne diyor? Kalkmış, hakkımızda dava açacağını söylüyor, mübarek olsun ama dava açacağı cümleler içerisinde ne kadar kendisinin davalık duruma tekabül eden cümleler kullandığını unutuyor.

Bu nedenle, herkesin övmesinden korkun, herkes övmesin sizi, hatta çok övülürseniz, emin olun, itiraz etmeniz gereken bir durumdur bu durum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Eleştirilere, hele hele yapıcı eleştirilere lütfen biraz olgunlukla karşılık verin. Her şeyde övülmek zorunda değilsiniz, böyle bir beklentiniz olmasın sizin. Dünkü konuşmalarımda hep “bu iddialar” dedim ama bağlamından koparılarak iş nerelere getirildi? Hâlâ anlamamış, hâlâ konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, süreniz dolmuştur.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ben hiçbir şekilde “Bu böyledir.” demedim, hep iddialardan söz ettim. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sana cevabını vereceğim.

BAŞKAN – Sayın Özel…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, Sayın Özel’e söz vereyim, sonra…

Aynı gerekçeyle herhâlde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, tabii efendim.

BAŞKAN – Buyurun, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, dün Genel Başkanımızın da takdirlerini ifade ettiği gibi, Naci Bostancı iktidar olma sorumluluğunu muhalefete muhalefet etmekle değiştirmeyi, bununla da grubunu savunduğunu düşünen yeni bir üslup geliştirdi. Biz onu ilgiyle ama Türkiye açısından ve demokrasi açısından kaygıyla takip ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi nereden ve kimden gelirse gelsin terörü, terör örgütlerini kınar ve terörü bir insanlık suçu olarak ifade eder, bunu her zaman söyledik. Çözüm süreci dediğiniz süreçte size sadece şunu söyledik: Doğru yapmıyorsunuz, şeffaf olun, bu Meclis çatısı altında ne görüşüyorsanız görüşün, Hükûmet odaklı bir müzakereyi değil Meclisteki dört partinin eşit olarak bilgilendirildiği bir süreci götürün, gizli ajandanız, veremeyeceğiniz hesabınız, tutamayacağınız sözleriniz olmasın dedik. Bugün bu noktaya gelme sebebiniz tam da olmasın dediğimiz gizli ajandadan, tutulamayacak sözlerden, verilemeyecek hesaptan kaynaklanmaktadır. Biz silahı eline alan kimsenin fikrinin ciddiye alınabilecek bir şey olmadığını söylüyoruz. Silahlar bir kenara bırakılacak, oturulacak bu Meclis çatısı altında meşru temsilciler kanalıyla görüşülecek, bu ülkede akan kanın durması için herkes yapması gerekeni yapacak ama önce ülkenin birliği, bütünlüğü ve silaha ve şiddete mesafe koymak.

Siz dönüyorsunuz herkesin pozisyonunu tarif ediyorsunuz, bir tek kendi pozisyonunuzu tarif etmiyorsunuz. Sizin partilerin pozisyonlarını tarif ederkenki cesaretinizden biz de biraz cesaret alarak sizin pozisyonunuzu da şöyle görüyoruz: Kendinden emin, oldukça pişkin, kandırılmaya fevkalade müsait.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Hakaret ediyorsun açık açık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çık cevap ver hakaretse, çık cevap ver, hakaret görse söyler herhâlde. Aynen öylesiniz, başınıza gelene bak, hâlâ daha savunuyorsun.

BAŞKAN – Yalnız sayın milletvekilleri, birbirimizle ilgili ifadeler kullanırken lütfen temiz bir dil kullanalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok, Naci Bostancı’nın şahsıyla ilgili değil, AKP’nin genel siyasi tavrıyla ilgili söyledim “pişkin” kelimesini, sakın Naci Bostancı için söylediğimi düşünmesin. Buyurun cevap verin.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Cevap vermeye gerek yok, o ifadeye bir cevap vermeye bile gerek yok.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son söz Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’a aittir.

Süreniz on altı dakikadır.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, bugün -Meclis Başkan Vekilimizin de memleketi olan- Adıyaman Belediyespor Hentbol Takımı bir kaza geçirmiştir, Başkanın şahsında geçmiş olsun diyorum, ölenlere rahmet diliyorum.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin nasıl bir yapı içerisinde olduğunu tarif etme süreci tartışılabilir ama deminki polemiklerden hareketle birkaç kelime edip gündemime geçmek istiyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi, Meclisin mehabetine ve yüce Meclisin ciddiyetine binaen, Plan Bütçe görüşmelerinin başından bu tarafa, gerek Plan Bütçe üyelerimiz gerekse diğer milletvekillerimiz başta olmak üzere çok ciddi bir emek sarf etmekte. Özellikle de bugünkü ve dünkü görüşmelerde, her bir konuşmacımız âdeta bir akademisyen titizliğiyle çalışmalarına tarihe düşecekleri kayıtlar adına ciddiyetle eğilmekte ve bu konuda görüşlerimizi beyan etmekte. Muhalefetteki sataşmalar ve polemikler elbette ki Meclisin doğasında var ama Plan ve Bütçe görüşmeleri ve bugünkü görüşmeler özelinde tartışmaların bu denli reaksiyona dönüşüyor olmasını da doğrusu grup olarak hoş bulmuyoruz.

Bugün, benim çalışma ve konuşma alanım olan Diyanet İşleri, RTÜK ve İnsan Hakları Kurumuyla ilgili görüş ve düşüncelerimi saygılarımla arz etmek ve paylaşmak istiyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı, cumhuriyetin kuruluşuyla beraber, temel ilke ve prensipler doğrultusunda, bütün siyasi görüşleri bir kenara bırakarak, temel öğretilerin İslam ahlakını referans alan anlayışıyla kurulmuş ve ibadet yerlerinden toplumun temel değerlerine, kültür aktarımına katkı olacak ilkeleri benimseyen bir yaklaşım ortaya koymuştur.

Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde kurucu irade çok önemli bir tecrübeye sahipti. Özellikle, Osmanlı’nın son dönemlerini yaşayarak, süzülerek uygulamayla tecrübe ettikleri için, imparatorluğun dramatik bir şekilde çöküşünün arkasındaki yabancı kaynaklı, daha doğrusu dönüştürülmüş din anlayışıyla dinin âdeta manipüle edildiği anlayışını da gördüğü için, 3 Mart 1924 tarihinde, yerli ve millî anlamda evrensel nasları hesaba kattığı için Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Aynı zamanda, Diyanet İşleri Başkanlığını tarafsız olması gerekçesiyle tıpkı Genelkurmay Başkanlığı gibi Cumhurbaşkanlığına bağlamıştır. Bundan önceki süreçte Diyanet İşleri Başkanlığı Şer'iye ve Evkaf Vekâleti olarak, hükûmetin bir kabinesi olarak değerlendiriliyordu, bu, dinin siyasallaşmasının önüne geçmek adına ufuklu bir şekilde direkt Cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır. Bu süreç daha sonraki uygulamalarda günümüz hâlini almıştır.

Bütün milleti kucaklaşması için kabineden ayrılan bu Diyanet İşleri Başkanlığının kurucu unsuru olarak o dönemde millî mücadelenin de temel aktörü olan Elmalılı Hamdi Yazır, Ahmet Hamdi Akseki, Şemsettin Günaltay, Mehmet Akif Ersoy, Ömer Nasuhi Bilmen, Hasan Basri Çantay, Mehmet Rifat Börekçi gibi şahsiyetler tarafından halkımızın iman, ibadet, ahlak ve şahsiyetinin gelişmesi için askere din dersleri, köylüye din dersleri, hadis tercümeleri gibi çok önemli yayınlar yapmışlardır. Bu yayınların esası, karakterli bir din anlayışını inşa etmekti ve İslam kimliğini karakterli, yerli bir çizgi üzerinden devam ettirmekti.

Bu süreç, zaman içerisinde değişik siyasal yapılar ve ülkenin geçirdiği kaoslar içerisinde dinin siyasete alet edilmesini doğurdu ve cumhuriyet ruhunda var olan, aydınlanmış Türk Rönesans’ı olarak ortaya çıkan anlayış zaman içerisinde yeraltı faaliyetlere gidebilecek birtakım tutum aldı. Tabii, bunun sebepleri uzundur yani toplumun yaşam tarzına müdahalenin gerekçesi olarak. Bu yeraltı faaliyetleri, dinin siyasallaşmasının da âdeta arka bahçesini aldı. Bu süreçte İslam’ı referans aldığını söyleyen birtakım siyasal akımlar, yersiz yurtsuz, kimliksiz ve yalnızca imaja dayalı görüntülerden ibaret olan muhafazakârlık anlayışını bir şekliyle devlet kurumlarına sirayet ettirdi. Bu sirayet etme süreci maalesef yer yer Diyanette de kendisini gösterebilmiş ama Diyanetin bu sürece alet olmaması bizim yegâne beklentimizdir. Diyanetin alet olmasının arka planında birtakım zorunlu uygulamalar, âdeta iktidarın uygulamalarına meşruiyet alanı oluşturma gibi uygulamaların olduğu görülse de, biz Diyanet gibi yüce bir kurumu, onun çalışanları şahsında siyasetin üstünde gören bir anlayış olarak kendimizi ifade etmek istiyoruz.

Özellikle, Hazreti Peygamberimiz’in ifade ettiği “Din güzel ahlaktır.” düsturuna uygun tasavvurun inşa edilmesi noktasında Diyanetin yaşam pratikleri üzerinde sağlıklı bir toplum inşa etme sürecine katkıda bulunmak gibi bir mecburiyeti olduğunu yeniden hatırlatmak istiyoruz. Bu konuda siyaseten birtakım unsurlarda da çok dışarıda kalması ve görüş beyan etmemesini de üzüntüyle karşılıyoruz. Yani, Allah’ın ayetlerini “Bakara makarayla salladım.” ifadesini kullananlar ya da kendi yakınlarına yardım etmeyi “Allah emrediyor da ondan yapıyorum.” diyerek Nahl Suresine referans yapan ve onun gerekçesiyle yaptığı torpili ayet üzerinden referans almaya kalkanlar veyahut “Rahmetim gazabımı aştı.” mealini ayetikerimesine atfen kullanan siyasal aktörlere karşı da “Ya, bu kadar yapmayın. Allah’ın ayetlerini referans alırken siyasetinize malzeme yapmayın; bu, dinle örtüşmez.” uyarılarını da Diyanet kurumunun yapmasını bekleriz.

İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili toplumun aydınlatılmasındaki misyonu bugüne kadar sunduğu hizmetleriyle Türk milletinin saygıdeğer bir yere onu getirmesine neden olmuştur. Ama bu süreçte yöneticileri ve görevliler arasındaki sevgi ve saygıya dayalı ve olması gereken samimi ilişkiler çok yönlü tesis edilmelidir. Özellikle sendikal faaliyetler her kurumumuzda siyasetin bir şekliyle arka bahçesi gibi çalışmakta ama en azından Diyanette buna müsaade edilmemeli. Bazı sendikalara üye olup olmadıklarına göre atamaların yapılması Diyanet kurumunda da çok üzücü bir tutumdur. Bu konuda liyakati esas alan ve Diyanet çalışanları içerisindeki o büyük aile içerisinde sendikal faaliyetlerle din adamlarının birbirlerini ötekileştirmesi ve kamplaşması bu kuruma hiç yakışmamaktadır.

Özellikle, hutbeler özelinde, siyasal program ile hutbenin bazı konularda paralel olması düşündürücüdür. Yani, evet, toplumsal sorunlara duyarsız kalınmaz. Diyanet, bunları hutbelerle toplumu bilinçlendirmek için yapabilir ama bunun ne hikmetse seçimler öncesi bir program gibi yapılabilmesi ya da yapılıyor gözükmesi üzüntü verici. Bu konuda Diyanetin daha dikkatli olması gerekmektedir. Bu tutum, davranışları, din adamlarının güvenini -yapılan bir ankette- aşağı doğru çekmekte. Maalesef, yapılan bir araştırmada, bugün, diğer meslek gerisinde kalarak yüzde 43 gibi bir orana indirgendiğini hüzünle karşılıyoruz.

Öte yandan, Diyanet İşlerinin görevleri arasında camilerimizin mimarisi ve camilerin bir cem yeri olduğu gerçeğinden hareketle toplumla bütünleşecek bir kompozisyonla, programla, projeyle bütünleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Genelde şehrin mimarisi ve şehrin estetiği hesaplanarak yüksek mimariler, binalar arasında, minareleri küçük, henüz cami olup olmadığı belli olmayan bir tarz mimari var. Mimarinin de önemli bir kültürel tercih olduğunu hatırlatıyor ve bu konuda örnekleri için tarihî köklerimizden gelen üslubu araştırmasını tavsiye ediyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığında mutlaka bir evrensel vizyon olmalıdır çünkü Türkiye’de bu kurumu temsil eden yegâne kurumdur ve İslam dünyasına da Türk dünyasına da baktığımızda bugünkü oturulan makam özellikle insanlığa İslam’ın mesajı noktasında en çok itibar görecek bir kurumdur. İslamofobiyanın hâkim olduğu ve Batı’nın İslam’ı ötekileştirerek âdeta “İslami terör” kavramı gibi bir kavramı, terör ile Müslümanlığı bütünleştirici birtakım faaliyetleri Batı kamuoyunda bir hâl almaya başladığı dönemde evrensel bir vizyonla biraz daha başını yukarıya kaldırarak Diyanet İşlerinin İslamofobiya karşısındaki yapacağı tedbir ve çalışmaları da bu kapsamda düşünüyoruz.

Din hizmetleri yürüten din adamlarımızın özlük haklarıyla ilgili beklentileri var. Bu konuda elbette ki dinî ibadetlerini yerine getirirler, sabah şafak sökerken başlarlar, yatsı namazıyla, geceyle beraber mesailerini bitirirler. Onlar sadece namaz kıldırma memurları değillerdir, pek çok konuda din adamlarımız, imamlarımız, imam-hatiplerimiz mahallenin gönül elçileridir ve mahalleliyle bütünleşme noktasında önemli katkıları vardır. Bu insanlar mahallelinin bir düğünü olduğunda ona bir hediye götürmek durumundadır, doğumu olduğunda “hayırlı olsun” demelidir. Bu insanlar bu ödeneklerini nereden yapabiliyorlar, hiç düşünebiliyor muyuz? Biz camilerin sadece beş vakit namaz kıldırma memurlarıyla ve cami imamlarının da namaz kıldırma memuru olarak tanımlanmasına karşıyız. Oraların toplumun ve mahallelinin fonksiyonunu geliştirecek bir mekân hâline dönüştürülmesi noktasında, bu konudaki özlük haklarının, ek göstergelerinin, fakülte mezunları arasında mezun oldukları fakültelere göre değil “Dört yıllık fakülte mezunu olmaları yeterlidir.” şekliyle göstergelerinin düzenlenmesini bu konuda arz ediyor, talep ediyoruz.

Öte yandan, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve İnsan Hakları Kurumuyla alakalı, aslında iç içe geçmiş bu konularla ilgili birkaç söz etmemiz gerekirse, toplumun içerisinde bulunduğu bu sıkışmışlık, şehirleşme, modernleşme ikilemindeki kalabalıkların bir araya gelerek inşa ettiği şehirlerden medeniyetin çıkması için insan unsurunun ihmal edilmemesi lazım. İnsan unsurunun ihmal edilmemesi için de sadece şehirlerin dışının imar edilmesi yetmiyor; insanın gönlünü, fikrini, kişiliğini imar etmek ve onu bir rekonstrüksiyona tabi tutmak gerekiyor. Sadece şehirlerin, kentlerin imarından bahsederken gönüllerin ihyasından ve imarından sözde değil sahiden bahsetmek gerekiyor. Pekâlâ bu konuda yalnızlaşan ve sadece dört duvar arasındaki TOKİ bloklarına sıkışan bu insanların tek eğlencelerinin akşamki izledikleri televizyon olduğu gerçeğini veya ellerindeki oyuncak olan modernitenin ürünü sosyal medya olduğu gerçeğini görürsek, televizyonun denetlenmesi, olumlu hâlde kullanılabilmesi noktasındaki tavsiyelerin getirilebilmesi noktasında RTÜK ne yapıyor acaba sorularını soruyoruz. Popüler kültürün bir parçası hâline gelen ve aile kurumunun tartışılmaya açıldığı birtakım programların ayyuka çıktığı bir ortamda sadece evlilik programlarını izlemekle mi yetiniyor acaba? Veyahut da sadece cezalarını, siyasal anlamda beklentilerini aştığı için ya da siyaseten birtakım konulara girdiği için ceza verirken acaba kültür ve şov programlarının şehit cenazeleri gelirken hâlâ devam edebiliyor olmasını uyarabiliyor mu ya da yerli ve millîlik adına söylem geliştirip uygulamada neoliberal politikalarla toplumu bir hâle getiren muhafazakâr anlayışın acaba bu kanallara ve uygulamalara yerlilik ve millîlik adına verilebilecek birtakım tavsiyeleri yok mu? Hepimizin oturup akşamları evinde çocuklarıyla televizyon izlerken, izledikleri programa baktığımızda, sadece reel politik zemindeki gerçeklikten kaçmak için tarihin arka odasına sığındığımızı ve tarihin arka planındaki metinlerden, televizyon dizilerinden bugünlere siyasal mesajlar veren içeriklerle tarihi anlamaya, oradan şuurlanmaya kalktığımızı düşünüyoruz. Bir aile olarak oturup evimizde kitap okur gibi, kitap okuma kültürüyle programlar izleyebiliyor muyuz?

İnsan Hakları Kurumu, RTÜK ve Diyanet, aslında birbirini tamamlayan ve birbirinin mündemici olan anlayışa sahiptirler ve bunların da tepesindeki siyasi irade; aslında siyasi iradenin programını uygulama noktasında bir şekliyle gerilim ve çelişki yaşama potansiyeli de en yüksek olan kurumlardır. İşte burada, sözüm Meclisten dışarı “At sahibine göre kişner.” diye bir atasözümüz var. Biz gerçekten bu kurumların Türk milletinin geleceği, ailemizin, çocuklarımızın geleceği noktasında çok önemli olduklarının idrakindeyiz ve bu kurumların yaptığı çalışmalar konusunda kafa yorulması gerektiğini… Elbette ki ihalelerin takip edilmesi, yeni yolların, köprülerin yapılması, elbette ki şehirlerin büyütülmesi hepimizin görevidir ama şehirleri büyütürken insanları küçültmemiz, insanlığı küçültmemiz, ahlak erozyonuna maruz bırakmamız bu neoliberal politikaların sonucu olarak ortaya çıkmıştır ve bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin acaba gerçekten muhafazakâr mı yoksa muhafazakâr mutfağından beslenen, ne olduğunu tanımlayamayan bir yapı mı olduğu doktora tezlerine konu olmuştur, üzerine onlarca, yüzlerce makaleler yazılmıştır. Bu konuda yazılan çizilenler hususunda ihtiyaç duyulursa MHP Grubu size, Adalet ve Kalkınma Grubu adına ya da partisi adına yapılmış olan yayınları ve kitapları vererek ne olduğunuzun bilimsel olarak da aynasını tutmaya hazırdır.

Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra, büyük Türk milletinin mensubu olmak, büyük Türk milleti ailesinin değerlerini yaşatmak ve yarınlar adına muhafaza etmek adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu, en ciddi ve en hassas çalışmalarıyla her zaman bu çalışmalara katkı verecek ve iktidarı yapmış olduğu çalışmalarla sıklıkla denetleyerek millete şikâyet etmenin ötesinde, yapılması gereken samimi uygulamaları da tarif edecekler size. Yarın bununla ilgili MHP Grubundan yeni konuşmalar dinleyeceksiniz. Lütfen, bunları not edin ve bunlardan sonuç çıkararak işe yarayacak, millet menfaatine olduğunu, olacağını, olma ihtimalini düşündüğünüz, ki bize göre hepsi öyle, bunlar noktasında ufku biraz açalım ve bu konuda müsademeyi efkârdan barikayı hakikatin doğacağını unutmayarak, bu tahammül kültürünün oluşması ve özellikle bütçe görüşmelerindeki ciddiyeti bir akademik titizlikle konuşmaya ve dinlemeye davet ediyorum.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ersoy.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi, şahıslar adına lehte olmak kaydıyla ilk söz, Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan’a aittir.

Buyurun Sayın Ceylan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NEVZAT CEYLAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2016 yılına ait bütçesi üzerinde lehte söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın hayırlı olmasını diliyorum. Bu vesileyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin siz değerli üyelerine bundan sonraki yoğun ve yorucu çalışmalarınız için başarılar diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçe teklifi hakkındaki değerlendirmelere geçmeden önce önemli gördüğüm bazı faaliyet ve projelerden bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 26’ncı Yasama Dönemine yoğun bir çalışma temposuyla başlayan ve ülkemizin demokratikleşmesi, özgürleşmesi, kalkınması ve insanımızın refah içerisinde yaşaması için gece gündüz demeden çalışan Meclisimiz üzerine düşen tarihî sorumluluğu yerine getirmenin gayreti içerisindedir. Hepinizin de bildiği üzere ülkemizin yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır. Özgür, sivil, demokratik ve günümüz Türkiye’sine yakışır yeni bir anayasa milletimizin beklentisindedir. Bu beklenti içerisinde Meclisin bu dönem yürütmeye çalışacağı en önemli çalışmalardan birisi şüphesiz ki anayasa konusu olacaktır.

Diğer bir konu da Meclis İç Tüzüğü’dür. Bilindiği üzere yasama ve denetim faaliyetlerinin daha etkin gerçekleşmesini sağlamak gayesiyle, Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin katılımıyla İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu kurulmuş, bir süre çalışarak önemli mesafeler alınmıştı. Yeni dönemde bu konunun da çözümleneceğini ümit ediyorum. İnanıyorum ki Meclisimiz demokratik uzlaşma kanallarını kullanarak bu konuyu da çözecektir.

Değerli milletvekilleri, dünyada diplomasi, yürütme organının yanı sıra parlamentoların, uluslararası teşkilatların ve hatta sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı çok aktörlü bir alana dönüşmüştür. Ülkeler arası ilişkilerin gelişmesinde parlamenter diplomasinin rolünün her geçen gün arttığının farkında olarak ikili ve çok taraflı ilişkilerimizin güçlendirilmesine katkıda bulunmak amacıyla Meclis, diğer ülkelerin parlamentoları ve uluslararası kuruluşlarla yoğun faaliyetine de devam etmektedir.

