TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

39’uncu Birleşim

16 Şubat 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mersin Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Mersin ilinin Erdemli ilçesine doğal gaz getirilmesi talebine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş’ın, 15 Şubat Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Türkiye’de insan hakları sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Suriye bağlamında yaşanan gelişmelere ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, HDP Grubu adına Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, CHP Grubu adına Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz ve AK PARTİ Grubu adına Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın konuşmaları

 

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Hükûmetin gündem dışı konuşmasıyla ilgili Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın MHP Grubu adına ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın CHP Grubu adına yaptıkları konuşmaları sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın Hükûmetin gündem dışı konuşmasıyla ilgili AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın Hükûmetin gündem dışı konuşmasıyla ilgili AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması ile Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Artvin’de vatandaşların ormana ve doğaya sahip çıkmak için iki yüz kırk gündür nöbet tuttuğuna ve Hükûmetin burada maden aranmasıyla ilgili düşüncesini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenmesi konusunda Hükûmetin seçim bildirgesindeki sözünü tutması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’da teleferik ücretine yapılan zamma ilişkin açıklaması

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ve Aksaray’da vatandaşların sel nedeniyle uğradıkları zararın giderilmesi gerektiğine ve Çamardı Bademdere’deki TOKİ konutlarının hak sahiplerine teslim edilemediğine ilişkin açıklaması

5.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, yeni anayasayı hayata geçirmek için tüm muhalefet partilerini göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarına ilişkin açıklaması

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay Yayladağı’nda şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit edildiği karakolun yandaş medya tarafından hedef gösterildiğine ilişkin açıklaması

8.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, dünyada petrol fiyatları düşerken AKP hükûmetlerinin akaryakıta sürekli zam yapmasının büyük bir çelişki olduğuna ilişkin açıklaması

10.- İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın, İzmir’deki akademik personelin, AR-GE çalışmaları ve yenilik potansiyelini artırmak için teşvik edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’de ihracat yapan iş adamlarının, KDV iadesinin çok geç ödenmesinden şikâyetçi olduklarına ve bu sorunun çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, siyasi iktidarın ülkemizi savaşın eşiğine getirdiğine ve muhtarların hizmet binalarının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, İstanbul’da metrobüs duraklarıyla ilgili yeni düzenlemenin vatandaşı mağdur ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in, Sosyal Güvenlik Kurumunun, akciğer kanseri olan hastaların ilaç parasını ödemek için hiç sigara kullanmamış olmak koşulunu getirmesine ilişkin açıklaması

15.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, 18 yaşını doldurduğu için yetiştirme yurtlarından çıkarılan çocuklara sahip çıkılması ve tarım danışmanlarına kadro verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığınca görevlerinden alınan eğitim kurumları yöneticilerinin Danıştay kararına rağmen eski görevlerine iade edilmediğine ilişkin açıklaması

17.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Artvin’de vatandaşların maden arayışı ve HES’lere karşı bir tavır içerisinde olduğuna ve Hükûmetin bunu dikkate alması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Kahramanmaraş’ta cezaevlerindeki mahkûm sayısının fazlalığı nedeniyle yaşanan sıkıntılara ve mahkûmların denetimli serbestlik süresinin yeniden gözden geçirilmesinin toplum yararına olacağına ilişkin açıklaması

19.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin, bölücü terör örgütü liderinin İmralı’da özel misafir olarak ağırlanmasına ve avukatları vasıtasıyla terör örgütünü serbestçe yönetmesine son verilmesini ısrarla talep ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, et ve ekmek fiyatlarındaki tüketici aleyhine fiyat artışlarının ve süt fiyatlarındaki üretici aleyhine fiyat düşüşlerinin ciddi bir sorun yarattığına ilişkin açıklaması

21.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’ye görevinde başarılar dilediğine, Artvin Cerattepe’de halkın direnişini desteklediğine, sokağa çıkma yasaklarının gün geçtikçe arttığı bir sürecin yaşandığına, Cizre’de bazı binalarda mahsur kalan insanların cenazelerinin teşhisi ve alınmasıyla ilgili ailelerin yaşadığı sıkıntıya, Adana’daki cinayetin kadın bedeni üzerinden yapılan işkencenin son örneği olduğuna ve erkek egemen zihniyetin cinsiyetçi yaklaşımının Türkiye tarihine kara bir leke süreceğine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Suriye kaynaklı mülteci krizinin her geçen gün büyüdüğüne ve NATO’nun mülteci geçişine karşı tertibatını Suriye sınırında değil Ege Denizi’nde alması konusunda Hükûmeti tedbir almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP’li 4 milletvekilinin Artvin Cerattepe’de ormanı ve doğayı korumak isteyen vatandaşlarla birlikte olduklarına ve yapılacak müdahaleler için Çevik Kuvvet ekiplerinin bölgeye gönderilmesine ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, terörle mücadelenin zor bir iş olduğuna ve devletin bu mücadele sırasında hiç kimsenin kaybını istemediğine ilişkin açıklaması

25.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta ile Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Parti Meclisi üyesi Avukat Sera Kadıgil’in Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğini savunduğu bir davada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili söylediği bir söz nedeniyle cezaya çarptırılmasına ilişkin açıklaması

27.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, tüm siyasi partilere ve siyasi partilerdeki kadınlara, kadınların işkence görerek öldürülmesi ve cesetlerinin teşhir edilmesiyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulması konusunda çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

29.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesinde, NATO Parlamenter Asamblesinde, Parlamentolar Arası Birlik Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere Başkanlık Divanınca uygun bulunan üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/501)

2.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun (1/596) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kendisine havale edilmesine ilişkin istemi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunca da uygun bulunduğundan, İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca gereğinin yerine getirildiğine ilişkin tezkeresi (3/500)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 28 milletvekilinin, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan afetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/93)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 29 milletvekilinin, 24/8/2015 tarihinde Arhavi ve Hopa, 12/11/2015 tarihinde Murgul ve Borçka ilçelerinde yaşanan sel afetinin bölgede yarattığı tahribatın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/94)

3.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt ve 26 milletvekilinin, Konya’nın Karapınar ilçesinde belirli aralıklarla meydana gelen obrukların yaratabileceği tehlikelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/95)

 

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/159) esas numaralı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/14)

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 15/2/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerleşim yerlerinde kadınların işkence görerek öldürülmesi ve ölü bedenlerinin sokak ortasında çıplak bir şekilde teşhir edilmesi ile bu görüntülerin sosyal medya hesapları aracılığıyla basın yayın organlarına servis edilmesi türü olayların tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16 Şubat 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/540) (S. Sayısı: 97)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Genişletilmiş Bilgi Değişimi Yoluyla Uluslararası Vergi Uyumunun Artırılması Anlaşması ve Eki Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/310) (S. Sayısı: 6)

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 97) Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır’ın, süt üreticilerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1340)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’da hayvancılık alanında yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1341)

3.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, tarımsal üretimde girdi maliyetlerinin düşürülmesine yönelik çalışmalara ve Rusya ile yaşanan kriz sonrası alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1342)

4.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın, Karabük ve Zonguldak illerinin 2014-2020 IPARD Hibe Programı’nda kapsam dışında kalmasına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1343)

5.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, kredi borcunu ödeyemeyen çiftçilere ve sicil affı çalışmalarına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1344)

6.- İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır’ın, sulanabilir tarım alanlarına ve sulama projelerine ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1345)

7.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, 23 ve 24. Yasama Dönemlerinde verilen parlamenter denetim önergeleri ile kanun teklifleri ile ilgili çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/1404)

8.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un, Osmaniye’de TKDK İl Koordinatörlüğü bulunmamasına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1449)

9.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Kabul Toplama Merkezlerinin fiziki şartlarına ilişkin sorusu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/1474)

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’deki arazi toplulaştırması çalışmalarına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1532)

11.- Isparta Milletvekili İrfan Bakır’ın, Isparta’da büyükbaş hayvanlarda görülen şap ve çiçek hastalığına karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1533)

12.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının çözümüne yönelik yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1534)

13.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Antalya’da bulunan bankalara ve 2002-2015 yılları arasında kullandırdıkları kredi ve mevduat büyüklüklerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/1603)

14.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Konya’da bulunan bankalara ve 2002-2015 yılları arasında kullandırdıkları kredi ve mevduat büyüklüklerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/1604)

15.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, soru önergelerinin bakanlıklara havalesi ve iadesi kapsamında yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/1806)

16.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, TBMM’nin içinde bulunduğu bölgenin "TBMM Külliyesi" olarak adlandırılmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/1809)

17.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, TBMM’nin içinde bulunduğu bölgenin "TBMM Külliyesi" olarak adlandırılmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/1810)

16 Şubat 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Mersin ilinin Erdemli ilçesine doğal gaz getirilmesi talebi hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Oktay Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mersin Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Mersin ilinin Erdemli ilçesine doğal gaz getirilmesi talebine ilişkin gündem dışı konuşması

OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin ili Erdemli Belediye Başkanımız Sayın Mükerrem Tollu Bey’in Erdemli halkı adına bir talebini huzurlarınızda Hükûmetin dikkatine sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Erdemli Mersin iline bağlı, il merkezine 35 kilometre uzaklıkta, tarım, turizm ve tarihî yönüyle büyük değere sahip, Akdeniz’in incisi konumunda, son yıllarda şehircilik, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yaşadığı gelişmelerle geleceğe umut vadeden şirin bir ilçemiz.

Müstakil ilçe iken 50.154 kişilik nüfusa, 42 kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip olan Erdemli, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’yla birlikte büyükşehir ilçesi statüsüne kavuşmuş, böylece nüfusu 133 bine çıkarken yüz ölçümü ise 68 kat büyüyerek 2.926 kilometrekareye ulaşmış durumdadır.

Daha önce 12 mahalleden oluşan Erdemli ilçesi, tüm köylerin ve kapanan 10 belde belediyesinin mahalleye dönüşmesiyle 71 mahalleye sahip olmuş, yaz mevsiminde deniz ve tarih turizmi nedeniyle nüfusu 500 binin üzerine çıkmış vaziyettedir. D-400 kara yolunun şehrin içerisinden geçmesiyle Orta Akdeniz ile Batı Akdeniz Bölgesi’ni, Ege Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi’ni güneyden bağlayan, önemli bir bağlantı noktasıdır. Tüm bu özellikleriyle stratejik konumdaki Erdemli tarım sektöründe de büyük bir üretim payına sahiptir. Ülkemizde ve dünyada önemli bir narenciye üretim merkezi olan Erdemli Türkiye'deki yıllık limon üretiminin yüzde 60’ını karşılamaktadır.

Açıklanan bu yönleri ve sahip olduğu kentsel, ekonomik, sosyal, kültürel ve turizm potansiyeli daha da gelişmeye müsait olan Erdemli’de yeni ihtiyaçlar da beraberinde gelmektedir. Bu ihtiyaçlardan birisi de doğal gaz temini konusudur. Bu konuda meskenlerde duyulan ihtiyacın yanı sıra şu an kurulması için altyapısı oluşturulmakta olan Erdemli Gıda, Tarım İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin de ihtiyacını göz önünde bulundurarak Mersin merkezde gerçekleştirilen ve Erdemli ilçesine sınır komşu olan Mezitli’de var olan doğal gaz temininin Erdemli için de gerçekleştirilmesi artık zaruret hâline gelmiş bulunmaktadır.

Ayrıca Erdemli sera tarımında da büyük bir paya sahiptir. Erdemli ilçesinde örtü altı sebze üretim alanı yaklaşık 35 bin dönümdür. Özellikle örtü altı sebze ve meyve ürünleri yetiştiriciliğinde gerekli olan ısıyı gerek ekonomik üretim yapmak gerekse rekolteyi artırmak amacıyla, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi doğal gazla sağlamak düşüncesi tüm çiftçilerimiz ve ilgili kuruluşlarca benimsenmiş, sonucu ise merakla beklenmektedir. Bu konuda İlçe Belediye Meclisimiz gerekli kararı oy birliğiyle almış, çalışmaları başlatmak, iş ve işlemleri yürütmek için Belediye Başkanına yetki vermiştir. Hâlen BOTAŞ nezdinde yürütülen çalışmalar Erdemli ilçemizin Aksagaz Doğal Gaz Dağıtım AŞ’nin lisans alanı kapsamında olmaması nedeniyle bir türlü sonuca ulaşamamaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, her geçen gün ilçe ekonomisindeki payı artan sera tarım işletmelerinin maliyetlerinin düşürülerek bu alandaki üretim ve istihdamın artırılması için doğal gaz önemli bir fırsattır ve bu nimetten 100 bini aşkın Erdemlili vatandaşımız da istifade etmek istemektedir. Diğer taraftan, doğal gazın gelmesi hâlinde hâlen önemli altyapı aşamaları bitirilen Erdemli Gıda ve Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin en önemli ihtiyacı da halledilmiş olacak ve bölgede yeni bir ekonomik kalkınmaya vesile olabilecek bu istihdam kapısı da hizmete girmiş olacaktır.

Erdemli ilçemizde meskûn bulunan vatandaşlarımızın da hemen hemen tamamı ısınma ve mutfak tüketimi için doğal gaz talep etmekte olup ihtiyacın karşılanması hususunda gerek yerel yönetim gerekse kaymakamlık nezdinde sürekli başvuru yapılmaktadır. Mevcut durumda, fizibilite ve uygulama çalışmaları devam eden Mersin-Karaman-Ayrancı Doğal Gaz Boru Hattı ayrıca bu konuda bir şans olup hattın ana güzergâhı Erdemli ilçe sınırları içerisinden geçmektedir. Doğal gaz konusunda Mezitli ilçesine kadar (Mezitli dâhil) geçerli olan lisans alanının genişletilerek, gerekiyorsa lisans süresinin uzatılarak Erdemli ilçesini de kapsaması için gerekli çalışmaların başta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olmak üzere, ilgili kurum ve kuruluşlarca yapılmasını önemle beklemekteyiz. 21’inci asra girerken ortaya koyduğumuz bu talebin çok abartılı bir talep olmadığını da Hükûmetimizin dikkatine sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Gündem dışı ikinci söz Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş’a aittir.

Buyurun Sayın Pektaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş’ın, 15 Şubat Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane’mizin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıldönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

1 Şubatta Diyarbakır Sur’da terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen operasyonlarda şehit düşen hemşehrim Jandarma Teğmen Recep Erdoğan kardeşime ve bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Gümüşhane gümüş ve altın madenlerinin zenginliğinden ve tarihî İpek Yolu üzerindeki konumundan dolayı tarih boyunca ehemmiyetini kaybetmemiş bir şehrimizdir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1461 yılında bölgeyi fethetmesiyle ecdadımız yöreye yerleşmeye başlamış, Rumlar ve Ermenilerle bu sevgi, hoşgörü ve barış şehrinde asırlarca birlikte yaşamışlardır.

Gümüşhane’de bulunan darphanelerde Osmanlı İmparatorluğu hazinesinin altıda 1’ini temin eden gümüş ve altın sikkeler basılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiği günlerde 19 Temmuz 1916’da Gümüşhane ve Torul, 22 Temmuzda da Kelkit ilçemiz Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Yaklaşık bir buçuk yıl Rus işgalinde kalan ilimizde, yaşlı, çocuk, kadın, erkek demeden topyekûn verilen bir mücadele sonunda Torul 14 Şubat, Gümüşhane 15 Şubat, Kelkit ise 17 Şubat 1918 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.

Doğu Karadeniz Bölgesi’ni Doğu Anadolu’ya bağlayan ilimizde deniz ve kara iklimi özellikleri görülmektedir. Bir tarafında kemençesi, diğer tarafında davul zurnasıyla çok kültürlü bir şehrimizdir. İlimizde tarım ve hayvancılığın hâkim olduğu görülse de madencilik ve turizm sektörünün de potansiyel olarak gelecek vadettiğini söyleyebiliriz. Son yıllarda madenlerimiz çevreci bir anlayışla işletilmeye başlanmış ve büyük bir istihdam oluşturulmuştur.

Büyük bir turizm potansiyeline sahip olan ilimiz, kültür, yayla ve ekoturizmin yanı sıra kayak turizmi için de vazgeçilmez bir yerdir. Kelkit’teki tarihî Satala Antik Kenti, Santa Harabeleri, Krom şehri ve İmera Manastırı, Canca Kalesi, Kov Kalesi, Torul Kalesi ve Gümüşhane konakları görülmeye değer tarihî mekânlarımızdır. Torul ilçemizdeki “tabiatın yer altı sarayı” diye tabir ettiğimiz Karaca Mağarası tabii mimarisiyle ziyaretçilerine huzur ve mutluluk vermektedir. Şiran ilçemizdeki Tomara Şelalesi 25 metre yükseklikten dökülerek çevresindeki zengin flora ve tabii peyzaj ile muhteşem bir görsellik sunmaktadır. Kürtün ilçemizdeki Avrupa’nın en yüksek köknarları ve Türkiye’nin en uzun ladinlerinin bulunduğu Örümcek Ormanları, Kadırga Yaylası, doğal çim alanlarıyla meşhur Kazıkbeli Yaylası ve merkez Taşköprü Yaylası eşsiz güzellikleriyle görülmeye değer tabiat alanlarımızdır. Limni Gölü, Artabel Gölleri ve çevresindeki zengin flora âdeta insanı büyülemektedir. “Eski Gümüşhane” dediğimiz tarihî Süleymaniye ve yapımı planlanan kayak merkezi, Zigana Turizm ve Kayak Merkezi önemli potansiyele sahiptir.

Özellikle AK PARTİ hükûmetleri dönemlerinde büyük bir yatırım hamlesine sahne olan Gümüşhane’miz tarım, ulaşım, turizm, madencilik, eğitim ve sağlık alanlarında önemli hizmetler almaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından ihalesi yapılan toplamda 25.400 metre uzunluğuyla Türkiye’nin en uzunu olan Zigana Tüneli inşaatına başlanmak üzeredir. İlimizdeki toplam tünel uzunluğumuz 65 kilometredir. Yol projelerimiz hızla devam etmektedir. Havaalanımızın ve hızlı tren projemizin yapımıyla ulaşım hizmetlerini taçlandıracağız. Daha önce tamamen iptidai usullerle tarımsal sulama yapılırken 2003 yılından itibaren hızlı bir şekilde hayata geçirmeye başladığımız baraj, gölet ve sulama projeleriyle şu ana kadar 100 bin dekar araziyi sulamaya açmış bulunmaktayız. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Bin Günde Bin Gölet ve Sulama kapsamında projelerimiz devam etmektedir. İnşallah, ilimizdeki sulanabilir arazi olan 450 bin dekar arazinin tamamını modern ve basınçlı sulama sistemleriyle sulayabilecek duruma geleceğiz. Tarım ve hayvancılıkta öncü bir şehir olacağız. Karşıyaka Tabiat Parkı ve şehri, tabiat parkına bağlayacak teleferik projesini başlatıyoruz. Bütün turistik mekânlarımızdaki ulaşım, dinlenme ve sosyal alanları hızlı bir şekilde inşa ediyoruz. Yakın bir gelecekte turistlerimizi ağırlamaya başlayacağız. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri’nin manevi mimarı olduğu pestil ve kömenin başkenti Gümüşhane’miz; kuşburnu, fasulye ve Kelkit döneriyle meşhurdur.

Sözlerime son verirken tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pektaş.

Gündem dışı üçüncü söz, Türkiye’de insan hakları sorunları hakkında söz isteyen, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’ye aittir.

Buyurun Sayın Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Türkiye’de insan hakları sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Türkiye İnsan Hakları Vakfının kuruluşunun 26’ncı yılı. Ben de bu sebeple, Türkiye’de her geçen gün daha da yakıcı hâle gelen insan hakları ihlallerine bir kez daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Sözlerime, vakfın kurucuları arasında yer alan Muzaffer İlhan Erdost’un 7 Kasım 1980’de Mamak Cezaevinde dövülerek öldürülen kardeşi İlhan Erdost’u ve geçtiğimiz günlerde hain bir saldırıda yitirdiğimiz Tahir Elçi’yi anarak başlamak istiyorum. Hak ve özgürlükler mücadelesinde anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

İnsan Hakları Vakfı, işkence görenlerin tedavisi ve yakınlarının rehabilitasyonu amacıyla kurulmuştur yani bugün anayasasını değiştirmemizin gerektiği konusunda hemfikir olduğumuz 12 Eylülün yaralarını sarmak için. Aradan yirmi altı yıl geçti ancak vakıf misyonunu tamamlayamadı. İnsan hakları ihlalleri o karanlık günlerden bugünlere artarak geldi ve çeşitlendi. Dün işkence, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar, adil yargılama, düşünce ve ifade özgürlüğü diyorduk, bugün bunlara kadına yönelik şiddet, iş güvenliği, çocuk işçiler ve topraklarımızda sayıları 2,5 milyona ulaşan mültecileri de ekledik.

Değerli vekiller, ülkemizde insan hakları ihlalinin nereden başlayıp nerede bittiğini kestirmek mümkün değil. Sokağa çıkma yasaklarının yol açtığı ihlalleri mi, cezasızlığın ortaya çıkardığı sorunları mı söyleyeyim, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadın cinayetleri, iş kazaları ya da yasa dışı çalıştırılan çocuk işçileri mi, F tipi cezaevlerindeki tecrit ve baskıları mı, yoksa Türkiye'nin dört bir yanına dağılmış 2,5 milyon Suriyelinin dramını mı?

Şunu biliyorum ki, hangi görüşten olursak olalım, hangi partiyi temsil edersek edelim, tanık olduğumuz insan hakları ihlalleri hepimizi belli düzeyde etkilemekte. Ne yazık ki, siyaset yapma geleneğimiz ortak akıl üretmekten çok karşılıklı pozisyon almakla sınırlı olduğu için bu sorunlara çözüm üretmekte başarılı olamamaktayız.

Geçtiğimiz günlerde Dünya Özgürlük Raporu 2016 yayınlandı. Bu rapora göre Türkiye kısmen özgür ülkeler arasında yer alıyor, özgürlükler bakımından da gerileyen ülkelerden biri olarak tanımlanmış. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 8.450 dosyayla hakkında en fazla dava başvurusu olan üçüncü ülkeyiz, 2015 yılında alınan 823 kararın 87’si ülkemizle ilgili. En fazla ceza aldığımız konu ise adil yargılanma hakkının ihlali.

Yine, bu ihlaller karşısında cezasızlık da ne yazık ki ülkemizde bir yönetim ilkesi hâline geldi. Hak ihlalinde bulunanlar yargı önünde hesap vermediği gibi, korunuyor, kollanıyor, terfi ediyorlar. Bu, iktidardan iktidara devredilen, süreklilik arz eden bir devlet geleneğine dönüştü ne yazık ki. Cezalandırılmayan her ihlal bir sonrakine davet çıkarıyor, vicdanlarımızı yaralıyor, insanlığımızı törpülüyor ve toplumumuzu çürütüyor.

Değerli vekiller, gelin, kamu görevlilerinin hiçbir gerekçeyle, insanın insan olmaktan kaynaklanan haklarını elinden alamayacağını hep birlikte savunalım. Savunalım ki yeni Dilek Doğan olaylarıyla karşılaşmayalım. Yarın, hiçbir nedeni yokken hayatından koparılan Dilek Doğan’ın davası var. Gelin, hayat hakkı elinden alınan gencecik bir kızın ailesinin yanında duralım. Bugün Doğan ailesinin başına gelenlerin yarın bizlerin, sevdiklerimizin de başına gelmesi mümkün.

Bildiğiniz gibi, Türkiye’de çok uzun yıllardır insan hakları ihlali ve ifade özgürlüğü ihlalleri bakımından süregelen bir süreç var. Ne yazık ki bugün ifade özgürlüğünün yanı sıra siyasi eleştiri özgürlüğü hakkımız da yok. 30’dan fazla gazeteci tutuklu. Diğer taraftan, kadınlarımız büyük bir şiddet sarmalının içinde. 2015 yılında 303 kadın hayatını kaybetti; ocak ayında bu rakam 36’yı buldu.

Hepimizi derinden etkileyen, kadına yönelik şiddetin simge ismi “Özgecan” adıyla anılan yasayı ne yazık ki Meclisten hâlâ çıkaramadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Bir dakika süre alabilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlayınız.

Mikrofonunuzu açıyorum.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Ceza Yasası’nda yapacağımız değişiklikle, sanıklara verilen iyi hâl ve tahrik indirimlerinin ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Partiler üstü olan kadın sorununa bile çözüm üretemememiz çok acı.

Diğer bir konu da, insanca yaşam hakkı. “İş kazaları” deyip geçiyoruz bunu biz. 1.730 emekçimiz geçen sene hayatını kaybetti.

Sonuç olarak değerli vekiller, bugün tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldıramasak da en aza indirme şansımız var. Yarın İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda görüşmeye başlayacağımız, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna İlişkin Kanun Tasarısı’nı bu bakımdan önemsiyorum.

Bütün partilerin katkılarıyla hak ihlallerini engelleyici bir yasayı buradan çıkarma umuduyla tüm Genel Kurulu buradan selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkuş İlgezdi.

Sayın milletvekilleri, Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın Suriye bağlamında yaşanan gelişmeler konusunda İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre söz talebi vardır. Sayın Bakanın bu talebini yerine getireceğim. Sayın Bakanın açıklamasından sonra istemleri hâlinde siyasi parti gruplarına söz vereceğim. Konuşma süreleri Hükûmet için yirmi, siyasi parti grupları için on dakikadır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Suriye bağlamında yaşanan gelişmelere ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, HDP Grubu adına Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, CHP Grubu adına Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz ve AK PARTİ Grubu adına Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın konuşmaları

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’deki gelişmeler ve siyasi sürece ilişkin son durum hakkında yüce Meclisi bilgilendirmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemiz, Suriye’de başlayan olayların başından itibaren Suriye halkının yanında olmuştur. Bu çerçevede sorunun siyasi olarak çözülmesini ve bu doğrultuda gereğinin yapılmasını her platformda da savunmuştur. Bu platformlardan biri de Viyana’da gerçekleştirilen toplantılardır. Ekim ayında Viyana toplantılarıyla siyasi sürece ivme kazandırdık. Konuyla ilgili olarak geçen yıl aralık ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2254 sayılı Kararı oy birliğiyle kabul edildi. Kabul edilen kararda Suriye’de acil bir ateşkesin sağlanması ve ülkede siyasi bir çözüme ulaşılması çağrısı yapılmıştır. Kabul edilen karar uyarınca da dolaylı görüşmelere 29 Ocakta başlanılmıştır. Görüşmelerin başında yaşanan tıkanıklık nedeniyle Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın girişimiyle görüşmelere 3 Şubata kadar ara verilmiştir, bir sonraki tur için de 25 Şubat tarihi hedef olarak belirlenmiştir. Bu kısa ilk tur, taraflar arasında müzakere için gerekli olan asgari müştereklerin henüz oluşmadığını göstermektedir. Bu aşamadaki ilk değerlendirmemiz, en son 2014’te tarafları bir araya getiren süreçle kıyaslandığında, ortada daha fazla sorunun ve aktörün olduğudur. Sahada çatışan gruplara Rusya da eklenmiştir. Bu ilave faktör mevcut süreci daha da karmaşık hâle getirmiştir. Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun geçen hafta Münih’te yapılan toplantısına katıldı. Burada yapılan görüşmelerde ülkemizin yaklaşımı tüm taraflara bir kez daha aktarıldı, PYD/YPG konusundaki hassasiyetimiz de anlatıldı. İnsani yardım ulaştırılması öngörülen yerler belirlenirken rejimin değil, sivil halkın ihtiyaçlarının gözetilmesi gerektiği vurgulandı. Münih’teki toplantı sonunda siyasi sürecin önünün tekrar açılması için çatışmaların durdurulması ve kuşatma altındaki yerlere insani erişimin sağlanması gerekliliği yinelendi ve bunun için 2 çalışma grubu da oluşturuldu. Münih toplantısı sonucunda öncelikle Rusların hava saldırılarını durdurması, rejimin kuşatmaları kaldırması ve bu yerlere insani erişimin tam olarak sağlanması yükümlülüğünün yerine getirilmesi esasları kabul edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rusya askerî harekatına başladığı 30 Eylül 2015’ten bugüne kadar 7.200’ün üzerinde hava saldırısı gerçekleştirmiştir. Bunun yüzde 88’i muhalifleri ve sivilleri hedef almıştır, geriye kalan yüzde 12’lik kısmı ise DEAŞ’a karşı gerçekleştirilmiştir. DEAŞ’a karşı yapılan saldırıların sahada somut bir etkisi de görülmemektedir. Aksine, DEAŞ’ın işini kolaylaştırmıştır, ona ilave alan açmıştır. Rusya, muhalifleri ve sivilleri aralıksız her gün Halep’te, Lazkiye’de, Şam’da, İdlip’te, Hama’da, Humus’ta ve Dera’da hedef almaya devam etmektedir. Bugün yaklaşık 5 bin askeri ile Suriye’de sahada olan Rusya sadece havadan değil, Hazar Denizi ve Akdeniz’deki savaş gemilerinden attığı füzelerle Suriye’deki ateşi körüklemekte, iç savaşı daha da derinleştirmekte, bölgede tehlikeli bir tırmanmaya yol açmaktadır. Nitekim, biz Cenevre’de müzakerelerin önünü açmaya çalışırken rejim ve Rusya Halep’i kuzeyden çevrelemek amacıyla alanda muhaliflere karşı kapsamlı bir harekâta girişti. Rejim güçleri Rusya’nın yoğun hava desteği altında Halep’in kuzeyinde Halep-Azez kara yolunu kesti. Bu gelişmeleri, Rusya’nın ve rejimin iş birlikçisi PYD/YPG’nin eş güdümlü saldırıları izledi. Bu saldırılar hâlen de devam etmektedir.

Ruslar, sadece son yirmi dört saat içerisinde Azez’de 2 okul ve 1 hastane ile İdlip-Maarat’ta El Numan’daki Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütünün işlettiği bir hastaneye saldırdılar. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 30’un üzerinde masum sivil hayatını kaybetti, 100’ün üzerinde de yaralı olduğu bildirilmektedir. Bu vahim saldırıların ayrıca bir savaş suçu olduğunu da açıkça belirtmek isterim.

Rusya’nın ve rejimin muhaliflere yönelik saldırılarının Cenevre’deki görüşmelere giden süreçle birlikte yoğunlaştığına dikkatinizi çekmek istiyorum. Şubatın başında, Halep’in kuzeyini Kilis bölgesi sınırlarımıza bağlayan muhaliflerin kontrolündeki koridor kapandı, Halep’e ve güneyine giden insani yardım akışları da durdu.

Bu saldırılardan ve yoğun çatışmalardan kaçan on binlerce insan sınırımıza doğru hareketlendi. Bunlar için sınırın öbür tarafında her türlü tedbiri aldık. Durumu ağır olanları ülkemize kabul ettik.

Suriye’de siyasi değil, askerî bir çözümün peşinde koşan Rusya’nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşılaşabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa’yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; PYD/YPG sahada muhaliflerin maruz kaldığı durumu bir fırsat olarak görmektedir. Bir süredir Afrin-Azez hattında muhaliflerin kontrolündeki bölgeye yönelik saldırılarını Rusya’nın da hava gücü ve mühimmat desteğiyle artırmıştır. PYD/YPG’yi pek çok kez uyardık. Son olarak, yine, Rusya ve rejimle eş güdüm hâlinde Azez yakınlarındaki Minak Hava Üssünün kontrolünü ele geçirdiler, dün de muhaliflerin rejimle yoğun çatışmasını fırsat bilerek Azez’in güneyindeki Tel Rıfat ve Kafernaya’ya saldırdılar.

Azez, sınırımızın hemen yanı başındadır. YPG’nin Azez’e ve çevresine yönelik saldırıları mülteci akınını daha da artırmaktadır. Bu örgütü terörist olarak kabul etmeyenlere şunu sormak gerek: PYD/YPG DEAŞ’ın olmadığı, Arap ve Türkmenlerin yaşadığı bu bölgede neyin mücadelesini vermektedir? Kimin taşeronluğunu yapmaktadır? Muhalefetin davası adına kime sekte vurmaya çalışmaktadır?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – El Nusra’ya, Ahrar-uş Şam’a!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – PYD/YPG’nin faaliyetlerinden Rusya ve rejim istifade etmektedir, PYD/YPG’nin muhalefet blokuyla uzaktan yakından bir alakası yoktur, Rusya’nın bölgedeki maşası hâline dönüşmüştür, bu gerçeği de herkesin görmesi gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; topçu birliklerimiz angajman kurallarımız çerçevesinde 13 Şubat gecesinden bu yana YPG hedeflerini vurmaktadır. Bu, o bölgede yaşayan Kürtlere yönelik bir tutum değildir, onların koruyucusu da hamisi de biziz. Bunu sözle değil eylemlerimizle gösterdiğimizi dünya âlem biliyor. Halepçe’ye kimyasal silahla saldırıldığında yaklaşık 500 bin Iraklı Kürt kardeşimizi kabul eden biziz. 28 Avrupa ülkesi 121 mültecinin paylaşımı konusunda mutabakata varamazken, Kobani işgal altındayken üç gün içerisinde yaklaşık 200 bin Kürt kardeşimizi ülkemizde misafir eden de biziz. Allah göstermesin, yarın yine bir ihtiyaç olduğunda aynı desteği bu coğrafyada yaşayan tüm kardeşlerimize hiçbir ayrım yapmadan yine biz vereceğiz, bundan hiç kimsenin de şüphesi olmasın.

Şunun bilinmesi lazım: Bizim tutumumuzun son derece meşru bir temeli var. Birincisi, Türkiye kendi güvenliğini korumak için her türlü tedbiri alır; DEAŞ’a karşı da alır, diğer terör unsurlarına karşı da alır.

Sınırımıza bitişik Suriye’deki gelişmeler Türkiye için ulusal güvenlik meselesidir. Dolayısıyla ülkemizin, halkımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri tereddüt etmeden atarız, gerekli tüm tedbirleri tereddüt etmeden de alırız. PYD-YPG’nin sınırımızın güneyini muhaliflerin erişimine tamamen kapatması, burada sözde bir koridor tesisi için Fırat’ın batısına geçmesi veya Afrin’den Azez bölgesine yönelik taarruza girişmesi bizim gözümüzde aynıdır. Bu duruma da müsaade edilemez.

Son gelişmeler hakkında müttefik ülkeleri bilgilendirdik. Sayın Başbakanımız ABD Başkan Yardımcısı Biden ve Almanya Şansölyesi Merkel ile görüştü, Sayın Dışişleri Bakanımız İngiliz ve Fransız muhataplarıyla konuyu ele aldı, ben de NATO Savunma Bakanları Toplantısı vesilesiyle müttefiklerimize Türkiye’nin görüşlerini aktardım. İnsani durumun daha da kötüleşmesini ve mülteci akınlarını önlemek, sınır güvenliğini sağlamak ve Suriye halkının gerçek temsilcisi olan muhalefetin yanında olduğumuzu göstermek durumundayız. Bu, Suriye’deki barış sürecine de verilebilecek en büyük katkıdır. Suriye’deki ihtilafa siyasi bir çözüm bulanmasının en güçlü savunucuları arasındayız. Gelişmelerin, muhalefetin ve Suriye halkının meşru beklentileri doğrultusunda neticelenmesi yolundaki çabalarımızı sürdüreceğiz. Bunu yaparken terörle mücadelemizden de asla taviz vermeyeceğiz. Terörün her çeşidini bertaraf edeceğiz. Bu vatanın birliğine ve bütünlüğüne yönelik her türlü tehdide misliyle yanıt vereceğiz. Yüce milletimizden aldığımız görevin bilincindeyiz, sorumlulukları eksiksiz yerine getireceğiz.

Sözlerime son verirken, aziz milletimizin şundan emin olmasını istiyorum: Türkiye bir savaş istememektedir. Bölgemizde de dünyamızda da barışın esas olmasını, sağlanmasını istiyoruz ve bu doğrultuda da çalışıyoruz. Ancak söz konusu olan bu aziz milletin hakkı ve hukuku ise onu korumak için de gereken her adımı atmaktan bir an bile tereddüt göstermeyeceğimizin de bilinmesini ister ve yüce Meclisi bir kez daha saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi, siyasi parti gruplarının söz taleplerini yerine getireceğim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ümit Özdağ, Gaziantep Milletvekili.

Buyurun Sayın Özdağ. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “üçüncü dünya savaşı” kavramının, stratejistler, senaryo yazarları veya beyin fırtınası yapan entelektüeller tarafından değil Rusya Başbakanı tarafından gündeme taşındığı günlerden geçiyoruz. Üstelik, Rusya Başbakanı üçüncü dünya savaşını engelleyebilecek ülkeler olarak Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye ve Suudi Arabistan’dan bahsediyor.

Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz yaptığı değerlendirmelerle Suriye’de gerçekleşecek muhtemel gelişmeleri değerlendirdi. Bu öngörülere dayanarak rahatlamayı çok arzu ederdik gerçekten ama Kabinede kendisinden önce yer alan ve AKP dış politikasını uzun bir süre temsil eden Sayın Yaşar Yakış kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, Suriye’de ortaya çıkacak gelişmelerin Hatay’ı kaybetmemize neden olacağını açıkladı.

Öte yandan Sayın Davutoğlu da Dışişleri Bakanıyken, Ağustos 2012’de yaptığı bir açıklamada savaşın birkaç ay içinde biteceğini söylemişti.

Özetle, AKP Hükûmetinin Dışişleri Bakanlarına baktığımız zaman, yapmış olduğu açıklamalar bize gelecekle ilgili güven vermiyor ve bazı sorular sormayı düşünüyoruz.

AKP Hükûmetine soracağımız ilk soru, AKP Hükûmetinin Suriye politikasının temel hedefi olan Esad’ın devrilmesiyle ilgili.

Sayın Bakan, Esad devrilince Suriye’de iç savaş sona mı erecek, yoksa Esad’ın devrilmesinden sonra Şam’da iktidarı ele geçirmek için savaşın ikinci evresi mi başlayacak? Eğer Esad’ın devrilmesiyle iç savaşın sona ereceğini düşünüyorsanız, hâl⠓Birkaç ay içinde Suriye’de iç savaş biter, Şam’da Emevi Camisi’nde cuma namazı kılarız.” noktasında olduğunu anlayacağız Hükûmetin. Ne yazık ki Şam’da cuma namazı kılamıyoruz, ancak Suriye iç savaşının neden olduğu şehitlerin cenaze namazlarını kılıyoruz.

Tabii, PYD terör örgütü konusunda da bazı sorularımız var. Türkiye'nin Suriye’de müttefiki var mı? Eğer ABD ile Türkiye müttefikse, Türkiye ve ABD’nin desteklediği ÖSO’ya saldıran ABD destekli PYD’ye yönelik operasyonlarımızı neden Amerika Birleşik Devletleri kınıyor? Türkiye'nin terör örgütü olarak tanıdığı PYD ve onun silahlı kanadı olan YPG’ye, ABD’nin silah, mühimmat, ilaç ve benzeri lojistik destek sağladığı açık. ABD’li yetkililer de bunu kabul ediyorlar. İncirlik Üssü’nün PYD’ye yapılan destekte oynadığı rol nedir?

İktidara yakın bir gazeteci, İbrahim Karagül, 10/2/2016’da Yeni Şafak gazetesinde “PYD İncirlik’ten mi yönetiliyor?” sorusunu sordu. ABD’nin İncirlik’ten PYD’ye yapmış olduğu yardımı nasıl engellemeyi düşünüyorsunuz? Eğer Türkiye'nin terör örgütü olarak tanıdığı bir yapıya müttefikimiz ABD bizim topraklarımızı kullanarak yardım yapıyorsa, biz de bu terör örgütüne desteğe yataklık yapmıyor muyuz?

PKK, KCK yapılanmasına gittiği dönemden itibaren KCK’nın bir parçası olan ve bu nedenle terör örgütü sayılması gereken PYD’yle son beş yılda kaç kez görüştünüz?

Eğer PYD bir terör örgütü ise Ekim 2014, Temmuz 2015 ve Ekim 2015’te Türkiye’yi ziyaret eden PYD Eş Başkanı Salih Müslim’le neler görüştünüz? Bu görüşmelerin tutanaklarını Meclisle paylaşabilir misiniz?

Süleyman Şah Türbesi’nin nakli konusunda PYD’yle HDP aracılığıyla bir koordinasyon sağlandı mı? PYD’liler Türk tanklarına yol gösterdiler mi? PYD’ye 150 bin dolarlık bir ödeme yapıldı mı?

PYD ile IŞİD arasında Ayn El Arap‘ta çatışmalar devam ederken neden PYD lehine çatışmalara müdahale ettiniz? Neden PKK ve PYD’lilerin Türkiye’de tedavi olmasını sağladınız? Ayn El Arap’ta çatışmalar devam ederken neden Barzani güçlerinin, Irak Anayasası ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olarak ve TBMM’nin çıkardığı tezkerenin ruhuna aykırı olarak Türkiye’den geçip PKK/PYD terör örgütüne yardım etmesine izin verdiniz?

Sayın Erdoğan Obama’ya “Peşmergelerin Türkiye’den geçerek PYD’ye yardım etmesini ben teklif ettim.” açıklamasını yapmıştı. Türkiye terörist olarak tanımladığı PYD’ye neden yardım etti?

Başbakan Davutoğlu, AKP’nin Diyarbakır il kongresinde, neden Ayn El Arap’taki PKK ve PYD’lilere “Kobani’ye buradan selam ediyorum. Kobani’deki her kardeşimin alnından öpüyorum. Kobani bize tarihin emanetidir.” diyerek selam yolladı?

Sayın Davutoğlu bilmelidir ki PKK haritaları dışında hiçbir haritada “Kobani” diye bir yer yoktur. Osmanlı haritalarında “Ayn El Arap”, “Arap Pınarı” vardır yani tarihin bize mirası Kobani değildir.

Sorularımızın ikinci boyutunu Sayın Bakana ve Hükûmete yönelttiğimiz sınır ötesi operasyonla ilgili sorular oluşturuyor.

Türkiye’nin sınır ötesi hedeflere yaptığı sınırlı harekâtın stratejik hedefi nedir?

“YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesine izin vermeyeceğiz.” diyorsunuz. Teşrin Barajı şu anda kimin kontrolündedir? Teşrin Barajı, AKP Fırat’ın batısına geçilmesini kırmızı çizgi ilan ettikten sonra PYD tarafından, PYD’nin isim değiştirmiş hâli olan Suriye Demokratik Güçleri tarafından işgal edilmedi mi?

Sayın Bakan, AKP Hükûmeti ve siz sadece söz üretip saha gerçeklerini yadsıyorsunuz. Bugün YPG, gerek Kürt Dağı’nda -Fırat’ın batısında yer alır- gerek Teşrin Barajı’nı geçerek Suriye ordusuyla birlikte bütün söylemlerinizi çökertirken söylem üretmenin ötesinde ne yapıyorsunuz?

Türkiye’nin sınır ötesindeki hedeflere yöneldiği atışlarla PYD ve ortaklarını caydırdığınızı düşünüyor musunuz? TSK, Halep’in kuzeyi ve Kürt Dağı’nda PYD’ye ait hedefleri vurmaya başladıktan sonra PYD, Ayn Dagne, Maarnaz, Kfar Naya ve Tel Rıfat’ı ele geçirdi. Birkaç gün içinde Mare’nin düşmesi ihtimali çok yüksek. Hâlâ Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarının başarıya ulaştığını düşünüyor musunuz?

YPG’nin, PYD’nin vurulmasının nedenlerinden birisi Türkmen köylerinin kurtarılması ise Şubat 2014’te Çobanbey’in IŞİD’in eline geçmesine, Ocak 2015’te Bayır Bucak’ın rejimin eline geçmesine neden izin verdiniz? O zaman neden operasyon yapmadınız?

Türkiye, Suriye’de hangi silahlı gruplara yardım ediyor? Bunlara yapılan yardımlar hangi nitelikte?

Türkmenlere silah yardımı yaptığınızı söylüyorsunuz. Eğer bu doğru ise Türkmenlerin silah ihtiyacı olmaması lazım. Oysa, benim de içinde bulunduğum üst düzey bir Milliyetçi Hareket Partisi heyetine Türkmenlerin bu konuda silah ihtiyacı olduğu devlet yetkilileri tarafından ifade edildi.

Cerablus-Azez arasındaki bölgenin PKK/PYD çeteleri tarafından işgal edilmemesi için gösterilen hassasiyeti anlıyoruz Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Aynı hassasiyeti Yunan ordusu tarafından işgal edilen Ege’deki 16 adamız için neden göstermiyorsunuz? Bu adaların işgal altında olduğunu bizzat siz söylediniz buradan.

Suriye’ye kara kuvvetlerimizle müdahale edersek, girecek zırhlı birliklere ve piyade birliklerine havadan korumayı Türk Hava Kuvvetlerinin sağlaması, Rus hava savunma sistemlerinden ötürü, ağır bir bedel ödemeden mümkün olur mu?

Sonuç olarak, Milliyetçi Hareket Partisi AKP Hükûmetini, şiddetle ve kararlılıkla, Suriye iç savaşına Türkiye’yi askerî bir müdahaleyle sokmaması konusunda uyarmaktadır. Böyle bir müdahale, Suriye iç savaşını Türkiye’ye daha güçlü bir şekilde taşıyacaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetine ve Sayın Bakana sorularımızın dördüncü boyutunu Suriye’den gelen göçmenlere dair sorular oluşturacak.

Davutoğlu, Suriye’den gelen mülteci sayısı 100 bini bulursa Türkiye dışında, Suriye’de karşılanması gerektiğini açıklamıştı. Türkiye’ye gelen mülteci sayısı, Davutoğlu’nun söylediği kırmızı çizgi olan 100 bini 25 kat aştı. Şimdi, son göç dalgası karşısında Cumhurbaşkanı “Enayi miyiz ki alalım?” anlamında bir ifade kullandı. Sorumuz: Enayi sayılabilmek için ölçü olarak aldığınız sayı nedir? Ne kadar mülteciyle enayi durumuna düşeceğiz?

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi, bölgedeki gelişmelerin Türkiye içindeki terör dinamiklerini harekete geçireceğini öngörmektedir. Esasen, güvenlik güçleri ve istihbarat birimlerinden gelen bilgiler de bu öngörüyü doğrulamaktadır. AKP Hükûmeti, Türkiye bir iç savaşın kıyısında, bir şehir çatışması içinde yaşarken duruma hâlâ normal şartlar hâkimmiş gibi davranmaktadır. Oysa, Cumhurbaşkanı, öğretmenlere Güneydoğu Anadolu’nun tekrar vatanlaştırılmak zorunda olduğunu açıkladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) - Bir dakika rica ediyorum, müsaade ederseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Özdağ, sözlerinizi tamamlamanız için mikrofonu açıyorum, buyurun.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) - MHP size Güneydoğu Anadolu’yu bıraktığında vatandı. Ne zaman kaybettiniz ki şimdi tekrar vatanlaştırmak için çalışıyorsunuz? (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Cizre’de her ev için ayrı arama izni alındığını biliyor musunuz? Sayın Bakan, Cizre’de her ev için ayrı arama izni alındı. Artık olağanüstü hâl veya sıkıyönetim ilan edilmelidir. Bu adımları atmayan bir Hükûmet bir gün kısmi seferberlik ilan ederse şaşırmamak lazım. Ayrıca, AKP Hükûmeti bir an önce Seferberlik Tetkik Kurullarını da tekrar kurmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti kendisini olağanüstü koşullara hazırlamak zorundadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdağ.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hişyar Özsoy, Bingöl Milletvekili.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Orta Doğu’yu, Suriye’yi konuşurken bu konuşmanın sadece Savunma Bakanı tarafından yapılmış olması aslında biraz düşündürücü. Böylesi bir konuda şahsen ben işin teknik, askerî boyutlarına girebilecek bilgiye sahip değilim. Savunma Bakanı bu çerçevede bir konuşma yaptı ama biz aslında Dışişleri Bakanımızdan Suriye’ye yönelik olan dış politikaya dair derli toplu bir açıklama bekliyoruz. Ben de bugün yapacağım kısa konuşmada dış politika üzerinden Türkiye'nin…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yapsın bir daha.