Sayın milletvekilleri, dünyada teknolojik gelişim, bilgiye ve enformasyona erişim imkânları gelişmiştir. Mobil iletişim teknolojileri aracılığıyla veri ve enformasyon erişiminin zaman ve mekândan bağımsız hâle gelmesi, ilişkilerin bir bölümünün iletişim ve bilgisayar ağlarının üzerinden yürütülebilmesine imkân sağlamıştır. Bu doğrultuda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Mobil Uygulaması, Yönetim Bilgi Sistemi, Sağlık Harcamaları Bilgi Sistemi, Tutanak Fihristi Projesi, Kütüphane Bilgi Sistemi, Meclis İnternet Sayfasının Vatandaş Önerilerine Alınması Projesi, Komisyon Portali, Anayasa Portali, Kütüphane Ziyaret Uygulaması ve benzeri birçok uygulama geliştirilerek kullanıma sunulmuştur. Ayrıca, Meclisimiz geçen yıl kültür ve sanat alanlarında da birçok faaliyeti gerçekleştirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bir taraftan demokrasimizin kalbi olan Meclisimizin fiziki ve teknik altyapısı güçlendirilirken diğer taraftan da bu yüce kurumda görev yapmakta olan personelin birikim ve donanımlarını artırmak için sürekli çaba gösterilmektedir. Sunulan hizmetlerde çevreye duyarlılık ve kaynakların etkin kullanılmasına özen gösterilmekte ve bunun sonucunda Kalite Yönetim Sistemi, Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi, Çevre Yönetim Sistemi ve Enerji Verimliliği Yönetim Sistemi gibi uluslararası standartlar uygulanmaktadır.

İdari teşkilat tarafından yürütülen çalışmalar, pek çok kuruma ve Parlamentoya örnek olmuş, Türkiye Kalite Derneği tarafından verilen Avrupa Kalite Yönetim Vakfının Mükemmellikte Kararlılık Ödülü başta olmak üzere çeşitli ödüllere layık görülmüştür.

Meclis Başkanlığı, gelecek kuşakların yaşayacağı çevreyi ve ihtiyaç duyacakları doğal kaynakları düşünerek hareket etmeyi, çevre duyarlılığı ve sürdürülebilir çevre koruma konularında kamu kurumlarıyla topluma örnek olmayı kurumsal bir sorumluluk olarak görmektedir.

Değerli milletvekilleri, yeni bütçe döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin teknolojik imkânları en iyi şekilde kullanılarak daha etkin, daha verimli ve daha hızlı hizmet verilecektir.

Sözlerime son verirken kurumlarımızın 2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, bu kutsal çatı altında birlikte çalıştığımız Başkanlık Divanı üyesi arkadaşlarımız ile başta siyasi partilerin grup başkanları ve başkan vekillerine, komisyon başkanları ve üyelerine, tüm milletvekillerine, başta Genel Sekreter olmak üzere, tüm idari teşkilat mensuplarına teşekkür ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ceylan.

Şimdi söz sırası Hükûmette.

Hükûmetin de süresi seksen dakikadır. Bu seksen dakikayı 2 Başbakan Yardımcımız kullanacaktır.

İlk söz, Başbakan Yardımcısı Sayın Lütfi Elvan’a aittir.

Sayın Elvan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz kırk dakikadır.

Lütfen konuşmanızı kırk dakikalık süreye göre ayarlayın.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Elvan, size bayağı ilgi var!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İlgi birazdan artacak.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Evet, çok haklısınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlığın 2016 yılı bütçe kanun tasarısının görüşülmesi vesilesiyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Eski Başbakanlarımızdan Profesör Doktor Necmettin Erbakan’ı da rahmetle anıyorum.

Bugün burada Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye İnsan Hakları Kurumu ile Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansını temsilen konuşmamı yapacağım.

Türkiye, son on dört yılda her alanda çok büyük başarılara imza atmıştır. Ekonomiden demokratik hak ve özgürlüklere, eğitimden sağlığa, kamu yönetiminden sosyal politikalara kadar pek çok alanda çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. Kronik olarak bilinen ve yıllarca konuşulan, özellikle AK PARTİ hükûmetleri öncesi yıllarca konuşulan birçok mesele yine hükûmetlerimiz döneminde çözülmüştür.

AK PARTİ hükûmetleri, cumhuriyet tarihinde hiçbir partiye nasip olmamış bir kurumsal sürekliliğe, reform hafızasına ve tecrübesine sahiptir. Hükûmetimiz, bu engin ve sağlam tecrübeden hareketle Türkiye’nin 2023 hedeflerine doğru hızla ilerlemesini sağlamaktadır. Önümüzdeki dönemde de ülkemizi zenginleştiren, demokratik standartlarını yükselten, ülkemizin itibarını daha da artıran politikalarla daha güçlü bir Türkiye için milletimizden aldığımız yetkiyi yine milletimizin huzuru, saadeti ve refahına yönelik hizmetlerde kullanacağız. 64’üncü Hükûmet olarak, dünyanın ve ülkemizin değişen şartları ve 2023 vizyonumuz çerçevesinde kritik alanlarda yapacağımız reformlarla milletimizin bize verdiği emanete en güçlü şekilde sahip çıkacağız. Bugünün ihtiyaçlarına cevap vermenin ötesinde, geleceğin Türkiye’sini inşa etmek için çaba sarf edeceğiz. Reformlarımız sonucunda daha özgür, daha demokratik, daha rekabetçi ve insan odaklı bir anlayış içerisinde refahını yükselten ve daha adil bir gelir dağılımına sahip bir Türkiye’ye ulaşma idealini sürdüreceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 64’üncü Hükûmet Programı’nda açıkladığımız gibi, demokratikleşme ve adalet, eğitim, kamu yönetimi, kamu mali yönetimi ve reel ekonomide köklü dönüşüm ile öncelikli dönüşüm programları olmak üzere altı temel alanda reformlarımızı yoğunlaştıracağız. Hükûmetlerimiz döneminde en önemli reform alanlarından biri olarak görülen demokratikleşme konusunda Türkiye’nin kronikleşmiş pek çok meselesi milletimizin beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda çözümlenmiş, güçlü bir hukuk devleti olma yolunda önemli adımlar atılmıştır. Antidemokratik uygulamalar, hukuksuzluk, temel insan haklarına karşı işlenen cürümler, millî irade ve Meclisimizin üzerinde tesis edilen vesayetler ortadan kaldırılmıştır. Önümüzdeki dönemde de herkesin inandığı gibi yaşayabileceği, fikirlerini özgürce ifade edebileceği, refaha katkıda bulunduğu ve refahtan hak ettiği payı aldığı, emniyet ve huzur içerisinde yaşayan, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin esas alındığı bir toplum olma yolunda var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

Önemli reform alanlarımızdan bir tanesi de eğitim. İktidarlarımız döneminde eğitim alanındaki temel altyapı ve erişim sorunları önemli ölçüde çözülmüştür. Eğitim, insani kalkınma hedefimizin temelini oluşturmaktadır. Hükûmet olarak eğitimi uzun vadeli bir bakış açısıyla geleceğimize yatırım yapmak olarak kabul ediyor, insanımızın yaşam kalitesini yükselten, ülkemizin insan kaynağını çağdaş dünyayla rekabet edebilir donanıma kavuşturan ve hayat boyu süren bir süreç olarak görüyoruz.

Kamu yönetiminde de yine önemli düzenlemelerimiz ve yeni dönemde söz konusu olacak olan çalışmalarımız var. İyi işleyen, şeffaf ve hesap verme sorumluluğu olan kamu yönetimi, aynı zamanda ekonominin ve sivil toplumun da gelişimine öncülük eder. Önümüzdeki dönem her alanda olduğu gibi kamu yönetimi alanında da kalitenin ön plana çıktığı bir dönem olacaktır.

Kamu mali yönetimi de önemli alanlarımızdan biridir. Bu alanda da önemli reformları gerçekleştireceğiz. Bugüne kadar gerçekleştirilen yapısal reformlar ve güçlü düzenlemelerle bir yandan ekonominin kırılganlığı azaltılırken diğer yandan da piyasaların rekabetçi bir ortamda serbestçe işleyişi sağlanmıştır. Son on dört yılda mali disiplinin, güçlü büyüme performansının ve enflasyondaki düşüşün eş zamanlı olarak gerçekleştirilebileceği ortaya konulmuştur. Bu başarının devam ettirilebilmesi için kamu kaynaklarının kullanımında verimlilik ve etkinliğin artırılması ve mali disiplinin sağlanması zorunlu olan hususlardır. Bu çerçevede çok sayıda tedbir alınmış, ayrıca yapısal reformlar da aşamalı olarak uygulanmaya başlanmıştır.

Reel ekonomide köklü dönüşüm bir başka reform alanımız. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ekonomide hedefimiz güven ve istikrar olacaktır. Önümüzdeki yıllarda sağlayacağımız yüksek büyümenin öncüsü yine özel sektörümüz olacaktır. Hükûmet olarak özel sektörümüzün önünü açacak politikaları uygulamaya devam edeceğiz. Bunun için makroekonomik istikrarın yanında mal ve hizmet sektörlerinde verimlilik artışlarını getirecek, kalite ve rekabet gücünü artıracak reformlarımızı sürdüreceğiz. Her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da yeni bir döneme giriyoruz. Bu dönemde bir yandan makroekonomik istikrar ve kazanımlarımızı güçlendirirken diğer yandan da mikroekonomik ve sektörel dönüşümlere odaklanacağız. Son on dört yılda üst-orta gelir grubuna yükselttiğimiz ülkemizin, yüksek gelir grubu ülkeler arasına girmesi de temel hedeflerimiz arasında yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 Kasım seçimleri öncesi Hükûmetimiz, daha doğrusu AK PARTİ tarafından vatandaşlarımıza, milletimize vaatlerimiz söz konusu oldu. Bunları seçim meydanlarında vatandaşlarımızla, milletimizle paylaştık ve bunların her birini 1 Kasım seçimleri sonrası Hükûmetimiz kurulur kurulmaz, 10 Aralık tarihi itibarıyla, Sayın Başbakanımız açıkladı ve bir takvim programı çerçevesinde açıkladı. Bir yıl içerisinde gerçekleştireceğimiz vaatlerimizi ve reformlarımızı teker teker ortaya koydu. Aslında biz şunu söylemek istedik, dedik ki: “Evet, biz milletimize sözümüzü verdik, ne vadetmişsek, neyi söylemişsek sonuna kadar arkasındayız ve o vaatlerimizi teker teker hem de üç aylık kısa bir süre içerisinde gerçekleştireceğiz.” Ve neticede, 21 Aralık itibarıyla eylem planımız yürürlüğe girdi. Aşağı yukarı iki aylık süre içerisinde, seçim mahallinde vermiş olduğumuz vaatlerin yüzde 82’sini şu an itibarıyla tamamlamış durumdayız. Evet, iki aylık süre içerisinde vaatlerimizin yüzde 82’sini tamamladık ve bu ay sonu itibarıyla, daha doğrusu mart ayı sonu itibarıyla kalan yüzde 18’lik kısmını da tamamlayacağız ve üç aylık süre içerisinde, söz vermiş olduğumuz ne varsa hepsini yerine getirmiş olacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Diğer bir alan ise reformlarımız. Evet, aslında yapacağımız reformlar dört yıllık bir süreci kapsıyor ancak bir yılda gerçekleştireceğimiz reformları biz eylem planımıza koyduk. Üç ayda, altı ayda ve bir yıllık süreçte hangi reformları gerçekleştireceğiz, hangi eylemlerimiz söz konusu olacak bunları teker teker kamuoyuyla paylaştık.

Biz kendimize güveniyoruz. Biz, neyin sözünü vermişsek her birini teker teker gerçekleştireceğiz. Üç aylık program kapsamında 20 eylemimiz bulunuyor, yine reform çerçevesinde yer alan 20 husus. Bunların 10 adedini bugün itibarıyla yine gerçekleştirmiş durumdayız. İnşallah, mart sonu itibarıyla bu reformlarımızın da tamamını gerçekleştirmiş olacağız.

Değerli arkadaşlar, yine bildiğiniz gibi, Hükûmetimizin hemen kurulmasından sonra, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, yatırım ortamının iyileştirilmesinden ve reformlardan sorumlu bir başbakan yardımcılığı oluşturuldu ve bu görev bana Sayın Başbakanımız tarafından verildi, bu çerçevede de çalışmalarımızı yoğun bir şekilde yürütüyoruz. İlk iş olarak Reformların Koordinasyonu ve İzlenmesi Kurulunu oluşturduk. 9 bakanımızın yer aldığı bu Kurul, bugüne kadar tam 9 kez toplanmıştır ve -özellikle Meclisimize sevk etmiş olduğumuz kanun tasarıları da dâhil- çok sayıda kanun tasarısı üzerinde yoğun bir çaba ve çalışma sarf etmektedir.

Müsaade ederseniz, bu üç aylık program kapsamında gerçekleştirmiş olduğumuz reformlara ve hangi amaca yönelik olarak biz bu reformları gerçekleştirmek istiyoruz, bu konulara kısa da olsa değinmek istiyorum. En önemli alanlarımızdan bir tanesi, biliyorsunuz, imalat sanayi. Buradaki temel hedeflerimizden bir tanesi, özellikle gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki imalat sanayisinin payını daha da artırmak, daha da yükseltmek ki özellikle katma değeri yüksek ürünlerin ihracatını artırarak gerçekten Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasını sağlamak. Tabii, bu çerçevede özellikle sanayi işletmelerimizin rekabet gücünün artırılması, maliyetlerinin düşürülmesi ve üretim eksenli bir politika benimsenmesi temel amaçlarımız arasında yer alıyor. İşte, bu anlayış içeresinde, şu anda üretimi artırmaya yönelik üretim eksenli bir kanun tasarısını Hükûmetimiz hazırlıyor, önümüzdeki günlerde bunu sizlerin huzuruna getireceğiz.

Yine, özellikle sanayimiz açısından, yatırımcılarımız açısından, işletmecilerimiz açısından son derece önem arz eden bir başka önemli husus da kalkınma bankacılığı konusu. Özellikle yatırımın teşviki ve proje bazında finansman sağlayan mekanizmaların oluşturulması için biz kalkınma bankacılığına çok önem veriyoruz, Kalkınma Bankasını bu çerçevede yeniden yapılandıracağız ve özellikle yatırımcılarımızın önünü açabilecek bir finansman mekanizmasına inşallah dönüştüreceğiz.

Diğer taraftan, özellikle yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik önemli düzenlemelerimiz olacak. İnşallah önümüzdeki günlerde yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik bir paketi sizlerin huzuruna getireceğiz ve bu kapsamda şirket kurma, şirketlerin tasfiyesi, karar alma süreçlerinin hızlandırılması, özellikle arsa maliyetlerinin düşürülmesi, yatırım ortamının daha da iyileştirilmesine yönelik düzenlemelerimiz olacak. Bu düzenlemeleri de sizlerle paylaşacağız.

Yine, üç aylık reform programımız kapsamında bulunan ve sanayi işletmelerimiz için önem arz eden bir düzenlemeyi gerçekleştirdik. Nedir bu diyecek olursanız, özellikle sanayi işletmelerinin makine ve teçhizat için kullandıkları kredilerden alınan yüzde 5’lik banka ve sigorta muameleleri vergisini, yine bildiğiniz gibi, sizlerin de onayıyla kaldırdık. Bundan sonraki süreçte, elbette hem yatırım ortamının iyileştirilmesi hem de sanayimizin daha da güçlenmesi, katma değeri yüksek ürünlerin üretimine yönelik düzenlemeleri sizlerin huzuruna getireceğiz.

Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik bir başka düzenleme daha yaptık, o da geçmişte müsteşarlar düzeyinde olan kurul üyeleri, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Kurul üyeleri bakanlar düzeyine çekildi ve bu kurulda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı, TÜSİAD Başkanı, MÜSİAD Başkanı, DEİG Başkanı, TİM Başkanı ve YASED Başkanı da kurul üyesi olarak yer aldı. Bu çerçevede, biz, bir taraftan kamu diğer taraftan özel kesim bir araya gelip yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik önemli kararlar alacağız ve sizlerin huzuruna getireceğiz.

Bir başka önemli düzenleme, İstanbul Tahkim Merkezinin faaliyete geçmesi. Yine, bu iki aylık program çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz bir başka eylem. Özellikle işletmelerimiz, tahkim için Londra’ya, birçok ülkenin başkentine gitmek zorunda kalıyorlardı. Tahkim, bir anlamda işletmelerimiz için yurt dışında gitmek zorunluluğunu gerektiriyordu ancak İstanbul Tahkim Merkezini kurduktan sonra -ki, faaliyete geçti- artık kamu kurumlarımız, işletmelerimiz, yatırımcılarımız yurt dışına gitmeden İstanbul Tahkim Merkezinde tahkimle ilgili problemleri için başvuruda bulunabilecekler ve tüm işlemleri İstanbul’da gerçekleştirebilecekler. Bu, sadece ülkemizde bulunan firmalara yönelik de değil, yurt dışında bulunan firmalar da İstanbul Tahkim Merkezine başvurabilecek. Nitekim, 18 Aralık 2015 tarihinde Dubai’de yerleşik bir şirketin ilk davasını İstanbul Tahkim Merkezi kabul etmiştir.

İhracatımız son derece önemli. On dört yıllık sürece baktığımızda, aşağı yukarı ihracatımızda 5 katlık bir artış olduğunu görüyoruz. Ancak bu ihracat rakamları bizler için elbette yeterli değil. Bizim hedefimiz çok daha büyük. Özellikle 2023 hedeflerini gerçekleştirme yönünde önemli adımlar atmamız gerekiyor. G20 zirvesinde alınan bir karar var, o karar da ticaretin kolaylaştırılmasına yönelik yapılan anlaşmanın ülkelerin, taraf olan ülkelerin parlamentolarında onaylanması. Evet, sizler de özellikle Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması’nı geçtiğimiz günlerde onayladınız. Bu anlaşmayla, özellikle ihracat sürelerinde ciddi azalmalar söz konusu olacak ve ihracat maliyetlerinde de yüzde 9 ile yüzde 23 arasında değişen yine düşüşler söz konusu olacak. Biz bu anlaşmayı çok önemsiyoruz, biz de tarafız, Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu anlaşmayı onayladı, şu ana kadar 69 ülke bu anlaşmayı onaylamış durumda.

Bir başka önemli alanımız, tasarrufların artırılması konusu, ki hem iktidarıyla hem de muhalefetiyle sık sık konuştuğumuz, tartıştığımız meselelerden bir tanesi. Aşağı yukarı yüzde 15’ler seviyesinde olan tasarruf oranımızı yüzde 20’lerin üzerine çıkarmak zorundayız. Dolayısıyla, tasarruf oranımızı artırmaya yönelik de bazı tedbirlerimiz var. Bunların başında, bireysel emeklilikte otomatik katılım sisteminin uygulamaya konulması, ki bununla ilgili pilot çalışmamızı tamamladık. Altı aylık süreçte tamamlanması gereken bir eylemimiz, ancak çalışmalarımızı bu aşamada önemli ölçüde tamamlamış durumdayız.

Diğer taraftan, yine bu iki aylık süreçte gerçekleştirdiğimiz tasarrufların artırılması için son derece önem arz eden iki husus var: Bunlardan bir tanesi konut hesabı uygulaması, diğeri ise çeyiz hesabı uygulaması. Konut hesabı uygulamasında, 15 bin liraya kadar, eğer herhangi bir vatandaşımız bankaya konut almak amacıyla bir hesap açtırır ve bankada belirli miktar bir para biriktirirse, bunun yüzde 20’sini devlet tarafından karşılayabileceğiz. Maksimum 15 bin liralık bir destek söz konusu olacak. Çeyiz hesabında da yine benzer yöntemle 5 bin liraya kadar devlet desteği verilebilecek ve bu şekilde, biz, özellikle tasarrufların artırılması konusunda önlemler almaya önümüzdeki günlerde de devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, yine reform programımız kapsamında olan ve çok önem arz ettiğimiz bir başka konu da çalışma hayatı ve iş gücü piyasalarına yönelik. Yine, bildiğiniz gibi, özellikle istihdam oluşturma alanında, Türkiye dünyanın en başarılı ülkeleri arasında yer almıştır. Son yedi yılda 7 milyon ilave istihdam sağlayan ender ülkelerden bir tanesidir. Avrupa Birliğinin 28 ülkesine baktığınızda, son yedi yılda 28 ülkenin bütününe, tüm nüfus olarak baktığınızda, bırakın ilave istihdam sağlamayı, 350 bin civarında istihdamda bir azalma olduğunu görüyoruz. Sadece geçen yıl -dün Sayın Başbakanımız da ifade etti- 1 milyon ilave istihdam sağladık. Dolayısıyla, istihdam alanında son derece başarılı bir performans sergiliyoruz, elbette bugüne kadar almış olduğumuz tedbirlerin bunda önemi oldukça yüksek.

Çalışma hayatı ve iş gücü piyasalarına yönelik, aslında gündeme getirmem gereken bazı hususlar var. Bunlardan bir tanesi işletmelerimizin rekabet gücünün artırılması, olmazsa olmazlarımız arasında yer alan bir husus. İkinci önemli husus, tabii ki işçilerimizin hakkının korunması yani güvenceli istihdamın sağlanması hususu. Üçüncü olarak da elbette istihdamı artırmak. İşte, çalışma hayatı ve iş gücü piyasalarına yönelik bu üç temel ilke çerçevesinde çalışmalarımızı gerçekleştirdik.

Türkiye'yi gelişmiş ülkeler ve OECD ülkeleriyle kıyasladığımızda, özellikle iş gücü piyasalarında oldukça katı bir yapısı olduğunu görüyoruz yani esnekliğin oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Özellikle kamuoyunda esnekliğin artırılmasının sanki işçilerimizin aleyhine bir gelişmeymiş gibi gösterilmesi de son derece anlamsız diye düşünüyorum. Çünkü, iş gücünde esneklik olarak getirilen düzenlemeler kayıt dışılığı azaltıcı, iş güvencesini artırıcı, hatta sendikalaşmayı artırıcı düzenlemelerdir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Doğru değil Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Bunu her bir ortamda, her bir platformda çok açık ve net olarak sizlerle tartışmaya hazırım.

MUSA ÇAM (İzmir) – Biz de hazırız.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Kiralık işçi işçi simsarlığı!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Kayıt dışılık konusunda ise şunu ifade edeyim: Bugüne kadar çok önemli başarılar elde ettik. Bakınız değerli arkadaşlar, 2002 yılında kayıt dışılık oranı yüzde 52,1’dir, bugün yani 2015 sonu itibarıyla kayıt dışılık oranı yüzde 32,6’dır.

ERHAN USTA (Samsun) – Bu çalışma kimin Sayın Bakan? Hollandalı bilim adamının çalışmasını söylüyorsunuz. Dejenerik bir çalışma. Türkiye'nin bir çalışması yok. Bir çalışmanız var mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Bu kayıt dışılık oranı önümüzdeki günlerde daha da düşecektir diye düşünüyorum.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – 6 milyon asgari ücretli!

MUSA ÇAM (İzmir) – Onu esnekleştirerek çözemezsiniz.

ERHAN USTA (Samsun) – Bir çalışmanız var mı Sayın Bakanım? Schneider’in çalışmasını söylüyorsunuz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Gelelim değerli arkadaşlar, yine Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuş olduğumuz esneklikle ilgili, çalışma hayatıyla ilgili yasa tasarısına. Bununla ilgili olarak şunu arz etmek istiyorum: Süreklilik arz etmeyen işlerde genellikle kayıt dışı çalışan vatandaşların kayıt altına alınarak sosyal güvenceli bir şekilde istihdam edilmeleri sağlanacaktır. Dönemsellik arz eden iş artışları hâlinde, en fazla dört ay süreyle, özel istihdam bürosu aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulabilecektir. Nedir bu?

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – 4+4 Sayın Bakan...

MUSA ÇAM (İzmir) – Tam bir kölelik, tam bir kölelik!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) –“Bu nedir?” diye soracaksınız, onu söyleyeceğim.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Dört ay değil Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Müsaade edin açıklayayım.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Dört ay değil, dört ay değil!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi düşünün değerli arkadaşlar, şekerleme imalathaneniz var ve bir bayram öncesi çok yoğun bir talep var. 50 işçi çalıştırıyorsunuz veya 20 işçi çalıştırıyorsunuz, hiç fark etmez. Bayram öncesi kısa süreli eleman çalıştırma zorunluluğumuz var. Şu anki çalışma sistemi nasıl? Şu anki çalışma sistemi şu: Bu işletmeler bu elemanları çalıştırıyorlar ama nasıl çalıştırıyorlar? Kayıt dışı çalıştırıyorlar. İşte bu özel istihdam büroları vasıtasıyla şu olacaktır: İki ay bile çalışsa özel istihdam büroları vasıtasıyla sigortalı olacaktır bu kişi, kayıt altına alınacaktır ve kayıt dışılığı azaltıcı, önemli bir unsur olarak ortaya çıkacaktır.

Diğer yandan, evde çalışma imkanı, tele çalışma imkânı, uzaktan çalışma imkânını da getiren bir düzenlemeyi sizlere sunduk.

Özellikle kadınlarımızın ve engellilerimizin kayıt altına alınması, bu tasarıyla gerçekleşecek olan hususların başında geliyor.

Yine, değerli arkadaşlar, kadınlarımızın iş gücüne katılımında önemli artışlar söz konusu olmuştur. Kadınlarımızın istihdamının teşvikine yönelik, biliyorsunuz, geçtiğimiz dönemlerde sigorta pirimi işveren paylarının ödenmesi gibi çok önemli düzenlemeler yaptık ve bunun sayesinde kadınlarımızın iş gücüne katılım oranında çok önemli bir artış gerçekleştirilmiştir. İşte yeni dönemde de sizlerin onayıyla, Mecliste, yine eylem planımız kapsamında yer alan bir başka düzenleme: Doğum nedeniyle ücretsiz izinde geçen süreler memuriyet kıdeminde değerlendirilecektir artık. Sizler bu düzenlemeye onay verdiniz.

Çalışan kadınların doğuma ilişkin izin ve haklarını yine bu yasa çerçevesinde güçlendiriyoruz. Doğuma bağlı olarak ilk çocukta iki ay, 2’nci çocukta dört ay, 3 ve daha fazla çocukta altı ay olmak üzere yarı zamanlı çalışacak ve tam ücret alacak. Ama çocuğu okula gidinceye kadar yarı zamanlı çalışma imkânı getiriyoruz. Düşünün bir devlet memuru, herhangi bir bakanlıkta çalışan devlet memuru. Bugün bu devlet memuru kadınımızı yarı zamanlı çalıştırabiliyor musunuz? Çocuğu var, çocuğuna bakmak istiyor, ne yapacak? Sabahtan öğleye kadar işine gidecek, öğleden sonra gidecek, çocuğuna bakacak, ta ki çocuğu okula gidene kadar. İşte bu düzenlemeyi yine bizler getirdik değerli arkadaşlar.

Bir başka önemli alan, özellikle demokratikleşme, temel hak ve hürriyetler alanında değerli arkadaşlar. İki önemli düzenlemeyi Meclisimizin huzuruna sunduk. Bunlardan bir tanesi kişisel verilerin korunması hakkındaki kanun tasarımız, bir diğer düzenlememiz ise insan hakları ve eşitlik kurumu kurulmasına yönelik kanun tasarımız.

Şimdi, bu tasarıya yönelik olarak, özellikle kişisel verilerin korunması tasarısına yönelik olarak şu ifade edildi, denildi ki: “Bu bir fişleme yasası.” Biz bu yasa tasarılarını hazırlarken, şunu ifade edeyim, hem Avrupa Birliği müktesebatını hem de Avrupa Birliğinin değişik ülkelerini örnek alarak, oradaki uygulamaları, oradaki yasa tasarılarını dikkate alarak böyle bir düzenlemeyi hazırladık. Bu, özellikle kişisel verilerin korunmasına yönelik olarak hazırlamış olduğumuz tasarı bir fişleme değil, bilakis, fişlemenin tamamıyla panzehridir. Şunu söylüyoruz değerli arkadaşlar: “Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyecek.” ve kurmuş olduğumuz, kuracağımız yapı tamamıyla düzenleyici bir kurum olacak, düzenleyici ve denetleyici bir kurum olacak. Burada “Efendim, bu kurulun, oluşturulacak olan kişisel verilerin korunmasıyla ilgili kurumun kurulu Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.” şeklinde bir eleştiri geliyor.

Değerli arkadaşlar, bakınız, AB’ye üye ülkelerden size bazı örnekler vermek istiyorum: Avusturya, hükûmet öneriyor, devlet başkanı atıyor yani kurul üyelerini hükûmet öneriyor, devlet başkanı atıyor. Bir başka ülke Birleşik Krallık; burada yine hükûmet ve başbakan teklif ediyor, Kraliçe atıyor değerli arkadaşlar. Bir başka ülke İsveç; kurul üyelerinin tamamını hükûmet atıyor. Danimarka; kurul üyelerinin tamamını sadece adalet bakanı atıyor değerli arkadaşlar. Bir başka önemli ülke Hollanda; adalet bakanı öneriyor, Kral tarafından atanıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hileye başvuruluyor!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Bir başka önemli ülke Finlandiya; adalet bakanı tarafından atanıyor. Elbette bazı ülkeler var; örneğin İtalya gibi, örneğin İspanya gibi, örneğin Almanya gibi. Bu ülkelerde de meclisin atadığı kurul üyeleri var, hükûmetin atadığı kurul üyeleri var, bir de devlet başkanının atadığı kurul üyeleri var yani bu üçlü yapı var ama ülkelerin çoğunluğuna baktığınızda ya hükûmet atıyor ya da devlet başkanı atıyor. Dolayısıyla, bu kurulun yapısını eleştirmek çok anlamlı değil diye düşünüyorum.

Önemli olan şudur değerli arkadaşlar: İşlevsel bağımsızlıktır. Biz hep bunu söylüyoruz, Avrupa Birliği de bunu söylüyor. O atama gerçekleştirildikten sonra o kurumun kendi içindeki işlevsel bağımsızlığıdır. Avrupa Birliği için de esas olan budur, işlevsel bağımsızlıktır.

Gelelim İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna. İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumundaki yapı da keza eleştiriliyor. “Bu Hükûmet ve Cumhurbaşkanı tarafından kurul üyeleri atanıyor.” şeklinde bir eleştiri geliyor. Şimdi, bununla ilgili olarak size örnekler vermek istiyorum değerli arkadaşlar: Hollanda, kurul üyelerini adalet bakanı atıyor; İsveç, bakanlar kurulu atıyor; Fransa, ombudsmanı cumhurbaşkanı atıyor, üyeleri ise ombudsman seçiyor; Almanya, aile bakanı atıyor; Birleşik Krallık, ilgili devlet bakanı atıyor. Oradaki devlet bakanı, bir anlamda bizim bakan yardımcılığımıza eş değer olan bir makamdır. Şimdi, Avrupa Birliği ülkelerindeki örnekler bunlar. Bu atamalar gerçekleştiriliyor ses çıkmıyor ama Başbakanın ve Cumhurbaşkanının ataması eleştiriliyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Türkiye Avusturya değil, İngiltere değil Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şunu söylemeliyim…

MUSA ÇAM (İzmir) – Burada nasıl atama yapılıyor, biliyoruz yani! Atamalar nasıl yapılıyor biliyoruz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Her ülkeyi anlatırım size.

ATİLA SERTEL (İzmir) - İngiltere’de anayasa yok ama gelenekler var, demokrasi var, etik değerler var!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Şunu söylemek istiyorum: Bu kurumlarla ilgili olarak hesap verecek olan makam kim? Size soruyorum: Kim hesap verecek olan makam? İktidardır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yani, sadece iktidar mı, sadece yüzde 49 mu?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – AKP hesap vermiyor!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Hesap verecek olan iktidardır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hesap vermiyorsunuz!

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Hesap veriyoruz, seçime gidiyoruz, yüzde 50 alıyoruz!

MUSA ÇAM (İzmir) – Hesap vermiyorsunuz!

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Hesap veriyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Neyin hesabını veriyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Nurettin Canikli, “Sayıştay raporları gelirse mahvoluruz.” diyordu. Nerede, görünmüyor bugünlerde!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Şu söyleniyor değerli arkadaşlar: “Efendim, sivil toplum kuruluşları atama yapsın.” Sivil toplum kuruluşunun o kurum üzerinde hangi mesuliyeti var, sorarım size. Elbette, biz o sivil toplum kuruluşlarına danışacağız, o sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapacağız, danışma kurulu oluşturacağız ama milletin seçmiş olduğu Hükûmet hesap vermek zorunda. Dolayısıyla, hesabı ben vereceksem, sorumluluğu da ben almak zorundayım. Ancak şunu da ifade edeyim: İşlevsel olarak bağımsızlığında herhangi bir aksama söz konusu olursa o zaman sizin de Hükûmete hesap sormanız gayet doğaldır, ben bunu söylüyorum ama sizin olaya bu açıdan bakmanız gerekir diye düşünüyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – RTÜK’ün hâli belli, TRT’nin hâli belli ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Sayın Bilgen, “Türkiye İnsan Hakları Kurumu akreditasyon için ICC’ye başvurmadı çünkü Paris Prensipleri’ne uygun değil, yüzü yok.” şeklinde bir ifade kullandı. 11 Ocak 2016 tarihinde gerekli tüm bilgi ve belgeleri hazırlayarak akreditasyon için ICC sekretaryasına başvuru yapılmıştır ve 9-13 Mayıs tarihleri arasında değerlendirme ilgili alt komisyonda yapılacaktır değerli arkadaşlar.

Şimdi, müsaade ederseniz, çok kısa olarak vaatlerimizden bahsetmek istiyorum. Gerçekten, bizim şu iki aylık süreçte gerçekleştirmiş olduğumuz vaatler, bunlara da değinmek istiyorum. Biz gençleri çok önemsiyoruz. Eğer bir ülkenin geleceğini görmek istiyorsanız mutlaka gençlere bakmak zorundasınız, gençlerin ne durumda olduğunu görmek zorundasınız. Dolayısıyla, gençlere yönelik çok sayıda düzenlemeyi şu iki aylık kısa sürede gerçekleştirdik değerli arkadaşlar. Proje karşılığı 50 bin lira karşılıksız destek verebilecek bir mekanizmayı oluşturduk. Genç bir kardeşimiz, üniversiteyi bitirmiş, projeni hazırla getir, 50 bin lira karşılıksız desteğini al. Bu konuda başarılı oldun, hemen arkasından, daha da büyütmek istiyorsun projeni, işletmeni büyütmek istiyorsun, al sana faizsiz 100 bin lira kredi, işletmeni büyüt.

“Kefalet problemim var.” diyecek. Kefalet problemini de çözüyoruz, teminatının yüzde 85’ini Kredi Garanti Fonu karşılıyor. İşte böyle bir mekanizma oluşturduk gençlerimize yönelik.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Kaç iş yeri açıldı Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Yeni başladık. Değerli arkadaşlar, yeni başladık, insaf, el insaf, el insaf!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Daha başladığınızda övünüyorsunuz Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – El insaf, el insaf. İki aylık süreçte gerçekleştirdik biz bunları.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Daha başlarken övünüyorsunuz da...

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi, elbette biz bunları halkımızla paylaşacağız...

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Nerede bu dükkânlar Sayın Bakan?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sonunu görelim sonunu, sonunu görelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – ...elbette paylaşacağız. Gururla anlatıyorum, övünçle anlatıyorum, bunlarla da gurur duyuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - O zaman “Yapacağız.” diye anlatın, “Yaptık.” diye anlatmayın. Olmayan bir şeyi anlatmayın bize Sayın Bakan.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Filmin sonunu görelim, filmin sonunu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – İş kuran gençlere üç yıl gelir vergisi muafiyeti getirdik. Bunu da gururla anlatıyoruz, gençlerimizle de gurur duyuyoruz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – “Getireceğiz.” deyin. Nerede getirdiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Evet getirdik.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Hani nerede?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Hani?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Geçti yasa, haberiniz yok.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Dükkân yok.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bir tane iş yeri açılmamış.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Yasa geçti haberiniz yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Yasa geçti de uygulama nerede?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bir tane açılmamış, siz söylüyorsunuz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bir tane dükkân gösterin bana. Kredi alıp dükkân açan bir genç söyleyin bana. Hep hayal, hep hayal!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi şu beni üzüyor: Bu, Meclis Genel Kurulunda tartışıldı...

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, siz söylüyorsunuz siz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Yasa geçti.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Meclise gelsen haberin olurdu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – ...ve 75 bin lira kazanca kadar olan bir önerge de verildi ve bu, Genel Kuruldan geçti.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bir tane açılmamış.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – E, sizin haberiniz yoksa ben ne yapayım, ben ne yapayım sevgili kardeşim!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ama işte açılsın da bir görelim yani, ne oluyor?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi bir başka önemli husus, değerli arkadaşlar, ilk işe giren gençlerin ücreti bir yıl boyunca karşılanacak. Herhangi bir sertifika şartı aranmaksızın bir yıl boyunca İşbaşı Eğitim Programı’na katılanlara her bir fiilî gün için 50 Türk lirası ödeme yapacağız. Buna da başladık, başlattık bunu da. Bununla ilgili firmalar da başvurmaya başladı değerli arkadaşlar.

Bir başka önemli husus, lise, üniversite mezunu gençlerin genel sağlık sigortası giderleri iki yıl boyunca karşılanacak. Niye bunu yaptık? Bir genç üniversiteden mezun oluyor, iş arıyor. Bunun genel sağlık sigortasını kim ödeyecek? İşte iki yıl süreyle devletimiz ödeyecek, iş buluncaya kadar biz ödeyeceğiz. İşte biz gençlerimiz için çalışıyoruz, gençlerimize yönelik çok sayıda düzenlememiz var.

MUSA ÇAM (İzmir) – Geriye dönük borçları da silin dedik, yapmadınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Ama zamanım çok az, sorularınıza cevap vermek isterim, onun için biraz da ona zaman ayıracağım. Kusura bakmayın, diğer vaatlerimize giremeyeceğim, çok kısa olarak sizin sorularınıza cevap vermek isterim.

Bunlardan bir tanesi, Sayın Sancar’ın özellikle Demokrasi Endeksi’yle ilgili bir açıklaması oldu. Bu çalışmayı yapan kim biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Economist dergisi. Bir uluslararası kuruluş değil, uluslararası organizasyon değil, ki Economist dergisi, partimiz aleyhine, Hükûmetimiz aleyhine, Türkiye aleyhine beş altı yıldan beri inanılmaz bir propaganda yapıyor. Şimdi, ben buna mı inanırım? Bu derginin yapmış olduğu çalışmaya mı inanırım? Nasıl inanırım buna? Bunu kabul edebilmemiz mümkün değil değerli arkadaşlar.

Diğer taraftan, bir başka önemli husus Sayın Çam tarafından dile getirildi. “Sayın Sezer görev süresince 197 milyon, Abdullah Gül 745 milyon TL, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan göreve geldiğinden bugüne kadar 2,5 milyar lira harcamıştır.” dedi. Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımızın görevi devraldığı günden bugüne kadar toplam harcama miktarına baktığımızda, örtülü ödenek de dâhil buna, 500 milyon liradır değerli arkadaşlar.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne kadar pardon?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – İşte cevabı: 500 milyon lira. 2,5 milyar lira değildir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Peki, itiraz edeceğim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Diğer taraftan…

MUSA ÇAM (İzmir) – Geçen yılki bütçeden ayrılan para ne kadar Sayın Bakan? Burada, belge burada!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, ben gerçekleşmeyi söylüyorum. Siz oradaki binde 5 rakamı üzerinden çarpıyorsunuz, 2,5 milyarı buluyorsunuz; siz fiilî gerçekleşmeye bakacaksınız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Normal ayrılanı da söylüyorum, Plan Bütçeden geçeni de söylüyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sadece ve sadece örtülü ödenek dâhil 500 milyon liradır ve daha önceki dönemlerden daha azdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl daha az!

MUSA ÇAM (İzmir) – Nasıl daha az! Çünkü gizli hesaplarda saklanıyor, gizli hesaplarda!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi, diğer bir husus değerli arkadaşlar, Sayın Bilal Erdoğan alet edilerek tamamen gerçek dışı, yalan bir haber üzerinden Bulgaristan’a 1 milyar lira gönderildiği ifade edilmiştir.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, kamuoyunu yanlış bilgilendirmeyin. Sayın Bakan, ayıp, gerçekten ayıp!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Bu tamamıyla asılsızdır, tamamıyla yalandır ve iftiradır sevgili kardeşlerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, yanlış, yanlış yapıyorsunuz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Son olarak şunu söylemek istiyorum değerli arkadaşlar, özellikle tutuklu ve hükümlü bulunan gazetecilere yönelik: 64 basın mensubunun ceza infaz kurumlarında bulunduğu ifade ediliyor. Belirtilen şahıslardan, bu 64 kişiden sadece 3’ünün basın kartı bulunuyor değerli arkadaşlar, sadece 3’ünün basın kartı bulunuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ne fark eder Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi, basın kartı bulunan Yaşar Oflaz kaynak göstermeksizin yeniden yayın suçundan Afyonkarahisar Açık Cezaevinde hükümlü olarak bulunuyor. Diğer 63 kişi ise silahlı örgüte üye olma, silahlı yağma, kasten öldürme, uyuşturucu madde ticareti…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, karıştırıyorsunuz, biz onlardan söz etmiyoruz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – …zimmet, resmî belgede sahtecilik ve dolandırıcılık gibi nitelikli ve yüz kızartıcı suçlardan dolayı ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlü olarak bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Biz onlardan söz etmiyoruz, çok yanlış yapıyorsunuz çok. Biz onlardan söz etmiyoruz Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Elvan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, eğer izin verirseniz Hükûmet adına konuşmayı bitirdikten sonra sizleri dinleyeceğim, ona göre karar vereceğiz.

Sayın Özel….

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama öyle bir şey olmaz. Sayın Bakan…

BAŞKAN – Olur olur, istediğimiz zaman…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olur mu canım? İsim vererek…

BAŞKAN – Bakın, sataşma varsa bile aynı oturumda olmak kaydıyla olur. Ben vermeyeceğim demiyorum ama Hükûmet adına konuşmalar tamamlansın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz!

BAŞKAN – Böyle bir şey var. Niye olmasın Sayın Özel?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şundan olmaz…

BAŞKAN – Niye olmaz? Bana söyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, bakın, normalde yapmadığımız, olmasını savunduğumuz, bir karartma uyguladığınız bir durum şu anda yok, saat yediyi geçti, televizyon yayını devam ediyor çünkü bütçe görüşmeleri var.

BAŞKAN – Evet, doğru.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Televizyonlarının başında değerli vatandaşlarımız bu görüşmeleri takip ediyor.

BAŞKAN – Edecekler, doğru.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan Bakan olmanın verdiği avantajla çıkıyor, orada, gerçeğe tamamen aykırı, vatandaşı yanıltacak, rakamı çarpıtan, gerçek dışı ifadeler kullanıyor. Televizyon yayını sırasında -daha önümüzde yaklaşık kırk beş dakika var- bir izleyicinin buna devam edip beklemesi düşünülecek bir şey değil. Eğer ki siz Sayın Bakanı yerine oturtursanız, bu grup başkan vekilleri burada böyle oturursa vatandaş diyecek ki: “Demek ki Lütfi Bey doğru söylüyor, bak, cevabını veremediler.” (AK PARTİ sıralarından “Doğru söylüyor.” sesleri)

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Yanlış mı söylüyor?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz cevabı vereceğiz, Lütfi Bey karşısında başka bir şey söylüyorsa da onu büyük bir dikkatle dinleyeceğiz, vatandaş da bu işi öğrenecek. Şimdi, orada siz hakkaniyetle bunu yönetirken belki bu ihtimali göz ardı etmiş olabilirsiniz, ben sizin iyi niyetinize inanıyorum.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ya, vatandaşı niye şey yapıyorsunuz? Belki kırk beş dakika değil, seksen beş dakika dinleyecek. Niye onları hakir görüyorsunuz? İlla kırk beş dakika sonra kanalını mı değiştirecek?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O yüzden, bu sebepten dolayı, lütfen, vatandaşın merakını kırk dakika sonraya bırakmayın. Televizyonunu kapatan veya Sayın Bakan bunları söyledikten sonra cevap verilmediği zaman bunları gerçek sanan vatandaş yanıltılmış olur. Sizden istirham ediyoruz, usul açısından hiçbir sakınca yok, daha önce öyle de yapıldı, böyle de yapıldı, lütfen, takdirinizi bu yönde kullanın.

BAŞKAN – Sayın Özel, belki kırk dakika sonra televizyonunu yeni açan vatandaşlarımız da olur, onlar da izleyebilir sizin cevaplarınızı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, onlar da o zaman takip ederler.

BAŞKAN – Bakın şu var: Hükûmet adına konuşma yapılıyor, Hükûmet adına konuşma bittikten sonra -notlarınızı alın- ben sizi dinleyeceğim. Ben söz vermeyeceğim demiyorum, Hükûmet adına konuşmayı bitirelim. Bakın, zaten 69’uncu madde çok açık -ben vermeyeceğim de demiyorum- “Açıklama ve cevaplar için Başkan, aynı oturum içinde olmak üzere söz verme zamanını takdir eder.” diyor. Yani burada şöyle bir şey yapalım diyoruz: Bütçenin de insicamını bozmadan -emin olun, ben size söz vereceğim, kesinlikle vereceğim- Hükûmet adına konuşma bitsin, belki farklı birtakım sataşmalar da olur, ben bunları dikkate alacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman, tutanağa da geçsin, vatandaş da duysun: Sayın Elvan’ın ifadeleri gerçekten uzaktır; cevaplar az sonra. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam Sayın Özel.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Bakandan sonra mı söz vereceksiniz?

BAŞKAN – Evet Sayın Akçay.

Evet, Hükûmet adına ikinci söz Başbakan Yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kurtulmuş, buyurun.

Sizin de süreniz kırk dakikadır. Süre uzatımı vermeyeceğim, lütfen süresinde bitirelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını ve özellikle bugün tartıştığımız kurumlarla ilgili bütçelerin hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyorum.

Öncelikle, bütçenin Plan ve Bütçe Komisyonundaki uzun tartışmalardan sonra buraya kadar gelmesinde büyük emek harcayan Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine ve Plan ve Bütçe Komisyonuna destek sağlayan bürokratlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

Sabahtan beri de buradaki görüşmeleri büyük bir titizlikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin vermiş olduğu yetkilerin tamamını kullanarak gerçekleştiriyoruz. Burada emeği geçen, katkıları bulunan bütün arkadaşlarımızın görüşlerini tek tek not ettik onlardan da inşallah istifade edeceğimizi ümit ediyorum.