AHMET YILDIRIM (Muş) – On dakikası eksik kalmıştı.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – On dakikaları eksik kalmıştı, kullanmadılar, belki hani bu konuda da bizi aydınlatabilirler ne olup bittiğine dair.

Ben de bugünkü konuşmamda kısaca genel hatlarıyla Türkiye'nin gerçekten iflas etmiş Orta Doğu ve Suriye politikasına dair birtakım eleştiriler ve bir de kendimizce HDP Grubu olarak bir çıkış yolu önereceğim.

Şimdi, daha önce de bu kürsüde defalarca ifade ettik. Türkiye'nin Suriye politikasındaki en temel yanlış -tekrar söylüyoruz, altını çize çize söylüyoruz- oradaki Kürt karşıtlığıdır. Bunu sağa sola çevirmenin hiçbir anlamı yok. Bakın, on üç yıl önce bölgesel yönetim sahibi olmuş Irak Kürtlerine dair geçen gün Cumhurbaşkanının bir açıklaması oldu, dedi ki: “Biz, Irak’ta yaptığımız hatayı Suriye’de yapmayacağız, aynı hatayı tekrarlamayacağız.” Irak’ta yapılan hata, oradaki Kürtlerin bir bölgesel yönetimle siyasal statüye kavuşmasıydı. Bakın, Sayın Barzani’yi kendisi daha önce AK PARTİ kongresine davet etmişti değil mi? Bakın, Türkiye’ye geldiği zaman en üst düzeyde karşılanıyor Başbakanlık tarafından, Cumhurbaşkanlığı tarafından ama bütün bunlara rağmen bırakın Suriye’deki Kürtlerin durumunu, Irak’taki Kürtlerin elde etmiş oldukları siyasal statüyü hâlâ içine sindirememiş olan bir mantıktan biz bahsediyoruz. Bu, sadece Türkiye’yi Orta Doğu’daki siyasette, Orta Doğu siyasetinde zor duruma koymuyor aynı zamanda Türkiye’de yaşayan Kürtleri de ciddi anlamda endişelendiriyor, kaygıya sevk ediyor.

Şimdi, Sayın Bakan, yaptığı konuşmada, tabii, bu, Türkiye'nin son dönemde işte Suriye’ye yönelik olarak yaptığı kısmi askerî müdahaleleri insani birtakım kaygılarıyla, mültecilerin durumuyla, sınır güvenliğiyle izah etmeye çalıştı ancak biz bunu çok da doğru görmüyoruz. Tabii ki Suriye’de yaşayan bütün halkların çok ciddi bir şekilde trajedi içerisinde olduğunu hepimiz görüyoruz, bu konuda tabii ki yapılması gereken şeyler var, bir insani yardım koridoru dâhil, tabii ki olmalı. Yine, mültecilerin Türkiye üzerinde kurduğu baskının da farkındayız, Türkiye’yi ciddi anlamda zora sokuyor. Yalnız üzülerek ifade ediyoruz, Suriye, mültecileri bir kart olarak dünyaya karşı, Avrupa’ya karşı kullanıyor, doğrudur ama aynı şekilde Türkiye'nin de mültecileri hiç de salt, insani olmayan bir yerden ele aldıklarını ve bu mültecileri de bir dış politika kartı olarak kullandıklarını üzülerek görüyoruz. Mülteciler konusunu mümkün mertebe siyaset dışında tutmak, meseleye insani bir boyutla yaklaşmak, insani bir açıdan yaklaşmak... Bu konuda, evet, dünyanın ikiyüzlülüğü söz konusudur; evet, Avrupa, Amerika, hiçbir ülke bu mülteci krizinin yarattığı baskı konusunda Türkiye’ye ciddi anlamda yardımcı olmuş değil ancak Türkiye'nin de bu mülteci kartını Orta Doğu’da daralmış olan dış politikasına alan açmak için kullanmaması gerektiğini düşünüyoruz.

AKP Hükûmeti Suriye’deki politikasında her geçen gün daha fazla sıkışıyor arkadaşlar. Yani, hatayı kabul etmenin bir zararı yok, ettiğimiz noktada belki başka bir pozisyon alabilme şansımız olur.

Bakın, 1 Kasım seçimlerinden önce AKP’nin temel vaadi neydi, hatırlayın. “Hem içte hem dışta istikrar.”dı, değil mi? 1 Kasım seçimlerinde insanlar sandığa gittikleri zaman, evet, “AK PARTİ tek başına iktidar olursa hem içeride hem dışarıda tansiyon azalır, belki memleket huzur görür, biraz istikrar görür.” diye sandıklara yöneldiler. 1 Kasım seçimlerinden sonra iç tarafta gittikçe şiddetlenen bir savaş, kavga durumu, karşılıklı olarak bin kişiden fazla ölüm, neredeyse, bizim elimizdeki verilere göre 500’e yakın sivil Cizre’de, Silopi’de, Şırnak’ta, buralarda vefat etmiş, ölmüş, katledilmiş; diğer taraftan, Türkiye'nin birtakım, Irak’ta, Suriye’de maceraları söz konusu. Başika’ya asker gönderdikleri zaman burada konuşmuştuk. Bakın, şimdi, Azez civarında YPG’lilere ya da Suriye Demokratik Güç Birliği olarak oluşturdukları yapılara karşı bir saldırı söz konusu ve bahane de aslında komik. Bakın, “Oradan havan atıldı Türkiye’ye” diyorlar, değil mi? Ya, ben bilmiyorum teknik olarak ama bana çok mantıklı gelmiyor, subay arkadaşlarımız var burada. Oradan Türkiye’ye havan atılması menzil açısından mümkün mü gerçekten bilmiyorum. Bakın, çıkıp açıklıyorlar. Şu ana kadar YPG’den Türkiye’ye yönelik olarak tek bir saldırı yok, bunu çıkıp söylüyorlar. Tel Abyad düştükten sonra hatırlayın, Türkiye'nin yine YPG’ye yönelik saldırıları olmuştu, YPG soğukkanlı davrandı, iyi de yaptı, buna cevap vermedi, şu an da cevap vermiş değil. İşler daha fazla arapsaçına dönmeden, bir şekilde sorumlu davranıyor, biz durumu bu şekilde anlıyoruz. Türkiye'nin de bir an önce, işte, “Asarız.”, “Ezeriz.”, “Keseriz.” mantığıyla Suriye Kürtleriyle ilişkilenmesinin son derece tehlikeli olduğunu düşünüyoruz.

Bakın, bu açıdan sonuç almak mümkün değil. Obüslerle vuruyorlar, sağı solu vuruyorlar ama pratikte durum şudur: İlk önce, Amerika, Birleşmiş Milletler, NATO üzerinden belki bir askerî müdahalenin zeminini zorladı Türkiye ama bütün bunlarda yalnız kaldı, bütün bu kapılar şu an için kapanmış durumda. Şimdi, yanına Suudi Arabistan’ı almış, bu konu özellikle ilginç bir durum. Sanırım uçaklar ya geldi ya gelecek değil mi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğrudur.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Uçaklar da geliyor. Suudi Arabistan çok güzel dostu Türkiye'nin, maşallahı var! Bu Suudi Arabistan meselesini her konuştuğumuz zaman Mısır’ı da konuşacağız, Rabia’yı konuşacağız, Müslüman Kardeşler’in katledilmesini konuşacağız, Suud’un verdiği desteği konuşacağız Sisi’ye ve bu Suud’la şimdi, orada Kürtler belli bir statü elde etmesin, artı, Suud ve Türkiye için vekâlet savaşı yürüten gruplar saha hâkimiyetini kaybetmesin diye tuhaf bir ittifak durumu söz konusu. Müslüman Kardeşler, Mısır’da, o meydanlarda ölen bütün insanlar şimdi gerçekten mezarlarında ters dönmüş durumdalar. Mursi de “Acaba Türkiye ne yapıyor?” diye derin derin düşünüyordur bu konuda.

Şimdi, Türkiye ne yapmaya çalışıyor? Türkiye, Irak ve Suriye masasının dışına kendi yaptığı hatalar yüzünden itildi, bir jet krizi Suriye’yi Rusya’nın askerî müdahalesine tamamen açtı. Evet, doğrudur, şu an Rusya, Türkiye adına Suriye’de vekâlet savaşı yürüten bütün gruplara kan kusturuyor ve bunu yaparken açıkçası, sivil ayrımı da yapmıyor, onu da lanetliyoruz yaptığı sivil katliamlar yüzünden, bunu da lanetliyoruz, bunu açık şekilde söylüyoruz.

Yalnız, Sayın Bakanım, şunu da söyleyelim: Suriye’de ölen siviller için burada haklı bir şekilde durumu kınadınız, Cizre’de bizim elimizdeki verilere göre yüzlerce sivil katledilmiş, bu konuda da en azından bir üzüntü ifade edilmesini bekliyoruz. Durumu çok farklı görmüyoruz, elimizdeki veriler -tanıdığımız insanlar, fotoğraflar- bizim coğrafyamızda yüzlerce sivilin katledildiğini gösteriyor, bu konuda da aynı hassasiyeti biz bekliyoruz.

Şimdi -kapatayım, zamanım çok az kaldı- Türkiye askerî gerilimi artırarak diplomatik alanda bir pozisyon bulmak, yeniden Irak ve Suriye masalarına dönmek istiyor. Biz diyoruz ki: Bakın, bu hem sıkıntılı, zahmetli hem de çok zor bir yol, işin kolayı var. Suriye’deki Kürtlerle ve aynı zamanda Türkiye’deki Kürtlerle dostane ilişkiler kuralım, Türkiye’deki çözüm sürecini yeniden başlatalım ve bu çerçevede…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - …Suriye’deki Kürtlerle de dostane ilişkilerimizi…

BAŞKAN – Sayın Özsoy, sözlerinizi tamamlamanız için mikrofonu açıyorum, buyurun.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Suriye’deki Kürtlerle, “terörist” dediğiniz PYD’yle biz ilişkilerin yeniden başlaması, derinleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. HDP olarak Türkiye’nin Orta Doğu’da, Suriye’de, Irak’ta yeni bir pozisyon alabilmesinin en kolay, en güvenli, en kansız yolu Kürtlerle ilişkilerini yeniden düzenlemektir diyoruz. PYD, bütün saldırılara rağmen, sürekli olarak Türkiye tarafından terörize edilmesine rağmen, hâlâ aynı noktada: “Biz Türkiye’yle dost olmak istiyoruz, biz Türkiye’ye karşı düşmanlık yapmak istemiyoruz.” diyorlar, bunu söylüyorlar; bunu kale almak, bunu ciddiye almak lazım. Malum, Türkiye’deki barış sürecinin askıya alınması da çok fazla Suriye’deki gelişmelerle iç içe bir durum, dolayısıyla iç tarafta, Cizre’de, Silopi’de, Sur’da tanklarla, toplarla bu meseleyi çözmek mümkün değil. Bugün gider yarın gelir, bahar geldiği zaman işler çok daha karışabilir, hepiniz bunun farkındasınız. Dolayısıyla bir an önce, çok fazla geç olmadan, daha fazla kan dökülmeden, hem Türkiye’deki barış sürecine bir ivme kazandırmaya çalışalım bu baharla birlikte hem de Türkiye, Suriye’deki Kürtlerle ilişkilerini yapıcı, barışçıl bir şekilde yeniden düzenlesin. HDP olarak bu her iki durumda da, hem barış sürecinin yeniden ivme kazanması hem Suriye’deki Kürtler ile Türkiye arasındaki ilişkilerin olumlu anlamda, pozitif anlamda düzenlenmesi için biz üzerimize düşen bütün rolü yerine getireceğimizi tekrar ifade ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özsoy.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Öztürk Yılmaz, Ardahan Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanımızın vermiş olduğu brifingi dinledik hepimiz. Keşke daha uzun olsaydı Sayın Bakanım, biraz daha detaylı olsaydı çünkü bazı sorular var. Sayın Dışişleri Bakanımızın da burada olduğunu görüyoruz, belki o on dakikayı siz kullanmak isterseniz memnun oluruz.

Şimdi, doğrusu, Suriye konusunun şu anda bir çıkmaza girdiğini hepimiz görüyoruz. Suriye konusu, başlangıçta Esad ile muhalifler arasında bir sorun olarak başladı, birinci evresiydi. İkinci evresi “Vekâlet savaşı” dediğimiz bir dönem yaşadık, uzunca bir dönem, yaklaşık üç yıllık bir dönem ve son olarak da Rusya’nın bombardımana başlamasıyla birlikte artık vekâlet veren ülkeler doğrudan alana inmeye başladı. İşte bu noktada işin boyutu değişti. Şimdi, Türkiye, Amerika’yla çok uzunca bir süre müttefik ilişkisine sahip ama Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’yi maalesef müttefik ilişkisinin gereği gibi görmüyor. En son yapılan açıklamalarda da PYD ile Türkiye’yi aynı kefeye koyması düşündürücü. Diğer taraftan, Rusya, özellikle bombardımana başladığından bu yana, arazide çok büyük etki doğuran, sonuçlar doğuran bir alan açtı Esad’a; Esad, âdeta can çekişiyordu, Esad’ı diriltti, şimdi Esad’a ülkeyi tekrar kontrol etme olanağı sağlattırmak istiyor.

Evet, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu konuda bizimle ters düştüğü doğru, en azından şu anda bizi desteklemediği doğru. Rusya’nın Suriye’yi âdeta işgal etmeye çalıştığı, gerek Akdeniz’den gerek hava sahasıyla gerekse karadaki bazı eğitici birlikleriyle Suriye’de büyük bir zulüm yaptığı, bu da doğru. Türkiye’de mültecilerin olduğu, Avrupalıların ve diğer ülkelerin bunlara bakmadığı, o da doğru. Bunların hepsi doğru. Peki, bu krizin sebebi ne, kim bunun sebebi? Bu krizi buraya getiren bunları düşünmedi mi? Suriye gibi kaygan bir zeminde zar zor kontrol edilen, farklı mezhebi yapısının olduğu, etnik yapının farklı olduğu bir yerde böyle bir dinamiği değiştirdiğimiz zaman Suriye’nin bu noktaya geleceğini bilmiyor muyduk? Dolayısıyla, bu krizin yaratıcısı bizleriz. Niye bu kriz bu noktaya geldi? Biz sonuçlarını tartışıyoruz.

Bize deniyor ki: “Mültecilere bakmayalım mı?” Kimse size bakmayın demiyor. “Rusya’nın bombardımanı oluyor, insanları öldürüyor, kınamayalım mı?” Elbette kınayın. “PYD koridor genişletiyor, buna karşı çıkmayalım mı?” Elbette çıkalım. Bunların hepsini yapalım ama bunların hepsi sonuç, sebep değil. Biz sonuçları tartışıyoruz, sebepleri unuttuk, sonuçlarla bir noktaya gitmek istiyoruz ve birbirimizi suçluyoruz. Bu konu, Türkiye’nin ulusal güvenliğini ilgilendiren bir konu. Gelinen aşama itibarıyla da Türkiye neredeyse savaşın içine sürükleniyor adım adım, adım adım o noktaya gidiyor.

Biz, doğrusu Meclise Hükûmetin bilgi vermesini istiyorduk, bu konuda bugün bu sağlanmış oldu; teşekkür ederiz, bu önemli. Başka konularda da keza, bu mekanizmayı keşke biz istemeden siz yapsanız daha mutlu oluruz, teşekkür ederiz. Çünkü, bu hepimizin konusu, burada iktidar, muhalefet diye bir olay yok, Türkiye’nin güvenliği konusu. Biz Türkiye’ye herhangi bir yerden saldırı olması hâlinde angajman kuralları, meşru müdafaa çerçevesinde buna yekvücuduz, tamamen karşıyız; burada hiçbir tereddüdünüz olmasın. Ama, biz burada başka bir şey tartışıyoruz: Türkiye'nin adım adım Suriye’deki iç savaşa askerî müdahaleyle dâhil olmasını tartışıyoruz; konu bu. Şimdi, bu noktada bazı şeyleri, bazı hususları birlikte değerlendirmek istiyorum.

Bir, biz böyle bir müdahaleye dâhil olursak, arazide bize destek veren bir unsur var mı? Kim var bize destek verecek? Muhalifler gitmiş. Muhalifler eğer Halep’in yarısı da düşerse yarısını kontrol ediyorlar. Halep düşüyor, bir İdlip kalıyor muhaliflerin elinde. Muhalifler kaçıyor. Esad mı bize yardımcı olacak, IŞİD mi bize yardımcı olacak, PYD mi bize yardımcı olacak? Türkiye’yi böyle karanlık bir noktaya götürecek adımlardan kesinlikle uzak olmak gerekiyor.

Sınırın dışında müdahale. Türkiye, Suriye denkleminde sadece Azez ile Kilis arasına sıkıştı, 40 kilometre derinlikte bir alan. Başka bir alan kalmadı. Türkiye sıkıştırıldı, oradan da PYD’nin alan genişletmesi, Rusya’nın hava bombardımanıyla Türkiye, Suriye tablosundan tamamen dışlanıyor, hem diplomatik olarak dışlandı hem de şimdi askerî olarak dışlanıyor; bunu bir kere tespit etmek lazım.

Şimdi, başka bir öz eleştiri de yapmak lazım. Efendim, Fırat’ın batısına geçerse bu kırmızı çizgi. Niye Azez bu kadar önemli? Çünkü koridor var, insani yardımlar muhaliflere gidiyor, oradaki halka gidiyor; tamam doğru, bunu anlıyoruz. Peki, sadece teorik bir yanlışlığı tespit etmek istiyorum. Fırat’ın batısına geçerse kırmızı çizgi. Peki, doğusunda kalınca kırmızı çizgi değil mi? Afrin’in doğusuna geçerse kırmızı çizgi, güzel. Peki, Afrin’de kalınca tehdit değil mi, bu anlayışla gidersek? Yani, burada bir çelişki var. Biz bu çelişkiyi iki farklı eksende götüremeyiz, bunu bir uyumlaştırmak lazım.

İki, Suriye sınırımızın uzunluğu ne kadar? 911 kilometre -yanlış hatırlamıyorsam- bunun 650’si neredeyse PYD’nin kontrolüne geçmiş. Peki, Rusya’nın bombardımanı dört ay önce başladı, ondan önce niye biz müdahale etmedik? Madem orada bu hassasiyetle hareket ediyorsak niye müdahale etmedik? Yani illa Azez mi çok kritik? Burada da bir çelişki var.

Bir başka konu: Şimdi…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Daha önce IŞİD’teydi, IŞİD’te. Sen IŞİD’den rahatsız olamazsın herhâlde!

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Müsaade edin.

Şimdi, Rusya’nın bir stratejisi var. Rusya ne yapmak istiyor? Bizim gördüğümüz kadarıyla, Rusya, muhalifleri önce aradan silip süpürmek istiyor, Suriye dışına itmek istiyor. Güzel...

İkinci aşama ne? Şunu demek istiyor uluslararası topluma? Esad’dan mı yanasınız, IŞİD’den mi yanasınız? Böyle bir olasılık çıkıyor ortaya ve Türkiye tezlerini burada da tamamen kaybediyor. Suriye politikası hakikaten çökmüştür. Bunu bir eleştiri olarak artık söylemiyoruz, bir gerçek bu, bunun eleştiriyle bir alakası kalmadı. Düzeltmemiz lazım bazı şeyleri.

Bir başka konu: Şimdi, bizim bazı durum tespitleri daha yapmamız gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu politika değişikliğinde ne etken oldu, bu kadar uzunca bir süre Esad’ın gönderilmesi önceliğini gündeme almışken ne oldu da bir anda bu önceliği değiştirdi, IŞİD’le mücadeleyi öne aldı?

Bakınız, Amerika Birleşik Devletleri, maalesef, bizim müttefikimiz ama arkamızda durmuyor. Bunun da tespit edilmesi lazım. Rusya’nın arkamızda durmadığı gibi, karşımızda durduğunu, İran’ın arazide Türkiye’yle en azından psikolojik olarak çatıştığını bilmemiz lazım.

Böyle bir durumda biz Suudi Arabistan ve Katar’la hareket ediyoruz. Suudi Arabistan’ın gücü olsaydı Yemen’de kullanırdı ve bir sonuç alırdı. Kullandı da ne oldu? Bugün Yemen paramparça oldu. Suudi Arabistan’ın peşine takılıp veya onunla birlikte hareket edip, Katar’la birlikte hareket edip bölgede bir şeye şekil vereceğimizi zannediyorsak burada da yanılıyoruz. Bir kere bundan uzak durmamız gerekiyor.

“Suriye’de, peki, bu eleştiri ama siz ne düşünüyorsunuz?” denilebilir. Bir kere, her şeyden önce, biz diplomatik çözümü tercih ediyoruz. Suriye sorununun diplomatik çözüm dışında bir çıkış yolu yok, askerî bir çözüm yok, alan kazanmalar sürekli olmayacak. Sürekli böyle giderse iç savaş ve sürekli toprak değişikliği ve toprakların farklı gruplar tarafından kontrolünün, kapısını açan bir süreç başlayacak. Dolayısıyla, biz ne istiyoruz Suriye’de? İç savaşın sonlandırılması. Bu, diplomatik çözümle… Ateşkes… Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün mutlaka korunması konusunda biz durmalıyız. Terör örgütlerinin Suriye’nin geleceğinde bir yeri olmamalı, masada da olmamalı bunlar. Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar vermeli, başka bir güç karar vermemeli. Başta Rusya olmak üzere orada askerî güç kullanan bütün ülkeler Suriye’yi terk etmeli. Suriye’deki bütün halkların hakları anayasal garanti altına alınmalı. Bizim sınırımızda bize yönelik veya Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir oluşuma karşı durmalıyız. Suriye’nin seküler ve demokratik bir ülke olması için çalışmalıyız. Bu konuda çaba sarf etmeliyiz. Ve en nihayetinde Türkiye’ye gelmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Yılmaz.

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ve Türkiye’ye gelmiş, yerleşmiş, savaştan kaçmış burada bulunan Suriyeli mültecilerin barış sağlandıktan sonra vatanlarına dönmesini istiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Siyasi parti grupları adına son söz talebi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Talip Küçükcan, Adana Milletvekiline aittir.

Buyurun Sayın Küçükcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA TALİP KÜÇÜKCAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanın bilgilendirmesi için kendisine teşekkür ediyorum. Ben de AK PARTİ’nin konuya ilişkin görüşlerini sizinle paylaşmaya çalışacağım.

Türkiye’yi yakından ilgilendiren dış politika gündemini tartışmamız çok önemli ve kritik bir anlaşmanın yıl dönümüne rastladı sayın milletvekilleri. Tartışmalarımızın bugün karşı karşıya kaldığımız bölgesel sorunların tarihsel arka planını inşa eden Sykes-Picot Anlaşması’nın yüzüncü yılına denk düşen günlerde olması gündemdeki gelişmeleri tarihsel bir perspektifle değerlendirmenin daha anlamlı ve önemli olduğuna işaret ediyor.

Osmanlı bakiyesi toplulukların ve toprakların sömürge güçleri tarafından gizlice parçalanması, paylaşılması ve yönetilmesi 100 yıl önce başladı ama etkileri hâlâ sürüyor. Şu günlerde herkesin zihninde “İkinci bir Sykes-Picot planı mı hayata geçiriliyor?” sorusu var. Çünkü Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden ve Suriye’yi etnik ve mezhepsel temellere dayalı küçük devletçiklere bölme ve yanı başımızda uydu devletler kurdurma çalışması yapıldığını hepimiz görüyoruz ve şahit oluyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün karşılaşılan sorunları yeni bir oryantalist söylem olan “Orta Doğu bataklığı” kavramıyla açıklamak ve geçiştirmek mümkün değildir. Irak, Suriye, Lübnan başta olmak üzere, bu bölgede postkolonyal dönemde etnisite, din, mezhep katı sekülerizm, yani laikçilik ve seküler milletçilik siyaset ve devletin temelini oluşturmuştur. Çok kültürlü, çok dinli, çok etnisiteli olmasına rağmen, bölgede azınlıkların çoğunlukları yönettiği, demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde temsil ve yönetime katılım yerine, katı, seküler ve milliyetçi ideolojilerin şekillendirdiği, darbe ve otoriter rejimlerin hâkim olduğu siyasal dengeler oluşturulmuştur. İşte Arap devrimleri tam da bu mirasa başkaldırı olarak ortaya çıkmıştır; demokrasi, insan hakları, eşit vatandaşlık arayışı olarak tarihe geçmiştir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ döneminde Türkiye'nin Suriye’ye bakışını kısaca özetlemek istiyorum.

Arap Baharı Kuzey Afrika’dan başlayıp Orta Doğu’nun derinliklerine ve Suriye’ye ulaştığında Türkiye ilkesel bir tutum benimsedi. Bu tutum, demokrasi, insan hakları, eşit vatandaşlık ve temsil taleplerinin desteklenmesiydi.

Hatırlayalım: Arap devrimlerinin başında pek çok ülke önce şaşkınlık içinde sessiz kaldı bu sürece. Ama ilerleyen dönemlerde baktılar ki toplumsal dinamikler statükoyu değiştirme gücüne sahip o zaman onlar da bu Arap Baharı’nı desteklediler. Ancak Arap uyanışının bölgesel etkilerinin tahmin edileceğinden daha derin ve yaygın olduğu anlaşılınca Mısır’da bir darbeyle bu süreç sonlandırıldı veya en azından durduruldu. Türkiye, Tunus, Mısır ve Libya’daki demokratik toplumsal taleplere destek verdiği gibi Suriye’deki toplumsal taleplere de destek vermiş ve barışçıl bir geçiş için Esed rejimiyle uzun görüşmeler gerçekleştirmiştir. Bunun altını çizmek isterim. Ancak, rejimin meşru toplumsal ve siyasi taleplere kayıtsız kalması ve muhalifleri acımasızca bastırması, Türkiye'nin iyi niyetli girişimlerinin sonuçsuz kalmasına yol açmıştır. Bakın, şimdi, Suriye’de, iç çatışmaların başlaması, yapılması ve ülke dışında unsurların -İran, Hizbullah, DEAŞ ve Rusya gibi- çatışmalara dâhil olmasıyla kriz iyice derinleşmiş ve büyümüştür. Bugün gelinen noktada, Sayın Bakanın da açıkladığı gibi, 300 bini aşkın insan hayatını kaybetmiş, Suriye’de ülke dışına çıkan mülteci sayısı 6 milyonu aşmış, ülke içinde yaşadığı yerleşim biriminden kaçmak zorunda kalan mülteciler 7,5 milyona ulaşmış ve 21 milyon nüfusu olan Suriye’nin nüfusunun yüzde 60-65’i göç etmek zorunda kalmıştır; yani, demokratik olarak ciddi bir değişim yaşanmış, şehirlerin etnik ve mezhepsel yapısı kökten değiştirilmiştir. Şimdi bu yapıdan Türkiye’yi sorumlu tutmanın adil olmadığı kanaatindeyiz.

Değerli milletvekilleri, Suriye konusunda Türkiye’nin politikası krizin başladığı 2011 yılından beri açık, nettir. Türkiye, hakkın, haklının, mazlum ve masumların yanında yer almıştır; Suriye’de siyasi ve toplumsal grupların demokratik taleplerine destek vermesi için, yönetime çatışmasız bir geçişin sağlanması için özel çaba sarf etmiştir. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına özel önem vermiştir, bunu ifade edelim. Dolayısıyla, bugün Suriye’nin bölünmesinin en çok Türkiye açısından risk oluşturduğunu hep söyleyegeldik. O nedenle, Sayın CHP’li hatibin söylediğine bu anlamda ciddi itirazımız var. “Krizin sebebi biziz.” dedi, “Türkiye” dedi. Az önce de özetlediğimiz gibi, krizin sebebi Türkiye değil Irak işgalinden itibaren bu bölgede oluşan jeopolitik ve jeostratejik boşluktur. Unutmayalım, Türkiye çatışmasız bir geçiş için çok çaba sarf etti ve bu anlamda toplumsal mutabakat sağlanması için başlatılan girişimlere her zaman destek verdi ve hâlâ veriyor. Arap ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı, Birleşmiş Milletler girişimleri, Cenevre 1-2 ve daha sonra gelecekler, hepsine destek verdiği gibi bundan sonra da destek verecek. Yani, Türkiye diplomasinin bütün sınırlarını zorluyor, diplomasinin bütün sınırlarının ve imkânlarının kullanılması konusunda elbette ki CHP’li hatibe biz de katılıyoruz. Keşke durum onun söylediği gibi kolayca geçiştirilebilse, Rusya’ya “çık” deyince çıkabilse veya İran’a “çık” deyince çıkabilse ama realite çok daha farklı bir şekilde karşımızda duruyor. O nedenle bu süreci iyi takip etmemiz lazım. Niçin böyle oldu? Türkiye’yi suçlamanın bir yararı olmadığı kanaatindeyiz. Bu süreçte, 2003 Irak işgalinden itibaren bu bölgede çok ciddi bir jeopolitik ve jeostratejik boşluk oluştu. Zaten Musul’daki kriz de bu boşluğun bir parçası olarak sayın hatibin çok yakından gördüğü ve yaşadığı bir hadise, DAEŞ’in oraya kadar gelerek bu boşluktan yararlanması. Söz konusu jeopolitik ve jeostratejik boşluktan yararlanarak bölgesel istikrarı bozmak isteyenler, bunu bir fırsat görüp Suriye’nin bölünmesi ve sınırımızda uydu devletler kurulmasını destekleyenler ortaya çıktı ve Türkiye buna tamamen karşı. İşte, PYD’ye müdahale de bundan kaynaklanıyor. Suriye ve Rusya’yla iş birliği içinde olan, hem Şam hem de Moskova’dan destek aldığı aşikâr olan PYD/YPG işte bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir örgüttür ya da aktördür. Aynı şeklide DAİŞ, Irak’ta başlattığı yayılmacılığı Suriye’de devam ettirmekte, İran ve Hizbullah da benzeri şekilde Suriye’deki jeopolitik ve jeostratejik boşluğu fırsat olarak görüp nüfuz alanlarını genişletme gayretindedir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ açısından bakıldığında PKK, DAİŞ, PYD Türkiye’nin bölge istikrarını tehdit eden terör örgütleridir ve bu örgütlerle sonuna kadar mücadele edilmelidir. Türkiye’nin yaptığı işte tam da budur. Türkiye, DAİŞ’i bir terör örgütü olarak tanımlayan ilk ülkelerden biridir, Uluslararası Koalisyona katılmıştır ve destek vermeye devam etmektedir. Türkiye için PYD de aynı şekilde bir terör örgütüdür ama öyle görüyoruz ki bazı milletvekillerimiz PYD’nin bir terör örgütü olarak görülmesine karşılar “PYD’yle aramızı bozmayalım, PYD bir terör örgütü değildir.” şekilde bir siyasi retorik kullanmaktadırlar.

Şunu ifade edelim, kuşkuları olan veya bilgisi olmayan milletvekilleri için ifade edelim ki PYD, mahkeme kararıyla terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Bu sorulduğu için söylüyorum daha önce.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hangi mahkeme ya?

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Mardin’de YPG üyesi olduğu için tutuklanan İsmail Sadık’ın yargılandığı davanın gerekçeli kararını açıklayan Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi PYD ve YPG’nin terör örgütü olduğuna hükmetmiştir; bunu da burada belirtmekte yarar var.

Değerli milletvekilleri, PYD’nin terör örgütü olmadığını iddia etmek, PYD’yle aramızı bozmayalım çağrısında bulunmak, PYD’yi meşru bir örgüt gibi yansıtan siyasi bir retorik kullanmak Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkemelerini ve yargı kararlarını tanımamak demektir. PKK’yla organik ve siyasi ilişkileri bilinen PYD’nin terör örgütü olarak kabul edilmemesi düşünülemez, böyle bir şey siyaseten kabul edilemez.

Rusya, Şam yönetimi ve bazı Batılı ülkelerin DAİŞ’le mücadele altında PYD’ye destek vermeleri, PYD’yi lejyon olarak kullanmaları, bu yolla kendi gündem amaçlarını dayatmaları kabul edilemez, PYD’nin DAİŞ’le mücadele adı altında Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden faaliyetlerine göz yumulamaz, saha kapatmasına asla izin verilemez.

PYD’nin Azez hamleleri yeni bir göç dalgası yaratma riski ve güvenliğimiz açısından müdahaleyi gerekli ve zorunlu kılmıştır. Türkiye, Musul’la nasıl ve ne kadar ilgileniyorsa Halep’le, Azez’le de o kadar ilgilenmek durumundadır çünkü Türkiye’nin güvenliği sadece kendi sınırından başlamaz çok daha ilerisinden ve öteden başlar. Çünkü geçmişte de gördük, bugün de görüyoruz. Nüfus değişimiyle bile demografik değişimle bile komşu ülkelerin güvenliğini tehdit edebilirsiniz, istikrarını bozabilirsiniz. Türkiye’nin buna göz yumması mümkün değildir.

Bu noktada şunu da ifade etmeliyiz ki: Türkiye’nin yaptığı müdahale Suriyeli Kürtlere karşı yapılmış gibi gösterilmek isteniyor. HDP’li sayın hatibin de ifadelerinde kısmen buna yer verildi çünkü o da Türkiye’nin Suriye politikasının Kürtlere karşı olmaktan ibaret olduğunu ifade etti. Hâlbuki Suriye’deki kargaşanın ve karmaşanın nedeni çok daha farklı. Şunu ifade edelim: Eğer statü eşitlikse, adaletse, insan hakları ise, kimlik ise, vatandaşlık ise Suriye’de Türkiye bu konuda üzerine düşeni çoktan yaptı. Rejimle bu konularda uzun uzun -biliyorsunuz- görüşmeler yapıldı Suriye’deki Kürt kardeşlerimize kimliklerinin verilmesi, eşit vatandaş olarak kabul edilmesi için. Biz şunu ifade ettik: Tarihdaş olarak, kültürdaş olarak biz Türklerle, Kürtlerle, Araplarla bu coğrafyada beraber yaşadık ve yaşamak istiyoruz. Dolayısıyla çatışmalara mutlaka ve mutlaka bir çözüm bulunması gerekir. Ama şunu da ifade edelim: Suriye ve Cizre benzetmesi tamamen yanlıştır; hem tarihsel olarak yanlıştır hem de gerçeklere uymamaktadır. Türkiye’nin Cizre’de yaptığı, insanların ve toplumun ticaret, eğitim, ibadet özgürlüğünü elinden alan bir örgüte karşı verdiği bir mücadeledir. Suriye’de yapılan ise halkın bir başkaldırısıydı, öyle başladı, farklı boyutlar aldı.

Evet, biz diplomatik girişimleri mutlaka desteklemeliyiz, bu konuda hiçbir problemimiz yok ancak şunu da ifade etmeliyiz: Türkiye’ye yönelik bütün tehditleri de bertaraf etmek için meşru savunma hakkımızı da sonuna kadar kullanmalıyız, bunu kullanmaktan da çekinmemeliyiz. Bu bir savaş ilanı asla değildir.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Küçükcan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın hatip…

BAŞKAN – Sayın Bakanın bir söz talebi var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Peki, buyurun. Ondan sonra…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, sizi dinliyorum efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, hatiplerin bir kısmı ileri sürmüş olduğumuz görüşten farklı bir görüşü Hükûmete atfetti. Nedir bunlardan birisi? “PYD’ye para verildi. PYD’yle iş birliği yapıldı.” gibi Süleyman Şah operasyonu da dâhil olmak üzere… Hem bir başka hatip Suriye’de toprak bütünlüğünü savunarak sanki biz, Hükûmet bunu savunmuyormuş gibi yine zımni olarak dile getirdi. Dolayısıyla da hatiplerin yapmış olduğu doğru olmayan açıklamalarına karşı cevap vermek istiyorum 69’a göre.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önemli bir konuyu görüşüyoruz. Hükûmet Suriye bağlamında yaşanan gelişmeler konusunda Genel Kurulu bilgilendirdi. Hükûmetin yirmi dakikalık konuşma süresini Hükûmet on dakika olarak kullandı. Öte yandan siyasi parti gruplarının onar dakika konuşma süreleri vardı. Konunun önemi nedeniyle bu uygulamayı teamülleri de dikkate alarak esnek bir şekilde bugün devam ettirdik ve ilave söz taleplerini tüm siyasi parti gruplarına verdik. Hükûmetin yirmi dakikalık süreye ilave olarak bir söz talebi olsaydı, şüphesiz onu da karşılayacaktım.

Öte yandan, Sayın Bakan 69’uncu maddeye göre hem sataşma hem de ileri sürmüş olduğu görüşten daha farklı bir görüşün Hükûmete atfedilmiş olması nedeniyle söz talebinde bulunmaktadır.

Buyurun Sayın Bakan, 69’uncu maddeye göre size söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Hükûmetin gündem dışı konuşmasıyla ilgili Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın MHP Grubu adına ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın CHP Grubu adına yaptıkları konuşmaları sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım teşekkür ediyorum.

Öncelikle Süleyman Şah operasyonunda PYD’yle iş birliği yapılmadı. İlgili tarafların hepsine bilgi verilmiştir, buna PYD’de dahildir.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Niye teşekkür ettiniz Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkana teşekkür ettim, süre verdiği için.

Dolayısıyla, ilgili taraflara bilgi verilmiştir. Bir iş birliği söz konusu değildir.

Yine PYD’ye para verildi gibi bir iddiada bulundu. Bu da doğru değildir. Geçmişte PYD’yle yapılan görüşmelerde şu söylendi: “Rejimle iş birliği yapma, teröre başvurma ve oldubittilerden de uzak dur çünkü bunu Türkiye kabul etmez.” denildi.

Yine bir başka kardeşimiz bir suçlama getirdi. Biz hiçbir yerde Kürt kardeşlerimize karşı değiliz. Kürtlerin statüsüyle Türkiye'nin bir kaygısı söz konusu değildir. Kuzey Irak Kürtlerinin de Kuzey Irak Yönetimi’nin de dostu Türkiye’dir. Suriye’de Kürtleri tek başına PYD temsil etmiyor. Suriye Ulusal Kürt Koalisyonu, muhalefetin müzakere heyeti içinde yer almaktadır ve DEAŞ’a karşı koalisyonun içinde 65 ülke var. Bu 65 ülkenin içerisinde Suudi Arabistan da var. Bizim İncirlik’te İngiltere’nin, Amerika’nın ve Almanya’nın da uçakları var. Bu koalisyona dâhil olan Suudi Arabistan’ın da uçakları DEAŞ’a karşı mücadele için gelecekler. DEAŞ’a karşı verilen mücadelede biz de aktif katkı sağlıyoruz.

Yine, Sayın Başkanım, bir başka sayın vekil “Ege adalarının işgal edildiğini söylediniz." dedi. Böyle bir şey kesinlikle söylemedim, doğru değil.

Hürriyet gazetesine bakın, 26 Ağustos 1998… O zamanki Sayın Cumhurbaşkanı -onun Cumhurbaşkanı olduğu dönemdeki Hükûmette olanlara da bakın- Hürriyet gazetesine vermiş olduğu mülakatta şunu söylüyor: “Ege Denizi’nde gri alanlar var. Yani aidiyeti anlaşmalarla tespit edilmemiş. Biz diyoruz ki: ‘Bunlar size ait değil, halefiyet dolayısıyla bunlar bize ait.” Sayın Demirel’in ifadesi. Yine, Demirel hepinizin çok iyi bildiği gibi “Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl de değildir.” demiştir. Dolayısıyla, biz burada diyoruz ki: “Ege ortak denizimizdir, ortak menfaatimizdir.”

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aslında Ege diye bir yer yoktur Sayın Bakan!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımızı savunuyoruz. Bu 1998’de edilen iddianın bugüne farklı şekilde aktarılması doğru değildir.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Adalarda Yunan Bayrağı var mı yok mu? Yani, Ege’nin göl olup olmamasıyla ne alakası var?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bir başka husus: Biz Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. 2011’den bu yana Millî Savunma Bakanlığı görevini üstleniyorum. Suriye olayları başladığından bu yana, yurt dışındaki birçok insanın Suriye’nin geçmişinde dahi 4-5 parça olduğunu, bunlardan Lübnan’ın o parçanın içinden ayrılıp da bağımsızlığını kazandığını, dolayısıyla geri kalanının da eski kültüre uygun olarak bölünmesi gerektiğini söyleyenlere karşı bunun Orta Doğu’da bitmeyen bir sorunlar yumağı oluşturacağını, eğer Orta Doğu’ya barış ve istikrar getiriyorsak mutlaka Suriye’nin toprak bütünlüğünün savunulması gerektiğini biz söyledik. Bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz.

Yine, biz hem içte hem dışta gerçekten istikrar istiyoruz, barış istiyoruz çünkü “Yurtta sulh, cihanda sulh.” bizim ilkemiz. Barış için de çalışıyoruz ama tek başına sizin barış istemeniz de yetmiyor.

Yine, masum insanlar nerede hayatını kaybederse kaybetsin bizim yüreğimizi kanatır, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın, hiçbir ayrımcılığa da tutmayız.

Yine, Cizre’de ne yapılıyorsa bütün mevzuata uygun olarak yapıldığını çok net şekilde söylemek istiyorum.

Bir başka isim, Kobani ismi. Genelde biz hep şunu söyleriz -hele bence siyasetçiler için de doğru olan odur- siyasetçilerin halkı takip etmesi lazım -halk ne diyorsa- onun değeri değeri, onun düşüncesi de düşüncesidir. Halkın karşısında farklı fikirler de söyleyebilir ama şahsi görüşüm odur ki öğretim üyeleriyle sanatçılar halkın düşündüğünün dışında farklı görüşler ifade ederler; halkın görüşünü, ufkunu açarlar ama siyasetçilerin halkın değerlerine dost olması gerekir, halkın değerlerini savunması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Dolayısıyla, bir yerin ismi Kobani’yse, halk oraya Kobani diyorsa, bundan da hiç rahatsız olmamak gerekiyor diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sizden önce Sayın Baluken’in talebi vardı Sayın Özdağ, söz vereceğim size de, dinleyeceğim sizi.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, demin AKP Grubu adına konuşan sayın hatip grubumuzu kastederek “PYD’ye terör örgütü demeyen grup ve milletvekilleri işgüzarlık içerisindedir.” demek suretiyle sataşmada bulunmuşlardır.

BAŞKAN – 69’uncu maddeye göre size söz veriyorum. Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz Sayın Baluken.

Süreniz iki dakikadır.

Buyurun.

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın Hükûmetin gündem dışı konuşmasıyla ilgili AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, şu mahkeme kararını bir açıklığa kavuşturmak lazım. Ne zamandan beri mahkeme kararlarını siyasi irade olarak tanıyorsunuz, biz bunu bilmiyoruz. Eğer, öyle bir durumunuz varsa iktidar partisi olan bir parti hakkında kapatma davalarını da onaylıyorsunuz demektir. Partinize karşı açılmış olan o davaları, bir şiir okudu diye şimdiki Cumhurbaşkanının cezaevine gönderilmesi iradesini de tanıyorsunuz anlamına geliyor. Hatırlayın, şu anki Cumhurbaşkanı daha bir yıl önce “Adliye koridorlarında bu paralel çetelerden geçilmiyor.” demişti. Şimdi, getirip burada bize o mahkemelerden alınmış kararları bir siyasi irade olarak yansıtmayın.

PYD, Suriye’deki Kürtlerin siyasi iradesidir. Bu konu bizim açımızdan son derece nettir ve bütün dünya da bunu böyle kabul ediyor. Yani, Amerika’ya gidiyorsunuz, Rusya’ya gidiyorsunuz, bölge ülkelerine gidiyorsunuz, âdeta bir siyasi dilencilik pozisyonu ortaya çıkıyor, “Ne olur PYD’ye, YPG’ye terör örgütü deyin.” diyorsunuz. Evrensel kriterlere göre, böyle bir tanımı sizin dışınızda yapan kimse yok. Var, birkaç güç daha var, işte, Suud rejimi var, belki Katar var, IŞİD var, El Nusra var, Ahrar el- Şam var. Dikkat edin, bu IŞİD, El Nusra, Ahrar el- Şam’ın ortak özelliği bütün insanlık değerlerine saldırıyorlar; PYD/YPG de insanlık değerlerini bu vahşet çetelerine karşı savunduğu için bütün dünya PYD’nin, YPG’nin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor.

Diğer taraftan, Demokratik Suriye Güçleri’yle oluşan hem meclis hem askerî düzeydeki o ittifakta da Türkmen, Arap, Ermeni Süryani, oradaki Nusayri halkların tamamı var. Dolayısıyla, oradaki iradeyi sizin kendi siyasi çıkarlarınız doğrultusunda değerlendirmek değil, dünyadaki siyasi gelişmeler doğru olur kanaatindeyiz.

Şu ortaya çıkmıştır: Sizin, PYD’ye karşı angajman kuralları da Türkiye sınırları için değil, El Nusra, Ahrar el- Şam ve IŞİD saldırıları için geçerlidir. Bunu da zaten bütün dünya maskeniz düşecek şekilde tartışıyor. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Özdağ ayaktaydı biraz önce.

Sizi dinliyorum Sayın Özdağ.

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sataşma var.

BAŞKAN – Gerekçeyi ifade ederseniz…

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan benim gerçeği söylemediğimi ifade etti.

BAŞKAN – Hangi konuda Sayın Özdağ?

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – PYD ile Türkiye arasındaki AKP Hükûmetinin, haberleşme konusunda.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özdağ, size de 69’uncu madde çerçevesinde söz veriyorum.

Lütfen, bir sataşmaya meydan vermeden düşüncelerinizi ifade ediniz.

3.- Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben PYD’nin yol kılavuzluğu yaptığını söylemiştim. Sayın Bakan, bunun böyle olmadığını, bütün taraflara bilgi verildiğini söyledi. Bütün taraflar Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa ve İngiltere değil, PYD ve IŞİD muhtemelen. Demek ki bütün taraflar deyince terör örgütleriyle haberleştiğinizi de kendiniz ifade etmiş oldunuz Sayın Bakan.

Para konusunun da gerçek olmadığını söylediniz. Devlet sorumluluğuyla bildiğimiz her şeyi söylemiyoruz, neden verildiğini de söylemiyoruz. Haritaya bakmak lazım. Haritada Ayn El Arap mı yazıyor yoksa Kobani mi yazıyor?

“Siyasetçiler halkın dilini konuşur.” dediniz, Sayın Başbakan gitsin bakalım Edirne’de bu halk dilini konuşsun, kendisine ne diyecekler.

Ama beni en çok şaşırtan şey sizin 24’üncü Dönem sonunda Sayın Erkan Akçay’ın vermiş olduğu soru önergesi üzerine burada yapmış olduğunuz ve tutanaklarda olan konuşmada Ege’de işgal edilen adalar konusunda sizin, Yunan ordusunun fiilî durum oluşturduğunu ifade etmenizdir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Söylemedim Ümit Bey.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Söylediniz efendim.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Bakın, Erkan Akçay da burada.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Kabul etmiyorum.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Ben bu konuda Sayın Bakan, makale yazdım şeylere bakarak.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ben de deniz hukuku uzmanıyım.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Tamam. Onları getirtelim, bakalım, ben sizden o zaman…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yaklaşık beş yıla yakın Denizcilik Müsteşarlığı yaptım.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Fiilî durum demediyseniz ve Yunan işgalini kabul etmediyseniz bunlara benim söyleyecek bir şeyim yok ama bir Yunan işgali adalarda devam ediyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 1998’deki Demirel’in açıklamasına bak.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin efendim.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Efendim, herhâlde orası da Genel Kurul değil mi? Orası da Genel Kurul, onun için Sayın Bakana döndüm.

BAŞKAN – Yani, karşılıklı diyaloğa gerek yok anlamında söylüyorum.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Mesele bundan ibaret.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdağ.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlar, hepinizi dinleyeceğim. Sayın Özsoy daha önce ayağa kalkıp bir söz talebinde bulunmuştu.

Sayın Özsoy, dinliyorum sizi.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sayın Başkan, AKP’li hatip benim Suriye ve Cizre’ye yönelik yaptığım benzetmeye farklı anlamlar yükleyerek ifade etti. O konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – 69’uncu maddeye göre size de iki dakika süreyle söz veriyorum. Lütfen, bir sataşmaya meydan vermeyecek şekilde düşüncenizi ifade edin efendim.

Buyurun.

4.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın Hükûmetin gündem dışı konuşmasıyla ilgili AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bakın, burada gerçekten polemik yapmanın bir anlamı yok. Devletler sivil öldürdükleri zaman ya vatan savunması için ya teröristle mücadele ediyorum diye yaparlar. Sizin için Suriye'de tabii ki haklı gerekçeler var Hükûmet açısından, “Ben orada teröristlerle mücadele ediyorum.” diyor. E, Suriye’ye sorun, aynısını söylüyorlar, Rusya da aynısını söylüyor. Yani, böyle bir hayalet gibi bir terörist var, ben giderim istediğimi yaparım… Sonuç? Yüzlerce sivil ölü var ve maalesef “Terörle mücadele ediyorum.” söylemi bu ölen insanları meşrulaştırmıyor. Bunu söylüyoruz sadece. Dolayısıyla, bu konu üzerine polemik yapmanın bir anlamı yok ve orada bu ablukalar sürecinde ölen bütün sivillerin hesabının muhakkak sorulması lazım. Niye biliyor musunuz? Sorulmazsa devlet çete olmuş olur. Çünkü, sizin sorumluluğunuz altındaki bir ülkede devletin güvencesinde olan sivil insanlar ölmüş. Bunun sorumluluğu büyüktür hem ulusal hem uluslararası hukukta.

Bakın, arkadaşlar, ortada şöyle bir durum var: Bir mahkeme kararına dayanarak PYD terörist… E, ilan etseydin şimdiye kadar. PKK’yi mesela diyorsunuz. Niye PYD şu ana kadar ilan edilmedi? Bir mahkeme kararının arkasına saklanarak siyaset yapılmaz. İyi ki de edilmemiş diyoruz biz. Demek ki Türkiye hâlâ belki ileride olabilir, belki bir ilişki, bir zemin tutabilirim gibi düşünüyorsa Hükûmet iyi yapıyor, kötü yapmıyor bunda. Götürüp terör kategorisine sıkıştırırsanız yarın ilişkilenebileceğiniz zemini de ortadan kaldırırsınız. 2013 yılında gelmişti Salih Müslim buraya değil mi? Bazı görüşmeler yapıldı. Bakın, bunlar kötü şeyler değil. Bu konuda doğru yapıyorsanız o doğrunuzda bizce ısrarcı olmanız lazım. Dünya kadar söyleyelim PKK, PYD, YPG terör örgütü olarak görebilirsiniz ama Orta Doğu siyasetinde sosyolojik siyasal gerçekliklerdir. Bu gerçekliklere gözünüzü kapatıp ne Türkiye'de ne Orta Doğu’da ne Suriye’de barışı tesis edemezsiniz. Onun için çatışmadan ziyade biz müzakereyi öneriyoruz.

Teşekkür ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özsoy.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Baluken konuşmasında iktidarın, AK PARTİ’nin desteklediği iktidarın çeşitli ülkelere giderek “PYD’yi terör örgütü olarak kabul edin.” diye siyasi dilencilik yaptığını söylemiştir. Bu açık bir sataşmadır. Bu çerçevede…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, Hükûmete yönelik bir sataşma var burada efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – AK PARTİ’nin Hükûmeti sonuçta.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Desteklediği Hükûmet, güvenoyu verdiği Hükûmet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Gökten zembille inmiyor.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Bostancı, size de iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Hükûmet herhâlde bir yerden güç alarak Hükûmet oluyor, kendi kendine Hükûmet olacak hâli yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama sonuçta adı “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti” oluyor Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kıymetli arkadaşlar, Suriye’de insanların canı yanıyor. Suriye’deki insanların canı yanınca Türkiye'nin de canı yanıyor. Türkiye elbette ki Suriye’deki gelişmelere, orada terör yapılanmalarına ilişkin olarak çeşitli ülkelere gidecek, onları bilgilendirecek. Bu bilgilendirmeye de ihtiyaç var çünkü bu ülkeler burunlarının ucunu görmüyorlar Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Acaba!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Burunlarının ucunu görmüyorlar.” lafı Sayın Demirtaş’ın. “Brüksel’dekiler burunlarının ucunu görmüyor.” Hakikaten görmüyorlar, katılıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O mülteciler konusunda.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Görmeleri lazım. Burunlarının ucunu görmedikleri için PYD’nin de bir terör örgütü olduğunu görmüyorlar. Onlar neye bakıyorlar? Suriye’de kim kullanışlı, kim işimize yarar, oradaki güçler ilişkisinde bize en az maliyeti kim çıkartır, kimi biz taşeron olarak kullanabiliriz? Maalesef burada PYD kullanılmaya çalışılıyor. Bu coğrafyada Kürtlerin ilk defa kullanılmaya çalışılması değildir bu arkadaşlar. Bu coğrafyada Kürtler defalarca satıldı, yine satılacaktır, bundan haberiniz olsun. Bu ülkedeki insanların gerçek dostları bu coğrafyadaki insanlardır, bunu bilin.

PYD, evet, terör örgütü. O terörü de önce oradaki Kürtlere yaptı. Herhâlde PYD’yle bu kadar yakından ilgilenenler, orada egemenlik kurmak için orada kendilerine itaat etmeyen Kürtlere neler yaptıklarını iyi bilirler. Bu, bize hiç yabancı değil tabii. Kendisine benzemeyen, kendisiyle aynı ideolojiyi paylaşmayan Kürtlere karşı o zalimane, o müstebit, o faşizan yöntemleri kullanma bize hiç yabancı değil. O yüzden, bir terör örgütünü tayin eden, esasen, oradaki halka ve insanlara şiddet marifetiyle kendi iradesini dayatmasıdır. Cizre’de de yapılan budur, bir irade dayatması. Devlet öyle mücadele etmez, böyle mücadele eder…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Allah rızası için devlet nasıl mücadele edecek terörle? Bir de o konuda konuşsalar memnun oluruz.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, bir saniye…

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, Sayın Bakan açıklamasını yaparken Ege Denizi’nde bulunan adalarla ilgili net bir açıklama yapmadı. Oradaki adalarda kimin bayrağı asılı? Yunanistan bayrağı mı asılı, Türkiye bayrağı mı asılı? Yani burada bu konuyla ilgili bir açıklama yapmak isterim.

Bir de aynı şekilde Sayın Bakan dedi ki: “Efendim, PYD terör örgütüdür.” Peki, terör örgütüyse bizim mevcut olan kanunlarımıza göre bir örgütün terör örgütü sayılabilmesi için Bakanlar Kurulu kararı alınıp Resmî Gazete’de ilan edilmesi gerekmiyor mu? Mademki öyle diyorsunuz, niye bunu yapmaktan çekiniyorsunuz? Onun için, açıklama için… Yani mahkeme kararları bugün…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Açıklama için izin verebilecek misiniz Başkanım?

BAŞKAN – Sayın Tanal, sözleriniz tutanaklara geçmiştir. Teşekkür ederim efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitmedi. Şu husus var izin verirseniz: Şimdi, Sayın Bakan diyor ki: “Efendim mahkeme kararı.” Mahkeme kararı yazılı emir yoluyla hâlen kesinleşmiş bir karar olmadığı için Yargıtaydan bozulabilir veya kesinleşmişse yazılı emir yoluyla bozulabilir. Siyasi iktidar burada sorumluluktan kaçınıyor, kamuoyuna doğru bilgi vermiyor. Madem ki terör örgütüyse buyurun, elinizi tutan mı var? Her konuda, kentsel dönüşümle ilgili Bakanlar Kurulu kararı alabiliyorsunuz, vatandaşın risksiz olan alanını riskli hâle getirebiliyorsunuz. Bu konuda niçin karar almıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sözleriniz tutanaklara geçmiştir.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bostancı, konuşması sırasında siyaseten burnumuzun ucunu göremediğimizi ifade etti, bu konuda açık sataşmada bulundu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bürüksel’dekiler dedim Sayın Baluken.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

69’uncu madde çerçevesinde söz veriyorum, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

6.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; Cizre’deki, Sur’daki savaş sürecini Kürt halkına karşı açılmış bir savaş diye söylediğimizde burada çıkıp hendeklerden, barikatlardan söz ediyordunuz. Peki, şimdi, Azez’de, Afrin’de hendekler mi var, barikatlar mı var? Siz Hükûmet olarak Orta Doğu politikasının merkezine Kürt karşıtlığını, Kürt düşmanlığını koymuş durumdasınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yanlış!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Öyle PYD’nin arkasına saklanarak, içeride terörle mücadele yalanına sarılarak bu gerçeği gizleyemezsiniz, ortaya çıkıyor zaten. Nesi yanlış? Azez’den Cizre’ye kadar, Sur’dan Halep’e kadar savaş koridoru oluşturdunuz. Nedir, mantığı ne? Hangi omurga üstüne oturuyor? Kürtler statü sahibi olmasın diye El Nusra’yla iş birliği yapıyorsunuz, Ahrar el-Şam’ın hamiliğini yapıyorsunuz, IŞİD çeteleriyle ilişkinizi bütün dünya konuşuyor. Ne adına? “Kürtler statü elde etmesin.” adına. Sonra buraya gelip “Yok, PYD kendinden olmayan Kürtleri bilmem şöyle yapmış…” Bunlara dünya inanmaz, inanmaz. Orada tekçi zihniyeti yansıtan IŞİD’dir, El Nusra’dır, Ahrar el Şam, El Kaide çeteleridir; kendinden farklı olan herkesi kılıçtan geçiriyorlar, Kürt’ü, Arap’ı, Süryani’yi, Ermeni’yi, Nusayri’yi, kendisi gibi olmayanın tamamını katlediyorlar. Onlara karşı direnen, çoğul demokrasiyi esas alan tek güç PYD’dir, pratiği ortada. Rojava’daki kanton yönetimlerine, demokratik Suriye meclisinin yapısına bakın. Yöneten Başbakan, Eş Başkan Arap’tır, Meclisin çoğunluğu Türkmen’dir, Ermeni’dir, diğer halklardır. Tel Abyad meclisinin, Gre Spi meclisinin yapısına bakın. Bırakın Kürt’ü yok bilmem oraya sürme yalanını, diğer halkları da katliamdan koruyan asıl güç PYD’dir. Sizin zorunuza giden de bu anlayışınızın teşhir olmasıdır.

Bir saniye de mültecilerle ilgili ifade edeyim. PYD’nin özgürleştirdiği her alana geri dönüşler olmuştur. Şu anda Halep’ten kaçanların büyük kısmı da Afrin’e sığınıyorlar. Bu kadar açık ve nettir tablo.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Baluken’in “Sizin Orta Doğu politikanız Kürt karşıtıdır.” iddiasını şiddetle reddediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cevap verin. Aynen öyledir, aynen öyledir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Türkiye’nin gerçekliği pratik, bunu zaten nakzeder.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kürt düşmanlığı üzerine yakında Esad’a da gideceksiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiç alakası yok.

BAŞKAN - Tutanaklara geçmiştir Sayın Baluken.

Teşekkür ederim değerli arkadaşlar.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme girmiş milletvekillerine söz talep sırasını gözeterek İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Tanal…

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Artvin’de vatandaşların ormana ve doğaya sahip çıkmak için iki yüz kırk gündür nöbet tuttuğuna ve Hükûmetin burada maden aranmasıyla ilgili düşüncesini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın bakanlar, bugün, şu anda Artvin ilimizin ormanına, doğasına sahip çıkmak için iki yüz kırk gündür orada vatandaş, siyasi parti ayrımı yapmaksızın nöbet tutuyor. Ve geçmişte alınan ÇED raporu iptal edildi. O rapora göre şu deniliyor: “Ya bu şehir taşınacak veyahut da burada madencilik yapılacak.” Yani siz iktidar olarak şehrin taşınmasından mı yanasınız, madenin araştırılmasından mı yanasınız? Burada net bir vaziyette düşünceniz nedir? Hiç olmazsa ona göre de Artvin halkı yerleşim alanını mı seçsin, yoksa mevcut alanda, yerleşim alanında devam mı etsin yaşamaya?

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Atıcı… Yok sanıyorum.

Sayın Kayışoğlu…

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenmesi konusunda Hükûmetin seçim bildirgesindeki sözünü tutması gerektiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün yine bir kadın cinayeti işlendi. Adana’da Türkan Sarıkaya, bir cani tarafından dövülerek yedi gün komada kaldıktan sonra bugün hayatını kaybetti.

Sayın Hükûmet… Gerçi gitmişler, vekillere seslenelim, AKP’lilere seslenelim: Seçim bildirgenizin 90’ıncı sayfasında kadına şiddetle ilgili mücadele vereceğinizi söylüyorsunuz, seçim bittikten sonra Aile Bakanınız diyor ki: “Kadına şiddet yok, algıda seçicilik var.” Tamam, şiddet yaygın ama hangi erkek sevdiği tarafından öldürüldü? Hangi erkek boşanmak istediği için, ayrılmak istediği için dövüldü, öldürüldü, tecavüz edildi? Elbette ki kadına şiddet var, bu gerçeği yok sayamazsınız.

Diyoruz ki: Biz, evet, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için onlarca kanun teklifi verdik. Ya, zorunuza gidiyorsa kendiniz getirin, biz kabul edelim bunu. Her gün öldürülen kadınlarda sizin de vebaliniz var, bunu kabul edin ve artık Özgecanlar, bugün öldürülen Türkanlar, Dilaylar öldürülmesin. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Bugün Türkan’ın babasının isyanını dinlemediniz mi? Sizin kız çocuklarınız yok mu? Yeter artık, bu kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’da teleferik ücretine yapılan zamma ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, Türkiye’de alt ve orta gelir grupları için hayat gittikçe daha zorlaşmaktadır. Seçim bölgem olan Bursa’da teleferiğe yapılan en son zamlarla birlikte, yüzde 600 oranında yapılan zamla, 2008 yılında 6 liraya gidiş olan bir ücret, o zaman için 4 kişilik ailenin 24 lira olan ücreti, bugün 35 lira olup 4 kişilik bir aile 140 liraya hemen yanı başındaki bu doğal cennetten faydalanmak üzere gitmeye çalışıyor. Ancak, dikkat ederseniz ki gelir gruplarına da bakıldığında bu oranla, ya arabayla gitmeniz gerekiyor ya da yüksek gelir grubuna sahip olmanız gerekiyor. Bursa’nın bu doğadan yararlanmak isteyen insanına yapılan bu zam reva mıdır diyorum ve el insaf diyorum.

BAŞKAN – Sayın Yüceer…

Sayın Yüceer’i göremiyorum.

Sayın Gürer…

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ve Aksaray’da vatandaşların sel nedeniyle uğradıkları zararın giderilmesi gerektiğine ve Çamardı Bademdere’deki TOKİ konutlarının hak sahiplerine teslim edilemediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ili Çiftlik ilçesinde 11 Eylül 2014 tarihinde sel meydana geldi. Bozköy, Ovalıbağ, Divarlı, Çardak ve Orhanlı ile Kayırlı bu selden etkilendi, hasar tespiti yapıldı. Benzer durum Aksaray Taşpınar bölgesinde de meydana geldi. Niğde ve Aksaray’da ekili alanları zarar gören, hayvanlarını yitiren vatandaşlar ile yolları zarar gören, köprüleri zarar gören belediyeler meydana gelen hasar karşılığında alacaklarını iki yıldır bekliyorlar. Maliye Bakanlığındaki evrakları işleme girmediği için iki yıl önce selden zarar gören yurttaşlarımız bundan, verdikleri evraklar, tespitler karşılığı alacaklarını alamıyorlar.

Ayrıca, Çamardı Bademdere’de TOKİ konutları yapıldı, bunlar da sorunlu olduğu için iki yıldır hak sahiplerine verilemiyor. Defterdarlıkla yapan kişi arasında süren yazışmalar devam ediyor. Vatandaş bu konuda da mağdur. Gerek TOKİ konutlarındaki sorunun çözülmesi gerek Çiftlik ilçesinde ve Aksaray Taşpınar’da meydana gelen sel felaketindeki zararların bir an önce giderilmesi konusunda Hükûmeti duyarlı olmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

5.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, yeni anayasayı hayata geçirmek için tüm muhalefet partilerini göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bilindiği üzere, Anayasa Uzlaşma Komisyonumuz göreve başladı. Milletimizin arzu ettiği anayasayı hayata geçirmek için uzun zamandan beri bir arayış içerisindeyiz. Tabii, Anayasa bazı reformların öncesindedir. Bugüne kadar AK PARTİ hükûmetleri olarak pek çok alanda reformlar gerçekleştirdik. Âdeta bir gecekondu anayasası olarak tanımlayacağımız bu Anayasa’nın olabildiğince değiştirilmesi için gayret ettik. Ancak, önümüzde doğan süreçte kalıcı, uzun süreli, demokratik ve “Evet, benim anayasam.” diyeceğimiz bir anayasayı hayata geçirme zaruretiyle karşı karşıyayız. Bugün yerli otomotivden, kalkınma hamlelerimizden, akıllı telefonlardan ve büyük yatırımlarımızdan çok daha önem arz eden bu anayasayı hayata geçirmek için tüm muhalefet partilerini göreve davet ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin…

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın sorunlarını dile getirmek istiyorum. Biliyorsunuz, 8 Eylül 1999 tarihinden önce işe başlayanlar yaş şartı olmaksızın prim günü ve sigortalılık süresinin tamamlanmasıyla emekli olabiliyorken bu tarihte yapılan düzenlemeyle yaş şartı getirildi. Bu yasal düzenlemenin mağdur ettiği ve kamuoyunda “emeklilikte yaşa takılanlar” olarak bilinen vatandaşlarımızın mağduriyeti bir an evvel giderilmeli. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımız emekli maaşı alamadıkları için ekonomik olarak sıkıntı yaşıyorlar. Gelir elde etmek için tekrar çalışmak istediklerinde ise çoğu zaman yaşları gerekçe gösterilerek işe alınmıyorlar. AKP Hükûmeti ise ne emeklilikte yaşa takılanların tekrar iş sahibi olmalarına destek olacak bir düzenleme için çaba gösteriyor ne de emeklilikte yaşa takılmanın önüne geçecek olan yasal düzenlemelere destek veriyor. Sayıları neredeyse 100 bini geçen bu mağdur grubu yok sayılmakta. Sorunları göz ardı ederek ya da öteleyerek çözüm üretemeyiz. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın mağduriyetini giderecek yasal düzenlemeyi el birliğiyle bir an evvel Meclisten geçirmeliyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Topal…

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay Yayladağı’nda şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit edildiği karakolun yandaş medya tarafından hedef gösterildiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın iktidar milletvekillerine seslenmek istiyorum: Dün Hatay ilimizin Yayladağı ilçesinde vicdanlarımızı sızlatarak şehit edilen askerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Acaba bu sabah uyandığınızda vicdanlarınız sızladı mı? O karakolumuz günlerdir, sosyal medyada, yandaş medya tarafından hedef gösterilmişti. Bu konuda ne yaptınız? Bunun müsebbibi sizlersiniz, sizin yanlış dış politikanız iflas etmiştir. Madem barış istiyorsunuz, o zaman barışa endeksli bir dış politika uygulamak zorundasınız. Ya, yeter artık! Kaç şehit daha vereceğiz? Biraz elinizi vicdanınıza koyun, öyle el kaldırıp indirin ya, yeter artık yeter!

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bozkurt…

8.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yanlış biliyoruz herhâlde, çünkü benim bildiğim, Türkiye Cumhuriyeti devleti 9 Eylül 1922’de sona eren Kuvayımilliye‘nin Atatürk öncülüğünde yaptığı ulusal Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuş ve bu topraklar Lozan Anlaşması’yla vatan olmuş idi.

Şimdi, bu ülkenin Cumhurbaşkanı on dört yıllık iktidarının sonunda çıkıp diyor ki: “Bazı yerlerimiz yeniden vatan olsun diye şehit veriyoruz.” Bu lafı şiddetle reddediyorum ve bu Meclis de reddetmelidir, bu Meclis Gazi Meclistir. Oralar vatan toprağıdır, Diyarbakır da bizimdir, Serik de bizimdir, Cizre de bizimdir, Sur da bizimdir, orada yaşayan her yurttaş da bizim yurttaşımızdır. Dolayısıyla, vatanımızın bir kısmı vatan olmaktan çıkmamıştır, bunu söylemek Sayın Cumhurbaşkanına yakışan bir laf değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Nurlu…

9.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, dünyada petrol fiyatları düşerken AKP hükûmetlerinin akaryakıta sürekli zam yapmasının büyük bir çelişki olduğuna ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, dünyada petrol fiyatları düşerken AKP hükûmetlerinin akaryakıta sürekli zam yapması çok büyük bir çelişkidir. Yapılan zamlar vatandaşı çileden çıkarmaktadır. 2008 yılında petrolün varil fiyatı 147 dolar, ülkemizde benzin fiyatı 3 lira 61 kuruş; 2014 yılında petrolün varili 58 dolar, ülkemizde benzin 4 lira 24 kuruş, bugün ise petrolün varili 33 dolar, benzin ise 4 lira 6 kuruş. AKP Hükûmeti benzin ve mazot fiyatlarına zam yaparken hep artan petrol fiyatlarını bahane olarak göstermiştir. Son sekiz yıldır petrol fiyatları sürekli düşerken ülkemizde akaryakıt fiyatları sürekli artmaktadır. İktidara geldiklerinde 1 litre benzin 1 dolar bile değil iken şimdi 1 litre benzin 1,4 dolar seviyesindedir. 147 dolardan 33 dolara düşen dünya petrol fiyatlarına uygun olarak ülkemizde de akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi gerekmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayır…

10.- İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın, İzmir’deki akademik personelin, AR-GE çalışmaları ve yenilik potansiyelini artırmak için teşvik edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Sağ olun Başkanım.

İzmir’deki birçok kurum ve kuruluşta teknoloji üretebilme yeteneğinin mevcut olduğu ancak bu yeteneğin istenilen düzeyde hayata geçirilmediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, AR-GE ve yenilik potansiyelini artırmak için İzmir’deki akademik personel proje oluşturma ve yürütme konusunda teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. Bu destekler proje oluşturma ve geliştirme çalışmalarında özellikle genç araştırmacıların becerilerinin artırılması ve proje oluşturmaya doğru teşvik edilmesi açısından da önem taşımaktadır. İzmir üniversitelerinde yürütülen çalışmaların sanayiye istenilen düzeyde aktarılamadığı ve bu iki taraf arasındaki etkin bir iş birliğinin gerçekleşmesini beklemekteyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

11.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’de ihracat yapan iş adamlarının, KDV iadesinin çok geç ödenmesinden şikâyetçi olduklarına ve bu sorunun çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Mersin ilimizde ihracat yapan iş adamlarımız KDV iadesinin çok geç ödenmesinden şikâyetçidir. Bazen bu ödemelerin sekiz ay gibi bir süreyi bulduğundan yakınmaktadırlar. Takdir edersiniz ki, bu gecikmeler iş adamlarımızı finansman sıkıntısına soktuğu gibi, dolaylı olarak da birçok sektör bu durumdan etkilenmektedir. Bu gecikmelerin nedeni herhangi bir evrak ya da işlem eksikliğinden kaynaklanmamaktadır, anladığımız kadarıyla, keyfî bir uygulamadır. Bu ödemelerin, işlemlerin tamamlanması sonrası belli bir zaman dilimi içerisinde ödeme zorunluluğu olmalıdır. Bölge milletvekili olarak, bu sorunun çözümü konusunda bölge iş adamlarımız ve ülke ekonomimiz adına sizden bir an önce çözüm beklediğimiz gibi, bu keyfî uygulamanın nedenlerini de araştırmanızı istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, siyasi iktidarın ülkemizi savaşın eşiğine getirdiğine ve muhtarların hizmet binalarının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkanım, Suriye’yle adım adım savaşa doğru gidiyoruz. Siyasi iktidar, içteki gerginlik politikasını dıştaki ilişkilerde de aynı şekilde sürdürmeye devam etmektedir. Bu girişimleriyle ülkemizi savaşın eşiğine getirmiştir. Siyasi iktidar gerginlik politikasından ne zaman vazgeçecektir, bunu öğrenmek istiyorum.

Yine, ülkemizde birçok köy ve mahalle muhtarının hizmet oda ve binaları yoktur. Muhtarlarımızın hizmet verecekleri hizmet binaları ne zaman yapılacaktır, hizmet binalarına muhtarlarımız ne zaman kavuşacaktır, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

13.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, İstanbul’da metrobüs duraklarıyla ilgili yeni düzenlemenin vatandaşı mağdur ettiğine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün medyada yansıdığı üzere, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’da her gün binlerce kişinin kullandığı metrobüste vatandaşların tepkisini çeken yeni bir düzenlemeye başlamıştır.

Daha önceden Beylikdüzü’ndeki ara duraklardan Söğütlüçeşme yönündeki yoğunluk nedeniyle metrobüse binemeyen vatandaşlar ters yöndeki TÜYAP durağına giderek, boş metrobüslere ayrı bir ücret ödemeden biniyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı İETT tarafından bugün başlatılan yeni düzenlemeye göre ise, son durak, TÜYAP durağından boş metrobüse binmek isteyen yolcular ikinci kez bir bilet ücreti ödemek zorunda bırakılıyor.

Şimdi sormak istiyorum: Vatandaşların üzerinden kâr etmesi değil, vatandaşlara hizmet etmesi gereken belediye, hangi gerekçelerle vatandaşı mağdur edecek böyle bir uygulamaya imza atmıştır? Zamlarla boğuşan vatandaşlarımızı daha fazla mağdur etmeden söz konusu uygulamaya bir an önce son verilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Usluer…

14.- Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in, Sosyal Güvenlik Kurumunun, akciğer kanseri olan hastaların ilaç parasını ödemek için hiç sigara kullanmamış olmak koşulunu getirmesine ilişkin açıklaması

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sosyal Güvenlik Kurumu, akciğer kanseri olan hastaların ilaç parasını ödemek için hiç sigara kullanmamış olmak koşulunu getiriyor ve bu koşulun 3 Mart itibarıyla hayata geçirileceğini biliyoruz.

Ülkemizde 17 milyon kişi sigara kullanıyor. Her yıl 18.479 kişi yeni akciğer kanseri tanısını almakta. Yine biliyoruz ki akciğer kanserlerinin yüzde 91,5’inde neden sigara.

Sigara elbette ki kötü alışkanlık, elbette ki devletler halkın sigara içmesini önleyici birtakım önlemler, koruyucu tedbirler alabilirler, ancak ben, buradan Sağlık Bakanlığını göreve davet ediyorum, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, insan sağlığı üzerinden kâr etmek, tasarruf etmek istemektedir. Lütfen hastaları müşteri, hastaneleri işletme olarak görme zihniyetini bırakalım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demir…

15.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, 18 yaşını doldurduğu için yetiştirme yurtlarından çıkarılan çocuklara sahip çıkılması ve tarım danışmanlarına kadro verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

NURETTİN DEMİR (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yetiştirme yurtlarında kalan çocuklarımız, gençlerimiz 18 yaşını doldurduğu için yurtlardan çıkarılıyor, sokağa atılıyor, hatta ceplerine yol parası bile konmuyor. Sadece, üniversiteyi kazanırlarsa devletten yardım alabiliyorlar. Bu çocuklara devlet sahip çıkmadığı için, çoğu gidecek yer bulamıyor. Bu yüzden suça bulaşıyorlar, uyuşturucu bağımlısı oluyorlar. Bu konuda mahkemelere de sıkça yansıyan olaylar bulunmaktadır.

Yurttan ayrılan bu çocuklarımız suça itilmemeli, 18 yaşından sonra da sahip çıkılmalı, kontrol edilmelidir. Mesleki eğitim fırsatlarıyla bu çocuklarımıza istihdam olanakları yaratılabilir. On dört yıldır iktidarda bulunan AKP iktidarı neden bu sorunu görmezden geliyor? Bu konuda bir çalışma olacak mıdır?

Tarım alanında da, tarım danışmanı olarak çalışan 2.600 kişi taşeron şirketler tarafından mağdur ediliyor, maaşları eksik ve geç veriliyor. Tarım danışmanlarına 4/A, 4/C kadroları verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bektaşoğlu…

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığınca görevlerinden alınan eğitim kurumları yöneticilerinin Danıştay kararına rağmen eski görevlerine iade edilmediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başta Sayın Bakan olmak üzere, hepimizin malumu olan bir hususa dikkat çekmek istiyorum.

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumları yöneticilerinin müdür ve diğer idari kadrodaki öğretmenlerin görevlerinden alınarak başka okullarda görevlendirilmesine ilişkin kararı Danıştay iptal etmiş olmasına rağmen, bu durumdaki öğretmenlerin eski görevlerine iade edilmesine karar verilmiştir. Ancak Millî Eğitim Bakanlığı, aradan bir yıl geçmesine rağmen, bu kararı uygulamamakta, Türkiye'nin pek çok ilinde 4.300 civarında, ilim Giresun’da da 16 eğitim yöneticisi öğretmeni görevlerine iade etmemektedir. Bu öğretmenler ve eğitim sendikaları Bakanlık, valiler, Millî Eğitim müdürleri hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunmakta ve kararın uygulanmasını istemektedirler. Eğitimde sırf bu nedenle tam bir kaos yaşanmaktadır. Böylesine, yöneticilik vasfı, deneyimi, bilgi ve görgü taşıyan eğitimci kitlenin mağdur edilmesi, itibar kaybına uğratılması kabul edilebilir değildir. Hukuka uymayan, hukuk kararlarını hiçe sayan bir Millî Eğitim Bakanlığı imajının ortadan kalkması ancak eğitim yöneticilerini görevine iade etmesiyle mümkündür. Bilginize sunulur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Aydın…

17.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Artvin’de vatandaşların maden arayışı ve HES’lere karşı bir tavır içerisinde olduğuna ve Hükûmetin bunu dikkate alması gerektiğine ilişkin açıklaması

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, biraz önce burada 5 bakanımız vardı; gönül isterdi ki bu dilek ve temennileri, istekleri dinleselerdi ama 5’i de yok şu anda.

Sayın Millî Savunma Bakanımız dedi ki: “Halka soralım, ona göre karar verip siyaset yapalım.” Şimdi, bugün, bu lafın üzerine gerçekten çok ciddi bir olay yaşanıyor bölgemde, yeşil Artvin’de. O bölgenin muhalif milletvekili olarak diyebilirim ki gerçekten o bölgede şu anda bir cinnet yaşanıyor. O güzelim doğa harikası, bütün endemik türlerin yaşadığı, florasıyla, faunasıyla muhteşem bir kent olan Artvin, madenciliğe heba edilmekte halkın iradesine rağmen. Şu anda Artvin halkı direniyor, istemiyor bunu yani bölgede maden arayışı ve HES’lere karşı bir tavır içerisindeler. Keşke Bakan Bey burada olsaydı, sorsaydık: Bu nasıl halkın iradesine bakarak siyaset oluşturmaktır? Üstelik mahkeme kararı olmasına rağmen, halkın iradesine rağmen şu anda gerçekten Artvin ili bir zapturapt altındadır. Bunu özellikle belirtmek istiyorum ve Artvin’in de yalnız olmadığını buradan belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sertel…

18.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Kahramanmaraş’ta cezaevlerindeki mahkûm sayısının fazlalığı nedeniyle yaşanan sıkıntılara ve mahkûmların denetimli serbestlik süresinin yeniden gözden geçirilmesinin toplum yararına olacağına ilişkin açıklaması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Çok teşekkürler Sayın Başkanım.

Toplumun tüm kesimleri Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerine telefonla ulaşabiliyor, hatta ben buradan yurttaşlarımıza şahsi telefonumu da vermek isterim: 0 533 293 01 00.

Kahramanmaraş Açık Cezaevinden bir mahkûm aradı beni. Bu cezaevi, 160 kişilik bir cezaevi ve şu anda 410 kişi bu cezaevinde yatıyor. Aynı cezaevinin kapalı kısmı ise 750 kişilik, şu anda 1.160 kişi yatıyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den sonra mahkûm sayısında hızla artış gözlenmiş. 2005’te bu rakam 55.870’ken 2015’te 170 bine ulaşmış, şimdi de ne yazık ki 200 binlere ulaşmış vaziyette. Mahkûmları birbirinin üzerine basarak tuvalete gittikleri ve insan haklarının çiğnendiği cezaevlerinde yatırmak yerine, mahkûmların denetimli serbestlik süresinin yeniden gözden geçirilmesinin toplumun yararına olacağını düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Haberal…

19.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin, bölücü terör örgütü liderinin İmralı’da özel misafir olarak ağırlanmasına ve avukatları vasıtasıyla terör örgütünü serbestçe yönetmesine son verilmesini ısrarla talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN HABERAL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

16/2/1999 tarihinde bölücü terör örgütü lideri, bebek katili hain, Kenya’nın başkenti Nairobi’de yakalandı ve Türkiye’ye getirildi. Milliyetçi Hareket Partisi, başından beri, bu hainin askerî yasak bölge statüsündeki İmralı’da özel misafir olarak ağırlanmasına ve avukatları vasıtasıyla terör örgütünü serbestçe yönetmesine son verilmesini ısrarla talep etti. Ömür boyu ağırlaştırılmış mahkûmiyet cezasını gerçek hayat ortamında, tam tecrit altında, F tipi cezaevinde çekmesini savundu. F tipi cezaevinde, bir hücrede, mutlak tecrit altında yaşamak, terör örgütünü yönetmek imkânından mahrum kalmak ve şerefsiz bir hayatın sonu için gün saymak bu caninin tek özlemi olmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karakaya…

20.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, et ve ekmek fiyatlarındaki tüketici aleyhine fiyat artışlarının ve süt fiyatlarındaki üretici aleyhine fiyat düşüşlerinin ciddi bir sorun yarattığına ilişkin açıklaması

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son günlerde et ve ekmek fiyatlarındaki tüketici aleyhine fiyat artışları, yine süt fiyatlarında üretici aleyhine yaşanan fiyat düşüşleri ciddi bir şekilde sorun yaratmaktadır. Çiğ süt fiyatlarındaki bu anormal düşüşler süt üreticilerini önemli ölçüde sıkıntıya sokmuştur. “Anası olmayanın danası olmaz. Danası olmayan ülkenin de eti olmaz.” basit söyleminden hareket ettiğimizde çiğ süt üreticilerinin yaşadığı bu sorunun çözümü için Hükûmetin bir an önce tedbir alması gerekiyor. Aksi takdirde, 2008 yılında 1 milyon süt ineğinin kasaba gittiğini düşünecek olursak bugünlerde de benzer oyunların oynandığını tekrar gündeme getiriyorum.

Çok teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Birer dakikalık konuşmalar sona ermiştir.

Grup başkan vekillerinden bazılarının söz talebi vardır, şimdi onları karşılayacağım.

Sayın Demirel…

21.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’ye görevinde başarılar dilediğine, Artvin Cerattepe’de halkın direnişini desteklediğine, sokağa çıkma yasaklarının gün geçtikçe arttığı bir sürecin yaşandığına, Cizre’de bazı binalarda mahsur kalan insanların cenazelerinin teşhisi ve alınmasıyla ilgili ailelerin yaşadığı sıkıntıya, Adana’daki cinayetin kadın bedeni üzerinden yapılan işkencenin son örneği olduğuna ve erkek egemen zihniyetin cinsiyetçi yaklaşımının Türkiye tarihine kara bir leke süreceğine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yeni görevinizde başarılar diliyorum. İlk kez sizin olduğunuz oturuma katıldığım için şimdi söylemek zorunda kaldım, başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, sağ olun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Artvin Cerattepe’de yaşanan olayı gerçekten kınıyor, oradaki halkın direnişini de selamlıyorum. Herkesin yerelde yapması gereken, ne istiyorsa, yereli ne istiyorsa onun gerçekleştirilmesi gereken düşünce ve anlayışın hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum.

İkincisi: Sizin de bildiğiniz gibi, sokağa çıkma yasaklarının gün geçtikçe arttığı bir süreçten geçiyoruz. Evet, sokağa çıkma yasağı bugün Sur’da 76’ncı gününde; Cizre’de 66 ve Silopi’de de kısmi olarak 66’ncı gününü devam ettiriyor. Bu da yetmezmiş gibi bu kadar sivil ölümlerin, evlerin ve yaşanan alanların bu kadar yakılıp yıkıldığı bir süreçte, İdil’de de bugün sokağa çıkma yasağı tekrar ilan edildi.

Cizre’de “vahşet bodrumu” olarak ifade ettiğimiz bodrumlarda kalan insanların cenazeleri ne yazık ki yakılmış bir şekilde birçok ile gönderildi. Her ne kadar valilik açıklamasıyla “10 cenaze” dense, TRT alt yazı olarak “100 cenaze”nin olduğunu ifade etse de bugün itibarıyla baktığımızda, devletin ve Hükûmetin ne kadar çelişkili hareket ettiğini bir kez daha görmüş oluyoruz. Şu anda tespit ettiğimiz, Şırnak, Silopi, özelde Silopi Habur Sınır Kapısı, Urfa, Mardin ve Gaziantep’e gönderilen cenazelerin yakılması ve gerçekten, bir şekilde bütünlüğünün bozulması nedeniyle ailelerin teşhis etmesini bile zorlaştıran bir durumla karşı karşıyayız. Bu da yetmezmiş gibi, bu acı yetmezmiş gibi aynı zamanda ikinci bir işkence ve acı ailelerine yaşatılmak isteniyor. Cenazelerin teşhis edilmesi için aileler bir yandan Gaziantep’e, bir yandan Mardin’e, bir yandan Şırnak’a, Cizre’ye, Urfa’ya ve Silopi’ye koşturmak zorunda kalıyor. Yani, bu, Türkiye’de gerçekleştirilen bir işkencedir; ölüsünü, cenazesini bile almaya gidemeyen aileler söz konusudur. Bu sorunun gerçekten bir an önce çözülmesi gerekir. Aileler için, şu anda ancak DNA testleriyle açığa çıkacak bazı teşhisler söz konusudur. Bunların bir an önce ele alınması gerektiğini ve bu yaşanan vahşeti bir kez daha, buradan, kınadığımızı ifade ediyoruz. Ailelere yaşatılan işkenceyi de kabul etmediğimizi bir kez daha buradan söylemek istiyoruz.

Yine, aynı şekilde, kadın cinayetleri üzerinden ifade ediyorum: Bugün de bir kadın katledildi yine Adana’da; evet, ne yazık ki kadın bedeni üzerinden yapılan işkencelerin en son örneği. Yani ilk başta Ekin Van üzerinden Varto’da yaşandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ekin Van’ın Varto’da katledilmesi ve çıplak bedeninin bütün kamuoyuna gösterilmesine ilişkin tepkilerimizi buradan ifade etmiştik. Ama ne yazık ki aynı iktidar döneminde aynı şeyi Cizre’de gördük. Ki kadın bedenini katletmek, işkence etmek ve çıplak bedenini tüm kamuoyuna yansıtmak ve bunun üzerinden de bir zafer işareti olarak bunu ifade etmek kabul edilecek bir durum değildir. Biz 2016 Türkiyesi’nde bunu asla kabul etmeyeceğimizi... Erkek egemen zihniyetin cinsiyetçi yaklaşımı, bir kez daha Türkiye tarihine kara bir leke sürmüştür. Cizre’de yaşananların, bunun emrini verenlerin, bunu yapanların ve bunu servis edenlerin mutlaka kamuoyunda açıklanması, ulusal ve uluslararası sözleşmelere de aykırı olarak gerçekleştirilen bu durumun, bunları yapanların mutlaka yargılanması gerektiğini bir kez daha ifade ediyor, bunu kabul etmediğimizi tüm kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Sayın Akçay...

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Suriye kaynaklı mülteci krizinin her geçen gün büyüdüğüne ve NATO’nun mülteci geçişine karşı tertibatını Suriye sınırında değil Ege Denizi’nde alması konusunda Hükûmeti tedbir almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Suriye kaynaklı mülteci krizi her geçen gün büyümektedir. Uluslararası kamuoyu ve bazı ülkeler soruna her geçen gün daha fazla müdahil oluyor ancak Hükûmet, mülteciler konusunda etkinliğini kaybetmiş durumdadır.

11 Şubat günü, mültecilere karşı NATO’nun Ege Denizi’nde devriye görevine başlayacağı haberleri kamuoyuna yansıdı. Aynı günlerde, Yunan Savunma Bakanı, NATO’nun Ege’de kurtardığı mültecileri Türkiye’ye iade edeceğini açıkladı. NATO Genel Sekreterinin 8 Aralık 2015 tarihinde söylediği şu sözlerini tekrar hatırlatıyorum: “Bu savaşta Müslümanlar ön cephede, kurbanların çoğu Müslüman ve IŞİD’e karşı savaşanların çoğu da Müslüman, bu mücadeleyi onlar için yürütemeyiz.” demiştir.

Parçaları birleştirince tablo ortaya çıkıyor. NATO, mülteci geçişine karşı tertibatını Suriye sınırında değil Ege Denizi’nde alıyor yani Avrupa Birliği sınırında. Soruyorum: NATO’nun sınırı Ege Denizi midir? NATO’nun mülteciler için Ege Denizi’ne konuşlanması Türkiye’yi NATO dışında bırakan bir tabloyu göstermektedir. Çıkan sonuç; korunması gerekenler Avrupa ülkeleri, korunması gerekenler için görevli ülkeyse Türkiye olmaktadır. NATO’nun bu hamlesinin Almanya Başbakanı Merkel’in Ankara ziyaretinde gündeme getirmesiyse bir başka vahim noktadır.

Hükûmeti bu konuda daha dirayetli, etkin ve Türkiye'nin hak ve çıkarlarına uygun bir tedbir almaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Özel…

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP’li 4 milletvekilinin Artvin Cerattepe’de ormanı ve doğayı korumak isteyen vatandaşlarla birlikte olduklarına ve yapılacak müdahaleler için Çevik Kuvvet ekiplerinin bölgeye gönderilmesine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Artvin’de herkesin gözü Cerrattepe’de, Türkiye'nin gözü Cerrattepe’de; bizim de gözümüz, kulağımız, yüreğimiz Cerrattepe’deki insanlarla birlikte. Aslında iktidar partisinin seçimden önce verdiği vaatlerin hangisini, ne zaman yerine getireceği tartışılıyor ama her ihalenin altından çıkan şirketlerden bir tanesinin, seçimden önce son derece rencide edici ve ahlaka aykırı sözlerinden bir tanesini yerine getirmek için bugün Cerrattepe’de harekete geçtiğini hep birlikte görüyoruz. Bu saldırı ve oradaki dünyada tescillenmiş en önemli 100 doğal ormandan 1 tanesinin olduğu bölgeye yapılacak müdahale için 6 ilden Çevik Kuvvet ekiplerinin getirildiği, devlet hastanesinin yaralılar konusunda uyarıldığı, yatak ve acil servis müdahale kapasitesinin artırıldığı bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan 4 sayın milletvekili; başta Artvin Milletvekilimiz Uğur Bayraktutan olmak üzere Sayın Erdin Bircan, Sayın Barış Karadeniz ve Sayın Mehmet Tüm, dün akşam saatlerinden itibaren bölgede doğayı, ormanı, yaşam haklarını ve torunlarına emanet aldıkları o güzel ağaçları korumak isteyen Artvinlilerle ve Cerrattepelilerle birlikteler. Maalesef, dünden itibaren gerek İçişleri Bakanıyla kurmaya çalıştığımız temaslar gerekse kamudaki tüm yetkililer kararın verildiğini, bugün devletin orada gereğini yapacağını söylüyor. Geçtiğimiz dönemlerde Mersin’de, Sinop’ta, Manisa’da, Soma’da, Yırca’da devletin benzer yaklaşımları daha sonra kamuoyu vicdanında mahkûm olmuştu. Yırca’da 70 yaşında teyzelere yerlerde sürüklenip ters kelepçe vurulduğunda iktidar partisinin başbakan yardımcıları o görüntülerden utandıklarını söylemişlerdi.

Buradan uyarıyoruz: Utanılacak işler olmadan, oradaki, 6 ilden getirilen ve bu ülkenin evlatları olan Çevik Kuvvet polislerine vatandaşa, sivil vatandaşa, teyzeye saldırma emrini vermeyin, verdiğiniz gaz sıkma ve müdahale emirlerinden geri dönün. Çok net olarak söylüyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun iradesi Artvinlilerin iradesidir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Bostancı…

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, terörle mücadelenin zor bir iş olduğuna ve devletin bu mücadele sırasında hiç kimsenin kaybını istemediğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Terörle mücadele zor bir iştir, sevimli değildir, akıl veren ve eleştiren çok olur ama işin sevimsiz kısmına ilişkin yükümlülüğü üstlenmek isteyen çıkmaz. Türkiye istekli olduğu için değil, mecbur kaldığı için mevcut terörist saldırganlıkla, terörist dalgayla mücadele etmek durumunda. Eminim oradaki güvenlik görevlileri ve bu terörle mücadelenin her aşamasında görev alan herkes, bu yaşanan olaylara karşı üzülerek, istemeyerek ama bu ülkedeki insanların, halkın -Türk’üyle, Kürt’üyle- can ve mal emniyetini sağlamak ahlaki ödevi dolayısıyla bu işi üstlenmek durumundalar.