Değerli arkadaşlar, benden evvelki bütün arkadaşlarımız günün anlamına binaen 28 Şubatla ilgili görüşlerini ifade ettiler. Ben de 28 Şubatın ve 28 şubatların geride kalmasını temenni ediyorum. Bir daha bu memlekette 28 Şubat gibi, 27 Mayıs gibi, 12 Mart gibi, 12 Eylül gibi bir kısmı açık, bir kısmı postmodern darbeler olmaz, milletin şu ya da bu kesiminden insanların -darbelerin mağdurları olarak- hayatları zindana çevrilmez ve inşallah, milletimiz demokrasinin bütün imkânlarından istifade ederek daha genişlemiş bir demokrasi içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gücünü artırarak yoluna devam eder.

Yine, darbelerle çok partili siyasi hayatı boyunca çok kez karşılaşmış bir ulusun çocukları olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin açık olmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde farklı kanaatlerdeki siyasi görüşlerin dile getirilmesinin, milletin temsilcilerinin bu Mecliste görüşlerini açıkça ifade edebilmelerinin ne büyük bir imkân olduğunu, özellikle çevre ülkelerde yaşanan acılar, dramlar göz önünde bulundurulduğunda ne büyük bir imkân olduğunu görüyoruz ve inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi her zaman açık kalır ve sizlerin de katkılarıyla, milletimizin de katkılarıyla millî irade her zaman bu Mecliste, bu ülkede hâkim olur.

Yine, 28 Şubat döneminde dönemin Başbakanı olarak büyük mağduriyetler yaşayan ve altından zorla halkın helal oylarıyla vermiş olduğu iktidar zorla alınarak uzaklaştırılan ve dün de ölüm yıl dönümü olan merhum Necmettin Erbakan’ı rahmetle anıyoruz ve bütün darbe mağdurlarının, hepsinin önünde de bir kere daha saygıyla eğiliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ayrıca değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde zannediyorum çok kez darbelerle ilgili konuşulmuştur, az evvel de konuşuldu, bütün arkadaşlarımız konuştu. Bu Mecliste millî iradeyi temsil eden hiçbir milletvekili arkadaşımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında temsil edilen hiçbir siyasi partinin darbelere destek vereceğini asla düşünmüyoruz. Ancak, artık Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Eylülden, hatta daha önceki dönemlerden kalan, hatta 1960 darbesinden bu yana kalan bütün antidemokratik yasaları temizlemesi, ayıklaması ve bütün bu antidemokratik mevzuattan Türkiye’nin kurtulmasında da herhâlde hayati görev bu çatının altındaki sizlere, bizlere düşmektedir, bu tarihî bir sorumluluktur. Aynı şekilde 28 Şubat ve 12 Eylüllerin arkasından sadece ağıt yakarak ağlamak değil, 28 Şubat ve 12 Eylülleri ortaya çıkaran ve onların zihniyeti olarak bu milletin ayaklarına pranga gibi vurulmuş olan 12 Eylülün Anayasası’ndan kurtarma vazifesi de, bu milleti kurtarma vazifesi de bu aziz Meclisin, bu yüce Meclisindir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için bu Mecliste yeni bir anayasa yapma iradesinin millet tarafından bir sorumluluk olarak 1 Kasımda Meclisin üstüne yüklendiğini bir kere daha ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki yeni bir anayasayı yapabilecek hem Parlamentodaki siyasi atmosferin hem Türkiye kamuoyundaki toplumsal atmosferin oluşmasına hepimizin olumlu, pozitif katkıları olur.

Değerli arkadaşlarım, bendeniz Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve buna bağlı olarak basınla ilgili konulardan sorumlu olarak burada karşınızdayım. Kamuoyu demokrasilerde en önemli unsurlardan birisidir. Demokrasi, seçilenlerin kamuoyunun görüş ve beklentileri doğrultusunda ülkeyi yönetmesidir. Kamuoyunun görüş ve beklentileri sadece dört yıldan dört yıla, sadece oy vererek ortaya çıkmaz. Oy verildikten ve iktidarlar belirlendikten sonra kamuoyunun görüş ve beklentilerini belirlemede en önemli görev medyanın üzerindedir. Bu çerçevede, önceki adı “matbuat” olan yazılı medyadan günümüz görsel medyasına ve İnternet medyasına kadar, sosyal medyaya kadar çok önemli gelişmeler medya alanında ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede bizim amacımız, medyanın, demokrasinin gerçek bir gücü olarak, önemli bir aracı olarak Türkiye’de gerçekten daha da güçlenmesi, bunun için de bizim siyaset olarak üzerimize düşen sorumluluklar neyse bunları yerine getirmemizdir.

Bu çerçevede biz, medya üzerinde, özellikle 3 noktada, medyanın 3 temel direk üzerine oturması gerektiğini düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi, insan hak ve onurunu zedeleyecek yayınlardan kaçınan, insan hak ve değerini esas alan bir medya anlayışının olması. Hatta biraz daha bunu genişletelim, sadece insan hak ve onuru değil, insanın değerini esas alan bir medya anlayışının esas olması. İnsanın değerini esas almayan medya aslında kendi değerini de yok ediyor demektir. Dolayısıyla, medyanın insan hak ve onuru üzerinde, insanı değerli kılacak bir anlayışa sahip olması.

İkinci temel sütun, özgürlüklere ve demokratik teamüllere sahip çıkan bir medya anlayışının ortada olması.

Üçüncüsü ise, herkesin farklı kanaatleri olabilir, her medya kuruluşu başka bir anlayış içerisinde yayın yapabilir ama sonuç itibarıyla, medya kuruluşlarımızın millî çıkarlarımız, millî menfaatlerimiz ve değerlerimiz noktasında ortak bir yayıncılık anlayışı içerisinde olması medyadan beklenen herhâlde asgari bir tutumdur.

Bu çerçevede biz, bu 3 temel hususun hiçbirisini öncelik sıralaması içerisinde olmadan yan yana koyuyor ve bunun üzerinde yükselen, demokratik, yeni bir medya anlayışının önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bu çerçevede, basın özgürlüğü konusunda, basın özgürlüğünü sağlamak ve medyanın gerçekten demokratik bir fonksiyon icra etmesini temin etmek için inşallah basın yasasının çıkarılması da bu Parlamentonun önemli sorumluluklarından birisi olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, yine bu süre içerisinde medyadan beklediğimiz önemli görevlerden birisi de yeni anayasanın yapım sürecine katkıda bulunmaktır. Yeni anayasanın yapım sürecinde siyasilerden, üniversite çevrelerinden, araştırma merkezlerinden, “Türkiye’de darbe anayasasından kurtulmak için şöyle bir fikrim var.” diyen herkesten fikirlerini alacak ve kamuoyunu oluşturacak bir biçimde yeni anayasa yapım sürecinde medyaya büyük sorumluluklar düşüyor.

Ayrıca, bendeniz 64’üncü Hükûmette medya kuruluşlarından sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak göreve başladığımdan bu yana gerçekten medya sektöründe var olan sorunların sektör temsilcileriyle çözülebilmesi için kapsamlı bir çalışmayı da başlatmış bulunuyorum. Bu çerçevede, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi, Basın Konseyi gibi, ayrıca Radyo Televizyon Yayıncıları Derneği gibi, Medya Derneği gibi, İnternet Yayıncıları Derneği gibi farklı kuruluşlardan arkadaşlarımızla bir araya geldik, çalıştaylarına katıldık, bundan sonra da çalıştaylarına katılarak inşallah bu sektörde atılacak adımları hep beraber planlayacağız. Arada arkadaşlarla konuşurken bir teklif daha geldi, eğer onaylarsanız onu da yaparız: Bu Meclisin çatısında medya kökenli bulunan milletvekillerimizle de zaman zaman bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmayı gerçekten önemli olarak kabul ederiz.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Türkiye’de medyanın işleyişinden sorumlu olan 2 kuruluşumuzdur. Bu anlamda, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, hem Türkiye’nin tanıtılması hem Türkiye’deki medya faaliyetlerinin düzenlenmesi hem Türkiye’deki yabancı medya kuruluşlarının ve gazetecilerin yapacağı faaliyetlere organizatörlük görevi yapmak bakımından fevkalade önemli işler yapıyor. Burada vakit çok kısa olduğu için neler yaptıklarını anlatmayacağım. Ama, sadece geçtiğimiz yıl içerisinde yapılan Çanakkale’deki Çanakkale’nin 100’üncü yıl dönümü törenlerinde 1.909 gazetecinin, G20 zirvesinde 2.483 gazetecinin ve diğer uluslararası toplantılarda 2.200 gazetecinin, toplamda da 6.592 gazetecinin akreditasyonunu sağlayan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü olmuştur. Yine, aynı şekilde, şu anda Türkiye’de 350 kişi yabancı yerleşik basın mensubu olarak Türkiye’de gazetecilik faaliyetlerini sürdürmektedir.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; uluslararası basının Türkiye’ye ilgisi malumdur. Türkiye, hem uluslararası birçok organizasyona ev sahipliği yapmak dolayısıyla hem çevresinde gelişen olayların Türkiye’ye dayatmış olduğu birtakım göçmen sorunları gibi sorunlarla boğuşan bir ülke olma hasebiyle hem de Türkiye’deki siyasi hareketlilik dolayısıyla uluslararası medyanın ilgi alanında bulunan bir ülkedir. Bu çerçevede bu ilgi alanı içerisinde bulunan ülkenin medya kuruluşları bakımından ve bizim de Türkiye’yi yönetenler olarak önemli sorumluluklarımızdan birisi de Türkiye’ye karşı kasıtlı olarak yürütülen uluslararası algı operasyonlarına karşı Türkiye'nin düzgün bir şekilde anlatılmasıdır. Bunun için bütün kurum ve kuruluşlarımız ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar ve Türkiye’yi gerçekten bu uluslararası alanda tanıtmak bakımından üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getiriyorlar.

Değerli arkadaşlarım, biraz sonra sorulan sorulara vakit kalırsa cevap vereceğim, yoksa yirmi dakikalık kısımda cevap vereceğim ama -az evvel Lütfi Bey ifade etti- esasında 64’üncü Hükûmet kurulduğunda 64’üncü Hükûmete bir isim vermek gerekirse 64’üncü Hükûmet bir reform hükûmetidir. Son derece pozitif bir gündemle Hükûmet programını okumuştur, Parlamentodan güvenoyu almıştır ve vazifesine başlamıştır. Ancak Türkiye, böylesine pozitif bir gündemi yakalamak durumundayken, Türkiye dünyanın henüz 1. ligine çıkmamış, Süper Lig’e çıkmamış ama play-off’da oynayan bir ülke olarak daha ileriye gitmek noktasındayken, maalesef, Türkiye, bir terör dayatmasıyla karşı karşıya kalmış, onun getirdiği ağır sonuçlarla burun buruna gelmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayenizde, sayenizde! Sayın Bakan sayenizde!

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Değerli kardeşlerim, büyük resmi görmeden bugün Türkiye’de ne olduğunu anlamamız mümkün değildir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bir anlat bakalım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Müsaade ederseniz, bunu ben bütün politik kimliklerimden ayrılmış bir vatansever kimliğimle konuşuyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Memnuniyetle dinleyeceğiz Sayın Bakan.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Takip edemiyoruz politik kimliğinizi, ki her gün bir yerde politik kimlik alıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Türkiye, geniş oyunu görmeden terör meselesini çözemez.

Değerli arkadaşlarım, bir asır evvel yarım kalmış bir hesabın kapanmasını isteyen bazı çevreler, Türkiye’ye 2016 yılında yeni bir siyasal gündemi dayatıyorlar. Dün başka şekilde Türkiye’nin önünü kesmek isteyenler, bugün terör vasıtasıyla Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Büyük resim tam 1916, 2016, yüz sene evvel, yirmi yılda, sadece yirmi yılda Balkanlarda ve Trablusgarp’tan Trablusşark’a bütün geniş bu coğrafyada lime lime edilmiş bir büyük imparatorluğun çocuklarını şimdi tekrar dağıtmak, parçalamak, bölmek istiyorlar.

Değerli kardeşlerim, bu anlamda oynanan oyunun adı ikinci Sykes-Picot’dur. Bu ikinci Sykes-Picot’nun uygulanmaya geçişinde birtakım terör örgütlerinin taşeron olarak kullanıldığından hiçbir şüphemiz yoktur. Kimi yerde bu örgütün adı DAEŞ’tir, kimi yerde PKK’dır, kimi yerde başka bir örgüttür, kimi yerde başka bir örgüttür ama Türkiye’nin nasıl bir asır evvel önce sınırları çizilip sınırları parçalanarak, ardından insanların gönülleri parçalanmaya çalışıldıysa şimdi aynı şey bir kere daha devam ettirilmeye çalışılıyor.

Şunu biliyoruz, artık terörle mücadelede kırk yılı geride bırakmış -yeni 2016’da karşılaşmadık- bir ülke olarak şunu biliyoruz, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra terörle küresel ölçekte karşılaşmış bütün dünyanın insanları olarak biliyoruz, artık dünyada hiçbir terör örgütünün tek başına kendinden menkul gücü yoktur. Bütün terör örgütlerinin arkasında istisnasız, El Kaide’sinden, El Şebab’ından PKK’sına kadar hiçbir terör örgütü tek başına değildir, hepsinin arkasında birtakım istihbari destekler, birtakım lojistik destekler, birtakım silah destekleri, birtakım siyasi destekler, birtakım maddi destekler vardır. Türkiye, bir asır evvel karşı karşıya kaldığı oyunun benzeriyle şimdi karşı karşıya bulunuyor. Sadece Türkiye değil… Türkiye, bu bölgenin kilit taşıdır. Eğer bu kilit taşını söküp alırlarsa bu coğrafyanın kalan unsurlarını da dağıtırlar. Onun için de öncelikle Afganistan’ın önce Rusların işgaliyle, ardından da Amerikalılar tarafından işgaliyle başlayan süreç bu coğrafyada iki derin fay hattını ortaya çıkardı. Bir taraftan mezhep çatışmalarıyla Sünnilik ve Şiilik üzerinden bu coğrafyayı bölmeye kalktılar, bir taraftan da etnik çatışmalarla bu bölgenin insanlarını birbirinden ayırdılar. Bu coğrafyanın kadim kardeşleri, akrabaları, hısımları, dostları, komşuları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farisileri birbirlerine düşman edecek bir düzenin içine sokmaya çalışıyorlar. Geniş oyunu, büyük oyunu, bu resmi görmediğimiz takdirde sadece büyük güçlerin maşa olarak kullandıkları birtakım unsurları görür ve onlarla mücadele ederek sonuç alacağımızı zannederiz.

Bir asır önceki şu tabloya bakın: Türkmen Dağı’yla Hatay’ı birbirinden ayırt eden hangi tarihî sınır vardır? Urfalı arkadaşlarım bilir, Akçakale, karşısı Tel Abyad. Akçakale’yle Tel Abyad birisi Arapça Akçakale’dir, birisi Türkçe Tel Abyad’dır. Ya da Nusaybin’le karşısındaki Kamışlı’yı ayıran nedir? Ya da Mürşitpınar’la Kobani’yi ayıran nedir? Bu insanlar amca çocuklarıdır, dayı çocuklarıdır; hala çocuklarıdır, aynı medeniyetin mensuplarıdır; aynı coğrafyanın çocuklarıdır; aynı tarihin ortaklarıdırlar ama önce bu insanların sınırlarını çizdiler cetvellerle. Dediler ki: “Sen şuralısın, sen buralısın.” Arkasından mezhep kimlikleri üzerinden insanlara kimlik verdiler, arkasından etnik kimlikleriyle… Altı asır boyunca Pax Ottomana’da barış içinde yaşayan Balkan coğrafyasını “Sen Rum’sun, sen Boşnak’sın, sen Arnavut’sun, sen Türk’sün, sen Makedon’sun.” diyerek böldüler ve 20 sene içerisinde lime lime ettiler.

Şimdi değerli arkadaşlarım, akıl akıldan üstündür, bize şimdi düşen; onlar önce sınırları bölüp sonra zihinleri ve gönülleri böldüler, bizse bu bölgenin halkları arasında önce zihinleri ve gönülleri birleştirecek, sonra bu sınırları anlamsız hâle getireceğiz çünkü bunlar akrabaların yaşadığı ülkelerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli kardeşlerim, bölgedeki Rus işgalinden ve 1991’deki Amerikan işgalinden itibaren başlayan süreçte olanları görüyoruz. İşgaller, işgaller sonucunda ortaya çıkan siyasi çalkantılar, yönetilemez hâle gelmiş olan ülkeler, en azından bölgemizde 9 ülkenin hiçbir şekilde merkezî otoritesinin olmadığı bir noktaya gelmesi, iç savaşlar vesaire.

Bütün bunların sonucu olarak da iki tane sonuç, iki tane ürün çıkmıştır; bunlardan bir tanesi, göç ve göçmen meselesidir, bir diğeri de terör meselesidir. Biz bunu söyleyince birileri rahatsız oluyor ama Pentagon’un İstihbarat Daire Başkanı aynen şunu söyledi: “Eğer Amerika’nın Afganistan’ı işgali olmasaydı El-Kaide diye bir terör örgütü olmazdı.” Eğer Irak’ın işgaliyle birlikte başlayan süreç, eğer Suriye’deki bu yönetilememezlik durumu olmasaydı belki bugün dünyada DAEŞ diye bir terör örgütü bulunmayacaktı.

Değerli kardeşlerim, bu çerçevede şunu ifade etmek istiyorum: Göç meselesi bizim için insani bir meseledir ama Batı ülkeleri için göç meselesi bir şark meselesidir. Şimdi bize diyorlar ya “Size 3 milyar dolar verelim, siz Doğu’dan gelenleri burada tutun, bunları bize fazla bulaştırmayın.” Biz de şunu söylüyoruz: “Bizim kimseden ianeye, kimseden yardıma ihtiyacımız yoktur; kimsenin 3 milyar dolarına, 5 milyar dolarına ihtiyacımız yoktur.” Biz onlardan daha zengin olduğumuz için değil gönlümüz zengin olduğu için bu 3 milyon mülteciyi aldık ve onlara ev sahipliği yaptık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli kardeşlerim, siyasi görüşlerimiz farklı olur, söylediklerimin hiçbirini beğenmiyor da olabilirsiniz ama teröre karşı hepimizin ortak bir millî duruş gösterme mecburiyetimiz vardır. Kim olursa olsun, hangi nedenlerden kaynaklanıyorsa kaynaklansın bunların hepsine karşı millî bir duruş ortaya koymamız gerekiyor.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sizin duruşunuz belli mi, sizin duruşunuz?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sizin duruşunuz belli değil!

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Bunu ortaya koyarken de vatandaşlarımızla teröristleri birbirinden ayırt ederek bunu yapmak mecburiyetindeyiz.

Bu çerçevede, bütün bunları şunun için söylüyorum: Bizler, siyasiler olarak buna mecbur olduğumuz gibi bu ülkede yayıncılık yapan medya unsurlarımız da bu millî duruşun yanında, tarafında olmak durumundadır.

Ben bu saldırılarda, Suruç katliamıyla başlayan saldırılarda; Suruç, Ankara Garı, arkasından İstanbul ve en sonunda, geçen hafta Ankara’da yine Merasim Sokak’taki katliamdan sonra genel olarak ana akım medyanın göstermiş olduğu duyarlılık dolayısıyla teşekkür ediyorum. Ancak bu duyarlılığa uymayan, bu duyarlılığı bir tarafa bırakarak Türkiye’de panik havasını ortaya çıkarmak isteyen yayınları yapanlar da oldu. Onların da gerçekten bu millî duyarlılıkla hareket etmesini istemek vazifemizdir, en azından bunu teklif etmek vazifemizdir. Zaten terör onu istiyor; terörü yapanlar istiyorlar ki insanlar korksun, evlerinden, dükkânlarından dışarı çıkmasınlar, karamsarlığa kapılsınlar istiyorlar, Türkiye, böyle, karamsar bir ülke hâlinde yaşasın istiyorlar. Onun için medya kuruluşlarımızın da bu anlamda bu çerçevede gerçekten bu sorumluluğu üzerinde taşımasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yine, uluslararası medyada birtakım olumsuz algılar üzerinde duruluyor. Biz de elimizden geldiği kadar bunları olumluya çevireceğiz. Terör ve göç üzerinden ortaya çıkarılan bu olumsuz tabloları, biz de düzgün, doğru olanlarını yayarak bunları anlatmaya gayret ediyoruz. Biliyoruz ki çıkarımız bölge halklarının dostluk ve kardeşliğinden geçmektedir. Medyanın da bu anlamda bu dili kullanmasını temenni ediyoruz.

Ayrıca bütün meselelerde, sadece terör ve göç olarak değil, medyanın bütün diğer meselelerde de duyarlı hareket etmesinin zorunlu olduğu kanaatindeyim. Örnek olsun diye söylüyorum; Rusya’yla aramızda yaşanan uçak düşürme meselesi, uçağın düşmesi meselesinden sonra bazı yayın organlarının buradaki hassasiyete dikkat etmediğini ve bu çerçevede sanki siyaseti kendileri belirliyormuş gibi, bu süreç içerisinde uzun süreli bir ayrışmanın, uzun süreli bir düşmanlığın ortaya çıkmasını sağlayacak yayınlar yaptığını gördük. Değerli kardeşlerim, Rusya ile Türkiye çok alanda ortak ilişkileri olan komşu iki ülkedir, ticari ilişkileri olan ülkelerdir ve ümit ediyoruz ki birçok konuda siyasi olarak görüş ayrılığımız olmasına rağmen, sonuç itibarıyla, bu durum düzelir ve Türkiye ile Rusya eski ilişkilerine bir müddet sonra devam ederler. Bu ve benzeri olaylarda Türkiye'deki millî duruşu sergilemek durumunda olan medya unsurlarının da gerçekten duyarlı davranmasını istemek vazifemizdir diye düşünüyorum.

Ayrıca, bütün bu kurumlarımızla ilgili bu bütçe ve bundan sonraki dönemlerde -ümit ediyoruz ki- kurumlarımızın hem insan kaynakları bakımından hem de kurumlarımızın teknolojik altyapıları bakımından çok daha ileriye gitmesini, kapasitelerinin artırılmasını ve bu çerçevede de hedeflediğimiz daha güçlü bir medyaya sahip olmamızı temenni ediyorum.