Türkiye temmuzdan bu yana Orta Doğu’daki gelişmelerin bir neticesi olan terörist bir saldırganlıkla karşı karşıya. Bazı şehirlere bu iş taşınmak, hendekler açılmak, buralar patlayıcılarla doldurulmak ve arkada silahlı gençler marifetiyle de burada “öz yönetim” adı altında fiilî işgal durumu yaratılmak isteniyor; devlet buna seyirci kalmaz. Keşke bu ülkede bu tür gelişmeler yaşanmasa ve hayırlı bir iş yaptığını zannederek ellerine silah alıp o hendeklerin arkasında kendilerince onurlu bir iş yaptığını düşünen o gençler, esasen, başkalarının yaptığı gibi, meşru siyaset marifetiyle hak arayışına girseler, üniversitelerde okusalar, bu ülkeye, bu ülkede yaşayan herkese karşı hayırlı işler yapsalar; bu işin başka yolları var. Şiddet, kan dökmek, orada devletin güvenlik kuvvetlerine karşı çatışmaya girmek ne Kürtlere ne Türklere hiç kimseye hayır getirmez. Devlet, bu mücadeleyi verecek, bu mücadeleyi verirken üzülerek elbette ki “Hiç kimsenin burnu kanamasın.” diye bir ihtimamla yürütecek ama maalesef kayıplar yaşanıyor. Bu kayıpların yaşanmasını istemeyiz, oradaki güvenlik görevlilerinin şehit olmasından hiç kimsenin memnun olmayacağı gibi, emin olun orada gençlerin hayatlarını kaybetmesinden, o “terörist” diye tanımladığımız ve esasen yaptıkları iş bu olan insanların kaybından da memnun olmayız. Fakat bu bir mecburiyet, oradaki fiilî işgal etme girişimine karşı da devletin kayıtsız kalmasını beklemek, “Yapsınlar, etsinler.” diye arkada beklemek, durmak, seyirci olmak mümkün değil. Ben orada elinde silah olan, o patlayıcılarla uğraşan gençlerin elbette ki bir suçu, kabahati olduğunu düşünüyorum, elbette bunun yükümlülüğünü üstlenecekler ama asıl katil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

Asıl katiller, bu işin asıl sorumluları, işin arkasında duranlar, o çocukları çok onurlu bir iş yapıyormuş gibi plastik, muhayyel, ideolojik diskurlarla oraya sevk eden 20, 22, 25 yaşında, belki başka bir mecra bulsalar bu ülkedeki herkese hayırlı olacak gençleri ölüme gönderenlerdir, asıl katiller onlardır. Elbette ki bu halk asıl katilleri unutmayacaktır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesinde, NATO Parlamenter Asamblesinde, Parlamentolar Arası Birlik Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere Başkanlık Divanınca uygun bulunan üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/501)

15/02/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 2'nci maddesine göre Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, NATO Parlamenter Asamblesi, Parlamentolar Arası Birlik asamblelerinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere, aynı kanunun 12'nci maddesi uyarınca, Başkanlık Divanınca uygun bulunan üyelerin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                               İsmail Kahraman

                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (Agitpa) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Asil Üye

Vedat Bilgin                                                             (Ankara)

Sena Nur Çelik                                                        (Antalya)

Hişyar Özsoy                                                           (Bingöl)

Cemalettin Kani Torun                       (Bursa)

Bihlun Tamaylıgil                                                     (İstanbul)

İsmail Emrah Karayel                        (Kayseri)

Haydar Akar                                                             (Kocaeli)

Celil Göçer                                                              (Tokat)

Yedek Üye

Orhan Atalay                                                            (Ardahan)

Ravza Kavakcı Kan                            (İstanbul)

Serap Yaşar                                                             (İstanbul)

Lale Karabıyık                                                         (Bursa)

Recai Berber                                                            (Manisa)

Mahmut Kaçar                                                          (Şanlıurfa)

NATO Parlamenter Asamblesi Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Asil Üye

Ertan Aydın                                                              (Ankara)

Aydın Ünal                                                               (Ankara)

Metin Lütfi Baydar                                                    (Aydın)

Ziya Pir                                                                   (Diyarbakır)

Metin Bulut                                                              (Elâzığ)

Zehra Taşkesenlioğlu                        (Erzurum)

Ahmet Berat Çonkar                           (İstanbul)

Şafak Pavey                                                            (İstanbul)

Şirin Ünal                                                                (İstanbul)

Oktay Vural                                                              (İzmir)

Osman Aşkın Bak                                                     (Rize)

Faik Öztrak                                                              (Tekirdağ)

Yedek Üye

Cemalettin Kani Torun                       (Bursa)

Feleknas Uca                                                           (Diyarbakır)

Faruk Özlü                                                               (Düzce)

Erkan Kandemir                                                       (İstanbul)

Hasan Sert                                                              (İstanbul)

İlhan Kesici                                                             (İstanbul)

Mehmet Babaoğlu                                                    (Konya)

Yılmaz Tezcan                                                         (Mersin)

Ebubekir Gizligider                            (Nevşehir)

Ruhi Ersoy                                                               (Osmaniye)

Parlamentolar Arası Birlik (PAB) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Şahap Kavcıoğlu                                                      (Bayburt)

Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt                                     (Çorum)

Hasan Sert                                                              (İstanbul)

Aytuğ Atıcı                                                               (Mersin)

Ahmet Yıldırım                                                         (Muş)

Ebubekir Gizligider                            (Nevşehir)

Yasin Aktay                                                              (Siirt)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 28 milletvekilinin, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan afetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/93)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan afetlerin yerinde incelenip, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığının, olası afetlere karşı önlemlerin alınması ve yeni projelerde muhtemel afetlerin bertaraf edilmesi amacıyla kurulacak bir Meclis araştırması komisyonunun tüm bu sorunları yerinde inceleyip belirlemesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                           (Artvin)

2) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

3) Ömer Fethi Gürer                           (Niğde)

4) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

5) Candan Yüceer                                                    (Tekirdağ)

6) Gürsel Erol                                                          (Tunceli)

7) Aylin Nazlıaka                                                     (Ankara)

8) Hüseyin Yıldız                                                      (Aydın)

9) Ali Yiğit                                                               (İzmir)

10) Murat Bakan                                                       (İzmir)

11) İbrahim Özdiş                              (Adana)

12) Kamil Okyay Sındır                                             (İzmir)

13) Mehmet Göker                             (Burdur)

14) Ahmet Akın                                                        (Balıkesir)

15) Özkan Yalım                                                       (Uşak)

16) Burcu Köksal                                                      (Afyonkarahisar)

17) Gamze Akkuş İlgezdi                                          (İstanbul)

18) Ali Şeker                                                           (İstanbul)

19) Musa Çam                                                          (İzmir)

20) Ünal Demirtaş                                                    (Zonguldak)

21) Kadim Durmaz                             (Tokat)

22) Atila Sertel                                                        (İzmir)

23) Zülfikar İnönü Tümer                                          (Adana)

24) Şerafettin Turpcu                         (Zonguldak)

25) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

26) Devrim Kök                                                        (Antalya)

27) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                  (Bursa)

28) Okan Gaytancıoğlu                                             (Edirne)

29) Aytuğ Atıcı                                                         (Mersin)

Gerekçe:

Doğu Karadeniz Bölgesi doğa güzellikleri, temiz havası, eşine az rastlanır nehirleri, şelaleleri, vadileri, yaylaları, denizin mavisi, doğanın yeşili iç içe geçmiş, el değmemiş cennet bir köşe olarak bilinir. Bilinir diyoruz çünkü bakir doğası her geçen gün zedeleniyor, sermaye ve rant düşkünleri el değmemiş Doğu Karadeniz'i doğa cenneti değil, maalesef, pazar cenneti olarak görüyor.

Bölgede hiçbir altyapı ve bilimsel araştırma yapılmadan siyasi ve ekonomik ilişkiler neticesinde derelerimize irili ufaklı sayısız hidroelektrik santralleri kuruluyor, dere yatakları, ekolojik yaşam ister istemez değişime uğruyor. Sayısız ağaçlar kesiliyor, “yeşil yol” denerek yaylalar betonlaşıyor. Bakir Doğu Karadeniz ormanları artık insanlığın değil, sermayenin cenneti haline geliyor. Denizler dolduruluyor, ormanlar kesiliyor, zaruri işler bir yana yangından mal kaçırırcasına, doğadan intikam alırcasına talan üstüne talan gerçekleşiyor.

Halk dilinde "Doğa er ya da geç kendine ait olanı geri alır." diye bir tabir mevcuttur. Son beş yıl içerisinde Karadeniz Sahil Yolu defalarca deniz tarafında geri alınmış, maddi ve manevi zararlar oldukça büyük olmuştur. Ancak projeyi yapanlar, kontrol edenler ve onaylayanlar yaşanan milyonlarca dolar kaybın, devleti zarara sokmanın hesabını vermemişlerdir. Aksine yaşanan afetler yeni iş kapıları oluşturmuş, hatalarından kaynaklanan maliyetler sermayelerine sermaye katmıştır.

Yine, dere yataklarıyla oynanmış, “HES” adı altında yapılması uygun olmayan projeler siyasi ve ekonomik ilişkiler neticesinde geçmiş ve akabinde dereden alınanları dere geri alarak büyük afetler yaşanmasına etken olunmuştur. Yetkililer ise “doğal afet” deyip konuyu çok rahat geçiştirmişlerdir. Tabii, kaçak ağaç kesimleri, doğanın tahribatı, taş ocakları vb gibi birçok doğa tahribatı da bölgedeki ekolojik dengeyi bozmuş, iklimsel koşulları değiştirmiştir.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Rize ve Artvin'i içine kapsayan bölgede aşırı yağışların yaşandığı bilgisi yöre insanında olduğu gibi devletin ilgili kurumlarının da malumatıdır. Ancak DSİ, Karayolları, AFAD, Çevre ve Şehircilik, Özel İdare gibi ilgili kurumlarımız bölgede yaşananlara karşı yeterli olamadıkları gibi yaşananlardan da ders çıkaramamış, hiçbir önleyici tedbir almamıştır. Her sel afeti neticesinde anılan kurumlarımız yetersiz kalmış, yetersizlik neticesinde mağduriyetlerin yaşanmasına neden olunmuştur.

24 Ağustos 2015 tarihinde Artvin ili Arhavi ve Hopa ilçesinde büyük bir sel felaketi yaşanmış, tarifsiz maddi ve manevi kayıpların yanında telafisi olmayan can kayıpları da gerçekleşmiştir. Bu tablo tüm Türkiye'yi ziyadesiyle üzmüş, ülkemizin dört bir yanından araç gereçler gelerek bölgedeki yaraları sarmayı hedeflemiştir. Ancak, mevcut yaralar sarılırken Borçka ve Murgul ilçelerimizde üç ay sonra bir afet daha meydana gelmiş bölge yaşanmaz hâle gelmiştir. Durum yetkili ve sorumlu kurumlar tarafından oldukça vahimdir. Devletimiz bölgede yaşanması muhtemel afet karşısında, afet olmadan hazırlıklı olmak durumundadır.

Hepimizin bildiği gibi, Doğu Karadeniz Bölgesi Türkiye'nin en çok yağış alan bölgesidir. O nedenle yaşanan yağışlar neticesinde yetkililerin oluşan mağduriyeti “afet” diye geçiştirmesi asla kabul edilemez bir durumdur. İlgili kurumların görevi, durum tespiti yapıp yaşanan afeti açıklamak değil, o afet olmadan bertaraf etmektir. O kurumların olmasının amacı da budur. İhmalkârlıklar neticesinde vatandaşlarımız ölmektedir. Görevlileri afetiyle ilgili daha duyarlı olmaya, özellikle de afet yaşanmadan önleyici tedbirlerin alınması yönünde çalışmalar yapmaya, perşembenin gelişini çarşambadan anlamaya, her an afet olacakmış gibi tedbirli olmaya davet ediyor, bir kez daha vurguluyoruz.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan afetlerin yerinde incelenip, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığının, olası afetlere karşı önlemlerin alınması ve yeni projelerde muhtemel afetlerin bertaraf edilmesi amacıyla kurulacak bir Meclis araştırması komisyonunun tüm bu sorunları yerinde inceleyip belirlemesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzüğümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 29 milletvekilinin, 24/8/2015 tarihinde Arhavi ve Hopa, 12/11/2015 tarihinde Murgul ve Borçka ilçelerinde yaşanan sel afetinin bölgede yarattığı tahribatın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/94)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

24 Ağustos 2015 tarihinde Arhavi ve Hopa, 12 Kasım 2015 tarihinde Murgul ve Borçka ilçelerinde yaşanan sel afetinin bölgede yarattığı tahribatın tespit edilip, vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri yerinde inceleyip giderilmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                           (Artvin)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu               (İstanbul)

3) Mahmut Tanal                                (İstanbul)

4) Ömer Fethi Gürer                           (Niğde)

5) Gülay Yedekci                               (İstanbul)

6) Candan Yüceer                              (Tekirdağ)

7) Gürsel Erol                                    (Tunceli)

8) Aylin Nazlıaka                               (Ankara

9) Hüseyin Yıldız                               (Aydın)

10) Selina Doğan                               (İstanbul)

11) Ali Yiğit                                       (İzmir)

12) İbrahim Özdiş                              (Adana)

13) Erdin Bircan                                (Edirne)

14) Mehmet Göker                             (Burdur)

15) Ahmet Akın                                  (Balıkesir)

16) Özkan Yalım                                (Uşak)

17) Burcu Köksal                               (Afyonkarahisar)

18) Gamze Akkuş İlgezdi                    (İstanbul)

19) Ali Şeker                                     (İstanbul)

20) Musa Çam                                   (İzmir)

21) Ünal Demirtaş                             (Zonguldak)

22) Kadim Durmaz                             (Tokat)

23) Atila Sertel                                  (İzmir)

24) Zülfikar İnönü Tümer                    (Adana)

25) Şerafettin Turpcu                         (Zonguldak)

26) Haydar Akar                                (Kocaeli)

27) Devrim Kök                                  (Antalya)

28) Nurhayat Altaca Kayışoğlu            (Bursa)

29) Okan Gaytancıoğlu                       (Edirne)

30) Aytuğ Atıcı                                   (Mersin)

Gerekçe:

24/8/2015 tarihinde Artvin iline bağlı Arhavi ve Hopa ilçelerinde son elli yılın en büyük sel afeti yaşanmıştır. Metrekareye düşen yağmur miktarı bölgeyi yaşanmaz hâle getirmiş ve neticesinde ilçelerde maddi ve manevi zararların yanında Hopa ilçesinde 11 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 3 kişi de bulunamamıştır. Borçka ilçemizde maalesef 3 vatandaşımız 12 Kasım 2015 tarihindeki afet nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Yaşanan mağduriyetler vatandaşların beyanı esas alınarak tespit edilmiş ancak bu tespitler hakkaniyetten uzak olmuştur. Örneğin, aynı afet yerinde, aynı site ve apartman dairesinde kapı komşu iki daireye farklı miktarların ödenmesi haksızlıklara neden olmuştur. Sıcağı sıcağına yapılan tespitlerin hatalı olduğu iddiası bölge insanında feryat derecesindedir. Bu beyanlar yeniden incelenmelidir.

Sel afetinin nedenleri mutlaka araştırılmalı, hatta önleyici tedbirler alınmalıdır. Yaşanan can kayıpları geri gelmediği gibi manevi zararlar ifade edilecek gibi değildir. Örneğin, 24 Ağustos 2015 tarihindeki sel afetinde Hopa ilçemizde tespit edilen 276 iş yeri, 152 ticari araç, 65 hususi otomobil kullanılmaz hâle gelmiştir. Araçların 26'sı sel sularına kapılarak kaybolmuştur. Yine 239 konutun oturulmaz hâle geldiği AFAD yetkililerince rapora bağlanmıştır.

Sel afetinin yaşandığı Arhavi ve Hopa ilçelerimizde çay tarımı yapılmakta olup kesin tespiti yapılamayan bilgilere göre Hopa ilçesinde 1.700 vatandaşımızın tarım arazisi zarar görmüştür. 160 dekar toprağın heyelan, çökme vb gibi şekillerde kaybolduğu iddia edilmektedir. 170 oturulmaz durumda evin olduğu, 70 evin ise tahliye edildiği söylenmektedir. 240 kişiye kira yardımı yapılmıştır. Tüm tespitlerin yüzde 20'si esnaf ve vatandaşa ödenmiş, geri kalan yüzde 80'inin ne zaman ödeneceği ise muamma konusudur. Bu rakamlar Hopa ilçesine ait olup benzer tablonun Arhavi, Borçka ve Murgul ilçelerinde de olduğunu söyleyebiliriz.

Afet neticesinde bütün halk teyakkuza geçmiş, Türkiye'nin dört bir yanından, her kesimden yardımlar gelmiştir. Ancak bu yardımlar günü kurtaran yardımlardır. Yaraların sarılabilmesi ve hayatın normalleşmesi için devletimiz gücünü yurttaşlarına göstermesi gerekmektedir. Devletin afet bölgesi için göndermiş olduğu yardımları bazı kurumlarımızın başka ihtiyaçları için kullandıklarını vatandaşlarımız iddia etmektir. Kurumlarımızın afet harcamaları incelenmeli varsa bir hata düzeltilmelidir. Bölgeye gelen yardımlar ve vatandaşlarımıza ödenen miktarlar yetersizdir. Bölgede detaylı incelemelerin yapılması, kurulacak bir Meclis araştırma komisyonuyla birlikte içinde bilim adamlarının da olduğu bir çalışmanın yapılması ve ivedilikle raporun hazırlanması gerekmektedir. Bölgede AFAD şubesinin açılması, AKUT gibi ekiplerin kurulup desteklenmesi, hazine destekli uzun vadeli ve ertelemeli kredilerin kaynak olarak sağlanması ve yerleşim olarak riskli bölgeler çalışmasının yapılması, oturulamaz raporu verilen konut sahiplerine kendilerinin de uygun göreceği alanlarda konut yapılması veya konut bedelinin ödenmesi, doğal afetler bilincinin gelişmesi yönündeki çalışılmalar hayata geçmelidir. Yaşanan bu doğal afetin yaralarını saracak yine büyük devletimizdir. Bizler, milletin vekilleri olarak milletin sorunlarına sahip çıkmak için Arhavi, Hopa, Murgul ve Borçka ilçelerimizde olup, afet bölgesinde çalışmalar yapıp yaşanan mağduriyetleri bertaraf etmek durumundayız.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında; 24 Ağustos 2015 tarihinde Arhavi ve Hopa, 12 Kasım 2015 tarihinde Murgul ve Borçka ilçelerinde yaşanan sel afetinin bölgede yarattığı tahribatın tespit edilip, vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri yerinde inceleyip giderilmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

3.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt ve 26 milletvekilinin, Konya’nın Karapınar ilçesinde belirli aralıklarla meydana gelen obrukların yaratabileceği tehlikelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/95)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Obruk oluşumları ülkemizde artan arazi kullanımları neticesinde meydana gelen bir doğal afet olup Konya havzasında yaygın olarak karşılaşılmaktadır. Araştırmalar, havzadaki obrukların bir kısmının fosilleştiğine, bazılarının hâlen aktif olduğuna işaret etmektedir. Özellikle Karapınar ilçesi civarında yer altında zamanla eriyen kalker taşlarının boşluk oluşturması ve zeminin çökmesiyle oluşan obruklar, son yıllarda bölgenin sosyoekonomik gelişiminde büyük olumsuzluklar yaratacak derecede yoğunluk kazanmış, ekili alanlara zarar vermesinin yanı sıra, yerleşim alanlarını ve bu alanlardaki insanların can güvenliğini tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Yağışlarla birlikte yer yer göçmelerin yaşandığı ilçede, son üç ay içinde, derinliği yaklaşık 70 metreyi bulan farklı çaplarda ve sonuncusu Ekim 2015'te, 10 metre çapında, 7 metre derinliğinde olmak üzere, 10'dan fazla obruk meydana gelmiştir. Hâlihazırda bölgede irili ufaklı 200 civarında da obruk bulunmaktadır.

Karapınar, ekonomisi tarıma dayanan bir ilçedir ancak tarım arazilerinde obrukların meydana gelmesi çiftçiyi zor durumda bırakmaktadır. Korku içinde tarım yapan bölge halkı, obruk izlerini görünce ya tarlasını ekmekten vazgeçmekte ya da her an obruk oluşması riskiyle, can güvenliğini hiçe sayarak ekim yapmaktadır. İlçede 2008 yılının şubat ayında bir mısır tarlasında meydana gelen obruğun ardından MTA'ya müracaatta bulunulmuş, bölgenin risk haritasını oluşturmak için yetkililer tarafından çalışma başlatılmıştır. Nitekim MTA yetkilileri zaman zaman bölgeye gelerek çalışmalarını sürdürmektedir.

Konunun uzmanları, 4 milyon yıldan günümüze devam eden yer altı karstlaşmasının bir sonucu olarak meydana gelen obrukları önlemenin mümkün olmadığını belirtmekle beraber, çalışmalar neticesinde çöküntülerin gelişebileceği potansiyel alanların ve yaklaşık boyutlarının belirlenebileceğini dile getirmektedir.

Yukarıda bahsi geçen bilgiler ışığında, Konya'nın Karapınar ilçesinde belirli aralıklarla meydana gelen obrukların incelenerek tehlike arz edip etmediğinin saptanması, olası çökmelerin meydana gelebileceği alanların belirlenmesi ve ekili alanların tespitinin ardından olası can ve mal kayıplarının önlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1)    Mustafa Hüsnü Bozkurt               (Konya)

2)    Şerafettin Turpcu                       (Zonguldak)

3)    Mustafa Sezgin Tanrıkulu            (İstanbul)

4)    Namık Havutça                           (Balıkesir)

5)    Gamze Akkuş İlgezdi                  (İstanbul)

6)    Ahmet Akın                                (Balıkesir)

7)    Mahmut Tanal                            (İstanbul)

8)    Ömer Fethi Gürer                        (Niğde)

9)    Gülay Yedekci                            (İstanbul)

10)  Gürsel Erol                                (Tunceli)

11)  Nurhayat Altaca Kayışoğlu          (Bursa)

12)  Kamil Okyay Sındır                     (İzmir)

13)  İbrahim Özdiş                             (Adana)

14)  Erdin Bircan                               (Edirne)

15)  Özkan Yalım                               (Uşak)

16)  Niyazi Nefi Kara                         (Antalya)

17)  Musa Çam                                  (İzmir)

18)  Ünal Demirtaş                            (Zonguldak)

19)  Yaşar Tüzün                               (Bilecik)

20)  Kadim Durmaz                            (Tokat)

21) Atila Sertel                                  (İzmir)

22) Zülfikar İnönü Tümer                   (Adana)

23) Haydar Akar                                 (Kocaeli)

24) Devrim Kök                                  (Antalya)

25) Sibel Özdemir       (İstanbul)

26) Okan Gaytancıoğlu                       (Edirne)

27) Aytuğ Atıcı                                   (Mersin)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

A) Tezkereler (Devam)

2.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun (1/596) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kendisine havale edilmesine ilişkin istemi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunca da uygun bulunduğundan, İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca gereğinin yerine getirildiğine ilişkin tezkeresi (3/500)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun (1/596) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kendisine havale edilmesine ilişkin istemi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunca da uygun bulunduğundan, İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca gereği yerine getirilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.31

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 15/2/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerleşim yerlerinde kadınların işkence görerek öldürülmesi ve ölü bedenlerinin sokak ortasında çıplak bir şekilde teşhir edilmesi ile bu görüntülerin sosyal medya hesapları aracılığıyla basın yayın organlarına servis edilmesi türü olayların tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16 Şubat 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

16/2/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/2/2016 Salı günü, (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   Çağlar Demirel

                                                                                                                                      Diyarbakır

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

15 Şubat 2016 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Grup Başkan Vekili Çağlar Demirel tarafından verilen, 1054 sıra numaralı "Sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerleşim yerlerinde kadınların işkence görerek öldürülmesi ve ölü bedenlerinin sokak ortasında çıplak bir şekilde teşhir edilmesi ile bu görüntülerin sosyal medya hesapları aracılığıyla basın yayın organlarına servis edilmesi türü olayların tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 16/2/2016 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde Ayşe Acar Başaran, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Ağustos 2015 tarihinden beri kürdistanın dört bir yanında sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili olarak, bu sokağa çıkma yasaklarında uygulanan antidemokratik, vahşi uygulamalara dair burada birçok arkadaşımız konuşma yaptı. Ancak bu sokağa çıkma yasaklarının bir başka boyutunu burada konuşup bu konuyla ilgili olarak bir Meclis araştırması komisyonunun kurulması için bugün konuşma yapacağım. Bu da bu sokağa çıkma yasakları süreçlerinde özellikle kadınlar üzerinde uygulanan antidemokratik, gayrimeşru ve vahşi boyutlara varan uygulamalardır.

İlk olarak, Varto’da Ekin Van katledildikten sonra işkence edilerek, işkence edilip, fotoğraflarının çekilip sosyal medya üzerinden özellikle teşhir edilmesiyle başlayan bu süreç, yine Silopi’de üç kadın arkadaşımızın yaralı olarak bulundukları noktaların bildirilmiş olmasına rağmen daha sonra kafaları parçalanarak vahşice katledilmesi, en son olarak da Cizre’deki iki ayı aşkın süredir devam eden sokağa çıkma yasaklarında zafer naraları atılırken sosyal medya üzerinden özellikle bizler de etiketlenerek ahlaksızca birtakım yorumlar yapılıp kadın bedeni teşhir edilmiştir.

Bu şekilde teşhirin asıl nedeni, aslında bütün kadın mücadelesini veren kadınlara karşı gözdağı vermektir. Bu şekilde özelde kadınlar, Kürt kadınları, Kürt toplumu olmak üzere bütün toplumu baskıyla sindirerek onları, bir şekilde, verilen mücadelelerin dışında tutulmasının amaçlandığını hepimiz biliyoruz.

Ekin Van olayında eğer etkili ve düzgün bir soruşturma yapılsaydı, bugün Cizre’de, yine, kadın üzerinden uygulanan bu psikolojik savaş konsepti uygulanmıyor olacaktı. Her ne kadar Şırnak Valisi kendini aklamak adına birtakım açıklamalar yapsa da oranın Cizre olmadığını söylese de bizler oranın Cizre olduğunu biliyoruz. Elimizde başka görüntüler de mevcut. Orası Cizre’ydi. Orada aslında o kadın üzerinden bütün kadınlara bir mesaj verilmeye çalışıyordu. Sizler iradenize sahip çıkarsanız sizi katlederiz ve bu şekilde teşhir ederiz mesajıydı. Bu, aslında bugün bile katledilen, Türkiye’de sürekli katledilen diğer kadınlardan, diğer kadınların durumundan çok bağımsız değil. Şunu net olarak bilmemiz gerekiyor ki o teşhir edilen kadın üzerinden, iktidar, aslında erkinin, iktidarının ne kadar güçlü olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu uygulama ulusal ve uluslararası hukuka göre suçtur. Ancak, maalesef ki maalesef, bunlarla ilgili olarak şu ana kadar soruşturulacağına ya da soruşturulması için en ufak bir adım atılacağına dair herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

Çıplak olarak teşhir edilen kadının kim olduğuna bakmadan, bakmaksızın aslında bugün buradaki bütün kadın vekillerin bir araya gelip bu uygulamaya karşı bütün olarak bir isyan hâlinde olması gerekirken maalesef suskunluğu görüyoruz yine. Ama dediğim gibi, bugün orada teşhir edilen, aslında, bütün kadınlara verilecek bir mesajdı, bütün kadınların onurunu bu şekilde ayaklar altına alma çabasıydı, bu erkin kadın üzerinden bütün toplumu sindirme çabasıydı. Onun için, biz bir daha buradan sesleniyoruz: Gelin, bu antidemokratik, bu gayrimeşru uygulamalara karşı komisyon kuralım, gidip yerinden açıklama yapalım; kendi evinden çıkmayıp hiçbir şekilde bilgisi olmayan valinin, odasından yaptığı açıklama üzerinden karar vermeyelim. Gidelim orada bu uygulamayı yapanların hepsini hep beraber tespit edelim ve gerekli cezayı alması için beraber mücadele edelim. Eğer, bugün burada hep beraber bunun için bir komisyon çıkaramazsak bunun sorumlusu hepimiz olacağız ama öncelikle, buna göz yuman, bunu görmezden gelen, bütün sosyal medya hesaplarında dolaşmasına rağmen en ufak bir ses çıkartmayan kadın vekiller olarak hepimiz, işte bu yapılan, bu ahlaksızca, bu gayriinsani, gayrimeşru uygulamanın sorumlusu olacağız.

Bir gün bunun yargılanmayacağını, cezasız kalacağını düşünmemek gerekiyor çünkü oradaki bu şekildeki uygulamalar insanlığa karşı suç olarak kabul ediliyor ve bu suçların zaman aşımı yoktur. Bugün sessiz kalabilirsiniz, bugün hiçbir tepki vermeyebilirsiniz ama bir gün, mutlaka ama mutlaka, bunu yapanlar yargılanacaktır. Vicdanen de insanen de dinen de bu uygulamanın hepimiz karşısında olmalı, buna karşı ortak mücadele etmeliyiz. Onun için, dediğim gibi, özellikle kadın üzerinden, kadını hiçleştirmeye çalışan, kadını dört duvar arasına hapsetmeye çalışan, kadını iradesizleştirmeye çalışan, kadın mücadelesinin önünü tıkamaya çalışan bu tür uygulamalara karşı, kadın vekiller olarak eğer buradan bir komisyon kurulmasa bile, buyurun, gelin, bizler kadınlar olarak, bütün kimliklerimizi bir tarafa bırakarak, bütün siyasal, etnik, dini kimlikleri gerekirse bir tarafa bırakarak hepimiz gidip oradaki bu vahşi uygulamalara karşı kendimiz araştırıp kendimiz tespit edelim. Bunu tespit etmememiz, dediğim gibi, hepimizin sorumluluğu olacaktır ve bu sorumluluktan hiçbir şekilde kaçmamız da söz konusu değildir.

Bunun için, bugün verdiğimiz araştırma önergesinin -bugüne kadar hiçbiri kabul edilmedi ama- bunun en azından vicdanen kabul edilerek, bütün ön yargılardan bağımsız, gidip oradaki tespitinin yapılması için sizlerin de desteğini, özellikle kadınların desteğini bekliyoruz.

Tekrar teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar Başaran.

Önerinin aleyhinde Leyla Şahin Usta, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Usta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer milletvekillerim; bugün burada HDP grup önerisinin aleyhinde görüşlerimizi açıklamak için huzurunuzda bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, hangi koşul ve şartlar altında olursa olsun bedenin mahremiyeti kişiye özeldir. İster sağ olsun, isterse bir ölünün bedeni olsun, bu konu ulusal ve uluslararası hükümlerle teminat altındadır ve bunun da sonuna kadar savunucusu olduk, bundan sonra da savunucusu olacağız.

Bu olayı elbette ki büyük bir esefle ve şiddetle kınıyoruz, bu bir insanlık ayıbıdır ve bir insanlık suçudur.

Zor şartlar altında görev yapan askerlerimizin ve tüm güvenlik güçlerimizin bölgede vatandaşlarımızla kurduğu güven bağını ve yardım elini kırmaya yönelik bir karalama kampanyası başlatılmaya çalışılmıştır. Bu, askerlerimizin bölgede Kürt vatandaşlarla olan yakın teması ve sivil halkı, yaşlısıyla, çoluğuyla çocuğuyla gerekirse sırtında taşıyarak, hem de bunu, terörle olan, terörizmle olan mücadeleyi devam ettirirken yaparken Mehmetçik’imizin itibarını zedelemeye yönelik yapılmış bir çalışmadır, bir kampanyadır. Bu, kasıtlı olarak yayılmış bir sosyal medya algısıdır.

Bugüne kadar çıkıp açıkça PKK’nın, PYD’nin bir terör örgütü olduğunu söyleyemeyen ve her fırsatta terör örgütlerinin propagandasını yapmak için bu milletin kürsüsünü kullanan HDP’nin önerisinin de gerçeklerden uzak ve yanıltıcı olduğunu yüce Meclisin dikkatine sunuyorum.

Şırnak Valimizin yapmış olduğu açıklamadan, sosyal medyada servis edilen fotoğrafın Cizre’yle hiçbir alakasının olmadığı açıkça tespit edilmiştir. Bu konuda araştırma ve soruşturma başlatılmıştır. Bu konuyla ilgili müfettişler görevlendirilmiş ve bölgede çalışmalarını devam ettirmektedirler.

Burada asıl sorun, terör örgütlerinin hiçbir kutsalının olmadığının farkına varmamızdır. Okulları, ibadethaneleri, hastaneleri bombalayan, okulların bahçelerinde çocuklar oynarken bile hiç endişe etmeden oraya roketatarlı füzelerle saldırılar yapan ve sivil halk dâhil, askerimizi, polisimizi şehit etmekten, katletmekten çekinmeyen bir örgütten bahsediyoruz.

Sosyal medyaya servis edilen bu fotoğraflarla ilgili gerekli araştırma ve soruşturmanın başlatıldığını tekrar özellikle söylemek istiyorum. O yüzden, asıl bu fotoğrafların kimlere ve neye hizmet ettiğine bakmalıyız ve bundan nemalanan siyasi bir grup olarak HDP’nin önerisinin samimi olmadığını açıkça burada ifade etmek istiyorum.

Tekrar söylüyorum: Valilik tarafından resmî açıklama yapılmış olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî kurumlarının yapmış olduğu açıklamayı dahi itibarsızlaştırma çalışmalarına karşı daha uyanık, daha bilinçli ve daha şuurlu hareket etmek zorundayız.

Biz bugüne kadar herkesin hakkını ve hukukunu, kutsalını koruduk, bundan sonra da koruyacağız. Burada yapılan, servis edilen fotoğraflarla ilgili görüntülerin hiç kimse için kabul edilemeyeceğini; hiçbir kadın için, hiçbir erkek için, hiçbir çocuk için, hiçbir insan için kabul edilemeyeceğini tekrar vurgulayarak, bu işi servis edenlerin kime ve neye hizmet ettiklerini düşünmemiz gerektiğini tekrar vurgulamak istiyorum. Bu öneriyi verenler teröristlerle bir olarak bu halkın çocuklarını ölüme sürükleyip sonra da onların aileleriyle birlikte ağlıyorlar maalesef.

Az önceki konuşmacının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde olmasına rağmen “kürdistan” diye bahsettiği bir yer yoktur. Orası Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindedir; orası Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki Şırnak’tır, Cizre’dir, Diyarbakır’dır, bizim doğu ve güneydoğu bölgesindeki illerimizdir.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Bravo! (MHP sıralarından alkışlar)

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Siz 40 defa da olsa “Burası kürdistandır.” deseniz de bu doğru değildir. 40 defa da söyleseniz doğru olmayacaktır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Cumhurbaşkanına söyle onu.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Az önce “Elimizde başka görüntüler var.” diyerek bile bu olayı sahipleniyorsunuz. Bu görüntüler niye sizlerin ellerinizde var da başka kimselerin ellerinde yok?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sen uyuyorsun çünkü.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Servis etmemek için neyi beklediniz? Başka bir zamanı ve başka bir olayı mı bekliyorsunuz? Bunların hepsi bu önergenin ne kadar doğru ve gerçekçi bir ifadeyle sunulduğunun ve ülkenin gündeminin yalan yanlış olaylarla çarpıtılmaya çalışıldığının açık bir göstergesidir diyerek ben önerge üzerindeki aleyhteki fikirlerimi bu şekilde belirtmek istiyorum.

Yüce Meclisimizin de takdirlerine sunarak sizlere tekrar saygı ve sevgilerimi, teşekkürlerimi iletiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Öneri lehinde ikinci söz…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, az önce konuşan hatip HDP’nin bu önergesiyle samimi olmadığını ifade etti.

Ben söz hakkı istiyorum sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Demirel; sayın hatip, Sayın Usta…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani başka şeyler de ifade etti de bunu öncelikle söylüyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Konuşmanın tamamı sataşma zaten.

BAŞKAN – Yani sataşmaya yönelik açık bir cümle alamadım sizden. Hangi cümleyle 69’uncu maddeye tekabül eden bir durum oluştu?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Konuşmanın tamamı, aslında bütün çerçevesi direkt bizim verdiğimiz önergeye ilişkin farklı söylemlerdi. HDP’nin vermiş olduğu önergenin samimi olmadığını, bu verdiği önergede bile samimiyetinin ifade edilmediğini ifade etti. Yalan yanlış bilgileri ifade ettiğimizi söyledi. Gerçeklerden uzak ifadelerde bulunduğumuzu söyledi. Sanırım bunlar…

BAŞKAN – Sayın Demirel “yalan yanlış ifade” cümlenize atfen size 69’uncu maddeye göre söz vereceğim ama onun ötesinde, önerge üzerinde siyasi parti grupları elbette kendi görüşlerini ifade edeceklerdir. İfade edilen her görüşü 69’uncu madde çerçevesinde almıyorum ama “yalan yanlış bilgiler” ifade ettiğiniz için bu çerçevede size söz veriyorum.

Buyurun efendim.

Süreniz iki dakikadır.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii ki eleştiriye herkesin açık olması lazım, bütün partilerin bütün düşüncelere ve görüşlere, eleştiriye açık olması lazım ama işin içinde somut bir durum söz konusu. Somut bir olay üzerinden ifade ediyoruz. Bunu biz ifade etmiyoruz. Bu görseli de biz yayınlamadık. İçişleri Bakanı, Bütçe Komisyonunda kendisine sorduğumda bile “Orada olabilir, yapılmış olabilir.” demesine rağmen, AKP’den milletvekili ve bir kadın milletvekili “Kesinlikle öyle bir şey yoktur.” ifadesini kullanıyor. Yani ben gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Bu, kadın mücadelesine vurulmak istenen bir darbedir. Kadın bedenini teşhir etmek, kadın bedenini öldürmek, işkence etmek, işkence sonucunda da bütün çıplak bedenini teşhir etmek… Ben anlam veremiyorum, tüm partiler ve özelde kadınlar nasıl bunu savunabiliyor; nasıl buna ilişkin bir tepki gösteremiyor. Yalan yanlışsa ya da gerçek dışıysa açığa çıkaralım.

SAİT YÜCE (Isparta) – Onu savunan yok.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Kadın mücadelesine vurulmak istenen bir darbedir bu. Biz bunu asla kabul etmeyeceğiz. Ve kadın mücadelesinin ve iradesinin de bununla asla geri adım atılmayacağını bilmeleri gerekiyor.

SAİT YÜCE (Isparta) – Kadın haklarını sizden iyi savunuyoruz biz, sizden iyi. Orada yalan yanlış şeyler söyleme!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Özelde iktidarın, AKP Hükûmetinin bilmesi gerekiyor.

SAİT YÜCE (Isparta) – Kadın haklarını daha iyi savunuyoruz, daha iyi. Öyle bağırarak olmaz bu.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Onlar bu tür uygulamalarla… Zafer naraları atanlara ifade ediyoruz ki, kadın mücadelesi her şeyi açığa çıkaracaktır.

SAİT YÜCE (Isparta) – Kadın haklarını savunan orada gidip bomba atmaz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Kadın mücadelesi dimdik ayakta duracak, iradesi dimdik ayakta duracak ve bunların hepsini lanetleyecektir.

Onlar…

SAİT YÜCE (Isparta) – Hadi oradan!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Devletin polisi, devletin ordusu zafer narası atıyor. Sen ne anlatıyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Onlar bunu ifade edebilir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Zafer narası atan kim? Ondan rahatsız mı oldun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin efendim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Onlar bu zafer naralarını atarak çıplak bedenlerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Ama bizler direnişi giyineceğiz. Biz kadınlar olarak zafer direnişini giyineceğiz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Devam et bakalım direnişine. Biz de aslanlar gibi orduyu savunacağız. Anlat bakalım sen.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Önerinin lehinde…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, dinliyorum sizi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli konuşmacı çıplak kadın bedenine yapılan işkencenin ve oradaki görsellerin kullanılmasının savunulduğundan bahsetti. Burada hiç kimse onu savunmaya yönelik bir beyanda bulunmadı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Konuşmayı dinlemediniz o zaman.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu tamamen yanlış bir izlenimdir ve haksız bir temelde mukabil iddiadır. Bunu tashih etmek amacıyla zabıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir.

Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 15/2/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerleşim yerlerinde kadınların işkence görerek öldürülmesi ve ölü bedenlerinin sokak ortasında çıplak bir şekilde teşhir edilmesi ile bu görüntülerin sosyal medya hesapları aracılığıyla basın yayın organlarına servis edilmesi türü olayların tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16 Şubat 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin lehinde ikinci söz hakkı Necati Yılmaz, Ankara Milletvekiline aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Halkların Demokrasi Partisinin sokağa çıkma yasaklarının ihlal edildiği yerleşim bölgelerinde kadınların işkence görerek öldürülmesi ve ölü bedenlerinin sokak ortasında teşhir edildiğine dair görüntülerinin sosyal medyada paylaşılmasıyla ilgili bu önergesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Sevgili milletvekilleri, öncelikle 2016 yılında Meclisin gündeminde böyle bir konuyu konuşuyor durumda olmaktan dolayı ülkemizin demokrasi düzeyi, özgürlük düzeyi ve insan hakları düzeyiyle ilgili ciddi bir eksikliği ve utancı tespit ediyorum. Hemen burada bizleri insan olmaktan utandıran görüntüleri ortaya çıkaran terör ve şiddet ortamında yaşamını yitirmiş olan bütün yurttaşlarımızı ve güvenlik güçlerimizi rahmetle anıyorum.

On üç yıllık AKP iktidarının ülkemizi getirdiği noktada yaşanan sıcak çatışmaların olduğu bölgede, başta yaşam hakkı olmak üzere, çoklu insan hakkı ihlallerinin sıradan, gündelik olaylar hâline gelmesi, özellikle şiddet ve nefretin görünümünün giderek kadın bedeni üzerinden şekillendirilmesi, kadın bedeninin bir iktidar ve çatışma alanına dönüştürülmesi her kesim tarafından infialle karşılanmaktadır.

Önce Varto’da, sonrasında Cizre’de yaşandığı kamuoyunun gündemine gelen ve bu araştırma önergesine konu edilen, bedenleri sokak ortasında çırılçıplak sürüklenen bu kadın cesetleri üzerinden toplumu psikolojik olarak namus ve şeref kavramı üzerinden bölmeye yönelik nefret suçu ve söylemi niteliğindeki olayları ibretle izliyorum. Bu kadınlar, bu ülkenin yurttaşlarının anası olan kadınlardır, bu ülkenin yurttaşlarının bacısı olan kadınlardır, bu ülkenin yurttaşlarının evladı olan kadınlardır.

Sevgili milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz konu terörle mücadele meselesi üzerinden ülkemizin gündemine gelmiş, başta yaşam hakkı ve insan onuru olmak üzere, insan hakkı ihlallerine ilişkin bir meseledir.

Sevgili milletvekilleri, terörle mücadele her devletin hakkı ve yurttaşlarına karşı vazgeçilmez bir ödevidir. Devlet bu ödevinden ve yükümlülüğünden bir dakika olsun geri duramaz, eksik kalamaz. Ancak devlet olmanın bir başka varlık nedeni de devlet olarak kalabilmek, devlet tutumuyla davranabilmektir. Yani bu mücadeleyi yaparken kendisini var eden, meşru kılan, başta Anayasa olmak üzere, hukuk kuralları içerisinde davranabilmektir. Ne yazık ki iktidarınızın aynı şeyleri yaptığını, bu gereklere uygun davrandığını söylemek pek de mümkün görünmemektedir.

Devlet bir yandan terörle mücadele edecek, bir yandan da terörle mücadele ederken terör örgütünün yöntemlerinden ve hukuk dışılığından uzak kalacaktır. Ve yine bunu yaparken vatandaşının, sivil yurttaşının başta yaşam hakkı olmak üzere tüm özgürlüklerini güvence altına alacaktır; suçluyla mücadele ederken devletin öncelikli varlık nedeninin yurttaşını yaşatmak olduğunu unutmayacaktır. Yine mücadelesini asla ve asla hukuki ve meşru yöntemler dışına çıkarmayacaktır.

Siyasal iktidarların hukukla sınırlandırılmış olduğu anayasal düzenin öncelikli ilkesi keyfîliğin olmaması, hukuki ve meşru koşullarda kişinin onurunun, maddi ve manevi varlığının korunmasının sağlanmasıdır. Bunun en olumlu sonucu insan hak ve özgürlüklerinin hukuk güvenliği altında olması, yargı ve yürütmenin yasayla bağlılıktan asla uzaklaşmamasıdır. Bu anlamda temel çerçeve Anayasa’mızın başlangıç hükümlerinin beşinci paragrafında ve yine devletin amaç ve görevlerini düzenleyen 5’inci maddesinde, temel hak ve hürriyetlere ilişkin 15’inci maddesinde ve yine kişinin dokunulmazlığı ve maddi varlığını düzenleyen 17’nci maddesinde açıklıkla düzenlenmiştir. Anayasa’mızın 17’nci maddesinin üçüncü fıkrasında “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” denilmektedir. Ayrıca işkence yasağı 15’inci maddede sayılan çekirdek yani hiçbir şart altında hiçbir şekilde sınırlandırılmayacak haklar kapsamında yer almakta ve birinci fıkrada belirlenen durumlarda da “Savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz.” hükmü yer almaktadır. Anayasa’daki bu düzenlemeye paralel düzenlemeler ceza kanunumuzda da yer almaktadır.

Sevgili milletvekilleri, iç hukuktaki bu doğrudan düzenlemenin yanı sıra Türkiye, işkence ve insanlık dışı muamele yasağıyla ilgili birçok uluslararası insan hakları sözleşmesine taraf olmuştur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 5’inci maddesi, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 7’nci maddesi, “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve İşkence ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Davranış veya Cezanın Önlenmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi Türkiye tarafından imzalanmıştır.

Son olarak, 1 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi, ülkemiz bakımından 1 Temmuz 2012 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunmaktadır. Sözleşmenin “Güvenceler” başlıklı 12’nci maddesi, taraf devletin terörle mücadelede insan haklarına saygı duyması gerektiğini düzenlemiş; her bir tarafa, insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasına dair sözleşme, uluslararası medeni ve siyasi haklar sözleşmesi ve uluslararası hukuk uyarınca diğer yükümlülüklerin de yer aldığı şekilde o tarafa uygulanabildiği durumlarda insan hakları yükümlülüklerine uyma ve aksine davranışları, özellikle de sözleşmenin 5 ila 7 ve 9’uncu maddelerinde yer alan konuları suç hâline getirme yükümlülüğünü taraf devletlere yüklemiştir. Haliyle de bu sözleşmeler Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi gereği iç hukukumuzun bir parçası olmuştur.

Özetle sevgili milletvekilleri, kadınların ve çocukların korunması, savaş dönemlerinde dahi uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır.

Sevgili milletvekilleri, bu ihlallerin yaşandığı dönemde ülkemizde ve dünyamızda yaşanmışlıkla sabittir ki bu dönemler özellikle olağanüstü dönemlerdir. Yani savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hâl dönemleridir. Yani darbe, cunta dönemleridir. Bu dönemler, insanın kendisinin, yani yaşam ve bedensel bütünlüğünün hedef alındığı ve tüm özgürlüklerin sistematik biçimde ihlal edildiği hatta yok edildiği dönemlerdir.

Yakın tarihimizde buna örnek 12 Mart darbe dönemidir, 12 Eylül darbe dönemidir ve en son kendini hukukla dahi bağlı görmeyen AKP’nin bugün bize yaşattığı darbe dönemidir. Tüm darbe dönemlerinde durum aynıdır ve böyledir.

Sevgili milletvekilleri, bu dönemler otoritenin sorgulanmadığı, hukukun uygulanmadığı, siyasal iktidarın hesap vermediği dönemlerdir. Bu dönemler, can pazarında insanların canının, yaşam hakkının derdine düştüğü dönemlerdir. Bu dönemleri kim ister? Elbette ki sorgulanmak istemeyen, denetlenmek istemeyen, topluma ve hukuka hesap vermekten çekinen iktidar sahipleri ister.

Sevgili arkadaşlar, sevgili milletvekilleri; böylesine karanlık ve olağanüstü yönetim dönemlerinin o ağır koşulları ve bizlere yaşattıkları tüm acılar ve sonuçları örtülür veya örtülemez şekilde tüm tahribatlarıyla bir gün geride kalacaktır. Ancak, biliyoruz ki böylesine karanlık dönemlerde, böylesine çatışma dönemlerinde geriye kalan 3 şey daha var: Bir, ölüler ordusu; iki, öksüzler ordusu; üç, hırsızlar ordusu. Bunlar da geriye kalacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili milletvekilleri, şunun altını çizmemiz lazım: Yerde sürüklenen ceset, bir suçlunun cesedi dahi olsa ölmüştür, cesettir. Bu cesedin sürüklenmesiyle ne istenilmekte, ne mesaj verilmektedir? Ne etkiler yaratılmak istenmektedir? Yaratacağı etki açıktır, nettir; halk arasında, toplum arasında yaratacağı duygu kindir, nefrettir. Bu duyguyu kim ister, kim bundan medet umar, kim bunun üzerinden bir gelecek kurgular? Öncelikle bundan uzak olması gereken de devlettir, devlet görevlileridir.

Dolayısıyla, sevgili arkadaşlar, güvenlik güçlerinin böyle bir itham altında kalması bizim için kabul edilecek bir durum değildir. Siyasal iktidar yaptığı her şeyin hesabını hukuka ve diğer denetim mekanizmaları kapsamında elbette ki yasamaya vermelidir. Dolayısıyla, bu önerge kabul görmelidir ve Türkiye bu utancın muhatabı olmaktan çıkmalıdır. Ülkemiz, bu dönemde böyle bir tarih yaşanmışlığı varsa açığa çıkarmanın hiç değilse tesellisini yaşamalıdır.

Sevgili milletvekilleri, yıkılan şehirleri onarabiliriz, sökülen ağaçları dikebiliriz, şehirlerimizin altyapısını yeni baştan giderebiliriz ancak bu olayların, bu yaşanmışlıkların toplum içerisinde, bireyler arasında yarattığı sevgi bağlarını koparan etkisini gidermekte çok ciddi zorluklar çekeriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Ve elbette ki birlikte yaşama arzumuzu ayakta tutmakta ve büyütmekte büyük sıkıntılar yaşayabiliriz.

İstiyorum, diliyorum ki yaşayacağımız bu aydınlanma, gelecekteki birlikte yaşama arzumuza katkı sunsun.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İç Tüzük 60’a göre bir kısa açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – İç Tüzük 60’a göre mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta ile Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son derece önemli bir konuyu görüşüyoruz. Yani, gerek insani açıdan gerek ahlaki, vicdani, dinî, inançsal açıdan değerlendirdiğimizde hiçbirimizin duyarsız kalamayacağı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçla ilgili Parlamentonun inisiyatif almasıyla ilgili bir görüşme yapıyoruz. Dolayısıyla, bu konuda bütün milletvekillerine yönelik en azından iradelerini ortaya koyarken yardımcı olması açısından birkaç hususu ifade etmek istiyorum.

Ama ondan önce, demin Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan sayın hatibin niyetten bağımsız olarak ifade ettiği bir hususu Halkların Demokratik Partisi olarak kabul etmediğimizi belirtmek isterim. Kadın kimliğini tanımlarken “Onlar bizim eşimiz olabilir, evladımız olabilir, anamız olabilir.” üzerindeki bir söylemin erkeğe ait bir aidiyet duygusu üzerinden bir kadın tanımlamasına girdiğini, bunun özgür kadın kimliği anlayışına uymadığını, Halkların Demokratik Partisi olarak erkeğe ait bir aidiyet üzerinden kadını tanımlamanın doğru olmadığını ifade etmek isterim.

Diğer taraftan, görüştüğümüz konuyla ilgili AKP'li sayın hatip de kürsüde, Şırnak Valiliğinin açıklamalarına ithafen olayın doğru olmadığını ya da bu anlama gelecek birtakım cümleler kullandı. Şunu söyleyeyim, hani Şırnak Valiliğinin açıklamalarının ne kadar güvenilir olduğuna dair sadece size iki örnek sunayım.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sizden daha güvenilir!

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sizden daha güvenilir!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yakın dönemde, çözüm süreci döneminde Roboski köylülerinin katırları bizzat Valiliğin emriyle itlaf edildiğinde, katledildiğinde o katırlar için resmî olarak “Katırlar intihar etti.” açıklaması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – “Katırlar intihar etti.” diyecek kadar güvenilirliğini ve ciddiyetini ortaya koymuş olan bir kişiden bahsediyoruz.

Yine, bu vahşet bodrumlarıyla ilgili, TRT kanallarında o bodrumlara baskın yapıldığı ve 60’ın üzerinde kişinin etkisiz hâle getirildiği altyazıları geçildiğinde de Başbakanı da yanıltacak şekilde resmî açıklama yapıp “Orada, sadece 10 terörist etkisiz hâle getirilmiştir.” şeklinde bir operasyonel açıklama yapan birisidir. O 10 sayısının daha sonra ulaşılan bodrumlarda 145 cenazeye tekabül ettiğini bugün itibarıyla hepimiz biliyoruz.

Dolayısıyla, böylesi önemli bir konuda, hele hele bir kadın vekil olarak güvenilirliği ve ciddiyeti ortada olan bir vali ya da valilik üzerinden yaklaşımın doğru olmayacağını ifade etmek istiyorum.

Daha önceki Varto olayında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - … hem Başbakan hem İçişleri Bakanı soruşturma emri verdiklerini ve bu konuyu asla kabul edemeyeceklerini ifade etmişlerdi. Bugünkü yaklaşımın da aynı olması gerekiyor. Biz, o soruşturma sonucunun ne olduğunu bilmiyoruz. Belki soruşturma sonucunu bilseydik bugün, hepimizin vicdanına insanlığa karşı bir suç olarak işlenecek bu ayıbı bir kez daha bu topraklarda yaşamıyor olacaktık.

O yüzden, özellikle AKP’li vekillerin bu önergeyle ilgili oy kullanma esnasında bu bilgileri dikkate almasını özellikle rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Özel…

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Parti Meclisi üyesi Avukat Sera Kadıgil’in Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğini savunduğu bir davada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili söylediği bir söz nedeniyle cezaya çarptırılmasına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Bugün, Parti Meclisi üyemiz, Parti Meclisimizin genç ve kadın üyelerinden bir tanesi Avukat Sera Kadıgil, Çağlayan’da 44. Asliye Ceza Mahkemesinde sanık olarak bir mahkemeye çıktı ve duruşmada bir yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırıldı. Kendisi, Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğini savunduğu bir davada, savunmada kullandığı bir tanımlama nedeniyle bu cezaya çarptırıldı. Öncelikle, bir avukatın asliye ceza mahkemesinde yargılanmaması gerektiği gerçeğinin ve ağır ceza dışında yargılanamayacağı gerçeğinin altını çizip ardından, savunma mesleğinin icrasının asla soruşturmaya ve yargılamaya konu edilemeyeceğinin altını çizip Sera Kadıgil’i, genç ve kadın bir siyasetçiyi bir yıl dokuz ay özgürlüğünden mahrum bırakacak tanımlamanın “otoriterleşen Erdoğan rejimi” kelimeleri olduğunu yüce Meclisle paylaşmak isterim. Sera Kadıgil, Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğini savunduğu bir davada “otoriterleşen Erdoğan rejimi” tanımlamasını kullandığı için Cumhurbaşkanına hakaret suçundan bu cezaya çarptırıldı. Tabii, bu yargı sürecinin tamamlanması ve -üst mahkemede onaylanmayacağını ümit ediyoruz ama- onaylanması durumunda da Sera Kadıgil hem Türkiye’de hem de uluslararası hukukta haklarını arayacaktır. Sera Kadıgil’in, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu genç kadın siyasetçinin arkasında olduğumuzu, tam da o tanımlamasının nasıl gerçeğe dönüştüğünü ispatlayan bir cezaya çarptırıldığını da Meclisin bilgilerine sunmak isterim.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 15/2/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerleşim yerlerinde kadınların işkence görerek öldürülmesi ve ölü bedenlerinin sokak ortasında çıplak bir şekilde teşhir edilmesi ile bu görüntülerin sosyal medya hesapları aracılığıyla basın yayın organlarına servis edilmesi türü olayların tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16 Şubat 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ikinci söz hakkı İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HAYDAR ALİ YILDIZ (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Grup önerisinden önce burada müzakere edilen ve sorulan bir soruya şahsım adına bir cevap vermek istiyorum. Neden Suriye’de bu duruma gelindiği sorusuna hepimiz yüz yıl öncesinden bir cevap bulabiliriz. Yüz yıl önce bu topraklarda Sykes-Picot ve ismi geçmeyen, tıpkı bugün olduğu gibi Sykes ile Picot arasındaki sözleşmenin onayına tabi olan Rus Sazonov vardı. Amaçları -tıpkı 1915’te Çanakkale’de Britanya’nın amacı- Bakü petrollerine ulaşmak ve Suriye bölgesindeki İngiliz ve Fransız egemenliğini, silah egemenliğini, petrol üzerindeki egemenliğini tesis etmekti. Daha sonra, savaştan sonra “Birleşmiş Milletler” adı altında bir örgüt kurdular. Bu örgütün de kuruluşu Versay Antlaşması’na dayanıyor. Orada, Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra kurulacak olan devletlerin yasal ve meşru bir zeminde tanınması için bu örgütü kurdular ve yüz yıl sonra Recep Tayyip Erdoğan “Dünya 5’ten büyüktür.” dediğinde, bugün Meclis olarak şunu demeliyiz; Birleşmiş Milletler eğer bu topraklarda, Osmanlı bakiyesi bu topraklarda bir meşru zemini tesis etmek için kurulmuş ise biz de hep birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunanlar olarak demeliyiz ki: Evet, dünya 5’ten büyüktür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, zaman zaman medyada ve burada “özerklik” ve “özerk yönetim” adı altında da müzakereler yapılabiliyor, konuşmalar yapılabiliyor. Bununla ilgili de “Bilgeliğin Yedi Sütunu” adlı anı kitabında Lawrence “İngiliz Hükûmeti bölgedeki halklara özerklik ve özerk yönetim vadederek, onlara yine İngiliz hâkimiyetini sağlamak için vaatlerde bulunuyordu.” diye anılarında ifade ediyor. Bunları bir tarihî kayıt olarak sizlerle paylaşmak istedim.

Elbette ki grup önerisine gelince, bahsedilen, sosyal medyada bir kadın vücudunun teşhir edilmesi bizim inanç değerlerimizde, medeniyet değerlerimizde, örf ve âdetlerimizde, geleneğimizde yeri olmayan, kabul edilemez bir durumdur. Fakat bizim inancımız bize der ki: “Size biri bir haber ulaştırdığında -buradaki olayda sosyal medyadaki görüntüden bahsedersek- kaynağını araştırın.” Kim, ne maksatla bu görüntüyü sosyal medyaya servis etmiştir, bunun araştırılması lazım. Elbette ki devletimiz bir hukuk devletidir, hukukun üstünlüğünü ve insan onurunu esas alan bir devlettir. Bu anlamda, hukuk dairesinde bununla ilgili gerekli araştırma ve tahkikat yapılacak ve bununla ilgili varsa suçlular bunlar da cezalandırılacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti bin yıldır bu topraklarda var olma mücadelesini veren, köklü medeniyeti olan bir devlettir. Defalarca bu topraklarda varlık mücadelesini hep birlikte vermiş olan bir milletiz. Önemli olan, böyle zamanlarda kimin, nerede durduğudur, tarih ve millet karşısındaki duruşudur. Tarih ve millet kahramanları ve hainleri de kaydeder, toprak, vatan için şehitlerini ve toprağa kan akıtan teröristi de kaydeder.

Bu konuda, devlet olarak, Hükûmet olarak temel paradigmamız, Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız tarafından defaatle ifade edilmiştir. Esas, hukukun üstünlüğüdür. Yapılan, bir terörle mücadeledir tanım olarak. Amaç, terörle mücadeleye kamu düzenini sağlayıncaya kadar devam etmektir ve amaç, kapsam ve şümul anlamında da kim nerede olursa olsun, ismi ne olursa olsun; ister PKK ister PYD, YPG, DHKP-C, DEAŞ, paralel ve benzeri örgütler terör örgütüdür. Devletimiz ve milletimizi el ele bu terör örgütleriyle mücadeleyi sonuna kadar hukukun üstünlüğü çerçevesinde, özgürlük ve güvenlik dengesini gözeterek; devlet organları, Anayasa ve yasalar çerçevesinde hak ve hürriyetlere riayet ederek; uluslararası, evrensel insan hak ve hürriyetlerine riayet ederek bir hukuk devletine yakışır tarzda mücadelesini devam ettirecek, sorumlularını da elbette ki yargıya intikal ettirecektir.

Elbette ki burada terörle Türkiye’yi kuşatmak isteyenler Türkiye’ye, bu millete diz çöktürmek istiyorlar. Tarih şahittir ki bu millet Allah’tan başka hiç kimsenin önünde eğilmeyen bir millettir. Terörle de kimse bu millete diz çöktüremeyecek ve boyun eğdiremeyecektir.

Evet, grup önerileriyle Meclisimizde farklı konular görüşülecek ama çözüm, başkanlığı esas alan, insan onurunu esas alan, milleti esas alan, kadim geleneğimizi esas alan, medeniyet değerlerimizi esas alan, millet kokan, tarih kokan, bu topraklar kokan bir anayasayı hep birlikte yapmaktır. Muhatap bizleriz, Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Sözlerimi Ziya Paşa’nın bir sözüyle bitirmek istiyorum.

“İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah

Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah.”

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Sayın Şahin Usta, bir söz talebiniz mi var?

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan, fotoğraflar üzerine yaptığım konuşmamda olayı savunmadığımı söylememe rağmen savunuyormuşum gibi bir ithamda bulundular. Bunun için söz almak istiyorum.

BAŞKAN – 60’ıncı maddeye göre yerinizden söz talebiniz var, öyle anlıyorum.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Saygıdeğer Başkanım ve saygıdeğer milletvekillerimiz; az önce yaptığım konuşmamda ısrarla belirtmeme rağmen… Şunu söyledim: Sadece kadın fotoğrafları bile değil, bu görüntülerin bir erkek bedenine dahi, bir çocuk bedenine dahi hiçbir insana yapılamayacak, bırakın insanı, hiçbir hayvana dahi uygulanamayacak ve servis edilmeyecek görüntüler olduğunu söylememe rağmen, bunu kınıyor olmama rağmen, tam tersiymiş gibi, sanki savunuyormuşum gibi bir ithamda bulundular. Bunun böyle olmadığını tekrar ifade etmek istiyorum. Servis edilen fotoğraflar hiçbir şekilde kabul edilmeyecek fotoğraflardır ama bunun kime ve neye hizmet ettiğini iyi düşünmemiz gerektiğini ve bu konunun Cizre’yle alakasının olmadığını tekrar vurgulayarak tutanaklara bu şekilde geçirilmesini… Biz, her zaman için, kutsal olarak gördüğümüz bütün değerlerimizle birlikte, insan haklarına ve hukukuna saygılı bir şekilde bir tutum içerisinde olmuşuzdur. Bundan sonra da bu tutumumuzu sürdüreceğiz. O yüzden, yapılan konuşmalarda söylenen sözlerin dikkatli dinlenilmesini ve ifadelerin çarpıtılmadan bir anlam çıkartılmasını özellikle tüm siyasi gruplardan rica ediyorum.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin Usta.

Sayın Demirel, sizin de sanıyorum yerinden söz talebiniz var.

Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

28.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, tüm siyasi partilere ve siyasi partilerdeki kadınlara, kadınların işkence görerek öldürülmesi ve cesetlerinin teşhir edilmesiyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulması konusunda çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu öneri tabii ki hem hak ihlallerine ilişkin hem kadın katliamlarına, kadına yapılan işkencelere hem de kadın düşüncesine özgün bir durumdur. Bunun, aslında, şu şekilde anlaşılması gerekiyor: Ne olursa olsun, savaş ortamlarında bile hiçbir ölüye, hiçbir cesede işkence yapılamayacağı ve bunun teşhir edilmeyeceği hem TCK’da açıklaması vardır, cezası bellidir hem de hiçbir hukukta, ahlakta böyle bir şeye yer yoktur. O yüzden, basında veya işte İnternet sitelerinde yayınlananların araştırılması noktasında bir talebimiz vardır. Hani, bunun, bu gündemin getirilip, özellikle kadın bedeni üzerine yapılan bu durumun getirilip başka konularla ortaklaştırılmasını doğru bulmadığımızı başta ifade edelim. Yani bu konunun, işte çözüm süreciyle ya da –şunu söyleyelim- başkanlık sisteminin oluşmasıyla, anayasadaki başkanlık sistemiyle çözüleceğini ifade eden bir ibareyle bir alakasının olmadığını ifade etmek istiyorum. Burada, insan haklarına, kadın haklarına aykırı, ulusal ve uluslararası sözleşmelere aykırı bir durum söz konusudur. Onun için, eğer gerçekleri açığa çıkarmak istiyorsak buradan hep birlikte, hepimiz kınıyorsak bu durumu -ki herkes kınadığını ifade ediyor- eğer kınıyorsak bunu gerçekleştirenleri, bunu yapanları, bunun emrini verenleri, bunu uygulayanları açığa çıkaralım. Nerede olduğu çok önemli değil bizim için, kim olduğu da önemli değil ama yapanlar, bu emri verenler ve bunu yaptıktan sonra da zafermiş gibi gösterenlere ilişkin araştırma yapalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayınız sözlerinizi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Kim yapmışsa, kim gerçekleştirmişse bu durumu, bu vahşi durumu, hep birlikte kınıyorsak, o zaman gelin bu Parlamento bir ilki gerçekleştirsin. Kadınlar olarak, bütün siyasi partilerde bulunan kadınlar olarak çağrımızdır, tüm siyasi partilere çağrımızdır: Bu vahşeti kınıyorsak bunu birlikte araştıralım. Hep birlikte bir komisyon kuralım -eğer kabul etmiyorsak- birlikte gidelim, araştıralım ve açığa çıkartalım. Kim yapmışsa yargı ona -gereken ne ceza varsa- cezasını versin diyelim, burada hep birlikte bir karara varalım. Eğer biz bu önergeyi kabul etmiyorsak o zaman bu suça ortak olacağız demektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 15/2/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerleşim yerlerinde kadınların işkence görerek öldürülmesi ve ölü bedenlerinin sokak ortasında çıplak bir şekilde teşhir edilmesi ile bu görüntülerin sosyal medya hesapları aracılığıyla basın yayın organlarına servis edilmesi türü olayların tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16 Şubat 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım. Öneriyi oylamaya sunmadan önce karar yeter sayısı talebi olduğundan oylamada karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/159) esas numaralı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/14)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/159 esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                         Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                                     İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Zorlu, kanlı, acılı, kara bir kışın ardından yeni bir bahara hazırlanıyoruz. Orta Doğu’da her gün katliamlar yaşanırken, Türkiye’de her gün insanlarımız öldürülürken yaklaşmakta olan döneme, bahara ilişkin bir umut yok önümüzde. Bugünkü politikalarıyla Hükûmet, savaştan medet uman, savaştan rant sağlayan kesimler dışında kimseye bir şey kazandırmıyor. İnsan hayatına değer verenler, öldürmeyi değil yaşatmayı, Türkiye içinde ve dışında barışı hedefleyenler olarak umudu kendimiz yaratacağız.

Değerli milletvekilleri, bu koltuklarda hangi partiden olursa olsun oturan herkes Türkiye için, temsil ettiği tüm halk için çaba sarf etmekle mükelleftir. Bizi buraya gönderen seçmen, yeni çatışma ve savaşlar çıkaralım diye değil ülkeyi barış içinde huzura kavuşturalım diye gönderdi. Ancak bu politikayı yürütenler Suriye politikalarıyla iflah olmaz bir kumarbaza benziyorlar, kaybettikçe kaybediyor ve kaybettikçe o hırsla daha çok şeyi bu politikaya yatırıyor, tüm ülkenin geleceğini kendi hırsları için harcıyorlar. Bugün Orta Doğu’nun etkili aktörü olmanın yolunu savaşta görenler, tüm Türkiye halklarını aldatmaya çalışıyor. Mezhep savaşları, etnik temelli savaşlar Orta Doğu’ya neler çektiriyor hep beraber görüyoruz. Bu gittiğimiz yol stratejik derinlik değil, stratejisiz deliliktir.

Değerli milletvekilleri, 21 Mart, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya tüm bu coğrafyanın insanları için bahar bayramıdır, müjdedir, karanlıktan aydınlığa çıkış zamanıdır, yaşamın ölüme karşı zaferidir, yeniden doğuştur, zalimin zulmüne karşı mazluma sunulan bir umuttur. Baharda filizlenen çocuklarımızın, gençlerimizin, kadınlarımızın, erkeklerimizin kanları akmasın diyoruz. İnsanlarımızın “Nevroz”u hak ettiği biçimde kutlaması için yeni bir barış, yeni bir kardeşlik iklimini hep beraber yakalama şansımız hâlâ var. Bütün çatıştırma siyasetlerine rağmen, Türkiye'nin insanlarının çoğu hâlâ birbirleriyle ve ülke dışında çatışmaktan yana değil, hâlâ siyasetin yurtta ve bu coğrafyada barışı sağlamasını bekliyor. Sur’dan, Cizre’den, Silopi’den, Nusaybin’den, İdil’den, Yüksekova’dan binlerce insanımız hâl⠓Barış.” diye haykırıyor. Biz de onların, İzmir’den Edirne’ye, Trabzon’a, Türkiye'nin dört bir yanında, insanı öldürmek değil yaşatmak isteyenlerin sesi olmaya çalışıyoruz. Siyaset devreye girerse güvenlik sorunları da bir bir çözülecektir. Bu Meclisin buna gücü var. Savaş zamanı kurulmuştur bu Meclis ve barışın değerini bilen bir cumhuriyetin Meclisidir.

Değerli arkadaşlar -kayıtlara geçmesi açısından- bugün son derece karanlık kimlikler, isimler devrededir. Savaş ortamı bu gibi karanlık şahsiyetleri beslemektedir. Ben de bugünlerde ciddiye almak zorunda kaldığım boyutta tehditler alıyorum. Son derece şüphe çekecek tuhaf olaylarla karşılaşıyorum. Eğer Sevgili Hrant Dink ve Tahir Elçi cinayetlerini yaşamasaydık, onları en verimli çağlarında hayattan koparan cinayetlerin karanlık ağı çözülseydi, bugün ne ben, ne siyasetçi, politikayla ilgilenen hiçbir arkadaşımız, insanımız tehdit altında olmazdı. Ancak, o karanlık ağ devrede. Buradan ihbar ediyorum: Bana bir zarar gelirse, yakınlarıma bir zarar gelirse, bu milletin de bir vekili olarak beni ve benim gibileri tehdit edip hedef gösteren bu iktidar bizi koruyamazsa bu işin sorumlusu kendisidir.

Değerli milletvekilleri, “Nevruz”, “Nevroz”, ne derseniz deyin, tüm bu coğrafyanın bayramını beraberce kutlayabiliriz, barışa ve siyasetin yeniden doğuşuna vesile olabiliriz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Önerge üzerinde, 37’nci madde kapsamında, bir milletvekili bağlamında söz isteyen Şenal Sarıhan, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin süreniz de beş dakikadır.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkanım, değerli kâtip üyesi arkadaşlarım, değerli milletvekilleri ve diğer emekçi arkadaşlar; biraz önce arkadaşım tarafından bilgilerinize sunulmuş olan kanun teklifimizin gündeme alınması konusundaki düşüncelerimi ben de bilgilerinize sunmaya çalışacağım.

Nevruz Bayramı konusunda idi istemimiz. Bir bayram gününün resmîleşmesini talep ediyoruz. Hepiniz bilirsiniz ki ister ulusal bayramlar olsun isterse gelenek ve göreneklerimize ya da dinsel inançlarımıza bağlı bayramlar olsun, bunların hepsi o ülke sınırları içinde yaşayan yurttaşların maddi ve manevi alanda birliklerini sağlayıcı, onların kardeşlik duygularını, onların bir arada yaşama duygularını, ortak bir geçmişe sahip olma ve ortak bir geleceği inşa etme duygularını geliştiren günlerdir. Hangi bayramlar olursa olsun, ister dinî bayramlarımız ister ulusal bayramlarımız ya da gelenek ve görenekler içinde artık bir bayram gününe dönüşmüş olan günler olsun.

Biliyorsunuz ki Nevruz Bayramı aslında hem Türklerde hem Kürtlerde yıllardır kutlanmakta olan, fiilen kutlanmakta olan bayramlardır. Göktürklerin Ergenekon’dan demirden dağı eritip çıkmalarıyla gündeme gelmiş olan ve baharın gelişini, doğanın uyanışını ifade ettiği söylenen bu gün, Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar tüm Türk kavimleri ve toplulukları tarafından milattan önce 8’inci yüzyıldan bu yana fiilen kutlanmakta olan günlerdir. Türki cumhuriyetler de ise resmî bayram niteliğindedir. Eski Mısır, İran, Safevi, Sasani, Moğollar, Selçuklular ve Osmanlılar da bu günü bayram olarak kutladılar.

Bilirsiniz, bizim Manisa’daki mesir şenliklerimiz aslında Nevruziye kavramından gelmiş ve macun anlamına gelen Manisa şenliklerine esas olmuştur. Alevi ve Bektaşilerde ise “Mart 9’u” diye anılmaktadır. Kürtlerin geleneklerinde ise, Kürt etnik kökenden gelen arkadaşlarımızın, yurttaşların geleneklerinde ise 21 Mart Sümer inancından Dumuzi yani “yeni doğuş”un simgesi olarak, doğurganlığın simgesi olarak kutlanılmakta olan bir gündür. Ayrıca, her ikisinde de bizim Ergenekon Destanı gibi, Kawa Destanı gibi bu günün, bu uyanışın, halkın zulme karşı uyanışı olarak da ifade edildiğini biliriz, bu tür öyküleri de biliriz.

Şimdi, bizim kendi geçmişimize, yakın tarihimize bakalım. Şöyle bir şeye rastladım, paylaşmak isterim sizinle: 21 Mart 1922 tarihli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi o günün yarı resmî gazetesidir. 461’inci sayısında şöyle bir haber var, diyor ki: “Yarın, Nevroz münasebetiyle şehrimizde bulunan kıtaat Büyük Millet Meclisi önünde bir resmî geçit icra ettikten sonra şehri dolaşacaktır.” 23 Mart 1922 tarihli Hâkimiyet-i Milliye’nin 463’üncü sayısında ise “Resmî geçit bütün göğüsleri kabartacak ve bütün halkı kucaklayacak derecede muntazam olmuştur.” bilgisi var. Şimdi, Kurtuluş Savaşı’nın hemen arkasından Nevruz Bayramı’nın kutlanmakta oluşu aslında Türk, Kürt, hangi kökenden olursa olsun bu sınırlarımız içinde ortak yaşama iradesini besleyecek bir gün olarak değerlendirilmiş ve bir bayram günü olarak nitelendirilmiştir.

Şimdi, çok yaklaşacak olan Nevruz şenliklerini yeni baştan, çok yakın zamanda yaşadığımız gibi, bir kan gölüne döndürmemek amacını da gözeterek bu günün bayram günü olarak kabul edilmesinin önümüzü açacak, birliğimizi ve kardeşliğimizi güçlendirecek bir gün olacağı inancındayım.

Saygıyla bilgilerinize sunarım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/540) (S. Sayısı: 97) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

11 Şubat 2016 tarihli 38’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının ikinci bölümünde yer alan 15’inci madde kabul edilmişti.

16’ncı madde üzerinde, ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinde geçen “off-set” ifadesinin “katılımına ait” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                         Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                               Şefkat Çetin

                     Denizli                                                  Hatay                                                    Ankara

                 Baki Şimşek                                          Mustafa Mit                                              İsmail Ok

                     Mersin                                                 Ankara                                                  Balıkesir

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                  Mahmut Toğrul                               Mehmet Emin Adıyaman

                   Diyarbakır                                        Gaziantep                                                 Iğdır

                 Mizgin Irgat                                   Ahmet Yıldırım                                     Ertuğrul Kürkcü

                      Bitlis                                                Muş                                                    İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

               Gaye Usluer                                      İbrahim Özdiş                                     Kazım Arslan

                 Eskişehir                                              Adana                                                Denizli

            Muharrem Erkek                                     Murat Emir

                Çanakkale                                             Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Kazım Arslan, Denizli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Arslan.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 16’ncı maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi öncelikle sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesince Avukat Sera Kadıgil arkadaşımıza verilmiş olan cezayı gerçekten savunmaya karşı verilmiş bir karar, haksız bir karar, hukuka aykırı bir karar olarak söylüyorum ve bunu açıklıkla huzurunuzda ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu maddenin içinde -yer alması istenen- “off-set” uygulamasının kaldırılması isteniyor, biz ise bunun yerinde kalması şeklinde düşünüyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak genelde olumlu olarak yaklaştığımız AR-GE Kanunu’nun, bu tasarının, Komisyon ve Genel Kurul süresince eksikliklerinin giderilmesini ve Bakanlığa aşırı yetki veren hususların da kaldırılmasını özellikle talep ediyoruz. Bunu söylerken, iş dünyasından gelmiş bir arkadaşınız olarak iş dünyasının ihtiyaçlarına dönük olarak beklentilerine cevap veren, onların istemlerini göz ardı etmeden çalışmalarını sürdüren ve AR-GE’nin özellikle maliyetleri olumsuz yönde etkileyen enerji, akaryakıt, doğal gaz ve vergi yükünün azaltılması yönündeki çalışmaların da öne çıkarılmasının ihtiyaç olduğunu belirtmek istiyorum.

Bu yasa, genç akademisyenlerin projelerden elde edecekleri gelirlerin desteklenmesi ve bu yaptıkları proje çerçevesinde gelir kaynağına daha çok kavuşmalarını amaç edinmektedir.

Biz, AR-GE tasarısıyla kimlere hangi oranda teşvik ve vergi indiriminin sağlanacağını tartışırken, bunları konuşurken sanayicimiz çok daha kapsamlı reformlar bizlerden beklemektedir. Davos’ta ise dünya ülkeleri dördüncü sanayi devrimini tartışmaktadır. İşte bu noktada, sanayimizin özellikle insan odaklı, üretim odaklı ve yatırım odaklı yapılmasının bir kez daha öne çıkarılmasının önemini burada vurgulamak istiyorum.

Sanal dünyaya baktığımızda, özellikle sanal dünya ile gerçek dünya arasındaki duvarların tümden yıkılacağı, teknolojiye yepyeni bir bakışın katılacağı ve yeni bir sanayi toplumunun temel dinamikleri olarak ortaya konulan şu konuları özellikle arz etmek istiyorum: Ülkemizin eğitiminin küçük yaştan itibaren beceri kazandırabilen özellikte olması. Fen eğitimi alan, bilgi sistemiyle desteklenen, soran, sorgulayan ve özgürce düşünüp araştırma yapan ve gelişmelere ayak uyduran bir neslin yetiştirilmesine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. İşte bu temel dinamikler karşısında iktidarın ufkunda ve ortaya koyduğu yasa maddelerinde, maalesef, bunları göremiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı günü kurtarmak adına yapılan bir hazırlıktır. Dünya, dördüncü sanayi devrimi için AR-GE kaynaklı yatırımlarla, eğitimde büyük reformlarla 2020 yıllarının hazırlığını yaparken bizim daha onun çok gerisinde çalışmalar yaptığımız ortaya çıkmaktadır.

Üretime ve yüksek teknolojinin önemine eğitim alanında değer veren, meslek ve teknik okullara önem veren, özerk üniversitelerin kurulduğu, çalışmalarını bu alanda yaptığı, üniversite-sanayi iş birliğinin de gerçekleştirildiği ve katma değerli ürünlerin daha fazla üretildiği bir Türkiye’yi yeniden ortaya koymak zorundayız.

Bu nedenle, insan sermayesine yatırım yapmaya önem veren, sanayisini daha ileriye taşımaya çalışan bir Türkiye temennisiyle sözlerimi bitiriyorum.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahipleri adına Ertuğrul Kürkcü, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu 16’ncı maddenin değiştirilmesi, bunun tamamen çıkartılması doğrultusunda bir değişiklik önergesi verdik ama aslında bu değişiklik önergesi, tasarının tamamıyla, ruhuyla ilgili bir başka tartışma yapmaktan bizi alıkoymuyor.

Her şeyden önce en ilgi çekici bölümlerden bir tanesi genel amaçlar arasında “Ülkenin bilim ve teknoloji alanında çekim merkezi hâline gelmesi için temel bilimler, yüksek lisans, doktora eğitimi desteklenecek ve nitelikli yabancı çalışmasının önü açılacaktır.” der. Fakat, bu, gerçekten kayda değer bir amaç. Fakat bununla ilgili olarak yapılması gereken şey kanun çıkartmak değil uluslararası alanda Türkiye’yi ve Türkiye üniversitelerini, Türkiye’deki araştırma geliştirme faaliyetlerini ciddi, insanlığa yeni bir değer katan bir merkez olarak görecekleri bir ülke hâline getirmek. Bunun da temel taşı barış ve esenlik. Barışın olmadığı yerde, her gün Türkiye'nin hangi ülkeye askerini sokacağına dair hesap yaptığı ve bu hesaplarını yaygın medyadan yaydığı bir yerde, bırakın bilim insanını, Türkiye’yi gezmek için Türkiye’ye gelen yabancı sayısında ne kadar büyük bir düşüş olduğunu turizmciler size anlatsın. Benim bir şey anlatmama bile gerek yok. Antalya boşaldı, İstanbul’a gelen turist sayısında çok büyük düşüş var. Esasen gelirleri turizme dayalı bütün her yerde Türkiye bir barış ülkesi olarak görülmediği için insanların ilgisini çekmeyen iş hâline geldi uluslararası alana kendinizi takdim etmek.

Dolayısıyla, bence, bu kanunu çıkartmak yerine -ki bu kanunun kendisinde çok ciddi problemler var- Türkiye'nin kendisini bir barış ülkesi hâline getirmeyi Hükûmet deneyebilir mi acaba? Bunu yaptığı takdirde bunun için bir kanun çıkartmaya bile gerek olmaksızın, bu yükselen refah ve barıştan payını almak için dünyanın her yerinden gözler zaten buraya dikilecektir.

Ancak bunun yanı sıra araştırma geliştirme faaliyetlerinin doludizgin gidebilmesinin temel şartı, düşünce ve ifade özgürlüğünün mevcudiyeti. Siz, sakıncalı araştırma alanları, sakıncalı deneyim alanları…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, uğultu çok fazla.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, bir saniye efendim…

Değerli arkadaşlar, bir uğultu hissediyorum Genel Kurulda. Sessiz olursak çok daha iyi dinleyeceğiz.

Teşekkür ederim.

Buyurun, devam edin efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Biz halka konuşuyoruz zaten, dinleyen dinlemeyen olabilir, hiç önemi yok, halk dinliyor.

Sakıncalı araştırma alanları, sakıncalı deneyim alanları bir bir artarken, bunların oluşturduğu sakıncalılık alanı özgürlük alanını fersah fersah geçmişken araştırma-geliştirme faaliyetlerine ne kadar yatırım yaparsanız yapın, asıl düşünce sahipleri, kendilerinde bir geliştirme-araştırma cevheri olanların hiçbirisi bu imkânları kendileri için değerlendiremeyeceklerdir. Çünkü aslında Hükûmetin, devletin araştırılmasının yasak olduğunu söylediği alanlara girmek ihtiyacını gören, buna cesaret eden herkesin başına neler geldiği malumdur. Yıllarca Türkiye’de Kürdistan araştırmaları yasak konuydu, Ermeni soykırımı araştırmaları yasak konuydu. Türkiye’de şimdi giderek felsefi alanda da yasaklar bir bir üremektedir. Örneğin evrim teorisinin üniversiteden kovulması, bunun yerini yaradılış inancının alması yönündeki basınçların nasıl bir üniversite bize sunacağını söylemeye bile gerek yok.

Bütün bu nedenlerle, çevre faktörünü de istediğiniz kadar dikkate almak istediğinizi söyleyin, Türkiye Kyoto Anlaşması’nı imzaladı mı, imzalamadı. Türkiye esasen karbon salımı konusunda kendi önüne engeller konulmasına razı değildir. O zaman çevreye duyarlı, ekolojik bir yaklaşım bu kanunla nasıl sağlanacaktır? Bu aslında bir oksimorondur yani birinci terimin ikinci terimi yadsıdığı bir ifade. O yüzden bu yasanın özü ve bütün maddeleri aslında Türkiye’nin alelacele uluslararası alana…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – …yetişme çabası içerisinde önündeki temel sorunları sihirli çizmelerle atlama çabasıdır.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ama öyle bir sihirli çizme yok yüzünüzü halka dönmekten başka. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sözünüze biraz önce müdahale etmek zorunda kaldığım için ilave söz verecektim size ama gerek kalmadı sanıyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bu kadarı kâfi.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinde geçen “off-set” ifadesinin “katılımına ait” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Ok (Balıkesir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde söz isteyen İsmail Ok, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Ok. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL OK (Balıkesir) – 97 sıra sayılı Tasarı’nın 16’ncı maddesi üzerindeki önergemiz hakkında söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maalesef, ülkemizde bütün sosyal kesimler büyük sıkıntı içerisinde yaşamaktadırlar ama özellikle Türk köylüsü ve çiftçisi, Balıkesir’deki süt üreticileri bugünlerde eşi ve benzeri görülmemiş bir sıkıntı içerisinde bulunmaktadırlar. Çünkü Hükûmetin uygulamış olduğu yanlış iç ve dış politikalar başta olmak üzere, yanlış tarım politikaları sonucunda şu anda Balıkesir’de süt üreticileri sütünü verecek bir pazar bulamamaktadırlar.

Bazı rakamlar üzerinden Adalet ve Kalkınma Partisinin on üç yılını kısaca değerlendirmek istiyorum. 2002-2015 yılları arasında, on üç yılda çiftçilerimize dağıtılan destek 80 milyar TL. Peki, bu kadar destek verilmiş, sonuç ne olmuş? Maalesef, çiftçi sayısı, tarımsal üretim ve ekilen alan ciddi bir şekilde azalmıştır. Tarım ürünü ithalatı ise patlama yapmış. Maalesef, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez saman ithal ettik. Sadece bununla da kalmadı, kurbanlık canlı hayvan ithal eder duruma düştük. Toplam 3 milyon 300 bin baş hayvan ve 193.045 ton karkas et ithalatı yapılmıştır. On üç yılda çiftçiye verilen destek büyük oranda ithalata gitmiş yani halkın vergilerinden toplanan parayla ithalatçı ülkelerin çiftçileri desteklenmiştir. On üç yılda toplam 75 milyar dolarlık tarım ve gıda ürünü ithalatı yapılmıştır. Yıllardan beri canlı hayvan ve et ithalatıyla sorunlar çözülemedi. Her defasında ithalatın çözüm olmadığı görülmesine rağmen bu politika ısrarla sürdürülmeye devam etmektedir.

Maalesef, meralar, yeşil alanlar toplu konutlara tahsis edilmiştir. 1990’lı yıllarda 24 milyar hektar olan mera ve çayır alanı, bugün 9-10 milyar hektara kadar gerilemiştir. Yani, hayvanlarımız hazır yemle beslenmek zorunda kalmaktadırlar. Bu da bizi dışa bağımlı yani ithalata dayalı bir hayvancılığa yönlendirmektedir ve bunun sonucunda da maliyetler hızla artmaktadır. Et ithalatı da kendi çiftçimize darbe vurmak, rakibimiz diğer ülkelerin çiftçilerine destek vermektir. Kısacası, üretici de tüketici de memnun değil. Peki, bu durumdan kimler memnun? Çözüm, maliyetlerin düşürülmesi ve üretim artışıyla mümkündür.

Çiftçi perişan, et ve süt üreticileri iflasın eşiğindedir. Süt üreticileri sütlerini satamamakta, satanlar, maliyetinin altında satmalarına rağmen ücretlerini alamamaktadırlar. Süt üretiminin daha çok artacağı bahar dönemine doğru yaklaşıyoruz ama süt alımı hızla yavaşlıyor. Sütte yaşanan sorunlar çözülmezse ve sürdürülebilir süt üretimi olmazsa hayvancılıkta tarihin en büyük krizlerinden biri yaşanabilir. Böyle bir krizin altından kalkmak hiç de kolay olmaz. Süt referans fiyatı, 1 Temmuz 2014’ten bu yana artmamasına rağmen, litre fiyatı 1 lira 15 kuruş olmasına rağmen bugün üreticiler sütlerini 90 kuruşa dahi satamamaktadırlar. Daha da kötüsü, firmalar sütü bırakmaya ve süt alımını durdurmaya başlamışlardır. Süt bedelleri on beş günde ödenirken artık iki üç ayda ödenmeye başlamıştır. Hatta iki üç ayda ödenme teklifleri üreticilerimize sunulmaya başlanılmıştır. Bunun sonucu olarak süt üreticileri inek kesimlerini hızla artırmaktadırlar. Süt fiyatı, maliyetlerini karşılamadığı için bugün içinde bulunduğumuz durum 2008 krizinden daha kötüdür. Eğer önlem alınmazsa 2008 krizinde nasıl milyonlarca süt ineği kesildiyse bugün ondan daha büyük krizlerle karşı karşıyayız.

Zamanımız çok sınırlı ama çiftçimizin sorunları çok büyük, özellikle süt üreticilerinin sorunları çok büyük .

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL OK (Devamla) – Buradan özelikle iktidar partisinin milletvekillerine seslenmek istiyorum. Öğrencinin fakiri zengini olmaz, öğrenci her zaman yardımca muhtaçtır. Eğer süt krizine derhâl çözüm bulamazsak Balıkesir’de olduğu gibi Türkiye’de süt üretici ve et üretici çiftçilerimiz iflas edecektir. Bunun için diyorum ki öncelikli olarak üniversitelerde okuyan öğrencilerimize -devletimizin gücü bunu karşılayacak düzeydedir- ve sadece ana sınıflarında değil, ilköğretim ve liselerdeki bütün öğrencilere ücretsiz süt dağıtılmalıdır. Tabii, bu, bir çözüm değildir. Çözüm, mera alanlarının tahrip edilmesiyle dışa bağlı bir yem politikası izlemememizdir; çözüm ithalatın durdurulması, ithalata verilen paraların Türk köylüsüne ve Türk çiftçisine aktarılmasıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ok.

İSMAİL OK (Devamla) – Aksi takdirde, Türk köylüsünü ve çiftçisini ve özellikle süt üreticilerini, Balıkesir’i, Türkiye’nin en büyük süt üretimi ve beyaz et, kırmızı et üretiminin merkezi olan Balıkesir’imizi ve Türkiye’yi çok büyük tepkiler beklemektedir.

Sayın Başkanım, anlayışınıza teşekkür ediyorum, çok önemli bir konu.

Bugün çiftçilerimiz, sütlerini sokaklarda dökmektedirler. Buna Hükûmet derhâl çözüm bulmak durumundadır. Aksi takdirde, biraz önce de ifade ettiğim gibi, milyonlarca süt ineği kesilmeyle karşı karşıya. Çiftçilerimiz iflasın eşiğindedir.

Bu vesileyle, tekrar, başta anlayışları dolayısıyla Sayın Başkanımıza ve yüce Meclise selam ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Şimdi, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinde yer alan “Ar-Ge” ibaresinin “Araştırma ve Geliştirme” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                           Mahmut Toğrul                   Mehmet Emin Adıyaman

           Diyarbakır                                Gaziantep                                     Iğdır

          Mizgin Irgat                            Ahmet Yıldırım                  Filiz Kerestecioğlu Demir

               Bitlis                                         Muş                                       İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinde geçen “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde,” ifadesinin “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde ve ayrıca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Emin Haluk Ayhan                  Mehmet N. Ahrazoğlu                       Kamil Aydın

             Denizli                                      Hatay                                     Erzurum

       Mustafa Kalaycı                           Ümit Özdağ                              Baki Şimşek

              Konya                                   Gaziantep                                   Mersin

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinde yer alan “ve bunlar dışında öz kaynaklar ile geliştirilmiş ve değerlendirilmesi için gerekli usulleri Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu tarafından AR-GE projesi neticesinde ortaya çıktığı belgelendirilen ürünlerin” ibaresinin “AR-GE projesi sonucunda oluştuğu belgelendirilen ürünlerin” biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Kazım Arslan                               Ali Şeker                               Haluk Pekşen

             Denizli                                    İstanbul                                    Trabzon

         Özcan Purçu                              Murat Emir

               İzmir                                      Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde söz isteyen Haluk Pekşen, Trabzon Milletvekili.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye'nin içerisinde bulunduğu bu süreçte önemli bir ekonomik sıkıntıyla baş başa kalmak üzere olduğumuzu hepiniz biliyorsunuz.

Türkiye'nin beş büyük sektörü var; bunlardan birisi tarım, birisi turizm, otomotiv, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri ve tekstil.

Şu anda, özellikle Rusya uçak krizi sonrasında turizm ve yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sektörlerinde Türkiye, artık büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Turizmde aşağı yukarı yüzde 38’lik bir rezervasyon kaybı yaşanmakta, müteahhitlik hizmetlerinde de yalnızca Rusya’yla 62 milyar dolarlık kontrat kaybettik.

Bütün bunlar olurken Hükûmetin bunlara ilişkin nasıl bir tedbir aldığını, bu krizlerin sektörlere yansımasını, sektörlerin çökmesine engel olmak için neler yaptığını da merak ettik, ancak bugüne kadar elle tutulabilir, ciddiye alınabilir hiçbir tedbirin olmadığını görüyoruz.

Şimdi, çok kıymetli milletvekilleri, elimde 21/9/1992 tarihinde görevde olan rahmetli Demirel Hükûmetinin bir YPK kararı var. O tarihte de Irak’ta, Türkiye'nin birçok şirketi, Irak politikası sebebiyle krize girmiş, o tarihteki YPK toplanıyor. O YPK’nın çok kıymetli, o dönemdeki müsteşarı Sayın Bakanımız İlhan Kesici’yi de selamlıyorum; görev almış, bu kararnamenin altına imza atmış. Hükûmet o dönemde demiş ki: “Bu şirketlerin sektörde ayakta kalabilmeleri için vergi borçları, SSK borçları, banka kredi borçlarının yapılandırmaları, yurt dışındaki alacaklarının Eximbank tarafından iskonto edilmesi ve faizsiz krediyle, ucuz kredilerle desteklenmeleri çok önemlidir.” Çünkü bu şirketler, sektörden bir kez çıkarlarsa yeniden o piyasanın, o pazarın içerisine giremeyeceklerini Hükûmetimiz biliyormuş.

Şimdi, Rusya’da müteahhitlik hizmetlerinde büyük kaybettik, tekstilde Denizli, Adıyaman, Kahramanmaraş, Gaziantep gibi illerimiz büyük kaybetti. Turizmde çok büyük kaybediyoruz, müthiş bir rezervasyon kaybı var. Siz, yalnızca Türkiye’ye gelecek olan uçaklara 6 bin dolar destek veriyorsunuz. Arkadaşlar, gelmeyen turisti taşımayacak uçağa 6 bin dolar yakıt desteğinin hiçbir anlamı yoktur. Bu, yalnızca spesifik bir destek veriyormuş gibi davranıştır. Biz 2000 yılında… 1999 yılında da benzer bir krizi depremle birlikte yaşadık. O zamanki Hükûmet, yurt dışı tanıtımlara büyük destek verdi ve o zaman da YPK kararıyla birlikte bu sektörlerin ayakta tutulmalarıyla ilgili çok ciddi önlemler aldılar. Şu anda özellikle Samsun’da ve milletvekili olarak görev yaptığım Trabzon ilinde meyve, sebze ihracatının yüzde 37’si gerçekleştiriliyor ve ne yazık ki o sektörde görev yapan şirketlerin çok büyük bir kısmı battı. Yalnızca Trabzon’da, Samsun’da değil elbette, Mersin’de de Denizli’de de çok sayıda lojistik şirket de ekonomik krizin içerisinde çöküyor. Bu şirketlerin ekonomiye yeniden kazandırılması kolay iş değildir. Hükûmetin bunlara yönelik tedbir almaması, doğrusu, izah edilebilir bir durum değil. Üstelik de bu sermaye grupları, Türkiye'nin bu sanayi gruplarını temsil eden önemli sanayicilerimiz de aynı zamanda Hükûmetin siyasi partisine oy vermişlerdir. Şimdi, o insanların büyük bir acziyet içerisinde, çaresizlik içerisinde olduklarını biliyoruz. Bunlara ilişkin, ivedilikle bir YPK önleminin alınmasını öneriyoruz ama bu hazırlıkları yapmanızda eğer destek isterseniz, ben eminim, Sayın Kesici, size bu konuda destek olacaktır. Zaten bütçe konuşmasında da bu konuda açık kapı bırakmıştı. Bu konuda her türlü desteği sağlamaya hazır olduğumuzu ifade ediyorum.