Bu çerçevede bazı sorular geldi, bunların bir kısmını Lütfi Bey ifade ettiler. Ben müsaade ederseniz, onun ifade etmediği sorulara cevap vermek isterim. Şimdi, Bulgaristan’da bir gruba 1 milyar lira verildiğine ilişkin bir görüş ifade edildi. Bulgar medyasında yer alan, tamamıyla yalan bir habere istinat eden, hiçbir şekilde vesikalandırılmamış, hiçbir şekilde doğrulanmamış bir habere istinaden bir algı operasyonunu yürütmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Dolayısıyla, burada bizim elimizde hiçbir şekilde doğrulanmış net bir bilginin olmadığını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yine Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde adayların radyo, televizyon imkânlarından yararlanması, TRT kanallarındaki konuşma ve haber yayınlanması; arkadaşlar not olarak verdiler: 11 Temmuz 10 Ağustos tarihleri arasında Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın 41 etkinliği bin yedi yüz seksen dakika verilmiş, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun 80 etkinliği bin altı yüz iki dakika verilmiş.

MUSA ÇAM (İzmir) – Cumhurbaşkanlığını söylemiyoruz, seçimleri söylüyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) - Cumhurbaşkanlığı seçimi…

MUSA ÇAM (İzmir) – 7 Haziran seçimlerini söylüyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) - Diğeriyle ilgili de var. Yani partilerin Meclis gruplarına göre…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Selahattin Demirtaş…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Evet, Selahattin Demirtaş 29 etkinlik beş yüz bir dakika verilmiş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E, nasıl eşit yarış?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Çok eşit, bayağı eşit!

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şimdi değerli arkadaşlarım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biri bin altı yüz, biri beş yüz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bin yüz dakika fark var Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şunu söylemek istiyorum: Yani TRT özellikle partiler arasında grup sayılarına göre bir şey veriyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl, hayır, Cumhurbaşkanlığı seçimi…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Sorulurken “Cumhurbaşkanlığı” diye soruldu, onun için öyle not aldım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, nasıl gruplara göre belirliyor Cumhurbaşkanı adayını?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Hayır hayır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) - Ötekini de veririm, masamda duruyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, “TRT gruplara göre belirliyor.” diyorsunuz, Cumhurbaşkanı adaylarını…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Hayır, etkinliklere göre verilmiş burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E, 3 kat fark var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Etkinliklere göre verilmiş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl oluyor yani…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

Buyurun Sayın Kurtulmuş.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye’nin -deminki- terörle mücadele konusunda onun için “Büyük resmi görmek gerekir.” diye söyledim. Esas mesele, Türkiye’nin ayaklarına pranga vurmaktır. Bendeniz bundan üç dört sene evvel arkadaşlarımızla -medyada sizlerle de paylaştık- “Terör Türkiye’ye kaça mal oldu?”, bunun çalışmasını yaptık. Otuz beş seneydi biz hesapladığımız zaman. Türkiye’nin otuz beş yıllık terörle mücadelesi… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, dinleyemiyoruz hatibimizi, Sayın Bakanımızı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, mümkün olduğu kadar polemikten kaçmaya çalışıyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Vekiller laf atıyor Sayın Bakanım, biz sizi dinliyoruz, oradan laf atıyorlar.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Vallahi, bir şey söylerseniz sadra şifa, dinlemezsem namerdim ama müsaade edin, benim söylediklerimi de siz dinleyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, tabii, dinliyoruz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakanım, siz kendi grubunuza da söyleyin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Sayın Bakanın insicamını bozmayalım.

Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, terörle mücadele hiçbirimizin şahsi meselesi değildir; terörle mücadele, bu Mecliste bulunan 550 milletvekilinin hepsinin millî meselesidir, 78 milyonun millî meselesidir. Dün başka bir terör örgütü vardı, işi bittiği zaman çöp tenekesine attılar. Bugün karşımızda DAEŞ gibi, PKK gibi, DHKP-C gibi terör örgütleri var. Hiç şüpheniz olmasın, ömrümüz olursa göreceğiz, bu salonda bulunanlar bile birkaç on sene sonra o örgütlerin hiçbirinin adını hatırlamayacaklar, ASALA örgütünün adını hatırlamadıkları gibi.

Arkadaşlar, şunu ifade etmek istiyorum: Bu terörle mücadele hiçbirimizin babasının malı değildir; bu ülkenin beka meselesidir; bu coğrafyanın beka meselesidir; bu kemerdeki, bu sütundaki kilit taşını söktürüp attırmama meselesidir. Buna bu yürekle girmediğimiz takdirde sonuç almamız mümkün değildir. Onun için diyoruz ki, bakın, otuz beş yıl bu millet terörle… O hesaplamayı yaptığımız zaman, otuz beş yılın Türkiye’ye maliyeti o günün hesabıyla 1,5 trilyon dolardı. Türkiye’de 40 binin üzerinde insan öldü. Çok ağır bir bedeldir. 7 bin askerimiz, güvenlik kuvvetimiz şehit oldu.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin 1,5 trilyon doları eğer terör marifetiyle çalınmasaydı, Türkiye bugün yirmi-yirmi beş sene ilerideydi. Şimdi diyoruz ki bundan sonra aklımızı başımıza almamız lazım. Terör çok daha ağır şartlar içerisinde bölgeyi kuşatmıştır. İstiyorlar ki Türkiye bir Suriye olsun, istiyorlar ki Türkiye bir Irak olsun, istiyorlar ki Türkiye bir Mısır olsun, siyaseten yönetilemez bir ülke hâline gelsin. Biz de diyoruz ki: Hayır, bu millet hep beraber el ele, gönül gönüle vererek bu süreci geride bırakacak ve inşallah yekvücut olarak yoluna devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, demin, tabii söylerken şey yapıyoruz, daha teferruatını söyleyemiyoruz, terör örgütlerinin arkasında nice istihbarat birimleri, nice lojistik destekler, nice ekonomik destekler…

Eşref Bitlis Paşa’yı hatırlarsınız. Yıllar evvel Eşref Bitlis Paşa dedi ki: “Keçilerin geçmediği dağbaşlarında roketatarlar ne arıyor?” Şimdi bakıyorsunuz, elinden falanca ülkenin silahı, filanca ülkenin silahı çıkıyor. O kadar çok… Bakın, “Niye yakalayamıyorsunuz?” Bunu soracaksınız, soruyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hangi sınırlardan geçiyor Sayın Bakanım?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – “Niye yakalayamıyorsunuz?” Bakın Paris’te…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Salih Müslim geldi mi buraya Sayın Bakanım, Salih Müslim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Anlatırım, merak etme, anlatırım.

Bilen arkadaşlar bilir, Paris dünyanın en iyi korunan ve istihbarat birimi olarak Fransız istihbaratı da Avrupa’nın en yüksek istihbarat birimlerinden birisidir; en deneyimli, en tecrübeli birimlerden birisidir. Eş zamanlı olarak 8 tane yerde terör saldırısı yapabiliyorlar. İkiz Kuleler dünyanın en iyi korunan fiziki mekânıydı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Çok iyi planlama yapıyor.” diyorsunuz değil mi Sayın Bakanım?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Bunlar geldiler ve orada onları da yaptılar. O kadar çok istihbarat alınıyor, sadece “Ne yapıyorsunuz?” diyorsunuz, keşke o canlı bombaların hepsi yakalanabilseydi.

Ama müsaade edin, şunu da kamuoyuyla sizin marifetinizle paylaşalım. 31 Aralıktan bu yana istihbarat birimlerimizin yakalamış olduğu ve ülkemizi büyük felaketten kurtardığı canlı bomba eylemleri: Biliyorsunuz, 31 Aralık yılbaşı gecesi Ankara’da DAEŞ’e ait bir canlı bomba, daha doğrusu, canlı bomba timi yakalandı. 10 Ocakta Van’da patlayıcı yüklü bir PKK aracı yakalandı. 10 Ocakta Gaziantep’te DAEŞ’in canlı bombaları yakalandı. 17 Ocakta Antalya’da PKK’nın patlayıcıları yakalandı. 24 Ocakta yine Antalya’da PKK’nın patlayıcıları yakalandı. 29 Ocakta İstanbul’da bombalı araç yakalandı. 29 Ocakta PKK’nın Diyarbakır’da patlayıcıları yakalandı. 1-2 Şubatta Özdemir Sabancı suikastının failleri, DHKP-C militanları Aydın Söke’de yeni bir faili meçhul cinayet yapmak üzereyken yakalandılar. Yine Şırnak’ta 10 Şubatta PKK’nın patlayıcısı yakalandı. 13 Şubatta Mardin’de patlayıcı yakalandı. 16 Şubatta Mardin’de bombalı araç yakalandı. 17 Şubatta Muğla’da patlayıcı yakalandı. 18 Şubatta Diyarbakır’da bombalı araç yakalandı. 22 Şubatta Şanlıurfa’da patlayıcı yakalandı. 25 Şubatta Ankara’da patlayıcı yakalandı ve 25 Şubatta İstanbul’da bombalı bir araç yakalandı. 25 Şubattan sonra ne oldu? O bilgi bende yok.

Şunu söylemek istiyorum: Ellerinden gelen bütün titizlikle güvenlik birimleri çalışmalarını sürdürüyor ama maalesef karşınızdaki her türlü alandan girebiliyor, ne tedbir alırsanız alın onu aşabilme imkânına da sahip oluyor, aynen Paris’te olduğu gibi, aynen Londra’da olduğu gibi, aynen Madrid’de olduğu gibi, aynen New York’ta olduğu gibi. Dolayısıyla, karşı karşıya bulunduğumuz bu büyük meseleyi görmek, bu büyük resmî görerek ona göre hareket etmek durumundayız.

Değerli kardeşlerim, bir açık çek olarak da şunu söyleyeyim: Eleştirin tabii, iktidarı sonuna kadar eleştireceksiniz ama kim “Bu milletin iyiliği için, bu terörün önlenmesi için ya bizim de ilave şöyle bir fikrimiz vardır.” diyorsa, herkese bu görüşünü dinlemeye ve istifade etmeye hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu millî bir meseledir, ortak bir meseledir.

Yine, sorduğunuz sorulardan biri sarı basın kartıyla ilgili düzenleme. Bu düzenlemeyle ilgili Sarı Basın Kartı Komisyonu 13 kişiden 15 kişiye çıkarıldı, Kart Yönetmeliği’nde değişiklikler yapıldı; buradaki önemli değişikliklerden birisi. Bir. İki; Gazeteciler Cemiyetimiz isim olarak giriyorlardı. Gazeteciler Cemiyetinin isim olarak girmesi yerine, en çok üyesi olan iki meslek kuruluşunun girmesi kararlaştırılmış ve böyle oluşturulmuştur.

Yine, Lütfi Bey ifade etti, sadece şunu söyleyeyim: Şu anda 9 kişi tutuklu. Bu 9 kişi kimliğinin gazeteci olduğunu söylemiş. Bunlardan 2’si adli suçlardan, diğerleri de diğer suçlardan tutuklu. Sadece 2 kişinin sarı basın kartlı olduğu söyleniyor.

İMC TV’nin -birkaç arkadaşımız ifade ettiği için söylüyorum, kamuoyunun da bunu bilmesi bakımından- kapatılmasıyla ilgili RTÜK’ün hiçbir dahli yoktur. Çünkü, RTÜK bu anlamda TÜRKSAT’a ait olan bir kanalın, bir kanaldaki konumun değiştirilmesini emredebilecek bir yasal yetkiye sahip değildir. Burada önümde yazısı da var. Cumhuriyet savcısının bir tebligat olarak değil, bir emir olarak değil, cumhuriyet savcısının -burada, sizlere de verebilirim- tavsiye mahiyetindeki bir yazısı üzerine TÜRKSAT, IMC TV’yi bulunduğu alandan dışarıya çıkarmıştır. Mesele bundan ibarettir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Zaten sorun bu Sayın Bakanım.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ama, bu zaten kabul edilir bir durum değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Hayır. Yani, şunu söylüyorum…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Mahkeme kararı olmadan yapabilir mi Sayın Bakanım?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Hayır, sözleşmesine göre, TÜRKSAT resmî sözleşmesine göre.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Hayır, sözleşmede bir şey yok. 22.500 dolar ödüyor her ay.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sözleşme parasını ödemezse TÜRKSAT atabilir. Yapmayın Sayın Bakanım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yirmi gün önce uzatılmış sözleşme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – TÜRKSAT tamamen hukuk…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakanım, burası Patagonya değil, burası Türkiye Cumhuriyeti, lütfen Sayın Bakanım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Yani, kendi özel hukuku, ticari hukuku çerçevesinde bunu yapmıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlar…

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Bakanım, sizin vermiş olduğunuz bilgi doğru. “Kapama doğru mu, yanlış mı?” diye size soruyoruz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yani, sizin şahsınıza, dünya görüşünüze, bakışınıza inanıyoruz. Bir savcı nasıl olur bir televizyonu kapatır?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Mahkeme kararı yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Hayır, kapatmamış, savcı bir yazı yazmış sadece.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ama, nasıl kapatır?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Nasıl çıkartabilir TÜRKSAT’tan Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Gereğine bakarız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.

Sayın Bakanım, siz devam edin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şunu söyleyeyim: Yani, biz Hükûmet olarak TÜRKSAT’a talimat verme noktasında değiliz, RTÜK’e talimat verme noktasında değiliz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, TÜRKSAT Hükûmete bağlı, KİT.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Ama, bu meselenin mahiyetini -çok sorulduğu için söylüyorum- sorup bunları da inşallah ortaya çıkaracağız.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Bir hukuksuzluk var Sayın Bakanım.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sizin kadar HDP savunmuyor IMC TV’yi burada. Sonra, teröre destek veren parti deyince kızıyorsunuz?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bu HDP değil ki ya, ne HDP’si arkadaş? Televizyonların kapatılmasını siz siyasete göre mi yapıyorsunuz? “Kanal 7 kapatılmasın.” diye direnenler biziz tabii.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Kanal 7 kapatılmasın diye ben direndim, ben, Kanal 7 kapatılmasın diye!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, gündeme devam edebilir miyiz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Unuttunuz o günleri! (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, bakın kürsüde hatip var, Sayın Bakan konuşuyor, sessizce dinleyelim.

Sayın Bakanım, siz devam edin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben tekrar sözümün başına dönüyorum.

Evet, karşılıklı bir araya geleceğiz, konuşacağız, birbirimize laf atacağız, sataşacağız, bunlar siyasetin doğasında var, bunları anlıyorum ama -bu Parlamentonun vazifesi- Türkiye'nin üzerine ne yapılmak istenirse istensin, hangi karamsar tablo ya da hangi olumsuz gündem Türkiye'nin üzerine yüklenilmeye çalışılırsa çalışılsın Türkiye bunu aşarak gerçekten Türkiye'nin olumlu bir gündemi ortaya koyabilmesi lazım. Bunun için biz reform sürecinden asla geri dönmeyeceğiz, reform iradesinden asla geri dönmeyeceğiz. Siyasi, hukuki reformları toplumun her kesiminin içinde olduğu yeni bir anayasa anlayışı içerisinde sürdüreceğiz. Bu yeni anayasayı yapmak sadece bir fantezi değildir. Yeni anayasayı yapmak burada bulunan 4 partinin de kendi seçmenlerine ve Türkiye kamuoyuna zaman zaman vermiş olduğu sözlerin bir gereğidir. Anayasanın niteliği konusunda farklılıklarımız olabilir ama herhâlde özgürlükçü olmasında, herhâlde sivil olmasında, demokratik olmasında ve katılımcı olmasında bu 4 partinin farkı yoktur diye düşünüyorum. Dolayısıyla kim anayasayla ilgili ön yargısız olarak bu sürece katkıda bulunursa millet onlara müteşekkir olacaktır. Herkes eteklerindeki taşları döksün. Herkes anayasayı sadece bir hukuk metni olmanın ötesinde anayasayı bir siyaset felsefesi, anayasayı vatandaşlar arasında eşit ve özgür yurttaşlık anlayışını tesis eden, devlet-millet kaynaşmasını tesis eden yeni bir toplumsal sözleşme olarak görsün ve bu anlamda kim anayasanın felsefesi anlamında, anayasanın bu özgürlükçü felsefe içerisinde koyacağı yeni bir sistem anlamında ne düşünüyorsa bunu ortaya koysun. Şunu çok açık ifade edeyim: Biz, anayasa derken yanlış anlatılmaya çalışıldığı gibi sadece başkanlık sistemi üzerinden bir tartışmayı gündeme getirmiyoruz, diyoruz ki, bu Parlamento ne yaparsa yapsın -bakın sabah on birden beri çalışıyoruz, on üç gün böyle çalışacağız- nihayetinde yapacağımız bir bütçe kanun tasarısını geçirmek olacaktır oylarınızla.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İnşallah.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – İnşallah.

Ama, ne yaparsak yapalım, hangi yasayı, hangi kanunu çıkarırsak çıkaralım, eğer bu Parlamento yeni bir anayasa yapmazsa topluma vadettikleri çerçevesinde çok şey yapmış olmayacaktır, hatta siyaseten hiçbir şey yapmamış olacaktır.

Dolayısıyla, gelin, kim ne diyorsa Anayasa hakkında söylesin. Sadece Türkiye Büyük Millet Meclisindekiler değil -dışarıda üniversite hocalarımız, araştırma merkezlerimiz, fikir merkezlerimiz- kim ne diyorsa “Ben şunun daha iyi olmasını istiyorum.” desin ama hiç kimse lafı dolaştırıp değiştirip sonunda 12 Eylül anayasasına bu milleti razı edecek bir mekanizma kuracağını zannetmesin.

Bu millet 12 Eylül anayasasına rıza göstermeyecektir. Benim yaşıtım olan çok arkadaş var bu salonda. Benim ilk verdiğim oy 12 Eylül anayasasıydı ama hatırlıyorum, 12 Eylüle oy verdiğimizin ertesi gününden itibaren Türkiye'de bütün toplumsal kesimler, sağcılar-solcular, devrimciler-İslamcılar, liberaller-laikler, herkes “Yeni bir anayasa yapılması gerekli.” diye konuştu, herkes yeni bir anayasanın yapılması için fikirlerini ortaya koydu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne vermiştiniz Sayın Bakan, ne vermiştiniz? Oyunuzun rengi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – “Hayır” oyu verdik tabii, “hayır” oyu verdik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Cumhurbaşkanı “evet” vermiş.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – “Hayır” oyu verdim yani bu sonucu değiştirmeyecek.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, bu soru sorulmaz ki Sayın Başkanım. Kim oyunun rengini açıklamak zorunda kalır ki?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani, sandıktan 1 “evet” çıkmış, ya Emine Hanım ya kendisi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Bu oyum, bu bir şeyi değiştirmeyecek.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Cumhurbaşkanı “evet” vermiş. Sandıkta bir “hayır” var, ya Emine Hanım doğru söylemiyor ya Recep Bey.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şunu söylemek istiyorum: Arkadaşlar, samimiysek hodri meydan. Millet 1 Kasım seçim meydanlarında -bunu asla polemik olsun diye söylemiyorum- kararını verdi, AK PARTİ'nin 317 milletvekiliyle birlikte sizleri de milletin helal oylarıyla Parlamentoya gönderdi. Dolayısıyla, hepimiz bu millete karşı sorumluyuz. 12 Eylül anayasasını söküp atacak ve Türkiye'de özgürlükçü, katılımcı, demokratik yeni bir anayasa yapacak güce de sahibiz, tecrübeye de sahibiz, imkâna da sahibiz; yeter ki iyi niyetli olarak eteklerimizdeki taşları dökelim.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. Bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurtulmuş.

Evet, Sayın Özel...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Elvan’ın açıklamalarıyla ilgili cevap haklarını önce bir mahsuplaşalım daha sonra Sayın Kurtulmuş’unki için izah edeceğim. İzahatı tekrara gerek var mı Sayın Elvan’ınkiyle ilgili olanda?

BAŞKAN – Evet, sormam gerekiyor, onun için…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, bir bütün tur hâlinde ilgili bakanlıkların görüşmelerini yapıyoruz. Ben, öncelikle, isim vererek Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı’ya sataşıyorum cevap vermesi için. Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi üzerine çok ciddi değerlendirmeler yapıldı. Özellikle kadro bekleyen personelin şu anda hepsi dikkat kesilmiş Ayşe Nur Hanım’ın ağzından -hem o 96 arkadaşımız hem taşerondaki arkadaşlarımız- olumlu bir haber bekliyorlar. Ben kendisine ağır şekilde sataşıyorum, kürsüden cevap vermesini bekliyoruz.

Şimdi, Sayın Elvan konuşmasında hem partimize, grubumuza ağır sataşmalarda bulundu ama özellikle 2 tane konuşmacımıza ayrı ayrı verdikleri rakamların doğru olmadığı, kamuoyunu yanılttıkları, gerçek rakamların kendisinde olduğunu ifade ederek 2 konuşmacımızı seçmenleri önünde itham etti. Öncelikle, kendilerinin cevap haklarını talep ediyoruz. Basınla ilgili konularda yaptığı ithamlar için Sayın Atila Sertel, Cumhurbaşkanlığı ödemeleriyle ilgili konuda yaptığı ithamlar için de Sayın Musa Çam cevap haklarını kullanacaklar.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sen de grup adına.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O sonra.

BAŞKAN – Peki Sayın Özel, ben de tutanakları istettim.

Sayın Sertel, buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim, polemikleri de çok fazla uzatmayalım, bütçenin insicamını da bozmayalım.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

21.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak altı yıl Anadolu’yu karış karış gezen ve iyi bilen bir insan olarak Sayın Bakanın burada olmayan insanlarla ilgili konuşmasını ve gazetecileri mahkûm eden anlayışını kınıyorum.

Sayın Başkan, siz temiz bir dil kullanılmasını istiyorsunuz. Sonra, burada olmayan, Afyonkarahisar’da “Yaşar Oflaz” adlı kardeşimiz bir gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olduğu için ve Anadolu Ajansının 11 haberini kullandığı için 5 bin liradan para cezasına çarptırılıyor, 55 bin lira para cezasına mahkûm oluyor ve o 55 bin lirayı ödeyemediği için, Yaşar, altı buçuk aydır cezaevinde. Şimdi, Yaşar Oflaz’ın adını burada Sayın Bakan dile getirdiği zaman insanın vicdanının sızlaması lazım.

Bu arkadaşımız gazetecilik yapan bir arkadaşımız, eşi Semra Hanım’la konuştum, size oy vermiş, 2 kızı var, 2 kızının biri lise ikinci sınıfta okuyor, diğeri sekizinci sınıfta. Bu arkadaşımızın günlüğü 100 liradan cezaevinde yatırılmasını siz içinize sindiriyorsanız gerisi kolay. 5 bin lira para toplayamadığı için şu anda hâlâ cezaevinde.

Sayın Bakan, burada, işte “çete” diyorsunuz, “örgüte üye olma” diyorsunuz, “kasten öldürme” diyorsunuz, “uyuşturucu” diyorsunuz. Şimdi, burada soruyorum, benimle dünya görüşleri hiç örtüşmüyor: Hidayet Karaca’nın ve sizin bir dönem tetikçiliğinizi yapan Mehmet Baransu’nun silahlı örgüte üye olduğuna siz inanıyor musunuz? Bu arkadaşlar gazetecilik dışında hangi faaliyette bulunmuşlar da siz onları tutukladınız? Soruyorum. Can Dündar için de aynı şeyleri söylediniz, Erdem Gül için de aynı şeyleri söylediniz. Sonra, Anayasa Mahkemesi karar verince, burada, Can Dündar ve Erdem Gül’e “Hoş geldiniz aramıza.” dediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA SERTEL (Devamla) - İnsan bu kadar çelişmez.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Siz her gün gidiyordunuz oraya.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mahkemenin kararına saygı duyun dedik.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Yaşar Oflaz’dan özür dilemenizi bekliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri -Sayın Sertel, az önceki konuşmanızda size ben de aynı şekilde maalesef bu uyarılarda bulundum- yani burada olmayan insanlarla ilgili konuşurken lütfen biraz daha dikkatli olalım. Siz de aynı şekilde bunu yaptınız.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, cezaevinde yatan insanla ilgili konuşulmaz, onun söz hakkı yok.