Sayın Bakanım, bu arada Plan ve Bütçe Komisyonundaki vizyon planınızı da paylaştınız. Buna ilişkin de bir şey söyleyeyim. Benim ilim Trabzon’a geldiniz, orada bir yatırım adası vaadinde bulundunuz. Bunun içerisinde yatırım adasını göremedim. Acaba unuttunuz mu, yoksa yatırım adası, seçimlerin yapılmasıyla birlikte yattı mı? Biz Trabzonlular size bu konuda tolerans tanıyacağız. Bu yıl unuttuğunuzu farz ediyoruz. Umuyorum, gelecek yılki bütçenin içerisine koyarsınız ama koymazsanız, emin olun, Trabzonlular unutmaz, takip edeceğiz.

Genel Kurulu, dinlediği için nezaketle, saygıyla selamlıyorum. Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kısa bir açıklama yapabilir miyim konuşmayla ilgili.

BAŞKAN – 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz var Sayın Bakan.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın hatibin biraz önce ifade ettiği konularla ilgili bugün Bakanlar Kurulunda çok kapsamlı bir değerlendirme yapıldı. Turizm sektörüyle ilgili, pazartesi günü Sayın Başbakanımızın bizzat açıklayacağı çok kapsamlı bir paket olacak. Genel Kurulun bilgilerine arz ediyorum.

Trabzon yatırım adası, Hükûmetimizin bir projesidir, devam edecektir. Ancak, biz yatırım programına giren konuları kitapçığa alıyoruz. Bu, Hükûmetimizin bir projesidir ve hayata geçirilecektir

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/540) (S. Sayısı: 97) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinde geçen “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde,” ifadesinin “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde ve ayrıca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde Kamil Aydın, Erzurum Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili maddedeki küçük bir değişiklik için Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım ama konuşmamın içeriğini… Kurulun açılışından bu saate kadarki çok önemli bir meselenin irdelenmesi noktasında bir şeyler ifade etme adına söz aldım.

Efendim, güney sınırımız, uzun bir sınırımız, 900 küsur kilometre dedi arkadaşlar, işin uzmanları. Bu sınırımızda, hâlihazırda, bir güvenlik sıkıntısı yaşamaktayız hem içeriye hem dışarıya yönelik. Bir milletvekili arkadaşımız dedi ki: “Biz hep sonuçlar üzerinde konuşuyoruz.” Doğrudur, hep sonuçlar üzerinde konuşuyoruz, nedenleri hiç sorgulamadık ama iç ve dış siyasette başarılı sonuçlar alabilmek için biz çok güçlü nedenler oluşturmalıyız. Batı demokrasilerine baktığımızda bu örnekleri çok rahat görüyoruz. Yani, bizim hem içeride hem dışarıda, kısa, orta ve uzun vadeli siyasetimizde çok sağlıklı bir paradigmamız yok, nedenlerimiz yok. Bunu nereden anlıyoruz? İşte, sonuçlar üzerinden konuşarak yani bizim siyasetimizin ekseni “hayır”, zaman zaman “belki” oluyor, “belki”, “evet” oluyor ya da tam tersi “evet”ten “belki”ye dönüşüyor, “belki”den “hayır”a dönüşen bir siyasi yapımız var.

Bunu biraz somutlaştırmak gerekirse; bakın, neyi tartışıyoruz: Dün, YPG’yle dost muyduk, değil miydik; Hükûmet bunlarla flört hâlinde miydi, değil miydi; hayır, az flörttü, çok flörttü; efendim, birlikteydik, değildik; efendim, terör bitmiş miydi, bitmemiş miydi… Ya da bir paradigma oluşturma adına, inanın…

Bakın, Batı demokrasilerinde paradigmayı kim oluşturur biliyor musunuz: Özellikle uzun vadeli siyaseti sadece siyasi erki elinde bulunduran iktidar oluşturmaz; tam tersine, istişare kültürü, bizim yapımızda, inancımızda, geleneğimizde olan istişare kültürü, bugün modern anlamda ifade edildiği şekliyle ortak akılla hareket edilerek oluşturulur. Bunlar da nedir? Efendim, siyasi aktörlerdir, kurumlardır. Hangi kurumlardır? İçişleri Bakanlığıdır, Dışişleri Bakanlığıdır, Türk Silahlı Kuvvetleridir, MİT’tir, STK’lardır, üniversitelerin araştırma merkezleridir. Ama bugün görüyoruz ki Türkiye’nin siyasi bir paradigması oluşturulurken sadece bir kişiye bakıyoruz, sanki her şeyi bilenmiş gibi -haşa- her şeye kudretliymiş gibi. Zaman zaman bu tür ifadeler, yakıştırmalar da yapıyor bazı arkadaşlarımız. Arkadaşlar, bir paradigma ne kadar paydaşlarla, oluşturulan istişare gruplarıyla tartışılır, sonuca varılırsa o kadar sağlıklı sonuçlar verir. İşte, bizim sağlıksız sonuç almamızın nedeni budur.

Amerika Birleşik Devletleri -ister Bush olsun, ister Clinton olsun, ister ondan sonra gelen Obama olsun- Orta Doğu projesinde, Orta Doğu politikasında hiçbir değişiklik yapmamıştır. Efendim, İngiltere’de büyük bir yönetim değişikliği olmuştur 1991’de; muhafazakârlar gitmiş, Tony Blair Başkanlığında İşçi Partisi gelmiştir ama Orta Doğu projesinde uygulamada hiçbir değişiklik yapmamıştır Büyük Britanya. Ama bizde nedense birinin yaptığını bozmak bir geleneğimiz… Hâlbuki bizim paradigmamız var. Kurucu irade demiş ki: “Yurtta sulh, cihanda sulh.” Allah aşkına, bunun neresinde eksik var, neresinde kusur var? Ben soruyorum yüce Meclise: Ne istiyoruz? Bu paradigmaya “Yurtta sulh, cihanda savaş” mı diyeceğiz ya da “Cihanda savaş, yurtta sulh.” ya da “Hem cihanda savaş hem yurtta savaş” mı diyeceğiz? Neresini beğenmediysek bunu paydaşlarla bir araya gelip bir an önce oluşturalım.

Ben bizatihi deneyimlerinden aktarıyorum: Yıl 2009, “Lider Ülke Türkiye” diye Genel Başkanımızın bir öngörüsüyle… Maalesef, bugün AKP tarafından tırtıklanan bir projedir, o, Milliyetçi Hareket Partisinin vizyonudur. “Lider Ülke Türkiye” konulu panellere gidiyoruz, konferanslar veriyoruz. Hiç unutmuyorum, bir ilimizde bir harita kullandım. 2006, Roma’daki NATO eğitim toplantısında kullanılan bir harita ve o haritada bugün yaşadığımız… Bugün yeni yeni gündeme gelen harita gösterildi ve biz onu kullandık, “Eyvah, Türkiye üzerinde çok derin hesaplar var. Bu harita eyleme dönüştürülüyor.” dedik, çok hafife alındık. Ama, bugün görüyoruz ki geldiğimiz nokta itibarıyla pişmanlıklar var. “Efendim, Türkiye, mazlumların her zaman yanında olduğu için bu hâllere geliyoruz.” Böyle bir açıklama lafügüzaftır. Türkiye mazlumların yanında olurken mazlumlaşıyor değerli milletvekilleri. “Efendim, Türkiye’de beka sorunu var.” demek yetmiyor. “Türkiye'nin bir bölgesini yeniden vatanlaştırıyoruz”; bunlar lafügüzaftır diyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinde yer alan “Ar-Ge” ibaresinin “Araştırma ve Geliştirme” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde söz isteyen Filiz Kerestecioğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tek tip insan, eleştiri olmadan ya da gerçekten, insanların sözleri boğazına düğümlenmişken ve insanlar kendilerini ifade edemezken ne araştırma olabilir ne geliştirme olabilir ne üretim olabilir, aslında hiçbir şey olmaz, yaratıcı hiçbir şey de çıkmaz maalesef. O nedenle, Şırnak’a gitmeye, uzaklara gitmeye gerek yok. Ama, daha iki gün önce İstanbul Kadıköy’de toplantı, gösteri hakkıyla, ifade özgürlüğüyle ilgili yaşadığım bir durumu size aktararak bu ülkede neden icat olmadığını, neden mucit olmadığını, neden buluş yapılamadığını, neden gerçekten çocukların o sıkışmış eğitim içerisinde kaldığını ve sadece, belki daha önce de ifade ettiğim gibi, sermayeye hizmet etmek, sermayenin çıkarları için, bir şeyleri geliştirmek için bazı akılların ortaya koyduğu şeylerin araştırma ve geliştirme sayılabileceğini söylemek istiyorum.

Evet, sokakta bir kadının çıplak bedeni teşhir edildi. O yaptı, bu yaptı, yapmadı; bunların hiçbir önemi yok ama hepimiz bununla sarsıldık, özellikle kadınlar sarsıldı. Ve İstanbul’da Kadıköy’de de kadınlar sokağa çıktılar, topu topu 60-70 kadın ve dediler ki: “Savaşa hayır, barış hemen şimdi.” ve Cizre’deki insanlara da selam gönderdiler. Hemen megafonla bir ses geldi: “Terörü öven sloganlar atmayın.” Ben milletvekili olarak, bir de hukukçu olarak neyin neyi övdüğünü veya övmediğini ya da protestonun hak olup olmadığını, ifade etmenin nasıl bir şey olduğunu, özgürlüğün olup olmadığını biliyorum, sizler de biliyorsunuz. Sonuçta hepimiz burada, aynı çatı altında milletvekili olmuş insanlarız ve sadece herhâlde bu kürsüden olan bir ifade özgürlüğü için yaşamıyoruz bu ülkede, başka insanların ifade özgürlüğünü de, protesto hakkını da garanti altına almak için buradayız aynı zamanda. Ve giderek giderek, kalkanlarla kalkanlarla kuşatıldık, kıstırıldık, daha fazla üstümüze üstümüze geldiler ve ben orada bir mülki amir yardımcısını aradım. Bana dedi ki: “Biz devletin hukukunu savunuyoruz.” “Devletin hukuku” nedir arkadaşlar? “Devletin hukuku” diye bir şey mi var? Hukuk dediğiniz şey -ki şu gün en eksiğiyle gediğiyle olan bile-aslında insanların, yani ticarette olsun, aile hukukunda olsun, başka konularda olsun özgürlüğünü korumak için ama bunu özellikle devlete karşı korumak için zaten üretilmiş kavramlardır çünkü devlettir güçlü olan, vatandaş güçlü değildir, vatandaş zayıftır, korunması gereken odur. Ve en ufak bir protestoya dahi, barışçıl bir protestoya, 60 kadının toplandığı, sadece orada kalkıp da bir basın açıklamasını okuyacakları bir protestoya dahi izin verilmeyen bir ülkeden ne buluş çıkar ne mucit çıkar ne özgürlük çıkar, hiçbir şey çıkmaz; tek tip insan çıkar.

Şurada kalkıp hepimiz aynı konuşmaları yapsak çok sıkılmaz mısınız bu Mecliste? Gerçekten farklı düşünceleri ifade etmesek çok sıkılmaz mısınız? O zaman, polis, bu gücü nereden alıyor? Bu gücü vermeyin Emniyet görevlilerine. Oradaki Emniyet görevlileri, barışçıl bir gösteri varsa, oradaki insanları korumak için vardır; onlara karşı olmak, onları bastırmak, onları durdurmak için değil. Bunun gidebileceği tek yer faşizmdir, buradan faşizm çıkar, başka hiçbir şey çıkmaz ve insanlar soluksuz kalırlar, kendilerini ifade edemezler. Ondan sonra da gerçekten, gelişmiş bir toplum değil, bugün işte içeride yaşadığımız savaş gibi, dışarıda da aslında en kadın düşmanı olan o ittifak bulduğumuz ülkelerle, Katar’dı, Suudi Arabistan’dı gibi ülkelerle ya da öncesinde karşı çıkıp şimdi, bugün müttefik olduğumuz İsrail gibi ülkelerle yalnız başımıza kalırız. Daha özgür bir ülkeden daha büyük şeyler çıkar, daha güzel insanlar çıkar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Önergeyi oylarınıza…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Oylamaya geçmeden önce karar yeter sayısı talebi olduğu için oylamada karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.29

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerinde İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesindeki "teknolojiye katkısı" ibaresinden sonra gelmek üzere "uluslararası düzeyde kabul görmüş" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Kazım Arslan                                   Muharrem Erkek                                   İbrahim Özdiş

                     Denizli                                            Çanakkale                                             Adana

         Mustafa Hüsnü Bozkurt                                Murat Emir                              Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                      Konya                                               Ankara                                                Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinde aşağıdaki değişliklerin yapılmasını arz ederim.

27/2/2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "yabancılara" ibaresi "yabancılar ile bilim ve teknolojiye katkısı bakımından anahtar personel niteliğinde olan yabancılara, ilgili arge projesindeki araştırmacı sayısının %20’sini aşmamak üzere..." şeklinde değiştirilmiştir.

     Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                         Emin Haluk Ayhan                                 Celal Adan

                      Hatay                                                  Denizli                                           İstanbul

                 Mustafa Mit                                           Ruhi Ersoy                                      Nuri Okutan

                     Ankara                                               Osmaniye                                           Isparta

             Fahrettin Oğuz Tor

               Kahramanmaraş

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                            Mehmet Emin Adıyaman

                Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

             Ahmet Yıldırım                                     Mizgin Irgat                                      Hişyar Özsoy

                     Muş                                                 Bitlis                                                Bingöl

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde söz isteyen Sayın Hişyar Özsoy, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

18’inci madde şöyle diyor, önce kısaca bir madde gerekçesini okuyalım: “Ülkemizin AR-GE ve yenilik ekosistemini güçlendirmek, teknoloji transferini sağlamak, işletmelerimizin teknoloji seviyesini yükselterek katma değeri yüksek ürünler üretilmesini sağlamak için eğitim düzeyi, mesleki deneyimi, bilim ve teknolojiye katkısı, Türkiye’deki faaliyetinin veya yatırımının ülke ekonomisine ve istihdama etkisi önemli olan yabancılara süresiz çalışma izni verilebilmesi amaçlanmaktadır.”

Şimdi, bu vesileyle, ben, zaten ülkemizde olup çalışan ama işine son verilen Mardin Artuklu Üniversitesindeki bazı hocaların durumuna dikkat çekmek istiyorum. Özellikle bir akademisyene yönelik bir durum var ki gerçekten kayda değer. Geçen yazdan beri bu konu hakkında biz bir soru önergesi de verdik. Mardin Artuklu Üniversitesinde, Rektörün inisiyatifiyle, tamamen gayrihukuki bir şekilde, Türkiye’de yaşayan ve Mardin Artuklu Üniversitesinde ders veren hocalardan 14’ü görevlerinden çıkarıldılar. Şu an çalışmıyorlar. Bunların bazıları mahkemeye başvurdular. İdari mahkemede bu kararın durdurulmasına yönelik karar aldıkları hâlde, YÖK, kesinlikle bu insanların işlerine geri dönmesine müsaade etmiyor.

Bakın, ortada son derece ilginç bir durum var. Biz araştırma geliştirmeyi tabii ki üniversitelerle yapacağız, bilimsel kurumlarla yapacağız ancak dünyanın en iyi üniversitelerinde okuyup Mardin Artukluya gelmiş, burada bir müddet çalıştıktan sonra hiçbir mantıklı gerekçe gösterilmeden işine son verilen -bir iki isim de vereceğim size bu konuda- bu insanların, bu akademisyenlerin Türkiye’ye gelebilmesi için çok büyük, çok ciddi çalışmalar da yürütüldü. Daha önceki, Mardin Artuklunun özellikle Rektör Yardımcılığını yapan Kadri Hocamız şu an HDP milletvekili.

Birçok insan geldi. Bunlardan bir tanesinin ismini vermek istiyorum çünkü durumu çok ilginç. Kemal Süleymani aslen İranlı bir Kürt ama Avrupa’da ve Amerika’da eğitim almış, dünyanın en iyi üç beş üniversitesinden biri olan Kolombiya Üniversitesinde karşılaştırmalı edebiyat okumuş, dünya kadar yayın yapmış, akademik performansı son derece yüksek. Bir gün Mardin Artuklu Üniversitesine geliyor ve eline kâğıt tutuşturuyorlar işinize son verildi diye.

Kemal Süleymani şu an New York’ta, Kolombiya Üniversitesine dönmüş. Davayı kazandığı hâlde, Türkiye’ye gelmek istemediğini söylüyor. Bunu hak etmediğini düşünüyor çünkü görevine son verildiği zaman kendisine sorulmamış, Bölüm Başkanının fikri alınmamış, performans kriterlerine bakılmamış, uluslararası kaç tane dergide kaç tane yayını olduğuna kesinlikle bakılmamış, bir şekilde muhtemelen –öyle düşünüyoruz- eleştirel düşünceye sahip olduğu için kendisine yol vermişler, kaba bir şekilde söyleyeyim. Binbir güçlükle dünyanın en iyi üniversitelerinde okuyup Türkiye’ye gelen ama Türkiye vatandaşı olmayan insanlara Mardin Artuklu Üniversitesinin gösterdiği muamele maalesef bu.

Bunu şunun için söylüyoruz: Şimdi, araştırmayı geliştirmeyi, tabii, yetişmiş insanlar, eğitim almış insanlar yapacaklar. Binbir zahmetle buraya bir şekilde getirilen insanlara, idari birtakım kararlarla, siyasi birtakım kararlarla set çekiliyor. Mardin Artuklu Üniversitesinde toplam 14 kişi işten çıkarılmış, mahkeme kararlarına rağmen YÖK, kararları tanımıyor. Zaten YÖK gibi bir kurumun olması bir üniversitede başlı başına abes olan bir durumdur, akademik özgürlükle kesinlikle bağdaşır bir tarafı yoktur.

Az önce Filiz Vekilimiz de ifade etti, düşüncelerin serbest bir şekilde ifade edilmediği, dolaşıma girmediği bir ortamda, ne araştırmadan ne geliştirmeden bahsedebilirsiniz. Dolayısıyla, bu insan kaynaklarını bu kadar siyasi kaygılarla harcamanın bir anlamı yoktur. Eğer araştırmak, geliştirmek istiyorsak, yeni fikirlere, yeni insanlara ihtiyacımız var. Tabii ki yabancıların bu ülkeye gelip burada çalışmasına yönelik olarak bizim olumsuz bir tavrımız yoktur, aksine, buraya gelen yabancıların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - …düşünceleri yüzünden işten çıkarılmasına net bir itirazımız söz konusudur.

Bu Mardin Artuklu Üniversitesindeki duruma ilişkin olarak da Millî Eğitim Bakanlığını ve YÖK’ü bu konuyu acilen görüşmesi ve olumlu anlamda bir sonuca bağlaması için göreve davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özsoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, önerge oylamasında karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinde aşağıdaki değişliklerin yapılmasını arz ederim.

27/2/2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "yabancılara" ibaresi "yabancılar ile bilim ve teknolojiye katkısı bakımından anahtar personel niteliğinde olan yabancılara, ilgili arge projesindeki araştırmacı sayısının %20’sini aşmamak üzere…" şeklinde değiştirilmiştir.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde Fahrettin Oğuz Tor, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım.

Günümüzde ülke ekonomilerinin verimlilik düzeyleri ve üretim yapıları istikrarlı bir ekonomik büyümeye kavuşabilmek ve refah artışı sağlayabilmek açısından büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, dünyada araştırma geliştirme ve inovasyon faaliyetlerine yönelim ivme kazanmakta ve ülkelerin daha az kaynakla daha fazla katma değer yaratma çabası içerisinde oldukları görülmektedir.

Dinamik bir nüfus yapısına sahip olan Türkiye’nin 2023 yılı itibarıyla küresel bazda ilk 10 ekonomi arasında yer alabilmesi, 25 bin dolarlık kişi başına millî gelir ve 500 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabilmesi için mutlaka, muhakkak surette AR-GE ve inovasyon alanlarında atılım yaparak üretim yapması, dönüşüm yapması, dönüşüm gerçekleştirmesi gerekmektedir. Ancak baktığımızda, mevcut durum itibarıyla bu hedef sadece hayaldir.

Değerli milletvekilleri, 1950 yılında Güney Kore’nin fert başına düşen millî geliri 100 dolar civarındadır, Japonya’nın 130 dolar civarındadır, Türkiye’nin fert başına düşen millî geliri 200 dolar civarındadır. Bugün Güney Kore’nin satın alma paritesine göre fert başına düşen millî geliri 35.485 dolardır, Japonya’nın 46 bin küsur dolardır. Geçen süre içerisinde Güney Kore 350, Japonya ise yaklaşık 359 kat fert başına düşen millî gelirini artırmıştır. Türkiye ise ancak 50 kat artırabilmiştir.

Değerli milletvekilleri, her iki ülkenin nüfusu, yüz ölçümü, coğrafi şartları, iklim şartları ile ekonomik göstergeleri birlikte değerlendirildiğinde başarıları karşısında tek kelimeyle şapka çıkarmamız lazımdır.

Değerli milletvekilleri, Japonya-Kore-Türkiye karşılaştırmasında esasında ülkelerin yer değiştirmesi gerekiyordu. Zira, hadisişeriflerde buyruluyor ki “İki günü aynı olan ziyandadır.” Bu sadece uhrevi işler için değil, dünyevi işler için de böyledir. Siz hem böyle bir inanca mensup olacaksınız hem de -tabirimi mazur görünüz- yerlerde sürüneceksiniz.

Türkiye’nin imkânları Japonya’da, Güney Kore’de olsa herhâlde fert başına düşen millî gelir 100 bin dolar olurdu diye düşünüyorum. Bu ülkede taş taş üstüne koyana minnet duyarız ancak olması gereken bu değildir. Her gün kapınızda, telefonunuzda yalvarırcasına iş istemeler bu ülkeye asla yakışmamaktadır. Her gün gazetelerde yer alan imar yolsuzlukları, adam kayırma iddiaları, para sıfırlama iddiaları, Rıza Sarraf’ın arkasında kuyruk oluşturma iddiaları bu güzelim ülkemize yakışmamaktadır.

İslam inancı, inancımız en küçük bir yolsuzluk iddiasının dahi soruşturulmasını emretmektedir. Israrla söylüyorum, Cumhurbaşkanının bineceği otomobili Güney Amerika’ya götürmesi israftır ve İslami değildir. Finlandiya Cumhurbaşkanının örnek alınmasını tavsiye ederiz.

Kıymetli milletvekilleri, dünya genelinde 2009 yılında 1,2 trilyon dolar AR-GE harcaması yapılmıştır. Tahminlere göre, 2012 yılında bu rakam 1,4 trilyon dolara çıkacaktır. Çin 2009’da AR-GE’ye 154 milyar dolar harcamıştır. Japonya’nın harcaması 138 milyar dolardır, Güney Kore 40 milyar dolar harcamaktadır. Türkiye’nin ise harcaması sadece 11,1 milyardan ibarettir.

Yüksek teknoloji ürünleri daha rekabetçi ve katma değeri yüksektir. Asya-8 ülkelerinin yüksek teknolojili mallar ihracatı rakamı 576 milyar dolar, Çin’in 476 milyar dolardır. Çin, Japonya, Güney Kore ve diğer ülkeler bu başarıyı yakalamıştır. Cevabı, çalışmaktır, dürüst olmaktır, hırsızlatmamaktır, israf etmemektir, sorumluluk sahibi olmaktır, ideal ve heyecan sahibi olmaktır, adil olmak, işi ehline vermek, israf yapmamaktır.

Değerli milletvekilleri, AR-GE olmazsa olmazımızdır. Bakınız, Çin’de AR-GE faaliyetlerinde çalışan kişi sayısı 1 milyonun üzerindedir, Güney Kore’de 250 binin üzerindedir, ülkemizde ise bu rakam 65 bin civarındadır. Patent açısından baktığımızda, Çin’de 2011’de alınan patent sayısı 172 bindir, Türkiye’de bin rakamına bile ulaşmamıştır.

Sonuç olarak şunları söylemek istiyorum: Türkiye’de değil çağı yakalamak, maalesef, çağın oldukça gerisinde kalmamak için AR-GE faaliyetlerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – …desteklenmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bu sebeple tasarıyı destekliyor ve hayırlı olsun diyoruz.

Bu vesileyle yüce heyetinizi de saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesindeki "teknolojiye katkısı" ibaresinden sonra gelmek üzere "uluslararası düzeyde kabul görmüş" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Muharrem Erkek (Çanakkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında Muharrem Erkek, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 97 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 18’inci maddesine ilişkin verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bir hukukçu olarak büyük üzüntü duyduğum bir kararla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Evet, bugün İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi, Parti Meclisi üyemiz Avukat Sera Kadıgil’i bir yıl dokuz ay cezaya mahkûm etti ve bu cezayı ertelemedi. Avukat Sera Kadıgil, başka bir davada, duruşmada Cumhuriyet Halk Partisini savunurken yaptığı savunmayla ilgili bugün cezalandırıldı. Bu, hukuk adına büyük üzüntü verici bir karar ve maalesef, ülkemizde hukukun kuvvetinin değil, kuvvetlinin hukukunun devrede olduğunu bize gösteriyor.

Tasarıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tasarının geneline katılmakla birlikte tasarının yapısal bir reform içermediğini önemle vurguluyoruz. Unutmayalım ki AR-GE konusunda yapısal bir reform sağlayamazsak gelecekte ülkemizi teknolojik olarak küresel rekabette ön plana çıkaramayız. Tasarı böyle bir yaklaşım maalesef öngörmemektedir.

7 Haziran ve 1 Kasım seçim bildirgelerimizde AR-GE konusuna özel önem verdik. İnsan odaklı kalkınma modeli ve herkesi kapsayan bir büyüme anlayışıyla AR-GE’ye yönelik kapsamlı destek ve teşvik verilmesini savunmuştuk, savunmaya da devam ediyoruz. Yalnız, bu desteğin millî gelirin sadece yüzde 1’iyle yapılamayacağı da açıktır. Gelişmiş ülkelerde bu rakamın yüzde 3 olduğu düşünüldüğünde, bulunduğumuz durum pek de iç açıcı değildir. Ekonominin yeni yıldızı Güney Kore’de bu rakam yüzde 4,15’tir.

Değerli milletvekilleri, dünyada inovasyona dayalı ekonomilere baktığımızda üç ortak özellik görüyoruz. İlk olarak, bu ekonomilerde bilgiye ulaşmanın önünde ekonomik ve siyasal hiçbir engel yok yani demokrasi. İkinci olarak, inovasyona dayalı ekonomilerde adil rekabet yasal güvence altında yani hukukun üstünlüğü. Üçüncü olarak, yeni ekonomi dayanışmaya dayalı bir ekosistemde gelişiyor, ihtiyacı olana el uzatma ve dayanışma ruhu. Adına “bilgi toplumu”, “bilgi ekonomisi” denen bu yeni dönemin sacayağı aslında aydınlanma döneminden miras üç önemli değer: Özgürlük, adalet ve dayanışma. Peki, biz bu üç unsurda dünyada neredeyiz? Bilgiye ulaşma özgürlüğünde 180 ülke içinde 154’üncü sıradayız. 2015 Yılı Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre, Türkiye 99 ülke arasında 80’inci sırada. Bu rakamlar maalesef az gelişmiş ülkelerin rakamlarına denk geliyor. Dayanışmaya dair veriler de çok farklı değil. Yaratıcılık ve problem çözme becerisinde ileri seviyede yaratıcılığa sahip gençlerimizin oranı yalnızca yüzde 2,2; OECD ortalaması yüzde 11,4.

Hukukun üstünlüğünü sağlamadan, bilginin önündeki engelleri kaldırmadan, gerçek bir demokrasi yaratmadan maalesef kalkınma da mümkün olmuyor. Yeni ekonomik düzende özgürlük, adalet ve dayanışma olmadan soframızda ekmek de olmayacak.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri adalet ve özgürlük konusunda Türkiye’ye gerçekten çağ atlattı ama geriye doğru. Modern çağdan feodal çağa, hukuk devletinden polis devletine doğru geriye gittik ve gitmeye de devam ediyoruz. Demokratikleşmiyoruz, otoriterleşiyoruz. Böyle devam ederse 2023’te dünyanın ilk 10 ekonomisine girmeyi bırakın, ilk 20 bile hayal görünüyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından imzalanan genel gerekçesinde bir vurgu dikkatimizi çekti, “niceliksel kalkınma, niteliksel derinlik” vurgusu. AR-GE çalışmalarındaki niteliksel derinlik, umarım, dış politikadaki stratejik derinliğe benzemez. Malum, dış politikada stratejik derinlik diye yola çıktınız ve bugün, başımıza neler geldi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, 18’inci maddeye ilişkin önergemizin kabul edilmesini diler, hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinde yer alan “yenilik” ibaresinin “inovasyon” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                           Mahmut Toğrul                   Mehmet Emin Adıyaman

           Diyarbakır                                Gaziantep                                     Iğdır

          Mizgin Irgat                            Ahmet Yıldırım                   Mahmut Celadet Gaydalı

               Bitlis                                         Muş                                         Bitlis

BAŞKAN - Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 19 uncu maddesiyle düzenlenen 4817 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        İbrahim Özdiş                    Mustafa Hüsnü Bozkurt                     Kazım Arslan

              Adana                                      Konya                                      Denizli

          Murat Emir                    Nurhayat AltacaKayışoğlu                 Melike Basmacı

             Ankara                                      Bursa                                      Denizli

“j) Ülkemizin bilim, teknoloji, AR-GE, yenilik ve tasarım alanındaki gelişimine katkı sağlayacağı TÜBİTAK tarafından belirlenen koşullar çerçevesinde karar verilen yabancılara,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Melike Basmacı, Denizli Milletvekili

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“İçinde azıcık nur olmayana dışarıdan verilen öğüt fayda etmez.” demiş Yüce Mevlâna ama biz yine de diyelim ve anlaşılsın diye de umut edelim.

Ey AKP’liler, ülkemde altı aydır…

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Vay, vay, vay!

MELİKE BASMACI (Devamla) - …282 şehit verdiğimizi, türkü söyleyen, halaylar çekilen, efeler oynanan ülkemin yas evine döndüğünü…

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Vay, vay, vay!

MELİKE BASMACI (Devamla) - …anaların gözyaşlarının durmadığını, çocukların babasız kaldığını biliyor musunuz?

Ey AKP’liler…(AK PARTİ sıralarından “Oy,oy!” sesleri)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ey CHP'liler!

MELİKE BASMACI (Devamla) - …ülkemde işçinin, memurun, emeklinin elektriğinin ödemediği için kesik olduğunu, suyunun akmadığını… (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sükûnet içerisinde hatibi dinleyelim.

MELİKE BASMACI (Devamla) - …et yiyemediğini, hatta 1 liraya aldığı ekmeğe yüzde 58 zam geldi diye soğanı, sarımsağı bile katkı, katık edemediğini, sabah pazar pahalıdır diye gece karanlıkta pazara çıkıp siz ağalardan kalanları topladığını biliyor musunuz?

Ey AKP’liler, araç sigortalarını ödeyemediği için sigortasız araca binenleri, SRC belgesini çıkaramadı diye işten kovulanları, K1, K2 belgesine parası yetmediği için yük taşıyamadığı ya da kelle koltukta kaçak taşıyanları biliyor musunuz?

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Tiyatro sahnelerine eleman aranıyor!

MELİKE BASMACI (Devamla) – Ey AKP’liler, Diyarbakır, Suriye, Rusya pazarını yanlış dış politikalar yüzünden kaybettik diye ülkemde her gün iflas erteleme isteyenleri, fabrika kapatanları, boğazına kadar kredi borcu olan iş adamlarını biliyor musunuz?

Ey AKP’liler…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ey CHP’liler!

MELİKE BASMACI (Devamla) – Siz, ülkemde 17 milyon yoksul, 6 milyon işsiz, 350 bin atanamayan öğretmen, ziraat mühendisi, hemşire olduğunu, 26 milyonun antidepresan kullandığını biliyor musunuz?

Ey AKP’liler…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ey CHP’liler!

MELİKE BASMACI (Devamla) – …on üç yılda uyuşturucu kullanan sayısının yüzde 678 arttığını, fuhşun yüzde 790 arttığını, cezaevine girenlerin yüzde 437 arttığını ve çoğunun borçtan olduğunu, kadın şiddetinin yüzde 1.400 arttığını biliyor musunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda AK PARTİ’nin yüzde 50 aldığını biliyor musun sen? Onu söyle!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, dinleyelim hatibi efendim.

MELİKE BASMACI (Devamla) – Ey AKP’liler, sizin aranızdan çıkan sayın bakanların Mardin’de terörü türkü çığırarak çözmeye çalıştıklarını, 25 bin konut projesini unutturmak için teleferikte kartopu oynadığını, canına kıyan öğretmenlerle “Gösteri yapıyorlar.” diye eğlenenleri biliyor musunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Ey AKP’liler, siz bunları nereden bileceksiniz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasım sonucunu biliyor musun?

MELİKE BASMACI (Devamla) – Tam on üç yıldır ülkemdeki her devlet kuruluşunu babanızın malıymış gibi kullandınız.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU(Erzurum) –Ey CHP’liler, SGK’yı hatırlıyor musunuz?

MELİKE BASMACI (Devamla) – KİT’lere liyakatle değil, üniversiteli çocukların hakkını yiyerek siyasi mülakatlarla aldınız.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ey CHP’liler, İSKİ Gate’i hatırlıyor musunuz, İSKİ Gate’i? Yaşın tutmuyorsa da anlatayım ben sana!

MELİKE BASMACI (Devamla) – Ama, keşke Osmanlı padişahlarının tahtına, şatafatına özeneceğinize Kanunî Sultan Süleyman’ın dediği “Beni gömerken bir elimi dışarıda bırakın, o elimi görsünler ve koskoca Sultan Süleyman bile bu dünyadan bir şey götüremedi.” sözünü şiar edindirdiniz.

Saygılarımla.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda AK PARTİ kaç oy aldı, onu biliyor musun?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Basmacı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinde yer alan “yenilik” ibaresinin “inovasyon” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Celadet Gaydalı (Bitlis) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında Sayın Celadet Gaydalı, Bitlis Milletvekili.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu maddeyle, bilim, teknoloji, AR-GE, yenilik ve tasarım alanında gelişmeye katkı sağlayacak nitelikli yabancıları desteklemek amaçlanmaktadır. AR-GE faaliyetlerine destek verilmesi ve bu alandaki çalışmalara yönelik teşviklere karşı değiliz fakat burada önceliğin öz kaynaklara verilmesi taraftarıyız.

Bilimin diyalektiği göz önüne alındığında, bilimsel ilerlemenin din, ırk, renk veya mezhep kriterlerine göre değil, evrensel akıl ve öngörü üzerinde yükseldiğini kabul etmeliyiz. Bu temelde, bilimsel ilerlemeyi güçlendirecek, toplumsal bilgiyi artıracak, teknolojik gelişmeleri sağlayacak katkı nereden gelirse ve nasıl geliyorsa gelsin, toplumun yararına hizmet ediyorsa, yaşamı, emeği önceliyorsa önemlidir ve aynı zamanda desteklenmelidir.

Burada temel konu şu: Bilimsel, teknolojik ilerleme ve gelişimde dışa bağımlılığı azaltacak uzun erimli planlara ihtiyacımız var; bu da ancak sağlıklı ve nitelikli bir eğitim politikasıyla mümkündür.

Eğitimin her evresi çok mühimdir çünkü ardışık olarak birbirlerine hazırlık yaparlar. Kuşkusuz ki yükseköğretim de bu işin finalidir. Bugün ülkemizde, üniversitelere baktığımız zaman, durumumuzun iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz. AR-GE çalışmalarında atılım yapmak ve öncü bir ülke olmak, bilgi birikimi ve bilimsel gelişimle doğru orantılıdır. Bilginin ve bilimsel ilerlemenin dinamiği olan üniversitelerin bu rolünün ancak ve ancak özgür düşüncenin, bilimsel ve akademik özgürlüklerin güvence altında olduğu dönemlerde ve ortamlarda olduğu görülmektedir. Fakat, bugün Türkiye’de üniversitelerimiz, başta YÖK olmak üzere Hükûmetin ve polisin baskısı altındadır. Akademisyenlerin siyasal ve toplumsal sorunlara ilişkin çağrıları “vatan hainliği” olarak değerlendirilmekte, haklarında gözaltı kararları verilmekte, soruşturmalar açılmaktadır. Üniversite kapılarında polis kimlik kontrolü yapmakta, kampüslerde özel güvenlik noktaları kurulmaktadır.

Savaş politikalarının, güvenlikçi zihniyetin, siyasal kadrolaşmanın, ideolojik kutuplaşmanın Hükûmet politikalarıyla derinleştirildiği, akademik özgürlüklerin askıya alındığı böylesi bir süreçte Türkiye’de bilimsel bir gelişmeden söz etmek mümkün olmayacağı gibi, AR-GE çalışmalarında da, hangi düzenlemeyi yaparsanız yapın, herhangi bir ilerleme olmayacaktır. Barışın inşası, özgürlüklerin artırılması, toplumsal adalet ve eşitliğin sağlanması, demokrasinin güçlendirilmesi AR-GE çalışmaları açısından da öncelik arz etmektedir. Bunların sağlanmadığı bir ortamda gelişim beklemek hayalciliktir. Savaşın yüceltildiği, ölümün kol gezdiği bir atmosferde, sokağa çıkma yasaklarının, ablukaların rutine dönüştüğü bir ülkede bilim nasıl ilerleyebilir? Bilim, bilgi ve ona bağlı bütün gelişmeler yalnızca huzur, barış ve özgür ortamlarda gelişir. Bizlerin ilk ve önemli görevi, halklar arası sevgi ve kardeşlik tohumlarını ekmemizdir. Toplumlar bizden bunu bekliyor. Türkiye halkları “barış, demokrasi” dedikçe karşımıza savaşa ve askerî harcamalara öncelik veren bir anlayış dikilmektedir. Bugün, bu anlayış, yurtta barış sürecini ve istikrarı bozup savaşı başlattığı yetmiyormuş gibi şimdi de Suriye’ye girme planları yapıyor, ülkeyi savaşa sokmaya çalışıyor; Suriye’de kendi özgürlüğü için mücadele eden Kürt, Arap, Türkmen güçlerinin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçlerini top ateşine tutuyor. IŞİD ve El Kaide’nin sınırda hâkimiyet kurmasından mutlu olan, “bin yıllık kardeşim” dediği Kürt’ün ise en ufak kazanımından rahatsız olan bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Hükûmetin Türkiye’yi soktuğu yol, bu çıkmaz yoldur.

Son olarak şunu belirteyim: Hamaset, belki siyasetle, belki sosyal yaşamla bağdaşabilir fakat teknolojiyle asla bağdaşamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaydalı.

Önergeyi oylarınıza…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır. Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinde yer alan “yenilik” ibaresinin “inovasyon” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                           Mahmut Toğrul                   Mehmet Emin Adıyaman

           Diyarbakır                                Gaziantep                                     Iğdır

          Mizgin Irgat                               Erol Dora                              Ahmet Yıldırım

               Bitlis                                      Mardin                                        Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora.

Süreniz beş dakikadır.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 97 sıra sayılı, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hazırlanan tasarının gerekçe kısmında ana eksenler “yüksek katma değerli ürünlerin üretilmesini sağlamak ve desteklemek, AR-GE insan kaynağı kapasitesini artırmak, bilgiyi ticarileştirmek, teknoloji ve yenilikçi şirketlerin ortaya çıkmasını ve gelişimini desteklemek, üniversite-sanayi iş birliğini geliştirmek ve kurumsallaştırmak” biçiminde belirtilmiştir.

Değerli milletvekilleri, elbette üniversitelerde üretilen bilimsel bilgilerin, nitelikli bir toplumsal yaşamı inşa etmede çağdaş, teknik araçların geliştirilmesiyle medeni bir yaşamı teçhiz etme yolunda önemi çok büyüktür.

Araştırma geliştirme faaliyetlerinin önemsenerek buna dönük teşvik edici ekonomik politikaların geliştirilmesi, akademilerin ve akademisyenlerin özenle geliştirdikleri çalışmaların toplumsal yaşamda ihtiyaç hissedilen alanlarda kullanıma sokulmasına dönük yasama çalışmaları da son derece önemsediğimiz bir husustur.

Eklemek gerekir ki üniversiteler bağlamında yaratıcı teknik tasarımların, ekonomik değeri yüksek tasarımların ortaya çıkabilmesinin temel ön koşullarından en önemlisi de hiç şüphesiz ki özgür bir çalışma ortamıdır. Bunun yanında unutmamak gerekir ki toplumsal yaşam gündelik yaşamda kullanılan teknik araç ve gereçlerden ibaret değildir, üniversiteler de sadece teknik ve mühendislik bölümlerinden ibaret bir yapı değildir. Üniversiteler, teknik bilimlerden mühendislik bilimlerine, hukuktan tıbba, doğa bilimlerinden sosyal bilimlere, yaşamın her alanına dair gerçek bilgi arayışının kurumsallaşmış biçimidirler.

Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki fen bilimleri kadar sosyal bilimlerin çalışma alanları olan sosyoloji, hukuk, tarih, antropoloji, arkeoloji, psikoloji, eğitim bilimleri gibi disiplinlerin ve bu disiplinler üzerinde çalışan akademisyenlerin ortaya koydukları bulgular, veriler de nitelikli bir toplumsal yaşamın nasıl mümkün olabileceğine dair hayati ipuçları sunanlar. Elbette, bilimsel faaliyetlerin ortaya çıkabilmesinin en temel şartı özgür bir çalışma ortamı ve bilimsel verileri beyan edebilme yani ifade özgürlüğüdür.

Değerli milletvekilleri, bu bağlamda, üniversiteler, akademisyenler ve ifade özgürlüğü üzerinde durmak kaçınılmazdır. İfade özgürlüğünün demokrasinin temel değerlerinden biri olması, onunla ilgili taleplerin asli muhatabının devlet olduğu anlamına gelir ve öncelikle kamu otoritelerinin keyfî müdahalesinden korunması gerekir. Bu ise kişilerin görüş, duygu ve düşüncelerini ifade etmelerinin devletçe keyfî olarak engellenmemesini ve ifade ettikleri düşüncelerinden dolayı da kamu otoritelerinin herhangi bir baskıcı muamelesiyle karşılaşmamalarını gerektirmektedir; yine devletin başka kişi ve gruplardan gelebilecek baskılara karşı da bu özgürlüğün öznesini korumasını gerektirir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ifade özgürlüğü toplumda kanaat oluşumunun ve kamusal tartışmanın varlığını mümkün kılar. Fikirlerin serbestçe dile getirilemediği bir toplumda kamusal, toplumsal meseleler hakkında sağlıklı bilgi ve fikir edinmek ve neyin kamunun iyiliğine olduğunu tespit etmemize imkân verecek bir tartışma ve müzakere ortamını oluşturmak mümkün değildir. Kamu otoritelerinin ve iktidarın alenen eleştirilebilmesi demokrasinin temel taşıdır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Avrupa Birliği Türkiye 2015 İlerleme Raporu’nda, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve özel hayatın gizliliğinin endişe verici boyutlarda olduğu, 2015 yılında 80 bin İnternet sitesinin engellendiği, Türkiye'nin Twitter’a içerik silme ya da hesapların askıya alınması için dünyada en fazla başvuru yapan ülke olduğu ve daha da uzayıp giden, Türkiye adına son derece kötü bir tabloyla karşılaşmaktayız.

Değerli milletvekilleri, bugün, bilgiye erişim haklarımızın âdeta askıya alındığı, direnen birkaç basın organı dışında da tek sesli bir koro hâline getirilmiş ve iktidar güdümünde hareket etmekten başka seçenek bırakılmamış bir medya ve barış isteminin dahi vatan hainliğiyle eş tutulduğu ibret verici bir durumla karşı karşıya bulunmaktayız. Dilerim ki bundan sonra ifade özgürlüğünün gelişmesi bağlamında bütün siyasi partiler gereken özeni gösterir diyor, tekrar hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı...

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Etmeyenler...

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan, karar yeter sayısı için elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinde yer alan “görevli” ibaresinin “görev alanı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                             Mehmet Emin Adıyaman

                   Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

                 Mizgin Irgat                                     Ahmet Yıldırım

                      Bitlis                                                  Muş

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, bugün, Suriye’yle ilgili Hükûmetin politikalarına ilişkin Hükûmet adına yirmi dakikalık bir konuşma süresi varken Sayın Savunma Bakanının on dakikalık konuşmasından sonra, gönül isterdi ki Dışişleri Bakanı da kalan on dakikalık süre içinde Suriye’ye ilişkin ve genel olarak da Orta Doğu politikalarına ilişkin Meclisi bilgilendirmiş olsaydı ama maalesef, Dışişleri Bakanı bu konuda bir bilgilendirme yapmadı, sadece Savunma Bakanı işin savunma boyutuna, bir bakıma işin askerî boyutuna vurgu yaptı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Suriye dolayısıyla Orta Doğu’ya ilişkin Türkiye'nin kısa vadeli değil, belki önümüzdeki otuz yıllık, elli yıllık süreç boyunca nasıl bir politika izleyeceğine ilişkin, maalesef, ne Hükûmetin ne de ilgili bakanlığın Meclise vermiş olduğu bir bilgilendirme yok. Zaten, geçmişte de öyleydi; üç, dört yıl öncesine kadar Suriye’yle neredeyse stratejik iş birliği, Suriye neredeyse Orta Doğu’daki en yakın müttefikimiz iken, Hükûmetin bugün diktatör olarak ilan ettiği Beşar Esad Sayın Cumhurbaşkanıyla aile boyu tatil yaparken üç yıl sonra tamamen zıddına, tersine bir politikayla şimdi “Suriye düşman ülke, Suriye Hükûmeti düşman hükûmet” şeklinde bir politika oluştu. Gerçekten, Türkiye'nin Orta Doğu’ya yönelik politikası ne yani nasıl bir politika? Orta Doğu’da müttefikler kimler? Düşman dinamikler kimler? Orta Doğu’da Skyes-Picot Anlaşması’nın 100’üncü yıl dönümünde, özellikle iktidar partisi belki sevinerek Skyes-Picot’un miadını tamamladığını ve çözüldüğünü söylüyor. E, doğrudur, zaten, Skyes-Picot Anlaşması bundan yüz yıl önce, âdeta Japon yapıştırıcısıyla farklı inançları, farklı mezhepleri, kimlikleri zoraki bir dayatmayla birbirlerine yapıştırıp işte, bildiğimiz Sünni yapay bir Suriye devletini oluşturdu ama neydi bu devletin temel paradigması? Arap milliyetçiliğine dayalı Baas ideolojisi. Bu ideoloji yüz yıl sonra, zorla, baskıyla, şiddetle devam ettirilmesinin sonucu olarak bugün karşılaştığımız gerçeklikle yüz yüze kalacaktı ve parçalanacaktı, nitekim parçalanıyor. Nedir bu? Tarihsel, doğal dinamiklerine dönüyor aslında Suriye. Suriye’de Kürtler var, bu bir gerçeklik, Sünni Araplar var ve Şii Araplar var; bir azınlığın tahakkümüne veya tek bir etnisitenin tahakkümüne dayalı bir iktidar olamayacağına göre parçalanacaktı. Dolayasıyla, Türkiye'nin şu anda Suriye’de dayandığı hiçbir dinamik yok; mevcut Baas iktidarı düşman, Kürtler düşman, geriye kala kala elde işte IŞİD kaldı, El Nusra kaldı, bunlar da çözülüyor dolayısıyla Orta Doğu’daki politikası iflas etmiş durumda.

Yapılması gereken şey şu: Orta Doğu ve dolayısıyla Suriye’de taşlar yerli yerine otururken, yüz yıl önceki Sykes-Picot’la yapay oluşturulan yapılar çözülürken Türkiye'nin kısa vadeli değil, Kürt düşmanlığı üzerinden, YPG, YPJ veya PYD düşmanlığı üzerinden değil, önümüzdeki elli yıl, belki yüz yıl Orta Doğu’da nasıl ittifaklar gerçekleştireceğine, nasıl bir diplomasi yürüteceğine, dost ve müttefik güçlerin kimler olacağına karar vermesi lazım ve politikayı buna göre belirlemesi lazım. Yarın ne olacaktır? Muhtemelen, IŞİD, El Nusra gibi çeteler tasfiye edilince salt Kürtler orada bir statü elde etmesin diye belki de Hükûmet, düşman ilan ettiği Beşar Esad’la gidip sarmaş dolaş olacak, böyle bir durumda Rusya’yla sarmaş dolaş ya da İran’la olacak ya da doğru olan şeyi yapması gerekiyor; şimdiden, tıpkı Irak’taki gibi Suriye Kürtleriyle ittifaka dayalı, eşitliğe dayalı, onların statüsünün tanınmasına dayalı bir dostluk politikası geliştirmesi lazım, böyle bir dış politika geliştirmesi lazım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinde geçen "göreve" ibaresinin “çalışmaya” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Kazım Arslan                                  Hüseyin Çamak                                 İbrahim Özdiş

                  Denizli                                              Mersin                                               Adana

     Mustafa Hüsnü Bozkurt                              Murat Emir                           Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                   Konya                                              Ankara                                               Bursa

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge maddeye en aykırı önerge olup okuttuktan sonra işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinde yer alan "mesleki eğitime, staja veya bursiyer olarak göreve" ibaresinin “mesleki eğitime, staja veya bursiyerler şeklinde göreve” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                İdris Baluken                                  Mahmut Toğrul                          Mehmet Emin Adıyaman

                  Diyarbakır                                         Gaziantep                                             Iğdır

                 Mizgin Irgat                                    Ahmet Yıldırım                              Ayşe Acar Başaran

                      Bitlis                                                  Muş                                                Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Ayşe Acar Başaran, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilim ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun 22’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Evet, kanunun başlığında “araştırma ve geliştirme faaliyetleri” yer alsa da maalesef ki yakında Türkiye’de araştırılacak -en azından kültürel olarak- hiçbir yapı kalmayacak. Bunun en önemli örneği de bugün Batman sınırları içerisinde olan Hasankeyf’in sadece elli yıllık bir proje için sular altında bırakılmasıdır.

Bugün iktidarın “gelişme” dediği tek alan, maalesef, Türkiye'nin dört bir yanında HES’ler, barajlar ve dağların tepelerine kadar bütün doğayı tahrip eden yollardır.

Bugün, dediğim gibi, benim açımdan en önemli konulardan biri Hasankeyf’tir. Hasankeyf, UNESCO’nun dünya mirası kriterlerinin onda 9’unu taşımasına rağmen, bugün sadece elli yıllık bir su için, elli yıllık bir proje için şu anda sular altında bırakılıyor ve Hasankeyf halkı zorla evlerinden göç ettirilip ucube, sadece maket olarak kabul edilebilecek başka bir alana taşınıyor.

Bugün, bin yıllardır bütün medeniyetlerin beşiği olan Hasankeyf’in aslında yerinden edilmesi bir şekilde kültürel asimilasyonun da bir parçasıdır.

Yine, son süreçte, özellikle sokağa çıkma yasaklarının olduğu bölgelerde tarihî yapılar bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak bombalanmakta, oradaki bütün tarihî yapılar yerle bir edilmektedir. Bu da yine, dediğim gibi, tarihsel olarak -bir milletin tamamen kültürünü yok ederek, aslında o milletin bir yönüyle geçmişini yok ederek- asimilasyonun bir parçasıdır.

Gelişmekten kastımız sadece, dediğim gibi, her tarafa barajlar kurmaktır. Ama, bakarsanız, bir taraftan da şu anda bilim yuvası olan üniversitelerde hiçbir bilimsel araştırmanın yapılması mümkün değildir. Çünkü en ufak bir muhalif ses çıkaran bilim adamları bir şekilde soruşturmalara maruz kalmakta ve bu bilim yuvalarının dışına itilmektedir. Yani sadece iktidarın “benim bilim adamım” dediği, sadece kendi ideolojisiyle bağlı olanları kendi bünyesinde tuttuğu şu anda üniversitelerle maalesef karşı karşıyayız. Bu üniversitelerden de sonuç olarak ortaya çıkacak, geleceğimiz dediğimiz gençlerin nasıl tek tip, muhakeme yetenekleri olmayan, maalesef sadece bir düşünce çerçevesinde şekillenmiş olacağını ve geleceğimizin de bu şekilde nasıl karartıldığını hepimiz net olarak görüyoruz.

Yine, bilim yuvaları dediğimiz özellikle ilkokullarda ve ortaokullarda öğretmenleri sürekli baskı altında tutmak, eğitime sürekli darbe niteliğini taşıyor. Bu şekilde gelişmekten söz ediyorsak sadece söz üzerinde, sadece yazı üzerinde, sadece iktidarın kendi istekleri, kendi çıkarları doğrultusunda bir şekilde gelişmekten söz ediliyorsa bunu kabul etmememiz mümkün değildir. Bu şekilde gelişmek ve ilerlemek bu ülkenin kaderi olmamalıdır. Söz üzerinde, kâğıt üzerinde burada çıkaracağımız hiçbir yasa önümüzdeki gelişimi, teknolojiyi ya da bilimi geliştirmeyecektir.

Onun için, özellikle, dediğim gibi, bütün gelişmeyi, tarihi tahrip ederek, bütün doğayı tahrip ederek sadece rant üzerine kurulan bir gelişme sisteminden, bir zihniyetten vazgeçerek gerçekten bu ülkenin daha aydınlık yarınlarında hep beraber buluşabileceğimiz şekilde bilim yuvalarında gerçek bilimin üretilebilmesi için hep beraber el ele vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ben, tekrar, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar Başaran.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Kara yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır. Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinde geçen "göreve" ibaresinin “çalışmaya” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hüseyin Çamak (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hüseyin Çamak, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Çamak. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

5510 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “mesleki eğitime veya staja” ibaresi “mesleki eğitime, staja veya bursiyer olarak göreve” şeklinde değiştirilmiştir. Bu kanun değişikliğiyle beraber kamu destekli projelerde görev alan bursiyerlere sigorta imkânının sağlanmasını olumlu karşılıyoruz. Fakat, burada muğlak olan “görev” ibaresinin bilinçli olarak tercih edildiği kanısındayız. Bunun yerine daha net bir anlam içerecek bir görevi icra etme açısından “çalışma” sözcüğünün tercih edilmesi gerektiği kanısındayız.

Bu araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunacak olan stajyer ve bursiyerler mesleki alanlarında yoğun olarak emek harcamaktadır. Özellikle bilgi teknolojisinin son derece önemli bir anlam ifade ettiği bu çağda AR-GE faaliyetlerinde bulunanlar, belirli bir görevden ziyade, eğitim alırken aynı zamanda başlı başına bir meslek icra etmektedirler. Öte yandan, sigorta imkânı tanımak için gerçekleştirilen değişikliklerle durumları iyileştirilmeye çalışılan stajyer ve bursiyerlerin eğitimleri formaliteden ibaret olmamalıdır. Bu mesleki eğitimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayıp ehil olduklarından emin olunmalıdır, “Sen git, sürenin sonunda gel, staj belgeni al.” şeklinde olmamalıdır. Fakat maalesef, ülkemizde bazen işler bu şekilde gerçekleştirilmekte ve buna engel olmak için denetim mekanizmaları görevlerini yerine getirmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi stajyer ve bursiyer öğrencilere asgari ücretin yüzde 33,5’u burs yaptıkları yani staj yaptıkları kurumlar tarafından ödenmektedir ama ne yazık ki bunun da zaman zaman ödenmediğini bilmekteyiz, bunun sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekir.

Ayrıca, AR-GE ve tasarım alanında çalışan yurt dışındaki vatandaşlarımıza belli kolaylık ve istisnalar tanınarak ülkemizde de bu alanda eğitim gören öğrencilerin çalışma alanlarında araştırma laboratuvarlarında da istihdamı ve stajı sağlanmalıdır. Bunun yanı sıra, bu AR-GE Kanunu’ndaki değişikliklerle yabancıların yasal güvenceleri sağlanarak çalışmaları yabancıların daha fazla katkı sunacakları turizm gibi alanlara da yansımalıdır.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla AR-GE’de çalışan stajyer ve bursiyerlere sigorta güvencesi garanti altına alınmışken yine bu 5510 sayılı Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamındaki milyonlarca vatandaşımızdan işsiz oldukları için zorunlu ücretler hâlen alınmaya devam edilecektir. Gelir testinden geçip ödemesini yapamayan veya gelir testini yaptırmayıp en yüksek oranda ödemek zorunda bırakılan vatandaşlarımızın hâli ne olacak? Gün geçmesin ki hastane kapısından birileri arayıp “Sigorta paramı yatıramadım, onun için bakılamıyorum, sağlık hizmeti alamıyorum. Bizim hâlimiz ne olacak?” Oysa hepimizin bildiği gibi sağlık doğuştan bir haktır. Anayasa’nın 56’ncı maddesi devletin herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla görevli olduğunu belirtmektedir. Burada “Parası olmayana veya sigortası olmayana böyle bir hak sunulmaz.” diye bir ibare yoktur. O hâlde neden bu vatandaşlara GSS zorunlu olarak ödetilmek isteniyor ve neden bu vatandaşlar hep hastane kapılarından çevriliyor? Meclis olarak GSS mağdurlarımıza bir çözüm bulmamız gerekli. Artık bize gelen telefonların, e-postaların, mesajların, “tweet”lerin haddi hesabı yok. Bunlara bir çare bulalım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde yer alan “kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen projelerde görevli bursiyerler” ibaresinin “kamu kurum ve kuruluşlarının desteklediği ve/veya finanse ettiği projelerde görev alan bursiyerler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                             Mehmet Emin Adıyaman

                   Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

                 Mizgin Irgat                                     Ahmet Yıldırım

                      Bitlis                                                  Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Sayın İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, araştırma geliştirmeyle ilgili önemli bir yasa tasarısı görüşüyormuşuz gibi bir izlenim veriyoruz ama şu anda Türkiye’deki mevcut ortamın ne AR-GE çalışmalarını geliştirmeye yönelik ne de “academia”da bir özgürlük sağlamaya yönelik hiçbir demokratik içerik taşımadığını en başından ifade etmek istiyoruz. “Academia”da, üniversitede araştırma geliştirmeyi, özgürlüğü tamamen kısıtlayan, tamamen demokrasiyi rafa kaldıran, mevcut hukuk devleti anlayışını bitiren bir hükûmetin getireceği yasal düzenleme de ancak bu kadar olur.

Eğer bu yasa tasarısı savaşla ilgili bir araştırma geliştirme olsaydı o konuda gerçekten başarılı işler yapmıştınız, burada da önemli tartışmalar yürütülebilirdi çünkü diyalog masaları nasıl devrilir, savaş nasıl başlatılır, sivillere yönelik katliamlar nasıl devreye konulur, dışarıda belaya nasıl bulaşılır, içerideki savaştan sonra dışarıda da ülkeyi savaşa doğru nasıl sürükleriz noktasında gelmiş geçmiş en başarılı hükûmetlerden birisiniz. Bunu açık bir şekilde ifade etmek gerekiyor. Hatta o kadar başarılısınız ki işte, o dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanı, geçmişte Orta Doğu’daki savaşlara neden bulaşmadık diye şimdi öz eleştiri veriyor, 1 Mart tezkeresiyle “Irak’taki savaşa neden müdahil olmadık?” diye Türkiye kamuoyunun gözünün içine baka baka açıklamalar yapıyor. Doğrusu dehşete kapılıyoruz yani bütün dünya Irak’taki vahşeti, Irak’taki oluk oluk akan Müslüman kanını sorgularken, oradaki emperyal planların bu coğrafyaya hangi faciaları getirdiğini ortaya koyarken bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıp “1 Mart tezkeresine onay vermemekle çok büyük bir hata yaptık.” diyor. O dönemin savaşın yürütücülerine bakın hiç kimse o savaşa sahip çıkma cesaretini gösteremiyor. Tony Blair defalarca İngiliz kamuoyundan özür diledi “Biz aldatıldık, Irak’la ilgili yanlış bilgiler bize verildi.” dedi. Bush’la ilgili herhâlde çok fazla bir şey ifade etmeme gerek yok ama Amerika, Irak’taki o savaş sürecinden ilk fırsatta hemen askerini geri çekip bölgede işte sizin Hükûmetinizin de olduğu gibi kendisine âdeta taşeronluk yapan, jandarmalık yapacak olan güçlerin arayışına girdi.

Şimdi, ortada böyle bir tablo varken, biz, hâlâ, 1 Mart tezkeresinde niye onay vermemişiz de, niye Irak’ta oluk oluk akan Müslüman kanına ortak olmamışız diye bir tartışma yürütüyoruz. Neyse bereket ki yani bu sıralardan çok fazla ayrıksı düşünce gelip burada ifade edilmiyor ama AKP içerisinde de artık ayrıksı bazı düşünceler yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.

O dönemin bakanlarından birisinin çıkıp kendi oyuna sahip çıkması, “Ben bu oyu kullanmakla en doğru işi yaptım ve o dönemin suçlarına, emperyal suçlarına ortak olmadım.” açıklamasını yapması son derece önemlidir. Keşke bugün de bu savaş politikalarına karşı bu sıralardan bu şekilde itirazlar yükselse. On yıl sonra itiraz yükseltmenin çok fazla bir anlamı kalmıyor. On yıl sonra çıkıp “Bu koca çınarın altında hangi güneşe ulaşmamış hakikatler var.” açıklaması yapmak maalesef süreci geriye götürmüyor, yaşanan kayıpları tekrar bize kazandırmıyor. O nedenle, özellikle burada AKP sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarıma da AKP’nin kurucu kadrolarının şu anda nerede olduğuna, nasıl bir tutum içerisinde olduğuna bir bakmalarını tavsiye ediyorum.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Akıl verme, sen kendine bak.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Size doğru gelen neyse, vicdanınızdan gelen ses neyse çıkıp onu burada dile getirin. Bir yerden gelmiş olan talimatla burada sadece parmak indirip parmak kaldırıp vekillik yaparsanız biz de işte karar yeter sayısı isteyerek sizin içerisine düşmüş olduğunuz o durumu bütün halkımıza göstermek durumunda kalırız.

Umarım içinizde demokrasi gelişir, umarım o güneşle buluşmamış olan hakikatler bir an önce gün yüzüne çıkar ve sizin için de memleket için de hayırlı sonuçlar doğar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Aklını kendine sakla.

BAŞKAN – Sayın Bakan, 60’ncı maddeye göre söz talebiniz mi var efendim?

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Evet.

Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında Hükûmetimizi taşeronlukla suçladı. Sadece AK PARTİ hükûmetleri değil, hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti hiç kimseye taşeronluk yapmaz. Kayıtlara geçmesi için özellikle ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/540) (S. Sayısı: 97) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde yer alan “kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen projelerde görevli bursiyerler” ibaresinin “kamu kurum ve kuruluşlarının desteklediği ve/veya finanse ettiği projelerde görev alan bursiyerler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                             Mehmet Emin Adıyaman

                   Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

               Ahmet Yıldırım                                     Mizgin Irgat                                         Erol Dora

                       Muş                                                  Bitlis                                                Mardin

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İbrahim Özdiş                              Mustafa Hüsnü Bozkurt                               Kazım Arslan

                   Adana                                                Konya                                                Denizli

                Murat Emir                              Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                   Ankara                                                Bursa

MADDE 24 – 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel sağlık Sigortası Kanununun 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “bu öğrencilerin eğitim gördükleri okullar” ibaresinden sonra gelmek üzere “kamu kurum ve kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları/üst kuruluşları tarafından desteklenen projelerde görevli bursiyerler” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı metnine eklenen “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları/üst kuruluşları tarafından desteklenen projelerde görevli bursiyerler” ibaresi ile ilgili maddenin kapsamı genişletilerek daha fazla bursiyerin iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamına alınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde yer alan “kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen projelerde görevli bursiyerler” ibaresinin “kamu kurum ve kuruluşlarının desteklediği ve/veya finanse ettiği projelerde görev alan bursiyerler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Erol Dora konuşacak efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EROL DORA (Mardin) – 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; otuz yıllık düşük yoğunluklu savaştan sonra tecrübe etmeyi denediğimiz çözüm ve barış süreci ülkemizin tamamına rahat bir nefes aldırmıştı, bunu hiçbirimiz inkâr edemeyiz. Bu sürecin en önemli kazanımlarından birisi de sorunlarımızı birbirimize ifade ederek, diyalogla, müzakereyle çözebileceğimize dair umutların yeşermiş olmasıydı.

Bu bağlamda, geçtiğimiz haftalarda başlayan ve hâlen de devam eden aydınların, akademisyenlerin, sanatçıların, sporcuların barışa ses veren çabalarını hepimizin önemsemesi gerektiğine inanıyorum. Buna karşın akademisyenlerin cezalandırılmakla tehdit edilmesi, barış isteyen tüm kesimleri dehşete düşürmektedir. Onlarca akademisyen, kangren hâline gelmiş toplumsal bir meselemiz hakkında fikirlerini beyan ettikleri için gözaltına alınıyorlar, evlerine baskınlar düzenleniyor, üniversitelerden atılıyorlar, sporculara cezalar veriliyor, buna da hep birlikte karşı durmamız gerektiğine inanıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; akademisyenlerin toplumsal alana dair, ülke barışına dair, savaşlara ve ölümlere dair söz söylemeleri, bu konuda rol üstlenmeleri topluma örnek olan ve bizlerin de teşvik etmesi gereken bir tutumdur. Bir siyaset bilimci elbette toplumsal barışın tesisine dair siyasi yöntemler konusunda çalışmalar yapacak ve bu konudaki fikrini de toplumla paylaşabilecektir. Bir sosyolog elbette sosyal, toplumsal alanda yaşanan her türlü sorunla ilgili fikirlerini beyan edecektir. Bu, onun her şeyden önce aynı zamanda görevidir. Toplumsal bir meseleyle ilgili görüşlerini ifade etmesi için bir akademisyenin sosyal bilimci olmasına da gerek yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulusal güvenlik ve güvenlikçi politikalar gerekçesiyle eleştirel düşünce sansürlenmekte ve cezalandırılmaktadır. Eleştirel tartışma ortamının “ihanet” olarak damgalanması, iktidara yöneltilen eleştirilerin “devletin bütünlüğünü bozma girişimi” biçiminde maniple edilmesi özgür düşünceye gözdağı verme girişimidir, bunu kabul etmemiz asla mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, en faşizan rejimlerde bile eşine az rastlanır yöntemlerle, Kürt kentlerine yönelik aylardır “sokağa çıkma yasağı” adı altında, hukuki temeli bulunmayan keyfî ablukalar uygulanmaktadır. Türkiye toplumu 100 bini aşkın nüfusa sahip Cizre ilçesinde neler olup bittiğini bilmemektedir, Parlamento bilmemektedir. Tam bir bilgi karartması yaşatılmaktadır. Sivil insanlar, yaralılar tüm çağrılarımıza ve girişimlerimize karşın “vahşet bodrumu” olarak nitelendirdiğimiz sığınaklarda vahşice ölüme gönderilmiştir. Cenazelerin otopsi süreçleri apar topar ve gizlice yapılmaktadır. Otopsilere avukatlar alınmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, yaşanan vahşet karşısında parti olarak tüm girişimlerimiz Hükûmet ve bağlı birimlerince engellenmiştir. Bölgenin seçilmişleri olarak kentlere girişimize izin verilmemiştir. İnsanlarımızın en temel hakkı olan yaşam hakkı en vahşi yöntemlerle ayaklar altına alınmıştır. İnsanlarımızın göz göre göre ölümüne razı olmamız beklenmektedir, toplum duyarsızlaştırılmak istenmektedir. Yurttaşlarımıza yönelik hak ihlallerinin dile getirilmesine bile tahammül edilmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geldiğimiz noktada, gerek Kürt halkının ve gerekse diğer halkların ve inançların “eşit yurttaşlık” temelinde kimlik haklarının yasal güvenceye alınması ertelenemez bir aciliyet arz etmektedir. Gerek Hükûmetin gerekse diğer siyasi partilerin, ülkede olup bitene kriminal pencereden bakmaktan bir an önce vazgeçip ortak vatanda eşit ve özgür yurttaşlığın bir an önce tesis edilebilmesi yönünde yapısal değişiklikler üzerinde yoğunlaşmaları gerektiğine inanmaktayız. Demokratik bir toplumsal yaşamın ön şartı eşit ve özgür yurttaşlıktır. Eşit ve özgür bir yurttaşlığı tesis edemediğimiz müddetçe gerçek bir barışı elde etmemizin de mümkün olmadığını belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı talebi vardır. Karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan, karar yeter sayısına ilişkin oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinde yer alan “şeklinde” ifadesinin “biçiminde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                      Mahmut Toğrul                               Mehmet Emin Adıyaman

                Diyarbakır                                            Gaziantep                                                 Iğdır

            Ahmet Yıldırım                                       Mizgin Irgat

                    Muş                                                    Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin başlığının değiştirilmesine ilişkin önerge verdik.

Değerli arkadaşlar, 25’inci madde, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’un başlığının değişikliğine ilişkindir. Tabii, tasarıda “Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun.” şeklindedir. Bizim önergemiz de “Araştırma ve Geliştirme ile Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun.” Ben Türkçeyi sonradan öğrendim. Kürt olduğum için, tabii Türkçeyi ilkokul yıllarında, hatta ilkokulu bitirdikten sonra öğrendim ama sanırım bizim verdiğimiz önerge Türkçe gramere daha uygundur. “Araştırma, geliştirme” olmaz, “araştırma ve geliştirme ile tasarım.” çünkü “tasarım” kanuna yeni eklenen bir faaliyet. Dolayısıyla, hem “araştırma ve geliştirme” teknik olarak, kelime olarak da birbirlerinden ayrı iki işlevi, iki faaliyeti ifade eder. Dolayısıyla “ve” ile ayrılması -daha teknik- Türkçe gramere de uygun düşer diye düşünüyorum.

Şimdi, tabii, arkadaşlar, araştırma ve geliştirme esas itibarıyla önemli bir alan ama hem araştırmanın hem geliştirmenin gerçekleşebilmesinin belli aşamaları var. Şimdi, birinci aşama, hiç şüphesiz bilgi birikim sürecidir yani bir faaliyet, bir icraat, bir hizmet ya da bir ürünün ortaya çıkabilmesi için öncelikle bir bilgi birikiminin oluşması lazım veya bir hayalin bir tasarıma dönüşmesi lazım. Bu bilgi birikiminin oluştuğu alan hiç şüphesiz eğitim kurumları ve bunun başında da üniversiteler gelmekte. Dolayısıyla, bu birinci aşama üniversiteleri ilgilendirildiği için, Türkiye’de, maalesef, mevcut üniversitelerin hem fiziki koşulları hem altyapı sorunları hem öğretim elemanlarının kalite düzeyi böyle bir araştırma ve geliştirmenin yani diğer deyişle, bilgi birikiminin, yeni bir bilginin, yeni bir tasarımın ortaya çıkmasına elverişli değil, öncelikle bu alanı geliştirmek lazım.

İkinci önemli aşaması, hiç şüphesiz biriken bilgi birikiminin veya hayalin bir tasarıya, projeye dönüşebilmesi için yine bir zeminin olması lazım. Yani, bir laboratuvarın, bir araştırma mekânının, o araştırma mekânı içerisinde bilgi birikimine sahip insanların tasarımlarını, hayallerini veya bilgi birikimini deneyebileceği, sonuçlarını görebileceği bir zemin gerekiyor ki Türkiye’de maalesef bu düzeyde hem bilimsel anlamda, hatta bilimin her alanında yeteri kadar araştırmaya elverişli zemin, laboratuvar veya benzeri araştırma mekânları yok.

Üçüncü aşaması nedir? Denenmiş olan bu bilginin, yani hayal edilen, tasarlanan veya yeni icada dönüşecek, laboratuvarda denenmiş o bilginin pratiğe geçirilmesi, uygulamaya geçirilmesidir yani bir sonuca ulaşmasıdır, bir çıktının elde edilmesidir. Bu, yine bir ürün, yeni bir ürün olabileceği gibi, var olan bir ürünün daha ileri bir düzeye getirilmesi veya bir meta ya da örneğin bir mimarın hayalinin ürünü olan bir tasarım olabilir. Dolayısıyla, bunun da pratiğe geçmesi için, yine o bilginin, o birikimin uygulanacağı -örneğin fabrika gibi- örneğin eğer tıbbi alansa bir hastanede ya da örneğin pazara yönelik bir meta ise keza onun pazarda denenmesi gerekiyor. Maalesef, Türkiye’de bunun zemini ve koşulları yok. Dolayısıyla, bizce her ne kadar araştırma ve araştırma yapacak elemanlara, özellikle bilim adamlarına, doktora veya doçentlik kariyerine, profesörlük kariyerine ulaşmış, bilgi birikimine sahip insanlara bir katkı sunacaksa da, teorik düzeyde bir fayda getirecekse de pratikte çok sonuç alıcı bir ürün elde edemeyeceğimizi, istenilen sonucun elde edilemeyeceğini düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinde yer alan “şeklinde” ifadelerinin “biçiminde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                             Mehmet Emin Adıyaman

                   Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

                 Mizgin Irgat                                     Ahmet Yıldırım

                      Bitlis                                                  Muş

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu cumhuriyet ilk kurulduğu dönemde beş toplumsal kesime çok ağır zulümler yaptı, hatta o dönemden bugüne kadar da maalesef, tarihimizde ağır katliamlar da bu topraklarda hepimizin bulunmuş olduğu coğrafyayı kana bulayacak şekilde devreye kondu. Özellikle Kürtler, Aleviler, bazılarının “siyasal İslam geleneği” dediği mütedeyyin kesimler, sosyalist kesimler ve gayrimüslim halklar cumhuriyetin 1924 Anayasası’ndaki tekçi anlayışıyla beraber, herkesi tekleştirme potasında eritme mantığıyla çok ağır zulümler gördüler. Sizler de bu ağır zulümleri görmüş olan bir gelenekten aslında geldiniz ve 2002 yılında, sizler, halka, Türkiye’de demokrasiyi geliştirme, uluslararası alanda evrensel hukuk normlarını ve Avrupa Birliği kriterlerini vadederek oy topladınız ve iktidara geldiniz. Ama, maalesef, bir ezilen damardan, cumhuriyet boyunca ağır haksızlıklara maruz kalmış olan bir siyasal gelenekten gelmenize rağmen, özellikle 2010’dan sonra sizler de muktedir olmanın öz güveniyle âdeta iktidar hastalığına yakalandınız, devletleştiniz, devlete toz konduramaz bir duruma geldiniz. Bu kürsüden devlet şu yanlışı yaptı dediğimiz anda, artık en fazla reaksiyonu bu sıralardan görüyoruz. Oysaki, bu sıralardaki her bir milletvekili bu devletin tarihinde hangi yanlışların olduğunu bizden çok daha iyi biliyor. Şimdi, böyle bir durumda, bütün özgürlükleri kısıtlamayı bu iktidarın devamı, bu devletleşme anlayışının devamı olarak, vazgeçilmez bir doğru olarak değerlendiriyorsunuz. O nedenle üniversiteyi susturmaya çalışıyorsunuz. “Üniversite biat ediyorsa olsun, biat etmiyorsa, aykırı düşünüyorsa kafasına sopayı vurup mutlaka susturmamız gerekir.” diyorsunuz. Akademisyen savaş politikalarınıza destek veriyorsa konuşsun ama “Ben savaşa ortak olmak istemiyorum, bu topraklarda barış istiyorum.” diyorsa o zaman gözaltına alıp işine son veriyorsunuz. Basın özgürlüğü, düşünce, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, bütün alanlarda maalesef siz gelmiş olduğunuz o geleneğe, deyim yerindeyse ihanet ettiniz. Ezilen bir gelenekten gelenler bu muktedirlik hastalığına yakalanma lüksüne sahip değiller, devleti kutsallaştırma anlayışına sahip değiller. Devlet ne kadar demokratikleşirse, ne kadar çoğul kimlikleri, çoğul sesleri içerisinde barındırırsa o ölçüde biz kendi sorunlarımızı çözebiliriz anlayışından hızla maalesef savruldunuz.

Hitler’in meşhur bir sözü var, özellikle otoriterlik ve diktatörlük anlayışını bisiklet sürmeye benzetir “Bir kere yola çıktınız mı artık durmamanız gerekir çünkü durduğunuz anda devrilirsiniz.” der. Keşke, 2010 yılından sonra özellikle, siz böyle bir hastalığa yakalanmış olmasaydınız. Keşke, bu ülkede çoğul demokrasiyi geliştirme adına, ezilen bütün kesimlerin hakkını hukukunu en çok siz savunuyor olsaydınız.

Sayın Bostancı cevaba hazırlanıyor; şöyle bir anekdot aktarayım: Hemingway’in ünlü bir köpek balığı tarifi vardır, der ki: “Köpek balığının dişlerini fark etmeyinceye kadar deniz altında gördüğünüzde onun büyüsüne, onun renklerine, onun o ihtişamına kapılırsınız. Devlet de böyle bir şeydir; çıkar ilişkileri, krediler, ekonomik birtakım şeyler o köpekbalığının gövdesindeki ihtişam kadar önemlidir ve insanları kendisine bağlar. Ama, ne zamanki köpek balığının dişleri görülürse o zaman o ihtişamdan eser kalmaz ama o zaman da çok geç olur.” der. Şimdi, sizin de yaşamış olduğunuz şey biraz bu Hemingway’in köpek balığı tanımına benziyor. Öyle hiçbir şeyi burada kutsallaştırmayın. Hele hele siyasal İslam geleneğinden geldiğini iddia edip devletin ve hükûmetin pratiklerini kutsallaştırma asla hiçbir milletvekiline yakışmaz diyorum.

Bugün, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un da bu kürsüde ifade ettiğimiz pek çok sorunla ilgili “yanlış yapılmışsa ki yapılma ihtimali yüksektir” anlamına gelen açıklamaları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – “Üstüne gideceğiz.” dedi. O yüzden sizler de burada körü körüne yanlışları savunmak yerine, biraz vicdanınıza ve geçmişinize bakın diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul) – Bir de siz kendinizi “check” edin, PKK’ya destek verme tavrınızı “check” edin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Özgür Özel, buyurun efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Baluken konuşması sırasında 1924’ten, kurucu iradeden bahsederken hem partimize hem partimizin kurucularına ağır sataşmalarda bulunmuştur. O konuyla ilgili cevap hakkımızı kullanmak isteriz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, kurucularına hakaret etmedim canım!

BAŞKAN – Buyurun, 69’uncu maddeye göre size söz veriyorum Sayın Özel.

Süreniz iki dakikadır.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burada uzayacak tartışmaları körükleyecek değilim ama 1924’te kurulan cumhuriyetle ilgili ve daha sonra başlayan aydınlanma devrimiyle ilgili günü geldiğinde “Bu ülkeyi Türk’ü, Laz’ı, Kürt’ü, Çerkez’i birlikte kurduk. Çanakkale’de atalarımız, dedelerimiz birlikte yatıyor.” diye söylerken daha sonra, iktidar partisiyle ortaya çıkan bir çelişkiden dolayı o dönemlere ilişkin kullanılan dilin biraz daha özenli, biraz daha az incitici olması gerekir.

Cumhuriyet Halk Partisine yönelik olarak burada zaman zaman çok haddini aşan sataşmalarda bulunuldu. Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyetin ilk dönemini hatasıyla, sevabıyla kabullenen ama bunun Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm katmanların ortak bir mücadelesi ve ortak ortaya koydukları bir ürün, inanış ve yaşayış biçimi olduğunu hep ifade ettik.

“Dersim’le hesaplaşın.” diye söylediler. Getirdik; dokuz kez, iktidar partisi Dersim’i araştırma önergemizi reddetti. Gün oldu hakikatleri araştırma komisyonunu önerdik, bundan kaçan yine Adalet ve Kalkınma Partisi oldu.

1980’de, Sayın Baluken, bizim partimiz kapatıldı, bizim genel başkanlarımız tutuklandı, bizim mal varlığımıza el konuldu. Adalet ve Kalkınma Partisinin o dönemdeki mağduriyetini anlamak için Recep Tayyip Erdoğan’ı dinlemek ve ondan çok etkilenmiş olmak gerekir çünkü o, buna kendini, partisini ve partisinin teşkilatını inandırdı ama biz, AKP’nin geldiği siyasi geleneğe saygı duyuyoruz ancak AKP’nin bu ülkede, bu salonda en az mağduriyet yaşamış ve kendi iktidarı döneminde en çok mağduriyet yaşatmış siyasi parti olduğunun da altını çizmek istiyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Baluken. Sayın Bostancı’nın söz talebi var.

Buyurun Sayın Bostancı, mikrofonunuzu açıyorum efendim.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Özgür Bey’in, HDP’li sayın hatibin konuşması üzerine sataşmadan söz alıp AK PARTİ’ye eleştiriler dolu bir konuşma yapmasını şaşırtıcı bulmuyorum. Önce bunu belirteyim.

Sayın Baluken, ulus devletle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nde zulümler ve -konuşmasının girişinde- katliamlar yapıldığından bahsetti. Zulümler bir eleştiri olabilir ama katliamlar, tarihin de reddettiği haksız bir iddiadır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, 19’uncu yüzyılda bütün dünyaya egemen olan, esasen birçok yerde örneği teşekkül eden ulus devletin bir formu olarak kurulmuştur; bir dünyanın gerçekliği olarak kurulmuştur. Ulus devletler, 19’uncu yüzyılda kuruldukları zamanda ve 20’nci yüzyıla intikal eden mirasçılarında -Türkiye Cumhuriyeti dâhil- kimi hatalar, eleştirilecek yanları vardır. Zaten demokrasi, özgürlükler vesaire bu alanda gelişmeler yaşandıkça ulus devletler de bu hatalarından geri dönmeye, devletle halkın bütünleştiği bir mecrada ilerlemeye başlamışlardır ki Türkiye Cumhuriyeti’nin de yürüdüğü mecra burasıdır.

Tarihe bakarken hakkaniyetli olmak gerekir. Hemen burada şunu belirteyim: Sayın Baluken’in de ait olduğu siyasi gelenek kendi ilham kaynağı olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet olarak kurulduğu dönemleri almaktadır. Öcalan’ın buna ilişkin atıflarını hatırlatırım. Yani bugün eleştirdikleri ulus devlet formunun daha da gerisinde bir tahayyülle, bir ulusçu devlet arayışıyla davrandıklarına ilişkin sayısız delil vardır kendi geleneklerinde. Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadığı mecra, geldiği bugünkü birikim, vardığı nokta geçmişle mukayese edildiğinde halkıyla kucaklaşan bir ulus devlet formudur.

Öte yandan, AK PARTİ’ye yönelik olarak “Siz dün mazlumdunuz, bugün zalim oldunuz. Devletle bütünleştiniz.” eleştirilerini kesin bir dille reddediyorum. Devlet, bugünkü devlet, dünkü devletten farklı olarak daha demokratik, daha özgürlükçü bir siyaset ve iktidar ilişkileri üzerinden teşekkül ediyor. Bizim devletimiz değil, herkesin devleti böyle. Bugün Sayın Baluken de burada oturuyor ve o devletin bir parçası olarak konuşuyor.

Devlet dediğimiz, orada, dışımızda olan bir kurum değil ki. Hep beraber aynı devletin bir parçası olarak görev yapıyoruz. Kendileri de bu devletin bir parçası. Biz sadece iktidarız.

Ayrıca, devlete yönelik eleştiriler elbette yapılabilir. Bunlar da yapılıyor zaten. Haksız olan, “Devlet halka katliam yapıyor.” dediğinizde bu ideolojik bir propagandaya dönük, hiçbir şekilde devletin fiillerini karşılamayan, siyasi olarak da eleştiri bağlamına yerleştirilemeyecek bir açıklamadır.

Öte yandan, akademik özgürlüklerden bahsediliyor, birkaç sayın konuşmacı daha aynı hususlara değindi. Entelektüel… Buna ilişkin birçok tanım vardır. “Epistemik statüsü eleştiri olan yaralı bilinç.” biraz şairane ama doğru, Dariush Shayegan’ın bir tanımıdır. Walter Benjamin -ki Frankfurt Okulunun önemli isimlerinden- devlete mesafeli olmayı entelektüel olmanın bir şartı olarak görür. Eğer ona bakarsak, tabii, o arkadaşın da devlette olmaması gerekir, o tanımlardan birisine bakarsak.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Devlet değil iktidar Sayın Başkan. Mesafe iktidara karşı, yanlış yorumlamayın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Her hâlükârda, entelektüel olan kişinin -devlete mesafeli olabilir, eleştirel olabilir ama- gidip de mikro düzeyde bir başka iktidar odağının dünya görüşünü de ifade eden, oraya oturan birisinin de olmaması gerekir diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Affedersiniz…

Örnek nedir, tabii bakmak lazım. Ama bu tartışmalarda hep devlete eleştirel bir referans verilirken ilgili kişilerin bir başka, daha küçük mikro iktidar çevresinin sözcüsü olma durumu atlanıyor.

Buna dikkat çekmek istedim. Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – İki sataşmadan dolayı söz isteyeceğim.

Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan sayın grup başkan vekili cumhuriyetin kurucu değerlerine ve kurucu iradesine hakaret ettiğimizi söyledi, açık bir sataşmada bulundu.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sataşmadı, doğruları söyledi, doğruları.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yine, Sayın Bostancı da konuşması sırasında, benim yapmadığım değerlendirmeler üzerinden birtakım çözümlemeler yaparak sataşmada bulundu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben de sen yapıyorsun demedim ki, ilgili siyasi gelenek dedim Sayın Baluken.

BAŞKAN – Peki, her iki sataşma nedeniyle size 69’uncu madde çerçevesinde söz veriyorum.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz dört dakikadır.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması ile Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben burada bir zihniyetten bahsettim; 24 Anayasası’nın inkârı, asimilasyonu ve imhayı esas alan, Şark Islahat Planlarıyla bugüne kadar bu ülkede yaşanan pek çok soruna kaynaklık eden bir zihniyetten bahsettim. Burada kurucu değerlere ya da kendisinin, grup başkan vekilinin belirttiği gibi, cumhuriyetin kurucularına yönelik en küçük bir ithamım ya da hakaretim olmadı. Ha, ağır eleştirilerim var ama bu ülkedeki 78 milyonun tamamının hassasiyetlerini gözeten bir milletvekili olarak onlara hakaret etmeyi kendi siyasi anlayışıma, siyasi ahlakıma zül sayarım. Dolayısıyla bunu özellikle düzeltmek istiyorum.

Diğer taraftan, tabii, yani bu ülkenin tarihinde katliamlar olmuş mudur olmamış mıdır, bu sıradaki milletvekillerinden birçoğu biliyor. Biz özellikle 1925 Şeyh Sait Kıyamı’ndan, Ağrı Zilan sürecinden Dersim katliamına kadar; oradan tutun işte Çorum, Maraş, Sivas’a kadar, yaşanan bu hadiselere bakışımızı hep ifade ediyoruz. Siz, binlerce, on binlerce insanın yaşamını yitirdiği bu süreçleri bir katliam olarak değerlendirmeyebilirsiniz ama bunları kendi doğrularınız üzerinden bize dayatma ya da dikte ettirme anlayışına veya hakkına sahip değilsiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Siz de değilsiniz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Nitekim, şuna şaşırıyorum yani Başbakan Tayyip Erdoğan bu Meclis kürsüsünde “Dersim’de katliam yapıldı.” derken hiçbirinizden ses çıkmıyor, HDP’li milletvekilleri söyleyince anormal bir savunma refleksi içerisine giriyorsunuz. Biz tabii ki tarihçi değiliz ve burada da tarihi tartıştırmıyoruz. Ama bu ülkenin gerçek demokrasisinin, kendi geçmişiyle doğru temelde bir yüzleşme, hakikatleri açığa çıkarma ve yapıcı bir şekilde bir çoğul demokrasiyi geliştirmekten geçtiğine inanıyoruz. Burada kürsüde ifade ederken de çıkıp da 78 milyonun tamamında bir rahatsızlık yaratalım, şöyle bir sinir uçlarına dokunalım, herkes bizden nefret etsin merakı içerisinde değiliz. Tam tersine, bazı hakikatlerin bu Meclis kürsüsünde özgürce tartışılması gerektiğini, geçmişle ilgili bazı şeylerin artık bu ülkenin tarihinde sağlıklı bir tartışma sürecine tabi tutulması gerektiğini söylüyoruz. Bunu söylemeye de devam edeceğiz. Yani siz inkâr edebilirsiniz ama biz 1924 Anayasası’nın ruhunun sonraki gelen darbe anayasalarıyla birlikte hâlen yaşatıldığına ve bu ülkeye, bu ülkenin halklarına yakışmadığına inanıyoruz. Bunu bir an önce değiştirip çoğul demokrasiyi esas alan; halkları, kimlikleri, inançları, dinleri bir tehlike olarak görmeyen, onların hakkını hukukunu bir toplumsal sözleşmeye kavuşturmaya çalışan bir anlayışın bir an önce yaşam bulması gerektiğini ifade ediyoruz. “AR-GE’yle ilgili getirdiğiniz yasa bir işe yaramıyor.” derken tam da bunu ifade ediyoruz. Yani, bu temel sorunlarımızla ilgili birtakım ilerlemeler sağlamadan, demokrasiyle ilgili birtakım gelişmeler sağlamadan, bu ülkede çoğul tartışma kültürünü sokaktan üniversiteye kadar yaşamın bütün alanına nüfuz ettirmeden buraya AR-GE Yasası’nı getirseniz ne, getirmeseniz ne; söylemek istediğimiz budur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/540) (S. Sayısı: 97) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:22.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Zihni AÇBA (Sakarya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

27’nci madde üzerinde iki önerge vardır.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/540 esas numaralı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinde geçen “kimya” ifadesinden sonra gelmek üzere “, istatiktik” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                      Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                           Şefkat Çetin

                     Denizli                                                Hatay                                                Ankara

                 Mustafa Mit                                    Yusuf Halaçoğlu                                     Celal Adan

                     Ankara                                              Kayseri                                               Adana

                 Kamil Aydın

                    Erzurum

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin “m)” bendinde yer alan “herhangi” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                             Mehmet Emin Adıyaman

      Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

     Mizgin Irgat                                     Ahmet Yıldırım                            Mahmut Celadet Gaydalı

          Bitlis                                                  Muş                                                  Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında söz isteyen, Mahmut Celadet Gaydalı, Bitlis Milletvekili.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27’nci madde üzerine partim ve grubum adına söz almış bulunuyorum.

Şunu arz etmek istiyorum: AR-GE, teknolojinin olmazsa olmazıdır. Yalnız, bizim toplumumuzda muzdarip olduğumuz iki hastalık var. Tanıyı, teşhisi doğru yapmazsak tedaviyi de doğru yapamayız maalesef, bu hastalıkların birisi bencillik, ikincisi de megalomani hastalıklarımız. Biz, bunlardan kurtulamadığımız sürece hiçbir zaman teknoloji toplumu da olamayız, araştırma ve geliştirme ortamı da sağlayamayız.

Ben başımdan geçen bazı olayları size aktaracağım. Tabii, yaş ortalamasının üzerinde bir yaşım var. Sene 1976, genç bir mühendisken ben kendi arzumla Hakkâri’ye çalışmaya gittim. Oranın valisi -şimdi, tabii, rahmetlik olmuştur, Allah rahmet eylesi- benim oraya gittiğimi fark edince beni yemeğe çağırıp sohbet etti benimle, aynen valinin söylediğini size aktarıyorum: Sene 1957, ilk defa Hakkâri’ye İstanbul Teknik mezunu bir mühendis kendi arzusuyla çalışmaya gitmiş, aradan on dokuz sene geçiyor, sene 1976, benim ikinci kendi arzusuyla oraya çalışmaya giden mühendis olduğumu ifade etti. Tabii, etrafıma baktığım zaman, hakikaten de bütün insanlar sağdan, soldan sürgün olarak gönderilmiş. Hani hamaset nutukları yapıyoruz ya “Kardeşiz, her tarafta eşitlik olsun.” Sayın Valiyle bu konuyu konuşurken “Sayın Valim, bu il pilot bölge ilan edilerek insanlara cazip hâle getirilebilir.” Sayın Valinin ifadesi de aynen şu oldu: “Gaydalı, burası pilot bölge ilan edildi ama gelenler pilot oldu, buraya hiçbir şey olmadı.” Şimdi, bu tür şeylerle, doğrudur, belki AR-GE’de de bazı insanları pilot yapmak için bir şeyler olur ama araştırma, geliştirme kesinlikle olmaz.

Hakkâri’deki bir anımı daha size anlatayım: Oradaki bir binayı bana gösterdiler, gezdirdiler, mükemmel bir binaydı; mimarisi, görünümü, her şeyiyle dört dörtlük. Zamanın birinde, Hakkâri mirine biri geliyor diyor ki: Ben şu kadar odalı şöyle bir bina yapacağım şu kadar sürede, zaman tanımını falan da yapıyor. Tabii, mirin pek hoşuna gitmiyor, “Peki, buyur, meydan ortada.” diyor. Adam –tabii, başına da kontroller konuyor- söylediği süre içinde hatta kullanacak taş adedini de söyleyerek bitiriyor binayı “Bu kadar taş kullanacağım.” Tabii, böyle bir ortam Batı toplumlarında olsa takdir edilir değil mi? Bu adamcağızın akıbeti ne olmuş biliyor musunuz? “Bunun ruhunda şeytan var.” diye idam edilmiş. Ne yazık ki bu kafa yapısında, bizim genlerimizde var herhâlde bu şey; bir türlü kurtulamıyoruz bundan.

Aynı şey İznik çinilerinde de olur. İznik’te çinicilikte bizim bayağı ileri bir teknolojimiz vardı. Ama zamanın birinde bir tane Osman usta çıkıyor, “İznik mavisi” diye bir tane renk çıkarıyor ve sır kullanıyor, “Kesinlikle benden sonra kimse bunu bilmesin ve benim ismimle anılsın.” İşte, ne yazık ki söylediğim bencillik ve megalomani hastalıkları toplumumuzda var. Önce bizim bunu tedavi etmemiz lazım, bundan kurtulmamız gerekiyor ki, böyle bir ortam yaratalım ki AR-GE gelişsin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gaydalı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/540 esas numaralı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinde geçen “kimya” ifadesinden sonra gelmek üzere “,istatistik” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında Kamil Aydın, Erzurum Milletvekili konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde sabrınızı zorlayacağım, kusura bakmayın ama şu ana kadarki konuşmalar hakikaten böyle bir ihtiyaç doğurdu diyorum.

Şimdi, efendim, bakın, biz mütemadiyen söyledik, dedik ki: Devlet milletin kurumsallaşmış, sistematikleşmiş hâlidir. Bu devleti çok ötekileştirmeyin, bu devleti çok böyle yabancılaştırmayın. Aslında, söylemek istediğimiz icraatların eleştirisidir. Devleti büyük bir malikâneye benzetin; büyük bir ev, çok odalı bir eve benzetin. Bu malikânede, bu evde farklı odalar var; mutfak var, yatak odası var, efendim, oturma odası var, dinlenme odası var, vesaire vesaire. Bu odaların herhangi birindeki bir sıkıntıyı tutup da o güzelim malikâneye mal etmeyin. “Toptan olarak bu malikâneyi tartışmaya tabi tutalım, yıkalım, yok edelim.”