BAŞKAN – Burada olmayan insanlarla ilgili, evet, konuşulmaması gerektiğini ben size de ifade ettim ama ifade etmeme rağmen, siz de konuştunuz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Hele cezaevinde yatan insanlarla ilgili hiç konuşulmaz.

BAŞKAN – Sayın Çam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Size de iki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen.

22.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Recep Tayyip Erdoğan 2014 yılında Cumhurbaşkanı seçiliyor ve o yıl Cumhurbaşkanlığı ödeneği 199 milyon. 2015 yılı bütçesi için Recep Tayyip Erdoğan diyor ki: “Bana 397 milyon -yani eski parala 397 trilyon- gerekli.” Plan ve Bütçe Komisyonunda bizden de geçti, biz de 397 trilyonu Sayın Cumhurbaşkanına tahsis ettik. Yıl içerisinde, 2015 yılı içerisinde, Maliye Bakanı “Para bol, gani, gani; 397 trilyon Recep Tayyip Erdoğan’a azdır, bir 149 trilyon daha veriyorum.” diyor, onu da veriyor.

Şimdi, Sayın Bakan diyor ki: “Toplam 500 trilyon harcanmış.” Bizim ona bir itirazımız yok. Yani yüzde 97’lik bir artışla… Bugüne kadar ne Abdullah Gül ne de Ahmet Sezer döneminde böyle bir artış yok, yüzde 20’lerde, yüzde 15’lerde artış varken, yüzde 97 artıyor ve 500 trilyon lira harcanıyor.

Yetmiyor, geçen yıl mart ayında burada bir torba kanun görüşülürken bir önergeyle -şöyle düz bir kâğıda önerge yazıldı, geldi- denildi ki: “Bütçenin binde 5’i oranında Cumhurbaşkanına örtülü ödenek verilir.” ve örtülü ödenek de tahsis edildi. Yani hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı örtülü ödenek tahsisi kullanıyor arkadaşlar. Bu da bütçenin binde 5’iyle çarptığınızda 2 milyar para yapıyor. Bunu kullandı mı? Kullandı. Yani Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı 500 trilyon lirayı…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Ne biliyorsun kullandığını?

MUSA ÇAM (Devamla) – Bilemiyoruz, bunu bilemiyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Bilemiyoruz.” diyorsun.

MUSA ÇAM (Devamla) - Bakın, sarayın parasını soruyoruz, öğrenemiyoruz, uçağın parasını soruyoruz, kimse bize bilgi vermiyor, size de vermiyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Var, var, hepsi belli, Sayıştay, Danıştay hep takip ediyor.

MUSA ÇAM (Devamla) – Biz diyoruz ki arkadaşlar: “Hem örtülü ödenek hem de Cumhurbaşkanına harcanan ödeneklerin tamamı kalem kalem çıksın, biz bilelim.” Biz, “Harcamasın.” demiyoruz ama “Bunları denetleyelim, bunları bilelim.” diyoruz. Bu, vatandaşımızın ödemiş olduğu vergilerden toplanan paralardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) - Bunu sormak, öğrenmek kadar daha doğal ne olabilir arkadaşlar, biz sizin adınıza bunu soruyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Musa Bey, gel bilgi verelim Musa Bey, hepsi var, gel.

BAŞKAN – Evet, Sayın Çam…

Sayın Bilgen, sizin bu ICC’ye dönük olarak beyanınızla ilgili mi?

AYHAN BİLGEN (Kars) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum size de. Lütfen, artık bu polemiği kapatalım.

Buyurun.

23.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bir eksik bilgim, bir teknik bilgi yanlışlığım varsa bunu düzeltmekten memnuniyet duyarım ama keşke ben haksız olsaydım ve bundan bir ay önce o başvuru yapılmasaydı. Neden? Bir yeni kurum kuruyoruz ve bu kurumu kapatacağız. Komisyona geldi ve eğer Türkiye'yi yöneten akıl, Türkiye'yi yöneten irade, bir ay sonra kapatacağı bir kurumla ilgili akreditasyon başvurusu yapmışsa daha vahim bir durumdayız. Bir kurumun akreditasyon elde etmesi için en az bir yıl çalışması gerekiyor. Ben çok ayrıntıya girecek kadar vakte sahip değilim ama… Bu kurum kurulalı yaklaşık dört buçuk yıl oldu, üç buçuk yıl önce akreditasyon başvurusu yapabileceği hâlde yapmıyor, 15 Ocakta başvuru yapıyor ki o tarihte de açıklanan paket dolayısıyla ve bu vize falan, bildiğiniz gerekçeler dolayısıyla, bir an önce yeni bir kurumu kurma taahhüdünde bulunuyor.

Şimdi, biz bu başvuruyu yaptığımızda ilgili mekanizma ne diyecek bize? Siz o kurumu kapatmışsınız. Mekanizmayı değiştirmişsiniz; kurul üyelerini seçim biçimi değişmiş, mali özerklik değişmiş, her şey değişmiş, yeni kanun, yeni sistem, öncekinde Barolar Birliğinin, YÖK’ün kurulda temsil imkânı var, yenisinde yok. Yani aslında sadece kendimizi uluslararası arenada daha zor duruma düşürecek bir iş yapmışız ama “İşin teknik boyutundan daha önemlisi, esası işlevsel özerklik.” diyor Sayın Bakan. Bakın, işlevsel özerkliğin ölçüsü çok net Paris Prensiplerinde “Kendi çalışma yöntemini belirleme yetkisi varsa işlevsel özerklikten söz edilebilir.”

Şimdi, böyle bir şey mümkün mü bizim mekanizmamızda? Hayır. Bütün kuralları biz koyuyoruz, dolayısıyla galiba başvurulmuş olması başvurulmamasından daha vahim.

Herkesi saygıyla selamlıyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Akçay’ı da dinleyelim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce konuşması sırasında Başbakan Yardımcısı Sayın Elvan, 2002 yılına atıfla kayıt dışılık ölçümlerine ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Malumunuz 57’nci Hükûmette Milliyetçi Hareket Partisi hükûmet ortağıdır ve onunla ilgili bir izahta bulunma ihtiyacı doğmuştur.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Akçay, şahsınıza ya da grubunuza bir sataşma olduğu iddiasındaysanız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Grubumuza sataşmadır, yani 2002 yılı deyince bunu biz...

BAŞKAN – Bu zorlama bir şey olur ama…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Değerlendirelim efendim grup başkan vekili olarak.

BAŞKAN – Tamam, grup başkan vekili olarak buyurun.

Süreniz iki dakika.

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2002 ve 2014 yıllarına ilişkin bir kayıt dışı değerlendirmeyle ilgili bazı rakamlar verdi Sayın Bakan fakat kaynağını açıklamadı. Eğer kaynağını açıklamışsa bizim gözümüzden kaçmışsa ve açıklamak isterse bu kaynağı versin. Yalnız, bize o “Schneider”ı kaynak göstermesin; itibarı olmayan, güvenilir olmayan ekonomist bir kişinin değerlendirmesidir.

Şimdi, kayıt dışılık Türkiye ekonomisinin çok önemli yapısal bir sorunudur. Burada Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kayıt dışı ekonominin boyutunun ve etkilerinin ölçülmesini taahhüt etmişsiniz; ölçmüş müsünüz? Ölçememişsiniz. Burada yine 2015 yılı programı var, 2016 programı, diğer programlar da yine kayıt dışılıkla etkin mücadele ve bunun ölçülmesine ilişkin taahhütlerde bulunmuşsunuz, bunları yerine getirmemişsiniz. Hükûmet olarak bir kere kayıt dışılığı ölçemiyorsunuz, değil ki siz kayıt dışılıkla etkin mücadele edebilirsiniz.

Fakat ben somut bir örnek vereyim burada: 2002 yılı sonunda Türkiye’de 59,6 milyar lira vergi toplanıyor, bunun 19,3 milyar lirası gelir üzerinden, bunun vergi gelirleri içindeki payı da yaklaşık yüzde 33. 2015’te toplanan 407,4 milyar lira verginin 119 milyar lirası gelir üzerinden alınan vergiler. Oran da yüzde 29,2’ye düşerek gelir vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı azalmaya uğruyor. Bu da kayıt dışılığın artışını gösteren önemli bir veridir.

Sayın Bakanın bu konuda daha açıklayıcı bir bilgi vermesini diliyorum.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, isterseniz yerinizden izah edebilirsiniz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İzmir Milletvekili Atila Sertel’in ve İzmir Milletvekili Musa Çam’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle benim vermiş olduğum rakam Maliye Bakanlığımızın Strateji Geliştirme Başkanlığının kitapçığının 16’ncı sayfasında olan ve TÜİK rakamları olan kayıt dışı istihdam oranı: 2002’de yüzde 52,1; 2015 Kasımında yüzde 32,6; ben bunu ifade ettim, birincisi bu.

İkincisi: Bu, tabii, basın mensuplarına yönelik olarak Sayın Oflaz’ın kaynak göstermeksizin yeniden yayın yapma suçundan cezaevinde yatmış olduğunu ifade ettim. Ben burada sadece örnek olması açısından bir isim zikrettim ama gerçekten onu tahkir edici herhangi bir düşünceyle ben bunu söylemedim. Ama eğer ailesi böyle bir düşünce içerisindeyse ben onlardan özür diliyorum. Dolayısıyla, tahkir amaçlı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Seçmen olduğunu…

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Seçmenle ilgisi yok, insanlığın gereği olarak bu.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen ama ya, insani bir davranış bu, erdemli bir davranış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “O, oyu size verdi.” deyince normal muameleye döndünüz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Hayır efendim, ben burada…

ATİLA SERTEL (İzmir) - Sayın Bakan, lisede okuyan iki kızı var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Şimdi, değerli arkadaşlar, 64 kişiden bahsedildi. Bunlardan sadece 1 kişi, bu bahsetmiş olduğumuz şahıstır.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bir garibanı buldunuz, Yaşar Oflaz’ı. Gariban, gariban, parasızlık yüzünden yatıyor Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Terör ve şiddet dışı eylemden almış olduğu bir mahkûmiyetten dolayı sadece onu örnek verme gereğini hissettim, bu ikincisi.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Anadolu Ajansı yüzünden yatıyor, Anadolu Ajansı. Ne hırsızlık yaptı ne para çaldı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Üçüncüsüne gelince, Sayın Çam, 500 milyon dolar harcama yapıldığını kendisi de kabul etti zaten ama konuşmasında 2,5 milyar liralık bir harcama söz konusu olduğunu ifade etmişti. O nedenle, ben Cumhurbaşkanlığı harcamasının 2,5 milyar lira olmadığını, bunun 500 milyon lira olduğunu ifade ettim. Onu da kendisi zaten teyit etti.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

MUSA ÇAM (İzmir) – Biz teyit etmedik. Yani, 2 milyar tahsil edildi de Recep Tayyip Erdoğan onu almadı mı, harcamadı mı?

BAŞKAN – Ya, Sayın Çam, tamam artık.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öncelikle, elimde bir tutanak var. Sayın Lütfi Elvan’ın tutanağını okuyorum: “Siz fiilî gerçekleşmeye bakacaksınız.” diyor, eyvallah. “Değerli arkadaşlar, sadece ve sadece, örtülü ödenek dâhil 500 milyon liradır.” Peki. “Daha önceki dönemlerden daha azdır.” diyor.

Şimdi, hepimiz biliyoruz ki Ahmet Necdet Sezer’in yıllık ortalaması 25 milyon TL…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evden çıkmıyordu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Abdullah Gül’ün yıllık ortalaması 90 milyon TL, Sayın Cumhurbaşkanının harcadığı para 500 milyon TL. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Tutanağı düzeltmek için söz talebiniz var mı Sayın Bakan?

BAŞKAN – Peki Sayın Özel.

Evet, şahıslar adına…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika, Sayın Kurtulmuş’la ilgili kısma geçmedik.

BAŞKAN – Bir dakika, Sayın Özel, lütfen ama istirham ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, öyle oldubitti yapmayın, Sayın Bakandan cevap istiyoruz.

BAŞKAN – Ya, bir saniye Sayın Özel, öyle bir yöntem var mı ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, cevap istiyoruz.

BAŞKAN – Hayır, öyle bir yöntem var mı? Siz istiyorsunuz diye…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, gündeme devam edebilir miyiz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, açıklama yapabilir miyim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, istiyor, verin sözü, açıklık getirecek.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elvan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Çam ifadesinde 2 rakam kullandı, biri 197 milyon, biri de 745 milyon. Benim orada kullandığım ifade “daha önceki dönemden” ifadesi, dönemlerden…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yedi yılda, yedi yılda…

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Yedi yılı kastediyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani, bir yılda yedi yıldan az harcamış.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Ben bu 745 milyondan daha düşük olduğunu kastettim. Sayın Çam’ın ifadesi bu idi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Biri yedi yılda kullanmış, biri bir yılda kullanmış.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Dolayısıyla, ben de onu söyledim değerli arkadaşlar, yapmayın, burada söylediğim ifade bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, maksat hasıl oldu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Tamam Sayın Bakan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, biraz evvel Sayın Bakan bize cevaben verdiği bilgide “kayıt dışı ekonomi” demediğini ifade etti, kürsüden “kayıt dışı ekonomi” olarak ifade etti. Burada verdiği bilgiler de kaynak olarak kayıt dışı istihdamla ilgili rakamlar. Bunun, yine bizim tarafımızdan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, lütfen, istirham ediyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Efendim, biz bunu…

BAŞKAN – Bakın, şu var, aynı konuyu tekrar etmeye gerek yok.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tekrar etmiyorum ki.

BAŞKAN – Sayın Bakan “Bu ilgili kaynağı, şu kitabın şu sayfasından aktardım.” dedi ve sizin partinizin de, grubunuzun da ismini zikretmeden bir rakam verdi yani ve aynı konu konuşuldu üstelik. Varsa bir diyeceğiniz ben açayım, yerinizden buyurun ama aynı konu yani.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Erhan Usta konuşacak.

BAŞKAN – Tamam, mikrofonu açalım arkadaşlar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Kayıt dışı istihdam” demek ayrı, “kayıt dışı ekonomi” demek ayrı hadise, bir de bunun kaynakları önemli yani bütçe…

BAŞKAN – Sizin mikrofonunuz açıldı Sayın Akçay, buyurun.

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu verilen rakamlar, biraz evvel ifade ettiğim, yine o “Schneider” diye bahsettiğimiz Hollandalı ekonomistin rakamları. Bizim ifade ettiğimiz kayıt dışı ekonomi. Sayın Bakan kayıt dışı istihdamdan bahsediyor, o ayrı bir bahis, tabii, onun ayrıntılarına da girilir. Hükûmetin daha henüz kayıt dışı ekonomiyi ölçüp tespit edemediğini… Ölçümü ve tespiti yapamayan bir hükûmetin kayıt dışılıkla mücadele söylemi de havada kalır. Yani bu tartışma aslında verimli bir tartışmadır ve bütçe kanunu görüşmelerinde devam ettirilmesi gereken de bir çalışmadır. Tabii, kendisinin atıfta bulunduğu Maliye Bakanlığının strateji ve TÜİK rakamları, herhâlde kayıt dışı istihdama ilişkin rakamlardır. Şimdilik bunu ifade etmekle yetinelim. İnşallah, bundan sonraki günlerde bu tartışmaya devam etmekte fayda var Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akçay, teşekkür ediyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Sayın Başkan, söz alabilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Elvan, lütfen tartışmayı bitirelim.

9.- Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar; birincisi, ben istihdamı anlatıyorum, 7 milyon kişiye istihdam sağladığımızı söylüyorum, 2015 yılında 1 milyon kişiye ilave istihdam sağladığımızı söylüyorum. Orada “kayıt dışı ekonomi” diye bir ifade kullanmıyorum -tutanaklara lütfen bakınız- “kayıt dışılık oranı” diyorum. İstihdamı kullanıyorum ve arkasından “kayıt dışılık oranı” diyorum. “Kayıt dışı ekonomi”yle ilgili bir cümle bulursanız her şeyi geri alıyorum efendim. Bakın tutanaklara lütfen, sadece “kayıt dışılık” ifadesi var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamam, bakacağım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, “kayıt dışılık” deyince kayıt dışı ekonomi anlaşılır.

BAŞKAN – İstihdamın da kayıt dışısı vardır Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Kayıt dışı istihdam” demesi gerekir. Dolayısıyla, kayıt dışılık denilince kayıt dışı ekonomi anlaşılır, başka bir anlamı yoktur.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel, siz niçin söz istiyorsunuz?

ERHAN USTA (Samsun) – Seri kırılması var orada. Hiçbir şekilde, Sayın Başkan, seri kırılması olduğu için 2002 istihdam kayıt dışılığı bile olsa, 2002 ile 2014…

BAŞKAN – Sayın Demirel’e söz verdim.

Soru-cevaba da daha geçmedik arkadaşlar.

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Numan Kurtulmuş açıklamasında, bizim daha önceden HDP Grubu olarak ifade ettiğimiz, arkadaşların ifade ettiği IMC’ye ilişkin aktarımında bir açıklık yapmak istiyoruz. Çünkü ifade ettiği şey, bizim ifade ettiğimizle çok farklı bir durumdur, ona ilişkin bir açıklama yapmak istiyoruz.

BAŞKAN – Mikrofonunuz açık, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ahmet Bey bir açıklama yapacak buna ilişkin, yerinden yapacak.

BAŞKAN – Bakın, şunu söylüyorum Sayın Demirel: Şimdi, her gündeme gelen konuyla ilgili her ağzınıza geleni söyleyeceksiniz, her şeyi ifade edeceksiniz, o ifadelere dönük olarak bir başka konuşmacı başka bir şey kullandığı zaman sataşma olmaz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır, hayır!

Başkan, ben bir şey ifade edeyim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Her gruba 3 defa söz verdiniz!

BAŞKAN – Bir saniye… Ben bir şey ifade etmeye çalışıyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, ben bir şey söyleyeyim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Bize gelince bu uygulama, böyle olmaz ki ya!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, bakın, bizim değerlendirmelere ilişkin bir durum…

BAŞKAN – Sorduğunuz sorulara cevap vermiş oldum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, CHP’ye yaptınız, MHP’ye yaptınız, niye bize gelince böyle oluyor?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Grup başkan vekilin konuşuyor, sen niye bağırıyorsun!

BAŞKAN – Herkese aynısını söylüyorum, AK PARTİ, CHP, MHP, HDP fark etmez.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şimdi bakanların konuşmalarına ilişkin değerlendirmelerimiz olacak, bunlar farklıdır.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Bilgen, “İsmimi zikretti.” dedi, sataşmadan söz istedi, ben de sataşmadan söz verdim. Niye haksızlık yapıyorsunuz siz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tamam, Sayın Bilgen’in şahsına bir sataşma oldu ve şahsıyla ilgili bir açıklama yaptı.

BAŞKAN – Peki, “IMC” deyince HDP’ye mi sataşma oluyor?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bravo Başkan! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Kayıt dışılık deyince MHP’yi mi kastetti efendim?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır, bizim HDP olarak…

BAŞKAN – Öyle mi oluyor? Öyle bir şey olur mu?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, siz bence şuraya geçseniz. Tarafsızlığınız gerçekten tartışılan bir durumdadır. Şimdi, ifade edilen bir durum, ifade ettiğimiz…

BAŞKAN – Bakın, Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ben bir şey söyleyeyim…

BAŞKAN - Ben size şunu dedim: “Bakın, sataşma değil ama yerinizden söz istiyorsunuz, size mikrofon açık, buyurun, konuşun.”

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan ben şunu ifade edeyim…

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Numan Bey konuşurken çok saygılı bir şekilde dinledik ve ondan bize laf geldi.

BAŞKAN – Numan Bey de saygılı bir şekilde konuştu.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama, biz kürsüdeki hatibin konuşmasına saygıdan kaynaklı cevap bile vermedik, partimizin ismi bile kullanıldı -tutanakları getirip söyleyebiliriz, bakabiliriz- ama biz Sayın Bakana kürsüde konuştuğu için saygıdan dolayı bunu itham etmedik, söylemedik de, bir şey de söylemedik. Şu anda yerimizde bir açıklama yapma gereği duyuyoruz.

BAŞKAN – Tamam, ben “Buyurun, mikrofonunuz açık.” dedim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ve bu da bizim partimize ilişkin yapılan bir açıklamadan kaynaklı ifadedir.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Demirel, şimdiye bitirmiştik zaten bu işi, ben ilk “Buyurun, sataşmadan değil ama yerinizden söz verebilirim.” dedim.

Tamam, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tamam, Sayın Yıldırım, bir açıklık getirecek bu konuya ilişkin, biz söz hakkımızı zaten kullanacağız.

BAŞKAN – Buyurun, tamam, açık mikrofon.

Allah Allah!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, tarzınız gerçekten kabul edilecek bir tarz değil yani.

BAŞKAN - Ya, Sayın Demirel, lütfen... Sizin ki hiç tarz değil, kusura bakmayın.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Allah Allah, ne dedim ben ya!

BAŞKAN - Bir şey söyleniyor, başka bir şeyden, sataşmadan olmaz.

Buyurun.

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, IMC TV’yle ilgili hususu biz dile getirdiğimiz için, Sayın Bakan da bize dönük söylediği için biz bir bilgi düzeltmesinde bulunuyoruz.

BAŞKAN – Sizin şahsınızı, grubunuzu ilzam ederek bir şey söyledi mi? Yok.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Peki, kayıt dışılıkla MHP’yi mi ilzam etti Sayın Elvan?

BAŞKAN – Sordunuz o da cevap verdi, Hükûmetten beklenen bu.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Allah aşkına ya! Peki, kayıt dışılık direkt MHP’yi mi bağlayan bir durumdur?

BAŞKAN – Önceki dönemle ilgili üzerlerine alındılar.

Grup başkan vekili söz isteyince size de veriyorum.

Kusura bakmayın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, Sayın Bakan, dört yıl RTÜK’te görev yapmış direkt mevzuattan konuşan biri olarak söylüyorum: 2 Temmuz 2004 tarihinde ve 5189 sayılı Kanun’un ek 33’üncü maddesine göre TELEKOM’dan uydu lisanslama ve platform altyapı işletmeciliği yetkisi TÜRKSAT’a verilmiştir. Yasa maddesi şunu söylüyor: “Özele dönük iş yapan devlete ait bir şirkettir.” bu bir.