Şimdi, bu aralar çok moda ulus devleti linç etme siyaseti. Sevgili Hocam, affınıza sığınarak söylüyorum: Dünyada, Avrupa’da ulus devlet yapısı Fransız İhtilali’yle başlamadı. Bakın, ulus devletin temelleri ta Rönesans’a kadar gider. Orta Çağ’dan bıkan Avrupa’da uluslaşma süreci ta o dönemde başlamıştır. Onun için, İngilizler “Anglikan Kilisesi” demiştir, yani kilise İngiliz kilisesi, dini millileştirmiş neredeyse Avrupa. Erasmus onun için İncil’in Latinceden, Yunancadan çevirilerini, Avrupa dillerine çevirilerini savunmuştur. Onun için, üniversitelileşme süreci Orta Çağ’dır, Fransa’da da öyledir, İngiltere’de de öyledir, Almanya’da da öyledir. Göttingen öyledir, Oxford öyledir, efendim, Sorbonne öyledir. Burada da eğitim dili o halkın diline çevrilmiştir, artık bu üniversitelerde Fransızca, İngilizce ve Almanca eğitim dili olacaktır. İşte bunlar ulus devletin ilk ayak sesleridir. Yani İngiliz demiştir ki: “Ben artık İngiliz’im, Roma’daki Vatikan Kilisesi’nin emriyle ben birlikte hareket etmeyeceğim.” Fransa’da da aynı şey olmuştur, Almanya’da da öyle şey olmuştur. Maalesef, bunlar bakın, sanki ulus devletten vazgeçmişler. Hayır, efendim, burada bir düzeltme yapıyorum: Ulus devlet süreci tamamlanmıştır Avrupa’da ve Amerika’da, Batı toplumlarında ama ne menemdir ki onlar ulus devlet olma süreçlerini tamamladıktan sonra, “melting pot” eritme potası diye kavram vardır. Buradan bu kavramı kullanan milletvekiline de söylemek istiyorum. Bu Türkiye Cumhuriyeti kurulurken böyle bir kavram kullanılmadı. Bu Amerikan yapımı bir kavramdır, eritme potasıdır; 72 milleti katmış, eritmiş, bir millet daha çıkarmış ondan ve bugün, artık o milletin bekası ve kurumsal yapısı tartışılmıyor.

Allah aşkına biz neyin peşindeyiz? Niye bunları sürekli tartışmaya tabi tutuyoruz? Burada, aslında icraatlardır tartışma konusu olan. Yani bu malikânenin mutfağında sıkıntı var.

Şu yüce Mecliste neyiz biz? Biz neyiz? Yasamayız değil mi? İşte, bu devlette, güç olan devletin organlaşmış hâlinin bir parçasıyız. Yasamayı doğru yapamıyorsak bu bizim suçumuz. Yürütme hükûmettir; yürütme iyi yürütemiyorsa, doğru yürütemiyorsa, bu onun hatasıdır, burada sorgulanması gereken yürütmedir, yargı yapamıyorsa yargıdır, yasama yapamıyorsa yasamadır.

Efendim, “Devletten uzak duralım.” Böyle bir entelektüel tanım yok. Bakın, burada kastedilen, Shayegan de, Walter Benjamin de, Said de -hatta daha fazlasını da sayabiliriz- Gramsci de diyor ki: “İktidardan uzak durun.” “Nizamın köpeği” diye bir kavram kullanır entelektüel uzmanlar, “İktidardan uzak durun.” der. Yani organik bir bilgi teknisyeni olmayın. Entelektüel, iktidara mesafe koyar, hakkı söyler, hakkı savunur; biz bunu söyledik.

Bugün, inanın, kendi iktidar yanlışlarımızı kamufle etmek için ya da Türkiye'nin birlik beraberliğini, cumhuriyetini, genç bir yapıyı, devleti yok etmek için sürekli yapay birtakım söylemler peşindeyiz. Bunlardan vazgeçeceğiz. Efendim, yolcu hatalıysa yolun günahı yoktur. Burada yolla uğraşmayalım lütfen.

Evet, Türkiye'de neredeyse soykırıma bile “evet” diyecek duruma gelmiş iktidar partisi. Yapmayın bunu lütfen. Hatalar vardır ama soykırım derecesinde değildir. Hatalar vardır tabii ki, bireysel hatalar vardır, ama burada devleti zan altında bırakmak haksızlıktır. Bu çatı, devletin varlığının bir simgesidir.

Ben şimdi size soruyorum: Aynı duyarlılığımızı, Dersim için gösterdiğimiz aynı duyarlılığımızı Dersim’deki rakamların katbekat üstünde olan depremlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – … hatalarımızdan dolayı kaybettiklerimiz için konuştuk mu? Her bayram trafik kazalarında kaybettiklerimizi on yıl üst üste koyun, inanın 50 tane Dersim hikâyesi çıkar. Niye bunları konuşmuyoruz? Neden sadece devletin bekasını yorumlayacak, sorgulayacak birtakım şeyleri dile getiriyorsunuz? Artık lütfen… Bu, siyaset üstü bir ifadedir.

Hepinizin affına sığınarak söylüyorum, siyasetimize bunu malzeme etmeyelim, o malikâneyi yıkmayalım. O devlet, o malikâne yıkılırsa altında ne yasama kalır ne yürütme kalır ne yargı kalır.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

AR-GE kanununu Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteklediğimizi hep söyledik. Eksikleri var, olumlu katkılar sağladık, Komisyon üyelerimiz Komisyonda çok ciddi katkılar sağlamaya çalıştılar. Burada da belli sayıda önergeyle daha iyiye doğru geliştirmek için bir çaba içinde olduk. Ancak, hani hep söylüyoruz ya “Artık Komisyonun olmadığı anlaşıldığından oturuma ara veriyoruz...” Biz de önergelerimize artık destek gelmeyeceği anlaşıldığından bundan sonraki maddelerde… Birkaç maddedir önerge vermedik. Ama önergeyle anlatamadığımız bir hususu burada dikkatlere sunmak istiyoruz, eğer Sayın Bakan talimat verirse ortak bir önergeyle bu iş halledilebilir.

Gelecekte görüşeceğimiz 28’inci maddede AR-GE merkezleri için bir teşvik ortaya konuyor ve teknoloji geliştirme bölgelerindeki girişimcilerden bu noktada bu AR-GE merkezlerine verilen teşvikten önemlisinin kendileri için olduğunu ve burada bir düzenleme gerektiğini ifade ediyorlar ama burada bir önerge versek, çıksak üzerinde konuşsak… Dönülüyor, Sayın Bakan… Hatta orada da şöyle bir gelenek var, benim çok hoşuma giden, Sayın Bakan nedense o geleneği takip etmiyor: Eğer ki maddeyi daha iyiye geliştiren ancak Hükûmetin maddi imkânsızlıklardan, belki ekonomik, belki başka sebeplerden katılamadığı önergelerde “Katılmıyoruz.” demek yerine “Katılamıyoruz.” demesi hem önerge sahiplerine karşı bir nezaket hem de meseleye yaklaşımı göstermek açısından... Sayın Bakan herkesin olumlu katkı yaptığı böyle bir yerde, hep iyiye -önergelerde dahi- büyük bir şevkle “Katılmıyoruz.” diyor. Hatta önergeleri reddederken de, sanki ihtiyaç varmış gibi, iki elini kaldırarak bir bakan arkadaşına da vekâlet ediyor. Onu sorduk: Kime vekâlet ediyor? “Bütün bakanların bütün bakanlara…” gibi tuhaf bir vekâletnameyi bize sundular.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonunuzu açıyorum. Sözlerinizi tamamlayınız Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - “Bütün bakanların bütün bakanlara vekâlet ettiği” gibi tuhaf bir Adalet ve Kalkınma Partisi uygulamasını dosya hâlinde sundular. Oysa, açıktır, sayın bakanların Divana, hangi bakana vekâlet ettiklerini ve o vekâletle ilgili belgeyi sunmaları lazım. O belge de usulüne uygun sunulmadığı hâlde ve ihtiyacı da yokken, hem de tüm muhalefet partileri daha iyiye götürmek için önerge verirken “Önergelere katılmıyoruz.”, iki elle de reddediyor. Biz bunu Sayın Bakana ve meselenin ruhuna yakıştıramadık. Bundan sonra da, Sayın Bakanın iyileştirme çabalarından bir fayda murat etmediği anlaşıldığından önergemiz yoktur.

Arz ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özel.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Sayın Başkan, çok kısa bir açıklama…

BAŞKAN - Sayın Bakan, buyurun efendim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; biz bu kanunun başından beri olumlu katkılara hep açık olduk. Hatta bu 28’inci maddede CHP Grubunun Komisyonda verdiği önergeyi de, Tasarım Danışma Konseyinin görüşleri doğrultusunda kriterlerin belirlenmesi noktasında -Sayın Arslan vardı, işte, Komisyondaki arkadaşımız Sayın Tahsin Tarhan burada şu anda- biz bunu kabul ettik.

Şimdi, kanunun, kanun tasarısının içeriğine yönelik verilen her önergeyi kesinlikle bizim toptan reddetmek veya “Muhalefet veriyor.” diye kabul etmemek gibi anlayışımız kesinlikle olmaz. Şu anda söylediğiniz konuda da eğer size AR-GE’yle ilgili paydaşlardan gelen “Şu olsa daha iyi olur.” dediğiniz herhangi bir şey varsa lütfen onu getirin, beraber değerlendirelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Getirdik Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır, getirmediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Didem Hanım sabahtan beri diplomasisini yaptı, “Yapamayız.” demişsiniz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kim? Hayır, bana hiç kimse gelmedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biraz önce arkadaşımız iletti efendim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır, bakın, lütfen… Şu ana kadar bana muhalefet partilerinin hiç birinden, Mecliste görüşmeye başladığımız andan itibaren yani “Şu kanunun içeriğinde şu düzenlemeyi yapsak daha iyi olur.” diyen herhangi bir şey gelmedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önergeler haddizatında öyle de…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Önergeler var zaten, önergelerimiz orada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önerge dediğimiz öyle bir şeydir de…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Önerge odur zaten.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Değerli arkadaşlar, burada, bu AR-GE kanunu biz özellikle… Türkiye'nin geleceği açısından, bütün partilerin kendi parti programlarında da, seçim beyannamelerinde de aşağı yukarı, neredeyse ortak cümlelerle vurguladığı bir alan. Bu noktada bizim kesinlikle yaklaşımımızda iktidar-muhalefet ayrımı yok ama takdir edersiniz ki verilen önerge, kanunun metnini, sadece lafzını… “İlişkin” değil de işte, efendim, “şekli” gibi böyle sadece lafız olarak bazı değişmeleri bizim burada kabul etmemiz mümkün değil ama kanun tasarısının içeriğine yönelik, içeriği zenginleştirecek, paydaşların ihtiyacını karşılayacak herhangi bir önergeye bizim kayıtsız kalmamız mümkün değil. Kayıtlara geçmesi açısından açıklama ihtiyacı hissettim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok kısa bir söz daha…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim anlayışınız için.

Sayın Bakanım, Cumhuriyet Halk Partisinin ikinci bölüm üzerinde verdiği 5 tane önergenin hiçbir tanesi, dediğiniz gibi öyle şeklî bir önerge falan değil, onları incelerseniz görürsünüz. Madem böyle söylüyorsunuz…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İçeriği zenginleştiren değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Komisyon üyemiz Didem Hanım Komisyon Başkanımız Ziya Bey’e iletmiş, Ziya Bey çok olumlu olacağını ancak bunun yük getireceğini söylemiş. Önerimiz şudur -getirin önergeyi, hemen beş dakika ara verelim, hep beraber imzalayalım- AR-GE merkezlerine sağlanan teşvikin teknoloji geliştirme bölgelerindeki girişimciler için de sağlanmasını öneriyoruz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Var zaten şu anda kanunda.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl var efendim? Komisyon Başkanı bunun kapsamı genişleteceğini, yük artıracağını söylüyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Sayın Başkan, bir açıklama müsaadenizle…

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniye efendim. Şimdi Sayın Özgür Özel bazı önerilerde bulunuyor. Siz olumlu önerileri karşılamaya hazır olduğunuzu ifade ediyorsunuz, önergeler dışındaki diğer önerileri kastetiğinizi anlıyorum bundan. Öyle anlıyorum ki arada bir anlaşmazlık var. Eğer böyle bir karşılıklı çalışma imkânı olacaksa bir ara da verebiliriz arzu ederseniz, değilse devam edeceğim. (AK PARTİ sıralarından “Devam” sesleri)

Evet, 28’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/540 esas numaralı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (f) bendinin sekizinci fıkrasında geçen “kâğıtlar” ifadesinin “değerli kâğıtlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                      Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                           Şefkat Çetin

                     Denizli                                                Hatay                                                Ankara

                 Mustafa Mit                                    Yusuf Halaçoğlu                                     Celal Adan

                     Ankara                                              Kayseri                                              İstanbul

                  Ruhi Ersoy

                   Osmaniye

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesiyle 5746 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasına eklenen “Haftalık kırk beş saatin üzerindeki ve ek çalışma sürelerine ilişkin ücretler bu istisnadan faydalanamaz.” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                             Mehmet Emin Adıyaman

      Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

     Mizgin Irgat                                     Ahmet Yıldırım

          Bitlis                                                  Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında söz isteyen, İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Gerek demin yapılan konuşmaya gerekse de Sayın Naci Bostancı’nın ulus devlet anlayışı üzerinden bize getirmiş olduğu bazı eleştirilere de bu vesileyle cevap vermek istiyorum.

Sayın Bostancı okumaya meraklı birisi ama anladığım kadarıyla söz konusu biz olunca, HDP olunca o konuda okumaktan çok zihnindeki ön yargılarla hareket etmeyi tercih ediyor. Eğer biraz inceleme şansı olmuş olsaydı, HDP’nin sadece ulus devlet anlayışına değil, bir bütün olarak ulus devletin de dâhil olduğu kapitalist moderniteye karşı olduğunu, kapitalist modernitenin 3 sacayağı olan kapitalizmi, endüstriyalizmi ve ulus devleti bir sorun olarak gördüğünü tespit edebilirdi. Biz, bu her 3 sacayağına karşı demokratik ulusu, komünal ekonomiyi ve ekolojik toplumu önceleyen bir paradigmaya sahibiz ve bunların tamamının yaşama geçmesi durumunda da gerek Türkiye'nin gerek Orta Doğu’nun temel meselelerinin çözüleceğini söylüyoruz. Dolayısıyla, Orta Doğu’daki bütün sorunların kökeni olarak, omurgası olarak gördüğümüz bir ulus devlet anlayışı üzerinden bize yöneltilen ithamları kabul etmemiz mümkün değil. Zaten yaşadığımız bütün sorunların kökeni, sadece Türkiye için değil bütün Orta Doğu için, bu eline cetvel almış emperyal güçlerin ve bölgesel hegemonik güçlerin çizmiş olduğu sınırlar ve yarattığı ulus devletlerdir. Bütün dünyada şu anda ulus devlet anlayışları aşılıyorken, ülkeler arasındaki sınırlar yerini kolektif birlikteliklere bırakıyorken siz hâlâ kendi Hükûmetiniz döneminde Rojava’yla aranıza -hani hep şikâyet ediyorsunuz ya- hendekleri kazdınız, duvarlar ördünüz; Irak’la aynı şekilde, İran’la aynı şekilde. Biz, tam tersine bu anlayışı sorunlu bir anlayış olarak görüyoruz. “Demokratik ulus” dediğimiz şey, Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın, Çerkez’in, Alevi’nin, Sünni’nin bir arada bir toplumsal sözleşmeyle haklarının çoğul demokrasiyle güvence altına alınmış olduğu bir yapıdır, bir sistemdir. Yine, kapitalizmi herhâlde anlatmaya gerek yok, Sayın Bostancı çok iyi bilir. Yani, ülkenin bir tarafında çocuklar aç olarak başlarını yastığa koyarken diğer tarafta milyon dolarlık saraylar yapmak değil, işte ona da karşıyız. Onun yerine de biz komünal bir ekonomik anlayışı, gelir dağılımı adaletsizliklerinin ortadan kaldırıldığı eşitlikçi bir anlayışı savunuyoruz. “Endüstriyalizm” derken işte bugün Artvin Cerattepe’deki durumu görüyorsunuz yani azami kâr uğruna, aşırı kâr uğruna bütün doğayı talan eden, her tarafa maden ocakları, HES’ler, bilmem barajlar yapan bir sömürü sistemi, bir talan sisteminden bahsediyoruz. Bunun, bu anlayışın yanlış olduğunu, öncelenmesi gereken anlayışın doğa ve insanı koruma üzerine bir paradigma olduğunu ifade ediyoruz. Şimdi, bu ulus devlet yapısıyla ilgili bazıları farklı düşünebilir ama biz kendimizle çelişmeme adına bunu sadece bu coğrafya için değil her taraf için savunuyoruz. Yani, düşünün ki ulus devleti eğer savunuyorsak o zaman Bulgaristan’da, bilmem Batı Trakya’da Bulgar milleti adına asimile edilen Türklerin durumunu nasıl ele alacağız? Orada inancını yaşayamayan, asimile edilen Müslümanların durumunu nasıl alacağız? Bulgar milleti yaratılıyor diye bunu bir anlayış üzerinden mi değerlendireceğiz? Bu konuda biz duruşumuzun net olduğunu ifade etmek istiyoruz. Özellikle Türkiye'nin bölünme paranoyası üzerinden bir yaklaşımı da bir kenara bırakın yani onu savunsak çıkar burada söyleriz, korkmayız, bedeli neyse de öderiz, bizim öyle bir anlayışımız yok. Yani, şu anda “Türkiye’de bir bölünme yaratalım, bir bağımsız ulus devlet, bir kürdistan yaratalım…” Bunu bir çözüm olarak görmüş olsak gelir burada söyleriz, hiç kimseden de korkmayız ama biz bunun bir çözüm olmadığını, tam tersine şu anda İsrail başta olmak üzere emperyal planların da daha çok yeni ulus devletçikler yaratarak Orta Doğu’da kendine alan yaratma arayışı içerisinde olduğunu, buna karşı en etkili panzehrin de halkların bir arada yaşayacağı demokratik ulus modeli olduğunu ifade ediyoruz. Bu konudaki düşüncemiz son derece nettir. Keşke üniversitelerimiz özgür olsaydı da bu bahsettiğim kapitalist modernite, demokratik ulus anlayışı, bunlarla ilgili araştırma yapma imkânına sahip olmuş olsalardı diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/540) esas numaralı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin (f) bendinin sekizinci fıkrasında geçen “kâğıtlar” ifadesinin “değerli kâğıtlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ruhi Ersoy (Osmaniye) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında söz isteyen Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu grubumuz adına saygıyla selamlıyorum.

Devlet, millet, devleti ebet müddet, temel kavramlarımızı oluşturan değerlerimiz ve değerlerimizin toplamı üzerine çeşitli tartışmalar yapılıyor. Elbette ki milletin kürsüsünde, milleti temsil noktasında olanlar düşüncelerini ifade edecek. Çıkış noktamız AR-GE yasası olsa da görüşler bu kürsüden ifade ediliyor. İfade edilirken kullanılan kavramlar bazen anakronik ifadeler, bazen kendisi için yeni ama uzmanlık alanı olan için sıradan kelimeler olabiliyor. Elbette burası siyaset kürsüsü, Akademia kürsüsü değil ama siyasetle Akademia’yı birleştirerek müktesebatlar üzerine insanlar görüşlerini söyleyebilirler. Milliyetçi Hareket düşüncesinde devlet ebedi müddettir; millet kavramı, bu ebedi müddetin kökü mazide olan atisidir; halk kavramı, yaşadığı kesitteki vatandaşlarıdır. Dolayısıyla, yer yüzünde varlığını ifade etmiş olan ilk Türk belgelerinde Bilge Kağan’ın Tonyukuk’un yazıtlarında yerini bulmuş olan “Ey Türk…” diye başlayan ifadelerden bugüne, bugünden de henüz ruhlar âleminde, bezmielestte, inancımıza göre “…”(x) diyerek tekrar yeryüzüne, bir Türk-İslam bedenine gönderilmek üzere bekleyen ruha kadarki olan sorumluluk da milleti oluşturur. Nasıl ki bugün gündelik yaşamda vatandaşın mutluluğunu düşünüyor, ona göre siyaset üretiyorsak bu siyaseti üretirkenki değerlerimiz, millî kimliğimiz, mazimizi var eden değerlerin toplamı üzerinde bizi var ettiği için, bugünkü gündelik hayatın içerisinde bazı konuları sadece bugüne göre değil, doğmamış olanları, doğacak olanları da hesaba katıp geleceği planlamakla mümkün olmuştur.

İşte, bin yıldır bu topraklarda var olan medeniyet, gelecek bin yıllarda da bu temel diskurla, bu temel ülküyle ancak mümkün olabilecektir. Ondan dolayı, devleti ebet müddetinde Kanuni Sultan Süleyman’ı düşündüğümüzde adaleti, kanunu, hakkı, hukuku bize getiren ve medeniyetimizdeki imparatorluğun âdeta -altın harflerle- yüz akı kabul edilen Kanuni’nin, başta, hepimizin maalesef popüler kültür üzerinden öğrendiği Şehzade Mustafa meselesi değil, ondan daha sonraki cereyan eden Beyazıt vakası ve Beyazıt’ın çocukları dâhil, kanını dökmeden boğdurarak öldürme meselesini düşündüğümüzde, belki de Kanuni, devleti ebet müddet için bunları yapan bir insandı.

Evet, birtakım değerleri seküler akılla izah edemezsiniz, bu değerler var olan manevi kuvvetin içerisinde varlıklarını göstermeden temsil ederler. Bu manevi kuvvet, bazen bir fert, bazen bir şahıs, bazen bir mebus, bazen bir vatandaş; gündelik hayatta ise bunun adına “irfan meclisi” dediğimiz, hayatın biriktirdikleriyle beraber bu medeniyetin içerisinden süzülmüş bir hâl diliyle, bir kâl diliyle, bir cümleyle kendini ifade eden bir vatandaştan terennüm edebilir. Bu değerlerin üzerinde yol yürüdüğümüzü bilerek hareket etmemiz gerektiğine inanıyoruz ve merkez-kenar ikileminde İbn-i Haldun teorisi der ki: “Kenardan merkeze gelenler, bir müddet sonra kendileri merkezîleşirler ve yeni kenarlar oluştururlar. Çürüme başladığında kenardan yeni bir yürüyüş, o çürümenin önüne geçmeye çalışır.”

İşte, on dört yıllık iktidarı sürecinde çeşitli çürümelere rağmen, “muhalefet olma” ifadelerinin içerisini başka saiklerle doldurarak kendini güncellemeye çalışan bir Hükûmet var fakat bu Hükûmetin karşısına millî birikimle ve samimiyetle bu milletin müktesebatını haiz, iyi bir hazırlık içerisinde olan Milliyetçi Hareket Partisi var. Milliyetçi Hareket Partisi de deminki bahsetmiş olduğumuz değerler manzumesinde “Önce ülkem yani devletim, sonra partim ve ben.” anlayışını ortaya koyduğu için, doğru olan işlerde, mücadelelerde yanlarında olmuştur. Siyasi iradenin, devlet anlayışını yerine getirmesi ve bu konuda kararlı olması ve katı kurallarla “Vatan bölünmez.” diyebilmesi için vereceği her türlü mücadelede bilerek ve isteyerek yanında olma prensibiyle hareket etmekteyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor, hayırlı akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 28’inci maddenin oylanmasından önce Komisyonun bir düzeltme talebi vardır.

Komisyona söz veriyorum şimdi.

Buyurun.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkan, redaksiyon kapsamında tasarının 28’inci maddesiyle 5746 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesine eklenen “Tasarım Danışma Konseyinin” ibaresinin başına meri mevzuattaki adına uygun olarak “Türk” ibaresinin eklenmesi gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, bir kısa açıklama da ben…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, size de açıklama için söz veriyorum.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel’in yaptığı açıklamayla ilgili yaptığımız görüşmede Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önergeyle talep ettiği konuyu, inşallah, bir sonraki üretim reform paketi hazırlığımız var, orada temel bilimlerin hem fen bilimlerinin hem de sosyal bilimlerin desteklenmesi kapsamında temel bilimler mezunlarını çalıştıranlara devlet bütçesinden yardım yapılmasıyla ilgili düzenlemeyi orada hayata geçireceğiz. Bunun kayıtlara geçmesini ben de özellikle belirtmek isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Bakan farklı bir konuda açıklamada bulundu.

Komisyon şunu söylüyor değerli milletvekilleri: Görüştüğümüz 28’inci maddede yer alan “Tasarım Danışma Konseyi” ibaresi, meri mevzuatta, yani ilgili Bakanlar Kurulu kararında “Türk Tasarım Danışma Konseyi” olarak geçmiş olduğu için buradaki ibareye “Türk” kelimesinin eklenmesi gerekiyor. Bu konuda bir redaksiyon yetkisiyle maddenin oylanmasını talep ediyor Komisyon. Ben de bu talebi uygun görüyorum. Eğer Genel Kurul da uygun görürse bu şekilde madde yasalaşmış olacak.

Komisyonun düzeltmesi çerçevesinde 28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinde geçen “onbeşe" ifadesinin “ona” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                    Emin Haluk Ayhan                      Celal Adan

              Hatay                                                 Denizli                                 İstanbul

          Mustafa Mit                                          Ruhi Ersoy                           Nuri Okutan

             Ankara                                              Osmaniye                               Isparta

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinde yer alan “TÜBİTAK’ın görüşü alınmak suretiyle " ifadesinin “TÜBİTAK’tan görüş alınması” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                                  Mahmut Toğrul                          Mehmet Emin Adıyaman

               Diyarbakır                                         Gaziantep                                             Iğdır

              Mizgin Irgat                                    Ahmet Yıldırım                                                                         Bitlis                         Muş                                                     

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında söz isteyen Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, bugün Suriye’ye ilişkin çokça konuştuk, birçok hatip arkadaşımız görüşlerini dile getirdi. Keza Türkiye'nin Orta Doğu ve özel olarak Suriye’ye ilişkin dış politikasını tartıştık, gündeme getirdik. Yine, PYD’nin son dönemde Türkiye tarafından top atışlarıyla baskı altına alınmasına ilişkin konular gündeme geldi, ama bildiğiniz üzere, sadece AKP Hükûmeti, PYD’yi Suriye’de bir terör örgütü olarak kabul etmekte. Buna mukabil dünyanın hemen hemen tüm ülkeleri, PYD’yi ve onun askerî gücü olan YPG’yle YPJ’yi, IŞİD ve El Kaide çetelerine karşı mücadele veren seküler, demokratik ve çoğulcu bir yapıyı savunan bir yapı olarak değerlendirmekte.

Son dört gün, hatta beş gündür Türkiye sınırlarından yapılan topçu atışlarıyla -bildiğiniz üzere- PYD’nin ele geçirdiği Suriye’deki kasaba ve köyler bombalanıyor. Bunun üzerine Rusya, Türkiye'nin bu topçu atışlarını ve tacizini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürmüştü.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) - Hey sana söylüyorum! Suriye senin neyin oluyor?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Basına düşen haberlere göre, şu anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oy birliğiyle Türkiye’ye çağrı yapıp Suriye’ye yapılan topçu atışlarına son vermesi gerektiği yönünde bir karar almış bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, biz, burada, ısrarla Türkiye'nin şu ana kadar Suriye’de yürüttüğü politikanın, hem uzun vadede hem de Türkiye'nin kendi iç dinamikleri açısından, bölge dinamikleri açısından ve Türkiye'nin çıkarları açısından doğru politikalar olmadığının hep altını çizdik, hep vurguladık. Bunu tarihten örneklerle destekledik, Türkiye’deki dinamiklerle destekledik, keza tarihî geçmişle destekledik. Hatta hatta tüm arkadaşların burada dile getirdiği Sykes-Picot Anlaşması’yla suni sınırların çizildiğini… Mesela, Türkiye-Suriye sınırının, hepinizin bildiği gibi, sadece bir tren hattının sınırı olarak belirlendiğini, bunun tarihî gerçeklere uymadığını söyledik ve Türkiye'nin özel olarak Suriye ve genel olarak da Orta Doğu siyasetinde en doğru müttefiklerinin Kürtler olacağını, hem Irak’ta hem Suriye’de ve hatta İran’da tıpkı o tarihsel geçmiş gibi doğru müttefikin Kürtler olacağının altını ısrarla çizdik. Ama maalesef AKP Hükûmeti, dış siyasette, özellikle Suriye politikasında, Kürtleri inkâr, ret, Kürt düşmancılığı üzerinden ısrarla bir politika devam ettirmekte. İşte, bu politikanın, bu yanlış politikanın uluslararası arenada, uluslararası boyutta karşılığı da tıpkı şu anda basına yansıdığı gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin almış olduğu karardır.

Buradan bir kez daha sesleniyoruz arkadaşlar: Doğru politikaya dönmek zorundadır AKP Hükûmeti, uzun vadeli bir dış politika stratejisi belirlemek durumundadır. Yoksa, bugün PYD düşman, tıpkı Güney Kürdistan’da on yıl önce yürüttüğü politika gibi, sonra, iki yıl sonrasında dost. Suriye’de aynı konuma düşmemeli. İki yıl sonra, belki bir yıl sonra bu kez Suriye’deki Kürtler bizim müttefikimiz, dostlarımız konumuna düşmeden, doğru siyaseti, doğru yöntemi bence bugünden, şu andan, yarından tezi yok, Türkiye’nin bu ittifakı, bu doğru politikayı hayata geçirmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Suriye’deki barbar IŞİD ve El Kaide örgütlerine dayanmaktan vazgeçmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinde geçen “onbeşe" ifadesinin “ona” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Ahrazoğlu (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında söz isteyen yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Öte yandan, doğası gereği daha az sayıda AR-GE veya tasarım personeliyle faaliyet gösteren sektörlerdeki işletmelerin AR-GE veya tasarım merkezi açabilmesini teminen tam zaman eşdeğer AR-GE ve tasarım personeli sayısını belirli bir sayıya kadar indirme ve sektörel farklılaştırma yapabilme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir. Bu kapsamda, ülkemiz açısından stratejik önemi haiz olan sektörlere ilişkin AR-GE ve tasarım merkezi açılabilmesi teşvik edilmiş olmaktadır.

AR-GE çalışması yapmayı hedefleyen girişimcilerin veya KOBİ'lerin daha az sayıda AR-GE ve tasarım personeliyle faaliyetlerine imkân sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinde yer alan "iptal etmek veya" ifadesinin "iptal etmek ve/veya" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                                    Mahmut Toğrul                             Mehmet Emin Adıyaman

                Diyarbakır                                          Gaziantep                                               Iğdır

               Mizgin Irgat                                     Ahmet Yıldırım                                             

                    Bitlis                                                  Muş                                                     

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde Sayın İdris Baluken, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında yaşadığımız sorunların tamamı, empati yapma duygusundan yoksun olmamızdan kaynaklanıyor. Yani biz buraya çıktığımızda bize nefret duygusuyla bakan gözlerdeki o duyguları görebiliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biz mi? Yok öyle bir şey.

HASAN TURAN (İstanbul) – İnsan olarak yoruluyoruz ayrıca.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz de hani bu sıralarda oturan herkese o anlamda çok yakınlık hissetmiyoruz ama halkın vekilleri olarak, halkın temsilcileri olarak burada belli şeylerin tartışılmasını, oyunu almış olduğumuz halkımıza karşı bir görev olarak biliyoruz.

“Düşünce özgürlüğü yok, ifade özgürlüğü yok, akademiyada özgürlük yok.” derken, bundan gerçekten mutluluk duymuyoruz, düzelsin diye söylüyoruz. Yani grup başkan vekilleri burada, bakanlar burada. Belki, hani geçmişte olduğu gibi halkın vekillerinin söylediklerine bir kulak kabartır, not alırlar, onun üzerine bu düşüncelerimizi dile getiriyoruz.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Günlerdir iddia ediyorsunuz!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bakın, ben empati duygusu için bir yazı okuyacağım, Ahmet Altan’ın 1995 yılında yazmış olduğu bir yazı ve sanırım 1 yıl 8 ay da ceza almıştı Ahmet Altan. Şöyle diyor, “Atakürt” başlıklı bir yazı: “Düşünün ki Mustafa Kemal, Selanik’te değil de Musul’da doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşı’nı Türkler ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını Kürdiye Cumhuriyeti koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla Atakürt adını alsaydı...

Kürdiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına Kürt deneceği için hepimiz Kürt sayılsaydık, Taksim’e, Kadıköy’e, Kızılay Meydanı’na, Kordon’a "Ne mutlu Kürt’üm diyene" pankartları asılsaydı...

Kürdiye’de Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında ‘deniz Kürt’ü’ oldukları iddia edilseydi…” Bunları yazan da bir Türk arkadaşlar, onu hatırlatayım: “Kürtlerin ‘yedi bin yıllık’ bir tarihi bulunduğunu, Anadolu’nun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlı’daki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık. Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık. Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı… Romanlarımızı, hikâyelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık… Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı… ‘Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var.’ dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.

İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, ‘özel timler’ bizim ‘Kürdiye Cumhuriyeti’ni parçalamak isteyen ‘ayrılıkçılar olmamızdan’ kuşkulanıp hepimize sürekli ‘suçlu’ muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık. 12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı…

Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı ‘Türk teröristlere’ yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp Diyarbakır’a, Hakkâri’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık… Biz Türkler buna razı olur muyduk, ‘işte hepiniz Kürdiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz’ sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?”

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – O söylediklerini AK PARTİ ortadan kaldırdı.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – “Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin ‘eşit’ vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?” diye giden bir yazı ve “Burada kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit olduğunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?” sorusuyla biten bir yazı.

Eğer cevabınız “hayır” ise demokrasi testinden geçmişsiniz demektir ama cevabınız hâlâ bu yazıya da, empati duygusu geliştirmeniz için buradan ifade etmeye çalıştığımız bu yazıya yönelik sataşmaysa da söyleyecek sözümüz yok diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinde yer alan “Bakanlık, uhdesindeki” ifadesinin “Bakanlık, bünyesindeki” değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        İdris Baluken                           Mahmut Toğrul                            Mizgin Irgat

          Diyarbakır                                Gaziantep                                    Bitlis

Mehmet Emin Adıyaman                                                                 Behçet Yıldırım

              Iğdır                                                                                    Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge hakkında?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Düzenlemeyle maddenin daha anlaşılır olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinde yer alan “Bu kanunun yayımını” ifadesinin “Bu kanun resmi gazetede yayımlanmasını” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        İdris Baluken                           Mahmut Toğrul                            Mizgin Irgat

          Diyarbakır                                Gaziantep                                    Bitlis

Mehmet Emin Adıyaman                                                                 Behçet Yıldırım

              Iğdır                                                                                    Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Düzenlemeyle maddenin daha anlaşılır olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

33’üncü maddede bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinde yer alan “Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.” ifadesinin “Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                           Mahmut Toğrul                   Mehmet Emin Adıyaman

           Diyarbakır                                Gaziantep                                     Iğdır

          Mizgin Irgat                           Behçet Yıldırım

               Bitlis                                    Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Düzenlemeyle maddenin daha anlaşılır olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, oyunun rengini belli etmek üzere söz talep eden milletvekillerine İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre söz vereceğim.

Lehte olmak üzere Şahin Tin, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Tin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının tümü üzerinde oyumun rengini belirtmek üzere lehte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, milletimizin huzuru, vatanımızın özgürlüğü, bayrağımızın ilelebet bu topraklarda varlığı için canlarını veren, dün Denizli’de defnettiğimiz Mustafa Uygun kardeşimiz başta olmak üzere tüm aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

AK PARTİ iktidarı olarak Türkiye'de on dört yıldır nice reformlara imza attık ve nice başarılı icraatları milletimizle birlikte gerçekleştirdik. Türkiye olarak her alanda kendini yenileyen ve güçlenerek dünyada adından söz ettiren bir ülke olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Türkiye'nin büyümesinin önündeki engeller hep birlikte aşılmalı, yerli üretim daha çok desteklenmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık, Türkiye, teknolojiyi üreten ülke olmakla yetinmemelidir, Türkiye, aynı zamanda dünyaya teknoloji satan bir ülke olmak durumundadır. Bu anlamda hazırlanan AR-GE Reform Paketi sanayicimize ve üreticimize güç verecektir. Yapılan bu yasal düzenlemeyle ülkemizde AR-GE kültürü daha da gelişecek, bilim kurullarının sanayiye güç vermesine büyük bir destek verilmiş olacaktır. Bilim adamlarımızın üretim sektörüne güç vermesi, şüphesiz, daha kaliteli ve marka değeri yüksek yerli ürünlerin piyasada olması bakımından önemlidir. Üretim, kahramanlık işidir çünkü.

Değerli milletvekilleri, üretim sektörüne ilişkin kendi ilim Denizli’den bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi, Denizli, sanayisi güçlü, girişimci insanların var olduğu, üreten bir şehirdir. Özellikle tekstil ve hazır giyim sektörü bakımından Denizli, kendini dünyaya kabul ettirmiş ve markalaşmış bir şehirdir. Tekstil ve hazır giyim sektöründe tasarımın ehemmiyeti ise son derece büyüktür. Tasarım konusunda mutlaka destek sağlamamız gerekiyor. Üzerinde konuştuğumuz tasarı, tekstil ve hazır giyim sektörü başta olmak üzere ilintili tüm sektörler için önemli bir yeniliktir. Tekstil sektörünün yanı sıra yine birçok makine, mermer, kablo ve tarım ürünleri üretimi yeni ve yerli markaların imalatıyla Denizli’den dünyaya açılmaktadır. Yenilikçi fikirlere sahip gençlerimizin desteklenmesi, üniversite-sanayi iş birliği faaliyetlerinde bulunan öğretim üyelerine güç verilmesi adına bu reform paketinin getirileri ülkemiz ve ilimiz açısından vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.

Reform niteliğinde olan bu düzenlemenin ilk ışığını yakan Sayın Başbakanımız başta olmak üzere, tasarının hazırlanmasında büyük emeği olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız, Bakan Yardımcımız, AK PARTİ Grubumuz, ilgili bürokratlarımız, iktidarıyla muhalefetiyle birlikte çalışmasını yaptığımız tüm Komisyon üyelerimize, sanayicilerimiz ve milletimiz adına şükranlarımı sunuyorum.

Son olarak şu husustan bahsetmeden geçemeyeceğim: Ülkemizde yaşanan terör uzantılı elim hadiseler bizleri derinden üzmektedir. Aslına bakıldığında, ülkemizin büyümesinin önündeki en büyük engel iç huzurumuza yönelik, dışarıdan organize edilen ve içerideki taşeronların maşa olduğu, adı her ne olursa olsun teröristlerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hiçbir milletvekilinin terör taşeronluğu yaparak kahraman güvenlik güçlerimize dil uzatması asla kabul edilemez. Bu kürsü, milletin kürsüsüdür, terörü ve teröristi destekleyenlerin nutuk attığı, hamaset yaptığı bir kürsü asla değildir ve olmayacaktır. Bu yüce millet hainleri asla unutmaz. Tarih bunun en büyük şahididir.

Değerli milletvekilleri, görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde kabul yönünde oy kullanacağımı belirtiyor, yüce heyetinizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tin.

Aleyhte Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal.

Süreniz beş dakikadır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Türkiye'nin lehine olan tüm yasalara bugüne kadar katkı verdik, katkı vermeye de devam edeceğiz lehe olanlara. Ancak, mevcut olan bu AR-GE yasa tasarısı yeterli mi? Yetersiz. Nasıl yetersiz?

Buradan şimdi Sayın Bakana soruyorum: Mevcut olan AR-GE yasasıyla ilgili, yapılacak olan buluşlar ve bu geliştirme ve araştırma neticesinde herhangi bir yasal koruma var mı? “Var” diyeceksiniz. “Hangi yasaya göre var?” diyeceğim şimdi size, “Telif Hakları Kanunu’na göre” diyeceksiniz. Telif Hakları Kanunu’na göre, Türkiye'nin sıralamasına baktığımız zaman, dünya sıralamasının altında yer almakta.

Bu açıdan, siz yasayı ne kadar mükemmel yapmaya çalışırsanız çalışın, eğer bu yasaların korunmasına yönelik düzenlemeler olmazsa bir işe yaramaz.

Burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel’in teknoloji geliştirme bölgesindeki girişimlere teşvikle ilgili talebine Sayın Bakanlık aynen şu cevabı verdi: “İleride torba yasalarımız var, onun içerisine koyarız.”

Sayın Bakanım, gerçekten, bu cevap, yasama tekniği açısından, kanun yapma tekniği açısından doğru bir teknik değil. Nedir? Yasa koyucu, yani yasama organı bir kanun yaparken, bir halı nasıl ince ilmeklerle örülüyorsa, kanunu da aynen o şekilde yapması lazım. Kanunun bu şekilde, hovardaca, yani gelişigüzel, “İleride bir daha yaparız, olmazsa değiştiririz.” mantığıyla yapılması, Parlamentonun yasa yapma tekniğine uygun bir yaklaşım tarzı değil.

Tabii, araştırma ve geliştirme, “AR-GE yasası” dediğimiz… Bunun özgür ortamda olması lazım, baskıdan arındırılmış olması lazım, hukukun üstünlüğünün olması lazım, özgürlüklerin olması lazım. Mevcut olan bu baskı ortamında bu yapılabilir mi? İleride hep birlikte bunu göreceğiz.

Niçin bu kanaate varıyorum ben? Düşünebiliyor musunuz, yargıçlar verdiği kararlardan dolayı cezaevinde. Ne yaptı bu yargıçlar? İstanbul 29. Asliye Ceza Hâkimi “hâkimin reddi” kararını kabul ettiği için şu anda cezaevindeyse, bir başka yargıç tahliye kararını verdiği için cezaevindeyse, Adana’daki Cumhuriyet Başsavcısı kaçak silahlar tırla taşındığı için gelen ihbar üzerine arama ve durdurma kararını verdiği için cezaevindeyse, emniyet mensupları yolsuzluk ve hırsızlığı araştırdığı için cezaevinde ise bu ortamda bunun ne kadar gelişebileceğinin takdirini hep birlikte ileride göreceğiz.

Evet, yasayı yaparken yasa iyi de Sayın Bakanım, ben şimdi size burada… Elimde insan hakları mevzuatı var. Anayasa’mızın 10’uncu maddesi her alanda eşitlik ilkesini arıyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2’nci maddesi eşitliği arıyor yani çalışma alanında, iş yaşamında, tüm kamu kurumlarında. Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 26’ncı maddesi eşitliği arıyor. Avrupa Sosyal Şartı Sözleşmesi’nin V. Bölümünün (E) maddesi ayrımcılık yasağını getiriyor. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesi ayrımcılık yasağını getiriyor. Bu sözleşmelerin hepsi var. Şimdi, ben sizin Bakanlığınızın bürokratlarına bakıyorum, 3 kadın kardeşimiz var, diğerlerinin hepsi erkek. Yani eşitlik ilkesi arıyoruz, ayrımcılık yasağını arıyoruz, ilk önce bu yapının, bu mantalitenin, bu düşüncenin değişmesi lazım.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Siz kendi sıralarınıza bakın!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Burada biz bürokrasiden bahsediyoruz, bu işe alınanlara, işe alınan personel arkadaşlarımıza bu ayrımcılığı yapıyorsunuz. Bürokratları alan AKP iktidarı. Yani, netice itibarıyla, bu kadar uluslararası sözleşmeler, anayasalar… Çalışma Bakanı burada. İş Kanunu’nun 5’inci maddesi her türlü ayrımcılığı reddederken, eşitlik ilkesini ararken… Ama maalesef, hangi kanunu getirirseniz getirin, bu düşünce, mantalite değişmediği müddetçe, bu kanunları, eşitliği özümsemediğiniz müddetçe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – …bu toplumda ilerlemenin, gelişmenin olacağını zannetmiyorum. İnşallah, ileride mahcup olmak isterim.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında İç Tüzük’ün 139’uncu maddesine göre Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

"Kullanılan oy sayısı : 255

Kabul  :                                            254

Geçersiz:                                          1(X)

               Kâtip Üye                                                                             Kâtip Üye

             Ömer Serdar                                                                          Zihni Açba

                 Elâzığ                                                                                Sakarya"

Tasarı, kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

Sayın Bakanın teşekkür konuşması talebi vardır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin geleceği açısından son derece önemli bir kanunu görüşmüş ve yasalaştırmış olduk. Gerçekten, dünyada özellikle bilim ve teknoloji alanında baş döndürücü gelişmeler var. Artık, dünyada bilim ve teknolojiye sahip olan ülkeler ile bilim ve teknolojiye sahip olmayan ülkeler arasındaki fark her geçen gün açılıyor. Dünya artık dördüncü sanayi devrimine doludizgin ilerliyor. Türkiye, bu yarıştan kopmamak için, orta gelir tuzağında daha fazla takılıp kalmamak için mutlaka daha katma değeri yüksek ürünler üretmek, üretim yapısını nitelikli ve sürekli hâle getirmek zorundadır. Bu açıdan da Türkiye için mecburi istikamet AR-GE ve inovasyondur. Türkiye bilim ve teknolojide, AR-GE ve inovasyonda ya üreten, geliştiren ve ihraç eden ülke olacak veya ithal eden, kullanan ve tüketen bir ülke olacak. Biz AK PARTİ iktidarı olarak, Türkiye'nin üreten, geliştiren ve ihraç eden bir ülke olmasını istiyoruz; bugüne kadarki tüm politikalarımız Türkiye'nin bu noktada bütün altyapısını güçlendirmeye yöneliktir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür konuşması değil, propaganda konuşmasına döndü Sayın Başkan, teşekkür etmiyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – İşte sizlerin değerli katkılarıyla, gerçekten büyük bir özverili çalışmanın sonucunda kanunlaşan bu AR-GE tasarısı da Türkiye'nin daha katma değeri yüksek ürün üretmesi, nitelikli ve sürdürülebilir üretim yapısına kavuşması için son derece önemli bir adımdır.

Ben bu kanunun ülkemiz için, bilim ve teknoloji ekosistemimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Bu tasarının yasalaşmasında emeği geçen bütün milletvekili arkadaşlarımıza özellikle teşekkür ediyorum. Kanunun çıkmasında katkı veren iktidar muhalefet bütün gruplarımızın grup başkan vekillerine ve grup üyelerine teşekkür ediyorum. Kanunun hazırlık sürecinde, yasalaşma sürecinde büyük bir özveriyle çalışan Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonumuzun Değerli Başkanına ve tüm üyelerine ayrıca çok çok teşekkür ediyorum. Kanunun hazırlanmasında emek veren bütün mesai arkadaşlarıma ve bu kanunun hazırlanmasında katkı ve emek veren bütün paydaşlarımıza da çok çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, size de çok teşekkür ediyor, kanunumuzun ülkemiz, milletimiz ve geleceğimiz için hayırlı olmasını diliyor, her birinizi en içten sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Ben de Başkanlık Divanı üyelerine, Kanunlar Kararlar Başkanlığı personeline, stenograf arkadaşlara, kavas arkadaşlara, hizmeti geçen bütün arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemin 2’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Genişletilmiş Bilgi Değişimi Yoluyla Uluslararası Vergi Uyumunun Artırılması Anlaşması ve Eki Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Genişletilmiş Bilgi Değişimi Yoluyla Uluslararası Vergi Uyumunun Artırılması Anlaşması ve Eki Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/310) (S. Sayısı: 6)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun olmayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 17 Şubat 2016 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 23.46



(x) 97 S. Sayılı Basmayazı 9/2/2016 tarihli 36’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.