İkincisi: Kaldı ki ticari bir ilişki olduğunu söylüyorsunuz Sayın Bakan. Ticari bir ilişki olması onu hukuksuz iş yapmakla malul kılmaz.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir diğer husus Sayın Bakan, BTK’ya bağlıdır. TÜRKSAT’ın bu uydu altyapı işletmeciliği işi yapma lisansını da RTÜK vermiştir. Pekâlâ RTÜK neden bu hukuksuz işlemi yaptığı konusunda bilgi isteyebilir, siz de isteyebilirsiniz, Ulaştırma Bakanı da isteyebilir. Ya değilse “Bir ticari ilişkidir.” diye herkes istediği işi yapamaz. Ticaretin de bağlı bulunduğu yasa maddeleri ve hukuk vardır. Sadece bunu ifade etmek istedik. Kaldı ki sizin de konuşmanızın çoğu bunu doğrulayan bir husustu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet Sayın Yıldırım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Numan Kurtulmuş Bakanın ifade ettiği hususlardan Sayın Bakanın sarı basın kartı, tutuklu gazeteci sayısı –ki verdiğimiz rakamı yanlış not almış olacaklar o yüzden öyle söylediler büyük ihtimalle- IMC TV konusundaki tutumumuz ve CHP’nin bu konudaki yaklaşımıyla ilgili sarf ettiği sözler sataşma niteliğindedir.

BAŞKAN – Bir dakika… Ne dedi de sataştı CHP’ye? Kusura bakmayın da…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dedi ki: “64 kişinin adını veriyorsunuz.” 64 tutuklu gazeteci olduğunu ifade etti. Aslında bizim verdiğimiz rakam o değildir. Ayrıca, Barış Yarkadaş’ın konuşmasının içindeki kısımlara…

BAŞKAN – Ya, Sayın Özel, zorlamayalım lütfen ama…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, zorlama diye bir şey yok.

BAŞKAN – Siz söz isteyin yerinizden, söz veririm yani. İllaki bir şeyi zorlamaya gerek yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, yerimden değil... Kürsüden yapılan bir sataşma. Kaldı ki gün boyu yapılan müzakerelere Sayın Bakan kırk dakika süreyle cevap verdi, biz bu cevapları dinledik. Zaman zaman iktidar partisinin grubunun laf atmaları üzerine birtakım şeyler oldu ama Sayın Bakana sataşmadık, Sayın Bakanın ifadelerini dinledik.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Siz hiç laf atmıyorsunuz!

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Milletvekili.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim hatiplerimizin yapmış olduğu açıklamalara gönderme yaparak söylemedikleri sözleri, ifade etmedikleri şeyleri seçmenlerinin önünde onları zor duruma sokacak şekilde ifade etti. Normal şartlarda ayrıca TRT konusunda da Sayın Aykut Erdoğdu’nun iki dakikalık söz talebi vardı, kendisi biraz önce geldi, “Sadece Barış’ın yapacağı cevap yeter, saat ilerledi.” dedi. Siz takdir ederseniz Sayın Barış Yarkadaş tutuklu gazeteciler konusunda doğrudan kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verecek, ondan sonra da başka bir söz talebimiz yok yerimizden söz talep hakkımız mahfuz kalmak üzere.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Başka!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, siz bu yüce Meclisi, gündemi takip ederken tabii ki İç Tüzük’e göre takip ediyorsunuz. Çok açık 69’da ifade edilmiş şekliyle; gruba sataşma varsa, ki vardır diye düşündünüz ve Sayın Başkana söz verdiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Kurtulmuş’la ilgili… Yok, vermedi, vermedi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Onun dışında ayrıca şahsına bir sataşan varsa ona da verdiniz. Fakat her kurumla ilgili, düzeltmecibaşı gibi “Onu düzeltelim, bunu düzeltelim.” derseniz her grup gibi biz de bunun için söz alırız, biz de aynı talepte bulunuruz. Öyle şey olabilir mi?

MUSA ÇAM (İzmir) – Bulunun, bulunun.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bura konuşma yeri canım, burada konuşmayıp nerede konuşacağız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Hükûmet temsilcilerinin konuşması içerisinde geçen her kurumla ilgili düzeltme yapmak diye bir usul yok, bir madde yok. Sizi bu konuda tekrar hassasiyete davet ediyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Varsa sorularını soru-cevap kısmında sorsunlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben de…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Özel, şunu söyleyeyim de… Bir saniye…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii.

BAŞKAN – Şimdi, soru soruldu, soruya cevap verildi yani cevap vermeyebilirdi de belki.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fazlasıyla verdiniz Sayın Başkan.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Soru-cevap kısmında sorabilirler.

BAŞKAN – Hiç isim bile zikretmeden sorulan sorulara genel cevaplar verildi. Şimdi cevaba cevap; “O cevabı beğendim, bu cevabı beğenmedim.” Siz konuştunuz, Hükûmet konuştu, diğer bütün gruplar konuştu. Takdiri kamuoyuna bırakalım dilerseniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gündeme geçebilir miyiz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öncelikle şunu ifade edelim, görüşme bütçe görüşmesi.

BAŞKAN – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aslında, Sayın Bülent Turan’la pozisyonlarımızın ya da savunmalarımızın içeriklerinin ters olması lazım. Bir iktidar partisi bütçe görüşmesi sırasında, ne kadar çok müzakere o kadar çok demokrasi, o kadar şeffaf bütçe mantığıyla müzakerelerin önünün açılmasını ister.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Şeffaf bütçede sıkıntı yok!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Muhalefet partileri ise bu konuda yaptığı eleştiriler yerine ulaşmıştır, daha fazla detaya girmek istemez ama aksine, Cumhuriyet Halk Partisinin yaklaşımı, daha çok müzakere, daha çok demokrasi, daha şeffaf bütçe, daha müreffeh Türkiye’dir. Bu yüzden, şurada, dört dakika boyunca konuşup iki dakikalık söz hakkını kısıtlamaya çalışmanın bir manası yok.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Takdir ederseniz, Sayın Yarkadaş grubumuz adına…

Çünkü, Sayın Lütfi Elvan’ın yaptığı konuşmadan sonra 2 tane cevap hakkımızı kullandık, Sayın Numan Kurtulmuş’u da en az Sayın Lütfi Elvan kadar önemsiyoruz. Partiye kaydının eskiliği yeniliği üzerinden bir yaklaşımı doğru bulmayız.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Özel, bu kadar kendinizi yormanıza da gerek yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

BAŞKAN – Bakın, benim niyetim, evet…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sabah 11.00’de başlayacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bütçe müzakereleri teknik anlamda, Türkiye'nin yönetilebilirliği, Türkiye'nin geleceği, beklentisi, vatandaşımızın umutları, talepleri, bunları çok güçlü bir şekilde müzakere edelim ama bunu takdir edersiniz ki… Bakın, bugün siz birkaç defa güzel bir şekilde söylediniz, “Dolu dolu konuşmalar yapalım, içerikli konuşmalar yapalım, Türkiye'nin geleceğine dönük konuşmalar yapalım.” ve bunu bir kayıkçı kavgasına meydan vermeden, polemiklere de meydan vermeden…

Yani, şu iki dakikayı vermemem için… Verebilirim, eyvallah, “Grup adına.” dersiniz ama…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İçerikli bir cevap hakkı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Meclisin verimli, rantabl ve İç Tüzük’e uygun idaresi için ben bu kadar söylüyorum ama siz bu kadar kendinizi yordunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Saat on oldu Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özel, bakın son kez…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Kurtulmuş’un değerlendirmeleri üzerine grubumuz adına iki dakika cevap hakkı kullanmak isteriz.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen bir daha olmasın.

Buyurun Sayın Yarkadaş, iki dakika veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, neye göre söz veriyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 69’a.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, hangi maddeye göre söz veriyorsunuz?

BAŞKAN – Sataşmadan.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un 118 sıra sayılı 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 119 sıra sayılı 2014 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Süreyi yeniden başlatabilir misiniz.

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş, buyurun Allah aşkına ya, yeni bir polemik başlatmayın.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Hayır ama gitmiş süre.

Ben AKP’nin iki sayın bakanını dinlerken 1990’lı yıllara döndüm ve aklıma Süleyman Demirel geldi. Güneydoğuda ne zaman bir gazeteci katledilse Demirel onlar için, “Bunlar gazeteci değil, gazeteci kılığındaki militanlar.” derdi, AKP de şimdi aynı zihniyetle “Bunlar gazeteci değil.” diyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Demirel nasıl cevap verecek buna?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Rojda Oğuz Facebook’ta yaptığı bir paylaşımdan dolayı tutuklandı, Van’da 9 Ocak 2016’da. Erol Zavar 2000 yılından beri… (AK PARTi sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – İsim vermeyecektiniz hani Sayın Yarkadaş?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – …kanser hastası hâlâ cezaevinde. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Diyarbakır Sur’da Mazlum Doğan, sokak arasında süren bir çatışmada “Fatma Ateş” adlı yaşlı bir kadını kurtarırken polis tarafından gözaltına alındı ve tutuklandı. Gaziantepli gazeteci Nazım Taştan Facebook’ta yaptığı haberlerden dolayı tutuklandı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne haberi yaptı, onu söyle.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Ne haberi yaptı, ne haberi, onu söylesene. Niye kamuoyunu yanıltıyorsun? Ne haberi yaptı?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Diyarbakır’da bir toplumsal eylemi izleyen JİNHA muhabiri…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – CHP terörü savunuyor!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – …Beritan Canözer -bunu dinlerken utanacaksınız- polis tarafından fazla heyecanlı olduğu gerekçesiyle göz altına alındı ve tutuklandı.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yalan söylüyorsun, yalan söylüyorsun!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – CHP terörü savunuyor!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Şimdi, bütün bunları görmezden gelip “Onlar gazeteci değildi.” demek insanların aklıyla alay etmektir. Hidayet Karaca’yı zaten saymıyorum, o sizin eski arkadaşınız, neden tutuklandığını mahkeme de henüz kendisine söyleyemediği için ben de söyleyemiyorum.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Sizin arka bahçeniz yani.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sizin arkadaşınız.

AHMET UZER (Gaziantep) – Sizin arkadaşınız.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Her türlü vicdansızlığı savunmak zorunda değilsiniz. Elinizi vicdanınıza koyun, bu insanların neden tutuklandığını görün, Süleyman Demirel’li yıllarla Türkiye’yi yönetmeye çalışmayın.

TRT meselesine gelince… TRT’de yirmi beş günlük canlı yayında AKP’ye otuz saat, Erdoğan’a yirmi dokuz saat, CHP’ye sadece beş saat verilmiş. İşte sizin adaletiniz bu, bu kadar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HARUN KARACA (İstanbul) – Çok bile.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Başka söze gerek yok. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Öldükten sonra anılarınızdan atıyorsunuz, Dokuzuncu Senfoni’yi beraber dinlediniz siz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az önce sayın konuşmacı konuşmasını yaparken özellikle bazı zanlıların ismini zikrederek bizimle beraber olduğunu ifade ettiler, bununla ilgili söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Pardon, anlayamadım. “İsimlerini vererek…”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mahkeme nezdinde zanlı olan, sanık olan bazı isimleri zikrederek onların bizimle beraber olduğunu ifade ettiler, bununla ilgili söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika…

Lütfen, siz de yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tekrar ifade etmek istiyorum: Sabah on birde başladık, saat neredeyse on bire geldi. Bizi itham ederken “Müzakere etmiyoruz, konuşamıyoruz, hakkımız halel ediliyor.” derseniz, insaf derim. Sizin kadar konuşan, sizin kadar İç Tüzük’ten kaynaklı bazı hakları suistimal eden, gündemi kilitleyen, grup önerileriyle, benzer çalışmalarla burada milletin bizden beklentilerini geciktiren başka bir anlayış var mı Allah aşkına!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yine sataştınız, sataşıyorsunuz yine.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Neyi konuşmuyoruz şimdiye kadar, neyi konuşmadık? Bu bir.

İkincisi: Yine sabahtan beri diyoruz ki: Bütçe bu millet için en önemli kanunlardan bir tanesi, gecikmesin, zamanında olsun. Zaten, ocak ayında bitmesi gereken işlemi ancak martta yapabiliyoruz, gecikmemiz zaten var. O yüzden, sabreden derviş anlayışıyla, alttan alarak, suhuletle, sakinlikle birçok hakaretinizi, polemiğinizi bile görmeden devam ediyoruz. Bugün normalde saat yedide bitecekti bu akşamki mesaimiz, öyle konuşmuştuk arkadaşlarımızla, saat on ve daha işimiz var. Ben bunu milletin takdirine bırakıyorum.

Ancak, bize ısrarla “gazeteciler cezaevinde” gibi bir ithamı reddettiğimizi ifade etmek istiyorum. Biz de ilgililerle konuşuyoruz, görüşüyoruz. Türkiye’de basın özgürlüğü açısından yasal düzenlemeleri en üst seviyeye çeken hükûmet AK PARTİ Hükûmetidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiç kimse bunun aksini bize söyleyemez.

GARO PAYLAN (İstanbul) – 150’nciyiz, 150’nci.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Fakat, az önce ilgili hatibin konuşurken, isim verirken o isimlerin ne paylaştığını, nerede olmadığını söylemesini de ibretlik buluyoruz, onlar bizde var zaten ne olduğunu biz biliyoruz. Siz, mesleklerin terör faaliyetlerine üst bir akıl vereceğini düşünüyorsunuz. Ne milletvekilliği ne gazetecilik ne başka bir meslek insanlara suç işleme hakkını sağ-la-maz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci ve son söz İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’na aittir.

Sayın Berberoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; aslında bütçenin ilk gününün son konuşmasını yaparken rakamsal bir sunum yapmayı düşündüm fakat elimizde rakam kalmadı yani gördüğüm kadarıyla burada rakama dair herhangi bir soru maalesef Hükûmet tarafından devlet sırrı olarak kabul ediliyor, devlet sırrı olarak kabul edilen meselelere dokunan eski meslektaşlarımın da nerede yattığına dair zaten hepinizin yeterince kanaati var. Dolayısıyla ben bu işin siyasi ve iktisadi mantığını, Magna Carta’dan Fransız Devrimi’ne kadar yani bütçe hakkı olan bir Meclisin bu hâle düştüğünü görerek ve üzülerek Sayın Bakana, özellikle Başbakan Yardımcımız Numan Kurtulmuş’un önerisi üzerine Mecliste bulunan en yaşlı ve en kıdemli, belki de eski gazeteci sıfatıyla kendisine bir iki konuda yapıcı olduğunu düşündüğüm önerilerde bulunmak istiyorum.

Öncelikle medyayla ilgili konuşurken verdiğiniz rakamlar, içerideki insanların sayısı veya bu sayıya itirazdan ibaret. Biraz daha başa gelelim, mesela Lütfi Bey’in, Sayın Bakanımın, özür dilemeye başladığı andan itibaren şu anda Meclis Genel Kurulunda oturan ve millî irade tarafından buraya -tıpkı sizin ve benim gibi- gönderilen Tuncay Özkan’dan özür dileyerek başlayalım, kendisi beş yıl yattı. Basın kartı hamilidir, sürekli basın kartı vardır, şu anda onu içeri atanları içeri atmakla meşgulsünüz. Devam ediyorum, Mustafa Balbay’dan özür dileyelim, kendisi sarı basın kartı hamilidir…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Biz niye özür diliyoruz ya?

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Niye içeriye atıyorsunuz diye soruyorum ben size başkasını? Onları içeri atanları niye atıyorsunuz?

AHMET UZER (Gaziantep) – Hükûmetle ne ilgisi var?

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Niye “Kumpas kuruldu.” diyorsunuz, niye “Kandırıldık.” diyorsunuz Beyefendi?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Paralel sevicilik yapıyorsunuz.

AHMET UZER (Gaziantep) – Hükûmetle ilgisini izah eder misiniz?

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Yahu boş verin. Kim, hangisi, Cumhuriyet Halk Partisi zamanında mı girdi Tuncay Özkan?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Cemaat halk partisi oldunuz.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Yoksa Mustafa Balbay zamanında mı girdi?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendi celladınıza aşıksınız ya.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Vallahi biz celladımızı içeri atacağız inşallah kısmetse.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kim attı onları içeriye?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Berberoğlu…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Deminden beri paralel sevicilik yapıyorsunuz.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Yahu devam edin, devam edin siz, boş verin.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Genel Kurula dönün, Genel Kurula Enis Bey.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – İkincisi Sayın Bakana önerim: Medyanın her şeyinden bahsediyorsunuz, bir tek reklam gelirlerinden, kapılarında bekleyen vergi memurlarından, kayyumlarından bahsetmiyorsunuz, gelin onları da tartışalım.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bu kadar pişkinliğe pes ya!

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Bir gecede kapatılan gazetelerden bahsedelim, bir gecede karartılan ekranlardan bahsedelim, kapısında her gün vergi müfettişi bekleyen büyük medya kuruluşlarından bahsedelim.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Onlar sizi içeri tıktılar, paralelin savcıları tıktı sizi içeri.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Ne yapıyoruz, bir dakika; neyden bahsediyoruz, hangi medyadan bahsediyoruz? Bugün, 10 bin satan gazetenin içimizde olan yazarının bağırtılarına, çığlıklarına kanmayın.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Hadi oradan, nasıl gazeteci olduğunu biliriz senin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen; lütfen sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Güzel. Ben de senin nasıl gazeteci olduğunu bilirim. Konuşmaya başladığımdan beri bana sataşıyorsun. Sen gel buraya, cevabını bana ver ya, niye oturduğun yerden laf atıyorsun? Ben Sayın Bakanla muhatabım, seninle değilim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Genel Kurulla muhatapsınız.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Efendim, Genel Kurula hitap edin.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Devam ediyoruz efendim.

TRT konusunun, son derece basit bir mantığı var Sayın Bakanım meselenin, o da şudur: TRT, zatıalinizin mantığına göre Meclis aritmetiğine göre söz hakkı veriyor. Doğru anladıysam, özetle söylenen bu. E, ben de diyorum ki o zaman, TRT’nin dış haberlerinin Çin Parlamentosu haberleriyle başlaması, Hint Parlamentosu haberleriyle devam etmesi ve böyle devam etmesi lazım, dünya nüfusuna mütenasip bir yayıncılık yapması lazım, olur mu böyle mantık? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – On dört yıl önce bunları söylüyor muydunuz?

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – TRT sizin, benim, hepimizin vergileriyle, özellikle seçim dönemlerinde, bu ülkede adil seçim yapılması üzerine kurulu bir yayın yapmalıdır. Eğer bunda anlaşamıyorsak yayıncılıktan sizin ile benim anladığım şey aynı değildir zaten olmamasını da deminden beri gelen parazitten anlıyorum. Öyle olması da mümkün değil.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Biz Hürriyet’teki yayıncılığı da biliriz, tetikçiliğinizi de biliriz.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Son olarak, yine Sayın Bakana hitaben konuşmak istiyorum ve konuşmamı bitirmek istiyorum: Bakın, 1982’de tesadüfen aynı yerde bulunmuşuz fakat o yer bugün sizi 317 milletvekiliyle gönderen millî iradenin tam aksi yöndü. Sakın unutmayın, biz yüzde 7,5’tuk, onlar yüzde 92,5’tu; ben de Anayasa’ya “hayır” dedim, zatıaliniz de Anayasa’ya “hayır” demişsiniz. Ben hâlâ aynı yerdeyim, siz nerede olduğunuzu bir daha düşünün efendim.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet sayın milletvekilleri, böylece birinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

AHMET UZER (Gaziantep) – “Demirel” dediği Süleyman Demirel!

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bahsettiği Demirel, Süleyman Demirel’di ya!

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Sur’da üç aydır süren sokağa çıkma yasağı ve ablukanın kalkması için sivil toplum örgütleri ile Avrupa parlamenterlerinin devreye girdiğine ve Parlamentonun görev alarak bu sorunu bir an önce çözmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıya davet ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, lütfen uyarın. Ayıp bir şey ama ya! Haddinizi bilin ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Genel Kurulu ve AKP milletvekillerini bu Parlamentoda saygıya davet ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne var Genel Kurulda?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Siz saygılı olacaksınız siz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Git aynaya bak, saygıdan söz ediyor. Git aynaya bak, elini indir aşağı be!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

Sayın Demirel, mikrofonunuz açık buyurun size söz verdim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bakın, Sayın Demirel’le saygı, üslup dışında konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen her birimiz burada her bir milletvekilini saygıyla dinlemek durumundayız.

Lütfen buyurun Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani ne diyeceğimizi bilmiyoruz, gerçekten bu kadar saygısızca davranmayı -bu Parlamento kabul ediyorsa- bütün Türkiye halkları görüyor, AKP sıralarındaki bu saygısızca davranışları bütün Türkiye halkları izliyor ve görüyor, ben sadece bunu söyleyeyim.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Saygısızlığı siz yapıyorsunuz siz, dibine kadar saygısızsınız.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Çünkü, ben, gerçekten sizler daha önce de ifade ettiniz, hani “yaralayıcı sözler” diye ifade ediyorsunuz, asla kullanmam, kullanmak da istemem, kendime yakıştırmam. O yüzden, atılan lafların hepsini kendilerine iade etmek dışında başka söyleyecek…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Cumhurbaşkanına “Önce Müslüman ol.” diyecek kadar saygısızsınız.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …bir şeyim yoktur yani kendilerine saygısızlıklarının ifadesidir, Parlamentoya saygısızlığın ifadesidir. Bakın, sayın bakanlar konuşurken de aynı şekildeydi, dün de Başbakan burada kendilerine saygılı olmaları gerektiğine yönelik bir uyarıda bulunduğunu ifade etti. Ama, bu, sadece dün için miydi, sadece genel başkanların konuşmasına ilişkin midir? Bence Sayın Başbakanın bundan sonraki süreçte bu Parlamentoda saygılı bir şekilde konuşması gerektiğini bütün milletvekillerine…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendi genel başkanına söyleyeceksiniz bunu.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …aktarması gerekiyor, ben bunu söyleyeyim. Sadece şunu ifade edeceğim…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bir de Mersin’de… Kendi genel başkanınıza saygıyı öğreteceksiniz. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama…

Buyurun, siz devam edin.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Arkadaşlar, şu Metiner’i bir susturun ya!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Bakan, 12 Eylül dönemindeki darbe süreçlerinde yaşananları ifade etti ve hepimiz bütün darbelere karşı olduğumuzu da söyledik ama ben şunu ifade edeceğim: Evet, 12 Eylül döneminde sıkıyönetimde, darbe süreçlerinde sokağa çıkma yasakları sadece iki üç gün vardı ama şu anda Türkiye’de Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, Nusaybin’de, İdil’de ve özelde de Sur için söyleyeyim ki, bugün seksen sekizinci gün yani üç ayı dolduran bir sokağa çıkma yasağı ve bir abluka vardır. Yani, bunu ifade ederken orada yaşayan çocukların, orada yaşayan kadınların… Oradaki ablukanın bir an önce kalkması için sivil toplum örgütlerinin, Avrupa parlamenterlerinin devreye girdiği ve bunun ortadan kaldırılması gerektiğini ifade eden bir durum söz konusudur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani, yaşam hakkı ihlalinin ortadan kaldırılması için, Türkiye'nin geleceği için…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, sözüm daha bitmedi, mikrofonda ışık daha hâlâ yanıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye… Süresiz konuşamazsınız ki.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Şöyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şimdi, herkes süresiz konuşmuyor Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Toparlayacağım Başkan, toparlıyorum zaten.

BAŞKAN – Bitirin Sayın Demirel, lütfen bitirin.

Mikrofonu bir dakika daha açıyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Zaten toparlayacağım Başkan, uzatmaya da niyetim yok.

Şimdi, yaşanan bu vahşetin, Cizre’de yaşanan vahşetin aynısının…

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Sayın Başkan, bunu elli sefer dinledik biz burada. Elli sefer dinledik biz bunu ya! Her gün bunu mu dinleyeceğiz biz ya?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …Sur’da yaşanmaması için Avrupa parlamenterleri Diyarbakır’da ve bir çağrı yapıyor ama biz burada defalarca söylememize rağmen hâlâ bir komisyon oluşturamadık,.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, vahşetin sorumluları da failleri de kendileridir.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ya şunun mantığını açıklar mısınız, adamların bodrumda ne işi var? Binanın içinde durmak varken, bodrumda ne işi var?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hâlâ buna yönelik bir adım atamadık ve şu anda çocuklar çok ağır bir şekilde yaralı ve kadınlar yaralı orada.

Ben toparlayarak ifade ediyorum ki, bir an önce bu Parlamentonun görev alması ve bu sorunu yerinde çözmesi gerekir.

Teşekkür ediyorum.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/529) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 118) (Devam)

2.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/297), 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2014 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/32), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 208 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/33), 2014 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/34), 2014 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/35), 2014 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/36), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan Kalkınma Ajansları 2012 Yılı Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/28), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2013 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/31), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2014 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/37) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 119) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, birinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Yirmi dakikanın on dakikası sorulara ayrılacak, on dakikada soruları Hükûmet cevaplandıracaktır.

Daha önceden sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Haberal, buyurun.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidarınız süresince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kaç vatandaşımız başvuru yapmış, bu davaların kaçı sonuçlanmıştır? Sonuçlanan davaların kaçında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi haksız bulmuştur. Haksız bulunduğumuz davalarda ne kadar tazminat ödenmeye mahkûm olmuşuzdur?

İkinci sorum: Teröristbaşı ve terörist unsurlarla geçmişte olduğu gibi yapılan gizli görüşmeler var mıdır? Türk milletinin bunlardan haberi olacak mıdır?

Üçüncü sorum: İstinaf mahkemeleri ne zaman açılıp yargı içinde, özellikle Yargıtaydaki paralel unsurlar temizlenecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanının Başbakanlık görevinden ayrılmadan birkaç gün önce örtülü ödenekten 100 milyon TL para çektiği doğru mudur?

Cumhurbaşkanlığının 50 yeni araç alacağı doğru mudur? Cumhurbaşkanının 50 araç alması israf değil midir?

Ayrıca fahri Kur'an kursu öğreticilerine kadro vermeyi düşünüyor musunuz? Vekil imamlara kadro vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başta enerji kurumları olmak üzere bazı kurumsal özelleştirmeler sonucu birçok haksızlıklar ve mağduriyetler hasıl olmuştur. Seçim bölgem olan Erzurum’daki TEDAŞ müessesesinin özelleştirilmesi sonucu farklı kamu kurumlarına dağıtılan personelin maaşları, çalışma şartları, iş tanımları ve pozisyonlarıyla ilgili belirsizlikten doğan haksızlıkların giderilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması ve Türkiye’ye şamil kılınması konusunda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıhan…

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 13 Ekim 2012 tarihli sonuç gözlemlerinde “Devlet, ulusal İnsan Hakları Kurumunu kuran 2012 tarihli yasayı, yapısal ve mali bağımsızlığı garanti altına alacak şekilde ve tam anlamıyla Paris Prensiplerine uyumlu olarak değiştirmelidir.” denilmişti. Aynı görüş 2015’te Birleşmiş Milletler periyodik değerlendirme toplantısında da yer aldı. Son olarak da 64’üncü Hükûmetin 2016 Yılı Eylem Planı’nda Türkiye İnsan Hakları Kurumunun etkinliğinin artırılacağı söyleniyordu. Şimdi, yeni yasa tasarısı yapısal ve mali bağımsızlığı tamamen ortadan kaldıran bir yapıya sahip. Acaba bu konuda herhangi bir değişiklik yapılması düşünülüyor mu? Çünkü, aksi hâlde gerçekten bağımsız bir kurumun oluşması mümkün olmayacak.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma soruyorum: Çukurova havaalanı ihalesi ekim ayında yapılacak diye “billboard”lara astık, daha sonra ocak ayında ihaleye çıkılacaktı ama yap-işlet-devret modeliyle bu ihale yapılamadı. Şimdi “Kendimiz yapacağız, devlet yapacak.” diyoruz. Bununla ilgili somut bir ihale tarihi verebiliyor musunuz? Mersin halkı bunu bekliyor.

2 milyon nüfusu olan Mersin Devlet Hastanesinde maalesef bir yanık ünitesi bulunmamaktadır. Şu anda Tarsus Devlet Hastanesinde yüzde 95 yanık olan Kutluay Elvan adındaki hasta üç gündür sevk edilecek yer bulamamaktadır. Çığır açtığımız sağlıkta geldiğimiz durum bu mudur?

Yine, yazın nüfusu 100 bini bulan Çamlıyayla’da diyaliz ünitesi yoktur. İnsanlar her gün 120 kilometre yolu gidip gelmek zorunda kalıyorlar.

2013 yılında açacak olduğumuz Pamukluk barajı maalesef yine durmuştur, çalışan işçiler maaşını alamamaktadır, müteahhit firma zor durumdadır. Bu konuda yardımcı olacak mısınız?

Bir de, Hükûmetiniz Salih Müslim’le görüştü mü? Buna Türk pasaportu verdi mi? Bu konudaki düşüncelerinizi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Tam bağımsız Türkiye, kahrolsun emperyalizm, yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” diyen deniz Gezmiş’i saygıyla anıyorum.

Sayın Mersinli Bakanımız “Vaatlerimizin yüzde 82’sini yerine getirdik, neyin sözünü verdiysek yapıyoruz.” dedi. Seçim öncesi binlerce “billboard”da, onlarca sözler verdiniz bölgemizle ilgili. Özellikle iki tanesini belirtmek istiyorum. “Tarsus Kazanlı turizm bölgesinin yol istimlaki için acele istimlak kararı alındı.” dediniz ama altı ay geçti, bugüne kadar herhangi bir işlem yapılmadı.

Yine, Çukurova havaalanıyla ilgili “15 Ocakta Resmî Gazete’de yayınlandı -seçim öncesi biliyorsunuz- ihaleye çıkıyoruz.” dediniz ve “Söz verdik, yapıyoruz.” dediniz, “billboard”lara astınız ama aralık ayında seçimlerden sonra bu ihalenin iptal edildiği Resmî Gazete’de yayınlandı.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Bakan, Devlet Denetleme Kurulu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak çalışan, yönetim işlerinin hukuka uygun, düzenli ve verimli bir şekilde yürütülüp geliştirilmesi amacıyla kurulmuş denetim kurumudur.

Kurulun temel görevlerinden biri, kurum ve kuruluşlardaki yolsuzluk ve usulsüzlükleri araştırmaktır; oysa 17-25 Aralık soruşturmaları gibi önemli iddiaların yer aldığı durumlarda ve son yıllarda kurulun çalıştırılmadığını görmekteyiz.

Öte yandan, kurulun soruşturma sonuçları da kamuoyuna yansımamaktadır. Kurulun açıkladığı en son rapor 14 Şubat 2014 tarihindedir.

Uzun dönem temiz bir toplumun umudu olan Devlet Denetleme Kurulu neden çalıştırılmamaktadır?

BAŞKAN – Sayın Türkmen…

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ederim Başkanım.

1) Sayın Bakan, 8/2/2016 tarihli bir elektrik faturasında enerji tüketim bedeli 239 lira 50 kuruş, ödenecek tutar 437 lira 20 kuruş; vatandaş, neredeyse kullandığı elektrik bedeli kadar dağıtım bedeli, Enerji Fonu, TRT payı, KDV ödemekte.

Asgari ücretin 1.300 TL olduğu Türkiye’de elektrik fiyatlarında iyileştirme düşünüyor musunuz?

2) Adana Merkez Yüreğir ilçesinde Karataş’tan E-5’e kadar hizmet eden Karşıyaka Devlet Hastanesi kapatılmıştır. Bu bölgede mesai saatleri içinde aile hekimi dışında vatandaşın sağlığa erişimi söz konusu olamamaktadır. Bu bölge için bir hastane düşünüyor musunuz?

3) Feke-Mansurlu-Gaffaruşağı yolunun bakım çalışmaları için bir planlama yapılmış mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sertel…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; Ödemiş-Çaylı-Kiraz-Beydağ-Kaymakçı yolu çok gezdiğim seçim sathı mahallindeki bir yolumuz; çok dar ve kötü bir yol. İzmir’e değer verilmesini ve o yolların yapılmasını istiyorum.

Ayrıca, çok önemli bir konu; Arıkbaşı köyünde yaklaşık üç yüz dört yüz yıllık ağaçlar var ve yaklaşık yedi sekiz yıldır da Torbalı-Bayındır-Ödemiş-Kiraz yolu bölünmüş yol olarak yapılmaya çalışılıyor ama bir türlü bitirilmedi. Fakat bu ağaçlar orada kesilmek isteniyor. Sayın Nükhet Hotar Hanımefendi söz vermişti AKP Genel Başkan Yardımcısı “Bu ağaçlar kesilmeyecek.” diye. Şimdi bu ağaçların işaretlendiği ve kesileceği söyleniyor. Köylüler dâhil herkes orada tedirgin. Bu ağaçları kurtarmamız ve yolu orada değerlendirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Bakan, maliyetinin 5 milyar lirayı aştığı ve kaçak olarak yapıldığı tartışmaları süren, ülkemizde lüks ve şatafatın, örneği görülmemiş israfın simgesi hâline gelen Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yıllık elektrik giderinin 14 milyon yani eski parayla 14 trilyon lirayı geçtiği iddia ediliyor. Enerjide dışa bağımlılığımızın çok yüksek olduğu ve enerji arz güvenliğimizin sağlanamadığı bir ortamda 11 bin asgari ücretlinin aylık gelirine eşit olan sarayın elektrik faturasını düşürmek, daha mütevazı rakamlara indirmek için bir çalışma yapılmakta mıdır? Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda halkımıza örnek teşkil edecek şekilde hem elektrik faturasında hem de diğer savurgan harcamalarında bir tasarruf düşünülmekte midir?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sarayın gerçek maliyeti, bugüne kadar harcanan paranın toplamı ne kadardır, aylık doğal gaz giderleri ne kadardır? Bugüne kadar saraya taşınan muhtarların sayısı kaçtır, bunları kim belirliyor ve bunların giderleri, masrafları hangi bütçeden karşılanıyor?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sorularımız kaldı Sayın Başkan.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bir kişi daha sorabilir.

BAŞKAN – …Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Lütfi Elvan.

Buyurun Sayın Elvan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle, şu anda, Mersin’de yanık hastası durumunda olan kişiyle ilgili olarak, Gaziantep’teki bir hastaneye nakli gerçekleştiriliyor. Onunla ilgili olarak arkadaşlarımız devreye girdiler, yardımcı oluyorlar.

Mersin’deki hastaneyle ilgili olarak, biliyorsunuz, Türkiye’nin ilk şehir hastanesi Mersin’de açılacak. Haziran ayına kadar bu çalışmalar tamamlanıyor. 1.200 yatak kapasiteli hastane, Mersin Şehir Hastanemiz tüm üniteleriyle birlikte Mersinli hemşehrilerimizin hizmetine girecek.

Diğer taraftan, bir başka soru, Çukurova havaalanına yönelik yöneltildi. Bu konuyla ilgili olarak bildiğiniz gibi Çukurova havaalanı daha önce yap-işlet-devret modeli çerçevesinde ihale edilmişti. Ancak ilgili müteahhit maalesef bu projeyi tamamlayamadı, aşağı yukarı 50 milyon euro civarında bir para harcamasına rağmen bu yatırımı tamamlayamadı. Bunun üzerine seçim öncesi tekrar yap-işlet-devret modeli çerçevesinde ihaleye çıkıldı ve çıkılan bu ihalede de maalesef, tek bir teklif gelmesi nedeniyle Ulaştırma Bakanlığımız bu ihaleyi iptal etti. Bunun üzerine…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – İhale yapılmadan iptal edildi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Efendim, tek bir teklif geliyor.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – İhale tarihinden bir ay önce.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Tek bir teklif gelmesi ve böyle bir teklif verilemeyeceği yönünde ifadede bulunulması nedeniyle iptal edildi. Bunun üzerine, ben Ulaştırma Bakanımızla bir araya gelip bu sorunun kökünden çözümü için karşılıklı konuştuk, tartıştık ve bunun kamu tarafından, bizatihi Ulaştırma Bakanlığımız tarafından yapılması konusunda hemfikir olduk ve bu çerçevede Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğümüz tüm çalışmalarını tamamladı ve kamu tarafından yani Ulaştırma Bakanlığımız tarafından yapılması için Yüksek Planlama Kurulu kararı gerekiyor idi. Yüksek Planlama Kurulu kararı için gerekli yazışmalar yapıldı hem Maliye Bakanlığından hem Kalkınma Bakanlığından hem de Hazine Müsteşarlığından uygun görüşler alınarak imzaya açıldı. Dün itibarıyla Yüksek Planlama Kurulu kararı tamamlanmış oldu ve önümüzdeki günlerde muhtemelen iki hafta içerisinde Çukurova havaalanımızın ihalesine çıkacağız ve Ulaştırma Bakanlığımız tarafından tüm masrafları karşılanmak üzere bu yatırımı gerçekleştireceğiz.

Diğer bir husus, İnsan Hakları Kurumuna yönelik olarak. Öncelikle şunu ifade etmeliyim: İnsan Hakları Kurumumuz idari ve mali açıdan özerk bir yapıdadır. Diğer birçok örnek ülkede olduğu gibi -biraz önce de konuşmamda ifade ettim- kurul yapısı, Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanlığı tarafından atanan bir şekilde. Bunun çok sayıda Avrupa’da örnekleri var. Ancak, İnsan Hakları Kurumumuza “İdari ve mali açıdan özerk değil.” gibi bir ifade kullanılması bu kurumumuza yönelik doğru bir ifade değil, idari ve mali açıdan özerk bir kurumdur.

İnsan hakları ve eşitlik kurumuna gelince, yeni kuracağımız kuruma gelince, bunu sizler de biliyorsunuz, ayrımcılıkla mücadeleye yönelik bir kanun tasarısı hazırlandı ve daha sonra bu ayrımcılıkla ilgili husus ile İnsan Hakları Kurumunun birleştirilmesi ve tek bir kurum olması konusunda karar verildi. Bunun gerekçesi de şu idi: İnsan hakları konusunu ayrımcılıktan ayırabilmeniz mümkün değil, ayrımcılığı da insan haklarından ayırabilmeniz mümkün değil. Dolayısıyla, diğer örnek olabilecek ülkelere baktığımızda ülkelerin, özellikle Avrupa ülkelerinin bir çoğunda insan hakları konusu ile ayrımcılığın aynı kurum tarafından yürütüldüğünü görüyoruz. Biz de bu çerçevede İnsan Hakları Kurumu ile ayrımcılıkla mücadele için oluşturacağımız kurumu birleştirip tek bir kurum hâline dönüştürme kararı aldık. “İnsan hakları ve eşitlik kurumu” adını verdik. Bu kurum üç temel işlevi yerine getirecektir. Bir, insan hakları konusu, resen inceleme yapma yetkisi olacak. İki, işkence ve kötü muameleye yönelik olarak ulusal önleme mekanizması olarak çalışabilecek ve Birleşmiş Milletler Ek İhtiyari Protokolü’ne ek konuyla alakalı olarak. Üçüncü ise, ayrımcılıkla mücadele edebilecekler.

Kurumun yapısına gelince, ben bunu İnsan Hakları Komisyonunda da açıkladım, son derece esnek bir yapı oluşturuyoruz. Kurumun kendi içinde kurul üyelerinin kendi daire başkanlarını, ilgili birimleri ve o birimlerin hangi görevleri üstlenebileceği görevini, yetkisini biz kurula verdik. Bizim geleneksel olarak kurumlarımıza baktığınızda bu yetki yasayla düzenleniyor. Örneğin bir daire başkanlığı, daire başkanının görevleri, bunların tamamı yasayla düzenleniyor ve bu yasa çerçevesinde bir işlem yapılıyor. Ama biz yasada genel yapması gereken sorumluluklar nelerdir, görevleri nelerdir, bunları belirledik ve bu çerçevede kurula çok geniş bir yetki verdik, esnek bir yapı oluşturduk ki gelecek olan talepler doğrultusunda kurum kendi içerisinde esnek hareket edebilsin düşüncesiyle.

Burada, şunu tekrar etmek istiyorum: Önemli olan atamanın nasıl ve ne şekilde yapıldığı değildir, önemli olan o kurumun işlevsel bağımsızlığıdır. Yani, kurum çalışmaya başladığı andan itibaren işlevsel bağımsızlığıdır. Evet, İnsan Hakları Kurumunun etkinleştirileceğini biz söyledik ama takdir edersiniz ki yarı zamanlı çalışan kurul üyeleriyle ve 15-20 civarında personelle o İnsan Hakları Kurumunun etkin olarak çalışabilmesi mümkün değil. Peki, biz ne yaptık? İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun kadrosunu 150’ye çıkardık.

BAŞKAN – Sayın Elvan, Sayın Kurtulmuş’a da biraz süre kalsın dilerseniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Bunun dışında, 150’ye çıkarmanın dışında, yine biliyorsunuz, kurul üyelerini tam zamanlı çalışan, fiilî olarak o kurumda zaman harcayabilecek bir yapıya dönüştürdük ki o kurul üyeleri tam mesailerini İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna verebilsinler diye.

Ben çok teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kurtulmuş.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sorulan bazı soruları vakit darlığı dolayısıyla yazılı cevaplandırırız.

Özgür Bey burada yok. Yani, demin ben nasıl sataştım da hangi sataşmadan dolayı söz verdiniz, onu anlamadım. Ancak, şunu açık söyleyeyim: Eğer herhangi bir şeklide bir arkadaşımıza bir şey söylemek istersem çok açık bir şekilde bunu söylerim, herhangi bir sataşma yoluyla bunu ifade etmem. Çünkü, ben oradan konuşurken ya da buradan konuşurken burada bulunan arkadaşlarımızı siyasi rakiplerimiz olarak görürüm, düşmanlarımız olarak görmem; lafları dolaştırarak, eğip bükerek bir şey söylemeyi de asla kendime yediremem. Ne söyleyeceksem açıkça, derim ki: “Musa Bey kardeşim, Garo Bey arkadaşım, şunu söylüyorum.” derim, açıkça söylerim. Dolayısıyla herhangi bir sataşma yoktu ama konuşmuş oldu. Eyvallah.

Şunu söyleyeceğim: Değerli arkadaşlarım, Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Bizim bütün bu süreçlerden çıkış yolumuz, Türkiye’nin reform istikametindeki yürüyüşünü hızlandırması. Biz bu reformları hep beraber, Parlamentonun iradesiyle el ele yapabilme becerisini gösterirsek, ekonomi alanındaki, siyaset alanındaki ve hukuk alanındaki reformlarımızı yaparsak… Şimdi vakit yok, konuşamıyoruz ama her biriniz onu takdir edeceksiniz ki, on iki sene evvel, on beş sene evvel, yirmi sene evvelki Türkiye’yle siyasi ekonomik sistem bakımından, reformlar açısından baktığınızda mesafe alınmış. Yeterli mi? Değil. Demin de ifade ettim, henüz Süper Lig’e çıkmadık, “Play-off”ta oynuyoruz. Birileri Türkiye’yi tekrar bir aşağıya indirmek istiyor, biz de Türkiye’yi yukarıya, Süper Lig’e çıkaracağız. Bunun yolu, karşımızdaki arkadaşımızın ne dediğini anlamaya çalışmaktan geçiyor, eleştirilerimizi açık ve net, yürekli bir şekilde ortaya koymaktan geçiyor. Biz de bunları dinleriz. Ama sonuç itibarıyla, Türkiye’nin herhangi bir şekilde bu reform istikametinden geri gitmesi bu çatı altında bulunan ve bulunmayan bütün siyasi partilerin tamamının aleyhinedir. Dolayısıyla, Türkiye’nin hem iktisadi reformlarını tamamlaması lazım -bu dinamik bir süreç- zaman içerisinde yenilemesi lazım, siyasi reformlarını tamamlaması lazım ve Türkiye’nin hukuki reformlarını, başta Anayasa olmak üzere, diğer yasalar olmak üzere, diğer antidemokratik yasalar olmak üzere bunları tamamlaması lazım. Bunu yapacak olan yer de… Birileri başka bir yerden gelip bunu yapmayacak; birilerinin telkinleriyle, birilerinin tavsiyeleriyle bunlar olmayacak. Emri alacağımız yer bellidir. Milletin kendisinden, 80 milyonun tamamından bu emri alacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – İnşallah, burada oluşan millî irade istikametinde de reformlarımızı tamamlayacağız.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Biz teşekkür ediyoruz Sayın Bakan. 3 soru sordum 1’ine cevap vermediniz efendim, sağ olun!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, ağaçları sormuştum, ağaçları. Arıkbaşı’nda ağaçlar kesilecek mi?

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkanım, sorularımıza yazılı cevap verilecek mi, verilmeyecek mi?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Efendim, soruların hiçbirine cevap alamadık. Bu nasıl “Play-off”ta oynamak ya, bu takım küme düşer. Daha bir soruya cevap veremiyorsunuz!

BAŞKAN – Şimdi sırasıyla birinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Cumhurbaşkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

01) CUMHURBAŞKANLIĞI

1) Cumhurbaşkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  434.096.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               434.096.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    266.936.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         244.631.156,70

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                22.304.843,30

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

02) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  840.029.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               840.029.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    779.516.094,95

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         689.220.324,21

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                82.313.822,73

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                                 7.981.948,01

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.60) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                             19.288.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                                 19.288.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      04                                     Alınan Bağışlar ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                19.068.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                        220.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                            19.288.000

Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                      14.483.730,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                           13.157.943,83

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                  1.325.786,17

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

Genel Toplam                                                                                                                                                            13.543.000,00

Tahsilat                                                                                                                                                                      13.725.165,67

Ret ve İadeler                                                                                                                                                                         191,69

Net Tahsilat                                                                                                                                                                13.724.973,98

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

06) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1) Sayıştay Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    25.437.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                                20.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                           195.699.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      09                                     Eğitim Hizmetleri                                                                                                               4.500.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               225.656.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığının 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    175.493.300,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         151.161.108,06

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                24.332.191,94

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2014 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

03) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